Mücteba Hamaney, İran’ın Dini Lideri’nin yakınındaki gizemli adam

Mücteba Hamaney’in üstlendiği roller son yıllarda daha da büyüdü

İran’ın Dini Lideri Ali Hamaney’in ikinci oğlu olan Mücteba Hamaney, 7 Eylül 1969 tarihinde Meşhed'de doğdu (Getty)
İran’ın Dini Lideri Ali Hamaney’in ikinci oğlu olan Mücteba Hamaney, 7 Eylül 1969 tarihinde Meşhed'de doğdu (Getty)
TT

Mücteba Hamaney, İran’ın Dini Lideri’nin yakınındaki gizemli adam

İran’ın Dini Lideri Ali Hamaney’in ikinci oğlu olan Mücteba Hamaney, 7 Eylül 1969 tarihinde Meşhed'de doğdu (Getty)
İran’ın Dini Lideri Ali Hamaney’in ikinci oğlu olan Mücteba Hamaney, 7 Eylül 1969 tarihinde Meşhed'de doğdu (Getty)

Ali Rıza Nurizade

İran rejiminin kendisini ‘Mehdi’nin vekili’ olarak tanımlayan Dini Lideri Ali Hamaney’in en büyük oğlu olan Mustafa, daha sakalı ve bıyığı terlemeden henüz 12 yaşından itibaren molla (din adamı) kıyafetleri giymeye başlamıştı. Ceharmerdan bölgesinde münzevi bir hayat süren Mustafa, Hakkani ve Kalpaykani medreselerinde dini eğitim aldı. Mustafa, Tahran'da ailesinin yanında olduğu sürede Razi Şirazi'den ders aldı.

Evlendikten sonra Kum'a taşınan Mustafa, babası ‘Veliyyül Fakih'in talimatı ve rejimin muhaliflerinin mallarına el koymaktan sorumlu Emru’l-İmam Komitesi aracılığıyla orada bir ev satın aldı.

Hamaney’in oğullarından Mustafa, adı gizli siyasi suikastlar kampanyası sırasında siyasi aktivistler Dariush ve Parvaneh Forouhar'ın öldürülmesine adı karışan Ayetullah Huşugat'ın kızıyla evlendi. Mücteba Hamaney, İran Şura Meclisi eski başkanı Gulamali Haddad Adil'in kızıyla evlendi. Mesud Hamaney ise Sadık Harrazi'nin (İran'ın eski Paris Büyükelçisi) kız kardeşi Ayetullah Harrazi'nin kızıyla evlendi. İran’ın Dini Lideri Hamaney’in en küçük oğlu Meysem de Tahran'ın önde gelen mafyalarından biri olan Lolatşiyan ailesinden bir hanımla evlendi.

scdvfrtb
Nurali Şuşteri gibi bazı savaş komutanları Mücteba Hamaney’i savaş sırasında cesur bir asker olarak göstermeye çalıştılar (Reuters)

İran’ın Dini Lideri Ali Hamaney’in ikinci oğlu olan Mücteba Hamaney, 7 Eylül 1969 tarihinde Meşhed'de doğdu. İran Devrim Muhafızları Ordusu (DMO) ve güvenlik servisleri çevresindeki en gizemli adam olarak bilinen Mücteba Hamaney, diplomasını aldıktan sonra Muhammed Taki Misbah Yezdi, Ahenkar Hürremabadi, Ayetullah Safi ve İran'ın şeker ticaretini tekeline almasıyla bilinen Makarim Şirazi gibi misyoner mollalara yakın olmak için Kum'a taşındı.

Mücteba Hamaney’in 1980'li yıllarda İran-Irak cephesindeyken eski İran Cumhurbaşkanı Ekber Haşimi Rafsancani'nin en büyük oğlu Muhsin Haşimi ile birlikte savaştığı biliniyor. Aktarılan bilgilere göre Mücteba, Muhammed Resulullah Ordusu'nun Habib ibn Mazhar Taburu'na katılmak üzere savaşa gittiğinde henüz 17 yaşındaydı.

İranlı yetkililerin oğulları bu tabura katılmak istiyorlardı. Esasen Habib ibn Mazhar Taburu'na katılmaları, savaştan sağ çıkmaları halinde geleceklerinin garanti altına alınması demekti.

