Gazze’deki savaş ve dünya savaşlarının yıl dönümü

Gazze Savaşı ve uluslararası krizlerin çağrışımları

Gazze Şeridi'nin güneyindeki Han Yunus'ta yıkılmış binaların yanındaki dar bir sokakta yürüyen Filistinliler, 11 Haziran 2024 (AFP)
Gazze Şeridi'nin güneyindeki Han Yunus'ta yıkılmış binaların yanındaki dar bir sokakta yürüyen Filistinliler, 11 Haziran 2024 (AFP)
TT

Gazze’deki savaş ve dünya savaşlarının yıl dönümü

Gazze Şeridi'nin güneyindeki Han Yunus'ta yıkılmış binaların yanındaki dar bir sokakta yürüyen Filistinliler, 11 Haziran 2024 (AFP)
Gazze Şeridi'nin güneyindeki Han Yunus'ta yıkılmış binaların yanındaki dar bir sokakta yürüyen Filistinliler, 11 Haziran 2024 (AFP)

Elie el Kaşif

ABD Başkanı Joe Biden’ın Gazze için ateşkes teklifi, muhtemelen Ramazan ayı arifesinde ateşkes ve esir takası anlaşması amacıyla yapılan, ancak tökezleyip başarısızlıkla sonuçlanan müzakerelerle aynı kaderi paylaşacak gibi görünüyor. ABD yönetiminin ister doğrudan İsrail'e ister Arap ülkeleri aracılığıyla Hamas’a olmak üzere savaşan taraflara yönelik tüm baskılarına rağmen, kendisi de bunu öngörmeye ve işaret etmeye başladı. ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken savaşın başlamasından bu yana bölgeye gerçekleştirdiği sekizinci ziyarette bunu yapmaya çalışsa da şimdiye kadar pek başarılı olamadı.

Ne zaman savaşın müzakereler yoluyla durdurulabileceğine dair bir umut doğsa, bu müzakerelerin başarısızlıkla sonuçlanacağına dair kötümser bir rüzgâr esmeye başlıyor. Eğer müzakere girişimi bu kez de başarısız olursa, karamsarlık geçen seferkinden daha da yoğun olacak. Teklif, gerek müzakerelerin başarısız olması ve İsrail ile Hamas'ın Biden'ın teklifine yanıt vermemesi bakımından, gerek savaşın doğrudan tarafları olan Hamas ve İsrail'in, özellikle de Binyamin Netanyahu ve Yahya Sinvar'ın hesapları bakımından gerekse özellikle önümüzdeki kasım ayında yapılması planlanan ABD seçimlerinin arifesinde bölgesel ve uluslararası sahnedeki kaos bakımından İsrail'in Gazze Şeridi'ne yönelik savaşının en karmaşık hale geldiği zor bir zamanda ortaya atıldı. Bu da haftalardır hatta aylardır konuşulan Hamas ve İsrail arasındaki yıpratma savaşının aslında bölgesel ve uluslararası bir çatışmanın yansıması olup olmadığı, yani bölgesel ve uluslararası tarafların kendi hesapları için mi bu çatışmayı derinleştirmeye çalıştıkları ya da söz konusu uluslararası tarafların başında gelen ABD’yi bu savaşta boğmak, dikkatini dağıtmak ve çözümsüzlüğe itmeye mi çalışıldığı gibi önemli bir soruyu gündeme getiriyor.

Aslında, Rusya-Ukrayna savaşıyla ilgili sahada ve siyaset sahnesinde yaşanan gerilim, Doğu Avrupa'daki gelişmeleri Filistin topraklarındaki çatışmayla ilişkilendirmeye giderek daha fazla itiyor. Çünkü ABD ve Batı ülkelerinin her iki bölgede de var olması, rakiplerinin bu savaşlara katılmaları için net bir davet anlamına geliyor. Eğer Rusya Avrupa'daki savaşın tarafı ise Gazze’deki savaşta rolü ne olacak? Ya da Hizbullah ve İsrail arasındaki cephede nasıl bir rol üstlenecek? Aksa Tufanı Operasyonu'na ilişkin bazı geç okumalar, Moskova'nın bu operasyona yakından ya da uzaktan müdahil olmuş olma ihtimalini sorgulasa da elbette net cevaplara ulaşamadı. Şu sıralar sorular, Rusya'nın Ukrayna savaşındaki hesapları ya da başta Çin olmak üzere diğer ülkeler arasında yeni bir uluslararası düzen inşa etme girişimleri bağlamında, savaşı uzatma ve ABD'yi bu savaşla meşgul etme konusundaki çıkarları üzerinde yoğunlaşıyor. Dolayısıyla, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin'in Gazze’deki savaşın patlak vermesinin bir nedeni olarak gördüğü ABD’nin Ortadoğu'daki başarısızlığı, ABD liderliğindeki liberal uluslararası düzenin parçalanmasına yol açıyor.

