Gazze’deki savaş ve dünya savaşlarının yıl dönümü

Gazze Savaşı ve uluslararası krizlerin çağrışımları

Gazze Şeridi'nin güneyindeki Han Yunus'ta yıkılmış binaların yanındaki dar bir sokakta yürüyen Filistinliler, 11 Haziran 2024 (AFP)
Gazze Şeridi'nin güneyindeki Han Yunus'ta yıkılmış binaların yanındaki dar bir sokakta yürüyen Filistinliler, 11 Haziran 2024 (AFP)
TT

Gazze’deki savaş ve dünya savaşlarının yıl dönümü

Gazze Şeridi'nin güneyindeki Han Yunus'ta yıkılmış binaların yanındaki dar bir sokakta yürüyen Filistinliler, 11 Haziran 2024 (AFP)
Gazze Şeridi'nin güneyindeki Han Yunus'ta yıkılmış binaların yanındaki dar bir sokakta yürüyen Filistinliler, 11 Haziran 2024 (AFP)

Elie el Kaşif

ABD Başkanı Joe Biden’ın Gazze için ateşkes teklifi, muhtemelen Ramazan ayı arifesinde ateşkes ve esir takası anlaşması amacıyla yapılan, ancak tökezleyip başarısızlıkla sonuçlanan müzakerelerle aynı kaderi paylaşacak gibi görünüyor. ABD yönetiminin ister doğrudan İsrail'e ister Arap ülkeleri aracılığıyla Hamas’a olmak üzere savaşan taraflara yönelik tüm baskılarına rağmen, kendisi de bunu öngörmeye ve işaret etmeye başladı. ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken savaşın başlamasından bu yana bölgeye gerçekleştirdiği sekizinci ziyarette bunu yapmaya çalışsa da şimdiye kadar pek başarılı olamadı.

Ne zaman savaşın müzakereler yoluyla durdurulabileceğine dair bir umut doğsa, bu müzakerelerin başarısızlıkla sonuçlanacağına dair kötümser bir rüzgâr esmeye başlıyor. Eğer müzakere girişimi bu kez de başarısız olursa, karamsarlık geçen seferkinden daha da yoğun olacak. Teklif, gerek müzakerelerin başarısız olması ve İsrail ile Hamas'ın Biden'ın teklifine yanıt vermemesi bakımından, gerek savaşın doğrudan tarafları olan Hamas ve İsrail'in, özellikle de Binyamin Netanyahu ve Yahya Sinvar'ın hesapları bakımından gerekse özellikle önümüzdeki kasım ayında yapılması planlanan ABD seçimlerinin arifesinde bölgesel ve uluslararası sahnedeki kaos bakımından İsrail'in Gazze Şeridi'ne yönelik savaşının en karmaşık hale geldiği zor bir zamanda ortaya atıldı. Bu da haftalardır hatta aylardır konuşulan Hamas ve İsrail arasındaki yıpratma savaşının aslında bölgesel ve uluslararası bir çatışmanın yansıması olup olmadığı, yani bölgesel ve uluslararası tarafların kendi hesapları için mi bu çatışmayı derinleştirmeye çalıştıkları ya da söz konusu uluslararası tarafların başında gelen ABD’yi bu savaşta boğmak, dikkatini dağıtmak ve çözümsüzlüğe itmeye mi çalışıldığı gibi önemli bir soruyu gündeme getiriyor.

Aslında, Rusya-Ukrayna savaşıyla ilgili sahada ve siyaset sahnesinde yaşanan gerilim, Doğu Avrupa'daki gelişmeleri Filistin topraklarındaki çatışmayla ilişkilendirmeye giderek daha fazla itiyor. Çünkü ABD ve Batı ülkelerinin her iki bölgede de var olması, rakiplerinin bu savaşlara katılmaları için net bir davet anlamına geliyor. Eğer Rusya Avrupa'daki savaşın tarafı ise Gazze’deki savaşta rolü ne olacak? Ya da Hizbullah ve İsrail arasındaki cephede nasıl bir rol üstlenecek? Aksa Tufanı Operasyonu'na ilişkin bazı geç okumalar, Moskova'nın bu operasyona yakından ya da uzaktan müdahil olmuş olma ihtimalini sorgulasa da elbette net cevaplara ulaşamadı. Şu sıralar sorular, Rusya'nın Ukrayna savaşındaki hesapları ya da başta Çin olmak üzere diğer ülkeler arasında yeni bir uluslararası düzen inşa etme girişimleri bağlamında, savaşı uzatma ve ABD'yi bu savaşla meşgul etme konusundaki çıkarları üzerinde yoğunlaşıyor. Dolayısıyla, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin'in Gazze’deki savaşın patlak vermesinin bir nedeni olarak gördüğü ABD’nin Ortadoğu'daki başarısızlığı, ABD liderliğindeki liberal uluslararası düzenin parçalanmasına yol açıyor.

Gazze’deki savaştan nasıl çıkılacağı ve ‘ertesi günü’ belirsizliğini korurken Ortadoğu’da bu savaşın ortaya çıkardığı yeni bir soğuk savaş biçimiyle karşı karşıya olabiliriz.

