Gazze’deki savaş ve dünya savaşlarının yıl dönümü

Gazze Savaşı ve uluslararası krizlerin çağrışımları

Gazze Şeridi'nin güneyindeki Han Yunus'ta yıkılmış binaların yanındaki dar bir sokakta yürüyen Filistinliler, 11 Haziran 2024 (AFP)
Gazze Şeridi'nin güneyindeki Han Yunus'ta yıkılmış binaların yanındaki dar bir sokakta yürüyen Filistinliler, 11 Haziran 2024 (AFP)
TT

Gazze’deki savaş ve dünya savaşlarının yıl dönümü

Gazze Şeridi'nin güneyindeki Han Yunus'ta yıkılmış binaların yanındaki dar bir sokakta yürüyen Filistinliler, 11 Haziran 2024 (AFP)
Gazze Şeridi'nin güneyindeki Han Yunus'ta yıkılmış binaların yanındaki dar bir sokakta yürüyen Filistinliler, 11 Haziran 2024 (AFP)

Elie el Kaşif

ABD Başkanı Joe Biden’ın Gazze için ateşkes teklifi, muhtemelen Ramazan ayı arifesinde ateşkes ve esir takası anlaşması amacıyla yapılan, ancak tökezleyip başarısızlıkla sonuçlanan müzakerelerle aynı kaderi paylaşacak gibi görünüyor. ABD yönetiminin ister doğrudan İsrail'e ister Arap ülkeleri aracılığıyla Hamas’a olmak üzere savaşan taraflara yönelik tüm baskılarına rağmen, kendisi de bunu öngörmeye ve işaret etmeye başladı. ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken savaşın başlamasından bu yana bölgeye gerçekleştirdiği sekizinci ziyarette bunu yapmaya çalışsa da şimdiye kadar pek başarılı olamadı.

Ne zaman savaşın müzakereler yoluyla durdurulabileceğine dair bir umut doğsa, bu müzakerelerin başarısızlıkla sonuçlanacağına dair kötümser bir rüzgâr esmeye başlıyor. Eğer müzakere girişimi bu kez de başarısız olursa, karamsarlık geçen seferkinden daha da yoğun olacak. Teklif, gerek müzakerelerin başarısız olması ve İsrail ile Hamas'ın Biden'ın teklifine yanıt vermemesi bakımından, gerek savaşın doğrudan tarafları olan Hamas ve İsrail'in, özellikle de Binyamin Netanyahu ve Yahya Sinvar'ın hesapları bakımından gerekse özellikle önümüzdeki kasım ayında yapılması planlanan ABD seçimlerinin arifesinde bölgesel ve uluslararası sahnedeki kaos bakımından İsrail'in Gazze Şeridi'ne yönelik savaşının en karmaşık hale geldiği zor bir zamanda ortaya atıldı. Bu da haftalardır hatta aylardır konuşulan Hamas ve İsrail arasındaki yıpratma savaşının aslında bölgesel ve uluslararası bir çatışmanın yansıması olup olmadığı, yani bölgesel ve uluslararası tarafların kendi hesapları için mi bu çatışmayı derinleştirmeye çalıştıkları ya da söz konusu uluslararası tarafların başında gelen ABD’yi bu savaşta boğmak, dikkatini dağıtmak ve çözümsüzlüğe itmeye mi çalışıldığı gibi önemli bir soruyu gündeme getiriyor.

Aslında, Rusya-Ukrayna savaşıyla ilgili sahada ve siyaset sahnesinde yaşanan gerilim, Doğu Avrupa'daki gelişmeleri Filistin topraklarındaki çatışmayla ilişkilendirmeye giderek daha fazla itiyor. Çünkü ABD ve Batı ülkelerinin her iki bölgede de var olması, rakiplerinin bu savaşlara katılmaları için net bir davet anlamına geliyor. Eğer Rusya Avrupa'daki savaşın tarafı ise Gazze’deki savaşta rolü ne olacak? Ya da Hizbullah ve İsrail arasındaki cephede nasıl bir rol üstlenecek? Aksa Tufanı Operasyonu'na ilişkin bazı geç okumalar, Moskova'nın bu operasyona yakından ya da uzaktan müdahil olmuş olma ihtimalini sorgulasa da elbette net cevaplara ulaşamadı. Şu sıralar sorular, Rusya'nın Ukrayna savaşındaki hesapları ya da başta Çin olmak üzere diğer ülkeler arasında yeni bir uluslararası düzen inşa etme girişimleri bağlamında, savaşı uzatma ve ABD'yi bu savaşla meşgul etme konusundaki çıkarları üzerinde yoğunlaşıyor. Dolayısıyla, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin'in Gazze’deki savaşın patlak vermesinin bir nedeni olarak gördüğü ABD’nin Ortadoğu'daki başarısızlığı, ABD liderliğindeki liberal uluslararası düzenin parçalanmasına yol açıyor.

Gazze’deki savaştan nasıl çıkılacağı ve ‘ertesi günü’ belirsizliğini korurken Ortadoğu’da bu savaşın ortaya çıkardığı yeni bir soğuk savaş biçimiyle karşı karşıya olabiliriz.

