Gazze’deki savaş ve dünya savaşlarının yıl dönümü

Gazze Savaşı ve uluslararası krizlerin çağrışımları

Gazze Şeridi'nin güneyindeki Han Yunus'ta yıkılmış binaların yanındaki dar bir sokakta yürüyen Filistinliler, 11 Haziran 2024 (AFP)
Gazze Şeridi'nin güneyindeki Han Yunus'ta yıkılmış binaların yanındaki dar bir sokakta yürüyen Filistinliler, 11 Haziran 2024 (AFP)
TT

Gazze’deki savaş ve dünya savaşlarının yıl dönümü

Gazze Şeridi'nin güneyindeki Han Yunus'ta yıkılmış binaların yanındaki dar bir sokakta yürüyen Filistinliler, 11 Haziran 2024 (AFP)
Gazze Şeridi'nin güneyindeki Han Yunus'ta yıkılmış binaların yanındaki dar bir sokakta yürüyen Filistinliler, 11 Haziran 2024 (AFP)

Elie el Kaşif

ABD Başkanı Joe Biden’ın Gazze için ateşkes teklifi, muhtemelen Ramazan ayı arifesinde ateşkes ve esir takası anlaşması amacıyla yapılan, ancak tökezleyip başarısızlıkla sonuçlanan müzakerelerle aynı kaderi paylaşacak gibi görünüyor. ABD yönetiminin ister doğrudan İsrail'e ister Arap ülkeleri aracılığıyla Hamas’a olmak üzere savaşan taraflara yönelik tüm baskılarına rağmen, kendisi de bunu öngörmeye ve işaret etmeye başladı. ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken savaşın başlamasından bu yana bölgeye gerçekleştirdiği sekizinci ziyarette bunu yapmaya çalışsa da şimdiye kadar pek başarılı olamadı.

Ne zaman savaşın müzakereler yoluyla durdurulabileceğine dair bir umut doğsa, bu müzakerelerin başarısızlıkla sonuçlanacağına dair kötümser bir rüzgâr esmeye başlıyor. Eğer müzakere girişimi bu kez de başarısız olursa, karamsarlık geçen seferkinden daha da yoğun olacak. Teklif, gerek müzakerelerin başarısız olması ve İsrail ile Hamas'ın Biden'ın teklifine yanıt vermemesi bakımından, gerek savaşın doğrudan tarafları olan Hamas ve İsrail'in, özellikle de Binyamin Netanyahu ve Yahya Sinvar'ın hesapları bakımından gerekse özellikle önümüzdeki kasım ayında yapılması planlanan ABD seçimlerinin arifesinde bölgesel ve uluslararası sahnedeki kaos bakımından İsrail'in Gazze Şeridi'ne yönelik savaşının en karmaşık hale geldiği zor bir zamanda ortaya atıldı. Bu da haftalardır hatta aylardır konuşulan Hamas ve İsrail arasındaki yıpratma savaşının aslında bölgesel ve uluslararası bir çatışmanın yansıması olup olmadığı, yani bölgesel ve uluslararası tarafların kendi hesapları için mi bu çatışmayı derinleştirmeye çalıştıkları ya da söz konusu uluslararası tarafların başında gelen ABD’yi bu savaşta boğmak, dikkatini dağıtmak ve çözümsüzlüğe itmeye mi çalışıldığı gibi önemli bir soruyu gündeme getiriyor.

Aslında, Rusya-Ukrayna savaşıyla ilgili sahada ve siyaset sahnesinde yaşanan gerilim, Doğu Avrupa'daki gelişmeleri Filistin topraklarındaki çatışmayla ilişkilendirmeye giderek daha fazla itiyor. Çünkü ABD ve Batı ülkelerinin her iki bölgede de var olması, rakiplerinin bu savaşlara katılmaları için net bir davet anlamına geliyor. Eğer Rusya Avrupa'daki savaşın tarafı ise Gazze’deki savaşta rolü ne olacak? Ya da Hizbullah ve İsrail arasındaki cephede nasıl bir rol üstlenecek? Aksa Tufanı Operasyonu'na ilişkin bazı geç okumalar, Moskova'nın bu operasyona yakından ya da uzaktan müdahil olmuş olma ihtimalini sorgulasa da elbette net cevaplara ulaşamadı. Şu sıralar sorular, Rusya'nın Ukrayna savaşındaki hesapları ya da başta Çin olmak üzere diğer ülkeler arasında yeni bir uluslararası düzen inşa etme girişimleri bağlamında, savaşı uzatma ve ABD'yi bu savaşla meşgul etme konusundaki çıkarları üzerinde yoğunlaşıyor. Dolayısıyla, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin'in Gazze’deki savaşın patlak vermesinin bir nedeni olarak gördüğü ABD’nin Ortadoğu'daki başarısızlığı, ABD liderliğindeki liberal uluslararası düzenin parçalanmasına yol açıyor.

Gazze’deki savaştan nasıl çıkılacağı ve ‘ertesi günü’ belirsizliğini korurken Ortadoğu’da bu savaşın ortaya çıkardığı yeni bir soğuk savaş biçimiyle karşı karşıya olabiliriz.

Ancak Rusya ile ilgili soruların sorulması, kaçınılmaz olarak Çin ile ilgili sorular da sorulması anlamına geliyor. Pekin, Moskova’nın aksine çatışmaya doğrudan müdahil olmasına dair herhangi bir sinyal vermiyor. Putin geçtiğimiz hafta, Batılı ülkelerin Ukrayna’yı silahlandırmasına ve Rusya'ya saldırmasına izin vermesine karşılık, Moskova'nın dünyanın dört bir yanındaki ABD karşıtı grupları desteklemeye hazır olduğunu söylemişti. Bu da İran ile silah anlaşmaları yapmaya ya da bölgedeki İran yanlısı grupları doğrudan ya da Tahran üzerinden silahlandırmaya hazır olduğu şeklinde yorumlandı. Hizbullah'a yakın çevreler Moskova ile ilişkilerinin şu an her zamankinden daha güçlü olduğundan bahsediyor. Peki, bu Rusya'nın Hizbullah'a silah ya da teknoloji sağladığı anlamına mı geliyor? Her halükârda özellikle Ukrayna ve genel olarak Avrupa kıtasının güvenliği konusunda ABD ve Batı ülkeleri ile derinleşen çatışması çerçevesinde, Rusya'nın Gazze’deki savaşa müdahil olmuş olabileceğinden endişe duymak gerekiyor.

