Gazze’deki savaş ve dünya savaşlarının yıl dönümü

Gazze Savaşı ve uluslararası krizlerin çağrışımları

Gazze Şeridi'nin güneyindeki Han Yunus'ta yıkılmış binaların yanındaki dar bir sokakta yürüyen Filistinliler, 11 Haziran 2024 (AFP)
Gazze Şeridi'nin güneyindeki Han Yunus'ta yıkılmış binaların yanındaki dar bir sokakta yürüyen Filistinliler, 11 Haziran 2024 (AFP)
TT

Gazze’deki savaş ve dünya savaşlarının yıl dönümü

Gazze Şeridi'nin güneyindeki Han Yunus'ta yıkılmış binaların yanındaki dar bir sokakta yürüyen Filistinliler, 11 Haziran 2024 (AFP)
Gazze Şeridi'nin güneyindeki Han Yunus'ta yıkılmış binaların yanındaki dar bir sokakta yürüyen Filistinliler, 11 Haziran 2024 (AFP)

Elie el Kaşif

ABD Başkanı Joe Biden’ın Gazze için ateşkes teklifi, muhtemelen Ramazan ayı arifesinde ateşkes ve esir takası anlaşması amacıyla yapılan, ancak tökezleyip başarısızlıkla sonuçlanan müzakerelerle aynı kaderi paylaşacak gibi görünüyor. ABD yönetiminin ister doğrudan İsrail'e ister Arap ülkeleri aracılığıyla Hamas’a olmak üzere savaşan taraflara yönelik tüm baskılarına rağmen, kendisi de bunu öngörmeye ve işaret etmeye başladı. ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken savaşın başlamasından bu yana bölgeye gerçekleştirdiği sekizinci ziyarette bunu yapmaya çalışsa da şimdiye kadar pek başarılı olamadı.

Ne zaman savaşın müzakereler yoluyla durdurulabileceğine dair bir umut doğsa, bu müzakerelerin başarısızlıkla sonuçlanacağına dair kötümser bir rüzgâr esmeye başlıyor. Eğer müzakere girişimi bu kez de başarısız olursa, karamsarlık geçen seferkinden daha da yoğun olacak. Teklif, gerek müzakerelerin başarısız olması ve İsrail ile Hamas'ın Biden'ın teklifine yanıt vermemesi bakımından, gerek savaşın doğrudan tarafları olan Hamas ve İsrail'in, özellikle de Binyamin Netanyahu ve Yahya Sinvar'ın hesapları bakımından gerekse özellikle önümüzdeki kasım ayında yapılması planlanan ABD seçimlerinin arifesinde bölgesel ve uluslararası sahnedeki kaos bakımından İsrail'in Gazze Şeridi'ne yönelik savaşının en karmaşık hale geldiği zor bir zamanda ortaya atıldı. Bu da haftalardır hatta aylardır konuşulan Hamas ve İsrail arasındaki yıpratma savaşının aslında bölgesel ve uluslararası bir çatışmanın yansıması olup olmadığı, yani bölgesel ve uluslararası tarafların kendi hesapları için mi bu çatışmayı derinleştirmeye çalıştıkları ya da söz konusu uluslararası tarafların başında gelen ABD’yi bu savaşta boğmak, dikkatini dağıtmak ve çözümsüzlüğe itmeye mi çalışıldığı gibi önemli bir soruyu gündeme getiriyor.

Aslında, Rusya-Ukrayna savaşıyla ilgili sahada ve siyaset sahnesinde yaşanan gerilim, Doğu Avrupa'daki gelişmeleri Filistin topraklarındaki çatışmayla ilişkilendirmeye giderek daha fazla itiyor. Çünkü ABD ve Batı ülkelerinin her iki bölgede de var olması, rakiplerinin bu savaşlara katılmaları için net bir davet anlamına geliyor. Eğer Rusya Avrupa'daki savaşın tarafı ise Gazze’deki savaşta rolü ne olacak? Ya da Hizbullah ve İsrail arasındaki cephede nasıl bir rol üstlenecek? Aksa Tufanı Operasyonu'na ilişkin bazı geç okumalar, Moskova'nın bu operasyona yakından ya da uzaktan müdahil olmuş olma ihtimalini sorgulasa da elbette net cevaplara ulaşamadı. Şu sıralar sorular, Rusya'nın Ukrayna savaşındaki hesapları ya da başta Çin olmak üzere diğer ülkeler arasında yeni bir uluslararası düzen inşa etme girişimleri bağlamında, savaşı uzatma ve ABD'yi bu savaşla meşgul etme konusundaki çıkarları üzerinde yoğunlaşıyor. Dolayısıyla, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin'in Gazze’deki savaşın patlak vermesinin bir nedeni olarak gördüğü ABD’nin Ortadoğu'daki başarısızlığı, ABD liderliğindeki liberal uluslararası düzenin parçalanmasına yol açıyor.

