İran, Sadr'ı Irak'ın siyasi istikrarını bozmak için mi destekliyor?

Sadr Hareketi destekçileri Nasiriye'de yerel seçimleri boykot ettiklerini açıklarken, 14 Aralık 2023 (AFP)
Sadr Hareketi destekçileri Nasiriye'de yerel seçimleri boykot ettiklerini açıklarken, 14 Aralık 2023 (AFP)
TT

İran, Sadr'ı Irak'ın siyasi istikrarını bozmak için mi destekliyor?

Sadr Hareketi destekçileri Nasiriye'de yerel seçimleri boykot ettiklerini açıklarken, 14 Aralık 2023 (AFP)
Sadr Hareketi destekçileri Nasiriye'de yerel seçimleri boykot ettiklerini açıklarken, 14 Aralık 2023 (AFP)

Rüstem Mahmud

Iraklı üst düzey bir siyasi kaynak Al-Majalla’ya yaptığı açıklamada, İran'ın Irak’taki Şii siyasi güçlere yönelik stratejisinde köklü değişiklikler olduğunu söyledi. Kaynak, bu değişikliklerin, ülkedeki siyasi istikrarı ve güvenliği bozmak ve geçmiş dönemde İran’ın nüfuzundan göreceli de olsa bağımsızlaşan bazı Iraklı Şii siyasetçi ve güçlerin ‘gücünü budamak’ için Sadr Hareketi’ne yönelik üstü kapalı desteğini önümüzdeki dönemde de sürdürmesi anlamına geldiğini ifade etti.

Sadr Hareketi lideri Mukteda es-Sadr, 2022 yılının haziran ayı ortalarında Irak’taki siyasi süreci tamamen boykot ettiğini açıklamış ve yaklaşan genel seçimlere ‘hiçbir şekilde’ katılmama kararı almıştı. Bu karar öncesinde, 2021 yılının ekim ayında yapılan milletvekili seçimlerinin ardından ülkede ciddi bir siyasi kriz yaşandı. Sadr Hareketi, Temsilciler Meclisi’ndeki 325 sandalyeden 73'ünü kazanarak en büyük blok oldu. Kürdistan Demokrat Partisi (KDP) ve (Sünni) Tekaddum Partisi ile üçlü bir ittifak kurdu. Ancak Hukuk Devleti Koalisyonu lideri ve eski Başbakan Nuri El Maliki öncülüğünde Koordinasyon Çerçevesi çatısı altında bir araya gelen Şii güçler, Üçlü Koalisyon’un cumhurbaşkanı seçmesine ve yeni bir hükümet kurmasına izin vermedi. Yeni cumhurbaşkanını seçmek için üçte ikilik yeter sayıya ulaşılamaması, ülkede ciddi bir siyasi krize neden oldu. Sadr taraftarları ile Koordinasyon Çerçevesi destekçileri arasında 2022 yılının Ağustos ayı sonlarında çıkan silahlı çatışmalarda 30'dan fazla kişi öldü, aralarında onlarca askerin ve güvenlik görevlisinin de bulunduğu en az 700 kişi yaralandı.

xsdvfbgn
Mecf kentinde aralık ayındaki yerel seçimleri boykot eden pankartlar taşıyan Mukteda es-Sadr destekçileri (AFP)

Al-Majalla’ya konuşan kaynak, Irak'ta son iki ay içinde meydana gelen üç siyasi gelişmenin İran'ın ‘Irak'taki iç durumun istikrarına ilişkin endişelerini’ artırdığını söyledi. Kaynak, söz konusu gelişmelerin Irak'ın istikrarının İran'ın kontrolünden çıkmasını mümkün kıldığını ve bazı noktalarda Irak'ın stratejik siyasi kararlarının 2003 yılından bu yana ilk kez İran nüfuzundan bağımsız olabileceğini gösterdiğini vurguladı.

İran şimdi siyasi süreç üzerinde baskı ve gerilim yaratarak söz konusu Iraklı Şii isimleri İran'ın Irak’taki ve bölgedeki rolüyle yeniden ilişkilendirmek istiyor.

