İran Cumhurbaşkanı'nın helikopterini bulmak için 17 saatlik operasyonun perde arkası

İran Cumhurbaşkanı'nın helikopterini bulmak için 17 saatlik operasyonun perde arkası
TT

İran Cumhurbaşkanı'nın helikopterini bulmak için 17 saatlik operasyonun perde arkası

İran Cumhurbaşkanı'nın helikopterini bulmak için 17 saatlik operasyonun perde arkası

İran Cumhurbaşkanı İbrahim Reisi ve üst düzey yetkililerden oluşan beraberindeki heyet, önceki pazar günü ölümcül sonuçları olan helikopter uçuşuna çıkmadan kısa bir süre önce cemaatle namaz kıldılar. İçlerinden biri uçuştan önce öğle yemeği yemeyi önerdi, ancak Cumhurbaşkanı Reisi bir sonraki hedefine ulaşmak için acelesi olduğunu söyleyerek öneriyi kabul etmedi.

Reisi helikoptere bindi ve pencere kenarına oturdu. Dışişleri Bakanı Hüseyin Emir Abdullahiyan helikopter pistinde toplanan bir grup insanla fotoğraf çektirmek için geride kalmıştı. Gülümsedi ve bir elini göğsüne koyarken diğer elinde kahverengi bir çanta tutuyordu.

Cumhurbaşkanı’nın üç helikopterden oluşan konvoyu saat 13.00 sularında İran'ın Azerbaycan sınırındaki pistten havalandı. Konvoydaki helikopterlerin sıralamasında ortada Cumhurbaşkanı'nın helikopteri vardı. Ancak helikopterler havalandıktan yaklaşık yarım saat sonra Cumhurbaşkanı’nın helikopteri kayboldu.

tyhu
Aliyev ve Reisi Azerbaycan-İran sınırındaki baraj bölgesini ziyaretleri sırasında (Azerbaycan Devlet Haber Ajansı)

Cumhurbaşkanı'nın helikopterindeki yolculardan hiçbiri kendilerine ulaşmaya çalışanların telefonlarına cevap vermiyordu. Nihayet içlerinden biri, Tebriz Cuma İmamı Muhammed Ali Al-i Haşim telefonuna cevap vermişti. Ancak sesi çok kötü geliyordu. Kendisini arayanlara “Ne olduğunu bilmiyorum, kendimi iyi hissetmiyorum” dedi, ama iki saat sonra o da telefonuna cevap vermeyi bıraktı.

tynumh
İran Cumhurbaşkanı İbrahim Reisi ve Dışişleri Bakanı Abdullahiyan’ın İran’ın batısındaki bölgede düşmeden önce seyahat ettikleri Bell 212 model helikopter (IRNA - Reuters)

Ardından 17 saat süren hummalı arama kurtarma faaliyetleri başladı. Tahran'daki hükümet yetkilileri, 2022 yılında kadınların öncülüğünde gerçekleşen ve rejimin düşmesi sloganları atılan ayaklanmayı göz önünde bulundurarak, ülkeyi yurtdışından gelebilecek tehditlere ve yurtiçindeki huzursuzluklara karşı korumak için yoğun çalışmalara giriştiler.

İran’ın Dini Lideri Ali Hamaney devlet televizyonundan İranlılara ülkenin güvenliğinde herhangi bir aksaklıktan korkmalarına gerek olmadığı konusunda güvence verirken ve İran Silahlı Kuvvetlerini yüksek alarm durumuna geçirirken yetkililer de perde arkasında telaş içindeydiler. İsrail ya da DEAŞ gibi düşmanların gizli saldırılar düzenleyebileceğinden korkuyorlardı. Olayla ilgili basında çıkan haberleri yönlendirdiler, bilgi akışını kontrol ettiler ve Cumhurbaşkanı’nın ölmüş olabileceğine dair ifadeler kullanılmasını yasakladılar. Hükümet, Tahran ve diğer büyük şehirlerin sokaklarında hükümet karşıtı protestoları ya da Reisi'nin ölümünün kutlanmasını önlemek için sivil güvenlik görevlileri konuşlandırdı. Polis ve istihbarat bakanlığının siber güvenlik birimleri İranlıların sosyal medya paylaşımlarını takip etti.

Helikopter kazasından sonraki saatlerde yaşananlara ilişkin bu bilgiler, Cumhurbaşkanı ile birlikte helikopterde bulunan İranlı üst düzey yetkililerin konuşmalarının, devlet televizyonunda yayınlanan raporların ve videoların, hükümetten gelen açıklamaların ve açık kaynaklardan aktarılan raporlar ve video görüntülerinin yanı sıra İran Devrim Muhafızları Ordusu’nun (DMO) iki üyesi de dahil olmak üzere beş İranlı yetkili, üç İranlı diplomat, eski bir cumhurbaşkanı yardımcısı, birkaç İranlı gazeteci ve kaza yerinin yakınlarındaki kriz yönetim merkezinde bulunan ve arama çalışmalarına katılan bir fotoğrafçının ifadelerinden derlendi.

eftbgyvr
İran Kızılayı tarafından yayınlanan ve İran Cumhurbaşkanı İbrahim Reisi'nin helikopterinin düştüğü yerdeki kurtarma görevlilerini gösteren videodan bir görüntü (AFP)

Cumhurbaşkanı Reisi ve üst düzey yetkililerden oluşan bir heyet, pazar günü sabah saatlerinde Azerbaycan ile ortak bir baraj projesinin açılışını yapmak üzere İran'ın Azerbaycan sınırına gittiler. İran’ın resmi haber ajansları tarafından yayınlanan videolar, Reisi ve beraberindeki heyeti taşıyan üç helikopterin havalandığı sırada havanın yoğun sisli olduğunu gösteriyor.

