Gazze’deki savaşta teknoloji devleri ve İsrail arasındaki ilişki

Çifte standartlar, son derece taraflı algoritmalar ve ortaklıklar

Eduardo Ramon/Getty Images
Eduardo Ramon/Getty Images
TT

Gazze’deki savaşta teknoloji devleri ve İsrail arasındaki ilişki

Eduardo Ramon/Getty Images
Eduardo Ramon/Getty Images

Marco Mossad

İsrail, Gazze Şeridi'nde yürüttüğü savaşta başta ABD olmak üzere birçok ülkeden askeri ve siyasi olarak büyük destek alıyor. İsrail, bu büyük desteğin yanında Amazon, Google ve Meta gibi dünyanın en büyük teknoloji şirketlerinden teknolojik olarak da destek görüyor. Bunlar Facebook, Instagram ve mesajlaşma uygulaması WhatsApp'a sahibi olan şirketler.

Bu destek İsrail'in, aralarında The Gospel ve Lavender gibi iki önemli sistemin de bulunduğu yapay zeka (AI) tabanlı savaş teknolojisi sistemlerini beslemek için büyük miktarda bilgi kullanmasına olanak sağladı. Bu sistemler İsrail ordusuna hedefleme verileri gönderirken İsrail ordusu da bu verilere dayanarak sivil ya da savaşçı ayrımı yapmaksızın evlere baskınlar düzenliyor.

Teknoloji devlerinin İsrail'e yardımları bu şirketlerin çalışanlarını kızdırdı. Bu yüzden şirket yönetimlerini İsrail'i desteklemekten vazgeçirmek için çeşitli protestolar düzenlendi. Son olarak Google’da Nimbus Projesi’nin durdurulması talebiyle protesto gösterileri yapıldı.

Devasa Nimbus Projesi, 2021 yılında İsrail ile Google ve Amazon arasında yaklaşık 1,23 milyar dolarlık bir iş birliği anlaşmasıyla başlatıldı.

Konu öyle bir noktaya geldi ki Google bu çalışanların işlerini aksattıkları ve diğer çalışanları tehlikeye attıkları gerekçesiyle işten çıkarılmalarına karar verdi. Nimbus Projesi, teknoloji şirketlerinin İsrail'i kayırmalarına iyi bir örnek teşkil ediyor. İsrail’in iç yasalarına uygun olarak İsrail'de veri depolama merkezleri inşa etmek için hizmetlerinin sağlanmasını kolaylaştırıyor.

Nimbus Projesi

Devasa Nimbus projesi, İsrail ile bulut hizmetleri şirketleri Google ve Amazon arasında 2021 yılında tahmini 1,23 milyar dolar karşılığında yapılan bir iş birliği anlaşmasının sonucu olarak başlatıldı. Proje, yapay zeka sistemlerini beslemek için büyük miktarda veriyi büyük bir hızla işleyebilecek ve kaydedebilecek bir bulut bilişim sistemine ihtiyaç duyan İsrail'deki en büyük teknoloji projelerinden biri.

İsrail'in bu sistemleri geliştirmedeki başarısı, Nimbus Projesi ve teknoloji devi iki şirketin sağladığı olanaklar olmadan mümkün olamazdı. Google, İsrail hükümeti için yüzde 15'e kadar indirim sağladı.

İsrail hükümetiyle yapılan anlaşma aynı zamanda İsrail'in teknoloji şirketlerinin yerel yasalarına uymasını sağlamak için veri merkezlerinin İrlanda, Almanya ve Hollanda yerine İsrail'de bulunmasını öngörüyordu. Google ve Amazon da İsrail'in ‘Landing Zone’ (Bulut Temeli de denilen iş yüklerini bulut sisteminde güvenli bir şekilde dağıtmak için kullanılan önceden yapılandırılmış) ortamından uluslararası şirketler yerine yerel şirketlerin sorumlu olması yönündeki taleplerine boyun eğdi. Nimbus Projesi için veri merkezleri tahsis edilmesinin yanında genel olarak eri talebi ya da veri işleme talebi arttığında verileri korumak ve altyapı kaynaklarını en üst düzeye çıkarmak, yanıt verme hızını ve karar alma sürecindeki etkinliği de artırır. Bunun da İsrail için veri mevcudiyetine ve yüksek hızda işlemeye dayanan programların geliştirilmesinde önemli bir avantaj sağladığı şüphesiz.

İsrail, söz konusu şirketlerin insani ve etik kaygıları gözetmeksizin bu teknolojiyi kullanmaları nedeniyle hizmetlerini durdurabileceklerinden korkuyordu, ancak böyle bir şey olmadı.

İsrail, söz konusu şirketlerin insani ve etik kaygıları gözetmeksizin bu teknolojiyi kullanmaları nedeniyle hizmetlerini durdurabileceklerinden ya da birtakım kısıtlamalar getirebileceğinden yahut en azından teknoloji şirketlerinin yönetimlerinin, bu projede çalışan kişilerin, evlerinde ve aileleriyle birlikte olsalar bile hedefleri ve savaşçıları belirlemek ve bombalamak için yapay zeka kullanırken üzerlerine düşen ahlaki sorumluluk nedeniyle buna karşı çıkmalarından etkilenmelerinden korkuyordu, ancak böyle olmadı. Anlaşma imzalandıktan sonra ‘Teknolojide Yahudi Diasporası’ (Jewish Diaspora in Tech) adlı grup Google yönetimine bir mektup göndererek projeyi tamamlamamaları çağrısında bulundu.

