Gazze’deki savaş ve dünya savaşlarının yıl dönümü

Gazze Savaşı ve uluslararası krizlerin çağrışımları

Gazze Şeridi'nin güneyindeki Han Yunus'ta yıkılmış binaların yanındaki dar bir sokakta yürüyen Filistinliler, 11 Haziran 2024 (AFP)
Gazze Şeridi'nin güneyindeki Han Yunus'ta yıkılmış binaların yanındaki dar bir sokakta yürüyen Filistinliler, 11 Haziran 2024 (AFP)
TT

Gazze’deki savaş ve dünya savaşlarının yıl dönümü

Gazze Şeridi'nin güneyindeki Han Yunus'ta yıkılmış binaların yanındaki dar bir sokakta yürüyen Filistinliler, 11 Haziran 2024 (AFP)
Gazze Şeridi'nin güneyindeki Han Yunus'ta yıkılmış binaların yanındaki dar bir sokakta yürüyen Filistinliler, 11 Haziran 2024 (AFP)

Elie el Kaşif

ABD Başkanı Joe Biden’ın Gazze için ateşkes teklifi, muhtemelen Ramazan ayı arifesinde ateşkes ve esir takası anlaşması amacıyla yapılan, ancak tökezleyip başarısızlıkla sonuçlanan müzakerelerle aynı kaderi paylaşacak gibi görünüyor. ABD yönetiminin ister doğrudan İsrail'e ister Arap ülkeleri aracılığıyla Hamas’a olmak üzere savaşan taraflara yönelik tüm baskılarına rağmen, kendisi de bunu öngörmeye ve işaret etmeye başladı. ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken savaşın başlamasından bu yana bölgeye gerçekleştirdiği sekizinci ziyarette bunu yapmaya çalışsa da şimdiye kadar pek başarılı olamadı.

Ne zaman savaşın müzakereler yoluyla durdurulabileceğine dair bir umut doğsa, bu müzakerelerin başarısızlıkla sonuçlanacağına dair kötümser bir rüzgâr esmeye başlıyor. Eğer müzakere girişimi bu kez de başarısız olursa, karamsarlık geçen seferkinden daha da yoğun olacak. Teklif, gerek müzakerelerin başarısız olması ve İsrail ile Hamas'ın Biden'ın teklifine yanıt vermemesi bakımından, gerek savaşın doğrudan tarafları olan Hamas ve İsrail'in, özellikle de Binyamin Netanyahu ve Yahya Sinvar'ın hesapları bakımından gerekse özellikle önümüzdeki kasım ayında yapılması planlanan ABD seçimlerinin arifesinde bölgesel ve uluslararası sahnedeki kaos bakımından İsrail'in Gazze Şeridi'ne yönelik savaşının en karmaşık hale geldiği zor bir zamanda ortaya atıldı. Bu da haftalardır hatta aylardır konuşulan Hamas ve İsrail arasındaki yıpratma savaşının aslında bölgesel ve uluslararası bir çatışmanın yansıması olup olmadığı, yani bölgesel ve uluslararası tarafların kendi hesapları için mi bu çatışmayı derinleştirmeye çalıştıkları ya da söz konusu uluslararası tarafların başında gelen ABD’yi bu savaşta boğmak, dikkatini dağıtmak ve çözümsüzlüğe itmeye mi çalışıldığı gibi önemli bir soruyu gündeme getiriyor.

Aslında, Rusya-Ukrayna savaşıyla ilgili sahada ve siyaset sahnesinde yaşanan gerilim, Doğu Avrupa'daki gelişmeleri Filistin topraklarındaki çatışmayla ilişkilendirmeye giderek daha fazla itiyor. Çünkü ABD ve Batı ülkelerinin her iki bölgede de var olması, rakiplerinin bu savaşlara katılmaları için net bir davet anlamına geliyor. Eğer Rusya Avrupa'daki savaşın tarafı ise Gazze’deki savaşta rolü ne olacak? Ya da Hizbullah ve İsrail arasındaki cephede nasıl bir rol üstlenecek? Aksa Tufanı Operasyonu'na ilişkin bazı geç okumalar, Moskova'nın bu operasyona yakından ya da uzaktan müdahil olmuş olma ihtimalini sorgulasa da elbette net cevaplara ulaşamadı. Şu sıralar sorular, Rusya'nın Ukrayna savaşındaki hesapları ya da başta Çin olmak üzere diğer ülkeler arasında yeni bir uluslararası düzen inşa etme girişimleri bağlamında, savaşı uzatma ve ABD'yi bu savaşla meşgul etme konusundaki çıkarları üzerinde yoğunlaşıyor. Dolayısıyla, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin'in Gazze’deki savaşın patlak vermesinin bir nedeni olarak gördüğü ABD’nin Ortadoğu'daki başarısızlığı, ABD liderliğindeki liberal uluslararası düzenin parçalanmasına yol açıyor.