Gazze’deki savaştan nasıl çıkılacağı ve ‘ertesi günü’ belirsizliğini korurken Ortadoğu’da bu savaşın ortaya çıkardığı yeni bir soğuk savaş biçimiyle karşı karşıya olabiliriz.

Ancak Rusya ile ilgili soruların sorulması, kaçınılmaz olarak Çin ile ilgili sorular da sorulması anlamına geliyor. Pekin, Moskova’nın aksine çatışmaya doğrudan müdahil olmasına dair herhangi bir sinyal vermiyor. Putin geçtiğimiz hafta, Batılı ülkelerin Ukrayna’yı silahlandırmasına ve Rusya'ya saldırmasına izin vermesine karşılık, Moskova'nın dünyanın dört bir yanındaki ABD karşıtı grupları desteklemeye hazır olduğunu söylemişti. Bu da İran ile silah anlaşmaları yapmaya ya da bölgedeki İran yanlısı grupları doğrudan ya da Tahran üzerinden silahlandırmaya hazır olduğu şeklinde yorumlandı. Hizbullah'a yakın çevreler Moskova ile ilişkilerinin şu an her zamankinden daha güçlü olduğundan bahsediyor. Peki, bu Rusya'nın Hizbullah'a silah ya da teknoloji sağladığı anlamına mı geliyor? Her halükârda özellikle Ukrayna ve genel olarak Avrupa kıtasının güvenliği konusunda ABD ve Batı ülkeleri ile derinleşen çatışması çerçevesinde, Rusya'nın Gazze’deki savaşa müdahil olmuş olabileceğinden endişe duymak gerekiyor.

Son yıllarda İsrail, Körfez Arap ülkeleri ve İran'la birlikte bölgedeki varlığının kapsamını genişleten Çin ise Filistin'deki bölünmüşlüğün tarafları olan Fetih Hareketi (El Fetih) ve Hamas Hareketi arasında uzlaşı sağlayama çalışarak ve Filistinliler ile İsrail arasındaki çatışmayı çözmek için uluslararası konferans çağrısında bulunarak, savaşa diplomatik bir pencereden bakıyor.

svdfbgnh
Ürdün'ün ev sahipliğinde yapılan “Eylem Çağrısı: Gazze'ye Acil İnsani Müdahale” konulu Ölüdeniz Konferansı'na katılan ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken (ortada) sağında Arap Birliği Genel Sekreteri Ahmed Ebu Gayt ile, 11 Haziran 2024 (AFP)

Gazze Şeridi’ndeki savaşın büyük resmi böyle, ancak uluslararası ve bölgesel ittifakların karmaşıklığı ve çakışmaları çerçevesinde, uluslararası ve bölgesel safların daha açık dizildiği Soğuk Savaş dönemindeki durumun aksine, bugün bölgedeki ve dünyadaki tüm ülkeler ilişkilerini ve ittifaklarını mümkün olduğunca genişletmeye çalışıyor. Bu ise bölgedeki uluslararası rekabetin, özellikle de günümüzün iki büyük kutbu olan ABD ve Çin arasındaki rekabetin ek bir nedeni haline geliyor. Hem ABD hem de Çin, İsrail'den Körfez ülkelerine ve İran'a kadar bölgedeki diğer ülkelerle ilişkilere sahip. Dolayısıyla Gazze’deki savaştan nasıl çıkılacağı ve ‘ertesi günü’ belirsizliğini korurken, Ortadoğu’da bu savaşın ortaya çıkardığı yeni bir soğuk savaş biçimiyle karşı karşıya olabiliriz.

Fakat savaşı çevreleyen bu uluslararası sahne tek başına savaşın gelişimini ve geleceğini açıklamaya yetmiyor. Zira yerel aktörlerin, Hamas ve İsrail'in, özellikle de Sinvar ve Netanyahu'nun hesapları, çatışmanın geleceği üzerinde çok etkili ve hatta belirleyici. İran’ın Dini Lideri Ali Hamaney'in geçtiğimiz günlerde Hamas Hareketi’ne Biden'ın teklifini kabul etmemesi yönünde yaptığı dolaylı çağrıdan da anlaşılacağı üzere, İran'ın Hamas'ın önemli bir destekçisi olarak savaştaki varlığı, hatta onun tercihlerini yönlendirmesi göz ardı edilemez. Tüm bu aktörlerin, Gazze Şeridi'ndeki savaşta yaşanan gelişmelerin de kanıtladığı üzere, başta bölgedeki başlıca uluslararası aktör olan ABD olmak üzere, savaştaki başlıca ülkelerin çıkarlarını ve tedbirlerini dikkate aldıklarına hiç şüphe yok.

Gazze’deki savaş da dahil olmak üzere bölgedeki olayların çoğu, ABD’nin bölgedeki yeni mühendisliğinin bir parçası olarak, ABD-Suudi Arabistan anlaşması etrafında dönüyor.

