Gazze’deki savaş ve dünya savaşlarının yıl dönümü

Gazze Savaşı ve uluslararası krizlerin çağrışımları

Gazze Şeridi'nin güneyindeki Han Yunus'ta yıkılmış binaların yanındaki dar bir sokakta yürüyen Filistinliler, 11 Haziran 2024 (AFP)
Gazze Şeridi'nin güneyindeki Han Yunus'ta yıkılmış binaların yanındaki dar bir sokakta yürüyen Filistinliler, 11 Haziran 2024 (AFP)
TT

Gazze’deki savaş ve dünya savaşlarının yıl dönümü

Gazze Şeridi'nin güneyindeki Han Yunus'ta yıkılmış binaların yanındaki dar bir sokakta yürüyen Filistinliler, 11 Haziran 2024 (AFP)
Gazze Şeridi'nin güneyindeki Han Yunus'ta yıkılmış binaların yanındaki dar bir sokakta yürüyen Filistinliler, 11 Haziran 2024 (AFP)

Elie el Kaşif

ABD Başkanı Joe Biden’ın Gazze için ateşkes teklifi, muhtemelen Ramazan ayı arifesinde ateşkes ve esir takası anlaşması amacıyla yapılan, ancak tökezleyip başarısızlıkla sonuçlanan müzakerelerle aynı kaderi paylaşacak gibi görünüyor. ABD yönetiminin ister doğrudan İsrail'e ister Arap ülkeleri aracılığıyla Hamas’a olmak üzere savaşan taraflara yönelik tüm baskılarına rağmen, kendisi de bunu öngörmeye ve işaret etmeye başladı. ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken savaşın başlamasından bu yana bölgeye gerçekleştirdiği sekizinci ziyarette bunu yapmaya çalışsa da şimdiye kadar pek başarılı olamadı.

Ne zaman savaşın müzakereler yoluyla durdurulabileceğine dair bir umut doğsa, bu müzakerelerin başarısızlıkla sonuçlanacağına dair kötümser bir rüzgâr esmeye başlıyor. Eğer müzakere girişimi bu kez de başarısız olursa, karamsarlık geçen seferkinden daha da yoğun olacak. Teklif, gerek müzakerelerin başarısız olması ve İsrail ile Hamas'ın Biden'ın teklifine yanıt vermemesi bakımından, gerek savaşın doğrudan tarafları olan Hamas ve İsrail'in, özellikle de Binyamin Netanyahu ve Yahya Sinvar'ın hesapları bakımından gerekse özellikle önümüzdeki kasım ayında yapılması planlanan ABD seçimlerinin arifesinde bölgesel ve uluslararası sahnedeki kaos bakımından İsrail'in Gazze Şeridi'ne yönelik savaşının en karmaşık hale geldiği zor bir zamanda ortaya atıldı. Bu da haftalardır hatta aylardır konuşulan Hamas ve İsrail arasındaki yıpratma savaşının aslında bölgesel ve uluslararası bir çatışmanın yansıması olup olmadığı, yani bölgesel ve uluslararası tarafların kendi hesapları için mi bu çatışmayı derinleştirmeye çalıştıkları ya da söz konusu uluslararası tarafların başında gelen ABD’yi bu savaşta boğmak, dikkatini dağıtmak ve çözümsüzlüğe itmeye mi çalışıldığı gibi önemli bir soruyu gündeme getiriyor.

Aslında, Rusya-Ukrayna savaşıyla ilgili sahada ve siyaset sahnesinde yaşanan gerilim, Doğu Avrupa'daki gelişmeleri Filistin topraklarındaki çatışmayla ilişkilendirmeye giderek daha fazla itiyor. Çünkü ABD ve Batı ülkelerinin her iki bölgede de var olması, rakiplerinin bu savaşlara katılmaları için net bir davet anlamına geliyor. Eğer Rusya Avrupa'daki savaşın tarafı ise Gazze’deki savaşta rolü ne olacak? Ya da Hizbullah ve İsrail arasındaki cephede nasıl bir rol üstlenecek? Aksa Tufanı Operasyonu'na ilişkin bazı geç okumalar, Moskova'nın bu operasyona yakından ya da uzaktan müdahil olmuş olma ihtimalini sorgulasa da elbette net cevaplara ulaşamadı. Şu sıralar sorular, Rusya'nın Ukrayna savaşındaki hesapları ya da başta Çin olmak üzere diğer ülkeler arasında yeni bir uluslararası düzen inşa etme girişimleri bağlamında, savaşı uzatma ve ABD'yi bu savaşla meşgul etme konusundaki çıkarları üzerinde yoğunlaşıyor. Dolayısıyla, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin'in Gazze’deki savaşın patlak vermesinin bir nedeni olarak gördüğü ABD’nin Ortadoğu'daki başarısızlığı, ABD liderliğindeki liberal uluslararası düzenin parçalanmasına yol açıyor.

Gazze’deki savaştan nasıl çıkılacağı ve ‘ertesi günü’ belirsizliğini korurken Ortadoğu’da bu savaşın ortaya çıkardığı yeni bir soğuk savaş biçimiyle karşı karşıya olabiliriz.

