Gazze’deki savaş ve dünya savaşlarının yıl dönümü

Gazze Savaşı ve uluslararası krizlerin çağrışımları

Gazze Şeridi'nin güneyindeki Han Yunus'ta yıkılmış binaların yanındaki dar bir sokakta yürüyen Filistinliler, 11 Haziran 2024 (AFP)
Gazze Şeridi'nin güneyindeki Han Yunus'ta yıkılmış binaların yanındaki dar bir sokakta yürüyen Filistinliler, 11 Haziran 2024 (AFP)
TT

Gazze’deki savaş ve dünya savaşlarının yıl dönümü

Gazze Şeridi'nin güneyindeki Han Yunus'ta yıkılmış binaların yanındaki dar bir sokakta yürüyen Filistinliler, 11 Haziran 2024 (AFP)
Gazze Şeridi'nin güneyindeki Han Yunus'ta yıkılmış binaların yanındaki dar bir sokakta yürüyen Filistinliler, 11 Haziran 2024 (AFP)

Elie el Kaşif

ABD Başkanı Joe Biden’ın Gazze için ateşkes teklifi, muhtemelen Ramazan ayı arifesinde ateşkes ve esir takası anlaşması amacıyla yapılan, ancak tökezleyip başarısızlıkla sonuçlanan müzakerelerle aynı kaderi paylaşacak gibi görünüyor. ABD yönetiminin ister doğrudan İsrail'e ister Arap ülkeleri aracılığıyla Hamas’a olmak üzere savaşan taraflara yönelik tüm baskılarına rağmen, kendisi de bunu öngörmeye ve işaret etmeye başladı. ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken savaşın başlamasından bu yana bölgeye gerçekleştirdiği sekizinci ziyarette bunu yapmaya çalışsa da şimdiye kadar pek başarılı olamadı.

Ne zaman savaşın müzakereler yoluyla durdurulabileceğine dair bir umut doğsa, bu müzakerelerin başarısızlıkla sonuçlanacağına dair kötümser bir rüzgâr esmeye başlıyor. Eğer müzakere girişimi bu kez de başarısız olursa, karamsarlık geçen seferkinden daha da yoğun olacak. Teklif, gerek müzakerelerin başarısız olması ve İsrail ile Hamas'ın Biden'ın teklifine yanıt vermemesi bakımından, gerek savaşın doğrudan tarafları olan Hamas ve İsrail'in, özellikle de Binyamin Netanyahu ve Yahya Sinvar'ın hesapları bakımından gerekse özellikle önümüzdeki kasım ayında yapılması planlanan ABD seçimlerinin arifesinde bölgesel ve uluslararası sahnedeki kaos bakımından İsrail'in Gazze Şeridi'ne yönelik savaşının en karmaşık hale geldiği zor bir zamanda ortaya atıldı. Bu da haftalardır hatta aylardır konuşulan Hamas ve İsrail arasındaki yıpratma savaşının aslında bölgesel ve uluslararası bir çatışmanın yansıması olup olmadığı, yani bölgesel ve uluslararası tarafların kendi hesapları için mi bu çatışmayı derinleştirmeye çalıştıkları ya da söz konusu uluslararası tarafların başında gelen ABD’yi bu savaşta boğmak, dikkatini dağıtmak ve çözümsüzlüğe itmeye mi çalışıldığı gibi önemli bir soruyu gündeme getiriyor.

Aslında, Rusya-Ukrayna savaşıyla ilgili sahada ve siyaset sahnesinde yaşanan gerilim, Doğu Avrupa'daki gelişmeleri Filistin topraklarındaki çatışmayla ilişkilendirmeye giderek daha fazla itiyor. Çünkü ABD ve Batı ülkelerinin her iki bölgede de var olması, rakiplerinin bu savaşlara katılmaları için net bir davet anlamına geliyor. Eğer Rusya Avrupa'daki savaşın tarafı ise Gazze’deki savaşta rolü ne olacak? Ya da Hizbullah ve İsrail arasındaki cephede nasıl bir rol üstlenecek? Aksa Tufanı Operasyonu'na ilişkin bazı geç okumalar, Moskova'nın bu operasyona yakından ya da uzaktan müdahil olmuş olma ihtimalini sorgulasa da elbette net cevaplara ulaşamadı. Şu sıralar sorular, Rusya'nın Ukrayna savaşındaki hesapları ya da başta Çin olmak üzere diğer ülkeler arasında yeni bir uluslararası düzen inşa etme girişimleri bağlamında, savaşı uzatma ve ABD'yi bu savaşla meşgul etme konusundaki çıkarları üzerinde yoğunlaşıyor. Dolayısıyla, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin'in Gazze’deki savaşın patlak vermesinin bir nedeni olarak gördüğü ABD’nin Ortadoğu'daki başarısızlığı, ABD liderliğindeki liberal uluslararası düzenin parçalanmasına yol açıyor.

Gazze’deki savaştan nasıl çıkılacağı ve ‘ertesi günü’ belirsizliğini korurken Ortadoğu’da bu savaşın ortaya çıkardığı yeni bir soğuk savaş biçimiyle karşı karşıya olabiliriz.

Ancak Rusya ile ilgili soruların sorulması, kaçınılmaz olarak Çin ile ilgili sorular da sorulması anlamına geliyor. Pekin, Moskova’nın aksine çatışmaya doğrudan müdahil olmasına dair herhangi bir sinyal vermiyor. Putin geçtiğimiz hafta, Batılı ülkelerin Ukrayna’yı silahlandırmasına ve Rusya'ya saldırmasına izin vermesine karşılık, Moskova'nın dünyanın dört bir yanındaki ABD karşıtı grupları desteklemeye hazır olduğunu söylemişti. Bu da İran ile silah anlaşmaları yapmaya ya da bölgedeki İran yanlısı grupları doğrudan ya da Tahran üzerinden silahlandırmaya hazır olduğu şeklinde yorumlandı. Hizbullah'a yakın çevreler Moskova ile ilişkilerinin şu an her zamankinden daha güçlü olduğundan bahsediyor. Peki, bu Rusya'nın Hizbullah'a silah ya da teknoloji sağladığı anlamına mı geliyor? Her halükârda özellikle Ukrayna ve genel olarak Avrupa kıtasının güvenliği konusunda ABD ve Batı ülkeleri ile derinleşen çatışması çerçevesinde, Rusya'nın Gazze’deki savaşa müdahil olmuş olabileceğinden endişe duymak gerekiyor.

