Gazze’deki savaş ve dünya savaşlarının yıl dönümü

Gazze Savaşı ve uluslararası krizlerin çağrışımları

Gazze Şeridi'nin güneyindeki Han Yunus'ta yıkılmış binaların yanındaki dar bir sokakta yürüyen Filistinliler, 11 Haziran 2024 (AFP)
Gazze Şeridi'nin güneyindeki Han Yunus'ta yıkılmış binaların yanındaki dar bir sokakta yürüyen Filistinliler, 11 Haziran 2024 (AFP)
TT

Gazze’deki savaş ve dünya savaşlarının yıl dönümü

Gazze Şeridi'nin güneyindeki Han Yunus'ta yıkılmış binaların yanındaki dar bir sokakta yürüyen Filistinliler, 11 Haziran 2024 (AFP)
Gazze Şeridi'nin güneyindeki Han Yunus'ta yıkılmış binaların yanındaki dar bir sokakta yürüyen Filistinliler, 11 Haziran 2024 (AFP)

Elie el Kaşif

ABD Başkanı Joe Biden’ın Gazze için ateşkes teklifi, muhtemelen Ramazan ayı arifesinde ateşkes ve esir takası anlaşması amacıyla yapılan, ancak tökezleyip başarısızlıkla sonuçlanan müzakerelerle aynı kaderi paylaşacak gibi görünüyor. ABD yönetiminin ister doğrudan İsrail'e ister Arap ülkeleri aracılığıyla Hamas’a olmak üzere savaşan taraflara yönelik tüm baskılarına rağmen, kendisi de bunu öngörmeye ve işaret etmeye başladı. ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken savaşın başlamasından bu yana bölgeye gerçekleştirdiği sekizinci ziyarette bunu yapmaya çalışsa da şimdiye kadar pek başarılı olamadı.

Ne zaman savaşın müzakereler yoluyla durdurulabileceğine dair bir umut doğsa, bu müzakerelerin başarısızlıkla sonuçlanacağına dair kötümser bir rüzgâr esmeye başlıyor. Eğer müzakere girişimi bu kez de başarısız olursa, karamsarlık geçen seferkinden daha da yoğun olacak. Teklif, gerek müzakerelerin başarısız olması ve İsrail ile Hamas'ın Biden'ın teklifine yanıt vermemesi bakımından, gerek savaşın doğrudan tarafları olan Hamas ve İsrail'in, özellikle de Binyamin Netanyahu ve Yahya Sinvar'ın hesapları bakımından gerekse özellikle önümüzdeki kasım ayında yapılması planlanan ABD seçimlerinin arifesinde bölgesel ve uluslararası sahnedeki kaos bakımından İsrail'in Gazze Şeridi'ne yönelik savaşının en karmaşık hale geldiği zor bir zamanda ortaya atıldı. Bu da haftalardır hatta aylardır konuşulan Hamas ve İsrail arasındaki yıpratma savaşının aslında bölgesel ve uluslararası bir çatışmanın yansıması olup olmadığı, yani bölgesel ve uluslararası tarafların kendi hesapları için mi bu çatışmayı derinleştirmeye çalıştıkları ya da söz konusu uluslararası tarafların başında gelen ABD’yi bu savaşta boğmak, dikkatini dağıtmak ve çözümsüzlüğe itmeye mi çalışıldığı gibi önemli bir soruyu gündeme getiriyor.

Aslında, Rusya-Ukrayna savaşıyla ilgili sahada ve siyaset sahnesinde yaşanan gerilim, Doğu Avrupa'daki gelişmeleri Filistin topraklarındaki çatışmayla ilişkilendirmeye giderek daha fazla itiyor. Çünkü ABD ve Batı ülkelerinin her iki bölgede de var olması, rakiplerinin bu savaşlara katılmaları için net bir davet anlamına geliyor. Eğer Rusya Avrupa'daki savaşın tarafı ise Gazze’deki savaşta rolü ne olacak? Ya da Hizbullah ve İsrail arasındaki cephede nasıl bir rol üstlenecek? Aksa Tufanı Operasyonu'na ilişkin bazı geç okumalar, Moskova'nın bu operasyona yakından ya da uzaktan müdahil olmuş olma ihtimalini sorgulasa da elbette net cevaplara ulaşamadı. Şu sıralar sorular, Rusya'nın Ukrayna savaşındaki hesapları ya da başta Çin olmak üzere diğer ülkeler arasında yeni bir uluslararası düzen inşa etme girişimleri bağlamında, savaşı uzatma ve ABD'yi bu savaşla meşgul etme konusundaki çıkarları üzerinde yoğunlaşıyor. Dolayısıyla, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin'in Gazze’deki savaşın patlak vermesinin bir nedeni olarak gördüğü ABD’nin Ortadoğu'daki başarısızlığı, ABD liderliğindeki liberal uluslararası düzenin parçalanmasına yol açıyor.

