Al Majalla Refah’ta: İsrail tankları ve bilinmezlik arasında kalan yerinden edilmiş Filistinliler

İsrail ordusu, bir yandan ilerlerken diğer yandan daha fazla bölgenin tahliye edilmesi emri verdi

Refah'ın güneybatı sınırında tahliye edilmeden önce görülen yerinden edilen kişilerin çadırları, 7 Mayıs 2024 (Salim er-Reyyis)
Refah'ın güneybatı sınırında tahliye edilmeden önce görülen yerinden edilen kişilerin çadırları, 7 Mayıs 2024 (Salim er-Reyyis)
TT

Al Majalla Refah’ta: İsrail tankları ve bilinmezlik arasında kalan yerinden edilmiş Filistinliler

Refah'ın güneybatı sınırında tahliye edilmeden önce görülen yerinden edilen kişilerin çadırları, 7 Mayıs 2024 (Salim er-Reyyis)
Refah'ın güneybatı sınırında tahliye edilmeden önce görülen yerinden edilen kişilerin çadırları, 7 Mayıs 2024 (Salim er-Reyyis)

Salim er-Reyyis

İsrail'in Refah'taki kara harekâtının başlamasından ve İsrail ordusunun Refah Sınır Kapısı’nı yeniden işgal etmesinden üç hafta sonra, İsrail ordusu 7 Mayıs'tan bu yana kapalı olan sınır kapısının kontrolünü halen elinde tutuyor.

İsrail ordusu, Refah’a kara saldırısının başlamasından bu yana Refah Sınır Kapısı’nın yanı sıra İsrail’in Gazze’deki savaşı başlatmasından bu yana geçen yedi aydan uzun bir süredir malların ve hatta insani yardımların ana giriş noktası olan Kerem Şalom Sınır Kapısı’nın da bulunduğu Refah’ın güneydoğu bölgesine odaklandı ve böylece Gazze’ye gıda, tıbbi yardım ve yakıt tedarikini durdurdu. İsrail, ABD'nin baskısı üzerine sebze, meyve ve gıda maddesi yüklü bazı tırların sadece Gazze Şeridi'nin güneyine girmesine izin verirken, Gazze'nin merkezindeki ve güneyindeki pazarlarda satılan malların girişine ise izin vermedi.

ABD ordusu, sınır kapılarının kapatılmasını haklı göstermek ve yardım akışını durdurmak için Gazze Şehri'nin güneybatısında bir yüzer liman inşa etti. Bu liman Yunanistan'daki bir limandan gelen ve İsrail'in denetiminden ve gözetiminden sonra yüklerini boşaltmalarına izin verilen yardım gemilerini kabul etmeye başladı. Uluslararası kuruluşlar ve BM kurumları, Gazze Şeridi'nin güneyine ulaştırılmak üzere tonlarca gıda yardımını teslim almaya başlarken, İsrail ordusu, liman Gazze Şehri'nin merkezinden birkaç kilometre uzakta olmasına rağmen Gazze şehri ve Gazze Şeridi'nin kuzeyinde yaşayanların gıda yardımı almasını kasıtlı olarak engelliyor.

İsrail’in kara saldırısı başlamadan önce Refah’ın üçte ikisinden fazlası Gazze Şeridi'ndeki çeşitli şehirlerden ve mülteci kamplarından yerinden edilen yaklaşık 1,2 milyon Gazzeliye ev sahipliği yapıyordu. ABD, yerinden edilenlerin de aralarında olduğu yoğun bir nüfusa sahip olması nedeniyle kara saldırısını onaylamadığını ifade etmişti. Ancak İsrail ordusunun kara saldırısının başlangıcında doğu bölgelerinde yaşayanlardan bölgeyi boşaltmalarını talep etmesi ve birkaç gün sonra da Refah'ın merkezine kadar uzanan yeni meydanların ve mahallelerin boşaltılmasını istemesiyle birlikte 700 ile 800 bin arasında Gazzeli bölgeyi terk etmek ve Nuseyrat Mülteci Kampı’na, Gazze’nin merkezindeki Deyr el-Beleh semtine ve bir önceki kara saldırısında yerle bir olan Han Yunus'un batısına kaçmak zorunda kaldı.

Ben de yaklaşık beş ay kaldığım Refah'tan kaçmak ve Han Yunus'a sığınmak zorunda kaldıktan birkaç gün sonra Refah'ın batısına dönmeye karar verdim. Yolda, savaş sırasında Nuseyrat Mülteci Kampına yerleştirilen ve daha sonra Refah'a geri dönmek zorunda kalan Gazzeli Atiya Hamid (54) ile tanıştım.

Gazze Şeridi'nin güneyindeki Refah'a yönelik askeri operasyonun başlamasıyla, ailesiyle birlikte Han Yunus'un batısındaki Mevasi bölgesine gitmek zorunda kalan Hamid, “Çadırımızı nereye kuracağımızı bilmiyoruz. Her seferinde yeni bir yere taşınmak zorunda kalıyoruz. Taşınmanın ve yeni başlangıçların maliyetine katlanmak zorundayız. İsrail siviller olarak hayatlarımızı koruma bahanesiyle bizim bir noktada istikrarlı olmamızı istemiyor” ifadelerini kullandı.

700 ile 800 bin arasında Gazzeli bölgeyi terk etmek ve Nuseyrat Mülteci Kampı’na, Gazze’nin merkezindeki Deyr el-Beleh semtine ve bir önceki kara saldırısında yerle bir olan Han Yunus'un batısına kaçmak zorunda kaldı.