Gazze’deki savaştan nasıl çıkılacağı ve ‘ertesi günü’ belirsizliğini korurken Ortadoğu’da bu savaşın ortaya çıkardığı yeni bir soğuk savaş biçimiyle karşı karşıya olabiliriz.

Ancak Rusya ile ilgili soruların sorulması, kaçınılmaz olarak Çin ile ilgili sorular da sorulması anlamına geliyor. Pekin, Moskova’nın aksine çatışmaya doğrudan müdahil olmasına dair herhangi bir sinyal vermiyor. Putin geçtiğimiz hafta, Batılı ülkelerin Ukrayna’yı silahlandırmasına ve Rusya'ya saldırmasına izin vermesine karşılık, Moskova'nın dünyanın dört bir yanındaki ABD karşıtı grupları desteklemeye hazır olduğunu söylemişti. Bu da İran ile silah anlaşmaları yapmaya ya da bölgedeki İran yanlısı grupları doğrudan ya da Tahran üzerinden silahlandırmaya hazır olduğu şeklinde yorumlandı. Hizbullah'a yakın çevreler Moskova ile ilişkilerinin şu an her zamankinden daha güçlü olduğundan bahsediyor. Peki, bu Rusya'nın Hizbullah'a silah ya da teknoloji sağladığı anlamına mı geliyor? Her halükârda özellikle Ukrayna ve genel olarak Avrupa kıtasının güvenliği konusunda ABD ve Batı ülkeleri ile derinleşen çatışması çerçevesinde, Rusya'nın Gazze’deki savaşa müdahil olmuş olabileceğinden endişe duymak gerekiyor.

Son yıllarda İsrail, Körfez Arap ülkeleri ve İran'la birlikte bölgedeki varlığının kapsamını genişleten Çin ise Filistin'deki bölünmüşlüğün tarafları olan Fetih Hareketi (El Fetih) ve Hamas Hareketi arasında uzlaşı sağlayama çalışarak ve Filistinliler ile İsrail arasındaki çatışmayı çözmek için uluslararası konferans çağrısında bulunarak, savaşa diplomatik bir pencereden bakıyor.

svdfbgnh
Ürdün'ün ev sahipliğinde yapılan “Eylem Çağrısı: Gazze'ye Acil İnsani Müdahale” konulu Ölüdeniz Konferansı'na katılan ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken (ortada) sağında Arap Birliği Genel Sekreteri Ahmed Ebu Gayt ile, 11 Haziran 2024 (AFP)

Gazze Şeridi’ndeki savaşın büyük resmi böyle, ancak uluslararası ve bölgesel ittifakların karmaşıklığı ve çakışmaları çerçevesinde, uluslararası ve bölgesel safların daha açık dizildiği Soğuk Savaş dönemindeki durumun aksine, bugün bölgedeki ve dünyadaki tüm ülkeler ilişkilerini ve ittifaklarını mümkün olduğunca genişletmeye çalışıyor. Bu ise bölgedeki uluslararası rekabetin, özellikle de günümüzün iki büyük kutbu olan ABD ve Çin arasındaki rekabetin ek bir nedeni haline geliyor. Hem ABD hem de Çin, İsrail'den Körfez ülkelerine ve İran'a kadar bölgedeki diğer ülkelerle ilişkilere sahip. Dolayısıyla Gazze’deki savaştan nasıl çıkılacağı ve ‘ertesi günü’ belirsizliğini korurken, Ortadoğu’da bu savaşın ortaya çıkardığı yeni bir soğuk savaş biçimiyle karşı karşıya olabiliriz.

Fakat savaşı çevreleyen bu uluslararası sahne tek başına savaşın gelişimini ve geleceğini açıklamaya yetmiyor. Zira yerel aktörlerin, Hamas ve İsrail'in, özellikle de Sinvar ve Netanyahu'nun hesapları, çatışmanın geleceği üzerinde çok etkili ve hatta belirleyici. İran’ın Dini Lideri Ali Hamaney'in geçtiğimiz günlerde Hamas Hareketi’ne Biden'ın teklifini kabul etmemesi yönünde yaptığı dolaylı çağrıdan da anlaşılacağı üzere, İran'ın Hamas'ın önemli bir destekçisi olarak savaştaki varlığı, hatta onun tercihlerini yönlendirmesi göz ardı edilemez. Tüm bu aktörlerin, Gazze Şeridi'ndeki savaşta yaşanan gelişmelerin de kanıtladığı üzere, başta bölgedeki başlıca uluslararası aktör olan ABD olmak üzere, savaştaki başlıca ülkelerin çıkarlarını ve tedbirlerini dikkate aldıklarına hiç şüphe yok.