Ancak Rusya ile ilgili soruların sorulması, kaçınılmaz olarak Çin ile ilgili sorular da sorulması anlamına geliyor. Pekin, Moskova’nın aksine çatışmaya doğrudan müdahil olmasına dair herhangi bir sinyal vermiyor. Putin geçtiğimiz hafta, Batılı ülkelerin Ukrayna’yı silahlandırmasına ve Rusya'ya saldırmasına izin vermesine karşılık, Moskova'nın dünyanın dört bir yanındaki ABD karşıtı grupları desteklemeye hazır olduğunu söylemişti. Bu da İran ile silah anlaşmaları yapmaya ya da bölgedeki İran yanlısı grupları doğrudan ya da Tahran üzerinden silahlandırmaya hazır olduğu şeklinde yorumlandı. Hizbullah'a yakın çevreler Moskova ile ilişkilerinin şu an her zamankinden daha güçlü olduğundan bahsediyor. Peki, bu Rusya'nın Hizbullah'a silah ya da teknoloji sağladığı anlamına mı geliyor? Her halükârda özellikle Ukrayna ve genel olarak Avrupa kıtasının güvenliği konusunda ABD ve Batı ülkeleri ile derinleşen çatışması çerçevesinde, Rusya'nın Gazze’deki savaşa müdahil olmuş olabileceğinden endişe duymak gerekiyor.

Son yıllarda İsrail, Körfez Arap ülkeleri ve İran'la birlikte bölgedeki varlığının kapsamını genişleten Çin ise Filistin'deki bölünmüşlüğün tarafları olan Fetih Hareketi (El Fetih) ve Hamas Hareketi arasında uzlaşı sağlayama çalışarak ve Filistinliler ile İsrail arasındaki çatışmayı çözmek için uluslararası konferans çağrısında bulunarak, savaşa diplomatik bir pencereden bakıyor.

svdfbgnh
Ürdün'ün ev sahipliğinde yapılan “Eylem Çağrısı: Gazze'ye Acil İnsani Müdahale” konulu Ölüdeniz Konferansı'na katılan ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken (ortada) sağında Arap Birliği Genel Sekreteri Ahmed Ebu Gayt ile, 11 Haziran 2024 (AFP)

Gazze Şeridi’ndeki savaşın büyük resmi böyle, ancak uluslararası ve bölgesel ittifakların karmaşıklığı ve çakışmaları çerçevesinde, uluslararası ve bölgesel safların daha açık dizildiği Soğuk Savaş dönemindeki durumun aksine, bugün bölgedeki ve dünyadaki tüm ülkeler ilişkilerini ve ittifaklarını mümkün olduğunca genişletmeye çalışıyor. Bu ise bölgedeki uluslararası rekabetin, özellikle de günümüzün iki büyük kutbu olan ABD ve Çin arasındaki rekabetin ek bir nedeni haline geliyor. Hem ABD hem de Çin, İsrail'den Körfez ülkelerine ve İran'a kadar bölgedeki diğer ülkelerle ilişkilere sahip. Dolayısıyla Gazze’deki savaştan nasıl çıkılacağı ve ‘ertesi günü’ belirsizliğini korurken, Ortadoğu’da bu savaşın ortaya çıkardığı yeni bir soğuk savaş biçimiyle karşı karşıya olabiliriz.

Fakat savaşı çevreleyen bu uluslararası sahne tek başına savaşın gelişimini ve geleceğini açıklamaya yetmiyor. Zira yerel aktörlerin, Hamas ve İsrail'in, özellikle de Sinvar ve Netanyahu'nun hesapları, çatışmanın geleceği üzerinde çok etkili ve hatta belirleyici. İran’ın Dini Lideri Ali Hamaney'in geçtiğimiz günlerde Hamas Hareketi’ne Biden'ın teklifini kabul etmemesi yönünde yaptığı dolaylı çağrıdan da anlaşılacağı üzere, İran'ın Hamas'ın önemli bir destekçisi olarak savaştaki varlığı, hatta onun tercihlerini yönlendirmesi göz ardı edilemez. Tüm bu aktörlerin, Gazze Şeridi'ndeki savaşta yaşanan gelişmelerin de kanıtladığı üzere, başta bölgedeki başlıca uluslararası aktör olan ABD olmak üzere, savaştaki başlıca ülkelerin çıkarlarını ve tedbirlerini dikkate aldıklarına hiç şüphe yok.

Gazze’deki savaş da dahil olmak üzere bölgedeki olayların çoğu, ABD’nin bölgedeki yeni mühendisliğinin bir parçası olarak, ABD-Suudi Arabistan anlaşması etrafında dönüyor.

Nihayetinde ister müttefikleri ister muhalifleri tarafından olsun, tüm yerel, bölgesel ve uluslararası hesaplar ABD ve onun yakın ve uzak hedefleri etrafında dönüyor. Hamas, İran ve Hizbullah, İsrail ile ABD arasındaki anlaşmazlıkların ve bu anlaşmazlıkların merkezinde yer alan ABD’nin bölgedeki önceliklerinin üzerine bahis oynuyorlar. Biden yönetimi, ABD'nin Doğu Avrupa, Pasifik ya da Çin Denizi gibi önemli uluslararası çatışma bölgelerine yeniden odaklanmasıyla ilgili jeopolitik nedenlerinin yanı sıra Gazze’deki savaşta İsrail'i desteklediği ve gönderdiği çok sayıda silahla on binlerce Filistinli sivilin ölümüne neden olduğu için seçimlerde ABD’lilerin kendisine yönelik tepkisini hafifletmek gibi sebeplerden ötürü üç aşamalı ateşkes anlaşmasının imzalanması için acele ediyor.

xscdvfbg
İsrailli rehinelerin aileleri, Blinken’ın Tel Aviv ziyaretine denk gelecek şekilde, rehinelerin derhal serbest bırakılması talebiyle protesto gösterisi düzenledi 11 Haziran 2024 (Reuters)

