Gazze’deki savaş ve dünya savaşlarının yıl dönümü

Gazze Savaşı ve uluslararası krizlerin çağrışımları

Gazze Şeridi'nin güneyindeki Han Yunus'ta yıkılmış binaların yanındaki dar bir sokakta yürüyen Filistinliler, 11 Haziran 2024 (AFP)
Gazze Şeridi'nin güneyindeki Han Yunus'ta yıkılmış binaların yanındaki dar bir sokakta yürüyen Filistinliler, 11 Haziran 2024 (AFP)
TT

Gazze’deki savaş ve dünya savaşlarının yıl dönümü

Gazze Şeridi'nin güneyindeki Han Yunus'ta yıkılmış binaların yanındaki dar bir sokakta yürüyen Filistinliler, 11 Haziran 2024 (AFP)
Gazze Şeridi'nin güneyindeki Han Yunus'ta yıkılmış binaların yanındaki dar bir sokakta yürüyen Filistinliler, 11 Haziran 2024 (AFP)

Elie el Kaşif

ABD Başkanı Joe Biden’ın Gazze için ateşkes teklifi, muhtemelen Ramazan ayı arifesinde ateşkes ve esir takası anlaşması amacıyla yapılan, ancak tökezleyip başarısızlıkla sonuçlanan müzakerelerle aynı kaderi paylaşacak gibi görünüyor. ABD yönetiminin ister doğrudan İsrail'e ister Arap ülkeleri aracılığıyla Hamas’a olmak üzere savaşan taraflara yönelik tüm baskılarına rağmen, kendisi de bunu öngörmeye ve işaret etmeye başladı. ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken savaşın başlamasından bu yana bölgeye gerçekleştirdiği sekizinci ziyarette bunu yapmaya çalışsa da şimdiye kadar pek başarılı olamadı.

Ne zaman savaşın müzakereler yoluyla durdurulabileceğine dair bir umut doğsa, bu müzakerelerin başarısızlıkla sonuçlanacağına dair kötümser bir rüzgâr esmeye başlıyor. Eğer müzakere girişimi bu kez de başarısız olursa, karamsarlık geçen seferkinden daha da yoğun olacak. Teklif, gerek müzakerelerin başarısız olması ve İsrail ile Hamas'ın Biden'ın teklifine yanıt vermemesi bakımından, gerek savaşın doğrudan tarafları olan Hamas ve İsrail'in, özellikle de Binyamin Netanyahu ve Yahya Sinvar'ın hesapları bakımından gerekse özellikle önümüzdeki kasım ayında yapılması planlanan ABD seçimlerinin arifesinde bölgesel ve uluslararası sahnedeki kaos bakımından İsrail'in Gazze Şeridi'ne yönelik savaşının en karmaşık hale geldiği zor bir zamanda ortaya atıldı. Bu da haftalardır hatta aylardır konuşulan Hamas ve İsrail arasındaki yıpratma savaşının aslında bölgesel ve uluslararası bir çatışmanın yansıması olup olmadığı, yani bölgesel ve uluslararası tarafların kendi hesapları için mi bu çatışmayı derinleştirmeye çalıştıkları ya da söz konusu uluslararası tarafların başında gelen ABD’yi bu savaşta boğmak, dikkatini dağıtmak ve çözümsüzlüğe itmeye mi çalışıldığı gibi önemli bir soruyu gündeme getiriyor.

Aslında, Rusya-Ukrayna savaşıyla ilgili sahada ve siyaset sahnesinde yaşanan gerilim, Doğu Avrupa'daki gelişmeleri Filistin topraklarındaki çatışmayla ilişkilendirmeye giderek daha fazla itiyor. Çünkü ABD ve Batı ülkelerinin her iki bölgede de var olması, rakiplerinin bu savaşlara katılmaları için net bir davet anlamına geliyor. Eğer Rusya Avrupa'daki savaşın tarafı ise Gazze’deki savaşta rolü ne olacak? Ya da Hizbullah ve İsrail arasındaki cephede nasıl bir rol üstlenecek? Aksa Tufanı Operasyonu'na ilişkin bazı geç okumalar, Moskova'nın bu operasyona yakından ya da uzaktan müdahil olmuş olma ihtimalini sorgulasa da elbette net cevaplara ulaşamadı. Şu sıralar sorular, Rusya'nın Ukrayna savaşındaki hesapları ya da başta Çin olmak üzere diğer ülkeler arasında yeni bir uluslararası düzen inşa etme girişimleri bağlamında, savaşı uzatma ve ABD'yi bu savaşla meşgul etme konusundaki çıkarları üzerinde yoğunlaşıyor. Dolayısıyla, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin'in Gazze’deki savaşın patlak vermesinin bir nedeni olarak gördüğü ABD’nin Ortadoğu'daki başarısızlığı, ABD liderliğindeki liberal uluslararası düzenin parçalanmasına yol açıyor.