Son yıllarda İsrail, Körfez Arap ülkeleri ve İran'la birlikte bölgedeki varlığının kapsamını genişleten Çin ise Filistin'deki bölünmüşlüğün tarafları olan Fetih Hareketi (El Fetih) ve Hamas Hareketi arasında uzlaşı sağlayama çalışarak ve Filistinliler ile İsrail arasındaki çatışmayı çözmek için uluslararası konferans çağrısında bulunarak, savaşa diplomatik bir pencereden bakıyor.

svdfbgnh
Ürdün'ün ev sahipliğinde yapılan “Eylem Çağrısı: Gazze'ye Acil İnsani Müdahale” konulu Ölüdeniz Konferansı'na katılan ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken (ortada) sağında Arap Birliği Genel Sekreteri Ahmed Ebu Gayt ile, 11 Haziran 2024 (AFP)

Gazze Şeridi’ndeki savaşın büyük resmi böyle, ancak uluslararası ve bölgesel ittifakların karmaşıklığı ve çakışmaları çerçevesinde, uluslararası ve bölgesel safların daha açık dizildiği Soğuk Savaş dönemindeki durumun aksine, bugün bölgedeki ve dünyadaki tüm ülkeler ilişkilerini ve ittifaklarını mümkün olduğunca genişletmeye çalışıyor. Bu ise bölgedeki uluslararası rekabetin, özellikle de günümüzün iki büyük kutbu olan ABD ve Çin arasındaki rekabetin ek bir nedeni haline geliyor. Hem ABD hem de Çin, İsrail'den Körfez ülkelerine ve İran'a kadar bölgedeki diğer ülkelerle ilişkilere sahip. Dolayısıyla Gazze’deki savaştan nasıl çıkılacağı ve ‘ertesi günü’ belirsizliğini korurken, Ortadoğu’da bu savaşın ortaya çıkardığı yeni bir soğuk savaş biçimiyle karşı karşıya olabiliriz.

Fakat savaşı çevreleyen bu uluslararası sahne tek başına savaşın gelişimini ve geleceğini açıklamaya yetmiyor. Zira yerel aktörlerin, Hamas ve İsrail'in, özellikle de Sinvar ve Netanyahu'nun hesapları, çatışmanın geleceği üzerinde çok etkili ve hatta belirleyici. İran’ın Dini Lideri Ali Hamaney'in geçtiğimiz günlerde Hamas Hareketi’ne Biden'ın teklifini kabul etmemesi yönünde yaptığı dolaylı çağrıdan da anlaşılacağı üzere, İran'ın Hamas'ın önemli bir destekçisi olarak savaştaki varlığı, hatta onun tercihlerini yönlendirmesi göz ardı edilemez. Tüm bu aktörlerin, Gazze Şeridi'ndeki savaşta yaşanan gelişmelerin de kanıtladığı üzere, başta bölgedeki başlıca uluslararası aktör olan ABD olmak üzere, savaştaki başlıca ülkelerin çıkarlarını ve tedbirlerini dikkate aldıklarına hiç şüphe yok.

Gazze’deki savaş da dahil olmak üzere bölgedeki olayların çoğu, ABD’nin bölgedeki yeni mühendisliğinin bir parçası olarak, ABD-Suudi Arabistan anlaşması etrafında dönüyor.

Nihayetinde ister müttefikleri ister muhalifleri tarafından olsun, tüm yerel, bölgesel ve uluslararası hesaplar ABD ve onun yakın ve uzak hedefleri etrafında dönüyor. Hamas, İran ve Hizbullah, İsrail ile ABD arasındaki anlaşmazlıkların ve bu anlaşmazlıkların merkezinde yer alan ABD’nin bölgedeki önceliklerinin üzerine bahis oynuyorlar. Biden yönetimi, ABD'nin Doğu Avrupa, Pasifik ya da Çin Denizi gibi önemli uluslararası çatışma bölgelerine yeniden odaklanmasıyla ilgili jeopolitik nedenlerinin yanı sıra Gazze’deki savaşta İsrail'i desteklediği ve gönderdiği çok sayıda silahla on binlerce Filistinli sivilin ölümüne neden olduğu için seçimlerde ABD’lilerin kendisine yönelik tepkisini hafifletmek gibi sebeplerden ötürü üç aşamalı ateşkes anlaşmasının imzalanması için acele ediyor.

xscdvfbg
İsrailli rehinelerin aileleri, Blinken’ın Tel Aviv ziyaretine denk gelecek şekilde, rehinelerin derhal serbest bırakılması talebiyle protesto gösterisi düzenledi 11 Haziran 2024 (Reuters)

Öte yandan Gazze'deki ateşkes, Washington ile Riyad arasında bir savunma anlaşmasından oluşan ve Washington'ın İsrail'i Suudi Arabistan ile normalleşme anlaşması yoluyla bölgeye daha fazla entegre etme çabaları çerçevesinde Tel Aviv'in de katılabileceği, ancak Tel Aviv'in Riyad'ın talep ettiği gibi iki devletli bir çözüm ile ilgili somut adımlar atmasına bağlı olan, ABD himayesinde ‘bölgesel bir yapı’ inşa etmeye doğru ilerliyor. Dolayısıyla, Gazze’deki savaş da dahil olmak üzere bölgedeki olayların çoğu, ABD’nin bölgedeki yeni mühendisliğinin bir parçası olarak ABD-Suudi Arabistan anlaşması etrafında dönüyor. Bu sebeple, İran’ın Dini Lideri Ali Hamaney’in kısa süre önce Aksa Tufanı Operasyonu’nu, bölgedeki denklemleri değiştirmeye yönelik bir Amerikan projesini engellediğini söyleyerek övmesi kimseyi şaşırtmadı.