Son yıllarda İsrail, Körfez Arap ülkeleri ve İran'la birlikte bölgedeki varlığının kapsamını genişleten Çin ise Filistin'deki bölünmüşlüğün tarafları olan Fetih Hareketi (El Fetih) ve Hamas Hareketi arasında uzlaşı sağlayama çalışarak ve Filistinliler ile İsrail arasındaki çatışmayı çözmek için uluslararası konferans çağrısında bulunarak, savaşa diplomatik bir pencereden bakıyor.

svdfbgnh
Ürdün'ün ev sahipliğinde yapılan “Eylem Çağrısı: Gazze'ye Acil İnsani Müdahale” konulu Ölüdeniz Konferansı'na katılan ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken (ortada) sağında Arap Birliği Genel Sekreteri Ahmed Ebu Gayt ile, 11 Haziran 2024 (AFP)

Gazze Şeridi’ndeki savaşın büyük resmi böyle, ancak uluslararası ve bölgesel ittifakların karmaşıklığı ve çakışmaları çerçevesinde, uluslararası ve bölgesel safların daha açık dizildiği Soğuk Savaş dönemindeki durumun aksine, bugün bölgedeki ve dünyadaki tüm ülkeler ilişkilerini ve ittifaklarını mümkün olduğunca genişletmeye çalışıyor. Bu ise bölgedeki uluslararası rekabetin, özellikle de günümüzün iki büyük kutbu olan ABD ve Çin arasındaki rekabetin ek bir nedeni haline geliyor. Hem ABD hem de Çin, İsrail'den Körfez ülkelerine ve İran'a kadar bölgedeki diğer ülkelerle ilişkilere sahip. Dolayısıyla Gazze’deki savaştan nasıl çıkılacağı ve ‘ertesi günü’ belirsizliğini korurken, Ortadoğu’da bu savaşın ortaya çıkardığı yeni bir soğuk savaş biçimiyle karşı karşıya olabiliriz.

Fakat savaşı çevreleyen bu uluslararası sahne tek başına savaşın gelişimini ve geleceğini açıklamaya yetmiyor. Zira yerel aktörlerin, Hamas ve İsrail'in, özellikle de Sinvar ve Netanyahu'nun hesapları, çatışmanın geleceği üzerinde çok etkili ve hatta belirleyici. İran’ın Dini Lideri Ali Hamaney'in geçtiğimiz günlerde Hamas Hareketi’ne Biden'ın teklifini kabul etmemesi yönünde yaptığı dolaylı çağrıdan da anlaşılacağı üzere, İran'ın Hamas'ın önemli bir destekçisi olarak savaştaki varlığı, hatta onun tercihlerini yönlendirmesi göz ardı edilemez. Tüm bu aktörlerin, Gazze Şeridi'ndeki savaşta yaşanan gelişmelerin de kanıtladığı üzere, başta bölgedeki başlıca uluslararası aktör olan ABD olmak üzere, savaştaki başlıca ülkelerin çıkarlarını ve tedbirlerini dikkate aldıklarına hiç şüphe yok.

Gazze’deki savaş da dahil olmak üzere bölgedeki olayların çoğu, ABD’nin bölgedeki yeni mühendisliğinin bir parçası olarak, ABD-Suudi Arabistan anlaşması etrafında dönüyor.

Nihayetinde ister müttefikleri ister muhalifleri tarafından olsun, tüm yerel, bölgesel ve uluslararası hesaplar ABD ve onun yakın ve uzak hedefleri etrafında dönüyor. Hamas, İran ve Hizbullah, İsrail ile ABD arasındaki anlaşmazlıkların ve bu anlaşmazlıkların merkezinde yer alan ABD’nin bölgedeki önceliklerinin üzerine bahis oynuyorlar. Biden yönetimi, ABD'nin Doğu Avrupa, Pasifik ya da Çin Denizi gibi önemli uluslararası çatışma bölgelerine yeniden odaklanmasıyla ilgili jeopolitik nedenlerinin yanı sıra Gazze’deki savaşta İsrail'i desteklediği ve gönderdiği çok sayıda silahla on binlerce Filistinli sivilin ölümüne neden olduğu için seçimlerde ABD’lilerin kendisine yönelik tepkisini hafifletmek gibi sebeplerden ötürü üç aşamalı ateşkes anlaşmasının imzalanması için acele ediyor.

xscdvfbg
İsrailli rehinelerin aileleri, Blinken’ın Tel Aviv ziyaretine denk gelecek şekilde, rehinelerin derhal serbest bırakılması talebiyle protesto gösterisi düzenledi 11 Haziran 2024 (Reuters)

Öte yandan Gazze'deki ateşkes, Washington ile Riyad arasında bir savunma anlaşmasından oluşan ve Washington'ın İsrail'i Suudi Arabistan ile normalleşme anlaşması yoluyla bölgeye daha fazla entegre etme çabaları çerçevesinde Tel Aviv'in de katılabileceği, ancak Tel Aviv'in Riyad'ın talep ettiği gibi iki devletli bir çözüm ile ilgili somut adımlar atmasına bağlı olan, ABD himayesinde ‘bölgesel bir yapı’ inşa etmeye doğru ilerliyor. Dolayısıyla, Gazze’deki savaş da dahil olmak üzere bölgedeki olayların çoğu, ABD’nin bölgedeki yeni mühendisliğinin bir parçası olarak ABD-Suudi Arabistan anlaşması etrafında dönüyor. Bu sebeple, İran’ın Dini Lideri Ali Hamaney’in kısa süre önce Aksa Tufanı Operasyonu’nu, bölgedeki denklemleri değiştirmeye yönelik bir Amerikan projesini engellediğini söyleyerek övmesi kimseyi şaşırtmadı.

Hamas Hareketi’nin Gazze’deki lideri Yahya Sinvar'ın özellikle de esir kartını elinde tuttuğu sürece, elinde kalanlarla savaşmaya devam etme isteğine ilişkin kendi hesaplarıyla kesiştiğinde İran'dan gelen sinyalleri aldığına şüphe yok. İşte şimdi Washington ona ABD vatandaşı olan rehineler için arada İsrail olmadan müzakere etme teklifinde bulunuyor. Sinvar’ın sadece iki seçeneği var. Ya İsrail, uluslararası tarafların garantörlüğünde kalıcı bir ateşkesi kabul edecek ya da savaşmaya devam edecek. Şimdiye kadar bu iki seçenek dışında üçüncü bir seçeneği kabul etmeye istekli görünmedi. Sinvar'ın tutumunun, özellikle Hamas’ın Doha'daki lider kadrosuna uygulanan baskı çerçevesinde bir bütün olarak Hamas'ın tutumu olup olmadığı da tartışmalı bir konu. Ancak İran Hamas'ın ana şemsiyesi olmaya devam ediyor. Bu da Hamas'ın genel tutumunu anlamada önemli bir unsur.

