Gazze’deki savaş ve dünya savaşlarının yıl dönümü

Gazze Savaşı ve uluslararası krizlerin çağrışımları

Gazze Şeridi'nin güneyindeki Han Yunus'ta yıkılmış binaların yanındaki dar bir sokakta yürüyen Filistinliler, 11 Haziran 2024 (AFP)
Gazze Şeridi'nin güneyindeki Han Yunus'ta yıkılmış binaların yanındaki dar bir sokakta yürüyen Filistinliler, 11 Haziran 2024 (AFP)
TT

Gazze’deki savaş ve dünya savaşlarının yıl dönümü

Gazze Şeridi'nin güneyindeki Han Yunus'ta yıkılmış binaların yanındaki dar bir sokakta yürüyen Filistinliler, 11 Haziran 2024 (AFP)
Gazze Şeridi'nin güneyindeki Han Yunus'ta yıkılmış binaların yanındaki dar bir sokakta yürüyen Filistinliler, 11 Haziran 2024 (AFP)

Elie el Kaşif

ABD Başkanı Joe Biden’ın Gazze için ateşkes teklifi, muhtemelen Ramazan ayı arifesinde ateşkes ve esir takası anlaşması amacıyla yapılan, ancak tökezleyip başarısızlıkla sonuçlanan müzakerelerle aynı kaderi paylaşacak gibi görünüyor. ABD yönetiminin ister doğrudan İsrail'e ister Arap ülkeleri aracılığıyla Hamas’a olmak üzere savaşan taraflara yönelik tüm baskılarına rağmen, kendisi de bunu öngörmeye ve işaret etmeye başladı. ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken savaşın başlamasından bu yana bölgeye gerçekleştirdiği sekizinci ziyarette bunu yapmaya çalışsa da şimdiye kadar pek başarılı olamadı.

Ne zaman savaşın müzakereler yoluyla durdurulabileceğine dair bir umut doğsa, bu müzakerelerin başarısızlıkla sonuçlanacağına dair kötümser bir rüzgâr esmeye başlıyor. Eğer müzakere girişimi bu kez de başarısız olursa, karamsarlık geçen seferkinden daha da yoğun olacak. Teklif, gerek müzakerelerin başarısız olması ve İsrail ile Hamas'ın Biden'ın teklifine yanıt vermemesi bakımından, gerek savaşın doğrudan tarafları olan Hamas ve İsrail'in, özellikle de Binyamin Netanyahu ve Yahya Sinvar'ın hesapları bakımından gerekse özellikle önümüzdeki kasım ayında yapılması planlanan ABD seçimlerinin arifesinde bölgesel ve uluslararası sahnedeki kaos bakımından İsrail'in Gazze Şeridi'ne yönelik savaşının en karmaşık hale geldiği zor bir zamanda ortaya atıldı. Bu da haftalardır hatta aylardır konuşulan Hamas ve İsrail arasındaki yıpratma savaşının aslında bölgesel ve uluslararası bir çatışmanın yansıması olup olmadığı, yani bölgesel ve uluslararası tarafların kendi hesapları için mi bu çatışmayı derinleştirmeye çalıştıkları ya da söz konusu uluslararası tarafların başında gelen ABD’yi bu savaşta boğmak, dikkatini dağıtmak ve çözümsüzlüğe itmeye mi çalışıldığı gibi önemli bir soruyu gündeme getiriyor.

Aslında, Rusya-Ukrayna savaşıyla ilgili sahada ve siyaset sahnesinde yaşanan gerilim, Doğu Avrupa'daki gelişmeleri Filistin topraklarındaki çatışmayla ilişkilendirmeye giderek daha fazla itiyor. Çünkü ABD ve Batı ülkelerinin her iki bölgede de var olması, rakiplerinin bu savaşlara katılmaları için net bir davet anlamına geliyor. Eğer Rusya Avrupa'daki savaşın tarafı ise Gazze’deki savaşta rolü ne olacak? Ya da Hizbullah ve İsrail arasındaki cephede nasıl bir rol üstlenecek? Aksa Tufanı Operasyonu'na ilişkin bazı geç okumalar, Moskova'nın bu operasyona yakından ya da uzaktan müdahil olmuş olma ihtimalini sorgulasa da elbette net cevaplara ulaşamadı. Şu sıralar sorular, Rusya'nın Ukrayna savaşındaki hesapları ya da başta Çin olmak üzere diğer ülkeler arasında yeni bir uluslararası düzen inşa etme girişimleri bağlamında, savaşı uzatma ve ABD'yi bu savaşla meşgul etme konusundaki çıkarları üzerinde yoğunlaşıyor. Dolayısıyla, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin'in Gazze’deki savaşın patlak vermesinin bir nedeni olarak gördüğü ABD’nin Ortadoğu'daki başarısızlığı, ABD liderliğindeki liberal uluslararası düzenin parçalanmasına yol açıyor.