Gazze’deki savaş da dahil olmak üzere bölgedeki olayların çoğu, ABD’nin bölgedeki yeni mühendisliğinin bir parçası olarak, ABD-Suudi Arabistan anlaşması etrafında dönüyor.

Nihayetinde ister müttefikleri ister muhalifleri tarafından olsun, tüm yerel, bölgesel ve uluslararası hesaplar ABD ve onun yakın ve uzak hedefleri etrafında dönüyor. Hamas, İran ve Hizbullah, İsrail ile ABD arasındaki anlaşmazlıkların ve bu anlaşmazlıkların merkezinde yer alan ABD’nin bölgedeki önceliklerinin üzerine bahis oynuyorlar. Biden yönetimi, ABD'nin Doğu Avrupa, Pasifik ya da Çin Denizi gibi önemli uluslararası çatışma bölgelerine yeniden odaklanmasıyla ilgili jeopolitik nedenlerinin yanı sıra Gazze’deki savaşta İsrail'i desteklediği ve gönderdiği çok sayıda silahla on binlerce Filistinli sivilin ölümüne neden olduğu için seçimlerde ABD’lilerin kendisine yönelik tepkisini hafifletmek gibi sebeplerden ötürü üç aşamalı ateşkes anlaşmasının imzalanması için acele ediyor.

xscdvfbg
İsrailli rehinelerin aileleri, Blinken’ın Tel Aviv ziyaretine denk gelecek şekilde, rehinelerin derhal serbest bırakılması talebiyle protesto gösterisi düzenledi 11 Haziran 2024 (Reuters)

Öte yandan Gazze'deki ateşkes, Washington ile Riyad arasında bir savunma anlaşmasından oluşan ve Washington'ın İsrail'i Suudi Arabistan ile normalleşme anlaşması yoluyla bölgeye daha fazla entegre etme çabaları çerçevesinde Tel Aviv'in de katılabileceği, ancak Tel Aviv'in Riyad'ın talep ettiği gibi iki devletli bir çözüm ile ilgili somut adımlar atmasına bağlı olan, ABD himayesinde ‘bölgesel bir yapı’ inşa etmeye doğru ilerliyor. Dolayısıyla, Gazze’deki savaş da dahil olmak üzere bölgedeki olayların çoğu, ABD’nin bölgedeki yeni mühendisliğinin bir parçası olarak ABD-Suudi Arabistan anlaşması etrafında dönüyor. Bu sebeple, İran’ın Dini Lideri Ali Hamaney’in kısa süre önce Aksa Tufanı Operasyonu’nu, bölgedeki denklemleri değiştirmeye yönelik bir Amerikan projesini engellediğini söyleyerek övmesi kimseyi şaşırtmadı.

Hamas Hareketi’nin Gazze’deki lideri Yahya Sinvar'ın özellikle de esir kartını elinde tuttuğu sürece, elinde kalanlarla savaşmaya devam etme isteğine ilişkin kendi hesaplarıyla kesiştiğinde İran'dan gelen sinyalleri aldığına şüphe yok. İşte şimdi Washington ona ABD vatandaşı olan rehineler için arada İsrail olmadan müzakere etme teklifinde bulunuyor. Sinvar’ın sadece iki seçeneği var. Ya İsrail, uluslararası tarafların garantörlüğünde kalıcı bir ateşkesi kabul edecek ya da savaşmaya devam edecek. Şimdiye kadar bu iki seçenek dışında üçüncü bir seçeneği kabul etmeye istekli görünmedi. Sinvar'ın tutumunun, özellikle Hamas’ın Doha'daki lider kadrosuna uygulanan baskı çerçevesinde bir bütün olarak Hamas'ın tutumu olup olmadığı da tartışmalı bir konu. Ancak İran Hamas'ın ana şemsiyesi olmaya devam ediyor. Bu da Hamas'ın genel tutumunu anlamada önemli bir unsur.

Netanyahu'nun siyasi ve şahsi hesapları, Washington ile ilişkilerinin sınırları ve koşulları da dahil olmak üzere savaştaki seçeneklerini belirlemede önemli rol oynuyor.

