Gazze’deki savaş ve dünya savaşlarının yıl dönümü

Gazze Savaşı ve uluslararası krizlerin çağrışımları

Gazze Şeridi'nin güneyindeki Han Yunus'ta yıkılmış binaların yanındaki dar bir sokakta yürüyen Filistinliler, 11 Haziran 2024 (AFP)
Gazze Şeridi'nin güneyindeki Han Yunus'ta yıkılmış binaların yanındaki dar bir sokakta yürüyen Filistinliler, 11 Haziran 2024 (AFP)
TT

Gazze’deki savaş ve dünya savaşlarının yıl dönümü

Gazze Şeridi'nin güneyindeki Han Yunus'ta yıkılmış binaların yanındaki dar bir sokakta yürüyen Filistinliler, 11 Haziran 2024 (AFP)
Gazze Şeridi'nin güneyindeki Han Yunus'ta yıkılmış binaların yanındaki dar bir sokakta yürüyen Filistinliler, 11 Haziran 2024 (AFP)

Elie el Kaşif

ABD Başkanı Joe Biden’ın Gazze için ateşkes teklifi, muhtemelen Ramazan ayı arifesinde ateşkes ve esir takası anlaşması amacıyla yapılan, ancak tökezleyip başarısızlıkla sonuçlanan müzakerelerle aynı kaderi paylaşacak gibi görünüyor. ABD yönetiminin ister doğrudan İsrail'e ister Arap ülkeleri aracılığıyla Hamas’a olmak üzere savaşan taraflara yönelik tüm baskılarına rağmen, kendisi de bunu öngörmeye ve işaret etmeye başladı. ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken savaşın başlamasından bu yana bölgeye gerçekleştirdiği sekizinci ziyarette bunu yapmaya çalışsa da şimdiye kadar pek başarılı olamadı.

Ne zaman savaşın müzakereler yoluyla durdurulabileceğine dair bir umut doğsa, bu müzakerelerin başarısızlıkla sonuçlanacağına dair kötümser bir rüzgâr esmeye başlıyor. Eğer müzakere girişimi bu kez de başarısız olursa, karamsarlık geçen seferkinden daha da yoğun olacak. Teklif, gerek müzakerelerin başarısız olması ve İsrail ile Hamas'ın Biden'ın teklifine yanıt vermemesi bakımından, gerek savaşın doğrudan tarafları olan Hamas ve İsrail'in, özellikle de Binyamin Netanyahu ve Yahya Sinvar'ın hesapları bakımından gerekse özellikle önümüzdeki kasım ayında yapılması planlanan ABD seçimlerinin arifesinde bölgesel ve uluslararası sahnedeki kaos bakımından İsrail'in Gazze Şeridi'ne yönelik savaşının en karmaşık hale geldiği zor bir zamanda ortaya atıldı. Bu da haftalardır hatta aylardır konuşulan Hamas ve İsrail arasındaki yıpratma savaşının aslında bölgesel ve uluslararası bir çatışmanın yansıması olup olmadığı, yani bölgesel ve uluslararası tarafların kendi hesapları için mi bu çatışmayı derinleştirmeye çalıştıkları ya da söz konusu uluslararası tarafların başında gelen ABD’yi bu savaşta boğmak, dikkatini dağıtmak ve çözümsüzlüğe itmeye mi çalışıldığı gibi önemli bir soruyu gündeme getiriyor.

Aslında, Rusya-Ukrayna savaşıyla ilgili sahada ve siyaset sahnesinde yaşanan gerilim, Doğu Avrupa'daki gelişmeleri Filistin topraklarındaki çatışmayla ilişkilendirmeye giderek daha fazla itiyor. Çünkü ABD ve Batı ülkelerinin her iki bölgede de var olması, rakiplerinin bu savaşlara katılmaları için net bir davet anlamına geliyor. Eğer Rusya Avrupa'daki savaşın tarafı ise Gazze’deki savaşta rolü ne olacak? Ya da Hizbullah ve İsrail arasındaki cephede nasıl bir rol üstlenecek? Aksa Tufanı Operasyonu'na ilişkin bazı geç okumalar, Moskova'nın bu operasyona yakından ya da uzaktan müdahil olmuş olma ihtimalini sorgulasa da elbette net cevaplara ulaşamadı. Şu sıralar sorular, Rusya'nın Ukrayna savaşındaki hesapları ya da başta Çin olmak üzere diğer ülkeler arasında yeni bir uluslararası düzen inşa etme girişimleri bağlamında, savaşı uzatma ve ABD'yi bu savaşla meşgul etme konusundaki çıkarları üzerinde yoğunlaşıyor. Dolayısıyla, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin'in Gazze’deki savaşın patlak vermesinin bir nedeni olarak gördüğü ABD’nin Ortadoğu'daki başarısızlığı, ABD liderliğindeki liberal uluslararası düzenin parçalanmasına yol açıyor.