Cumhurbaşkanı Reisi’yi ve Dışişleri Bakanı Abdullahiyan’ı taşıyan helikopterde ülkenin kuzeyindeki Tebriz şehrinin Cuma İmamı Muhammed Ali Al-i Haşim, Doğu Azerbaycan Eyaleti Valisi Malek Rahmati ve Cumhurbaşkanı’nın koruma ekibinin başı Tuğgeneral Mehdi Musavi bulunuyordu. Helikopterler planlanan rotayı izliyordu. Ancak kalkıştan kısa bir süre sonra ormanlarla kaplı dağlardan oluşan bir vadide yoğun sisle karşılaştılar.

İran Yol ve Şehir Planlama Bakanı Mehrdad Bezrpaş ve Cumhurbaşkanlığı Ofisi Başkanı Gulam Hüseyin İsmaili konvoyun önündeki helikopterde bulunuyordu. Helikopter sisten çıktıktan hemen sonra kokpitte bir kargaşa olduğunu fark ettiler. Bakan Bezrpaş, İran devlet televizyonuna yaptığı açıklamada, olayın ilk saatlerinde pilota neler olduğunu sorduğunu, pilotun da ona Cumhurbaşkanı’nı taşıyan helikopterin izini kaybettiklerini ve telsiz çağrılarına yanıt vermediğini, bunun da acil iniş yapmış olabileceğini gösterdiğini, fakat yoğun sisin görüşü engellediği ve vadiye inmenin çok riskli olduğunu söylediğini anlattı.

dcvfrtb
İran Cumhurbaşkanı İbrahim Reisi'yi taşıyan helikopterin düştüğü yerde arama kurtarma faaliyetleri yürüten ekipler (Reuters)

Konvoydaki diğer helikopterler sonunda İran'ın kuzeybatısındaki dağlarda, en yakın kasabaya 46 mil uzaklıktaki bir bakır madenine iniş yaptı. Birkaç saat içinde buradaki mütevazı bir idari bina özel bir kriz yönetim merkezine dönüştürüldü. Merkezde bulunan Tebrizli fotoğrafçı Azin Hakiki telefonla kurulan bağlantıda, yüzlerce yetkilinin, askeri komutanın ve hatta yürüyüşçülerin ve off-road motosikletçilerinin kriz yönetim merkezine geldiğini söyledi.

İran devlet televizyonuna konuşan Cumhurbaşkanlığı Ofisi Başkanı İsmaili, Cumhurbaşkanı Reisi, Dışişleri Bakanı Abdullahiyan, Tebriz Cuma İmamı Al-i Haşim ve başka bir yetkilinin ve hatta pilotun dahi cep telefonlarını aradığını, ancak içlerinden yalnızca Al-i Haşim’in cevap verdiğini söyledi.

dcefvrr
İran Cumhurbaşkanı İbrahim Reisi'yi taşıyan helikopterde ölenlerden birinin cesedini taşıyan arama ve kurtarma ekipleri (AFP)

İsmaili telefon görüşmesinde Tebriz Cuma İmamı’na “Neredesin? Ne oldu? Yerini bulmamız için bize bir işaret verebilir misin? Diğerlerini görebiliyor musun? Onlar iyi mi?” diye sorduğunu, Al-i Haşim’in ise kendisine “Ağaçların arasında yalnızım ve kimseyi göremiyorum” diye yanıt verdiğini anlattı.

İsmaili daha fazla ayrıntı öğrenebilmek için sıkıştırdığında, İranlı din adamı bulunduğu yeri yanan ağaçların olduğu bir orman olarak tarif etti. İsmaili’nin aktardığına göre sonraki aramalarda sesi zayıflamaya ve kafası karışmış gibi cevaplar vermeye başlayan Tebriz Cuma İmamı, yaklaşık iki saat sonra cevap vermeyi bıraktı.

Bakan Bezrpaş, helikopterin koordinatlarını almak için Ulusal Hava Trafik Kontrol Merkezi ile temasa geçti. Ancak oradaki teknisyenler helikopterin düştüğü bölgeyle ilgili sadece tahmini bir bilgi verebildiler. Ayrıca, bölgenin uzak olması nedeniyle telefon sinyallerini takip edemediler.

Helikopterden herhangi bir sinyal alınamadığı için kazanın tam yeri tespit edilemedi. Diğer helikopterlerdeki yetkililer Cumhurbaşkanı'nı taşıyan helikopterin sert bir şekilde düştüğünü anlayınca panik başladı. Ülkenin en üst düzey lideri olan Hamaney’in potansiyel halefi olarak görülen Reisi ve helikopterdeki diğer yolcular ya ağır yaralanmış ya da ölmüştü.

Bakan Bezrpaş devlet televizyonuna yaptığı açıklamada, Tahran'ı bilgilendirdiklerini ve acil arama kurtarma ekiplerinin bölgeye sevk edilmesini istediklerini, ancak ekiplerin gelmesinin saatler aldığını söyledi. Arama kurtarma faaliyetleri tehlikeli hava koşulları ve etrafını dağların sardığı dar yollar nedeniyle de yavaş ilerliyordu.