Kişisel kullanım ve içmek için su temininde pek çok sorun ve krizle karşılaşan Hamid, çocuklarıyla birlikte yeni yaşam alanlarını düzenledikten sonra Mevasi’de her şeye sıfırdan başladı. Hamid, burası Han Yunus’tan daha kalabalık, çadır kuramıyorsunuz ve oturacak yer yok. Sıcaktan ve nemden çadırda bile oturamıyoruz. Nereye gideceğimizi ya da ne yapacağımızı bilmiyoruz, yavaş yavaş ölüyoruz” dedi.

xcdvfr
İsrail ordusunun emriyle yerinden edilen kişilerin Refah'tan tahliye edilmesinin ardından Refah'ın güneybatı sınırı, 23 Mayıs 2024 (Salim er-Reyyis)

Hamid’in aksine Yahya Abdusselam (47) hala ailesiyle birlikte Refah'ın batısındaki çadırında yaşıyor ve şimdilik ayrılmayı düşünmüyor. Kendisiyle konuştuğumda bana gidecek başka bir yeri ve bunu yapacak parası olmadığını söyleyen Abdusselam, “Nereye gideceğimizi bilmiyoruz. Henüz Refah'ın batısındaki bölgeyi boşaltmamız söylenmedi. Ordu her an tahliye etmemizi isteyebilir. Ancak gerçekte nereye gideceğimizi bilmiyoruz. Çünkü ordunun bize gitmemizi söylediği bölgelerde yerinden edilenlerin çadırları yığılmış durumda” diye konuştu. Abdusselam nakliye ve yeni bir çadır için 500 dolardan fazla paraya ihtiyacı olduğunu, ancak artık boyacı olarak çalışamadığı için taşınma masraflarını karşılayamadığını belirtti.

İsrail ordusu, askeri ilerleyişini Gazze Şeridi ile Mısır'ın Sina Yarımadası arasındaki sınır şeridinde yoğunlaştırırken İsrail Ordu Radyosu, ordunun yaklaşık 14 kilometre uzunluğunda olduğu tahmin edilen Philadelphia (Salahaddin) Koridoru'nun üçte ikisini kontrol ettiğini duyurdu.

İsrail ordusunun bulunduğu noktaya yakın noktalara ulaşmak için hayatlarını tehlikeye atan diğer gazetecilere göre Kara saldırısının başlamasının ikinci haftasının sonunda ağır topçu ateşi ve hava saldırılarının ardından Refah'ın güneyindeki Brezilya Mahallesi’ne kadar ilerleyen İsrail ordusu tankları ve buldozerleriyle ilerleyerek evleri yıktı, sokakları talan etti ve bölgedeki altyapıyı tahrip etti.

Refah'ın coğrafi yapısı nedeniyle kentin merkezi batısından birkaç metre daha yüksekte yer alıyor. Bu da kentin merkezinde konuşlanan İsrail ordusunun kentin batısında 6 kilometreden daha fazla bir alanı gözetlemesine olanak sağlıyor. Burası aynı zamanda Akdeniz'e bakan deniz sınırıdır. Yüzlerce aile, ordu tarafından tahliye edilmeleri istenmeksizin çeşitli yerleşim yerlerinden sürüldü. Bunun tek nedeni ordunun yaklaşmasından ve ilerlemesinden, Gazze şehri ve Gazze Şeridi'nin kuzeyinde neden olduğu ve olmaya devam ettiği yıkım ve ölüm manzaralarından duyulan korkuydu. İsrail ordusunun Refah'a kara saldırısı çerçevesinde Cibaliye Mülteci Kampı’na karadan girmesi Cibaliye sakinlerini kaçmaya zorladı.

Refah sakinlerinden biri, Han Yunus'ta daha önce kendisiyle görüştüğümde, ailesinin can güvenliği için onlarla birlikte erkenden kaçmak zorunda kaldığını söyledi. Refahlı adam, “Ben çocuklarımı sokakta bulmadım. Onları enkaz altından çıkarmak için de büyümedim ve onlar için çok çalıştım. Gazze Şeridi'nde güvenli bir yer yok, ama Refah'ta evde kalırken kendimi rahat hissetmiyordum” dedi.

Gazze Şeridi'nde askeri operasyonlara katılan İsrail ordusunun on tugayından beşi Refah'ta eş zamanlı olarak çeşitli bölgelerde hareket ediyor. İsrail ordusu, Refah’taki kara saldırısına odaklandığından şehrin doğusunda ve güneydoğusunda tüneller olduğu ve buralardan roketatarlar fırlatıldığı iddia edilen çok sayıda video ve fotoğraf yayınladı. İsrail ordusu ayrıca Filistinli silahlı örgütlerin üyelerinin okullarda ve BM merkezlerinde faaliyet gösterdiğini iddia eden videolar yayınlayarak askerlerine herhangi bir kısıtlama ya da yasaklama olmaksızın tüm yerleri hedef alması için yeşil ışık yaktı.

Refah'ın en güneybatı kısmından, Mısır sınırındaki caddeden geçmeye çalıştım. Doğuya doğru gitmeye niyetliydim, ancak oraya vardığımda korktum. Çünkü bölge, savaş sırasında yaklaşık beş ay boyunca orada kalan ailelerin terk edilmiş çadırlarıyla doluydu. Yoluma devam etmeyip geri dönmeye karar verdim. Ana caddeden geçerek şehir merkezine yakın eş-Şabura Mahallesi’ndeki Kuveyt Hastanesi'ne doğru gittim.