Netanyahu'nun siyasi ve şahsi hesapları, Washington ile ilişkilerinin sınırları ve koşulları da dahil olmak üzere savaştaki seçeneklerini belirlemede önemli rol oynuyor.

İsrail'e ve özellikle Netanyahu'ya gelince; Netanyahu, iki devletli bir çözümü kabul etmeye hazır değil. Çünkü böyle bir durum onu hükümetinin düşmesi ve aşırı sağın yeri doldurulamaz desteğini kaybetmesi tehdidiyle karşı karşıya bırakacaktır. Yani ya hem Filistinlilerle savaşı hem de İsrail içindeki siyasi çatışmayı kazanarak ikisi de kazanacak ya da ikisini birden kaybedecek. Tecrübeli bir siyasetçi olan Netanyahu, İsrail'deki siyasi ve demografik geleceğin özellikle savaş sonrasında aşırı sağcı eğilimlerden yana olduğunu çok iyi biliyor. Bu nedenle önceliklerinin, görev süresi sona ermekte olan Biden yönetimiyle ilişkileri pahasına da olsa aşırı sağcı akımların kendisine olan desteğini sürdürmek olması gerektiğini bilen Bibi (Netanyahu), İsrail sağının değirmenine su taşıyan Donald Trump'ın seçimleri kazanması üzerine de bahis oynuyor olabilir. Nihayetinde Netanyahu'nun siyasi ve şahsi hesapları, Washington'la ilişkinin sınırları ve koşulları da dahil olmak üzere savaştaki seçeneklerini belirlemede önemli rol oynuyor. İsrail sağının anlatısı, Biden'ın İsrail'e yardım etmek yerine, onu bölgeye yönelik projesinin bir parçası olarak kullandığı yönünde ve bu da elbette Netanyahu ve danışmanları tarafından çok iyi biliniyor.

Tüm bu üst üste binen uluslararası, bölgesel ve yerel sahneler açısından Gazze’deki savaştan çıkış yolunu hayal etmek daha da zorlaşıyor. O halde bölge uzun bir ‘yıpratma savaşına’ mı hazırlanmalı? Nihayetinde böyle bir savaşın bedelini öncelikle Filistinli siviller, ikinci olarak da Lübnan'da, Suriye'de, hatta biraz daha uzaktaki Irak'ta olsun, uzun savaşlara alışkın olan ‘Bereketli Hilalin’ halkları ödeyecek.



Trump, Çin ve Rusya’yı uyardı: İran’a destek vermenin bedeli ağır olabilir

Trump, Çin ve Rusya’yı uyardı: İran’a destek vermenin bedeli ağır olabilir
TT

Trump, Çin ve Rusya’yı uyardı: İran’a destek vermenin bedeli ağır olabilir

Trump, Çin ve Rusya’yı uyardı: İran’a destek vermenin bedeli ağır olabilir

İran, ABD’nin saldırıları yeniden başlatması ihtimaline karşı nükleer tesisler ve sınır bölgeleri dahil kritik noktalarını tahkim ederek savunmasını güçlendiriyor. Şarku’l Avsat’ın The Wall Street Journal gazetesinden aktardığı habere göre uydu görüntüleri, söz konusu noktaların olası saldırılara karşı dayanıklılığını artırmayı amaçlayan yeni tahkimatların inşa edildiğini ortaya koyuyor. Öte yandan ABD ordusu da çatışmaların yeniden başlaması ihtimaline karşı hazırlıklarını sürdürürken üçüncü bir uçak gemisi görev grubunun Ortadoğu’ya doğru yola çıktığı bildirildi.

Bu arada ABD Başkanı Donald Trump, Moskova ve Pekin’in savaşta Tahran’a destek verdiği ihtimalini düşük gördüğünü belirterek Rusya ve Çin’in böyle bir adım atmaları halinde kaybedecek çok şeyleri olduğunu söyledi. İran’a herhangi bir yardım sağlanıyorsa bunun çok sınırlı düzeyde olduğunu savunan Trump, Washington’ın iki ülkeden gelebilecek her türlü desteği kısa sürede tespit edeceğini vurguladı.

Diğer yandan ABD ve İngiltere, İran’ın sınır ötesindeki düşmanca faaliyetlerine yönelik uluslararası kınamaya öncülük etti. Aralarında 20’den fazla ülkenin bulunduğu girişim, Devrim Muhafızları’nın ABD bombardıman uçaklarının kullandığı bir İngiliz hava üssünü hedef almaya yönelik bir planın arkasında olduğu iddialarının ardından geldi. İngiltere Başbakanı Andy Burnham, İran Devrim Muhafızları’nın şüpheli terör planını neredeyse kesin olarak yönlendirdiğini söyledi. Londra yönetimi ayrıca İran’ın yurt dışındaki faaliyetleriyle bağlantılı yetkililere yaptırım uyguladı.


Avrupa'da İran: Gizli ağlar ve sınır ötesi tehditler

Tahran'da, İslam Devrimi'nin kurucusu merhum Dini Lider Ruhullah Humeyni, merhum Dini Lider Ali Hamaney ile oğlu Mücteba Hamaney'in resimlerinin yer aldığı bir reklam panosunun önünden geçen motosikletli bir adam, 3 Temmuz 2026 (AFP)
Tahran'da, İslam Devrimi'nin kurucusu merhum Dini Lider Ruhullah Humeyni, merhum Dini Lider Ali Hamaney ile oğlu Mücteba Hamaney'in resimlerinin yer aldığı bir reklam panosunun önünden geçen motosikletli bir adam, 3 Temmuz 2026 (AFP)
TT

