Gazze’deki savaş ve dünya savaşlarının yıl dönümü

Gazze Savaşı ve uluslararası krizlerin çağrışımları

Gazze Şeridi'nin güneyindeki Han Yunus'ta yıkılmış binaların yanındaki dar bir sokakta yürüyen Filistinliler, 11 Haziran 2024 (AFP)
Gazze Şeridi'nin güneyindeki Han Yunus'ta yıkılmış binaların yanındaki dar bir sokakta yürüyen Filistinliler, 11 Haziran 2024 (AFP)
TT

Gazze’deki savaş ve dünya savaşlarının yıl dönümü

Gazze Şeridi'nin güneyindeki Han Yunus'ta yıkılmış binaların yanındaki dar bir sokakta yürüyen Filistinliler, 11 Haziran 2024 (AFP)
Gazze Şeridi'nin güneyindeki Han Yunus'ta yıkılmış binaların yanındaki dar bir sokakta yürüyen Filistinliler, 11 Haziran 2024 (AFP)

Elie el Kaşif

ABD Başkanı Joe Biden’ın Gazze için ateşkes teklifi, muhtemelen Ramazan ayı arifesinde ateşkes ve esir takası anlaşması amacıyla yapılan, ancak tökezleyip başarısızlıkla sonuçlanan müzakerelerle aynı kaderi paylaşacak gibi görünüyor. ABD yönetiminin ister doğrudan İsrail'e ister Arap ülkeleri aracılığıyla Hamas’a olmak üzere savaşan taraflara yönelik tüm baskılarına rağmen, kendisi de bunu öngörmeye ve işaret etmeye başladı. ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken savaşın başlamasından bu yana bölgeye gerçekleştirdiği sekizinci ziyarette bunu yapmaya çalışsa da şimdiye kadar pek başarılı olamadı.

Ne zaman savaşın müzakereler yoluyla durdurulabileceğine dair bir umut doğsa, bu müzakerelerin başarısızlıkla sonuçlanacağına dair kötümser bir rüzgâr esmeye başlıyor. Eğer müzakere girişimi bu kez de başarısız olursa, karamsarlık geçen seferkinden daha da yoğun olacak. Teklif, gerek müzakerelerin başarısız olması ve İsrail ile Hamas'ın Biden'ın teklifine yanıt vermemesi bakımından, gerek savaşın doğrudan tarafları olan Hamas ve İsrail'in, özellikle de Binyamin Netanyahu ve Yahya Sinvar'ın hesapları bakımından gerekse özellikle önümüzdeki kasım ayında yapılması planlanan ABD seçimlerinin arifesinde bölgesel ve uluslararası sahnedeki kaos bakımından İsrail'in Gazze Şeridi'ne yönelik savaşının en karmaşık hale geldiği zor bir zamanda ortaya atıldı. Bu da haftalardır hatta aylardır konuşulan Hamas ve İsrail arasındaki yıpratma savaşının aslında bölgesel ve uluslararası bir çatışmanın yansıması olup olmadığı, yani bölgesel ve uluslararası tarafların kendi hesapları için mi bu çatışmayı derinleştirmeye çalıştıkları ya da söz konusu uluslararası tarafların başında gelen ABD’yi bu savaşta boğmak, dikkatini dağıtmak ve çözümsüzlüğe itmeye mi çalışıldığı gibi önemli bir soruyu gündeme getiriyor.

Aslında, Rusya-Ukrayna savaşıyla ilgili sahada ve siyaset sahnesinde yaşanan gerilim, Doğu Avrupa'daki gelişmeleri Filistin topraklarındaki çatışmayla ilişkilendirmeye giderek daha fazla itiyor. Çünkü ABD ve Batı ülkelerinin her iki bölgede de var olması, rakiplerinin bu savaşlara katılmaları için net bir davet anlamına geliyor. Eğer Rusya Avrupa'daki savaşın tarafı ise Gazze’deki savaşta rolü ne olacak? Ya da Hizbullah ve İsrail arasındaki cephede nasıl bir rol üstlenecek? Aksa Tufanı Operasyonu'na ilişkin bazı geç okumalar, Moskova'nın bu operasyona yakından ya da uzaktan müdahil olmuş olma ihtimalini sorgulasa da elbette net cevaplara ulaşamadı. Şu sıralar sorular, Rusya'nın Ukrayna savaşındaki hesapları ya da başta Çin olmak üzere diğer ülkeler arasında yeni bir uluslararası düzen inşa etme girişimleri bağlamında, savaşı uzatma ve ABD'yi bu savaşla meşgul etme konusundaki çıkarları üzerinde yoğunlaşıyor. Dolayısıyla, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin'in Gazze’deki savaşın patlak vermesinin bir nedeni olarak gördüğü ABD’nin Ortadoğu'daki başarısızlığı, ABD liderliğindeki liberal uluslararası düzenin parçalanmasına yol açıyor.

Gazze’deki savaştan nasıl çıkılacağı ve ‘ertesi günü’ belirsizliğini korurken Ortadoğu’da bu savaşın ortaya çıkardığı yeni bir soğuk savaş biçimiyle karşı karşıya olabiliriz.