Hamas Hareketi’nin Gazze’deki lideri Yahya Sinvar'ın özellikle de esir kartını elinde tuttuğu sürece, elinde kalanlarla savaşmaya devam etme isteğine ilişkin kendi hesaplarıyla kesiştiğinde İran'dan gelen sinyalleri aldığına şüphe yok. İşte şimdi Washington ona ABD vatandaşı olan rehineler için arada İsrail olmadan müzakere etme teklifinde bulunuyor. Sinvar’ın sadece iki seçeneği var. Ya İsrail, uluslararası tarafların garantörlüğünde kalıcı bir ateşkesi kabul edecek ya da savaşmaya devam edecek. Şimdiye kadar bu iki seçenek dışında üçüncü bir seçeneği kabul etmeye istekli görünmedi. Sinvar'ın tutumunun, özellikle Hamas’ın Doha'daki lider kadrosuna uygulanan baskı çerçevesinde bir bütün olarak Hamas'ın tutumu olup olmadığı da tartışmalı bir konu. Ancak İran Hamas'ın ana şemsiyesi olmaya devam ediyor. Bu da Hamas'ın genel tutumunu anlamada önemli bir unsur.

Netanyahu'nun siyasi ve şahsi hesapları, Washington ile ilişkilerinin sınırları ve koşulları da dahil olmak üzere savaştaki seçeneklerini belirlemede önemli rol oynuyor.

İsrail'e ve özellikle Netanyahu'ya gelince; Netanyahu, iki devletli bir çözümü kabul etmeye hazır değil. Çünkü böyle bir durum onu hükümetinin düşmesi ve aşırı sağın yeri doldurulamaz desteğini kaybetmesi tehdidiyle karşı karşıya bırakacaktır. Yani ya hem Filistinlilerle savaşı hem de İsrail içindeki siyasi çatışmayı kazanarak ikisi de kazanacak ya da ikisini birden kaybedecek. Tecrübeli bir siyasetçi olan Netanyahu, İsrail'deki siyasi ve demografik geleceğin özellikle savaş sonrasında aşırı sağcı eğilimlerden yana olduğunu çok iyi biliyor. Bu nedenle önceliklerinin, görev süresi sona ermekte olan Biden yönetimiyle ilişkileri pahasına da olsa aşırı sağcı akımların kendisine olan desteğini sürdürmek olması gerektiğini bilen Bibi (Netanyahu), İsrail sağının değirmenine su taşıyan Donald Trump'ın seçimleri kazanması üzerine de bahis oynuyor olabilir. Nihayetinde Netanyahu'nun siyasi ve şahsi hesapları, Washington'la ilişkinin sınırları ve koşulları da dahil olmak üzere savaştaki seçeneklerini belirlemede önemli rol oynuyor. İsrail sağının anlatısı, Biden'ın İsrail'e yardım etmek yerine, onu bölgeye yönelik projesinin bir parçası olarak kullandığı yönünde ve bu da elbette Netanyahu ve danışmanları tarafından çok iyi biliniyor.

Tüm bu üst üste binen uluslararası, bölgesel ve yerel sahneler açısından Gazze’deki savaştan çıkış yolunu hayal etmek daha da zorlaşıyor. O halde bölge uzun bir ‘yıpratma savaşına’ mı hazırlanmalı? Nihayetinde böyle bir savaşın bedelini öncelikle Filistinli siviller, ikinci olarak da Lübnan'da, Suriye'de, hatta biraz daha uzaktaki Irak'ta olsun, uzun savaşlara alışkın olan ‘Bereketli Hilalin’ halkları ödeyecek.



Reuters/Ipsos anketi: Trump'ın kamuoyu desteği, seçimler öncesinde bütün zamanların en düşük seviyesine yakın

Trump, pazar günü Kansas eyaletinin Salina kentindeki havalimanında düzenlenen seçim mitinginde konuşma yaptıktan sonra kürsüden ayrılırken (AP)
Trump, pazar günü Kansas eyaletinin Salina kentindeki havalimanında düzenlenen seçim mitinginde konuşma yaptıktan sonra kürsüden ayrılırken (AP)
TT

Reuters/Ipsos anketi: Trump'ın kamuoyu desteği, seçimler öncesinde bütün zamanların en düşük seviyesine yakın

Trump, pazar günü Kansas eyaletinin Salina kentindeki havalimanında düzenlenen seçim mitinginde konuşma yaptıktan sonra kürsüden ayrılırken (AP)
Trump, pazar günü Kansas eyaletinin Salina kentindeki havalimanında düzenlenen seçim mitinginde konuşma yaptıktan sonra kürsüden ayrılırken (AP)

Reuters/Ipsos tarafından gerçekleştirilen ve dün tamamlanan bir ankete göre, ABD Başkanı Donald Trump'ın kamuoyu desteği bütün zamanların en düşük seviyesine yakın seyrini korudu. ABD'li seçmenlerin önemli bir bölümü ise bugün yapılacak Kongre seçimlerinde oy kullanmayı Cumhuriyetçi Başkan'a karşı bir tutum sergilemenin yolu olarak görüyor.

ABD genelinde beş gün boyunca gerçekleştirilen anketin sonuçları, seçim günü yaklaşırken Demokratlar ile Cumhuriyetçiler arasındaki yarışın daha çekişmeli hale gelebileceğine işaret etti.