Grubun internette yayınlanan mektubunda, Filistinlilerin yıllardır süren askeri işgalin şiddetinden büyük ölçüde etkilendikleri belirtilerek acılarının hafifletilmesi için fondan ayrılması istendi. Projeye, duyurulduğu andan itibaren Google bünyesinde çalışanlardan güçlü bir muhalefet geldi. Gazze Şeridi'nde ölen ve yaralanan sivil sayısının yüksek olması ve insani krizin giderek kötüleşmesi nedeniyle bu projenin tamamlanmasına karşı çıkan Google’ın yaklaşık elli çalışanı işten çıkarıldı.

Google'ın CEO'su Sundar Pichai, Google'ın siyasi tartışmaların yapılacağı bir yer değil bir iş yeri olduğunu söyledi. Ancak işin garip yanı, Google’ın kendisini fikir ve ifade özgürlüğünden yana olarak tanıtıyor ve tüm fikir ve görüşleri barındıran sağlıklı bir çalışma ortamı sunduğunu söylüyor.

Teknoloji kurban sayısını artırıyor

İsrail hükümeti ile Google arasındaki iş birliği bu kadarla sınırlı kalmadı. Google, projenin ikinci aşamasına geçilmesi için İsrail hükümetine danışmanlık hizmeti verilmeyi de kabul etti. Time dergisinin nisan ayında yayınladığı bir belgeye göre Google, İsrail'in projenin Landing Zone’larını otomatikleştirmesine ya da en azından sınırlı insan müdahalesiyle yönetmesine yardımcı olmak için de çalışıyor. Bu sistem, otomatik bilgisayarlar tarafından kendilerine verilen bilgilere dayanarak verilen kararları baz alıyor. Sistem, bombardıman sırasında sivil kayıplardan kaçınmak ya da sadece hedefin çevresini doğru bir şekilde bombalamak için en iyi şekilde eğitilmediğinden genellikle kayıp sayısında artışa yol açıyor. Bu proje, İsrail'in silahlı unsurları kolayca tespit etmesini ve ardından onları ortadan kaldırmak için bombalamasını sağlayan bulut tabanlı projelerinin temel taşını oluşturuyor.

+972 Magazine’nin haberine göre Meta’nın İsrail'e verdiği büyük desteğin kendisini son olarak uygulamanın koruma ve gizlilik iddialarının aksine, WhatsApp'ın Filistinlilerin akrabalarıyla yaptıkları konuşmalardan kaydedilen bilgileri sağlamasında gösterdi.

Meta da diğer şirketler gibi İsrail'e teknolojik destek verme yarışına girdi. 2010 yılında bir grup Filistinli ve İsrailli gazeteci tarafından kurulan ‘+972 Magazine’ adlı derginin WhatsApp'ın İsrail Devletine verdiği destekle ilgili bir haberine göre Meta’nın İsrail'e verdiği büyük destek kendisini son olarak uygulamanın koruma ve gizlilik iddialarının aksine, WhatsApp'ın Filistinlilerin akrabalarıyla yaptıkları konuşmalardan kaydedilen bilgileri sağlamasında gösterdi.

İsrail ile Meta arasındaki iş birliğinin amacının Lavender yapay zeka programını Filistinli silahlı unsurlar hakkında bilgi ile beslemek olduğunu aktaran +972 Magazine, örneğin konumlarını ve ses izlerini takip ederek bir ses kütüphanesi oluşturmak ve bu sayede savaşçıların izlenebileceğini ve koordinatlarının İsrail ordusuna gönderilerek anında bombalanabileceğini bildirdi. Şarku’l Avsat’ın +972 Magazine’den aktardığı habere göre bu bilgiler aynı zamanda Hamas üyeleri tarafından kullanılan sohbet gruplarına ilişkin doğru verileri de içeriyor. İsrail'in Hamas üyelerinin büyük bir kısmının yerlerini rekor denecek kısa bir sürede tespit etmesine yardımcı oluyor.

Guterres öldürmek için teknolojinin kullanılmasını kınadı

+972 Magazine’in aktardıkları uluslararası toplumu şoke etti. Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri Antonio Guterres, öldürmek için teknolojinin kullanılmasını kınadı. +972 Magazine, İsrail'in yapay zekayı sadece silahlı unsurları takip etmek ve öldürmek için kullanmadığı, yapay zeka verilerine ve kararlarına dayalı füze saldırılarında sivillerle silahlı unsurları ayırt edemediği ve her saldırıda onlarca masum insanın ölümüne yol açtığını da aktardı.

Meta'nın İsrail'i ilk kez desteklemiyor ve son bulacak gibi de görünmüyor. Meta, İsrail Devleti'ni destekleme konusunda uzun bir geçmişe sahip. 2023 yılında popüler sosyal medya sitesi Facebook'ta hem Arapça hem de İbranice dillerinde, bazıları doğrudan ‘sivillerin öldürülmesi’ çağrısında bulunan şiddet içerikli reklamların tespit edilmesinin ardından Facebook’un algoritmaları Filistinlilere karşı nefret söyleminin yayılmasını sağladı. Söz konusu reklamlar, Facebook'un nefret söylemini, şiddeti ve cinayeti teşvik etmeme kurallarını ihlal ettikleri gerekçesiyle gelen şikayetlerin ardından kaldırıldı.