Bu taburun bazı üyeleri daha sonra İran rejiminin güvenlik alanındaki önemli isimleri haline geldiler. Şimdi de Mücteba Hamaney için çalışıyor ve rejimde üst düzey askeri ve siyasi mevkilere sahipler.

Bunlar arasında Dini Lider’in evine yakın bir molla olan Alirıza Penahiyan, eski DMO İstihbarat Teşkilatı Başkanı Mehdi Taib, DMO komutanlarından Ali Fazli ve Hasan Muhakik ve Dini Lider Ali Hamaney'in sekreteri Vahid Hakkaniyan da bulunuyor.

Şarku’l Avsat’ın rejime yakın haber ajanslarından aktardığı değerlendirmelere göre Mücteba Hamaney’in ‘Beytü’l-Makdis 2, 3 ve 4’ ve ‘El-Fecr’ gibi askeri operasyonlara katıldığını ve o dönemde herkesin kendisine ‘el-Hüseyni’ demesini istediğini öne sürdü.

Nurali Şuşteri gibi bazı savaş komutanları Mücteba Hamaney’i savaş sırasında cesur bir asker olarak göstermeye çalıştılar.

Şuşteri, Mücteba Hamaney ile bir anısını şöyle anlatmıştı:

Kudüs 3 Operasyonu'nda savaşıyorduk. Ben diğerleriyle konuşmakla meşgulken, Mücteba çarpışmak üzere cepheye gitti. Onları durduramadım, o da diğer savaşçılarla birlikte gitti. Tabur komutanlarını aradım ve onlardan Mücteba ve beraberindekilerin cepheye götürülmemelerini istedim.

vfrbgtnyhum
İbrahim Reisi öldü, umutları da onunla birlikte gömüldü. Peki Mücteba’nın umutları nerede son bulacak? (AFP)

O dönemde Ali Hamaney rejimin Dini Lideri değildi ve hiç kimse Mücteba Hamaney'in ‘Veliyyu’l-Fakih’ makamına getirilmesi muhtemel isimlerden biri olacağını düşünmüyordu. Aralarında Ali Fazli'nin de bulunduğu DMO komutanları savaşta Mücteba Hamaney'in ya da Muhsin Haşimi'nin öldürülebileceğinden endişe ediyorlardı. Bu yüzden baba Hamaney Mücteba'dan Tahran'a dönmesini istedi.

Dini Lider, Mehdi Kerrubi'nin Mücteba Hamaney'in seçimlere müdahalesini eleştirmesine, Kerrubi'yi ‘20 yaşından beri bağımsız bir adam’ olarak tanımlayarak yanıt vermişti.

Mücteba Hamaney, mollaların oğullarının kibirli davranışlarda bulunmak ve yolsuzluk yapmak gibi alışkanlıklara sahip olduğu bir dönemde 30’lu yaşlarında babasına danışmanlık yapmak üzere babasının ofisinde önemli görevler üstlendi. Ali Hamaney’in eşi Hüceste Bakırzade oğluna evlenmesi için Zehra Haddad’ı önerdiğinde Haddad lise dördüncü sınıftaydı. Haddad Adil, Hamaney ailesinin kızlarına görücü olmasını şöyle anlatmıştı:

Bir gün bizi aradı, eşim kim olduğunu sorduğunda, ‘Ben Lider'in eşiyim’ dedi.

Evlilik tarihinin Zehra'nın eğitimini tamamlamasına kadar ertelendiğini belirten Adil, “Kızımız diplomasını aldıktan sonra ön hazırlıklar yapıldı. Oğlu ve annesi evimize geldi ve geline hediye olarak bir parça kumaş getirmişlerdi. Sonra Mücteba Bey hakkında konuştuk. Görüşmeden sonra Zehra'ya ne düşündüğünü sorduk. O da bize evlenmeye hazır olduğunu söyledi” ifadelerini kullandı.

Haddad Adil ve Mücteba Hamaney, daha sonra düğün hediyeleri almak için Tahran'ın Kerim Han bölgesine gittiler. Adil, Mücteba'nın dükkandaki en ucuz saati seçtiğini ve alyansın da sadece 600 bin tümen (14 dolar) olduğunu söyledi.

Mücteba ve Zehra'nın düğün töreni gelinin babasının evinde yapıldı. Tören yapıldığında cumhurbaşkanlığı görevinde Muhammed Hatemi vardı. Davetlilerin çoğu gelinin ailesiydi çünkü damadın Tahran'da üç amcası ve onların aileleri dışında pek akrabası yoktu. Çiftin ikisi erkek biri kız olmak üzere üç çocuğu oldu. En büyük oğullarının şu an nerede ve nasıl doğduğuna dair birçok söylenti dolaşıyor.

