Gazze’deki savaş ve dünya savaşlarının yıl dönümü

Gazze Savaşı ve uluslararası krizlerin çağrışımları

Gazze Şeridi'nin güneyindeki Han Yunus'ta yıkılmış binaların yanındaki dar bir sokakta yürüyen Filistinliler, 11 Haziran 2024 (AFP)
Gazze Şeridi'nin güneyindeki Han Yunus'ta yıkılmış binaların yanındaki dar bir sokakta yürüyen Filistinliler, 11 Haziran 2024 (AFP)
TT

Gazze’deki savaş ve dünya savaşlarının yıl dönümü

Gazze Şeridi'nin güneyindeki Han Yunus'ta yıkılmış binaların yanındaki dar bir sokakta yürüyen Filistinliler, 11 Haziran 2024 (AFP)
Gazze Şeridi'nin güneyindeki Han Yunus'ta yıkılmış binaların yanındaki dar bir sokakta yürüyen Filistinliler, 11 Haziran 2024 (AFP)

Elie el Kaşif

ABD Başkanı Joe Biden’ın Gazze için ateşkes teklifi, muhtemelen Ramazan ayı arifesinde ateşkes ve esir takası anlaşması amacıyla yapılan, ancak tökezleyip başarısızlıkla sonuçlanan müzakerelerle aynı kaderi paylaşacak gibi görünüyor. ABD yönetiminin ister doğrudan İsrail'e ister Arap ülkeleri aracılığıyla Hamas’a olmak üzere savaşan taraflara yönelik tüm baskılarına rağmen, kendisi de bunu öngörmeye ve işaret etmeye başladı. ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken savaşın başlamasından bu yana bölgeye gerçekleştirdiği sekizinci ziyarette bunu yapmaya çalışsa da şimdiye kadar pek başarılı olamadı.

Ne zaman savaşın müzakereler yoluyla durdurulabileceğine dair bir umut doğsa, bu müzakerelerin başarısızlıkla sonuçlanacağına dair kötümser bir rüzgâr esmeye başlıyor. Eğer müzakere girişimi bu kez de başarısız olursa, karamsarlık geçen seferkinden daha da yoğun olacak. Teklif, gerek müzakerelerin başarısız olması ve İsrail ile Hamas'ın Biden'ın teklifine yanıt vermemesi bakımından, gerek savaşın doğrudan tarafları olan Hamas ve İsrail'in, özellikle de Binyamin Netanyahu ve Yahya Sinvar'ın hesapları bakımından gerekse özellikle önümüzdeki kasım ayında yapılması planlanan ABD seçimlerinin arifesinde bölgesel ve uluslararası sahnedeki kaos bakımından İsrail'in Gazze Şeridi'ne yönelik savaşının en karmaşık hale geldiği zor bir zamanda ortaya atıldı. Bu da haftalardır hatta aylardır konuşulan Hamas ve İsrail arasındaki yıpratma savaşının aslında bölgesel ve uluslararası bir çatışmanın yansıması olup olmadığı, yani bölgesel ve uluslararası tarafların kendi hesapları için mi bu çatışmayı derinleştirmeye çalıştıkları ya da söz konusu uluslararası tarafların başında gelen ABD’yi bu savaşta boğmak, dikkatini dağıtmak ve çözümsüzlüğe itmeye mi çalışıldığı gibi önemli bir soruyu gündeme getiriyor.

Aslında, Rusya-Ukrayna savaşıyla ilgili sahada ve siyaset sahnesinde yaşanan gerilim, Doğu Avrupa'daki gelişmeleri Filistin topraklarındaki çatışmayla ilişkilendirmeye giderek daha fazla itiyor. Çünkü ABD ve Batı ülkelerinin her iki bölgede de var olması, rakiplerinin bu savaşlara katılmaları için net bir davet anlamına geliyor. Eğer Rusya Avrupa'daki savaşın tarafı ise Gazze’deki savaşta rolü ne olacak? Ya da Hizbullah ve İsrail arasındaki cephede nasıl bir rol üstlenecek? Aksa Tufanı Operasyonu'na ilişkin bazı geç okumalar, Moskova'nın bu operasyona yakından ya da uzaktan müdahil olmuş olma ihtimalini sorgulasa da elbette net cevaplara ulaşamadı. Şu sıralar sorular, Rusya'nın Ukrayna savaşındaki hesapları ya da başta Çin olmak üzere diğer ülkeler arasında yeni bir uluslararası düzen inşa etme girişimleri bağlamında, savaşı uzatma ve ABD'yi bu savaşla meşgul etme konusundaki çıkarları üzerinde yoğunlaşıyor. Dolayısıyla, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin'in Gazze’deki savaşın patlak vermesinin bir nedeni olarak gördüğü ABD’nin Ortadoğu'daki başarısızlığı, ABD liderliğindeki liberal uluslararası düzenin parçalanmasına yol açıyor.

Gazze’deki savaştan nasıl çıkılacağı ve ‘ertesi günü’ belirsizliğini korurken Ortadoğu’da bu savaşın ortaya çıkardığı yeni bir soğuk savaş biçimiyle karşı karşıya olabiliriz.

Ancak Rusya ile ilgili soruların sorulması, kaçınılmaz olarak Çin ile ilgili sorular da sorulması anlamına geliyor. Pekin, Moskova’nın aksine çatışmaya doğrudan müdahil olmasına dair herhangi bir sinyal vermiyor. Putin geçtiğimiz hafta, Batılı ülkelerin Ukrayna’yı silahlandırmasına ve Rusya'ya saldırmasına izin vermesine karşılık, Moskova'nın dünyanın dört bir yanındaki ABD karşıtı grupları desteklemeye hazır olduğunu söylemişti. Bu da İran ile silah anlaşmaları yapmaya ya da bölgedeki İran yanlısı grupları doğrudan ya da Tahran üzerinden silahlandırmaya hazır olduğu şeklinde yorumlandı. Hizbullah'a yakın çevreler Moskova ile ilişkilerinin şu an her zamankinden daha güçlü olduğundan bahsediyor. Peki, bu Rusya'nın Hizbullah'a silah ya da teknoloji sağladığı anlamına mı geliyor? Her halükârda özellikle Ukrayna ve genel olarak Avrupa kıtasının güvenliği konusunda ABD ve Batı ülkeleri ile derinleşen çatışması çerçevesinde, Rusya'nın Gazze’deki savaşa müdahil olmuş olabileceğinden endişe duymak gerekiyor.