Ancak Rusya ile ilgili soruların sorulması, kaçınılmaz olarak Çin ile ilgili sorular da sorulması anlamına geliyor. Pekin, Moskova’nın aksine çatışmaya doğrudan müdahil olmasına dair herhangi bir sinyal vermiyor. Putin geçtiğimiz hafta, Batılı ülkelerin Ukrayna’yı silahlandırmasına ve Rusya'ya saldırmasına izin vermesine karşılık, Moskova'nın dünyanın dört bir yanındaki ABD karşıtı grupları desteklemeye hazır olduğunu söylemişti. Bu da İran ile silah anlaşmaları yapmaya ya da bölgedeki İran yanlısı grupları doğrudan ya da Tahran üzerinden silahlandırmaya hazır olduğu şeklinde yorumlandı. Hizbullah'a yakın çevreler Moskova ile ilişkilerinin şu an her zamankinden daha güçlü olduğundan bahsediyor. Peki, bu Rusya'nın Hizbullah'a silah ya da teknoloji sağladığı anlamına mı geliyor? Her halükârda özellikle Ukrayna ve genel olarak Avrupa kıtasının güvenliği konusunda ABD ve Batı ülkeleri ile derinleşen çatışması çerçevesinde, Rusya'nın Gazze’deki savaşa müdahil olmuş olabileceğinden endişe duymak gerekiyor.

Son yıllarda İsrail, Körfez Arap ülkeleri ve İran'la birlikte bölgedeki varlığının kapsamını genişleten Çin ise Filistin'deki bölünmüşlüğün tarafları olan Fetih Hareketi (El Fetih) ve Hamas Hareketi arasında uzlaşı sağlayama çalışarak ve Filistinliler ile İsrail arasındaki çatışmayı çözmek için uluslararası konferans çağrısında bulunarak, savaşa diplomatik bir pencereden bakıyor.

svdfbgnh
Ürdün'ün ev sahipliğinde yapılan “Eylem Çağrısı: Gazze'ye Acil İnsani Müdahale” konulu Ölüdeniz Konferansı'na katılan ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken (ortada) sağında Arap Birliği Genel Sekreteri Ahmed Ebu Gayt ile, 11 Haziran 2024 (AFP)

Gazze Şeridi’ndeki savaşın büyük resmi böyle, ancak uluslararası ve bölgesel ittifakların karmaşıklığı ve çakışmaları çerçevesinde, uluslararası ve bölgesel safların daha açık dizildiği Soğuk Savaş dönemindeki durumun aksine, bugün bölgedeki ve dünyadaki tüm ülkeler ilişkilerini ve ittifaklarını mümkün olduğunca genişletmeye çalışıyor. Bu ise bölgedeki uluslararası rekabetin, özellikle de günümüzün iki büyük kutbu olan ABD ve Çin arasındaki rekabetin ek bir nedeni haline geliyor. Hem ABD hem de Çin, İsrail'den Körfez ülkelerine ve İran'a kadar bölgedeki diğer ülkelerle ilişkilere sahip. Dolayısıyla Gazze’deki savaştan nasıl çıkılacağı ve ‘ertesi günü’ belirsizliğini korurken, Ortadoğu’da bu savaşın ortaya çıkardığı yeni bir soğuk savaş biçimiyle karşı karşıya olabiliriz.

Fakat savaşı çevreleyen bu uluslararası sahne tek başına savaşın gelişimini ve geleceğini açıklamaya yetmiyor. Zira yerel aktörlerin, Hamas ve İsrail'in, özellikle de Sinvar ve Netanyahu'nun hesapları, çatışmanın geleceği üzerinde çok etkili ve hatta belirleyici. İran’ın Dini Lideri Ali Hamaney'in geçtiğimiz günlerde Hamas Hareketi’ne Biden'ın teklifini kabul etmemesi yönünde yaptığı dolaylı çağrıdan da anlaşılacağı üzere, İran'ın Hamas'ın önemli bir destekçisi olarak savaştaki varlığı, hatta onun tercihlerini yönlendirmesi göz ardı edilemez. Tüm bu aktörlerin, Gazze Şeridi'ndeki savaşta yaşanan gelişmelerin de kanıtladığı üzere, başta bölgedeki başlıca uluslararası aktör olan ABD olmak üzere, savaştaki başlıca ülkelerin çıkarlarını ve tedbirlerini dikkate aldıklarına hiç şüphe yok.

Gazze’deki savaş da dahil olmak üzere bölgedeki olayların çoğu, ABD’nin bölgedeki yeni mühendisliğinin bir parçası olarak, ABD-Suudi Arabistan anlaşması etrafında dönüyor.

Nihayetinde ister müttefikleri ister muhalifleri tarafından olsun, tüm yerel, bölgesel ve uluslararası hesaplar ABD ve onun yakın ve uzak hedefleri etrafında dönüyor. Hamas, İran ve Hizbullah, İsrail ile ABD arasındaki anlaşmazlıkların ve bu anlaşmazlıkların merkezinde yer alan ABD’nin bölgedeki önceliklerinin üzerine bahis oynuyorlar. Biden yönetimi, ABD'nin Doğu Avrupa, Pasifik ya da Çin Denizi gibi önemli uluslararası çatışma bölgelerine yeniden odaklanmasıyla ilgili jeopolitik nedenlerinin yanı sıra Gazze’deki savaşta İsrail'i desteklediği ve gönderdiği çok sayıda silahla on binlerce Filistinli sivilin ölümüne neden olduğu için seçimlerde ABD’lilerin kendisine yönelik tepkisini hafifletmek gibi sebeplerden ötürü üç aşamalı ateşkes anlaşmasının imzalanması için acele ediyor.

