Gazze’deki savaş ve dünya savaşlarının yıl dönümü

Gazze Savaşı ve uluslararası krizlerin çağrışımları

Gazze Şeridi'nin güneyindeki Han Yunus'ta yıkılmış binaların yanındaki dar bir sokakta yürüyen Filistinliler, 11 Haziran 2024 (AFP)
Gazze Şeridi'nin güneyindeki Han Yunus'ta yıkılmış binaların yanındaki dar bir sokakta yürüyen Filistinliler, 11 Haziran 2024 (AFP)
TT

Gazze’deki savaş ve dünya savaşlarının yıl dönümü

Gazze Şeridi'nin güneyindeki Han Yunus'ta yıkılmış binaların yanındaki dar bir sokakta yürüyen Filistinliler, 11 Haziran 2024 (AFP)
Gazze Şeridi'nin güneyindeki Han Yunus'ta yıkılmış binaların yanındaki dar bir sokakta yürüyen Filistinliler, 11 Haziran 2024 (AFP)

Elie el Kaşif

ABD Başkanı Joe Biden’ın Gazze için ateşkes teklifi, muhtemelen Ramazan ayı arifesinde ateşkes ve esir takası anlaşması amacıyla yapılan, ancak tökezleyip başarısızlıkla sonuçlanan müzakerelerle aynı kaderi paylaşacak gibi görünüyor. ABD yönetiminin ister doğrudan İsrail'e ister Arap ülkeleri aracılığıyla Hamas’a olmak üzere savaşan taraflara yönelik tüm baskılarına rağmen, kendisi de bunu öngörmeye ve işaret etmeye başladı. ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken savaşın başlamasından bu yana bölgeye gerçekleştirdiği sekizinci ziyarette bunu yapmaya çalışsa da şimdiye kadar pek başarılı olamadı.

Ne zaman savaşın müzakereler yoluyla durdurulabileceğine dair bir umut doğsa, bu müzakerelerin başarısızlıkla sonuçlanacağına dair kötümser bir rüzgâr esmeye başlıyor. Eğer müzakere girişimi bu kez de başarısız olursa, karamsarlık geçen seferkinden daha da yoğun olacak. Teklif, gerek müzakerelerin başarısız olması ve İsrail ile Hamas'ın Biden'ın teklifine yanıt vermemesi bakımından, gerek savaşın doğrudan tarafları olan Hamas ve İsrail'in, özellikle de Binyamin Netanyahu ve Yahya Sinvar'ın hesapları bakımından gerekse özellikle önümüzdeki kasım ayında yapılması planlanan ABD seçimlerinin arifesinde bölgesel ve uluslararası sahnedeki kaos bakımından İsrail'in Gazze Şeridi'ne yönelik savaşının en karmaşık hale geldiği zor bir zamanda ortaya atıldı. Bu da haftalardır hatta aylardır konuşulan Hamas ve İsrail arasındaki yıpratma savaşının aslında bölgesel ve uluslararası bir çatışmanın yansıması olup olmadığı, yani bölgesel ve uluslararası tarafların kendi hesapları için mi bu çatışmayı derinleştirmeye çalıştıkları ya da söz konusu uluslararası tarafların başında gelen ABD’yi bu savaşta boğmak, dikkatini dağıtmak ve çözümsüzlüğe itmeye mi çalışıldığı gibi önemli bir soruyu gündeme getiriyor.

Aslında, Rusya-Ukrayna savaşıyla ilgili sahada ve siyaset sahnesinde yaşanan gerilim, Doğu Avrupa'daki gelişmeleri Filistin topraklarındaki çatışmayla ilişkilendirmeye giderek daha fazla itiyor. Çünkü ABD ve Batı ülkelerinin her iki bölgede de var olması, rakiplerinin bu savaşlara katılmaları için net bir davet anlamına geliyor. Eğer Rusya Avrupa'daki savaşın tarafı ise Gazze’deki savaşta rolü ne olacak? Ya da Hizbullah ve İsrail arasındaki cephede nasıl bir rol üstlenecek? Aksa Tufanı Operasyonu'na ilişkin bazı geç okumalar, Moskova'nın bu operasyona yakından ya da uzaktan müdahil olmuş olma ihtimalini sorgulasa da elbette net cevaplara ulaşamadı. Şu sıralar sorular, Rusya'nın Ukrayna savaşındaki hesapları ya da başta Çin olmak üzere diğer ülkeler arasında yeni bir uluslararası düzen inşa etme girişimleri bağlamında, savaşı uzatma ve ABD'yi bu savaşla meşgul etme konusundaki çıkarları üzerinde yoğunlaşıyor. Dolayısıyla, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin'in Gazze’deki savaşın patlak vermesinin bir nedeni olarak gördüğü ABD’nin Ortadoğu'daki başarısızlığı, ABD liderliğindeki liberal uluslararası düzenin parçalanmasına yol açıyor.

Gazze’deki savaştan nasıl çıkılacağı ve ‘ertesi günü’ belirsizliğini korurken Ortadoğu’da bu savaşın ortaya çıkardığı yeni bir soğuk savaş biçimiyle karşı karşıya olabiliriz.