Nihayetinde ister müttefikleri ister muhalifleri tarafından olsun, tüm yerel, bölgesel ve uluslararası hesaplar ABD ve onun yakın ve uzak hedefleri etrafında dönüyor. Hamas, İran ve Hizbullah, İsrail ile ABD arasındaki anlaşmazlıkların ve bu anlaşmazlıkların merkezinde yer alan ABD’nin bölgedeki önceliklerinin üzerine bahis oynuyorlar. Biden yönetimi, ABD'nin Doğu Avrupa, Pasifik ya da Çin Denizi gibi önemli uluslararası çatışma bölgelerine yeniden odaklanmasıyla ilgili jeopolitik nedenlerinin yanı sıra Gazze’deki savaşta İsrail'i desteklediği ve gönderdiği çok sayıda silahla on binlerce Filistinli sivilin ölümüne neden olduğu için seçimlerde ABD’lilerin kendisine yönelik tepkisini hafifletmek gibi sebeplerden ötürü üç aşamalı ateşkes anlaşmasının imzalanması için acele ediyor.

xscdvfbg
İsrailli rehinelerin aileleri, Blinken’ın Tel Aviv ziyaretine denk gelecek şekilde, rehinelerin derhal serbest bırakılması talebiyle protesto gösterisi düzenledi 11 Haziran 2024 (Reuters)

Öte yandan Gazze'deki ateşkes, Washington ile Riyad arasında bir savunma anlaşmasından oluşan ve Washington'ın İsrail'i Suudi Arabistan ile normalleşme anlaşması yoluyla bölgeye daha fazla entegre etme çabaları çerçevesinde Tel Aviv'in de katılabileceği, ancak Tel Aviv'in Riyad'ın talep ettiği gibi iki devletli bir çözüm ile ilgili somut adımlar atmasına bağlı olan, ABD himayesinde ‘bölgesel bir yapı’ inşa etmeye doğru ilerliyor. Dolayısıyla, Gazze’deki savaş da dahil olmak üzere bölgedeki olayların çoğu, ABD’nin bölgedeki yeni mühendisliğinin bir parçası olarak ABD-Suudi Arabistan anlaşması etrafında dönüyor. Bu sebeple, İran’ın Dini Lideri Ali Hamaney’in kısa süre önce Aksa Tufanı Operasyonu’nu, bölgedeki denklemleri değiştirmeye yönelik bir Amerikan projesini engellediğini söyleyerek övmesi kimseyi şaşırtmadı.

Hamas Hareketi’nin Gazze’deki lideri Yahya Sinvar'ın özellikle de esir kartını elinde tuttuğu sürece, elinde kalanlarla savaşmaya devam etme isteğine ilişkin kendi hesaplarıyla kesiştiğinde İran'dan gelen sinyalleri aldığına şüphe yok. İşte şimdi Washington ona ABD vatandaşı olan rehineler için arada İsrail olmadan müzakere etme teklifinde bulunuyor. Sinvar’ın sadece iki seçeneği var. Ya İsrail, uluslararası tarafların garantörlüğünde kalıcı bir ateşkesi kabul edecek ya da savaşmaya devam edecek. Şimdiye kadar bu iki seçenek dışında üçüncü bir seçeneği kabul etmeye istekli görünmedi. Sinvar'ın tutumunun, özellikle Hamas’ın Doha'daki lider kadrosuna uygulanan baskı çerçevesinde bir bütün olarak Hamas'ın tutumu olup olmadığı da tartışmalı bir konu. Ancak İran Hamas'ın ana şemsiyesi olmaya devam ediyor. Bu da Hamas'ın genel tutumunu anlamada önemli bir unsur.

Netanyahu'nun siyasi ve şahsi hesapları, Washington ile ilişkilerinin sınırları ve koşulları da dahil olmak üzere savaştaki seçeneklerini belirlemede önemli rol oynuyor.

İsrail'e ve özellikle Netanyahu'ya gelince; Netanyahu, iki devletli bir çözümü kabul etmeye hazır değil. Çünkü böyle bir durum onu hükümetinin düşmesi ve aşırı sağın yeri doldurulamaz desteğini kaybetmesi tehdidiyle karşı karşıya bırakacaktır. Yani ya hem Filistinlilerle savaşı hem de İsrail içindeki siyasi çatışmayı kazanarak ikisi de kazanacak ya da ikisini birden kaybedecek. Tecrübeli bir siyasetçi olan Netanyahu, İsrail'deki siyasi ve demografik geleceğin özellikle savaş sonrasında aşırı sağcı eğilimlerden yana olduğunu çok iyi biliyor. Bu nedenle önceliklerinin, görev süresi sona ermekte olan Biden yönetimiyle ilişkileri pahasına da olsa aşırı sağcı akımların kendisine olan desteğini sürdürmek olması gerektiğini bilen Bibi (Netanyahu), İsrail sağının değirmenine su taşıyan Donald Trump'ın seçimleri kazanması üzerine de bahis oynuyor olabilir. Nihayetinde Netanyahu'nun siyasi ve şahsi hesapları, Washington'la ilişkinin sınırları ve koşulları da dahil olmak üzere savaştaki seçeneklerini belirlemede önemli rol oynuyor. İsrail sağının anlatısı, Biden'ın İsrail'e yardım etmek yerine, onu bölgeye yönelik projesinin bir parçası olarak kullandığı yönünde ve bu da elbette Netanyahu ve danışmanları tarafından çok iyi biliniyor.