Ancak Rusya ile ilgili soruların sorulması, kaçınılmaz olarak Çin ile ilgili sorular da sorulması anlamına geliyor. Pekin, Moskova’nın aksine çatışmaya doğrudan müdahil olmasına dair herhangi bir sinyal vermiyor. Putin geçtiğimiz hafta, Batılı ülkelerin Ukrayna’yı silahlandırmasına ve Rusya'ya saldırmasına izin vermesine karşılık, Moskova'nın dünyanın dört bir yanındaki ABD karşıtı grupları desteklemeye hazır olduğunu söylemişti. Bu da İran ile silah anlaşmaları yapmaya ya da bölgedeki İran yanlısı grupları doğrudan ya da Tahran üzerinden silahlandırmaya hazır olduğu şeklinde yorumlandı. Hizbullah'a yakın çevreler Moskova ile ilişkilerinin şu an her zamankinden daha güçlü olduğundan bahsediyor. Peki, bu Rusya'nın Hizbullah'a silah ya da teknoloji sağladığı anlamına mı geliyor? Her halükârda özellikle Ukrayna ve genel olarak Avrupa kıtasının güvenliği konusunda ABD ve Batı ülkeleri ile derinleşen çatışması çerçevesinde, Rusya'nın Gazze’deki savaşa müdahil olmuş olabileceğinden endişe duymak gerekiyor.

Son yıllarda İsrail, Körfez Arap ülkeleri ve İran'la birlikte bölgedeki varlığının kapsamını genişleten Çin ise Filistin'deki bölünmüşlüğün tarafları olan Fetih Hareketi (El Fetih) ve Hamas Hareketi arasında uzlaşı sağlayama çalışarak ve Filistinliler ile İsrail arasındaki çatışmayı çözmek için uluslararası konferans çağrısında bulunarak, savaşa diplomatik bir pencereden bakıyor.

svdfbgnh
Ürdün'ün ev sahipliğinde yapılan “Eylem Çağrısı: Gazze'ye Acil İnsani Müdahale” konulu Ölüdeniz Konferansı'na katılan ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken (ortada) sağında Arap Birliği Genel Sekreteri Ahmed Ebu Gayt ile, 11 Haziran 2024 (AFP)

Gazze Şeridi’ndeki savaşın büyük resmi böyle, ancak uluslararası ve bölgesel ittifakların karmaşıklığı ve çakışmaları çerçevesinde, uluslararası ve bölgesel safların daha açık dizildiği Soğuk Savaş dönemindeki durumun aksine, bugün bölgedeki ve dünyadaki tüm ülkeler ilişkilerini ve ittifaklarını mümkün olduğunca genişletmeye çalışıyor. Bu ise bölgedeki uluslararası rekabetin, özellikle de günümüzün iki büyük kutbu olan ABD ve Çin arasındaki rekabetin ek bir nedeni haline geliyor. Hem ABD hem de Çin, İsrail'den Körfez ülkelerine ve İran'a kadar bölgedeki diğer ülkelerle ilişkilere sahip. Dolayısıyla Gazze’deki savaştan nasıl çıkılacağı ve ‘ertesi günü’ belirsizliğini korurken, Ortadoğu’da bu savaşın ortaya çıkardığı yeni bir soğuk savaş biçimiyle karşı karşıya olabiliriz.

Fakat savaşı çevreleyen bu uluslararası sahne tek başına savaşın gelişimini ve geleceğini açıklamaya yetmiyor. Zira yerel aktörlerin, Hamas ve İsrail'in, özellikle de Sinvar ve Netanyahu'nun hesapları, çatışmanın geleceği üzerinde çok etkili ve hatta belirleyici. İran’ın Dini Lideri Ali Hamaney'in geçtiğimiz günlerde Hamas Hareketi’ne Biden'ın teklifini kabul etmemesi yönünde yaptığı dolaylı çağrıdan da anlaşılacağı üzere, İran'ın Hamas'ın önemli bir destekçisi olarak savaştaki varlığı, hatta onun tercihlerini yönlendirmesi göz ardı edilemez. Tüm bu aktörlerin, Gazze Şeridi'ndeki savaşta yaşanan gelişmelerin de kanıtladığı üzere, başta bölgedeki başlıca uluslararası aktör olan ABD olmak üzere, savaştaki başlıca ülkelerin çıkarlarını ve tedbirlerini dikkate aldıklarına hiç şüphe yok.

Gazze’deki savaş da dahil olmak üzere bölgedeki olayların çoğu, ABD’nin bölgedeki yeni mühendisliğinin bir parçası olarak, ABD-Suudi Arabistan anlaşması etrafında dönüyor.