Ancak Rusya ile ilgili soruların sorulması, kaçınılmaz olarak Çin ile ilgili sorular da sorulması anlamına geliyor. Pekin, Moskova’nın aksine çatışmaya doğrudan müdahil olmasına dair herhangi bir sinyal vermiyor. Putin geçtiğimiz hafta, Batılı ülkelerin Ukrayna’yı silahlandırmasına ve Rusya'ya saldırmasına izin vermesine karşılık, Moskova'nın dünyanın dört bir yanındaki ABD karşıtı grupları desteklemeye hazır olduğunu söylemişti. Bu da İran ile silah anlaşmaları yapmaya ya da bölgedeki İran yanlısı grupları doğrudan ya da Tahran üzerinden silahlandırmaya hazır olduğu şeklinde yorumlandı. Hizbullah'a yakın çevreler Moskova ile ilişkilerinin şu an her zamankinden daha güçlü olduğundan bahsediyor. Peki, bu Rusya'nın Hizbullah'a silah ya da teknoloji sağladığı anlamına mı geliyor? Her halükârda özellikle Ukrayna ve genel olarak Avrupa kıtasının güvenliği konusunda ABD ve Batı ülkeleri ile derinleşen çatışması çerçevesinde, Rusya'nın Gazze’deki savaşa müdahil olmuş olabileceğinden endişe duymak gerekiyor.

Son yıllarda İsrail, Körfez Arap ülkeleri ve İran'la birlikte bölgedeki varlığının kapsamını genişleten Çin ise Filistin'deki bölünmüşlüğün tarafları olan Fetih Hareketi (El Fetih) ve Hamas Hareketi arasında uzlaşı sağlayama çalışarak ve Filistinliler ile İsrail arasındaki çatışmayı çözmek için uluslararası konferans çağrısında bulunarak, savaşa diplomatik bir pencereden bakıyor.

svdfbgnh
Ürdün'ün ev sahipliğinde yapılan “Eylem Çağrısı: Gazze'ye Acil İnsani Müdahale” konulu Ölüdeniz Konferansı'na katılan ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken (ortada) sağında Arap Birliği Genel Sekreteri Ahmed Ebu Gayt ile, 11 Haziran 2024 (AFP)

Gazze Şeridi’ndeki savaşın büyük resmi böyle, ancak uluslararası ve bölgesel ittifakların karmaşıklığı ve çakışmaları çerçevesinde, uluslararası ve bölgesel safların daha açık dizildiği Soğuk Savaş dönemindeki durumun aksine, bugün bölgedeki ve dünyadaki tüm ülkeler ilişkilerini ve ittifaklarını mümkün olduğunca genişletmeye çalışıyor. Bu ise bölgedeki uluslararası rekabetin, özellikle de günümüzün iki büyük kutbu olan ABD ve Çin arasındaki rekabetin ek bir nedeni haline geliyor. Hem ABD hem de Çin, İsrail'den Körfez ülkelerine ve İran'a kadar bölgedeki diğer ülkelerle ilişkilere sahip. Dolayısıyla Gazze’deki savaştan nasıl çıkılacağı ve ‘ertesi günü’ belirsizliğini korurken, Ortadoğu’da bu savaşın ortaya çıkardığı yeni bir soğuk savaş biçimiyle karşı karşıya olabiliriz.

Fakat savaşı çevreleyen bu uluslararası sahne tek başına savaşın gelişimini ve geleceğini açıklamaya yetmiyor. Zira yerel aktörlerin, Hamas ve İsrail'in, özellikle de Sinvar ve Netanyahu'nun hesapları, çatışmanın geleceği üzerinde çok etkili ve hatta belirleyici. İran’ın Dini Lideri Ali Hamaney'in geçtiğimiz günlerde Hamas Hareketi’ne Biden'ın teklifini kabul etmemesi yönünde yaptığı dolaylı çağrıdan da anlaşılacağı üzere, İran'ın Hamas'ın önemli bir destekçisi olarak savaştaki varlığı, hatta onun tercihlerini yönlendirmesi göz ardı edilemez. Tüm bu aktörlerin, Gazze Şeridi'ndeki savaşta yaşanan gelişmelerin de kanıtladığı üzere, başta bölgedeki başlıca uluslararası aktör olan ABD olmak üzere, savaştaki başlıca ülkelerin çıkarlarını ve tedbirlerini dikkate aldıklarına hiç şüphe yok.

Gazze’deki savaş da dahil olmak üzere bölgedeki olayların çoğu, ABD’nin bölgedeki yeni mühendisliğinin bir parçası olarak, ABD-Suudi Arabistan anlaşması etrafında dönüyor.

