Gazze’deki savaş ve dünya savaşlarının yıl dönümü

Gazze Savaşı ve uluslararası krizlerin çağrışımları

Gazze Şeridi'nin güneyindeki Han Yunus'ta yıkılmış binaların yanındaki dar bir sokakta yürüyen Filistinliler, 11 Haziran 2024 (AFP)
Gazze Şeridi'nin güneyindeki Han Yunus'ta yıkılmış binaların yanındaki dar bir sokakta yürüyen Filistinliler, 11 Haziran 2024 (AFP)
TT

Gazze’deki savaş ve dünya savaşlarının yıl dönümü

Gazze Şeridi'nin güneyindeki Han Yunus'ta yıkılmış binaların yanındaki dar bir sokakta yürüyen Filistinliler, 11 Haziran 2024 (AFP)
Gazze Şeridi'nin güneyindeki Han Yunus'ta yıkılmış binaların yanındaki dar bir sokakta yürüyen Filistinliler, 11 Haziran 2024 (AFP)

Elie el Kaşif

ABD Başkanı Joe Biden’ın Gazze için ateşkes teklifi, muhtemelen Ramazan ayı arifesinde ateşkes ve esir takası anlaşması amacıyla yapılan, ancak tökezleyip başarısızlıkla sonuçlanan müzakerelerle aynı kaderi paylaşacak gibi görünüyor. ABD yönetiminin ister doğrudan İsrail'e ister Arap ülkeleri aracılığıyla Hamas’a olmak üzere savaşan taraflara yönelik tüm baskılarına rağmen, kendisi de bunu öngörmeye ve işaret etmeye başladı. ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken savaşın başlamasından bu yana bölgeye gerçekleştirdiği sekizinci ziyarette bunu yapmaya çalışsa da şimdiye kadar pek başarılı olamadı.

Ne zaman savaşın müzakereler yoluyla durdurulabileceğine dair bir umut doğsa, bu müzakerelerin başarısızlıkla sonuçlanacağına dair kötümser bir rüzgâr esmeye başlıyor. Eğer müzakere girişimi bu kez de başarısız olursa, karamsarlık geçen seferkinden daha da yoğun olacak. Teklif, gerek müzakerelerin başarısız olması ve İsrail ile Hamas'ın Biden'ın teklifine yanıt vermemesi bakımından, gerek savaşın doğrudan tarafları olan Hamas ve İsrail'in, özellikle de Binyamin Netanyahu ve Yahya Sinvar'ın hesapları bakımından gerekse özellikle önümüzdeki kasım ayında yapılması planlanan ABD seçimlerinin arifesinde bölgesel ve uluslararası sahnedeki kaos bakımından İsrail'in Gazze Şeridi'ne yönelik savaşının en karmaşık hale geldiği zor bir zamanda ortaya atıldı. Bu da haftalardır hatta aylardır konuşulan Hamas ve İsrail arasındaki yıpratma savaşının aslında bölgesel ve uluslararası bir çatışmanın yansıması olup olmadığı, yani bölgesel ve uluslararası tarafların kendi hesapları için mi bu çatışmayı derinleştirmeye çalıştıkları ya da söz konusu uluslararası tarafların başında gelen ABD’yi bu savaşta boğmak, dikkatini dağıtmak ve çözümsüzlüğe itmeye mi çalışıldığı gibi önemli bir soruyu gündeme getiriyor.