Örneğin, ABD'nin baskısı ve yerel diplomasi, Bağdat ile Erbil arasında çözüm bekleyen meselelerde, özellikle de Irak Kürt Bölgesel Yönetimi’ndeki (IKBY) memurların maaşları konusunda siyasi bir uzlaşıya varılmasını sağladı. Irak hükümeti, ülkenin başlıca siyasi güçleriyle uzlaşarak, silahlı grupları ve milisleri dizginlemeyi ve özellikle Başbakan Muhammed Şiya es-Sudani'nin ABD ziyaretinden sonra, ABD’nin Irak'taki ve bölgedeki askeri üslerine daha fazla saldırı düzenlemelerini önlemeyi de başardı. Irak hükümeti ayrıca ABD askerlerinin Irak’tan bir an evvel çıkması ve Irak'taki askeri üslerinin lağvedilmesi yönündeki hem siyaset çevrelerinden hem de halktan gelen çağrılara yanıt vermek yerine, konuyu uzun soluklu Irak-ABD müzakerelerine bıraktı.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın geçtiğimiz ay Irak'a gerçekleştirdiği olağanüstü ziyaret sırasında Ankara ile hem Bağdat hem de Erbil arasında, Irak ekonomisi ile Türkiye ekonomisi arasında köprüler kuracak onlarca stratejik ekonomik anlaşma imzalandı. Anlaşmaların Türkiye'nin Irak'taki etkisini artırması ve böylece İran'ın rolünün azalmasına neden olacağı tahmin ediliyor.

Bundan kısa bir süre önce Birleşmiş Milletler Irak Yardım Misyonu (UNAMI) Başkanı Jeanine Hennis-Plasschaert, BM Güvenlik Konseyi'ne (BMGK) verdiği son brifingde, UNAMI’nin Irak'ta seçimler, siyasi çalışmalar ve insan hakları alanlarındaki çalışmalarını tamamen sona erdireceğini ve Irak hükümetinin talebi üzerine Irak'ta sadece bir BM koordinatörü bulunduracağını açıklamıştı. Şarku’l Avsat’ın Majalla’dan aktardığına göre bu adım, Irak'taki siyasi sahnesini ve genel atmosferi uluslararası kurumlardan, özellikle de BMGK’dan dışlamak için İran'ın baskısıyla atıldı. UNAMI Başkanı, BMGK’ya düzenli olarak brifing verdi ve her seferinde İran bağlantılı milislerin ülkenin siyasi istikrarının bozulmasındaki olumsuz rolüne dikkati çekerek, Irak hükümetini ve siyasi güçleri uluslararası topluma karşı tamamen sorumlu tuttu.

Bu gelişmelerden sadece iki hafta önce, IKBY’nin Kormor Gaz Tesisi’ne insansız hava aracıyla (İHA) dört işçinin ölümüne ve bölgenin enerji şebekesine zarar vererek, büyük bir bölümünün enerji kesintisine uğramasına neden olan beklenmedik bir saldırı düzenlendi. Bu ani saldırı, Erbil ile Bağdat arasında birtakım uzlaşıların sağlandığı ve bu uzlaşıları bozmak isteyen tarafların suçlamalarla karşı karşıya kaldığı bir dönemde gerçekleşti.

zhumöı
Iraklı Şii din adamı Mukteda es-Sadr Kufe Camii'nde vaaz verirken, 4 Kasım 2022 (AFP)

Irak'taki Hizbullah yapılanmasının üst düzey liderlerinden din adamı Muhammed el-Kevserani’nin son iki haftadır İran'a bağlı birçok Iraklı silahlı grupla temaslarını yoğunlaştırdığını ve bu gruplarla, başta silahlı kanadı Mehdi Ordusu olmak üzere Sadr Hareketi arasında ortak bir zemin bulmaya çalıştığını söyleyen Iraklı kaynak, “Kevserani, İran ve Hizbullah tarafından geleneksel olarak Irak'taki silahlı grupların yönetiminin denetçisi olarak kabul ediliyor” dedi. Kaynak, söz konusu grupların, Sadr ve destekçilerinin Irak hükümetinin stratejisine aykırı olsa bile ülkede gerçekleştirebilecekleri herhangi bir siyasi ya da halk hareketine karşı çıkmamaları gerektiğini de belirtti.