İran Yol ve Şehir Planlama Bakanı, Cumhurbaşkanlığı yetkililerinin acil durum ekiplerinin gelmesini beklemediğini, bakır madeninden kişilerle birlikte araçlarla yola çıktıklarını, ama yoğun sis, rüzgar ve yağmur nedeniyle araçları terk etmek ve komşu köylere yürümek zorunda kaldıklarını anlattı. Bakan Bezrpaş, bölge sakinlerinin helikopter enkazının yerini bulmalarına yardım edebileceğini umduklarını, fakat bu çabalarının başarısız olması üzerine bakır madenine geri dönmek zorunda kaldıklarını söyledi.

vvbgrb
İran Kızılayı tarafından yayınlanan bir videoda arama ve kurtarma ekiplerinin İran Cumhurbaşkanı İbrahim Reisi’yi taşıyan helikopter kazası bölgesindeki cesetleri taşıdıkları görülüyor (AFP)

Tahran'da ise Cumhurbaşkanı Birinci Yardımcısı ve şu an cumhurbaşkanlığı görevini vekaleten yürüten Muhammed Muhbir, planlanmış bir kabine toplantısına başkanlık ediyordu. Hükümet Sözcüsü Ali Bahadır Cehrami’nin aktardığına göre Muhbir, kazayı ve Cumhurbaşkanı Reisi’nin ölmüş olabileceğini bilmesine rağmen hükümetin olağan işleri sürdürdü ve kabinenin geri kalanını gelişmelerden haberdar etmek için toplantının sonuna kadar bekledi.

Yetkililerin Cumhurbaşkanı Reisi’yi taşıyan helikopterin kaybolduğunu doğrulamasının hemen ardından olaydan haberdar olan Hamaney, Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi üyelerini evinde acil toplantıya çağırdı. Bir konsey üyesi ve bir hükümet yetkilisine göre Hamaney toplantıda konsey üyelerine düzeni korumaları ve güç gösterisinde bulunmaları talimatını verdi. Konsey üyesi ve hükümet yetkilisi, toplantının detayları hakkında bilgi verseler de bu konuda kamuoyu önünde konuşma yetkileri olmadığından doğrudan bir açıklamada bulunmadılar.

İran Kültür ve Enformasyon Bakanlığı ülkedeki basın kuruluşlarıyla temasa geçerek olayın haberleştirilmesinde uyulması kuralları iletti. İran'da misilleme korkusuyla adlarının açıklanmasını istemeyen dört gazetecinin anlattığına göre cumhurbaşkanı ve diğer yetkililerin ölmüş olabileceği belirtilen haberlere yayın yasağı getirdi.

Cumhurbaşkanı'nın helikopterinin ‘sert bir iniş yaptığı’ yönündeki ilk haberler öğleden sonra devlet televizyonunda yayınlandı.

Bundan sonraki birkaç saat boyunca resmi ve yarı resmi haber ajanslarında yanlış bilgiler dolaştı. Reisi'nin Tebriz'e dönüşe geçtiği, sağ salim olduğu ve helikopterdeki yolcuların hepsinin kurtulduğu yönünde haberler basında yer aldı.

Her ikisi de sosyal medyada geniş takipçi kitlesine sahip olan İranlı bir işadamı ve bir medya analisti yaptıkları açıklamalarda İran İstihbarat Bakanlığı'nın pazar günü saat 18.00 sularında kendileriyle temasa geçtiğini ve sosyal medya hesaplarından yaptıkları olayla ilgili paylaşımları silmelerini istediğini söylediler. İran'ın Fars haber ajansı, DMO'nun istihbarat teşkilatının perşembe günü Cumhurbaşkanı Reisi’yi taşıyan helikopter hakkında yanlış bilgi paylaştığı gerekçesiyle bir kişiyi tutukladığını bildirdi.

dfefv
Meşhed'deki cenaze töreninde Cumhurbaşkanı İbrahim Reisi'nin tabutunu taşıyan İranlılar (EPA)

Kültür ve Enformasyon Bakanlığı, pazar günü saat 11.00 sularında devlete bağlı yayın kuruluşlarına Cumhurbaşkanı ve helikopterde bulunan diğer yetkililer için dua edilmesini istemeleri ve sabah yapılacak resmi bir açıklama için hazırlanmaları talimatı verdi.

DMO Genel Komutanı Hüseyin Selami, bakır madeninde kurulan kriz yönetim merkezine gelerek operasyonun komutasını devraldı. Selami, helikopter enkazının bulunduğu bölgenin 3 boyutlu haritasının büyük bir ekrana yansıtıldığı bir konferans odasındaki yerini aldı.

Merkezdeki fotoğrafçı, o sıralar bakır madeninde yaşananları şöyle anlattı:

Tam bir kaos vardı. Herkes diken üstündeydi, arama ve kurtarma ekipleri gruplar halinde dışarı çıkıyor ve bir şey görmenin imkansız olduğunu söyleyerek geri dönüyorlardı. Kontrol merkezinin içinde insanlar bağrışarak odadan odaya koşuyor, herhangi bir haber alabilmek için çaresizce bekliyorlardı.