DMO komutanlarının kaleme aldıkları hatıralarından edinilen bilgiler, Mücteba Hamaney 1998-1999 yılları arasında babasının ofisinde görev aldı. Üstlendiği görevi de babasının ofisinin gayri resmi bir üyesi olarak halen sürdürüyor. 

 Mücteba Hamaney, rejimin kurucusu Ruhullah Humeyni'nin hayatı boyunca benzer roller oynayan Ahmed Humeyni'nin kaderini paylaşsa da üstlendiği roller, Humeyni'nin oğlunun üstlendiklerinden daha büyüktü.

1990'lı yıllardan bu yana Dini Lider'in ofisinde çalışanlar ve rejimin birçok yetkilisi Mücteba'nın rejimin siyasi ve güvenlik işlerinde artan etkisinin boyutunu biliyorlar. İran-Irak savaşından dönen komutanların çoğu onun etrafında toplanmış durumda. Savaştan dönen bu komutanların çoğu Habib ibn Mazhar Tugay’ı üyesiydi. Şimdiyse güvenlik teşkilatlarındaki önemli mevkilerde bulunuyorlar. Ayrıca ülkede gerçekleşen seçimlerin gidişatına müdahale ediyorlar. Söz konusu kişiler, 2005 yılındaki seçimlere müdahale etmiş ve Mücteba'nın gözetiminde çalışarak o zamanlar pek bilinmeyen bir isim olan Mahmud Ahmedinejad'ı sandıktan çıkarmak için seçim mühendisliği yapmışlardı.

Eski Cumhurbaşkanı Ekber Haşimi Rafsancani, bu seçimin kurbanlarından biriydi, ama sessiz kaldı. Mehdi Kerrubi ise dayanamadı ve oyların sayıldığı gece bir an için uyuyakaldığında büyük ölçüde değişmiş bir seçim sonucuyla karşılaştığını söyledi.

Mücteba'nın Mahmud Ahmedinejad'ın cumhurbaşkanlığına yükselmesinin önünü açmak için seçimlere müdahale ettiğini ilk kez söyleyen kişi de Kerrubi oldu. Ali Hamaney'in ise Kerrubi’ye yanıtı netti: “Mücteba adamdır.” Bu yanıtın günümüzde başka anlamları olsa da Hamaney'in oğlu için başka anlamları ve hesapları da barındırıyor. Bunlardan biri de Dini Lider’in halefi olmak olabilir.

Seçimleri protesto eden göstericiler, Mücteba Hamaney aleyhinde sloganlar attılar. Ardından Mücteba'nın Yeşil İsyan'ın bastırılmasında rol oynadığına ve ‘Yeşil Hareket’ liderleriyle görüştüğüne dair birçok haber basında yer aldı.

İran rejimindeki yetkililere göre uzun yıllardır siyasi ve güvenlik arenasında aktif olan Mücteba, sürekli olarak kurumlardan ve karar merkezlerinden raporlar talep ediyor. Buna bir örnek olarak Risalet gazetesi yönetim kurulu üyesi Ekber Nebevi’nin, eski Cumhurbaşkanı Ekber Haşimi Rafsancani ile yaptığı özel bir görüşmede, "Mücteba Bey bizden ülkedeki üniversitelerin durumunu analiz etmemizi istedi” dediği biliniyor.

Mücteba Hamaney’in İran Radyo Televizyon Kurumu (İRİB) üzerinde geniş bir nüfuzu var. Dini Lider tarafından atanan İRİB yöneticileri, işlerin Dini Liderin kendisi tarafından değil, oğlu tarafından yürütüldüğünü biliyor. Örneğin eski İRİB Başkanı Muhammed Sarafraz, kaleme aldığı kitapta Mücteba’nın 2009 yılından beri birçok güvenlik teşkilatının müdürünü Dini Lider'in evinde topladığını ve bu kişilerin resmi devlet yapısı içinde paralel bir devlet gibi çalıştığını yazdı. Sarafraz’ın aktardığına göre bu kişilerin verdikleri ilk sınav, Dini Lider’in evi ile Muhammed Hatemi'nin ofisi arasında dokuz gün süren bir krizin ele alınmasıydı.