Avrupa'da İran: Gizli ağlar ve sınır ötesi tehditler

Tahran'da, İslam Devrimi'nin kurucusu merhum Dini Lider Ruhullah Humeyni, merhum Dini Lider Ali Hamaney ile oğlu Mücteba Hamaney'in resimlerinin yer aldığı bir reklam panosunun önünden geçen motosikletli bir adam, 3 Temmuz 2026 (AFP)
Tahran'da, İslam Devrimi'nin kurucusu merhum Dini Lider Ruhullah Humeyni, merhum Dini Lider Ali Hamaney ile oğlu Mücteba Hamaney'in resimlerinin yer aldığı bir reklam panosunun önünden geçen motosikletli bir adam, 3 Temmuz 2026 (AFP)

Lina el-Hatib

İran'ın Avrupa'ya yönelik potansiyel tehdidi, geçmiş on yıllarda sunduğu tanıdık terör imajına artık benzemiyor. Bugün, bir elçiliği gözetleyen iki adam veya bir askeri üssün yakınında pusu kuran genç yerel suçlular şeklinde kendini gösteriyor. Yahudilere ait bir mekanı hedef alan kiralık bir çete, fon transferi yapan bir hayır kurumu, yaptırımlardan kaçınmayı kolaylaştıran bir sanat tüccarı veya çift kullanımlı teknolojiler satın almayı üstlenen bir ticaret şirketi şeklinde de ortaya çıkabiliyor.

İngiltere'deki son gelişmeler bu tehdidin bazı yönlerini ortaya koydu. 9 Ekim'de, Londra'daki Merkez Ceza Mahkemesi'nde (Old Bailey), İran istihbarat servisleri adına düşmanca amaçlar için gözetleme yapmakla suçlanan iki kişi suçsuz olduklarını savundu.

Suçlamada yer aldığına göre gözetledikleri hedefler arasında Londra'daki İsrail büyükelçiliği ve konsolosluğu, Bevis Marks Sinagogu ve diğer İsrail veya Yahudi çıkarları yer alıyordu. Temmuz ve Ağustos 2025'te gerçekleştirilen keşif eylemleri sebebiyle kendilerine yöneltilen suçlamaların doğru olup olmadığı, halen yargının vereceği karara bağlı.

Daha da endişe verici olan, ABD güçleri tarafından kullanılan bir İngiliz Kraliyet Hava Kuvvetleri üssü olan RAF Fairford çevresindeki şüpheli faaliyetlere ilişkin devam eden soruşturmadır. İngiliz makamları, 27 Eylül'de üssün yakınlarında maskeli adamların ve üç küçük aracın görülmesinden sonra olası bir terör eylemi ihtimalini araştırıyor.

ABD’li yetkililer daha sonra istihbarat bilgilerinin olası bir İran insansız hava aracı saldırısının planlandığını gösterdiğini bildirdi. Bunun ardından ABD üstteki B-1 bombardıman uçaklarını çekti. İran bu olayla herhangi bir ilgisi olduğunu reddederken, soruşturma devam ediyor.

Bu olayların önemi, yalnızca İran'ın bunların arkasında olup olmamasıyla sınırlı değil, aynı zamanda Tahran'ın sınırlarının ötesinde baskı ve zorlama uygulamak için kullandığı yöntemlerdeki daha derin bir değişime işaret etmesinde de yatıyor. Gerçekte, İran ile bağlantılı faaliyetler artık İran istihbarat görevlileri tarafından gerçekleştirilen bir dizi terör planına indirgenemez. Devlet kurumlarının ve vekillerinin faaliyetlerinin organize suç şebekeleri, finansörler, hayır kurumları, eğitim kurumları, paravan şirketler ve yerel aracı kuruluşlarla iç içe geçtiği esnek, sınır ötesi bir ağ ortaya çıktı

Diplomatlardan harcanabilir ve vazgeçilebilir aracılara

Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre İran'ın yurtdışında düşmanca eylemler gerçekleştirme konusunda uzun bir geçmişi var, ama yöntemleri değişti. 2018'de Paris yakınlarında İranlı muhalif figürlerin bir araya geldiği bir toplantıya yönelik bombalı saldırı planı, daha önceki aşamada benimsediği yaklaşıma bir örnektir. O zamanlar Viyana'da görevli akredite bir İranlı diplomatı olan Esadullah Esadi, daha sonra bu plandaki rolü nedeniyle mahkum edildi. Onun yargılanması, diplomatik örtü altında çalışan yetkilileri terör faaliyetleri yürütmek için kullanmanın bedelini göstermişti.

cvfg
Belçika'nın Antwerp kentindeki mahkeme binasının önünde, İranlı diplomat Esadullah Esadi'nin Fransa'daki sürgündeki bir İran muhalif grubunun toplantısına bombalı saldırı düzenlemekle yargılandığı dava sırasında görev yapan polis memurları, 27 Kasım 2020 (Reuters)

O zamandan beri İran, eylemlerini giderek daha fazla resmi kurumlarının dışındaki taraflara devretmeye yöneldi. Zira yerel suçlular ile aracıların işe alınması daha kolay, İran devletiyle bağlantılarının kesin olarak kanıtlanması daha zor ve gerektiğinde gözden çıkarılıp harcanabilirler. İsveç'teki olaylar bu yaklaşımın en açık örneklerinden birini sunuyor. ABD Hazine Bakanlığı, Foxtrot suç şebekesinin ocak ayında İran adına Stockholm'deki İsrail büyükelçiliğine saldırı düzenlediği sonucuna vardı.

İngiliz hükümeti, bu tür eylemlerden İran'ı sorumlu tutma konusunda daha da ileri gitti. Temmuz ayında, grubun İngiltere'deki Yahudi ve İsrail mekanlarını ve Farsça yayın yapan medya kuruluşlarını hedef alan yedi saldırının sorumluluğunu üstlenmesinin ardından, İslamik Sağ Yoldaşlar Hareketi (IMCR ve HAYI olarak da bilinir) adlı gruba yaptırımlar uyguladı. İngiliz hükümeti, grubun arkasında İran Devrim Muhafızları Kudüs Gücü unsurlarının olduğunu ve Avrupa genelindeki saldırılarını “neredeyse kesin olarak” onların yönlendirdiğini varsayıyor.

Bu nedenle Fairford hadisesine ilişkin soruşturma özellikle önemli. İran ile bir bağlantısı bulunursa, herhangi bir devletin sınırlı deneyime ve kaynaklara sahip yerel ajanları manipüle edebilme ve onları büyük bir askeri gücün stratejik varlıklarını konuşlandırdığı yeri değiştirmeye zorlayabilecek araçlara dönüştürebilme yeteneğini ortaya koyacaktır. İran ayrıca bu tür paralı askerleri ABD'ye düşük yoğunluklu tehditler göndermek için de kullanabilir.