İran Silahlı Kuvvetleri tarafından yapılan açıklamada, Tahran’ın helikopterin enkazının yerini tespit etmek için gelişmiş insansız hava araçlarına (İHA) ihtiyaç duyulduğu, ancak bu araçların Kızıldeniz'de konuşlandırıldığı, bu yüzden Türkiye'den İHA istemek zorunda kaldıkları belirtildi. Açıklamada, nihayet İran'ın gelişmiş İHA’larından birinin Kızıldeniz'den döndüğü ve enkazın yerini bulduğu aktarıldı.

Pazartesi günü şafak sökmeye başladığında kurtarma ekipleri yaya olarak yola çıktı. Ekiplerden birine eşlik eden fotoğrafçı Hakiki, helikopterin enkazını aramak için dik bir dağa tırmanmadıklarını ardından çamurlu bir ormandan aşağı indiklerini ve tüm bunların bir buçuk saat sürdüğünü söyledi.

Ancak kaza yerine ilk ulaşanlar gönüllü off-road motosiklet sürücüleri oldu. Bir videoda onlardan birinin ağaçların arasından koşarak “Hacı Ağa, Hacı Ağa” diye bağırdığı görülüyor. Aynı videoda helikopterin kopmuş kuyruğunu, kömürleşmiş enkazını ve yere saçılmış bagajları bulduğunda ise “Allah-u Ekber (Allah büyüktür) Ya Hüseyin” dediği duyuluyor.

İran Silahlı Kuvvetleri’nin açıklamasında helikopterin çarpmanın etkisiyle bir ateş topuna dönüştüğünü ifade edildi. Daha sonra yapılan ilk incelemede helikopterin vurulduğuna dair herhangi bir bulguya rastlanmadığı kaydedildi. Ancak birçok yetkili, güvenlik protokollerine uyulup uyulmadığını ve Cumhurbaşkanı’nın neden böyle fırtınalı bir havada havadan seyahat ettiğini sorguladı.

Tahran'daki üç yetkili, iki DMO üyesi ve cesetleri gören fotoğrafçı Hakiki'ye göre Reisi ve Abdullahiuan'ın cesetleri helikopterin enkazının yakınlarında tanınmayacak şekilde yanmış olarak bulundu. Reisi, ancak yüzüğünden tanındı. Abdullahiyan ise kol saatinden tanınabildi.

*New York Times hizmetidir.



Trump: İran bir anlaşmaya varmak istiyor, ancak durum "istikrarsız"

ABD Başkanı Donald Trump (AP)
ABD Başkanı Donald Trump (AP)
TT

Trump: İran bir anlaşmaya varmak istiyor, ancak durum "istikrarsız"

ABD Başkanı Donald Trump (AP)
ABD Başkanı Donald Trump (AP)

ABD Başkanı Donald Trump, dün Axios'a verdiği röportajda, bölgeye "büyük bir filo" göndermesinin ardından İran'la durumun "istikrarsız" olduğunu, ancak Tahran'ın bir anlaşmaya varmak istediğine inandığını söyledi.

Trump, bu ayın başlarında ülke çapındaki gösterilerde binlerce protestocunun öldürülmesinin ardından İran rejimine ait hedeflere yönelik bir saldırı emri vermeye çok yakındı, ancak bunun yerine bölgedeki askeri yığılmayla eş zamanlı olarak kararı erteledi.

Duruma aşina kaynaklara atıfta bulunan Amerikan haber sitesi, Trump'ın henüz nihai bir karar vermediğini ve bu hafta ilave askeri seçeneklerin kendisine sunulacağı daha fazla istişarede bulunmasının muhtemel olduğunu bildirdi.

Trump, Axios'a verdiği röportajda, USS Abraham Lincoln uçak gemisinin Ortadoğu'ya gönderilmesi kararına değinerek, "İran yakınlarında büyük bir filomuz var. Venezuela'dan daha büyük." dedi. Ulusal güvenlik ekibinin kendisine sunduğu seçenekler hakkında ayrıntılı bilgi vermekten kaçındı.

ABD Başkanı, aynı zamanda diplomasinin bir seçenek olmaya devam ettiğini vurgulayarak, "Anlaşma yapmak istiyorlar. Bunu biliyorum. Birçok kez aradılar. Konuşmak istiyorlar" ifadelerini kullandı.

Trump, geçen haziran ayındaki "on iki günlük savaş"tan önce İran'ın İsrail'e sürpriz ve yıkıcı saldırı düzenleyebilecek önemli bir füze gücüne sahip olduğunu söyledi. İsrail'e önleyici bir saldırı düzenleme izni verilmesinin bu senaryoyu engellediğini belirtti. "Saldırıya geçeceklerdi... ama savaşın ilk günü onlar için zordu. Liderlerini ve füzelerinin çoğunu kaybettiler. Eğer farklı bir başkan olsaydı, İran nükleer silaha sahip olurdu ve ilk saldıran onlar olurdu" dedi.

Şarku’l Avsat’ın Axios'tan aktardığına göre, ABD ordusu Trump'tan gelebilecek olası bir emir için hazırlık yapıyor ve Abraham Lincoln uçak gemisine ek olarak bölgeye daha fazla F-15 ve F-35 savaş uçağı, havadan yakıt ikmal uçağı ve ilave hava savunma sistemleri gönderdi.

Axios, kaynaklara dayanarak, ABD Merkez Komutanlığı Başkanı Brad Cooper'ın cumartesi günü İsrail'i ziyaret ederek, İran'ın İsrail'e yönelik olası bir saldırısına karşı askeri planları ve potansiyel ortak savunma çabalarını koordine ettiğini belirtti.


