Gazze’deki savaş ve dünya savaşlarının yıl dönümü

Gazze Savaşı ve uluslararası krizlerin çağrışımları

Gazze Şeridi'nin güneyindeki Han Yunus'ta yıkılmış binaların yanındaki dar bir sokakta yürüyen Filistinliler, 11 Haziran 2024 (AFP)
Gazze Şeridi'nin güneyindeki Han Yunus'ta yıkılmış binaların yanındaki dar bir sokakta yürüyen Filistinliler, 11 Haziran 2024 (AFP)
TT

Gazze’deki savaş ve dünya savaşlarının yıl dönümü

Gazze Şeridi'nin güneyindeki Han Yunus'ta yıkılmış binaların yanındaki dar bir sokakta yürüyen Filistinliler, 11 Haziran 2024 (AFP)
Gazze Şeridi'nin güneyindeki Han Yunus'ta yıkılmış binaların yanındaki dar bir sokakta yürüyen Filistinliler, 11 Haziran 2024 (AFP)

Elie el Kaşif

ABD Başkanı Joe Biden’ın Gazze için ateşkes teklifi, muhtemelen Ramazan ayı arifesinde ateşkes ve esir takası anlaşması amacıyla yapılan, ancak tökezleyip başarısızlıkla sonuçlanan müzakerelerle aynı kaderi paylaşacak gibi görünüyor. ABD yönetiminin ister doğrudan İsrail'e ister Arap ülkeleri aracılığıyla Hamas’a olmak üzere savaşan taraflara yönelik tüm baskılarına rağmen, kendisi de bunu öngörmeye ve işaret etmeye başladı. ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken savaşın başlamasından bu yana bölgeye gerçekleştirdiği sekizinci ziyarette bunu yapmaya çalışsa da şimdiye kadar pek başarılı olamadı.

Ne zaman savaşın müzakereler yoluyla durdurulabileceğine dair bir umut doğsa, bu müzakerelerin başarısızlıkla sonuçlanacağına dair kötümser bir rüzgâr esmeye başlıyor. Eğer müzakere girişimi bu kez de başarısız olursa, karamsarlık geçen seferkinden daha da yoğun olacak. Teklif, gerek müzakerelerin başarısız olması ve İsrail ile Hamas'ın Biden'ın teklifine yanıt vermemesi bakımından, gerek savaşın doğrudan tarafları olan Hamas ve İsrail'in, özellikle de Binyamin Netanyahu ve Yahya Sinvar'ın hesapları bakımından gerekse özellikle önümüzdeki kasım ayında yapılması planlanan ABD seçimlerinin arifesinde bölgesel ve uluslararası sahnedeki kaos bakımından İsrail'in Gazze Şeridi'ne yönelik savaşının en karmaşık hale geldiği zor bir zamanda ortaya atıldı. Bu da haftalardır hatta aylardır konuşulan Hamas ve İsrail arasındaki yıpratma savaşının aslında bölgesel ve uluslararası bir çatışmanın yansıması olup olmadığı, yani bölgesel ve uluslararası tarafların kendi hesapları için mi bu çatışmayı derinleştirmeye çalıştıkları ya da söz konusu uluslararası tarafların başında gelen ABD’yi bu savaşta boğmak, dikkatini dağıtmak ve çözümsüzlüğe itmeye mi çalışıldığı gibi önemli bir soruyu gündeme getiriyor.

Aslında, Rusya-Ukrayna savaşıyla ilgili sahada ve siyaset sahnesinde yaşanan gerilim, Doğu Avrupa'daki gelişmeleri Filistin topraklarındaki çatışmayla ilişkilendirmeye giderek daha fazla itiyor. Çünkü ABD ve Batı ülkelerinin her iki bölgede de var olması, rakiplerinin bu savaşlara katılmaları için net bir davet anlamına geliyor. Eğer Rusya Avrupa'daki savaşın tarafı ise Gazze’deki savaşta rolü ne olacak? Ya da Hizbullah ve İsrail arasındaki cephede nasıl bir rol üstlenecek? Aksa Tufanı Operasyonu'na ilişkin bazı geç okumalar, Moskova'nın bu operasyona yakından ya da uzaktan müdahil olmuş olma ihtimalini sorgulasa da elbette net cevaplara ulaşamadı. Şu sıralar sorular, Rusya'nın Ukrayna savaşındaki hesapları ya da başta Çin olmak üzere diğer ülkeler arasında yeni bir uluslararası düzen inşa etme girişimleri bağlamında, savaşı uzatma ve ABD'yi bu savaşla meşgul etme konusundaki çıkarları üzerinde yoğunlaşıyor. Dolayısıyla, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin'in Gazze’deki savaşın patlak vermesinin bir nedeni olarak gördüğü ABD’nin Ortadoğu'daki başarısızlığı, ABD liderliğindeki liberal uluslararası düzenin parçalanmasına yol açıyor.