Ancak Rusya ile ilgili soruların sorulması, kaçınılmaz olarak Çin ile ilgili sorular da sorulması anlamına geliyor. Pekin, Moskova’nın aksine çatışmaya doğrudan müdahil olmasına dair herhangi bir sinyal vermiyor. Putin geçtiğimiz hafta, Batılı ülkelerin Ukrayna’yı silahlandırmasına ve Rusya'ya saldırmasına izin vermesine karşılık, Moskova'nın dünyanın dört bir yanındaki ABD karşıtı grupları desteklemeye hazır olduğunu söylemişti. Bu da İran ile silah anlaşmaları yapmaya ya da bölgedeki İran yanlısı grupları doğrudan ya da Tahran üzerinden silahlandırmaya hazır olduğu şeklinde yorumlandı. Hizbullah'a yakın çevreler Moskova ile ilişkilerinin şu an her zamankinden daha güçlü olduğundan bahsediyor. Peki, bu Rusya'nın Hizbullah'a silah ya da teknoloji sağladığı anlamına mı geliyor? Her halükârda özellikle Ukrayna ve genel olarak Avrupa kıtasının güvenliği konusunda ABD ve Batı ülkeleri ile derinleşen çatışması çerçevesinde, Rusya'nın Gazze’deki savaşa müdahil olmuş olabileceğinden endişe duymak gerekiyor.

Son yıllarda İsrail, Körfez Arap ülkeleri ve İran'la birlikte bölgedeki varlığının kapsamını genişleten Çin ise Filistin'deki bölünmüşlüğün tarafları olan Fetih Hareketi (El Fetih) ve Hamas Hareketi arasında uzlaşı sağlayama çalışarak ve Filistinliler ile İsrail arasındaki çatışmayı çözmek için uluslararası konferans çağrısında bulunarak, savaşa diplomatik bir pencereden bakıyor.

svdfbgnh
Ürdün'ün ev sahipliğinde yapılan “Eylem Çağrısı: Gazze'ye Acil İnsani Müdahale” konulu Ölüdeniz Konferansı'na katılan ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken (ortada) sağında Arap Birliği Genel Sekreteri Ahmed Ebu Gayt ile, 11 Haziran 2024 (AFP)

Gazze Şeridi’ndeki savaşın büyük resmi böyle, ancak uluslararası ve bölgesel ittifakların karmaşıklığı ve çakışmaları çerçevesinde, uluslararası ve bölgesel safların daha açık dizildiği Soğuk Savaş dönemindeki durumun aksine, bugün bölgedeki ve dünyadaki tüm ülkeler ilişkilerini ve ittifaklarını mümkün olduğunca genişletmeye çalışıyor. Bu ise bölgedeki uluslararası rekabetin, özellikle de günümüzün iki büyük kutbu olan ABD ve Çin arasındaki rekabetin ek bir nedeni haline geliyor. Hem ABD hem de Çin, İsrail'den Körfez ülkelerine ve İran'a kadar bölgedeki diğer ülkelerle ilişkilere sahip. Dolayısıyla Gazze’deki savaştan nasıl çıkılacağı ve ‘ertesi günü’ belirsizliğini korurken, Ortadoğu’da bu savaşın ortaya çıkardığı yeni bir soğuk savaş biçimiyle karşı karşıya olabiliriz.

Fakat savaşı çevreleyen bu uluslararası sahne tek başına savaşın gelişimini ve geleceğini açıklamaya yetmiyor. Zira yerel aktörlerin, Hamas ve İsrail'in, özellikle de Sinvar ve Netanyahu'nun hesapları, çatışmanın geleceği üzerinde çok etkili ve hatta belirleyici. İran’ın Dini Lideri Ali Hamaney'in geçtiğimiz günlerde Hamas Hareketi’ne Biden'ın teklifini kabul etmemesi yönünde yaptığı dolaylı çağrıdan da anlaşılacağı üzere, İran'ın Hamas'ın önemli bir destekçisi olarak savaştaki varlığı, hatta onun tercihlerini yönlendirmesi göz ardı edilemez. Tüm bu aktörlerin, Gazze Şeridi'ndeki savaşta yaşanan gelişmelerin de kanıtladığı üzere, başta bölgedeki başlıca uluslararası aktör olan ABD olmak üzere, savaştaki başlıca ülkelerin çıkarlarını ve tedbirlerini dikkate aldıklarına hiç şüphe yok.

Gazze’deki savaş da dahil olmak üzere bölgedeki olayların çoğu, ABD’nin bölgedeki yeni mühendisliğinin bir parçası olarak, ABD-Suudi Arabistan anlaşması etrafında dönüyor.

Nihayetinde ister müttefikleri ister muhalifleri tarafından olsun, tüm yerel, bölgesel ve uluslararası hesaplar ABD ve onun yakın ve uzak hedefleri etrafında dönüyor. Hamas, İran ve Hizbullah, İsrail ile ABD arasındaki anlaşmazlıkların ve bu anlaşmazlıkların merkezinde yer alan ABD’nin bölgedeki önceliklerinin üzerine bahis oynuyorlar. Biden yönetimi, ABD'nin Doğu Avrupa, Pasifik ya da Çin Denizi gibi önemli uluslararası çatışma bölgelerine yeniden odaklanmasıyla ilgili jeopolitik nedenlerinin yanı sıra Gazze’deki savaşta İsrail'i desteklediği ve gönderdiği çok sayıda silahla on binlerce Filistinli sivilin ölümüne neden olduğu için seçimlerde ABD’lilerin kendisine yönelik tepkisini hafifletmek gibi sebeplerden ötürü üç aşamalı ateşkes anlaşmasının imzalanması için acele ediyor.

xscdvfbg
İsrailli rehinelerin aileleri, Blinken’ın Tel Aviv ziyaretine denk gelecek şekilde, rehinelerin derhal serbest bırakılması talebiyle protesto gösterisi düzenledi 11 Haziran 2024 (Reuters)

