Gazze’deki savaş ve dünya savaşlarının yıl dönümü

Gazze Savaşı ve uluslararası krizlerin çağrışımları

Gazze Şeridi'nin güneyindeki Han Yunus'ta yıkılmış binaların yanındaki dar bir sokakta yürüyen Filistinliler, 11 Haziran 2024 (AFP)
Gazze Şeridi'nin güneyindeki Han Yunus'ta yıkılmış binaların yanındaki dar bir sokakta yürüyen Filistinliler, 11 Haziran 2024 (AFP)
TT

Gazze’deki savaş ve dünya savaşlarının yıl dönümü

Gazze Şeridi'nin güneyindeki Han Yunus'ta yıkılmış binaların yanındaki dar bir sokakta yürüyen Filistinliler, 11 Haziran 2024 (AFP)
Gazze Şeridi'nin güneyindeki Han Yunus'ta yıkılmış binaların yanındaki dar bir sokakta yürüyen Filistinliler, 11 Haziran 2024 (AFP)

Elie el Kaşif

ABD Başkanı Joe Biden’ın Gazze için ateşkes teklifi, muhtemelen Ramazan ayı arifesinde ateşkes ve esir takası anlaşması amacıyla yapılan, ancak tökezleyip başarısızlıkla sonuçlanan müzakerelerle aynı kaderi paylaşacak gibi görünüyor. ABD yönetiminin ister doğrudan İsrail'e ister Arap ülkeleri aracılığıyla Hamas’a olmak üzere savaşan taraflara yönelik tüm baskılarına rağmen, kendisi de bunu öngörmeye ve işaret etmeye başladı. ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken savaşın başlamasından bu yana bölgeye gerçekleştirdiği sekizinci ziyarette bunu yapmaya çalışsa da şimdiye kadar pek başarılı olamadı.

Ne zaman savaşın müzakereler yoluyla durdurulabileceğine dair bir umut doğsa, bu müzakerelerin başarısızlıkla sonuçlanacağına dair kötümser bir rüzgâr esmeye başlıyor. Eğer müzakere girişimi bu kez de başarısız olursa, karamsarlık geçen seferkinden daha da yoğun olacak. Teklif, gerek müzakerelerin başarısız olması ve İsrail ile Hamas'ın Biden'ın teklifine yanıt vermemesi bakımından, gerek savaşın doğrudan tarafları olan Hamas ve İsrail'in, özellikle de Binyamin Netanyahu ve Yahya Sinvar'ın hesapları bakımından gerekse özellikle önümüzdeki kasım ayında yapılması planlanan ABD seçimlerinin arifesinde bölgesel ve uluslararası sahnedeki kaos bakımından İsrail'in Gazze Şeridi'ne yönelik savaşının en karmaşık hale geldiği zor bir zamanda ortaya atıldı. Bu da haftalardır hatta aylardır konuşulan Hamas ve İsrail arasındaki yıpratma savaşının aslında bölgesel ve uluslararası bir çatışmanın yansıması olup olmadığı, yani bölgesel ve uluslararası tarafların kendi hesapları için mi bu çatışmayı derinleştirmeye çalıştıkları ya da söz konusu uluslararası tarafların başında gelen ABD’yi bu savaşta boğmak, dikkatini dağıtmak ve çözümsüzlüğe itmeye mi çalışıldığı gibi önemli bir soruyu gündeme getiriyor.