Gazze’deki savaştan nasıl çıkılacağı ve ‘ertesi günü’ belirsizliğini korurken Ortadoğu’da bu savaşın ortaya çıkardığı yeni bir soğuk savaş biçimiyle karşı karşıya olabiliriz.

Ancak Rusya ile ilgili soruların sorulması, kaçınılmaz olarak Çin ile ilgili sorular da sorulması anlamına geliyor. Pekin, Moskova’nın aksine çatışmaya doğrudan müdahil olmasına dair herhangi bir sinyal vermiyor. Putin geçtiğimiz hafta, Batılı ülkelerin Ukrayna’yı silahlandırmasına ve Rusya'ya saldırmasına izin vermesine karşılık, Moskova'nın dünyanın dört bir yanındaki ABD karşıtı grupları desteklemeye hazır olduğunu söylemişti. Bu da İran ile silah anlaşmaları yapmaya ya da bölgedeki İran yanlısı grupları doğrudan ya da Tahran üzerinden silahlandırmaya hazır olduğu şeklinde yorumlandı. Hizbullah'a yakın çevreler Moskova ile ilişkilerinin şu an her zamankinden daha güçlü olduğundan bahsediyor. Peki, bu Rusya'nın Hizbullah'a silah ya da teknoloji sağladığı anlamına mı geliyor? Her halükârda özellikle Ukrayna ve genel olarak Avrupa kıtasının güvenliği konusunda ABD ve Batı ülkeleri ile derinleşen çatışması çerçevesinde, Rusya'nın Gazze’deki savaşa müdahil olmuş olabileceğinden endişe duymak gerekiyor.

Son yıllarda İsrail, Körfez Arap ülkeleri ve İran'la birlikte bölgedeki varlığının kapsamını genişleten Çin ise Filistin'deki bölünmüşlüğün tarafları olan Fetih Hareketi (El Fetih) ve Hamas Hareketi arasında uzlaşı sağlayama çalışarak ve Filistinliler ile İsrail arasındaki çatışmayı çözmek için uluslararası konferans çağrısında bulunarak, savaşa diplomatik bir pencereden bakıyor.

svdfbgnh
Ürdün'ün ev sahipliğinde yapılan “Eylem Çağrısı: Gazze'ye Acil İnsani Müdahale” konulu Ölüdeniz Konferansı'na katılan ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken (ortada) sağında Arap Birliği Genel Sekreteri Ahmed Ebu Gayt ile, 11 Haziran 2024 (AFP)

Gazze Şeridi’ndeki savaşın büyük resmi böyle, ancak uluslararası ve bölgesel ittifakların karmaşıklığı ve çakışmaları çerçevesinde, uluslararası ve bölgesel safların daha açık dizildiği Soğuk Savaş dönemindeki durumun aksine, bugün bölgedeki ve dünyadaki tüm ülkeler ilişkilerini ve ittifaklarını mümkün olduğunca genişletmeye çalışıyor. Bu ise bölgedeki uluslararası rekabetin, özellikle de günümüzün iki büyük kutbu olan ABD ve Çin arasındaki rekabetin ek bir nedeni haline geliyor. Hem ABD hem de Çin, İsrail'den Körfez ülkelerine ve İran'a kadar bölgedeki diğer ülkelerle ilişkilere sahip. Dolayısıyla Gazze’deki savaştan nasıl çıkılacağı ve ‘ertesi günü’ belirsizliğini korurken, Ortadoğu’da bu savaşın ortaya çıkardığı yeni bir soğuk savaş biçimiyle karşı karşıya olabiliriz.

