Gazze’deki savaş ve dünya savaşlarının yıl dönümü

Gazze Savaşı ve uluslararası krizlerin çağrışımları

Gazze Şeridi'nin güneyindeki Han Yunus'ta yıkılmış binaların yanındaki dar bir sokakta yürüyen Filistinliler, 11 Haziran 2024 (AFP)
Gazze Şeridi'nin güneyindeki Han Yunus'ta yıkılmış binaların yanındaki dar bir sokakta yürüyen Filistinliler, 11 Haziran 2024 (AFP)
TT

Gazze’deki savaş ve dünya savaşlarının yıl dönümü

Gazze Şeridi'nin güneyindeki Han Yunus'ta yıkılmış binaların yanındaki dar bir sokakta yürüyen Filistinliler, 11 Haziran 2024 (AFP)
Gazze Şeridi'nin güneyindeki Han Yunus'ta yıkılmış binaların yanındaki dar bir sokakta yürüyen Filistinliler, 11 Haziran 2024 (AFP)

Elie el Kaşif

ABD Başkanı Joe Biden’ın Gazze için ateşkes teklifi, muhtemelen Ramazan ayı arifesinde ateşkes ve esir takası anlaşması amacıyla yapılan, ancak tökezleyip başarısızlıkla sonuçlanan müzakerelerle aynı kaderi paylaşacak gibi görünüyor. ABD yönetiminin ister doğrudan İsrail'e ister Arap ülkeleri aracılığıyla Hamas’a olmak üzere savaşan taraflara yönelik tüm baskılarına rağmen, kendisi de bunu öngörmeye ve işaret etmeye başladı. ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken savaşın başlamasından bu yana bölgeye gerçekleştirdiği sekizinci ziyarette bunu yapmaya çalışsa da şimdiye kadar pek başarılı olamadı.

Ne zaman savaşın müzakereler yoluyla durdurulabileceğine dair bir umut doğsa, bu müzakerelerin başarısızlıkla sonuçlanacağına dair kötümser bir rüzgâr esmeye başlıyor. Eğer müzakere girişimi bu kez de başarısız olursa, karamsarlık geçen seferkinden daha da yoğun olacak. Teklif, gerek müzakerelerin başarısız olması ve İsrail ile Hamas'ın Biden'ın teklifine yanıt vermemesi bakımından, gerek savaşın doğrudan tarafları olan Hamas ve İsrail'in, özellikle de Binyamin Netanyahu ve Yahya Sinvar'ın hesapları bakımından gerekse özellikle önümüzdeki kasım ayında yapılması planlanan ABD seçimlerinin arifesinde bölgesel ve uluslararası sahnedeki kaos bakımından İsrail'in Gazze Şeridi'ne yönelik savaşının en karmaşık hale geldiği zor bir zamanda ortaya atıldı. Bu da haftalardır hatta aylardır konuşulan Hamas ve İsrail arasındaki yıpratma savaşının aslında bölgesel ve uluslararası bir çatışmanın yansıması olup olmadığı, yani bölgesel ve uluslararası tarafların kendi hesapları için mi bu çatışmayı derinleştirmeye çalıştıkları ya da söz konusu uluslararası tarafların başında gelen ABD’yi bu savaşta boğmak, dikkatini dağıtmak ve çözümsüzlüğe itmeye mi çalışıldığı gibi önemli bir soruyu gündeme getiriyor.

Aslında, Rusya-Ukrayna savaşıyla ilgili sahada ve siyaset sahnesinde yaşanan gerilim, Doğu Avrupa'daki gelişmeleri Filistin topraklarındaki çatışmayla ilişkilendirmeye giderek daha fazla itiyor. Çünkü ABD ve Batı ülkelerinin her iki bölgede de var olması, rakiplerinin bu savaşlara katılmaları için net bir davet anlamına geliyor. Eğer Rusya Avrupa'daki savaşın tarafı ise Gazze’deki savaşta rolü ne olacak? Ya da Hizbullah ve İsrail arasındaki cephede nasıl bir rol üstlenecek? Aksa Tufanı Operasyonu'na ilişkin bazı geç okumalar, Moskova'nın bu operasyona yakından ya da uzaktan müdahil olmuş olma ihtimalini sorgulasa da elbette net cevaplara ulaşamadı. Şu sıralar sorular, Rusya'nın Ukrayna savaşındaki hesapları ya da başta Çin olmak üzere diğer ülkeler arasında yeni bir uluslararası düzen inşa etme girişimleri bağlamında, savaşı uzatma ve ABD'yi bu savaşla meşgul etme konusundaki çıkarları üzerinde yoğunlaşıyor. Dolayısıyla, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin'in Gazze’deki savaşın patlak vermesinin bir nedeni olarak gördüğü ABD’nin Ortadoğu'daki başarısızlığı, ABD liderliğindeki liberal uluslararası düzenin parçalanmasına yol açıyor.

Gazze’deki savaştan nasıl çıkılacağı ve ‘ertesi günü’ belirsizliğini korurken Ortadoğu’da bu savaşın ortaya çıkardığı yeni bir soğuk savaş biçimiyle karşı karşıya olabiliriz.

Ancak Rusya ile ilgili soruların sorulması, kaçınılmaz olarak Çin ile ilgili sorular da sorulması anlamına geliyor. Pekin, Moskova’nın aksine çatışmaya doğrudan müdahil olmasına dair herhangi bir sinyal vermiyor. Putin geçtiğimiz hafta, Batılı ülkelerin Ukrayna’yı silahlandırmasına ve Rusya'ya saldırmasına izin vermesine karşılık, Moskova'nın dünyanın dört bir yanındaki ABD karşıtı grupları desteklemeye hazır olduğunu söylemişti. Bu da İran ile silah anlaşmaları yapmaya ya da bölgedeki İran yanlısı grupları doğrudan ya da Tahran üzerinden silahlandırmaya hazır olduğu şeklinde yorumlandı. Hizbullah'a yakın çevreler Moskova ile ilişkilerinin şu an her zamankinden daha güçlü olduğundan bahsediyor. Peki, bu Rusya'nın Hizbullah'a silah ya da teknoloji sağladığı anlamına mı geliyor? Her halükârda özellikle Ukrayna ve genel olarak Avrupa kıtasının güvenliği konusunda ABD ve Batı ülkeleri ile derinleşen çatışması çerçevesinde, Rusya'nın Gazze’deki savaşa müdahil olmuş olabileceğinden endişe duymak gerekiyor.