Gazze’deki savaştan nasıl çıkılacağı ve ‘ertesi günü’ belirsizliğini korurken Ortadoğu’da bu savaşın ortaya çıkardığı yeni bir soğuk savaş biçimiyle karşı karşıya olabiliriz.

Ancak Rusya ile ilgili soruların sorulması, kaçınılmaz olarak Çin ile ilgili sorular da sorulması anlamına geliyor. Pekin, Moskova’nın aksine çatışmaya doğrudan müdahil olmasına dair herhangi bir sinyal vermiyor. Putin geçtiğimiz hafta, Batılı ülkelerin Ukrayna’yı silahlandırmasına ve Rusya'ya saldırmasına izin vermesine karşılık, Moskova'nın dünyanın dört bir yanındaki ABD karşıtı grupları desteklemeye hazır olduğunu söylemişti. Bu da İran ile silah anlaşmaları yapmaya ya da bölgedeki İran yanlısı grupları doğrudan ya da Tahran üzerinden silahlandırmaya hazır olduğu şeklinde yorumlandı. Hizbullah'a yakın çevreler Moskova ile ilişkilerinin şu an her zamankinden daha güçlü olduğundan bahsediyor. Peki, bu Rusya'nın Hizbullah'a silah ya da teknoloji sağladığı anlamına mı geliyor? Her halükârda özellikle Ukrayna ve genel olarak Avrupa kıtasının güvenliği konusunda ABD ve Batı ülkeleri ile derinleşen çatışması çerçevesinde, Rusya'nın Gazze’deki savaşa müdahil olmuş olabileceğinden endişe duymak gerekiyor.

Son yıllarda İsrail, Körfez Arap ülkeleri ve İran'la birlikte bölgedeki varlığının kapsamını genişleten Çin ise Filistin'deki bölünmüşlüğün tarafları olan Fetih Hareketi (El Fetih) ve Hamas Hareketi arasında uzlaşı sağlayama çalışarak ve Filistinliler ile İsrail arasındaki çatışmayı çözmek için uluslararası konferans çağrısında bulunarak, savaşa diplomatik bir pencereden bakıyor.

svdfbgnh
Ürdün'ün ev sahipliğinde yapılan “Eylem Çağrısı: Gazze'ye Acil İnsani Müdahale” konulu Ölüdeniz Konferansı'na katılan ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken (ortada) sağında Arap Birliği Genel Sekreteri Ahmed Ebu Gayt ile, 11 Haziran 2024 (AFP)

Gazze Şeridi’ndeki savaşın büyük resmi böyle, ancak uluslararası ve bölgesel ittifakların karmaşıklığı ve çakışmaları çerçevesinde, uluslararası ve bölgesel safların daha açık dizildiği Soğuk Savaş dönemindeki durumun aksine, bugün bölgedeki ve dünyadaki tüm ülkeler ilişkilerini ve ittifaklarını mümkün olduğunca genişletmeye çalışıyor. Bu ise bölgedeki uluslararası rekabetin, özellikle de günümüzün iki büyük kutbu olan ABD ve Çin arasındaki rekabetin ek bir nedeni haline geliyor. Hem ABD hem de Çin, İsrail'den Körfez ülkelerine ve İran'a kadar bölgedeki diğer ülkelerle ilişkilere sahip. Dolayısıyla Gazze’deki savaştan nasıl çıkılacağı ve ‘ertesi günü’ belirsizliğini korurken, Ortadoğu’da bu savaşın ortaya çıkardığı yeni bir soğuk savaş biçimiyle karşı karşıya olabiliriz.