Gazze’deki savaştan nasıl çıkılacağı ve ‘ertesi günü’ belirsizliğini korurken Ortadoğu’da bu savaşın ortaya çıkardığı yeni bir soğuk savaş biçimiyle karşı karşıya olabiliriz.

Ancak Rusya ile ilgili soruların sorulması, kaçınılmaz olarak Çin ile ilgili sorular da sorulması anlamına geliyor. Pekin, Moskova’nın aksine çatışmaya doğrudan müdahil olmasına dair herhangi bir sinyal vermiyor. Putin geçtiğimiz hafta, Batılı ülkelerin Ukrayna’yı silahlandırmasına ve Rusya'ya saldırmasına izin vermesine karşılık, Moskova'nın dünyanın dört bir yanındaki ABD karşıtı grupları desteklemeye hazır olduğunu söylemişti. Bu da İran ile silah anlaşmaları yapmaya ya da bölgedeki İran yanlısı grupları doğrudan ya da Tahran üzerinden silahlandırmaya hazır olduğu şeklinde yorumlandı. Hizbullah'a yakın çevreler Moskova ile ilişkilerinin şu an her zamankinden daha güçlü olduğundan bahsediyor. Peki, bu Rusya'nın Hizbullah'a silah ya da teknoloji sağladığı anlamına mı geliyor? Her halükârda özellikle Ukrayna ve genel olarak Avrupa kıtasının güvenliği konusunda ABD ve Batı ülkeleri ile derinleşen çatışması çerçevesinde, Rusya'nın Gazze’deki savaşa müdahil olmuş olabileceğinden endişe duymak gerekiyor.

Son yıllarda İsrail, Körfez Arap ülkeleri ve İran'la birlikte bölgedeki varlığının kapsamını genişleten Çin ise Filistin'deki bölünmüşlüğün tarafları olan Fetih Hareketi (El Fetih) ve Hamas Hareketi arasında uzlaşı sağlayama çalışarak ve Filistinliler ile İsrail arasındaki çatışmayı çözmek için uluslararası konferans çağrısında bulunarak, savaşa diplomatik bir pencereden bakıyor.

svdfbgnh
Ürdün'ün ev sahipliğinde yapılan “Eylem Çağrısı: Gazze'ye Acil İnsani Müdahale” konulu Ölüdeniz Konferansı'na katılan ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken (ortada) sağında Arap Birliği Genel Sekreteri Ahmed Ebu Gayt ile, 11 Haziran 2024 (AFP)

Gazze Şeridi’ndeki savaşın büyük resmi böyle, ancak uluslararası ve bölgesel ittifakların karmaşıklığı ve çakışmaları çerçevesinde, uluslararası ve bölgesel safların daha açık dizildiği Soğuk Savaş dönemindeki durumun aksine, bugün bölgedeki ve dünyadaki tüm ülkeler ilişkilerini ve ittifaklarını mümkün olduğunca genişletmeye çalışıyor. Bu ise bölgedeki uluslararası rekabetin, özellikle de günümüzün iki büyük kutbu olan ABD ve Çin arasındaki rekabetin ek bir nedeni haline geliyor. Hem ABD hem de Çin, İsrail'den Körfez ülkelerine ve İran'a kadar bölgedeki diğer ülkelerle ilişkilere sahip. Dolayısıyla Gazze’deki savaştan nasıl çıkılacağı ve ‘ertesi günü’ belirsizliğini korurken, Ortadoğu’da bu savaşın ortaya çıkardığı yeni bir soğuk savaş biçimiyle karşı karşıya olabiliriz.