Nihayetinde ister müttefikleri ister muhalifleri tarafından olsun, tüm yerel, bölgesel ve uluslararası hesaplar ABD ve onun yakın ve uzak hedefleri etrafında dönüyor. Hamas, İran ve Hizbullah, İsrail ile ABD arasındaki anlaşmazlıkların ve bu anlaşmazlıkların merkezinde yer alan ABD’nin bölgedeki önceliklerinin üzerine bahis oynuyorlar. Biden yönetimi, ABD'nin Doğu Avrupa, Pasifik ya da Çin Denizi gibi önemli uluslararası çatışma bölgelerine yeniden odaklanmasıyla ilgili jeopolitik nedenlerinin yanı sıra Gazze’deki savaşta İsrail'i desteklediği ve gönderdiği çok sayıda silahla on binlerce Filistinli sivilin ölümüne neden olduğu için seçimlerde ABD’lilerin kendisine yönelik tepkisini hafifletmek gibi sebeplerden ötürü üç aşamalı ateşkes anlaşmasının imzalanması için acele ediyor.

xscdvfbg
İsrailli rehinelerin aileleri, Blinken’ın Tel Aviv ziyaretine denk gelecek şekilde, rehinelerin derhal serbest bırakılması talebiyle protesto gösterisi düzenledi 11 Haziran 2024 (Reuters)

Öte yandan Gazze'deki ateşkes, Washington ile Riyad arasında bir savunma anlaşmasından oluşan ve Washington'ın İsrail'i Suudi Arabistan ile normalleşme anlaşması yoluyla bölgeye daha fazla entegre etme çabaları çerçevesinde Tel Aviv'in de katılabileceği, ancak Tel Aviv'in Riyad'ın talep ettiği gibi iki devletli bir çözüm ile ilgili somut adımlar atmasına bağlı olan, ABD himayesinde ‘bölgesel bir yapı’ inşa etmeye doğru ilerliyor. Dolayısıyla, Gazze’deki savaş da dahil olmak üzere bölgedeki olayların çoğu, ABD’nin bölgedeki yeni mühendisliğinin bir parçası olarak ABD-Suudi Arabistan anlaşması etrafında dönüyor. Bu sebeple, İran’ın Dini Lideri Ali Hamaney’in kısa süre önce Aksa Tufanı Operasyonu’nu, bölgedeki denklemleri değiştirmeye yönelik bir Amerikan projesini engellediğini söyleyerek övmesi kimseyi şaşırtmadı.

Hamas Hareketi’nin Gazze’deki lideri Yahya Sinvar'ın özellikle de esir kartını elinde tuttuğu sürece, elinde kalanlarla savaşmaya devam etme isteğine ilişkin kendi hesaplarıyla kesiştiğinde İran'dan gelen sinyalleri aldığına şüphe yok. İşte şimdi Washington ona ABD vatandaşı olan rehineler için arada İsrail olmadan müzakere etme teklifinde bulunuyor. Sinvar’ın sadece iki seçeneği var. Ya İsrail, uluslararası tarafların garantörlüğünde kalıcı bir ateşkesi kabul edecek ya da savaşmaya devam edecek. Şimdiye kadar bu iki seçenek dışında üçüncü bir seçeneği kabul etmeye istekli görünmedi. Sinvar'ın tutumunun, özellikle Hamas’ın Doha'daki lider kadrosuna uygulanan baskı çerçevesinde bir bütün olarak Hamas'ın tutumu olup olmadığı da tartışmalı bir konu. Ancak İran Hamas'ın ana şemsiyesi olmaya devam ediyor. Bu da Hamas'ın genel tutumunu anlamada önemli bir unsur.

Netanyahu'nun siyasi ve şahsi hesapları, Washington ile ilişkilerinin sınırları ve koşulları da dahil olmak üzere savaştaki seçeneklerini belirlemede önemli rol oynuyor.

İsrail'e ve özellikle Netanyahu'ya gelince; Netanyahu, iki devletli bir çözümü kabul etmeye hazır değil. Çünkü böyle bir durum onu hükümetinin düşmesi ve aşırı sağın yeri doldurulamaz desteğini kaybetmesi tehdidiyle karşı karşıya bırakacaktır. Yani ya hem Filistinlilerle savaşı hem de İsrail içindeki siyasi çatışmayı kazanarak ikisi de kazanacak ya da ikisini birden kaybedecek. Tecrübeli bir siyasetçi olan Netanyahu, İsrail'deki siyasi ve demografik geleceğin özellikle savaş sonrasında aşırı sağcı eğilimlerden yana olduğunu çok iyi biliyor. Bu nedenle önceliklerinin, görev süresi sona ermekte olan Biden yönetimiyle ilişkileri pahasına da olsa aşırı sağcı akımların kendisine olan desteğini sürdürmek olması gerektiğini bilen Bibi (Netanyahu), İsrail sağının değirmenine su taşıyan Donald Trump'ın seçimleri kazanması üzerine de bahis oynuyor olabilir. Nihayetinde Netanyahu'nun siyasi ve şahsi hesapları, Washington'la ilişkinin sınırları ve koşulları da dahil olmak üzere savaştaki seçeneklerini belirlemede önemli rol oynuyor. İsrail sağının anlatısı, Biden'ın İsrail'e yardım etmek yerine, onu bölgeye yönelik projesinin bir parçası olarak kullandığı yönünde ve bu da elbette Netanyahu ve danışmanları tarafından çok iyi biliniyor.