Son yıllarda İsrail, Körfez Arap ülkeleri ve İran'la birlikte bölgedeki varlığının kapsamını genişleten Çin ise Filistin'deki bölünmüşlüğün tarafları olan Fetih Hareketi (El Fetih) ve Hamas Hareketi arasında uzlaşı sağlayama çalışarak ve Filistinliler ile İsrail arasındaki çatışmayı çözmek için uluslararası konferans çağrısında bulunarak, savaşa diplomatik bir pencereden bakıyor.

svdfbgnh
Ürdün'ün ev sahipliğinde yapılan “Eylem Çağrısı: Gazze'ye Acil İnsani Müdahale” konulu Ölüdeniz Konferansı'na katılan ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken (ortada) sağında Arap Birliği Genel Sekreteri Ahmed Ebu Gayt ile, 11 Haziran 2024 (AFP)

Gazze Şeridi’ndeki savaşın büyük resmi böyle, ancak uluslararası ve bölgesel ittifakların karmaşıklığı ve çakışmaları çerçevesinde, uluslararası ve bölgesel safların daha açık dizildiği Soğuk Savaş dönemindeki durumun aksine, bugün bölgedeki ve dünyadaki tüm ülkeler ilişkilerini ve ittifaklarını mümkün olduğunca genişletmeye çalışıyor. Bu ise bölgedeki uluslararası rekabetin, özellikle de günümüzün iki büyük kutbu olan ABD ve Çin arasındaki rekabetin ek bir nedeni haline geliyor. Hem ABD hem de Çin, İsrail'den Körfez ülkelerine ve İran'a kadar bölgedeki diğer ülkelerle ilişkilere sahip. Dolayısıyla Gazze’deki savaştan nasıl çıkılacağı ve ‘ertesi günü’ belirsizliğini korurken, Ortadoğu’da bu savaşın ortaya çıkardığı yeni bir soğuk savaş biçimiyle karşı karşıya olabiliriz.

Fakat savaşı çevreleyen bu uluslararası sahne tek başına savaşın gelişimini ve geleceğini açıklamaya yetmiyor. Zira yerel aktörlerin, Hamas ve İsrail'in, özellikle de Sinvar ve Netanyahu'nun hesapları, çatışmanın geleceği üzerinde çok etkili ve hatta belirleyici. İran’ın Dini Lideri Ali Hamaney'in geçtiğimiz günlerde Hamas Hareketi’ne Biden'ın teklifini kabul etmemesi yönünde yaptığı dolaylı çağrıdan da anlaşılacağı üzere, İran'ın Hamas'ın önemli bir destekçisi olarak savaştaki varlığı, hatta onun tercihlerini yönlendirmesi göz ardı edilemez. Tüm bu aktörlerin, Gazze Şeridi'ndeki savaşta yaşanan gelişmelerin de kanıtladığı üzere, başta bölgedeki başlıca uluslararası aktör olan ABD olmak üzere, savaştaki başlıca ülkelerin çıkarlarını ve tedbirlerini dikkate aldıklarına hiç şüphe yok.

Gazze’deki savaş da dahil olmak üzere bölgedeki olayların çoğu, ABD’nin bölgedeki yeni mühendisliğinin bir parçası olarak, ABD-Suudi Arabistan anlaşması etrafında dönüyor.

Nihayetinde ister müttefikleri ister muhalifleri tarafından olsun, tüm yerel, bölgesel ve uluslararası hesaplar ABD ve onun yakın ve uzak hedefleri etrafında dönüyor. Hamas, İran ve Hizbullah, İsrail ile ABD arasındaki anlaşmazlıkların ve bu anlaşmazlıkların merkezinde yer alan ABD’nin bölgedeki önceliklerinin üzerine bahis oynuyorlar. Biden yönetimi, ABD'nin Doğu Avrupa, Pasifik ya da Çin Denizi gibi önemli uluslararası çatışma bölgelerine yeniden odaklanmasıyla ilgili jeopolitik nedenlerinin yanı sıra Gazze’deki savaşta İsrail'i desteklediği ve gönderdiği çok sayıda silahla on binlerce Filistinli sivilin ölümüne neden olduğu için seçimlerde ABD’lilerin kendisine yönelik tepkisini hafifletmek gibi sebeplerden ötürü üç aşamalı ateşkes anlaşmasının imzalanması için acele ediyor.

xscdvfbg
İsrailli rehinelerin aileleri, Blinken’ın Tel Aviv ziyaretine denk gelecek şekilde, rehinelerin derhal serbest bırakılması talebiyle protesto gösterisi düzenledi 11 Haziran 2024 (Reuters)

Öte yandan Gazze'deki ateşkes, Washington ile Riyad arasında bir savunma anlaşmasından oluşan ve Washington'ın İsrail'i Suudi Arabistan ile normalleşme anlaşması yoluyla bölgeye daha fazla entegre etme çabaları çerçevesinde Tel Aviv'in de katılabileceği, ancak Tel Aviv'in Riyad'ın talep ettiği gibi iki devletli bir çözüm ile ilgili somut adımlar atmasına bağlı olan, ABD himayesinde ‘bölgesel bir yapı’ inşa etmeye doğru ilerliyor. Dolayısıyla, Gazze’deki savaş da dahil olmak üzere bölgedeki olayların çoğu, ABD’nin bölgedeki yeni mühendisliğinin bir parçası olarak ABD-Suudi Arabistan anlaşması etrafında dönüyor. Bu sebeple, İran’ın Dini Lideri Ali Hamaney’in kısa süre önce Aksa Tufanı Operasyonu’nu, bölgedeki denklemleri değiştirmeye yönelik bir Amerikan projesini engellediğini söyleyerek övmesi kimseyi şaşırtmadı.

Hamas Hareketi’nin Gazze’deki lideri Yahya Sinvar'ın özellikle de esir kartını elinde tuttuğu sürece, elinde kalanlarla savaşmaya devam etme isteğine ilişkin kendi hesaplarıyla kesiştiğinde İran'dan gelen sinyalleri aldığına şüphe yok. İşte şimdi Washington ona ABD vatandaşı olan rehineler için arada İsrail olmadan müzakere etme teklifinde bulunuyor. Sinvar’ın sadece iki seçeneği var. Ya İsrail, uluslararası tarafların garantörlüğünde kalıcı bir ateşkesi kabul edecek ya da savaşmaya devam edecek. Şimdiye kadar bu iki seçenek dışında üçüncü bir seçeneği kabul etmeye istekli görünmedi. Sinvar'ın tutumunun, özellikle Hamas’ın Doha'daki lider kadrosuna uygulanan baskı çerçevesinde bir bütün olarak Hamas'ın tutumu olup olmadığı da tartışmalı bir konu. Ancak İran Hamas'ın ana şemsiyesi olmaya devam ediyor. Bu da Hamas'ın genel tutumunu anlamada önemli bir unsur.