Son yıllarda İsrail, Körfez Arap ülkeleri ve İran'la birlikte bölgedeki varlığının kapsamını genişleten Çin ise Filistin'deki bölünmüşlüğün tarafları olan Fetih Hareketi (El Fetih) ve Hamas Hareketi arasında uzlaşı sağlayama çalışarak ve Filistinliler ile İsrail arasındaki çatışmayı çözmek için uluslararası konferans çağrısında bulunarak, savaşa diplomatik bir pencereden bakıyor.

svdfbgnh
Ürdün'ün ev sahipliğinde yapılan “Eylem Çağrısı: Gazze'ye Acil İnsani Müdahale” konulu Ölüdeniz Konferansı'na katılan ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken (ortada) sağında Arap Birliği Genel Sekreteri Ahmed Ebu Gayt ile, 11 Haziran 2024 (AFP)

Gazze Şeridi’ndeki savaşın büyük resmi böyle, ancak uluslararası ve bölgesel ittifakların karmaşıklığı ve çakışmaları çerçevesinde, uluslararası ve bölgesel safların daha açık dizildiği Soğuk Savaş dönemindeki durumun aksine, bugün bölgedeki ve dünyadaki tüm ülkeler ilişkilerini ve ittifaklarını mümkün olduğunca genişletmeye çalışıyor. Bu ise bölgedeki uluslararası rekabetin, özellikle de günümüzün iki büyük kutbu olan ABD ve Çin arasındaki rekabetin ek bir nedeni haline geliyor. Hem ABD hem de Çin, İsrail'den Körfez ülkelerine ve İran'a kadar bölgedeki diğer ülkelerle ilişkilere sahip. Dolayısıyla Gazze’deki savaştan nasıl çıkılacağı ve ‘ertesi günü’ belirsizliğini korurken, Ortadoğu’da bu savaşın ortaya çıkardığı yeni bir soğuk savaş biçimiyle karşı karşıya olabiliriz.

Fakat savaşı çevreleyen bu uluslararası sahne tek başına savaşın gelişimini ve geleceğini açıklamaya yetmiyor. Zira yerel aktörlerin, Hamas ve İsrail'in, özellikle de Sinvar ve Netanyahu'nun hesapları, çatışmanın geleceği üzerinde çok etkili ve hatta belirleyici. İran’ın Dini Lideri Ali Hamaney'in geçtiğimiz günlerde Hamas Hareketi’ne Biden'ın teklifini kabul etmemesi yönünde yaptığı dolaylı çağrıdan da anlaşılacağı üzere, İran'ın Hamas'ın önemli bir destekçisi olarak savaştaki varlığı, hatta onun tercihlerini yönlendirmesi göz ardı edilemez. Tüm bu aktörlerin, Gazze Şeridi'ndeki savaşta yaşanan gelişmelerin de kanıtladığı üzere, başta bölgedeki başlıca uluslararası aktör olan ABD olmak üzere, savaştaki başlıca ülkelerin çıkarlarını ve tedbirlerini dikkate aldıklarına hiç şüphe yok.

Gazze’deki savaş da dahil olmak üzere bölgedeki olayların çoğu, ABD’nin bölgedeki yeni mühendisliğinin bir parçası olarak, ABD-Suudi Arabistan anlaşması etrafında dönüyor.

Nihayetinde ister müttefikleri ister muhalifleri tarafından olsun, tüm yerel, bölgesel ve uluslararası hesaplar ABD ve onun yakın ve uzak hedefleri etrafında dönüyor. Hamas, İran ve Hizbullah, İsrail ile ABD arasındaki anlaşmazlıkların ve bu anlaşmazlıkların merkezinde yer alan ABD’nin bölgedeki önceliklerinin üzerine bahis oynuyorlar. Biden yönetimi, ABD'nin Doğu Avrupa, Pasifik ya da Çin Denizi gibi önemli uluslararası çatışma bölgelerine yeniden odaklanmasıyla ilgili jeopolitik nedenlerinin yanı sıra Gazze’deki savaşta İsrail'i desteklediği ve gönderdiği çok sayıda silahla on binlerce Filistinli sivilin ölümüne neden olduğu için seçimlerde ABD’lilerin kendisine yönelik tepkisini hafifletmek gibi sebeplerden ötürü üç aşamalı ateşkes anlaşmasının imzalanması için acele ediyor.

xscdvfbg
İsrailli rehinelerin aileleri, Blinken’ın Tel Aviv ziyaretine denk gelecek şekilde, rehinelerin derhal serbest bırakılması talebiyle protesto gösterisi düzenledi 11 Haziran 2024 (Reuters)

Öte yandan Gazze'deki ateşkes, Washington ile Riyad arasında bir savunma anlaşmasından oluşan ve Washington'ın İsrail'i Suudi Arabistan ile normalleşme anlaşması yoluyla bölgeye daha fazla entegre etme çabaları çerçevesinde Tel Aviv'in de katılabileceği, ancak Tel Aviv'in Riyad'ın talep ettiği gibi iki devletli bir çözüm ile ilgili somut adımlar atmasına bağlı olan, ABD himayesinde ‘bölgesel bir yapı’ inşa etmeye doğru ilerliyor. Dolayısıyla, Gazze’deki savaş da dahil olmak üzere bölgedeki olayların çoğu, ABD’nin bölgedeki yeni mühendisliğinin bir parçası olarak ABD-Suudi Arabistan anlaşması etrafında dönüyor. Bu sebeple, İran’ın Dini Lideri Ali Hamaney’in kısa süre önce Aksa Tufanı Operasyonu’nu, bölgedeki denklemleri değiştirmeye yönelik bir Amerikan projesini engellediğini söyleyerek övmesi kimseyi şaşırtmadı.