Tüm bu üst üste binen uluslararası, bölgesel ve yerel sahneler açısından Gazze’deki savaştan çıkış yolunu hayal etmek daha da zorlaşıyor. O halde bölge uzun bir ‘yıpratma savaşına’ mı hazırlanmalı? Nihayetinde böyle bir savaşın bedelini öncelikle Filistinli siviller, ikinci olarak da Lübnan'da, Suriye'de, hatta biraz daha uzaktaki Irak'ta olsun, uzun savaşlara alışkın olan ‘Bereketli Hilalin’ halkları ödeyecek.



İran karşılık vermeyi değerlendiriyor... Adımların sıralaması konusunda anlaşmazlık yaşanıyor

Tahran’daki caddelerden birinde sergilenen İran füzeleri (Arşiv-Reuters)
Tahran’daki caddelerden birinde sergilenen İran füzeleri (Arşiv-Reuters)
TT

İran karşılık vermeyi değerlendiriyor... Adımların sıralaması konusunda anlaşmazlık yaşanıyor

Tahran’daki caddelerden birinde sergilenen İran füzeleri (Arşiv-Reuters)
Tahran’daki caddelerden birinde sergilenen İran füzeleri (Arşiv-Reuters)

İran hükümeti dün, Tahran’ın savaşı sona erdirmeye yönelik son önerilerine ABD’nin verdiği cevabı aldığını ve cevabın incelendiğini açıkladı. Bu gelişme, yedi günlük planın adımlarının hangi sırayla uygulanacağı konusunda yaşanan anlaşmazlık ortamında geldi. Hükümet, cevabın içeriğini veya Washington’un planı reddedip reddetmediğini açıklamadı.

Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, cevabı salı akşamı Doha’da Katarlı arabuluculardan aldı. Arakçi, New York’tan dönüş yolunda Doha’da kısa süreliğine durmuştu. Şarku’l Avsatın Reuters'ten aktardığına göre görüşmeler hakkında bilgi sahibi bir yetkili yaptığı açıklamada, temel anlaşmazlığın planın unsurlarından ziyade adımların uygulanma sırasıyla ilgili olduğunu söyledi.

İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, hükümetinin “mutabakat zaptını hayata geçirmek için bütün çabayı göstereceğini” belirterek, anlaşmanın artık “kazan-kazan stratejisine” dayanması gerektiğini söyledi. Pezeşkiyan, mutabakat zaptını savunarak bunun “hiçbir şekilde onurlarına dokunmadığını” ve ABD’yi “belirli taahhütlerde” bulunmaya mecbur bıraktığını ifade etti.

Bundan birkaç saat önce ABD Başkanı Donald Trump ise, “Henüz teslim olup olmayacaklarını bilmiyorum ama teslim olacaklar” dedi. Trump ayrıca İran’ın nükleer silaha sahip olmaması gerektiğini yineledi.

Axios haber sitesinin kaynaklara dayandırdığı haberinde ise “İşler tıkanmış durumda. İranlılar ABD’nin kabul edemeyeceği taleplerde bulunuyor. ABD ise kazandığına inanıyor ve bu nedenle taviz vermeye ihtiyaç duymuyor” ifadelerine yer verildi.

Sahadaki gelişmelerde ise İngiltere Deniz Ticaret Operasyonları Kurumu’nun (UKMTO) açıklamasına göre, salı günü Hürmüz Boğazı’ndan geçen 3 gemi “kimliği belirsiz” mermilerin isabet etmesi sonucu hasar gördü. Kurum, saldırının sorumlusunu belirlemedi.

İran Devrim Muhafızları Sözcüsü Hüseyin Muhib ise Devrim Muhafızları’nın bir süredir boğazdan geçmeye çalışan küçük gemileri hedef aldığını ve geçişlerini engellediğini söyledi. Muhib, “Buna rağmen ABD bir süredir herhangi bir karşılık vermedi” dedi.


