Gazze’deki savaş ve dünya savaşlarının yıl dönümü

Gazze Savaşı ve uluslararası krizlerin çağrışımları

Gazze Şeridi'nin güneyindeki Han Yunus'ta yıkılmış binaların yanındaki dar bir sokakta yürüyen Filistinliler, 11 Haziran 2024 (AFP)
Gazze Şeridi'nin güneyindeki Han Yunus'ta yıkılmış binaların yanındaki dar bir sokakta yürüyen Filistinliler, 11 Haziran 2024 (AFP)
TT

Gazze’deki savaş ve dünya savaşlarının yıl dönümü

Gazze Şeridi'nin güneyindeki Han Yunus'ta yıkılmış binaların yanındaki dar bir sokakta yürüyen Filistinliler, 11 Haziran 2024 (AFP)
Gazze Şeridi'nin güneyindeki Han Yunus'ta yıkılmış binaların yanındaki dar bir sokakta yürüyen Filistinliler, 11 Haziran 2024 (AFP)

Elie el Kaşif

ABD Başkanı Joe Biden’ın Gazze için ateşkes teklifi, muhtemelen Ramazan ayı arifesinde ateşkes ve esir takası anlaşması amacıyla yapılan, ancak tökezleyip başarısızlıkla sonuçlanan müzakerelerle aynı kaderi paylaşacak gibi görünüyor. ABD yönetiminin ister doğrudan İsrail'e ister Arap ülkeleri aracılığıyla Hamas’a olmak üzere savaşan taraflara yönelik tüm baskılarına rağmen, kendisi de bunu öngörmeye ve işaret etmeye başladı. ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken savaşın başlamasından bu yana bölgeye gerçekleştirdiği sekizinci ziyarette bunu yapmaya çalışsa da şimdiye kadar pek başarılı olamadı.

Ne zaman savaşın müzakereler yoluyla durdurulabileceğine dair bir umut doğsa, bu müzakerelerin başarısızlıkla sonuçlanacağına dair kötümser bir rüzgâr esmeye başlıyor. Eğer müzakere girişimi bu kez de başarısız olursa, karamsarlık geçen seferkinden daha da yoğun olacak. Teklif, gerek müzakerelerin başarısız olması ve İsrail ile Hamas'ın Biden'ın teklifine yanıt vermemesi bakımından, gerek savaşın doğrudan tarafları olan Hamas ve İsrail'in, özellikle de Binyamin Netanyahu ve Yahya Sinvar'ın hesapları bakımından gerekse özellikle önümüzdeki kasım ayında yapılması planlanan ABD seçimlerinin arifesinde bölgesel ve uluslararası sahnedeki kaos bakımından İsrail'in Gazze Şeridi'ne yönelik savaşının en karmaşık hale geldiği zor bir zamanda ortaya atıldı. Bu da haftalardır hatta aylardır konuşulan Hamas ve İsrail arasındaki yıpratma savaşının aslında bölgesel ve uluslararası bir çatışmanın yansıması olup olmadığı, yani bölgesel ve uluslararası tarafların kendi hesapları için mi bu çatışmayı derinleştirmeye çalıştıkları ya da söz konusu uluslararası tarafların başında gelen ABD’yi bu savaşta boğmak, dikkatini dağıtmak ve çözümsüzlüğe itmeye mi çalışıldığı gibi önemli bir soruyu gündeme getiriyor.