Tüm bu üst üste binen uluslararası, bölgesel ve yerel sahneler açısından Gazze’deki savaştan çıkış yolunu hayal etmek daha da zorlaşıyor. O halde bölge uzun bir ‘yıpratma savaşına’ mı hazırlanmalı? Nihayetinde böyle bir savaşın bedelini öncelikle Filistinli siviller, ikinci olarak da Lübnan'da, Suriye'de, hatta biraz daha uzaktaki Irak'ta olsun, uzun savaşlara alışkın olan ‘Bereketli Hilalin’ halkları ödeyecek.



Fransa tarihinin en sıcak gecesini yaşadı... Nükleer reaktörler durduruldu

Paris'te etkisini sürdüren sıcak hava dalgası sırasında vatandaşlar, Eyfel Kulesi yakınındaki Trocadéro Çeşmesi'ne girerek serinlemeye çalışıyor. (AFP)
Paris'te etkisini sürdüren sıcak hava dalgası sırasında vatandaşlar, Eyfel Kulesi yakınındaki Trocadéro Çeşmesi'ne girerek serinlemeye çalışıyor. (AFP)
TT

Fransa tarihinin en sıcak gecesini yaşadı... Nükleer reaktörler durduruldu

Paris'te etkisini sürdüren sıcak hava dalgası sırasında vatandaşlar, Eyfel Kulesi yakınındaki Trocadéro Çeşmesi'ne girerek serinlemeye çalışıyor. (AFP)
Paris'te etkisini sürdüren sıcak hava dalgası sırasında vatandaşlar, Eyfel Kulesi yakınındaki Trocadéro Çeşmesi'ne girerek serinlemeye çalışıyor. (AFP)

Fransa Meteoroloji Kurumu, pazartesiyi salıya bağlayan gecenin ülke tarihinde kaydedilen en sıcak gece olduğunu açıkladı. Aşırı sıcak hava dalgası nedeniyle ülkedeki bir nükleer santralde de faaliyetler durduruldu.

Santral sözcüsünün yaptığı açıklamaya göre, pazartesi akşamı Fransa'daki bir nükleer enerji santralinde sıcak hava dalgasına bağlı "çevresel kısıtlamalar" nedeniyle üretim durduruldu.

Ülkenin güneybatısındaki Golfech Nükleer Santrali, her biri 1,3 gigavat kapasiteli iki basınçlı su reaktöründen oluşuyor ve reaktörlerin soğutulmasında Garonne Nehri'nin suyu kullanılıyor.

scfgt
Elektrikli bisikletiyle Béziers'deki su fıskiyeleri arasından geçen bir kişi, sıcak hava dalgası sırasında serinlemeye çalışıyor. (AFP)

Reaktörlerden biri, Garonne Nehri'ndeki su sıcaklığının salı günü 28 dereceye ulaşmasının beklendiği gerekçesiyle pazartesi akşamı devre dışı bırakıldı. Diğer reaktör ise mayıs ayından bu yana bakım nedeniyle kapalı olduğundan santral fiilen tamamen durmuş durumda.

2006 yılında çıkarılan bir kararnameye göre, enerji santralinden deşarj edilen su sonrasında nehir sıcaklığının 28 santigrat dereceyi aşmaması gerekiyor. Bu uygulama, nehirdeki bitki ve hayvan yaşamını korumayı amaçlıyor.

Fransa'daki 52 nükleer reaktörün sürekli olarak soğutulması gerektiğinden, bu tesisler deniz kıyılarında veya büyük su yolları yakınında inşa edildi.

Şiddetli sıcak hava dalgaları sırasında nehir sularının aşırı ısınması, Fransa Elektrik Kurumu'nu (EDF) su yollarının daha fazla ısınmasını önlemek amacıyla elektrik üretimini azaltmaya veya tamamen durdurmaya zorlayabiliyor.

Çevresel nedenlerle uygulanan bu duruşlar ve üretim kısıtlamalarının EDF'nin yıllık elektrik üretimi üzerindeki etkisi şu anda yaklaşık yüzde 0,3 seviyesinde bulunuyor. Ancak iklim değişikliğine uyum sağlayacak önlemler alınmaması halinde bu kaybın 2035 yılına kadar ortalama yüzde 1,4'e, 2050 yılına kadar ise yüzde 1,5'e yükselmesi bekleniyor.

fgthyju
Paris'te etkisini sürdüren sıcak hava dalgası sırasında bir grup genç, Saint-Martin Kanalı'na köprüden atlayarak serinliyor. (AFP)

Fransa'yı etkisi altına alan aşırı sıcak hava dalgası nedeniyle ulusal elektrik şirketi, ülkenin güneydoğusundaki Bugey Nükleer Santrali başta olmak üzere diğer tesislerde de üretimin azaltılmasını değerlendiriyor.

BM'den acil iklim çağrısı

Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Antonio Guterres, küresel ısınmanın sınırlandırılması için dünyanın acilen daha güçlü adımlar atması gerektiğini söyledi.