Öte yandan Gazze'deki ateşkes, Washington ile Riyad arasında bir savunma anlaşmasından oluşan ve Washington'ın İsrail'i Suudi Arabistan ile normalleşme anlaşması yoluyla bölgeye daha fazla entegre etme çabaları çerçevesinde Tel Aviv'in de katılabileceği, ancak Tel Aviv'in Riyad'ın talep ettiği gibi iki devletli bir çözüm ile ilgili somut adımlar atmasına bağlı olan, ABD himayesinde ‘bölgesel bir yapı’ inşa etmeye doğru ilerliyor. Dolayısıyla, Gazze’deki savaş da dahil olmak üzere bölgedeki olayların çoğu, ABD’nin bölgedeki yeni mühendisliğinin bir parçası olarak ABD-Suudi Arabistan anlaşması etrafında dönüyor. Bu sebeple, İran’ın Dini Lideri Ali Hamaney’in kısa süre önce Aksa Tufanı Operasyonu’nu, bölgedeki denklemleri değiştirmeye yönelik bir Amerikan projesini engellediğini söyleyerek övmesi kimseyi şaşırtmadı.

Hamas Hareketi’nin Gazze’deki lideri Yahya Sinvar'ın özellikle de esir kartını elinde tuttuğu sürece, elinde kalanlarla savaşmaya devam etme isteğine ilişkin kendi hesaplarıyla kesiştiğinde İran'dan gelen sinyalleri aldığına şüphe yok. İşte şimdi Washington ona ABD vatandaşı olan rehineler için arada İsrail olmadan müzakere etme teklifinde bulunuyor. Sinvar’ın sadece iki seçeneği var. Ya İsrail, uluslararası tarafların garantörlüğünde kalıcı bir ateşkesi kabul edecek ya da savaşmaya devam edecek. Şimdiye kadar bu iki seçenek dışında üçüncü bir seçeneği kabul etmeye istekli görünmedi. Sinvar'ın tutumunun, özellikle Hamas’ın Doha'daki lider kadrosuna uygulanan baskı çerçevesinde bir bütün olarak Hamas'ın tutumu olup olmadığı da tartışmalı bir konu. Ancak İran Hamas'ın ana şemsiyesi olmaya devam ediyor. Bu da Hamas'ın genel tutumunu anlamada önemli bir unsur.

Netanyahu'nun siyasi ve şahsi hesapları, Washington ile ilişkilerinin sınırları ve koşulları da dahil olmak üzere savaştaki seçeneklerini belirlemede önemli rol oynuyor.

İsrail'e ve özellikle Netanyahu'ya gelince; Netanyahu, iki devletli bir çözümü kabul etmeye hazır değil. Çünkü böyle bir durum onu hükümetinin düşmesi ve aşırı sağın yeri doldurulamaz desteğini kaybetmesi tehdidiyle karşı karşıya bırakacaktır. Yani ya hem Filistinlilerle savaşı hem de İsrail içindeki siyasi çatışmayı kazanarak ikisi de kazanacak ya da ikisini birden kaybedecek. Tecrübeli bir siyasetçi olan Netanyahu, İsrail'deki siyasi ve demografik geleceğin özellikle savaş sonrasında aşırı sağcı eğilimlerden yana olduğunu çok iyi biliyor. Bu nedenle önceliklerinin, görev süresi sona ermekte olan Biden yönetimiyle ilişkileri pahasına da olsa aşırı sağcı akımların kendisine olan desteğini sürdürmek olması gerektiğini bilen Bibi (Netanyahu), İsrail sağının değirmenine su taşıyan Donald Trump'ın seçimleri kazanması üzerine de bahis oynuyor olabilir. Nihayetinde Netanyahu'nun siyasi ve şahsi hesapları, Washington'la ilişkinin sınırları ve koşulları da dahil olmak üzere savaştaki seçeneklerini belirlemede önemli rol oynuyor. İsrail sağının anlatısı, Biden'ın İsrail'e yardım etmek yerine, onu bölgeye yönelik projesinin bir parçası olarak kullandığı yönünde ve bu da elbette Netanyahu ve danışmanları tarafından çok iyi biliniyor.

Tüm bu üst üste binen uluslararası, bölgesel ve yerel sahneler açısından Gazze’deki savaştan çıkış yolunu hayal etmek daha da zorlaşıyor. O halde bölge uzun bir ‘yıpratma savaşına’ mı hazırlanmalı? Nihayetinde böyle bir savaşın bedelini öncelikle Filistinli siviller, ikinci olarak da Lübnan'da, Suriye'de, hatta biraz daha uzaktaki Irak'ta olsun, uzun savaşlara alışkın olan ‘Bereketli Hilalin’ halkları ödeyecek.



Demokratlar, Trump'a ağır darbe indirerek Kongre'nin iki kanadında da kontrolü ele geçirdi

Demokratlar, Trump'a ağır darbe indirerek Kongre'nin iki kanadında da kontrolü ele geçirdi
TT

Demokratlar, Trump'a ağır darbe indirerek Kongre'nin iki kanadında da kontrolü ele geçirdi

Demokratlar, Trump'a ağır darbe indirerek Kongre'nin iki kanadında da kontrolü ele geçirdi

Demokratlar, ABD Kongresi'nin hem Senato hem de Temsilciler Meclisi'nde çoğunluğu ele geçirerek Cumhuriyetçilerin kalesi olarak bilinen eyaletlerde ezici zaferler kazandı. Bu sonuç, on milyonlarca seçmenin Başkan Donald Trump'ın politikalarına yönelik kesin bir ret mesajı verdiğini ortaya koydu.

Sadece iki yıl önce Trump'ı ikinci kez başkanlığa taşıyan muhafazakâr eyaletlerdeki seçmenler, bu kez güçlü bir şekilde Demokratlara yöneldi. Bu değişimde, kamuoyunda destek görmeyen İran savaşına duyulan tepki, artan yaşam maliyetlerine ilişkin endişeler ve Trump'ın ülkeyi yönetme biçimine yönelik öfke belirleyici oldu. Kansas'ta yaklaşık bir asır önceki Büyük Buhran'dan bu yana ilk kez bir Demokrat senatör seçildi.