Aslında, Rusya-Ukrayna savaşıyla ilgili sahada ve siyaset sahnesinde yaşanan gerilim, Doğu Avrupa'daki gelişmeleri Filistin topraklarındaki çatışmayla ilişkilendirmeye giderek daha fazla itiyor. Çünkü ABD ve Batı ülkelerinin her iki bölgede de var olması, rakiplerinin bu savaşlara katılmaları için net bir davet anlamına geliyor. Eğer Rusya Avrupa'daki savaşın tarafı ise Gazze’deki savaşta rolü ne olacak? Ya da Hizbullah ve İsrail arasındaki cephede nasıl bir rol üstlenecek? Aksa Tufanı Operasyonu'na ilişkin bazı geç okumalar, Moskova'nın bu operasyona yakından ya da uzaktan müdahil olmuş olma ihtimalini sorgulasa da elbette net cevaplara ulaşamadı. Şu sıralar sorular, Rusya'nın Ukrayna savaşındaki hesapları ya da başta Çin olmak üzere diğer ülkeler arasında yeni bir uluslararası düzen inşa etme girişimleri bağlamında, savaşı uzatma ve ABD'yi bu savaşla meşgul etme konusundaki çıkarları üzerinde yoğunlaşıyor. Dolayısıyla, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin'in Gazze’deki savaşın patlak vermesinin bir nedeni olarak gördüğü ABD’nin Ortadoğu'daki başarısızlığı, ABD liderliğindeki liberal uluslararası düzenin parçalanmasına yol açıyor.

Gazze’deki savaştan nasıl çıkılacağı ve ‘ertesi günü’ belirsizliğini korurken Ortadoğu’da bu savaşın ortaya çıkardığı yeni bir soğuk savaş biçimiyle karşı karşıya olabiliriz.

Ancak Rusya ile ilgili soruların sorulması, kaçınılmaz olarak Çin ile ilgili sorular da sorulması anlamına geliyor. Pekin, Moskova’nın aksine çatışmaya doğrudan müdahil olmasına dair herhangi bir sinyal vermiyor. Putin geçtiğimiz hafta, Batılı ülkelerin Ukrayna’yı silahlandırmasına ve Rusya'ya saldırmasına izin vermesine karşılık, Moskova'nın dünyanın dört bir yanındaki ABD karşıtı grupları desteklemeye hazır olduğunu söylemişti. Bu da İran ile silah anlaşmaları yapmaya ya da bölgedeki İran yanlısı grupları doğrudan ya da Tahran üzerinden silahlandırmaya hazır olduğu şeklinde yorumlandı. Hizbullah'a yakın çevreler Moskova ile ilişkilerinin şu an her zamankinden daha güçlü olduğundan bahsediyor. Peki, bu Rusya'nın Hizbullah'a silah ya da teknoloji sağladığı anlamına mı geliyor? Her halükârda özellikle Ukrayna ve genel olarak Avrupa kıtasının güvenliği konusunda ABD ve Batı ülkeleri ile derinleşen çatışması çerçevesinde, Rusya'nın Gazze’deki savaşa müdahil olmuş olabileceğinden endişe duymak gerekiyor.

Son yıllarda İsrail, Körfez Arap ülkeleri ve İran'la birlikte bölgedeki varlığının kapsamını genişleten Çin ise Filistin'deki bölünmüşlüğün tarafları olan Fetih Hareketi (El Fetih) ve Hamas Hareketi arasında uzlaşı sağlayama çalışarak ve Filistinliler ile İsrail arasındaki çatışmayı çözmek için uluslararası konferans çağrısında bulunarak, savaşa diplomatik bir pencereden bakıyor.

svdfbgnh
Ürdün'ün ev sahipliğinde yapılan “Eylem Çağrısı: Gazze'ye Acil İnsani Müdahale” konulu Ölüdeniz Konferansı'na katılan ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken (ortada) sağında Arap Birliği Genel Sekreteri Ahmed Ebu Gayt ile, 11 Haziran 2024 (AFP)