Aslında, Rusya-Ukrayna savaşıyla ilgili sahada ve siyaset sahnesinde yaşanan gerilim, Doğu Avrupa'daki gelişmeleri Filistin topraklarındaki çatışmayla ilişkilendirmeye giderek daha fazla itiyor. Çünkü ABD ve Batı ülkelerinin her iki bölgede de var olması, rakiplerinin bu savaşlara katılmaları için net bir davet anlamına geliyor. Eğer Rusya Avrupa'daki savaşın tarafı ise Gazze’deki savaşta rolü ne olacak? Ya da Hizbullah ve İsrail arasındaki cephede nasıl bir rol üstlenecek? Aksa Tufanı Operasyonu'na ilişkin bazı geç okumalar, Moskova'nın bu operasyona yakından ya da uzaktan müdahil olmuş olma ihtimalini sorgulasa da elbette net cevaplara ulaşamadı. Şu sıralar sorular, Rusya'nın Ukrayna savaşındaki hesapları ya da başta Çin olmak üzere diğer ülkeler arasında yeni bir uluslararası düzen inşa etme girişimleri bağlamında, savaşı uzatma ve ABD'yi bu savaşla meşgul etme konusundaki çıkarları üzerinde yoğunlaşıyor. Dolayısıyla, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin'in Gazze’deki savaşın patlak vermesinin bir nedeni olarak gördüğü ABD’nin Ortadoğu'daki başarısızlığı, ABD liderliğindeki liberal uluslararası düzenin parçalanmasına yol açıyor.

Gazze’deki savaştan nasıl çıkılacağı ve ‘ertesi günü’ belirsizliğini korurken Ortadoğu’da bu savaşın ortaya çıkardığı yeni bir soğuk savaş biçimiyle karşı karşıya olabiliriz.

Ancak Rusya ile ilgili soruların sorulması, kaçınılmaz olarak Çin ile ilgili sorular da sorulması anlamına geliyor. Pekin, Moskova’nın aksine çatışmaya doğrudan müdahil olmasına dair herhangi bir sinyal vermiyor. Putin geçtiğimiz hafta, Batılı ülkelerin Ukrayna’yı silahlandırmasına ve Rusya'ya saldırmasına izin vermesine karşılık, Moskova'nın dünyanın dört bir yanındaki ABD karşıtı grupları desteklemeye hazır olduğunu söylemişti. Bu da İran ile silah anlaşmaları yapmaya ya da bölgedeki İran yanlısı grupları doğrudan ya da Tahran üzerinden silahlandırmaya hazır olduğu şeklinde yorumlandı. Hizbullah'a yakın çevreler Moskova ile ilişkilerinin şu an her zamankinden daha güçlü olduğundan bahsediyor. Peki, bu Rusya'nın Hizbullah'a silah ya da teknoloji sağladığı anlamına mı geliyor? Her halükârda özellikle Ukrayna ve genel olarak Avrupa kıtasının güvenliği konusunda ABD ve Batı ülkeleri ile derinleşen çatışması çerçevesinde, Rusya'nın Gazze’deki savaşa müdahil olmuş olabileceğinden endişe duymak gerekiyor.

Son yıllarda İsrail, Körfez Arap ülkeleri ve İran'la birlikte bölgedeki varlığının kapsamını genişleten Çin ise Filistin'deki bölünmüşlüğün tarafları olan Fetih Hareketi (El Fetih) ve Hamas Hareketi arasında uzlaşı sağlayama çalışarak ve Filistinliler ile İsrail arasındaki çatışmayı çözmek için uluslararası konferans çağrısında bulunarak, savaşa diplomatik bir pencereden bakıyor.

svdfbgnh
Ürdün'ün ev sahipliğinde yapılan “Eylem Çağrısı: Gazze'ye Acil İnsani Müdahale” konulu Ölüdeniz Konferansı'na katılan ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken (ortada) sağında Arap Birliği Genel Sekreteri Ahmed Ebu Gayt ile, 11 Haziran 2024 (AFP)