Gazze’deki savaştan nasıl çıkılacağı ve ‘ertesi günü’ belirsizliğini korurken Ortadoğu’da bu savaşın ortaya çıkardığı yeni bir soğuk savaş biçimiyle karşı karşıya olabiliriz.

Ancak Rusya ile ilgili soruların sorulması, kaçınılmaz olarak Çin ile ilgili sorular da sorulması anlamına geliyor. Pekin, Moskova’nın aksine çatışmaya doğrudan müdahil olmasına dair herhangi bir sinyal vermiyor. Putin geçtiğimiz hafta, Batılı ülkelerin Ukrayna’yı silahlandırmasına ve Rusya'ya saldırmasına izin vermesine karşılık, Moskova'nın dünyanın dört bir yanındaki ABD karşıtı grupları desteklemeye hazır olduğunu söylemişti. Bu da İran ile silah anlaşmaları yapmaya ya da bölgedeki İran yanlısı grupları doğrudan ya da Tahran üzerinden silahlandırmaya hazır olduğu şeklinde yorumlandı. Hizbullah'a yakın çevreler Moskova ile ilişkilerinin şu an her zamankinden daha güçlü olduğundan bahsediyor. Peki, bu Rusya'nın Hizbullah'a silah ya da teknoloji sağladığı anlamına mı geliyor? Her halükârda özellikle Ukrayna ve genel olarak Avrupa kıtasının güvenliği konusunda ABD ve Batı ülkeleri ile derinleşen çatışması çerçevesinde, Rusya'nın Gazze’deki savaşa müdahil olmuş olabileceğinden endişe duymak gerekiyor.

Son yıllarda İsrail, Körfez Arap ülkeleri ve İran'la birlikte bölgedeki varlığının kapsamını genişleten Çin ise Filistin'deki bölünmüşlüğün tarafları olan Fetih Hareketi (El Fetih) ve Hamas Hareketi arasında uzlaşı sağlayama çalışarak ve Filistinliler ile İsrail arasındaki çatışmayı çözmek için uluslararası konferans çağrısında bulunarak, savaşa diplomatik bir pencereden bakıyor.

svdfbgnh
Ürdün'ün ev sahipliğinde yapılan “Eylem Çağrısı: Gazze'ye Acil İnsani Müdahale” konulu Ölüdeniz Konferansı'na katılan ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken (ortada) sağında Arap Birliği Genel Sekreteri Ahmed Ebu Gayt ile, 11 Haziran 2024 (AFP)

Gazze Şeridi’ndeki savaşın büyük resmi böyle, ancak uluslararası ve bölgesel ittifakların karmaşıklığı ve çakışmaları çerçevesinde, uluslararası ve bölgesel safların daha açık dizildiği Soğuk Savaş dönemindeki durumun aksine, bugün bölgedeki ve dünyadaki tüm ülkeler ilişkilerini ve ittifaklarını mümkün olduğunca genişletmeye çalışıyor. Bu ise bölgedeki uluslararası rekabetin, özellikle de günümüzün iki büyük kutbu olan ABD ve Çin arasındaki rekabetin ek bir nedeni haline geliyor. Hem ABD hem de Çin, İsrail'den Körfez ülkelerine ve İran'a kadar bölgedeki diğer ülkelerle ilişkilere sahip. Dolayısıyla Gazze’deki savaştan nasıl çıkılacağı ve ‘ertesi günü’ belirsizliğini korurken, Ortadoğu’da bu savaşın ortaya çıkardığı yeni bir soğuk savaş biçimiyle karşı karşıya olabiliriz.