Nihayetinde ister müttefikleri ister muhalifleri tarafından olsun, tüm yerel, bölgesel ve uluslararası hesaplar ABD ve onun yakın ve uzak hedefleri etrafında dönüyor. Hamas, İran ve Hizbullah, İsrail ile ABD arasındaki anlaşmazlıkların ve bu anlaşmazlıkların merkezinde yer alan ABD’nin bölgedeki önceliklerinin üzerine bahis oynuyorlar. Biden yönetimi, ABD'nin Doğu Avrupa, Pasifik ya da Çin Denizi gibi önemli uluslararası çatışma bölgelerine yeniden odaklanmasıyla ilgili jeopolitik nedenlerinin yanı sıra Gazze’deki savaşta İsrail'i desteklediği ve gönderdiği çok sayıda silahla on binlerce Filistinli sivilin ölümüne neden olduğu için seçimlerde ABD’lilerin kendisine yönelik tepkisini hafifletmek gibi sebeplerden ötürü üç aşamalı ateşkes anlaşmasının imzalanması için acele ediyor.

xscdvfbg
İsrailli rehinelerin aileleri, Blinken’ın Tel Aviv ziyaretine denk gelecek şekilde, rehinelerin derhal serbest bırakılması talebiyle protesto gösterisi düzenledi 11 Haziran 2024 (Reuters)

Öte yandan Gazze'deki ateşkes, Washington ile Riyad arasında bir savunma anlaşmasından oluşan ve Washington'ın İsrail'i Suudi Arabistan ile normalleşme anlaşması yoluyla bölgeye daha fazla entegre etme çabaları çerçevesinde Tel Aviv'in de katılabileceği, ancak Tel Aviv'in Riyad'ın talep ettiği gibi iki devletli bir çözüm ile ilgili somut adımlar atmasına bağlı olan, ABD himayesinde ‘bölgesel bir yapı’ inşa etmeye doğru ilerliyor. Dolayısıyla, Gazze’deki savaş da dahil olmak üzere bölgedeki olayların çoğu, ABD’nin bölgedeki yeni mühendisliğinin bir parçası olarak ABD-Suudi Arabistan anlaşması etrafında dönüyor. Bu sebeple, İran’ın Dini Lideri Ali Hamaney’in kısa süre önce Aksa Tufanı Operasyonu’nu, bölgedeki denklemleri değiştirmeye yönelik bir Amerikan projesini engellediğini söyleyerek övmesi kimseyi şaşırtmadı.

Hamas Hareketi’nin Gazze’deki lideri Yahya Sinvar'ın özellikle de esir kartını elinde tuttuğu sürece, elinde kalanlarla savaşmaya devam etme isteğine ilişkin kendi hesaplarıyla kesiştiğinde İran'dan gelen sinyalleri aldığına şüphe yok. İşte şimdi Washington ona ABD vatandaşı olan rehineler için arada İsrail olmadan müzakere etme teklifinde bulunuyor. Sinvar’ın sadece iki seçeneği var. Ya İsrail, uluslararası tarafların garantörlüğünde kalıcı bir ateşkesi kabul edecek ya da savaşmaya devam edecek. Şimdiye kadar bu iki seçenek dışında üçüncü bir seçeneği kabul etmeye istekli görünmedi. Sinvar'ın tutumunun, özellikle Hamas’ın Doha'daki lider kadrosuna uygulanan baskı çerçevesinde bir bütün olarak Hamas'ın tutumu olup olmadığı da tartışmalı bir konu. Ancak İran Hamas'ın ana şemsiyesi olmaya devam ediyor. Bu da Hamas'ın genel tutumunu anlamada önemli bir unsur.

Netanyahu'nun siyasi ve şahsi hesapları, Washington ile ilişkilerinin sınırları ve koşulları da dahil olmak üzere savaştaki seçeneklerini belirlemede önemli rol oynuyor.

İsrail'e ve özellikle Netanyahu'ya gelince; Netanyahu, iki devletli bir çözümü kabul etmeye hazır değil. Çünkü böyle bir durum onu hükümetinin düşmesi ve aşırı sağın yeri doldurulamaz desteğini kaybetmesi tehdidiyle karşı karşıya bırakacaktır. Yani ya hem Filistinlilerle savaşı hem de İsrail içindeki siyasi çatışmayı kazanarak ikisi de kazanacak ya da ikisini birden kaybedecek. Tecrübeli bir siyasetçi olan Netanyahu, İsrail'deki siyasi ve demografik geleceğin özellikle savaş sonrasında aşırı sağcı eğilimlerden yana olduğunu çok iyi biliyor. Bu nedenle önceliklerinin, görev süresi sona ermekte olan Biden yönetimiyle ilişkileri pahasına da olsa aşırı sağcı akımların kendisine olan desteğini sürdürmek olması gerektiğini bilen Bibi (Netanyahu), İsrail sağının değirmenine su taşıyan Donald Trump'ın seçimleri kazanması üzerine de bahis oynuyor olabilir. Nihayetinde Netanyahu'nun siyasi ve şahsi hesapları, Washington'la ilişkinin sınırları ve koşulları da dahil olmak üzere savaştaki seçeneklerini belirlemede önemli rol oynuyor. İsrail sağının anlatısı, Biden'ın İsrail'e yardım etmek yerine, onu bölgeye yönelik projesinin bir parçası olarak kullandığı yönünde ve bu da elbette Netanyahu ve danışmanları tarafından çok iyi biliniyor.