Yerinden edilen Gazzelilerden biri olan Hamid, kişisel kullanım ve içmek için su bulmakta birçok sorunla ve krizle karşılaşmış ve çocuklarıyla birlikte yeni bir düzen kurduktan sonra  herşeye sıfırdan başlamak üzere Han Yunus'un batısındaki Mevasi bölgesine gitmek zorunda kaldı.

Şehrin içlerine doğru ilerlerken yolda yayalar, araba kornaları, satıcılar ve yerlerinden edilen Gazzelileri taşıyan hayvan arabaları yoktu. Görünmeyen hedeflere ateş eden tankların sesleri arasında hastaneye vardım. Vardığımda hastane neredeyse boştu. Ne doktorlar ne hemşireler ne de hastalar vardı. Sadece birkaç personel ve birkaç yatak bulunuyordu. Hastane sadece cenazeleri kabul ediyordu. Sadece ilk yardımda bulunulan yaralılar, Refah'ın batısında Sağlık Bakanlığı tarafından Gazze'de kurulan sahra hastanelerine naklediyordu.

dcvfrb
Refah'ın Tel el-Sultan bölgesindeki bir sağlık merkezinde İsrail bombardımanında vefat edenler için yas tutan kadınlar ve çocuklar, 26 Mayıs 2024 (AFP)

Hastanenin sağlık personelinden biri bana özel bir hastane olduklarını ve savaş nedeniyle şu an daha önce kabul ettikleri vakaları kabul edemediklerini söyledi. Ancak Refah'ın doğusunda bulunan ve Gazze'deki Sağlık Bakanlığı'na bağlı olan Ebu Yusuf en-Neccar Hastanesi, şehre yönelik askeri kara harekatının başlamasından bu yana kapalı kalmaya devam ediyor. Hastanenin sağlık personeli, tıbbi hizmet vermek için çalışmalarını kısmen sürdürmek zorunda kalırken ancak hastaneye ait ambulanslar, İsrail ordusunun savaş sırasında diğer bölgelerde ambulansları, sağlık personelini ve hatta hastaneleri hedef alındığı gibi burada da hedef alınması korkusuyla şehrin derinliklerine ulaşamıyor.

Refah'ın batısında beş saat geçirdikten sonra daha fazla kalamayacağım için hava kararmadan önce Han Yunus'a döndüm. Başka mahallelerin ve yerleşim yerlerinin tahliye edilmesini istemesi beklenen İsrail ordusunun ilerleyişini izliyor ve takip ediyordum. Mahalleler çoğunlukla boştu. Sadece birkaç mahalle sakini vardı. Öte yandan İsrail ordusu ve komutanları, geçtiğimiz aylarda Gazze Şeridi'ndeki diğer şehirlerde ve kamplarda yaptıkları gibi Hamas ve üyelerini ortadan kaldırmaya çalıştıkları iddiasıyla Refah’ı yok etmek ve kontrolünü ele geçirmek için ilerlemekte kararlı görünüyorlar.

*Bu makale Şarku’l Avsat tarafından Londra merkezli Al Majalla dergisinden çevrilmiştir.



Çin’in hipersonik seyir füzeleri İran deniz kuvvetleri cephaneliğine giriyor

İranlı bir adam, Devrim Muhafızları Ordusu’na (DMO) yakın bir gazete olan Vatan Emruz’un bir nüshasını elinde tutuyor. Gazetenin ön sayfasında ‘Tahran’da deniz sürprizleri’ başlığı altında bir füze resmi yer alıyor. (EPA)
İranlı bir adam, Devrim Muhafızları Ordusu’na (DMO) yakın bir gazete olan Vatan Emruz’un bir nüshasını elinde tutuyor. Gazetenin ön sayfasında ‘Tahran’da deniz sürprizleri’ başlığı altında bir füze resmi yer alıyor. (EPA)
TT

Çin’in hipersonik seyir füzeleri İran deniz kuvvetleri cephaneliğine giriyor

İranlı bir adam, Devrim Muhafızları Ordusu’na (DMO) yakın bir gazete olan Vatan Emruz’un bir nüshasını elinde tutuyor. Gazetenin ön sayfasında ‘Tahran’da deniz sürprizleri’ başlığı altında bir füze resmi yer alıyor. (EPA)
İranlı bir adam, Devrim Muhafızları Ordusu’na (DMO) yakın bir gazete olan Vatan Emruz’un bir nüshasını elinde tutuyor. Gazetenin ön sayfasında ‘Tahran’da deniz sürprizleri’ başlığı altında bir füze resmi yer alıyor. (EPA)

Tahran, Çin’den hipersonik gemisavar seyir füzeleri satın almak üzere bir anlaşmaya yaklaşırken, ABD bölgesel sulara bir savaş gücü konuşlandırdı. Söz konusu füzelerin alınması, İran topraklarının derinliklerine yönelik olası saldırılara karşı bir önlem olarak değerlendiriliyor.

Reuters’ın müzakereler hakkında bilgi sahibi altı kaynağa dayandırdığı habere göre, Çin yapımı CM-302 tipi füzelerin alımına yönelik anlaşma neredeyse tamamlanmış durumda; ancak teslimat tarihi konusunda henüz bir uzlaşı sağlanmış değil. Hipersonik füzelerin menzili yaklaşık 290 kilometre olup, düşük irtifada yüksek hızla uçacak şekilde tasarlanarak deniz savunma sistemlerinden kaçınabiliyor.