Ankete katılan kayıtlı seçmenlerin yaklaşık yüzde 46'sı Kongre seçimlerinde Demokratlara oy vereceğini belirtirken, Cumhuriyetçileri tercih edenlerin oranı yüzde 38'de kaldı.

Demokratların elde ettiği 8 puanlık fark, Reuters/Ipsos'un bir hafta önce gerçekleştirdiği anketteki 11 puanlık üstünlüğün gerisinde kaldı.

ABD Başkanı Donald Trump, dün Washington'da başkanlık helikopterinden indikten sonra Beyaz Saray'ın Güney Çimliği'nden geçerken (AP)
ABD Başkanı Donald Trump, dün Washington'da başkanlık helikopterinden indikten sonra Beyaz Saray'ın Güney Çimliği'nden geçerken (AP)

Ankete katılanların yaklaşık yüzde 32'si Trump'ın Beyaz Saray'daki performansını onayladığını belirtti. Bu oran bir önceki haftayla aynı kalırken, iki hafta önce kaydedilen yüzde 31'lik bütün zamanların en düşük seviyesinin biraz üzerinde gerçekleşti.

Kayıtlı bağımsız seçmenlerin yaklaşık yüzde 50'si Kongre seçimlerinde kullanacakları oyun Trump'a karşı bir oy olduğunu ifade etti. Katılımcıların yüzde 13'ü oylarının Trump'ı desteklemek amacı taşıdığını belirtirken, yüzde 33'ü ise başkanın oy tercihlerini etkilemediğini söyledi.

Şarku’l Avsat’ın edindiği bilgiye göre Reuters/Ipsos'un son anketine internet üzerinden bin 765 yetişkin katıldı. Araştırmanın hata payı 2 puan olarak açıklandı.


ABD Yüksek Mahkemesi, Trump yönetiminin Kaliforniya'da posta yoluyla kullanılan 20 binden fazla oy pusulalarını iptal etme talebini reddetti

ABD'nin Wisconsin eyaletinde bir oy kullanma merkezi (AFP)
ABD'nin Wisconsin eyaletinde bir oy kullanma merkezi (AFP)
TT

ABD Yüksek Mahkemesi, Trump yönetiminin Kaliforniya'da posta yoluyla kullanılan 20 binden fazla oy pusulalarını iptal etme talebini reddetti

ABD'nin Wisconsin eyaletinde bir oy kullanma merkezi (AFP)
ABD'nin Wisconsin eyaletinde bir oy kullanma merkezi (AFP)

ABD Yüksek Mahkemesi, dün Başkan Donald Trump yönetiminin Kaliforniya eyaletini, ABD vatandaşı olmayabilecekleri gerekçesiyle 20 binden fazla kişiye posta yoluyla gönderilen oy pusulalarını iptal ettirmek için yaptığı başvuruyu reddetti.

Yüksek Mahkeme, imzasız ve kısa bir kararla başvuruyu geri çevirirken, kararına ilişkin herhangi bir gerekçe sunmadı. Karar, ara seçimlerden bir gün önce alındı.

Şarku’l Avsat'ın AFP’den aktardığına göre federal hükümet başlangıçta Kaliforniya'yı 190 bin kişiyi yasa dışı şekilde seçmen listelerine kaydetmekle suçladı. Daha sonra bu sayı 20 bine düşürüldü. Hükümet, erken oy verme sürecinin başlamasının ardından eyaletin söz konusu kişilere oy pusulası göndermesini engellemek amacıyla acil başvuruda bulundu.

Yüksek Mahkeme'nin kararı, alt derece mahkemelerinin geçen hafta ve yeniden dün başvuruyu reddetmesinin ardından geldi. Yargıçlardan biri, Adalet Bakanlığı'nın girişimini seçim sürecine yönelik açık bir müdahale olarak nitelendirdi.

Trump, Demokratların Kongre'nin en az bir kanadını kazanmasının beklendiği ara seçimler öncesinde, aylardır seçimlerde usulsüzlükler yaşanabileceğini öne sürüyor.

Federal Yargıç David Carter, geçen hafta oy pusulalarına el konulması yönündeki talebi reddederek, Demokratların yönettiği Kaliforniya eyalet yönetiminin tutumunu destekledi.

Carter, "Adalet Bakanlığı'nın eylemleri, seçimlere müdahale girişimlerinden oluşan bir örüntüyü yansıtıyor" ifadelerini kullandı. Yargıç James Boasberg ise vatandaş olmadığı şüphesi bulunan kişilere ilişkin listelerin "kusurlu" olduğunu belirtti.

Komşu Nevada eyaletinde benzer bir davada yönetim, başlangıçta ABD vatandaşı olmayan 16 bin seçmen tespit ettiğini ileri sürdü. Ancak yapılan doğrulamaların ardından bu sayı önce 185'e, ardından sıfıra geriledi.

Yakından takip edilen bir diğer seçim davasında ise federal bir yargıç, Alaska'da Demokrat adayın kazanması durumunda Senato seçim sonuçlarının kesinleştirilmesinin askıya alınması yönündeki Trump yönetiminin talebini reddetti.

Adalet Bakanlığı, Cumhuriyetçi Senatör Dan Sullivan'ın seçimi kaybetmesi halinde sonuçların onaylanmasının engellenmesini istemişti. Bakanlık, aynı adı taşıyan başka bir adayın oyların bir bölümünü bölmüş olabileceğini öne sürmüştü.


Tahran'da nükleer bomba tartışması: İran nükleer doktrinini değiştirecek mi?

İranlı bir kadın, salı günü Tahran'da düzenlenen hükümet yanlısı mitingde slogan atıyor (AP)
İranlı bir kadın, salı günü Tahran'da düzenlenen hükümet yanlısı mitingde slogan atıyor (AP)
TT

Tahran'da nükleer bomba tartışması: İran nükleer doktrinini değiştirecek mi?