Fakat savaşı çevreleyen bu uluslararası sahne tek başına savaşın gelişimini ve geleceğini açıklamaya yetmiyor. Zira yerel aktörlerin, Hamas ve İsrail'in, özellikle de Sinvar ve Netanyahu'nun hesapları, çatışmanın geleceği üzerinde çok etkili ve hatta belirleyici. İran’ın Dini Lideri Ali Hamaney'in geçtiğimiz günlerde Hamas Hareketi’ne Biden'ın teklifini kabul etmemesi yönünde yaptığı dolaylı çağrıdan da anlaşılacağı üzere, İran'ın Hamas'ın önemli bir destekçisi olarak savaştaki varlığı, hatta onun tercihlerini yönlendirmesi göz ardı edilemez. Tüm bu aktörlerin, Gazze Şeridi'ndeki savaşta yaşanan gelişmelerin de kanıtladığı üzere, başta bölgedeki başlıca uluslararası aktör olan ABD olmak üzere, savaştaki başlıca ülkelerin çıkarlarını ve tedbirlerini dikkate aldıklarına hiç şüphe yok.

Gazze’deki savaş da dahil olmak üzere bölgedeki olayların çoğu, ABD’nin bölgedeki yeni mühendisliğinin bir parçası olarak, ABD-Suudi Arabistan anlaşması etrafında dönüyor.

Nihayetinde ister müttefikleri ister muhalifleri tarafından olsun, tüm yerel, bölgesel ve uluslararası hesaplar ABD ve onun yakın ve uzak hedefleri etrafında dönüyor. Hamas, İran ve Hizbullah, İsrail ile ABD arasındaki anlaşmazlıkların ve bu anlaşmazlıkların merkezinde yer alan ABD’nin bölgedeki önceliklerinin üzerine bahis oynuyorlar. Biden yönetimi, ABD'nin Doğu Avrupa, Pasifik ya da Çin Denizi gibi önemli uluslararası çatışma bölgelerine yeniden odaklanmasıyla ilgili jeopolitik nedenlerinin yanı sıra Gazze’deki savaşta İsrail'i desteklediği ve gönderdiği çok sayıda silahla on binlerce Filistinli sivilin ölümüne neden olduğu için seçimlerde ABD’lilerin kendisine yönelik tepkisini hafifletmek gibi sebeplerden ötürü üç aşamalı ateşkes anlaşmasının imzalanması için acele ediyor.

xscdvfbg
İsrailli rehinelerin aileleri, Blinken’ın Tel Aviv ziyaretine denk gelecek şekilde, rehinelerin derhal serbest bırakılması talebiyle protesto gösterisi düzenledi 11 Haziran 2024 (Reuters)

Öte yandan Gazze'deki ateşkes, Washington ile Riyad arasında bir savunma anlaşmasından oluşan ve Washington'ın İsrail'i Suudi Arabistan ile normalleşme anlaşması yoluyla bölgeye daha fazla entegre etme çabaları çerçevesinde Tel Aviv'in de katılabileceği, ancak Tel Aviv'in Riyad'ın talep ettiği gibi iki devletli bir çözüm ile ilgili somut adımlar atmasına bağlı olan, ABD himayesinde ‘bölgesel bir yapı’ inşa etmeye doğru ilerliyor. Dolayısıyla, Gazze’deki savaş da dahil olmak üzere bölgedeki olayların çoğu, ABD’nin bölgedeki yeni mühendisliğinin bir parçası olarak ABD-Suudi Arabistan anlaşması etrafında dönüyor. Bu sebeple, İran’ın Dini Lideri Ali Hamaney’in kısa süre önce Aksa Tufanı Operasyonu’nu, bölgedeki denklemleri değiştirmeye yönelik bir Amerikan projesini engellediğini söyleyerek övmesi kimseyi şaşırtmadı.

Hamas Hareketi’nin Gazze’deki lideri Yahya Sinvar'ın özellikle de esir kartını elinde tuttuğu sürece, elinde kalanlarla savaşmaya devam etme isteğine ilişkin kendi hesaplarıyla kesiştiğinde İran'dan gelen sinyalleri aldığına şüphe yok. İşte şimdi Washington ona ABD vatandaşı olan rehineler için arada İsrail olmadan müzakere etme teklifinde bulunuyor. Sinvar’ın sadece iki seçeneği var. Ya İsrail, uluslararası tarafların garantörlüğünde kalıcı bir ateşkesi kabul edecek ya da savaşmaya devam edecek. Şimdiye kadar bu iki seçenek dışında üçüncü bir seçeneği kabul etmeye istekli görünmedi. Sinvar'ın tutumunun, özellikle Hamas’ın Doha'daki lider kadrosuna uygulanan baskı çerçevesinde bir bütün olarak Hamas'ın tutumu olup olmadığı da tartışmalı bir konu. Ancak İran Hamas'ın ana şemsiyesi olmaya devam ediyor. Bu da Hamas'ın genel tutumunu anlamada önemli bir unsur.