İsraillilere yönelik aynı nefret söylemi ve şiddetin ‘antisemitizm’ başlığı altında derhal silinmesi algoritmaların tarafsız olmadığını ortaya çıkardı.

İsraillilere yönelik aynı nefret söylemi ve şiddetin ‘antisemitizm’ başlığı altında derhal silinmesi algoritmaların tarafsız olmadığını ortaya çıkardı. İsraillilere yönelik bir nefret söylemi paylaşıldığında, antisemitizm başlığı altında paylaşım derhal siliniyor ve paylaşımı yapan kullanıcının hesabı belirli bir süreliğine ya askıya alınıyor ya da tamamen kaldırılıyor.

HRW Meta'yı ve diğer teknoloji şirketlerini kınadı

İnsan Hakları İzleme Örgütü (HRW) Filistin halkının insan haklarını destekleyen sesleri bastırmaya ve paylaşımları kaldırmaya yönelik yaklaşık bin 50 girişimin izlenmesinin ardından geçtiğimiz aralık ayında ‘Meta'nın tutmadığı sözler’ başlığı altında, Meta'nın Filistinlilere ve onların davasını Facebook ve Instagram'da destekleyenlere karşı tarafsız olmayan uygulamalarına dair bir rapor yayınladı.

Meta'nın Filistin davasıyla ilgili olduğu sürece barışçıl söylemlere karşı olduğunu göstermesi nedeniyle şok etkisi yaratan rapora göre sadece bir vaka şiddete teşvik eden söylemlerle ilgiliyken geriye kalan bin 49 vaka Filistinlilerin acılarını hafifletmeye yönelik barışçıl söylemler barındırıyordu.

Meta, bu yılın ocak ayında Facebook ve Instagram'daki yayın politikasını yeniden yazma niyetinde olduğunu duyurdu. Kamuoyuna açıklanan bu duyurunun ayrıntıları okunduğunda, bu hamlenin temel amacının İsrail'in güvenliği hakkındaki söylemleri çevrimiçi ortamda kısıtlamak olduğu ortaya çıktı.

“Antisemitizm”

Meta ayrıca ‘siyonist’ ifadesinin kullanımını da kısıtlamak istedi. Çünkü Meta’ya göre bu ifade antisemitizmi körükleyebilirdi. Antisemitizm, ABD'deki bazı üniversitelerde düzenlenen gösterilerde gördüğümüz gibi, sadece internet üzerinden değil, başka yollarla da Filistin davasını destekleyen her türlü konuşmaya karşı kullanılabilir hale geldi. Polis, bu gösterilerin Yahudi öğrencilerin güvenliğine karşı tehdit oluşturduğu ve antisemitist mesajlar verdiği gerekçesiyle barışçıl göstericileri dağıtmak için güç kullandı.

Meta ayrıca ‘siyonist’ ifadesinin kullanımını da kısıtlamak istedi. Çünkü Meta’ya göre bu ifade antisemitizmi körükleyebilirdi.

İsrail, ister savaş ister barış zamanlarında olsun, teknoloji şirketlerinin ülke için taşıdığı değeri çok iyi biliyor. Sonuç olarak İsrailli liderler, İsrail hükümeti, başta Google, Amazon, Apple, Intel ve Oracle olmak üzere teknoloji devi küresel şirketler arasındaki iş birliğini güçlendirmek için siyasi bir irade ortaya koydu.

Teknoloji devleri ile yakın iş birliği

İsrail'in çabaları, dünyanın teknoloji devleriyle çeşitli şekillerde yakın iş birliği anlaşmalarıyla sonuçlandı. Bunlardan ilki, Google'ın İsrail’in geliştirdiği sosyal bir trafik durumu/navigasyon uygulaması olan Waze'i satın alması gibi uluslararası şirketler ve İsrailli girişimler arasındaki anlaşmalardır. Anlaşma, uygulamanın dünyanın dört bir yanındaki sürücüler hakkında önemli verileri Google ile paylaşmasını, Google’ında bu verileri popüler Google Map uygulamasını geliştirmek için kullanmasını öngörüyordu.

Facebook ayrıca başta Onavo ve Face.com olmak üzere İsrailli şirketleri de satın alarak hedefli reklamcılık ve interneti herkesin kullanımına sunma konusundaki faaliyetlerini büyük ölçüde destekledi. Facebook'un İsrail'deki Ar-Ge ekibi internet hizmetini geliştirmeye ve herkesin kullanımına sunmaya devam ederken, bu satın almalar gelişmekte olan ülkelere ücretsiz internet sağlanmasına imkan tanıdı. Milyonlarca insanın internete bağlanabilmesi üzerinde büyük bir etkiye sahip olabilecek hızlı Wi-Fi ve Facebook Lite gibi önemli teknik atılımların da önünü açtı. Öte yandan Apple, 3D algılama konusunda uzmanlaşmış bir İsrail şirketi olan PrimeSense'i satın alarak Apple'ın hareket tabanlı saat, telefon ve televizyonlarının geliştirilmesine katkıda bulundu.

