Gazze’deki savaş ve dünya savaşlarının yıl dönümü

Gazze Savaşı ve uluslararası krizlerin çağrışımları

Gazze Şeridi'nin güneyindeki Han Yunus'ta yıkılmış binaların yanındaki dar bir sokakta yürüyen Filistinliler, 11 Haziran 2024 (AFP)
Gazze Şeridi'nin güneyindeki Han Yunus'ta yıkılmış binaların yanındaki dar bir sokakta yürüyen Filistinliler, 11 Haziran 2024 (AFP)
TT

Gazze’deki savaş ve dünya savaşlarının yıl dönümü

Gazze Şeridi'nin güneyindeki Han Yunus'ta yıkılmış binaların yanındaki dar bir sokakta yürüyen Filistinliler, 11 Haziran 2024 (AFP)
Gazze Şeridi'nin güneyindeki Han Yunus'ta yıkılmış binaların yanındaki dar bir sokakta yürüyen Filistinliler, 11 Haziran 2024 (AFP)

Elie el Kaşif

ABD Başkanı Joe Biden’ın Gazze için ateşkes teklifi, muhtemelen Ramazan ayı arifesinde ateşkes ve esir takası anlaşması amacıyla yapılan, ancak tökezleyip başarısızlıkla sonuçlanan müzakerelerle aynı kaderi paylaşacak gibi görünüyor. ABD yönetiminin ister doğrudan İsrail'e ister Arap ülkeleri aracılığıyla Hamas’a olmak üzere savaşan taraflara yönelik tüm baskılarına rağmen, kendisi de bunu öngörmeye ve işaret etmeye başladı. ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken savaşın başlamasından bu yana bölgeye gerçekleştirdiği sekizinci ziyarette bunu yapmaya çalışsa da şimdiye kadar pek başarılı olamadı.

Ne zaman savaşın müzakereler yoluyla durdurulabileceğine dair bir umut doğsa, bu müzakerelerin başarısızlıkla sonuçlanacağına dair kötümser bir rüzgâr esmeye başlıyor. Eğer müzakere girişimi bu kez de başarısız olursa, karamsarlık geçen seferkinden daha da yoğun olacak. Teklif, gerek müzakerelerin başarısız olması ve İsrail ile Hamas'ın Biden'ın teklifine yanıt vermemesi bakımından, gerek savaşın doğrudan tarafları olan Hamas ve İsrail'in, özellikle de Binyamin Netanyahu ve Yahya Sinvar'ın hesapları bakımından gerekse özellikle önümüzdeki kasım ayında yapılması planlanan ABD seçimlerinin arifesinde bölgesel ve uluslararası sahnedeki kaos bakımından İsrail'in Gazze Şeridi'ne yönelik savaşının en karmaşık hale geldiği zor bir zamanda ortaya atıldı. Bu da haftalardır hatta aylardır konuşulan Hamas ve İsrail arasındaki yıpratma savaşının aslında bölgesel ve uluslararası bir çatışmanın yansıması olup olmadığı, yani bölgesel ve uluslararası tarafların kendi hesapları için mi bu çatışmayı derinleştirmeye çalıştıkları ya da söz konusu uluslararası tarafların başında gelen ABD’yi bu savaşta boğmak, dikkatini dağıtmak ve çözümsüzlüğe itmeye mi çalışıldığı gibi önemli bir soruyu gündeme getiriyor.

Aslında, Rusya-Ukrayna savaşıyla ilgili sahada ve siyaset sahnesinde yaşanan gerilim, Doğu Avrupa'daki gelişmeleri Filistin topraklarındaki çatışmayla ilişkilendirmeye giderek daha fazla itiyor. Çünkü ABD ve Batı ülkelerinin her iki bölgede de var olması, rakiplerinin bu savaşlara katılmaları için net bir davet anlamına geliyor. Eğer Rusya Avrupa'daki savaşın tarafı ise Gazze’deki savaşta rolü ne olacak? Ya da Hizbullah ve İsrail arasındaki cephede nasıl bir rol üstlenecek? Aksa Tufanı Operasyonu'na ilişkin bazı geç okumalar, Moskova'nın bu operasyona yakından ya da uzaktan müdahil olmuş olma ihtimalini sorgulasa da elbette net cevaplara ulaşamadı. Şu sıralar sorular, Rusya'nın Ukrayna savaşındaki hesapları ya da başta Çin olmak üzere diğer ülkeler arasında yeni bir uluslararası düzen inşa etme girişimleri bağlamında, savaşı uzatma ve ABD'yi bu savaşla meşgul etme konusundaki çıkarları üzerinde yoğunlaşıyor. Dolayısıyla, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin'in Gazze’deki savaşın patlak vermesinin bir nedeni olarak gördüğü ABD’nin Ortadoğu'daki başarısızlığı, ABD liderliğindeki liberal uluslararası düzenin parçalanmasına yol açıyor.