Netanyahu'nun siyasi ve şahsi hesapları, Washington ile ilişkilerinin sınırları ve koşulları da dahil olmak üzere savaştaki seçeneklerini belirlemede önemli rol oynuyor.

İsrail'e ve özellikle Netanyahu'ya gelince; Netanyahu, iki devletli bir çözümü kabul etmeye hazır değil. Çünkü böyle bir durum onu hükümetinin düşmesi ve aşırı sağın yeri doldurulamaz desteğini kaybetmesi tehdidiyle karşı karşıya bırakacaktır. Yani ya hem Filistinlilerle savaşı hem de İsrail içindeki siyasi çatışmayı kazanarak ikisi de kazanacak ya da ikisini birden kaybedecek. Tecrübeli bir siyasetçi olan Netanyahu, İsrail'deki siyasi ve demografik geleceğin özellikle savaş sonrasında aşırı sağcı eğilimlerden yana olduğunu çok iyi biliyor. Bu nedenle önceliklerinin, görev süresi sona ermekte olan Biden yönetimiyle ilişkileri pahasına da olsa aşırı sağcı akımların kendisine olan desteğini sürdürmek olması gerektiğini bilen Bibi (Netanyahu), İsrail sağının değirmenine su taşıyan Donald Trump'ın seçimleri kazanması üzerine de bahis oynuyor olabilir. Nihayetinde Netanyahu'nun siyasi ve şahsi hesapları, Washington'la ilişkinin sınırları ve koşulları da dahil olmak üzere savaştaki seçeneklerini belirlemede önemli rol oynuyor. İsrail sağının anlatısı, Biden'ın İsrail'e yardım etmek yerine, onu bölgeye yönelik projesinin bir parçası olarak kullandığı yönünde ve bu da elbette Netanyahu ve danışmanları tarafından çok iyi biliniyor.

Tüm bu üst üste binen uluslararası, bölgesel ve yerel sahneler açısından Gazze’deki savaştan çıkış yolunu hayal etmek daha da zorlaşıyor. O halde bölge uzun bir ‘yıpratma savaşına’ mı hazırlanmalı? Nihayetinde böyle bir savaşın bedelini öncelikle Filistinli siviller, ikinci olarak da Lübnan'da, Suriye'de, hatta biraz daha uzaktaki Irak'ta olsun, uzun savaşlara alışkın olan ‘Bereketli Hilalin’ halkları ödeyecek.



Hamaney İran askeri yönetimini yeniden şekillendiriyor

Tahran’da, ABD ile savaşın sona erdirilmesine ilişkin anlaşmanın imzalanmasının ertesi günü İranlı bir kişi, Dini Lider Mücteba Hamaney’in fotoğrafının önünden geçiyor. (AP)
Tahran’da, ABD ile savaşın sona erdirilmesine ilişkin anlaşmanın imzalanmasının ertesi günü İranlı bir kişi, Dini Lider Mücteba Hamaney’in fotoğrafının önünden geçiyor. (AP)
TT

Hamaney İran askeri yönetimini yeniden şekillendiriyor

Tahran’da, ABD ile savaşın sona erdirilmesine ilişkin anlaşmanın imzalanmasının ertesi günü İranlı bir kişi, Dini Lider Mücteba Hamaney’in fotoğrafının önünden geçiyor. (AP)
Tahran’da, ABD ile savaşın sona erdirilmesine ilişkin anlaşmanın imzalanmasının ertesi günü İranlı bir kişi, Dini Lider Mücteba Hamaney’in fotoğrafının önünden geçiyor. (AP)

İran dini lideri Mücteba Hamaney, pazartesi günü Silahlı Kuvvetler, Devrim Muhafızları ve Besic güçlerinin komuta kademelerinde kapsamlı değişikliklere gitti. Değişiklikler, altı üst düzey komutanı kapsarken, Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi sekreterinin değiştirilmesinden bir gün sonra geldi. Böylece savaşın, güvenliğin ve askeri operasyonların yönetiminden sorumlu makamlarda hızlı bir yeniden yapılanma süreci başlatılmış oldu.