Fakat savaşı çevreleyen bu uluslararası sahne tek başına savaşın gelişimini ve geleceğini açıklamaya yetmiyor. Zira yerel aktörlerin, Hamas ve İsrail'in, özellikle de Sinvar ve Netanyahu'nun hesapları, çatışmanın geleceği üzerinde çok etkili ve hatta belirleyici. İran’ın Dini Lideri Ali Hamaney'in geçtiğimiz günlerde Hamas Hareketi’ne Biden'ın teklifini kabul etmemesi yönünde yaptığı dolaylı çağrıdan da anlaşılacağı üzere, İran'ın Hamas'ın önemli bir destekçisi olarak savaştaki varlığı, hatta onun tercihlerini yönlendirmesi göz ardı edilemez. Tüm bu aktörlerin, Gazze Şeridi'ndeki savaşta yaşanan gelişmelerin de kanıtladığı üzere, başta bölgedeki başlıca uluslararası aktör olan ABD olmak üzere, savaştaki başlıca ülkelerin çıkarlarını ve tedbirlerini dikkate aldıklarına hiç şüphe yok.

Gazze’deki savaş da dahil olmak üzere bölgedeki olayların çoğu, ABD’nin bölgedeki yeni mühendisliğinin bir parçası olarak, ABD-Suudi Arabistan anlaşması etrafında dönüyor.

Nihayetinde ister müttefikleri ister muhalifleri tarafından olsun, tüm yerel, bölgesel ve uluslararası hesaplar ABD ve onun yakın ve uzak hedefleri etrafında dönüyor. Hamas, İran ve Hizbullah, İsrail ile ABD arasındaki anlaşmazlıkların ve bu anlaşmazlıkların merkezinde yer alan ABD’nin bölgedeki önceliklerinin üzerine bahis oynuyorlar. Biden yönetimi, ABD'nin Doğu Avrupa, Pasifik ya da Çin Denizi gibi önemli uluslararası çatışma bölgelerine yeniden odaklanmasıyla ilgili jeopolitik nedenlerinin yanı sıra Gazze’deki savaşta İsrail'i desteklediği ve gönderdiği çok sayıda silahla on binlerce Filistinli sivilin ölümüne neden olduğu için seçimlerde ABD’lilerin kendisine yönelik tepkisini hafifletmek gibi sebeplerden ötürü üç aşamalı ateşkes anlaşmasının imzalanması için acele ediyor.

xscdvfbg
İsrailli rehinelerin aileleri, Blinken’ın Tel Aviv ziyaretine denk gelecek şekilde, rehinelerin derhal serbest bırakılması talebiyle protesto gösterisi düzenledi 11 Haziran 2024 (Reuters)

Öte yandan Gazze'deki ateşkes, Washington ile Riyad arasında bir savunma anlaşmasından oluşan ve Washington'ın İsrail'i Suudi Arabistan ile normalleşme anlaşması yoluyla bölgeye daha fazla entegre etme çabaları çerçevesinde Tel Aviv'in de katılabileceği, ancak Tel Aviv'in Riyad'ın talep ettiği gibi iki devletli bir çözüm ile ilgili somut adımlar atmasına bağlı olan, ABD himayesinde ‘bölgesel bir yapı’ inşa etmeye doğru ilerliyor. Dolayısıyla, Gazze’deki savaş da dahil olmak üzere bölgedeki olayların çoğu, ABD’nin bölgedeki yeni mühendisliğinin bir parçası olarak ABD-Suudi Arabistan anlaşması etrafında dönüyor. Bu sebeple, İran’ın Dini Lideri Ali Hamaney’in kısa süre önce Aksa Tufanı Operasyonu’nu, bölgedeki denklemleri değiştirmeye yönelik bir Amerikan projesini engellediğini söyleyerek övmesi kimseyi şaşırtmadı.