Tüm bu üst üste binen uluslararası, bölgesel ve yerel sahneler açısından Gazze’deki savaştan çıkış yolunu hayal etmek daha da zorlaşıyor. O halde bölge uzun bir ‘yıpratma savaşına’ mı hazırlanmalı? Nihayetinde böyle bir savaşın bedelini öncelikle Filistinli siviller, ikinci olarak da Lübnan'da, Suriye'de, hatta biraz daha uzaktaki Irak'ta olsun, uzun savaşlara alışkın olan ‘Bereketli Hilalin’ halkları ödeyecek.



İran'ın Dini Lideri Hamaney, Ejei’yi yeniden Yargı Erki Başkanı olarak atadı

İran Meclis Başkanı Muhammed Bakır Kalibaf, Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan ile Yargı Erki Başkanı Gulam Hüseyin Muhseni Ejei, Ali Hamaney’in cuma günü düzenlenen cenaze töreninde (İran Şura Meclisi)
İran Meclis Başkanı Muhammed Bakır Kalibaf, Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan ile Yargı Erki Başkanı Gulam Hüseyin Muhseni Ejei, Ali Hamaney’in cuma günü düzenlenen cenaze töreninde (İran Şura Meclisi)
TT

İran'ın Dini Lideri Hamaney, Ejei’yi yeniden Yargı Erki Başkanı olarak atadı

İran Meclis Başkanı Muhammed Bakır Kalibaf, Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan ile Yargı Erki Başkanı Gulam Hüseyin Muhseni Ejei, Ali Hamaney’in cuma günü düzenlenen cenaze töreninde (İran Şura Meclisi)
İran Meclis Başkanı Muhammed Bakır Kalibaf, Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan ile Yargı Erki Başkanı Gulam Hüseyin Muhseni Ejei, Ali Hamaney’in cuma günü düzenlenen cenaze töreninde (İran Şura Meclisi)

İran'ın Dini Lideri Mücteba Hamaney dün, Gulam Hüseyin Muhseni Ejei’yi yeni bir beş yıllık dönem için Yargı Erki Başkanlığı görevine yeniden atadı. Yargı Erkine bağlı Mizan Haber Ajansı'nın yayımladığı kararnameye ait görüntüye göre karar 4 Temmuz tarihini taşıyordu.

Kararnameye göre Hamaney, İran Anayasası'nın 157. maddesine dayanarak Ejei'yi yeniden atadı ve ‘değerli ve özverili çabaları’ için takdirlerini ifade etti.

Ejei, Yargı Erki Başkanlığı görevini ilk kez 2021 yılının temmuz ayı başlarında eski Dini Lider Ali Hamaney'in kararnamesiyle üstlenmişti. Beş yıllık ilk görev süresi sona eren Ejei’yi bu göreve yeniden atandı.

Geçtiğimiz hafta boyunca Mücteba Hamaney'in Ejei'nin görev süresini yenilemeyerek kendi çevresine daha yakın bir isim atayabileceğine ilişkin spekülasyonlar gündeme geldi. Ancak yeni kararname ile Ejei, ikinci bir dönem için görevde kaldı Bu adım, sistemin önde gelen kurumlarından birinde süreklilik mesajı olarak değerlendirildi.

Mücteba Hamaney, kararname metninde Ali Hamaney'in ortaya koyduğu ‘tüm taleplerin’ ve 28 Haziran tarihli mektubunda yer alan hususların ‘arzu edilen Yargı Erkine dönüşüm, refah ve ulaşma hedefi için temel’ oluşturduğunu belirtti.

dfgr
Pezeşkiyan, geçtiğimiz hafta Meclis Başkanı Muhammed Bakır Kalibaf ve Yargı Erki Başkanı Gulam Hüseyin Muhseni Ejei ile üçlü bir toplantıda bir araya geldi (İran Cumhurbaşkanlığı)

İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, Ejei'yi yeniden atanması dolayısıyla tebrik ederek kararın Dini Lider'in onun kararlılığına, deneyimine ve yargı alanındaki hizmetlerine duyduğu ‘güveni’ yansıttığını söyledi. Pezeşkiyan, ‘adaletin tesisi, halkın haklarının korunması ve hukukun üstünlüğünün’ mevcut koşullarda sosyal sermayeyi güçlendirmenin, kamuoyunda umut ve güveni artırmanın ve ülkeyi ileriye taşımanın temeli olduğunu da vurguladı.

Pezeşkiyan, üç erkin (Cumhurbaşkanlığı, Meclis ve Yargı) yakın iş birliğinin ülkenin pek çok sorununu çözmede yardımcı olabileceğini belirterek ‘Ulusal Uzlaşı Hükümeti’nin anayasa çerçevesinde ve Yargı Erki ile yapıcı bir etkileşim içinde sosyal adalet, kamu haklarının gözetilmesi ve hukukun üstünlüğünün pekiştirilmesi için çalışmaya hazır olduğunu teyit etti.

