Gazze’deki savaş ve dünya savaşlarının yıl dönümü

Gazze Savaşı ve uluslararası krizlerin çağrışımları

Gazze Şeridi'nin güneyindeki Han Yunus'ta yıkılmış binaların yanındaki dar bir sokakta yürüyen Filistinliler, 11 Haziran 2024 (AFP)
Gazze Şeridi'nin güneyindeki Han Yunus'ta yıkılmış binaların yanındaki dar bir sokakta yürüyen Filistinliler, 11 Haziran 2024 (AFP)
TT

Gazze’deki savaş ve dünya savaşlarının yıl dönümü

Gazze Şeridi'nin güneyindeki Han Yunus'ta yıkılmış binaların yanındaki dar bir sokakta yürüyen Filistinliler, 11 Haziran 2024 (AFP)
Gazze Şeridi'nin güneyindeki Han Yunus'ta yıkılmış binaların yanındaki dar bir sokakta yürüyen Filistinliler, 11 Haziran 2024 (AFP)

Elie el Kaşif

ABD Başkanı Joe Biden’ın Gazze için ateşkes teklifi, muhtemelen Ramazan ayı arifesinde ateşkes ve esir takası anlaşması amacıyla yapılan, ancak tökezleyip başarısızlıkla sonuçlanan müzakerelerle aynı kaderi paylaşacak gibi görünüyor. ABD yönetiminin ister doğrudan İsrail'e ister Arap ülkeleri aracılığıyla Hamas’a olmak üzere savaşan taraflara yönelik tüm baskılarına rağmen, kendisi de bunu öngörmeye ve işaret etmeye başladı. ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken savaşın başlamasından bu yana bölgeye gerçekleştirdiği sekizinci ziyarette bunu yapmaya çalışsa da şimdiye kadar pek başarılı olamadı.

Ne zaman savaşın müzakereler yoluyla durdurulabileceğine dair bir umut doğsa, bu müzakerelerin başarısızlıkla sonuçlanacağına dair kötümser bir rüzgâr esmeye başlıyor. Eğer müzakere girişimi bu kez de başarısız olursa, karamsarlık geçen seferkinden daha da yoğun olacak. Teklif, gerek müzakerelerin başarısız olması ve İsrail ile Hamas'ın Biden'ın teklifine yanıt vermemesi bakımından, gerek savaşın doğrudan tarafları olan Hamas ve İsrail'in, özellikle de Binyamin Netanyahu ve Yahya Sinvar'ın hesapları bakımından gerekse özellikle önümüzdeki kasım ayında yapılması planlanan ABD seçimlerinin arifesinde bölgesel ve uluslararası sahnedeki kaos bakımından İsrail'in Gazze Şeridi'ne yönelik savaşının en karmaşık hale geldiği zor bir zamanda ortaya atıldı. Bu da haftalardır hatta aylardır konuşulan Hamas ve İsrail arasındaki yıpratma savaşının aslında bölgesel ve uluslararası bir çatışmanın yansıması olup olmadığı, yani bölgesel ve uluslararası tarafların kendi hesapları için mi bu çatışmayı derinleştirmeye çalıştıkları ya da söz konusu uluslararası tarafların başında gelen ABD’yi bu savaşta boğmak, dikkatini dağıtmak ve çözümsüzlüğe itmeye mi çalışıldığı gibi önemli bir soruyu gündeme getiriyor.

Aslında, Rusya-Ukrayna savaşıyla ilgili sahada ve siyaset sahnesinde yaşanan gerilim, Doğu Avrupa'daki gelişmeleri Filistin topraklarındaki çatışmayla ilişkilendirmeye giderek daha fazla itiyor. Çünkü ABD ve Batı ülkelerinin her iki bölgede de var olması, rakiplerinin bu savaşlara katılmaları için net bir davet anlamına geliyor. Eğer Rusya Avrupa'daki savaşın tarafı ise Gazze’deki savaşta rolü ne olacak? Ya da Hizbullah ve İsrail arasındaki cephede nasıl bir rol üstlenecek? Aksa Tufanı Operasyonu'na ilişkin bazı geç okumalar, Moskova'nın bu operasyona yakından ya da uzaktan müdahil olmuş olma ihtimalini sorgulasa da elbette net cevaplara ulaşamadı. Şu sıralar sorular, Rusya'nın Ukrayna savaşındaki hesapları ya da başta Çin olmak üzere diğer ülkeler arasında yeni bir uluslararası düzen inşa etme girişimleri bağlamında, savaşı uzatma ve ABD'yi bu savaşla meşgul etme konusundaki çıkarları üzerinde yoğunlaşıyor. Dolayısıyla, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin'in Gazze’deki savaşın patlak vermesinin bir nedeni olarak gördüğü ABD’nin Ortadoğu'daki başarısızlığı, ABD liderliğindeki liberal uluslararası düzenin parçalanmasına yol açıyor.

Gazze’deki savaştan nasıl çıkılacağı ve ‘ertesi günü’ belirsizliğini korurken Ortadoğu’da bu savaşın ortaya çıkardığı yeni bir soğuk savaş biçimiyle karşı karşıya olabiliriz.

Ancak Rusya ile ilgili soruların sorulması, kaçınılmaz olarak Çin ile ilgili sorular da sorulması anlamına geliyor. Pekin, Moskova’nın aksine çatışmaya doğrudan müdahil olmasına dair herhangi bir sinyal vermiyor. Putin geçtiğimiz hafta, Batılı ülkelerin Ukrayna’yı silahlandırmasına ve Rusya'ya saldırmasına izin vermesine karşılık, Moskova'nın dünyanın dört bir yanındaki ABD karşıtı grupları desteklemeye hazır olduğunu söylemişti. Bu da İran ile silah anlaşmaları yapmaya ya da bölgedeki İran yanlısı grupları doğrudan ya da Tahran üzerinden silahlandırmaya hazır olduğu şeklinde yorumlandı. Hizbullah'a yakın çevreler Moskova ile ilişkilerinin şu an her zamankinden daha güçlü olduğundan bahsediyor. Peki, bu Rusya'nın Hizbullah'a silah ya da teknoloji sağladığı anlamına mı geliyor? Her halükârda özellikle Ukrayna ve genel olarak Avrupa kıtasının güvenliği konusunda ABD ve Batı ülkeleri ile derinleşen çatışması çerçevesinde, Rusya'nın Gazze’deki savaşa müdahil olmuş olabileceğinden endişe duymak gerekiyor.