Hamas Hareketi’nin Gazze’deki lideri Yahya Sinvar'ın özellikle de esir kartını elinde tuttuğu sürece, elinde kalanlarla savaşmaya devam etme isteğine ilişkin kendi hesaplarıyla kesiştiğinde İran'dan gelen sinyalleri aldığına şüphe yok. İşte şimdi Washington ona ABD vatandaşı olan rehineler için arada İsrail olmadan müzakere etme teklifinde bulunuyor. Sinvar’ın sadece iki seçeneği var. Ya İsrail, uluslararası tarafların garantörlüğünde kalıcı bir ateşkesi kabul edecek ya da savaşmaya devam edecek. Şimdiye kadar bu iki seçenek dışında üçüncü bir seçeneği kabul etmeye istekli görünmedi. Sinvar'ın tutumunun, özellikle Hamas’ın Doha'daki lider kadrosuna uygulanan baskı çerçevesinde bir bütün olarak Hamas'ın tutumu olup olmadığı da tartışmalı bir konu. Ancak İran Hamas'ın ana şemsiyesi olmaya devam ediyor. Bu da Hamas'ın genel tutumunu anlamada önemli bir unsur.

Netanyahu'nun siyasi ve şahsi hesapları, Washington ile ilişkilerinin sınırları ve koşulları da dahil olmak üzere savaştaki seçeneklerini belirlemede önemli rol oynuyor.

İsrail'e ve özellikle Netanyahu'ya gelince; Netanyahu, iki devletli bir çözümü kabul etmeye hazır değil. Çünkü böyle bir durum onu hükümetinin düşmesi ve aşırı sağın yeri doldurulamaz desteğini kaybetmesi tehdidiyle karşı karşıya bırakacaktır. Yani ya hem Filistinlilerle savaşı hem de İsrail içindeki siyasi çatışmayı kazanarak ikisi de kazanacak ya da ikisini birden kaybedecek. Tecrübeli bir siyasetçi olan Netanyahu, İsrail'deki siyasi ve demografik geleceğin özellikle savaş sonrasında aşırı sağcı eğilimlerden yana olduğunu çok iyi biliyor. Bu nedenle önceliklerinin, görev süresi sona ermekte olan Biden yönetimiyle ilişkileri pahasına da olsa aşırı sağcı akımların kendisine olan desteğini sürdürmek olması gerektiğini bilen Bibi (Netanyahu), İsrail sağının değirmenine su taşıyan Donald Trump'ın seçimleri kazanması üzerine de bahis oynuyor olabilir. Nihayetinde Netanyahu'nun siyasi ve şahsi hesapları, Washington'la ilişkinin sınırları ve koşulları da dahil olmak üzere savaştaki seçeneklerini belirlemede önemli rol oynuyor. İsrail sağının anlatısı, Biden'ın İsrail'e yardım etmek yerine, onu bölgeye yönelik projesinin bir parçası olarak kullandığı yönünde ve bu da elbette Netanyahu ve danışmanları tarafından çok iyi biliniyor.

Tüm bu üst üste binen uluslararası, bölgesel ve yerel sahneler açısından Gazze’deki savaştan çıkış yolunu hayal etmek daha da zorlaşıyor. O halde bölge uzun bir ‘yıpratma savaşına’ mı hazırlanmalı? Nihayetinde böyle bir savaşın bedelini öncelikle Filistinli siviller, ikinci olarak da Lübnan'da, Suriye'de, hatta biraz daha uzaktaki Irak'ta olsun, uzun savaşlara alışkın olan ‘Bereketli Hilalin’ halkları ödeyecek.



Kuzey Kore Anayasasını değiştirdi: Kim Jong Un suikastında otomatik nükleer saldırı

Kuzey Kore lideri Kim Jong Un (ortada) ve kızı Kim Ju Ae (solda), geçen ay Kuzey Kore’de yeri açıklanmayan bir noktada gerçekleştirilen balistik füze testini incelerken görülüyor. (AFP)
Kuzey Kore lideri Kim Jong Un (ortada) ve kızı Kim Ju Ae (solda), geçen ay Kuzey Kore’de yeri açıklanmayan bir noktada gerçekleştirilen balistik füze testini incelerken görülüyor. (AFP)
TT

Kuzey Kore Anayasasını değiştirdi: Kim Jong Un suikastında otomatik nükleer saldırı