Aslında, Rusya-Ukrayna savaşıyla ilgili sahada ve siyaset sahnesinde yaşanan gerilim, Doğu Avrupa'daki gelişmeleri Filistin topraklarındaki çatışmayla ilişkilendirmeye giderek daha fazla itiyor. Çünkü ABD ve Batı ülkelerinin her iki bölgede de var olması, rakiplerinin bu savaşlara katılmaları için net bir davet anlamına geliyor. Eğer Rusya Avrupa'daki savaşın tarafı ise Gazze’deki savaşta rolü ne olacak? Ya da Hizbullah ve İsrail arasındaki cephede nasıl bir rol üstlenecek? Aksa Tufanı Operasyonu'na ilişkin bazı geç okumalar, Moskova'nın bu operasyona yakından ya da uzaktan müdahil olmuş olma ihtimalini sorgulasa da elbette net cevaplara ulaşamadı. Şu sıralar sorular, Rusya'nın Ukrayna savaşındaki hesapları ya da başta Çin olmak üzere diğer ülkeler arasında yeni bir uluslararası düzen inşa etme girişimleri bağlamında, savaşı uzatma ve ABD'yi bu savaşla meşgul etme konusundaki çıkarları üzerinde yoğunlaşıyor. Dolayısıyla, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin'in Gazze’deki savaşın patlak vermesinin bir nedeni olarak gördüğü ABD’nin Ortadoğu'daki başarısızlığı, ABD liderliğindeki liberal uluslararası düzenin parçalanmasına yol açıyor.

Gazze’deki savaştan nasıl çıkılacağı ve ‘ertesi günü’ belirsizliğini korurken Ortadoğu’da bu savaşın ortaya çıkardığı yeni bir soğuk savaş biçimiyle karşı karşıya olabiliriz.

Ancak Rusya ile ilgili soruların sorulması, kaçınılmaz olarak Çin ile ilgili sorular da sorulması anlamına geliyor. Pekin, Moskova’nın aksine çatışmaya doğrudan müdahil olmasına dair herhangi bir sinyal vermiyor. Putin geçtiğimiz hafta, Batılı ülkelerin Ukrayna’yı silahlandırmasına ve Rusya'ya saldırmasına izin vermesine karşılık, Moskova'nın dünyanın dört bir yanındaki ABD karşıtı grupları desteklemeye hazır olduğunu söylemişti. Bu da İran ile silah anlaşmaları yapmaya ya da bölgedeki İran yanlısı grupları doğrudan ya da Tahran üzerinden silahlandırmaya hazır olduğu şeklinde yorumlandı. Hizbullah'a yakın çevreler Moskova ile ilişkilerinin şu an her zamankinden daha güçlü olduğundan bahsediyor. Peki, bu Rusya'nın Hizbullah'a silah ya da teknoloji sağladığı anlamına mı geliyor? Her halükârda özellikle Ukrayna ve genel olarak Avrupa kıtasının güvenliği konusunda ABD ve Batı ülkeleri ile derinleşen çatışması çerçevesinde, Rusya'nın Gazze’deki savaşa müdahil olmuş olabileceğinden endişe duymak gerekiyor.

Son yıllarda İsrail, Körfez Arap ülkeleri ve İran'la birlikte bölgedeki varlığının kapsamını genişleten Çin ise Filistin'deki bölünmüşlüğün tarafları olan Fetih Hareketi (El Fetih) ve Hamas Hareketi arasında uzlaşı sağlayama çalışarak ve Filistinliler ile İsrail arasındaki çatışmayı çözmek için uluslararası konferans çağrısında bulunarak, savaşa diplomatik bir pencereden bakıyor.

svdfbgnh
Ürdün'ün ev sahipliğinde yapılan “Eylem Çağrısı: Gazze'ye Acil İnsani Müdahale” konulu Ölüdeniz Konferansı'na katılan ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken (ortada) sağında Arap Birliği Genel Sekreteri Ahmed Ebu Gayt ile, 11 Haziran 2024 (AFP)

Gazze Şeridi’ndeki savaşın büyük resmi böyle, ancak uluslararası ve bölgesel ittifakların karmaşıklığı ve çakışmaları çerçevesinde, uluslararası ve bölgesel safların daha açık dizildiği Soğuk Savaş dönemindeki durumun aksine, bugün bölgedeki ve dünyadaki tüm ülkeler ilişkilerini ve ittifaklarını mümkün olduğunca genişletmeye çalışıyor. Bu ise bölgedeki uluslararası rekabetin, özellikle de günümüzün iki büyük kutbu olan ABD ve Çin arasındaki rekabetin ek bir nedeni haline geliyor. Hem ABD hem de Çin, İsrail'den Körfez ülkelerine ve İran'a kadar bölgedeki diğer ülkelerle ilişkilere sahip. Dolayısıyla Gazze’deki savaştan nasıl çıkılacağı ve ‘ertesi günü’ belirsizliğini korurken, Ortadoğu’da bu savaşın ortaya çıkardığı yeni bir soğuk savaş biçimiyle karşı karşıya olabiliriz.