Meclis Başkanı Muhammed Bakır Kalibaf da Devrim Muhafızları Ordusu’na (DMO) yakın Tesnim Haber Ajansı'nın aktardığına göre Ejei'yi görevde kalması dolayısıyla tebrik ederek yönetiminin sürmesinin Yargı Erki'nin ‘yüce hedeflerini’ hayata geçirmenin zeminini hazırlayabileceğini söyledi. Kalibaf, İcei'nin yargısal dönüşüm belgesinin uygulanması, davaların hızlandırılması, süreçlerin dijitalleştirilmesi, yolsuzlukla mücadele ile üretim ve yatırımın desteklenmesi konusundaki çabalarına da değindi. Parlamentonun sosyal adaleti güçlendirme ve yolsuzlukla mücadelede Yargı Erki ile iş birliğini sürdürmeye hazır olduğunu ifade etti.

Ejei'nin görevde bırakılması kararı, babası mart ayında ABD ve İsrail saldırılarının ilk gününde hayatını kaybetmesinin ardından İran'ın Dini Lideri seçilen Mücteba Hamaney'in imzasıyla çıkan en önemli kurumsal atamalar arasında yer aldı.

Mücteba Hamaney, seçilmesinden bu yana kamuoyu önüne hiç çıkmadı. Yetkililer de kendisine ait herhangi bir ses veya video kaydı yayımlamadı. Yaklaşık dört aydır ona atfedilen mesajlar yalnızca yazılı bildirgelerden ibaret kaldı.

Pazar günü Tahran'da babası için düzenlenen cenaze namazında bulunmaması da medyanın ilgisini çekti. Özellikle törende devletin üst düzey yetkililerinin, askeri komutanların ve Ali Hamaney'in diğer çocuklarının hazır bulunduğu göz önüne alındığında bu yokluk daha da dikkat çekiciydi.


Şi Cinping, Çin-Kuzey Kore ilişkilerini geliştirmek için Kim Jong-un ile çalışmaya hazır olduğunu vurguladı

Kuzey Kore lideri Kim Jong-un, Kang Kon destroyerindeki silah testlerini denetlerken (Reuters)
Kuzey Kore lideri Kim Jong-un, Kang Kon destroyerindeki silah testlerini denetlerken (Reuters)
TT

Şi Cinping, Çin-Kuzey Kore ilişkilerini geliştirmek için Kim Jong-un ile çalışmaya hazır olduğunu vurguladı

Kuzey Kore lideri Kim Jong-un, Kang Kon destroyerindeki silah testlerini denetlerken (Reuters)
Kuzey Kore lideri Kim Jong-un, Kang Kon destroyerindeki silah testlerini denetlerken (Reuters)

Kuzey Kore devlet medyasının dün aktardığına göre, Çin Devlet Başkanı Şi Cinping, Kuzey Kore lideri Kim Jong-un ile ikili ilişkileri ‘uzun vadeli, sağlıklı ve istikrarlı’ bir şekilde geliştirmek için birlikte çalışmaya hazır olduğunu bildirdi. Bu gelişme, Şi Cinping’in geçen ay Kuzey Kore’ye gerçekleştirdiği ve nadir görülen ziyaretin ardından geldi. Söz konusu ziyarette iki lider, Kore Yarımadası’nda gerilimin tırmandığı ve Pyongyang’ın Rusya ile askerî iş birliğini genişlettiği bir dönemde ikili ilişkileri güçlendirme taahhüdünde bulunmuştu.

Sosyalizm davası

Şarku’l Avsat’ın Kuzey Kore Merkezi Haber Ajansı’ndan (KCNA) aktardığına göre, Çin Devlet Başkanı Şi Cinping, 1 Temmuz tarihli mektubunda, Çin Komünist Partisi’nin kuruluşunun 105’inci yıl dönümü dolayısıyla gönderdiği kutlama mesajı nedeniyle Kuzey Kore lideri Kim Jong-un’a teşekkür etti. Şi, Kim’in mesajının, iktidardaki İşçi Partisi ve Kuzey Kore halkının Çin’e duyduğu ‘derin ve içten duyguları’ yansıttığını belirtti.

fdefg
Kuzey Kore lideri Kim Jong-un, 8 Haziran’da Pyongyang’da Çin Devlet Başkanı Şi Cinping ile tokalaşırken (Reuters)

AFP’nin aktardığına göre Şi, “Çin Komünist Partisi ile Kore İşçi Partisi, iktidardaki iki Marksist partidir” ifadesini kullanarak, iki ülkenin nesiller boyunca sosyalizm davasını ilerletmek için omuz omuza çalıştığını söyledi. Şi, “İki tarafın ilgili kurum ve birimlerini, üzerinde mutabakata vardığımız önemli ortak anlayışları eksiksiz şekilde hayata geçirmeye yönlendirmeye ve Çin ile Kuzey Kore arasındaki ilişkileri uzun vadeli, sağlıklı ve istikrarlı bir gelişim çizgisine taşımaya hazırım” dedi.

Şi ayrıca, Pyongyang’a gerçekleştirdiği son resmî ziyarete atıfta bulunarak, Kim’e ziyaret sırasında gösterilen ‘samimi ve sıcak misafirperverlik’ dolayısıyla teşekkür etti. Söz konusu mektup, Kim Jong-un’un iki liderin Pyongyang’daki zirvesini ‘tarihi’ olarak nitelendirdiği ve Kuzey Kore’nin Pekin ile ilişkilerini güçlendirmeyi sürdürme konusundaki ‘kararlı tutumunu’ vurguladığı mesajına yanıt olarak kaleme alındı.