Gazze’deki savaştan nasıl çıkılacağı ve ‘ertesi günü’ belirsizliğini korurken Ortadoğu’da bu savaşın ortaya çıkardığı yeni bir soğuk savaş biçimiyle karşı karşıya olabiliriz.

Ancak Rusya ile ilgili soruların sorulması, kaçınılmaz olarak Çin ile ilgili sorular da sorulması anlamına geliyor. Pekin, Moskova’nın aksine çatışmaya doğrudan müdahil olmasına dair herhangi bir sinyal vermiyor. Putin geçtiğimiz hafta, Batılı ülkelerin Ukrayna’yı silahlandırmasına ve Rusya'ya saldırmasına izin vermesine karşılık, Moskova'nın dünyanın dört bir yanındaki ABD karşıtı grupları desteklemeye hazır olduğunu söylemişti. Bu da İran ile silah anlaşmaları yapmaya ya da bölgedeki İran yanlısı grupları doğrudan ya da Tahran üzerinden silahlandırmaya hazır olduğu şeklinde yorumlandı. Hizbullah'a yakın çevreler Moskova ile ilişkilerinin şu an her zamankinden daha güçlü olduğundan bahsediyor. Peki, bu Rusya'nın Hizbullah'a silah ya da teknoloji sağladığı anlamına mı geliyor? Her halükârda özellikle Ukrayna ve genel olarak Avrupa kıtasının güvenliği konusunda ABD ve Batı ülkeleri ile derinleşen çatışması çerçevesinde, Rusya'nın Gazze’deki savaşa müdahil olmuş olabileceğinden endişe duymak gerekiyor.

Son yıllarda İsrail, Körfez Arap ülkeleri ve İran'la birlikte bölgedeki varlığının kapsamını genişleten Çin ise Filistin'deki bölünmüşlüğün tarafları olan Fetih Hareketi (El Fetih) ve Hamas Hareketi arasında uzlaşı sağlayama çalışarak ve Filistinliler ile İsrail arasındaki çatışmayı çözmek için uluslararası konferans çağrısında bulunarak, savaşa diplomatik bir pencereden bakıyor.

svdfbgnh
Ürdün'ün ev sahipliğinde yapılan “Eylem Çağrısı: Gazze'ye Acil İnsani Müdahale” konulu Ölüdeniz Konferansı'na katılan ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken (ortada) sağında Arap Birliği Genel Sekreteri Ahmed Ebu Gayt ile, 11 Haziran 2024 (AFP)

Gazze Şeridi’ndeki savaşın büyük resmi böyle, ancak uluslararası ve bölgesel ittifakların karmaşıklığı ve çakışmaları çerçevesinde, uluslararası ve bölgesel safların daha açık dizildiği Soğuk Savaş dönemindeki durumun aksine, bugün bölgedeki ve dünyadaki tüm ülkeler ilişkilerini ve ittifaklarını mümkün olduğunca genişletmeye çalışıyor. Bu ise bölgedeki uluslararası rekabetin, özellikle de günümüzün iki büyük kutbu olan ABD ve Çin arasındaki rekabetin ek bir nedeni haline geliyor. Hem ABD hem de Çin, İsrail'den Körfez ülkelerine ve İran'a kadar bölgedeki diğer ülkelerle ilişkilere sahip. Dolayısıyla Gazze’deki savaştan nasıl çıkılacağı ve ‘ertesi günü’ belirsizliğini korurken, Ortadoğu’da bu savaşın ortaya çıkardığı yeni bir soğuk savaş biçimiyle karşı karşıya olabiliriz.

Fakat savaşı çevreleyen bu uluslararası sahne tek başına savaşın gelişimini ve geleceğini açıklamaya yetmiyor. Zira yerel aktörlerin, Hamas ve İsrail'in, özellikle de Sinvar ve Netanyahu'nun hesapları, çatışmanın geleceği üzerinde çok etkili ve hatta belirleyici. İran’ın Dini Lideri Ali Hamaney'in geçtiğimiz günlerde Hamas Hareketi’ne Biden'ın teklifini kabul etmemesi yönünde yaptığı dolaylı çağrıdan da anlaşılacağı üzere, İran'ın Hamas'ın önemli bir destekçisi olarak savaştaki varlığı, hatta onun tercihlerini yönlendirmesi göz ardı edilemez. Tüm bu aktörlerin, Gazze Şeridi'ndeki savaşta yaşanan gelişmelerin de kanıtladığı üzere, başta bölgedeki başlıca uluslararası aktör olan ABD olmak üzere, savaştaki başlıca ülkelerin çıkarlarını ve tedbirlerini dikkate aldıklarına hiç şüphe yok.

