Gazze’deki savaş ve dünya savaşlarının yıl dönümü

Gazze Savaşı ve uluslararası krizlerin çağrışımları

Gazze Şeridi'nin güneyindeki Han Yunus'ta yıkılmış binaların yanındaki dar bir sokakta yürüyen Filistinliler, 11 Haziran 2024 (AFP)
Gazze Şeridi'nin güneyindeki Han Yunus'ta yıkılmış binaların yanındaki dar bir sokakta yürüyen Filistinliler, 11 Haziran 2024 (AFP)
TT

Gazze’deki savaş ve dünya savaşlarının yıl dönümü

Gazze Şeridi'nin güneyindeki Han Yunus'ta yıkılmış binaların yanındaki dar bir sokakta yürüyen Filistinliler, 11 Haziran 2024 (AFP)
Gazze Şeridi'nin güneyindeki Han Yunus'ta yıkılmış binaların yanındaki dar bir sokakta yürüyen Filistinliler, 11 Haziran 2024 (AFP)

Elie el Kaşif

ABD Başkanı Joe Biden’ın Gazze için ateşkes teklifi, muhtemelen Ramazan ayı arifesinde ateşkes ve esir takası anlaşması amacıyla yapılan, ancak tökezleyip başarısızlıkla sonuçlanan müzakerelerle aynı kaderi paylaşacak gibi görünüyor. ABD yönetiminin ister doğrudan İsrail'e ister Arap ülkeleri aracılığıyla Hamas’a olmak üzere savaşan taraflara yönelik tüm baskılarına rağmen, kendisi de bunu öngörmeye ve işaret etmeye başladı. ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken savaşın başlamasından bu yana bölgeye gerçekleştirdiği sekizinci ziyarette bunu yapmaya çalışsa da şimdiye kadar pek başarılı olamadı.

Ne zaman savaşın müzakereler yoluyla durdurulabileceğine dair bir umut doğsa, bu müzakerelerin başarısızlıkla sonuçlanacağına dair kötümser bir rüzgâr esmeye başlıyor. Eğer müzakere girişimi bu kez de başarısız olursa, karamsarlık geçen seferkinden daha da yoğun olacak. Teklif, gerek müzakerelerin başarısız olması ve İsrail ile Hamas'ın Biden'ın teklifine yanıt vermemesi bakımından, gerek savaşın doğrudan tarafları olan Hamas ve İsrail'in, özellikle de Binyamin Netanyahu ve Yahya Sinvar'ın hesapları bakımından gerekse özellikle önümüzdeki kasım ayında yapılması planlanan ABD seçimlerinin arifesinde bölgesel ve uluslararası sahnedeki kaos bakımından İsrail'in Gazze Şeridi'ne yönelik savaşının en karmaşık hale geldiği zor bir zamanda ortaya atıldı. Bu da haftalardır hatta aylardır konuşulan Hamas ve İsrail arasındaki yıpratma savaşının aslında bölgesel ve uluslararası bir çatışmanın yansıması olup olmadığı, yani bölgesel ve uluslararası tarafların kendi hesapları için mi bu çatışmayı derinleştirmeye çalıştıkları ya da söz konusu uluslararası tarafların başında gelen ABD’yi bu savaşta boğmak, dikkatini dağıtmak ve çözümsüzlüğe itmeye mi çalışıldığı gibi önemli bir soruyu gündeme getiriyor.

Aslında, Rusya-Ukrayna savaşıyla ilgili sahada ve siyaset sahnesinde yaşanan gerilim, Doğu Avrupa'daki gelişmeleri Filistin topraklarındaki çatışmayla ilişkilendirmeye giderek daha fazla itiyor. Çünkü ABD ve Batı ülkelerinin her iki bölgede de var olması, rakiplerinin bu savaşlara katılmaları için net bir davet anlamına geliyor. Eğer Rusya Avrupa'daki savaşın tarafı ise Gazze’deki savaşta rolü ne olacak? Ya da Hizbullah ve İsrail arasındaki cephede nasıl bir rol üstlenecek? Aksa Tufanı Operasyonu'na ilişkin bazı geç okumalar, Moskova'nın bu operasyona yakından ya da uzaktan müdahil olmuş olma ihtimalini sorgulasa da elbette net cevaplara ulaşamadı. Şu sıralar sorular, Rusya'nın Ukrayna savaşındaki hesapları ya da başta Çin olmak üzere diğer ülkeler arasında yeni bir uluslararası düzen inşa etme girişimleri bağlamında, savaşı uzatma ve ABD'yi bu savaşla meşgul etme konusundaki çıkarları üzerinde yoğunlaşıyor. Dolayısıyla, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin'in Gazze’deki savaşın patlak vermesinin bir nedeni olarak gördüğü ABD’nin Ortadoğu'daki başarısızlığı, ABD liderliğindeki liberal uluslararası düzenin parçalanmasına yol açıyor.