Birim 8200 dünyanın en akıllı ve en karmaşık askeri teknolojilerini kullanan birimlerinden biri. Microsoft, Microsoft Office ve Azure Cloud dahil olmak üzere şirketin bulut ürünleri için güvenlik sistemi geliştirmek üzere bu birimle iş birliği yaptı.

Masum insanları gözetleyen Birim 8200

Uluslararası şirketlerle İsrailli kuruluşlar arasındaki iş birliğinin bir başka örneği de Birim 8200 olarak bilinen İsrail sinyal istihbarat teşkilatı ile Microsoft arasında yapılan iş birliği anlaşmasıdır. Dünyanın en akıllı ve en gelişmiş askeri teknolojilerine sahip birimlerinden biri olan Birim 8200 ile Microsoft, Microsoft Office ve Azure Cloud da dahil olmak üzere şirketin bulut ürünlerinin güvenlik sistemini geliştirmek için iş birliği yaptı. Financial Times gazetesi tarafından 2015 yılında yayınlanan bir sızıntıya göre casusluk yapmak ve hedefleri çeşitli şekillerde izlemek için son derece eğitimli ve etkili bir istihbarat servisi olan Birim 8200, Batı Şeria ve Gazze Şeridi'nde İsrail işgali altında yaşayan Filistinlileri gözetliyor. Birim 8200, hassas kişisel bilgilerin toplanması da dahil olmak üzere masum Filistinlilere karşı kullanılan zorlayıcı casusluk taktiklerine başvuruyor.

Facebook, Birim 8200'ün eski üyeleri tarafından kurulan ve casus yazılım alanında faaliyet gösteren bir şirket olan Onavo ile de iş birliği yaptı. Facebook, 2013 yılında satın aldığı Onavo'yu Meta için sosyal medya alanındaki rakiplerine karşı casusluk yapması için kullandı. Bu durum 2020 yılında İsrail gazetesi Haaretz'de yayınlanan bir analizde haber yapıldı. ABD Federal Ticaret Komisyonu (FTC), Facebook ve Onavo'nun yasadışı olarak sosyal medya kullanıcılarına karşı casusluk faaliyetlerine karıştığı gerekçesiyle dava açtı.İsrail, bir yandan Ortadoğu'da herhangi bir savaşı kazanmasını ve güvenliğini sağlamasını mümkün kılacak en iyi ve en doğru silah ve teçhizatı edinmeye diğer yandan bölgedeki egemenliğini sürdürmesini sağlayacak tüm yeni ve akıllı teknolojileri elde etmek adına teknoloji şirketleri için cazip bir yer olmaya çalışıyor. Açıkça görülüyor ki İsrail, teknoloji devleriyle kurduğu ortaklıklar ve yaptığı anlaşmalar sayesinde hayallerindeki ölümcül silahı, yani tam da istediği gibi izlemek, hedeflemek ve infaz etmek için ihtiyaç duyduğu bilgileri elde etmeyi başarmış görünüyor.



Eski Güney Kore Devlet Başkanı, sıkıyönetim ilan ettiği gerekçesiyle ömür boyu hapis cezasına çarptırıldı

Eski Güney Kore Devlet Başkanı Yoon Suk Yeol (Reuters)
Eski Güney Kore Devlet Başkanı Yoon Suk Yeol (Reuters)
TT

Eski Güney Kore Devlet Başkanı, sıkıyönetim ilan ettiği gerekçesiyle ömür boyu hapis cezasına çarptırıldı

Eski Güney Kore Devlet Başkanı Yoon Suk Yeol (Reuters)
Eski Güney Kore Devlet Başkanı Yoon Suk Yeol (Reuters)

Güney Kore’nin eski Devlet Başkanı Yoon Suk Yeol, 2024’ün sonlarında kısa süreli sıkıyönetim ilan etmesi nedeniyle bugün ömür boyu hapis cezasına çarptırıldı.

Seul Merkez Bölge Mahkemesi yargıcı Ji Gwi-yeon, karar duruşmasında “İsyan suçundan Yoon’u ömür boyu hapis cezasına mahkûm ediyoruz” ifadesini kullandı.

Böylece eski muhafazakâr lider, savcılığın talep ettiği idam cezasından kurtulmuş oldu.

Yoon Suk Yeol, 3 Aralık 2024 akşamı yaptığı sürpriz konuşmada sıkıyönetim ilan etmiş ve orduya Ulusal Meclis’e girme talimatı vermişti. Ancak askerler tarafından kuşatılan binaya yeterli sayıda milletvekili girmeyi başarmış, yapılan oylamada bu güç kullanımına karşı karar alınmış ve dönemin devlet başkanı geri adım atmak zorunda kalmıştı.

Sivil yönetim fiilen yalnızca altı saatliğine askıya alınsa da, söz konusu girişim ülkede derin ve uzun süreli bir siyasi krize yol açmıştı.

Gözaltında yargılanan Yoon, bu eylemleri nedeniyle nisan ayında görevden alınmıştı.

Mahkemenin, eski Savunma Bakanı Kim Yong-hyun’u da mahkûm etmesinin ardından, Yoon ile birlikte yargılanan diğer sanıklar hakkında da kısa süre içinde karar vermesi bekleniyor.