Fakat savaşı çevreleyen bu uluslararası sahne tek başına savaşın gelişimini ve geleceğini açıklamaya yetmiyor. Zira yerel aktörlerin, Hamas ve İsrail'in, özellikle de Sinvar ve Netanyahu'nun hesapları, çatışmanın geleceği üzerinde çok etkili ve hatta belirleyici. İran’ın Dini Lideri Ali Hamaney'in geçtiğimiz günlerde Hamas Hareketi’ne Biden'ın teklifini kabul etmemesi yönünde yaptığı dolaylı çağrıdan da anlaşılacağı üzere, İran'ın Hamas'ın önemli bir destekçisi olarak savaştaki varlığı, hatta onun tercihlerini yönlendirmesi göz ardı edilemez. Tüm bu aktörlerin, Gazze Şeridi'ndeki savaşta yaşanan gelişmelerin de kanıtladığı üzere, başta bölgedeki başlıca uluslararası aktör olan ABD olmak üzere, savaştaki başlıca ülkelerin çıkarlarını ve tedbirlerini dikkate aldıklarına hiç şüphe yok.

Gazze’deki savaş da dahil olmak üzere bölgedeki olayların çoğu, ABD’nin bölgedeki yeni mühendisliğinin bir parçası olarak, ABD-Suudi Arabistan anlaşması etrafında dönüyor.

Nihayetinde ister müttefikleri ister muhalifleri tarafından olsun, tüm yerel, bölgesel ve uluslararası hesaplar ABD ve onun yakın ve uzak hedefleri etrafında dönüyor. Hamas, İran ve Hizbullah, İsrail ile ABD arasındaki anlaşmazlıkların ve bu anlaşmazlıkların merkezinde yer alan ABD’nin bölgedeki önceliklerinin üzerine bahis oynuyorlar. Biden yönetimi, ABD'nin Doğu Avrupa, Pasifik ya da Çin Denizi gibi önemli uluslararası çatışma bölgelerine yeniden odaklanmasıyla ilgili jeopolitik nedenlerinin yanı sıra Gazze’deki savaşta İsrail'i desteklediği ve gönderdiği çok sayıda silahla on binlerce Filistinli sivilin ölümüne neden olduğu için seçimlerde ABD’lilerin kendisine yönelik tepkisini hafifletmek gibi sebeplerden ötürü üç aşamalı ateşkes anlaşmasının imzalanması için acele ediyor.

xscdvfbg
İsrailli rehinelerin aileleri, Blinken’ın Tel Aviv ziyaretine denk gelecek şekilde, rehinelerin derhal serbest bırakılması talebiyle protesto gösterisi düzenledi 11 Haziran 2024 (Reuters)

Öte yandan Gazze'deki ateşkes, Washington ile Riyad arasında bir savunma anlaşmasından oluşan ve Washington'ın İsrail'i Suudi Arabistan ile normalleşme anlaşması yoluyla bölgeye daha fazla entegre etme çabaları çerçevesinde Tel Aviv'in de katılabileceği, ancak Tel Aviv'in Riyad'ın talep ettiği gibi iki devletli bir çözüm ile ilgili somut adımlar atmasına bağlı olan, ABD himayesinde ‘bölgesel bir yapı’ inşa etmeye doğru ilerliyor. Dolayısıyla, Gazze’deki savaş da dahil olmak üzere bölgedeki olayların çoğu, ABD’nin bölgedeki yeni mühendisliğinin bir parçası olarak ABD-Suudi Arabistan anlaşması etrafında dönüyor. Bu sebeple, İran’ın Dini Lideri Ali Hamaney’in kısa süre önce Aksa Tufanı Operasyonu’nu, bölgedeki denklemleri değiştirmeye yönelik bir Amerikan projesini engellediğini söyleyerek övmesi kimseyi şaşırtmadı.

Hamas Hareketi’nin Gazze’deki lideri Yahya Sinvar'ın özellikle de esir kartını elinde tuttuğu sürece, elinde kalanlarla savaşmaya devam etme isteğine ilişkin kendi hesaplarıyla kesiştiğinde İran'dan gelen sinyalleri aldığına şüphe yok. İşte şimdi Washington ona ABD vatandaşı olan rehineler için arada İsrail olmadan müzakere etme teklifinde bulunuyor. Sinvar’ın sadece iki seçeneği var. Ya İsrail, uluslararası tarafların garantörlüğünde kalıcı bir ateşkesi kabul edecek ya da savaşmaya devam edecek. Şimdiye kadar bu iki seçenek dışında üçüncü bir seçeneği kabul etmeye istekli görünmedi. Sinvar'ın tutumunun, özellikle Hamas’ın Doha'daki lider kadrosuna uygulanan baskı çerçevesinde bir bütün olarak Hamas'ın tutumu olup olmadığı da tartışmalı bir konu. Ancak İran Hamas'ın ana şemsiyesi olmaya devam ediyor. Bu da Hamas'ın genel tutumunu anlamada önemli bir unsur.