Salı günü Londra'da düzenlenen iklim konferansında konuşan Guterres, dünyanın küresel ısınmayla mücadelede "çok daha acil" hareket etmesi gerektiğini vurgulayarak, fosil yakıtları enerji ve iklim krizlerinin "yıkıcı temel nedeni" olarak nitelendirdi.

Guterres, "Hem iklim krizini hem de enerji krizini besleyen fosil yakıtlara dayalı bir sisteme artık güvenemeyiz." dedi.

Roma kırmızı alarma geçti

İtalya Sağlık Bakanlığı ise salı günü Roma ve Milano'nun da aralarında bulunduğu 15 kent için aşırı sıcak nedeniyle en yüksek seviyedeki "kırmızı alarm" ilan edildiğini, bu sayının çarşamba günü 16'ya yükseleceğini duyurdu.

En yüksek uyarı seviyesi olan kırmızı alarm kapsamında bakanlık, hafif yemekler tüketilmesini, günün en sıcak saatlerinde kapalı alanlarda kalınmasını ve vücudun soğuk suyla serinletilmesini tavsiye etti.

Avrupa, bu hafta etkisini giderek artıran yeni bir sıcak hava dalgasıyla karşı karşıya bulunuyor. Birçok ülke önleyici tedbirler alırken, Fransa pazartesi günü haziran ayı için tarihinin en yüksek ortalama sıcaklığını kaydetti.

Bu, Batı Avrupa'yı bir aydan kısa süre içinde etkileyen ikinci sıcak hava dalgası oldu. Bilim insanları, insan faaliyetlerinden kaynaklanan iklim değişikliğinin özellikle sıcak hava dalgaları başta olmak üzere aşırı hava olaylarının şiddetini artırdığı konusunda görüş birliği içinde bulunuyor.


Trump, İran'ın nükleer denetimleri kabul ettiğini söylerken Tahran yalanladı

Trump, İran'ın nükleer denetimleri kabul ettiğini söylerken Tahran yalanladı
TT

Trump, İran'ın nükleer denetimleri kabul ettiğini söylerken Tahran yalanladı

Trump, İran'ın nükleer denetimleri kabul ettiğini söylerken Tahran yalanladı

ABD Başkanı Donald Trump, salı günü yaptığı açıklamada İran'ın gelecekte uzun bir süre boyunca, hatta süresiz olarak nükleer denetimlere izin vermeyi kabul ettiğini öne sürdü. Ancak Tahran yönetimi bu iddiayı reddetti.

İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü İsmail Bekayi ise daha önce yaptığı açıklamada, İran'ın İsrail ve ABD tarafından bombalanan nükleer tesislerde Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı'nın (UAEA) denetim yapmasına izin vermeyeceğini söylemişti.

Trump ayrıca sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda, ABD'nin gerektiğinde İran limanlarına yönelik deniz ablukasını yeniden uygulayabilmek amacıyla Hürmüz Boğazı'nda gemilerini konuşlu tutacağını belirtti.

Öte yandan İran Dışişleri Bakan Yardımcısı, İsviçre'de ABD ile yürütülen teknik görüşmelerin tamamlandığını açıkladı. Görüşmeler sonunda, yaptırımların kaldırılması, nükleer dosya, yeniden imar ve ekonomik kalkınma ile izleme ve uygulama başlıklarında dört çalışma grubunun oluşturulmasına karar verildi.

ABD Başkanı Donald Trump'ın açıklamalarından öne çıkanlar:

  • İran, gelecekte çok uzun bir süre boyunca, hatta süresiz olarak en üst düzey nükleer denetimlere izin vermeyi tamamen kabul etti.
  • Bu düzenleme "nükleer bütünlüğü" güvence altına alacak. İran bunu kabul etmezse yeni bir müzakere süreci olmayacak.
  • İran, Hürmüz Boğazı'nın açık kalmasını ve yeni bir deniz ablukası uygulanmamasını kabul etti.
  • Gerekmesi halinde ablukayı yeniden uygulayabilmek için tüm gemiler bölgede tutulacak.
  • ABD Hazine Bakanlığı tarafından serbest bırakılacak fonlar, Washington'un kontrolündeki bir emanet hesabında tutulacak ve yalnızca ABD'den mısır, buğday, soya fasulyesi gibi gıda ürünleri ile tıbbi malzeme satın alınmasında kullanılacak.
  • Pazartesi günü Hürmüz Boğazı'ndan 19 milyon varil petrol sevk edildi.

İran ile Umman'ın ortak açıklaması:

  • Hürmüz Boğazı'na ilişkin tüm düzenlemelerin, boğaza kıyısı bulunan ülkelerin egemenliğine ve egemenlik haklarına tam saygı göstermesi gerektiğini vurguluyoruz.
  • Boğazın yönetimi ve buna ilişkin maliyetler konusunda bölgeye kıyısı bulunan ülkeler ve ilgili diğer taraflarla görüşmeler yürütülecek.
  • Hürmüz Boğazı'nın uluslararası deniz trafiğine açık ve güvenli bir su yolu olarak korunmasına bağlılığımızı yineliyor; deniz güvenliği, seyrüsefer serbestisi ve bölgesel istikrarın güçlendirilmesi için iş birliğinin sürdürülmesinin önemini teyit ediyoruz.