Yeni savaş gemisi

Bu arada Kim Jong-un, 5 bin tonluk Kang Kon muhribinde gerçekleştirilen silah testlerini bizzat denetledi. Resmî medya, testler kapsamında seyir füzelerinin ateşlendiğini ve ‘elektronik harp sistemlerinin’ denendiğini bildirdi. AFP’nin aktardığına göre, söz konusu savaş gemisi geçen yıl denize indirilmesi sırasında kısmen alabora olmuş, daha sonra ise onarılarak yeniden hizmete hazır hale getirilmişti.

t87ıl9
Kuzey Kore destroyerinden bir seyir füzesinin fırlatılması anı (Reuters)

KCNA, testlerin cuma günü gerçekleştirildiğini duyurdu. Denemeler, yine 5 bin tonluk Choe Hyon muhribinin yaklaşık iki hafta önce resmen hizmete girmesinin ardından yapıldı.

Kim Jong-un, Choe Hyon muhribinin hizmete alınması töreninde donanmayı nükleer silahlarla donatma ve 10 bin tonluk yeni savaş gemileri geliştirme sözü vermişti. KCNA’ın haberine göre Kim, cuma günkü silah testlerinin ardından Kang Kon muhribinin iki ay içinde donanma envanterine katılması talimatını verdi. KCNA’nın yayımladığı fotoğraflardan birinde Kim Jong-un’un, üst düzey yetkililerle birlikte kıyıdaki bir gözlem noktasından testleri takip ettiği görüldü.

Askeri caydırıcılık

KCNA’nın aktardığına göre Kim Jong-un, ülkesinin ‘askeri caydırıcılığını’ hızla güçlendirmesi gerektiğini vurgulayarak, Kuzey Kore’nin ‘mutlak askerî güce’ sahip olma kararlılığını yineledi. Kang Kon muhribi, mayıs ayında düzenlenen denize indirme töreni sırasında Kim’in de katıldığı etkinlikte kısmen alabora olmuş ve hasar görmüştü. Kim, olayı ‘tam bir ihmalin yol açtığı suç teşkil eden bir eylem’ olarak nitelendirmiş ve sorumluların hesap vermesi talimatını vermişti. Analistler ise Kim’in geminin iki ay içinde hizmete alınması yönündeki talimatının siyasi takvimle bağlantılı olabileceğini değerlendiriyor.

ertyh
Kang Kon destroyerinin savaş sistemlerinin test edilmesi sırasında, stratejik seyir füzesinin deneme fırlatılışını da içeren bir tatbikat gerçekleştiriliyor. (Reuters)

Seul’deki Kore Ulusal Birleşme Enstitüsü’nden Hong Min, AFP’ye yaptığı açıklamada, “Kuzey Kore’nin siyasi takvimi dikkate alındığında, en güçlü ihtimal geminin ülkenin kuruluşunun 78’inci yıl dönümü olan 9 Eylül’de hizmete alınmasıdır” ifadesini kullandı.

Hong, savaş gemisinin hizmete girmesinin ardından Kore Yarımadası’nın doğu kıyısında konuşlandırılmasının beklendiğini belirterek, “İlk aşamada önceliğin, düşük riskli kıyı operasyonlarına yönelik kabiliyetlerin geliştirilmesi olması muhtemel” değerlendirmesinde bulundu. Pyongyang yönetimi, 2019’da Kim Jong-un ile ABD Başkanı Donald Trump arasında Hanoi’de gerçekleştirilen zirvenin, nükleer silahsızlanmanın kapsamı ve yaptırımların hafifletilmesi konusundaki anlaşmazlık nedeniyle sonuçsuz kalmasının ardından nükleer silahlardan vazgeçmeyeceğini sürekli vurguluyor. Resmî olarak hâlâ savaş hâlinde bulunan Kuzey ve Güney Kore arasındaki 1950-1953 Kore Savaşı, bir barış anlaşmasıyla değil ateşkesle sona ermişti. Güney Kore donanmasının 5 bin tonun üzerinde deplasmana sahip 10’dan fazla savaş gemisi bulunurken, Kuzey Kore envanterinde bu sınıfta yalnızca iki gemi yer alıyor.


Yerleşim noktalarından ‘Süleyman'ın Göletleri’ne: İsrail Batı Şeria'nın ilhak haritasını çiziyor

İsrailliler, büyük bir askeri güç eşliğinde Süleyman'ın Göletleri’ni ziyaret etmeye başladı (Vikipedi)
İsrailliler, büyük bir askeri güç eşliğinde Süleyman'ın Göletleri’ni ziyaret etmeye başladı (Vikipedi)
TT

Yerleşim noktalarından ‘Süleyman'ın Göletleri’ne: İsrail Batı Şeria'nın ilhak haritasını çiziyor

İsrailliler, büyük bir askeri güç eşliğinde Süleyman'ın Göletleri’ni ziyaret etmeye başladı (Vikipedi)
İsrailliler, büyük bir askeri güç eşliğinde Süleyman'ın Göletleri’ni ziyaret etmeye başladı (Vikipedi)