Netanyahu'nun siyasi ve şahsi hesapları, Washington ile ilişkilerinin sınırları ve koşulları da dahil olmak üzere savaştaki seçeneklerini belirlemede önemli rol oynuyor.

İsrail'e ve özellikle Netanyahu'ya gelince; Netanyahu, iki devletli bir çözümü kabul etmeye hazır değil. Çünkü böyle bir durum onu hükümetinin düşmesi ve aşırı sağın yeri doldurulamaz desteğini kaybetmesi tehdidiyle karşı karşıya bırakacaktır. Yani ya hem Filistinlilerle savaşı hem de İsrail içindeki siyasi çatışmayı kazanarak ikisi de kazanacak ya da ikisini birden kaybedecek. Tecrübeli bir siyasetçi olan Netanyahu, İsrail'deki siyasi ve demografik geleceğin özellikle savaş sonrasında aşırı sağcı eğilimlerden yana olduğunu çok iyi biliyor. Bu nedenle önceliklerinin, görev süresi sona ermekte olan Biden yönetimiyle ilişkileri pahasına da olsa aşırı sağcı akımların kendisine olan desteğini sürdürmek olması gerektiğini bilen Bibi (Netanyahu), İsrail sağının değirmenine su taşıyan Donald Trump'ın seçimleri kazanması üzerine de bahis oynuyor olabilir. Nihayetinde Netanyahu'nun siyasi ve şahsi hesapları, Washington'la ilişkinin sınırları ve koşulları da dahil olmak üzere savaştaki seçeneklerini belirlemede önemli rol oynuyor. İsrail sağının anlatısı, Biden'ın İsrail'e yardım etmek yerine, onu bölgeye yönelik projesinin bir parçası olarak kullandığı yönünde ve bu da elbette Netanyahu ve danışmanları tarafından çok iyi biliniyor.

Tüm bu üst üste binen uluslararası, bölgesel ve yerel sahneler açısından Gazze’deki savaştan çıkış yolunu hayal etmek daha da zorlaşıyor. O halde bölge uzun bir ‘yıpratma savaşına’ mı hazırlanmalı? Nihayetinde böyle bir savaşın bedelini öncelikle Filistinli siviller, ikinci olarak da Lübnan'da, Suriye'de, hatta biraz daha uzaktaki Irak'ta olsun, uzun savaşlara alışkın olan ‘Bereketli Hilalin’ halkları ödeyecek.



ABD'de Cumhuriyetçiler ara seçimler öncesinde "triaj" modunda

2026 ara seçimlerine sadece haftalar kala Başkan Donald Trump'ın şimdiye kadarki en düşük onay oranını gören Cumhuriyetçilerin "triaj" modunda olduğu ve Demokratların Kongre'deki kazanımlarını sınırlamayı umdukları bildiriliyor (AFP)
2026 ara seçimlerine sadece haftalar kala Başkan Donald Trump'ın şimdiye kadarki en düşük onay oranını gören Cumhuriyetçilerin "triaj" modunda olduğu ve Demokratların Kongre'deki kazanımlarını sınırlamayı umdukları bildiriliyor (AFP)
TT

ABD'de Cumhuriyetçiler ara seçimler öncesinde "triaj" modunda

2026 ara seçimlerine sadece haftalar kala Başkan Donald Trump'ın şimdiye kadarki en düşük onay oranını gören Cumhuriyetçilerin "triaj" modunda olduğu ve Demokratların Kongre'deki kazanımlarını sınırlamayı umdukları bildiriliyor (AFP)
2026 ara seçimlerine sadece haftalar kala Başkan Donald Trump'ın şimdiye kadarki en düşük onay oranını gören Cumhuriyetçilerin "triaj" modunda olduğu ve Demokratların Kongre'deki kazanımlarını sınırlamayı umdukları bildiriliyor (AFP)

2026 ara seçimleri yaklaşırken Temsilciler Meclisi'ndeki Cumhuriyetçilerin "triaj moduna" geçtiği bildirildi.

CNN'in haberine göre, seçim dönemi yaklaşırken ABD Başkanı Donald Trump'ın onaylanma oranının istikrarlı olarak tarihin en düşük seviyelerinde seyretmesi, Cumhuriyetçilerde ara seçimlerdeki şanslarına dair endişe yarattı. Associated Press'in yaptığı son anketler, Trump'ın onaylanmama oranının yüzde 69 olduğunu gösteriyor.