Gazze’deki savaş da dahil olmak üzere bölgedeki olayların çoğu, ABD’nin bölgedeki yeni mühendisliğinin bir parçası olarak, ABD-Suudi Arabistan anlaşması etrafında dönüyor.

Nihayetinde ister müttefikleri ister muhalifleri tarafından olsun, tüm yerel, bölgesel ve uluslararası hesaplar ABD ve onun yakın ve uzak hedefleri etrafında dönüyor. Hamas, İran ve Hizbullah, İsrail ile ABD arasındaki anlaşmazlıkların ve bu anlaşmazlıkların merkezinde yer alan ABD’nin bölgedeki önceliklerinin üzerine bahis oynuyorlar. Biden yönetimi, ABD'nin Doğu Avrupa, Pasifik ya da Çin Denizi gibi önemli uluslararası çatışma bölgelerine yeniden odaklanmasıyla ilgili jeopolitik nedenlerinin yanı sıra Gazze’deki savaşta İsrail'i desteklediği ve gönderdiği çok sayıda silahla on binlerce Filistinli sivilin ölümüne neden olduğu için seçimlerde ABD’lilerin kendisine yönelik tepkisini hafifletmek gibi sebeplerden ötürü üç aşamalı ateşkes anlaşmasının imzalanması için acele ediyor.

xscdvfbg
İsrailli rehinelerin aileleri, Blinken’ın Tel Aviv ziyaretine denk gelecek şekilde, rehinelerin derhal serbest bırakılması talebiyle protesto gösterisi düzenledi 11 Haziran 2024 (Reuters)

Öte yandan Gazze'deki ateşkes, Washington ile Riyad arasında bir savunma anlaşmasından oluşan ve Washington'ın İsrail'i Suudi Arabistan ile normalleşme anlaşması yoluyla bölgeye daha fazla entegre etme çabaları çerçevesinde Tel Aviv'in de katılabileceği, ancak Tel Aviv'in Riyad'ın talep ettiği gibi iki devletli bir çözüm ile ilgili somut adımlar atmasına bağlı olan, ABD himayesinde ‘bölgesel bir yapı’ inşa etmeye doğru ilerliyor. Dolayısıyla, Gazze’deki savaş da dahil olmak üzere bölgedeki olayların çoğu, ABD’nin bölgedeki yeni mühendisliğinin bir parçası olarak ABD-Suudi Arabistan anlaşması etrafında dönüyor. Bu sebeple, İran’ın Dini Lideri Ali Hamaney’in kısa süre önce Aksa Tufanı Operasyonu’nu, bölgedeki denklemleri değiştirmeye yönelik bir Amerikan projesini engellediğini söyleyerek övmesi kimseyi şaşırtmadı.

Hamas Hareketi’nin Gazze’deki lideri Yahya Sinvar'ın özellikle de esir kartını elinde tuttuğu sürece, elinde kalanlarla savaşmaya devam etme isteğine ilişkin kendi hesaplarıyla kesiştiğinde İran'dan gelen sinyalleri aldığına şüphe yok. İşte şimdi Washington ona ABD vatandaşı olan rehineler için arada İsrail olmadan müzakere etme teklifinde bulunuyor. Sinvar’ın sadece iki seçeneği var. Ya İsrail, uluslararası tarafların garantörlüğünde kalıcı bir ateşkesi kabul edecek ya da savaşmaya devam edecek. Şimdiye kadar bu iki seçenek dışında üçüncü bir seçeneği kabul etmeye istekli görünmedi. Sinvar'ın tutumunun, özellikle Hamas’ın Doha'daki lider kadrosuna uygulanan baskı çerçevesinde bir bütün olarak Hamas'ın tutumu olup olmadığı da tartışmalı bir konu. Ancak İran Hamas'ın ana şemsiyesi olmaya devam ediyor. Bu da Hamas'ın genel tutumunu anlamada önemli bir unsur.

Netanyahu'nun siyasi ve şahsi hesapları, Washington ile ilişkilerinin sınırları ve koşulları da dahil olmak üzere savaştaki seçeneklerini belirlemede önemli rol oynuyor.