İRİB’in mevcut Başkanı Abdul Ali Askeri, Mücteba Hamaney’in kendisini doğrudan ve acil bir durum için aradığından bahsetmişti. Askeri, Mücteba'nın kendisini sabaha karşı aradığını, telefonu açtığında sakin bir ses tonuyla ‘Hacı Kasım Süleymani Bağdat havaalanında şehit edildi’ bilgisini verdiğini söyledi.

DMO’nun üst düzey komutanları da askeri ve güvenlik konularında Mücteba'nın doğrudan ve özel desteğinden söz etmişlerdi. Örneğin DMO'nun Füze Sanayi Teşkilatı'nın komutanı sızdırılan bir belgede bazı DMO komutanlarının Ali Hamaney ile DMO'nun füze ve insansız hava aracı (İHA) endüstrilerine mali kaynak sağlamak için Mücteba’yla özel yardım konusunda görüştüklerinden bahsetti.

Mücteba Hamaney'in iktidara yükselişi sadece güvenlik aygıtındaki nüfuzuna dayanmıyor, aynı zamanda 2008 yılından bu yana mollalar ve rejime başlı haber ajanları arasında popülerlik kazanmak için Kum’daki dini medreselerde hatırı sayılır bir zaman da geçirdi. Söz konusu haber ajansları Mücteba’ya ‘Ayetullah’ unvanını vermiş ve ileri fıkıh dersleri verdiğine dair haberler yapmıştır. Ancak ileri fıkıh derslerindeki öğrencilerinin sayısı hakkında herhangi bir haber bulunmuyor.

Ali Hamaney'in oğlunu Kum'daki mollalara tanıtmak için girişimlerde bulunduğu ve Mücteba'nın potansiyelini ve gücünü vurguladığı yönünde haberler zaman zaman basında yer alıyor. Kum'daki dini medreselerin bazı öğretmen ve öğrencileri tarafından 2009 yılında yayınlanan bir bildiride, Hamaney'in Kum'a seyahatinin amaçlarından birinin oğlu Mücteba'ya şehrin önde gelen mollaları tarafından ‘içtihat’ derecesi verilmesini talep etmek olduğu iddia edildi.

İran rejiminin mollaları ve güvenlik kurumlarının liderlerinin büyük bir kısmı rejimin mevcut haliyle korunması ve herhangi bir değişiklikten kaçınılması gerektiğine inanıyor ve bu yüzden Mücteba ile babası arasındaki benzerlikleri vurguluyorlar. Geçtiğimiz yıllarda rejim yetkililerinin ‘Mücteba'nın babasına benzediği’ gerçeği etrafında dönen pek çok anısı ve anlatısı yayınlandı.

Mücteba'nın kayınbiraderi Feriduddin Haddad Adil, kısa süre önce yaptığı bir açıklamada, “Onun (Mücteba'nın) bakış açısı ve uyanıklığı tam da bir liderin sahip olması gereken nitelikler. Bu yüzden kendimizi rahat ve güvende hissediyoruz” dedi.

Mücteba, tüm bunların yanında Dini Lider'in mali imparatorluğunu da yönetiyor. Rejimin destekçileri, İran ekonomisinin yüzde 60'ının aralarında Bonyad-e Mostazafin (Mazlumlar Vakfı), Yardım Komitesi ve DMO’nun ekonomi kanadı olan Hatemü'l Enbiya Karargâhı'nın da bulunduğu doğrudan Ali Hamaney’e bağlı olan kurumların kontrolünde olduğunu söylüyorlar.

Mücteba’nın siyasi geleceğine ilişkin tüm olasılıklar İran rejiminin ayakta kalmasına bağlı. Rejiminse kendi halkının kanını döktüğü, ülkeyi düşük bir meşruiyetle yönettiği, halkın uluslararası yaptırımlardan ve ekonomik krizlerden şikayet ettiği bir dönemde baskı ve tutuklamalarla bastırmaya çalıştığı halk protestolarının seline kapılıp kapılmayacağı belli değil.