Bunun sonucunda bazı Cumhuriyetçiler dikkatlerini Kongre'de güç kazanmaktan ziyade, kasımda görmeyi bekledikleri zararı en aza indirmeye çevirdi.

Habere göre sözkonusu "triaj modu" stratejisinin bir parçası olarak Cumhuriyetçiler, kazanılması zor görülen seçim yarışlarından maddi desteği çekiyor.

Vazgeçilmesi muhtemel görülen koltuklar arasında Iowa'da Temsilciler Meclisi Üyesi Mariannette Miller-Meeks ve New Jersey'de Tom Kean'in yarıştığı seçimlerin yanı sıra Nebraska'daki boş bir koltuğun da yer aldığı bildirildi.

CNN'in haberinden bir gün önce Semafor, Cumhuriyetçileri destekleyen Senato Liderlik Fonu'nun Kuzey Karolina'daki Cumhuriyetçi Senato adayı Michael Whatley için yürüttüğü 30 milyon dolarlık reklam kampanyasını durdurduğunu bildirdi. Habere göre kuruluş, bu parayı Kansas Senatörü Roger Marshall'ın yeniden seçilme kampanyasına aktarıyor.

CNN'e adını vermeden konuşan Cumhuriyetçi Parti liderlik danışmanına göre Cumhuriyetçiler ayrıca diğer kayıpları telafi etmeye yardımcı olabilecek şekilde hem Teksas hem de Florida'da sınırları yeniden çizilen seçim bölgelerine önemli miktarda fon aktarıyor.

Danışmanın, "Sonuçta, seçim bölgelerinin yeniden düzenlenmesi her iki durumda da kurtarıcı olabilir. Ya kayıpları en aza indirir ya da çoğunluğu elimizde tutmamızı sağlayan neden olur" dediği aktarıldı.

Cumhuriyetçi Parti'nin Kongre'deki liderlik kadrosunda hakim olan karamsar havaya rağmen, Temsilciler Meclisi Başkanı Mike Johnson, Cumhuriyetçilerin Meclis'in kontrolünü koruyacağına "kesinlikle inanmaya devam ettiğini" söyledi.

CNN'e konuşan Cumhuriyetçiler ise aynı güveni sergilemedi. Kanalın muhabirleri Sarah Ferris ve David Wright'a, Demokratların olası çoğunluğunu en aza indirmeye odaklandığını belirtti. Birden fazla kaynak CNN'e, Demokratların üstünlüğünü 10 sandalye veya daha azıyla sınırlamayı umduklarını söyledi.

Habere göre, "Stratejilerinin artık Demokratları mümkün olan en küçük çoğunlukla sınırlamaya odaklandığını" belirttiler.

Trump bile ara seçimler öncesinde endişelerini dile getiriyor. Cumhuriyetçilerin ara seçimlerden zaferle çıkması halinde Amerikalılara 5 bin dolarlık çekler gönderme sözünü iki kez tekrarladı. Ancak Cumhuriyetçiler de dahil pek çok kişi, onun bu rüşvet vaadini gerçekten yerine getireceği konusunda şüpheci.

Perşembe günü Oklahoma'da düzenlenen mitingde Trump, kalabalığa Michigan, Teksas ve diğer yerlerdeki seçim yarışlarıyla ilgili endişe duyduğunu söyledi.

Trump konuşmasında, "Michigan için endişeliyiz. Teksas için endişeliyiz. Birkaç eyalet için endişeliyiz" dedi.

Endişesinin yaklaşık 35 veya 40 seçim yarışını kapsadığını ifade etti.

Trump, "Ancak bunu herkese duyurmalıyız çünkü o 35 yerde kazanmak zorundayız, belki de 40 yer, 40 yarış diyebilirsiniz" dedi.

Ortada çok sayıda, yüzlerce yarış var ama asıl mesele o 40 yarışta düğümleniyor.