xscdvfbg
İsrailli rehinelerin aileleri, Blinken’ın Tel Aviv ziyaretine denk gelecek şekilde, rehinelerin derhal serbest bırakılması talebiyle protesto gösterisi düzenledi 11 Haziran 2024 (Reuters)

Öte yandan Gazze'deki ateşkes, Washington ile Riyad arasında bir savunma anlaşmasından oluşan ve Washington'ın İsrail'i Suudi Arabistan ile normalleşme anlaşması yoluyla bölgeye daha fazla entegre etme çabaları çerçevesinde Tel Aviv'in de katılabileceği, ancak Tel Aviv'in Riyad'ın talep ettiği gibi iki devletli bir çözüm ile ilgili somut adımlar atmasına bağlı olan, ABD himayesinde ‘bölgesel bir yapı’ inşa etmeye doğru ilerliyor. Dolayısıyla, Gazze’deki savaş da dahil olmak üzere bölgedeki olayların çoğu, ABD’nin bölgedeki yeni mühendisliğinin bir parçası olarak ABD-Suudi Arabistan anlaşması etrafında dönüyor. Bu sebeple, İran’ın Dini Lideri Ali Hamaney’in kısa süre önce Aksa Tufanı Operasyonu’nu, bölgedeki denklemleri değiştirmeye yönelik bir Amerikan projesini engellediğini söyleyerek övmesi kimseyi şaşırtmadı.

Hamas Hareketi’nin Gazze’deki lideri Yahya Sinvar'ın özellikle de esir kartını elinde tuttuğu sürece, elinde kalanlarla savaşmaya devam etme isteğine ilişkin kendi hesaplarıyla kesiştiğinde İran'dan gelen sinyalleri aldığına şüphe yok. İşte şimdi Washington ona ABD vatandaşı olan rehineler için arada İsrail olmadan müzakere etme teklifinde bulunuyor. Sinvar’ın sadece iki seçeneği var. Ya İsrail, uluslararası tarafların garantörlüğünde kalıcı bir ateşkesi kabul edecek ya da savaşmaya devam edecek. Şimdiye kadar bu iki seçenek dışında üçüncü bir seçeneği kabul etmeye istekli görünmedi. Sinvar'ın tutumunun, özellikle Hamas’ın Doha'daki lider kadrosuna uygulanan baskı çerçevesinde bir bütün olarak Hamas'ın tutumu olup olmadığı da tartışmalı bir konu. Ancak İran Hamas'ın ana şemsiyesi olmaya devam ediyor. Bu da Hamas'ın genel tutumunu anlamada önemli bir unsur.

Netanyahu'nun siyasi ve şahsi hesapları, Washington ile ilişkilerinin sınırları ve koşulları da dahil olmak üzere savaştaki seçeneklerini belirlemede önemli rol oynuyor.

İsrail'e ve özellikle Netanyahu'ya gelince; Netanyahu, iki devletli bir çözümü kabul etmeye hazır değil. Çünkü böyle bir durum onu hükümetinin düşmesi ve aşırı sağın yeri doldurulamaz desteğini kaybetmesi tehdidiyle karşı karşıya bırakacaktır. Yani ya hem Filistinlilerle savaşı hem de İsrail içindeki siyasi çatışmayı kazanarak ikisi de kazanacak ya da ikisini birden kaybedecek. Tecrübeli bir siyasetçi olan Netanyahu, İsrail'deki siyasi ve demografik geleceğin özellikle savaş sonrasında aşırı sağcı eğilimlerden yana olduğunu çok iyi biliyor. Bu nedenle önceliklerinin, görev süresi sona ermekte olan Biden yönetimiyle ilişkileri pahasına da olsa aşırı sağcı akımların kendisine olan desteğini sürdürmek olması gerektiğini bilen Bibi (Netanyahu), İsrail sağının değirmenine su taşıyan Donald Trump'ın seçimleri kazanması üzerine de bahis oynuyor olabilir. Nihayetinde Netanyahu'nun siyasi ve şahsi hesapları, Washington'la ilişkinin sınırları ve koşulları da dahil olmak üzere savaştaki seçeneklerini belirlemede önemli rol oynuyor. İsrail sağının anlatısı, Biden'ın İsrail'e yardım etmek yerine, onu bölgeye yönelik projesinin bir parçası olarak kullandığı yönünde ve bu da elbette Netanyahu ve danışmanları tarafından çok iyi biliniyor.

Tüm bu üst üste binen uluslararası, bölgesel ve yerel sahneler açısından Gazze’deki savaştan çıkış yolunu hayal etmek daha da zorlaşıyor. O halde bölge uzun bir ‘yıpratma savaşına’ mı hazırlanmalı? Nihayetinde böyle bir savaşın bedelini öncelikle Filistinli siviller, ikinci olarak da Lübnan'da, Suriye'de, hatta biraz daha uzaktaki Irak'ta olsun, uzun savaşlara alışkın olan ‘Bereketli Hilalin’ halkları ödeyecek.