Saldırıların arkasındaki altyapı

Gelgelelim, yalnızca şiddet eylemlerine odaklanmak, tehdidin önemli bir yönünü göz ardı etmektedir. Bu faaliyetlerin ardındaki daha geniş ağ, dini ve eğitim platformları aracılığıyla adam devşirebilir, hayır kurumları aracılığıyla para toplayabilir, medya kuruluşları aracılığıyla kendi anlatılarını yayabilir, ticari şirketler aracılığıyla para transferi yapabilir ve meşru ticaret ağları aracılığıyla ekipman temin edebilir.

gthyju
Alman İçişleri Bakanlığı'nın Hamburg'daki İslam Merkezi ve ona bağlı kuruluşları radikal hedefler peşinde koşmak gerekçesiyle yasaklamasının ardından, Frankfurt'taki İslam Kültür Merkezi'nin çevresi polis tarafından güvenlik altına alındı, 24 Temmuz 2024 (Reuters)

İran'ın el-Mustafa Uluslararası Üniversitesi, sivil görünen kurumların bu ağ içinde eleman temin etme konusunda oynayabileceği rolün bir örneğini sunuyor. Nitekim ABD Hazine Bakanlığı, birçok ülkede faaliyet gösteren üniversiteyi, İran Devrim Muhafızları'nın Kudüs Gücü tarafından İran dışındaki istihbarat operasyonları ve milis gruplar için eleman temin etme amacıyla kullanılmakla suçladı.

Alman yetkililerinin 2024 yılında Hamburg'daki İslam Merkezi'ni kapatması, bu kurumsal yapının başka bir yüzünü ortaya çıkardı. Alman hükümeti, bu kurumu İran ile bağlantılı ve Hizbullah'a da destek sağlayan önde gelen bir kurum olarak değerlendirdi.

Fonlar, aynı derecede çeşitli kanallar aracılığıyla aktarılıyor. Aralık 2025'te İtalyan yetkililer, hayır kurumları aracılığıyla Hamas ile bağlantılı kuruluşlara yaklaşık 7 milyon euro transfer etmekle suçlanan dokuz kişiyi tutukladı.

İngiltere’de, Hizbullah finansörü Nazım Ahmed ile bağlf

İran, eylemlerini giderek daha fazla resmi kurumlarının dışındaki taraflara devretmeye yöneldi. Zira yerel suçlular ile aracıların işe alınması daha kolay, İran devletiyle bağlantılarının kesin olarak kanıtlanması daha zor ve gerektiğinde gözden çıkarılıp harcanabilirler

antılı bir yaptırımlardan kaçma ağı, uluslararası sanat piyasasını kullandı. ABD makamları ayrıca, İran Devrim Muhafızları ile bağı olan bir dijital cüzdanla bağlantılı büyük miktarda işlem gerçekleştirdikleri gerekçesiyle İngiltere'de kayıtlı kripto para platformlarını hedef aldı. Belçika, Hizbullah'ın ticari finansman ağlarında önemli bir oyuncu olarak öne çıkarken; İsviçre, İran petrolü ticareti ve paravan şirketlerin kullanımıyla ilgili düzenlemelerde; İspanya ise Hizbullah için insansız hava aracı bileşenlerinin satın alınmasıyla ilgili soruşturmalarda öne çıktı.

Bu konular, tek tek ele alındığında, hayır kurumlarının düzenlenmesi, yaptırımlar, mali suçlar veya ihracat kontrolleriyle ilgili birbirinden farklı dosyalar gibi görünebilir. Ancak, birlikte ele alındığında, baskı ve zorlama uygulamayı kolaylaştıran birbirine bağlı bir altyapıyı ortaya çıkarıyorlar.

İnsanları, parayı, teknolojiyi ve bilgiyi taşıyan ağlar, hızla başka amaçlar için yeniden kullanılabilir. Bugün yaptırım uygulanan fonları transfer eden veya taşıyan bir aracı, yarın lojistik destek sağlayabilir. Bir hedefi gözetlemek için görevlendirilen bir suçlu, daha sonra onu korkutmak veya hedef almakla görevlendirilebilir. Yurtdışındaki İran destekli bir milis gücü için ekipman tedarik etmek amacıyla kullanılan ticari bir kanal, aynı anda Avrupa içindeki eylemleri yürütmek için kapasite oluşturmaya katkıda bulunabilir.

Peki, Avrupa neden daha savunmasız hale geldi?

İki gelişme, bu ağların Avrupa güvenliğine yönelik tehdidini artırdı.

Birincisi, İran'ın Ukrayna'daki Rus savaşına giderek daha fazla dahil olması. İran insansız hava araçları ve füzeleri, ekipman tedarik etme ve yaptırımları aşma ağlarıyla birlikte, Ortadoğu meseleleriyle ilgilenmenin ötesine geçerek, Avrupa sınırlarında bir savaşa doğrudan dahil oldu. Sonuç olarak, savunma bakanlıkları, gümrük yetkilileri, finansal düzenleyici kurumlar ve ihracat kontrol yetkilileri, daha önce esas olarak dış politika ve terörle mücadele kurumları tarafından yönetilen bu konuda paydaş haline geldi.

İkinci gelişme ise Şubat 2026'da patlak veren İran savaşıdır. Avrupa artık sadece savaş sahalarının arkasındaki lojistik destek bölgesi değil, İsrail ve Yahudi kurumları, İranlı muhalifler, diplomatik misyonlar ve ABD operasyonlarıyla bağlantılı askeri tesisler, baskı ve zorlama uygulamayı amaçlayan misilleme saldırıları veya tehdit mesajları için potansiyel hedefler haline geldi.

dfgh
Polis memurları, polise göre patlayıcı bir cihaz olduğu düşünülen bir nesnenin bulunduğu sırada, İsveç'in Stockholm kentindeki İsrail büyükelçiliğinin yakınında bekliyor, 31 Ocak 2024 (Reuters)

Bu gelişmelerle birlikte, terörizm ile onu destekleyen altyapı arasındaki ayrım giderek daha da bulanıklaşıyor. Bu durum, Avrupa Birliği'nin Şubat 2026'da İran Devrim Muhafızları Ordusu'nu terör örgütü olarak deklare etme kararının önemini vurguluyor; ancak bu icraat tek başına yeterli değil. Bu adım, varlık dondurmanın kapsamını genişletiyor, yaptırımlara ve yasal kontrollere uyumu sıkılaştırıyor ve ilgili taraflar arasındaki iş birliğini güçlendiriyor. Ancak İran sisteminin en dirençli bileşenleri, açıkça Devrim Muhafızları ile bağlantılı yapıların dışında faaliyet göstermek üzere tasarlanmış olanlardır. Bunlar arasında paravan şirketler, kripto paralar, profesyonel aracı kurumlar, sosyal kurumlar ve suç şebekelerine karışan aracı kurumlar yer alıyor.