Gazze’deki savaştan nasıl çıkılacağı ve ‘ertesi günü’ belirsizliğini korurken Ortadoğu’da bu savaşın ortaya çıkardığı yeni bir soğuk savaş biçimiyle karşı karşıya olabiliriz.

Ancak Rusya ile ilgili soruların sorulması, kaçınılmaz olarak Çin ile ilgili sorular da sorulması anlamına geliyor. Pekin, Moskova’nın aksine çatışmaya doğrudan müdahil olmasına dair herhangi bir sinyal vermiyor. Putin geçtiğimiz hafta, Batılı ülkelerin Ukrayna’yı silahlandırmasına ve Rusya'ya saldırmasına izin vermesine karşılık, Moskova'nın dünyanın dört bir yanındaki ABD karşıtı grupları desteklemeye hazır olduğunu söylemişti. Bu da İran ile silah anlaşmaları yapmaya ya da bölgedeki İran yanlısı grupları doğrudan ya da Tahran üzerinden silahlandırmaya hazır olduğu şeklinde yorumlandı. Hizbullah'a yakın çevreler Moskova ile ilişkilerinin şu an her zamankinden daha güçlü olduğundan bahsediyor. Peki, bu Rusya'nın Hizbullah'a silah ya da teknoloji sağladığı anlamına mı geliyor? Her halükârda özellikle Ukrayna ve genel olarak Avrupa kıtasının güvenliği konusunda ABD ve Batı ülkeleri ile derinleşen çatışması çerçevesinde, Rusya'nın Gazze’deki savaşa müdahil olmuş olabileceğinden endişe duymak gerekiyor.

Son yıllarda İsrail, Körfez Arap ülkeleri ve İran'la birlikte bölgedeki varlığının kapsamını genişleten Çin ise Filistin'deki bölünmüşlüğün tarafları olan Fetih Hareketi (El Fetih) ve Hamas Hareketi arasında uzlaşı sağlayama çalışarak ve Filistinliler ile İsrail arasındaki çatışmayı çözmek için uluslararası konferans çağrısında bulunarak, savaşa diplomatik bir pencereden bakıyor.

svdfbgnh
Ürdün'ün ev sahipliğinde yapılan “Eylem Çağrısı: Gazze'ye Acil İnsani Müdahale” konulu Ölüdeniz Konferansı'na katılan ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken (ortada) sağında Arap Birliği Genel Sekreteri Ahmed Ebu Gayt ile, 11 Haziran 2024 (AFP)

Gazze Şeridi’ndeki savaşın büyük resmi böyle, ancak uluslararası ve bölgesel ittifakların karmaşıklığı ve çakışmaları çerçevesinde, uluslararası ve bölgesel safların daha açık dizildiği Soğuk Savaş dönemindeki durumun aksine, bugün bölgedeki ve dünyadaki tüm ülkeler ilişkilerini ve ittifaklarını mümkün olduğunca genişletmeye çalışıyor. Bu ise bölgedeki uluslararası rekabetin, özellikle de günümüzün iki büyük kutbu olan ABD ve Çin arasındaki rekabetin ek bir nedeni haline geliyor. Hem ABD hem de Çin, İsrail'den Körfez ülkelerine ve İran'a kadar bölgedeki diğer ülkelerle ilişkilere sahip. Dolayısıyla Gazze’deki savaştan nasıl çıkılacağı ve ‘ertesi günü’ belirsizliğini korurken, Ortadoğu’da bu savaşın ortaya çıkardığı yeni bir soğuk savaş biçimiyle karşı karşıya olabiliriz.