Fakat savaşı çevreleyen bu uluslararası sahne tek başına savaşın gelişimini ve geleceğini açıklamaya yetmiyor. Zira yerel aktörlerin, Hamas ve İsrail'in, özellikle de Sinvar ve Netanyahu'nun hesapları, çatışmanın geleceği üzerinde çok etkili ve hatta belirleyici. İran’ın Dini Lideri Ali Hamaney'in geçtiğimiz günlerde Hamas Hareketi’ne Biden'ın teklifini kabul etmemesi yönünde yaptığı dolaylı çağrıdan da anlaşılacağı üzere, İran'ın Hamas'ın önemli bir destekçisi olarak savaştaki varlığı, hatta onun tercihlerini yönlendirmesi göz ardı edilemez. Tüm bu aktörlerin, Gazze Şeridi'ndeki savaşta yaşanan gelişmelerin de kanıtladığı üzere, başta bölgedeki başlıca uluslararası aktör olan ABD olmak üzere, savaştaki başlıca ülkelerin çıkarlarını ve tedbirlerini dikkate aldıklarına hiç şüphe yok.

Gazze’deki savaş da dahil olmak üzere bölgedeki olayların çoğu, ABD’nin bölgedeki yeni mühendisliğinin bir parçası olarak, ABD-Suudi Arabistan anlaşması etrafında dönüyor.

Nihayetinde ister müttefikleri ister muhalifleri tarafından olsun, tüm yerel, bölgesel ve uluslararası hesaplar ABD ve onun yakın ve uzak hedefleri etrafında dönüyor. Hamas, İran ve Hizbullah, İsrail ile ABD arasındaki anlaşmazlıkların ve bu anlaşmazlıkların merkezinde yer alan ABD’nin bölgedeki önceliklerinin üzerine bahis oynuyorlar. Biden yönetimi, ABD'nin Doğu Avrupa, Pasifik ya da Çin Denizi gibi önemli uluslararası çatışma bölgelerine yeniden odaklanmasıyla ilgili jeopolitik nedenlerinin yanı sıra Gazze’deki savaşta İsrail'i desteklediği ve gönderdiği çok sayıda silahla on binlerce Filistinli sivilin ölümüne neden olduğu için seçimlerde ABD’lilerin kendisine yönelik tepkisini hafifletmek gibi sebeplerden ötürü üç aşamalı ateşkes anlaşmasının imzalanması için acele ediyor.

xscdvfbg
İsrailli rehinelerin aileleri, Blinken’ın Tel Aviv ziyaretine denk gelecek şekilde, rehinelerin derhal serbest bırakılması talebiyle protesto gösterisi düzenledi 11 Haziran 2024 (Reuters)

Öte yandan Gazze'deki ateşkes, Washington ile Riyad arasında bir savunma anlaşmasından oluşan ve Washington'ın İsrail'i Suudi Arabistan ile normalleşme anlaşması yoluyla bölgeye daha fazla entegre etme çabaları çerçevesinde Tel Aviv'in de katılabileceği, ancak Tel Aviv'in Riyad'ın talep ettiği gibi iki devletli bir çözüm ile ilgili somut adımlar atmasına bağlı olan, ABD himayesinde ‘bölgesel bir yapı’ inşa etmeye doğru ilerliyor. Dolayısıyla, Gazze’deki savaş da dahil olmak üzere bölgedeki olayların çoğu, ABD’nin bölgedeki yeni mühendisliğinin bir parçası olarak ABD-Suudi Arabistan anlaşması etrafında dönüyor. Bu sebeple, İran’ın Dini Lideri Ali Hamaney’in kısa süre önce Aksa Tufanı Operasyonu’nu, bölgedeki denklemleri değiştirmeye yönelik bir Amerikan projesini engellediğini söyleyerek övmesi kimseyi şaşırtmadı.