Binlerce Japon, Çin yolcusu pandalara veda etti

Lei Lei'nin yemek yemesine Tokyo'da son kez tanıklık edildi (AFP)
Lei Lei'nin yemek yemesine Tokyo'da son kez tanıklık edildi (AFP)
TT

Binlerce Japon, Çin yolcusu pandalara veda etti

Lei Lei'nin yemek yemesine Tokyo'da son kez tanıklık edildi (AFP)
Lei Lei'nin yemek yemesine Tokyo'da son kez tanıklık edildi (AFP)

Tokyo'daki Ueno hayvanat bahçesi, pazar günü binlerce ziyaretçiyi ağırladı. 

Japonlar, salı günü Çin'e gönderilmesi planlanan Xiao Xiao ve Lei Lei'ye veda etti. 

Bu ikizleri son bir kez görmek için 3,5 saat kuyruk bekleyenler bile oldu. 

Tokyo Büyükşehir Yönetimi, pandaları yalnızca bir dakikalığına görmesine izin verilen son 4 bin 400 kişiden biri olmak için 108 bin kişinin başvuru yaptığını açıkladı. 

BBC'ye konuşan bir kadın, "Oğlumu bebekliğinden beri buraya getiriyorum. Umarım onun için güzel bir anı olur. Onları ileride hatırlayabilmek için bugün buraya gelebilmiş olduğumuz için mutluyum" dedi. 

Bu hayvanlara hayran olduğunu AP'ye söyleyen Michiko Seki de "Japonya'nın pandalara ihtiyacı var. Siyasetçilerin bu durumu çözmesini umuyorum" diye konuştu.

Birleşik Krallık'ın kamu yayıncısına konuşan bir başka kadının da "Onların büyümesine tanık olmak çok keyifliydi" ifadesini kullandığı bildirildi. 

Bir üreme araştırması için Japonya'ya gönderilen Shin Shin ve Ri Ri'nin çocukları Xiao Xiao ve Lei Lei, 2021'de aynı hayvanat bahçesinde doğmuştu.

İkilinin ülkeden ayrılması, Japonya'yı 1972'den sonra ilk kez dev pandasız bırakacak. 

frgthy
Bazı ziyaretçilerin ağladığı görüldü (Şinhua)

Çin ve Japonya ilişkilerinin normalleşmesiyle birlikte panda diplomasisine başvuran Pekin yönetimi, sevimli hayvanları 54 yıl önce ada ülkesine göndermişti. 

Benzer jestleri başka ülkelere de yapan Çin, bu hayvanların sahipliğinden vazgeçmiyor. Xiao Xiao ve Lei Lei gibi yurtdışında doğan yavruların da Pekin yönetimine ait olduğu kabul ediliyor. 

Çin bir çift panda başına yılda 1 milyon dolar civarında para alıyor. Genelde bu kira anlaşmaları, 10 yıl sürüyor. 

Çin Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Guo Jiakun önceki günlerde "Japonya'daki pek çok kişinin dev pandalara bayıldığını biliyorum. Japon dostlarımızın onları Çin'de ziyaret etmesini bekleriz" demişti. 

Başbakan Sanae Takaiçi'nin kasımda düzenlenen parlamento oturumunda Tayvan'la ilgili yaptığı açıklamalar sebebiyle Japonya'nın kısa vadede pandalara ev sahipliği yapması zor görünüyor. 

Tayvan Boğazı'na yönelik muhtemel müdahaleyi "ülkesini tehdit eden bir hareket" olarak göreceğini belirten Takaiçi, böyle bir durumda askeri güç kullanılabileceğini belirtmişti.

Pekin yönetimiyse Takaiçi'den sözlerini geri almasını istemiş, başbakan bunu reddedince Japonya'nın Pekin Büyükelçisi Kenji Kanasugi'yi çağırarak Tokyo'ya protesto notası vermişti.

Independent Türkçe, BBC, AP


Netanyahu doktrini ve Trump anı arasında İran

Tahran caddelerinden birinde yürüyen bir adam, 24 Ocak 2026 (Reuters)
Tahran caddelerinden birinde yürüyen bir adam, 24 Ocak 2026 (Reuters)
TT

Netanyahu doktrini ve Trump anı arasında İran

Tahran caddelerinden birinde yürüyen bir adam, 24 Ocak 2026 (Reuters)
Tahran caddelerinden birinde yürüyen bir adam, 24 Ocak 2026 (Reuters)

Michael Horowitz

İran halk ayaklanması dalgasıyla sarsılırken, İsrail ve Amerika Birleşik Devletleri uzaktan takip etti. Tahran'daki Kapalı Çarşı tüccarlarının para biriminin çöküşüne karşı protestolarıyla başlayan olaylar, 1979 devriminden bu yana en şiddetli ayaklanma dalgalarından birine dönüştü. Bazı tahminler, geniş çaplı bastırma faaliyetleri sırasında 5 bin ila 12 bin İranlının öldürüldüğüne işaret ediyor. Bu durum rejimi sarstı ve ülke genelinde askeri güçlerin konuşlandırılmasının yanı sıra bir haftalık internet kesintisi uygulamaya sevk etti.