Irak'ta Sünnilerin savaş ve fraksiyonların silahlarıyla ilgili hesapları

Irak Cumhurbaşkanı Nizar Amedi, bazı Iraklı politikacıların arasında yeni atanan Irak Başbakanı Ali el-Zeydi ile el sıkışıyor, 27 Nisan 2026
Irak Cumhurbaşkanı Nizar Amedi, bazı Iraklı politikacıların arasında yeni atanan Irak Başbakanı Ali el-Zeydi ile el sıkışıyor, 27 Nisan 2026
TT

Irak'ta Sünnilerin savaş ve fraksiyonların silahlarıyla ilgili hesapları

Irak Cumhurbaşkanı Nizar Amedi, bazı Iraklı politikacıların arasında yeni atanan Irak Başbakanı Ali el-Zeydi ile el sıkışıyor, 27 Nisan 2026
Irak Cumhurbaşkanı Nizar Amedi, bazı Iraklı politikacıların arasında yeni atanan Irak Başbakanı Ali el-Zeydi ile el sıkışıyor, 27 Nisan 2026

Rüstem Mahmud

Irak'taki “Sünni” siyasi ve toplumsal güçler, içeride “milislerin silahsızlandırılması” meselesi, bölgesel olarak ise İran ile ABD arasındaki savaş nedeniyle her an gerilebilecek genel koşulları takip ederken, partileri, siyasi güçleri ve hatta sosyal çevreleri içindeki siyasi eylemlerde hayati ve net dönüşümler yaşanıyor. Nitekim üst düzey bir “Sünni” siyasi kaynak yaptığı açıklamada, kendi bölgelerinde İran'ın baskıları nedeniyle son yıllarda marjinalleştirilen ve dışlanan çeşitli figür ve güçlerin yer aldığı, yeni bir siyasi akım kurma yönünde yoğun hazırlıklar olduğunu belirtti.

Dört güven verici olay

Iraklı Sünni siyasi ve toplumsal çevreler, ülke ve bölgedeki genel atmosferin ve gidişatların nispeten de olsa kendileri için rahat ve güven verici hale geldiğini düşünüyor. Geçtiğimiz yıllar boyunca geleneksel siyasi bölünmeler yalnızca Kürt ve Sünni siyasi çevrelerde hâkim iken, şimdi artık Şii muhatapları arasında da bulunuyor. Bu bölünmeler, İran’ın uzun süren kontrolünün, anlaşmazlık yaşayan Şii tarafları hüküm süren merkezi sisteme ve bağlama uymaya, İran'ın stratejik kararına bağlı kalmaya zorlamasının ardından yaşanıyor.

Bu durum, Sünni ortamlar üzerinde en yüksek düzeyde baskının oluşmasına olanak sağlıyordu ve bu baskı, sayısız durumda bazı Sünni siyasi figürlerin ve güçlerin çeşitli nedenlerle Irak siyasi sahnesinden tamamen ve zorla dışlanması kertesine vardı. Çıkarlar, iktidar yapısı ve siyasi ittifaklarda geçici siyasi ortaklık uğruna bile olsa, benzeri bazı Şii taraflarla uzlaşıya varmalarına ve ittifak kurmalarına ya da manevralarda bulunmalarına bile alan tanınmadı.

Mevcut statüko ise Sünnilere bu türden şeyler için alan tanıyor, zira her ne kadar Şii güçler şu ana kadar kendi iç ihtilaflarını “Koordinasyon Çerçevesi” çatısı altında gizleyebilse de çatırdamalar ve aralarındaki karşıt siyasi okumalar net olarak görülmeye başladı. Başbakanlık pozisyonu artık bu iç anlaşmazlıkları kontrol etmeye yönelik maskeden başka bir şey değil.

Diğer süreç ise İran'ın bölgede ABD'nin açık ve net bir hasmı haline gelmesiyle bağlantılı ve bunun İran'ın Irak'taki seçenekleri ve stratejisi üzerinde ciddi bir etkisi var. Yıllar süren bir arada yaşama ve uzlaşı, hatta bazen Irak dosyasında ABD'nin İran'la müttefik olması sürecinde, Sünni seçenekler ve örgütler her iki taraf için de siyasi bir hasımdı. Bazen de sahada Irak'taki Amerikan ve İran nüfuzuna rakip ve muhalif olarak görülüyorlardı. Şimdi bu iki taraf artık Sünni güçlerin dizginlenmesine dayanan daha önceki ortak uzlaşı alanını yaratamıyor.

İran'ın anlaşamayan “Şiileri” kendi merkezi sistemine uymaya zorladığı uzun bir dönemden sonra, Kürt ve Sünni çevrelerde hüküm süren bölünmeler artık Şii muhatapları arasında da yayılmış durumda

Bu iki duruma ilave olarak, Irak'ın petrol ihracatındaki ciddi düşüş nedeniyle Irak ekonomisi bir tür başarısızlık ve yavaşlama yaşamaya başladı. Beklenen bu ekonomik kriz, merkezi otoriteye sadık olan geniş kesimleri ona karşı çıkmaya itecektir. Aynı zamanda karşıt mezhepçi söylemin göreceli olarak terk edildiği, yani daha önce olduğu gibi mezhep taassubuna dayalı hizalanma ve sadakatlere kapılmama ortamı da yaratacaktır.