İranlı bir kadın, salı günü Tahran'da düzenlenen hükümet yanlısı mitingde slogan atıyor (AP)
İranlı bir kadın, salı günü Tahran'da düzenlenen hükümet yanlısı mitingde slogan atıyor (AP)

İran'da nükleer doktrinin gözden geçirilmesi ve Nükleer Silahların Yayılmasının Önlenmesi Antlaşması'ndan (NPT) çekilme tartışmaları giderek genişliyor. Tahran, yeni bir savaşın çıkması ihtimaline karşı nükleer politikasını değiştirme seçeneğini yeniden gündemine alırken, bazı siyasi çevreler açıkça nükleer silah edinilmesini savunuyor. Buna karşılık, böyle bir adımın askeri ve diplomatik maliyetlerine dikkat çeken sesler de yükseliyor.

İran'daki gösterilerde bir dönem sıkça dile getirilen "Nükleer enerji hakkımızdır" sloganının yerini bugün "Antlaşmadan çekilmek hakkımızdır" sloganı almaya başladı.

Aşırı muhafazakâr milletvekili Malik Şeriati, pazar günü parlamentoda yaptığı konuşmada bu değişime dikkat çekerek, "Daha önce 'Nükleer enerji hakkımızdır' sloganını atan aynı insanlar, bugün 'Antlaşmadan çekilmek hakkımızdır' sloganını atıyor" dedi. Ancak söz konusu değişim artık yalnızca sokaklardaki gösterilerle sınırlı değil.

İran Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi Sekreteri Muhsin Rızai, cumartesi akşamı yaptığı açıklamada Tahran'ın nükleer doktrinini değiştirme yönünde henüz "yeni bir karar" almadığını, ancak İran'a yeniden savaş dayatılması halinde bu konunun tartışmaya açık olduğunu söyledi.

Rızai'nin sekreterliğini yürüttüğü konsey, özellikle nükleer dosya başta olmak üzere stratejik kararların alınmasında görev yapıyor. Bu kararlar İran dini liderinin onayından geçiyor.

Nükleer doktrinin gözden geçirilmesi ve Nükleer Silahların Yayılmasının Önlenmesi Antlaşması'ndan çekilme konusu artık marjinal çevrelerde veya kıyamet savaşlarına hazırlık çağrısı yapan gruplar arasında tartışılmıyor. Konu, Tahran'daki cuma hutbelerinde, parlamentoda ve dini liderin ofisine bağlı gazetelerin de aralarında bulunduğu yarı resmi medya organlarında yeniden gündeme taşındı.

cvfgbhju
İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan ve Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi Sekreteri Muhsin Rızai, 26 Ekim 2026'da Tahran'da Suudi Arabistan Savunma Bakanı, Pakistan Kara Kuvvetleri Komutanı ve Türkiye İstihbarat Başkanı ile yapılan toplantıda (İran Cumhurbaşkanlığı - AFP)

Bazı çevreler doktrinin gözden geçirilmesinin ötesine geçerek açıkça nükleer bomba edinilmesini talep ederken, diğerleri bunun askeri ve diplomatik maliyetleri konusunda uyarıda bulunuyor.

Gözlemcilere göre nükleer doktrinin gözden geçirilmesi, nükleer silahların yayılmasına ilişkin siyasi literatürde genel olarak nükleer programın kitle imha silahı edinme hedefi doğrultusunda değiştirilmesi anlamına geliyor.

Bu konudaki nihai karar ise mart ayında göreve gelen ve henüz kamuoyu önüne çıkmayan yeni dini lider Mücteba Hamaney'in elinde bulunuyor. Hamaney, şimdiye kadar nükleer meseleye ilişkin açık bir tutum ortaya koymadı.

"Bu durumu neden sürdürmek istiyorsunuz?"

General Rızai, devlet televizyonuna verdiği röportajda, "Hükümette, yönetim kademesinde henüz yeni bir karar alınmadı. Ancak şu anda bu konu tartışılıyor: Savaş yeniden başlarsa önceki doktrini korumak mı istiyoruz, yoksa istemiyor muyuz?" ifadelerini kullandı.

Rızai, tartışmayı kamuoyundan gelen baskının bir sonucu olarak sundu. Nükleer doktrinin değiştirilmesi yönünde halktan talepler bulunduğunu belirterek şöyle konuştu:

"İnsanlar, düşmanın gelip bütün nükleer tesislerimizi vurduğunu görüyor. Peki, neden vurdu? Biz Uluslararası Atom Enerjisi Ajansının (UAEA) bütün denetimlerine izin verdik. Tüm tesislerimizde kameraları vardı. İnsanlar bunu gördüğünde doğal olarak bize şu soruyu soruyor: Bu durumu neden sürdürmek istiyorsunuz?"

Nükleer dosyada müzakere ihtimaline ilişkin soruyu da yanıtlayan Rızai, İran'a yeniden savaş dayatılması halinde ülkenin NPT üyeliğini sürdürüp sürdürmeyeceğinin belirsiz olduğunu söyledi.

Rızai, "Antlaşmanın üyesiyiz ve 22 hakkımız var. Nükleer müzakere yapılacaksa haklarımızı talep edeceğiz" dedi.

Rızai, UAEA Başkanı Rafael Grossi'yi de hedef aldı. Grossi'yi "paralı asker ve Siyonist rejimin hizmetkârı" olarak nitelendiren Rızai, İran'ın bütün sorunlarının onun görev döneminde başladığını ileri sürdü.

İran Dışişleri Bakanlığı da pazartesi günü tartışmaya dahil oldu. Bakanlık Sözcüsü İsmail Bekayi, haftalık basın toplantısında nükleer doktrinin değiştirilmesi meselesinin "gerçek ve ciddi bir konu" olduğunu, yalnızca ülke içindeki tartışmalarla sınırlandırılmaması gerektiğini söyledi.