Hamas Hareketi’nin Gazze’deki lideri Yahya Sinvar'ın özellikle de esir kartını elinde tuttuğu sürece, elinde kalanlarla savaşmaya devam etme isteğine ilişkin kendi hesaplarıyla kesiştiğinde İran'dan gelen sinyalleri aldığına şüphe yok. İşte şimdi Washington ona ABD vatandaşı olan rehineler için arada İsrail olmadan müzakere etme teklifinde bulunuyor. Sinvar’ın sadece iki seçeneği var. Ya İsrail, uluslararası tarafların garantörlüğünde kalıcı bir ateşkesi kabul edecek ya da savaşmaya devam edecek. Şimdiye kadar bu iki seçenek dışında üçüncü bir seçeneği kabul etmeye istekli görünmedi. Sinvar'ın tutumunun, özellikle Hamas’ın Doha'daki lider kadrosuna uygulanan baskı çerçevesinde bir bütün olarak Hamas'ın tutumu olup olmadığı da tartışmalı bir konu. Ancak İran Hamas'ın ana şemsiyesi olmaya devam ediyor. Bu da Hamas'ın genel tutumunu anlamada önemli bir unsur.

Netanyahu'nun siyasi ve şahsi hesapları, Washington ile ilişkilerinin sınırları ve koşulları da dahil olmak üzere savaştaki seçeneklerini belirlemede önemli rol oynuyor.

İsrail'e ve özellikle Netanyahu'ya gelince; Netanyahu, iki devletli bir çözümü kabul etmeye hazır değil. Çünkü böyle bir durum onu hükümetinin düşmesi ve aşırı sağın yeri doldurulamaz desteğini kaybetmesi tehdidiyle karşı karşıya bırakacaktır. Yani ya hem Filistinlilerle savaşı hem de İsrail içindeki siyasi çatışmayı kazanarak ikisi de kazanacak ya da ikisini birden kaybedecek. Tecrübeli bir siyasetçi olan Netanyahu, İsrail'deki siyasi ve demografik geleceğin özellikle savaş sonrasında aşırı sağcı eğilimlerden yana olduğunu çok iyi biliyor. Bu nedenle önceliklerinin, görev süresi sona ermekte olan Biden yönetimiyle ilişkileri pahasına da olsa aşırı sağcı akımların kendisine olan desteğini sürdürmek olması gerektiğini bilen Bibi (Netanyahu), İsrail sağının değirmenine su taşıyan Donald Trump'ın seçimleri kazanması üzerine de bahis oynuyor olabilir. Nihayetinde Netanyahu'nun siyasi ve şahsi hesapları, Washington'la ilişkinin sınırları ve koşulları da dahil olmak üzere savaştaki seçeneklerini belirlemede önemli rol oynuyor. İsrail sağının anlatısı, Biden'ın İsrail'e yardım etmek yerine, onu bölgeye yönelik projesinin bir parçası olarak kullandığı yönünde ve bu da elbette Netanyahu ve danışmanları tarafından çok iyi biliniyor.

Tüm bu üst üste binen uluslararası, bölgesel ve yerel sahneler açısından Gazze’deki savaştan çıkış yolunu hayal etmek daha da zorlaşıyor. O halde bölge uzun bir ‘yıpratma savaşına’ mı hazırlanmalı? Nihayetinde böyle bir savaşın bedelini öncelikle Filistinli siviller, ikinci olarak da Lübnan'da, Suriye'de, hatta biraz daha uzaktaki Irak'ta olsun, uzun savaşlara alışkın olan ‘Bereketli Hilalin’ halkları ödeyecek.