Ama bu tehditle mücadele, sadece yüksek profilli terör saldırılarını engellemekten daha fazlasını gerektiriyor. Güvenlik kurumları, faaliyetleri yürüten araçlara dönüştürülen finansal, hayırsever, ticari ve suç şebekelerini ortaya çıkarmalılar. Finans alanında soruşturmacılar, bu faaliyetler ile ulusal güvenlik arasındaki bağlantıyı tanımalılar, ihracatı kontrol eden makamlar ise ekipman tedarik şebekelerini daha geniş çaplı bir baskı ve zorlama sisteminin potansiyel bileşenleri olarak değerlendirmeliler. Terörle mücadele kurumları ise, sadece örgütlere resmi olarak üye olma suçuyla sınırlı kalmamalı, ilgi alanlarını geçici görevleri yerine getirmek için kullanılabilecek aracıları ve suçluları da kapsayacak şekilde genişletmeliler.

Netleşmeye başlayan İran modelinin gücü, çeşitli aktörlerini ve rollerini birbirinden ayırmanın zorluğunda yatıyor. Gözetlemede bulunan kişi, Devrim Muhafızları Ordusu'nun bir subayı olmayabilir. Fon transferi yapan şirket, Hizbullah ile resmi olarak bağlantılı olmayabilir. Ve yangını çıkaran kundakçı, İran'la bağlantılı herhangi bir ideolojik inanca sahip olmayabilir. Yine de, her biri aynı sistem içinde bir rol oynuyor.

vfbghj
Tahran'ın merkezinde bir İran askeri eğitim merkezinin açılışındaki İranlı gönüllüler, 3 Ekim 2026 (AFP)

Bu nedenle, Avrupa hükümetlerinin ve müttefiklerinin sorması gereken soru artık sadece İran terör örgütlerine kimin üye olduğu değildir. Daha önemli soru şudur: İran, Avrupa toplumları içinde ve dışında mevcut ağları ne kadar hızlı bir şekilde baskı ve zorlama araçlarına dönüştürebilir?

İngiltere’de soruşturulan olaylar, bu soruyu yanıtlamanın giderek daha acil bir ihtiyaç olduğunu ortaya koyuyor.


Washington ile Tahran arasındaki görüş ayrılıkları, savaşın sona ermesini uzak bir ihtimal haline getiriyor

 Washington ile Tahran arasında yapılacak yeni görüşmelerin başarı şansı belirsizliğini koruyor. (Reuters)
Washington ile Tahran arasında yapılacak yeni görüşmelerin başarı şansı belirsizliğini koruyor. (Reuters)
TT

Washington ile Tahran arasındaki görüş ayrılıkları, savaşın sona ermesini uzak bir ihtimal haline getiriyor

 Washington ile Tahran arasında yapılacak yeni görüşmelerin başarı şansı belirsizliğini koruyor. (Reuters)
Washington ile Tahran arasında yapılacak yeni görüşmelerin başarı şansı belirsizliğini koruyor. (Reuters)

Tahran ile Washington’ın müzakerelere yeniden başlamak için öne sürdükleri şartlar arasındaki farklılık giderek artarken, savaşın sona erdirilmesine yönelik olasılıklar da şimdilik uzak görünüyor. İran, Hürmüz Boğazı’nın 7 gün içinde yeniden açılmasını ve savaşın sona erdirilmesini öngören teklifine ABD’nin verdiği yanıtı incelemeyi sürdürdüğünü açıkladı. Diplomatik çabalar, müzakerelerin yeniden başlatılmasına ilişkin şartlarda yaşanan anlaşmazlık nedeniyle tıkanırken, özellikle Washington’ın İran’ın nükleer meselesinin daha sonraki bir aşamada değil, en başından itibaren ele alınması konusundaki ısrarı öne çıkıyor.

İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü İsmail Bekayi dün düzenlediği basın toplantısında, ülkesinin ABD’nin yanıtını incelemeyi sürdürdüğünü ve değerlendirme tamamlandıktan sonra Tahran’ın tutumunun arabulucular aracılığıyla Washington’a iletileceğini belirtti. Bekayi, ayrıntı vermeden iki taraf arasındaki mesaj alışverişinin devam ettiğini de vurguladı.

Katar ve Pakistan’ın yanı sıra, son dönemde yeniden güçlü biçimde arabuluculuk sürecine dahil olan Rusya da savaşın sona erdirilmesine yönelik girişimlerde rol oynuyor. Savaş sekizinci ayına girerken bu ülkeler diplomatik çabalarını sürdürüyor.

Şartlar konusunda anlaşmazlık

İran’dan gelen açıklamalar, savaşı sona erdirmek ve Hürmüz Boğazı’nı tamamen yeniden açmak için ortak bir formüle ulaşmaya çalışan diplomatik girişimlerin zorluklarla karşılaştığı bir dönemde yapıldı. Tahran, teklifini eylül ayının ortasında sunmuş, daha sonra ABD’nin yanıtını aldığını doğrulamıştı. Ancak o tarihten bu yana yürütülen temaslarda somut bir ilerleme kaydedilemedi.

rgthy
Tahran’ın kuzeyinde Trump’ın resminin yer aldığı ABD karşıtı bir pankart (EPA)

İran Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi Genel Sekreteri Muhsin Rızai, İran’ın Hürmüz Boğazı’nın 7 gün içinde açılmasına ilişkin teklifinde yer alan yedi şart konusunda ABD’nin verdiği yanıtın ‘yetersiz’ olduğunu söyledi. Washington’ın İran’ın bazı şartlarını kabul ettiğini, ancak diğer şartlara ilişkin tutumunu netleştirmediğini belirten Rızai, ABD’nin hangi şartları kabul ettiğini ve hangilerini kabul etmeyeceğini ise açıklamadı.