Emel Şehade

İsrailli partiler ile Benjamin Netanyahu’nun aşırı sağcı hükümetini, diğer kesimlerin ‘ayırt edici ve istisnai’ olacağını öngördüğü parlamento seçimlerine sadece dört ay kaldı. Siyasi arenada, merkez sağ partiler ile iktidardaki Likud Partisi ve koalisyon partileri arasında, genişleme ve yerleşim yoluyla Yahudilerin mutlak çoğunluğuna ve mümkün olduğunca az sayıda Arap nüfusa sahip bir İsrail vizyonunu gerçekleştirecek aşırı uçtaki rekabet ve gelecek projelerinin öne çıktığı bir seçim kampanyası yaşanıyor.

Batı Şeria ve Kudüs'teki çeşitli yerleşim projelerinde olduğu gibi bu süreç de Maliye Bakanı Bezalel Smotrich'in önderliğinde yürütülüyor. Smotrich, Filistin toprakları üzerinde İsrail egemenliğini genişleterek pekiştirmek amacıyla çeşitli yerleşim projeleri ve egemenlik dayatması araçlarını kullanıyor. Özellikle yüz yeni yerleşim noktası kurma planı, siyasi ve hukuki hesap verebilirlik talepleri ile Amerikan ve uluslararası muhalefete karşın sürdürülüyor. Smotrich ve İsrail hükümeti bu planı uygulamaya devam ediyor. Böylece Filistin halkı, her kesimin sağ oyların daha büyük payını kapabilmek için birbiriyle yarıştığı İsrail iç rekabetinin rehini olmaya devam ediyor. Üstelik tüm taraflar, çoğunluğun Filistin topraklarının müsaderesi ve orada yerleşim kurulması pahasına sağlanabileceğinin tam olarak farkında.

‘Siyasi şantajın ustası’ olarak nitelendirilen Smotrich, hükümette kalarak Savunma Bakanlığı bünyesinde bakan pozisyonu talebini kabul ettirdi. Bu görevle Batı Şeria'daki sivil yaşamdan, planlama ve inşaattan, yerleşim kurulmasından, arazi düzenlemesinden ve altyapı yatırımlarından sorumlu oldu. Elde ettiği bu yetkilerle işgal altındaki bölgelerdeki tabloyu köklü biçimde dönüştürmeyi başardı.

Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı habere göre Batı Şeria'daki yerleşim durumuna ilişkin bakanlık istatistiklerine göre Smotrich'in görev süresi boyunca 160 yeni yerleşim noktası ve kibbuz kuruldu, 103 yeni yerleşim bölgesinin inşasına onay verildi ve yerleşimlerin güçlendirilmesi, duvar inşaatı, askeri araç alımı ve yol yapımı için milyarlarca dolar yatırım yapıldı. Tüm bunlar, ‘iki devletli çözüm’ fikrinin kalıcı olarak tasfiye edilmesi amacıyla hayata geçirildi.

100 yerleşim birimi planı

Yüz yerleşim birimi planı, Batı Şeria’nın kuzeyini güneyinden koparmayı ve bu sayede coğrafi sürekliliği engelleyerek Filistin devletinin kurulmasını kalıcı olarak imkânsız kılmayı amaçlıyor. Planın bir bölümü, Kuzey Şeria'da daha önce tahliye edilen Homesh ve Sanur gibi yerleşim birimlerinin yeniden kurulmasını kapsıyor.

Ekonomi analisti Nehemya Shtrasser'e göre bu plan, Smotrich'in hükümetin değişmesinden duyduğu kaygıyla doğrudan ilişkili. Shtrasser, “Bu durum mevcut muhalefetin iktidara gelmesi halinde yerleşim inşaatını durdurabileceğine işaret ediyor. Bu nedenle Smotrich, daha önce onay verilmiş ancak henüz inşa edilmemiş yerleşimlerin inşaatı için şimdi baskı uyguluyor ve bu projelere büyük bütçeler tahsis ediliyor. İsrail kontrolündeki alanların coğrafi sürekliliğini korumak ve Filistinlileri yalıtılmış ceplere hapsetmeyi hedefliyor” dedi.
Bazı İsrailli çevreler daha da ileri giderek yüz yerleşim noktası planının İsrail'i tecrit edebileceği, boykotları derinleştirebileceği ve aşırılık politikası ile Filistin topraklarına el konulması gerekçesiyle ülkeye uluslararası ya da Avrupa yaptırımları uygulanabileceği konusunda uyarıda bulundu.

Sağ kanat yerleşimci hırsı bununla da sınırlı kalmadı. Smotrich, aktif yerleşimci hareketlerle yüz noktanın kurulmasını ortak ve yoğun bir çalışmayla gerçekleştirmeyi ve bu amaçla geniş bütçeler tahsis etmeyi kararlaştırdı.