Hamaney’in ofisi tarafından yayımlanan ayrı kararnamelerle, İran operasyonlarının komutanı Ali Abdullahi Silahlı Kuvvetler Genelkurmay Başkanı, General Keyumars Haydari yardımcısı, Ahmed Vahidi ise Devrim Muhafızları Genel Komutanı olarak atandı ve kendisine tümgeneral rütbesi verildi. Mustafa İzdi de Devrim Muhafızları Genel Komutan Yardımcılığına getirildi.

Kararlar kapsamında ayrıca Ali Azmai Devrim Muhafızları Deniz Kuvvetleri Komutanı, Hüseyin Taib ise Besic Teşkilatı Başkanı olarak atandı.

thy
Abdullahi, Tahran’da son savaşta hayatını kaybedenlerin anma törenine katılıyor. (AP)

Değişiklikler, bir gün önce Muhsin Rızai’nin, Muhammed Bakır Zülkadr’ın yerine Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi sekreteri ve Hamaney’in konseydeki temsilcisi olarak atanmasının ardından geldi.

Yeni kararlar; askeri planlama ve operasyonlardan, Devrim Muhafızları komutasından ve Körfez ile Hürmüz Boğazı'nda devam eden çatışmada kilit rol oynayan deniz kuvvetlerinden sorumlu üst düzey makamların yanı sıra ülke içinde güvenlik ve seferberlik görevleri yürüten Besic’in yönetimini de kapsıyor.

Abdullahi Genelkurmay Başkanlığında

Hamaney, tümgeneral Ali Abdullahi’yi, savaşta öldürülen Abdülrahim Musevi’nin yerine Silahlı Kuvvetler Genelkurmay Başkanı olarak atadı.

Hamaney, atama kararnamesinde Abdullahi’nin geçmişteki deneyimleri ve hizmetleri doğrultusunda bu göreve seçildiğini belirterek, kendisine Silahlı Kuvvetlerin askeri ve güvenlik hazırlık seviyesinin yükseltilmesi ve üst düzey komuta yapısının yeniden düzenlenmesiyle ilgili üç görev verdi.

Kararnamede Abdullahi’den Silahlı Kuvvetlerin ve «halk seferberliğinin» savunma ve güvenlik kapasitesini artırması ve modernize etmesi, bunları geleneksel ve yeni nitelikteki farklı düzeylerdeki askeri tehditlerle mücadeleye hazırlaması istendi. Bunlar arasında kararnamede «bilişsel ve hibrit tehditler» olarak tanımlanan unsurlar da yer aldı.

tyu
Abdullahi, Tahran’da son savaşta hayatını kaybedenlerin anma töreninde. (AP)

Abdullahi ayrıca söz konusu tehditlere zamanında ve etkili şekilde karşılık verebilecek askeri kapasitenin güvence altına alınmasıyla görevlendirildi.

Kararnamede, Genelkurmay Başkanlığı ile Genelkurmay Harekât Merkezi'nin, eski dini lider Ali Hamaney döneminde başlatılan bir plan doğrultusunda birleştirilmesi sürecinin tamamlanması yönünde de talimat verildi.

Abdullahı daha önce Genelkurmay Başkanlığı görevini yürütmüş, İran’ın silahlı kuvvetlerini denetleyen en üst düzey askeri kurumun başına geçmeden önce çeşitli askeri ve güvenlik görevlerinde bulunmuştu.

Hamaney, ayrı bir kararnameyle Tuğgeneral Keyumars Haydari’yi Abdullahi’nin önerisi üzerine Genelkurmay Başkanı Yardımcısı olarak atadı.

Haydari’den savunma ve güvenlik kapasitesinin artırılmasına katkı sağlaması, Silahlı Kuvvetler içinde cihatçı ruh olarak adlandırılan anlayışın güçlendirilmesi ve Genelkurmay Başkanı ile koordinasyon içinde askerlerin yaşam koşullarına ilişkin ihtiyaçların gözetilmesi istendi.

Vahidi Devrim Muhafızları’nın başına geçti

Devrim Muhafızları içindeki en önemli değişikliklerden birinde Hamaney, Ahmed Vahidi’yi savaşta öldürülen Muhammed Bakpur’un yerine Devrim Muhafızları Genel Komutanı olarak atadı ve kendisine tümgeneral rütbesi verdi.

Hamaney, kararnameyle yaptığı atamanın ABD ve müttefikleriyle «stratejik ve kader belirleyici bir karşılaşma» ortamında gerçekleştiğini belirterek yeni komutana bir dizi askeri ve örgütsel görev verdi.