Fakat savaşı çevreleyen bu uluslararası sahne tek başına savaşın gelişimini ve geleceğini açıklamaya yetmiyor. Zira yerel aktörlerin, Hamas ve İsrail'in, özellikle de Sinvar ve Netanyahu'nun hesapları, çatışmanın geleceği üzerinde çok etkili ve hatta belirleyici. İran’ın Dini Lideri Ali Hamaney'in geçtiğimiz günlerde Hamas Hareketi’ne Biden'ın teklifini kabul etmemesi yönünde yaptığı dolaylı çağrıdan da anlaşılacağı üzere, İran'ın Hamas'ın önemli bir destekçisi olarak savaştaki varlığı, hatta onun tercihlerini yönlendirmesi göz ardı edilemez. Tüm bu aktörlerin, Gazze Şeridi'ndeki savaşta yaşanan gelişmelerin de kanıtladığı üzere, başta bölgedeki başlıca uluslararası aktör olan ABD olmak üzere, savaştaki başlıca ülkelerin çıkarlarını ve tedbirlerini dikkate aldıklarına hiç şüphe yok.

Gazze’deki savaş da dahil olmak üzere bölgedeki olayların çoğu, ABD’nin bölgedeki yeni mühendisliğinin bir parçası olarak, ABD-Suudi Arabistan anlaşması etrafında dönüyor.

Nihayetinde ister müttefikleri ister muhalifleri tarafından olsun, tüm yerel, bölgesel ve uluslararası hesaplar ABD ve onun yakın ve uzak hedefleri etrafında dönüyor. Hamas, İran ve Hizbullah, İsrail ile ABD arasındaki anlaşmazlıkların ve bu anlaşmazlıkların merkezinde yer alan ABD’nin bölgedeki önceliklerinin üzerine bahis oynuyorlar. Biden yönetimi, ABD'nin Doğu Avrupa, Pasifik ya da Çin Denizi gibi önemli uluslararası çatışma bölgelerine yeniden odaklanmasıyla ilgili jeopolitik nedenlerinin yanı sıra Gazze’deki savaşta İsrail'i desteklediği ve gönderdiği çok sayıda silahla on binlerce Filistinli sivilin ölümüne neden olduğu için seçimlerde ABD’lilerin kendisine yönelik tepkisini hafifletmek gibi sebeplerden ötürü üç aşamalı ateşkes anlaşmasının imzalanması için acele ediyor.

xscdvfbg
İsrailli rehinelerin aileleri, Blinken’ın Tel Aviv ziyaretine denk gelecek şekilde, rehinelerin derhal serbest bırakılması talebiyle protesto gösterisi düzenledi 11 Haziran 2024 (Reuters)

Öte yandan Gazze'deki ateşkes, Washington ile Riyad arasında bir savunma anlaşmasından oluşan ve Washington'ın İsrail'i Suudi Arabistan ile normalleşme anlaşması yoluyla bölgeye daha fazla entegre etme çabaları çerçevesinde Tel Aviv'in de katılabileceği, ancak Tel Aviv'in Riyad'ın talep ettiği gibi iki devletli bir çözüm ile ilgili somut adımlar atmasına bağlı olan, ABD himayesinde ‘bölgesel bir yapı’ inşa etmeye doğru ilerliyor. Dolayısıyla, Gazze’deki savaş da dahil olmak üzere bölgedeki olayların çoğu, ABD’nin bölgedeki yeni mühendisliğinin bir parçası olarak ABD-Suudi Arabistan anlaşması etrafında dönüyor. Bu sebeple, İran’ın Dini Lideri Ali Hamaney’in kısa süre önce Aksa Tufanı Operasyonu’nu, bölgedeki denklemleri değiştirmeye yönelik bir Amerikan projesini engellediğini söyleyerek övmesi kimseyi şaşırtmadı.

Hamas Hareketi’nin Gazze’deki lideri Yahya Sinvar'ın özellikle de esir kartını elinde tuttuğu sürece, elinde kalanlarla savaşmaya devam etme isteğine ilişkin kendi hesaplarıyla kesiştiğinde İran'dan gelen sinyalleri aldığına şüphe yok. İşte şimdi Washington ona ABD vatandaşı olan rehineler için arada İsrail olmadan müzakere etme teklifinde bulunuyor. Sinvar’ın sadece iki seçeneği var. Ya İsrail, uluslararası tarafların garantörlüğünde kalıcı bir ateşkesi kabul edecek ya da savaşmaya devam edecek. Şimdiye kadar bu iki seçenek dışında üçüncü bir seçeneği kabul etmeye istekli görünmedi. Sinvar'ın tutumunun, özellikle Hamas’ın Doha'daki lider kadrosuna uygulanan baskı çerçevesinde bir bütün olarak Hamas'ın tutumu olup olmadığı da tartışmalı bir konu. Ancak İran Hamas'ın ana şemsiyesi olmaya devam ediyor. Bu da Hamas'ın genel tutumunu anlamada önemli bir unsur.