Hamas Hareketi’nin Gazze’deki lideri Yahya Sinvar'ın özellikle de esir kartını elinde tuttuğu sürece, elinde kalanlarla savaşmaya devam etme isteğine ilişkin kendi hesaplarıyla kesiştiğinde İran'dan gelen sinyalleri aldığına şüphe yok. İşte şimdi Washington ona ABD vatandaşı olan rehineler için arada İsrail olmadan müzakere etme teklifinde bulunuyor. Sinvar’ın sadece iki seçeneği var. Ya İsrail, uluslararası tarafların garantörlüğünde kalıcı bir ateşkesi kabul edecek ya da savaşmaya devam edecek. Şimdiye kadar bu iki seçenek dışında üçüncü bir seçeneği kabul etmeye istekli görünmedi. Sinvar'ın tutumunun, özellikle Hamas’ın Doha'daki lider kadrosuna uygulanan baskı çerçevesinde bir bütün olarak Hamas'ın tutumu olup olmadığı da tartışmalı bir konu. Ancak İran Hamas'ın ana şemsiyesi olmaya devam ediyor. Bu da Hamas'ın genel tutumunu anlamada önemli bir unsur.

Netanyahu'nun siyasi ve şahsi hesapları, Washington ile ilişkilerinin sınırları ve koşulları da dahil olmak üzere savaştaki seçeneklerini belirlemede önemli rol oynuyor.

İsrail'e ve özellikle Netanyahu'ya gelince; Netanyahu, iki devletli bir çözümü kabul etmeye hazır değil. Çünkü böyle bir durum onu hükümetinin düşmesi ve aşırı sağın yeri doldurulamaz desteğini kaybetmesi tehdidiyle karşı karşıya bırakacaktır. Yani ya hem Filistinlilerle savaşı hem de İsrail içindeki siyasi çatışmayı kazanarak ikisi de kazanacak ya da ikisini birden kaybedecek. Tecrübeli bir siyasetçi olan Netanyahu, İsrail'deki siyasi ve demografik geleceğin özellikle savaş sonrasında aşırı sağcı eğilimlerden yana olduğunu çok iyi biliyor. Bu nedenle önceliklerinin, görev süresi sona ermekte olan Biden yönetimiyle ilişkileri pahasına da olsa aşırı sağcı akımların kendisine olan desteğini sürdürmek olması gerektiğini bilen Bibi (Netanyahu), İsrail sağının değirmenine su taşıyan Donald Trump'ın seçimleri kazanması üzerine de bahis oynuyor olabilir. Nihayetinde Netanyahu'nun siyasi ve şahsi hesapları, Washington'la ilişkinin sınırları ve koşulları da dahil olmak üzere savaştaki seçeneklerini belirlemede önemli rol oynuyor. İsrail sağının anlatısı, Biden'ın İsrail'e yardım etmek yerine, onu bölgeye yönelik projesinin bir parçası olarak kullandığı yönünde ve bu da elbette Netanyahu ve danışmanları tarafından çok iyi biliniyor.

Tüm bu üst üste binen uluslararası, bölgesel ve yerel sahneler açısından Gazze’deki savaştan çıkış yolunu hayal etmek daha da zorlaşıyor. O halde bölge uzun bir ‘yıpratma savaşına’ mı hazırlanmalı? Nihayetinde böyle bir savaşın bedelini öncelikle Filistinli siviller, ikinci olarak da Lübnan'da, Suriye'de, hatta biraz daha uzaktaki Irak'ta olsun, uzun savaşlara alışkın olan ‘Bereketli Hilalin’ halkları ödeyecek.



İranlı muhafazakarlar Tahran'da toplanarak Mücteba Hamaney'e biat etti

Dün Tahran'ın kalbindeki İnkılap Meydanı'nda yeni Dini Lider Mücteba Hamaney'e desteklerini göstermek için bir araya gelen İranlılar (AP)
Dün Tahran'ın kalbindeki İnkılap Meydanı'nda yeni Dini Lider Mücteba Hamaney'e desteklerini göstermek için bir araya gelen İranlılar (AP)
TT

İranlı muhafazakarlar Tahran'da toplanarak Mücteba Hamaney'e biat etti

Dün Tahran'ın kalbindeki İnkılap Meydanı'nda yeni Dini Lider Mücteba Hamaney'e desteklerini göstermek için bir araya gelen İranlılar (AP)
Dün Tahran'ın kalbindeki İnkılap Meydanı'nda yeni Dini Lider Mücteba Hamaney'e desteklerini göstermek için bir araya gelen İranlılar (AP)

İran iktidarının destekçileri dün bir güç gösterisi düzenleyerek sokaklara dökülerek Mücteba Hamaney’i babası Ali Hamaney’in ardından ülkenin yeni Dini Lideri (Rehber) olarak ilan ettiler.

Bu manzara, katı muhafazakarların iktidar üzerindeki kontrolünün devam ettiğinin bir göstergesi olarak görüldü. Bu durum, Ortadoğu'daki savaşın hızlı bir şekilde sona ermesi ihtimalini sınırlayabilir.

Öte yandan tarihinin en kötülerinden biri olan küresel enerji arzındaki kesintilerin devam etme olasılığı, uluslararası piyasalarda endişeleri artırırken petrol fiyatlarındaki artışlara ve borsalardaki keskin düşüşlere yansıdı. Savaşın uzaması halinde daha geniş ekonomik etkilerle ilgili endişeler arttı.

Diğer taraftan ABD Başkanı Donald Trump, Mücteba Hamaney’in (56) Dini Lider olarak seçilmesi kararından duyduğu memnuniyetsizliği dile getirerek İran'ın ‘koşulsuz teslim olmasını’ istedi.

bdbfg
Mücteba Hamaney, babasının arkasından yürürken (Arşiv - İran Rehberi internet sitesi)

İran’ın yeni Dini Lideri Mücteba Hamaney, güvenlik hizmetleri ve bunlarla bağlantılı geniş iş ağı üzerinde zaten önemli bir etkiye sahip bir din adamı. Trump, NBC'nin İran’ın yeni Dini Lideri ile ilgili bir sorusuna verdiği yanıtta İranlılar için “Bence büyük bir hata yaptılar” dedi.

New York Post gazetesi de Trump'ın Hamaney’in oğlunun seçilmesinden sonraki adımlarla ilgili bir soruya verdiği yanıtta “Size söylemeyeceğim... Mutlu değilim” dediğini aktardı.