Öte yandan Gazze'deki ateşkes, Washington ile Riyad arasında bir savunma anlaşmasından oluşan ve Washington'ın İsrail'i Suudi Arabistan ile normalleşme anlaşması yoluyla bölgeye daha fazla entegre etme çabaları çerçevesinde Tel Aviv'in de katılabileceği, ancak Tel Aviv'in Riyad'ın talep ettiği gibi iki devletli bir çözüm ile ilgili somut adımlar atmasına bağlı olan, ABD himayesinde ‘bölgesel bir yapı’ inşa etmeye doğru ilerliyor. Dolayısıyla, Gazze’deki savaş da dahil olmak üzere bölgedeki olayların çoğu, ABD’nin bölgedeki yeni mühendisliğinin bir parçası olarak ABD-Suudi Arabistan anlaşması etrafında dönüyor. Bu sebeple, İran’ın Dini Lideri Ali Hamaney’in kısa süre önce Aksa Tufanı Operasyonu’nu, bölgedeki denklemleri değiştirmeye yönelik bir Amerikan projesini engellediğini söyleyerek övmesi kimseyi şaşırtmadı.

Hamas Hareketi’nin Gazze’deki lideri Yahya Sinvar'ın özellikle de esir kartını elinde tuttuğu sürece, elinde kalanlarla savaşmaya devam etme isteğine ilişkin kendi hesaplarıyla kesiştiğinde İran'dan gelen sinyalleri aldığına şüphe yok. İşte şimdi Washington ona ABD vatandaşı olan rehineler için arada İsrail olmadan müzakere etme teklifinde bulunuyor. Sinvar’ın sadece iki seçeneği var. Ya İsrail, uluslararası tarafların garantörlüğünde kalıcı bir ateşkesi kabul edecek ya da savaşmaya devam edecek. Şimdiye kadar bu iki seçenek dışında üçüncü bir seçeneği kabul etmeye istekli görünmedi. Sinvar'ın tutumunun, özellikle Hamas’ın Doha'daki lider kadrosuna uygulanan baskı çerçevesinde bir bütün olarak Hamas'ın tutumu olup olmadığı da tartışmalı bir konu. Ancak İran Hamas'ın ana şemsiyesi olmaya devam ediyor. Bu da Hamas'ın genel tutumunu anlamada önemli bir unsur.

Netanyahu'nun siyasi ve şahsi hesapları, Washington ile ilişkilerinin sınırları ve koşulları da dahil olmak üzere savaştaki seçeneklerini belirlemede önemli rol oynuyor.

İsrail'e ve özellikle Netanyahu'ya gelince; Netanyahu, iki devletli bir çözümü kabul etmeye hazır değil. Çünkü böyle bir durum onu hükümetinin düşmesi ve aşırı sağın yeri doldurulamaz desteğini kaybetmesi tehdidiyle karşı karşıya bırakacaktır. Yani ya hem Filistinlilerle savaşı hem de İsrail içindeki siyasi çatışmayı kazanarak ikisi de kazanacak ya da ikisini birden kaybedecek. Tecrübeli bir siyasetçi olan Netanyahu, İsrail'deki siyasi ve demografik geleceğin özellikle savaş sonrasında aşırı sağcı eğilimlerden yana olduğunu çok iyi biliyor. Bu nedenle önceliklerinin, görev süresi sona ermekte olan Biden yönetimiyle ilişkileri pahasına da olsa aşırı sağcı akımların kendisine olan desteğini sürdürmek olması gerektiğini bilen Bibi (Netanyahu), İsrail sağının değirmenine su taşıyan Donald Trump'ın seçimleri kazanması üzerine de bahis oynuyor olabilir. Nihayetinde Netanyahu'nun siyasi ve şahsi hesapları, Washington'la ilişkinin sınırları ve koşulları da dahil olmak üzere savaştaki seçeneklerini belirlemede önemli rol oynuyor. İsrail sağının anlatısı, Biden'ın İsrail'e yardım etmek yerine, onu bölgeye yönelik projesinin bir parçası olarak kullandığı yönünde ve bu da elbette Netanyahu ve danışmanları tarafından çok iyi biliniyor.

Tüm bu üst üste binen uluslararası, bölgesel ve yerel sahneler açısından Gazze’deki savaştan çıkış yolunu hayal etmek daha da zorlaşıyor. O halde bölge uzun bir ‘yıpratma savaşına’ mı hazırlanmalı? Nihayetinde böyle bir savaşın bedelini öncelikle Filistinli siviller, ikinci olarak da Lübnan'da, Suriye'de, hatta biraz daha uzaktaki Irak'ta olsun, uzun savaşlara alışkın olan ‘Bereketli Hilalin’ halkları ödeyecek.



Tokyo'da kurallara uymayan turistlere karşı harekete geçildi

Airbnb'de kiralanan evler de yasak kapsamına alınacak (Reuters)
Airbnb'de kiralanan evler de yasak kapsamına alınacak (Reuters)
TT

Tokyo'da kurallara uymayan turistlere karşı harekete geçildi

Airbnb'de kiralanan evler de yasak kapsamına alınacak (Reuters)
Airbnb'de kiralanan evler de yasak kapsamına alınacak (Reuters)

Japonya'nın başkenti Tokyo'nun işlek noktalarından Şincuku'nun yöneticileri, özel konutların turistlere kısa süreliğine kiraya verilmesine karşı harekete geçti. 

Minpaku diye bilinen bu yerlerin yerleşim bölgelerinde ve okulların civarında faaliyet göstermesinin yasaklanması planlanıyor. 