Gazze’deki savaştan nasıl çıkılacağı ve ‘ertesi günü’ belirsizliğini korurken Ortadoğu’da bu savaşın ortaya çıkardığı yeni bir soğuk savaş biçimiyle karşı karşıya olabiliriz.

Ancak Rusya ile ilgili soruların sorulması, kaçınılmaz olarak Çin ile ilgili sorular da sorulması anlamına geliyor. Pekin, Moskova’nın aksine çatışmaya doğrudan müdahil olmasına dair herhangi bir sinyal vermiyor. Putin geçtiğimiz hafta, Batılı ülkelerin Ukrayna’yı silahlandırmasına ve Rusya'ya saldırmasına izin vermesine karşılık, Moskova'nın dünyanın dört bir yanındaki ABD karşıtı grupları desteklemeye hazır olduğunu söylemişti. Bu da İran ile silah anlaşmaları yapmaya ya da bölgedeki İran yanlısı grupları doğrudan ya da Tahran üzerinden silahlandırmaya hazır olduğu şeklinde yorumlandı. Hizbullah'a yakın çevreler Moskova ile ilişkilerinin şu an her zamankinden daha güçlü olduğundan bahsediyor. Peki, bu Rusya'nın Hizbullah'a silah ya da teknoloji sağladığı anlamına mı geliyor? Her halükârda özellikle Ukrayna ve genel olarak Avrupa kıtasının güvenliği konusunda ABD ve Batı ülkeleri ile derinleşen çatışması çerçevesinde, Rusya'nın Gazze’deki savaşa müdahil olmuş olabileceğinden endişe duymak gerekiyor.

Son yıllarda İsrail, Körfez Arap ülkeleri ve İran'la birlikte bölgedeki varlığının kapsamını genişleten Çin ise Filistin'deki bölünmüşlüğün tarafları olan Fetih Hareketi (El Fetih) ve Hamas Hareketi arasında uzlaşı sağlayama çalışarak ve Filistinliler ile İsrail arasındaki çatışmayı çözmek için uluslararası konferans çağrısında bulunarak, savaşa diplomatik bir pencereden bakıyor.

svdfbgnh
Ürdün'ün ev sahipliğinde yapılan “Eylem Çağrısı: Gazze'ye Acil İnsani Müdahale” konulu Ölüdeniz Konferansı'na katılan ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken (ortada) sağında Arap Birliği Genel Sekreteri Ahmed Ebu Gayt ile, 11 Haziran 2024 (AFP)

Gazze Şeridi’ndeki savaşın büyük resmi böyle, ancak uluslararası ve bölgesel ittifakların karmaşıklığı ve çakışmaları çerçevesinde, uluslararası ve bölgesel safların daha açık dizildiği Soğuk Savaş dönemindeki durumun aksine, bugün bölgedeki ve dünyadaki tüm ülkeler ilişkilerini ve ittifaklarını mümkün olduğunca genişletmeye çalışıyor. Bu ise bölgedeki uluslararası rekabetin, özellikle de günümüzün iki büyük kutbu olan ABD ve Çin arasındaki rekabetin ek bir nedeni haline geliyor. Hem ABD hem de Çin, İsrail'den Körfez ülkelerine ve İran'a kadar bölgedeki diğer ülkelerle ilişkilere sahip. Dolayısıyla Gazze’deki savaştan nasıl çıkılacağı ve ‘ertesi günü’ belirsizliğini korurken, Ortadoğu’da bu savaşın ortaya çıkardığı yeni bir soğuk savaş biçimiyle karşı karşıya olabiliriz.