Irak'taki Hizbullah yapılanmasının üst düzey liderlerinden din adamı Muhammed el-Kevserani, son iki haftadır İran'a bağlı birçok Iraklı silahlı grupla temaslarını yoğunlaştırırken, bu gruplarla Sadr Hareketi arasında ortak bir zemin bulmaya çalıştı.

Sadr Hareketi’nin lideri Mukteda es-Sadr, geçtiğimiz nisan ayı ortalarında hareketin adını ‘Şii Ulusal Hareketi’ olarak değiştirdiklerini açıkladı. Gözlemciler, Sadr'a yakın isimlerin Irak basınında boy göstermeye başlamasıyla birlikte isim değişikliğini, Mukteda es-Sadr’ın Irak siyaset sahnesine dönüşünün sinyali olarak değerlendirdi. İsim değişikliğinin, Sadr Hareketi’nin Mukteda es-Sadr'ın genel himayesi ve rehberliği altında siyasi sürece katılımının bir devamı olacağını söyleyen kaynak, ancak bu katılımın ayrıntılı bir örgütsel katılım olmayacağını, sadece Sadr'ın yaklaşık iki yıldır süren ‘siyasi tecridinin’ kırılmış olacağını belirtti. Sadr, isim değişikliği duyurusundan sadece birkaç gün önce, Irak'taki en büyük Şii dini merci olarak kabul edilen Ayetullah Sistani’yi ziyaret etmiş, yerel ve bölgesel olaylara ilişkin siyasi ve sahadaki tutumlarını açıklamaya başlamıştı.

Mukteda es-Sadr, isim değişikliği açıklamasından birkaç gün sonra siyasi tecridi çerçevesinde son yıllarda yapmadığı bir şekilde, babası Muhammed Sadık es-Sadr'ın şehit edilişini anacağını duyurdu. Sadr, bu vesileyle destekçilerine siyasi bir konuşma yaparak ilan ettiği yeni siyasi hareketin kimliğini ve siyasi görevlerini açıkladı. 

Iraklı kaynağa göre İran, Sadr'ın iki yıl önce siyasi süreçten aniden çekilmesinin yarattığı travma nedeniyle ne KDP'nin ne de Tekaddum Partisi'nin Sadr ile gelecekte, özellikle de yaklaşan seçimlerde herhangi bir siyasi ittifaka katılmayacağına emin. Sadr'ın iki yıl önce siyasi süreçten aniden çekilmesi, KDP ve Tekaddum Partisi'nin zayıf konuma düşmelerine, Koordinasyon Çerçevesi güçleriyle müzakerelere gitmek zorunda kalmalarına ve onların Muhammed Şiya es-Sudani liderliğinde Irak hükümetinin kurulması için Devleti Yönetme İttifakı’nın oluşturulması konusundaki dayatmasını kabul etmelerine yol açmıştı.

Kaynağa göre İran, bu doğrultuda Sadr'ın içeride kendisine siyasi müttefikler edinmesini sağlamaya çalışıyor. İran, Sadr'ın baskıları ve sokak hareketleriyle, mevcut Başbakan Muhammed Şiya es-Sudani'nin ne pahasına olursa olsun ikinci bir dönem daha başbakanlık yapma arzusunun, özellikle Koordinasyon Çerçevesi güçlerinin liderleriyle yaşadığı anlaşmazlıkların ardından Sadr ve Sudani'yi önümüzdeki yıl yapılması planlanan genel seçimlerde bir araya getirebileceğini ve siyasi bir ittifak oluşturmalarını sağlayabileceğini düşünüyor.

zxcfvgbh
Başkent Bağdat'ta Temsilciler Meclisi’ndeki bir oturuma katılan Iraklı milletvekilleri, 3 Eylül 2018 (AP)

Öngörülen ittifak, parlamenter blok ve siyasi ağırlık açısından Koordinasyon Çerçevesi güçlerine paralel olacağından tarafların hiçbiri ne yeni bir cumhurbaşkanı seçebilecek ve yeni bir hükümet kurabilecek bir parlamento bloğu oluşturabilecek. Elbette Sadr, Koordinasyon Çerçevesi güçlerinin gelecekteki herhangi bir Irak hükümetinde yer almasını kabul etmeyecektir. Zira son dönemdeki tüm siyasi tercihini bu ret üzerine inşa etti. Ancak bunun yanında hiçbir zaman tek başına bir hükümet kuramayacağı gibi, eskisi gibi istediğinde de siyasi süreçten ayrılamayacak.