Gazze’deki savaştan nasıl çıkılacağı ve ‘ertesi günü’ belirsizliğini korurken Ortadoğu’da bu savaşın ortaya çıkardığı yeni bir soğuk savaş biçimiyle karşı karşıya olabiliriz.

Ancak Rusya ile ilgili soruların sorulması, kaçınılmaz olarak Çin ile ilgili sorular da sorulması anlamına geliyor. Pekin, Moskova’nın aksine çatışmaya doğrudan müdahil olmasına dair herhangi bir sinyal vermiyor. Putin geçtiğimiz hafta, Batılı ülkelerin Ukrayna’yı silahlandırmasına ve Rusya'ya saldırmasına izin vermesine karşılık, Moskova'nın dünyanın dört bir yanındaki ABD karşıtı grupları desteklemeye hazır olduğunu söylemişti. Bu da İran ile silah anlaşmaları yapmaya ya da bölgedeki İran yanlısı grupları doğrudan ya da Tahran üzerinden silahlandırmaya hazır olduğu şeklinde yorumlandı. Hizbullah'a yakın çevreler Moskova ile ilişkilerinin şu an her zamankinden daha güçlü olduğundan bahsediyor. Peki, bu Rusya'nın Hizbullah'a silah ya da teknoloji sağladığı anlamına mı geliyor? Her halükârda özellikle Ukrayna ve genel olarak Avrupa kıtasının güvenliği konusunda ABD ve Batı ülkeleri ile derinleşen çatışması çerçevesinde, Rusya'nın Gazze’deki savaşa müdahil olmuş olabileceğinden endişe duymak gerekiyor.

Son yıllarda İsrail, Körfez Arap ülkeleri ve İran'la birlikte bölgedeki varlığının kapsamını genişleten Çin ise Filistin'deki bölünmüşlüğün tarafları olan Fetih Hareketi (El Fetih) ve Hamas Hareketi arasında uzlaşı sağlayama çalışarak ve Filistinliler ile İsrail arasındaki çatışmayı çözmek için uluslararası konferans çağrısında bulunarak, savaşa diplomatik bir pencereden bakıyor.

svdfbgnh
Ürdün'ün ev sahipliğinde yapılan “Eylem Çağrısı: Gazze'ye Acil İnsani Müdahale” konulu Ölüdeniz Konferansı'na katılan ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken (ortada) sağında Arap Birliği Genel Sekreteri Ahmed Ebu Gayt ile, 11 Haziran 2024 (AFP)

Gazze Şeridi’ndeki savaşın büyük resmi böyle, ancak uluslararası ve bölgesel ittifakların karmaşıklığı ve çakışmaları çerçevesinde, uluslararası ve bölgesel safların daha açık dizildiği Soğuk Savaş dönemindeki durumun aksine, bugün bölgedeki ve dünyadaki tüm ülkeler ilişkilerini ve ittifaklarını mümkün olduğunca genişletmeye çalışıyor. Bu ise bölgedeki uluslararası rekabetin, özellikle de günümüzün iki büyük kutbu olan ABD ve Çin arasındaki rekabetin ek bir nedeni haline geliyor. Hem ABD hem de Çin, İsrail'den Körfez ülkelerine ve İran'a kadar bölgedeki diğer ülkelerle ilişkilere sahip. Dolayısıyla Gazze’deki savaştan nasıl çıkılacağı ve ‘ertesi günü’ belirsizliğini korurken, Ortadoğu’da bu savaşın ortaya çıkardığı yeni bir soğuk savaş biçimiyle karşı karşıya olabiliriz.

Fakat savaşı çevreleyen bu uluslararası sahne tek başına savaşın gelişimini ve geleceğini açıklamaya yetmiyor. Zira yerel aktörlerin, Hamas ve İsrail'in, özellikle de Sinvar ve Netanyahu'nun hesapları, çatışmanın geleceği üzerinde çok etkili ve hatta belirleyici. İran’ın Dini Lideri Ali Hamaney'in geçtiğimiz günlerde Hamas Hareketi’ne Biden'ın teklifini kabul etmemesi yönünde yaptığı dolaylı çağrıdan da anlaşılacağı üzere, İran'ın Hamas'ın önemli bir destekçisi olarak savaştaki varlığı, hatta onun tercihlerini yönlendirmesi göz ardı edilemez. Tüm bu aktörlerin, Gazze Şeridi'ndeki savaşta yaşanan gelişmelerin de kanıtladığı üzere, başta bölgedeki başlıca uluslararası aktör olan ABD olmak üzere, savaştaki başlıca ülkelerin çıkarlarını ve tedbirlerini dikkate aldıklarına hiç şüphe yok.