Netanyahu'nun siyasi ve şahsi hesapları, Washington ile ilişkilerinin sınırları ve koşulları da dahil olmak üzere savaştaki seçeneklerini belirlemede önemli rol oynuyor.

İsrail'e ve özellikle Netanyahu'ya gelince; Netanyahu, iki devletli bir çözümü kabul etmeye hazır değil. Çünkü böyle bir durum onu hükümetinin düşmesi ve aşırı sağın yeri doldurulamaz desteğini kaybetmesi tehdidiyle karşı karşıya bırakacaktır. Yani ya hem Filistinlilerle savaşı hem de İsrail içindeki siyasi çatışmayı kazanarak ikisi de kazanacak ya da ikisini birden kaybedecek. Tecrübeli bir siyasetçi olan Netanyahu, İsrail'deki siyasi ve demografik geleceğin özellikle savaş sonrasında aşırı sağcı eğilimlerden yana olduğunu çok iyi biliyor. Bu nedenle önceliklerinin, görev süresi sona ermekte olan Biden yönetimiyle ilişkileri pahasına da olsa aşırı sağcı akımların kendisine olan desteğini sürdürmek olması gerektiğini bilen Bibi (Netanyahu), İsrail sağının değirmenine su taşıyan Donald Trump'ın seçimleri kazanması üzerine de bahis oynuyor olabilir. Nihayetinde Netanyahu'nun siyasi ve şahsi hesapları, Washington'la ilişkinin sınırları ve koşulları da dahil olmak üzere savaştaki seçeneklerini belirlemede önemli rol oynuyor. İsrail sağının anlatısı, Biden'ın İsrail'e yardım etmek yerine, onu bölgeye yönelik projesinin bir parçası olarak kullandığı yönünde ve bu da elbette Netanyahu ve danışmanları tarafından çok iyi biliniyor.

Tüm bu üst üste binen uluslararası, bölgesel ve yerel sahneler açısından Gazze’deki savaştan çıkış yolunu hayal etmek daha da zorlaşıyor. O halde bölge uzun bir ‘yıpratma savaşına’ mı hazırlanmalı? Nihayetinde böyle bir savaşın bedelini öncelikle Filistinli siviller, ikinci olarak da Lübnan'da, Suriye'de, hatta biraz daha uzaktaki Irak'ta olsun, uzun savaşlara alışkın olan ‘Bereketli Hilalin’ halkları ödeyecek.



Trump’ın danışmanları, seçimlerde oy kaybı endişesiyle İran’la savaşı önlemeye çalışıyor

ABD Başkanı Donald Trump, başkanlık helikopteri Marine One’dan iniyor. (AFP)
ABD Başkanı Donald Trump, başkanlık helikopteri Marine One’dan iniyor. (AFP)
TT

Trump’ın danışmanları, seçimlerde oy kaybı endişesiyle İran’la savaşı önlemeye çalışıyor

ABD Başkanı Donald Trump, başkanlık helikopteri Marine One’dan iniyor. (AFP)
ABD Başkanı Donald Trump, başkanlık helikopteri Marine One’dan iniyor. (AFP)

Konuya hâkim dört kaynak, ABD Başkanı Donald Trump’ın üst düzey danışmanlarının, Cumhuriyetçilerin olası seçim kayıplarını sınırlamak amacıyla kasım ayında yapılacak ara seçimler öncesinde İran’la savaşın tırmanmasını önleme yönünde baskı yaptığını söyledi. Ancak bu strateji, ABD ile İran’ın gece boyunca karşılıklı saldırılarını yeniden başlatmasıyla şimdiden baskı altına girdi.

Reuters’a konuşan ve iç değerlendirmeleri paylaşmak için isimlerinin açıklanmasını istemeyen kaynaklar, Beyaz Saray yetkililerinin 3 Kasım’da yapılması planlanan seçimlerin ardından askeri operasyonları tırmandırmayı değerlendirebileceğini belirtti. Bununla birlikte, geniş çaplı bir savaşa dönülmesinin kesinleşmiş bir karar olmadığı ifade edildi.

ABD ordusu, son saldırılarının bölgede ABD güçlerini ve deniz taşımacılığını hedef alan son saldırılara karşılık olarak düzenlendiğini açıkladı.

Kaynaklara göre ABD yönetimi şu anda İran’a yönelik ekonomik baskıyı artırmaya odaklanıyor. Washington, aylardır sürdürülen askeri operasyonların İran’dan taviz koparma hedefinde başarısız olmasının ardından, gelecekte yapılabilecek müzakerelerde Tahran’ı taviz vermeye zorlamaya çalışıyor.

Bir Beyaz Saray yetkilisi, “İran üzerindeki baskımızı sürdürüyoruz, ancak kasım ayı bir öncelik” dedi. Aralarında üç Beyaz Saray yetkilisinin de bulunduğu kaynaklar, savaşın kapsamının seçimlere kadar büyük ölçüde sınırlı tutulmasının, kamuoyunda geniş destek görmeyen çatışmanın siyasi gündeme hâkim olmasını engelleyebileceğini belirtti.

Cumhuriyetçiler, Senato ve Temsilciler Meclisi’ndeki kıl payı çoğunluklarını koruma hedefiyle seçime gidiyor.

Reuters/Ipsos tarafından ağustos ayı sonunda yapılan bir ankete göre, Amerikalıların yalnızca yüzde 31’i savaşı desteklerken, yaklaşık yüzde 63’ü savaşa karşı çıkıyor. Bunun yanı sıra benzin fiyatlarındaki artış da ülkede geniş çaplı bir memnuniyetsizliğe yol açıyor.

Kaynaklar, taktiksel bir duraklamanın ABD ordusuna bazı mühimmat stoklarındaki eksiklikleri gidermesi için de zaman kazandırabileceğini söyledi.

Gerginliğin artması, sükûneti zorluyor

Ancak çatışmaların yeniden karşılıklı saldırılara dönüşmesi, bu stratejinin uygulanmasını daha da zorlaştırdı. Çatışmaların seviyesi ilkbahardaki zirve döneminin ve yaz ortasındaki tırmanışın oldukça altında kalmasına rağmen, taraflar son günlerde yeniden saldırılara başladı.