Gazze Şeridi’ndeki savaşın büyük resmi böyle, ancak uluslararası ve bölgesel ittifakların karmaşıklığı ve çakışmaları çerçevesinde, uluslararası ve bölgesel safların daha açık dizildiği Soğuk Savaş dönemindeki durumun aksine, bugün bölgedeki ve dünyadaki tüm ülkeler ilişkilerini ve ittifaklarını mümkün olduğunca genişletmeye çalışıyor. Bu ise bölgedeki uluslararası rekabetin, özellikle de günümüzün iki büyük kutbu olan ABD ve Çin arasındaki rekabetin ek bir nedeni haline geliyor. Hem ABD hem de Çin, İsrail'den Körfez ülkelerine ve İran'a kadar bölgedeki diğer ülkelerle ilişkilere sahip. Dolayısıyla Gazze’deki savaştan nasıl çıkılacağı ve ‘ertesi günü’ belirsizliğini korurken, Ortadoğu’da bu savaşın ortaya çıkardığı yeni bir soğuk savaş biçimiyle karşı karşıya olabiliriz.

Fakat savaşı çevreleyen bu uluslararası sahne tek başına savaşın gelişimini ve geleceğini açıklamaya yetmiyor. Zira yerel aktörlerin, Hamas ve İsrail'in, özellikle de Sinvar ve Netanyahu'nun hesapları, çatışmanın geleceği üzerinde çok etkili ve hatta belirleyici. İran’ın Dini Lideri Ali Hamaney'in geçtiğimiz günlerde Hamas Hareketi’ne Biden'ın teklifini kabul etmemesi yönünde yaptığı dolaylı çağrıdan da anlaşılacağı üzere, İran'ın Hamas'ın önemli bir destekçisi olarak savaştaki varlığı, hatta onun tercihlerini yönlendirmesi göz ardı edilemez. Tüm bu aktörlerin, Gazze Şeridi'ndeki savaşta yaşanan gelişmelerin de kanıtladığı üzere, başta bölgedeki başlıca uluslararası aktör olan ABD olmak üzere, savaştaki başlıca ülkelerin çıkarlarını ve tedbirlerini dikkate aldıklarına hiç şüphe yok.

Gazze’deki savaş da dahil olmak üzere bölgedeki olayların çoğu, ABD’nin bölgedeki yeni mühendisliğinin bir parçası olarak, ABD-Suudi Arabistan anlaşması etrafında dönüyor.

Nihayetinde ister müttefikleri ister muhalifleri tarafından olsun, tüm yerel, bölgesel ve uluslararası hesaplar ABD ve onun yakın ve uzak hedefleri etrafında dönüyor. Hamas, İran ve Hizbullah, İsrail ile ABD arasındaki anlaşmazlıkların ve bu anlaşmazlıkların merkezinde yer alan ABD’nin bölgedeki önceliklerinin üzerine bahis oynuyorlar. Biden yönetimi, ABD'nin Doğu Avrupa, Pasifik ya da Çin Denizi gibi önemli uluslararası çatışma bölgelerine yeniden odaklanmasıyla ilgili jeopolitik nedenlerinin yanı sıra Gazze’deki savaşta İsrail'i desteklediği ve gönderdiği çok sayıda silahla on binlerce Filistinli sivilin ölümüne neden olduğu için seçimlerde ABD’lilerin kendisine yönelik tepkisini hafifletmek gibi sebeplerden ötürü üç aşamalı ateşkes anlaşmasının imzalanması için acele ediyor.

xscdvfbg
İsrailli rehinelerin aileleri, Blinken’ın Tel Aviv ziyaretine denk gelecek şekilde, rehinelerin derhal serbest bırakılması talebiyle protesto gösterisi düzenledi 11 Haziran 2024 (Reuters)