İran-ABD müzakereleri: Ortadoğu’yu değiştirme planı ne olacak?

Fotoğraf: Axel Rangel Garcia
Fotoğraf: Axel Rangel Garcia
TT

İran-ABD müzakereleri: Ortadoğu’yu değiştirme planı ne olacak?

Fotoğraf: Axel Rangel Garcia
Fotoğraf: Axel Rangel Garcia

Elie Kuseyfi

Salı günü Cenevre'de Rusya-Ukrayna ve ABD-İran müzakerelerinin eş zamanlı olarak yapılması sadece bir tesadüf müydü? Yoksa bu, her iki müzakereye de katılan, Moskova ve Kiev arasında arabuluculuk yapan ve Umman arabuluculuğuyla İran ile müzakere eden ABD'nin kasıtlı bir hamlesi miydi? Bu eş zamanlılığın nedeni, Cenevre'deki her iki müzakereye de katılan Steve Witkoff ve Jared Kushner'in orada bulunması olabilir. İki müzakere oturumunun aynı şehirde yapılması, onları başka bir yere gitmekten kurtardı ve bu da bilhassa Başkan Donald Trump'ın her iki sorunu, özellikle de Rusya-Ukrayna çatışmasını çözmekte acele etmesi nedeniyle görevlerini hızlandırmaya katkıda bulunabilir. Nitekim Trump, Kiev'i hızla bir anlaşmaya varmaya teşvik ediyor ve bu durum Cumhurbaşkanı Volodimir Zelenskiy'yi kızdırdı, Trump'ın kendisine uyguladığı baskının hiçbir gerekçesi olmadığını belirtti.

İki konu arasında ortak bir bağlantı arayışı, bizi perşembe günü Umman Denizi ve Hint Okyanusu'nda iki ülke arasında yapılacak ortak tatbikatlarla yeni bir seviyeye ulaşacak olan Rus-İran askeri iş birliğine götürüyor. Ancak en önemli konu, Tahran'ın Ukrayna şehirlerini bombalamak için Moskova'ya insansız hava araçları tedarik etmesi olmaya devam ediyor. Fakat bu neden, İran'ın nükleer dosya dışında herhangi bir konuyu görüşmeye hazır görünmemesi nedeniyle biraz olasılık dışı görünüyor. Her ne olursa olsun, bu iki müzakere turunun aynı şehirde eş zamanlı olarak yapılması, bizi bugün dünyadaki en önemli ve ABD’nin de tamamen dahil olmuş durumda olduğu iki olay ile karşı karşıya bırakıyor.

Bu da bizi, İran-ABD müzakerelerinin bölgedeki diğer tüm dosya, çatışma ve anlaşmazlıkların önüne geçtiği bölgeye götürüyor. Ancak burada gündemde olan soru, bu müzakerelerin bu çatışmaların ve anlaşmazlıkların seyrine bir etkisi, daha doğrusu bu çatışmaların ve anlaşmazlıkların, özellikle de İsrail'in Gazze Şeridi'ne yönelik savaşının ve bölgesel sonuçlarının, bu müzakerelerin seyrine bir etkisi olup olmadığıdır. Daha önemli olan soru ise iki yıldan fazla süren ve yeni jeopolitik gerçeklikler yaratan, İran'ın stratejik konumunda bir gerilemeye yol açan savaşın sonucundan bağımsız olarak Washington ve Tahran arasında bir anlaşmaya varılıp varılamayacağıdır. Bu nedenle, Washington ve Tahran arasındaki müzakereler bağlamında sorulan temel soru, Hizbullah ve Hamas'ın zayıflaması, Suriye rejiminin devrilmesi ve ABD-İsrail'in İran'ın derinliğine yönelik saldırıları, dahası İran'daki eşi benzeri görülmemiş iç bölünmeden sonra, bu müzakerelerin beklenen sonuçlarının İran'ın stratejik konumundaki bu gerilemeyi yansıtıp yansıtmayacağıdır. Keza Tahran'ın Donald Trump'ın onunla bir anlaşmaya varma arzusunu göz önünde bulundurarak, bu gerilemeyi telafi edip edemeyeceğidir.

Devam eden Amerikan askeri yığınağı bölgesel endişeleri yansıtmakla kalmıyor, aynı zamanda Başkan Trump'ı destekleyen MAGA hareketi içinde bile temel Amerikan hassasiyetlerine dokunuyor

 Her ne pahasına olursa olsun bir anlaşma mı?

Başka bir deyişle, Amerikan Başkanı, bölgesel savaşın tüm sonuçlarını ve İsrail'in tüm kırmızı çizgilerini, özellikle de İran’ın füze programı ve Tahran tarafından desteklenen bölgesel milis gruplar meselesiyle ilgili kırmızı çizgilerini göz ardı ederek, İran ile her ne pahasına olursa olsun anlaşmak mı istiyor? Önceliği, içeriği İran'ın stratejik konumundaki gerilemeyi yansıtmasa ve İran rejimini hem içeride hem de uluslararası alanda kurtarsa bile, İran ile bir anlaşmaya varmak mı?