Hava saldırılarına rağmen geçit töreni

Diğer taraftan Fransız Haber Ajansı AFP, binlerce İranlının yeni Dini Lider'e bağlılık yemini etmek için Tahran'ın kalbindeki İnkılap Meydanı’nda toplandığını bildirdi. Birçok kişi meydandaki miting sırasında İran bayrakları ve Mücteba Hamaney’in resimlerini taşıdı.

İran’ın resmi haber ajansları, yeni Dini Lider’e verdikleri desteği göstermek için birçok şehirde sokaklara dökülen kalabalıkların, ülke bayraklarını ve onunla birlikte bir hafta önce ABD ve İsrail'in İran'a düzenlediği hava saldırılarının ilk gününde bombalı saldırıda hayatını kaybeden babasının resimlerini taşıdıklarını gösteren görüntüler yayınladı.

İran devlet televizyonu, İsfahan'da yeni Dini Lider’in destekçilerinin İmam Meydanı'nda Mücteba ve Ali Hamaney’in resimlerinin bulunduğu bir platformun yakınlarında ‘Allahu Ekber’ sloganları atılırken, hava saldırıları sonucu olduğu sanılan yakınlarda patlama seslerinin duyulduğunu bildirdi.

Tahran'da ise Hamaney'in ofisine yakın bir ses sanatçısının “Ya ölüm ya Hamaney... kanımız cennete gider” sloganı attığı görüntüler ekrana yansıdı. Bu olay, yeni Dini Lider’in ilan edilmesiyle birlikte yaşanan siyasi hareketliliği ortaya koyan bir sahneydi.

ergt
Tahran'da düzenlenen destek mitinginde, eski Dini Lider Ali Hamaney ve halefi olan oğlu Mücteba Hamaney’in fotoğraflarının yapıştırıldığı aracın üzerinde duran iki polis memuru (AP)

İran Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi tarafından yapılan açıklamada, “Başkomutana kanımızın son damlasına kadar itaat edeceğiz” denildi. İran Genelkurmay Başkanlığı da, Uzmanlar Konseyi tarafından seçilen Mücteba Hamaney’e Silahlı Kuvvetler Başkomutanı olarak bağlılığını açıkladı. Genelkurmay Başkanlığı’ndan yapılan açıklamada, silahlı kuvvetlerin ‘düşmanların komploları’ karşısında yeni Dini Lider’in komutası altında ‘son nefesine kadar’ direneceği vurgulandı. Açıklamada, Mücteba Hamaney’in seçilmesi ‘Uzmanlar Konseyi’nin ülkeyi hassas bir tarihi aşamadan geçirme konusundaki bilgeliğini teyit eden bir adım’ olarak nitelendirildi.

Silahlı Kuvvetlerin yeni liderin liderliğinde İran'ın güvenliğini ve çıkarlarını ‘son nefesine ve kanının son damlasına kadar’ savunmaya devam edeceğini de vurgulandığı açıklamada, Silahlı Kuvvetlerin, ABD ve ‘düşmanların’ İran'a yönelik herhangi bir saldırıda bulunmaları halinde onları pişman edeceği uyarısında bulunuldu. Ordunun yeni liderin yönetimi altında ülkeyi savunma taahhüdünü sürdüreceği teyit edilen açıklamada, herhangi bir dış tehdidin İran silahlı kuvvetleri tarafından kararlı bir şekilde karşılanacağı vurgulandı.

Bölünme ortamında birlik çağrısı

Siyasi bağlamda, Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi Genel Sekreteri Ali Laricani, Uzmanlar Konseyi'nin birkaç adayın isimlerini değerlendirdikten sonra, tam yasal süreç uyarınca Mücteba Hamaney'i ülkenin yeni Dini Lideri olarak seçtiğini söyledi.

Laricani, ‘düşmanların’ Ali Hamaney suikastının İran'ı bir krize sürükleyeceğini düşündüklerini, ancak Uzmanlar Konseyi'nin kararının bu hesapları bozduğunu kaydetti. Ayrıca, yeni liderliğin mevcut savaş koşullarında ulusal birliğin sembolü olması gerektiğini vurgulayan Laricani, İran'daki tüm siyasi güçleri, önceki farklılıklarını aşarak yeni liderliğin etrafında birleşip zorluklarla yüzleşmeye çağırdı. Öte yandan Laricani, İran'ın yeni Dini Lideri’nin yönetiminde ekonomik ve kalkınma alanında ilerleme kaydetmesini ve vatandaşlarının yaşam standartlarının iyileşmesini umduğunu da dile getirdi.

rg
Dün Tahran'ın İnkılap Meydanı'nda toplanarak yeni Dini Lider Mücteba Hamaney’e desteklerini gösteren İranlılar (EPA)

Laricani ayrıca sosyal medya platformu X’teki hesabından yaptığı paylaşımda, Hamaney’in oğlunun İslam Cumhuriyeti'nin Dini Lideri olarak seçilmesinin ‘İran’a savaş açan düşmanların kalplerine umutsuzluk saldığını’ belirterek, İran'ın muhaliflerinin liderlik boşluğuna oynadıkları bahislere atıfta bulundu.

İran Yargı Erki Başkanı ve Geçici Liderlik Konseyi Üyesi Gulam Hüseyin Muhsini Ejei ise, yeni Dini Liderin Uzmanlar Konseyi üyelerinin ezici çoğunluğu tarafından seçildiğini belirterek, İran'ın şu anda ‘yanlış hesaplara saplanmış bir düşman’ ile savaş halinde olduğunu belirtti.

Öte yandan İran’ın ilk Dini Lideri Ruhullah Humeyni'nin torunu Hasan Humeyni, Mücteba Hamaney'in İran'ın üçüncü Dini Lideri olarak seçilmesini tebrik ederken, eski Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani de kararın duyurulmasından birkaç saat sonra tebrik mesajı yayınlayanlar arasına katıldı.

Tüm bunların yanında Reuters'a göre İranlılar, yeni Dini Lider’in seçilmesini bir meydan okuma olarak gören destekçiler ile bunun değişim umutlarını yok edeceğini düşünen muhalifler arasında bölünmüş durumda.