Silahlanma uzmanları, bu füzelerin konuşlandırılmasının İran’ın vurucu kabiliyetlerini önemli ölçüde artıracağını ve bölgedeki ABD donanması için ciddi bir tehdit oluşturacağını belirtiyor.

Şarku’l Avsat’ın Reuters’tan aktardığına göre, iki yıl önce başlayan Çin’den füze sistemleri alımına yönelik müzakereler, haziran ayında İsrail ile İran arasında yaşanan 12 günlük savaşın ardından önemli ölçüde hız kazandı.

Müzakereler geçen yaz nihai aşamalara girerken, İran’ın üst düzey askerî ve hükümet yetkilileri Çin’e seyahat etti. Bu isimler arasında İran Savunma Bakan Yardımcısı Mesud Ourai de bulunuyor. İki güvenlik yetkilisine göre, Ourai’nin ziyareti daha önce kamuoyuna açıklanmamıştı.

İsrail istihbaratında eski bir subay ve halihazırda İsrail Ulusal Güvenlik Araştırmaları Enstitüsü (INSS) bünyesinde İran uzmanı olan Danny Citrinowicz, “İran’ın bölgedeki gemilere hipersonik saldırı kapasitesine sahip olması, köklü bir değişiklik anlamına gelir. Bu füzelerin engellenmesi son derece zor” değerlendirmesinde bulundu.

Reuters’ın raporunda, anlaşma kapsamında kaç füzenin olduğu, İran’ın ödemeyi kabul ettiği miktar ve Çin’in bölgedeki artan gerilimler karşısında anlaşmayı ilerletip ilerletmeyeceği belirtilmedi.

İran Dışişleri Bakanlığı’ndan bir yetkili Reuters’a yaptığı açıklamada, “İran’ın müttefikleriyle askeri ve güvenlik anlaşmaları var; şimdi bu anlaşmalardan yararlanmanın zamanı” dedi.

Çin’in Savunma ve Dışişleri bakanlıkları, Reuters’ın yorum talebini reddetti. Beyaz Saray ise ajansın İran-Çin füze sistemi müzakerelerine dair sorusunu doğrudan yanıtlamadı.

dvbth
Geçtiğimiz hafta Umman Denizi’nde düzenlenen ortak deniz tatbikatları sırasında bir Rus savaş gemisi (EPA)

Beyaz Saray’dan bir yetkili, ABD Başkanı Donald Trump’ın, İran ile mevcut gerilime atıfta bulunarak, “Ya bir anlaşmaya varırız ya da bir önceki seferde yaptığımız gibi çok sert adımlar atmak zorunda kalırız” şeklinde net bir tutum sergilediğini belirtti.

Bu füzeler, Çin’in İran’a sevk edebileceği en yeni askerî teçhizat arasında yer alıyor ve ilk olarak 2006’da Birleşmiş Milletler (BM) tarafından uygulanan silah ambargosunu zorluyor. Ambargo, 2015’te ABD ve müttefikleriyle yapılan nükleer anlaşma kapsamında askıya alınmış, ancak geçtiğimiz eylül ayında tekrar yürürlüğe konmuştu.

Amerikan kalabalığı

İran ile Çin arasındaki anlaşma, bölgesel gerilimlerin arttığı bir dönemde Çin ile İran arasındaki askerî ilişkilerin derinleştiğini doğrulayacak ve ABD’nin İran’ın füze programını kontrol altına alma ve nükleer faaliyetlerini sınırlama çabalarını zorlaştıracak. Aynı zamanda söz konusu anlaşma Çin’in, uzun yıllar ABD askerî hakimiyetinde kalan bölgede varlığını artırma isteğinin bir göstergesi olarak değerlendiriliyor.

Çin, İran ve Rusya, her yıl ortak deniz tatbikatları düzenliyor. Geçen yıl ABD Hazine Bakanlığı, bazı Çinli kuruluşlara, İran Devrim Muhafızları Ordusu’na (DMO) balistik füze programında kullanılmak üzere kimyasal öncül maddeler sağladıkları gerekçesiyle yaptırım uyguladı. Çin ise bu suçlamaları reddederek, söz konusu yaptırım kapsamındaki durumdan haberdar olmadığını ve çift kullanımlı ürünler için ihracat kontrollerini sıkı bir şekilde uyguladığını belirtti.

Geçtiğimiz eylül ayında İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan’ı askeri bir geçit töreninde ağırlayan Çin Devlet Başkanı Şi Cinping, “Çin, İran’ın egemenliğini, toprak bütünlüğünü ve ulusal onurunu korumasını destekliyor” ifadesini kullandı.

Çin, 18 Ekim’de Rusya ve İran ile ortak bir mesaj yayımlayarak, yaptırımların yeniden uygulanmasının yanlış bir karar olduğunu ifade etti.