Gazze Şeridi’ndeki savaşın büyük resmi böyle, ancak uluslararası ve bölgesel ittifakların karmaşıklığı ve çakışmaları çerçevesinde, uluslararası ve bölgesel safların daha açık dizildiği Soğuk Savaş dönemindeki durumun aksine, bugün bölgedeki ve dünyadaki tüm ülkeler ilişkilerini ve ittifaklarını mümkün olduğunca genişletmeye çalışıyor. Bu ise bölgedeki uluslararası rekabetin, özellikle de günümüzün iki büyük kutbu olan ABD ve Çin arasındaki rekabetin ek bir nedeni haline geliyor. Hem ABD hem de Çin, İsrail'den Körfez ülkelerine ve İran'a kadar bölgedeki diğer ülkelerle ilişkilere sahip. Dolayısıyla Gazze’deki savaştan nasıl çıkılacağı ve ‘ertesi günü’ belirsizliğini korurken, Ortadoğu’da bu savaşın ortaya çıkardığı yeni bir soğuk savaş biçimiyle karşı karşıya olabiliriz.

Fakat savaşı çevreleyen bu uluslararası sahne tek başına savaşın gelişimini ve geleceğini açıklamaya yetmiyor. Zira yerel aktörlerin, Hamas ve İsrail'in, özellikle de Sinvar ve Netanyahu'nun hesapları, çatışmanın geleceği üzerinde çok etkili ve hatta belirleyici. İran’ın Dini Lideri Ali Hamaney'in geçtiğimiz günlerde Hamas Hareketi’ne Biden'ın teklifini kabul etmemesi yönünde yaptığı dolaylı çağrıdan da anlaşılacağı üzere, İran'ın Hamas'ın önemli bir destekçisi olarak savaştaki varlığı, hatta onun tercihlerini yönlendirmesi göz ardı edilemez. Tüm bu aktörlerin, Gazze Şeridi'ndeki savaşta yaşanan gelişmelerin de kanıtladığı üzere, başta bölgedeki başlıca uluslararası aktör olan ABD olmak üzere, savaştaki başlıca ülkelerin çıkarlarını ve tedbirlerini dikkate aldıklarına hiç şüphe yok.

Gazze’deki savaş da dahil olmak üzere bölgedeki olayların çoğu, ABD’nin bölgedeki yeni mühendisliğinin bir parçası olarak, ABD-Suudi Arabistan anlaşması etrafında dönüyor.

Nihayetinde ister müttefikleri ister muhalifleri tarafından olsun, tüm yerel, bölgesel ve uluslararası hesaplar ABD ve onun yakın ve uzak hedefleri etrafında dönüyor. Hamas, İran ve Hizbullah, İsrail ile ABD arasındaki anlaşmazlıkların ve bu anlaşmazlıkların merkezinde yer alan ABD’nin bölgedeki önceliklerinin üzerine bahis oynuyorlar. Biden yönetimi, ABD'nin Doğu Avrupa, Pasifik ya da Çin Denizi gibi önemli uluslararası çatışma bölgelerine yeniden odaklanmasıyla ilgili jeopolitik nedenlerinin yanı sıra Gazze’deki savaşta İsrail'i desteklediği ve gönderdiği çok sayıda silahla on binlerce Filistinli sivilin ölümüne neden olduğu için seçimlerde ABD’lilerin kendisine yönelik tepkisini hafifletmek gibi sebeplerden ötürü üç aşamalı ateşkes anlaşmasının imzalanması için acele ediyor.

xscdvfbg
İsrailli rehinelerin aileleri, Blinken’ın Tel Aviv ziyaretine denk gelecek şekilde, rehinelerin derhal serbest bırakılması talebiyle protesto gösterisi düzenledi 11 Haziran 2024 (Reuters)