Independent Türkçe


Beyaz Saray'ın "kamu spotları" tartışma yarattı: Tanrı Trump'ı yarattı

Trump'ın, askeri görüntülerin ve övgü dolu ifadelerin yer aldığı, vergi mükelleflerinin parasıyla finanse edilen reklamlar ara seçimler öncesinde ülke genelinde yayımlanıyor. Reklamlar arasında "Tanrı Trump'ı yarattı" iddiasını taşıyanlar da var (Beyaz Saray)
Trump'ın, askeri görüntülerin ve övgü dolu ifadelerin yer aldığı, vergi mükelleflerinin parasıyla finanse edilen reklamlar ara seçimler öncesinde ülke genelinde yayımlanıyor. Reklamlar arasında "Tanrı Trump'ı yarattı" iddiasını taşıyanlar da var (Beyaz Saray)
TT

Beyaz Saray'ın "kamu spotları" tartışma yarattı: Tanrı Trump'ı yarattı

Trump'ın, askeri görüntülerin ve övgü dolu ifadelerin yer aldığı, vergi mükelleflerinin parasıyla finanse edilen reklamlar ara seçimler öncesinde ülke genelinde yayımlanıyor. Reklamlar arasında "Tanrı Trump'ı yarattı" iddiasını taşıyanlar da var (Beyaz Saray)
Trump'ın, askeri görüntülerin ve övgü dolu ifadelerin yer aldığı, vergi mükelleflerinin parasıyla finanse edilen reklamlar ara seçimler öncesinde ülke genelinde yayımlanıyor. Reklamlar arasında "Tanrı Trump'ı yarattı" iddiasını taşıyanlar da var (Beyaz Saray)

ABD'de vergi mükelleflerinin parasıyla finanse edilen, Başkan Donald Trump, savaş uçakları, askeri görüntüler ve övgü dolu ifadelerin yanı sıra "Tanrı Trump'ı yarattı" diye çarpıcı bir iddia içeren reklamlar yayımlanmaya başladı.

CNN, cuma günkü haberinde Trump yönetiminin "kamu spotu" diye nitelediği 13 reklamdan 12'sine ulaştığını bildirdi. Bu reklamlar, ağırlıklı olarak Trump'a ve icraatlarına odaklanan, devlet tarafından finanse edilen kampanyanın içeriğini ortaya koyuyor.

Sözkonusu tanıtım filmlerinde Trump, savaş uçakları ve başkanlık helikopteri Marine One'la birlikte görülüyor; İran'daki askeri hamleleri ve Venezuela lideri Nicolás Maduro'yu tutuklama girişimleri övülüyor; hatta Beyaz Saray bahçesinde ev sahipliği yaptığı UFC etkinliğine de yer veriliyor.

Süreleri 15 saniyeyle 3 dakika arasında değişen reklamlar, "ABD Hükümeti tarafından finanse edilmiştir" ibaresiyle sona eriyor. "Tanrı Trump'ı Yarattı" başlıklı reklam, geçen ay Dallas'ta düzenlenen Cumhuriyetçi ara seçim kongresinde gösterilmişti.

Reklamda bir dış ses, "Derin devleti sarsacak kadar güçlü kollara sahip birine ihtiyacım var. İşte bu yüzden Tanrı Trump'ı yarattı" diyor.

CNN'in ulaştığı reklamlar arasında yer almayan ancak yönetimin kasımdaki ara seçimler öncesinde kampanyayı genişletmesiyle birlikte yayımlanan bir diğer tanıtım filminin başlığı ise "Son Savaş".

Kampanya, vergi mükelleflerinin parasının kullanımı ve Trump'ın reklamlardaki baskın rolü nedeniyle eleştirilerin odağında. Eleştirenler, reklamların devlet kaynaklarının kullanımına ilişkin federal yasaları ihlal edip etmediğini sorgularken, ara seçimlere sadece haftalar kala yayımlanmaları da zamanlamaya dair endişe yaratıyor.

Bildirildiğine göre Beyaz Saray, kampanya için İç Güvenlik Bakanlığı bütçesinden 20 milyon dolar ayırdı ve yayın süresi için şimdiden en az 2,5 milyon dolar harcandı. Gelecek haftalarda daha fazla reklamın yayımlanması bekleniyor.

Trump'ın kampanyada bizzat rol aldığı ve yayımlanacak devlet destekli reklamların bazılarını şahsen seçtiği belirtiliyor. Trump'ın Beyaz Saray'daki eski iletişim direktörü Mike Dubke de yönetimin, kanalın bu görüntüleri yayımlayacağını bilerek reklamları CNN'in erişimine açmış olabileceğini, böylece Trump'a fazladan televizyon görünürlüğü sağladığını öne sürdü.

Vergi mükelleflerinin parasının kullanılması, iki partiden de yasa yapıcıların eleştirilerine yol açtı.