Eski dini lider Ali Hamaney'in ABD-İsrail saldırılarında öldürülmesine değinen Bekayi, "Karşı taraf, nükleer silahların üretilmesini ve kullanılmasını yasaklayan fetvanın sahibini öldürdü" dedi.

İran'ın nükleer programının barışçıl niteliğini kanıtlamaya çalıştığını belirten Bekayi, diğer tarafların ise sürekli bahaneler ürettiğini savundu.

Bekayi, tartışmanın sorumluluğunu ABD ve İsrail'e yükleyerek, "Bu tartışmanın ortaya çıkmasının ve hem toplumumuzda hem de uluslararası düzeyde gündeme gelmesinin tek sorumlusu ABD ve İsrail'dir. İran İslam Cumhuriyeti, geçmişte nükleer dosyada her zaman barışçıl hedefler izledi ve bunu defalarca kanıtladı" ifadelerini kullandı.

Rızai, ağustos ayında göreve gelmesinden bu yana nükleer doktrinin değiştirilmesi meselesini ikinci kez gündeme getiriyor.

fgthy
İran dini lideri Ali Hamaney'in danışmanı Ali Ekber Velayeti'nin ofisine bağlı Ferhihtegan gazetesi, pazartesi günkü sayısında nükleer belirsizliğin korunmasını ve Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı Başkanı Rafael Grossi'nin ülkeye girişinin engellenmesini savundu; Grossi'yi “Mossad görevlisi” olarak nitelendirdi.

Göreve atanmasından birkaç gün sonra devlet televizyonuna verdiği röportajda uluslararası değerlere ve NPT'ye bağlı kalmanın anlamını sorgulayan Rızai, "Öyleyse neden nükleer bomba edinmeye çalışmıyoruz?" diye sormuştu.

Rızai o dönemde, "Trump'ın aptallığı dünyayı nükleer bomba edinmeye doğru itti" demişti. İran'ın NPT üyesi olmasına ve denetimleri kabul etmesine rağmen saldırıya uğradığını belirterek, "Demek ki NPT etkili değil, UAEA üyeliği de" ifadelerini kullanmıştı.

Liderlik Uzmanlar Meclisi Başkanlık Divanı üyesi ve Düzenin Maslahatını Teşhis Konseyi üyesi Muhsin Araki de İran'ın antlaşmadaki üyeliğinin yeniden değerlendirilmesi çağrılarına katıldı.

Araki, bu talebin ülke genelindeki gösterilerde ve toplumsal toplantılarda öne çıkarılması gereken önemli taleplerden biri olduğunu söyledi.

İran'ın antlaşmaya üyeliği nedeniyle çok sayıda zarar ve saldırıya maruz kaldığını ancak buna karşılık uygun bir fayda elde edemediğini savunan Araki, yaşanan deneyimler ışığında antlaşmada kalma kararının gözden geçirilmesini istedi.

Tahran'ın geçici cuma imamı Muhammed Cevad Hac Ali Ekberi de konuyu art arda iki cuma hutbesinde gündeme getirdi.

Ekberi, geçen cuma Tahran Üniversitesi'nde verdiği hutbede, "Nükleer doktrinimizi neden yeniden gözden geçirmiyoruz? Bu talep aceleci veya duygusal bir tepki değil, ulusal olgunluğun ve bilincin sonucudur" dedi.

Düşmanların İran halkının bütün kırmızı çizgilerini aştığını, dini lideri öldürdüğünü ve taahhütlerine uymadığını savunan Ekberi, konuyu gündeme getirdiği için bazı kesimlerin öfkelendiğini söyledi.

Ekberi ayrıca, kaynağını belirtmediği önceki kamuoyu araştırmalarına atıfta bulunarak İranlıların yüzde 70'inden fazlasının nükleer doktrinin gözden geçirilmesini desteklediğini ileri sürdü.

avfgh
Tahran sokaklarından birinde, üzerinde “İsrail'in yıkılmasına 5 bin 64 gün kaldı” yazan İsrail karşıtı bir pankart (28 Ekim) (VANA - Reuters).

Uzmanlara ve seçkin isimlere konuya ilişkin öneriler hazırlama çağrısı yapan Ekberi, ilgili kurumların çalışmalarını tamamlayarak bunları yeni dini lidere sunmasını istedi.

Ekberi, "Sonuçta devrim lideri hangi kararı verirse ona uyacağız. Ancak toplumda oluşan bu talebin de dikkate alınması gerekiyor" diye konuştu.

Cuma namazı hutbelerinin dini liderin ofisinin eğilimlerini yansıttığına dikkat çeken gözlemciler, konunun Tahran cuma hutbesinde gündeme getirilmesinin tartışmayı daha görünür ve açık hale getirdiğini belirtiyor.

Bu tartışma, eski dini lider Ali Hamaney'in mirasıyla da çelişiyor. Hamaney, yaklaşık 20 yıl önce yaptığı bir konuşmada nükleer silah üretmenin, depolamanın ve kullanmanın "haram" olduğunu söylemişti. Tahran yönetimi bu tutumu Birleşmiş Milletler'e bir fetva olarak sunmuştu.

İranlı yetkililer, savaş öncesinde Atom Enerjisi Kurumu Başkanı Muhammed İslami'nin de aralarında bulunduğu çeşitli isimler aracılığıyla ülkenin nükleer silah üretebilecek kapasiteye sahip olduğunu dile getirmiş, ancak eski dini liderin tutumuna dayanarak böyle bir niyetlerinin bulunmadığını savunmuştu.

Yeni dini liderin yardımcısı Muhammed Muhbir ise pazar günü X hesabından yaptığı açıklamada, İran'ın savunma doktrininin hızla değiştiğini belirtti.