Fakat savaşı çevreleyen bu uluslararası sahne tek başına savaşın gelişimini ve geleceğini açıklamaya yetmiyor. Zira yerel aktörlerin, Hamas ve İsrail'in, özellikle de Sinvar ve Netanyahu'nun hesapları, çatışmanın geleceği üzerinde çok etkili ve hatta belirleyici. İran’ın Dini Lideri Ali Hamaney'in geçtiğimiz günlerde Hamas Hareketi’ne Biden'ın teklifini kabul etmemesi yönünde yaptığı dolaylı çağrıdan da anlaşılacağı üzere, İran'ın Hamas'ın önemli bir destekçisi olarak savaştaki varlığı, hatta onun tercihlerini yönlendirmesi göz ardı edilemez. Tüm bu aktörlerin, Gazze Şeridi'ndeki savaşta yaşanan gelişmelerin de kanıtladığı üzere, başta bölgedeki başlıca uluslararası aktör olan ABD olmak üzere, savaştaki başlıca ülkelerin çıkarlarını ve tedbirlerini dikkate aldıklarına hiç şüphe yok.

Gazze’deki savaş da dahil olmak üzere bölgedeki olayların çoğu, ABD’nin bölgedeki yeni mühendisliğinin bir parçası olarak, ABD-Suudi Arabistan anlaşması etrafında dönüyor.

Nihayetinde ister müttefikleri ister muhalifleri tarafından olsun, tüm yerel, bölgesel ve uluslararası hesaplar ABD ve onun yakın ve uzak hedefleri etrafında dönüyor. Hamas, İran ve Hizbullah, İsrail ile ABD arasındaki anlaşmazlıkların ve bu anlaşmazlıkların merkezinde yer alan ABD’nin bölgedeki önceliklerinin üzerine bahis oynuyorlar. Biden yönetimi, ABD'nin Doğu Avrupa, Pasifik ya da Çin Denizi gibi önemli uluslararası çatışma bölgelerine yeniden odaklanmasıyla ilgili jeopolitik nedenlerinin yanı sıra Gazze’deki savaşta İsrail'i desteklediği ve gönderdiği çok sayıda silahla on binlerce Filistinli sivilin ölümüne neden olduğu için seçimlerde ABD’lilerin kendisine yönelik tepkisini hafifletmek gibi sebeplerden ötürü üç aşamalı ateşkes anlaşmasının imzalanması için acele ediyor.

xscdvfbg
İsrailli rehinelerin aileleri, Blinken’ın Tel Aviv ziyaretine denk gelecek şekilde, rehinelerin derhal serbest bırakılması talebiyle protesto gösterisi düzenledi 11 Haziran 2024 (Reuters)

Öte yandan Gazze'deki ateşkes, Washington ile Riyad arasında bir savunma anlaşmasından oluşan ve Washington'ın İsrail'i Suudi Arabistan ile normalleşme anlaşması yoluyla bölgeye daha fazla entegre etme çabaları çerçevesinde Tel Aviv'in de katılabileceği, ancak Tel Aviv'in Riyad'ın talep ettiği gibi iki devletli bir çözüm ile ilgili somut adımlar atmasına bağlı olan, ABD himayesinde ‘bölgesel bir yapı’ inşa etmeye doğru ilerliyor. Dolayısıyla, Gazze’deki savaş da dahil olmak üzere bölgedeki olayların çoğu, ABD’nin bölgedeki yeni mühendisliğinin bir parçası olarak ABD-Suudi Arabistan anlaşması etrafında dönüyor. Bu sebeple, İran’ın Dini Lideri Ali Hamaney’in kısa süre önce Aksa Tufanı Operasyonu’nu, bölgedeki denklemleri değiştirmeye yönelik bir Amerikan projesini engellediğini söyleyerek övmesi kimseyi şaşırtmadı.

Hamas Hareketi’nin Gazze’deki lideri Yahya Sinvar'ın özellikle de esir kartını elinde tuttuğu sürece, elinde kalanlarla savaşmaya devam etme isteğine ilişkin kendi hesaplarıyla kesiştiğinde İran'dan gelen sinyalleri aldığına şüphe yok. İşte şimdi Washington ona ABD vatandaşı olan rehineler için arada İsrail olmadan müzakere etme teklifinde bulunuyor. Sinvar’ın sadece iki seçeneği var. Ya İsrail, uluslararası tarafların garantörlüğünde kalıcı bir ateşkesi kabul edecek ya da savaşmaya devam edecek. Şimdiye kadar bu iki seçenek dışında üçüncü bir seçeneği kabul etmeye istekli görünmedi. Sinvar'ın tutumunun, özellikle Hamas’ın Doha'daki lider kadrosuna uygulanan baskı çerçevesinde bir bütün olarak Hamas'ın tutumu olup olmadığı da tartışmalı bir konu. Ancak İran Hamas'ın ana şemsiyesi olmaya devam ediyor. Bu da Hamas'ın genel tutumunu anlamada önemli bir unsur.