Netanyahu'nun siyasi ve şahsi hesapları, Washington ile ilişkilerinin sınırları ve koşulları da dahil olmak üzere savaştaki seçeneklerini belirlemede önemli rol oynuyor.

İsrail'e ve özellikle Netanyahu'ya gelince; Netanyahu, iki devletli bir çözümü kabul etmeye hazır değil. Çünkü böyle bir durum onu hükümetinin düşmesi ve aşırı sağın yeri doldurulamaz desteğini kaybetmesi tehdidiyle karşı karşıya bırakacaktır. Yani ya hem Filistinlilerle savaşı hem de İsrail içindeki siyasi çatışmayı kazanarak ikisi de kazanacak ya da ikisini birden kaybedecek. Tecrübeli bir siyasetçi olan Netanyahu, İsrail'deki siyasi ve demografik geleceğin özellikle savaş sonrasında aşırı sağcı eğilimlerden yana olduğunu çok iyi biliyor. Bu nedenle önceliklerinin, görev süresi sona ermekte olan Biden yönetimiyle ilişkileri pahasına da olsa aşırı sağcı akımların kendisine olan desteğini sürdürmek olması gerektiğini bilen Bibi (Netanyahu), İsrail sağının değirmenine su taşıyan Donald Trump'ın seçimleri kazanması üzerine de bahis oynuyor olabilir. Nihayetinde Netanyahu'nun siyasi ve şahsi hesapları, Washington'la ilişkinin sınırları ve koşulları da dahil olmak üzere savaştaki seçeneklerini belirlemede önemli rol oynuyor. İsrail sağının anlatısı, Biden'ın İsrail'e yardım etmek yerine, onu bölgeye yönelik projesinin bir parçası olarak kullandığı yönünde ve bu da elbette Netanyahu ve danışmanları tarafından çok iyi biliniyor.

Tüm bu üst üste binen uluslararası, bölgesel ve yerel sahneler açısından Gazze’deki savaştan çıkış yolunu hayal etmek daha da zorlaşıyor. O halde bölge uzun bir ‘yıpratma savaşına’ mı hazırlanmalı? Nihayetinde böyle bir savaşın bedelini öncelikle Filistinli siviller, ikinci olarak da Lübnan'da, Suriye'de, hatta biraz daha uzaktaki Irak'ta olsun, uzun savaşlara alışkın olan ‘Bereketli Hilalin’ halkları ödeyecek.



Avrupa semalarında bomba paniği: Hibrit savaş riski artıyor

İspanyol polisi, 3 Kasım'daki bomba ihbarında Ryanair uçağını ve bagajlarını incelemişti (Reuters)
İspanyol polisi, 3 Kasım'daki bomba ihbarında Ryanair uçağını ve bagajlarını incelemişti (Reuters)
TT

Avrupa semalarında bomba paniği: Hibrit savaş riski artıyor

İspanyol polisi, 3 Kasım'daki bomba ihbarında Ryanair uçağını ve bagajlarını incelemişti (Reuters)
İspanyol polisi, 3 Kasım'daki bomba ihbarında Ryanair uçağını ve bagajlarını incelemişti (Reuters)

Avrupa genelinde yolcu uçaklarına yönelik bomba ihbarları hibrit savaş korkularını yeniden alevlendirdi.

Asılsız ihbarlar perşembe günü Avrupa genelinde yaklaşık 30 ticari uçuşu etkiledi. Bazı uçaklar rotalarını değiştirmek zorunda kalırken bazılarına savaş jetleri eşlik etti.

Hafta başında en az 7 uçuş ve bir yolcu gemisiyle ilgili de benzer ihbarlar almasının ardından yaşanan son gelişmeler, Avrupa'daki hava ulaşımını etkileyen tehditlerin boyutunu büyüttü.

Adının paylaşılmaması şartıyla Reuters'a konuşan bir kaynak, Roma Fiumicino ve Milano Malpensa havalimanlarında havayolu şirketlerine ve havalimanı işletmecilerine tehdit içeren bir e-posta gönderildiğini söylüyor.