Rapor: İsrailli askerlerin tanıklıkları Gazze’deki “hedef fabrikasını” ortaya koyuyor

Gazze Şeridi’nde yıkılan evler, “Google Earth” görüntülerinde görülüyor
Gazze Şeridi’nde yıkılan evler, “Google Earth” görüntülerinde görülüyor
TT

Rapor: İsrailli askerlerin tanıklıkları Gazze’deki “hedef fabrikasını” ortaya koyuyor

Gazze Şeridi’nde yıkılan evler, “Google Earth” görüntülerinde görülüyor
Gazze Şeridi’nde yıkılan evler, “Google Earth” görüntülerinde görülüyor

Fransız gazetesi “Le Monde” tarafından yayımlanan ve İsrailli “Sessizliği Kırmak” (Breaking the Silence) kuruluşunun topladığı İsrailli askerlerin tanıklıklarına dayanan bir rapor, İsrail ordusunun Gazze Şeridi’ndeki savaş sırasında hedefleri belirleme yöntemleri ve bombardıman kurallarına ilişkin yeni ayrıntılar ortaya koydu. Raporda, bazı saldırılarda ölebilecek sivillerin sayısına ilişkin önceden tahminler yapıldığı ve olası hedeflerin belirlenmesinde yapay zekâ tabanlı sistemlerden yararlanıldığı belirtildi.

Kimliklerinin açıklanmasını istemeyen askerlerin ifadelerine dayanan rapor, bombardıman kararlarının nasıl alındığına, hedef alınan bölgelerde sivillerin varlığıyla nasıl başa çıkıldığına ve dijital sistemlerin bilgi toplama, analiz etme ve bunları hedef listelerine dönüştürme sürecinde giderek artan rolüne ilişkin bir tablo sunuyor.

Raporda ele alınan başlıca olaylardan biri, İsrail ordusunun 31 Ekim 2023’te Gazze Şeridi’nin kuzeyindeki Cibaliye Mülteci Kampı’na düzenlediği saldırı. İsrail’in açıklamasına göre saldırının hedefi, Hamas’a bağlı bir taburun komutanı olan ve bir tünel ağının içinde bulunan İbrahim Biari’ydi. “Le Monde”un aktardığı verilere göre bombardımanda 68’i çocuk 126 Filistinli hayatını kaybederken, yaklaşık 280 kişi yaralandı.

Askerlerin tanıklıklarına göre İsrail ordusu, söz konusu operasyonda yaşanabilecek sivil kayıpların boyutunu önceden biliyordu. Ordu içinde “Naza” olarak adlandırılan ilk değerlendirmede yaklaşık 300 kişinin hayatını kaybedebileceği öngörüldü. Hedefin konumunun daha kesin biçimde belirlenmeye çalışılması sırasında komutanın tünel ağının tam olarak neresinde olduğunun bilinmemesi, saldırının kapsamının genişletilmesine ve çevredeki binalarla bölgelerin de hedef alınmasına yol açtı.

Raporda yer verilen tanıklıklara göre Cibaliye saldırısı münferit bir olay gibi görünmüyor. İHA operatörlerinden biri, farklı ateş açma kurallarının bulunduğunu ve bazı durumlarda Hamas veya İslami Cihad’la bağlantılı olduğundan şüphelenilen kişilerin evlerinde veya sokakta hareket halindeyken dahi hedef alınmasına izin verildiğini anlattı.

Asker ayrıca her operasyon için önceden öngörülen sivil kayıp tahminlerinin bulunduğunu, bu tahminlerin hiç sivil kayıp yaşanmamasından bazı durumlarda onlarca kişinin hayatını kaybetmesine kadar uzandığını söyledi.

İsrail ordusunun Gazze kentinde hedef aldığı bir aracın enkazı (EPA)
İsrail ordusunun Gazze kentinde hedef aldığı bir aracın enkazı (EPA)

Nüfusun tahmini için iletişim verileri

Rapora göre İsrail ordusu, hedef alınması planlanan bölgelerde kalan nüfusun sayısını tahmin etmek için teknolojik araçlardan da yararlandı. İletişim verileri üzerinden belirli bir bölgedeki tahliye oranının yüzde 25, 50 veya 75 seviyesinde olup olmadığı tahmin edilebiliyordu.

Askerlerden biri, bazı büyük binaların, bölge sakinlerinin yaklaşık yüzde 75’inin bölgeden ayrıldığını gösteren veriler elde edildiğinde hedef alındığını söyledi. Bunun, saldırı sırasında bölgede bulunan sivil sayısını azaltmaya yönelik bir uygulama olduğu belirtildi.

Savaşın ilk aylarında bombardımanların kapsamı son derece genişti. İsrail Hava Kuvvetleri verilerine göre savaşın ilk haftasında Gazze Şeridi’ne 6 binden fazla bomba atıldı. Bunların önemli bir bölümünün ağırlığı 500 ila 1000 kilogram arasında değişen ağır bombalar olduğu ifade edildi.

Ordu ayrıca “ateş kuşakları” olarak bilinen, geniş bölgeleri hedef alan eş zamanlı saldırı dizilerine başvurdu. Bu saldırıların amacı, çok sayıda noktayı imha etmek ve kara birliklerinin ilerlemesinin önünü açmaktı.

Hedef belirlemede yapay zekâ

Raporda dikkat çekilen başlıca hususlardan biri de yapay zekâ sistemlerinin hedef belirleme sürecinde oynadığı rol oldu. İsrail ordusunun kısa sürede büyük miktarda veriyi işleyerek bunları olası hedef listelerine dönüştürebilen sistemler geliştirdiği belirtildi.