Fakat savaşı çevreleyen bu uluslararası sahne tek başına savaşın gelişimini ve geleceğini açıklamaya yetmiyor. Zira yerel aktörlerin, Hamas ve İsrail'in, özellikle de Sinvar ve Netanyahu'nun hesapları, çatışmanın geleceği üzerinde çok etkili ve hatta belirleyici. İran’ın Dini Lideri Ali Hamaney'in geçtiğimiz günlerde Hamas Hareketi’ne Biden'ın teklifini kabul etmemesi yönünde yaptığı dolaylı çağrıdan da anlaşılacağı üzere, İran'ın Hamas'ın önemli bir destekçisi olarak savaştaki varlığı, hatta onun tercihlerini yönlendirmesi göz ardı edilemez. Tüm bu aktörlerin, Gazze Şeridi'ndeki savaşta yaşanan gelişmelerin de kanıtladığı üzere, başta bölgedeki başlıca uluslararası aktör olan ABD olmak üzere, savaştaki başlıca ülkelerin çıkarlarını ve tedbirlerini dikkate aldıklarına hiç şüphe yok.

Gazze’deki savaş da dahil olmak üzere bölgedeki olayların çoğu, ABD’nin bölgedeki yeni mühendisliğinin bir parçası olarak, ABD-Suudi Arabistan anlaşması etrafında dönüyor.

Nihayetinde ister müttefikleri ister muhalifleri tarafından olsun, tüm yerel, bölgesel ve uluslararası hesaplar ABD ve onun yakın ve uzak hedefleri etrafında dönüyor. Hamas, İran ve Hizbullah, İsrail ile ABD arasındaki anlaşmazlıkların ve bu anlaşmazlıkların merkezinde yer alan ABD’nin bölgedeki önceliklerinin üzerine bahis oynuyorlar. Biden yönetimi, ABD'nin Doğu Avrupa, Pasifik ya da Çin Denizi gibi önemli uluslararası çatışma bölgelerine yeniden odaklanmasıyla ilgili jeopolitik nedenlerinin yanı sıra Gazze’deki savaşta İsrail'i desteklediği ve gönderdiği çok sayıda silahla on binlerce Filistinli sivilin ölümüne neden olduğu için seçimlerde ABD’lilerin kendisine yönelik tepkisini hafifletmek gibi sebeplerden ötürü üç aşamalı ateşkes anlaşmasının imzalanması için acele ediyor.

xscdvfbg
İsrailli rehinelerin aileleri, Blinken’ın Tel Aviv ziyaretine denk gelecek şekilde, rehinelerin derhal serbest bırakılması talebiyle protesto gösterisi düzenledi 11 Haziran 2024 (Reuters)

Öte yandan Gazze'deki ateşkes, Washington ile Riyad arasında bir savunma anlaşmasından oluşan ve Washington'ın İsrail'i Suudi Arabistan ile normalleşme anlaşması yoluyla bölgeye daha fazla entegre etme çabaları çerçevesinde Tel Aviv'in de katılabileceği, ancak Tel Aviv'in Riyad'ın talep ettiği gibi iki devletli bir çözüm ile ilgili somut adımlar atmasına bağlı olan, ABD himayesinde ‘bölgesel bir yapı’ inşa etmeye doğru ilerliyor. Dolayısıyla, Gazze’deki savaş da dahil olmak üzere bölgedeki olayların çoğu, ABD’nin bölgedeki yeni mühendisliğinin bir parçası olarak ABD-Suudi Arabistan anlaşması etrafında dönüyor. Bu sebeple, İran’ın Dini Lideri Ali Hamaney’in kısa süre önce Aksa Tufanı Operasyonu’nu, bölgedeki denklemleri değiştirmeye yönelik bir Amerikan projesini engellediğini söyleyerek övmesi kimseyi şaşırtmadı.