FBI Direktörü, ajanlarını UFC dövüşçülerinin eğitmesini istiyor

ABD Başkanı Donald Trump'ın Beyaz Saray'daki UFC temalı doğum günü kutlamasına katılan FBI Direktörü Kash Patel, özel ajanlara karma dövüş sanatları tekniklerini öğretmeleri için Dana White'ın UFC antrenörlerini getirmeye yönelik bir girişim başlattı (AFP)
ABD Başkanı Donald Trump'ın Beyaz Saray'daki UFC temalı doğum günü kutlamasına katılan FBI Direktörü Kash Patel, özel ajanlara karma dövüş sanatları tekniklerini öğretmeleri için Dana White'ın UFC antrenörlerini getirmeye yönelik bir girişim başlattı (AFP)
TT

FBI Direktörü, ajanlarını UFC dövüşçülerinin eğitmesini istiyor

ABD Başkanı Donald Trump'ın Beyaz Saray'daki UFC temalı doğum günü kutlamasına katılan FBI Direktörü Kash Patel, özel ajanlara karma dövüş sanatları tekniklerini öğretmeleri için Dana White'ın UFC antrenörlerini getirmeye yönelik bir girişim başlattı (AFP)
ABD Başkanı Donald Trump'ın Beyaz Saray'daki UFC temalı doğum günü kutlamasına katılan FBI Direktörü Kash Patel, özel ajanlara karma dövüş sanatları tekniklerini öğretmeleri için Dana White'ın UFC antrenörlerini getirmeye yönelik bir girişim başlattı (AFP)

FBI ajanları yakında, ABD Başkanı'nın en sevdiği spor dallarından birindeki sporculardan yeni bir eğitim alma fırsatı bulabilir.

Direktör Kash Patel'in özel ajanlara karma dövüş sanatları tekniklerini öğretmeleri için Dana White'ın UFC antrenörlerini getirmek için girişimde bulunduğu bildirildi.

Eylülde yayımlanan kurum belgesine göre Başkan Donald Trump'ın Beyaz Saray'daki UFC temalı doğum günü kutlamasına katılan Patel, ajanlara yönelik "taktiksel savunma teknikleri" eğitimi verilmesi için UFC'yle bir yıllık ve "tek tedarikçili" bir sözleşme yapmaya çalışıyor.

İlk olarak MS NOW tarafından haberleştirilen belgede, "Eğitimin amacı, yüksek riskli durumlarda özel ajanlar için hayati önem taşıyan fiziksel dövüş becerilerini, zihinsel dayanıklılığı ve taktiksel farkındalığı geliştirmektir" ifadesi yer alıyor. Tahmini tutar belgede gizlendiği için sözleşmenin değeri bilinmiyor.

UFC'nin başkanı White, uzun zamandır Trump'ın dostu. Başkan yıllar boyunca çok sayıda UFC maçına katıldı, hatta haziranda Amerika'nın 250. kuruluş yıldönümünü ve kendi 80. yaş gününü kutlamak amacıyla "Octagon"u Beyaz Saray'ın Güney Çimliği'ne getirtti. Patel de bu sporun bir hayranı ve çeşitli etkinliklerde görülmüştü.

FBI, belgesinde UFC'nin bu eğitimi vermek için "eşsiz bir yetkinliğe" sahip olduğunu belirtti ve antrenörlerin "vuruş teknikleri, boğuşma/yere indirme, silahlı saldırıya karşı savunma, yerde kontrol ve FBI'ın beklediği ve talep ettiği standartlarda kondisyon sağlama" konularındaki becerilerine dikkat çekti.

Önerilen bu anlaşma, federal sözleşmeler için normalde gerekli olan ihale sürecini devre dışı bırakacak. Bu, Trump yönetiminin geçmişte de başvurduğu bir yöntem.

The New York Times'ın hazirandaki haberine göre, Lincoln Anıtı Yansıma Havuzu'nun başarısızlıkla sonuçlanan yenileme çalışmaları sırasında Ulusal Park Hizmetleri, su arıtma sistemi kurma işini Ohio merkezli Greenwater Services'a ihalesiz vermişti. Trump'a bağış yapan bir kişiyle bağlantısı bulunan şirketle 1,7 milyon dolarlık sözleşme imzalanmıştı. Proje tamamlandıktan sadece birkaç gün sonra, havuzdaki su yosun patlaması nedeniyle yeşile dönmüştü.