Vahidi’den Devrim Muhafızları’nın kapasitesini «azami caydırıcılık» düzeyine çıkarmaya devam etmesi ve rakiplere karşı «güçlü saldırı operasyonları» düzenlemeye hazır olması istendi.

Talimatlar, Devrim Muhafızları içindeki yönetim ve komuta yapısının geliştirilmesini, kurumun farklı kademelerinde modern beceri ve teknolojilerden yararlanılmasını ve komutanlar ile personel arasındaki ideolojik disiplinin ve devrimci ruhun güçlendirilmesini de kapsadı.

Vahidi, askeri ve güvenlik kurumlarında uzun bir geçmişe sahip. Daha önce Kudüs Gücü Komutanlığı görevini üstlenen Vahidi, savunma bakanı ve ardından içişleri bakanı olarak görev yaptıktan sonra yeniden askeri komuta kademesine döndü.

Aynı değişiklikler kapsamında Hamaney, Tümgeneral Mustafa İzdi’yi Devrim Muhafızları Genel Komutan Yardımcısı olarak atadı.

Bu kararla İzdi, Vahidi’nin ardından Devrim Muhafızları'nın komuta hiyerarşisindeki ikinci isim oldu. İlk atama duyurusunda Hamaney’in kendisine verdiği görevlere ilişkin ayrıntı paylaşılmadı.

Devrim Muhafızları Deniz Kuvvetleri’nde yeni komuta

Hamaney, Ali Azmai’yi, savaşta öldürülen Ali Rıza Tengsiri’nin yerine Devrim Muhafızları Deniz Kuvvetleri Komutanı olarak atadı.

Devrim Muhafızları Deniz Kuvvetleri’nin yeni komutanı ve Hürmüz’de geçiş kuralları üzerindeki mücadele

Değişiklik, Devrim Muhafızları Deniz Kuvvetleri'nin İran’ın Basra Körfezi ve Hürmüz Boğazı'ndaki operasyonlarında kilit rol oynadığı bir dönemde gerçekleşti. İran ile ABD arasında boğazın yeniden açılması için gerekli koşullar konusunda yaşanan anlaşmazlık nedeniyle deniz trafiği halen sınırlı durumda.

Hamaney, Azmai’den eğitim ve personel becerilerinin seviyesini yükseltmesini, deniz ekipmanları ve kapasitesini geliştirmesini, istihbarat yeteneklerini ve savaş hazırlığını güçlendirmesini istedi.

Kararnamede ayrıca Devrim Muhafızları Deniz Kuvvetleri ile diğer Devrim Muhafızları birlikleri, Besic ve İran ordusunun deniz kuvvetleri arasında koordinasyonun güçlendirilmesi ve ilgili askeri ve sivil kurumlarla iş birliğinin artırılması vurgulandı.

Azmai’nin adı, mart ayının sonundan bu yana deniz kuvvetlerinin komutanlığıyla ilişkilendiriliyordu. Ancak ataması, İran’ın eski dini lideri Ali Hamaney’in geçen ay düzenlenen cenaze töreni vesilesiyle Devrim Muhafızları Deniz Kuvvetleri tarafından yayımlanan açıklamada resmen doğrulandı.

Azmai, Ali Rıza Tengsiri döneminde Deniz Kuvvetleri Komutan Yardımcısı olarak görev yapıyordu. İran Silahlı Kuvvetleri, Tengsiri’nin 26 Mart’ta düzenlenen ABD-İsrail saldırısında öldürüldüğünü, İsrail’in daha önce yaptığı açıklamanın ardından doğrulamıştı.

İsrail Savunma Bakanı Yisrael Katz, Tengsiri’yi mayın döşeme operasyonlarından ve Hürmüz Boğazı’nı kapatma girişimlerinden doğrudan sorumlu kişi olarak nitelendirmişti.

ABD Hazine Bakanlığı, Devrim Muhafızları liderliğinin terör listesine alınmasının ardından Haziran 2019’da Azmai’yi de yaptırım listesine dahil etmişti.

Azmai daha önce Devrim Muhafızları Deniz Kuvvetleri’nin Beşinci Bölgesi'nin komutanlığını yürütmüştü. 2012 yılında kurulan bölgenin operasyon alanı Hürmüz Boğazı'nı ve Basra Körfezi'ndeki İran kıyılarını, Kiş ve Kişm adaları çevresindeki bölgeler dahil olmak üzere kapsıyor.