Öte yandan Gazze'deki ateşkes, Washington ile Riyad arasında bir savunma anlaşmasından oluşan ve Washington'ın İsrail'i Suudi Arabistan ile normalleşme anlaşması yoluyla bölgeye daha fazla entegre etme çabaları çerçevesinde Tel Aviv'in de katılabileceği, ancak Tel Aviv'in Riyad'ın talep ettiği gibi iki devletli bir çözüm ile ilgili somut adımlar atmasına bağlı olan, ABD himayesinde ‘bölgesel bir yapı’ inşa etmeye doğru ilerliyor. Dolayısıyla, Gazze’deki savaş da dahil olmak üzere bölgedeki olayların çoğu, ABD’nin bölgedeki yeni mühendisliğinin bir parçası olarak ABD-Suudi Arabistan anlaşması etrafında dönüyor. Bu sebeple, İran’ın Dini Lideri Ali Hamaney’in kısa süre önce Aksa Tufanı Operasyonu’nu, bölgedeki denklemleri değiştirmeye yönelik bir Amerikan projesini engellediğini söyleyerek övmesi kimseyi şaşırtmadı.

Hamas Hareketi’nin Gazze’deki lideri Yahya Sinvar'ın özellikle de esir kartını elinde tuttuğu sürece, elinde kalanlarla savaşmaya devam etme isteğine ilişkin kendi hesaplarıyla kesiştiğinde İran'dan gelen sinyalleri aldığına şüphe yok. İşte şimdi Washington ona ABD vatandaşı olan rehineler için arada İsrail olmadan müzakere etme teklifinde bulunuyor. Sinvar’ın sadece iki seçeneği var. Ya İsrail, uluslararası tarafların garantörlüğünde kalıcı bir ateşkesi kabul edecek ya da savaşmaya devam edecek. Şimdiye kadar bu iki seçenek dışında üçüncü bir seçeneği kabul etmeye istekli görünmedi. Sinvar'ın tutumunun, özellikle Hamas’ın Doha'daki lider kadrosuna uygulanan baskı çerçevesinde bir bütün olarak Hamas'ın tutumu olup olmadığı da tartışmalı bir konu. Ancak İran Hamas'ın ana şemsiyesi olmaya devam ediyor. Bu da Hamas'ın genel tutumunu anlamada önemli bir unsur.

Netanyahu'nun siyasi ve şahsi hesapları, Washington ile ilişkilerinin sınırları ve koşulları da dahil olmak üzere savaştaki seçeneklerini belirlemede önemli rol oynuyor.

İsrail'e ve özellikle Netanyahu'ya gelince; Netanyahu, iki devletli bir çözümü kabul etmeye hazır değil. Çünkü böyle bir durum onu hükümetinin düşmesi ve aşırı sağın yeri doldurulamaz desteğini kaybetmesi tehdidiyle karşı karşıya bırakacaktır. Yani ya hem Filistinlilerle savaşı hem de İsrail içindeki siyasi çatışmayı kazanarak ikisi de kazanacak ya da ikisini birden kaybedecek. Tecrübeli bir siyasetçi olan Netanyahu, İsrail'deki siyasi ve demografik geleceğin özellikle savaş sonrasında aşırı sağcı eğilimlerden yana olduğunu çok iyi biliyor. Bu nedenle önceliklerinin, görev süresi sona ermekte olan Biden yönetimiyle ilişkileri pahasına da olsa aşırı sağcı akımların kendisine olan desteğini sürdürmek olması gerektiğini bilen Bibi (Netanyahu), İsrail sağının değirmenine su taşıyan Donald Trump'ın seçimleri kazanması üzerine de bahis oynuyor olabilir. Nihayetinde Netanyahu'nun siyasi ve şahsi hesapları, Washington'la ilişkinin sınırları ve koşulları da dahil olmak üzere savaştaki seçeneklerini belirlemede önemli rol oynuyor. İsrail sağının anlatısı, Biden'ın İsrail'e yardım etmek yerine, onu bölgeye yönelik projesinin bir parçası olarak kullandığı yönünde ve bu da elbette Netanyahu ve danışmanları tarafından çok iyi biliniyor.