Trump, özel görüşmelerinde kendisini "gelmiş geçmiş en güçlü insan" olarak tanımlıyor

ABD Başkanı Donald Trump, 30 Nisan 2026'da Washington, D.C.'deki Beyaz Saray'ın Oval Ofisi'nde düzenlenen başkanlık kararnamesi imzalama töreninde basın mensuplarının sorularını yanıtlıyor (EPA)
ABD Başkanı Donald Trump, 30 Nisan 2026'da Washington, D.C.'deki Beyaz Saray'ın Oval Ofisi'nde düzenlenen başkanlık kararnamesi imzalama töreninde basın mensuplarının sorularını yanıtlıyor (EPA)
TT

Trump, özel görüşmelerinde kendisini "gelmiş geçmiş en güçlü insan" olarak tanımlıyor

ABD Başkanı Donald Trump, 30 Nisan 2026'da Washington, D.C.'deki Beyaz Saray'ın Oval Ofisi'nde düzenlenen başkanlık kararnamesi imzalama töreninde basın mensuplarının sorularını yanıtlıyor (EPA)
ABD Başkanı Donald Trump, 30 Nisan 2026'da Washington, D.C.'deki Beyaz Saray'ın Oval Ofisi'nde düzenlenen başkanlık kararnamesi imzalama töreninde basın mensuplarının sorularını yanıtlıyor (EPA)

ABD Başkanı Donald Trump, eski bir reality show yıldızı olarak bilinen geçmişine rağmen son günlerde müttefiklerine göre kendisini “tarihte yaşamış en güçlü insan” gibi tanımlayan açıklamalar yapıyor.

İngiliz The Independent gazetesinin aktardığına göre, Trump’a yakın bir isim The Atlantic dergisine verdiği demeçte, Trump’ın “son zamanlarda kendisini gelmiş geçmiş en güçlü insan olarak gördüğünü” söyledi. Aynı kaynak, Trump’ın “büyük gücü ve güçlü iradesi sayesinde başkalarının yapamadığı şeyleri yapan kişi olarak hatırlanmak istediğini” ifade etti.

ABD yönetiminden bir yetkili de dergiye yaptığı açıklamada, Trump’ın “siyasi hesaplarla sınırlı olmadığını ve siyasi çıkarlar yerine doğru olanı yapabildiğini” savundu; bu yaklaşımın İran’a yönelik saldırı kararını da açıkladığını belirtti.

Beyaz Saray Sözcü Yardımcısı Olivia Wells ise The Independent’a yaptığı açıklamada, Trump’ın her gün “güçlü, güvenli ve refah içinde bir Amerika için mücadele ettiğini” belirtti ve “onun ilgilendiği tek miras, Amerika’yı her zamankinden daha büyük yapmak” dedi.

ABD Başkanı Donald Trump, Beyaz Saray'ın Oval Ofisinde gazetecilere konuşuyor, 30 Nisan 2026 (AP)ABD Başkanı Donald Trump, Beyaz Saray'ın Oval Ofisinde gazetecilere konuşuyor, 30 Nisan 2026 (AP)

Haberde, Trump’a yakın çevrelerin onun küresel tarih içinde merkezi bir figür olarak kendini gördüğünü düşündüğü belirtilirken, Trump’ın da bu algıyı zaman zaman açıkça dile getirdiği aktarıldı.

Trump, Beyaz Saray Muhabirleri Derneği etkinliğine yönelik silahlı saldırı girişiminin ardından yaptığı açıklamada, suikastlar üzerine yaptığı çalışmalardan bahsederek, Abraham Lincoln gibi “en etkili insanların hedef alındığını” söylemişti.