Öte yandan Gazze'deki ateşkes, Washington ile Riyad arasında bir savunma anlaşmasından oluşan ve Washington'ın İsrail'i Suudi Arabistan ile normalleşme anlaşması yoluyla bölgeye daha fazla entegre etme çabaları çerçevesinde Tel Aviv'in de katılabileceği, ancak Tel Aviv'in Riyad'ın talep ettiği gibi iki devletli bir çözüm ile ilgili somut adımlar atmasına bağlı olan, ABD himayesinde ‘bölgesel bir yapı’ inşa etmeye doğru ilerliyor. Dolayısıyla, Gazze’deki savaş da dahil olmak üzere bölgedeki olayların çoğu, ABD’nin bölgedeki yeni mühendisliğinin bir parçası olarak ABD-Suudi Arabistan anlaşması etrafında dönüyor. Bu sebeple, İran’ın Dini Lideri Ali Hamaney’in kısa süre önce Aksa Tufanı Operasyonu’nu, bölgedeki denklemleri değiştirmeye yönelik bir Amerikan projesini engellediğini söyleyerek övmesi kimseyi şaşırtmadı.

Hamas Hareketi’nin Gazze’deki lideri Yahya Sinvar'ın özellikle de esir kartını elinde tuttuğu sürece, elinde kalanlarla savaşmaya devam etme isteğine ilişkin kendi hesaplarıyla kesiştiğinde İran'dan gelen sinyalleri aldığına şüphe yok. İşte şimdi Washington ona ABD vatandaşı olan rehineler için arada İsrail olmadan müzakere etme teklifinde bulunuyor. Sinvar’ın sadece iki seçeneği var. Ya İsrail, uluslararası tarafların garantörlüğünde kalıcı bir ateşkesi kabul edecek ya da savaşmaya devam edecek. Şimdiye kadar bu iki seçenek dışında üçüncü bir seçeneği kabul etmeye istekli görünmedi. Sinvar'ın tutumunun, özellikle Hamas’ın Doha'daki lider kadrosuna uygulanan baskı çerçevesinde bir bütün olarak Hamas'ın tutumu olup olmadığı da tartışmalı bir konu. Ancak İran Hamas'ın ana şemsiyesi olmaya devam ediyor. Bu da Hamas'ın genel tutumunu anlamada önemli bir unsur.

Netanyahu'nun siyasi ve şahsi hesapları, Washington ile ilişkilerinin sınırları ve koşulları da dahil olmak üzere savaştaki seçeneklerini belirlemede önemli rol oynuyor.

İsrail'e ve özellikle Netanyahu'ya gelince; Netanyahu, iki devletli bir çözümü kabul etmeye hazır değil. Çünkü böyle bir durum onu hükümetinin düşmesi ve aşırı sağın yeri doldurulamaz desteğini kaybetmesi tehdidiyle karşı karşıya bırakacaktır. Yani ya hem Filistinlilerle savaşı hem de İsrail içindeki siyasi çatışmayı kazanarak ikisi de kazanacak ya da ikisini birden kaybedecek. Tecrübeli bir siyasetçi olan Netanyahu, İsrail'deki siyasi ve demografik geleceğin özellikle savaş sonrasında aşırı sağcı eğilimlerden yana olduğunu çok iyi biliyor. Bu nedenle önceliklerinin, görev süresi sona ermekte olan Biden yönetimiyle ilişkileri pahasına da olsa aşırı sağcı akımların kendisine olan desteğini sürdürmek olması gerektiğini bilen Bibi (Netanyahu), İsrail sağının değirmenine su taşıyan Donald Trump'ın seçimleri kazanması üzerine de bahis oynuyor olabilir. Nihayetinde Netanyahu'nun siyasi ve şahsi hesapları, Washington'la ilişkinin sınırları ve koşulları da dahil olmak üzere savaştaki seçeneklerini belirlemede önemli rol oynuyor. İsrail sağının anlatısı, Biden'ın İsrail'e yardım etmek yerine, onu bölgeye yönelik projesinin bir parçası olarak kullandığı yönünde ve bu da elbette Netanyahu ve danışmanları tarafından çok iyi biliniyor.