Trump gibi bir başkanın ne istediğini tahmin etmek zor olsa da İran nükleer meselesini çevreleyen koşullar, ABD Başkanı’nın herhangi bir anlaşmayı kabul edebileceğini göstermiyor. Ancak bu, İran dosyasını yönetmenin onun için kolay olacağı anlamına gelmiyor. Hatta Rusya-Ukrayna savaşı dosyası ve uzun süreli sonuçlarını yönetmekten bile daha zor olabilir. Şüphesiz ki, Başkan ve genel olarak Amerikalılar için iki konu arasındaki temel fark, ABD'nin, 28 Aralık'ta Tahran'daki rejime karşı protestoların başlamasından bu yana Ortadoğu'da olduğu gibi, Rusya-Ukrayna savaşında doğrudan asker konuşlandırmaması ve askeri yığınak yapmamasıdır.

dcf
Umman Dışişleri Bakanı Bedr bin Hamad el-Busaidi, ABD Özel Temsilcisi Steve Witkoff ve ABD Başkanı Donald Trump'ın damadı Jared Kushner, İsviçre'nin Cenevre şehrinde ABD ve İran arasında yapılacak dolaylı görüşmeler öncesinde, 17 Şubat 2026 (Reuters)

Bu devam eden ABD askeri yığınağı bölgesel endişeleri yansıtmakla kalmıyor, aynı zamanda Başkan Trump'ı destekleyen MAGA hareketi içinde bile ABD'deki temel iç hassasiyetlere dokunuyor. Zira MAGA hareketinin Cumhuriyetçi Başkan ile temel anlaşması, ABD'nin yabancı savaşlara karışmaması üzerine kurulu. Bu durum şimdi ABD'nin İsrail'e verdiği desteğe de yansıyor. Geçtiğimiz kasım ayında yapılan bir YouGov anketi, 45 yaşın altındaki Cumhuriyetçi seçmenlerin yüzde 51'inin, 2028 başkanlık ön seçimlerinde İsrail'e vergi mükelleflerinin vergileri ile finanse edilen silah transferlerini azaltmayı savunan bir adayı desteklemeyi tercih edeceğini gösterirken, sadece yüzde 27'si İsrail'e silah tedarikini artırmayı veya sürdürmeyi savunan bir adayı tercih ettiklerini söyledi. Bu, Trump destekçilerinin geniş bir kesiminin “Önce ABD” veya “ABD'yi Yeniden Harika Yap” gibi sloganlara dair anlayışını yansıtıyor ve bu anlayış, bu sloganların kapsamının ABD'nin ötesine uzandığını dikkate almıyor. Ancak, başka iki anket, Amerikalıların yüzde 59'unun geçen haziran ayında İran nükleer tesislerine yapılan ABD saldırısını onayladığını gösterdi. Dolayısıyla olası bir askeri saldırıya desteğinin veya muhalefetinin, saldırının hedeflerine ulaşmadaki başarısına bağlı olduğu göz önüne alındığında, Trump'ın İran ile ilgili herhangi bir kararını etkileyen iç Amerikan faktörü tek yönlü değildir. Trump, tabanına diplomasiye bir şans verdiği ancak bunun ABD çıkarları için olumlu sonuçlar vermediği gerekçesini sunabilir.

Mevcut ABD askeri yığınağı, iki uçak gemisi, 12 savaş gemisi, yüzlerce savaş uçağı ve çok sayıda hava savunma sistemini içerirken, Ortadoğu'ya silah ve mühimmat taşımak için 150'den fazla askeri kargo uçuşu gerçekleştirildi

Cenevre turunda bir ilerleme kaydedildi mi?

Washington ve Tahran arasında yeniden başlatılan müzakerelerin salı günü Cenevre'de yapılan ikinci turunun gidişatı bu bağlamda anlaşılabilir. İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi'nin “ABD ile temel ilkeler konusunda bir uzlaşıya varıldığı ve önceki tura kıyasla olumlu gelişmeler olduğu” yönündeki açıklamalarının verdiği iyimserlik esintisine rağmen, konu her zamankinden daha karmaşık görünüyor. Zira Donald Trump'ın, ABD'nin Ortadoğu'daki stratejisinde tam bir darbe gerçekleştirmeye hazır olmadığı sürece, İsrail pahasına İran için stratejik kazanımlar garanti eden bir anlaşmaya varabileceğini hayal etmek zor; ki bunun için henüz hiçbir işaret de yok.

İranlı üç yetkilinin New York Times'a verdikleri demeçlerde, Tahran'ın Trump'ın başkanlığı döneminde uranyum zenginleştirmeyi askıya almaya ve yaptırımların, petrol ambargosunun kaldırılması karşılığında Washington'a yatırım fırsatları sunmaya istekli ve hazır olduğunu belirtmeleri bile mevcut durumla uyumsuz görünüyor. Zira İran dosyası ile ilgili olarak mevcut durum iki nokta ile özetlenebilir; birincisi, Tahran rejimi hem iç hem de uluslararası alanda en zor stratejik gerileme dönemini yaşıyor. İkincisi, İsrail, ABD'nin desteğiyle bölgedeki stratejik konumunu sağlamlaştırmaya çalışıyor. Bu nedenle, ABD'nin İran ile yapacağı herhangi bir anlaşma bu denklemi alt üst etmemelidir. Aksi takdirde, bu anlaşma ABD'nin aleyhine İran’ın elde edeceği açık bir kazanç ve ana müttefiki İsrail için bir kayıp anlamına gelecektir.