Kuzey Kore lideri Kim Jong Un (ortada) ve kızı Kim Ju Ae (solda), geçen ay Kuzey Kore’de yeri açıklanmayan bir noktada gerçekleştirilen balistik füze testini incelerken görülüyor. (AFP)
Kuzey Kore lideri Kim Jong Un (ortada) ve kızı Kim Ju Ae (solda), geçen ay Kuzey Kore’de yeri açıklanmayan bir noktada gerçekleştirilen balistik füze testini incelerken görülüyor. (AFP)

Kuzey Kore’nin lideri Kim Jong Un’a yönelik bir suikast durumunda misilleme olarak otomatik nükleer saldırı gerçekleştirilmesini zorunlu kılan bir anayasa değişikliği yaptı.

Şarku’l Avsat’ın İngiliz The Telegraph gazetesinden aktardığı habere göre değişiklik bu yılın başlarında Tahran’a düzenlenen ve İran Dini Lideri Ali Hamaney ile bazı üst düzey İranlı yetkililerin öldüğü askeri saldırının ardından dünya genelinde artan gerilimler sırasında kabul edildi.

Anayasa değişikliği, Kuzey Kore’nin en yüksek yasama ve anayasal organı olan Yüksek Halk Meclisi’nin 22 Mart’ta Pyongyang’da yaptığı oturumda onaylandı. Güney Kore istihbarat birimleri de üst düzey hükümet yetkililerini yeni anayasal düzenlemeye ilişkin bilgilendirdi.

dfvfedv
Kuzey Kore lideri Kim Jong Un (Reuters)

Değişiklik, ülkenin nükleer komuta sisteminin devre dışı bırakılması veya hedef alınması durumunda uygulanacak karşılık mekanizmalarını düzenliyor.

Revize edilen metinde şu ifade yer aldı:
“Düşman güçlerin saldırıları nedeniyle devletin nükleer kuvvetlerinin komuta ve kontrol sistemi tehlikeye girerse, otomatik ve derhal nükleer saldırı başlatılacaktır.”

Kuzey Kore daha önce de anayasasında değişiklikler yaparak ülke sınırlarını Güney Kore ile komşu olarak tanımlamış, iki Kore’nin yeniden birleşmesine yönelik ifadeleri metinden çıkarmıştı. Bu adım, Kim Jong Un yönetiminin iki Kore’yi resmen ayrı devletler olarak görme eğilimini yansıtıyor.

Kuzey Kore lideri ayrıca geçen ay ülkesinin nükleer kapasitesini güçlendirmeye devam edeceğini ve Güney Kore’ye karşı sert tutumunu sürdüreceğini açıklamış, Güney Kore’yi “en düşmanca devlet” olarak nitelendirmişti.

Kim Jong Un ayrıca ABD’yi “resmi terör ve saldırganlık” ile suçlayarak, küresel gerilimlerin artması halinde Pyongyang’ın Washington’a karşı daha aktif bir rol üstlenebileceği mesajını vermişti.


Körfez’de bir geminin hedef alınmasıyla gerilim tırmandı... ABD İran’ın yanıtını bekliyor

Körfez’de bir geminin hedef alınmasıyla gerilim tırmandı... ABD İran’ın yanıtını bekliyor
TT

Körfez’de bir geminin hedef alınmasıyla gerilim tırmandı... ABD İran’ın yanıtını bekliyor

Körfez’de bir geminin hedef alınmasıyla gerilim tırmandı... ABD İran’ın yanıtını bekliyor

Katar’ın kuzeydoğusunda yaklaşık 23 mil açıkta bulunan bir gemi füze saldırısına uğradı.  Saldırı, İran Devrim Muhafızları’nın bölgedeki Amerikan gemilerini hedef alma tehdidinin ardından geldi.

İran ordusu daha önce, Tahran’a yönelik Amerikan yaptırımlarını uygulayan ülkelerin Hürmüz Boğazı’ndan geçişte “zorluklarla” karşılaşacağı uyarısında bulunmuştu. Bu açıklama, İran’ın ABD’nin Ortadoğu’daki savaşı sona erdirecek diplomatik bir çözüme ulaşma konusunda ciddi olup olmadığını sorgulamasının ve Washington’un sunduğu öneriye vereceği yanıtı hazırlamayı sürdürmesinin ardından yapıldı.