Tüm bu üst üste binen uluslararası, bölgesel ve yerel sahneler açısından Gazze’deki savaştan çıkış yolunu hayal etmek daha da zorlaşıyor. O halde bölge uzun bir ‘yıpratma savaşına’ mı hazırlanmalı? Nihayetinde böyle bir savaşın bedelini öncelikle Filistinli siviller, ikinci olarak da Lübnan'da, Suriye'de, hatta biraz daha uzaktaki Irak'ta olsun, uzun savaşlara alışkın olan ‘Bereketli Hilalin’ halkları ödeyecek.



Libya ve Sudan'da yeni denklem: Paylaşım, petrol ve altın

Libya ve Sudan'da yeni denklem: Paylaşım, petrol ve altın
TT

Libya ve Sudan'da yeni denklem: Paylaşım, petrol ve altın

Libya ve Sudan'da yeni denklem: Paylaşım, petrol ve altın

İbrahim Hamidi

Libya ve Sudan birbirinden ayrı krizler değil. Son haftalarda yaşananlar, Washington'ın ve diğer aktörlerin bu iki ülkeyi nüfuz haritalarının, enerji ağlarının, altın madenlerinin, limanların, askeri üslerin iç içe geçtiği ve Trump'ın hızlı başarı arayışının da etkili olduğu birbiriyle bağlantılı bir dosya olarak ele almaya başladığına işaret ediyor.

Her iki ülkede de savaş aynı noktaya ‘ülkeyi birleştirebilecek bir galip yok, teslim olmaya hazır bir mağlup da yok’ noktasına ulaştı. Libya'da doğuda Halife Hafter'in liderliğindeki fiili otorite, batıda ise Abdulhamid ed-Dibeybe başkanlığındaki tanınmış hükümet bulunuyor. Sudan'da ise ordu devletin kalbini ve meşruiyetini elinde tutarken Hızlı Destek Kuvvetleri (HDK), Darfur'da ve batının geniş bölümlerinde nüfuzunu pekiştiriyor.

İçerideki tüm taraflar, dış uzantılara sahip. Aktörler jeopolitik haritada iç ittifaklar arıyor. Rusya, Suriye ve Ortadoğu'daki gerileyen nüfuzunu Kızıldeniz'de ve doğu Libya üzerinden Akdeniz'de kalıcı bir konuşlanma noktasıyla telafi etmeye çalışıyor. Bölgesel, Arap ve Avrupalı güçler arasında da nüfuz rekabeti sürüyor. Bu durum Bingazi, Trablus, Hartum, Darfur ve Port Sudan'ı Akdeniz'den Kızıldeniz'e ve Afrika Sahel kuşağına uzanan bir nüfuz ağının halkalarına dönüştürüyor.

ABD ise yıllarca Birleşmiş Milletler (BM) girişimleri, yerel teşebbüsler ve askeri çözüm bahisleriyle geçen bir sürecin ardından, hızlı zaferler arayan ve petrolde bir kapı ile uzlaşı kanalı gören Trump yönetimi aracılığıyla farklı bir yaklaşıma geçti. Bu yaklaşım, meşruiyet ve ihlal sorgulamasını bir kenara koyarak fiili otoriteleri tanımayı, ardından bunları askeri cepheler olarak sürdürmek yerine pay ve çıkar paylaşımına dönüştürmeyi esas alıyor.

ABD artık bir tarafın diğerine tam zaferini değil, stratejik çıkarları koruyacak bir istikrarı arıyor. Libya'da bu yaklaşım, ABD Başkanı Donald Trump'ın Özel Temsilcisi Massad Boulos'un yürüttüğü ve sızdırılan bilgilere göre Abdulhamid ed-Dibeybe'nin hükümet başkanlığında kalmasına karşılık Saddam Hafter’e Başkanlık Konseyi başkanlığının verilmesini, buna paralel olarak başta Ulusal Petrol Kurumu olmak üzere güvenlik ve ekonomi kurumlarının birleştirilmesinin sürdürülmesini öngören plan üzerinden şekilleniyor.