Trump'ın 2024 seçimlerinde yaklaşık 18 puan farkla kazandığı Güney Carolina'da da Demokratlar, başkanın Senato üyeliği için desteklediği adayı mağlup etti. Sonuçlar, Cumhuriyetçilerin kontrolündeki Kongre'nin Trump'ı denetleme ve yetkilerini sınırlandırma konusunda nadiren girişimde bulunduğu iki yılın ardından Washington'da yeni bir bölünmüş yönetim döneminin kapısını aralayacak.

ABD Başkanı Donald Trump, seçim sonuçlarına ilişkin ilk değerlendirmesinde, İran savaşının Cumhuriyetçilerin ağır yenilgisinde etkili olduğunu kabul etti. Ancak yılın başlarında savaşı başlatma kararından dolayı herhangi bir pişmanlık duymadığını vurguladı.

Trump, siyasi sonuçlarına ve bu gelişmelerin kamuoyu desteği ile yönetiminin performansı üzerindeki olumsuz etkilerine rağmen askerî kararını yeniden değerlendirmediğini belirterek doğru olanı yaptığını savundu. Trump, "Bunu düşünmüyorum. Doğru olanı yaptım. Zamanı geri alabilseydim yine aynı kararı verirdim" dedi.

Petrol fiyatlarındaki yükselişin, savaşın kendisinden ziyade Cumhuriyetçiler açısından daha büyük bir siyasi yük oluşturduğunu ve seçmenlerin tutumunu en fazla etkileyen unsur olduğunu düşündüğünü belirten Trump, çatışmanın benzin ve motorin fiyatlarında sert artışa yol açtığını, bunun da ABD'li seçmenlerin tepkisini çektiğini ifade etti.


DeSantis: Cumhuriyetçilerin seçim yenilgisi, partiyi yıllarca zayıflatabilecek siyasi bir felaket

Florida Valisi Ron DeSantis (Arşiv-AFP)
Florida Valisi Ron DeSantis (Arşiv-AFP)
TT

DeSantis: Cumhuriyetçilerin seçim yenilgisi, partiyi yıllarca zayıflatabilecek siyasi bir felaket

Florida Valisi Ron DeSantis (Arşiv-AFP)
Florida Valisi Ron DeSantis (Arşiv-AFP)

Florida Valisi Ron DeSantis, Cumhuriyetçilerin ABD ara seçimlerinde aldığı ağır yenilgiyi, partiyi yıllarca zayıflatabilecek siyasi bir felaket olarak nitelendirdi. DeSantis, seçim kayıplarının nedenleri konusunda Başkan Donald Trump'tan farklı bir tutum sergiledi.

DeSantis, dün Florida'da katıldığı bir etkinlikte, “Yaşananlar, ülkenin birçok bölgesinde Cumhuriyetçilerin varlığını tehdit eden bir felakete yaklaşıyor” dedi.

“Bu sonuç Demokratlara verilen bir destek değil, Washington'daki Cumhuriyetçilere yönelik bir reddedişti” diyen DeSantis, seçim yenilgisini “siyasi açıdan meteor çarpmasına” benzetti.

Cumhuriyetçi Parti, salı günü yapılan seçimlerde Kongre'nin her iki kanadındaki kontrolünü kaybetti.

DeSantis, Beyaz Saray'da düzenlenen bir toplantıda ABD Başkanı Donald Trump ile bir araya geldi (Arşiv-Reuters)

DeSantis, yenilgiden Cumhuriyetçi adayları sorumlu tutan Trump'ın aksine bir değerlendirmede bulundu. Trump, kişisel popülaritesinin adaylara verilen desteğe yansımadığını savunmuş, ancak İran savaşının ve bunun sonucunda akaryakıt fiyatlarında yaşanan artışın seçim kayıplarında etkili olduğunu kabul etmişti.

DeSantis, Cumhuriyetçilerin Kongre'deki kontrolü yeniden kazanmakta yıllarca zorlanabileceği uyarısında bulundu. Partinin 2028'de Senato'daki çoğunluğunu geri kazanmasını beklemediğini belirten DeSantis, Temsilciler Meclisi'nde çoğunluğu yeniden elde etme ihtimalini de oldukça düşük gördüğünü söyledi.

DeSantis, Cumhuriyetçilerin Beyaz Saray'ın yanı sıra Kongre'nin her iki kanadında da yeniden kontrolü sağlamasının yıllar alabileceğini ifade etti.

DeSantis, 2024 başkanlık seçimleri öncesinde Cumhuriyetçi Parti'nin adaylığı için Trump ile yarışmış, ancak Iowa eyaletindeki ön seçimlerde aldığı zayıf sonucun ardından yarıştan çekilerek Trump'a desteğini açıklamıştı.

2028'de yeniden başkanlık yarışına katılma ihtimalini dışlamayan DeSantis, mart ayında planlarının sorulması üzerine “Göreceğiz” cevabını vermişti. Florida valiliğindeki görev süresi ise ocak ayında sona erecek.

DeSantis ayrıca, Cumhuriyetçilerin diğer eyaletlerde yaşadığı kayıplara rağmen Florida'da partinin konumunu korumasına dikkat çekti. Bu başarıyı, “yönetiminin icraatlarına ve seçmenlerin yönetime duyduğu güvene” bağladı.