Gazze’deki savaş da dahil olmak üzere bölgedeki olayların çoğu, ABD’nin bölgedeki yeni mühendisliğinin bir parçası olarak, ABD-Suudi Arabistan anlaşması etrafında dönüyor.

Nihayetinde ister müttefikleri ister muhalifleri tarafından olsun, tüm yerel, bölgesel ve uluslararası hesaplar ABD ve onun yakın ve uzak hedefleri etrafında dönüyor. Hamas, İran ve Hizbullah, İsrail ile ABD arasındaki anlaşmazlıkların ve bu anlaşmazlıkların merkezinde yer alan ABD’nin bölgedeki önceliklerinin üzerine bahis oynuyorlar. Biden yönetimi, ABD'nin Doğu Avrupa, Pasifik ya da Çin Denizi gibi önemli uluslararası çatışma bölgelerine yeniden odaklanmasıyla ilgili jeopolitik nedenlerinin yanı sıra Gazze’deki savaşta İsrail'i desteklediği ve gönderdiği çok sayıda silahla on binlerce Filistinli sivilin ölümüne neden olduğu için seçimlerde ABD’lilerin kendisine yönelik tepkisini hafifletmek gibi sebeplerden ötürü üç aşamalı ateşkes anlaşmasının imzalanması için acele ediyor.

xscdvfbg
İsrailli rehinelerin aileleri, Blinken’ın Tel Aviv ziyaretine denk gelecek şekilde, rehinelerin derhal serbest bırakılması talebiyle protesto gösterisi düzenledi 11 Haziran 2024 (Reuters)

Öte yandan Gazze'deki ateşkes, Washington ile Riyad arasında bir savunma anlaşmasından oluşan ve Washington'ın İsrail'i Suudi Arabistan ile normalleşme anlaşması yoluyla bölgeye daha fazla entegre etme çabaları çerçevesinde Tel Aviv'in de katılabileceği, ancak Tel Aviv'in Riyad'ın talep ettiği gibi iki devletli bir çözüm ile ilgili somut adımlar atmasına bağlı olan, ABD himayesinde ‘bölgesel bir yapı’ inşa etmeye doğru ilerliyor. Dolayısıyla, Gazze’deki savaş da dahil olmak üzere bölgedeki olayların çoğu, ABD’nin bölgedeki yeni mühendisliğinin bir parçası olarak ABD-Suudi Arabistan anlaşması etrafında dönüyor. Bu sebeple, İran’ın Dini Lideri Ali Hamaney’in kısa süre önce Aksa Tufanı Operasyonu’nu, bölgedeki denklemleri değiştirmeye yönelik bir Amerikan projesini engellediğini söyleyerek övmesi kimseyi şaşırtmadı.

Hamas Hareketi’nin Gazze’deki lideri Yahya Sinvar'ın özellikle de esir kartını elinde tuttuğu sürece, elinde kalanlarla savaşmaya devam etme isteğine ilişkin kendi hesaplarıyla kesiştiğinde İran'dan gelen sinyalleri aldığına şüphe yok. İşte şimdi Washington ona ABD vatandaşı olan rehineler için arada İsrail olmadan müzakere etme teklifinde bulunuyor. Sinvar’ın sadece iki seçeneği var. Ya İsrail, uluslararası tarafların garantörlüğünde kalıcı bir ateşkesi kabul edecek ya da savaşmaya devam edecek. Şimdiye kadar bu iki seçenek dışında üçüncü bir seçeneği kabul etmeye istekli görünmedi. Sinvar'ın tutumunun, özellikle Hamas’ın Doha'daki lider kadrosuna uygulanan baskı çerçevesinde bir bütün olarak Hamas'ın tutumu olup olmadığı da tartışmalı bir konu. Ancak İran Hamas'ın ana şemsiyesi olmaya devam ediyor. Bu da Hamas'ın genel tutumunu anlamada önemli bir unsur.

Netanyahu'nun siyasi ve şahsi hesapları, Washington ile ilişkilerinin sınırları ve koşulları da dahil olmak üzere savaştaki seçeneklerini belirlemede önemli rol oynuyor.