Hamas Hareketi’nin Gazze’deki lideri Yahya Sinvar'ın özellikle de esir kartını elinde tuttuğu sürece, elinde kalanlarla savaşmaya devam etme isteğine ilişkin kendi hesaplarıyla kesiştiğinde İran'dan gelen sinyalleri aldığına şüphe yok. İşte şimdi Washington ona ABD vatandaşı olan rehineler için arada İsrail olmadan müzakere etme teklifinde bulunuyor. Sinvar’ın sadece iki seçeneği var. Ya İsrail, uluslararası tarafların garantörlüğünde kalıcı bir ateşkesi kabul edecek ya da savaşmaya devam edecek. Şimdiye kadar bu iki seçenek dışında üçüncü bir seçeneği kabul etmeye istekli görünmedi. Sinvar'ın tutumunun, özellikle Hamas’ın Doha'daki lider kadrosuna uygulanan baskı çerçevesinde bir bütün olarak Hamas'ın tutumu olup olmadığı da tartışmalı bir konu. Ancak İran Hamas'ın ana şemsiyesi olmaya devam ediyor. Bu da Hamas'ın genel tutumunu anlamada önemli bir unsur.

Netanyahu'nun siyasi ve şahsi hesapları, Washington ile ilişkilerinin sınırları ve koşulları da dahil olmak üzere savaştaki seçeneklerini belirlemede önemli rol oynuyor.

İsrail'e ve özellikle Netanyahu'ya gelince; Netanyahu, iki devletli bir çözümü kabul etmeye hazır değil. Çünkü böyle bir durum onu hükümetinin düşmesi ve aşırı sağın yeri doldurulamaz desteğini kaybetmesi tehdidiyle karşı karşıya bırakacaktır. Yani ya hem Filistinlilerle savaşı hem de İsrail içindeki siyasi çatışmayı kazanarak ikisi de kazanacak ya da ikisini birden kaybedecek. Tecrübeli bir siyasetçi olan Netanyahu, İsrail'deki siyasi ve demografik geleceğin özellikle savaş sonrasında aşırı sağcı eğilimlerden yana olduğunu çok iyi biliyor. Bu nedenle önceliklerinin, görev süresi sona ermekte olan Biden yönetimiyle ilişkileri pahasına da olsa aşırı sağcı akımların kendisine olan desteğini sürdürmek olması gerektiğini bilen Bibi (Netanyahu), İsrail sağının değirmenine su taşıyan Donald Trump'ın seçimleri kazanması üzerine de bahis oynuyor olabilir. Nihayetinde Netanyahu'nun siyasi ve şahsi hesapları, Washington'la ilişkinin sınırları ve koşulları da dahil olmak üzere savaştaki seçeneklerini belirlemede önemli rol oynuyor. İsrail sağının anlatısı, Biden'ın İsrail'e yardım etmek yerine, onu bölgeye yönelik projesinin bir parçası olarak kullandığı yönünde ve bu da elbette Netanyahu ve danışmanları tarafından çok iyi biliniyor.

Tüm bu üst üste binen uluslararası, bölgesel ve yerel sahneler açısından Gazze’deki savaştan çıkış yolunu hayal etmek daha da zorlaşıyor. O halde bölge uzun bir ‘yıpratma savaşına’ mı hazırlanmalı? Nihayetinde böyle bir savaşın bedelini öncelikle Filistinli siviller, ikinci olarak da Lübnan'da, Suriye'de, hatta biraz daha uzaktaki Irak'ta olsun, uzun savaşlara alışkın olan ‘Bereketli Hilalin’ halkları ödeyecek.



İran, ABD’ye ait bir İHA düşürdüğünü ve BAE’deki bir hava üssünü hedef aldığını açıkladı

Bir Amerikan MQ-9 İHA (Arşiv)
Bir Amerikan MQ-9 İHA (Arşiv)
TT

İran, ABD’ye ait bir İHA düşürdüğünü ve BAE’deki bir hava üssünü hedef aldığını açıkladı

Bir Amerikan MQ-9 İHA (Arşiv)
Bir Amerikan MQ-9 İHA (Arşiv)

İran Mehr Haber Ajansı’nın bugün Devrim Muhafızlarına dayandırdığı haberinde, ABD’ye ait bir "MQ-9" tipi insansız hava aracının (İHA) Hürmüz Boğazı üzerinde hava savunma füzeleriyle düşürüldüğünü ve İHA’nın Basra Körfezi sularına çakıldığını bildirdi.