İran hükümeti tarafından füze müzakereleri hakkında bilgilendirilen bir yetkili, “İran artık ABD’ye karşı, Rusya ve Çin ile bir karşı karşıya gelme alanı haline geldi” değerlendirmesinde bulundu.

rgbgrb
USS Gerald R. Ford uçak gemisi dün Girit Adası’ndaki Souda Körfezi’ne ulaştı. (Reuters)

Bu anlaşma, ABD’nin İran’a yakın mesafede deniz filosu topladığı bir dönemde gündeme geliyor. Bu filo, USS Abraham Lincoln ve savaş grubu ile USS Gerald R. Ford ve eskort gemilerinden oluşuyor. İki uçak gemisi birlikte beş binden fazla personel ve 150’den fazla uçak taşıyabilir.

İsrailli araştırmacı Danny Citrinowicz, “Çin, İran’da Batı yanlısı bir rejim görmek istemiyor; çünkü bu kendi çıkarlarına tehdit oluşturur. Çin, mevcut rejimin sürmesini umuyor” dedi.

ABD Başkanı Donald Trump, 19 Şubat’ta İran’a nükleer programıyla ilgili bir anlaşmaya varması için on gün süre tanıdığını, aksi halde askerî operasyon yapılacağını açıklamıştı.

ABD, Trump’ın saldırı emri vermesi durumunda, haftalar sürebilecek sürekli askerî operasyonlar ihtimaline hazırlanıyor.

Tükenmiş cephanelik

Stockholm Uluslararası Barış Araştırmaları Enstitüsü’nde (SIPRI) kıdemli araştırmacı olan Peter Wallensteen, ‘CM-302 füzelerinin satın alınmasının, geçen yılki savaşla büyük ölçüde yıpranmış İran cephaneliğinde önemli bir iyileşme sağlayacağını’ belirtti.

Devlete ait Çin Havacılık, Uzay Bilimi ve Sanayi Şirketi (CASIC), CM-302 füzesini, dünyanın en iyi gemisavar füzesi olarak tanıtıyor; füzenin bir uçak gemisini veya destroyeri batırma kapasitesine sahip olduğunu iddia ediyor. Silah sistemi, gemilere, uçaklara veya kara hareketli araçlarına monte edilebiliyor ve kara hedeflerini de vurabiliyor. Şirket, yorum talebine yanıt vermedi.

Altı kaynak, İran’ın ayrıca Çin’den taşınabilir kara-hava füze sistemleri, balistik füze karşıtı silahlar ve uydu karşıtı silahlar satın almak için de görüşmeler yürüttüğünü aktardı.

Çin, 1980’lerde İran’a silah tedarikinde başlıca bir kaynak olmuş, ancak 1990’ların sonlarında uluslararası baskılar nedeniyle geniş çaplı silah sevkiyatları azalmıştı. Son yıllarda ise ABD yetkilileri, bazı Çinli şirketleri İran’a füze ile ilişkili malzeme sağlamakla suçladı; ancak Çin’in tamamen füze sistemleri sağladığını kamuoyuna açıkça iddia etmediler.


Dünyayı sarsan savaş: Ukrayna ve Rusya

Görsel: Pete Reynolds
Görsel: Pete Reynolds
TT

Dünyayı sarsan savaş: Ukrayna ve Rusya

Görsel: Pete Reynolds
Görsel: Pete Reynolds

Christopher Phillips

Rusya'nın 2022 yılının şubat ayında Ukrayna'yı topyekûn savaş ilan etmesinden dört yıl sonra, savaşın derin bir etki yarattığı aşikâr. Bu etkilerin en ağır yükünü Ukrayna'nın üstlendiği de şüphesiz. Stratejik ve Uluslararası Çalışmalar Merkezi'nin tahminlerine göre savaş boyunca 100 bin ila 140 bin Ukrayna askeri öldü, 500 bini yaralandı. Birleşmiş Milletler (BM), savaş sırasında yaklaşık 15 bin sivilin öldüğünü teyit etse de tahminlere göre gerçek sayı çok daha yüksek. Bunun yanında Ukrayna'nın doğusundaki geniş alanlar Rusya'nın işgali altındaki Kırım Yarımadası'na ilhak edildi, savaşın yıkımından kaçan mülteciler akın etti, şehirler bombalandı ve sistematik olarak yıkıldı. Rusya da özellikle askerleri arasında ağır kayıplar verdi. Tahminlere göre toplam 1,2 milyon kayıp içinde yaklaşık 325 bin Rus askeri öldürüldü. Aynı zamanda, Batı'nın yaptırımları, zorunlu askerlik kampanyaları ve artan siyasi baskı, Ukrayna'yı giderek bir savaş ekonomisi ve toplumuna dönüştürdü. Ancak bu savaş, sadece iki tarafla sınırlı kalmadı. Aynı zamanda jeopolitiğin temellerini sarsarak, öncekinden radikal bir şekilde farklı olan yeni bir dünya düzeninin ortaya çıkmasına katkıda bulundu.

Çok kutuplu sistemin teyidi

Mevcut çok kutuplu sistemi yaratan, Rusya'nın Ukrayna'yı topyekun işgali ve ardından gelen gelişmeler değildi. Tüm bunlar sadece bu sistemin ortaya çıkışını teyit etti. Bu bakımdan, 1991 Körfez Savaşı ile karşılaştırılabilir. 1980'lerin sonlarında, yapısal bir değişim Soğuk Savaş dönemine hakim olan iki kutuplu sistemi fiilen sona erdirdi, ancak ABD liderliğindeki yeni tek kutuplu dünya düzeni ancak Saddam Hüseyin'in Kuveyt'ten kovulmasından sonra şekillendi. Bu tek kutuplu sistem, iki kutuplu sistemin ani çöküşünden daha yavaş bir hızla çöktü. Washington'ın terörle savaşındaki başarısızlıkları, 2008 küresel finans krizi ve Çin'in yükselişi, ABD'nin uluslararası sahnedeki hegemonyasının kademeli olarak azalmasına katkıda bulundu. 2020’lerin başında, başta Ortadoğu olmak üzere birçok alanda ABD'nin belirgin bir şekilde gerilediği görüldü. Rusya, Çin ve diğer bölgesel güçler ise ABD'nin gündemine giderek daha fazla meydan okudu. Ancak ‘Bu değişimler küresel düzeni nasıl yeniden şekillendirecekti?’ sorusu halen cevap bekliyordu.