İsrail'e ve özellikle Netanyahu'ya gelince; Netanyahu, iki devletli bir çözümü kabul etmeye hazır değil. Çünkü böyle bir durum onu hükümetinin düşmesi ve aşırı sağın yeri doldurulamaz desteğini kaybetmesi tehdidiyle karşı karşıya bırakacaktır. Yani ya hem Filistinlilerle savaşı hem de İsrail içindeki siyasi çatışmayı kazanarak ikisi de kazanacak ya da ikisini birden kaybedecek. Tecrübeli bir siyasetçi olan Netanyahu, İsrail'deki siyasi ve demografik geleceğin özellikle savaş sonrasında aşırı sağcı eğilimlerden yana olduğunu çok iyi biliyor. Bu nedenle önceliklerinin, görev süresi sona ermekte olan Biden yönetimiyle ilişkileri pahasına da olsa aşırı sağcı akımların kendisine olan desteğini sürdürmek olması gerektiğini bilen Bibi (Netanyahu), İsrail sağının değirmenine su taşıyan Donald Trump'ın seçimleri kazanması üzerine de bahis oynuyor olabilir. Nihayetinde Netanyahu'nun siyasi ve şahsi hesapları, Washington'la ilişkinin sınırları ve koşulları da dahil olmak üzere savaştaki seçeneklerini belirlemede önemli rol oynuyor. İsrail sağının anlatısı, Biden'ın İsrail'e yardım etmek yerine, onu bölgeye yönelik projesinin bir parçası olarak kullandığı yönünde ve bu da elbette Netanyahu ve danışmanları tarafından çok iyi biliniyor.

Tüm bu üst üste binen uluslararası, bölgesel ve yerel sahneler açısından Gazze’deki savaştan çıkış yolunu hayal etmek daha da zorlaşıyor. O halde bölge uzun bir ‘yıpratma savaşına’ mı hazırlanmalı? Nihayetinde böyle bir savaşın bedelini öncelikle Filistinli siviller, ikinci olarak da Lübnan'da, Suriye'de, hatta biraz daha uzaktaki Irak'ta olsun, uzun savaşlara alışkın olan ‘Bereketli Hilalin’ halkları ödeyecek.



ABD'de endişe: "Çin ve Rusya'ya karşı caydırıcılığımız zayıfladı"

İran savaşı, Ukrayna'nın da ihtiyaç duyduğu ABD mühimmatının stoklarını tüketiyor (AP)
İran savaşı, Ukrayna'nın da ihtiyaç duyduğu ABD mühimmatının stoklarını tüketiyor (AP)
TT

ABD'de endişe: "Çin ve Rusya'ya karşı caydırıcılığımız zayıfladı"

İran savaşı, Ukrayna'nın da ihtiyaç duyduğu ABD mühimmatının stoklarını tüketiyor (AP)
İran savaşı, Ukrayna'nın da ihtiyaç duyduğu ABD mühimmatının stoklarını tüketiyor (AP)

Wall Street Journal'ın (WSJ) haberine göre İran savaşında kullanılan silahların miktarı Amerikalı yetkililerde endişe yarattı. 

Amerikan gazetesinin kaynakları, cephanelerin boşalmasının ABD'nin, Çin ve Rusya'nın atabileceği askeri adımları caydırmasını ya da bunlara yanıt vermesini zorlaştıracağını savunuyor. 

Yetkililerden bazıları, ABD'nin Avrupa'daki PAC-3 Patriot hava savunma önleyicileri ve ATACMS karadan karaya füzeleri stoklarının "kritik seviyenin de altına" düştüğünü söyledi.

Yetkililer, Avrupa'da hassas vuruş füzeleri ve güdümlü roketlerin aralarında olduğu diğer silahların da son derece düşük seviyelere indiğini belirtti. Aktarılana göre THAAD füze önleyicileriyle Merops anti-drone sistemleri de Ortadoğu'ya gönderilerek Avrupa'daki stokların daha da azalmasına yol açtı.

ABD ve İran son haftalarda birbirlerine yönelik saldırılarını büyük ölçüde azalttı. Ancak Japonya, Güney Kore ve Almanya gibi ülkelerden kaydırılan silah stoklarının yeniden doldurulmasının yıllar sürebileceği belirtiliyor. 

Batı ülkeleri, Çin ve Rusya'nın yakın zamanda geniş çaplı saldırılar düzenlemesini beklemese de WSJ'ye konuşan yetkililere göre bu durum, ABD'nin küresel askeri kapasitesinde zayıflık yarattı. 

Amerikalı kaynaklar, Çin'in yakın zamanda Tayvan'ı istilaya başlaması durumunda ABD'nin zorluk yaşayabileceğini vurguladı. 

Avrupalı yetkililerin de Rusya'ya karşı ABD desteğine daha az bel bağladığı hatırlatıldı. 