Ortak ekonomik kriz temelinde mevcut olan alan daha geniş ve dar mezhepsel hassasiyetleri aşan siyasi ve toplumsal ortaklıklara daha duyarlı olacaktır. Bu, Irak'taki hükümet aygıtının ve büyük ekonomik paydaşların mevcut koşulları aşmak için bölge ülkelerine başvurmak zorunda kalması anlamına geliyor. Bu da ülkedeki geleneksel gerilimin ortadan kalkmasına katkıda bulunan bir başka yardımcı faktördür.

sdfrgth
Göstericiler, İran yanlısı örgütleri de içeren Haşdi Şabi Güçleri'nden üst düzey bir yetkilinin tutuklanmasının ardından Bağdat'taki Filistin Caddesi'nde Irak Başbakanı Ali el-Zeydi'yi protesto ediyor, 19 Ağustos 2026 (AFP)

Dahası, savaş eninde sonunda İran'ı askeri, ekonomik ve güvenlik açısından, özellikle de en azından bölgesel düzeyde kısıtlayacaktır. Nihai sonuç, İran'da iktidardaki rejimin rollerini ve kimliğini kökten değiştirebilir. Bu, Irak'taki siyasi dünyayı, İran'ın keskin ve belirli bir Iraklı taraf lehine kutuplaştıran koşullarına sürüklenmeden ve hiçbir şekilde boyun eğmeden, iç faktörlere ve dengelere boyun eğmeye itmede belirleyici bir faktör olacaktır.

Zeydi hükümetinin Irak denkleminde İran'ın “pençesi” görevi gören fraksiyonları silahsızlandırması halinde siyasi sistemin kimliğinde ve davranışlarında meydana gelecek radikal dönüşümden bahsetmiyoruz bile.

Bütün bunlar ülkedeki siyasi aktörler ve Sünni toplumsal güçler için rahat bir ortam yaratıyor. Sünniler şu ana kadar kendilerini etkileyebilecek herhangi bir kaymayı önlemek için çevrede olup bitenler konusunda bir tür açıklanmamış “tarafsızlık” benimsemeyi başardılar. Bekledikleri ve aldıkları bölgesel güvencelere dayanarak, büyük olasılıkla lehlerine olacak nesnel gerçeklerin sahada doğmasını bekliyorlar.

Yeni hareketler ve organizasyon

Sünni güçler, mevcut savaşın ayrıntıları ve süreçleri ile başa çıkma konusunda genel bölgesel seçeneklerden sapmadılar. “Takipçi” olduklarından değil, kendileri ile bu savaş arasında herhangi bir çıkar veya onunla doğrudan ilişki görmeyen, yalnızca en az kayıp ve en düşük düzeyde katılımı umut eden tüm bölge ülkelerinin izlediği denklem ve stratejiye inandıklarından böyle bir tutum benimsediler. Zira savaş sonuçta bir Amerikan-İran çatışmasıdır ve her iki taraf da diğer tarafların çıkarlarını dikkate almamaktadır.

İran baskısı yıllarında marjinalleştirilen isimler, büyük olasılıkla Usame en-Nuceyfi liderliğinde yeni bir Sünni akım kurmaya hazırlanıyor. Sünni güçler ise fraksiyonların silahsızlandırılması konusunda hükümetle görüş birliği içindeler ve Kürtlerle aralarındaki anlaşmazlıkları bir kenara atıyorlar

Irak'taki Sünni güçler şu anda üç ana akıma bölünmüş durumda: Irak'ın Anbar şehrindeki yayılmasının ağırlığını milliyetçi söylemle birleştiren ve Iraklı Sünni çevrelerdeki bazı yerel liderlerle de ortaklıkları bulunan eski Meclis Başkanı Muhammed el-Halbusi liderliğindeki Takaddum (İlerleme) Partisi. “Sünni” siyasi İslam'ın varisi bir siyasi parti olarak sınıflandırılan ve genel bir Irak milli söylemi benimseyen Hamis el-Hançer liderliğindeki “Egemenlik İttifakı”. Bunların yanı sıra iş adamı Musanna el-Samarrai liderliğindeki “Azm İttifakı” da var, ancak bu son isim yolsuzlukla ilgili suçlamalar nedeniyle birkaç haftadır tutuklu bulunuyor, bu da hareketinin yukarıda bahsedilen iki parti lehine dağılacağını gösteriyor.

Açıklamada bulunan üst düzey bir Iraklı Sünni siyasi kaynak, büyük olasılıkla eski Meclis Başkanı Usame Nuceyfi'nin önderlik edeceği yeni bir akım kurma yolundaki ilerleyişin hızlandığını açıkladı. Bu akımda, Bakan Rafi el-İsavi, Milletvekili Zafer el-Ani, vali ve eski bakan Kasım el-Fahdavi gibi geçmiş dönemde sahne dışına itilen bazı isimler yer alacak ve siyasetçi Miş’an el-Ceburi de bunlara katılabilir.

Kaynak, yeni oluşumun öne çıkacağını ve Irak'ın bir sonraki aşamada içeride sahne olabileceği dönüşümlere uyum sağlayabilmek için birçok bölge ülkesinden destek alacağını da ifade etti.

Bu uyumlu şahsiyetler ve söylemleri İran'ın Irak stratejisinden en uzak olanıdır. Kurdukları akım da Sünni strateji ve emellerini ileriki aşamalara taşıyabilecek bir siyasi yapı olacaktır.

zc
Irak Çalışma Bakanı Ahmed el-Esedi, eski Meclis Başkanı ve Takaddum Partisi Başkanı Muhammed Halbusi, Bedir Örgütü lideri Hadi el-Amiri, Bağdat'ta Haşdi Şabi Güçlerinin bir fraksiyonu olan Asaib Ehlil Hak'ın kuruluşunun 21. yıldönümünü anma etkinliği sırasında, 3 Mayıs 2024 (AFP)