İsrail'e ve özellikle Netanyahu'ya gelince; Netanyahu, iki devletli bir çözümü kabul etmeye hazır değil. Çünkü böyle bir durum onu hükümetinin düşmesi ve aşırı sağın yeri doldurulamaz desteğini kaybetmesi tehdidiyle karşı karşıya bırakacaktır. Yani ya hem Filistinlilerle savaşı hem de İsrail içindeki siyasi çatışmayı kazanarak ikisi de kazanacak ya da ikisini birden kaybedecek. Tecrübeli bir siyasetçi olan Netanyahu, İsrail'deki siyasi ve demografik geleceğin özellikle savaş sonrasında aşırı sağcı eğilimlerden yana olduğunu çok iyi biliyor. Bu nedenle önceliklerinin, görev süresi sona ermekte olan Biden yönetimiyle ilişkileri pahasına da olsa aşırı sağcı akımların kendisine olan desteğini sürdürmek olması gerektiğini bilen Bibi (Netanyahu), İsrail sağının değirmenine su taşıyan Donald Trump'ın seçimleri kazanması üzerine de bahis oynuyor olabilir. Nihayetinde Netanyahu'nun siyasi ve şahsi hesapları, Washington'la ilişkinin sınırları ve koşulları da dahil olmak üzere savaştaki seçeneklerini belirlemede önemli rol oynuyor. İsrail sağının anlatısı, Biden'ın İsrail'e yardım etmek yerine, onu bölgeye yönelik projesinin bir parçası olarak kullandığı yönünde ve bu da elbette Netanyahu ve danışmanları tarafından çok iyi biliniyor.

Tüm bu üst üste binen uluslararası, bölgesel ve yerel sahneler açısından Gazze’deki savaştan çıkış yolunu hayal etmek daha da zorlaşıyor. O halde bölge uzun bir ‘yıpratma savaşına’ mı hazırlanmalı? Nihayetinde böyle bir savaşın bedelini öncelikle Filistinli siviller, ikinci olarak da Lübnan'da, Suriye'de, hatta biraz daha uzaktaki Irak'ta olsun, uzun savaşlara alışkın olan ‘Bereketli Hilalin’ halkları ödeyecek.



İran’ın arabuluculuk girişimlerini reddetmesi, ülkeyi savaşa bir adım daha yaklaştırıyor

28 Ekim 2026’da Tahran’da bir binanın üzerindeki boş bir salonda İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’yu gösteren afişin önünden geçen insanlar (Reuters)
28 Ekim 2026’da Tahran’da bir binanın üzerindeki boş bir salonda İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’yu gösteren afişin önünden geçen insanlar (Reuters)
TT

İran’ın arabuluculuk girişimlerini reddetmesi, ülkeyi savaşa bir adım daha yaklaştırıyor

28 Ekim 2026’da Tahran’da bir binanın üzerindeki boş bir salonda İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’yu gösteren afişin önünden geçen insanlar (Reuters)
28 Ekim 2026’da Tahran’da bir binanın üzerindeki boş bir salonda İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’yu gösteren afişin önünden geçen insanlar (Reuters)

Bölgede tansiyonun düşürülmesine yönelik umutlar, İran’ın Katar’ın arabuluculuk girişimini reddetmesiyle zayıflarken, ABD ve İsrail’le askerî çatışmanın yeniden başlamasına ilişkin işaretler güçleniyor.

Şarku’l Avsatın Reuters'ten aktardığına göre ajansa konuşan bir yetkili Tahran’dan, Doha’nın önerisine dün itibarıyla bu hafta sonuna kadar yanıt vermesinin beklendiğini belirtti. Öneri, Washington ile Tahran’ın endişelerini gidermek amacıyla tarafların karşılıklı güven artırıcı adımlar atmasını öngören, gelecek hafta başlayacak yedi günlük bir takvimi içeriyordu. Ancak Tahran, öneride “kabul edilebilir fikirler” bulamadı.

İranlı bir yetkili, Tahran’ın nükleer dosyada esneklik göstermeyi reddeden tutumunun “değişmediğini” belirterek, Katar’ın “savaşı sona erdirmek için yeni bir öneri sunmadığını” ifade etti.

Washington’da ise ABD Başkanı Donald Trump, gelecek ay yapılması planlanan ara seçimlerin ardından İran’a saldırı düzenlenmesi ihtimalini dışlamadı. Trump, “Her şey mümkün” dedi.