"Male State savaşçıları" imzasını taşıyan mesajda Helsinki ve Dublin'den gelen uçaklara yerleştirilen bombaların 60 dakika içinde patlayacağı öne sürülmüş.

Rusya'da 2016'da kurulan radikal sağcı, ırkçı ve kadın düşmanı "Male State" (Erkek Devleti) hareketinin kurucusu Vladislav Pozdnyakov ise grubun artık var olmadığını belirterek, ihbarlarla ilgisinin bulunmadığını öne sürdü. Rus mahkemesi aşırılıkçı hareketin faaliyetlerini 2021'de yasaklamıştı.

Fransa Başbakanı Sebastien Lecornu'nun ofisi, Dublin'den Roma'ya giden Aer Lingus uçağına eşlik etmesi için savaş uçakları gönderildiğini açıkladı. Bulgaristan Hava Kuvvetleri de üç yolcu uçağına savaş uçaklarının eşlik ettiğini duyurdu. Londra-Sofya seferini yapan bir Ryanair uçağı ülkenin ikinci büyük şehri Plovdiv'e yönlendirildi.

İspanya'da da 20 dakika içinde üç ayrı bomba ihbarı yapıldı. İhbardan Madrid'den Paris'e giden bir Air Europa uçağıyla Roma ve Milano'dan gelen iki Iberia seferi olumsuz etkilendi.

İspanya Dışişleri Bakanı Jose Manuel Albares, son dönemlerde Avrupa'da uçaklara yönelik asılsız bomba ihbarlarının "hibrit saldırı ve psikolojik savaş girişimi" olduğunu savundu. Ülkede 29 Kasım'da yapılacak erken genel seçimler öncesinde benzer dış müdahalelerin olabileceği uyarısında bulundu.

Avrupa'yı alarma geçiren bomba ihbarlarının ardında kim olduğu henüz tespit edilemedi.

Avrupa istihbaratından yetkililer, Ukrayna'yla savaş halindeki Rusya'nın son dönemde NATO ülkelerine karşı sabotaj ve siber saldırı faaliyetlerini artırabileceğini öne sürmüştü. Almanya, Leipzig Havalimanı'nda ağustosta ele geçirilen bomba yüklü drone'dan Rusya'yı sorumlu tutmuş, Kremlin ise iddiaları reddetmişti.

BBC'nin analizine göre saldırıların ardında Rusya'nın yanı sıra İran'ın olabileceği ihtimali de gündemde. Ancak Tahran ve Moskova'nın vekiller aracılığıyla bu sabotajları düzenlediğine dair herhangi bir somut delil bulunmadı.

Bomba ihbarları, Avrupa'daki süpermarket zincirlerinin soğutma sistemlerine düzenlenen siber saldırıların ardından geldi. Bu sabotajlarda da gözler Moskova yönetimine çevrilmişti ancak Kremlin Sözcüsü Dmitri Peskov, dünkü açıklamasında iddiaları "saçmalık" diye niteledi.

Independent Türkçe, Reuters, BBC, Guardian


Trump'ın yeni hedefi Kuzey Kore mi olacak?

Donald Trump, görevdeyken bir Kuzey Kore lideriyle yüz yüze görüşen ilk ABD başkanı olmuştu (Reuters)
Donald Trump, görevdeyken bir Kuzey Kore lideriyle yüz yüze görüşen ilk ABD başkanı olmuştu (Reuters)
TT

Trump'ın yeni hedefi Kuzey Kore mi olacak?

Donald Trump, görevdeyken bir Kuzey Kore lideriyle yüz yüze görüşen ilk ABD başkanı olmuştu (Reuters)
Donald Trump, görevdeyken bir Kuzey Kore lideriyle yüz yüze görüşen ilk ABD başkanı olmuştu (Reuters)

ABD'de ara seçimlerde Cumhuriyetçilerin yaşadığı yenilginin ardından Başkan Donald Trump, dış politikada başarı elde etmek için Kuzey Kore'yle yeniden müzakere arayışına girebilir.

Reuters'ın analizinde, Trump'ın görev süresinin son iki yılında dış politikaya ağırlık verebileceği değerlendirmesi yapılıyor. Ukrayna ve İran'daki savaşların akıbeti belirsizliğini korurken, Trump'ın manevra alanının daha geniş olduğunu düşündüğü Asya'ya yönelmesi bekleniyor.