Geçtiğimiz haftalarda Sünni güçler, kendilerini çevreleyen gelişmelere yanıt olarak bölgesel destek ve takiple iki eylem türüne yöneldi. Sünni güçler savaş ve silahlı milislerin silahsızlandırılması konusunda federal hükümet ile aynı pozisyonu benimsedi. Ülkedeki hukuk sistemine ve bu yöndeki çabalara katıldı, İran'ın iç ve dış baskılarından kaçındı. Başbakan'ın kararlarını kabul ettiklerini açıkça deklare eden bazı tarafların bu kararını övdü. Şarku’l Avsat’ın al Majalla'dan aktardığı analize göre bunlardan biri olan, Irak meclisindeki “Hizmetler” Koalisyonu bloğunun başkanı ve silahlı “İmam Ali Tugayları”nın lideri Şibl el-Zeydi, “Koordinasyon Çerçevesi” koalisyonunun toplantılarına sivil ve siyasi sıfatla resmi olarak katılmaya başladı.

Kays Hazali liderliğindeki Asaib Ehlil Hak ve Ebu Ala el-Vela’i liderliğindeki “Ketaib Seyyid eş-Şüheda” gibi bunu prensipte kabul ettiklerini açıklayan tarafları ise buna teşvik etti. Ancak, Ebu Hüseyin el-Hamidavi liderliğindeki Irak Hizbullah Tugayları ve Ekrem el-Kaabi liderliğindeki Hizbullah/Nuceba Hareketi gibi hükümetin kararlarını reddeden fraksiyonlarla siyasi veya retorik bir çekişmeye girmedi.

Sünni güçler örgütsel dağınıklılık, liderleri arasındaki biriken anlaşmazlıklar, gelecekteki taleplerini çerçeveleyen bir söylemin olmayışı, bölgesel ve uluslararası nüfuz sahibi aktörler arasında denge oluşturamama gibi zorluklarla yüzleşiyor

Başka bir hamle ise diğer Iraklı güçlerle, özellikle de Kürtlerle geçmişteki anlaşmazlıkları ve hassasiyetleri bir kenara bırakmaya dayanıyordu. Takaddum Partisi lideri Muhammed Halbusi'nin Kürdistan bölgesine yaptığı ziyaret ve Kürt lider Mesud Barzani ile görüşmesi bu bağlamda gerçekleşti. Bilgili ve güvenilir kaynaklar, iki tarafın görüşmesinin bir kısmı Batı’daki “Sünni” bölgesinde yer alacak yeni bölgeler oluşturma olasılığı da dahil olmak üzere, Irak'taki bir sonraki aşamayı ele aldığını söyledi.

Üç zorluk

Irak siyasi meseleleri konusunda uzman araştırmacı Ahmed Yunus, kendisi ile yaptığımız röportajda, Sünni siyasi güçlerin, kendilerini baskılayan ve ciddi biçimde etkileyen mevcut dönüşümler nedeniyle öngörülebilir ufukta karşılaşabilecekleri üç zorluğu belirledi ve şöyle devam etti: “Daha önceki aşamalarda ülkedeki iç denkleme yönelik radikal itirazlar yaşayan bu çevreler için yaşananlar yeni bir siyasi doğuş gibidir. Bu denklem daha sonra sivil şiddet dönemi ve onu ülkedeki stratejik karar alma merkezinin dışına iten gelişmeler sonucunda battı ve mağlup oldu. Sünni güçler genel olarak sadece merkezi örgütsel anlamda değil, aynı zamanda aralarındaki ilişkiler açısından da oldukça dağınık durumda. Çeşitli güçler organize siyasi yapılara ya da net bir ideolojik söyleme dayanmıyor; yerel liderler arasında bir sadakat ve bağlantı mekanizmasına, ayrıca liderleri arasındaki birikmiş hassasiyetlere ve iç çatlaklara dayanıyor. Bu güçler bu iç çatlakları kapatamadığı sürece bir sonraki aşamanın net bir faydası olmayacaktır.”

yh
ABD-İsrail'in İran'a yönelik saldırısının ardından düzenlenen sembolik cenaze töreninde içlerinden biri İran Lideri Ali Hamaney'in fotoğrafını taşıyan Iraklı Şii erkekler, 1 Mart 2026, Bağdat’taki Sadr bölgesi (AFP)

Yunus şunları da söyledi: “Ayrıca Sünni siyasi güçler taleplerini ve geleceğe yönelik isteklerini objektif ve net bir şekilde ortaya koyamadılar. Örgütlerinin ve liderlerinin çoğu işlerini kendi vizyonlarına, kişisel ve bölgesel tercihlerine göre yürütüyorlar; ancak Irak'ın ne olması gerektiği ve öngörülebilir gelecekte Irak'taki konumları hakkında net bir okumaya sahip değiller. Bu, sızma ve başkalarının seçimlerini etkilemesi ihtimaline kapıyı açık bırakıyor. Son olarak Sünni güçler, Irak meselelerini etkileyen bölgesel ve uluslararası aktörler arasında, çıkarları bu etkilerle kesişecek şekilde henüz bir denge oluşturamıyorlar.”

*Bu analiz Şarku’l Avsat tarafından Londra merkezli Al Majalla dergisinden çevrilmiştir.