Son yıllarda İsrail, Körfez Arap ülkeleri ve İran'la birlikte bölgedeki varlığının kapsamını genişleten Çin ise Filistin'deki bölünmüşlüğün tarafları olan Fetih Hareketi (El Fetih) ve Hamas Hareketi arasında uzlaşı sağlayama çalışarak ve Filistinliler ile İsrail arasındaki çatışmayı çözmek için uluslararası konferans çağrısında bulunarak, savaşa diplomatik bir pencereden bakıyor.

svdfbgnh
Ürdün'ün ev sahipliğinde yapılan “Eylem Çağrısı: Gazze'ye Acil İnsani Müdahale” konulu Ölüdeniz Konferansı'na katılan ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken (ortada) sağında Arap Birliği Genel Sekreteri Ahmed Ebu Gayt ile, 11 Haziran 2024 (AFP)

Gazze Şeridi’ndeki savaşın büyük resmi böyle, ancak uluslararası ve bölgesel ittifakların karmaşıklığı ve çakışmaları çerçevesinde, uluslararası ve bölgesel safların daha açık dizildiği Soğuk Savaş dönemindeki durumun aksine, bugün bölgedeki ve dünyadaki tüm ülkeler ilişkilerini ve ittifaklarını mümkün olduğunca genişletmeye çalışıyor. Bu ise bölgedeki uluslararası rekabetin, özellikle de günümüzün iki büyük kutbu olan ABD ve Çin arasındaki rekabetin ek bir nedeni haline geliyor. Hem ABD hem de Çin, İsrail'den Körfez ülkelerine ve İran'a kadar bölgedeki diğer ülkelerle ilişkilere sahip. Dolayısıyla Gazze’deki savaştan nasıl çıkılacağı ve ‘ertesi günü’ belirsizliğini korurken, Ortadoğu’da bu savaşın ortaya çıkardığı yeni bir soğuk savaş biçimiyle karşı karşıya olabiliriz.

Fakat savaşı çevreleyen bu uluslararası sahne tek başına savaşın gelişimini ve geleceğini açıklamaya yetmiyor. Zira yerel aktörlerin, Hamas ve İsrail'in, özellikle de Sinvar ve Netanyahu'nun hesapları, çatışmanın geleceği üzerinde çok etkili ve hatta belirleyici. İran’ın Dini Lideri Ali Hamaney'in geçtiğimiz günlerde Hamas Hareketi’ne Biden'ın teklifini kabul etmemesi yönünde yaptığı dolaylı çağrıdan da anlaşılacağı üzere, İran'ın Hamas'ın önemli bir destekçisi olarak savaştaki varlığı, hatta onun tercihlerini yönlendirmesi göz ardı edilemez. Tüm bu aktörlerin, Gazze Şeridi'ndeki savaşta yaşanan gelişmelerin de kanıtladığı üzere, başta bölgedeki başlıca uluslararası aktör olan ABD olmak üzere, savaştaki başlıca ülkelerin çıkarlarını ve tedbirlerini dikkate aldıklarına hiç şüphe yok.

Gazze’deki savaş da dahil olmak üzere bölgedeki olayların çoğu, ABD’nin bölgedeki yeni mühendisliğinin bir parçası olarak, ABD-Suudi Arabistan anlaşması etrafında dönüyor.

Nihayetinde ister müttefikleri ister muhalifleri tarafından olsun, tüm yerel, bölgesel ve uluslararası hesaplar ABD ve onun yakın ve uzak hedefleri etrafında dönüyor. Hamas, İran ve Hizbullah, İsrail ile ABD arasındaki anlaşmazlıkların ve bu anlaşmazlıkların merkezinde yer alan ABD’nin bölgedeki önceliklerinin üzerine bahis oynuyorlar. Biden yönetimi, ABD'nin Doğu Avrupa, Pasifik ya da Çin Denizi gibi önemli uluslararası çatışma bölgelerine yeniden odaklanmasıyla ilgili jeopolitik nedenlerinin yanı sıra Gazze’deki savaşta İsrail'i desteklediği ve gönderdiği çok sayıda silahla on binlerce Filistinli sivilin ölümüne neden olduğu için seçimlerde ABD’lilerin kendisine yönelik tepkisini hafifletmek gibi sebeplerden ötürü üç aşamalı ateşkes anlaşmasının imzalanması için acele ediyor.

xscdvfbg
İsrailli rehinelerin aileleri, Blinken’ın Tel Aviv ziyaretine denk gelecek şekilde, rehinelerin derhal serbest bırakılması talebiyle protesto gösterisi düzenledi 11 Haziran 2024 (Reuters)

Öte yandan Gazze'deki ateşkes, Washington ile Riyad arasında bir savunma anlaşmasından oluşan ve Washington'ın İsrail'i Suudi Arabistan ile normalleşme anlaşması yoluyla bölgeye daha fazla entegre etme çabaları çerçevesinde Tel Aviv'in de katılabileceği, ancak Tel Aviv'in Riyad'ın talep ettiği gibi iki devletli bir çözüm ile ilgili somut adımlar atmasına bağlı olan, ABD himayesinde ‘bölgesel bir yapı’ inşa etmeye doğru ilerliyor. Dolayısıyla, Gazze’deki savaş da dahil olmak üzere bölgedeki olayların çoğu, ABD’nin bölgedeki yeni mühendisliğinin bir parçası olarak ABD-Suudi Arabistan anlaşması etrafında dönüyor. Bu sebeple, İran’ın Dini Lideri Ali Hamaney’in kısa süre önce Aksa Tufanı Operasyonu’nu, bölgedeki denklemleri değiştirmeye yönelik bir Amerikan projesini engellediğini söyleyerek övmesi kimseyi şaşırtmadı.