Rızai, niteliğini belirtmediği bazı konuların da hâlâ açıklığa kavuşturulması gerektiğini ifade etti.

İran’ın önceki diplomatik yaklaşımına geri dönmeyeceğini belirten Rızai, ülkesinin müzakerelerdeki tutumunu koruyacağına işaret ederek, “İran'ın diplomasisi değişti” dedi.

Krizin uluslararası önem taşımasının temelinde, boğazın stratejik rolü bulunuyor. Savaş öncesinde dünya genelindeki petrol ve sıvılaştırılmış doğal gaz ticaretinin yaklaşık beşte biri Hürmüz Boğazı üzerinden gerçekleştiriliyordu. Bu nedenle deniz trafiğinin yeniden sağlanması, olası bir anlaşmanın temel unsurlarından biri olarak öne çıkıyor.

Çatışmanın kapsamının genişletilmesi

Diplomatik sürecin tıkanmasıyla eş zamanlı olarak Rızai, ABD’ye yönelik söylemini sertleştirerek Başkan Donald Trump yönetimini boğazla ilgili askerî hedeflerine ulaşamamakla suçladı ve ABD’nin operasyonlarına ağır eleştiriler yöneltti.

Rızai ayrıca, geniş çaplı çatışmaların yeniden başlamasının İran’ı bölgedeki altyapıları hedef almaya yöneltebileceği uyarısında bulundu. Bu kapsamda kabloların, veri merkezlerinin, yapay zekâ tesislerinin ve diğer bazı noktaların hedef alınabileceğini belirtti. Söz konusu tehdit, çatışmayla bağlantılı güvenlik ve ekonomik risklerin daha geniş bir alana yayılabileceğine işaret ediyor.

xsdfgth
İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan ve Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi Genel Sekreteri Muhsin Rızai, yeniden yapılanma konulu bir toplantıya katıldı. (İran Cumhurbaşkanlığı)

Rızai, olası hedeflerin niteliği veya tehditlerin ne zaman hayata geçirilebileceği konusunda ek ayrıntı vermedi. Açıklamalar, gerilimin sürdüğü ve anlaşmaya varılmasına yönelik çabaların sonuçsuz kaldığı bir dönemde geldi.

Taraflar arasındaki başlıca anlaşmazlık konularından biri, müzakere masasında ele alınacak başlıkların sıralaması. ABD, İran’ın nükleer programının en başından itibaren görüşülmesinde ısrar ederken Tahran, Hürmüz Boğazı’nın yeniden açılmasına ve su yolunda güvenliğin yeniden sağlanmasına öncelik verilmesini, nükleer meselenin ise müzakerelerin ilerleyen aşamalarında ele alınmasını istiyor.

İran’a saldırı konusunda ABD-İsrail görüşmesi

Öte yandan Tel Aviv’deki siyasi kaynaklar, İsrail’de seçim hazırlıkları sürerken İsrail’in İran’a tek başına saldırı düzenlemesine ilişkin İsrail ile ABD arasındaki temasların devam ettiğini ve bu temasların nihai yönünün henüz netleşmediğini doğruladı.

Aynı kaynaklar, Tel Aviv ile Washington arasındaki görüşmelerin ayrıntılarının sızdırılmasının İran yönetimini şaşırtmayı ve Tahran üzerindeki baskıyı artırmayı amaçlayan bir psikolojik savaşın parçası olabileceği yönündeki değerlendirmelere rağmen, konunun ciddiyetini koruduğunu belirtti. Buna karşılık İsrailli yetkililer, Başbakan Binyamin Netanyahu’nun seçimler öncesinde konumunu güçlendirebilecek önemli bir güvenlik gelişmesine ihtiyaç duyması nedeniyle saldırı ihtimalini ciddiye alıyor.

xrgtyjk
Tahran’daki bir meydanda asılı büyük bir İsrail karşıtı afiş, 12 Ekim 2026 (AFP)

Bu değerlendirmelere göre olası bir saldırı, seçimlerin ertelenmesini veya Netanyahu’nun yenilgiden kurtulmasını mutlaka sağlamayabilir. Ancak saldırı, seçmenler nezdinde Netanyahu’ya verilen desteği artırabilir ve rakip siyasi kampa yönelen seçmenlerin bir bölümünü yeniden kazanmasına yardımcı olabilir.

Tel Aviv’deki siyasi kaynaklarla yakın ilişkileriyle bilinen Maariv gazetesi yazarı Ben Caspit, daha önce ABD’li yetkililerin, savaşı yeniden başlatma konusunda istekli olan tarafın İsrail olduğunu söylediklerini ve bu nedenle İsrail’den İran’a tek başına saldırmasını istediklerini açıklamıştı. Caspit’e göre Washington, saldırının getireceği yükü ve siyasi riskleri, ABD Başkanı Donald Trump’ın yerine İsrail’in üstlenmesini amaçlıyor.

Caspit ayrıca, İsrail Genelkurmay Başkanı Eyal Zamir’in, bu tür bir saldırının İsrail seçimlerinin ertelenmesine yol açabileceği konusunda ABD’li yetkilileri bilgilendirdiğini ve Washington’ın bu aşamada talebinden geri adım attığını belirtti.

İHA ve füze üretiminin yeniden başlatılması

Şarku’l Avsat’ın Maariv gazetesinden aktardığına göre, ABD’nin İsrail’den İran’a tek başına saldırı düzenlemesini istemesi, İran’ın son aylarda gerçekleştirilen hava saldırılarına rağmen insansız hava araçları (İHA) ve balistik füze üretim kapasitesini yeniden oluşturmaya çalıştığına işaret eden gelişmelerin ardından geldi. ABD medyasında yer alan haberlerde de bu yönde değerlendirmeler yapıldı.

ABD merkezli Bloomberg haber ajansı, kısa süre önce yayımladığı haberinde, İsrail ve ABD’nin aylar boyunca düzenlediği hava saldırılarına rağmen İran’ın füze ve İHA üretimi yapan fabrikalarını korumayı başardığını aktardı.

Habere göre Tahran, Trump yönetiminin yeni hava saldırıları düzenlemeyi durdurduğu ve Washington’ın Kongre ara seçimlerine hazırlandığı dönemde cephaneliğinin bir bölümünü yeniden oluşturmayı başardı. Haberde görüşlerine yer verilen Batılı kaynaklar, İran’ın hâlâ silah üretme ve stoklarını yenileme kapasitesine sahip olduğunu belirtti.