Şi, Putin ve Pezeşkiyan, Kırgızistan’da düzenlenen Şanghay İşbirliği Örgütü Zirvesi’ne katılıyor

Kırgızistan Cumhurbaşkanı Sadır Caparov ve Çin Devlet Başkanı Şi Cinping, Bişkek’teki görüşmelerinin ardından düzenlenen imza töreninde bir araya geldi. (AFP)
Kırgızistan Cumhurbaşkanı Sadır Caparov ve Çin Devlet Başkanı Şi Cinping, Bişkek’teki görüşmelerinin ardından düzenlenen imza töreninde bir araya geldi. (AFP)
TT

Şi, Putin ve Pezeşkiyan, Kırgızistan’da düzenlenen Şanghay İşbirliği Örgütü Zirvesi’ne katılıyor

Kırgızistan Cumhurbaşkanı Sadır Caparov ve Çin Devlet Başkanı Şi Cinping, Bişkek’teki görüşmelerinin ardından düzenlenen imza töreninde bir araya geldi. (AFP)
Kırgızistan Cumhurbaşkanı Sadır Caparov ve Çin Devlet Başkanı Şi Cinping, Bişkek’teki görüşmelerinin ardından düzenlenen imza töreninde bir araya geldi. (AFP)

Çin Devlet Başkanı Şi Cinping, örgüte üye birçok ülkenin büyük krizlerle karşı karşıya olduğu bir dönemde, pazartesi ve salı günleri Bişkek’te düzenlenecek Şanghay İşbirliği Örgütü (ŞİÖ) Zirvesi öncesinde dün Kırgızistan’a ulaştı.

Kırgızistan’ın başkentine gelmesi beklenen yaklaşık 10 lider arasında Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan ile Hindistan ve Pakistan başbakanları Narendra Modi ve Şahbaz Şerif de bulunuyor.

Şi Cinping dün yaptığı açıklamada, Çin ile Kırgızistan arasındaki ilişkilerin ‘altın çağını’ yaşadığını belirtti. Çin’in, daha önce bölgedeki hâkim güç olan Rusya’nın aleyhine Orta Asya’da vazgeçilmez bir ekonomik ortak olarak konumunu giderek sağlamlaştırdığını ifade etti.

Pezeşkiyan: ŞİÖ Zirvesi, uluslararası alanda çeşitli ve bağımsız seslerin varlığının bir simgesi

Şarku’l Avsat’ın Mehr Haber Ajansı’ndan aktardığına göre Pezeşkiyan, Tahran’dan ayrılmadan önce yaptığı açıklamada, “Bu zirve son derece önemli. Bölge liderlerinin çoğu zirveye katılacak. Bazı uluslararası kuruluşların dünyada tek sesli bir ortam oluşturmaya çalıştığı bir dönemde bu zirve, uluslararası arenada farklı ve bağımsız seslerin varlığının simgesi” dedi.

Pezeşkiyan, bölgede istikrar, büyüme, barış ve kalkınma arasındaki yakın ilişkiye dikkat çekerek, zirvenin yapıcı görüşmeler yoluyla yöneticilerin ve devlet başkanlarının bölgeyi kendi başlarına yönetme kapasitesini ortaya koymasını umduğunu belirtti.

Pezeşkiyan, “Biz savaş peşinde değiliz. Şimdiye kadar dünyaya açıkça verdiğimiz mesaj budur. Ancak herhangi bir saldırıyla karşı karşıya kalmamız halinde sessiz kalmayacağız ve saldırganlara kararlı bir şekilde karşılık vereceğiz” diye konuştu.

Bölgedeki istikrarsızlık ve çalkantının hiçbir ülkenin çıkarına olmadığını vurgulayan Pezeşkiyan, bunun herkes için çeşitli sorunlara yol açacağını belirterek, “Bu nedenle bir araya gelmeli ve bölgenin güvenliğini, ekonomisini ve kalkınmasını güvence altına almak için birlikte çalışmalıyız” ifadesini kullandı.

Pezeşkiyan, açıklamalarının sonunda zirveden olumlu sonuçlar elde edilmesini umduğunu belirterek, bölge liderlerinin çoğunun zirveye katılmasının ve zirve kapsamında gerçekleştirilecek ikili görüşmelerin bölgenin güvenlik, ekonomi ve siyaset alanlarındaki süreçlerine katkı sağlayabileceğini ve tüm ülkeler için önemli kazanımlar getirebileceğini söyledi.

Şanghay İşbirliği Örgütü nedir?

Örgüt, Belarus, Çin, Hindistan, İran, Rusya, Kazakistan, Kırgızistan, Özbekistan, Pakistan ve Tacikistan olmak üzere 10 ülkeden oluşuyor. Güvenlik ve ekonomi konularına odaklanan örgüt, Batı’nın nüfuzuna karşı denge oluşturacak bir güç merkezi olmayı hedefliyor.

vfgbh
Çin Devlet Başkanı Şi Cinping, Bişkek Uluslararası Havalimanı’na vardığında Kırgızistan Cumhurbaşkanı Sadır Caparov tarafından karşılandı. (AP)

Kırgızistan Cumhurbaşkanı Sadır Caparov’un himayesinde gerçekleştirilecek genel oturumun yanı sıra, aralarındaki iş birliğini güçlendiren Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan arasında ikili bir görüşme yapılması planlanıyor.

Örgütün kuruluş bildirgesinde, ‘başka ülkelere karşı yöneltilmiş bir ittifak olmadığı’ belirtiliyor. Ancak Putin ve Şi Cinping, örgütün toplantılarını çoğu zaman aralarındaki birlik ve dayanışmayı göstermek ve kınadıkları ABD hegemonyasına karşı çok kutuplu bir dünya vizyonunu ortaya koymak için değerlendiriyor.