Netanyahu'nun siyasi ve şahsi hesapları, Washington ile ilişkilerinin sınırları ve koşulları da dahil olmak üzere savaştaki seçeneklerini belirlemede önemli rol oynuyor.

İsrail'e ve özellikle Netanyahu'ya gelince; Netanyahu, iki devletli bir çözümü kabul etmeye hazır değil. Çünkü böyle bir durum onu hükümetinin düşmesi ve aşırı sağın yeri doldurulamaz desteğini kaybetmesi tehdidiyle karşı karşıya bırakacaktır. Yani ya hem Filistinlilerle savaşı hem de İsrail içindeki siyasi çatışmayı kazanarak ikisi de kazanacak ya da ikisini birden kaybedecek. Tecrübeli bir siyasetçi olan Netanyahu, İsrail'deki siyasi ve demografik geleceğin özellikle savaş sonrasında aşırı sağcı eğilimlerden yana olduğunu çok iyi biliyor. Bu nedenle önceliklerinin, görev süresi sona ermekte olan Biden yönetimiyle ilişkileri pahasına da olsa aşırı sağcı akımların kendisine olan desteğini sürdürmek olması gerektiğini bilen Bibi (Netanyahu), İsrail sağının değirmenine su taşıyan Donald Trump'ın seçimleri kazanması üzerine de bahis oynuyor olabilir. Nihayetinde Netanyahu'nun siyasi ve şahsi hesapları, Washington'la ilişkinin sınırları ve koşulları da dahil olmak üzere savaştaki seçeneklerini belirlemede önemli rol oynuyor. İsrail sağının anlatısı, Biden'ın İsrail'e yardım etmek yerine, onu bölgeye yönelik projesinin bir parçası olarak kullandığı yönünde ve bu da elbette Netanyahu ve danışmanları tarafından çok iyi biliniyor.

Tüm bu üst üste binen uluslararası, bölgesel ve yerel sahneler açısından Gazze’deki savaştan çıkış yolunu hayal etmek daha da zorlaşıyor. O halde bölge uzun bir ‘yıpratma savaşına’ mı hazırlanmalı? Nihayetinde böyle bir savaşın bedelini öncelikle Filistinli siviller, ikinci olarak da Lübnan'da, Suriye'de, hatta biraz daha uzaktaki Irak'ta olsun, uzun savaşlara alışkın olan ‘Bereketli Hilalin’ halkları ödeyecek.



İsrail Cumhurbaşkanı, Gadi Eisenkot'u yeni hükümeti kurmakla resmen görevlendirdi

İsrail Cumhurbaşkanı Isaac Herzog, pazar günü Kudüs'teki Cumhurbaşkanlığı konutunda Gadi Eisenkot'a yeni hükümeti kurma görevini tevdi etti (Reuters).
İsrail Cumhurbaşkanı Isaac Herzog, pazar günü Kudüs'teki Cumhurbaşkanlığı konutunda Gadi Eisenkot'a yeni hükümeti kurma görevini tevdi etti (Reuters).
TT

İsrail Cumhurbaşkanı, Gadi Eisenkot'u yeni hükümeti kurmakla resmen görevlendirdi

İsrail Cumhurbaşkanı Isaac Herzog, pazar günü Kudüs'teki Cumhurbaşkanlığı konutunda Gadi Eisenkot'a yeni hükümeti kurma görevini tevdi etti (Reuters).
İsrail Cumhurbaşkanı Isaac Herzog, pazar günü Kudüs'teki Cumhurbaşkanlığı konutunda Gadi Eisenkot'a yeni hükümeti kurma görevini tevdi etti (Reuters).

İsrail Cumhurbaşkanı Isaac Herzog, pazar günü Gadi Eisenkot'u yeni hükümeti kurmakla görevlendirirken, ABD seçimlerinin ardından ülkenin karşı karşıya olduğu siyasi belirsizliğe dikkat çekti.

Herzog, “İsrail'in istikrarlı bir hükümete ihtiyacı var” dedi. ABD'de Cumhuriyetçilerin ara seçimlerde Kongre'deki çoğunluğu kaybetmesinin ardından ortaya çıkan “yeni siyasi gerçekliğe” işaret etti.