Bazı İranlılar, 1979 İslam Devrimi'nden bu yana ‘en kötüsü’ olarak nitelendirilen ve binlerce kişinin ölümüne ve yaralanmasına neden olan hükümet karşıtı protestolara yönelik haftalarca süren baskılardan sonra eski Dini Lider Ali Hamaney’in ölümünü açıkça kutlamıştı. Ancak, aktivistler İran'ın devam eden askeri saldırıları nedeniyle sokağa çıkmaktan korktukları için, hükümet karşıtı faaliyetlerin açık bir işareti görülmedi. Gözlemciler, savaşın ülke içindeki siyasi manevra alanının daralmasına katkıda bulunduğunu belirtiyor.

İsrail'in tutumu

Diğer taraftan İsrail, savaştaki amacının İran'daki dinî rejimi devirmek olduğunu söylerken, Washington ilk başta daha temkinli davranarak amacının İran'ın füze ve nükleer kapasitesini yok etmekle sınırlı olduğunu açıklamıştı. Ancak Trump daha sonra çıtayı yükselterek ‘uyumlu’ bir İran hükümetinin kurulmasını talep etti. Ayrıca, ABD'nin Dini Lideri’nin seçiminde söz sahibi olması gerektiğini de söyledi.

Buna karşın İsrail, İran'ın düşmanca politikalarını durdurmadığı takdirde, Dini Liderlik görevini devralan kişiyi öldüreceğini açıklaması, taraflar arasındaki siyasi ve askeri gerginliğin tırmanmaya devam ettiğine işaret etti.

İsrail Dışişleri Bakanlığı ise Mücteba Hamaney'i İran'daki ‘rejimin zulmünü’ sürdürecek bir ‘zorba’ olarak nitelendirdi.

Bakanlık, Ali ve Mücteba Hamaney’in her ikisinin de tüfek taşıdığı bir fotoğrafını X platformunda ‘Oğlu da babası gibi’ başlığıyla yayınladı.

Mücteba Hamaney’i ‘İran rejiminin vahşetini sürdürecek bir başka despot’ olarak değerlendiren Bakanlık, “Mücteba Hamaney’in elleri, babasının iktidarını damgalayan kanla lekeli” diye ekledi.

Tahran'ın müttefikleri ne dedi?

Öte yandan Yemen'deki Husiler Mücteba Hamaney'in seçilmesini İran'ın düşmanlarına indirdiği ‘yankı uyandıran bir darbe’ olarak değerlendirerek memnuniyetle karşıladı. Tahran'a sadık üç Iraklı silahlı grup da Mücteba Hamaney'i destekleyeceklerini açıkladı. Aynı gruplar, Hamaney'i ‘İran İslam Devrimi’nin bir uzantısı’ olarak görüyor. İran resmi haber ajansları, halkın yeni Dini Lider Hamaney’e verdiği büyük desteği göstermek amacıyla ülkenin çeşitli yerlerinde gerçekleşen kutlamalardan kareler yayınladı.

Uluslararası alanda ise Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Mücteba Hamaney'i İran'ın Dini Lideri olarak atanmasından dolayı tebrik ederken ‘Moskova'nın Tahran'a sarsılmaz desteğini’ teyit etti. Rusya'nın İslam Cumhuriyeti'nin ‘güvenilir ortağı’ olmaya devam edeceğini söyledi.

Çin ise, Mücteba Hamaney’in atanmasının İran'ın anayasasına uygun olarak aldığı bir karar olduğunu belirterek, diğer ülkelerin iç işlerine müdahaleye karşı olduğunu vurguladı ve tüm tarafları gerilimi daha fazla tırmandırmaktan kaçınmak için müzakere masasına dönmeye çağırdı.

Katı muhafazakarların hakimiyeti

Uluslararası İran Araştırmaları Enstitüsü'nde (International Institute for Iranian Studies/RASANAH) araştırma görevlisi olan Clement Therme, AFP'ye yaptığı değerlendirmede Hamaney'in adının korunmasının ‘rejimin propagandası için çok önemli’ olduğunu söyledi. İsrail ve ABD'ye olan düşmanlığın ‘rejimin ideolojisinin ayrılmaz bir parçası’ olduğunu vurgulayan Therme, merhum Dini Lider Ali Hamaney’in oğlunun onun yerine seçilmesinin, gücünü güvenlik aygıtından ve iç baskılardan alan ve dış baskılara tırmanışla karşılık vermeyi amaçlayan İran rejimi içindeki katı muhafazakarlık yanlılarının hakimiyetini yansıttığını da sözlerine ekledi.

Mücteba Hamaney'in muhafazakar tutumuyla babasından daha katı bir çizgi izlediğini belirten Therme, İran Devrim Mjhafızları Ordusu’nun (DMO) yeni Genel Komutanı Ahmed Vahidi ve DMO İstihbarat Teşkilatı Başkanı Hüseyin Taeb ile yakın bağları olduğuna dikkati çekti. Therme, mevcut savaş göz önüne alındığında, katı muhafazakar çizgideki güvenlik yetkililerinin nüfuzlu pozisyonlara geri dönmesinin devlet kurumları içindeki katı muhafazakar kanadın etkisini güçlendirebileceğini de sözlerine ekledi.

df
Tahran'ın kalbindeki İnkılap Meydanı'nda yeni Dini Lider Mücteba Hamaney'i desteklemek için düzenlenen yürüyüşte İran bayrakları taşıyan İranlılar (AFP)

Diğer yandan Fransa merkezli Ulusal Bilimsel Araştırma Merkezi'nden İran işleri uzmanı Bernard Hourcade, Mücteba Hamaney'in ‘sıradan bir din adamı’ olduğunu ve dini meşruiyetinin tartışmasız olmadığını söyledi. Protestolara yönelik baskıyı yöneten DMO'nun, Mücteba Hamaney’in seçilmesiyle ‘büyük bir kazanım’ elde ettiğini belirten Hourcade, onu ‘savaş yürüten en katı muhafazakar unsurların elinde olan bir adam’ olarak değerlendirdi.