Çok sayıda kriz

2025 zirvesi sırasında Putin, Şubat 2022’den bu yana Ukrayna’ya karşı yürüttüğü savaşın çıkmasından Batı’yı sorumlu tutarken, Şi Cinping de bazı ülkelerin gerçekleştirdiği ‘zorbalık eylemlerini’ kınamıştı. Şi’nin sözlerinin, Washington ile Pekin arasındaki gerilim noktalarına işaret ettiği değerlendirilmişti.

Zirve, örgüte üye birçok ülkenin savaş halinde olduğu bir dönemde düzenleniyor. Rusya’nın Ukrayna’ya karşı savaşı yaklaşık dört buçuk yıldır devam ederken, henüz herhangi bir çözüm ihtimali görünmüyor. Ortadoğu’da ise ABD ve İsrail’in şubat ayında İran’a yönelik saldırısıyla yeni bir savaş başlamış durumda.

Örgütün diğer bazı üyeleri de ticari anlaşmazlıklar yaşıyor. Bu ülkelerin başında, ABD’nin ağır gümrük vergilerine maruz kalan Çin ve Hindistan geliyor.

ABD Başkanı Donald Trump yönetimi, İran’ın müttefiklerini tehdit ederken ağustos ayının sonunda İran’la ticari ilişkilerini sürdüren ülkelere ikincil yaptırımlar uyguladı. Altın, teknoloji, dijital varlıklar, havacılık ve deniz taşımacılığı başta olmak üzere çeşitli alanları kapsayan yaptırımlar, Tahran’ı ekonomik açıdan ‘boğmayı’ amaçlayan kampanyanın bir parçası olarak değerlendiriliyor.

İran’ın önemli ticaret ortaklarından ve başlıca petrol ithalatçılarından Çin ise buna karşılık, çıkarlarını ‘güçlü bir şekilde savunacağı’ uyarısında bulundu.

Rusya da askeri ve ticari iş birliğini yoğunlaştırdığı İran’ın önemli ortaklarından biri olarak öne çıkıyor.

İran, ekonomik baskılara ve tehditlere boyun eğmeyi reddettiğini sürekli vurguluyor. Ülke, 1979’daki İslam Devrimi’nden bu yana ABD ve uluslararası yaptırımlara maruz kalıyor.

Bununla birlikte İran Cumhurbaşkanı, ülkesinin onlarca yıllık kısıtlamaların ardından ‘bir dizi zorlukla’ karşı karşıya olduğunu kabul etti.

ŞİÖ üyeliğinin somut sonuçları ise belirsizliğini koruyor. Bölgesel oluşum, dünya nüfusunun yaklaşık yüzde 40’ını ve küresel gayrisafi yurt içi hasılanın yüzde 25’ini temsil ettiğini vurgulasa da ŞİÖ, üyeleri arasındaki anlaşmazlıkların da etkisiyle heterojen bir yapı sergiliyor.

Örneğin Çin ve Rusya, enerji kaynakları açısından zengin ve Avrupa ile Asya arasındaki mal taşımacılığında kritik öneme sahip Orta Asya’da rekabet ediyor. Çin’in Hindistan ve Pakistan ile ilişkilerinde de zaman zaman gerilim yaşanıyor.


ABD ve İran, haftalar sonra ilk kez karşılıklı saldırılar düzenledi

ABD ve İran, haftalar sonra ilk kez karşılıklı saldırılar düzenledi
TT

ABD ve İran, haftalar sonra ilk kez karşılıklı saldırılar düzenledi

ABD ve İran, haftalar sonra ilk kez karşılıklı saldırılar düzenledi

Tahran, İran’a ait Lark Adası’nı hedef alan ABD saldırılarına karşılık olarak Ürdün ve Birleşik Arap Emirlikleri’ndeki Amerikan güçlerine ait noktaları hedef aldığını duyurdu. Devrim Muhafızları’na göre ABD saldırılarında çok sayıda kişi hayatını kaybederken, bazı kişiler de yaralandı. Söz konusu gelişme, Washington ile Tahran arasında haftalardır yaşanan ilk doğrudan tırmanma olarak kayda geçti.

Devrim Muhafızları, Tesnim Haber Ajansı tarafından yayımlanan açıklamasında, “ABD-Siyonist hava saldırısına karşılık olarak” füze ve insansız hava araçlarıyla bir operasyon düzenlediğini belirtti. Açıklamada, Ürdün’deki Kral Hüseyin ve Ezrak üslerinde bulunan teknik altyapının, bakım tesislerinin ve savaş uçaklarının konuşlandığı noktaların hedef alındığı ifade edildi.

İran ayrıca, Amerikan güçlerinin konuşlandığı Birleşik Arap Emirlikleri’ndeki El Minhad Hava Üssü’nün insansız hava araçlarıyla hedef alındığını açıkladı.

ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı (CENTCOM) Sözcüsü Yüzbaşı Tim Hawkins ise AFP’ye yaptığı açıklamada, İran Devrim Muhafızları’na bağlı güçlerin Hürmüz Boğazı’na doğru deniz mayınları yüklü füzeler fırlatmaya hazırlandığının tespit edildiğini bildirdi.

Karşılıklı saldırılar, ABD ve İsrail’in 28 Şubat’ta İran’a yönelik saldırılarıyla başlayan savaşın üzerinden altı ay geçmesinin ardından ve çatışmaların azalma eğiliminde olduğu bir dönemde gerçekleşti.