Ayrıca Trump ve destekçilerinin, federal kurumlarda, pasaportlarda, para birimlerinde ve bazı anıtsal yapılarda kendi isim ve görüntüsünün daha fazla yer almasını savunduğu; Beyaz Saray’ın doğu kanadının yıkılarak yeni bir salon inşa edildiği ve bunun başkanlık merkezini onun vizyonuna göre yeniden şekillendirdiği ifade edildi.

Haberde ayrıca Trump’ın bazı açıklamalarında kendisini “kral” olarak nitelendirdiği ve ABD Anayasası’na aykırı olarak üçüncü bir dönem için aday olma fikrini de kamuoyunda gündeme getirdiği belirtildi.


Amerika Birleşik Devletleri, "Sumud Filosu"nun Gazze'ye ulaşma girişimini kınadı

Gazze'ye gitmeyi amaçlayan "Küresel Sumud Filosu" bünyesindeki gemiler pazar günü İspanya'nın Barselona limanında demirledi (EPA)
Gazze'ye gitmeyi amaçlayan "Küresel Sumud Filosu" bünyesindeki gemiler pazar günü İspanya'nın Barselona limanında demirledi (EPA)
TT

Amerika Birleşik Devletleri, "Sumud Filosu"nun Gazze'ye ulaşma girişimini kınadı

Gazze'ye gitmeyi amaçlayan "Küresel Sumud Filosu" bünyesindeki gemiler pazar günü İspanya'nın Barselona limanında demirledi (EPA)
Gazze'ye gitmeyi amaçlayan "Küresel Sumud Filosu" bünyesindeki gemiler pazar günü İspanya'nın Barselona limanında demirledi (EPA)

Amerika Birleşik Devletleri, Gazze’ye doğru yola çıkan ve İsrail tarafından durdurulan “Küresel Sumud Filosu”nu kınayarak, müttefik ülkelerin bu gemilerin kendi limanlarından ayrılmasını engellemesi gerektiğini bildirdi.

ABD Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Tommy Pigott dün yaptığı açıklamada, “Uluslararası hukuka uygun olarak limanlar, kıyı devletlerinin tam egemenlik yetkisi kullandığı iç sulardır. ABD, tüm müttefiklerinden bu sonuçsuz siyasi girişime karşı kararlı adımlar atmalarını; filoya katılan gemilerin limanlara girişini, demirlemesini, ayrılmasını veya yakıt ikmali yapmasını engellemelerini beklemektedir” ifadelerini kullandı.

Pigott ayrıca, ABD’nin “Hamas yanlısı bu filoya destek verenleri sorumlu tutmak için elindeki araçları kullanacağını ve müttefiklerinin bu yönde atacağı hukuki adımları destekleyeceğini” belirtti.

Şarku’l Avsat’ın aldığı bilgiye göre “Küresel Sumud Filosu” girişimi, İsrail’in Gazze Şeridi’ne uyguladığı ablukayı kırmaya yönelik son girişim olarak öne çıkıyor. Abluka, Hamas’ın 7 Ekim 2023’te İsrail’in güneyine düzenlediği benzeri görülmemiş saldırının ardından başlayan ve iki yılı aşkın süredir devam eden savaş bağlamında sürüyor.

Öte yandan, sol eğilimli hükümetinin politikaları sık sık ABD Başkanı Donald Trump ile ayrışan İspanya, İsrail’in filoya müdahalesini kınadı ve Madrid’deki İsrail maslahatgüzarını Dışişleri Bakanlığı’na çağırdı.


‘İran rejimini devirme’ hedefi, Washington ile Tel Aviv arasında bir krize yol açtı mı?

ABD Başkanı Donald Trump, Knesset’te İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ile konuşuyor. (Arşiv – AFP)
ABD Başkanı Donald Trump, Knesset’te İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ile konuşuyor. (Arşiv – AFP)
TT

‘İran rejimini devirme’ hedefi, Washington ile Tel Aviv arasında bir krize yol açtı mı?