Daha önce de New York Times, Tayvan için savaşa girmeye hazırlandığı öne sürülen Çin ve Washington'ın eskisi kadar destek veremediği Ukrayna'yla çatışan Rusya'nın ABD'nin stoklarını yakından takip ettiğini bildirmişti. 

ABD'nin son dönemde İran'a yönelik saldırılarında daha az silah kullanması dikkat çekiyor. 

Diğer yandan WSJ, Beyaz Saray'ın istenen tüm operasyonları yürütebilecek kadar silaha sahip olduğunu öne sürdüğünü de aktardı. 

Amerikan gazetesi, ABD'den silah sipariş eden ülkelerin gecikmelerle karşı karşıya kaldığını bildiriyor. 

Independent Türkçe, WSJ, NYT


İran basını Amerikan ekonomik savaşını nasıl değerlendiriyor?

Tahran'da bir gazete bayisinde, Javan gazetesinin ön sayfası (solda) ve ABD Başkanı Donald Trump'ın Hürmüz Boğazı'nda boğulduğunu gösteren bir karikatürün yer aldığı ve “Denizcilik Aldatmacası” manşetiyle yayınlanan Jam-e Jam gazetesinin ön sayfası, 13 Nisan 2026
Tahran'da bir gazete bayisinde, Javan gazetesinin ön sayfası (solda) ve ABD Başkanı Donald Trump'ın Hürmüz Boğazı'nda boğulduğunu gösteren bir karikatürün yer aldığı ve “Denizcilik Aldatmacası” manşetiyle yayınlanan Jam-e Jam gazetesinin ön sayfası, 13 Nisan 2026
TT

İran basını Amerikan ekonomik savaşını nasıl değerlendiriyor?

Tahran'da bir gazete bayisinde, Javan gazetesinin ön sayfası (solda) ve ABD Başkanı Donald Trump'ın Hürmüz Boğazı'nda boğulduğunu gösteren bir karikatürün yer aldığı ve “Denizcilik Aldatmacası” manşetiyle yayınlanan Jam-e Jam gazetesinin ön sayfası, 13 Nisan 2026
Tahran'da bir gazete bayisinde, Javan gazetesinin ön sayfası (solda) ve ABD Başkanı Donald Trump'ın Hürmüz Boğazı'nda boğulduğunu gösteren bir karikatürün yer aldığı ve “Denizcilik Aldatmacası” manşetiyle yayınlanan Jam-e Jam gazetesinin ön sayfası, 13 Nisan 2026

Hanan Azizi

“Diplomasi için yeni bir fırsat” ve “kayıp fırsatlar” ile Pakistan Genelkurmay Başkanı Asım Münir'i “düşman çıkarlarına hizmet eden bir kişi” olarak değerlendirmeleri arasında, İran basınının İran-Amerikan çatışmasındaki son gelişmeler ve ABD Başkanı Donald Trump'ın “ekonomik savaş” duyurusu ve İran'a eşi benzeri görülmemiş bir tecrit uygulanması konusunda görüşleri ve tutumları farklılık gösterdi.

Sertlik yanlısı kesim ekonomik savaşı “hiçbir askeri zafer elde edemediği için Trump'ın sahadaki başarısızlığının bir sonucu” olarak görüyor. Dolayısıyla ona göre bu yüzleşme “ABD'nin savaş bataklığından kurtulmasının bir aracı”dır. Reformist ve ılımlı kesim ise İran'ın “çok sayıda anlaşma ve diplomatik fırsatı kaçırdığını ve şu anda kasvetli bir gelecekle karşı karşıya olduğunu” düşünüyor.

Devrim Muhafızları Ordusu Sözcüsü General Hüseyin Muhibbi, İran'ın ABD ile yakın ekonomik ilişkileri olduğunu belirterek, Amerikan yönetiminin “ekonomik savaşının sonuçlarını yakın gelecekte göreceğini” söyledi ve “Düşman bize kazandığına inandırmak istediği bir savaş yürütüyor” dedi. Sözlerine şöyle devam etti: “Bu savaş, dünyanın en büyük askeri gücü ile 47 yıldır yaptırımlar altında olan bir ülke arasındaki bir mücadeledir. Bu, geleneksel, dengeli bir savaş değil, askeri araçlarla desteklenen bir bilgi savaşıdır. İran halkının düşmanı olan Amerika Birleşik Devletleri, kendisini İran halkının kurtarıcısı olarak göstermek istedi, ancak ulusumuzun zenginliklerini yağmalamaya ve halka hizmet edenleri hain olarak göstermeye çalışıyor. Düşmanın askeri çatışmada aldığı aşağılayıcı yenilgi, İran'a karşı ekonomik savaş başlatmasının ana nedenidir.”