Ancak analistlere göre Kuzey Kore lideri Kim Jong-un'un şu aşamada müzakereye dönmek için fazla nedeni yok.

Trump ilk başkanlık döneminde Kim'le üç kez görüşmüş ancak 2019'daki son zirve, Kuzey Kore'nin nükleer programı ve yaptırımların kaldırılması konusunda anlaşma sağlanamaması üzerine sonuçsuz kalmıştı.

Aradan geçen 7 yılda Kuzey Kore nükleer ve füze kapasitesini önemli ölçüde artırırken Rusya ve Çin'le ilişkilerini de güçlendirdi. Bu durum, Pyongyang'ın Washington'la anlaşmaya duyduğu ihtiyacı azaltıyor.

Güney Kore'deki Ewha Kadın Üniversitesi'nden Leif-Eric Easley, nükleer silahsızlanma hedefinin geri plana atıldığı bir zirvenin bölgedeki caydırıcılığı zayıflatabileceğini ve ABD, Güney Kore ve Japonya arasında politika anlaşmazlıklarına yol açabileceğini söylüyor.

Tokyo ve Seul de Washington'ın Pyongyang'la doğrudan anlaşmaya vararak kendilerini sürecin dışında bırakmasından endişe ediyor.

Trump, Kuzey Kore'den "nükleer güç" olarak söz etse de ABD'nin bölgedeki müttefikleri ve Batılı ülkeler Pyongyang'ın bu statüsünü resmen tanımıyor. Japonya'daki Sophia Üniversitesi'nden Kazuhiro Maeşima, Washington'ın Kuzey Kore'nin nükleer statüsünü kabul etmesinin Asya'daki güvenlik ortamını köklü biçimde değiştirebileceğini belirtiyor.

Modern Diplomacy'nin analizinde de Trump'ın Güney Kore ve Japonya'nın güvenlik çıkarlarını tehlikeye atmadan ve ABD'nin nükleer silahların yayılmasını önleme taahhütlerini zayıflatmadan Pyongyang'la müzakerelere girmesinin zor olacağı yorumu yapılıyor.

Trump, ağustosta yaptığı açıklamada Kim'le yıl sonuna kadar görüşmeyi planladığını söylemişti. Bunun ardından hem maliyetli olduğu hem de Kuzey Kore'ye "düşmanca" bir mesaj gönderdiği gerekçesiyle Güney Kore'yle ortak askeri tatbikatların azaltılacağını duyurmuştu.

Kuzey Kore liderinin kız kardeşi Kim Yo-jong ise "Tatbikatların süresi ve kapsamı azaltılsa bile bunların kışkırtıcı ve saldırgan niteliği değişmeyecek" diyerek Beyaz Saray'ın görüşme taleplerine karşı mesafeli bir duruş sergilemişti.

Independent Türkçe, Reuters, Modern Diplomacy


5 soruda Paraguay'daki Ueno Bank skandalı

Ueno'nun 3 Kasım'daki tasfiyesinin ardından halk, Pena hükümetine karşı protesto gösterisi düzenlemişti (AP)
Ueno'nun 3 Kasım'daki tasfiyesinin ardından halk, Pena hükümetine karşı protesto gösterisi düzenlemişti (AP)
TT

5 soruda Paraguay'daki Ueno Bank skandalı

Ueno'nun 3 Kasım'daki tasfiyesinin ardından halk, Pena hükümetine karşı protesto gösterisi düzenlemişti (AP)
Ueno'nun 3 Kasım'daki tasfiyesinin ardından halk, Pena hükümetine karşı protesto gösterisi düzenlemişti (AP)

Paraguay Devlet Başkanı Santiago Pena hakkında, milyonlarca müşteriyi mağdur eden banka skandalının ardından azil süreci başlatılması ülkede siyasi kriz yarattı.

Pena, perşembe günü yaptığı açıklamada şu ifadeleri kullandı:

Şayet bir an olsun halkımı hayal kırıklığına uğrattıysam özür dilemek istiyorum. Ülkemizin istikrarını, toplumsal barışı ve demokratik kurumlarımızı koruma gerekliliğini gözeterek devlet başkanlığı görevimden istifa etme kararı aldım.