Muhbir, "Tehdidin coğrafyası artık karşılığın verileceği coğrafyayı belirlemiyor" ifadesini kullandı. Caydırıcılık anlayışının yeniden tanımlanmasının bölgesel çerçevenin ötesine geçtiğini belirten Muhbir, tehdidin kaynağının, kapsamının ve gerçekleştiği yerin artık İran'ın caydırıcılık hesaplarını sınırlamadığını söyledi.

Muhbir, açıklamasında nükleer doktrine doğrudan değinmedi.

Parlamentodan baskı

Nükleer doktrin tartışması pazar günü çevrim içi olarak gerçekleştirilen parlamento oturumuna da taşındı.

Parlamento Başkan Yardımcısı Ali Nikzad, İran halkının nükleer dosya konusunda müzakere yapılmasını istemediğini söyledi. Nikzad, ABD'nin İran'a yönelik düşmanlığını "medeniyetler arası bir çatışma" olarak nitelendirdi.

Anayasa'nın 90'ıncı Maddesi Komisyonu Başkanı Milletvekili Nasrullah Pejmanfer ise NPT'den çekilme konusunun ciddi biçimde gündeme alınması çağrısında bulundu.

Pejmanfer, antlaşmada kalmanın İran'a hiçbir fayda sağlamadığını, aksine düşman olarak nitelendirdiği çevrelerin ülkeye sızması için yollar açtığını savundu.

"Grossi ve antlaşma heyeti ülkemize her geldiğinde çok büyük kayıplar ve zararlar yaşadık" diyen Pejmanfer, şöyle devam etti:

"Umarım bu karar bir sonuca ulaşır. Herkes liderliğin kararına göre hareket edecek. Antlaşmadan çekilerek ülkemizin bu baskılar karşısında asla geri adım atmayacağını onlara göstermeliyiz."

Aşırı muhafazakâr milletvekili Mahmud Nebuyan da X hesabından yaptığı açıklamada, düşmanın tehditleri karşısında nükleer doktrinin değiştirilmesinin İranlılar arasında "neredeyse genel bir talebe" dönüştüğünü yazdı.

Milletvekili Malik Şeriati de aynı oturumda antlaşmadan çekilmenin halkın talebi olduğunu belirterek, "Ülkenin farklı bölgelerindeki insanlar milletvekillerinden İran'ın bu antlaşmadan çekilmesini istiyor" dedi.

Milletvekili İbrahim Rızai ise X hesabından yaptığı paylaşımda, dini liderin "doktrin ve taktik alanlarında yerli savunmanın derinleştirilmesi" yönündeki talimatının kalıcı caydırıcılık hedefinin açık bir göstergesi olduğunu savundu.

Ulusal Güvenlik ve Dış Politika Komisyonu üyesi, eski Devrim Muhafızları komutanlarından ve nükleer doktrinin değiştirilmesini destekleyen isimlerden İsmail Kevseri de ILNA haber ajansına verdiği röportajda, olası değişikliğin dini liderin kararına bağlı olduğunu söyledi.

xcdvfgh
İranlılar, cumartesi günü Tahran sokaklarından birinde eski İran dini lideri Ali Hamaney'in duvar resminin önünden geçiyor (AP)

İranlıların nükleer silahın yeniden gündeme alınmasını talep ettiğini belirten Kevseri, kararın yalnızca kişisel istek ve görüşlere göre alınamayacağını, sistemin genel politikaları doğrultusunda şekilleneceğini ifade etti.

Kevseri, "Silahlı kuvvetlerin başkomutanı bu konuda ilk ve son sözü söyleyecek kişidir" dedi.

Dini liderin son mesajında askeri istihbarat yapısının güçlendirilmesi ve doktrinin geliştirilmesi üzerinde durduğunu aktaran Kevseri, nükleer doktrinin değiştirilmesi ve antlaşmadan çekilmenin ayrı bir mesele olduğunu, kararın dini lidere ait bulunduğunu söyledi.

Konunun bütün eksiklikleri, avantajları ve farklı boyutlarıyla incelenmesi gerektiğini belirten Kevseri, "Bir aşamada karar alınırsa bütün gücümüzle arkasında durmalıyız" diye konuştu.

Kevseri, İran'ın Amerikalılara güvenmediğini ve yedi maddelik planın uygulanmasından önce herhangi bir müzakerenin yapılmayacağını da sözlerine ekledi.

Belirsizlik mi, tehdit mi?

Şarku’l Avsat’ın İran gazetelerindan aktardığı değerlendirmelere göre nükleer doktrin tartışmasında farklı tutumlar sergileniyor.

Dini liderin ofisine bağlı kurumun yayın organı olan Aghah gazetesi, "Nükleer bomba edinme talebinin toplumun geniş kesimleri arasında ciddi bir talebe dönüştüğünü" yazdı.

Gazete, son iki savaşa ilişkin değerlendirmesinde İran'ın düşmanın son seçeneğe başvurarak ülkeye atom bombası atmaması için bazı saldırıları bilerek gerçekleştirmediğini ileri sürdü.

Nükleer silaha sahip olmanın İran'ı gerilimin en üst seviyesine taşıyacağını belirten gazete, bunun ülkeye "mutlak caydırıcılık" sağlayacağını savundu.

Dini liderin ofisine bağlı bir diğer yayın organı Keyhan gazetesi ise cumartesi günü nükleer alandaki şeffaflığın sona erdirilmesi ve NPT'den çekilme çağrısında bulundu.

Gazete, "İranlı yetkililerin nükleer silah üretmeyeceklerine ilişkin kesin ve açık inkâr açıklamaları yapmalarına artık gerek yok. Çift anlamlı açıklamalar, belirsiz tutumlar ve hatta sessizlik en iyi yanıt olacaktır" diye yazdı.

Gazete, Washington'a yönelik şu ifadeleri kullandı:

"Amerikalılar İran'ın nükleer silah edinme ihtimalinden korkuyorsa biraz korkmalarında sakınca yok."