Hamas Hareketi’nin Gazze’deki lideri Yahya Sinvar'ın özellikle de esir kartını elinde tuttuğu sürece, elinde kalanlarla savaşmaya devam etme isteğine ilişkin kendi hesaplarıyla kesiştiğinde İran'dan gelen sinyalleri aldığına şüphe yok. İşte şimdi Washington ona ABD vatandaşı olan rehineler için arada İsrail olmadan müzakere etme teklifinde bulunuyor. Sinvar’ın sadece iki seçeneği var. Ya İsrail, uluslararası tarafların garantörlüğünde kalıcı bir ateşkesi kabul edecek ya da savaşmaya devam edecek. Şimdiye kadar bu iki seçenek dışında üçüncü bir seçeneği kabul etmeye istekli görünmedi. Sinvar'ın tutumunun, özellikle Hamas’ın Doha'daki lider kadrosuna uygulanan baskı çerçevesinde bir bütün olarak Hamas'ın tutumu olup olmadığı da tartışmalı bir konu. Ancak İran Hamas'ın ana şemsiyesi olmaya devam ediyor. Bu da Hamas'ın genel tutumunu anlamada önemli bir unsur.

Netanyahu'nun siyasi ve şahsi hesapları, Washington ile ilişkilerinin sınırları ve koşulları da dahil olmak üzere savaştaki seçeneklerini belirlemede önemli rol oynuyor.

İsrail'e ve özellikle Netanyahu'ya gelince; Netanyahu, iki devletli bir çözümü kabul etmeye hazır değil. Çünkü böyle bir durum onu hükümetinin düşmesi ve aşırı sağın yeri doldurulamaz desteğini kaybetmesi tehdidiyle karşı karşıya bırakacaktır. Yani ya hem Filistinlilerle savaşı hem de İsrail içindeki siyasi çatışmayı kazanarak ikisi de kazanacak ya da ikisini birden kaybedecek. Tecrübeli bir siyasetçi olan Netanyahu, İsrail'deki siyasi ve demografik geleceğin özellikle savaş sonrasında aşırı sağcı eğilimlerden yana olduğunu çok iyi biliyor. Bu nedenle önceliklerinin, görev süresi sona ermekte olan Biden yönetimiyle ilişkileri pahasına da olsa aşırı sağcı akımların kendisine olan desteğini sürdürmek olması gerektiğini bilen Bibi (Netanyahu), İsrail sağının değirmenine su taşıyan Donald Trump'ın seçimleri kazanması üzerine de bahis oynuyor olabilir. Nihayetinde Netanyahu'nun siyasi ve şahsi hesapları, Washington'la ilişkinin sınırları ve koşulları da dahil olmak üzere savaştaki seçeneklerini belirlemede önemli rol oynuyor. İsrail sağının anlatısı, Biden'ın İsrail'e yardım etmek yerine, onu bölgeye yönelik projesinin bir parçası olarak kullandığı yönünde ve bu da elbette Netanyahu ve danışmanları tarafından çok iyi biliniyor.

Tüm bu üst üste binen uluslararası, bölgesel ve yerel sahneler açısından Gazze’deki savaştan çıkış yolunu hayal etmek daha da zorlaşıyor. O halde bölge uzun bir ‘yıpratma savaşına’ mı hazırlanmalı? Nihayetinde böyle bir savaşın bedelini öncelikle Filistinli siviller, ikinci olarak da Lübnan'da, Suriye'de, hatta biraz daha uzaktaki Irak'ta olsun, uzun savaşlara alışkın olan ‘Bereketli Hilalin’ halkları ödeyecek.



Patron benim… Nikotin bandın var mı?... G7 liderleri arasında geçen samimi diyaloglar

 ABD Başkanı Donald Trump, G7 liderleriyle düzenlenen çalışma yemeği sırasında Almanya Başbakanı Friedrich Merz (solda), Avrupa Konseyi Başkanı Antonio Costa (sağda) ve İtalya Başbakanı Giorgia Meloni ile sohbet ediyor. (AP)
ABD Başkanı Donald Trump, G7 liderleriyle düzenlenen çalışma yemeği sırasında Almanya Başbakanı Friedrich Merz (solda), Avrupa Konseyi Başkanı Antonio Costa (sağda) ve İtalya Başbakanı Giorgia Meloni ile sohbet ediyor. (AP)
TT

Patron benim… Nikotin bandın var mı?... G7 liderleri arasında geçen samimi diyaloglar

 ABD Başkanı Donald Trump, G7 liderleriyle düzenlenen çalışma yemeği sırasında Almanya Başbakanı Friedrich Merz (solda), Avrupa Konseyi Başkanı Antonio Costa (sağda) ve İtalya Başbakanı Giorgia Meloni ile sohbet ediyor. (AP)
ABD Başkanı Donald Trump, G7 liderleriyle düzenlenen çalışma yemeği sırasında Almanya Başbakanı Friedrich Merz (solda), Avrupa Konseyi Başkanı Antonio Costa (sağda) ve İtalya Başbakanı Giorgia Meloni ile sohbet ediyor. (AP)

Dünya’nın en büyük yedi sanayi ülkesinin liderleri, savaşlar, ticaret ve ekonomi gibi küresel ölçekteki zorlu dosyaları görüşmek üzere bir araya gelirken, zirve koridorlarında açık kalan mikrofonlar resmi toplantıların ötesindeki farklı tabloyu da ortaya koydu. Açık mikrofonlara yansıyan samimi sohbetler ve esprili anlar, liderlerin insani yönlerini gözler önüne sererken, zirvenin ciddi atmosferine renk kattı.