Buradan Mısır ve Türkiye’nin son hareketliliğini de anlamak mümkün. Yıllarca Hafter'i destekleyen Kahire, Trablus'a açılmaya başladı. Ankara ise yıllarca yalnızca Libya'nın batısını desteklemesinin ardından Akdeniz’deki enerji kaynakları ayrıcalıklarına Libya'nın doğusundan meşruiyet kazandırma umuduyla Bingazi ile doğrudan kanallar açtı.

Bu durum, Sudan'ın da Libya benzeri bir modele doğru gittiğini mi gösteriyor? Kesinlikle değil. Zira iki ülke arasında büyük farklar var. Öyle ki Sudan'daki toplumsal ve siyasi yaralar ise çok daha derin.

Eğer Libya girişiminin anahtarı enerjiyse Sudan'daki uzlaşının anahtarı çok daha karmaşık. Savaşın patlak vermesinden bu yana altın, Muhammed Hamdan 'Hâmidetî' Dagalu’nun lideri olduğu HDK’nın ekonomisinin belkemiğine ve askeri operasyonları ile bölgesel ilişkilerinin başlıca finansman kaynağına dönüştü. Buna karşın Abdulfettah el-Burhan liderliğindeki hükümet ve ordu devletin resmi kurumlarını, limanlarını ve başkenti kontrol ediyor. Bu kontrol, ulusal askeri kurumun meşruiyetine yatırım yapan Mısır ve Arap ülkelerinin desteğiyle güçleniyor.

Ancak bu, Sudan'ın Libya benzeri bir modele yöneldiği anlamına mı geliyor? Kesinlikle değil. İki ülke arasındaki büyük farklar var. Öyle ki Sudan'daki toplumsal ve siyasi yaralar çok daha derin. ABD’nin buradaki girişimi daha mütevazı ve çatışan taraflar arasında insani mübadeleler ve anlaşmalar düzeyinde kalıyor.

ABD politikasında önemli bir dönüşümle karşı karşıyayız. Artık önceliği önce devleti yeniden inşa etmek değil; bölünmeyi yönetmek, ardından devleti onun üzerine inşa etmeyi denemek oldu.

Mevcut göstergeler, uluslararası düşüncenin tek bir yöne doğru ilerlediğine yani fiili otoriteleri savaş araçlarından, kusurları ne olursa olsun yeni bir siyasi düzenin ortakları haline dönüştürdüğüne işaret ediyor.

ABD politikasında önemli bir dönüşümle karşı karşıyayız. Artık önceliği önce devleti yeniden inşa etmek değil; bölünmeyi yönetmek, ardından devleti onun üzerine inşa etmeyi denemek oldu. Massad Boulos'un Kuzey Afrika'da Libya'daki petrol düzenlemeleri için görüşmeler yaptığı sırada Trump'ın Doğu Akdeniz Özel Temsilcisi Tom Barrack da Amerikan şirketleri için petrol anlaşmalarını düzenlemek üzere Bağdat, Erbil ve Şam'daydı.

Bu, kesin çözümden çok pay paylaşımına, ideolojiden çok ekonomiye, anlaşmalardan çok pazarlıklara, ortaklıktan çok petrol ve toprak zenginliklerine dayanan bir yaklaşım. Bu unsurlar, Akdeniz'den Kızıldeniz'e uzanan acil uzlaşıların anahtarları olarak görülüyor.