Basında yer alan haberlere göre Amerikan önerisi; Hürmüz Boğazı’nın yeniden açılmasını, ABD’nin İran limanlarına uyguladığı ablukayı kaldırmasını ve Tahran’ın nükleer dosyasına ilişkin müzakereler için bir çerçeve üzerinde anlaşılmasını içeriyor.


Trump-Şi Zirvesi: Çin ne istiyor?

Donald Trump ve Şi Cinping, Güney Kore'nin Busan kentinde gerçekleştirilen ABD-Çin Zirvesi görüşmelerinin ardından tokalaşırken, 30 Ekim 2025 (AP)
Donald Trump ve Şi Cinping, Güney Kore'nin Busan kentinde gerçekleştirilen ABD-Çin Zirvesi görüşmelerinin ardından tokalaşırken, 30 Ekim 2025 (AP)
TT

Trump-Şi Zirvesi: Çin ne istiyor?

Donald Trump ve Şi Cinping, Güney Kore'nin Busan kentinde gerçekleştirilen ABD-Çin Zirvesi görüşmelerinin ardından tokalaşırken, 30 Ekim 2025 (AP)
Donald Trump ve Şi Cinping, Güney Kore'nin Busan kentinde gerçekleştirilen ABD-Çin Zirvesi görüşmelerinin ardından tokalaşırken, 30 Ekim 2025 (AP)

ABD Başkanı Donald Trump, İran’a yönelik savaş nedeniyle mart ayında ertelenen ziyaretin ardından 14-15 Mayıs tarihlerinde Çin'e gidecek ve Çin Devlet Başkanı Şi Cinping ile bir araya gelecek. Aşağıda Pekin'in bu zirveden elde etmeyi umduğu kazanımları ele aldık:

Çin ne istiyor?

Analistlere göre Pekin, diplomatik nezaket gösterilerinin ötesinde sınırlı ama somut kazanımlar elde etmeyi amaçlayacak, ancak Trump'ın öngörülemeyen tutumu göz önüne alındığında ‘gerçekçi ve pragmatik’ bir çizgide kalacak.

Singapur'daki S. Rajaratnam Uluslararası Çalışmalar Okulu'ndan (RSIS) Dr. Benjamin Ho, Çin'in ilişkilerde kapsamlı bir yeniden düzenleme istediğini ancak bunun şu an için ulaşılabilir olmadığını fark ettiğini vurguluyor. Nitekim iki süper güç, ABD'nin bazı Çin mallarına uyguladığı tarifelerin yüzde 145'e tırmandığı sert bir ticaret savaşı yaşadı.

Bununla birlikte tırmanma, Trump ile Şi'nin ekim ayında bir yıllık ateşkes üzerinde anlaşmasının ardından yatıştı. Uzmanlar, söz konusu ateşkesin uzatılmasının Çin'in yaklaşan zirveden beklentileri arasında birincil sırada yer aldığının düşünüyor.

Ekonomi İstihbarat Birimi'nden (EIU) Yue Su, yaptığı değerlendirmede, "Çin'in ihtiyacı olan şey, Trump'ın diyaloğa katılma sözünü tutması ve en azından bazı somut sonuçların en üst düzeyde müzakere edilmesidir” ifadelerini kullandı.

Yue Su, Pekin'in kendi gümrük vergisi tarifelerinden ya da ihracat kısıtlamalarından kademeli geri adımını meşrulaştıracak sınırlı bir tarife indirimi gibi ‘hedef odaklı’ sonuçlarla yetineceğini belirtti.

İran savaşı meselesine gelince...

Uzmanlar, Trump-Şi zirvesinde İran dosyasından ‘kaçınılmasının’ mümkün olmayacağını öngörürken bunun ‘Çin'in güçlü biçimde dahil olmak istediği bir alan olmadığına’ da dikkat çektiler.

Asya Toplum Politikası Enstitüsü'nden (ASPI) Lizzi C. Lee ise ABD'nin zirve öncesinde Çin'i, Tahran ile olan ekonomik ilişkilerini hedef alarak baskı altına aldığını vurguluyor.