Beklenen yasak uygulanırsa Şincuku'daki 4 bine yakın minpaku'nun neredeyse yarısı kapanabilir. 

Yeni yasaların halihazırda faaliyet gösteren işletmeleri de kapsaması, nadir görülen bir durum. Yasağın ilanının ardından mevcut tesislere süre tanınması öngörülüyor.

Şincuku yönetimi, yerel sakinlerden gelen şikayetlerin giderek artması üzerine harekete geçmek zorunda kaldığını bildirdi. 

Çöp atma kurallarına uymayan, geceleri yüksek ses yapan veya evlerin yakınında sigara içen turistlerin 2021 mali yılında 82 şikayete konu olduğu, 2025 mali yılındaysa bu sayının 1334'e çıktığı belirtildi.

Aralık 2025'ten beri 5 işletmecinin ruhsatı ve onlara ait 15 tesisin faaliyet izinleri iptal edilmişti. Bu işletmecilerin aynı işi yapmalarına da üç yıllık yasak getirilmişti.

Japan Times'a konuşan bir yetkili, "Kurallara uymayan işletmecilere yönelik denetimleri sıkılaştırsak bile şikayetlerin sayısı azalmıyor. Bu nedenle yönetmeliği değiştirmenin daha doğru olduğuna karar verdik" dedi. 

İlçe yönetimi, yasak tasarısını şubatta oylamadan önce, ekimde kamuoyunun görüşlerini almayı planlıyor.

Mart sonu itibarıyla Şincuku'da 3 bin 749 minpaku tesisi bulunuyordu. Bunların yüzde 63,4'ü Japon, yüzde 23,3'ü Çinli, yüzde 6'sıysa Güney Koreli işletmeciler tarafından işletiliyordu.

Bölgedeki minpaku sayısı, Mart 2022'deyse 1366'ydı. 

2025'te 42 milyon yabancı turisti ağırlayan Japonya'nın 2030 hedefi 60 milyon. Ancak Asya ülkesi, aşırı turizmden de şikayetçi. 

Japonya, neredeyse 50 yıl sonra yapılan ilk zamla ülkenin yabancı uyruklular için vize ücretlerini temmuz itibarıyla artırmıştı.

Independent Türkçe, Japan Times, AFP


Irak: Devletsiz silahlar ve bitmek bilmeyen çekişmeler

Irak: Devletsiz silahlar ve bitmek bilmeyen çekişmeler
TT

Irak: Devletsiz silahlar ve bitmek bilmeyen çekişmeler

Irak: Devletsiz silahlar ve bitmek bilmeyen çekişmeler

İyad el-Anbar

Ali el-Zeydi hükümetinin silahın devletin kontrolünde toplanması için belirlediği son tarihe kalan birkaç gün hakkında konuşmaya başladık. Zeydi'nin silahın devletin kontrolünde toplanmasıyla ilgili açıklamalarındaki sakin tona ve gerilimi artırmaktan uzak durma çabalarına, “Koordinasyon Çerçevesi” içinde bazı tarafların silahların devlete tesliminden ziyade “düzenlemeye tabi tutulmasına” kayan söyleme rağmen, siyasi çekişmeler ve gergin söylemler yaygınlığını koruyor. Özellikle fraksiyonlar arasında tonu sertleşiyor; Koordinasyon Çerçevesi içindeki bazı siyasi figürler de bu duyguları yansıtıyor.

İran, Kudüs Gücü Komutanı İsmail Kaani ile başlayan, ardından İran Meclis Başkanı Muhammed Bakır Kalibaf ve son olarak da Dini Lider Mücteba Hamaney'in danışmanı Muhsin Kumi'nin ziyaretleriyle devam eden bir dizi önde gelen askeri ve siyasi liderinin ziyaretleriyle olaya dahil oldu. Bu ziyaretlerin ardından yapılan tüm aleni açıklamalar veya sızdırılan mesajlar, İran'ın silahların teslimini ve Zeydi hükümetinin silahlı örgütlerin silahlarıyla ilgili Amerikan “şartlarına” tamamen uymasını kabul etmeyeceğini teyit etti.

Irak'taki devlete paralel silah sorunu, silahın sadece devletin kontrolünde olmadığı diğer kırılgan devletlerdeki benzer deneyimlerden farklı. Irak'taki fraksiyonların silahı, devletin münhasır alanı olan siyasi alana müdahale etmeyi veya onu gasp etmeyi amaçlıyor. Oysa bu alan, siyasetin biçimini ve özünü tanımlayan “dost ve düşman arasında ayrım yapmayı” devletin tekeline veren temel bir özelliğe dayanmaktadır. Dolayısıyla, “düşman”ın kim olduğunu belirlemek, savaş ilan etmeyi veya devletin tüm kaynaklarını düşmanla yüzleşmek için kullanmayı gerektirir; bu da yalnızca devlete ait egemen bir karardır.

dfrgthy
Iraklı milis grubu Hizbullah Tugayları (Ketaib Hizbullah) unsurları, Irak'ın batısında, Suriye sınırındaki Kaim yakınlarında bulunan Haşdi Şabi karargahını hedef alan hava saldırısında öldürülen yoldaşları için düzenlenen cenaze töreninde, 2 Mart 2026, Bağdat (Reuters)

Bu nedenle, özellikle “direniş”, siyasi sistemin savunulması veya “Şii hakimiyetinin” korunması sloganları yükseldiğinde, Irak'ta silah ve siyaset ikiliği karmaşık bir şekilde iç içe geçiyor. Fakat gerçekte, bu sloganların altında, dostu ve düşmanı kendisi belirlemek isteyen bir silah sorunu gizli. En karmaşık sorun ise fraksiyonların kimin düşman, kimin dost olduğunu belirleme yetkisinin devletin tekelinde olduğunu kabul etmemesidir.