Mücteba Hamaney, kârlı çıkması babasının ve rejiminin hayatta kalmasına bağlı olan büyük bir kumar oynuyor. Halk bir zamanlar “Öleceksin Mücteba ve Dini Liderlik makamını göremeyeceksin” diye slogan atmıştı. Irak Kralı 2. Faysal'ın Türk nişanlısı Prenses Fazile’ye “Kutsal Irak topraklarında kraliyet ve ilahi yönetimimizin köklerini sağlamlaştırmak için çalışacak bir oğlumuz olacak” dediği söylenir. Ancak Kral 2. Faysal, bu sözlerin üzerinden çok geçmeden General Abdulkerim Kasım'ın askerleri tarafından Bağdat sokaklarında tankların namlularıyla karşılaştı. İbrahim Reisi öldü ve umutları da onunla birlikte gömüldü... Peki Mücteba'nın umutları nerede son bulacak?



Tahran ticaret gemisine saldırıda bir kişinin öldüğünü açıkladı... Pezeşkiyan: İran asla teslim olmayacak

Tahran ticaret gemisine saldırıda bir kişinin öldüğünü açıkladı... Pezeşkiyan: İran asla teslim olmayacak
TT

Tahran ticaret gemisine saldırıda bir kişinin öldüğünü açıkladı... Pezeşkiyan: İran asla teslim olmayacak

Tahran ticaret gemisine saldırıda bir kişinin öldüğünü açıkladı... Pezeşkiyan: İran asla teslim olmayacak

İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, bugün (pazar) sabah yaptığı açıklamada İran halkının direnişini ve güç kullanma ile yıldırma politikalarını reddettiğini vurguladı. Pezeşkiyan, İran’ın teslim olmayacağını belirtirken İran resmi medyası, Hürmüz Boğazı’ndaki Kişm Adası açıklarında bir ticaret gemisinin hedef alındığı saldırıda bir kişinin hayatını kaybettiğini bildirdi.

İran İslam Cumhuriyeti Haber Ajansı IRNA’nın aktardığına göre Pezeşkiyan, X hesabından yaptığı paylaşımda, “Amerikalılar savaşçıysa cesur silahlı kuvvetlerimizle karşı karşıya gelsinler” ifadelerini kullandı.

Pezeşkiyan, sivil altyapının, gıda kaynaklarının ve vatandaşların geçim araçlarının hedef alınmasının gerekçesini sorgulayarak insanların temel ihtiyaçlarının hedef alınmasını kınadı.

Pezeşkiyan, “İnsanlık değerlerinden yoksun kaldılarsa halkların su, gıda ve ilaca erişiminden mahrum bırakılmasının ardındaki gerekçeler nelerdir?” diye sordu.

Pezeşkiyan açıklamasının sonunda İran halkının güç kullanımı veya tehdit karşısında kırılmayacağını vurgulayarak “İran asla teslim olmayacak” ifadesini yineledi.

Bu açıklamalar, İran makamlarının bugün Hürmüz Boğazı’nda bir İran ticaret gemisine düzenlenen saldırıda bir kişinin hayatını kaybettiğini bildirdiği sırada geldi. Saldırı, İran ile ABD arasında stratejik öneme sahip bu geçiş güzergâhı çevresindeki çatışmaların sürdüğü bir dönemde gerçekleşti.

İran devlet televizyonu ile Devrim Muhafızları Ordusu’na bağlı Tasnim Haber Ajansı, Kişm Adası Valisi Hüseyin Emir Teymuri’nin açıklamalarına yer verdi. Emir Teymuri, pazar günü yaptığı açıklamada, “Bir İran ticaret gemisi bugün sabah saat 05.00 sıralarında (TSİ 04.30) Hengam Adası ile Kişm Adası’ndaki Şibderaz kıyıları arasındaki bölgede hedef alındı” dedi.

Emir Teymuri, saldırıda bir kişinin hayatını kaybettiğini, üç kişinin de yaralandığını belirtti. Fransız Haber Ajansı AFP’nin aktardığına göre olayın ardından bölgede can kaybı ve yaralanmalar meydana geldi.

Kişm çevresinde gece boyunca çok sayıda patlama meydana geldiği bildirildi. Kişm, Hürmüz Boğazı’ndaki en büyük ada konumunda bulunuyor.

Tasnim, gemiye isabet eden mühimmatın “kaynağı bilinmeyen” bir mermi olduğunu bildirirken mühimmatın türünün henüz belirlenemediğini kaydetti.

Hürmüz Boğazı, 28 Şubat’ta başlayan ABD-İsrail savaşının ardından Tahran ile Washington arasındaki gerilimin başlıca odağı haline geldi.