Tom Barrack ve Irak'ın Washington ve Tahran arasındaki kritik soruları

Irak Başbakanı Ali el-Zeydi ve ABD'nin Suriye Özel Temsilcisi ve Türkiye Büyükelçisi Tom Barrack, Bağdat'ı ziyaretinde, 15 Haziran 2026 (AFP)
Irak Başbakanı Ali el-Zeydi ve ABD'nin Suriye Özel Temsilcisi ve Türkiye Büyükelçisi Tom Barrack, Bağdat'ı ziyaretinde, 15 Haziran 2026 (AFP)
TT

Tom Barrack ve Irak'ın Washington ve Tahran arasındaki kritik soruları

Irak Başbakanı Ali el-Zeydi ve ABD'nin Suriye Özel Temsilcisi ve Türkiye Büyükelçisi Tom Barrack, Bağdat'ı ziyaretinde, 15 Haziran 2026 (AFP)
Irak Başbakanı Ali el-Zeydi ve ABD'nin Suriye Özel Temsilcisi ve Türkiye Büyükelçisi Tom Barrack, Bağdat'ı ziyaretinde, 15 Haziran 2026 (AFP)

İyad el-Anbar

Tom Barrack'ın birkaç gün önce Bağdat'a yaptığı ziyaret, önceki ziyaretlerinden farklıydı. Anayasal görev süresi sona ermiş olan önceki hükümetle yaptığı görüşmelerin aksine, Barrack, Hükümet Sarayı'nda başbakan olarak tam yetkiye sahip Ali el-Zeydi ile görüştü. Bu nedenle Barrack, “X” platformundaki hesabından yaptığı paylaşımda ziyaretinin amacının “ABD Başkanı Donald Trump'ın Irak hükümetine desteğini iletmek” ve ayrıca, “iki taraf arasındaki ilişki için yeni ve sürdürülebilir bir yol haritası çizmek amacıyla Irak ve ABD arasındaki stratejik ortaklığı” görüşmek olduğunu açıkladı.

ABD Özel Temsilcisi’nin Bağdat ve Erbil'deki görüşmelerinin ayrıntılarına ilişkin spekülasyonlar ve sızıntılar bir yana, Tom Barrack yanında, ana hedefi Irak'taki Amerikan varlığını yeniden yapılandırmak olan bir dizi dosya taşıyordu. Zira Irak'ta yeni bir ABD stratejisi şekillenmeye başlıyor ve bu strateji, askeri varlığa odaklanmaktan ziyade yeniden siyasi varlığı önceliklendiriyor. Bu değişim, güçlü siyasi varlığı nedeniyle 2003'ten beri Irak siyaseti, güvenliği ve ekonomisinin birçok yönünü şekillendirebilen İran'ın Irak'taki nüfuzuna bir karşı duruş gibi görünüyor.

Tom Barrack'ın diplomasiye Trump'ın 2024'te yeniden seçilmesinin ardından girdiği doğru. Ancak Barrack'ın geçmişi hukuk, gayrimenkul yatırımları ve Trump'ın 2016 başkanlık kampanyası için bağış toplama gibi alanları da içeriyor. Körfez ülkeleri ve Türkiye gibi önemli bölgesel oyuncularla mükemmel ilişkileri var. Ortadoğu'daki çatışmalara en iyi çözümün, bölge halkına fayda sağlayan ve onları çatışmalara devam etmekten uzaklaştıran ekonomik fırsatlar ile savaşların bitirilmesi olduğuna inanıyor. Ahmed eş-Şara'nın Suriye'de iktidara gelmesinden sonra Şam ile Beyaz Saray arasındaki ilişkilerin kurulmasındaki rolü de yadsınamaz.

Bununla birlikte, Barrack'ın en zorlu görevi Irak olabilir, çünkü İran nüfuzunun uzantıları güvenlik ortamına derinden yerleşmiş durumda. İranlılar, 11 Kasım 2025 seçimlerinden sonra yeni hükümetin kurulmasıyla ilgili ABD’nin şartları fırtınasına boyun eğseler bile, “direniş ekseni”nin çeşitli fraksiyonları aracılığıyla güçlü varlıkları onlar için en önemli ve Amerikalıların gözünde en tehlikeli kozları olmaya devam ediyor.

Bağdat'taki ABD Büyükelçiliği'nden yapılan açıklamaya göre, Barrack'ın ziyareti ve Başbakan Ali Zeydi ile görüşmesi, Başkan Trump'ın Bağdat ve Washington arasındaki ortaklığın geleceğini görüşmek üzere temmuz ortasında Beyaz Saray'da Zeydi'yi ağırlamayı sabırsızlıkla beklediğini gösteriyor. Yine açıklamaya göre, görüşmede, silahın devletin elinde toplanması dosyasına ve Irak'ın, devletin yetkisi dışında faaliyet gösteren tüm silahlı örgütlerin ve oluşumların tamamen silahsızlandırılması ve feshedilmesine yönelik planlarının uygulanması konularına odaklanıldı. Ayrıca, Amerikan şirketlerinin Irak'ta petrol ve elektrik sektörlerine yatırım yapmaları için prosedürlerin tamamlanması gerektiği de vurgulandı.