Cumhuriyetçi Louisiana Senatörü John Kennedy, pazar günü CBS'in "Face the Nation with Margaret Brennan" programında şunları söyledi:

Başkan Trump, Kristi Noem veya John Kennedy dahil hiçbir kamu görevlisinin, kendi reklamını yapmak için kamu parasını harcaması gerektiğini düşünmüyorum.

Temsilciler Meclisi Adalet Komitesi'nin kıdemli üyesi Demokrat Temsilci Jamie Raskin, sözkonusu reklamların "ağır suç teşkil eden bir hırsızlık ve devlet malının siyasi kampanya amacıyla kendi çıkarına kullanılması" olabileceğini ifade etti. Raskin'in iddia niteliğindeki bu açıklaması, kesinleşmiş bir hukuki tespiti yansıtmıyor.

Beyaz Saray kampanyayı savundu ve bu hafta The Independent'a yaptığı açıklamada şu ifadelere yer verdi:

Bu kamu spotları Amerikalılara ülkelerini sevmeyi ve onu yurtiçinde, sınırlarımızda ve yurtdışında savunmaya değer kılan şeylerin neler olduğunu hatırlatmayı amaçlıyor.

Beyaz Saray ayrıca, "Reklam eğitici nitelikte ve açıkça vatansever bir duruş sergiliyor. Ülkemizle gurur duymalıyız" açıklamasında bulundu.

Independent Türkçe


Etiyopya hükümet güçleri Tigray'ın başkenti Mekele'nin kontrolünü yeniden ele geçirdi

Etiyopya hükümetine bağlı Tigray Barış Gücü (TPF) mensupları, federal Etiyopya güçleri ve müttefiklerinin Tigray bölgesinin başkenti Mekele'ye girmesiyle eş zamanlı olarak sokaklarda devriye gezerken bir kamyonetin yanında toplanıyor (AFP)
Etiyopya hükümetine bağlı Tigray Barış Gücü (TPF) mensupları, federal Etiyopya güçleri ve müttefiklerinin Tigray bölgesinin başkenti Mekele'ye girmesiyle eş zamanlı olarak sokaklarda devriye gezerken bir kamyonetin yanında toplanıyor (AFP)
TT

Etiyopya hükümet güçleri Tigray'ın başkenti Mekele'nin kontrolünü yeniden ele geçirdi

Etiyopya hükümetine bağlı Tigray Barış Gücü (TPF) mensupları, federal Etiyopya güçleri ve müttefiklerinin Tigray bölgesinin başkenti Mekele'ye girmesiyle eş zamanlı olarak sokaklarda devriye gezerken bir kamyonetin yanında toplanıyor (AFP)
Etiyopya hükümetine bağlı Tigray Barış Gücü (TPF) mensupları, federal Etiyopya güçleri ve müttefiklerinin Tigray bölgesinin başkenti Mekele'ye girmesiyle eş zamanlı olarak sokaklarda devriye gezerken bir kamyonetin yanında toplanıyor (AFP)

Reuters'a konuşan kaynaklar, bugün (pazar) Etiyopya hükümet güçleri ile hükümet yanlısı müttefik milislerin, kuzeydeki Tigray bölgesinin başkenti Mekele'nin kontrolünü yeniden ele geçirdiğini bildirdi. Bu gelişme, kuzey bölgesini yöneten muhalif ittifak açısından büyük bir gerileme olarak değerlendiriliyor.

Muhalif ittifaka liderlik eden Tigray Halk Kurtuluş Cephesi (TPLF), Facebook üzerinden yayımladığı açıklamada başkentten çekildiğini duyurdu. Açıklamada, bölgesel hükümetin "geçici olarak Mekele'den taşınacağı ve başka bir yerden faaliyet göstereceği" belirtildi.

Hükümet yanlısı Tigray Barış Güçleri adlı milis grubuna yakın bir kaynak, milis güçlerinin dün (cumartesi) öğleden sonra Mekele kent merkezine girdiğini ve ardından Etiyopya ordusunun kente ulaştığını söyledi.

Bir yardım kuruluşu yetkilisi ile Mekele'de yaşayan bir kişi de kimliklerinin açıklanmaması koşuluyla kentin hükümet güçlerinin kontrolüne geçtiğini doğruladı. Etiyopya Başbakanlık Ofisi, Reuters'ın konuya ilişkin yorum talebine yanıt vermedi.