FBI yeni ortaya çıkan bir belgede, önerilen sözleşmenin bir yıllık süresinin "daha fazla pazar araştırması yapılmasına ve tedarikçilerin bu gereksinimi karşılama konusunda daha donanımlı hale gelmesine olanak tanıyacağını" belirtti.

İleride oluşturulacak uzun vadeli sözleşme ise rekabete dayalı bir temelde hazırlanacak.

The Independent, önerilen anlaşmayla ilgili yorum almak üzere FBI'la temasa geçti.

FBI, UFC'yle daha önce de çalışmıştı.

UFC, martın başında yaptığı duyuruda mevcut ve eski sporcularının o hafta Quantico'yu ziyaret ederek, FBI Özel Ajan Akademisi öğrencileri ve dünyanın dört bir yanından gelen üst düzey FBI personeli için iki günlük bir eğitim semineri vereceklerini açıklamıştı.

Patel o dönemde yaptığı açıklamada, "Bu, FBI ajanlarımızın yeryüzündeki en iyi sporculardan bazılarıyla birlikte öğrenip antrenman yapmaları ve böylece dünyanın önde gelen kolluk kuvvetinin Amerikan halkını koruma konusunda daha da hazırlıklı olmasına katkı sağlamaları adına muazzam bir fırsat" demişti.

Dana White karma dövüş sanatları sektöründe kuralları yeniden yazdı. Kendisiyle, ekibindeki profesyonellerle ve UFC'yle birlikte çalışmaktan büyük onur duyuyoruz. Ülkemize duydukları ortak sevgi ve bu sayede onu daha iyi savunabilmemize sağladıkları katkı için kendilerine minnettarız.

Independent Türkçe


Donald Trump, Kamala Harris'in dış görünüşüyle dalga geçti

ABD Başkanı Donald Trump, cumartesi günü Tennessee'nin Clarksville kentindeki seçim mitinginde eski Başkan Yardımcısı Kamala Harris'e alaycı bir şekilde "güzel" dedi ve bu sözler bazı kadın destekçileri güldürdü (Reuters)
ABD Başkanı Donald Trump, cumartesi günü Tennessee'nin Clarksville kentindeki seçim mitinginde eski Başkan Yardımcısı Kamala Harris'e alaycı bir şekilde "güzel" dedi ve bu sözler bazı kadın destekçileri güldürdü (Reuters)
TT

Donald Trump, Kamala Harris'in dış görünüşüyle dalga geçti

ABD Başkanı Donald Trump, cumartesi günü Tennessee'nin Clarksville kentindeki seçim mitinginde eski Başkan Yardımcısı Kamala Harris'e alaycı bir şekilde "güzel" dedi ve bu sözler bazı kadın destekçileri güldürdü (Reuters)
ABD Başkanı Donald Trump, cumartesi günü Tennessee'nin Clarksville kentindeki seçim mitinginde eski Başkan Yardımcısı Kamala Harris'e alaycı bir şekilde "güzel" dedi ve bu sözler bazı kadın destekçileri güldürdü (Reuters)

ABD Başkanı Donald Trump, Tennessee'deki mitingde Kamala Harris'in dış görünüşünü hedef alarak eski başkan yardımcısına alaycı bir tavırla "güzel" dedi. Bu sırada arkasında duran kadın MAGA destekçisi kadınlar da bu aşağılayıcı şakaya gülerek eşlik etti.

Trump, cumartesi günü Tennessee'deki Cumhuriyetçi adaylar için düzenlenen ara seçim mitinginde, her zamanki tarzıyla hazırladığı konuşma metninin dışına çıkarak, Kovid-19 pandemisi sırasında Harris ve eski Başkan Joe Biden'ın gerçekleştirdiği seçim mitinglerini hatırlattı.

Trump, "O güzel Kamala'yı hatırlıyor musunuz? Birisi onun çok güzel olduğunu söylemişti. Gerçekten mi?" diyerek espri yaptı.