Kontrol mü yoksa düzenleme mi?

Iraklı politikacılar retorik süslemelere düşkündür ve tanımlamaları, kavramları manipüle etmekten zevk alırlar. Saddam Hüseyin rejiminin devrilmesinden sonra, iktidar ganimetinin dağıtımında benimsenen mezhepçi ve etnik kota sistemini açıkça itiraf etmekte zorlandılar ve bu nedenle bunu “ulusal hükümet” veya “ulusal ortaklık” olarak tanımlama yoluna gittiler. Seçimleri kaybettiklerinde ise “seçim sonuçları” yerine “siyasi ağırlık” söylemini öne sürme yoluna gidiyorlar.

Son günlerde, silahlı fraksiyonlar ile Haşdi Şabi Güçleri arasında ayrım yapan siyasi söylemler ve hükümet açıklamaları sıklıkla tekrarlanmaya başladı. Ancak bu ayrım, Haşdi Şabi karargahları hedef alındığında aniden ortadan kalkıyor! Bu nedenle ister Koordinasyon Çerçevesi içindeki politikacılar ister hükümet tarafından icat edilmiş olsun, bu siyasi safsata, Şii siyasi eyleminde siyaset ve silahın iç içe geçmesi suçlamasına yanıt vermek yerine, Haşdi Şabi ile fraksiyonlar arasındaki ayrımı karmaşık hale getirdi.

Bugün Şii siyasi taraflar, “silahın devletin kontrolünde toplanması” ifadesini “silahı düzenlemek” ile değiştirmenin ardındaki temel amacı anlamadan, yeniden kavramlar ve terimlerle oynuyorlar. Bu, silahlı fraksiyonların direnişi nedeniyle silahın sadece devletin kontrolünde toplanması kararından geri adım atma olabilir. Dahası son tarih olan 30 Eylül geldiğinde hükümeti zor durumda bırakmak istemiyor da olabilir. Yahut bu, silahın artık devletin düzenlemelerine tabi ve Silahlı Kuvvetlerin Başkomutanı'nın emri altında olacağı propagandası yapılırken, fraksiyonların silahlarını teslim etmemeleri için yapılan siyasi bir manevra da olabilir. Keza bu geri adım, silahların teslim edilmesiyle ilgili her türlü tartışmayı reddeden İran taleplerinin baskısından kaynaklanıyor olabilir. Ya da belki de saydığımız bu üç olasılık da iç içe geçmiştir.

cs
İran Meclis Başkanı Muhammed Bakır Kalibaf, Irak'ın merkezindeki Necef şehrinde, İran yanlısı milis grupları kapsayan silahlı bir ittifak olan Haşdi Şabi Güçleri'nin liderlerinden Ebu Mehdi el-Mühendis'in mezarını ziyaret ediyor, 21 Ağustos 2026 (AFP)

Ne var ki, silahın devletin kontrolünde toplanması, Temsilciler Meclisi'nin güvenoyu vermesiyle onaylanan Ali Zeydi hükümetinin programının bir parçasıydı. Hükümet daha sonra, Yüksek Yargı Konseyi Başkanı Faik Zeydan'ın da katılımıyla, hükümete katılan tüm siyasi tarafları içeren “Devlet Yönetimi Koalisyonu”nun desteğini aldı. Dahası bu taraflar, devlet kontrolü dışındaki herhangi bir silahın “terörizm” olarak değerlendirileceğini deklare eden bir bildiri de yayınladılar. Bu, siyasi söylemin silahları kontrol altına almaktan düzenlemeye doğru kaymasıyla doğrudan çelişiyor.

Başbakan Ali Zeydi, Koordinasyon Çerçevesi içindeki taraflar ve hatta silahlı fraksiyonların kendileri bile, ABD'nin silahsızlanma veya silahın devletin kontrolünde toplanmasıyla ilgili taleplerinin, bu fraksiyonların sahip olduğu insansız hava araçları ve uzun menzilli füzelerle sınırlı olduğunun farkındalar. Peki, bu silahlar nasıl düzenlenecek? Taşıma ve bulundurma ruhsatları verilerek mi? Yoksa hükümetin şimdiye kadar fraksiyonlar ile arasındaki bağı koparamadığı Haşdi Şabi Güçleri'nin silah depolarına yerleşmesine izin vererek mi?

Çekişmeci söylemlerin sınırları

Siyasi liderlerimiz, sorunları en az bölücü yollarla çözmek için inceleyen başka yerlerdeki politikacıların aksine, siyasi çekişmelere yönelme eğilimindedirler.

Liderlerimiz, sorunlarla eğlenir, içlerine dalmaktan ve krizleri sürdürmekten zevk alırlar; hatta onlara bağımlıdırlar. Rahmetli üstadımız, sosyolog Faleh Abdulcabbar, genel olarak politikacılarımızı ve özellikle de karar vericilerimizi, sorunların içine dalmaktan eğlenen insanlar olarak tanımlamıştır; hatta ona göre toptan veya peş peşe sorun üretmek politikacılarımız için bir folklor haline gelmiştir. Saddam Hüseyin de böyleydi; bir çatışmadan diğerine, bir yıkım girişiminden diğerine, bir savaştan diğerine atlardı, sanki şiddet onun için bir tür bağımlılık haline gelmişti.