Eski İsrail Genelkurmay Başkanı 66 yaşındaki Eisenkot liderliğindeki muhalefet bloku, 27 Ekim'de yapılan seçimlerde 120 sandalyeli parlamentoda 48 sandalye kazandı. Eski Başbakan Binyamin Netanyahu'nun liderliğindeki blok ise 53 sandalyeye ulaştı.

Arap partilerinden Birleşik Arap Listesi (Ra'am) ile Ortak Liste (Hadash-Ta'al) ise toplam 19 sandalye kazanarak benzeri görülmemiş bir seçim sonucuna imza attı.


Trump ve Demokrat Kongre arasında yapay zekanın geleceği

Fotoğraf: AFP
Fotoğraf: AFP
TT

Trump ve Demokrat Kongre arasında yapay zekanın geleceği

Fotoğraf: AFP
Fotoğraf: AFP

Marco Mossad

3 Kasım 2026'daki ara seçimlerde Demokratların Kongre'nin her iki kanadının da kontrolünü ele geçirmesi, Başkan Donald Trump'ın yapay zekada Amerikan liderliğini güçlendirme emellerini yeni bir siyasi sınavla karşı karşıya bırakıyor. Trump yönetimi gelişmiş modellerin geliştirilmesini hızlandırmayı ve veri merkezlerini ve enerji altyapısını genişletmeyi hedeflerken, Ocak 2027'de Kongre’de çoğunluğu üstlenecek olan Demokratlar, şirketlere daha sıkı denetim getirecek ve teknolojiyle ilişkili riskleri sınırlayacak bir yasa tasarısı sunmaya hazırlanıyor.

Anlaşmazlık sadece inovasyonun geleceğiyle sınırlı değil, aynı zamanda elektrik maliyeti, tüketicinin korunması ve şirketlerin ürünlerinin neden olduğu zararlardan kaynaklanan kurumsal sorumluluğu gibi konuları da kapsıyor. Bu arada Washington'un güvenlik ve rekabet garantilerinden ödün vermeden Çin'e karşı teknolojik üstünlüğünü koruyabilme yeteneği de sorgulanıyor.

 Siyasi değişim, büyük şirketlerin veri merkezlerini genişletmesi, gelişmiş çipler satın alması ve sistemlerini çalıştırmak için gerekli enerji kaynaklarını güvence altına almasının ardından, yapay zekaya yapılan devasa yatırımların Amerikan ekonomisinin ayrılmaz bir parçası haline geldiği bir dönemde gerçekleşiyor.

Seçim sonuçları, yeni düzenlemelerin bu genişlemeyi yavaşlatabileceği endişesini yatırımcılar arasında artırdı; bu endişe, teknoloji şirketlerinin ve ilgili altyapının hisse senetlerine de yansıdı. Bununla birlikte, Demokratların zaferi, mutlaka inovasyonu destekleyen politikaların sonu anlamına gelmiyor, çünkü her iki partiden de geniş kesimler bu alandaki Amerikan liderliğinin önemi konusunda hemfikir. Asıl anlaşmazlık, hükümet müdahalesini gerektiren risklerin tanımlanmasında, şirketlerin denetim maliyetlerini ne ölçüde üstlenmeye istekli olduklarında ve bu sektörü yöneten kuralları belirleme yetkisinin kimde olduğu konusunda yatıyor.

İnovasyonu hızlandırmak ile kısıtlamalar getirmek arasında

 Demokratların pozisyonları, yapay zekanın risklerini azaltma ihtiyacı konusunda hemfikir olmalarına rağmen, hükümet müdahalesinin sınırları konusunda temel farklılıkları ortaya koyuyor. Bir yaklaşım, şirketlerin bağımsız testlere ve federal güvenlik standartlarına tabi tutulmasıyla birlikte gelişmiş modellerin sürekli geliştirilmesini desteklerken, daha katı bir yaklaşım ise bağlayıcı güvenceler yürürlüğe girene kadar bazı geliştirme faaliyetlerinin geçici olarak askıya alınması düşüncesini benimsiyor.

Bu anlaşmazlıklar, Kongre'ye liderlik etmeye hazırlanan parti içinde bile belirgin ve bu da Cumhuriyetçilerle müzakereler başlamadan önce bile birleşik bir yasama pozisyonuna ulaşmayı zorlaştırıyor. Taraflar tüketicileri ve çalışanları koruma ihtiyacı konusunda hemfikir olsalar da, müdahalenin zamanlaması ve düzenlemelerin teknoloji piyasaya sürülmeden önce mi yoksa riskleri devam eden geliştirme ile eş zamanlı olarak mı ele alınması gerektiği konusunda farklı görüşlere sahipler.