Analistler, İran yönetiminin, Hürmüz Boğazı’ndaki deniz trafiğini aylar boyunca aksatmasına rağmen ülkede geniş çaplı bir iç karışıklıkla karşılaşmamasının ardından, ABD’nin bölgedeki üslerini ve müttefikleriyle bağlantılı hedefleri aralıklı olarak vurmaya devam edebileceğini düşünüyor.

Analistlere göre bu hedefler arasında askeri üsler, gemiler ve enerji tesisleri bulunabilir.

Buna karşılık ABD de misilleme yapma baskısıyla karşı karşıya kalacak. Bu durum, Trump yönetimi istemese dahi iki tarafın yeniden geniş çaplı bir savaşa sürüklenmesine yol açabilecek bir tırmanma sarmalına girme riskini artırıyor.

ergthy
Umman’ın Musandam vilayetinden çekilen fotoğrafta Hürmüz Boğazı yakınlarındaki gemiler görülüyor, 2 Eylül 2026 (Reuters)

ABD, haftanın başında, yaklaşık bir aylık göreli sakinliğin ardından İran’ın Lark Adası’ndaki iki füze fırlatma platformunu vurdu. Tahran ise buna Ürdün ve Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) yönüne füze fırlatarak karşılık verdi. ABD güçleri salı günü Hürmüz Boğazı yakınlarındaki İran hedeflerine yönelik daha geniş çaplı saldırılar düzenlemeye yeniden başladı.

Eski Başkan Joe Biden döneminde Dışişleri Bakanlığı’nın Ortadoğu’dan sorumlu en üst düzey yetkilisi olarak görev yapan Barbara Leaf, İran yönetiminin ‘gerilimi azaltma sürecini bozmak için her türlü teşvike sahip olduğunu’ söyledi.

Leaf, ABD yönetiminin İran üzerindeki ekonomik baskıyı ciddi biçimde artırmayı hedeflemesi nedeniyle mevcut durumun ‘nihayetinde gerçek bir sükûnet olmadığını’ da sözlerine ekledi.

Trump öngörülemeyen bir faktör

Savaşın seyri açısından Trump’ın kendisi de öngörülmesi zor bir faktör olmayı sürdürüyor.

Reuters/Ipsos anketi, Trump’ın kamuoyundaki desteğinin savaşın başlamasından bu yana yüzde 40’tan yüzde 33’e gerilediğini ortaya koydu. Kaynaklar, Trump’ın şu aşamada gerilimi tırmandırmak istemediğini, ancak gelişmelere bağlı olarak tutumunun değişebileceğini belirtti.

Trump, salı günü İran’ın son ABD saldırılarına karşılık vermesi halinde çatışmayı tırmandırma tehdidinde bulundu. Trump, Truth Social hesabından yaptığı paylaşımda, “İran başarısız devleti bu son derece haklı saldırıya karşılık verirse, çok daha şiddetli ve güçlü bir başka saldırıya maruz kalacak” ifadesini kullandı.

Trump ayrıca söz konusu saldırının ‘şimdiye kadarki en büyük saldırı olmayacağını’ belirterek, ‘en büyük saldırının hâlâ gizlice hazırlandığını’ söyledi.

Lojistik ve siyasi kısıtlamalar

Trump, kasım seçimlerinin İran’a yönelik stratejisinde bir etken olduğunu kamuoyu önünde reddediyor. Ancak yedinci ayına giren savaş, giderek artan siyasi ve askeri kısıtlamalarla karşı karşıya.

Üst düzey bir Beyaz Saray yetkilisi, “Takvim değişti” derken, bir başka yetkili ise “İran savaşının seyrini önemli gelişmelerin zamanlaması belirliyor” ifadesini kullandı.

Reuters, ağustos ayında ABD ordusunun bazı güdümlü hassas füzelerden oluşan stokunun ‘neredeyse tamamını’ kullandığını bildirmişti.

ghyju
Tahran’ın merkezinde, ABD Başkanı Donald Trump’ı yakıt tankının içinde gösteren bir reklam panosunun önünden geçen sürücüler, 31 Ağustos 2026 (AFP)

Washington Post gazetesi de pazar günü, ordu, donanma ve hava kuvvetleri komutanlarının yazılı bir değerlendirmede Savunma Bakanı Pete Hegseth’i savaşın uzamasının sürdürülemez hâle gelebileceği ve güçlerin diğer cephelerdeki hazırlık durumunu etkileyebileceği konusunda uyardığını bildirdi.

ABD Savunma Bakanlığı ise ordunun görevini yerine getirmek için ‘ihtiyaç duyduğu her şeye sahip olduğunu’ açıkladı.

Beyaz Saray Sözcüsü Olivia Wells ise Trump’ın “İran’ın askeri kapasitesini yok ettiğini ve dünyanın tarihindeki en güçlü deniz ablukası ile ezici yaptırımlar aracılığıyla ülke ekonomisinin geri kalanını felce uğrattığını” söyledi.

Wells, Başkan’ın “ABD’nin yurt içinde ve yurt dışında çıkarlarını güçlendirmek için çalışmayı sürdüreceğini ve İran’ın asla nükleer silaha sahip olmasına izin vermeyeceğini” de sözlerine ekledi.

Gerginliği azaltmaya yönelik baskılar

Bölgedeki diplomatlar, Körfez’deki ABD müttefiklerinin temmuz ayı sonundaki son saldırı dalgasının ardından Beyaz Saray’a gerilimi düşürmesi yönünde baskı yapmaya başladığını söyledi.

Bu müttefiklerden bazıları savaşın başında, bölgesel rakip olarak gördükleri İran’ı zayıflatmak amacıyla ABD’nin daha güçlü bir adım atması yönünde girişimlerde bulunmuştu.

Beyaz Saray’dan iki yetkili, Başkan Yardımcısı JD Vance ve Dışişleri Bakanı Marco Rubio’nun da İran savaşını kasım ayına kadar ‘sakin’ tutmaya çalışan üst düzey danışman ve yetkililere katıldığını belirtti.

Son haftalarda yönetim, İran’ı ekonomik açıdan izole etmeye yönelik kampanyasını yoğunlaştırdı. Washington, İran’la ticari ve finansal ilişkileri bulunan ülke ve kuruluşlara geniş kapsamlı yaptırımlar uygulamakla tehdit ederken, Hürmüz Boğazı yakınlarındaki İran limanlarına yönelik abluka da sürüyor.