Tüm bu üst üste binen uluslararası, bölgesel ve yerel sahneler açısından Gazze’deki savaştan çıkış yolunu hayal etmek daha da zorlaşıyor. O halde bölge uzun bir ‘yıpratma savaşına’ mı hazırlanmalı? Nihayetinde böyle bir savaşın bedelini öncelikle Filistinli siviller, ikinci olarak da Lübnan'da, Suriye'de, hatta biraz daha uzaktaki Irak'ta olsun, uzun savaşlara alışkın olan ‘Bereketli Hilalin’ halkları ödeyecek.



ABD'de yeni silah düzenlemesi Trump'ın oğluna yarayacak

ABD'de yeni silah düzenlemesi Trump'ın oğluna yarayacak
TT

ABD'de yeni silah düzenlemesi Trump'ın oğluna yarayacak

ABD'de yeni silah düzenlemesi Trump'ın oğluna yarayacak

ABD'de ateşli silah satışlarıyla ilgili yapılması planlanan düzenleme, Başkan Donald Trump'ın oğluna yarayabilir.

ABD Adalet Bakanlığı'na bağlı Alkol, Tütün, Ateşli Silahlar ve Patlayıcılar Bürosu (ATF), çevrimiçi silah satış ve tedarik kurallarında değişikliğe gitmeyi planlıyor.

Bu kapsamda lisanslı silah satıcılarının, çevrimiçi kimlik doğrulaması, sabıka kontrolü ve 7 günlük bekleme süresinin ardından silahları müşterilerin doğrudan evlerine göndermesi öngörülüyor.

Mevcut kurallarda internetten sipariş edilen silahların yetkili bir mağazadan bizzat teslim alınması gerekiyor. Ayrıca kimlik ve sabıka kontrolü için de şahsen mağazada bulunulması talep ediliyor.

Trump yönetiminin 2025'te silah erişimini genişletmeye yönelik başkanlık kararnamesi doğrultusunda hazırlanan düzenlemeyle ilgili ağustos sonuna kadar kamuoyunun görüşü alınacak. Değişiklikle ilgili nihai kararın yıl sonunda veya 2027 başlarında netleşmesi bekleniyor.

Reuters'ın analizinde, değişikliğin onaylanması halinde ABD'nin önde gelen çevrimiçi silah perakendecisi GrabAGun'ın satışlarının ciddi oranda artabileceğine dikkat çekiliyor.

2010'da kurulan şirket, internet sitesi veya mobil uygulama üzerinden ateşli silah satıyor. Sipariş edilen silahlar müşterilerin yaşadığı eyaletteki lisanslı bir satıcıya gönderiliyor. Müşteriler de bu mağazalara gidip gerekli güvenlik kontrollerinden geçerek işlemi tamamlıyor.  

Şirketin hissedarlarından biri de ABD Başkanı'nın oğlu Donald Trump Jr. Elinde yaklaşık 700 bin dolar değerinde 300 bin adet hisse var.

Trump Jr.'ın sözcüsü Andrew Surabian, başkanın oğlunun idari değişiklik önerisinde herhangi bir rolü olmadığını savunuyor.

GrabAGun CEO'su Marc Nemati de kendisinin veya Trump Jr.'ın bu önerinin hazırlanmasıyla bir bağı olmadığını öne sürüyor. Öte yandan mayıstaki açıklamasında ATF'nin planladığı değişikliğin onaylanması halinde şirketin "bu fırsattan yararlanmak için benzersiz bir konumda olduğunu" söylemişti.