Bu sistemler arasında, askerî faaliyetlerle bağlantılı olduğu düşünülen yer ve tesisleri belirlemek için verileri kullanan “Habsora” veya “İncil” ile kişilerin askerî faaliyetlerle bağlantılı olma ihtimaline ilişkin değerlendirme sunan “Lavender” sistemi bulunuyor.

İsrail ordusu, bu sistemlerin bağımsız olarak öldürme kararı vermediğini ve nihai kararın insanlar tarafından alındığını savunuyor. Ancak raporda yer verilen tanıklıklar, özellikle dijital sistemlerin kısa süre içinde çok sayıda hedef üretmesi nedeniyle bu karar sürecinin niteliğine ilişkin soru işaretleri doğuruyor.

7 Ekim 2023’ten bu yana yaklaşık 200 tanıklık toplayan “Sessizliği Kırmak” kuruluşu ise sivil kayıpların sınırlı sayıdaki olağanüstü saldırıyla açıklanamayacağını, kendi değerlendirmesine göre bunun, çatışmaya doğrudan katılmayanlar arasında yüksek düzeyde kayıplara izin veren operasyonel kurallar ve uygulamalarla bağlantılı olduğunu belirtiyor.

Buna karşılık İsrail ordusu, sivillere yönelik riskleri azaltmak için broşürler dağıtmak, kısa mesajlar göndermek ve halkı hedef alınan bölgeleri terk etmeye çağıran diğer yöntemleri kullanmak da dahil olmak üzere çeşitli önlemler aldığını belirtiyor. Ordu ayrıca savaş sırasında meydana gelen çok sayıda olayla ilgili soruşturma başlattığını belirtiyor.

Şarku’l Avsat’ın Le Monde”den aktardığı habere göre İsrail ordusu yaklaşık 150 olayı incelenmek üzere askerî savcılığa sevk etti. En az 2 vakada ise cezai soruşturma başlatıldı.

Bu tanıklıklar, uluslararası gazetecilerin Gazze Şeridi’ne girişinin hâlâ ciddi ölçüde kısıtlandığı bir dönemde gündeme geliyor. Bu durum, askerlerin anlatımlarını gazetecilik soruşturmaları ve insan hakları kuruluşlarının verileriyle birlikte, askerî operasyonların nasıl yürütüldüğü ve savaşın yol açtığı sivil kayıpların boyutuna ilişkin daha ayrıntılı bir tablo ortaya koymaya katkı sağlayan kaynaklar arasına yerleştiriyor.


İran’ın yeni planı... İslamabad Mutabakatı’ndan ne değişti?

İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan ve Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, New York’ta Birleşmiş Milletler Genel Kurulu çalışmaları kapsamında (İran Dışişleri Bakanlığı)
İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan ve Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, New York’ta Birleşmiş Milletler Genel Kurulu çalışmaları kapsamında (İran Dışişleri Bakanlığı)
TT

İran’ın yeni planı... İslamabad Mutabakatı’ndan ne değişti?

İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan ve Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, New York’ta Birleşmiş Milletler Genel Kurulu çalışmaları kapsamında (İran Dışişleri Bakanlığı)
İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan ve Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, New York’ta Birleşmiş Milletler Genel Kurulu çalışmaları kapsamında (İran Dışişleri Bakanlığı)

İran’ın ABD’ye sunduğu yedi günlük planın akıbetine ilişkin belirsizlik sürerken taraflar, arabulucular üzerinden mesaj ve öneri alışverişinde bulunuyor.

İran’ın ABD’ye sunduğu yedi günlük plan, 14 maddeden oluşan İslamabad Mutabakatı’nda yer alan taahhütlere dayanıyor. Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, Tahran’ın şartlarının “yeni olmadığını” ve mutabakatta öngörülenlerin ötesine geçmediğini söyledi. Ancak yeni plan bu taahhütlerin uygulanma sırasını değiştiriyor ve bir haftalık takvime bağlıyor.

Planın resmi metni yayımlanmadı. “Yedi şartın” numaralandırılmış resmi bir listesi de bulunmuyor. Teklifin ayrıntıları, Arakçi ve İranlı yetkililerin açıklamalarının yanı sıra temaslar hakkında bilgi sahibi kaynaklara dayandırılan basın haberlerinden derleniyor.

İslamabad Mutabakatı 17 Haziran’da imzalandı ancak uzun süre yürürlükte kalmadı. Washington, Hürmüz Boğazı’ndaki gemilere yönelik İran saldırılarının ardından 7 Temmuz’da petrol yaptırımlarını yeniden uygulamaya koydu. ABD Başkanı Donald Trump 8 Temmuz’da mutabakatın sona erdiğini açıkladı ve 13 Temmuz’da deniz ablukası yeniden uygulamaya konuldu. İran ise ABD’yi taahhütlerini yerine getirmemekle suçladı.