Bu talimatlar, İran ile Umman arasında Hürmüz Boğazı'ndaki deniz ulaşımına ilişkin yeni bir güzergâh haritası konusunda müzakerelerin sürdüğü bir dönemde geldi. Tahran, gemilerin geçiş güzergâhları konusunda anlaşmaya varılmasının boğazın tamamen yeniden açılması anlamına gelmeyeceği konusunda ısrar ediyor.

Taib Besic’in başına dönüyor

Güvenlik kurumundaki bir diğer değişiklikte Hamaney, Hüseyin Taib’i, savaşta öldürülen Gulam Rıza Süleymani’nin yerine Besic Teşkilatı Başkanı olarak atadı.

Bu kararla Taib, Devrim Muhafızları İstihbarat Teşkilatı'nın başında on yıldan fazla kaldıktan ve bu görevden ayrılmasından yıllar sonra yeniden en önemli güvenlik makamlarından birine döndü.

Atama kararnamesi Taib’e iç güvenlik, seferberlik ve Besic’e bağlı istihbarat ağlarıyla ilgili görevler verdi. Hamaney, Taib’den seferberlik kampanyasını genişletmesini istedi.

Taib ayrıca halk istihbarat ağını güçlendirmek, tehditlere karşı koymak amacıyla eğitim ve beceri seviyesini yükseltmek ve modern teknolojilerin kullanımını artırmakla görevlendirildi.

Kendisinden ayrıca devlet ve kamu kurumlarıyla iş birliğini güçlendirmesi, Besic’e bağlı grupları mahalleler ve meslek grupları arasında genişletmesi ve camiler merkezli sosyal faaliyetleri artırması istendi.

Kararnamede ayrıca Besic modelinin İran dışında yaygınlaştırılması ve bunun «halk direnişi ve dayanıklılığının» bir modeli olarak sunulması yönünde bir görev de yer aldı.

Taib’in atanması, savaş ve protestolar sırasında Tahran ve diğer kentlerde yolların ve kritik noktaların kontrol altına alınmasında Besic ve polis güçlerinin oynadığı role ilişkin Devrim Muhafızları komutanlarının açıklamalarının ardından geldi.

Askeri değişikliklerden önce, güvenlik dosyaları ile dış politika koordinasyonundan sorumlu ve savaş ile müzakerelere ilişkin kararlarda önemli rol oynayan Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi’nde de yeniden yapılanmaya gidilmişti.

İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, pazar günü Muhsin Rızai’yi, Muhammed Bakır Zülkadr’ın istifasını kabul etmesinin ardından konseyin yeni sekreteri olarak atadı. Bu atama, Hamaney’in Rızai’yi Zülkadr’ın yerine konseydeki temsilcisi olarak görevlendirmesinden birkaç saat sonra gerçekleşti.

Böylece Rızai, Hamaney’in askeri danışmanlığı görevini sürdürürken aynı zamanda Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi sekreteri ve dini liderin konseydeki temsilcisi oldu.

Pezeşkiyan, değişiklik öncesinde Zülkadr konusunda «anlaşmazlıklar» bulunduğunu kabul etmişti. İran yönetim kurumları içinde savaşın ve ABD ile müzakerelerin yönetimi ile Hürmüz Boğazı’nın yeniden açılması için öne sürülen şartlar konusunda tartışmalar yaşanıyordu.

İran Cumhurbaşkanı, Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi’nin İslamabad mutabakatının onaylanmasındaki rolünü savunarak askeri ve güvenlik yetkililerinin bu mutabakatı görüşmelere katıldığını ve 13 üyeli konseyin 12 üyesinin anlaşmayı desteklediğini söyledi.

Konsey yönetimindeki değişiklik, Genelkurmay Başkanlığı, Devrim Muhafızları, Devrim Muhafızları Deniz Kuvvetleri ve Besic’in komutasını yeni isimlere devreden askeri kararnamelerden bir günden daha kısa süre önce gerçekleşti.