Bu sebeple, Arakçi'nin “olumlu gelişmeler, Washington ile yakında bir anlaşmaya varacağımız anlamına gelmiyor, ancak süreç başladı” şeklindeki açıklaması, ABD Başkan Yardımcısı J.D. Vance'in de müzakerelerin iyi ilerlediği ancak İranlıların Trump tarafından belirlenen kırmızı çizgileri kabul etmeye istekli olmadığı yönündeki açıklaması, bu müzakereleri çevreleyen zorlukları yansıtıyor. Müzakerelerin İran'ın pazartesi günü Devrim Muhafızları gözetiminde stratejik Hürmüz Boğazı'nda tatbikatlara başlayacağını duyurması veya son 24 saat içinde bölgeye F-35, F-22 ve F-16'lar da dahil olmak üzere 50 ilave ABD savaş uçağının ulaşması gibi iki taraf arasında devam eden askeri gerilim ortamında gerçekleştiği göz önüne alındığında, kendisini çevreleyen zorluklar daha iyi anlaşılacaktır. Bu uçaklarla birlikte ABD'nin mevcut askeri yığınağı halihazırda iki uçak gemisi, yaklaşık on iki savaş gemisi, yüzlerce savaş uçağı ve çok sayıda hava savunma sistemini içeriyor. Ayrıca, Ortadoğu'ya silah ve mühimmat taşımak için 150'den fazla askeri kargo uçuşu gerçekleştirildi. Ancak bu devasa yığınak, büyüklüğüne rağmen, 2003 yılında Saddam Hüseyin rejiminin devrilmesinin arifesindeki Amerikan askeri yığınağının boyutuna henüz ulaşmadı. O zamanlar altı taarruz grubu bulunurken, şimdi sadece iki grup var. Bazı İsrailli seslere göre bu durum, Trump bunun olabilecek en iyi şey olacağını söylemiş olsa da İran'da rejim değişikliğini amaçlamadığının kanıtıdır.

İsrail, son üç yılda rakiplerine indirdiği tüm darbelere rağmen, şu anda rahat bir stratejik konumda olduğunu iddia edemez

Ancak, ABD merkezli Axios sitesi, bilgi sahibi kaynaklara atıfta bulunarak dün Trump yönetiminin artık İran ile “büyük bir savaşa” girmeye daha yakın olduğunu ve mevcut diplomatik çabaların başarısız olması durumunda bunun yakında gerçekleşebileceğini bildirdi. Ayrıca, İran'a karşı askeri operasyonun, sınırlı operasyonlardan ziyade tam ölçekli bir savaşa daha yakın, haftalarca sürecek geniş bir harekata dönüşebileceği tahmininde bulundu. Bu harekatın, geçen yıl haziran ayındaki 12 günlük savaştan daha geniş kapsamlı ve daha büyük etkiye sahip ortak bir ABD-İsrail harekatı olabileceğine de işaret etti.

Bu da müzakere sürecinin hem ABD hem de İsrail tarafından savaşa hazırlanmak için daha fazla zaman kazanmak amacıyla kullanılan bir geciktirme taktiği mi yoksa Trump'ın İsrail'in taleplerini göz ardı eden bir anlaşmaya gerçekten hazır olup olmadığı sorusunu yeniden gündeme getiriyor. Bu talepler arasında, Binyamin Netanyahu'nun sadece zenginleştirmeyi durdurmakla kalmayıp tüm nükleer altyapının ortadan kaldırılmasında ısrar ettiği nükleer program, Tel Aviv'in menzili 300 kilometreyi geçmeyen füzelerle sınırlandırılmasını istediği İran'ın balistik füze cephaneliği yer alıyor. İsrail, özellikle füze programlarının uluslararası alanda ele alınması konusunda, taleplerini savunurken 1991'deki Irak ve 2003'teki Libya örneklerini gösteriyor. Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre buna ek olarak, İsrail'in Tahran’ın onlara desteğinin kısıtlanmasını talep ettiği İran yanlısı milis gruplar sorunu da var. Buna karşılık, Tahran müzakereleri füze ve milis gruplar sorunlarını içerecek şekilde genişletmeyi, keza nükleer programını tamamen bitirmeyi reddediyor.

fvgb
İsviçre Dışişleri Bakanı ve Federal Konsey Üyesi Ignazio Cassis ve İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, Cenevre'de İsviçre ve İran arasında yapılan ikili görüşme sırasında, 17 Şubat 2026 (Reuters)