Ancak bu anın önemi, yalnızca ayaklanmanın büyüklüğünden kaynaklanmıyor; İran geçmişte daha büyük ve daha dirençli ayaklanmalara sahne oldu. Önemi daha ziyade, çevresindeki stratejik ortamdan kaynaklanıyor. İslam Cumhuriyeti, radikal bir şekilde farklı bir stratejik ortamın eşiğinde duruyor. “Direniş ekseni” olarak bilinen ileri savunma doktrini, büyük ölçüde etki denkleminden çıkarılmasına yol açan darbeler aldı ve İran hava savunması, İsrail ile yaşanan 12 günlük savaş sırasında imha edildi. Bu endişelere ilave olarak, Trump geçen yıl İran nükleer tesislerini bombalayarak İran ile doğrudan yüzleşmeye hazır olduğunu açıkça gösterdi ve ardından Tahran'ın müttefiki Nicolás Maduro'yu Karakas'taki yatağından zorla alıp ülkesine getirerek mesajını kesin bir şekilde pekiştirdi.

Protestolar tırmanırken, ABD Başkanı İranlıları gösterilere devam etmeye çağırdı ve olası bir güç kullanımı konusunda uyardı. Daha sonra politika değişikliğine işaret eden açıklamayla infazların “durduğunu” ve acımasız baskıya “ara verildiğini” belirtse de aynı zamanda askeri seçeneğin halen masada olduğunu da açıkça ifade etti.

Bu baskılar, İsrail'in stratejik düşüncesinde yaşanan derin bir değişimle daha da artıyor. 7 Ekim'den bu yana İsrail, çatışma yönetimi mantığını ve hesaplı gerilimi artırma ve çevreleme ilkesine dayanan “savaşlar arası operasyonlar” doktrinini terk etti. Artık savaşlar ciddi anlamda yürütülüyor ve İsrail'in bakış açısına göre ulusal savunmanın kapsamı artık sınırlarının ötesine değil, rakiplerinin topraklarının derinliklerine kadar uzanıyor. İsrail artık bir yerde bir silah deposunu imha etmek veya başka bir yerde bir nükleer bilim insanını öldürmek gibi taktiksel kazanımlar elde etmekle yetinmiyor. Aksine, daha iddialı bir hedefi var: Bizzat İslam Cumhuriyeti'nin çöküşünü sağlayarak bölgesel düzeni yeniden şekillendirmek. İsrail, ekonomik çöküş, askeri aşağılanma ve bölgesel izolasyonla zayıflamış bir İran rejiminin, doğru zamanda ve doğru şekilde baskı uygulanması halinde çöküşün eşiğine getirilebileceğine inanıyor.

Kritik kitle sorusu

Protestoların yaygınlaşmasına ve İran rejiminin baskısının büyüklüğüne rağmen, mevcut dalgayı öncekilerden ayıran husus, rejimin yapısındaki açık kırılganlığın arka planında ortaya çıkmasıdır. 2009, 2018 ve 2022-2023 yıllarında protestocular, hâlâ bölgesel saygınlığa ve bir güç havasına sahip bir otoriteyle karşı karşıyaydı. Ancak bugün, alenen aşağılanmış, askeri gücü gerilemiş ve bölgesel itibarı sarsılmış bir hükümetle karşı karşıyalar. Bu değişim hem protestocuların hem de güvenlik güçlerinin hesaplarını değiştiriyor.

Buna rağmen şu sorulmalı: Bu karışıklıklar rejimi devirebilecek kritik kitleye ulaştı mı? Büyük çaplı baskılardan sonra, cevabın muhtemelen hayır olduğu söylenebilir, nitekim yayınlanan her videoda sadece yüzlerce, belki de birkaç bin protestocu görülüyordu.

Anlaşma yapma ustası” olarak Başkan Trump, gücü, bir işgal aracı olarak değil, bir baskı aracı, bir rakibin davranışını doğrudan yenilgiyle değil, zorlama ve ikna yoluyla değiştirmeyi amaçlayan dramatik bir işaret olarak ele alıyor

Bundan önce, İran Şahı'nın oğlu Rıza Pehlevi'nin protesto çağrısından sonra o gece sahne şüphesiz dramatik bir şekilde değişmişti. Tahran ve Meşhed de dahil olmak üzere büyük şehirlerde on binlerce protestocu, 2002'den ve belki de milyonları harekete geçiren 2009’daki Yeşil Hareket protestolarından beri görülmemiş bir sahneyle sokaklara döküldü. Hareket açıkça rejime tehdit oluşturabilecek bir şeye dönüştü. Ardından, İran'dan gelen görüntüler 2009'dan beri görülmemiş sahneler içeriyordu; artan ölüm sayısına rağmen binlerce kişi her gece sokaklara geri dönüyordu. Rejim, devrimlere karşı tüm cephaneliğini devreye soktu. Cumhurbaşkanı Pezeşkiyan başlangıçta protestocuları yatıştırmak için çağrılarda bulundu ve sınırlı tavizler verdi, ancak Dini Lider Ali Hameney, göstericileri terörist ve ajan olarak nitelendirerek bu kısa fırsat penceresini de hızla kapattı. Devletin interneti kesmeye ve yaralama, öldürme ve korkutma amaçlı geniş çaplı bir baskı uygulamaya başlamasıyla birlikte, Cumhurbaşkanı Pezeşkiyan da çok geçmeden onunla aynı çizgiye geldi. Rejim ayrıca halk tabanını da harekete geçirerek, protestoların sesini bastırmak ve İslam Cumhuriyeti'nin meşruiyetinin devam ettiğini göstermek için büyük karşı mitingler düzenledi.