Ancak analistler ve yetkililer, ekonomik baskıya odaklanmanın da uygulamada bazı sınırlarla karşı karşıya olduğunu belirtiyor.

İran, onlarca yıldır ABD ve uluslararası toplumun çeşitli düzeylerde uyguladığı ve ekonomisine zarar veren yaptırımlara maruz kaldı. Ancak bu yaptırımlar, ülke yönetimini politikasını kesin biçimde değiştirmeye ikna edemedi.

ghnjkuıl
 ABD Başkanı Donald Trump, 7 Mart 2026 tarihinde Air Force One uçağında Steve Witkoff ve Savunma Bakanı Pete Hegseth ile birlikte gazetecilere konuşuyor. (New York Times)

ABD Hazine Bakanı Scott Bessent pazar günü yaptığı açıklamada, ekonomik baskı kampanyasının Tahran’ı askeri karşılık vermeye itebileceğini ve bunun da söz konusu kampanyanın kendisinin çatışmanın kapsamını genişletmesine yol açabileceğini belirtmişti.

Başta Çin olmak üzere büyük güçlerin Washington’ın İran’ı ekonomik açıdan izole etme çabalarına katılmaması da kampanyanın hedeflerine ulaşma kapasitesine ilişkin soru işaretlerine yol açıyor.

Atlantik Konseyi’nde kıdemli araştırmacı olarak görev yapan Alex Plitsas, yeni yaptırımların, ablukanın yol açtığı sıkıntılara ekonomik baskı eklemeyi ve İran’ı geniş çaplı askeri operasyonlara yeniden başlamak yerine müzakerelere dönmeye zorlamayı amaçladığını söyledi.

Plitsas, “İran bu konuda endişeli ancak Çin, bu ekonomik baskı kampanyasında rol almaya istekli olmadığını zaten gösterdi. Bu da kampanyanın ne ölçüde etkili olabileceği konusunda soru işaretleri doğuruyor” dedi.


Amerikan politikasında Filistin: İsrail’in kendini savunma hakkının ötesinde

Görsel: Noelia de Alda
Görsel: Noelia de Alda
TT

Amerikan politikasında Filistin: İsrail’in kendini savunma hakkının ötesinde

Görsel: Noelia de Alda
Görsel: Noelia de Alda

Asel Rad

Amerikan iç ve dış politikasının ve Filistin'in özgürlük davasının son yirmi yılı aşkın bir süre boyunca yakından takip edildiğinde, yalnızca ‘‘ABD'nin İsrail'e karşı sarsılmaz ve koşulsuz bağlılığı’ mesajı açık ve net olarak kaldı. Dünyada iki taraf arasında bu kadar köklü bir mutabakata sahne olan meseleler çok azdır. Çünkü İsrail'e verilen destek Amerikan siyasi bilincinde o kadar derinden kök salmıştı ki, onlarca yıldır neredeyse sorgulanamaz görünüyordu. Bu destekteki herhangi bir tereddüt, başlı başına Amerikalı bir siyasetçi için siyasi bir yüke dönüşmeye yeterliydi.

Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre ister Cumhuriyetçi ister Demokrat olsun ABD’de iktidara gelen yönetimler, diplomatik koruma ve maddi yardımlarla sözlü ve fiili olarak İsrail'e olan katı desteklerini teyit etmeye her zaman özen gösterdiler. Bu yüzden Filistin'in nihayet Amerikan ana akım siyasi söyleminin merkezine girmesi ve İsrail'i eleştirmenin pek çok yarışta seçmen nezdinde bir siyasi kazanca dönüşmesi, kamuoyunda meydana gelen değişimin büyüklüğünü yansıtmakta ve aynı zamanda İsrail'in Gazze'de işlediği soykırımın vahametini gözler önüne seriyor.

Çünkü Filistin topraklarının yasadışı İsrail işgali, Gazze ablukası, apartheid politikaları ve Filistinlilere yönelik günlük ihlallerin hepsi köklü gerçeklerdir. Ancak Amerikan kamuoyu, keskin değişimine ancak İsrail bugüne kadarki en şiddetli Gazze saldırısını başlattıktan sonra başladı.

Bu değişimin böylesine benzeri görülmemiş büyüklükte toplu katliamları ve yıkımı beraberinde getirmemesi gerekirdi. Ne var ki Gazze'nin dehşet verici manzaralarının kesintisiz akışı, uzun süredir ‘İsrail'in kendini savunma hakkı’ anlatısını kurumsallaştıran devasa bir propaganda makinesini ve medya sistemini nihayet delmeyi başardı. Bu sırada söz konusu yapılar, işgal ve baskı altında yaşayan bir Filistin halkının direnişinin neredeyse tüm biçimlerini fiilen kınıyordu.

Amerikalılar kendilerini neredeyse katlanılması imkânsız görüntüler karşısında buldular. Bu görüntülerde çocuklarının parçalanmış bedenlerini plastik poşetlerde taşıyan babalar, anestezisiz ameliyat edilen ve uzuvları kesilen çocuklar, yerle bir edilen mahalleler ve sayısız yıkım ile felaket manzaraları... Aynı zamanda, Batılı hükümetlerin ve medya kuruluşlarının tutumlarındaki bariz çelişkiye doğrudan tanık oluyorlardı. Çünkü kendilerine sunulan resmi anlatılar, gözleriyle gördükleriyle keskin bir tezat oluşturuyordu.

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu'dan Biden yönetimi yetkililerine ve Hillary Clinton gibi önde gelen siyasi figürlere kadar İsrailli ve Amerikalı yetkililer ise İsrail'e yöneltilen suçlamaları reddederek, eleştirileri asılsız antisemitizm suçlamalarıyla savuşturarak ve artan halk öfkesini gençlerin saf dilliliğine veya sosyal medyanın etkisine bağlayarak karşılık verdiler.

2024 seçimleri sırasında ve Amerikan üniversitelerindeki protestoların yayılmasıyla birlikte, Başkan Joe Biden protestocuların taleplerinin özünü büyük ölçüde görmezden geldi ve yalnızca ‘düzen’ çağrısı yapmakla yetindi. İsrail'in işlediği soykırıma verilen ABD desteğinin sonlandırılmasını talep eden göstericiler tarafından seçim etkinlikleri boykot edilmeye başlandığında, başkan adayı Kamala Harris onlara mesafeli yaklaştı, seslerini bastırdı ve daha sonra Biden'ın yaptıklarından farklı bir şey yapmayacağını açıkladı. 2024 seçimlerindeki yenilgiyi inceleyen ‘seçim yenilgisi otopsisi’ raporunun sahibi de geniş çapta bilinen bir gerçeği doğruladı ve Gazze, siyasi olarak Harris'e zarar vermişti.