Hukuk, gayrimenkul yatırımları ve Trump'ın 2016 başkanlık kampanyası için bağış toplama gibi alanlarda deneyime sahip olan Tom Barrack’ın, Körfez ülkeleri ve Türkiye ile mükemmel ilişkileri var. Ortadoğu'daki çatışmalara en iyi çözümün ekonomik fırsatlar ile bitirilmesi olduğuna inanıyor

Washington ziyareti

Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre ABD'nin Irak'tan ne istediği çok açık ve artık spekülasyonlara veya kapalı toplantılar hakkında dolaşan sızıntılara tabi bir mesele değil. Birinci, ikinci ve üçüncü olarak Irak’tan istenilen silahın devletin elinde toplanmasıdır. Ne var ki Zeydi hükümeti henüz bu Amerikan talebini uygulamaya yönelik stratejisini açıklamadı. Koordinasyon Çerçevesi içindeki bazı silahlı fraksiyonlar, silahlı faaliyetlerini siyasi faaliyetlerinden ayırma girişimlerini duyurmuş olsalar da, silahsızlanma ve silahlarını devlete teslim etme ile ilgili detaylar belirsizliğini koruyor. Silahsızlanmayı reddeden silahlı fraksiyonlar da pozisyonlarını koruyorlar. Silahlarıyla ilgili yeni görüşmelere katılma yönünde herhangi bir hareketlilik görünmüyor.

Zeydi hükümetinin 14 bakanla güvenoyu almasının üzerinden bir aydan fazla zaman geçmesine rağmen, kalan dokuz bakanlık hâlâ boş. Ve bu günlerde bunlara atama yapılacağından da söz edilmiyor. İronik bir şekilde, güvenlik ve silahın devletin elinde toplanması dosyalarını yönetmek için en önemli iki bakanlık olan Savunma ve İçişleri Bakanlıklarına henüz bir bakan atanmadı!

İç siyasi ortam ile Irak'ın dış politikasına yansımaları arasındaki karmaşık ilişkiye gelince, Bağdat'ta birbirini takip eden hükümetlerin sorunu, uluslararası ve bölgesel tanınma olmadan iktidar meşruiyetlerinin eksik olduğuna inanmalarıdır. Bu nedenle, dış ziyaretler ve komşu devlet başkanlarıyla yapılan ikili görüşmeler, devletin yüksek çıkarları ile bağlantılı siyasi bir bağlamdan ziyade, hükümetin ve iktidarının tanınması olarak görülüyor. Dolayısıyla, bu görüşmelerin kalkınma projelerini ne ölçüde etkilediği veya paralel silahlı fraksiyonlara karşı devletin kontrolünü yeniden kazanması çabalarını ne ölçüde ilerlettiği önemsiz. Bunun yerine, sosyal ve siyasi meşruiyetinde bir çöküş yaşayan yönetici sınıf için siyasi bir kazanım olarak görülüyor.

bgnjuk
Irak Başbakanı Ali Zeydi, Bağdat'ta ABD Başkanı’nın Özel Temsilcisi Tom Barrack ile görüştü, 16 Haziran 2026 (Reuters)

Zeydi hükümetinin Washington ziyareti ve ABD Başkanı Donald Trump ile görüşmesi, ABD, İsrail ve İran arasındaki değişken çatışmadan savaşı sona erdirmek için bir ön barış anlaşmasının imzalanmasına geçişin ardından, bölge için kritik bir dönüm noktasında önemli bir adım olabilir. Ancak, bu ziyaretin ABD yönetiminin hükümete verdiği desteği yinelemesinden, Bağdat ile Washington arasındaki stratejik ortaklığın teyit edilmesinden ve silahın devletin elinde toplanması meselesinin ele alınmasından öte bir sonuç vermesi olası görünmüyor.

İronik bir şekilde, stratejik ortaklığın etkinleştirilmesi ve ayrıntılarının yeniden düzenlenmesiyle ilgili karmaşık konular, siyasi aktörler arasındaki görüşme masasında kendisine yer bulamıyor. Zira Zeydi hükümeti henüz başlangıç ​​aşamasında. Kararları hükümeti etkileyen etkili siyasi taraflar, ABD ile ilişki konusunda belirsiz bir tutum sergiliyor: Hem ekonomik hem de güvenlik düzeyinde tam teşekküllü bir ortaklık mı istedikleri, yoksa “Büyük Şeytan ABD” sloganı ile siyasi kazanımlarını korumak için şartlarını kabul etme çıkarları arasında halen tereddüt mü ettikleri belirsiz.