İran, ABD ve İsrail’in saldırılarına Hürmüz Boğazı’nı kapatarak karşılık verdi. Savaştan önce dünya genelindeki petrol ve sıvılaştırılmış doğal gaz arzının yaklaşık yüzde 20’sinin geçtiği boğazın kapatılması, ABD’nin İran limanlarına abluka uygulamasına yol açtı.

İran, gemilerin hayati öneme sahip bu su yolundan geçebilmesi için kendisinden izin alınmasını şart koşuyor. Tahran ayrıca gemileri boğazın kuzey kesiminde kendi kıyıları boyunca belirlediği güzergâhı kullanmaya zorluyor ve geçişler için hizmet bedeli uygulama mekanizmasını değerlendiriyor.

Tahran, belirlediği kurallara uymayan gemileri düzenli olarak hedef alırken ABD güçleri de İran kıyılarını aralıklarla bombalıyor.


BRICS ülkelerinden Ortadoğu’da “azami itidal” çağrısı

Yeni Delhi'deki yıllık zirvede BRICS ülkelerinin liderleri ve heyet başkanları (AFP)
Yeni Delhi'deki yıllık zirvede BRICS ülkelerinin liderleri ve heyet başkanları (AFP)
TT

BRICS ülkelerinden Ortadoğu’da “azami itidal” çağrısı

Yeni Delhi'deki yıllık zirvede BRICS ülkelerinin liderleri ve heyet başkanları (AFP)
Yeni Delhi'deki yıllık zirvede BRICS ülkelerinin liderleri ve heyet başkanları (AFP)

Rusya, Çin, Hindistan, İran, Birleşik Arap Emirlikleri, Suudi Arabistan ve Mısır’ın da aralarında bulunduğu BRICS ülkeleri, dün Yeni Delhi’de düzenlenen zirvenin oturum aralarında yayımladıkları ortak bildiride, Ortadoğu’daki savaşta “azami itidal” çağrısında bulundu.

Bildiride, “Ortadoğu/Batı Asya’da gerilimlerin giderek artmasından derin endişe duyuyoruz. Ulusal tutumlarımızı hatırlatarak, azami itidal gösterilmesi ve durumun daha da kötüleşmesine yol açabilecek eylemlerden kaçınılması çağrısında bulunuyoruz” ifadelerine yer verildi.

Mayıs ayında BRICS dışişleri bakanları, Yeni Delhi’de gerçekleştirdikleri toplantının ardından ortak bildiri üzerinde uzlaşamamıştı. Bu durum, şubat ayının sonlarında ABD ve İsrail’in İran’a yönelik saldırılarıyla başlayan savaş konusunda üye ülkeler arasındaki görüş ayrılıklarını yansıtıyordu. Tahran ise buna stratejik Hürmüz Boğazı’ndaki deniz trafiğini aksatarak ve bölgedeki ABD çıkarlarını hedef alarak karşılık vermişti.

Hindistan uzlaşı için çaba gösterdi

Ancak zirveye ev sahipliği yapan Hindistan, tarafların görüşlerini birbirine yaklaştırmak için yoğun çaba harcadı.

BRICS ülkeleri ortak bildiride sivil altyapılara ve nükleer tesislere yönelik saldırıları kınadı.

Bildiride, “Sivil altyapıya ve Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı’nın (UAEA) tam güvence denetimi altındaki barışçıl nükleer tesislere yönelik kasıtlı saldırılardan derin endişe duyuyoruz. Bu saldırılar uluslararası hukuku ve Ajans’ın ilgili kararlarını ihlal etmektedir” denildi.

Ülkeler ayrıca, “insanları ve çevreyi korumak” amacıyla silahlı çatışmalar sırasında dahi nükleer güvence, emniyet ve güvenlik standartlarına uyulması gerektiğini vurguladı.

BRICS’in genişleyen yapısı

BRICS platformu, 2009 yılında Brezilya, Rusya, Hindistan ve Çin’i bir araya getiren büyük yükselen ekonomiler oluşumu olarak kuruldu. Güney Afrika da kısa süre sonra gruba katıldı. Oluşum, G7 gibi ABD ve Batılı güçlerin ağırlıkta olduğu yapılanmaların dışında alternatif bir ekonomik ve siyasi iş birliği platformu olarak ortaya çıktı.

Yeni Delhi’deki zirve dün Çin, Rusya, İran ve Mısır liderlerinin yanı sıra grubun diğer ülkelerinden üst düzey temsilcilerin katılımıyla başladı.