Bu hareketi bastırma yarışı sadece iç faktörlerden değil, başta Başkan Trump ile ilgili olanlar olmak üzere dış faktörlerden de kaynaklanıyordu.

Trump faktörü: Belirsiz caydırıcılık

Pehlevi'nin çağrısı, İslam Cumhuriyeti'ne karşı on yıllarca birikmiş öfkeyi serbest bırakan en önemli faktörlerden biri olsa da bir diğer eşit derecede önemli oyuncunun -Başkan Trump'ın- etkisi de göz ardı edilmemeli. Başkanın İran'ı açıkça tehdit etme kararı, rejimin protestolara şiddet içeren yanıtını geciktirmiş ve protestoculara Washington'un sessiz kalmayacağı umudunu vermiş olabilir. Ve tehdit gerçekti, çünkü Başkan Trump sözlerini eyleme dökmeye hazır olduğunu daha önce gösterdi.

vf
Trump ve Netanyahu başkent Washington’daki Beyaz Saray’da bir araya geldi, 29 Eylül 2025 (AFP)

Geçtiğimiz yıl haziran ayındaki Gece Yarısı Çekici Operasyonu sırasında, ABD Başkanı İran nükleer tesislerine yönelik saldırıda İsrail'e katılmaya karar vermişti. Bu, Kasım Süleymani'nin öldürülmesi, Suriye'de Beşşar Esed'in hedef alınması ve son olarak Venezuela'da Maduro'nun tutuklanması da dahil olmak üzere bir dizi karardan sadece biriydi ve Trump'ın savaştan hoşlanmasa da güç kullanmaktan da çekinmediğini vurguluyordu. Trump yönetimi, Başkanın sözünün eri olduğunu vurgulayarak meydan okuyucu bir ton benimsiyor. Nitekim Beyaz Saray'dan yapılan son açıklamalardan birinde, “Deneyin ve görün” denildi. Bunun bir güç gösterisi olup olmadığı bir yana, tehdidin sadece bir blöf olmadığına inanmak için nedenler var ve bu da başlı başına önemli.

“Usta anlaşma yapıcı” olarak Başkan Trump, gücü bir işgal aracı olarak değil, bir baskı aracı, bir rakibin davranışını doğrudan yenilgiyle değil, zorlama ve ikna yoluyla değiştirmeyi amaçlayan dramatik bir işaret olarak ele alıyor. Genellikle uzun süreli çatışmalardan kaçınmak için vur-kaç stratejisini uygulayarak, gücü hızlı ve gösterişli bir şekilde kullanma eğiliminde. Ancak bu yaklaşım, rejim değişikliği veya sürekli baskının uzun vadeli bir taahhüt gerektireceği İran'da seçeneklerini daraltıyor. Bununla birlikte, kilit önemde güvenlik kurumlarına yönelik sınırlı sayıda ABD hava saldırısı, İslam Cumhuriyeti'nin protestoları bastırma gücünü zayıflatmak için yeterli olabilir. Saldırılar düzenlenmese bile, Trump'ın müdahalesinin sadece ihtimali bile rejimin sıkı kontrol altındaki baskı mekanizmasını engelleyerek gecikmelere, tereddütlere ve maliyetli yeniden konuşlandırmalara zorladı.

İran rejiminin sık sık “Mossad ajanları” hakkındaki tekrarlanan iddialarına rağmen, İsrail istihbarat teşkilatı herhangi bir dramatik operasyon gerçekleştirmedi. Bir suikast dalgası veya gizemli patlamalar yaşanmadı

Ancak o andan itibaren durum değişti. Başlangıçta rejimin tepkisini kısıtlayan faktör, aslında nihayetinde ivmesini hızlandırmış olabilir. Tahran, Trump'ın müdahale edebileceğini fark ettikçe ve protestolar yayıldıkça, İran bunları bastırmak için daha hızlı hareket etmeye başladı. Amaç açıktı: Trump'ın saldırmaya karar verebileceği zamana kadar protesto hareketinin bastırılmasını sağlamak ve böylece ABD müdahalesi için herhangi bir gerekçeyi ortadan kaldırmak.

Başarılı oldu mu? İslam Cumhuriyeti'nin, bazı İranlıların internet kesintisini atlatmasını sağlayan uydu ağı Starlink'i devre dışı bırakmasının ardından protestolara dair videolar artık dış dünyaya ulaşmaz oldu. Yakın zamanda ABD'nin saldıracağına dair mesajlardan sonra, Trump şimdi geri adım atmış gibi görünüyor. Burada soru şu; bu geri adım atma sadece zaman kazanmak ve bölgede daha fazla güç toplamak için bir manevra mı, yoksa bir saldırının rejimi devirmeyeceğine dair değerlendirmeden kaynaklanan gerçek bir geri adım mı?