Yedi gün nasıl işleyecek?

İran planı New York’ta düzenlenen Birleşmiş Milletler Genel Kurulu toplantıları sırasında sundu. Arakçi, 24 Eylül’de Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan’ın da katıldığı toplantıda gazetecilere planın ayrıntılarını anlattı. Pezeşkiyan da ABD medyasına ülkesinin şartlarını açıkladı.

Arakçi, yedi günlük sürenin ABD’nin planı kabul ettiği anda başlayacağını söyledi. Gerekli adımların dört veya beş gün içinde tamamlanabileceğini belirten Arakçi, Hürmüz Boğazı’nın altıncı gün açılacağını ve ABD’nin yedinci gün nihai anlaşma için devreye gireceğini ifade etti.

dfthyj
Pezeşkiyan başkanlığındaki İran heyetiyle New York’ta istişarelerde bulunan Pakistan Başbakanı Şahbaz Şerif ve beraberindeki heyet (İran Cumhurbaşkanlığı)

Arakçi, Washington’dan istenen adımların daha önce ABD tarafına iletildiğini ve bunların “mutabakat çerçevesinde” olduğunu söyledi. İranlı bakan, ABD tarafında samimiyet olması halinde “bunun gerçekleşeceğini ve Hürmüz Boğazı’nın yeniden açılacağını” belirtti.

Mutabakatın üçüncü maddesi, tarafların en fazla 60 gün içinde nihai anlaşma için müzakere yürütmesini ve anlaşmaya varmasını öngörüyordu. Bu süre tarafların karşılıklı onayıyla uzatılabilecekti. İran’ın yeni teklifindeki yedi günlük süre ise nihai anlaşmanın tamamlanması için değil, anlaşma öncesinde karşılıklı atılacak adımlar için öngörülüyor.

Yeni teklifin farkı, İran’ın nükleer dosyaya ilişkin müzakerelere 60 gün yerine yedi gün içinde başlamaya hazır olması.

Çatışmaların durdurulması

Mutabakatın birinci maddesi “Lübnan dahil tüm cephelerde askeri operasyonların derhal ve kalıcı olarak sona erdirilmesini” öngörüyordu. Ayrıca ABD, İran ve müttefiklerinin birbirlerine karşı savaş veya askeri operasyon başlatmaması, güç kullanma tehdidinde bulunmaması veya güç kullanmaktan kaçınması taahhüt ediliyordu.

İranlı yetkililere göre yeni teklif, Lübnan da dahil olmak üzere cephelerde çatışmaların durdurulmasını içeriyor.

Deniz ablukasının kaldırılması

İslamabad Mutabakatı’nın dördüncü maddesi, ABD’nin deniz ablukasını ve İran’ın önündeki diğer engelleri kaldırmaya başlamasını ve bunları 30 gün içinde tamamen sona erdirmesini öngörüyordu. ABD’nin nihai anlaşmanın ardından 30 gün içinde güçlerini İran çevresinden çekmesi de planlanıyordu.

ghyju
İran petrol tankerleri, CENTCOM’a göre 8 Eylül 2026’da ABD saldırılarında hedef alınmadan önce (Reuters - ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı)

Yeni teklifte ise ablukanın kaldırılması yedi gün içinde atılması gereken adımların bir parçası haline geliyor.

İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü İsmail Bagai, şartların “deniz ablukasının ve ABD’nin ekonomik baskısının sona erdirilmesini” içerdiğini söyledi.

Hürmüz: Altıncı gün

Mutabakatın beşinci maddesinde İran’ın Basra Körfezi ile Umman Denizi arasında ticari gemilerin “60 gün boyunca herhangi bir ücret alınmadan güvenli geçişi” için düzenlemeler yapması öngörülüyordu. Gemilerin geçişinin derhal başlaması ve mayınların temizlenmesi ile teknik ve askeri engellerin kaldırılması dikkate alınarak 30 gün içinde tamamen normale dönmesi planlanıyordu.

Yeni teklifte ise Arakçi, boğazın açılmasını ilk günlerde gerekli adımların tamamlanmasına bağlıyor. Buna göre Hürmüz Boğazı altıncı gün açılacak.

fvghjuk
Nükleer Natanz tesisinin yakınındaki “Cevz-i Balta” tünel girişleri, İran, 30 Haziran 2026 (Reuters - Vantor)

İran medyası, Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü’nün açıklamalarına dayanarak yeni şartlar arasında “iki kıyıdaş ülke arasındaki mutabakata dayanarak güvenli bir deniz ulaşımı güzergahının kabul edilmesinin” bulunduğunu aktardı. Açıklamada Körfez’e kıyısı bulunan diğer ülkelere değinilmedi.