Keyhan, başyazısında nükleer müzakerelerin tamamen sona erdirilmesini de istedi. ABD'nin "suç niteliğindeki saldırganlığının" ardından İran'ın nükleer programı konusunda yalnızca şu anda değil, hiçbir zaman müzakere yapmayacağını savundu.

Karşıt görüşteki çevrelerden ise farklı açıklamalar geldi.

İran Cumhurbaşkanı'nın ekibine yakınlığıyla bilinen Khabar Online sitesi, muhafazakâr aktivist Hüseyin Nakavi Hüseyni'nin değerlendirmelerine yer verdi.

Hüseyni, karar alma yetkisine sahip hiçbir kurumun nükleer stratejinin değiştirilmesi konusunda henüz görüş bildirmediğini belirtti. Konunun gösterilerde ve parlamentoda gündeme getirilmesinin İran'a yalnızca maliyet yükleyeceğini savundu.

Dini liderin eski liderin fetvasına ilişkin görüş bildirmesi, yeni bir fetva yayımlaması veya Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi'nin karar alması halinde durumun değişeceğini söyleyen Hüseyni, bu durumda bütün kurumların söz konusu karara uymak zorunda kalacağını ifade etti.

Askeri gücün sergilenmesinin ülkenin genel politikaları çerçevesinde kalması gerektiğini de sözlerine ekledi.

Uluslararası ilişkiler uzmanı Hadi Alami Feriman ise İran'ın "karşı karşıya gelme ve sıfır saati" aşamasında olduğunu belirterek, mevcut koşullarda nükleer doktrinin değiştirilmesinin veya nükleer silah üretimine yönelmenin etkili bir caydırıcılık sağlayacağı görüşüne katılmadığını söyledi.

Haft Sobh gazetesi ise iki eski büyükelçinin birbirine zıt görüşlerini yayımladı.

Eski İran büyükelçisi Muhammed Hasan Kadiri Ebiyane, nükleer silah edinmenin "zorunlu" olduğunu savunarak dini liderden bu silahın üretilmesine izin vermesini istedi.

Ebiyane, nükleer silahın yalnızca düşmanın önce nükleer silah kullanması halinde devreye sokulması gerektiğini belirtti. ABD ve İsrail'in İran'a karşı atom bombası kullanma ihtimaline işaret ettiğini öne süren Ebiyane, yüzde 60 oranında zenginleştirilmiş uranyumun seyreltilmesine veya ülke dışına çıkarılmasına da karşı çıktı.

İran'ın eski Fransa Büyükelçisi Ebulkasım Delfi ise nükleer silah edinme çağrılarını bir tuzak olarak değerlendirdi.

Delfi, Washington'ın Tahran'ı nükleer silah edinmek istediğini açıklamaya zorlamaya çalıştığını ve böylece saldırılarını meşrulaştırmak istediğini savundu.

"Bu tuzağa düşmemeliyiz" diyen Delfi, söz konusu çağrıların arkasında aşırı muhafazakâr bir azınlığın bulunduğunu belirtti.

Rusya ve Çin'in İran'ın nükleer silah üretmesini desteklemediğini söyleyen Delfi, savaş ve barış arasında süregelen belirsiz durumun temelinde nükleer meselenin bulunduğunu ifade etti. Delfi'ye göre bu sorunun çözülmesi, diğer sorunların çözümü için de gerekli.

UAEA'nın bildikleri ve bilmedikleri

Nükleer doktrin tartışmaları, uluslararası denetçilerin İran'ın nükleer programına ilişkin tam bir tabloya sahip olmadığı bir dönemde yaşanıyor.

UAEA, geçen yıl ABD'nin düzenlediği saldırıların ardından İran'ın zenginleştirilmiş uranyum stokunun mevcut durumunu doğrulayamadı.

UAEA Başkanı Rafael Grossi, geçen hafta Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'nde yaptığı açıklamada, "Ajans, Haziran 2025'ten bu yana 2025 ve 2026 yıllarında düzenlenen askeri saldırılarda hasar gören tesislerin hiçbirinde onarım veya yeniden inşa faaliyeti tespit etmedi" dedi.

Grossi, İran'a hasar görenler de dahil olmak üzere bütün tesislerde denetçilere erişim izni vermesi çağrısında bulundu.

vfgbhjukı
Fordo Yakıt Zenginleştirme Tesisi'ne ait bir poster, ABD Savunma Bakanı'nın 26 Haziran 2025'te Washington'da düzenlediği basın toplantısının ardından sergileniyor (AFP)

UAEA'nın verilerine göre İran, yüzde 60 oranında zenginleştirilmiş 440,9 kilogram uranyuma sahip. Bu oran, nükleer silah üretimi için gerekli olan yüzde 90 zenginleştirme seviyesine teknik açıdan kısa bir mesafe bırakıyor.

Tahran nükleer programının barışçıl olduğunu savunmayı sürdürse de söz konusu stok, nükleer silah edinilmesini isteyenlerin başlıca argümanları arasında yer alıyor.

Kadiri Ebiyane, Batılı ülkelerin zenginleştirme oranının yüzde 60'tan yüzde 90'a çıkarılmasının kolay bir işlem olduğunu bildiğini belirterek, İran'ın nükleer başlık taşıyabilecek kapasitede füzelere sahip olduğunu savundu.

Ebiyane, İran'ın böyle bir karar alması halinde "kararın verilmesiyle silahın kullanılması arasındaki sürenin çok kısa olacağını" ileri sürdü.

Delfi ise çözümün tam ters yönde atılacak adımlarla mümkün olabileceğini düşünüyor.

Delfi, "İran'ın nükleer silah üretmeye çalışmadığı konusunda dünyayı ikna edecek bir çözüm bulabilirsek diğer sorunların da çözülmesini umut edebiliriz. Aksi halde diğer sorunlar varlığını sürdürmeye devam edecek" değerlendirmesinde bulundu.