İsrail'e ve özellikle Netanyahu'ya gelince; Netanyahu, iki devletli bir çözümü kabul etmeye hazır değil. Çünkü böyle bir durum onu hükümetinin düşmesi ve aşırı sağın yeri doldurulamaz desteğini kaybetmesi tehdidiyle karşı karşıya bırakacaktır. Yani ya hem Filistinlilerle savaşı hem de İsrail içindeki siyasi çatışmayı kazanarak ikisi de kazanacak ya da ikisini birden kaybedecek. Tecrübeli bir siyasetçi olan Netanyahu, İsrail'deki siyasi ve demografik geleceğin özellikle savaş sonrasında aşırı sağcı eğilimlerden yana olduğunu çok iyi biliyor. Bu nedenle önceliklerinin, görev süresi sona ermekte olan Biden yönetimiyle ilişkileri pahasına da olsa aşırı sağcı akımların kendisine olan desteğini sürdürmek olması gerektiğini bilen Bibi (Netanyahu), İsrail sağının değirmenine su taşıyan Donald Trump'ın seçimleri kazanması üzerine de bahis oynuyor olabilir. Nihayetinde Netanyahu'nun siyasi ve şahsi hesapları, Washington'la ilişkinin sınırları ve koşulları da dahil olmak üzere savaştaki seçeneklerini belirlemede önemli rol oynuyor. İsrail sağının anlatısı, Biden'ın İsrail'e yardım etmek yerine, onu bölgeye yönelik projesinin bir parçası olarak kullandığı yönünde ve bu da elbette Netanyahu ve danışmanları tarafından çok iyi biliniyor.

Tüm bu üst üste binen uluslararası, bölgesel ve yerel sahneler açısından Gazze’deki savaştan çıkış yolunu hayal etmek daha da zorlaşıyor. O halde bölge uzun bir ‘yıpratma savaşına’ mı hazırlanmalı? Nihayetinde böyle bir savaşın bedelini öncelikle Filistinli siviller, ikinci olarak da Lübnan'da, Suriye'de, hatta biraz daha uzaktaki Irak'ta olsun, uzun savaşlara alışkın olan ‘Bereketli Hilalin’ halkları ödeyecek.



Lula da Silva, Brezilya’da dördüncü kez cumhurbaşkanı seçildi

Sol görüşlü Devlet Başkanı Luiz Inácio Lula da Silva’nın zaferini kutlayan destekçileri, Brasília (Reuters)
Sol görüşlü Devlet Başkanı Luiz Inácio Lula da Silva’nın zaferini kutlayan destekçileri, Brasília (Reuters)
TT

Lula da Silva, Brezilya’da dördüncü kez cumhurbaşkanı seçildi

Sol görüşlü Devlet Başkanı Luiz Inácio Lula da Silva’nın zaferini kutlayan destekçileri, Brasília (Reuters)
Sol görüşlü Devlet Başkanı Luiz Inácio Lula da Silva’nın zaferini kutlayan destekçileri, Brasília (Reuters)

Brezilya’da görevdeki sol görüşlü Devlet Başkanı Luiz Inacio Lula da Silva, muhafazakâr rakibi Flavio Bolsonaro’yu geride bırakarak ülke tarihinde eşi görülmemiş şekilde dördüncü kez cumhurbaşkanı seçildi. Yakında 81 yaşına girecek olan Lula, dün gerçekleştirilen ikinci tur seçimlerini kazandı.

Resmî sonuçlara göre oyların neredeyse tamamının sayılmasıyla Lula yüzde 51,76 oy alırken, eski Devlet Başkanı Jair Bolsonaro’nun oğlu Flavio Bolsonaro yüzde 48,24’te kaldı.

Brezilya Seçim Kurulu, daha önce Yüksek Mahkeme yargıçlarından birinin ülke genelinde oy verme süresinin iki saat uzatılmasına hükmetmesinin ardından, cumhurbaşkanlığı seçimlerinin ikinci turunda oy sayımını geçici olarak durdurduğunu açıklamıştı.

Başlangıçta yerel saatle 17.00’de (TSİ 23.00) kapatılması planlanan sandıklar, Yüksek Mahkeme Yargıcı Cristiano Zanin’in Lula’nın seçim kampanyası tarafından yapılan süre uzatımı talebini kabul etmesinin ardından saat 19.00’da kapatıldı. Zanin, kararına gerekçe olarak Bahia eyaletindeki üç kentte yaşanan toplu taşıma sorunlarını gösterdi.