Trump'ın arkasındaki bazı kadınlar bu söze kahkahalarla güldü. İçlerinden biri Harris'e yönelik hoşnutsuzluğunu başparmağını aşağı çevirerek gösterirken, bir diğeri de şiddetle başını iki yana salladı.

Trump, Harris'in dış görünüşü hakkında defalarca yorum yaptı. Zaman zaman ona "güzel" derken, ardından 2024 başkanlık seçimindeki rakibinden daha iyi göründüğünü iddia etti.

Ağustos 2024'te Elon Musk'la canlı yayımlanan sohbette Trump, Harris'in bir çiziminin yer aldığı Time dergisi kapağı üzerine konuşmuş ve onun dış görünüşünü incelemişti.

Trump, Musk'a, "Gelmiş geçmiş en güzel aktris gibi görünüyor. Aslında, harika bir First Lady olan Melania'ya çok benziyordu. Kamala gibi görünmüyordu" dedi.

Ama tabii ki o güzel bir kadın, o yüzden konuyu burada kapatalım, değil mi?

Bir haftadan kısa süre sonra Trump, Pensilvanya'daki mitingde konuya geri dönmüştü.

Trump tezahürat yapan kalabalığa, "Bir kadına asla güzel demeyin çünkü bu siyasi kariyerinizin sonu olur" demişti.

Ama ben çok daha iyi göründüğümü söylüyorum. Kamala'dan daha iyi görünen biriyim.

Trump, cumartesi günkü mitingin başka bir bölümünde eşi Melania Trump'tan da şikayet etti ve onun kendi konuşma tarzını onaylamadığını öne sürdü.

Eşim bunu yapmamdan nefret ediyor. Bunun 'hiç de zarif olmadığını' ve 'başkanlık makamına yakışmadığını' söylüyor. Ben de ona 'başkanlık makamına yakışmıyor olabilir ama seçimi açık ara farkla kazandım' dedim.

Trump, Melania'dan "çok zarif bir kadın" diye övgüyle söz ettikten sonra onun belgeseline geçti ve yapımın yılın bir numaralı filmi olduğunu iddia etti.

Üstelik bir numaralı film olması hoşuma gitmiyor. Nedenini biliyor musunuz? Bir ailede tek bir yıldıza yer vardır, bu yüzden benim böyle film işlerine ihtiyacım yok.

Independent Türkçe


Endonezya cami hoparlörlerini deprem uyarı sistemine dönüştürüyor

Eylül 2018'de Endonezya'nın Palu kentinde yıkılan bir caminin enkazı… Palu depremi ve tsunamisinde 4 bin 340 kişi yaşamını yitirmişti (Mohd Rasfan / AFP)
Eylül 2018'de Endonezya'nın Palu kentinde yıkılan bir caminin enkazı… Palu depremi ve tsunamisinde 4 bin 340 kişi yaşamını yitirmişti (Mohd Rasfan / AFP)
TT

Endonezya cami hoparlörlerini deprem uyarı sistemine dönüştürüyor

Eylül 2018'de Endonezya'nın Palu kentinde yıkılan bir caminin enkazı… Palu depremi ve tsunamisinde 4 bin 340 kişi yaşamını yitirmişti (Mohd Rasfan / AFP)
Eylül 2018'de Endonezya'nın Palu kentinde yıkılan bir caminin enkazı… Palu depremi ve tsunamisinde 4 bin 340 kişi yaşamını yitirmişti (Mohd Rasfan / AFP)

Endonezya'da bilim insanları, cami hoparlörlerini deprem erken uyarılarının halka iletilmesinde kullanmak için çalışıyor.

Camilerin ülke genelinde yaygın olması, bu yöntemin tercih edilmesindeki en önemli etkenlerden biri. Özellikle uzak yerleşimlerde mevcut hoparlör altyapısından yararlanılması, yeni bir duyuru ağı kurma ihtiyacını azaltabilir.