Öte yandan, konu hakkında bilgi sahibi yetkililere dayandırılan haberlerde Washington’un, İran’ın kapasitesini zayıflatmak ve ülkeyi müzakereye zorlamak amacıyla “kısa ve yoğun bir askerî harekât” hazırlığında olduğu belirtildi.

Şarku’l Avsat’ın aldığı bilgiye göre hazırlıklar kapsamında, gelecek ay Ortadoğu’da faaliyet gösteren yaklaşık 20 savaş gemisinden oluşan filoya ilave bir uçak gemisi taarruz grubunun ve ABD Deniz Piyadelerine bağlı bir seferî birliğin katılabileceği belirtiliyor.


Netanyahu koltuğuna sıkı sıkıya tutunuyor… Eisenkot ise beklentilerin aksine geriliyor

Kudüs’te çarşamba günü, Netanyahu ve Trump’ın yer aldığı yırtılmış bir reklam afişinin önünden çocuğuyla birlikte geçen Arap kadın (AP)
Kudüs’te çarşamba günü, Netanyahu ve Trump’ın yer aldığı yırtılmış bir reklam afişinin önünden çocuğuyla birlikte geçen Arap kadın (AP)
TT

Netanyahu koltuğuna sıkı sıkıya tutunuyor… Eisenkot ise beklentilerin aksine geriliyor

Kudüs’te çarşamba günü, Netanyahu ve Trump’ın yer aldığı yırtılmış bir reklam afişinin önünden çocuğuyla birlikte geçen Arap kadın (AP)
Kudüs’te çarşamba günü, Netanyahu ve Trump’ın yer aldığı yırtılmış bir reklam afişinin önünden çocuğuyla birlikte geçen Arap kadın (AP)

İsrail Eski Genelkurmay Başkanı Gadi Eisenkot, erken seçim tahminleri ve ilk sonuçların kendisine zafer müjdesi vermesiyle sevince kapılan tek isim değildi. Son üç yılda yapılan kamuoyu yoklamalarının büyük çoğunluğu, Eisenkot’un Başbakan Binyamin  Netanyahu’nun önünde olduğunu gösteriyordu. Uzmanlar da İsraillilerin, “dürüst ve ilkeli” bir başbakan arayışında oldukları için Netanyahu hükümetinden kurtulmak istedikleri konusunda hemfikirdi. Bu niteliklerin, “Yaşhar” (Doğru Yol) Partisi lideri Eisenkot’ta bulunduğu düşünülüyordu.

Ancak Eisenkot’un birçok müttefiki, değişim kampına liderlik etmesini kabul etmedi. Avigdor Lieberman, Naftali Bennett ve Yair Lapid, Eisenkot’un büyük bir orduyu yönetmeyi başarmış “yetkin bir general” olduğunu, ancak siyasi deneyimden yoksun bulunduğunu savundu. Hükümet yönetmenin ordu yönetmekten farklı olduğunu belirten bu isimler, Netanyahu’yla mücadele etmek ve onun siyasi kurnazlığına karşı koymak için başka bir aday üzerinde uzlaşilmasını önerdi.

Ancak değişim kampında iyimserlik yaratan ilk zafer ilanının üzerinden birkaç saat geçtikten sonra, beklentilerin tam tersi yönde ve şaşırtıcı sonuçlar ortaya çıkmaya başladı. Eisenkot’un sevinci azalırken, Netanyahu yeniden toparlandı. Her yeni sandığın sayılmasıyla Eisenkot ve müttefiklerinin gücü gerilerken, Netanyahu’nun oy ve sandalye sayısı yükseldi.

Sosyal medya kullanıcıları, Eisenkot’un zafer konuşmasını yeniden dinleyerek onunla alay etmeye başladı. Eisenkot’un konuşmasını, Netanyahu’nun üç yılı aşkın süredir devam eden ancak kesin bir sonuca ve zafere ulaşmayan savaşta zafer kazandığını ilan ettiği konuşmalara benzettiler.

Eisenkot’un müttefiklerinin deneyimsizliğine ilişkin eleştirilerinin tamamen haklı olduğu ortaya çıktı. Eisenkot zafer ilan etmekte acele etmişti ve bunu yapmaması gerekiyordu. Benzer bir durum daha önce Şimon Peres’in başına da gelmişti. Peres, seçim gecesi zafer sarhoşluğuyla hareket ederken, sabah yenilgiyle karşılaşmıştı. O dönemde şu sözleriyle tanınmıştı: “Anketler parfüm gibidir; koklamanın keyfini çıkarabilirsiniz ama içemezsiniz.”