Siyasi çekişmeler, siyasi sınıfın popülist retoriğinin en önemli örneklerinden biri olarak tanımlanabilir. Bu sınıf, kendisini -nüfusun geri kalanından farklı olarak- siyasetin inceliklerini iyi bilen ve düşmanlarının kurduğu komploları ortaya çıkarabilecek zekâya, deneyime ve uzmanlığa sahip olarak pazarlıyor. Bu nedenle, birden fazla cephede savaştığını görüyoruz. Bazen politikacıların siyasi rakiplerini hedef aldıklarını, bazen de komşu ülkeleri veya büyük güçleri hedef alarak bu ülkelerin Irak'ı ve halkını hedef alan bir projesi olduğunu iddia ettiklerini görüyoruz.

Koordinasyon Çerçevesi’nin liderlerinden ve “Çerçeve” tarafından sadece devletin silahı kontrol etmesi için kurulan komitenin üyelerinden olan Hadi el-Amiri, “direniş” bayrağı altında faaliyet gösteren fraksiyonların rolünü övmeye çalıştı. Ancak bunun yerine, onlarca genç protestocunun öldürüldüğü Ekim 2019 protestolarını hedef alan saldırılardaki rollerini itiraf etmiş oldu. Amiri, direnişin “Ekim ayaklanmasına karşı cesurca durduğunu ve devleti ve siyasi sistemi koruduğunu” söyledi.

Amiri'den önce, Haşdi Şabi içindeki Bağdat Kuşağı istihbarat şefi ve Nuceba Hareketi liderlerinden biri, Terörle Mücadele Servisi tarafından tutuklanmasının ardından bir açıklama yapmıştı. Tutuklanma sebebinden bahsettikten sonra, ABD Başkanı'nın Irak ve Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack'ı “tüm bu krizleri planlamak ve egemen kararları kontrol etmekle ve bizi iç çatışmalara sürüklemekle” suçlamıştı. Kendisine yöneltilen “kötü niyetli suçlamalar” nedeniyle, istihbarat servisine karşı dava açma sözü de vermişti.

fbghj
Asaib Ehlil Hak’ın lideri Kays el-Hazali, Bağdat'taki meclis binasında Ali Zeydi başkanlığındaki hükümetin oylaması için yapılan oturum sırasında eski Irak başbakanı Nuri el-Maliki ile konuşuyor, 14 Mayıs 2026 (Reuters)

Bu söylem, Haşdi Şabi ile silahlarını teslim etmeyi reddeden fraksiyonların iç içe geçmiş olduğunu ve güvenlik işlevlerinin sınırlarını aşan söylemleri teyit ediyor. Ayrıca, devletin güvenlik kurumları ile silahlarının kendilerine diğer devlet güvenlik kurumlarına karşı bir yetki verdiğini göstermek isteyenler arasındaki tam kopukluğu da ortaya koyuyor.

Kâr ve zarar hesapları

Başbakan Ali Zeydi, Koordinasyon Çerçevesi liderlerinden Nuri Maliki ve Hadi Amiri ile üçlü silah kontrolü komitesinin üyeleri, devlet ile fraksiyonlar arasında bir silahlı çatışma seçeneğini dışlama konusunda anlaştıklarında, bu, hükümetin, Çerçeve içindeki güçlerin ve fraksiyonların, silahın devletin kontrolünde toplanması için güç kullanılması durumunda kâr ve zarar hesaplarının tamamen farkında oldukları anlamına geliyor.

Şii siyasi aktörler, fraksiyonlar ile hükümet arasında silahlı bir çatışmanın tehlikelerinin farkındalar

 Fraksiyonlarla silahlı çatışmaya girme seçeneğinin dışlanması, savaş ve barış kararını gasp edebilecek herhangi bir paralel silahlı gücün varlığını gerçekten reddetmekten ziyade, iktidardaki siyasi sistem içindeki hassas güç dengesinin ve kazanımların korunmasıyla daha yakından bağlantılıdır. Bunun nedeni, hâkim sistemin, özellikle de Şii tarafların, yönelimleri, vizyonları ve hatta siyasi duruşları bakımından anlaşamazken, tek bir konuda hemfikir olmasıdır; iktidar ve nüfuz çevresi içinde elde ettiği kazanımları koruma önceliği.

Bu kapsamda bir tarafın diğerinin pahasına yükselişini kabul edebilir, ancak kısmi değil, tamamen kaybetmesine yol açacak ve potansiyel olarak siyasi varlık ve egemenlik denkleminden dışlanmasına neden olacak herhangi bir tehdidi reddetmektedir.

Hükümet ile fraksiyonlar arasında silahlı bir çatışma yaşanması halinde, bir kazan-kaybet denklemiyle karşı karşıya kalacağız. Şarku’l Avsat’ın al Majalla'dan aktardığı analize göre işte Koordinasyon Çerçevesi içindeki güçlerin istemediği şey de budur. Hükümet savaşı kazanır ve fraksiyonları ve devlete paralel faaliyet gösteren herhangi bir silahlı gücü ortadan kaldırmayı başarırsa, bu Ali Zeydi hükümeti için önemli bir siyasi başarı olur ve onu daha güçlü bir konuma getirir.

vf
Hükümeti kurmakla mükellef Ali Zeydi, Bağdat'taki meclis binasında yeni hükümetinin oylaması için yapılan oturumda konuşuyor, 14 Mayıs 2026 (Reuters)

Dahası bu başarıyı, hükümetine olan halk desteği arttıkça geleneksel güç odaklarını zayıflatmak için kullanabilir. Ayrıca uluslararası ve bölgesel güçlerin güvenini de kazanabilir.