Bryant: Körfez ülkeleriyle yapılan serbest ticaret anlaşması tarihi bir öneme sahip

İngiltere Ticaret Bakanı Chris Bryant, 20 Mayıs'ta varılan anlaşmanın ardından Körfez İşbirliği Konseyi Genel Sekreteri Casim el-Budeyvi ve heyet üyeleriyle birlikte toplu fotoğraf çektirdi (Reuters)
İngiltere Ticaret Bakanı Chris Bryant, 20 Mayıs'ta varılan anlaşmanın ardından Körfez İşbirliği Konseyi Genel Sekreteri Casim el-Budeyvi ve heyet üyeleriyle birlikte toplu fotoğraf çektirdi (Reuters)
TT

Bryant: Körfez ülkeleriyle yapılan serbest ticaret anlaşması tarihi bir öneme sahip

İngiltere Ticaret Bakanı Chris Bryant, 20 Mayıs'ta varılan anlaşmanın ardından Körfez İşbirliği Konseyi Genel Sekreteri Casim el-Budeyvi ve heyet üyeleriyle birlikte toplu fotoğraf çektirdi (Reuters)
İngiltere Ticaret Bakanı Chris Bryant, 20 Mayıs'ta varılan anlaşmanın ardından Körfez İşbirliği Konseyi Genel Sekreteri Casim el-Budeyvi ve heyet üyeleriyle birlikte toplu fotoğraf çektirdi (Reuters)

İngiltere Ticaret Bakanı Chris Bryant, Birleşik Krallık ile Körfez İşbirliği Konseyi (KİK) arasında varılan serbest ticaret anlaşmasının yalnızca ekonomik büyüklüğü açısından değil, KİK'in ilk kez G7 üyesi bir ülkeyle böyle bir anlaşma imzalayacak olması nedeniyle de tarihi önem taşıdığını söyledi.

Bryant, Şarku'l Avsat’a verdiği röportajda, anlaşmanın nihai imzaların atılmasının ardından yaklaşık bir yıl içinde, en geç ise 14 ay içerisinde yürürlüğe girebileceğini ifade etti.

İngiliz Bakan, hukuki inceleme sürecinin tamamlanmasının ardından anlaşmanın eylül veya ekim ayında imzalanmasını hedeflediklerini belirtti.

Bryant, anlaşmanın Birleşik Krallık ekonomisine yaklaşık 3,7 milyar sterlin tutarında ilave ticaret hacmi kazandırmasının beklendiğini, Körfez ülkeleri için de benzer düzeyde ekonomik katkı sağlayacağını öngördüklerini söyledi.

Anlaşmanın ekonomik yönünü ile birlikte sembolik önemine de dikkat çeken Bryant, bunun İran savaşıyla bağlantılı gerilimlerin ve "Tahran'ın Körfez'deki müttefiklerimize yönelik korkunç saldırılarının" ardından hassas bir dönemde imzalanacak olmasının ayrı bir anlam taşıdığını ifade etti.

Bryant ayrıca, anlaşmanın yalnızca gümrük vergilerinin düşürülmesini kapsamadığını; hizmet sektörü, dijital ekonomi ve yapay zekâ gibi alanları da içeren kapsamlı bir çerçeve sunduğunu vurguladı.


Netanyahu, seçimleri kazanması halinde "geniş tabanlı bir ulusal hükümet" kurmayı hedefliyor

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu (EPA)
İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu (EPA)
TT

Netanyahu, seçimleri kazanması halinde "geniş tabanlı bir ulusal hükümet" kurmayı hedefliyor

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu (EPA)
İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu (EPA)

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, dün yaptığı açıklamada, yaklaşan seçimleri kazanması durumunda aşırı sağ ve sol kanattan uzak durarak geniş tabanlı bir koalisyon hükümeti kurmayı hedeflediğini duyurdu.

Şarku’l Avsat’ın AFP’den aktardığına göre, televizyondan yayımlanan açıklamasında Netanyahu, "Ne sağcı bir hükümet ne de Arap partilerine dayanan solcu bir hükümet değil; geniş katılımlı bir ulusal hükümet kurmayı hedefliyorum" ifadelerini kullandı.

Netanyahu'nun bu açıklaması, siyasi stratejisinde önemli bir değişim olarak değerlendirildi.

İsrail’de genel seçimlerin en geç 27 Ekim tarihine kadar yapılması planlanıyor.