Binyamin Netanyahu’nun, Yahudi seçmenlerden beklenmedik ölçüde güçlü destek almasının ardından İsrail’de yeni hükümet kurulana kadar geçici hükümetin başbakanı olarak görevini sürdürmesi bekleniyor. Sağ blok parlamentoda çoğunluğu elde edememiş olsa da bu sonuç, Netanyahu’nun rakiplerinin onu iktidardan uzaklaştırma şansını büyük ölçüde azalttı.

Netanyahu, dün Kudüs’te Likud Partisi etkinliğinde destekçilerine el sallıyor (EPA).
Netanyahu, dün Kudüs’te Likud Partisi etkinliğinde destekçilerine el sallıyor (EPA).

Dün oyların yüzde 85’inden fazlasının sayılmasıyla birlikte, İsrail’in önde gelen televizyon kanalları, sağ, aşırı sağ ve ultra-Ortodoks partilerden oluşan Netanyahu blokunun parlamentoda toplam 53 sandalye kazanmasının beklendiğini bildirdi. Bu sayı, Eisenkot liderliğindeki muhalefet bloğunun alması beklenen 48 sandalyenin oldukça üzerinde.

İsrail’deki Arapları temsil eden partilerin ise seçime yoğun katılımın ardından, daha önce hiç ulaşmadıkları 19 sandalyeyi kazanmaları bekleniyor.

Sayım devam ettiği için sonuçların değişmesi hâlâ mümkün.

Muhalefetin başarısızlıkları

Analistler ve uzmanlar, İsrail’deki kamuoyu yoklamalarını “başarısız, profesyonellikten uzak ve isabetsiz bir iş kolu” olarak nitelendiriyor. Anket yöntemlerinde ciddi sorunlar bulunduğunu, sonuçların kolaylıkla yanıltıcı hâle gelebildiğini savunan uzmanlar, anket şirketlerinin sayısının çok ancak güvenilirliklerinin düşük olduğunu belirterek sektörün yeniden değerlendirilmesi, hatta mesleğin baştan incelenmesi gerektiğini söylüyor.

Anket şirketlerinden birinin sahibi Mano Giba’ya bu eleştiriler sorulduğunda şu cevabi verdi:

“Herkes bizi eleştiriyor ve isabetsiz olduğumuzu söylüyor. Ancak herkes hizmetlerimizi talep ediyor. Bu nedenle çalışmaya devam ediyor, sayımızı ve kazancımızı artırıyoruz.”

Öte yandan muhalefet, iktidarı değiştirmek için önüne çıkan fırsatı değerlendiremedi.

İsrail kamuoyunun büyük bölümü sağ görüşlü olsa ve 7 Ekim 2023’teki Hamas saldırısının ardından daha da sertleşse de ilk sonuçlar, seçmenlerin çoğunun Netanyahu’nun iktidarda kalmasını istemediğine işaret ediyor. Nitekim Netanyahu blokunun 53 sandalye kazanacağı yönündeki tahmin, halen Knesset’teki 120 sandalyenin 68’ine sahip olan mevcut blokunun sandalye sayısının oldukça altında.

Buna rağmen muhalefet, Netanyahu’yu iktidardan uzaklaştırma görevinde çeşitli nedenlerle başarısız oldu.

İlk olarak, seçimlere yüzde 80 oranında katılım göstererek, Netanyahu hükümetinin düşmesini isteyen Arap vatandaşlarla iş birliği yapma fırsatını değerlendiremedi. Arap seçmenlerin yüksek katılımı, Eisenkot ve müttefiklerinin lehine işledi. Ancak bu isimler aylar boyunca her fırsatta Arap partilerinin desteğine dayanan bir hükümet kurmayacaklarını açıkladı.

Yaşhar Partisi lideri Gadi Eisenkot, dün erken saatlerde Tel Aviv’de destekçilerine hitap ediyor (AFP).
Yaşhar Partisi lideri Gadi Eisenkot, dün erken saatlerde Tel Aviv’de destekçilerine hitap ediyor (AFP).

İkinci olarak muhalefet, Netanyahu’ya karşı yarışabilecek en güçlü adaya güvenmek yerine onu zayıflattı. Eisenkot’a yönelik temel eleştirileri siyasi deneyimden yoksun olmasıydı. Siyasi deneyime sahip diğer liderler ise seçim mücadelesini bölünmüş güçlerle yürüttü.