Şarku’l Avsat’ın AP’den aktardığına göre, zirve sırasında mikrofonlara yansıyan dikkat çekici ve eğlenceli kulis konuşmalarından bazıları şöyle:

Trump liderlerle şakalaşıyor: “Patron benim”

ABD Başkanı Donald Trump, zirvenin son gününde bugün (çarşamba) gerçekleştirilen sabah oturumuna gecikmeli katıldı. Trump, daha sonra resmi atmosferi esprili bir çıkışla yumuşatarak oval masa etrafında oturan liderlere hitaben, “Patron benim” ifadesini kullandı. Trump’ın sözleri salonda bulunan liderler arasında kahkahalara neden oldu.

Meloni sigarayı bıraktığını açıkladı

Zirvede dün (salı) dikkat çekici anlardan biri, Almanya Başbakanı Friedrich Merz’in İtalya Başbakanı Giorgia Meloni’ye o sabah sigara içip içmediğini sormasıyla yaşandı. Meloni ise 1 Mayıs’tan bu yana sigara içmediğini açıkladı.

Meloni’nin açıklaması, Kanada, Birleşik Krallık, Japonya ve Avrupa Birliği (AB) liderlerinden tebrik ve destek mesajları alırken, Kanada Başbakanı Mark Carney de kolunu tutarak esprili bir şekilde, “Nikotin bandın var mı?” diye sordu. Carney’nin sözleri, sigarayı bırakma sürecinde kullanılan nikotin bantlarına gönderme olarak salondakileri gülümsetti.

Spor tartışmaları

Zirvede, organizasyonun Dünya Kupası maçlarıyla aynı döneme denk gelmesi nedeniyle spor sohbetleri de gündemin bir parçası oldu.

Dün liderlerin öğle yemeğinde bir araya geldiği sırada Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ve diğer bazı liderler futbol maçlarına ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Bu sırada katılımcılardan birinin, Fransa Milli Takımı’na yönelik destek sloganı olan “Haydi Maviler!” diye tezahürat yaptığı duyuldu.

Ayrıca bir başka liderin, Paris Saint-Germain’in UEFA Şampiyonlar Ligi’ndeki son zaferi hakkında konuştuğu da mikrofonlara yansıdı.

Öte yandan Trump, pazar günü Beyaz Saray’da düzenlenen karma dövüş sanatları etkinliğine katılımından heyecanla söz etti. Birleşik Krallık Başbakanı Keir Starmer ise Yeşil Burun Adaları Milli Takımı’nın İspanya karşısında aldığı sürpriz beraberlikten duyduğu memnuniyeti dile getirdi.

Grönland’a yönelik belirsiz bir ima

Zirvenin en merak uyandıran anlarından biri ise açık mikrofonlara yansıyan kısa bir Trump-Costa diyaloğu oldu. Trump ile Avrupa Konseyi Başkanı Antonio Costa arasında geçen kısa konuşmada Trump’ın, “Anlıyor musun?” dedikten sonra duraksayarak doğrudan Costa’ya baktığı ve ardından yalnızca “Grönland” dediği duyuldu. Ancak konuşmanın bağlamı ve söz konusu ifadeye neyin yol açtığı netlik kazanmadı.

Trump’ın bu sözleri, daha önce Danimarka’ya bağlı özerk bölge olan Grönland’ı ABD’ye katma yönündeki isteğine ilişkin açıklamalarının yarattığı tartışmaları yeniden gündeme taşıdı.

Macron saatini unuttu

Zirvede yaşanan bir diğer eğlenceli olay ise Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un dünkü çalışma yemeğinin ardından saatini unuttuğunun fark edilmesiyle yaşandı.

Kanada Başbakanı Mark Carney’nin duruma dikkat çekmesinin ardından Trump esprili bir şekilde araya girerek saatin kendisinde kalmasını istedi. Trump’ın bu çıkışı salondaki liderler arasında kahkahalara neden oldu.

Liderler birbirlerine hediyeler verdi

Toplantıların yanı sıra liderler arasında çeşitli sembolik hediyeleşmeler de yaşandı.

Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, gelecek yıl Fransız Alpleri’nde düzenlenecek Dünya Bisiklet Şampiyonası’nın tanıtımına katkı sağlamak amacıyla diğer yedi lidere özel bisikletler hediye etti. Uluslararası Bisiklet Birliği Başkanı David Lappartient, bu bilgiyi sosyal medya hesabından paylaştı.

Öte yandan Almanya Başbakanı Friedrich Merz, ABD Başkanı Donald Trump’a üzerinde ‘Trump’ yazan ve 47 numarasını taşıyan Almanya Milli Futbol Takımı forması hediye etti. Formadaki 47 numarasının, Trump’ın başkanlık görevine gönderme yaptığı belirtildi. Trump, fotoğraf çekimi sırasında formayı kaldırarak kameralar karşısında gülümsedi, ardından formayı bir kenara bıraktı.

Merz de hediyenin fotoğrafını sosyal medya hesabında paylaşarak gönderisine kısa bir not ekledi: “Sonuçta hepimiz aynı takımdayız.”


Trump: Mutabakat muhtırası nihai değil, gerekirse bombalamaya döneriz

Fotoğraf: Reuters
Fotoğraf: Reuters
TT

Trump: Mutabakat muhtırası nihai değil, gerekirse bombalamaya döneriz

Fotoğraf: Reuters
Fotoğraf: Reuters

ABD Başkanı Donald Trump, İran ile imzalanması planlanan mutabakat muhtırasının "nihai bir anlaşma olmadığını" belirterek, "Eğer anlaşmayı beğenmezsem yeniden bombalamaya döneriz" dedi. Trump ayrıca, muhtıranın yaptırımların derhal kaldırılmasını içermediğini, ancak bu konunun daha sonra ele alınacağını ifade etti.

Öte yandan, Fransa'nın Evian-les-Bains kentinde bir araya gelen G7 liderleri, ABD ile İran arasında varılan anlaşmayı memnuniyetle karşıladıklarını ve uygulanmasına katkı sağlamaya hazır olduklarını açıkladı.