Öte yandan İran Devlet Televizyonu, İran ordusunun bu sabah erken saatlerde Birleşik Arap Emirlikleri'nde (BAE) bulunan El Minhad Hava Üssü’ne "onlarca İHA ile saldırı düzenlediğini" ve ABD ordusuna ait helikopter ile askerlerin konuşlandığı noktaları hedef aldığını duyurdu.


ABD komutanları İran savaşının uzamasına karşı uyarıda bulundu

ABD’li denizciler, Ortadoğu’daki operasyonları desteklemek amacıyla bölge sularında seyreden USS George Washington uçak gemisinde gece uçuş operasyonları gerçekleştiriyor. (CENTCOM)
ABD’li denizciler, Ortadoğu’daki operasyonları desteklemek amacıyla bölge sularında seyreden USS George Washington uçak gemisinde gece uçuş operasyonları gerçekleştiriyor. (CENTCOM)
TT

ABD komutanları İran savaşının uzamasına karşı uyarıda bulundu

ABD’li denizciler, Ortadoğu’daki operasyonları desteklemek amacıyla bölge sularında seyreden USS George Washington uçak gemisinde gece uçuş operasyonları gerçekleştiriyor. (CENTCOM)
ABD’li denizciler, Ortadoğu’daki operasyonları desteklemek amacıyla bölge sularında seyreden USS George Washington uçak gemisinde gece uçuş operasyonları gerçekleştiriyor. (CENTCOM)

ABD’nin üst düzey askeri komutanlarından bazıları, Savunma Bakanı Pete Hegseth’i İran’a yönelik geniş çaplı operasyonların uzatılmasının artık sürdürülebilir olmadığı ve ABD’nin kendi toprakları da dahil olmak üzere başka bölgelerdeki tehditlerle mücadele kapasitesini zayıflatabileceği konusunda uyardı.

Washington Post gazetesinin haberine göre uyarılar, ABD’nin dünya genelindeki asker, gemi, uçak ve silah sistemlerinin konuşlandırılmasını ele alan “Savunma Bakanı’nın Emirler Kitabı”nın 14 Ağustos tarihli nüshasında yer alan gizli bir değerlendirmede yer aldı.

Belge hakkında bilgi sahibi kişilere göre uyarılarda kara, deniz ve hava kuvvetlerinin komutanlarının yanı sıra Avrupa, Asya ve Latin Amerika’daki ABD operasyonlarını yöneten dört yıldızlı generaller de yer aldı.

Kaynaklardan biri, askeri komuta kademesinin genel değerlendirmesinin, savaşın başlamasından altı ay sonra İran’a yönelik operasyonun “gereğinden fazla ve gereğinden uzun” hale geldiği yönünde olduğunu söyledi.

ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı (CENTCOM), Başkan Donald Trump’ın İran’a yönelik yeni saldırılar düzenleme emri vermesi ihtimaline karşı aylardır 50 binden fazla askeri teyakkuzda tutuyor.

Belgeye göre, Ortadoğu’ya konuşlandırılan bazı birliklerin eylül ayı boyunca bölgede tutulmasına karar verilirken, diğer birliklerin bölgede 2027 yılına kadar kalması planlanıyor.

Kaynaklar, bu konuşlandırmaların daha da uzatılma ihtimalinin, bazı komutanları asker ve teçhizatın Ortadoğu’ya aktarılmasının sürdürülmesine yönelik resmi itirazlarını kayda geçirmeye ittiğini belirtti.

Savunma Bakanı Pete Hegseth, Genelkurmay Başkanı General Dan Caine ve ABD Merkez Kuvvetler Komutanı Oramiral Brad Cooper ile 16 Nisan’da Pentagon’da düzenlediği ortak basın toplantısı sırasında. (AP)
Savunma Bakanı Pete Hegseth, Genelkurmay Başkanı General Dan Caine ve ABD Merkez Kuvvetler Komutanı Oramiral Brad Cooper ile 16 Nisan’da Pentagon’da düzenlediği ortak basın toplantısı sırasında. (AP)

Üç komutanlıktan itiraz

ABD Avrupa Komutanlığı, Hint-Pasifik Komutanlığı ve Güney Komutanlığı ile donanmanın üst düzey yönetimi, bazı birliklerinin görev süresinin uzatılmasına ilişkin emirlere “muhalefet” kaydı düştü. Bu, söz konusu komutanların karara itiraz ettiği ancak emri uygulayacağı anlamına geliyor.