ABD Başkanı Donald Trump, Knesset’te İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ile konuşuyor. (Arşiv – AFP)
ABD Başkanı Donald Trump, Knesset’te İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ile konuşuyor. (Arşiv – AFP)

İsrail haber sitesi Ynet’e göre, İran’a karşı son dönemde yaşanan savaşla ilgili gelişmeler, askeri operasyonun belirtilen hedefleri ile İsrail ve Amerikan kaynaklarının savaşın gerçek amacı olarak nitelendirdiği şey arasında giderek büyüyen bir uçurumu ortaya koyuyor. Güvenlik ve istihbarat yetkililerine göre, her iki ülkenin siyasi liderleri Tahran hükümetini devirmek için doğrudan bir plan olmadığını reddetse de, ABD ve İsrail, İran rejimini varlığını tehdit edecek derecede zayıflatmayı hedefleyerek bu çatışmaya girdi.

28 Şubat’ta başlatılan operasyona dair sızdırılan bilgiler ve belgeler, Washington ile Tel Aviv arasındaki tartışmaların geleneksel askeri caydırıcılığı aşarak rejim değişikliği senaryolarının tartışıldığına işaret ediyor. Beyaz Saray’daki bir operasyon odasında, ABD Başkanı Donald Trump ve İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun katıldığı bir toplantıda, İran rejiminin devrilme olasılığına dair istihbarat raporları sunulmuştu.

Ynet’in üst düzey bir İsrailli istihbarat yetkilisinden aktardığına göre, İran’ın yüksek rütbeli liderlerinin ve Besic güçlerinin hedef alınmasının, İran rejimini içeriden zayıflatma ve büyük çaplı siyasi kargaşa için zemin hazırlama çabası olarak değerlendirilebileceği ifade ediliyor.

İsrail’in dışlanması

Ancak İran rejiminin çöküşüne yönelik beklentiler gerçekleşmedi. Tahran’daki yönetimin devrilme ihtimalinin azalmasıyla birlikte, ABD-İsrail arasındaki görüş ayrılıkları kamuoyuna yansımaya başladı. Ardından Washington, İsrail tarafından ‘tam dışlanma’ olarak değerlendirilen bir adım atarak, İran ile sonraki müzakerelerde Tel Aviv’i tamamen devre dışı bırakma kararı aldı.

İsrailli yetkililere göre, İsrail artık savaşın durdurulması ya da çözüm şartları üzerine yapılan müzakerelerde gerçek bir ortak değil; ayrıca ABD-İran görüşmeleri hakkında yeterli bilgi alamıyor. İsrailli bir güvenlik yetkilisi, “Karar tamamen Amerikalıların elinde. İsrail, olan bitenin ne olduğunu ya da nereye gittiğini bilmiyor” şeklinde bir açıklama yaptı.

İsrail çevreleri, ABD’nin İran rejimini zayıflatma ya da devirme planı başarılı olsaydı Washington’ın Tel Aviv’e farklı bir tutum sergileyeceğini düşünüyor. Ancak bu senaryonun başarısız olması, Amerikan yönetimini önceliklerini yeniden gözden geçirmeye ve İsrail’in bakış açısından uzak bir yol haritası çizmeye itti.

İsrail’in yalnızlık hissini pekiştiren bir diğer gelişme ise ABD Genelkurmay Başkanı Dan Caine’nin operasyonların ardından yaptığı konuşma oldu. Caine, Körfez’deki müttefiklere teşekkür etti, ancak İsrail’i bu ortaklar listesinde anmadı.

Savaşı sona erdirmek için üçüncü bir senaryo

Tahran’da, yeni Dini Lider Mücteba Hamaney ve askeri komutanların yer aldığı bir propaganda afişinin önünde nöbet tutan İranlı bir asker (EPA)Tahran’da, yeni Dini Lider Mücteba Hamaney ve askeri komutanların yer aldığı bir propaganda afişinin önünde nöbet tutan İranlı bir asker (EPA)

Tam askeri zafer seçeneğinin tıkanması ve Washington ile Tahran arasında kapsamlı bir anlaşmaya varılma olasılığının karmaşıklaşmasıyla birlikte, İsrailli kaynaklar ‘üçüncü senaryo’ olarak tanımladıkları bir yaklaşımın şekillendiğini bildiriyor. Bu senaryo, nihai bir anlaşma ya da doğrudan savaşa dönüş olmadan, açıklanmayan bir ‘sükûnet durumunun’ sağlanmasını öngörüyor.