Öte yandan Kongre'de yeterli toplantı sayısı sağlanamadığı için Pena'nın istifası karara bağlanamadı. Hakkındaki azil süreci Senato'da devam eden 47 yaşındaki sağcı liderin istifa açıklaması, 7 milyona yakın kişinin yaşadığı Latin Amerika ülkesinin en çok müşteriye sahip bankalarından Ueno'yla ilgili krizin ardından geldi.

Ueno Bank neden iflas etti?

2021'de dijital finans kuruluşu olarak faaliyete başlayan Ueno, Paraguay'ın en büyük bankalarından birine dönüştü. Pena'nın iktidara geldiği 2023'te bankacılık lisansı alan Ueno, 3 milyondan fazla kişiye hizmet veren 70'i aşkın şubeye sahipti.

Paraguay Milli Futbol Takımı'na sponsor olan bankanın çoğunluk hissesi, farklı sektörlerde faaliyet gösteren Grupo Vazquez'e aitti.

Ancak Ueno, özellikle şirketin kendi ortaklarıyla bağlantılı işletmelere verdiği krediler nedeniyle Paraguay Merkez Bankası (BCP) tarafından incelemeye alındı.

BCP'nin daha önce yürüttüğü incelemelerde Ueno'nun kredi portföyünde ciddi sorunlar, yetersiz teminatlar, eksik belgeler ve yanlış kaydedilmiş varlıklar tespit edildi. Bankanın mali tablolarında yapılan düzeltmelerin ardından sermaye yeterlilik oranı yasal asgari seviyenin yarısının altına düşünce BCP, 2 Kasım'da bankaya müdahale kararı aldı. Karar ertesi gün duyuruldu. Bunun üzerine bankanın faaliyetleri durduruldu, mobil uygulama, kart ve para transferi hizmetleri de kesintiye uğradı.

Müşterilerin hesaplarına erişememesi ülkede protestolara yol açtı. Bankanın yaklaşık 800-850 milyon dolarlık kamu kaynağını yönettiği, bu paranın içinde devlet emeklilik ve sağlık fonlarının da bulunduğu bildiriliyor.

Pena hükümetinin Ueno Bank'la ilişkisi nedir?

2023'te devlet başkanlığına seçilen Pena, 2019-2025'te Grupo Vazquez'in sahibi Miguel Vazquez'in yönettiği şirketlerden birinde hissedardı. Pena, Mart 2025'te bu hisselerini sattığını açıkladı. Ueno Bank'ta doğrudan hissesi bulunmadığını, bankanın sahibiyle ticari ortaklığının geçmişte kaldığını savundu.

Ancak Pena'nın liderliği döneminde devlet kurumlarının Ueno'ya aktardığı kamu kaynakları çıkar tartışmalarını alevlendirdi.

Bloomberg'in aktardığı verilere göre, devletin Ueno'daki mevduatları Ocak 2024'te 100 milyon doların altındayken Eylül 2026 sonunda yaklaşık 800 milyon dolara ulaştı. Bu tutar, bankacılık sistemindeki toplam kamu mevduatının yaklaşık yüzde 20'sine karşılık geliyor.

Ülkenin sosyal güvenlik kurumu Instituto de Previsión Social (IPS), sağlık ve emeklilik fonlarıyla devlete ait büyük hidroelektrik santrallerinin işlettiği kaynaklar da Ueno'da tutulan paralar arasındaydı. Reuters'a göre banka, yaklaşık 850 milyon dolarlık kamu kaynağını yönetiyordu.

Ueno'da hangi usulsüzlükler tespit edildi?

Paraguaylı medya kuruluşu ABC Color'ın kamuya ait mali belgeler üzerinden yaptığı incelemedeyse daha dikkat çekici bir tablo ortaya çıktı. Gazetenin 13 Ekim'deki haberine göre, devlet kurumları ve IPS'nin Ueno'ya para yatırdığı dönemlerle bankanın Grupo Vázquez'le bağlantılı şirketlere kredi verdiği tarihler arasında önemli örtüşmeler var.

BCP'nin incelemelerinde Ueno'nun, bankanın sahibi Grupo Vazquez'le bağlantılı MOWI, Grupo Hendy ve Grupo M gibi şirketlere yüksek miktarda kredi verdiği belirlendi. Bu kredilerin yeterli teminatla güvence altına alınmadığı ve bazı finansal işlemlerde usulsüzlük yapıldığı tespit edildi.