Kaynaklar, İran’a yönelik operasyonları desteklemek amacıyla Avrupa, Asya ve Latin Amerika’dan gemi, uçak ve çeşitli ekipmanların çekildiğini, bunun da söz konusu komutanlıkların görevlerini yerine getirme ve gerekli eğitim seviyelerini koruma kapasitesini azalttığını belirtti.

Avrupa ve Güney komutanlıklarındaki üst düzey yetkililer, gözetleme uçakları ve gemilerin Merkez Komutanlığına gönderilmesinin, ABD topraklarının savunulmasına ilişkin yükümlülüklerini yerine getirme kabiliyetlerini zayıflattığı uyarısında bulundu.

Hint-Pasifik Komutanı Amiral Samuel Paparo da uçak gemisi görev grubu ve muhripler dahil olmak üzere kendisinden talep edilen desteğin boyutuna itiraz etti.

Donanma yıpranıyor

Deniz Harekâtları Komutanı Amiral Daryl Caudle ise en karamsar değerlendirmeyi yaptı. Caudle, savaşın ne zaman sona ereceğine ilişkin bir takvim bulunmamasına rağmen donanmanın mevcut destek seviyesini sürdüremeyeceği uyarısında bulundu.

Kaynaklara göre Caudle, Hegseth’e ABD muhrip filosunun ancak yaklaşık dörtte birinin konuşlandırılmaya hazır durumda olduğunu bildirdi. Bu oran, savaş öncesindeki seviyelere kıyasla ciddi bir düşüş anlamına geliyor.

Şarku’l Avsat’ın Washington Post’tan aktardığı habere göre belgede, mevcut taleplerin sürmesinin gemilerin bakım faaliyetlerini olumsuz etkileyeceği ve başka krizlerin veya savaşların çıkması halinde filonun savaşa hazırlık durumunu tehlikeye atacağı uyarısı yapıldı.

Donanmadan savaşın başından bu yana onlarca gemi sağlaması istendi. Gemiler başlangıçta saldırılara katılmak ve İran’ın saldırılarına karşı savunma sağlamak için kullanılırken, daha sonra ABD’nin İran limanlarına yönelik ablukasını uygulamakla görevlendirildi.

Bazı gemi ve mürettebatın görev süreleri aylarca uzatıldı. ABD ayrıca Pasifik’te kalıcı olarak konuşlandırılan tek uçak gemisini Ortadoğu’ya göndererek, görev süresi 300 günü aşan başka bir uçak gemisinin yerini almasını sağladı.

Kara ve hava kuvvetleri komutanlıkları da bazı birliklerin bölgede kalma süresinin uzatılmasını kabul ederken, konuşlandırmaların devam etmesinin yaratacağı riskleri kabul etti.

Mart ayında yaklaşık 2 bin askerini bölgeye sevk eden 82. Hava İndirme Tümeni’nin en az eylül ayına kadar Ortadoğu’da kalması planlanıyor. Ordu içinde bu konuşlandırmanın daha da uzatılabileceği değerlendiriliyor.

Körfez bölgesinde bir ABD uçak gemisi ve savaş uçaklarından oluşan bir filo, (Arşiv-AFP)
Körfez bölgesinde bir ABD uçak gemisi ve savaş uçaklarından oluşan bir filo, (Arşiv-AFP)

ABD üslerini hedef alan füze ve insansız hava araçlarını önlemekle görevli Patriot hava savunma birliklerinin konuşlandırma süresinin de uzatılması bekleniyor.

Füze stokları da tükeniyor

Kaynaklar, İran savaşı ve daha önce Ukrayna’ya yapılan yardımlar nedeniyle Patriot önleyici füzelerinin stoklarının azalmasının, Trump yönetiminin askeri operasyonları yeniden artırma kapasitesini sınırladığını belirtti.