Silah satışlarına yönelik denetimlerin sıkılaştırılmasını isteyenlerse değişikliğe karşı çıkıyor. Bir dönem ATF'de silah satış mağazalarının denetiminden sorumlu olan Marianna Mitchem, Washington Post'a şunları söylüyor:

Bu, tehlikeli kişilerin ateşli silahlara ulaşmasını çok daha kolay hale getirecek. Silah satış mağazaları bu kişilerin erişimini kısıtlıyordu. Artık bu ortadan kalkmış olacak

Independent Türkçe, Reuters, Washington Post


Trump'tan izin çıkmadı: Nobelli aktivist ülkesine dönemiyor

Machado depremde arama kurtarma çalışmalarına destek vermek için Venezuela'ya dönmek istediğini söylemişti (Reuters)
Machado depremde arama kurtarma çalışmalarına destek vermek için Venezuela'ya dönmek istediğini söylemişti (Reuters)
TT

Trump'tan izin çıkmadı: Nobelli aktivist ülkesine dönemiyor

Machado depremde arama kurtarma çalışmalarına destek vermek için Venezuela'ya dönmek istediğini söylemişti (Reuters)
Machado depremde arama kurtarma çalışmalarına destek vermek için Venezuela'ya dönmek istediğini söylemişti (Reuters)

Venezuelalı aktivist Marina Corina Machado'nun deprem felaketiyle boğuşan ülkesine dönmesinin ABD yönetimi tarafından engellendiği aktarılıyor.

Wall Street Journal'ın haberine göre Machado, 26 Haziran'da Virginia'dan kalkan özel bir jetle Venezuela'nın kuzeyindeki Curaçao'ya gitmiş. Ancak havalandıktan yaklaşık bir saat sonra uçağın Kuzey Carolina üzerinden Washington eyaletine dönmesi talimatı verilmiş.

Adlarının paylaşılmaması şartıyla konuşan kaynaklar, Machado ve ekibinin olay karşısında "şaşkına döndüğü" belirtiyor. Machado bir hata yapıldığını düşünerek ABD Dışişleri Bakanlığı'ndan üst düzey bir yetkiliye mesaj atmış. Ancak yetkili uçuşun neden iptal edildiğini bilmediğini söylemiş.

Kaynaklardan biri, Machado'nun Karayipler'deki Curaçao'dan tekneyle Venezuela'ya gitmeyi planladığının anlaşılmasıyla uçuşun iptal edildiğini söylüyor. Aktivist, aralıkta Norveç'te Nobel Barış Ödülü'nü almak için ülkesinden kaçarken de bu rotayı kullanmış.

Beyaz Saray yetkililerine göre Donald Trump yönetimi, Machado'nun Venezuela'ya geri dönmesinin ülkede siyasi bir krize yol açmasından endişeleniyor. Ayrıca depremle mücadele çabalarının da olumsuz etkileneceği düşünülüyor.

ABD ordusu ocak ayında Venezuela'ya baskın düzenleyerek Nicolas Maduro'yu kaçırmıştı. Ülkenin başına Trump'ın desteklediği Maduro karşıtı Machado'nun getirilmesi bekleniyordu ancak Washington, Delcy Rodriguez ve ekibiyle anlaşmıştı.

Kaynaklara göre Trump, 26 Haziran'da Venezuela'nın geçici lideri Rodriguez'i arayarak Machado'nun ülkeye dönmesi durumunda gözaltına alınmamasını istemiş.

ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio da uçuşunun iptal edilmesinin ardından Machado'ya "depremle ilgili arama kurtarma çalışmaları sürerken Venezuela'ya dönmesinin doğru olmadığını" söylemiş.  

ABD Jeolojik Araştırma Merkezi (USGS), 24 Haziran'da Venezuela'da 39 saniye arayla 7,2 ve 7,5 büyüklüğünde iki deprem olduğunu belirtmişti.

USGS, ülkenin Yaracuy eyaletine bağlı Yumare'nin 23 kilometre güneydoğusunda 7,5, aynı eyalete bağlı San Felipe'nin 24 kilometre kuzeydoğusunda ise 7,2 büyüklüğünde sarsıntı kaydedildiğini açıklamıştı.

Karakas yönetiminin son verilerine göre ölü sayısı 2 bin 600'e yaklaşırken, 12 binden fazla kişi de yaralandı.

ABD ordusu ülkedeki arama kurtarma çalışmalarına destek için 900'den fazla askeri personel göndermişti.