Hüseyin Muhibbi ABD destekçilerine de şunları söyledi: “Eğer askeri çatışmayı kazanmış olsaydınız, ekonomik savaşa gerek kalmazdı. Ekonomik savaş yeni değil, çünkü 47 yıldır bize karşı ekonomik savaş yürütüyorsunuz. Ülke ekonomisinin tüm temellerine yaptırımlar uyguladınız, şimdi de kamuoyunu şekillendirmeye çalışıyorsunuz. Düşmanın her hamlesi için senaryolarımız olduğunu defalarca belirttik ve ekonomik savaş da bunun bir parçasıdır. Olası sonuçlarını hafifletmek ve diğer ülkelerle kolayca ekonomik ilişkiler kurmak için bir senaryomuz var. Ekonomik alan konusunda asla endişe duymuyoruz.” Hüseyin ayrıca Başkan Trump'ın destekçilerine de seslendi: “Hürmüz Boğazı'nı kapatmak amacıyla tüm askeri teçhizatınızı bölgeye gönderdiniz, ancak başaramadınız. Kimle savaştığınızı ve kimi yenmeyi amaçladığınızı biliyor musunuz? ABD şimdi yenildi, çünkü yenilmemiş olsaydı geri çekilip ekonomik savaş ilan etmezdi.”

Zorlayıcı diplomasi etkili mi?

 Devrim Muhafızları'nın meydan okuyucu tonunun aksine, reformist gazeteler “diplomasi ve arabuluculara bir şans daha verme” ihtiyacını vurguluyor. İtimad (Etemad) gazetesi “Diplomasi için bir şans daha: Pakistan Genelkurmay Başkanı Asım Münir'in Tahran'a son ziyaretinin analizi" başlıklı bir makale yayınladı. Makalede “Bu ziyaretin, baskı yoluyla diplomatik yolun yeniden başlatılma olasılığını değerlendirme girişimi olduğu, ancak Tahran'ın Hürmüz Boğazı'nı ABD ve dünya açısından ekonomik maliyeti artırmak için kullanmaya çalıştığı” belirtildi.

ABD yönetimi, deniz ablukasının ve yaptırımların başarılı olacağına inanıyor ve İran'ın zayıf bir konumda olduğunu, bunun da İran'ı daha fazla taviz vermeye teşvik ettiğini düşünüyor

Araştırmacı ve uluslararası ilişkiler uzmanı Rahman Ghahremanpour İtimad'a verdiği demeçte, Pakistan tarafının ABD yönetiminin yeni tutumlarını İran'a ilettiğini söyledi.

Trump, Tahran ile müzakerelerin askıya alındığını duyurdu, ancak geçmiş deneyimler Trump'ın birkaç sert ve uzlaşmaz tavır aldıktan sonra müzakerelere geri döneceğini gösteriyor. Böyle yaparak müzakerelerde güçlü bir konuma sahip olacağını düşünüyor. Ghahremanpour “Trump şu anda Tahran'a yönelik baskının ve gerilimin arttığına inanıyor. Bu nedenle, ABD zorlayıcı diplomasi yoluyla ve güçlü bir konumdayken, İran'a yeni bir teklif sunabilir ve diplomasiye yeniden başlama şansını test edebilir. Bu girişimin başarısı veya başarısızlığı, İranlı yetkililerin iç ve dış duruma dair değerlendirmelerine ve İran'ın bu koşullara dayanma gücüne bağlı. Herhangi bir diplomatik süreçte her iki taraf da diğer taraftan azami tavizler almaya ve kendileri asgari tavizler vermeye çalışır” ifadelerini kullandı.

Uzmanlar Meclisi Üyesi Muhsin Kumi, Dini Liderin Danışmanı Muhsin Rızai, Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, Yargı Erki Başkanı Gulam Hüseyin Muhsini Ejei, Meclis Başkanı Muhammed Bakır Kalibaf ve Cumhurbaşkanı, Tahran'da Ali Hamaney için düzenlenen veda töreninde, 3 Temmuz 2026 (Reuters)
Uzmanlar Meclisi Üyesi Muhsin Kumi, Dini Liderin Danışmanı Muhsin Rızai, Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, Yargı Erki Başkanı Gulam Hüseyin Muhsini Ejei, Meclis Başkanı Muhammed Bakır Kalibaf ve Cumhurbaşkanı, Tahran'da Ali Hamaney için düzenlenen veda töreninde, 3 Temmuz 2026 (Reuters)

Tahran ve Washington'un hesapları nelerdir?