Öte yandan, fraksiyonlar hükümetin silahı kontrolünde toplama planına karşı durup kazanırsa, hükümet en zayıf konumda olacaktır. En önemli mücadelesinin silahların yalnızca devletin kontrolünde olmasını sağlamak olduğuna dair verdiği sözden sonra, halkın ve uluslararası toplumun güvenini kaybedecektir. Bu durum, fraksiyonlar karşısında güç denkleminde en zayıf Şii siyasi güç olarak kendilerini bulacak Koordinasyon Çerçevesi güçlerini de etkileyecektir.

Bu nedenle, Şii siyasi aktörler, fraksiyonlar ile hükümet arasında silahlı bir çatışmanın tehlikelerinin farkındalar, çünkü mesele kâr ve zarar hesaplarıyla bağlantılıdır. Dahası devletin zayıflaması pahasına bile olsa, silah ve siyaset ikiliğini sürdürmek, silahlı çatışmada herhangi bir tarafın kazanmasına izin vermekten daha tercih edilebilir bir durumdur. Nihayetinde, sistemdeki kaosu sürdürmek, onların hesaplarına göre bir tarafın kaybetmesi ve diğerinin kazanmasından daha iyidir.

*"Bu analiz Şarku’l Avsat tarafından Londra merkezli al Majalla dergisinden çevrilmiştir."


Dans pistlerinden savaş alanlarına... Çin, robotları savaşa hazırlıyor

Çin’in başkenti Pekin’de düzenlenen Dünya İnsansı Robot Oyunları’nda dövüş sanatları yarışmasına katılan bir robot (Reuters)
Çin’in başkenti Pekin’de düzenlenen Dünya İnsansı Robot Oyunları’nda dövüş sanatları yarışmasına katılan bir robot (Reuters)
TT

Dans pistlerinden savaş alanlarına... Çin, robotları savaşa hazırlıyor

Çin’in başkenti Pekin’de düzenlenen Dünya İnsansı Robot Oyunları’nda dövüş sanatları yarışmasına katılan bir robot (Reuters)
Çin’in başkenti Pekin’de düzenlenen Dünya İnsansı Robot Oyunları’nda dövüş sanatları yarışmasına katılan bir robot (Reuters)

Çin’de geçen ay düzenlenen Dünya İnsansı Robot Oyunları kapsamında robotlar zıpladı, dans etti, boks yaptı; hatta bazı çevik robotlar 100 metre mesafede rekortmen atlet Usain Bolt’tan daha hızlı koştu. Seyirciler, makinelerin gelişen yeteneklerini ve internette mizah konusu olmaya aday düşüşlerini hayranlıkla izledi.

Etkinliğin sona ermesinden iki gün sonra Çin Halk Kurtuluş Ordusu’nun resmî gazetesi, gösteriden kendi sonuçlarını çıkararak araştırmacılara, bu ileri teknolojilerin laboratuvarlardan askeri eğitim sahalarına aktarılmasını hızlandırma ve insansı robotları ‘savaşçı’ olarak kullanma çağrısında bulundu.

Reuters’ın 100’den fazla Çin askeri ihale ilanını, akademik çalışmayı, patenti, resmi yayını, hükümet kaydını ve savunma şirketlerine ait belgeyi inceleyerek yaptığı araştırmaya göre, Çin savunma kurumları insansı robotların askeri amaçlarla kullanımına yönelik araştırmaları hızlandırıyor ve bu robotları nihayetinde savaş alanlarında konuşlandırmayı planlıyor.

cv
Çin’in başkenti Pekin’de düzenlenen Dünya İnsansı Robot Oyunları’nda 100 metre koşu yarışına katılan robotlar (AP)

Daha önce kamuoyuna yansımayan kayıtlar, askeri kurumların insansı robotları savaş alanı gereksinimlerine göre test ettiğini, bu robotları ve eğitimleri için gerekli teknolojileri tedarik etmeye çalıştığını, ayrıca birliklerle omuz omuza nasıl görev yapabileceklerini incelediğini ortaya koyuyor. Robotların algılama, manevra kabiliyeti ve eğitim verilerine odaklanan bu çalışmalar, 2025 ve 2026 yıllarında hız kazandı.

Bank of America Global Research verilerine göre Çinli üreticiler, 2025 yılında küresel insansı robot sevkiyatının yaklaşık yüzde 95’ini gerçekleştirdi. Bu ticari hakimiyet, Çin Halk Kurtuluş Ordusu’na bir yandan kendi özel askeri uygulamalarını geliştirirken diğer yandan hızla büyüyen bir sektöre erişim imkânı sağlıyor.

Çin’in savunma robotik alanındaki araştırmaları, askeri teknolojilerin küresel ölçekte ne denli hızlı geliştiğini gözler önüne seriyor. Nitekim Rusya-Ukrayna savaşında, seyrüsefer ve hedefleme için yapay zekâ kullanan yarı otonom insansız hava araçları keşif ve saldırı operasyonlarında devrim yaratırken, robotlar da mühimmat taşıma ile yaralı ve kayıpların tahliyesinde aktif rol oynuyor.

vf
19 Ağustos’ta Güney Kore-ABD ortak tatbikatına katılan askeri robotlar (Reuters)

Reuters, Çin ordusunun İkinci Dünya Savaşı’ndan bu yana Avrupa’daki en kanlı çatışmadan ders çıkarma çabalarını daha önce belgelemişti. Bu gelişmeler, tüm dünyada otonom sistemlere yönelik askeri ilgiyi artırıyor.