Hamaney: ABD’nin düşmanlığı, iktidardaki partinin değişmesiyle bitmez

İranlılar, ABD karşıtı gösteri kapsamında, ABD Büyükelçiliği baskınının 47. yıl dönümü dolayısıyla dün Tahran’da düzenlenen mitingde, Dini Lider Mücteba Hamaney’in dev posterinin önünde (AP)
İranlılar, ABD karşıtı gösteri kapsamında, ABD Büyükelçiliği baskınının 47. yıl dönümü dolayısıyla dün Tahran’da düzenlenen mitingde, Dini Lider Mücteba Hamaney’in dev posterinin önünde (AP)
TT

Hamaney: ABD’nin düşmanlığı, iktidardaki partinin değişmesiyle bitmez

İranlılar, ABD karşıtı gösteri kapsamında, ABD Büyükelçiliği baskınının 47. yıl dönümü dolayısıyla dün Tahran’da düzenlenen mitingde, Dini Lider Mücteba Hamaney’in dev posterinin önünde (AP)
İranlılar, ABD karşıtı gösteri kapsamında, ABD Büyükelçiliği baskınının 47. yıl dönümü dolayısıyla dün Tahran’da düzenlenen mitingde, Dini Lider Mücteba Hamaney’in dev posterinin önünde (AP)

İran’ın yeni Dini Lideri Mücteba Hamaney, ABD’nin tutumunun ülkedeki parti ve siyasi grupların değişmesiyle farklılaşacağını ya da Washington’a taviz verilerek ABD’nin İran’a yönelik düşmanlığının sona ereceğini düşünenlerin “büyük bir yanılgı içinde” olduğunu söyledi. Hamaney, saldırıların tekrarlanması hâlinde ABD ile çatışmanın “çok daha geniş boyutlara” ulaşacağı uyarısında bulundu.

İranlı üst düzey yetkililer, ABD’deki ara seçim sonuçlarını memnuniyetle karşılarken, sonuçları Amerikan seçmenlerinin İran savaşına karşı çıkması ve Başkan Donald Trump’ın yenilgisi olarak değerlendirdi. Öte yandan Tahran, olası yeni saldırılara karşı en üst düzeyde teyakkuz hâlini sürdürüyor.

Hamaney’e atfedilen açıklama, ABD’deki ara seçimlerin ertesi günü, 1979 yılında Tahran’daki ABD Büyükelçiliği’nin basılmasının yıl dönümü dolayısıyla yayımlandı. Açıklamada, ABD’deki parti değişikliklerinin veya Washington’a taviz verilmesinin İran’a yönelik Amerikan düşmanlığını sona erdirebileceğine inananların “büyük bir yanılgı içinde” olduğu belirtildi.

ABD Başkanı Donald Trump liderliğindeki Cumhuriyetçilerin aleyhine sonuçlanan seçimlerde Demokratlar, Temsilciler Meclisi ve Senato’da çoğunluğu ele geçirdi. Sonuçlar, yükselen yaşam maliyetlerine, gümrük tarifelerine ve akaryakıt fiyatlarında ciddi artışa yol açan İran savaşına yönelik seçmen tepkisini yansıttı.

Şarku’l Avsatın Reuters'ten aktardığı habere göre Trump, iki ayrı medya kuruluşuna verdiği röportajda, ABD-İsrail savaşının Cumhuriyetçilerin seçim yenilgisinde etkili olduğunu kabul etti.

Bu açıklama, mart ayında babası Ali Hamaney’in yerine göreve gelen Mücteba Hamaney’e atfedilen son açıklama oldu. Ali Hamaney, 28 Şubat’ta İran’a yönelik ilk ABD-İsrail saldırılarında öldürülmüştü. Yeni dini lider, seçilmesinden beri kamuoyu önüne çıkmadı.

Cumhuriyetçilerin seçim yenilgisi, 1979 yılında Tahran’daki ABD Büyükelçiliği’nin basılmasının yıl dönümüyle eş zamanlı gerçekleşti. Şah rejiminin devrilmesinin ardından, ABD tarafından desteklenen yönetime tepki gösteren radikal öğrenciler büyükelçiliği basmış ve 52 Amerikalıyı 444 gün boyunca rehin tutmuştu.

Bu yılki anma etkinlikleri, ABD ve İsrail’in aylar süren çatışmaların ardından İran’a yönelik saldırılarını yeniden başlatma ihtimalinin tartışıldığı bir dönemde gerçekleştirildi. İran yönetimi, etkinlik kapsamında Tahran ve diğer büyük kentlerin ana caddelerinde çok sayıda destekçisini, öğrenciyi, kamu çalışanını ve askerî personeli topladı. İran’da 13 Aban olarak bilinen etkinlikte çeşitli gösteriler düzenlendi.

Katılımcılar, eski dini lider Ali Hamaney’in intikamının alınacağını belirten kırmızı bayrakların yanı sıra Trump ve İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’yu hedef alan pankart ve fotoğraflar taşıdı. Devlet medyasında yayımlanan görüntülere göre ABD ve İsrail bayrakları da yakıldı.

İranlı bir kadın, dün Tahran’da ABD Büyükelçiliği baskınının 47. yıl dönümü dolayısıyla düzenlenen etkinlikte Mücteba Hamaney’in fotoğrafını taşıyor (Reuters)
İranlı kadınlar dün Tahran’da ABD Büyükelçiliği baskınının 47. yıl dönümü dolayısıyla düzenlenen etkinlikte Mücteba Hamaney’in fotoğrafını taşıyor (Reuters)

Büyük bir yanılgı içindeler

Hamaney’e atfedilen açıklamada, “ABD’nin davranışlarının değişeceğine, hegemonya sistemindeki parti ve siyasi grup değişikliklerinin farklı bir sonuç doğuracağına ya da Amerika’ya taviz vererek İran halkına yönelik düşmanlığından vazgeçirilebileceğine dair en küçük bir umut besleyenler büyük bir yanılgı içindedir” denildi.