Katı muhafazakarların, ülkeyi ABD ile İsrail’in saldırılarına karşı koruduklarını söyleyerek politikalarını meşrulaştırabileceklerini ve bunun rejim içindeki aşırılık sarmalını körükleyebileceğini belirten Hourcade ayrıca, içeride düzenlenen protestolarla yıpranmış İran rejimi için savaşın devamının bir beka meselesi haline geldiğini ve mevcut savaşın ülkede siyasi değişim olasılığını erteleyebileceğini düşündüğünü ifade etti.

Aynı zamanda Tahran'da yeni Dini Lideri desteklemek için sokaklara dökülen binlerce insanın, onun geniş bir halk desteğine sahip olduğu anlamına gelmediğini belirten Hourcade, şu anda kesin olan bir şey varsa onun da Trump'ın İran'daki karmaşık siyasi durumu göz önünde bulundurarak ‘din adamlarını birbirine düşüremeyeceğini’ anlamış olması olduğunu da sözlerine ekledi.


ABD Başkanı’nın telefon ekranında gerçekleşen ve gerçekleşmeyen savaş

ABD Başkanı Donald Trump, Pensilvanya'dan Maryland'deki Joint Base Andrews'a dönüşünden sonra, ekranında kendi resminin bulunduğu bir cep telefonunu tutarken, 30 Mayıs 2025 (Leah Millis / Reuters)
ABD Başkanı Donald Trump, Pensilvanya'dan Maryland'deki Joint Base Andrews'a dönüşünden sonra, ekranında kendi resminin bulunduğu bir cep telefonunu tutarken, 30 Mayıs 2025 (Leah Millis / Reuters)
TT

ABD Başkanı’nın telefon ekranında gerçekleşen ve gerçekleşmeyen savaş

ABD Başkanı Donald Trump, Pensilvanya'dan Maryland'deki Joint Base Andrews'a dönüşünden sonra, ekranında kendi resminin bulunduğu bir cep telefonunu tutarken, 30 Mayıs 2025 (Leah Millis / Reuters)
ABD Başkanı Donald Trump, Pensilvanya'dan Maryland'deki Joint Base Andrews'a dönüşünden sonra, ekranında kendi resminin bulunduğu bir cep telefonunu tutarken, 30 Mayıs 2025 (Leah Millis / Reuters)

Samir Ebu Havvaş

ABD Başkanı Donald Trump, savaşın sekizinci gününde kendisine ABD ve İsrail'in İran'a karşı başlattığı askeri operasyonun ilk günlerinde 160'tan fazla kız öğrencinin öldürüldüğü İran’ın Minab şehrindeki kız okuluna düzenlenen saldırı sorulduğunda, bunun İranlıların kendi işi olduğunu söyleyebildi. Bu açıklamaların yapıldığı günlerde -ki ABD Başkanı günde birden fazla kez konuşur- Beyaz Saray hesapları savaşı tanıtan videolar yayınladı. Bu videolardan biri popüler savaş oyunu Call of Duty’den, diğer bir video ise Hollywood filmlerinden alınan görüntülerden oluşuyordu. Tüm videolar, Amerikan süper kahramanı, net bir hedef veya takvim belirtmeden, başlattığı savaşın galibi olarak gösterilmek üzere düzenlenmişti.

ABD Başkanı ve onun düşünce tarzına göre yazılmış gibi görünen bu pasajlar, üstünlük, büyüklük ve ‘heyecan’ fikirlerine dayanıyor. Bu pasajlar, siyasi, kültürel, sanatsal ve Hollywood dünyasından birçok kişinin itirazına neden oldu. Bu kişiler, bu savaşta hayatını kaybeden sivil kurbanlara ve savaşın başında öldürülen altı Amerikan askerine saygısızlık olarak görüyorlar. Ancak Başkan, bu protestolara kayıtsız kalıyor ve ne İranlıların ne (özgürleştirdiğini iddia ettiği) Arapların ne de dünyadaki diğer insanların duygularını dikkate almak zorunda hissetmiyor.

Oyun, oyundur!

Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre Trump için savaş, gerçek dünyada yaşanmıyor. Gerçekten kan dökülmüyor, gerçekten binalar yıkılmıyor, gerçek anlamda milyarlarca dolar harcanmıyor.  Dünya, çifte bir çelişkiyle karşı karşıya. Bir savaş video oyununa daha uygun bir isim olarak ‘Destansı Öfke’ adlandırdığı operasyonunu başlatan ve ülkesinin ekonomisinden ve bu savaşa dahil olan tüm ülkelerin ekonomilerinden eşi benzeri görülmemiş kaynakları seferber eden bir lider. Aynı zamanda bu savaşın gerçekleşmediğini, hızlı ve çabuk olduğunu, ‘inanılmaz’ başarılar ve hedeflerle dolu olduğunu, Trump’ın açıklamalarına göre onu takip edenlerin bir video oyunu veya basketbol ya da Amerikan futbolu maçı izliyormuş gibi hissedecekleri ölçüde sürekli olarak izlenim vermek istiyor.

Trump’ın her fırsatta savaş hakkında konuşurken gösterdiği coşku, eğlence ve keyif dünyasından ayrılmak istemeyen birinin yaşadığı coşkuyla aynı. ABD Başkanı önceki açıklamalarında, sanki bir futbol maçıymış gibi, bu savaştan ‘sıkılmayacağını’ övünerek söylemişti. Bu savaşta aynı anda hem ana oyuncu hem koç hem hakem hem yorumcu hem de seyirci konumunda. Hatta, coşkusuyla, rakip takımın ana oyuncusu ve koçu olmayı bile hedefliyor olabilir.

Trump'ın açıklamalarına dayanarak savaşı takip eden herkes, bir video oyunu ya da basketbol veya Amerikan futbolu maçı izliyormuş gibi hissediyor.

Trump, ilerlemiş yaşına rağmen, neredeyse her gün düzenlediği birçok etkinlik de dahil olmak üzere, başkanlığı süresince her şeye sosyal medyada genç bir influencerın bakış açısıyla yaklaşıyor. Trump, sosyal medya platformlarının gücünü çok erken keşfetti ve bunun sonucunda ‘Truth Social’ adındaki kendi sosyal medya platformunu kurdu.