Amerikalıların çoğu bugün savaşın ABD'nin çıkarlarına hizmet etmediğini düşünüyor. Ekonomik maliyetinin günlük hayata yansımasıyla birlikte, Başkan Trump'ın en sadık destekçilerinden bazıları bile bu savaşa karşı çıkan Amerikalıların çoğunluğuna katılmaya başladı.

2025 yılı boyunca İsrail'e yönelik halk eleştirilerinin tırmanışı, Filistin ve Filistinlilere yönelik tutumlardaki değişimle paralel olarak devam etti. O yılın baharına gelindiğinde, siyasi yelpazenin genelinde İsrail'e yönelik olumlu bakış açısı geriledi ve bu gerileme Demokratlar arasında daha belirgindi. Chicago Küresel İlişkiler Konseyi'nin yaptığı bir anket, ilk kez ‘Demokratların İsrail'e yönelik değerlendirmesinin, Konseyin yaklaşık beş on yıldır yaptığı anketlerde 50 puanın altına düştüğünü’ kaydetti. İki ay sonra Brookings Enstitüsü'nün yaptığı bir anket, benzer bir eğilimi ortaya koydu. Seçmenlerin daha büyük bir kısmı İsrail'in saldırılarının devam etmesini haksız bulurken, yüzde 84'ü derhal ateşkes ilan edilmesini destekledi.

2025 New York Belediye Başkanlığı seçimleri de ABD’nin İsrail ve Filistin'e yönelik tutumları açısından bir başka önemli test haline geldi. Yerel bir seçim olmasına rağmen İsrail, adayların münazaralarında öne çıkan bir yer tuttu ve Zohran Mamdani, İsrail politikalarına yönelttiği açık eleştirileriyle temayüz etti. Antisemitizmle yaftalama girişimlerine rağmen Mamdani, 2025 New York Belediye Başkanlığı seçimlerini kazandı ve şehir sakinleri arasında yüzde 69'luk bir destek oranına sahip olmaya devam etti.

fgthyju
New York Belediye Başkanı Zahran Mamdani, New York’un Brooklyn semtindeki Brooklyn Paramount Tiyatrosu’nda düzenlenen bir seçim etkinliği sırasında, 4 Kasım 2025 (AFP)

Mamdani'nin bu yılın haziran ayında New York'taki Demokrat ön seçimlerde elde ettiği yetkinin gücü, desteğini açıkladığı tüm adayların kazanmasıyla tescillendi. Mamdani, Belediye başkanlığını devraldığından bu yana, İsrail uygulamalarına yönelik eleştirilerini hafifletme konusunda hiçbir eğilim göstermedi. Öyle ki geçtiğimiz temmuz ayında yayımladığı resmi bir videolu açıklamada, İsrail Başbakanı Netanyahu'yu bir savaş suçlusu ve ‘Filistin halkına karşı işlenen korkunç bir soykırımın mimarı’ olarak nitelendirdi. Netanyahu ise Mamdani'yi Yahudileri ‘güvende hissettirmemekle’ suçlayarak karşılık verdi. Ancak kamuoyu yoklamaları, Mamdani'nin Amerikan Yahudileri arasında Netanyahu'dan daha popüler olduğunu gösteriyor.

Filistinlilere duyulan sempati ile paralel olarak ABD'nin İsrail'e yönelik tutumlarındaki gerileme 2025'in sonlarında da devam etti ve bu seyir 2026'ya uzandı. Pew Araştırma Merkezi'nin geçtiğimiz yılın ekim ayında yaptığı bir anket, Amerikalıların İsraillilere yönelik olumlu bakış açısında üç yıl boyunca büyük bir düşüş yaşandığını ve İsrail hükümetine yönelik olumsuz bakış açısının tırmandığını ortaya koydu. Bu yılın şubat ayına gelindiğinde anketler benzeri görülmemiş bir değişimi kaydetti. Amerikalılar İsraillilerden ziyade Filistinlilere daha fazla sempati duymaya başladı. İki on yılı aşkın süreyi kapsayan bir dizi anket çerçevesinde bu durum, Gazze'deki soykırımın üç yılı boyunca Amerikan kamuoyunda derin bir dönüşümü temsil etti.

Ayrıca ABD'nin İsrail politikası, parti aidiyetleri ne olursa olsun genç seçmenler arasında artan bir incelemenin konusu haline geldi. 18-49 yaş arası Cumhuriyetçiler arasında yüzde 57'si artık İsrail'e karşı olumsuz bir bakış açısına sahip bulunuyor. Bu değişim Cumhuriyetçi kamp içindeki öne çıkan isimler arasında da kendini gösterdi. Nitekim aralarında Tucker Carlson, Megyn Kelly, Candace Owens ve Marjorie Taylor Greene'in de bulunduğu, daha önce Başkan Donald Trump'ı güçlü bir şekilde desteklemiş olan bir dizi tanınmış isim, ABD'nin İsrail politikalarının bazı yönlerini eleştirmekte daha açık sözlü hale geldi.

Bu gelişmeler bir bütün olarak Amerikan siyasetinde derin dönüşümleri ve ana akım siyasi söylemin sınırlarının yeniden çizildiğini gözler önüne seriyor.

kuı
Gazze şehrinde savaş sırasında yıkılan konut binalarının enkazları arasında yürüyen Filistinliler, 15 Ağustos 2026 (Reuters)

İsrail'in Gazze'deki Filistinli erkeklere, kadınlara ve özellikle de çocuklara karşı işlediği ahlaksız ve savunulamaz toplu katliamlar üzerine düşünmek, daha geniş bir eleştiri ve hesap verebilirlik alanının kapısını araladı. Zira bugün sorulan sorular, soykırımı ve Filistin'in süregelen işgalini aşarak, birçok Amerikalının içeride artan ekonomik ve geçim sıkıntıları altında ezildiği bir dönemde, Amerikan vergi mükelleflerinin paralarının bu vahşetleri finanse etmek için nasıl kullanıldığına uzanıyor.