Lübnan'da ise Washington ile Tahran'ın savaşı sona erdiren ve İsrail ile Hizbullah cephesini de kapsayan bir anlaşmaya vardığını duyurmasına rağmen, İsrail ordusu ülkenin güneyindeki çeşitli bölgelere hava saldırıları düzenledi.

ABD-İran Mutabakat muhtırasının taslak metni

Bloomberg, ABD ile İran arasında cuma günü İsviçre'de imzalanması planlanan ve 14 maddeden oluşan mutabakat muhtırasının taslağını yayımladı:

1. İran ve ABD, mevcut savaşta yer alan müttefikleriyle birlikte, bu mutabakatın imzalanmasıyla tüm cephelerde, Lübnan da dahil olmak üzere, savaşın derhal ve kalıcı olarak sona erdiğini ilan eder. Taraflar birbirlerine karşı düşmanca eylemlerde bulunmamayı, güç kullanma tehdidinden veya güç kullanımından kaçınmayı taahhüt eder. Nihai anlaşma, bu madde ve diğer tüm maddeleri teyit edecektir.

2. İran ve ABD, karşılıklı olarak egemenliklerine ve toprak bütünlüklerine saygı göstermeyi, birbirlerinin iç işlerine müdahale etmemeyi taahhüt eder.

3. Taraflar, karşılıklı mutabakatla uzatılabilecek en fazla 60 günlük süre içinde nihai bir anlaşmaya ulaşmak üzere müzakereler yürütmeyi kabul eder.

4. Mutabakatın imzalanmasının ardından ABD, deniz ablukasını kaldıracak, İran'a yönelik müdahale ve engellemeleri durduracak ve en geç 30 gün içinde deniz taşımacılığını savaş öncesi kapasitesine döndürecektir. İran'a ait gemi trafiği de savaş öncesi seviyelerle orantılı olacaktır. Ayrıca ABD, nihai anlaşmanın ardından 30 gün içinde çevre bölgelerdeki güçlerini çekmeyi taahhüt eder.

5. İran, teknik engellerin giderilmesi ve mayın temizliği çalışmalarını da dikkate alarak, Basra Körfezi ile Umman Denizi arasındaki ticari gemi trafiğini 30 gün içinde savaş öncesi seviyelere çıkarmak için gerekli adımları atacaktır.

6. ABD, bölgesel ortaklarıyla iş birliği içinde, İran'ın ekonomik kalkınması ve yeniden yapılandırılması için en az 300 milyar dolarlık finansman içeren kapsamlı bir plan hazırlayacaktır. Bu planın uygulama mekanizması nihai anlaşmanın bir parçası olarak 60 gün içinde belirlenecektir.

7. ABD, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi ve Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı Yönetim Kurulu kararları ile birincil ve ikincil tüm Amerikan yaptırımları dahil olmak üzere İran'a yönelik mevcut yaptırımların kaldırılmasını öngören bir takvim üzerinde anlaşmayı taahhüt eder.

8. İran, hiçbir koşulda nükleer silah üretmeyeceğini yeniden teyit eder. Zenginleştirilmiş materyallerin akıbeti ve İran'ın nükleer ihtiyaçları da dahil olmak üzere nükleer programla ilgili diğer konular nihai anlaşmada düzenlenecektir.

9. Nihai anlaşmaya varılıncaya kadar mevcut durum korunacaktır. İran nükleer programındaki mevcut pozisyonunu muhafaza edecek, ABD ise yeni yaptırımlar uygulamayacak ve bölgedeki askerî varlığını artırmayacaktır.

10. ABD, yaptırımlar kaldırılıncaya kadar İran ham petrolü, petrokimya ürünleri ve bunlarla bağlantılı bankacılık, sigorta ve taşımacılık hizmetlerine yönelik muafiyetler sağlayacaktır.

11. Nihai anlaşmaya yönelik ilerlemeler doğrultusunda İran'a ait dondurulmuş veya kısıtlanmış fon ve varlıklar serbest bırakılacak ve İran Merkez Bankası'nın belirleyeceği nihai yararlanıcıların kullanımına sunulacaktır. ABD bu kapsamda gerekli tüm izin ve lisansları verecektir.

12. İran ve ABD, nihai anlaşmanın başarılı şekilde uygulanmasını ve gelecekteki uyumu denetlemek amacıyla ortak bir uygulama mekanizması kuracaktır.

13. İran, mutabakatın 4, 5, 10 ve 11. maddelerinin uygulanmaya başlamasına ilişkin güvenceleri aldıktan sonra ve bu uygulamalar sürdüğü müddetçe, taraflar yalnızca kalan maddeler hakkında nihai anlaşma müzakerelerine başlayacaktır.

14. Nihai anlaşma, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi tarafından kabul edilecek bağlayıcı bir karar temelinde yürürlüğe girecektir.

Arakçi, Lavrov'a ABD'nin sorumluluğunu hatırlattı

İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, Rus mevkidaşı Sergey Lavrov ile yaptığı telefon görüşmesinde Tahran ile Washington arasında varılan mutabakat muhtırasının ayrıntılarını ele aldı.

İran Dışişleri Bakanlığı'nın açıklamasına göre Arakçi, görüşmede muhtıranın detaylarını aktararak, maddelerin uygulanmasında sorumluluğun ABD'ye ait olduğunu vurguladı. Ayrıca İsrail'in Lübnan'a yönelik saldırılarının tamamen durdurulması gerektiğini belirtti.

Açıklamada, iki bakanın ikili ilişkilerle ilgili çeşitli konuları da değerlendirdiği ve Lavrov'un mutabakat muhtırasını memnuniyetle karşıladığı ifade edildi.

Bakanlık ayrıca, Arakçi ve Lavrov'un uluslararası toplumun ve Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'nin söz konusu mutabakatı desteklemesinin önemine dikkat çektiğini, Orta Doğu'da barış ve istikrarın güçlendirilmesi amacıyla diplomatik temasların sürdürülmesi gerektiğini vurguladığını kaydetti.