Washington'dan itidal çağrısı

Bu gelişmelerin ardından ABD, Etiyopya'nın kuzeyindeki Tigray bölgesindeki isyan nedeniyle komşu ülkeleri isyancıları desteklemekle suçladığı Afrika Boynuzu'nda itidal ve diyalog çağrısında bulundu. Eritre, Mısır, Somali liderleri ile Sudan ordusu komutanının gelişmelerin gölgesinde pazar günü Mısır'da bir araya gelmesi bekleniyor.

ABD Dışişleri Bakanlığı yaptığı açıklamada, "Etiyopya ile Eritre arasındaki artan sınır gerilimleri tüm bölgeyi etkileyebilir. Afrika Boynuzu yeni bir askeri çatışmayı ve insani krizi kaldıramaz" ifadelerini kullandı.

Bakanlık açıklamasında ayrıca "Etiyopya ve Eritre'yi komşularının egemenliğine ve toprak bütünlüğüne saygı göstermeye, azami itidal sergilemeye ve diyaloğa dönmeye güçlü biçimde çağırıyoruz" denildi.

Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah es-Sisi ise bugün yaptığı açıklamada ülkesinin Afrika ülkelerinin iç işlerine yönelik her türlü dış müdahaleyi reddeden ve devletlerin egemenliğine, birlik ve toprak bütünlüğüne saygı gösterilmesini savunan tutumunu yineledi. Sisi, bu ilkelerin kıtanın istikrarı açısından vazgeçilmez olduğunu vurguladı.

Sisi, Mısır'ın New Alamein kentinde düzenlenen Afrika Birliği ile bölgesel ekonomik toplulukların 8. Yıl Ortası Koordinasyon Toplantısı'nın açılış oturumunda yaptığı konuşmada, "Mısır, devletlerimiz arasındaki ilişkilerin karşılıklı saygı ve iyi komşuluk, diyalog ve istişare temelinde yürütülmesi gerektiğini; tek taraflı politikalar veya dar çıkarlar temelinde hareket edilmemesi gerektiğini teyit ediyor" dedi.

Etiyopya, Eritre, Mısır ve Sudan ordusunu Tigray Halk Kurtuluş Cephesi'ni desteklemekle suçluyor.

Buna karşılık Etiyopya da 2023'ten bu yana Sudan ordusuyla savaşan Hızlı Destek Kuvvetleri'ni (HDK) desteklemekle suçlanıyor.

Etiyopya ile Mısır arasındaki ilişkiler, Addis Ababa'nın Nil Nehri üzerinde Nahda Barajı'nı inşa etmesi nedeniyle zaten gergin. Kahire ayrıca son aylarda Eritre ile ilişkilerini güçlendirdi.

Somali ise 1991'de bağımsızlığını ilan eden Somaliland ile Addis Ababa arasındaki yakınlaşmadan endişe duyuyor.

"Düşmanca eylemler ve şiddet" suçlaması

Etiyopya cuma günü Eritre'yi "düşmanca eylemler ve şiddet" gerçekleştirmekle suçladı. Addis Ababa, perşembe günü 10 Eritreli diplomatı sınır dışı etmiş ve Asmara'daki büyükelçiliğini kapatmıştı. Eritre ise buna karşılık "tüm diplomatik ilişkileri keseceğini" açıkladı.

Etiyopya ayrıca Mısırlı diplomat Ahmed Mahrem Ahmed'i istenmeyen kişi ilan ederek Addis Ababa'daki Mısır Büyükelçiliğine diplomata ülkeyi 48 saat içinde terk etmesi gerektiğini bildirdi. Etiyopya yönetimi bu kararın gerekçesini açıklamadı. Mısır da karşılıklılık ilkesi uyarınca Kahire'deki Etiyopyalı bir diplomatı istenmeyen kişi ilan ederek ülkeyi terk etmesi için 48 saat süre verdi.

Birkaç saat önce ise gözlemcilere göre insansız hava araçları tarafından gerçekleştirilen saldırılarda Addis Ababa'daki iki askeri tesis hedef alındı. Saldırılar, uzun bir aradan sonra başkentteki askeri hedeflere yönelik ilk saldırı oldu.

Etiyopya'nın kuzeyinde 23 Eylül'den bu yana Tigray Halk Kurtuluş Cephesi'nin Afar ve Amhara bölgelerine yönelik saldırılarının ardından şiddetli çatışmalar yaşanıyor. Gelişmeler, 2020-2022 yılları arasında ülkenin kuzeyinde yaşanan ve yaklaşık 600 bin kişinin hayatını kaybetmesine yol açan yıkıcı iç savaşın yeniden başlamasına ilişkin endişeleri artırdı.