Trump geçtiğimiz ay, Pekin'in İran'a askeri destek sağlaması halinde Çin mallarına yüzde 50 oranında ek tarife uygulayacağı uyarısında bulunmuştu.

cdvsv
ABD Başkanı Donald Trump ve Çin Devlet Başkanı Şi Cinping, Güney Kore'nin Busan kentindeki Gimhae Uluslararası Havalimanı'nda ikili görüşme sırasında, 30 Ekim 2025 (Reuters)

Pekin, müttefiki İran'a yönelik ABD-İsrail savaşını yasadışı ilan ederek kınadı; öte yandan İran'ın Körfez ülkelerine yönelik saldırılarını da eleştirerek Hürmüz Boğazı'nın yeniden açılması çağrısında bulundu.

Yue Su'ya göre Çin, ABD baskısından bağımsız olarak İran ve Rusya aleyhine adım atmayı kabul etmeyecek gibi görünüyor. Zira her ne kadar bu iki ülke üzerinde ‘belirli bir nüfuza sahip olsa da bu nüfuz, tam anlamıyla bir kontrol gücüne ulaşmıyor’.

Pekin ayrıca İran ile ilişkileri gerekçesiyle yeni ABD’nin gümrük tarifelerine maruz kalmak gibi ‘ek komplikasyonlardan’ da kaçınmaya çalışacak.

Çinli müzakerecinin elindeki kozlar neler?

Çin'in en önemli baskı araçlarından biri nadir toprak elementleri, akıllı telefonlardan elektrikli araçlara kadar pek çok ürünün üretiminde vazgeçilmez olan bu maddeler kritik bir öneme sahip.

Çin’in bu sektördeki üstünlüğü, doğal rezervlerden madenciliğe, işlemeden yenilikçiliğe uzanan uzun vadeli bir stratejinin ürünüdür.

Yue Su’ya göre ABD’den gerçek anlamda taviz koparmak söz konusu olduğunda bu elementler ‘Çin'in elindeki en güçlü koz’ olmaya devam ediyor.

Pekin merkezli Trivium China analistlerinden Joe Mazur ise Trump'ın bu kaynakları ‘son derece önemsediğini’ belirterek “Bu, ABD'nin açık bir çözümü olmayan bir mesele olduğunu düşünüyorum” tespitinde bulundu.

Mazur, Çin'in ziyaret öncesinde daha fazla ABD tarım ürünü veya Boeing uçağı satın almak gibi ‘hızlı kazanımlar’ elde etmeye çalışacağını öngörüyor.

Pekin zirveye nasıl hazırlandı?

ASPI’den Lee, Çin'in Trump'ın yaratabileceği istikrarsızlığa karşı önlem almak amacıyla ticaretini Güneydoğu Asya ve Küresel Güney'e çeşitlendirdiğini ve bölgesel ilişkilerini güçlendirdiğini belirtiyor.

Pekin ayrıca hukuki ve düzenleyici araçlarını da geliştirdi. Öyle ki Meta'nın yapay zeka (AI) şirketi Manus'u satın almasını engelleyen son kararında da görüldüğü üzere elinde geniş bir araç seti bulunuyor.

Çin ne kadar güveniyor?

Lee'ye göre Pekin, baskılara daha iyi dayanabilir hale geldikten sonra görüşmelere temkinli bir güvenle girecek. Üstelik ara seçim baskısıyla karşı karşıya olan Trump'a kıyasla uzun vadeli bir stratejiyi sürdürmeye çok daha hazır görünüyor.

Öte yandan Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin'in de Pekin'i ziyaret etmesi bekleniyor. Nisan ayında Şi ile görüşen Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, ziyaretin bu yılın ilk yarısında gerçekleşeceğini açıkladı.

Mazur ise böyle bir ziyaretin “Şi ile Trump arasında iyi bir görüşme yapılmış olması, Çin'in Rusya'ya verdiği desteğin değişeceği anlamına gelmiyor” mesajı vereceğine dikkati çekti.

Mazur sözlerini, "Bu ilişki son derece köklü ve sağlam" diyerek sonlandırdı.