Gazete, bu kredilerin verildiği dönemlerde bankanın kamu kaynaklarından benzer büyüklükte mevduat topladığına dikkat çekti. ABC Color, bankanın BCP'nin incelemesi altındayken bile Eylül 2026'da kamu kurumlarından 20 milyon dolar daha topladığını yazmıştı. Bankanın 2026'nın ilk 9 ayında devletten ve IPS'den aldığı kaynakların toplamı 206 milyon doları aştı.

Bunlar kamu kaynaklarının doğrudan bankanın ortaklarına aktarıldığını kanıtlamıyor. Ancak kamu mevduatlarının bankanın bağlantılı şirketlere açtığı kredilerle aynı dönemde yoğunlaşması, paranın nasıl kullanıldığı ve devletin neden bu kadar büyük miktarda kaynağı tek bir bankada tuttuğu sorularını gündeme taşıdı.

Paraguay Merkez Bankası neden hedefte?

Skandalın bir diğer önemli boyutu, Ueno Bank'ı denetleyen BCP'nin yönetimiyle ilgili.

Pena, 2023'te Merkez Bankası Başkanlığı'na Carlos Carvallo'yu atadı. Carvallo, bu göreve gelmeden önce Ueno Bank'ın öncülü olan Financiera Ueno'yu yönetmişti. Ayrıca Ueno'nun bankacılık lisansı aldığı dönemde BCP'nin başında bulunuyordu.

Bankanın tasfiye sürecinin ardından Carvallo da görevinden istifa etti.

Diğer yandan ABC Color, BCP'nin eski Denetim Müdürü Fernando Rivarola'nın hazırladığı 10 Temmuz 2026 tarihli raporun hükümet tarafından kamuoyundan saklandığını da öne sürmüştü.

Raporda Ueno'nun, Grupo Vázquez'le bağlantılı yaklaşık 7 şirkete yasal kredi sınırlarını aşan miktarlarda kredi verdiğine dikkat çekilmişti. Rivarola ise raporu göndermeden 4 gün önce, 6 Temmuz'da kararnameyle BCP'deki görevinden alınarak başka bir kuruma atanmıştı.

Şimdi ne olacak?

Kongre'de yeterli toplantı sayısı sağlanamadığı için Pena'nın istifası karara bağlanamadı. Temsilciler Meclisi'nin 78 oyla kabul ettiği azil süreci Senato'da devam ediyor. Pena ise resmen görevde kalmayı sürdürüyor.

Muhalefet, istifasının kabul edilmesi halinde Pena'nın ömür boyu senatörlük statüsü kazanarak yargılanmasını güçleştirecek dokunulmazlıklardan yararlanabileceğini savunuyor.

İktidardaki Colorado Partisi (ANR) Genel Başkanı ve eski Devlet Başkanı Horacio Cartes de azil sürecine destek verdiklerini bildirmişti.

Savcılık bankanın denetlenmesi, tasfiye sürecinin yönetilmesi ve kamu kaynaklarının Ueno'ya yatırılmasıyla ilgili üç ayrı ceza soruşturması başlattı. Pena ve mevcut ya da eski bazı hükümet yetkililerinin yanı sıra banka yöneticileri ve bağlantılı şirketlerde görevli kişiler hakkında suç duyurusunda bulunuldu.

Carvallo, açıklamasında Ueno müşterilerinin 38 bin dolarlık tutara kadar paralarının "mümkün olan en kısa sürede" geri yatırılacağını söyledi.

Ancak bu sınır şirketler için de geçerli. Dolayısıyla bankaya büyük miktarda nakit yatırmış firmalar iflas etme riskiyle karşı karşıya.

Öte yandan ABD Başkanı Donald Trump'ın müttefiklerinden olması nedeniyle Pena'nın ABD'ye kaçabileceği iddiaları da gündemde. Brezilya'da devlet başkanlığı seçimlerinde Trump'ın desteğini almasına rağmen mağlup olan Flavio Bolsonaro da ABD'ye kaçmıştı. Paraguay Devlet Başkanlığı Ofisi ise iddiaları yalanlayarak Pena'nın Kongre'de hakkındaki suçlamalara karşı savunma yapacağını bildirdi.

Independent Türkçe, ABC Color, Bloomberg, Reuters, Responsible Statecraft, New York Times, Guardian