Reuters 24 Eylül’de İran’ın geçiş ücretleri konusunu ana anlaşmadan ayırarak daha sonraki düzenlemelere bırakmaya hazır olduğunu bildirdi. Ancak ajansın kaynakları bunun Tahran’ın bu talepten tamamen vazgeçtiği anlamına gelmediğini belirtti.

Petrol muafiyetleri

Mutabakatın 10. maddesi, ABD Hazine Bakanlığı’nın anlaşmanın imzalanmasının ardından yaptırımlar kaldırılana kadar İran’ın ham petrol, petrol ürünleri ve türevleri ile bunlarla bağlantılı hizmet ihracatına yönelik muafiyetler çıkarmasını öngörüyordu. Bankacılık işlemleri, sigorta ve taşımacılık da bu kapsamdaydı. Söz konusu muafiyetler 7 Temmuz’da kaldırıldı.

Yeni plana göre İran, ABD’den İran petrolünün ihracatına yönelik muafiyetler çıkarmasını talep ediyor.

Dondurulmuş varlıklar

Mutabakatın 11. maddesi, mutabakatın uygulanmasıyla birlikte ABD’nin dondurulmuş veya kısıtlanmış İran paraları ve varlıklarını “tam kullanım için” erişilebilir hale getirmesini öngörüyordu. Tarafların müzakereler sırasında bu varlıkların serbest bırakılmasına ilişkin mekanizmalar üzerinde anlaşması planlanmıştı. Maddede herhangi bir miktar belirtilmemişti.

İlk aşamada İran basınında Trump’ın, yurtdışındaki finans kuruluşlarında tutulan 100 milyar dolardan fazla İran varlığının yaklaşık 24 milyar dolarının serbest bırakılmasını kabul ettiği yönünde haberler yayımlandı.

Yeni teklif ise en az 12 milyar dolarlık dondurulmuş varlığa erişim sağlanmasını talep ediyor.

Nükleer dosya

İslamabad Mutabakatı’nın sekizinci maddesinde İran’ın nükleer silah edinmeyeceğini veya geliştirmeyeceğini teyit etmesi öngörülüyordu. Zenginleştirilmiş malzeme stokunun üzerinde anlaşılacak bir mekanizmaya göre ele alınması ve bunun asgari olarak İran içindeki zenginleştirme seviyesinin Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı denetiminde düşürülmesini içermesi planlanıyordu. Zenginleştirme meselesinin nihai anlaşmada ele alınması öngörülmüştü.

scdvfb
Trump ve Pezeşkiyan, savaşı sona erdirmeye yönelik mutabakatın imzalanması sırasında ayrı görüntülerde (AFP)

Dokuzuncu madde ise nihai anlaşmaya kadar mevcut durumun korunmasını öngörüyordu. Buna göre İran nükleer programının mevcut durumunu koruyacak, Washington ise yeni yaptırımlar uygulamayacak ve ilave asker konuşlandırmayacaktı.

madde, nihai anlaşma müzakerelerinin başlaması için beş maddenin uygulanmaya başlamasını ve uygulanmaya devam etmesini şart koşuyordu. Bunlar çatışmaların durdurulması (1. madde), ablukanın kaldırılması (4. madde), Hürmüz’de deniz ulaşımının güvence altına alınması (5. madde), petrol muafiyetleri (10. madde) ve dondurulmuş varlıkların erişime açılmasıydı (11. madde). Bu unsurlar, yedi günlük plandan kamuoyuna açıklanan ayrıntıların da büyük bölümünü oluşturuyor.

İran Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi Sekreteri Muhsin Rızai 23 Eylül’de İran’ın Haber kanalına yaptığı açıklamada ABD’nin önce Tahran’ın şartlarını yerine getirmesi gerektiğini söyledi. Rızai, bu gerçekleşene kadar “Hürmüz Boğazı’nı açmayacağız ve müzakere yapılmayacak” dedi. Şartların daha önce kesinleştirildiğini ve arabulucular aracılığıyla iletildiğini belirten Rızai, bunlardan herhangi birinin çıkarılması veya yeni bir şart eklenmesinin söz konusu olmadığını ifade etti.

Fark nerede?

İranlı yetkililere göre yeni plan ile haziran ayındaki mutabakat arasındaki temel fark, uygulamanın hızında yatıyor. İlk adımlar Washington’ın planı kabul etmesiyle başlayan bir haftalık süreye sıkıştırılıyor.

Yeni planda Hürmüz’ün açılması, söz konusu adımların tamamlanmasına bağlanarak altıncı güne çekiliyor. Mutabakat ise anlaşmanın imzalanmasının ardından deniz ulaşımının derhal başlamasını öngörüyordu.

Plan hakkında mevcut bilgiler ayrıca dondurulmuş varlıklar için en az 12 milyar dolarlık bir miktarın belirlenmesini, geçiş ücretleri konusunun sonraki düzenlemelere bırakılabilmesini ve deniz ulaşımına ilişkin düzenlemelerin İran ile Umman arasındaki mutabakatla sınırlandırılmasını içeriyor.