Kamuoyu yoklamalarının son derece çekişmeli bir yarışa işaret etmesi nedeniyle seçim sürecinde gerilim yüksekti. Her iki aday da son dakikada seçim yetkililerine başvurarak belirli eyaletlerde oy verme süresinin iki saat uzatılmasını istedi. Bolsonaro, kötü hava koşullarını gerekçe göstererek üç eyalette ek süre talep ederken, Lula’nın kampanyası seçim günü toplu taşıma hizmetlerinin azaltıldığını öne sürerek dokuz eyalette süre uzatımı istedi.

Çok sayıda Brezilyalı, seçmen kayıtlarının bulunduğu kentlerde oy kullanabilmek için toplu taşımaya bağımlı. Ancak bu seçmenler söz konusu kentlerde artık yaşamıyor olabilir. Lula’nın destekçileri, bu kentlerde toplu taşımaya daha fazla ihtiyaç duyan kesimler arasında yer alıyor. Lula’nın kuzeydoğu Brezilya’daki siyasi kalesi Bahia eyaletinde bir mahkeme, Salvador kentinin otobüs filosunun küçültülmesi talimatını verdiği iddiaları üzerine üst düzey bir ulaşım yetkilisinin tutuklanmasına karar verdi.

Lula gazetecilere yaptığı açıklamada, “Vicdansız bir iş insanı ya da yolsuzluğa bulaşmış, dürüst olmayan bir belediye başkanı oy kullanmalarını engellemeye çalıştı diye hiç kimse oy vermekten vazgeçmemeli” ifadelerini kullandı.

Seçim yarışına yolsuzluk skandalları, ekonomik kaygılar ve ABD’nin müdahalesine ilişkin suçlamalar damga vurdu. Washington yönetimi ise bu suçlamaları reddediyor. Seçim kampanyası, Jair Bolsonaro’nun 2022 yılında darbe planlamak suçlamasıyla 2025’te mahkûm edilmesinin sonuçlarından da etkilendi. Flavio Bolsonaro, seçimi kazanması hâlinde babasını serbest bırakma sözü verdi.

ABD Başkanı Donald Trump, davayı “hedef gösterme kampanyası” olarak nitelendirdi. Trump yönetimi, Jair Bolsonaro’nun yargılanmasıyla açıkça ilişkilendirilen bir kararla 2025 yılında Brezilya’ya yüzde 50 gümrük vergisi uyguladı. Bu önlemlerin bir kısmı daha sonra hafifletilse de Trump, bu yıl Brezilya’ya yeni gümrük vergileri getirdi ve kararını adaletsiz ticaret uygulamalarıyla gerekçelendirdi.

Lula, Trump yönetiminin Bolsonaro ailesiyle yakınlaşmasını seçimleri etkileme girişimlerinin bir parçası olarak değerlendirdi. Gümrük vergilerini ve diğer cezalandırıcı önlemleri eleştiren Lula, bunları bir güç gösterisi olarak nitelendirdi.

Ekonomi cephesinde ise Lula, hayat pahalılığı ve hane halkı borçlarının artması nedeniyle zorlanan seçmenlerin desteğini kazanmakta güçlük çekti. Şarku’l Avsat’ın edindiği bilgiye göre eşitsizlik ve işsizlik oranlarında gerileme yaşanmasına rağmen geçim sıkıntısı önemli bir sorun olmayı sürdürüyor. Suç örgütlerinin yaygın şiddet eylemleri de seçmenlerin başlıca endişeleri arasında yer alıyor.

Bolsonaro ise hayat pahalılığına ilişkin kaygılardan yararlanmaya çalıştı. Suçla mücadelede sert bir politika izleyeceğini vadeden Bolsonaro, yüksek güvenlikli cezaevleri kurulmasını ve ağır cinsel suçlardan hüküm giyenlere kimyasal hadım uygulanmasını önerdi.

İlk turda Bolsonaro oyların yüzde 47’sini, Lula ise yüzde 45’ini almıştı. Senatör Bolsonaro’nun ilk turdaki başarısı, iş dünyası yanlısı reformların hayata geçirileceği beklentisiyle Brezilya piyasalarında ve ülkenin para biriminde yükselişe yol açtı.

Bolsonaro’nun ilk turdaki başarısı, Kongre seçimlerinde de liderliğini yaptığı Liberal Parti’nin ve diğer sağ siyasetçilerin lehine sonuçlar doğurdu. Bu tablo, Lula’nın yasama sürecinde karşılaşacağı koşulları belirleyebilecek; yeni düzenlemelerin önünü açabileceği gibi Lula’nın yönetim sürecini de zorlaştırabilecek bir siyasi dengeye işaret ediyor.