Şarku’l Avsat’ın Çin resmi haber ajansı Şinhua’dan aktardığına göre, Çin Devlet Başkanı Şi Cinping zirve kapsamında yaptığı değerlendirmede,  Ortadoğu’daki savaşın “uluslararası toplumun ortak çıkarlarına” hizmet etmediğini söyledi.

Ortak bildiride ayrıca, “kutuplaşma ve güvensizliğin gölgesinde kalan mevcut küresel ortamı gözlemliyoruz ve küresel barış ile güvenliği güçlendirecek tedbirleri teşvik ediyoruz” ifadeleri yer aldı.

Bildiride, “Yürürlükteki uluslararası hukuk doğrultusunda küresel ticaretin ve enerji tedarik zincirlerinin kesintisiz akışını korumak için birlikte hareket etme ihtiyacının altını çiziyoruz” denildi.


Washington, Hürmüz’de gemi geçişlerine yeni zaman aralıkları getirdi

CENTCOM’un bölgede “Rafael Peralta” uçak gemisinden havalanan ABD helikopterine ait paylaştığı fotoğraf. (CENTCOM)
CENTCOM’un bölgede “Rafael Peralta” uçak gemisinden havalanan ABD helikopterine ait paylaştığı fotoğraf. (CENTCOM)
TT

Washington, Hürmüz’de gemi geçişlerine yeni zaman aralıkları getirdi

CENTCOM’un bölgede “Rafael Peralta” uçak gemisinden havalanan ABD helikopterine ait paylaştığı fotoğraf. (CENTCOM)
CENTCOM’un bölgede “Rafael Peralta” uçak gemisinden havalanan ABD helikopterine ait paylaştığı fotoğraf. (CENTCOM)

ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı (CENTCOM), ABD’nin İran’a yönelik uyguladığı deniz ablukası kapsamında son 60 gün içinde yaklaşık 100 ticari geminin rotasını değiştirdiğini açıkladı. Washington, Hürmüz Boğazı’ndaki gemi trafiğinin düzenlenmesine yönelik tedbirleri sıkılaştırırken, petrol tankerlerinin ABD hava savunmasının koruması altında geçiş yapabileceği yeni zaman aralıkları belirledi.

CENTCOM, hiçbir geminin ABD güçlerinden izin almadan abluka bölgesini geçmediğini bildirdi. Komutanlık, bölgede görevin yürütülmesine ve ticari deniz trafiğinin izlenmesine yönelik çalışmaların sürdüğünü belirtti.

Bu tedbirler, küresel enerji ticaretinin en önemli su yollarından biri olan Hürmüz Boğazı’ndaki deniz trafiğinin, Washington ile Tahran arasındaki savaş ve karşılıklı tehditler nedeniyle ciddi biçimde etkilenmeye devam ettiği bir dönemde alındı.

Hava koruması altında geçiş için yeni zaman aralıkları

ABD, ticari gemilerin sınırlı şekilde geçişini güvence altına alma çerçevesinde, özellikle gece saatlerinde İran’ın ticari gemilere yönelik saldırılarının artmasının ardından, petrol tankerlerinin ABD hava koruması altında Hürmüz Boğazı’ndan geçebileceği yeni zaman aralıkları belirledi.

Gemilere, seyirlerine sabah 09.00 gibi belirli saatlerde başlamaları gerektiği bildirildi. Bu uygulama, daha önce gece saatlerinde daha geniş geçiş aralıklarına izin veren düzenlemelerin yerini aldı.

Şarku’l Avsat’ın Financial Times’ten aktardığına göre ABD tarafının bir gemiye gönderdiği mesajda, ticari gemilerin karşı karşıya olduğu tehditler nedeniyle karanlık saatlerde geçişin “en güvenli zaman olduğunun kanıtlanmadığı” belirtildi.

Denizcilik uzmanları, ABD’nin korumayı belirli zaman aralıklarıyla sınırlandırmasının, uzun saatler boyunca kesintisiz hava koruması sağlamak yerine askeri kaynakların daha verimli kullanılmasına olanak tanıdığı görüşünde.

Denizcilik uzmanı Joshua Tallis, gemilerin belirli zaman aralıklarında geçiş yapmasının, boğazın güneyinde sürekli ABD savunması sağlamanın yüksek maliyetini düşürmek için etkili bir yöntem olduğunu söyledi. Tallis, gelişmiş bir ABD askeri uçağının operasyon maliyetinin saatte 25 bin ila 75 bin dolar arasında olabileceğine dikkat çekti.