Önümüzdeki dönemde İran'ın nükleer programı, ekonomik yaptırımlar ve karşılıklı yükümlülüklerin uygulanma mekanizmalarına ilişkin ayrıntılı müzakerelerin devam etmesi bekleniyor. Bu nedenle mevcut anlaşma, iki ülke arasındaki anlaşmazlıkların daha kapsamlı bir çözüme kavuşturulmasına zemin hazırlayan genel bir çerçeve olarak değerlendiriliyor.


Washington, ABD kamuoyunun şüphelerine karşın İsrail ile güvenlik bağlarını güçlendiriyor

Washington, ABD kamuoyunun şüphelerine karşın İsrail ile güvenlik bağlarını güçlendiriyor
TT

Washington, ABD kamuoyunun şüphelerine karşın İsrail ile güvenlik bağlarını güçlendiriyor

Washington, ABD kamuoyunun şüphelerine karşın İsrail ile güvenlik bağlarını güçlendiriyor

Robert Ford

Washington’daki İsrail yanlıları, Amerikan kamuoyundaki artan öfkeye rağmen İsrail’in gücünü pekiştirmeye yönelik yeni politikalar üretme konusundaki ustalıklarını sergilemeyi sürdürüyor. Mevcut ikili savunma anlaşması çerçevesinde İsrail'e her yıl İsrail ve ABD askeri sistemleri ile teçhizatı satın almak üzere hükümet hesaplarına 3,3 milyar dolar nakit aktarılıyor. Buna iki ülkenin yakın iş birliği içinde yürüttüğü füze savunma sistemlerine ayrılan 500 milyon dolar da ekleniyor. Bu anlaşmanın 2028 yılında sona ermesinin ardından ne olacağı sorusu ise Washington gündeminin odağına yerleşmiş durumda. Amerikan kamuoyu büyük yardım programına karşı cephe aldı. New York Times (NYT) gazetesi ile Siena Araştırma Enstitüsü’nün (SRI) geçtiğimiz mayıs ayında kayıtlı seçmenler arasında gerçekleştirdiği anket, seçmenlerin yüzde 57'sinin İsrail'e daha fazla askeri ve ekonomik yardım sağlanmasına karşı çıktığını ortaya koydu. Bu oran, Amerikalıların İsrail'in tutumundan duydukları şüpheciliğin giderek arttığını yansıtan göstergeler serisinin en güncel halkası oldu. Özellikle Cumhuriyetçiler ve genç seçmenler arasındaki desteğin erimesi bu tabloyu belirginleştiriyor. Dolayısıyla büyük yardım programının yenilenmesi, siyasetçiler ve Kongre üyeleri arasında hiç olmadığı kadar sert bir tartışmaya zemin hazırlayacak.

ABD, F-35 savaş uçağı gibi önemli askeri projelerde bazı ülkelerle ortak üretim anlaşmalarına sahip.

İsrail'de ise ABD'nin İsrail'e sağladığı yardımlara yönelik Amerikan halk desteğinin gerilediğine ilişkin farkındalık artıyor. Bu yardımların artık zorunlu olmadığını, hatta İsrail'in karar serbestisini kısıtlayabileceğini ileri süren sesler de yükseliyor. Dolayısıyla Başbakan Binyamin Netanyahu dahil İsrailli yetkililer son altı ay içinde her iki ülkenin savunma sanayii sektörlerinin daha geniş bir sistem ve teçhizat yelpazesinde doğrudan iş birliği yapmasına imkân tanıyacak biçimde ikili askeri ilişkinin yapısının değiştirilmesini önerdi. Amerikan İsrail Halkla İlişkiler Komitesi (AIPAC), Demokrasileri Savunma Vakfı (FDD) ve Heritage Vakfı gibi ABD'deki lobi grupları ve düşünce kuruluşlarının desteğiyle bazı Kongre üyeleri, Amerikan kaynaklarını İsrail'in gücünü pekiştirmeye yönelik kullanmak için yeni bir strateji ortaya attı. ABD Savunma Bakanlığı bütçe yasası da 2027 yılında İsrailli savunma sektörü şirketlerini ABD Savunma Bakanlığı’nın (Pentagon) teknolojik araştırma ile yeni askeri sistem ve teçhizat geliştirme ve üretim programlarına entegre edecek yeni bir politikayı hayata geçirecek. Savunma Bakanlığı bütçe yasasının 224. maddesi kabul edilirse Pentagon bünyesinde insansız hava araçlarına (İHA) karşı sistemler, hava savunma, yapay zeka (AI), savunma amaçlı ileri bilgisayar teknolojisi, siber savaş, biyoteknoloji ve savunma sanayii geliştirme alanlarındaki ortak projeleri yönetmek üzere yeni bir ofis kurulacak. Bu alanlarda yürütülecek çalışmalar İsrailli şirketlere son derece hassas Amerikan teknolojilerine açılan yeni kapılar aralayacak.

rgrbgf
ABD Başkanı Donald Trump ve İsrail Başbakanı Benjamin Netanyahu, ABD’nin Florida eyaletindeki Palm Beach’te bulunan Trump’a ait Mar-a-Lago kulübünde gerçekleştirdikleri görüşmenin ardından düzenlenen basın toplantısında el sıkışırken, 29 Aralık 2025 (Reuters)

ABD, F-35 savaş uçağı gibi önemli askeri projelerde bazı ülkelerle halihazırda ortak üretim anlaşmalarına sahip; bu çerçevede yabancı şirketler Amerikan yönergelerine göre uçağın belirli bileşenlerini veya parçalarını üretiyor.

Dikkat çekici olan husussa Washington’ın F-35 programındaki tüm kritik bileşenler ve fikri mülkiyet hakları üzerindeki kontrolünü elinde bulunduruyor olması.