Trump için gerçek dünya, küçük telefon ekranının sınırları içinde gerçekleşiyor ve diğer her şey, oyunu oynamayı bilmeyen insanlar tarafından uydurulmuş bir illüzyondan ibaret. Oysa bu oyunun kurallarını kendisi belirlemek ve istediği zaman da değiştirmek istiyor. Son savaşını desteklemek konusunda pek hevesli olmayan ülkelere, özellikle İspanya ve İngiltere'ye karşı tutumu bu görüşünü yansıtıyor. Zira Trump’a göre bu iki ülke de oyundan çıkarılması gereken kötü oyuncular. Bizzat kendisi de İngiltere’nin oyuna katılmak için çok geç kaldığını ve bu yüzden artık ‘oynamaya’ hakkı olmadığını söyledi. İspanya'ya yönelik öfkesi ve onu cezalandırma tehdidi, aynı takımda olması gereken, ancak oyunun dışında kalmayı seçen bir oyuncudan puan düşürmeye benziyor.

Kelimelerin gücü

Trump'ın dünyasında ne varsa oyun mantığına dayanıyor. Son derece dürtüsel, gayet kararsız bir oyuncu ve bu dünyadan, var olan tek dünya kendi dünyası olduğu sürece, her saat ve her gün ona var olma nedeni vermesinden başka bir şey istemiyor. Böylece kendisi, yönetimindeki başka hiçbir yetkili değil, İran’a karşı savaşının propaganda kampanyasının yönetmeni olur. Özellikle dünyanın en güçlü konumundaki bir adamın ağzından çıktığında sözlerin ne kadar güçlü olabileceğini de çok iyi bilir. Ona göre bir sonraki aşamada kendisiyle müzakere edecek kimse kalmayıncaya İranlı liderleri öldürmekten ve ‘güzel, muhteşem’ diye nitelendirdiği Amerikan silahlarının yol açtığı yıkımın boyutundan coşkuyla bahsetmesi, tüm bunlar siyasi ve askeri gerçeklere dayanmasından ziyade, o anın sözlüğünden, o anın ruh halinden ve kişisel arzularından kaynaklanıyor gibi görünüyor.

cdsffe
Washington'da düzenlenen madalya töreninde, Beyaz Saray'ın Oval Ofisi'ndeki başkanlık masasının arkasında duran ABD Başkanı Donald Trump'ın boş haldeki koltuğu, 3 Aralık 2020 (Jonathan Ernst / Reuters)

Trump'ın kendisine, temas kurduğu veya herhangi bir şekilde ilgi gösterdiği yerlere ve kişilere olan harika şeylerin sözlüğünde gerçekliğe yer yok. Çünkü kendisi gerçekliğin var olmadığını söyleyerek defalarca kez gerçekliği yok saymayı başardı. Dışişleri Bakanı Marco Rubio’nun, ülkesinin İsrail'in savaşa girmesiyle birlikte savaşa girdiğini söylediği açıklamaları, Trump'ın birkaç saat sonra İsrail'i savaşa sokanın kendisi olduğunu, tersinin geçerli olmadığını açıklamasının ardından tuz gibi eriyip gitti.

Trump için gerçek dünya, küçük telefon ekranının sınırları içinde gerçekleşir. Diğer her şey, oyunu oynamayı bilmeyen insanlar tarafından uydurulmuş bir illüzyondan ibarettir.

İlk gün İran halkını sokağa çıkmaya çağıran ve “Ben üzerime düşeni yaptım, gerisi sizde” diyen Trump, iki gün sonra İranlıların bombardıman altında sokağa çıkmasını istemediğini belirterek “Onların sırası daha sonra gelecek” ifadelerini kullandı. Trump’ın Epstein dosyalarının da bu konuyla hiçbir ilgisi olmadığını söylemesi de ona göre gerçeğin bu olması için yeterli. Ona göre herhangi bir konuda onun anlatısına uymayan ne varsa hepsi basit bir şekilde ‘fake’ (sahte).

ds
Washington'da aktör ve yönetmen Rob Reiner'ın ölümüne ilişkin Donald Trump'ın Truth Social platformunda paylaştığı bir gönderiyi gösteren bir telefon ekran fotoğrafı, 15 Aralık 2025 (Kevin Dietsch / Getty / AFP)

Trump’ın dünyasında, olayın görüntüsüne sahip olan kişi olayın kendisine de sahip. Aynı şekilde konuşma gücüne sahip olan kişi de gerçeğin kendisine sahip. Geriye kalan her şey tartışamaya açık. Bunun dışında açıklığa ve mutlak gerçeğe yer yok. Trump, tıpkı sosyal medyadaki tartışmalarda olduğu gibi, herhangi bir şey söyleyebilir, herhangi bir iddiada bulunabilir ve bunu çevrimiçi olarak yayınlayabilir. Bu da tek gerçek haline gelir. Söylediğiniz, bir süreliğine internette kalır, ardından ortadan kaybolur ve yerine başka bir şey gelir. Yok olduğunda ortada ciddi bir tartışma veya gerçekten önemli bir şey kalmaz.

Çizgiler ve rakamlar

ABD Başkanı, Oval Ofis'inden ya da Mar-a-Lago tatil beldesindeki lüks malikanesinden ne coğrafya ve tarihle ne de İran'ın coğrafi büyüklüğü, tarihi ve nüfusu ile ilgileniyor. Bunların hepsi onun için yok hükmünde. Yahut varsa da sadece baktığı ekranda, çizgiler, sayılar, renkler ve verilerden oluşan bir koleksiyondan ibaret, daha fazlası değil. Haritalar değişir, dönüşür, üst üste biner ve hatta kaybolur, ama sadece bu ekranda. İnsanların terör estirdiği, öldürüldüğü, yerinden edildiği ve geleceklerinin yok edildiği gerçek dünya, anlaşmanın mantığına uymayan bir illüzyondan ibaret.