Savaşın ayrıca THAAD önleme füzeleri ile uzun menzilli Tomahawk füzelerinin stoklarını da tükettiği, Pentagon’un Reaper insansız hava araçları filosunun yaklaşık yüzde 25’ini kaybettiği bildirildi.

Bölgedeki ABD üsleri milyarlarca dolar değerinde hasar görürken, Trump yönetimi mühimmat sıkıntısı yaşandığı yönündeki haberlerin gerçeği yansıtmadığını savunuyor.

Genelkurmay Başkanı General Dan Caine, savaş başlamadan önce Beyaz Saray’ı, ABD’nin geniş çaplı ve uzun süreli bir harekât yürütmek için yeterli mühimmat veya müttefik desteğine sahip olmadığı konusunda uyarmıştı.

ABD Avrupa Komutanı General Alexus Grynkewich de daha sonra Pentagon’u, İsrail’i ve ABD topraklarını füze saldırılarına karşı korumak için yeterli deniz gücünün bulunmadığı konusunda uyarmıştı. 


İstanbul bugün "Mekke Anlaşması" ülkelerinin ilk toplantısına ev sahipliği yapıyor

Prens Muhammed bin Salman, Erdoğan ve Şahbaz Şerif arasında “Ortak Savunma için Mekke Anlaşması”nın imzalanmasının ardından gerçekleşen samimi görüşme (Türkiye Cumhurbaşkanlığı)
Prens Muhammed bin Salman, Erdoğan ve Şahbaz Şerif arasında “Ortak Savunma için Mekke Anlaşması”nın imzalanmasının ardından gerçekleşen samimi görüşme (Türkiye Cumhurbaşkanlığı)
TT

İstanbul bugün "Mekke Anlaşması" ülkelerinin ilk toplantısına ev sahipliği yapıyor

Prens Muhammed bin Salman, Erdoğan ve Şahbaz Şerif arasında “Ortak Savunma için Mekke Anlaşması”nın imzalanmasının ardından gerçekleşen samimi görüşme (Türkiye Cumhurbaşkanlığı)
Prens Muhammed bin Salman, Erdoğan ve Şahbaz Şerif arasında “Ortak Savunma için Mekke Anlaşması”nın imzalanmasının ardından gerçekleşen samimi görüşme (Türkiye Cumhurbaşkanlığı)

Suudi Arabistan, Türkiye ve Pakistan arasında imzalanan “Mekke Ortak Savunma Anlaşması” kapsamında oluşturulan Siyasi ve Savunma Stratejisi Komitesi’nin ilk toplantısı bugün İstanbul’da gerçekleştiriliyor.

Türkiye Dışişleri Bakanlığı kaynakları dün yaptıkları açıklamada, toplantıya üç ülkenin dışişleri ve savunma bakanları ile genelkurmay başkanlarının katılacağını belirtti.

Kaynaklara göre toplantıda uluslararası güvenlik meseleleri, savunma kapasitesinin geliştirilmesi ve üç ülkenin silahlı kuvvetleri arasında operasyonel düzeyde entegrasyonun güçlendirilmesi ele alınacak. Ayrıca ortak üretim, araştırma-geliştirme ve savunma sanayisinde iş birliğinin derinleştirilmesinin yanı sıra terörle mücadele alanındaki ortak çabaların artırılması da gündemde olacak.

Kaynaklar Şarku’l Avsat’a, toplantıda genel sekreterliğin çalışma çerçevesi ile Siyasi ve Savunma Stratejisi Komitesi tarafından belirlenecek ortak faaliyet alanlarında çalışmaları yönlendirecek diğer mekanizmaların oluşturulmasının beklendiğini aktardı. Toplantıda ayrıca gelecekte atılacak adımlara ilişkin bir yol haritasının belirlenmesi de öngörülüyor.

Suudi Arabistan, Türkiye ve Pakistan, 7 Ağustos’ta “Mekke Ortak Savunma Anlaşması”nı imzalayarak uzun vadeli ortaklık yolunda önemli bir adım atmıştı.