Aynı zamanda, Amerikan siyasetinde ve seçimlerinde İsrail çıkarlarının nüfuzunu açıkça tartışan Amerikalıların sayısı artıyor. Amerikan İsrail Kamu İşleri Komitesi (AIPAC) gibi İsrail yanlısı grupların, İsrail eleştirmenlerini mağlup etmek için rekor meblağlar harcamasıyla birlikte, daha fazla Amerikalı siyasetçi ABD içinde İsrail'e ve onu destekleyen baskı ağlarına karşı seslerini yükseltmeye başladı. Örneğin Cumhuriyetçi Temsilci Thomas Massie, AIPAC'in paralarının kendi partisine zarar verdiğini söyledi. Ayrıca, bu değişimin partilerüstü bir nitelik kazandığının bir göstergesi olarak, Demokrat Temsilci Ro Khanna'nın ortak sponsorluğunda ABD'nin İsrail'e yaptığı yardımları azaltmaya yönelik bir değişiklik önergesi sundu. Massie, “Amerikan vergi mükelleflerinin paralarının soykırımı finanse etmek için kullanılmasına karşı oy kullanacağım" dedi.

Filistin meselesinin kapsamı dışında, İsrail ile bağlantılı dış politika dosyaları da Amerikalı seçmenler ve siyasetçiler arasında giderek artan bir endişe uyandırdı. Trump yönetiminin Şubat 2026'da İran'a karşı başlattığı ve yazarın yasadışı olarak nitelendirdiği savaş, ABD'nin yeni bir savaşa girmesine yönelik tarihin en düşük halk desteği seviyesi ortasında başladı ve Amerikalıların çoğu başından beri buna karşı çıktı. Ardından, Amerikan istihbarat teşkilatlarının savaş öncesinde İran'ın bir tehdit oluşturmadığı ve nükleer silah geliştirmeye çalışmadığı yönünde sonuca vardığını bildiren raporların gelmesiyle -net bir hedef veya belirli bir strateji de yokken- halkın hoşnutsuzluğu daha da arttı. ABD Dışişleri Bakanlığına göre İsrail savaşı başlatmış, ABD ise ‘İsrailli müttefikinin talebi üzerine ve onun ortak savunması çerçevesinde’ savaşa dahil olmuştu.

Amerikalıların çoğu bugün savaşın ABD'nin çıkarlarına hizmet etmediğini düşünüyor. Savaşın ekonomik maliyetinin günlük hayata yansımasıyla birlikte, Başkan Trump'ın en sadık destekçilerinden bazıları bile savaşa karşı çıkan Amerikalıların çoğunluğuna katılmaya başladı. Aynı şekilde, Amerikalı siyasetçiler de başkanın savaşı, İran'ın nükleer silah sahibi olmasını engellemek için gerekli olduğu şeklindeki gerekçesine açıkça itiraz ettiler. Temsilci Thomas Massie, “Açık konuşalım, İsrail uğruna galon başına dört dolar ödüyorsunuz” diye yazarken Eski Temsilci Marjorie Taylor Greene ise, “Şahit olduğumuz yabancı nüfuz İsrail'den ve onun finansörlerinden geliyor... Amerika'yı, Amerikan halkının desteklemediği İran'la saçma bir savaşa sürüklediler” ifadelerini kullandı.

İsrail'e yönelik halk desteğinin gerilemeye devam etmesiyle birlikte, İsrail'i açıkça eleştiren ve Filistin'i Amerikan siyasi tartışmalarının merkezine koyan Amerikalı siyasetçilerin ve kamu görevine aday olanların sayısı artıyor.

Gazze'deki soykırım sırasında Amerikan siyasi manzarası öyle bir değişti ki, geçmişte adaylar için bir güç kaynağı olan ve ülke genelinde partilerüstü destek çekebilen AIPAC, giderek siyasi bir yüke dönüşmüştür. Buna karşılık, ‘Track AIPAC’ gibi gruplar, kuruluşa bağlı paralar alan siyasetçileri izlemeyi ve İsrail lobisinin tamamının ABD üzerindeki ‘anti-demokratik etkisi’ olarak nitelendirdikleri şeyi ifşa etmeyi görev edinen geniş platformlar kurdular.

Michigan'daki ABD Senatosu ön seçimlerindeki son yarış, bu değişimin boyutuna çarpıcı bir örnek teşkil ediyor. Temsilci Haley Stevens, İsrail'in en önde gelen eleştirmenlerinden biri olan Abdul es-Sayed'i mağlup etme girişimiyle, büyük kısmı AIPAC ile bağlantılı 62 milyon dolarlık devasa bir harcamadan yararlanmıştı. Ancak ön seçimleri Abdul es-Sayed kazandı.

cvfghyju
ABD'nin New York kentindeki "Gazze İçin Ayağa Kalkın" gösterisine katılan Filistin yanlısı göstericiler, 8 Ağustos 2025 (Reuters)

Bu olguların münferit durumlar olduğu söylenemez. Bununla birlikte İsrail'e yönelik halk desteğindeki düşüş devam ederken, onu açıkça eleştiren ve Filistin'i Amerikan siyasi tartışmalarının merkezine koyan Amerikalı siyasetçilerin ve kamu görevine aday olanların sayısı artıyor. Ülke genelindeki adaylar -aralarında Florida eyaletinden kongre adayı olan Oliver Larkin de dâhil olmak üzere- çok daha büyük bir özgüven ve netlikle konuşuyor.

Larkin, geçtiğimiz temmuz ayında Fox News kanalında yayımlanan bir röportajda, makalenin atıfta bulunduğu bir kamuoyu yoklamasına göre Amerikalıların yarısının desteklediği bir tutumla, Uluslararası Ceza Mahkemesi (UCM) tarafından çıkarılan tutuklama emri uyarınca İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu'nun tutuklanması çağrısında bulundu. Ayrıca, bugün İsrail etrafında birleşen eleştiri hatlarının çokluğuna işaret ederek ‘İran'a karşı yürütülen yasadışı savaş’ olarak nitelendirdiği durumu eleştirdi. Haftalar sonra, yerel bir kanaldaki programına katıldığı ve sunucunun İsrail'in soykırım işlediğini kabul etmeyi reddettiği anların yer aldığı bir kesit geniş çapta yayıldı. Geri adım atmayan Larkin, “İster Fox News ister yerel bir kanal olsun, gerçeği söylemekten asla tereddüt etmeyeceğim: İsrail bir soykırım işliyor” dedi.