Ghahremanpour Tahran'ın hesaplarının, ABD'nin ara seçimlere yaklaşması, petrol fiyatlarının yükselmesi ve Washington'un müttefikleri arasında hoşnutsuzluk olması nedeniyle Trump'ın önemli bir baskı altında olduğu yönünde olduğunu belirtti. Bu nedenle İran, gerilimin devam etmesinin veya Hürmüz Boğazı'nın sürekli olarak kapatılmasının Cumhuriyetçi Parti'nin ara seçimlerdeki şansını azaltabileceğine inanıyor. İran, ABD yönetiminin daha fazla taviz vermesine neden olabileceğinden, şimdi Washington ve Trump'a baskı uygulamak için en uygun zaman olduğuna inanıyor. “İran'ın Hürmüz Boğazı'nın açılmayacağına ve Trump'ın taviz vermesi gerektiğine dair güvencelerinin nedeni de budur” diyor Ghahremanpour. Öte yandan, ABD yönetimi deniz ablukasının ve yaptırımların başarı olacağına inanıyor ve İran'ın zayıf bir durumda olduğunu, bu durumun da onu daha fazla taviz vermeye teşvik ettiğini düşünüyor.

Müzakere aldatmacasıyla savaş alanındaki yenilgiden kaçış

Sertlik yanlısı Keyhan gazetesi, Pakistan Genelkurmay Başkanı Asım Münir ve Umman Dışişleri Bakanı Bedr el-Busaidi'nin Tahran ziyaretine ilişkin yayımladığı haberinde, ziyaretleri “bağımsız girişim değil, Amerikan yönetiminin uyguladığı yeni bir aldatma süreci” olarak nitelendirdi. Haberde ayrıca, “ABD'nin, deniz filosunda önemli bir yıpratmaya maruz kaldığı, enerji krizi ve enflasyonla mücadele ettiği, stratejik yenilgisini örtbas etmek için bir yandan yaptırım sopasını, diğer yandan diplomatik mesajlar havucunu kullanmaya çalıştığı” belirtildi. Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre gazete şöyle devam etti: “Ancak biz aldatıcılara diyoruz ki, İslam Cumhuriyeti onların planlarını gördü ve bu ziyaretlerin amacının İran'a tek taraflı eleştiri yöneltmek ve Tahran'ı gerçek bir karşılık olmadan taviz vermeye teşvik etmek olduğunu biliyor.”

İran bugün gerçek bir sorunla karşı karşıya: Karar alma süreçlerinde yaşanan kafa karışıklığı ve kararsızlık, Hürmüz Boğazı'nın geleceğini ve dış ilişkilerinin seyrini etkiliyor

Keyhan gazetesi, özellikle Pakistanlı yetkilinin Trump ile telefon görüşmesi yapmasının ardından, Pakistan Genelkurmay Başkanını Tahran'da Amerikan çıkarlarına hizmet etmekle suçladı. Ona göre bu, ziyaretin dengeli bir diplomatik hamle değil, Washington tarafından kendisine verilen bir görev olduğunu gösteriyor.

 Gazete, daha önce deniz ablukasının hemen başarılı olacağına bahse giren ABD'nin anlaşmalardan çekildiğini ve kendisini müzakerelerden muaf gördüğünü, ancak şimdi muazzam ekonomik baskı nedeniyle geri adım attığını belirtti. Gazete şöyle devam etti: “Amerikan uçak gemilerinin ve savaş gemilerinin bölgede konuşlandırılması ABD'yi güçlendirmedi. Washington şu anda iki büyük zorlukla karşı karşıya; uzun vadeli görevlerdeki birliklerinin ve askeri güçlerinin önemli ölçüde yıpranması ve İran'ın kendisine deniz ablukası uygulayan savaş gemilerine ateş açma tehditleri. Bu nedenle, gerçek tamamen farklı. Washington, yarattığı enerji krizinden kurtulmak ve Hürmüz Savaşı bataklığından çıkmak için İran'ın müzakere masasına geri dönmesine son derece ihtiyaç duyuyor.” Kayhan gazetesi ayrıca ekonomik sorunların çözümünde diplomatik zayıflığın değil, çaba ve planlamanın anahtar olduğunu da ifade etti.

 İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, Tahran'da Pakistan Genelkurmay Başkanı Mareşal Asım Münir ile görüştü, 24 Ağustos 2026 (Reuters)
İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, Tahran'da Pakistan Genelkurmay Başkanı Mareşal Asım Münir ile görüştü, 24 Ağustos 2026 (Reuters)

22 Ağustos'ta Sazandegi gazetesinde yayınlanan “İyi bir anlaşmadan karanlık bir ufka” başlıklı makalede, İnşaat Partisi (eski Cumhurbaşkanı Haşimi Rafsancani'ye yakın bir fraksiyon) Genel Sekreteri Hüseyin Maraşi, ülkenin bugün gerçek bir sorunla karşı karşıya olduğunu savundu. Söz konusu sorun; karar alma süreçlerinde yaşanan kafa karışıklığı ve kararsızlığın Hürmüz Boğazı'nın geleceğini ve dış ilişkilerinin seyrini etkilemesidir. “Ateşkesin sağlanması ve saldırı kabiliyetinin korunması, savaştan sonra İran'ın önemli bir başarısıdır” diye belirtti.

Ayrıca, “savaş sırasında İran'da 16 binden fazla hedefin bombalanmasına rağmen, karşı taraf İran'ın saldırı kabiliyetini etkisiz hale getirmeyi başaramadı. Ardından diplomatik mekanizma savaş sahasındaki bu başarıyı siyasi bir fırsata dönüştürmeyi başardı ve bu da İran ile Amerika Birleşik Devletleri arasında bir ateşkes anlaşmasının imzalanmasıyla sonuçlandı. Anlaşmanın şartları büyük ölçüde İran'ın lehineydi” değerlendirmesinde bulundu.

 Tahran ve Washington, Dini Lider Ali Hamaney'in cenazesi sırasında da ateşkes konusunda anlaştılar.

Bu analiz Şarku’l Avsat tarafından Londra merkezli al Majalla dergisinden çevrilmiştir.


Pezeşkiyan yaptırımların İran ekonomisini etkilediğini doğruladı

İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan (DPA)
İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan (DPA)
TT

Pezeşkiyan yaptırımların İran ekonomisini etkilediğini doğruladı

İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan (DPA)
İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan (DPA)

İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, ülkesine uygulanan ABD yaptırımlarının İran ekonomisine zarar verdiğini doğruladı. Pezeşkiyan, birkaç gün önce yaptığı açıklamada ise yaptırımların herhangi bir sonuç vermeyeceğini söylemişti.

Pezeşkiyan, dün akşam devlet televizyonuna verdiği röportajda, “Bazıları yaptırımların hiçbir etkisinin olmadığını söylüyor. Bu kişilere nasıl cevap vereceğimi gerçekten bilmiyorum” dedi. Pezeşkiyan, “Savaş halindeyiz ve savaşın dayattığı koşulları kabullenmek zorundayız” ifadelerini kullandı.

ABD Hazine Bakanı Scott Bessent, geçen pazartesi günü İran ekonomisini “boğmaya” yönelik planları açıklamış ve İran’la ticari ilişkilerini sürdüren ülkeleri ağır sonuçlarla karşı karşıya kalacakları konusunda uyarmıştı.

Son dönemde açıklanan yeni tedbirler, ABD ve bazı müttefiklerinin Tahran’a 2018’den bu yana uyguladığı yaptırım rejimine ekleniyor. Söz konusu tarih, dönemin ABD Başkanı Donald Trump’ın, İran’la 2015 yılında imzalanan nükleer anlaşmadan (Kapsamlı Ortak Eylem Planı- KOEP) çekildiği döneme denk geliyor.

İran Cumhurbaşkanı, son aylarda “ithalat ve ihracatın yüzde 25 ila 35 arasında azaldığını” belirterek, ticaret hacmindeki düşüşe ayak uydurabilmesi için benzin fiyatlarının nihayetinde artırılması gerektiğini söyledi.

Pezeşkiyan, “Benzin kotasının üçüncü kademesindeki fiyatı yükseltmeliyiz... Örneğin 5 bin tümenden 10 bin tümene çıkarabiliriz” dedi. İran’da tüketim miktarına göre farklı sübvansiyonlu benzin fiyatları uygulanıyor. Dünyanın önde gelen petrol üreticilerinden İran’da akaryakıt fiyatları küresel ölçekte en düşük seviyeler arasında bulunuyor.

İran Cumhurbaşkanı’nın yürütmeden sorumlu yardımcısı Muhammed Cafer Kaimpenah çarşamba günü yaptığı açıklamada, ABD’nin İran limanlarına uyguladığı deniz ablukasının, ülkenin yurt içindeki üretim açığını kapatacak miktarda benzin ithal etmesini engellediğini söylemişti.

Ancak Pezeşkiyan aynı gün yaptığı açıklamada, söz konusu yaptırımların “hiçbir sonuç vermeyeceğini” savunmuş ve İran’ın ekonomik baskılara karşı “kararlılıkla durduğunu” vurgulamıştı.