Orta güçlerin, Washington ile ittifak halinde kalmalarına rağmen, ulusal çıkarlarıyla çeliştiği durumlarda artık ABD politikasını takip etmek zorunda olmadıklarını düşündükleri açıkça ortaya çıktı.

Ancak 2022 yılında Rusya'nın işgali bu sorunun cevabını açıkça ortaya koydu. O dönemde Joe Biden liderliğindeki Washington, George H.W. Bush'un Kuveyt'in işgalinden sonra yaptığı gibi, dünyayı Moskova'nın saldırganlığını kınamaya çağırmaya çalışırken, dünya değişmişti. Sadece Japonya ve Güney Kore dahil olmak üzere ABD'nin Batılı müttefikleri Biden'a katılarak Rusya'ya yaptırım uyguladı. Çin, Brezilya, Hindistan, Güney Afrika ve Küresel Güney ülkeleri katılmayı reddetti. Ortadoğu da aynı yolu izledi. İsrail, Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) gibi önemli ABD müttefikleri bile tutumlarından geri adım attı; son ikisi, Avrupalıların Rus gazı arzındaki kaybını telafi etmek için petrol üretimini artırma yönündeki Biden'ın talebini reddetti. Bu orta güçlerin, Washington ile ittifak halinde kalmalarına rağmen, ulusal çıkarlarıyla çeliştiği durumlarda artık ABD politikasını takip etmek zorunda olmadıklarını düşündükleri açıkça ortaya çıktı.

Avrupa kurumları, savaş başlamadan sadece birkaç yıl önce öngörülemeyen şekillerde uyum sağladı.

Rusya ve Ukrayna dışında, işgalin en önemli etkisi Avrupa'da hissedildi. Soğuk Savaş'ın sona ermesinden sonra, Avrupa ülkeleri güvenlik tehditlerinin azaldığına inanarak yüksek savunma harcamalarını azaltmalarını sağlayan ‘barış getirisinden’ yararlandılar. Ancak, 2008 yılında Gürcistan'ın işgali, Kırım'ın ilhakı ve 2014-2015'te Donbas'ın işgali sonrasında Rusya'nın 2022'deki topyekun işgali, Avrupalı liderleri rahatlıklarından uyandırdı ve Baltık ülkeleri, Polonya ve Doğu Avrupa'daki diğer ülkelerin sıradaki hedefler olacağına dair korkularını körükledi. Avrupa'nın Washington ile koordineli olarak verdiği ilk tepki, Kiev'e askeri ve ekonomik destek sağlamak ve Moskova'ya yaptırımlar uygulamak olsa da daha derin bir değişim zihniyetin kendisinde yaşandı. Savunma harcamaları, 2021'de Avrupa Birliği genelinde yaklaşık 218 milyar eurodan 2025'te yaklaşık 381 milyar euroya sıçradı. 2014 yılında, sadece üç NATO üyesi, ittifakın gayri safi yurtiçi hasılanın (GSYH) yüzde 2'sini savunma harcamalarına ayırma hedefini gerçekleştirdi. Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre bugün, NATO üyesi 32 ülkenin tamamı bu hedefi karşılıyor ve Rusya'nın genişlemesinden en çok korkan ülkeler olan Polonya, Baltık ülkeleri ve Norveç, savunma harcamaları açısından ABD'li muadillerini geride bırakıyor.

Bu değişimle birlikte Avrupa kurumları da birkaç yıl önce hayal bile edilemeyecek şekilde uyum sağladı. Öncelikle siyasi ve ekonomik örgüt olan Avrupa Birliği (AB), kıtayı savunmada kilit bir rol üstlenerek, üye ülkelerin yeniden silahlanmasını desteklemek için Avrupa Barış Fonu gibi mekanizmaların kapsamını genişletti. Bunun yanında Rusya'nın tehditlerinden korkan Finlandiya ve İsveç, tarihi tarafsızlık politikalarını terk ederek sırasıyla 2023 ve 2024 yıllarında NATO'ya katıldılar.

dfvrgth
Ukrayna Cumhurbaşkanı Volodimir Zelenskiy, Kiev'de Devlet Günü'nü kutlayan tören sırasında Ukrayna Savunma Şehitleri Anıt Duvarı'na çelenk bıraktı, 15 Temmuz 2025 (AFP)

Ancak Avrupa’daki bu dayanışma, Batı ittifakının genel gücünü tam olarak yansıtmıyordu. Viktor Orban liderliğindeki Macaristan, sınırlı ağırlığına rağmen, Moskova'ya sempati duyduğunu ifade ederek ve Avrupa'nın Rusya’ya misilleme paketini geciktirmeye ve azaltmaya çalışarak, AB’nin ortak çabalarını defalarca kez engelledi. NATO üyesi Türkiye, çatışmada tarafsızlığını koruyarak hem Kiev hem de Moskova ile yakın ticari ilişkilerini sürdürdü ve hatta İsveç ve Finlandiya'nın Kürt ayrılıkçılara destek verdikleri gerekçesiyle ittifaka katılımlarını engelledi.