Bu anlamda Trump’ın bilinçli ya da bilinçsiz olarak, kendini yenileyen, sürekli yenilenen kendi gerçekliğini yaratan ve bunu dünyaya dayatan, teknoloji tarafından yönlendirilen hızlı tempolu bir dünyanın neredeyse kaçınılmaz bir sonucu olduğunu söyleyebiliriz. Dolayısıyla hızlı bir şekilde çözülme belirtisi göstermeyen İran ile halen savaşın ortasında olan Trump'ın, ‘son demlerini yaşadığını’ söylediği Küba hakkında düşünmeye başlaması şaşırtıcı değil. Sıkılma ve yeni hedefler bulma mantığı, bir şeyleri başarmak yerine zaman geçirmek anlamında, bu değişken ve hızla değişen başkanlık pozisyonlarını ve ruh hallerini yöneten tek şey gibi görünüyor.

cfd
Beyaz Saray yakınlarında, ABD ve İsrail'in İran'a düzenlediği saldırıların ardından İran’ın eski Dini Lideri Ali Hamaney'in ölümünü duyuran Donald Trump'ın bir gönderisini gösteren bir telefonun ekran fotoğrafı, 28 Şubat 2026 (Andrew Caballero-Reynolds / AFP)

Dolayısıyla Trump, İran hakkında, Gazze hatta Venezuela hakkındaki düşündüğünden farklı düşünmüyor. O uzak ve belirsiz gelecekte her şey harika olacak. Venezuela gibi bir ülke, Gazze'deki soykırım ya da İran'daki büyük jeopolitik sorunlar, hepsi sadece Truth Social üzerinden yapılan ‘paylaşımlar’ haline geliyor. Paylaşımda ister “Gazze'yi yeni bir Riviera yapacağız” isterse “Çok para kazanıyoruz” yazsın, gönderi yayınlandıktan hemen sonra değerini yitirir ve düşünceler bir sonraki gönderiye yönelir.

Trump'ın İran hakkındaki görüşü, Gazze veya hatta Venezuela hakkındaki görüşünden çok da farklı değil. O uzak ve belirsiz gelecekte, her şey harika olacak.

Trump, insanlık tarihinin büyük dramatik şahsiyetlerine benziyor. Kendisi ve dünya hakkındaki kendi anlatısına hapsolmuş bir adam, ki bazıları bunu ‘kronik narsisizm’ olarak nitelendiriyor. Aynı zamanda, 80 yaşına yaklaştığının farkında olduğundan; saatler, günler ve aylar ona, yaratma ve yok etme, sonra yeniden yaratma ve yine yok etme oyunuyla, mutlak eğlenceyle hafifletilmesi gereken bir yük gibi geliyor. Dünya, istikrarlı haliyle, ki bu istikrar ne anlama gelirse gelsin, sıkılmanın bu en büyük ustasına hiç çekici gelmiyor. Dolayısıyla bu istikrarın bazen ekonomik önlemlerle, bazen özel operasyonlarla, bazen savaşlar çıkararak, bazen bir sanatçıyı veya bir gazeteciyi aşağılayarak, dur durak bilmeksizin bozulması gerekiyor. Tüm bunlar olurken de şöyle bir durup oyundaki yeni bir perdeyi düşündüğü ve bu perdeyi ve renklerini seçtiği için kendisiyle övünmesini son derece kabul edilebilir görüyor.


Türkiye İran’a, hava sahasının ihlalinin ‘kabul edilemez’ olduğunu bildirdi

Türk hava sahasında NATO hava savunma sistemleri tarafından düşürülen ikinci İran füzesinin kalıntıları, 9 Mart 2026 (AFP)
Türk hava sahasında NATO hava savunma sistemleri tarafından düşürülen ikinci İran füzesinin kalıntıları, 9 Mart 2026 (AFP)
TT

Türkiye İran’a, hava sahasının ihlalinin ‘kabul edilemez’ olduğunu bildirdi

Türk hava sahasında NATO hava savunma sistemleri tarafından düşürülen ikinci İran füzesinin kalıntıları, 9 Mart 2026 (AFP)
Türk hava sahasında NATO hava savunma sistemleri tarafından düşürülen ikinci İran füzesinin kalıntıları, 9 Mart 2026 (AFP)

Dışişleri Bakanı Hakan Fidan bugün İranlı mevkidaşı Abbas Arakçi ile gerçekleştirdiği telefon görüşmesinde, ‘Türk hava sahasının ihlalinin kabul edilemez olduğunu’ bildirdi. Bu açıklama, İran’a ait ikinci bir füzenin Türk hava sahasında düşürülmesinin hemen ardından geldi.

Dışişleri Bakanlığı’ndan yapılan açıklamaya göre Arakçi telefon görüşmesinde, İran’dan fırlatılan iki füze ile ilgili kapsamlı bir soruşturma yürütüleceğini Fidan’a iletti. Fidan ise tüm tarafların sivilleri tehlikeye atabilecek adımlardan kaçınması gerektiğini vurguladı.

Öte yandan Millî Savunma Bakanlığı bugün NATO’nun hava savunma önlemleri çerçevesinde, ülkenin güneydoğusundaki Malatya şehrine Amerikan yapımı Patriot hava savunma sistemini konuşlandırdığını duyurdu.

Malatya’daki Kürecik Radar Üssü, İran’a ait iki balistik füzenin Türkiye’ye yöneldiğinin tespit edilmesine katkı sağladı.

wefre
Türk hava sahasında NATO hava savunma sistemleri tarafından düşürülen ikinci İran füzesinin kalıntıları, Diyarbakır, 9 Mart 2026 (Reuters)

Millî Savunma Bakanlığı dün yaptığı açıklamada, NATO’ya ait savunma sistemlerinin İran’dan fırlatılan bir balistik füzeyi Türk hava sahasına girdiği sırada etkisiz hale getirdiğini duyurdu. Bu, beş gün içinde yaşanan ikinci benzer olay oldu.

Açıklamada, “İran’dan fırlatılan ve Türk hava sahasına giren balistik füze, Doğu Akdeniz’deki NATO hava ve füze savunma sistemleri tarafından etkisiz hale getirildi” denildi. Füzeden düşen parçaların Gaziantep’te açık bir alana düştüğü, ancak herhangi bir yaralanmaya yol açmadığı bildirildi.

Bakanlık, “Topraklarımıza veya hava sahamıza yönelik herhangi bir tehdide karşı gerekli tüm önlemler kararlılıkla ve tereddütsüz alınacaktır. Türkiye’nin uyarılarının dikkate alınması herkesin yararınadır” ifadelerini yineledi.