Independent Türkçe, Wall Street Journal, CNBC


Jeff Bezos, Donald Trump’la arasını nasıl düzeltti?

Bezos, Trump'ın ikinci dönemindeki yemin töreni için açılan fona 1 milyon dolar bağışlamıştı (AFP)
Bezos, Trump'ın ikinci dönemindeki yemin töreni için açılan fona 1 milyon dolar bağışlamıştı (AFP)
TT

Jeff Bezos, Donald Trump’la arasını nasıl düzeltti?

Bezos, Trump'ın ikinci dönemindeki yemin töreni için açılan fona 1 milyon dolar bağışlamıştı (AFP)
Bezos, Trump'ın ikinci dönemindeki yemin töreni için açılan fona 1 milyon dolar bağışlamıştı (AFP)

Amazon'un kurucusu Jeff Bezos'la ABD Başkanı Donald Trump arasındaki ilişki, Cumhuriyetçi liderin ikinci döneminde dikkat çekici biçimde değişti.

Trump, Bezos'un 2013'te satın aldığı Washington Post'ta aleyhinde yazılan yazılar nedeniyle ilk döneminde iş insanını sıkça eleştiriyordu. Bezos ise Trump'ı basın özgürlüğüne saldırmakla suçluyordu.

Wall Street Journal'ın (WSJ) analizine göre ikili, Trump'ın ikinci döneminde yakınlaşmaya başladı.

Bezos, 2024 başkanlık seçimlerinde gazetenin Demokrat başkan adayı Kamala Harris'i desteklemesini engellemiş, 2025'te de birçok gazeteciyi işten çıkarmıştı. Bunun üzerine gazetenin CEO'su Will Lewis bu yıl şubatta istifa etmişti.

Ancak iş insanı, gazetenin çizgisini Trump yanlısı hale getirmek için müdahalede bulunduğu eleştirilerini reddetmişti.

WSJ'nin analizinde, Bezos'un özellikle rakibi Elon Musk'ın Trump üzerindeki etkisini zayıflatabilmek için Cumhuriyetçi lidere yaklaştığına dikkat çekiliyor.

Musk'ın SpaceX firmasının atılımlarıyla devlet ihalelerini alması, Bezos'un kendi uzaycılık ve hava şirketi Blue Origin'i ve Trump'la ilişkilerini daha da güçlendirmeye itmiş.

Gazetenin incelediği federal sözleşmelere göre Blue Origin'in, Trump'ın ikinci döneminde imzaladığı kamu sözleşmelerinin tutarı, Joe Biden dönemine kıyasla yüzde 177 arttı. Aynı dönemde SpaceX'in artışı yüzde 13 oldu.

Trump'ın ikinci döneminde şu ana kadar hükümet, Blue Origin'e toplam 1,1 milyar dolarlık kesin ödeme taahhüdünde bulundu. 4 yıllık Biden yönetiminde bu rakam 1,2 milyar dolardı.

Diğer yandan SpaceX hâlâ toplam 4,6 milyar dolarlık kamu sözleşmesiyle açık ara önde.

Adlarının paylaşılmaması şartıyla konuşan kaynaklar, Trump ve Musk arasında geçen yıl yaşanan anlaşmazlığın da Bezos'la Cumhuriyetçi liderin yakınlaşmasını hızlandırdığını söylüyor. ABD Başkanı'nın, danışmanlarından uzay sözleşmelerinin bir kısmının SpaceX dışındaki şirketlere yönlendirmelerini istediği, Blue Origin'in de bundan faydalanmasının öngörüldüğü ifade ediliyor.

Beyaz Saray Sözcüsü Kush Desai ise Trump'ın "her Amerikan şirketi ve iş insanıyla çalışmaya açık olduğunu" belirterek Bezos'a herhangi bir ayrıcalık tanımadığını savunuyor.

Independent Türkçe, Wall Street Journal, New York Times