Açıklamada, bunun “batıl bir düşünce” olduğu ifade edilerek, “Büyük Şeytan’ın arzusu, İran halkının koşulsuz teslimiyetidir” değerlendirmesinde bulunuldu.

Hamaney, düşmana yönelik en küçük teslimiyet eğiliminin bile, İran’ın çatışmalarda elde ettiğini öne sürdüğü kazanımları ortadan kaldıracağını ve ABD’yi yeni aşırı taleplerde bulunma, savaş ve ihlallere yönelme konusunda cesaretlendireceğini savundu.

Arabulucular, seçimlerin ardından savaşın yeniden başlaması ihtimaline ilişkin endişeler sürerken çatışmaları sona erdirmek için diplomatik girişimlerini yoğunlaştırdı.

Trump salı günü yaptığı açıklamada, seçimlerin ardından askerî operasyonların yeniden başlatılması ihtimalini dışlamadı. İran ise savaşın yeniden başlaması durumunda daha kapsamlı bir karşılık vermeyi planlıyor.

Reuters'a konuşan iki üst düzey İranlı kaynak, Tahran’ın Trump’ın seçim yenilgisinin ardından askerî bir saldırıyla karşılık vermesinden endişe duyduğunu belirtti. İranlı liderlerin Demokratların seçim başarısını memnuniyetle karşılamasına rağmen, ülkenin en üst düzeyde teyakkuz hâlinde olduğu kaydedildi.

Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan ise salı günü yaptığı açıklamada, dini liderin hükümete ABD ile müzakereler konusunda yeni yetkiler verdiğini yineledi, ancak bu yetkilerin kapsamını açıklamadı.

İranlılar, çarşamba günü 1979'daki ABD Büyükelçiliği baskınının yıl dönümü dolayısıyla Tahran'daki eski büyükelçilik binası önünde gösteri yapıyor (AFP)
İranlılar, çarşamba günü 1979'daki ABD Büyükelçiliği baskınının yıl dönümü dolayısıyla Tahran'daki eski büyükelçilik binası önünde pankart açtılar (AFP)

Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi Sekreteri Muhsin Rızai salı günü yaptığı açıklamada, ABD’nin İran’ın taleplerine verdiği cevabın “ikna edici olmadığını” söyledi. Rızai, Washington yedi şartı eksiksiz ve açık biçimde yanıtlayıp yerine getirmedikçe Hürmüz Boğazı’nın açılmayacağını belirtti.

Üst düzey bir İranlı yetkili de salı günü Reuters'a yaptığı açıklamada, Tahran ile Washington’un savaşı sona erdirecek bir anlaşmadan hâlâ uzak olduğunu söyledi. Yetkili, İran’ın ABD’nin bölgedeki ve bölge dışındaki saldırılarına güçlü karşılık vereceğini ifade etti. Katarlı arabulucuların ise taraflardan yeni öneriye ilişkin cevaplarını 36 saat içinde almayı beklediği bildirildi.

Hamaney, açıklamasının bir bölümünde İran’ın son savaşta gerçekleştirdiği faaliyetleri daha geniş kapsamlı bir çatışmanın başlangıcı olarak nitelendirdi. Hürmüz Boğazı üzerindeki kontrolün sağlanmasını ve ABD üslerinin ortadan kaldırılmasını, son savaşta Amerikan saldırılarına verilen cevabın bir parçası olarak gösterdi.

Bu operasyonların ABD saldırılarına karşılık niteliği taşımasına rağmen bölgesel ölçekte “hegemonizme karşı başlatılmış bir cihat” olduğunu savunan Hamaney, saldırıların tekrarlanması hâlinde, çatışmanın “çok daha geniş boyutlara” ulaşacağı uyarısında bulundu.

Çatışma cephelerinin genişletileceği mesajını veren Hamaney, Filistin, Lübnan, Irak ve Yemen’i kapsayan “Direniş Cephesi sahalarının birliği” söylemini yineledi.

ABD’nin askerî gücü ve uluslararası alandaki yumuşak gücünün “geri döndürülemez bir düşüş” yaşadığını öne süren Hamaney, ülkenin çöküş sürecinin hızlandığını savundu.

Hamaney, ABD’nin İran’a yönelik düşmanlığının geçmişteki aşamalarını sıralarken, uzun süreli ve ağır ekonomik yaptırımlara da değindi. Ayrıca Trump’ın emriyle 2020 yılının başında düzenlenen saldırıda öldürülen Devrim Muhafızları Ordusu Kudüs Gücü Komutanı Kasım Süleymani’yi hatırlattı.

Washington’un “pervasızca” İran’ı bölmeye, halkı boyun eğdirmeye, yönetimi devirmeye ve ülkenin köklü medeniyetini ortadan kaldırmaya çalıştığını ileri sürdü. ABD’nin yanlış hesaplarının Amerikan halkına ve Washington yönetimiyle iş birliği yapan hükümetlere ağır bedeller ödettiğini savundu.

Hamaney, “Mutlak caydırıcılığa ulaşmanın tek yolu, ‘Daha güçlü bir İran’ stratejisini sürdürmektir” ifadesini kullandı. Birlik ve dayanışma çağrısında bulunan Hamaney, yetkililerden vatandaşların geçim koşullarını ve refahını güvence altına almalarını istedi.

Kalibaf: Savaşa hayır

Bazı İranlı yetkililer, ABD seçim sonuçlarına daha sert tepki göstererek bunları Trump yönetiminin siyasi yenilgisi olarak değerlendirdi.

Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi Sekreteri Muhsin Rızai, seçim sonuçlarını Trump’ın yenilgisi olarak nitelendirdi. Rızai, İran’ın Trump’ı hem savaş alanında hem Hürmüz Boğazı’nda “stratejik yenilgiye”, Washington’da ise “siyasi yenilgiye” uğrattığını öne sürdü. ABD halkının Trump’ın savaşının bedelini ödemek zorunda kaldığını savundu.

Rızai, X hesabından yaptığı paylaşımda, “İran’la karşı karşıya gelen herkes, savaş alanından kendi evinin kapısına kadar bunun bedelini ödeyecek” uyarısında bulundu.

Meclis Başkanı ve baş müzakereci Muhammed Bakır Kalibaf ise dün Amerikalı seçmenlerin oylarının “savaşa hayır” anlamına geldiğini söyledi.

Kalibaf, X hesabından yaptığı açıklamada, “Amerikalılar ister inançları gereği ister yaşam maliyetleri nedeniyle olsun, ‘Savaşa hayır’ dedi. Biz de bu mesajı destekliyoruz” ifadelerini kullandı.

Kalibaf, ABD yönetiminin halkının iradesine ihanet ederek uluslararası finansman sağlayan ve şantaj uygulayan çevrelere hizmet etmesi durumunda, İran’ın “hayır” sözünün bir kâbusa dönüşeceğini de öne sürdü.

Kalibaf, salı günü yaptığı açıklamada ise İran’ın savaşa hazır olduğunu ve “parmağının tetikte bulunduğunu” söylemişti. Düşmanın herhangi bir hesap hatasına verilecek karşılığın “öngörülemez” olacağını ve “coğrafi sınırlarla kısıtlanmayacağını” kaydetti.

Tahran’ın güçlü ve mantıklı bir yanıt verdiğini savunan Kalibaf, İran’ın dini liderinin olası bir saldırıya karşı askerî stratejiyi belirlediğini ve savaşın önlenmesi için artık kararın ABD’ye ait olduğunu ifade etti.

Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi de İran silahlı kuvvetlerinin önceki iki savaşa kıyasla “çok daha güçlü” olduğunu ve ülkenin hem diplomasi hem de savunma açısından “tam hazırlık” içinde bulunduğunu söyledi.

İranlı göstericiler, dün Tahran’daki eski ABD Büyükelçiliği önünde düzenlenen mitingde ABD Başkanı Donald Trump’ı tasvir eden karikatür taşıyor (AP)
İranlı göstericiler, dün Tahran’daki eski ABD Büyükelçiliği önünde düzenlenen mitingde ABD Başkanı Donald Trump’ı tasvir eden karikatür taşıyor (AP)

Arakçi, devlet televizyonuna yaptığı açıklamada, “Çaba gösteriyoruz ve karşı tarafın diğer yöntemler yerine diplomasiyi tercih edecek kadar sağduyulu olmasını umuyoruz. Ancak diğer seçeneklere de tamamen hazırız” dedi.

Arakçi, “Dini liderin mesajı irademizin ne olduğunu açıkça ortaya koydu. Silahlı kuvvetlerimizin görevi şu anda son derece açık” ifadelerini kullandı.

Dini liderin danışmanı ve yardımcısı Muhammed Muhbir ise Trump’ın partisinin kazanması için gösterdiği çabalara rağmen, kendi halkından bir darbe aldığını söyledi. Muhbir, “Bu sahadaki gerçek kazanan, savaşın maliyetini ABD’nin içine taşıyan İran’dır” diye yazdı.

Yargı Erki Başkanı Gulamhüseyin Muhsini Ejei de Trump’ın hem savaşta hem siyasette yenildiğini savunarak, “Ona daha fazla yenilgi yaşatacağız. Bu, şafağın ilk meyvelerinden başka bir şey değil” ifadelerini kullandı.

Yargı Erki’nin yayın organı Mizan Haber Ajansı, X platformunda paylaşılan “Trump İran’da rejim değişikliğini başaramadı ama Teksas’ta başardı” şeklindeki bir espriyi yayımladı. Paylaşım, Demokratların onlarca yıl aradan sonra Teksas’ta ilk kez bir Senato koltuğu kazanmasına gönderme yapıyordu.

Merkez Bankası Başkanı Abdunnasır Himmeti ise İran’ı ekonomik olarak tecrit etme ve ülke ekonomisini iki hafta içinde çökertme girişimlerinin, ABD Kongresi’nde Cumhuriyetçilerin siyasi iktidarı kaybetmesiyle sonuçlandığını öne sürdü.

Cumhurbaşkanlığı İletişim ve Medya İşlerinden Sorumlu Yardımcısı Seyyid Mehdi Tabatabai de Amerikalı seçmenlerin açık bir mesaj verdiğini belirterek, İran savaşı, Gazze’deki gelişmeler ve ABD’nin İsrail yanlısı tutumunun Cumhuriyetçilerin seçim kayıplarında etkili olduğunu savundu.

Tabatabai, seçim sonuçlarını Cumhuriyetçi Parti’nin karşı karşıya kaldığı en büyük seçim yenilgisi olarak nitelendirdi.

Askerî tehditler

Siyasi açıklamaların yanı sıra İranlı askerî yetkililer de saldırıların yeniden başlaması hâlinde karşılığın genişletileceği uyarısını yineledi.

Devrim Muhafızları’nın dış operasyonlarından sorumlu Kudüs Gücü Komutanı Tuğgeneral İsmail Kaani, “Direniş Cephesi” liderlerinin dini liderin “düşmanla sınırsız mücadele” mesajını en üst düzeyde aldığını söyledi.