Şarku’l Avsat’ın edindiği bilgiye göre Naftali Bennett, Yair Lapid, Avigdor Lieberman ve Yair Golan liderliğindeki dört parti, seçim kampanyasının başlamasından itibaren geçen 45 gün boyunca, seçim gününe üç hafta kala bile bir araya gelmedi.

Birbirlerine yönelik seçim kampanyalarını durdurma ve saha çalışmalarını koordine etme konusunda anlaşmış olmalarına rağmen kamuoyunun karşısına, birbirlerini gizlice hedef alan ve diğerlerinin güçlü olduğu bölgelerde faaliyet gösteren rakipler olarak çıktılar.

Netanyahu, Itamar Ben-Gvir ve Bezalel Smotrich liderliğindeki aşırı sağın karşısında ortak bir strateji geliştirmeyi ve görev dağılımını akıllıca yapmayı başaramadılar.

Üçüncü olarak deneyimli muhalefet liderleri, seçim kampanyasının gündemini belirleme konusunda Netanyahu’nun peşinden sürüklendi. 7 Ekim saldırısının ardından yaşanan başarısızlıkları, savaşın kötü yönetilmesini, uluslararası toplumla ve daha geniş anlamda insanlıkla yaşanan sert çatışmayı öne çıkarmak yerine, Netanyahu’nun kendilerini savunma pozisyonuna çekmesine izin verdiler.

Netanyahu, rakiplerini Filistin devletinin kurulmasını desteklemekle suçladı. Muhalefet liderleri ise Filistin devletini desteklemediklerini söyleyerek, kendilerini savunmak zorunda kaldı. Üstelik Netanyahu, Filistin devletinin kurulmasına yönelik bir süreci de içeren ABD Başkanı Donald Trump’ın planını imzalamıştı.

Bu nedenlerle muhalefet, Netanyahu hükümetini devirmek için ortaya çıkan fırsatı gerektiği gibi değerlendiremedi.

Bundan sonraki adımlar

Şimdi yapılması gereken, gerçek sonuçların açıklanmasını beklemek. Seçim sonuçlarının sağlıklı biçimde analiz edilebilmesi için kesin verilerin ortaya çıkması gerekiyor. Bu veriler yalnızca normal sandıkların sayımının tamamlanmasıyla elde edilmeyecek; ordudaki askerlerin oylarının da sayılması beklenecek. Askerlerin kullandığı oyların sayısının 650 bin olduğu belirtiliyor.

Şarku’l Avsat’ın aldığı bilgiye göre askerler genellikle Arap partilerine veya ultra-Ortodoks Haredi partilerine oy vermiyor. Bu nedenle Arap partileriyle Haredi partilerinin açıklanan sandalye sayılarında bir miktar düşüş yaşanabilir.

Asıl mesele, bu oyların Siyonist partiler arasında nasıl dağılacağı ve genel sonuçları ne ölçüde etkileyeceği.

Netanyahu bloku ile muhalefet bloku eşit sayıda sandalyeye ulaşırsa, Netanyahu hükümeti kurmakla görevlendirilmeyi talep edecek. Ancak Arap partilerinin Netanyahu yerine Eisenkot’u desteklemesi beklendiğinden, Eisenkot’un hükümeti kurma şansı daha yüksek olabilir. Arap partilerinin desteğini alması durumunda Eisenkot’un destekçi sayısı 60 milletvekilini açık biçimde aşabilir.

Bununla birlikte temel mesele hem Netanyahu’nun hem de Eisenkot’un seçim öncesinde verdikleri bazı sözlerden ve savundukları kimi tutumlardan vazgeçmek zorunda kalacak olması. Aksi takdirde çözüm yeniden seçime gidilmesi olabilir.

Eisenkot, Netanyahu’yla birlikte hükümet kurmayacağına ve Arap partilerinin desteğine dayanan bir hükümet oluşturmayacağına söz vermişti. Şimdi bu iki taahhütten birinden vazgeçmek zorunda kalabilir.

Netanyahu ise Trump’la birlikte İran’a yönelik saldırıların hedeflerini tamamlamak için iktidarda kalacağını ve bir ulusal birlik hükümeti kurmaya çalışacağını vaat etmişti. Ancak bugün yeniden seçime gitmeyi tercih ediyor.

Bu noktada Netanyahu’nun önündeki seçeneklerden biri Trump’ın planına geri dönmek: Yolsuzluk suçlamasıyla yargılandığı davadan muaf tutulmasını içeren bir anlaşma karşılığında, ulusal birlik hükümeti kurulması ve Netanyahu’nun iki yıl daha başbakanlık yaparak ardından siyasetten çekilmesi.