EFRGT
Tahran’daki Azadi Meydanı’nda, İran’a ait bir füze sisteminin yanında Trump’ın resminin yer aldığı bir afiş (Reuters)

Kaynaklardan biri, İran’ın hâlâ büyük miktarda balistik füze ve gemi savar stokuna sahip olduğunu, ayrıca bu stokları hızla artırabilecek durumda bulunduğunu ifade etti. Haberde yer alan bilgilere göre Rusya da İran’a füze tedarik ediyor.

Bloomberg’e göre bu değerlendirmeler, Trump ve yönetim üyelerinin, düzenlenen hava saldırılarının İran’ın bölgedeki ABD üslerini ve Washington’ın müttefiklerini tehdit eden kapasitesine büyük zarar verdiği yönündeki tekrarlanan açıklamalarıyla çelişiyor.

Hürmüz Boğazı’nda gerilim artıyor

Bu arada İran Devrim Muhafızları Ordusu (DMO) dün Hürmüz Boğazı’ndan geçmeye çalışan bir gemiyi hedef aldıklarını ve gemide yangın çıktığını duyurdu. DMO Deniz Kuvvetleri tarafından, kuruma ait Sepah News internet sitesinde yayımlanan açıklamada, “Hürmüz Boğazı’nda dev bir petrol tankeri vuruldu ve alev aldı” ifadeleri kullanıldı.

Açıklamada, hedef alınan geminin tanımlama ve takip sistemlerini devre dışı bıraktıktan sonra boğazdan geçmeye çalıştığı ve DMO Deniz Kuvvetleri’nin uyarılarını dikkate almadığı belirtildi.

Ticari gemilere ve petrol tankerlerine yönelik saldırıların yeniden başlamasıyla Hürmüz Boğazı ve Umman Körfezi’ndeki gerilim arttı. Şarku’l Avsat’ın Reuters’tan aktardığına göre, geçen hafta petrol tankerlerine yönelik saldırılar savaşın başlamasından bu yana en yüksek seviyeye ulaşırken, boğazdan geçen gemi sayısı da iki aydan uzun sürenin en düşük seviyesine geriledi.

THY
ABD kuvvetleri, 2 binden fazla ticari geminin Hürmüz Boğazı’nı geçmesine yardımcı olduklarını açıkladı. (CENTCOM)

DMO ayrıca, pazar akşamı Hürmüz Boğazı’nın güney güzergâhından geçmeye çalışan bir petrol tankerinin deniz mayınına çarpmasının ardından patladığını ve alev aldığını bildirdi. İranlı Öğrenciler Haber Ajansı’na (ISNA) göre bu gemi, cumartesi gününden bu yana Hürmüz Boğazı’nda izin verilmeyen bir güzergâhı kullanırken alev alan üçüncü petrol tankeri oldu.

ISNA, Hürmüz Boğazı çevresindeki bölgede seyreden ve seyrüsefer ile tanımlama sistemlerini kapatan tüm gemilerin düşman olarak sınıflandırılacağını belirterek, “Bu gemilere kararlılıkla ve sert biçimde müdahale edilecek” açıklamasını aktardı.

Boğazın kontrolü için rekabet

ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı (CENTCOM) pazar günü yaptığı açıklamada, İran’a uygulanan deniz ablukasını aşmaya çalışırken ABD’nin uyarılarını dikkate almayan bir ticari yük gemisinin Umman Körfezi’nde hedef alındığını duyurdu.

CENTCOM’un X platformunda yayımladığı açıklamada, ABD’ye ait bir savaş uçağının Panama bayraklı, Ocean Molica adıyla bilinen ve Akira Sun olarak da anılan geminin kıç bölümünü hassas güdümlü mühimmatla vurduğu belirtildi. Saldırı sonucunda geminin sevk sisteminin devre dışı bırakıldığı, ancak mürettebatının zarar görmediği ifade edildi.

Birleşik Krallık Deniz Ticaret Operasyonları (UKMTO) da cumartesi günü, Hürmüz Boğazı’nda bir tankerin kimliği belirsiz bir mühimmatla ateş altına alındığını bildirdi. Geminin kaptanının verdiği bilgiye göre, tankerin iskele tarafına isabet eden mühimmat gemide yangın çıkmasına yol açtı.

İran, savaşın başlangıcından bu yana Hürmüz Boğazı’ndan kendi iznini almadan geçmeye çalışan gemileri defalarca hedef aldı.

DMO Deniz Kuvvetleri Komutanı Ali Azmayi hafta sonu yaptığı açıklamada, boğazdan geçerken tespit edilmekten kaçınmak amacıyla takip sistemlerini kapatan her geminin düşman hedefi sayılacağı uyarısında bulunmuştu.

İran, 28 Şubat’ta savaşın başlamasından bu yana küresel enerji arzı açısından hayati önem taşıyan Hürmüz Boğazı’ndaki deniz trafiğini kısıtlarken Washington da İran limanlarına abluka uyguladı. Boğazdaki seyrüsefer ve geçişlerin kontrolü, Tahran ile Washington arasındaki temel anlaşmazlık konularından biri hâline geldi. İran, kendi belirlediği güzergâh üzerinden geçişleri denetleme konusunda ısrar ederken ABD ve diğer bazı taraflar bu yaklaşımı reddediyor.

Küresel enerji arzı üzerindeki güvenlik ve ekonomik sonuçlara ilişkin endişeler artarken ABD ile İran, deniz yolları üzerinden karşılıklı baskı önlemleri uygulamayı sürdürüyor.

İran’ın Hürmüz Boğazı, müzakereler ve nükleer program konularındaki tutumu, Washington ile arasındaki görüş ayrılıklarının derinleştiğini ve bölgesel gerilimin genişlediğini gösteriyor. Savaşın sona erdirilmesine yönelik olası bir anlaşma ise tarafların müzakere şartları ve önceliklerin sıralanması konusundaki anlaşmazlıkları aşmasına bağlılığını koruyor.

Bununla birlikte, bölgedeki altyapıların hedef alınmasına yönelik tehditler ve saldırıların artması, çatışmayı kontrol altına alma ve yeni cephelere yayılmasını önleme çabalarının karşı karşıya olduğu risklerin boyutunu ortaya koyuyor.