Tahran'dan önce Washington

Zeydi'nin Beyaz Saray ziyareti ve Başkan Trump ile görüşmesi eğer ertelenmezse, Irak Başbakanı Ali Zeydi'nin dış ziyaretlerinin ilk durağı Washington olacak. Böylece İbrahim el-Caferi'den sonra göreve gelen ve dış gezilerine ABD'den değil İran'dan başlayan önceki başbakanların teamüllerini bozan ilk başbakan olacak.

Zeydi, Irak'ta ABD ve İran arasındaki nüfuz yönetiminin yalnızca kendi hükümetinin kararlarıyla ilgili bir mesele olmadığının farkında. Aksine, bu, İran'ın siyasi aktörler ve silahlı fraksiyonlar üzerindeki etkisini de içeren karmaşık bir konu. Ancak Amerikan nüfuzunun boyutu, Bağdat hükümetine baskı yapmaktan ve kararlarını ve tercihlerini etkilemekten ibaret.

ABD'nin Irak'taki yaklaşımı, Trump yönetiminin nüfuz alanlarının Tahran'ın nüfuz alanlarından ayrılması için öncelikli gördüğü konulara ilişkin doğrudan baskıya dayanıyor. Ancak bu, hükümetin imzalayıp uygulamaya geçireceği bir başkanlık kararnamesi veya yürütme emrinin konusu olacak bir mesele değil. Aksine, iki ülke arasındaki resmi ve diplomatik çerçeveler aracılığıyla ikili ilişkilerin mantığını aşan karmaşık bir sorunlar ağıdır. İran nüfuzunun kolları Irak'ta silah ve siyaset düzeyinde açıkça görülse de, dolar ve petrol kaçakçılığıyla bağlantılı ekonomik mafyalar şeklinde faaliyet gösteren arka kanallar, iki ülke arasındaki ilişkiyi yeniden tanımlamak için gerçek bir yüzleşme ve varlıklarını ortadan kaldırmak için somut adımlar gerektiriyor.

İroni şu ki, stratejik ortaklığın etkinleştirilmesi ve ayrıntılarının yeniden tanımlanması gibi karmaşık konular siyasi aktörler arasındaki görüşme masasında kendisine yer bulamıyor

 Zeydi, göreve seçilmesi ve hükümetinin kurulması konusunda İran'ın tarafsızlığından faydalanmalı. İran, Irak'taki değişiklikler ile bir adım geriye atma politikasıyla başa çıkıyor gibi görünüyor. Irak dosyasının yönetimiyle ilgili dış politikasını yeniden değerlendirme aşamasında da olabilir. 40 günlük savaştan sonra İran'ın Irak'a yaklaşımı, askeri perspektiften ziyade siyasi perspektife öncelik vermeye doğru kayıyor olabilir. Bundan sonra İran, bir tarafın kazanıp diğer tarafın kaybettiği sıfır toplamlı oyun mantığından vazgeçerek, Irak'ta ABD ile nüfuz paylaşımına dayalı bir ortaklığı kabul edebilir. Bu dönemin, belki de Irak'taki müttefikleriyle olan ilişkilerinde sadakati siyasi zekâ ve stratejinin önüne koymanın ötesine geçmeyi gerektirdiğine inanıyor.

Kısacası, ABD ile ateşkes anlaşmasına vardıktan sonra İran, bölgesel çevresiyle ilişkisini tanımlamada yeni bir aşamaya girecektir. Ancak Irak söz konusu olduğunda, İran'ın ulusal güvenliğine dair vizyonu ile Irak arasındaki bağların tamamen koparılmasını kabul edemez, zira ne tarih ne de coğrafya buna izin verir. Fakat ekonomik bağları korumak karşılığında askeri ve bir ölçüde siyasi nüfuzunun azaltılmasını kabul edebilir; çünkü ekonomik bağları çöküşten kurtulmanın tek yolu olarak görüyor. Buna karşılık, ABD, İran'ın Irak'taki askeri nüfuzunun azaltılmasının iyi bir başlangıç ​​olduğuna ve gerisinin de kendiliğinden geleceğine inanıyor.

Yeni Irak hükümetinin, dış ilişkileri yönetmeye, savaş yerine gerilimi azaltma konusunda anlaşmalarından sonra Tahran ile Washington ile ilişkileri belirlemeye yönelik vizyonunu, keza iç anlaşmazlıklarla boğuşan ve dış müdahaleye açık hibrit bir güvenlik sistemini yönetmeye dair görüşlerini henüz kimse bilmiyor. Zeydi hükümeti, Amerikalıları ve İranlıları Irak'ın bir çekişme noktası değil, bir buluşma noktası olması gerektiğine ikna etme zorluğuyla karşı karşıya. Bu, öncelikle Irak'ın siyasi yapısını düzene koymayı ve ardından rekabet eden taraflar arasında kontrole değil, ortaklığa dayalı bir eksen olması için ekonomiyi canlandırmayı gerektiriyor. Ancak, devletin dış politikada karar alma yetkisini birden fazla kurumun, partinin ve liderin gasp ettiği bir ülkede yaşarken, bu nasıl başarılabilir?