Bu sayede ABD, siyasi anlaşmazlıklar gerekçesiyle Türkiye gibi ülkeleri uçak parçası üretim sözleşmelerinin dışında tutabiliyor. İsrail'e özel 224. madde önerisi ise farklı bir yönde ilerliyor. Bu senaryoda Pentagon, teknolojiyi ve sistemleri araştırıp geliştirmeleri için İsrailli şirketleri tek başına ya da ABD merkezli şirketlerle ortaklaşa finanse edecek, ardından bu ürünleri kendi kullanımı için satın alacak. İsrail merkezli şirketler ise geliştirdikleri teknolojilere ek olarak Amerikalılara yönelik sistem ve teçhizat üretiminde kullandıkları üretim tesislerinin de sahibi olacak. Bu anlamda İsrailli savunma şirketleri, Pentagon ve yurt dışı pazarları hem İsrail ordusunun ihtiyacını hem de İsrail ihracat pazarını birlikte geride bırakan dev Amerikan askeri-sanayi kompleksinin bir parçası haline gelecek. ABD-İsrail İş Birliği Başkanı Aaron Kaplowitz, haziran ayı başlarında Washington Post'ta yayımlanan bir makalede ABD Sınır Güvenliği teşkilatının halihazırda İsrail yapımı İHA’lar kullandığına dikkati çekerek bunu İsrail teknolojisinin ABD silah sistemlerine entegre edilerek geliştirilmesi halinde Amerikan askeri kapasitesini artırabileceğinin kanıtı olarak sundu.

ABD Senatosu, Ulusal İstihbarat Direktörlüğü’nden, bölgesel İHA teknolojileri ve yeteneklerini de içeren konularda İsrail hükümetiyle istihbarat paylaşımının kapsamını genişletmesini talep eden bir yasa tasarısını görüşüyor.

Kaplowitz'in bazı İsrailli savunma şirketlerinde bizzat yatırımcı konumunda olduğunu da belirtmek gerekir. Öte yandan Amerikan askeri kapasitesini güçlendirmeye ilişkin bu argüman Washington'da başka eleştirilere de zemin hazırladı. Gazze savaşına duyduğu tepkiyle istifa eden ABD Dışişleri Bakanlığı eski Askeri Yardım Ofisi yetkilisi Josh Paul, 224. maddeyi İsrail'e sağlanan yardımları Pentagon'un araştırma ve silah için ayrılan dev bütçesinin içine gizlemenin bir aracı olarak nitelendirdi. Paul ayrıca İsrail kontrolündeki teknolojilerin ve üretim tesislerinin Pentagon'un silah tedarik süreçlerine entegre edilmesinin, Washington ile Kudüs arasında ciddi bir politika anlaşmazlığı patlak verdiğinde İsrail'e Pentagon'un yeni sistem ve teçhizat edinmesini ya da konuşlandırmasını geciktirme imkânı tanıyabileceği uyarısında da bulundu. Paul, İsrailli şirketlerin Amerikalı şirketlerle yürütülen ortak projeler aracılığıyla geliştirilen teknolojiyi ihracat pazarlarında diğer Amerikan şirketleriyle rekabet etmek için kullanabileceğini de vurguladı.

Entegrasyon insan hakları baskısını azaltacak

Simon ve diğerleri, yıllık askeri yardımların Pentagon'un İsrailli şirketlerle yapacağı tedarik sözleşmeleri ve Amerikan-İsrail ortak projeleriyle ikame edilmesinin Washington'ın İsrail politikası ile Filistinlilerin hakları üzerindeki etkisini kısıtlayacağını da vurguluyor. Amerikan yasaları, insan haklarını ihlal eden ülkelerin ABD silahı edinemeyeceğini öngörüyor. Biden yönetiminin Gazze'de kullanılan ve büyük ölçüde Washington tarafından finanse edilen İsrail silah alımlarına kısıtlama getirmeme politikası Demokrat Parti içinde derin bir kırılmaya yol açmıştı. Askeri alımlar için ayrılan yıllık nakit transferinin sona ermesi ise Washington'ın teorik olarak İsrail'in sahadaki uygulamalarına karşılık olarak yardım akışını durdurma seçeneğini yitireceği anlamına gelecek. Kongre'nin, özellikle Amerikalı şirketlerle yürütülen ortak projelerde Pentagon'a ürün tedarik eden ve Amerikan askeri gücünü sağlamlaştıran yapılarsa, İsrailli şirketlere yönelik araştırma ve üretim anlaşmalarını hedef alması çok daha güç olacak.

scc
ABD Ordusu Hava Savunma Topçu Birliği’den bir asker, Orta Doğu'da adı açıklanmayan bir konumda, ordunun son aşama balistik füze savunmasındaki ana sistemi Patriot MIM-104 füze sisteminin bakımını yaparken, 1 Haziran 2026 (AFP)

Eski ABD Başkanı Barack Obama yönetiminde Ulusal Güvenlik Konseyi'nin eski yetkilisi Steve Simon, Responsible Statecraft sitesinde yayımladığı analizde ABD topraklarında İsraillilerin sahip olduğu yeni üretim tesislerinin Pentagon'un ihtiyaçlarını karşılamak üzere Amerikalılara istihdam sağlayacağını ve böylece dış politikada İsrail ile yaşanabilecek herhangi bir anlaşmazlıktan bağımsız biçimde bu istihdamı koruma yönünde iç siyasi bir çıkar oluşturacağını vurguladı. Aaron Kaplowitz ise 224. maddeye ilişkin ABD'nin siyasi kararının Amerikan savunma politikasını askeri kapasiteye duyulan ihtiyacın mı yoksa eylemci baskının mı şekillendireceğini ortaya koyacağını sorguladı. İsrail'in sahadaki uygulamaları ne olursa olsun İsrailli şirketleri savunan Kaplowitz, kamuoyu görüşünün Amerikalılar açısından önemini koruması gerektiği, ancak ulusal güvenliğin her zaman önce gelmesi gerektiğini değerlendirdi.