Önemli bir gelişme olarak, Donald Trump'ın yeniden başkan olarak seçilmesi ABD'nin tutumunu yeniden şekillendirdi ve “Amerika'yı Yeniden Büyük Yap” (Make America Great Again/MAGA) hareketi, Ukrayna ve Avrupa'yı desteklemenin yararını ve hatta gerekliliğini geniş çapta sorguladı. Burada sorulacak soru şu: ABD, bu yaklaşımı resmi olarak benimseyecek mi? Washington, Kiev'e verdiği desteği kesecek mi, yoksa Moskova'nın lehine bir barış anlaşması imzalamaya zorlayacak mı? Ancak kesin olan ise savaşın popülist sağın retoriğinde merkezi bir konu haline geldiği ve bu durumun Batı ittifakının içeriden kırılganlığını artırdığı gerçeğidir.

Çin ve orta güçler faydalandı

Ancak, çatışmanın neden olduğu jeopolitik değişimlerin tümü kötü sonuçlar doğurmadı. Uluslararası sahnede, özellikle Küresel Güney ülkelerinde yeni faydalanıcılar ortaya çıktı. Bunların başında Çin geliyor. Rusya'nın Batı ile ilişkilerinin çöküşü, Moskova'nın ticaret ve stratejik emtia alanlarında Pekin'e olan bağımlılığını derinleştirerek, on yıl önce nispeten eşit olan ilişkilerini, açıkça Çin'in lehine olan bir ilişkiye dönüştürdü. Rusya'nın uluslararası izolasyonu, 2024 yılında Mısır, Etiyopya, İran ve Birleşik Arap Emirlikleri'nin (BAE) katılımıyla BRICS grubunun genişlemesine de destek sağladı. Bu genişleme, Suudi Arabistan ve Türkiye gibi diğer güçlerin artan katılımıyla birlikte, bu orta güçlere, 2022'den önce bu tür fırsatların bulunmadığı uluslararası arenada çıkarlarını desteklemek ve manevra alanlarını genişletmek için ilave bir platform oluşturdu.

Rusya'nın Ukrayna'daki savaşla meşgul olması, küresel etkisini zayıflattı ve diğer güçlerin geleneksel olarak Moskova'nın hakimiyetinde olan bölgelerdeki boşluğu doldurmalarına olanak sağladı.

Aynı zamanda, Rusya'nın Ukrayna'daki savaşla meşgul olması, küresel etkisini zayıflatırken diğer güçlerin geleneksel olarak Moskova'nın hakim olduğu alanlardaki boşluğu doldurmalarına kapı açtı. Bu, Rusya'nın değerli kaynaklarını ikinci kez Beşşar Esad'ı kurtarmak için harcayamadığı ve aslında harcamak istemediği Suriye'de açıkça görülüyor. Bu durum, Beşşar Esed rejiminin 2024 yılında düşüşüne yol açtı. Şam rejiminin düşüşüyle birlikte Rusya'nın etkisi keskin bir şekilde azaldı ve yerini Türkiye, Suudi Arabistan ve Katar'ın artan etkisi aldı. Benzer şekilde, Moskova'nın Libya ve Sudan'daki konumu da zayıfladı. Bu durum Kremlin'in Ukrayna dışındaki etkisinin azaldığını gösteriyor.

rfv
Donetsk bölgesindeki Druzhkivka yakınlarında gizli bir konumda Rus mevzilerine BM-21 Grad roketatarlarla ateş açan Ukraynalı askerler, 21 Ocak 2026 (AFP)

Rusya'nın küresel zayıflığının ne kadar süreceği belirsizliğini koruyor. Trump yönetimi, tartışıldığı gibi Kiev ile Moskova arasında tatmin edici bir anlaşma sağlarsa, Rusya eski etkisinin bir kısmını hızla geri kazanabilir. Ancak savaş devam ederse, bu durum kaynakları ciddi şekilde tüketecek ve hatta Putin'in iç politikadaki konumunu tehdit edebilir.  Ancak savaşın yol açtığı diğer değişiklikler daha kalıcı görünüyor. Çok kutupluluk artık bir gerçeklik ve taraflar Ukrayna'da nominal bir barışa ulaşsalar bile, Avrupalı liderlerin yeniden silahlanma çabalarını durduracak kadar Rusya'ya güvenmeleri olası görünmüyor. Batı ittifakını bölen çatlaklar, Trump'ın ayrılmasıyla iyileşebilir. Ancak o zamana kadar Avrupalılar, çıkarlarını Washington'daki karar vericilerin keyfi kararlarına tekrar maruz bırakmayacaklardır. Kesin olan bir şey varsa, o da çatışmanın sonucu ne olursa olsun, küresel siyasetin manzarasını geri dönülmez bir şekilde değiştirdiği gerçeğidir.

* Bu analiz Şarku'l Avsat tarafından Londra merkezli al Majalla dergisinden çevrilmiştir.