Plan, şu an Filistin Otoritesi'nin kontrolündeki A Bölgesi'nde hayata geçirilecek. Shtrasser'e göre bu, "Oslo Anlaşması'nın fiilen sona erdirilmesine ve tüm İslam dünyasına karşı kıyamet savaşına yol açacak. Mesyanik vizyonunda bu, tüm Filistinlileri sürgün etmek ve tüm Batı Şeria'yı İsrail'e ilhak etmek için bir fırsat olacak."

“Süleyman'ın Göletleri”

Bu plan, İsrail egemenliğini genişletmek amacıyla yalnızca yerleşim noktaları kurmakla sınırlı değil, A, B ve C Bölgeleri arasındaki sınırları silmeyi de hedefliyor. Bunu gerçekleştirmek için İsrail, arkeolojik el koyma planlarına başvurdu. Öyle ki Beytullahim yakınlarında Hirodes'in inşa ettiği Süleyman'ın Göletleri’ni İsrail egemenliğine dahil etme noktasına kadar gidildi. Bu amaç için milyonlarca şekel tahsis edildi ve askeri varlığın güvence altına alınması üzerinde mutabık kalındı. Karşılığında Filistinliler hem topraklarını hem de en önemli tarihi eserlerden birini yitiriyor. Sebastiye ve Fasayil'de yaşandığı gibi arkeoloji, Oslo anlaşmalarını geçersiz kılma hareketinin bir parçası haline getirilecek.

Büyük taş havuz, işsiz Filistinlilerin günlük ekmeklerini beklemek için etrafında toplandığı bir mekân. Bölgede üç havuz yer alıyor: biri tamamen kuru, ikincisinde az miktarda su, üçüncüsü ise görece dolup taşıyor. Küçük miktarda balık var. Bunlar Kudüslü Filistinliler tarafından Taberiye Gölü'nden getiriliyor.

dfregrt
Süleyman'ın Göletleri, Herod tarafından Beytullahim yakınlarında inşa edildi (Wafa Ajansı)

Mimarlar, su olmasa bile bu mekânı dünyanın en güzel tarihi eserlerinden biri olarak nitelendiriyor ve ‘Hirodes'in inşa ettiği su mühendisliğinin harikası’ şeklinde tanımlanıyor.

Bu yerin etrafında pek çok efsane ve dini hikaye dolaşıyor. Bunlardan birine göre Osmanlılar göletlerin yanına taş bir bina inşa ederek içine motorlar ve pompalar yerleştirdi, ardından İngilizler, büyük kazanlar ekleyerek suyu hem tarımsal amaçlarla kullanıma hem de içmeye uygun hale getirdi. İngilizlerden sonra Ürdünlüler geldi, ardından onların yerini İsrailliler aldı. 1990'larda Oslo Anlaşmaları'nın bir parçası olarak hazırlanan haritalar bölgeyi böldü ve Süleyman'ın Göletleri’nin Filistin Otoritesi'nin tam sorumluluğundaki A Bölgesi'ne dahil edilmesine karar verildi.

Güvenlik koşullarını bahane ederek ve İsrail'in bir yıldan kısa bir süre önce tarihi çarpıtmasının ardından havuzların tescili Filistin A Bölgesi'nden İsrail'in tam güvenlik sorumluluğuna ve denetimine sahip olduğu C Bölgesi'ne aktarıldı.

Bölge bu günlerde sürtüşmelere sahne oluyor. İsrailli vatandaşlar büyük askeri güçler eşliğinde göletleri ziyaret etmeye başladı. Onlardan önce Smotrich'in Bakan Orit Struk ile birlikte mekânı ziyaret ettiği ve Bakan Elkin'in de buraya geldiği görüldü. Bakan Yardımcısı Sharren Haskel ise göletin kenarında durarak bulanık suya işaret edip kameraya "Yazım hatası yüzünden, bir milimetre farkla A Bölgesi sınırları içinde kalıyor” diye bağırdı.

Konuya hakim kişilerle hazırlanan bir İsrail raporu, bu projelerin büyük çaplı mera ve tarım arazilerini Filistinlilerin erişimine kapatarak yaşam alanlarının giderek daralmasına yol açtığına dikkati çekiyor. Filistin köy ve kentlerinin giriş-çıkışlarına yerleştirilen 925 barikat ve toprak seti sakinleri geçim kaynaklarından yoksun bırakıyor. Tüm bunlar geniş bir nüfus kesimini yoksulluğa ve açlığa sürüklüyor. Yüzlerce kilometre yeni yol ve güzergah el konularak asfaltlandı, güvenlik, elektrik ve su altyapısına dev yatırımlar yapıldı.

İsrail raporunda, İsrail hükümetinin, Otzma Yehudit Partisi’nden Amihay Eliyahu’nun yönettiği Miras Bakanlığı’na, Batı Şeria’daki tarihi alanların restorasyonu ve geliştirilmesi için çeyrek milyar şekel ayırdığı belirtildi. Öte yandan hükümet, özel arazileri kamulaştırarak, duvarlar inşa ederek ve İsrail’in askeri varlığını artırarak Filistinlileri bu bölgelerden ayrılmaya zorluyor. İsraillilere göre bu varlık, çatışmaları alevlendiriyor ve Filistinlilere artık orada hiçbir varlıklarının kalmadığını teyit ediyor.