California Üniversitesi Los Angeles Kampüsü (UCLA) Makine ve Havacılık Mühendisliği Profesörü Dennis Hong konuya ilişkin değerlendirmesinde, “İnsanların gitmesini istemediğimiz yerlere gitmek, robot geliştirmenin en ikna edici nedenlerinden biri. Bir robotu kaybetmek bir insanın hayatını kurtarmak anlamına geliyorsa, o robot feda edilebilir bir unsura dönüşür” ifadelerini kullandı.

Çin Savunma Bakanlığı ve Çin Halk Kurtuluş Ordusu’nun önde gelen araştırma kurumu olan Ulusal Savunma Teknolojileri Üniversitesi, insansı robotların askeri uygulamalarına ilişkin yorum taleplerine yanıt vermedi.

gbhy
 Şangay’daki AgiBot genel merkezinde insansı bir robotla etkileşim kuran ziyaretçiler (Reuters)

Reuters, Çin Halk Kurtuluş Ordusu’na bağlı operasyonel bir birlikte silahlı bir insansı robotun konuşlandırıldığına dair herhangi bir kanıta ulaşamadı. Yüksek miktarda enerji tüketen bu robotlar, kontrol edilebilir gösteri ortamlarının dışında henüz güvenilirlik sağlamaktan uzak bir tablo çiziyor.

Carnegie Mellon Üniversitesi Makine Mühendisliği Öğretim Üyesi Aaron Johnson ise savaş alanlarının çok sayıda değişken içerdiğini belirterek, bu ortamların robotların kabiliyetlerini öngörülemeyen şekillerde zorladığını ifade etti.

Yerleşim bölgelerine yönelik saldırı gücü

Çin’in, meskûn mahal savaşlarında insansı robotları kullanmaya yönelik şimdiden bir vizyonu bulunuyor.

Kurgulanan bir senaryoya göre altı insansı robot, robot köpek veya insansız araçtan oluşan insansız savaş grubu, iki hücum timi arasında paylaştırılacak. Robotlar, düşman kontrolündeki bir binayı kat kat ve oda oda temizlemek için kara birlikleriyle omuz omuza görev yapacak.

sdfevrg
Çin’in başkenti Pekin’de düzenlenen Dünya İnsansı Robot Oyunları’ndaki bir yarışma sırasında düşen bir robotu, iki görevli sedyeye yerleştiriyor. (AFP)

Söz konusu senaryo, Şian kentindeki Ulusal Savunma Teknolojileri Üniversitesi Test Merkezi’nden araştırmacıların Ağustos 2025’te yayımladığı bir makalede yer aldı. Çalışma, beş ila on yıl içinde kullanıma sunulabileceği öngörülen ekipmanları kullanan bir meskûn mahal taarruz gücünü modelledi. Ancak araştırmada robotların angajman kurallarına, taşıyacakları silahlara veya sivillerin bulunduğu durumlarla nasıl başa çıkacaklarına dair detaylara yer verilmedi.

Aralık ayında ise Çin Halk Kurtuluş Ordusu Doğu Cephesi Komutanlığı, insansı ve dört bacaklı robotlar da dahil olmak üzere askeri robotların varsayımsal bir gelecekteki çatışmada Tayvan’ın savunmasını yarma sahnelerini içeren, yapay zekâ ile üretilmiş görseller yayımladı.

sdfr
Çin’de insansı robotlarla birlikte dans gösterisi yapan dansçılar (Reuters)

Çin, robotların savaş alanlarında kullanım yollarını araştıran tek ülke değil. ABD ordusu da geçen yıl nihayetinde askerlerle birlikte görev yapabilecek ‘askeri nitelikli insansı robot kabiliyetleri’ geliştirmek amacıyla bir yarışma başlattı.

Ordu, bu robotların olası rollerinin keşif, güvenlik, engel kaldırma, tehlikeli maddelerle müdahale ile meskûn mahallerdeki taarruz ve savunma görevlerini kapsadığını belirtti.

Buna karşın ABD robotik sektörü, ister iki ister dört bacaklı olsun, bu makinelerin geliştirilmesinde Çin’in bir hayli gerisinde kalıyor. Şarku’l Avsat’ın Reuters’tan aktardığı haberde, insansı ve dört bacaklı robotların dünyadaki önde gelen üreticilerinden Çinli Unitree firmasının, en çok satan robot köpek tasarımlarında ABD ordusu tarafından finanse edilen yeniliklerden yararlandığı bildirilmişti.

cvfgrth
Çin’in başkenti Pekin’de düzenlenen Uluslararası Robot Fuarı’nda sergilenen Çinli Unitree şirketine ait robotlar (AFP)

ABD ordusu ve Savunma Bakanlığı (Pentagon) konuya ilişkin açıklama yapmaktan kaçındı.

Avustralya Stratejik Politika Enstitüsü Analisti Malcolm Davis, insansı robotların mevcut koşullarda savaş alanı için pratik sistemler olmadığını belirterek, “Ancak beş ila on yıl içinde durumun bu yönde değişmesi son derece muhtemel” değerlendirmesinde bulundu.

Robotik sistemler şimdilik uzaktan kumanda edilse dahi, otonom çalışmak üzere tasarlanan makinelerin beraberinde getirdiği etik ikilemlerin zamanla ele alınması gerekecek. Nitekim savaş hukuku, askeri unsurların savaşanlar ile siviller arasında ayrım yapmasını, ayrıca yaralılara veya teslim olan askerlere saldırmaktan kaçınmasını zorunlu kılıyor.