İsrail casusluğuna rağmen artan istihbarat paylaşımı

ABD Senatosu aynı zamanda Ulusal İstihbarat Direktöründen İsrail hükümetiyle bölgesel insansız hava aracı teknolojileri ve kapasiteleri, seyir füzesi ve balistik füze kapasiteleri, terör, yaptırımları delme girişimleri ile devletlerin ve devlet dışı aktörlerin plan ve niyetleri dahil çeşitli dosyalarda istihbarat paylaşımını genişletmesini talep eden bir yasayı görüşüyor. İstihbarat bütçe yasasının 622. maddesindeki düzenleme, Başkan 15 gün içinde Kongre'ye tehlikeye girebilecek belirli bir ulusal güvenlik çıkarını açıklayan bir mektup iletmedikçe bu paylaşımın askıya alınmasını veya kısıtlanmasını yasaklıyor.

Savunma sanayisinin birleştirilmesi ve istihbarat paylaşımının genişletilmesine yönelik adımlar Kongre’de sorunsuz bir şekilde ilerliyor.

Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre ABD sınırlı kapsamda birçok ülkeyle istihbarat paylaşımında bulunmakla birlikte başka bir ülkeyle bu tür Kongre denetimine tabi bir formatta istihbarat paylaşımını düzenleyen herhangi bir yasa mevcut değil. İstihbarat bütçesinin bu maddesi Senato'ya, Pentagon'un Savunma İstihbarat Teşkilatı'nın ABD politika müzakerelerine ilişkin bilgi toplamaya yönelik bir İsrail istihbarat girişimini son derece ciddi bir tehdit olarak sınıflandırdığını kamuoyu önünde kabul etmesinden kısa süre sonra ulaşması dikkati çekti.

Washington'da siyasi hesaplar kolay görünüyor

İsrail yanlısı lobinin geçtiğimiz yıl Demokrat Parti'nin sol kesiminin ve az sayıda Cumhuriyetçinin de katıldığı emsalsiz eleştirilerle karşılamasına karşın savunma sanayii entegrasyonu ve istihbarat paylaşımının genişletilmesine yönelik düzenlemeler Kongre'de herhangi bir engele takılmadan ilerlemeye devam ediyor. Temsilciler Meclisi Silahlı Kuvvetler Komitesi'nin Pentagon bütçe yasasına ilişkin görüşmelerinde başta Kaliforniya Temsilcisi Ro Khanna olmak üzere Demokratların yalnızca bir kısmı 219. maddeye itiraz etti. Khanna'nın 219. maddeyi tasarıdan çıkarma girişimi ise komite içinde yeterli destek bulamadı.

frvfrvf
M142 Yüksek Hareket Kabiliyetli Topçu Roket Sistemi (HIMARS), 13 Mart 2026 tarihinde, yeri açıklanmayan bir bölgede Destansı Öfke Operasyonu kapsamında gerçek mühimmatla tatbikatlar gerçekleştiriyor (AFP)

Yasa tasarısı şimdi Temsilciler Meclisi'nin genel kurulunda nihai oylamaya sunulacak. Khanna ve Cumhuriyetçi Thomas Massie dahil az sayıda temsilci 219. maddeyi Pentagon bütçe yasasından çıkarmak için bir kez daha girişimde bulunacak. Ancak daha geniş bir muhalefetin oluştuğuna dair işaretler henüz son derece sınırlı. Benzer şekilde, istihbarat bütçe yasasında önerilen istihbarat paylaşımının genişletilmesi de Senato İstihbarat Komitesi'nin görüşmelerinde kayda değer bir tartışmaya yol açmadı. Bu yasa tasarısı da şimdi Senato genel kuruluna sevk edilecek.

Kongre üyelerinin, Savunma Bakanlığı’nın yıllık bütçesi gibi büyük ve hayati öneme sahip yasaların içine kendi tercih ettikleri özel tasarıları dahil etmeleri şaşırtıcı değil.

Her iki yasa tasarısının da eylüle kadar Temsilciler Meclisi ve Senato'dan geçmesi gerekiyor. Demokrat Parti'nin, özellikle İran'la savaşın çözümsüz kalmayı sürdürmesiyle birlikte her iki tasarıya karşı itirazlarını yükseltmesi ve bu süreçte Thomas Massie gibi az sayıda Cumhuriyetçinin de safa gelmesi bekleniyor. Ancak Pentagon ve istihbarat bütçelerindeki İsrail'e ilişkin maddeler, ABD'nin küresel güvenlik politikasına dair daha kapsamlı tartışmanın gölgesinde yalnızca sınırlı ilgi görecek.

Kongre üyelerinin yıllık savunma bütçesi gibi büyük ve hayati önem taşıyan yasaların içine kendi öncelikli projelerini yerleştirmesi alışılmamış bir durum değil. Nitekim Suriye kökenli Amerikalılar, Kongre'yi 2019 yılında devrik Esed rejimine yönelik Caesar (Sezar) Yaptırımları’nı, Savunma Bakanlığı bütçe yasasına dahil etmeye ikna etmeyi başarmıştı. İsrail ile ikili ilişkilerin derinleştirilmesine en kararlı biçimde karşı çıkanlar bile her eyalete ekonomik kazanım sağlayan bir Pentagon bütçesine olumsuz oy vermenin siyasi bedelini göze alamayacak.

Kongre gelecekteki Dışişleri Bakanlığı bütçe görüşmelerinde İsrail'e yönelik nakit askeri yardımı kısmaya karar verebilir; ancak savunma sanayii entegrasyonu ve istihbarat paylaşımının genişletilmesi büyük olasılıkla bu engelden geçecek. İsrail'e yönelik askeri yardım eleştirilerine duyarlı Kongre üyeleri bu doğrudan yardımları kısma yönünde oy kullanarak İsrail eleştirmenlerini memnun edebilir. Öte yandan ABD-İsrail savunma sanayii entegrasyonunu derinleştiren ve istihbarat paylaşımını artıran yasaları destekleyerek İsrail yanlısı lobi ile ilişkilerini sıcak tutabilir.

Böylece Washington'daki İsrail destekçileri, Amerikan kamuoyundaki eğilimlerden bağımsız olarak bölgedeki İsrail nüfuzunu pekiştirecek yeni ve güçlü araçlar elde etmiş olacak.