Bu senaryoya göre, her iki taraf da kendi hedeflerini gerçekleştirdiğini duyuracak ve Körfez ile bölgede karşılıklı bir rahatlama süreci devam edecek. Bu çerçevede, ABD İran’a karşı siyasi ve ekonomik baskısını sürdürecek, İran ise füze programlarını ve temel nükleer kapasitesini koruyarak, geniş çaplı yeni bir çatışmaya girmemek için çaba gösterecek.

Şarku’l Avsat’ın Ynet’ten aktardığına göre İsrailli yetkililer, bu seçeneğin sınırlı sonuçları olmasına rağmen, İran’a büyük stratejik ve ekonomik kazançlar sağlayacak kapsamlı bir anlaşmadan daha az kötü olabileceğini savunuyorlar. Ayrıca bu senaryo, koşullar değişirse gelecekte askeri operasyonların yeniden başlatılması için kapıyı açık bırakıyor.

Ancak, bu yaklaşımın İsrail içinde karşıtları da bulunuyor. Bu görüşe karşı çıkanlar, ‘geçici turlar’ politikasına geri dönmenin, 7 Ekim saldırılarının ardından İsrail liderliğinin, açık savaşların tekrarlanmasını önlemeye yönelik verdiği sözlerle çeliştiğini belirtiyorlar.

Nükleer anlaşma ve füze krizi

İran’ın Buşehr Nükleer Reaktörü (Reuters)İran’ın Buşehr Nükleer Reaktörü (Reuters)

Tahminlere göre, şu anda devam eden müzakereler esas olarak İran’ın nükleer programına odaklanmış durumda, ancak balistik füze dosyası neredeyse tamamen masadan kaldırıldı. Zira İran, füze programını herhangi bir müzakereye dahil etmeyi reddetti.

İsrail’de yayılan bilgilere göre, önerilen planlar arasında İran’ın zenginleştirilmiş uranyum stoğundan feragat etmesi (ya zenginleştirme oranını düşürerek ya da bu malzemeleri başka bir ülkeye Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (UAEA) gözetiminde transfer ederek), bunun karşılığında ise ekonomik yaptırımların kaldırılması yer alıyor.

Ayrıca, nükleer zenginleştirme faaliyetlerinin uzun vadeli durdurulması gündemde. Ancak, bu konuda ABD’nin önerdiği süre ile İran’ın bakış açısı arasında anlaşmazlıklar bulunuyor ve bölgesel arabulucular da bir ara çözüm arayışında devreye giriyor.

Ancak, İsrail’de en büyük endişeyi yaratan senaryo, sınırlı bir anlaşma yapılması ihtimali. Bu senaryoya göre, savaş sona erdirilecek ve Hürmüz Boğazı’ndaki deniz trafiği yeniden açılacak, karşılığında İran, nükleer silah geliştirmeyeceğine dair genel bir taahhütte bulunacak ve ABD yaptırımları kaldırılacak. En karmaşık dosyalar ise sonraki müzakerelere bırakılacak.

İsrailli çevreler, böyle bir anlaşmanın İran rejimine nefes alma fırsatı vereceğini, ekonomik ve siyasi istikrarını yeniden kazanmasını sağlayacağını ve bölgedeki etkisini yeniden inşa etmesine yardımcı olacağını düşünüyor. Bu etki, özellikle İran’ın bölgedeki müttefiklerini -en başta da Hizbullah’ı- desteklemek için kullanılabilir.

Aynı zamanda bu çevreler, olası bir yeni Amerikan saldırısının büyük olasılıkla sınırlı ve gösteriş amaçlı olacağını, tam kapsamlı bir savaşa dönüşme olasılığının ise daha önce hiç olmadığı kadar düşük olduğunu belirtiyorlar. Bunun nedeni, ABD ve İsrail’in sahip olduğu savunma füze stokları ve mevcut stratejik baskılar.