Kaani, “Direniş Cephesi mensuplarının” yazılı olarak tam bağlılıklarını bildirdiğini ve farklı cepheler arasında birlik sergilediğini öne sürdü. Liderlerin mesajı alarak uygulamaya geçirdiğini belirtti.

Başka bir açıklamasında ise ABD’nin “Direniş Cephesi’nin derinliğini” yalnızca silah kapasitesi üzerinden değerlendirmemesi gerektiğini söyledi.

Washington’un Hürmüz Boğazı’nı kaybettiğini ileri süren Kaani, ABD’li liderlerin ciddi bir hesap hatasına düşmemek için bugün direniş hareketinin tek bir cephe hâline geldiğini ve farklı sahalarda birlik içinde hareket ettiğini anlaması gerektiğini savundu.

Kaani, Trump’ın İran’a karşı savaş kumarına İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun sözlerine güvenerek başladığını öne sürdü. Bunun sonucunda ABD’nin 250 yıllık itibarını sattığını ve Hürmüz Boğazı’nı kaybettiğini iddia etti.

Washington’un dini liderin mesajına rağmen savaşta “kumarbaz tutumunu” sürdürmesi hâlinde, Direniş Cephesi’nin ABD’ye hem sahada hem de derinlikte “temel darbeler” indirebileceği uyarısında bulundu.

Devrim Muhafızları Füze Birimi Komutanı'nın kıdemli danışmanı Tuğgeneral Ali Bilali de silahlı kuvvetlerin “daha ağır bir savaşa” hazır olduğunu ve saldırıları püskürtmek için gerekli bütün tüm önlemleri almakla yükümlü bulunduğunu söyledi. Açıklama, Besic öğrenci teşkilatına bağlı Danişcu Haber Ajansı tarafından aktarıldı.

Devrim Muhafızları Kara Kuvvetleri Komutanı Muhammed Keremi ise rakiplerin yeni bir hesap hatası yapmasının bölgeden çıkarılma süreçlerini hızlandıracağını, “Siyonist rejimin zayıflayıp ortadan kalkmasına” yol açacağını savundu.

Devrim Muhafızları Komutanı'nın danışmanı Hamid Rıza Mukaddem Fer, İran’ın karşılığının saldırıların düzenlendiği noktalarla sınırlı kalmayacağını söyledi. İran’ın savunmaya çekilmediğini belirten Mukaddem Fer, bu kez gerçekleştirilecek saldırıların farklı, daha geniş kapsamlı ve daha öğretici olacağını ileri sürdü. İran’ın savaş doktrinindeki değişimin ülkenin savaşta üstünlük kazandığının göstergelerinden biri olduğunu kaydetti.

Devrim Muhafızları, salı günü hedef listesini güncellediğini ve rakiplerinin maddi ve gayrimaddi varlıklarını hedef kapsamına aldığını duyurdu. Kurum, her türlü tehdide coğrafi sınırlama olmaksızın karşılık verileceğini bildirdi.

Tahran Belediye Başkanı ve eski cumhurbaşkanı adayı Ali Rıza Zakani ise nükleer doktrinin değiştirilebileceği mesajını verdi.

Göstericilere hitap eden Zakani, “Bugün nükleer dosya ciddi bir meseledir. Nükleer bomba peşinde değildik ancak sizin alışılmadık tehdidiniz, liderliğin kararı ve bu halkın desteğiyle ülkenin nükleer doktrininin değişmesine yol açabilir” dedi.

İran’dan nükleer silah üretmeyeceğine dair taahhüt istenmesini “son derece gülünç” olarak nitelendiren Zakani, alışılmadık tehditlere karşı düşmanların da alışılmadık tehditler ve eylemlerle karşılaşacağını söyledi.

Tahran Belediyesine bağlı Hemşehri gazetesi, “İran’ın gölgesi ABD seçimlerinin üzerinde” başlığıyla rehine krizini yeniden gündeme taşıdı.
Tahran Belediyesine bağlı Hemşehri gazetesi, “İran’ın gölgesi ABD seçimlerinin üzerinde” başlığıyla rehine krizini yeniden gündeme taşıdı.

Tahran Belediyesine bağlı Hemşehri gazetesi, iki olayı ilk sayfasında yayımladığı bir görselle ilişkilendirdi. Görselde Trump’ın gözleri bağlı ve başı öne eğilmiş şekilde tasvir edildiği, arka planda ise 47 yıl önce Tahran’daki ABD Büyükelçiliği’nde rehin alınan Amerikalıların fotoğraflarının yer aldığı görüldü.

Gazete, manşetinde “İran’ın gölgesi ABD seçimlerinin üzerinde” ifadesini kullandı. Haberde, Washington’un 47 yıldır İran’ın gölgesinde kaldığı ileri sürülerek, bunun 1979’da “casus yuvasının” (ABD Büyükelçiliği) ele geçirilmesinden Kasım 2026’daki ABD Kongre seçimlerine kadar uzandığı belirtildi.

ABD, pazartesiyi salıya bağlayan gece Keşm Adası’na “savunma amaçlı” olarak nitelendirdiği saldırılar düzenledi. Trump, salı günü saldırıyı kabul ederek bunu “küçük bir saldırıydı, savaş değildi” sözleriyle tanımladı.

Şubat ayında ABD ve İsrail’in İran’a yönelik saldırılarıyla başlayan savaş, aylardır büyük ölçüde durgun seyrediyor. Washington ile Tahran arasında haziran ayında varılan mutabakat muhtırasının çökmesine rağmen, geniş çaplı çatışmalar yeniden başlamadı. Bununla birlikte iki taraf zaman zaman karşılıklı saldırılar düzenlemeyi sürdürdü.