Bütün bunlar Donald Trump'ı zor bir ikilemle karşı karşıya bırakıyor. Bir yandan, bölgesel müttefiklerinin çekinceleri ve potansiyel maliyetler ve riskler göz önüne alındığında, İran'a karşı askeri harekatı önleyecek bir anlaşma istiyor. Diğer yandan, Tahran ile iki yıldan uzun süren en uzun bölgesel savaşını yürüten İsrail'in bölgedeki stratejik üstünlüğünü zayıflatacak bir anlaşmaya varamaz. Aynı zamanda İsrailli güvenlik yetkilileri, Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın “Sünni dünyayı birleştirerek ve Mısır gibi eski Arap düşmanlarını da içeren yeni bir bölgesel sistem kurarak” İsrail'i diplomatik olarak kuşatmaya çalıştığı değerlendirmesinde bulunuyor. Onlara göre Ankara'nın amacı, İran’ın ateş duvarını İsrail'i çevreleyen birleşik bir Sünni diplomatik duvarla değiştirmek, böylece İsrail'in manevra özgürlüğünü azaltmak ve onu siyasi olarak izole etmektir. Bu nedenle, İsrail, son üç yılda rakiplerine indirdiği tüm darbelere rağmen, şu anda rahat bir stratejik konumda olduğunu iddia edemez. Bu durum, ana müttefiki olan ABD'nin çıkarlarını ve stratejik konumunu da etkiliyor. Yahut en azından, bu durum Washington'u İsrail ve bölgedeki diğer müttefiklerinin çıkarlarını dengelemek gibi zorlu, hatta çok meşakkatli bir görev ile karşı karşıya bırakıyor. Ancak, tasavvur edilmesi ve anlaşılması daha zor olan, Trump'ın, zamanlaması ve içeriğiyle, Netanyahu'nun son iki yıldır ABD’nin büyük finansmanıyla desteklenen “Ortadoğu'yu değiştirmek” ile ilgili tüm açıklamalarını kesin ve nihai olarak geçersiz kılacak bir anlaşma yoluyla İran'ı kurtarma hamlesinde bulunmasıdır.


Lara Trump açıkladı: Başkan, dünya dışı yaşamın keşfini duyurmak için bir konuşma hazırladı

ABD Başkanı Donald Trump’ın gelini Lara Trump (Reuters)
ABD Başkanı Donald Trump’ın gelini Lara Trump (Reuters)
TT

Lara Trump açıkladı: Başkan, dünya dışı yaşamın keşfini duyurmak için bir konuşma hazırladı

ABD Başkanı Donald Trump’ın gelini Lara Trump (Reuters)
ABD Başkanı Donald Trump’ın gelini Lara Trump (Reuters)

Lara Trump, ABD Başkanı Donald Trump’ın, uzaylıların keşfi ilan edilirse okumak üzere önceden hazırlanmış bir konuşması olduğunu açıkladı.

43 yaşındaki Lara Trump, bu açıklamayı dün yayımlanan Pod Force One adlı podcast bölümünde yaptı. Söz konusu açıklama, eski Başkan Barack Obama’nın geçen hafta sonu yapılan röportajında uzaylıların varlığına dair yaptığı açıklamalara atıfla geldi.

Podcast sırasında sunucu Miranda Devine, Lara’ya “Eski Başkan Obama yakın zamanda bir podcastte uzaylılara inandığını ve başkanlığı sırasında bir şeyler gördüğünü ima etti. Başkanla UFO konusunu konuştunuz mu? Sizce bu konuda bir açıklama yapacak mı?” diye sordu.

Lara Trump yanıtında, “Komik olan şu ki, eşim Eric ile birlikte babasına bunu sorduk ve ‘Sen ne biliyorsun?’ dedik” ifadesini kullandı. Başkan’ın, kendisine ve Eric’e dünya dışı yaşam olasılığı sorulduğunda ‘bir şeyler saklıyormuş gibi davrandığını’ belirtti.

Lara sözlerini şöyle sürdürdü: “Ben ve Eric dedik ki, Tanrım, her şeyi bize anlatmak bile istemiyor, belki bunun ötesinde bir şey var. Farklı kaynaklardan duydum ki, babam bunu bizzat söylemiş: Bir konuşması var ve doğru zamanda bunu açıklayacak… Ne zaman olacağını bilmiyorum… Belki de bu, dünya dışı yaşamla ilgili bir konudur.”

Bu açıklamalar, eski Başkan Barack Obama’nın hafta sonu katıldığı bir podcastte yaptığı yorumların ardından geldi. Obama, uzaylılarla ilgili soruya, “Varlar, ama ben görmedim ve bir yerde tutulduklarını sanmıyorum. Herhangi bir yer altı tesisi yok, tabii ki ABD Başkanı’ndan saklanan devasa bir kompleks yoksa” yanıtını vermişti.

Obama’nın sözleri internet ortamında geniş yankı uyandırdı ve bunun üzerine Instagram hesabından bir açıklama yaptı. Açıklamasında, “Hızlı tur formatına uymaya çalışıyordum, ama konu büyük ilgi görünce açıklama yapayım. İstatistiksel olarak ev çok geniş, bu da yaşam olasılığını artırıyor” dedi.

Eski başkan ayrıca, “Yıldız sistemleri arasındaki mesafeler çok büyük, bu nedenle uzaylıların bizi ziyaret etme olasılığı düşük. Başkanlığım sırasında uzaylılarla iletişim olduğuna dair herhangi bir kanıt görmedim” ifadelerini kullandı.

Yıllardır, özellikle Nevada eyaletinin güneyinde gizemli Area 51 üssüyle ilgili olarak, uzaylılar ve UFO varlığı üzerine spekülasyonlar devam ediyor. Geçen yıl yayımlanan bir belgesel, Trump’ın yakın zamanda başka yaşam formlarını tanıyabileceğine işaret etmişti.

Tüm bu iddia ve spekülasyonlara rağmen Donald Trump, görevine geri dönmesinin ardından uzaylıların varlığı konusunda henüz kesin bir açıklama yapmış değil.