Norveç ve Finlandiya'nın Rusya teması ne anlama geliyor?

Rus medyasındaki haberlerde, Rusya lideri Putin'in Finlandiya Cumhurbaşkanı Stubb'la (sağda) ilk kez telefon görüşmesi yaptığı belirtildi (Reuters)
Rus medyasındaki haberlerde, Rusya lideri Putin'in Finlandiya Cumhurbaşkanı Stubb'la (sağda) ilk kez telefon görüşmesi yaptığı belirtildi (Reuters)
TT

Norveç ve Finlandiya'nın Rusya teması ne anlama geliyor?

Rus medyasındaki haberlerde, Rusya lideri Putin'in Finlandiya Cumhurbaşkanı Stubb'la (sağda) ilk kez telefon görüşmesi yaptığı belirtildi (Reuters)
Rus medyasındaki haberlerde, Rusya lideri Putin'in Finlandiya Cumhurbaşkanı Stubb'la (sağda) ilk kez telefon görüşmesi yaptığı belirtildi (Reuters)

Finlandiya Cumhurbaşkanı Alexander Stubb ve Norveç Başbakanı Jonas Gahr Store'un Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin'le telefonda görüşmesi, Brüksel'in Kremlin'le temas kurma politikasına yönelik tartışmaları tekrar gündeme taşıdı.

Stubb ve Store, 27 Ekim'de Putin'i arayarak Ukrayna savaşını sonlandırması çağrısında bulundu. Norveç hükümetine göre 20 dakika sürmesi planlanan görüşme 90 dakika devam etti. Görüşmenin "savaşı sona erdirmeyi sağlaması için gelecekteki müzakerelerle ilgili mesajları doğrudan Putin'e iletmek" amacı taşıdığı bildirildi.

Görüşme, Putin'in 21 Ekim'de St. Petersburg'da ABD Başkanı Donald Trump'ın özel temsilcisi Steve Witkoff'la gerçekleştirdiği toplantıyla Stubb ve Store'un 20 Ekim'de Norveç'in başkenti Oslo'da Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenski'yle temaslarının ardından geldi.

Ayrıca Avrupalı liderlerle Putin'in konuşması ABD, Rusya ve Ukraynalı temsilcilerin kasımda Abu Dabi'de yapmayı planladığı görüşmelerden önce gerçekleşti.

Kremlin'den yapılan açıklamada, telefon görüşmesinin Finlandiya ve Norveç'in talebi üzerine düzenlendiği ve Ukrayna krizinin çözümüyle ilgili görüş alışverişinde bulunulduğu belirtildi.

Zelenski, Oslo ve Helsinki yönetimlerinin telefon görüşmesi öncesinde Kiev'i bilgilendirdiğini söyleyerek diyaloğu desteklediğini ifade etti.

Avrupa Komisyonu Sözcüsü Paula Pinho da Putin'le yapılan telefon görüşmesini Oslo'daki toplantının devamı olarak nitelendirdi.

Diğer yandan Stubb ve Store'un hamlesi bazı Avrupa ülkelerinin tepkisini çekti.

Danimarka Başbakanı Mette Frederiksen, görüşmenin diğer ülkelerle koordinasyon içinde yapılmadığını ve Rusya'nın barış istediğine dair herhangi bir işaret görmediğini öne sürerek, Avrupa'nın birlik içinde hareket etmesi gerektiğini ifade etti.

İsveç Başbakanı Ulf Kristersson da görüşmenin Avrupa'nın ortak tutumuna zarar verme riski taşıdığını savundu.

New York Times'ın analizinde Avrupa'nın, Trump'ın son dönemde Rusya'ya daha yakın bir tutum benimsemesi ve Ukrayna'nın dezavantajına olabilecek bir anlaşmaya zorlanması ihtimaline karşı harekete geçmeye çalıştığı ifade ediliyor. Bu doğrultuda Brüksel'in adil bir barış anlaşmasına ulaşmak için güvenilir bir arabulucu aradığı yazılıyor.

Analizde, Finlandiya Cumhurbaşkanı Stubb'ın Trump'la iyi ilişkilerini koruyabilen az sayıdaki Avrupalı liderden biri olarak görüldüğüne işaret ediliyor. Avrupa'yla ABD'nin Ukrayna meselesinde ortak bir yaklaşım geliştirmesi halinde Stubb'ın önemli bir arabuluculuk yapabileceği yorumu paylaşılıyor.

Independent Türkçe, New York Times, Reuters, Kyiv Independent