ABD: Hürmüz Boğazı’ndaki ana geçiş güzergâhları mayınlardan temizlendi

ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı (CENTCOM) Komutanı Brad Cooper (AFP)
ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı (CENTCOM) Komutanı Brad Cooper (AFP)
TT

ABD: Hürmüz Boğazı’ndaki ana geçiş güzergâhları mayınlardan temizlendi

ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı (CENTCOM) Komutanı Brad Cooper (AFP)
ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı (CENTCOM) Komutanı Brad Cooper (AFP)

ABD ile İran arasındaki gerilim sürerken, ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı (CENTCOM) Hürmüz Boğazı’ndaki ana deniz geçiş güzergâhlarının deniz mayınlarından arındırıldığını açıkladı. İran ordusu ise ülkenin güneyindeki Bender Abbas kenti üzerinde ABD’ye ait bir insansız hava aracını (İHA) düşürdüğünü duyurdu. Askerî gelişmelere paralel olarak İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, İran’ın nükleer programına ilişkin uyarılarını yineledi. İran yönetimi de kış aylarında yaşanabilecek arz sıkıntısına karşı doğal gaz tüketiminin azaltılması çağrısında bulundu.

Cooper, Hürmüz Boğazı’nı denetledi

ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı (CENTCOM) Komutanı Brad Cooper, dün Hürmüz Boğazı üzerinde inceleme uçuşu gerçekleştirdi. Cooper, gemilerin kullandığı ana geçiş güzergâhlarının deniz mayınlarından temizlendiğini belirterek, Washington’un bu kritik su yolunda seyrüsefer serbestisini güvence altına alma kararlılığını vurguladı.

CENTCOM tarafından yapılan açıklamada, Cooper’ın ABD ordusuna ait CH-47 Chinook helikopteriyle gerçekleştirdiği uçuş sırasında bölgedeki operasyonel durumu incelediği belirtildi. Cooper’ın ayrıca mayın temizleme çalışmalarına katılan ABD askerleriyle görüştüğü ve deniz ulaşım güzergâhlarının güvenliğini sağlamaya yönelik çalışmalarını takdir ettiği belirtildi.

Cooper, boğazdaki ana geçiş güzergâhlarının İran’a ait deniz mayınlarından arındırıldığını belirterek, bu sonucu ABD güçlerinin çalışmalarına bağladı. Washington’un ticari deniz taşımacılığının kesintisiz sürmesini sağlamak amacıyla Körfez’deki ortakları, ABD kamu kurumları ve deniz taşımacılığı sektörüyle iş birliğini sürdürdüğünü kaydetti.

CENTCOM, ABD güçlerinin desteğiyle son altı ayda 3 binden fazla ticari geminin Hürmüz Boğazı’ndan başarıyla geçtiğini bildirdi. Boğazdan geçen ham petrol ihracatının ise yaz aylarından bu yana 1,5 milyar varili aştığı kaydedildi.

Açıklamada ayrıca, son aylarda boğazdan geçen gemilerin yüzde 95’inden fazlasının güvenli biçimde varış noktalarına ulaştığı ifade edildi. CENTCOM, İran’ın “haksız saldırganlığına” rağmen elde edilen bu sonucun ABD ve bölgesel ortaklarının uluslararası su yollarını güvence altına alma kapasitesini gösterdiğini savundu.

Tahran: ABD’ye ait İHA’yı düşürdük

İranlı yetkili Emir Hatemi, yeri açıklanmayan bir İHA fabrikasında basına açıklama yaparken (IRNA).
İranlı yetkili Emir Hatemi, yeri açıklanmayan bir İHA fabrikasında basına açıklama yaparken (IRNA).

İran Devrim Muhafızları Ordusu’na yakın Tasnim Haber Ajansı’nın dün verdiği habere göre İran ordusu, hava savunma sistemlerinin ülkenin güneyindeki sahil kenti Bender Abbas üzerinde ABD’ye ait “Lucas” tipi İHA’yı düşürdüğünü açıkladı.

Haberde, İHA’nın düşürülme koşullarına veya yürüttüğü görevin niteliğine ilişkin ayrıntılara yer verilmedi. Mevcut bilgilerde ABD tarafından İran’ın açıklamasını doğrulayan bir değerlendirme de bulunmuyor.

İran’ın açıklaması, CENTCOM Komutanı Cooper’ın Hürmüz Boğazı üzerinde gerçekleştirdiği inceleme uçuşuyla eş zamanlı olarak yapıldı. Bu durum, deniz ulaşımının güvenliğini sağlamaya ve çatışmanın yayılmasını önlemeye yönelik çabalara rağmen, iki ülke arasındaki askerî gerilimin sürdüğünü gösteriyor.