İsrail'in hesapları

Durumu yakından izleyen diğer taraf ise karışık araçları kullanarak İran'ın mevcut kırılganlığından yararlanan İsrail'dir. Bir yandan, Başbakan Binyamin Netanyahu'nun İranlı protestocuları destekleyen açıklamaları ve ofisinden yapılan “İsrail, İran halkının mücadelesinin yanındadır” açıklamalarıyla aleni bir diplomatik baskı söz konusu. Bu pozisyonlar birden fazla amaca hizmet ediyor: İranlılara yalnız olmadıkları mesajı vermek, rejimi tedirgin etmek ve olası sonraki adımların taşlarını döşemek.

sa
Şili'nin Santiago kentindeki İran büyükelçiliği önünde, İran'daki hükümet karşıtı protestoları destekleyen miting sırasında bir protestocu, İran Dini Lideri Ali Hamaney'in posterini yakıyor, 20 Ocak 2026 (AP)

Elbette, İsrail'in müdahalesinin, protestoları baş düşmanı tarafından yönetilen yabancı bir komplo olarak gösterme fırsatı vererek İslam Cumhuriyeti için işleri kolaylaştırdığı savunulabilir. Ancak İsrailli liderler bu itirazı önemsiz görüyor ve Tahran'ın İsrail ne yaparsa yapsın kendisine aynı suçlamayı yönelteceğini varsayıyor. Şarku'l Avsat'ın al Majalla'dan aktardığı analize göre İran’da Mossad'ı iç karışıklığı körüklemekle suçlamak artık bir keşif değil; otomatik bir tepki haline geldi. Halkın öfkesinin “yapay” olduğunu savunanlarsa ya saf ya da önceden belirlenmiş dünya görüşlerine hizmet eden bir anlatıyı alaycı bir şekilde destekliyorlar.

Soru şu: İsrail daha ne yapabilir? 12 günlük savaş sırasında İran içinde faaliyet gösterme yeteneğini gösterdi. İran hava savunmasını devre dışı bırakmak ve Tahran'ın İsrail'e büyük bir balistik füze saldırısı düzenleme gücünü felce uğratmak için Mossad ajanlarını kullandı. Haziran savaşından bu yana İran hava savunması harap durumda ve bu da İsrail'in isterse İran hava sahasında neredeyse her gün faaliyet göstermesine olanak tanıyor. Bu, İsrail'e bir manevra alanı, savaşı ateşleyebilecek doğrudan, açık eylemler ile gelecekteki herhangi bir çatışmada rejimi zayıflatabilecek veya protestoları bastırma gücünü engelleyebilecek nokta vuruşlar için alan tanıyor.

Bununla birlikte, İran rejiminin “Mossad ajanları” hakkındaki tekrarlanan iddialarına rağmen, İsrail istihbarat teşkilatı herhangi bir dramatik operasyon gerçekleştirmedi. Bir suikast dalgası veya gizemli patlamalar yaşanmadı. Bu “sessizlik”, İsrail'in İran ile savaşmak istemediğini gösterebileceği gibi, belki de ABD ile koordineli olarak, tam olarak hazır olduğu anı beklediğinin de bir kanıtı olabilir.

Trump yönetimi, en azından söylemlerinde, şu anda eylemsizlikten ziyade eyleme meyillidir. İsrail, Trump'ın uzun süreli bir operasyon yerine hızlı bir güç kullanımı istediğinin farkında olarak, doğru anı bekliyor olabilir

Ancak İsrail'in yenilenen “eylem özgürlüğü”, rejimin kaderini kontrol ettiğine inandığı anlamına gelmiyor. İran'ın içinde neler olacağına İranlılar kendileri karar verecek. Nitekim, tam ölçekli bir savaş İsrail açısından aksi sonuçlar doğurabilir, çünkü protestoları hızlandırmak yerine durdurabilir. Herhangi bir devrimci değişimin anahtarı olabilecek birçok İranlı, özellikle kaybedecek çok şeyi olan muhafazakar orta sınıf, İsrail savaş uçakları tepede uçarken ve ülke bombalanmaya hazır haldeyken sokaklara dökülmekte tereddüt edebilir.

İsrail bir saldırı düzenlemeyi seçebilir, ancak herhangi bir operasyonun kısa sürmesini, halkı rejimin arkasında birleştirecek ve muhalefeti bastıracak büyük ölçekli bir çatışma değil, dengeleri değiştirecek bir saldırı olmasını gerektirecek nedenlere de sahip. Elbette, İslam Cumhuriyeti'nin yaygın baskısı ve eşi benzeri görülmemiş düzeyde şiddet kullanmaya hazır olması göz önüne alındığında, müdahalede çok geç de kalınabilir.

cvf
Los Angeles'taki Belediye Binası önünde “İran Halkıyla Dayanışma” adı altında İran toplumu protesto yürüyüşü düzenledi, 18 Ocak 2026, Kaliforniya (AFP)

İsrail'in daha iyi yapabileceği şey, Başkan Trump'ı tehditlerini gerçekleştirmeye ikna etmek ve bunu, İran güvenlik güçlerine karşı geniş çaplı bir hava saldırısı operasyonu, önleyici bir saldırı veya her ikisi yoluyla, maksimum etkiyi garanti eden bir zamanda yapmaktır.

Bahsedildiği gibi, Trump yönetimi, en azından söylemlerinde, şu anda eylemsizlikten ziyade eyleme meyillidir. İsrail, Trump'ın uzun süreli bir operasyon yerine, hızlı bir güç kullanımı istediğinin farkında olarak doğru anı bekliyor olabilir. Bu kısa operasyonu rejime karşı daha uzun bir saldırıya dönüştürme tehdidiyle birlikte, ABD yönetimini ikna etmek, daha geniş bir dizi saldırının kapısını açacaktır. Peki, saldırının bu seferki amacı nükleer tehdidi ortadan kaldırmak değil de rejimin kendisini ortadan kaldırmak mı olacak?