Somali: ‘Suça sürüklenmiş’ gençler için çıkarılan cumhurbaşkanlığı affı, eş-Şebab'ın boynundaki ilmeği sıkılaştırıyor

Somali ordusu, Orta Şabelle eyaletinin Hawadle bölgesinde eş-Şebab’la çatışıyor (Somali Haber Ajansı)
Somali ordusu, Orta Şabelle eyaletinin Hawadle bölgesinde eş-Şebab’la çatışıyor (Somali Haber Ajansı)
TT

Somali: ‘Suça sürüklenmiş’ gençler için çıkarılan cumhurbaşkanlığı affı, eş-Şebab'ın boynundaki ilmeği sıkılaştırıyor

Somali ordusu, Orta Şabelle eyaletinin Hawadle bölgesinde eş-Şebab’la çatışıyor (Somali Haber Ajansı)
Somali ordusu, Orta Şabelle eyaletinin Hawadle bölgesinde eş-Şebab’la çatışıyor (Somali Haber Ajansı)

Somali Cumhurbaşkanlığı, eş-Şebab Hareketi’ne katılan ‘suça sürüklenmiş gençlere’ radikal ideolojiyi terk etmeleri şartıyla af ilan ederek yeni bir adım attı. Şarku’l Avsat’a konuşan Somalili bir Afrika meseleleri uzmanı, bu adımın, entegrasyon ve rehabilitasyon dahil olmak üzere birkaç koşulun yerine getirilmesi şartıyla, eş-Şebab'ın etrafındaki çemberi daraltma şansını artıracağına inanıyor.

Somali Haber Ajansı SONNA dün, Cumhurbaşkanı Hasan Şeyh Mahmud'un, (yerel olarak eş-Şebab'ı ifade etmek için kullanılan bir terim olan) Havaric milislerinin saflarında radikal ideoloji ile aldatılmış gençlere, aşırıcı ideolojiyi terk etmeleri halinde af kararı verdiğini bildirdi.

SONNA, devletin bu gençlere yeni bir hayat ve geleceklerini inşa etme fırsatları sunarak, onların toplumun ayrılmaz bir parçası olmalarını sağlayacağını da ifade etti.

SONNA’nın pazar günkü haberine göre Somali ordusu, ‘terörizmi ortadan kaldırmak için devam eden çabalar çerçevesinde, Orta Şabelle eyaletinin Hawadli bölgesinde saklanan Havaric milislerinin hücrelerini’ hedef alan planlı bir askeri operasyon başlattı.

dfvfbf
Hiran bölgesinde eş-Şebab Hareketiyle bağlantılı silahlı militanlar hedef alındı (Somali Haber Ajansı)

Somali, Afrika Birliği Somali Misyonu'na (AMISOM) ev sahipliği yapıyor. AMISOM, 15 yıldır Somali'de terörist faaliyetlerini artıran eş- Şebab Hareketi ile mücadelesinde Somali'ye destek sağlamak amacıyla 2024 yılının aralık ayında Birlemiş Milletler Güvenlik Konseyi'nde (BMGK) kabul edilen kararın ardından geçtiğimiz yılın ocak ayında resmi olarak faaliyete geçti.

Somali uzmanı Abdulvali Jama Barre, Başbakan Şeyh Mahmud'un af kararının güvenlik, sosyal ve stratejik olmak üzere üç açıdan yorumlanabileceğini belirtti. Bu önemli bir araç, ancak tamamlayıcı politikalarla desteklenmedikçe başarısı garanti edilemez.

Barre, değerlendirmesini şöyle sürdürdü:

“Af, özellikle de birçok gencin yanlış yönlendirme veya zorlama sonucu örgüte katılmış olması ve güvenli bir çıkış yolu bulmanın muhalifleri örgütü terk etmeye teşvik etmesi nedeniyle geri dönüşün önünü açan olumlu bir adımdır. Bu aynı zamanda, devletin sert çizgideki liderlerle yanlış yönlendirilmiş gençleri birbirinden ayırdığını gösteren insani ve siyasi bir mesajdır ve hükümetin intikamcı olmayan bir kuluçka merkezi olduğu imajını pekiştirir.”

Bu durum, eş-Şebab Hareketi’nin operasyonlarının yoğunlaştığı bir dönemde ortaya çıktı. Ezher Aşırılıkla Mücadele Gözlemevi, eş-Şebab Hareketi’nin sivilleri terörize etme ve sınır ötesi saldırılar düzenleme yönündeki kanlı stratejisi çerçevesinde Ramazan ayında Somali-Kenya sınırında terör tehdidini artırdığını açıkladı.

Gözlemevi tarafından dün yapılan açıklamada, “Bu gerginliğin artışı cumartesi gecesi terörist hareketin üyeleri Cuba'nın merkezindeki Bawali ve Somali'nin güneyindeki Aşağı Şabelle eyaletine bağlı Konyabarow bölgelerinde 10 sivili kurşuna dizerek infaz etmesiyle başladı” ifadeleri yer aldı. Gözlemevi, eş-Şebab’ın Ramazan ayı boyunca genel dini duyguları istismar etmek için şu anda faaliyetlerini yoğunlaştırdığını kaydetti.

Barre ise eş-Şebab Hareketi’nin dini duyguları istismar ettiğini belirterek “Bu yüzden eş-Şebab'ı sürekli dini ve fikri rehberlik, ekonomik entegrasyon ve akıllı güvenlik izleme yoluyla başarılı bir şekilde kontrol altına almak için, af kararı tek başına yeterli olmaz. Bu kararın gerçek rehabilitasyon programlarıyla bağlantılı olması gerekir” değerlendirmesinde bulundu.