İsrail cephesinde ise Başbakan Binyamin Netanyahu, İran’ın nükleer programını yeniden canlandırmaya çalıştığını öne sürdü. Netanyahu, İran yönetiminin kısa süre içinde İsrail’i yok etmeyi amaçladığını savundu.

Şarku’l Avsat’ın Bloomberg’ten aktardığına göre Netanyahu, cumartesi akşamı yayımlanan bir video mesajında meselenin İsrail devletinin varlığı ve ülkenin yok edilmesinin önlenmesiyle ilgili olduğunu söyledi.

Netanyahu’nun açıklamaları, Tahran ile bölgesel ve uluslararası rakipleri arasındaki gerilimin bölge güvenliğini tehdit etmeyi sürdürdüğü bir dönemde, İsrail’in İran’ın nükleer faaliyetlerine yönelik kaygılarının devam ettiğini gösteriyor. Askerî operasyonların yeniden başlaması ihtimali de bölgedeki endişeleri artırıyor.

İran kışın doğal gaz sıkıntısına hazırlanıyor

İran Meclis Başkanı Muhammed Bakır Kalibaf (AP).
İran Meclis Başkanı Muhammed Bakır Kalibaf (AP).

İran’da iç gündemin öne çıkan başlıklarından biri de kış aylarında yaşanabilecek doğal gaz arzı sıkıntısı oldu. İran Meclis Başkanı Muhammed Bakır Kalibaf, tüketimin en az yüzde 10 azaltılmasını hedefleyen ulusal bir kampanya başlatılması çağrısında bulundu.

İran medyasında yayımlanan bir video mesajında konuşan Kalibaf, soğuk mevsimin sorunsuz geçirilmesi için ülke genelinde tüketimin düşürülmesi gerektiğini belirtti. Kalibaf, tasarruf sağlayan tüketicilere elde ettikleri tasarrufun parasal karşılığının doğrudan banka hesaplarına yatırılacağını bildirdi.

İran, dünyanın önde gelen doğal gaz üreticileri arasında yer almasına rağmen, ısınma sistemlerinin çalıştırılması için gereken gazın temininde yıllardır sıkıntı yaşıyor. İran’ın açıklamalarına göre şubat ayının sonlarında başlayan ABD ile savaş sırasında kritik tesislerde meydana gelen hasar, mevcut sorunu daha da ağırlaştırdı.

İran Cumhurbaşkanı Birinci Yardımcısı Muhammed Rıza Arif de ekim ayının başlarında yaptığı açıklamada, hükümetin kış mevsiminde günlük doğal gaz arzında 100 milyon ila 250 milyon metreküp arasında açık oluşmasını beklediğini bildirmişti. Arif, bu beklentiyi savaşın yol açtığı hasara bağladı.

Kış yaklaşırken Tahran, hem dışarıdan gelen askerî baskıları kontrol altında tutmak hem de ülkenin iç enerji ihtiyacını karşılamak gibi iki önemli sorunla karşı karşıya bulunuyor. Hürmüz Boğazı ise bölgesel güvenlik hesapları ve küresel petrol arzı açısından stratejik önemini koruyor.


Donald Trump, onay oranının yüzde 60'larda olduğunda ısrarcı

ABD Başkanı Donald Trump, kasımdaki ara seçimler öncesinde onay oranının düştüğünü gösteren anketleri "yalan" diye niteledi ve destek oranının yüzde 60'a daha yakın olduğunu iddia etti (AFP)
ABD Başkanı Donald Trump, kasımdaki ara seçimler öncesinde onay oranının düştüğünü gösteren anketleri "yalan" diye niteledi ve destek oranının yüzde 60'a daha yakın olduğunu iddia etti (AFP)
TT

Donald Trump, onay oranının yüzde 60'larda olduğunda ısrarcı

ABD Başkanı Donald Trump, kasımdaki ara seçimler öncesinde onay oranının düştüğünü gösteren anketleri "yalan" diye niteledi ve destek oranının yüzde 60'a daha yakın olduğunu iddia etti (AFP)
ABD Başkanı Donald Trump, kasımdaki ara seçimler öncesinde onay oranının düştüğünü gösteren anketleri "yalan" diye niteledi ve destek oranının yüzde 60'a daha yakın olduğunu iddia etti (AFP)

ABD Başkanı Donald Trump, kasımdaki ara seçimler öncesinde onay oranının düştüğünü gösteren anketleri reddetti. Trump, Amerikalıların kendisine verilen desteğin yüzde 60'a daha yakın olduğu yönündeki açıklamasına güvenmesi gerektiğinde ısrar etti.