ABD’nin hava koruması mayısta başladı

7 Eylül 2026'da Hürmüz Boğazı'nda, Bender Abbas açıklarında, motorlu bir tekne sisin ortasında demirlemiş ticari gemilerin yanından geçiyor (AP)
7 Eylül 2026'da Hürmüz Boğazı'nda, Bender Abbas açıklarında, motorlu bir tekne sisin ortasında demirlemiş ticari gemilerin yanından geçiyor (AP)

ABD, mayıs ayından bu yana Hürmüz Boğazı’nın güney kesiminde, Umman kıyılarına paralel seyir rotasını kullanan gemilere hava savunma koruması sağlıyor. Washington bu uygulamayla stratejik geçiş güzergâhından petrol ihracatının bir bölümünün devam etmesini sağlamayı amaçlıyor.

Geçiş yapmak isteyen gemi sahiplerinin, ABD Donanması bünyesindeki Deniz Ticaret Koordinasyon Merkezi’ne (NCAGS) başvurması gerekiyor. Merkez, gemilerin seyir rotalarını belirliyor ve geçiş izinlerini belirlenen zaman aralıkları için verirken bu süre boyunca ABD hava koruması sağlıyor.

Bu tedbirler, İran’a yönelik ablukanın sıkılaştırılması ile ticari gemilerin, özellikle petrol tankerlerinin, sınırlı ve güvenli şekilde geçişine izin verilmesi arasında denge kurma çabasını yansıtıyor.

İran'dan “kısıtlı bölge” hamlesi

Buna karşılık İran, bu hafta Hürmüz Boğazı’nda “kısıtlı bölge” olarak tanımladığı bir alan oluşturacağını açıkladı. Bu adımın, stratejik su yolundaki deniz trafiğine yönelik kısıtlamaları daha da artırması bekleniyor.

İran Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi Başkanı Muhsin Rızai, söz konusu bölgenin ABD’nin deniz ablukası hattından başlayarak Hürmüz Boğazı’na ve ardından Basra Körfezi’nin içine doğru uzanacağını söyledi. Rızai, bölgeye girecek herhangi bir geminin “yaptırımlara” maruz kalacağı uyarısında bulundu, ancak söz konusu tedbirlerin niteliği konusunda ayrıntı vermedi.

İran’ın bu hamlesi, Tahran’ın ABD ablukasına karşı Hürmüz Boğazı’nı bir baskı aracı olarak kullanmaya çalıştığı dönemde geldi. Washington ise deniz trafiğini kontrol altında tutmaya ve İran’la bağlantılı gemilerin stratejik geçiş güzergâhından yararlanmasını engellemeye çalışıyor.

Hürmüz... Baskı altındaki enerji damarı

İran ile ABD arasında 28 Şubat’ta savaşın başlamasından bu yana, İran’ın ticari gemilere yönelik tehditleri nedeniyle Hürmüz Boğazı’ndaki deniz trafiği ciddi ölçüde geriledi.

Savaş öncesinde boğazdan petrol ve doğal gaz tankerlerinin yanı sıra dökme yük ve konteyner gemilerinden oluşan yaklaşık 125 büyük ticari gemi her gün geçerken, bu sayı yalnızca birkaç düzine gemiye düştü.

Dünya genelindeki günlük ham petrol ve sıvılaştırılmış doğal gaz arzının yaklaşık yüzde 20’si Hürmüz Boğazı’ndan geçiyor. Bu nedenle boğazdaki deniz trafiğinin uzun süreli aksaması, küresel enerji piyasaları üzerinde doğrudan etkiler yaratabilir.

İran’la bağlantılı deniz taşımacılığına yönelik ABD ablukası da temmuz ortasında yaptırımların yeniden uygulanmasının ardından İran’ın ham petrol ihracatının durmasına yol açtı.

Washington, denizcilik alanındaki tedbirlerini ablukanın uygulanması ve gemilerin karşı karşıya olduğu risklerin azaltılması kapsamında değerlendirirken, Tahran da boğazdaki deniz trafiği üzerindeki baskısını sürdürüyor. Böylece küresel enerji ticaretinin en önemli damarlarından biri, iki ülke arasındaki gerilimin merkezinde kalmaya devam ediyor.