Mücteba İran askeri komuta kademesini yeniden şekillendirdi... Hürmüz konusunda belirsizlik sürüyor

Mücteba İran askeri komuta kademesini yeniden şekillendirdi... Hürmüz konusunda belirsizlik sürüyor
TT

Mücteba İran askeri komuta kademesini yeniden şekillendirdi... Hürmüz konusunda belirsizlik sürüyor

Mücteba İran askeri komuta kademesini yeniden şekillendirdi... Hürmüz konusunda belirsizlik sürüyor

İran’ın dini lideri Mücteba Hamaney, askeri komuta kademesini yeniden şekillendirerek Ali Abdullah’ı Genelkurmay Başkanı, Ahmed Vahidi’yi Devrim Muhafızları Komutanı, Ali Azemai’yi Deniz Kuvvetleri Komutanı ve Hüseyin Taib’i Besic Teşkilatı Başkanı olarak atadı. Bu atamalar, Muhsin Rızai’nin Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi Genel Sekreteri olarak görevlendirilmesinin ardından geldi.

Washington ve Tahran, Hürmüz Boğazı krizini tarafların ellerindeki baskı araçlarını koruduğu ve taviz vermeden önce karşı tarafın hamlesini beklediği açık uçlu bir satranç oyununa dönüştürdü. Umman ile deniz ulaşım güzergâhları konusunda varılan mutabakat ise boğazın yeniden açılmasının akıbetini henüz netleştirmedi. Tahran, boğazın açılmasını başta ABD ablukasının kaldırılması olmak üzere bir dizi şarta bağlamış durumda.

ABD Başkanı Donald Trump, Tahran’ın geçmişteki çatışmalarda sorumlu olduğunu söylediği ölümler ve yaralanmalar nedeniyle İran’dan tazminat talep edeceğini açıkladı. Trump’ın bu açıklaması, İran’ın Washington’dan savaşın yol açtığı zararlar için tazminat talep etmesine karşılık geldi. Trump, pazar günü yaptığı açıklamada ise yönetiminin İran konusunda ihtiyatlı hareket ettiğini ve ülkedeki ekonomik baskıların artışını izlediğini söylemiş, yaşanan karşılaşmayı bir satranç oyunu olarak nitelendirmişti.

İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü İsmail Bekayi, İranlıların profesyonel satranç oyuncuları olduklarını kanıtladıklarını söyledi. Bekayi, Umman ile deniz ulaşım haritası konusunda bir mutabakata varıldığını doğrularken, bazı teknik noktaların henüz çözüme kavuşturulamadığını belirtti.


ABD: Sağlık yetkilileri, ölümcül bir bakteri salgını nedeniyle plaja gidenleri dikkatli olmaya çağırdı

ABD'nin Louisiana eyaletinde plaja gidenlerin gerekli önlemleri almaları çağrısında bulunuldu (Reuters)
ABD'nin Louisiana eyaletinde plaja gidenlerin gerekli önlemleri almaları çağrısında bulunuldu (Reuters)
TT

ABD: Sağlık yetkilileri, ölümcül bir bakteri salgını nedeniyle plaja gidenleri dikkatli olmaya çağırdı

ABD'nin Louisiana eyaletinde plaja gidenlerin gerekli önlemleri almaları çağrısında bulunuldu (Reuters)
ABD'nin Louisiana eyaletinde plaja gidenlerin gerekli önlemleri almaları çağrısında bulunuldu (Reuters)

ABD’nin Louisiana eyaletindeki sağlık yetkilileri, kıyı sularında bulunan ve halk arasında “et yiyen bakteri” olarak bilinen bakterinin yol açtığı enfeksiyonlarda yaz aylarında yaşanan artış nedeniyle plaj ziyaretçilerini gerekli önlemleri almaya çağırdı.

Şarku’l Avsat’ın AP’den aktardığına göre Louisiana Sağlık Bakanlığı basın açıklamasında, eyalette bu yıl Vibrio vulnificus bakterisi kaynaklı 9 enfeksiyon vakasının doğrulandığını bildirdi.

Enfeksiyon tespit edilen hastaların tamamının hastaneye kaldırıldığı, bunlardan 5’inin hayatını kaybettiği ifade edildi.

Louisiana’da son 10 yılın aynı döneminde ise ortalama 7 enfeksiyon vakası ve 1 ölüm kaydedilmişti.

Yetkililer, tuzlu veya acı suya maruz kalan bir yaranın kızarması, şişmesi, ağrıması veya renginin değişmesi durumunda derhal tıbbi yardım alınması çağrısında bulundu. Sağlık kuruluşuna başvuran kişilerin, sağlık görevlisine suyla temas ettiklerini mutlaka bildirmeleri istendi.