The Washington Examiner'dan Byron York'a cumartesi günü yayımlanan bir röportaj veren Trump, RealClearPolitics'in ortalama verilerine ilişkin bir soru üzerine anket sonuçlarını "yalan" diye niteledi. Sözkonusu veriler Amerikalıların yüzde 38,8'inin görevdeki performansını onayladığını, yüzde 60,4'ünün ise onaylamadığını gösteriyordu.

Trump, "Bu sonuç yalan" dedi.

York'un, gerçek onay oranının ne olduğunu düşündüğünü sorması üzerine Trump, mevcut rakamları reddetti ve destek oranının çok daha yüksek olduğunu savundu.

Trump, "Görev onayımın 37, 38 olduğunu mu söylüyorlar?" diye sordu.

Benim oranım 38 değil.

Trump sözlerine şöyle devam etti:

Kimsenin beni yenebileceğine inanmıyorum. Eğer ihtiyaç duysaydım, ki duymuyorum, yüzde 60 olduğunu düşünüyorum.

Trump, Cumhuriyetçi seçmenler ve MAGA (Amerika'yı Yeniden Harika Yap) tabanı arasındaki güçlü desteğini, daha yüksek onay oranına kanıt olarak gösterdi. Ancak ulusal çapta yapılan anketler, başkanın durumuna dair sürekli daha olumsuz bir tablo ortaya koyuyor.

16-19 Ekim'de gerçekleştirilen Reuters/Ipsos anketi, katılımcıların yüzde 34'ünün Trump'ın performansını onayladığını, yüzde 65'inin ise onaylamadığını gösterdi. Pew Araştırma Merkezi'nin 28 Eylül-4 Ekim'de yaptığı bir başka anket ise Amerikalıların sadece yüzde 30'unun Trump'ın performansını onayladığını, yüzde 68'inin ise onaylamadığını ortaya koydu.

 Bu hafta yayımlanan ayrı bir New York Times/Siena College anketinde ise Trump'ın onay oranı yüzde 34 olarak ölçüldü. Gazete bunun 1946'da Harry Truman'ın kaydettiği yüzde 33'lük orandan bu yana ara seçimlere yaklaşan bir başkan için görülen en düşük seviye olduğunu belirtti.

Trump'ın anket verilerini reddetmesi, The New York Times'la anket şirketi Wedgewood Research arasında yaşanan tartışmaların gölgesinde gerçekleşti. Wedgewood Research, sosyal deney kapsamında uydurma anket verileri ürettiğini itiraf etmişti. Gazete, Trump'ın görevdeki onay oranını hesaplarken tartışmalı anketleri kullanmadığını belirtti.

vfgbhnmjk
Yakın tarihli Reuters/Ipsos anketi, Trump'ın görev performansına onay verenlerin oranının yalnızca yüzde 34 olduğunu ortaya koydu (Reuters)

Trump hâlâ popüler olduğu iddiasını desteklemek için CNN'in baş veri analisti Harry Enten'in yaptığı ve başkanın MAGA Cumhuriyetçileri arasındaki desteğinin yüzde 100'e yakın olduğunu gösteren analize işaret etti. Enten, Trump'ın 2024 seçimlerinde MAGA Cumhuriyetçilerinin oylarının yüzde 99'unu aldığını ve eylülde bu grup içinde yüzde 98'lik onay oranına sahip olduğunu bildirmişti.

Trump, "Sanırım şu an yüzde 60'lardayımdır. Cumhuriyetçi Parti içinde ise çok daha yüksektir. Ona o yüzde 99'luk oranı gösterin. Gördünüz mü?" dedi.

Bununla birlikte Enten, Trump'ın enflasyon konusundaki net onay oranının 2024'te +8 puanken, ara seçimler öncesinde -45 puana düştüğünü de tespit etmişti.

Bu hafta Enten, bir Reuters/Ipsos anketinin Trump’ın onay oranını yüzde 31 olarak göstermesinin ardından başkanın anketlerdeki durumunu "tam bir Trump felaketi" diye tanımlamıştı. Bu oran Trump'ın iki başkanlık döneminde kaydedilen en düşük seviye.

Olumsuz rakamlara rağmen Trump, Cumhuriyetçi seçmenler arasındaki desteğini yansıtan anketleri nedeniyle Enten ve CNN'i övmeyi sürdürdü.

Trump, "İtiraf etmeliyim ki benim hakkımda gerçekten güzel anketler yaptılar. Eğer CNN bu tür anketler yapmaya devam ederse, onları giderek daha çok seveceğim" dedi.

Independent Türkçe