Araştırmacılar, cep telefonu şebekelerinin afet sırasında aksayabileceğine de dikkat çekiyor. Cami hoparlörleri, mobil iletişimin kesintiye uğradığı veya yeterince güçlü olmadığı bölgelerde halka ulaşmak için alternatif bir kanal oluşturabilir.

Japonya ve Endonezya'nın ortak çalışması, başkent Cakarta'yı da kapsayan Cava Adası'nın batısına odaklanıyor. Projede sismik gözlem ağıyla yer hareketlerinin gerçek zamanlı olarak tahmin edilmesi, uyarıların hızla iletilmesi ve halkın bu uyarılar doğrultusunda gerekli önlemleri almasını sağlayacak yöntemlerin geliştirilmesi amaçlanıyor.

Guardian'ın haberine göre, bazı camiler sismik sensör ağına bağlandı. Ancak sistem henüz prototip aşamasında ve halka deprem uyarısı vermeye başlamadı.

Japonya Bilim ve Teknoloji Ajansı'nın (JST) yayımladığı proje bilgilerinde, uyarıların iletilmesinde camilerden yararlanılacağı vurgulanıyor.

Beş yıllık araştırmanın Japonya tarafını Kyoto Üniversitesi Afet Önleme Araştırma Enstitüsü'nden Hiroshi Inoue, Endonezya tarafını ise Ulusal Araştırma ve İnovasyon Ajansı'ndan (BRIN) Andi Eka Sakya yönetiyor.

Çalışmaya Tokyo Üniversitesi, Endonezya Meteoroloji, Klimatoloji ve Jeofizik Kurumu (BMKG), Bandung Teknoloji Enstitüsü ve afet yönetimi kuruluşları da katılıyor.

Japonya'nın resmi kalkınma yardımı programından da destek alan araştırma, 2025'te Cava Adası'nın batısındaki üç eyalette başladı. Japan Times'ın aktardığına göre Endonezya, sistemi 2030'a kadar Cakarta ve bazı diğer bölgelerde denemeyi, ardından erken uyarı ağını ülke geneline yaymayı hedefliyor. Araştırmacılar bu kapsamda düşük maliyetli deprem gözlem cihazları da geliştiriyor.

Projenin Endonezya ayağını yöneten Andi Eka Sakya, 28 Temmuz'da Japonya'nın Kumamoto bölgesinde meydana gelen deprem sırasında ülkede bulunduğunu anlattı. Erken uyarının ardından televizyonlarda halka güvenlik önlemlerinin gösterildiğini ve panik yaşanmadığını belirten araştırmacı, Endonezya'da da benzer bir sistem kurmak istediklerini söyledi.

Proje yalnızca halka alarm vermekle sınırlı değil. Araştırmacılar, deprem tespit edildiğinde demiryolu seferlerinin ve fabrikalardaki makinelerin otomatik olarak durdurulmasını da hedefliyor. Böylece sarsıntı başlamadan önce alınacak önlemlerle olası hasarın azaltılması amaçlanıyor. Okul hoparlörleriyle radyo ve televizyon yayınlarının uyarı kanalı olarak kullanılması da proje kapsamında araştırılıyor.

Projenin bir başka hedefi de binaların deprem sırasındaki tepkilerine göre acil tahliye yönergeleri hazırlamak. JST, dünyadaki depremlerde can kayıplarının büyük bölümünün yapısal açıdan zayıf evlerin çökmesinden kaynaklandığına dikkat çekiyor.

Bu nedenle araştırmacılar, erken uyarıların yalnızca halka ulaştırılmasını değil, insanların bulundukları yapıların özelliklerine uygun biçimde hareket edebilmesini de sağlamaya çalışıyor.

Geliştirilecek yöntemlerin uygulamalı eğitimlerle halka aktarılması ve sistemin afetlerin etkisini azaltmada ne kadar başarılı olduğunun değerlendirilmesi planlanıyor.

Araştırmacılar, Endonezya'da edinilecek deneyimlerden daha sonra başka gelişmekte olan ülkelerde de yararlanılmasını amaçlıyor.

Independent Türkçe, Guardian, Japonya Bilim ve Teknoloji Ajansı (JST), Japan Times