Birkaç yıl önce bu tür açıklamaları ve siyasi sonuçları hayal etmek bile imkansızdı. Gazze, tartışmanın doğasını ve bununla birlikte Amerikan siyasetinin çehresini değiştirdi. Pew Araştırma Merkezi'nin son yaptığı anket, Amerikalı yetişkinlerin yüzde 60'ının bugün İsrail'e karşı olumsuz bir bakış açısına sahip olduğunu gösterdi. İsrail bölgedeki saldırgan tutumunu ve Filistinlilere yönelik soykırımını sürdürdüğü sürece bu rakamların iyileşmesi olası görünmüyor. Baraj yıkıldı, çocukların parçalanmış bedenlerinin ve Gazze'nin enkazı altında tüm fertleriyle birlikte defnedilen ailelerin görüntüleri kamu oyunun hafızasından öyle kolay kolay da silinmeyecek.


Katz, yaklaşan Yahudi bayramları sezonunda İran’ın saldırmasını bekliyor

İsrail Savunma Bakanı Yisrael Katz, Haziran 2024 (Arşiv - DPA)
İsrail Savunma Bakanı Yisrael Katz, Haziran 2024 (Arşiv - DPA)
TT

Katz, yaklaşan Yahudi bayramları sezonunda İran’ın saldırmasını bekliyor

İsrail Savunma Bakanı Yisrael Katz, Haziran 2024 (Arşiv - DPA)
İsrail Savunma Bakanı Yisrael Katz, Haziran 2024 (Arşiv - DPA)

Tel Aviv'deki baskın değerlendirme, İran liderliğinin -Başbakan Binyamin Netanyahu ve bakanlarının açıklamalarından sonra dahi- İsrail'e askeri olarak saldırmaktan kaçınmasına rağmen, İsrail Savunma Bakanı Israel Katz, dün yaptığı açıklamada, İsrail savaş uçaklarının, saldırması halinde İran’a doğru havalanmaya hazır olduğunu duyurdu.

Katz, Tahran'ın İsrail'i hedef almak için yaklaşan Yahudi bayramları dönemini seçebileceğini öne sürerken, İsrail ordusu ‘ani’ bir İran saldırısı senaryosuna karşı savunma hazırlık seviyesinin yükseltildiğini açıkladı.

İsrail merkezli haber sitesi Walla, İsrail güvenlik teşkilatından üst düzey bir yetkilinin, Operasyonlar Dairesi'nin herhangi bir senaryo karşısında ve farklı cephelerden en yüksek savunma düzeyinde hareket etmek üzere uzun süredir hazır olduğunu söylediğini aktardı. Walla’nın haberine göre yetkili, son aylarda İsrail'in iç cephesinin koruma seviyesini artıran teknolojik iyileştirmelerin yapıldığını ekledi.

Site, güvenlik yetkililerinin değerlendirmelerine dayanarak, biri kısa vadeli, diğeri uzun vadeli olmak üzere ‘iki ana teyakkuz durumu’ bulunduğunu, bunun da olası bir saldırıya karşı daha iyi bir hazırlık sağladığını bildirdi.

Öte yandan İsrail ordusu, ABD ordusuyla günlük bazda ve günün 24 saati en yüksek düzeyde koordinasyonu sürdürdüğünü açıkladı.

İsrail merkezli bir diğer haber sitesi Ynet, İsrail Genelkurmay Başkanı Eyal Zamir'in her birkaç günde bir savunma ve taarruz operasyon planlarını gözden geçirdiğini, değişiklikleri ve iyileştirmeleri onayladığını, Askeri İstihbarat Dairesi'nin (AMAN) ise erken uyarı sistemlerini güçlendirmeye devam ettiğini kaydetti.

CDFVGRTHYJ
Geçtiğimiz mart ayında İran’a karşı askeri operasyonlara katılmak üzere yola çıkan bir İsrail savaş uçağı (İsrail Ordusu)

Teyakkuz seviyesinin yükseltilmesi, Hürmüz Boğazı ve çevresindeki ABD-İran gerginliğinin ardından geldi. Bu gerginlik, çatışmanın kapsamının genişlemesi durumunda İsrail'in oynayabileceği rol hakkındaki soru işaretlerini İsrail'de yeniden gündeme getirdi.

Tel Aviv’deki değerlendirmeler İran’ın şu an için İsrail ile savaşmakla ilgilenmediği konusunda birleşse de Katz, Tahran’ın saldırı düzenlemek için Yahudi bayramları dönemini seçme ihtimalini hesaba kattığını söyledi.

Yahudi bayramları önümüzdeki hafta sonu başlıyor ve yaklaşık bir ay sürüyor.

Yedioth Ahronoth gazetesinin İsrail Demokrasi Enstitüsü iş birliğiyle düzenlediği bir konferansa katılan Katz'ın açıklamaları, bariz bir iç siyasi tondaydı ve büyük ölçüde İsrail kamuoyuna yönelikti.

Katz, yakın ve uzak ülkelere saldırılar düzenlediğini belirttiği İran'ın, Tahran'a uygulanan ağır ekonomik baskının ve bunun İranlılar üzerindeki yansımalarının gölgesinde, İsrail'e yönelik mevcut yaklaşımını değiştirip ona saldırmaya karar verebileceğini söyledi.

Katz’ın siyasi tonu, şu sözleriyle zirveye ulaştı:

“Ben ve Başbakan Binyamin Netanyahu, askeri komutanlarla birlikte işleri yakından ve günlük olarak, bazen de gece yarısı kırmızı hat üzerinden takip ediyoruz.”

Hiçbir bilgiyi hafife almadıklarını, herhangi bir sürprizle karşılaşmak istemediklerini ve her zaman hazır halde olduklarını ifade eden İsrail Savunma Bakanı, “Hava Kuvvetleri dahil İsrail ordusu İran'a saldırmaya hazır. Eğer bize saldırırlarsa herhangi bir tarafa dayanmaksızın çok büyük bir güçle karşılık vereceğiz” ifadelerini kullandı.

İran'a yönelik eleştirilerini sürdüren Katz, “Şu anda bizim dışımızdaki tüm bölgeyi vuruyorlar, ancak bize saldırma ihtimalleri var. Buna karşı savunma açısından hazırız” şeklinde konuştu.

İsrailli Bakan, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Yahudilerden nefret ettikleri için Yahudi bayramlarında saldırmayı severler. Geçmişte yaşanan birçok olaya dikkat edin, ancak biz bu hususta ABD ile koordineli olarak hem savunma hem de taarruz açısından hazırız. İsrail'e saldırmak gibi kabul etmeyeceğimiz şeyler var. Lübnan yüzünden, Yahuda ve Samiriye (İşgal Altındaki Batı Şeria’nın Yahudi kaynaklarındaki adı) yüzünden, Gazze yüzünden ya da sırf öyle istedikleri için bize saldırırlarsa, uçaklarımız havalanmaya hazır.”