Amerikan şirketlerinin yatırım yapmaya devam etmelerini sağlayacak bir ortama ihtiyaçları var, ancak net kurallar olmadan devam eden genişleme kamu güvenini zedeleyebilir ve endüstriyi kısıtlamayı talep eden siyasi baskıyı artırabilir

 Temsilciler Meclisi’nde Demokratların lideri olan Hakeem Jeffries, inovasyonu düzenlemeler ve kurallarla birleştirme görüşünün önde gelen savunucularından biri. Aralık 2025'te, Demokrat Parti grubu içinde, Temsilciler Meclisi üyesi Ted Lieu, Josh Gottheimer ve Valerie Fauci'nin eş başkanlığında, 2026 yılına kadar faaliyet gösterecek, yapay zeka ve inovasyon ekonomisine odaklanan bir komite kurulduğunu duyurdu. Komite, şirketler, araştırmacılar, tüketiciler ile çalışanların haklarını savunan taraflarla iş birliği içinde politika önerileri geliştirmeyi amaçlıyor.

dsvbtg
Washington’daki Capitol Hill'de Çin'e yapay zeka ihracatına daha sıkı kontroller getirilmesi çağrısında bulunan bir basın toplantısı, 23 Eylül 2026

Senato'da Chuck Schumer, güvenlik önlemlerini güçlendirirken ABD’nin üstünlüğünü korumayı savunuyor. Bu yönelim, Amerikan şirketlerinin yatırım yapmaya devam etmelerini sağlayacak bir ortama ihtiyaç duyduklarına dair bir farkındalığı yansıtıyor. Bununla birlikte, net düzenlemeler ve kurallar olmadan devam eden genişleme, kamu güvenini zedeleyebilir ve endüstriyi kısıtlamayı talep eden siyasi baskıyı artırabilir.

Anlaşmazlıklar, gelişmiş modeller geliştirenlerin uyması gereken federal kurallar tartışılırken daha belirgin hale geliyor. Haziran 2026'da Demokrat Temsilciler Meclisi üyesi Lori Trahan ve Cumhuriyetçi üye Jay Obernolte, daha sonraki değişiklikler ile daraltılmadan önce, yapay zekanın geliştirilmesi ile ilgili bazı eyalet yasalarını üç yıl boyunca federal düzenlemelerle değiştirecek bir yasa tasarısı sundular.

Temmuz ayında, onlar ve iki partiden diğer üyeler, risk yönetimi, bağımsız denetim ve ciddi olayların bildirilmesi de dahil olmak üzere kademeli bir talepler sistemi benimseyen ”Frontier” yasa tasarısını sundular. Ancak Jeffrey Komisyonu eş başkanları, zorlukların ölçeğini ele almakta yetersiz olduğunu düşünerek ilk taslağı reddettiler. Bu, düzenleme ihtiyacı konusunda anlaşmanın, ayrıntıları veya eyalet yetkisinin sınırları konusunda anlaşmaya varmayı kapsamadığını ortaya koyuyor.

Öte yandan, Demokrat Senatör Maria Cantwell, gelişmiş modellerin piyasaya sürülmesiyle ilgili şartlar konusunda daha katı bir duruş sergiliyor. Ekim 2026'da, zorunlu federal güvenlik standartlarına, sürekli testlere ve ciddi başarısızlıkların bildirilmesine dayalı bir düzenleyici çerçeve önerdi ve tüm modellerin gerekli standartları karşıladığından emin olmak için piyasaya sürülmeden önce bağımsız denetimlerden geçmesini şart koştu.

Bu yaklaşım, şirketleri kendi testlerini yapmak ve sonuçlarını açıklamakla zorunlu kılmakla yetinmekten farklı; çünkü denetleyici kurumlara  güvenliğin doğrulanmasında doğrudan bir rol tanıyor. Bu durum, özellikle Amerikan şirketleri ile yabancı rakipleri arasındaki yoğunlaşan küresel rekabet göz önüne alındığında, maliyetli onay ve test prosedürlerinin ürünlerin lansmanını geciktireceğinden endişe eden geliştiriciler için bir tartışma noktası olabilir.

En sert yaklaşımı ise Demokratlar ile müttefik bağımsız Senatör Bernie Sanders temsil ediyor. Sanders, Demokrat Temsilciler Meclisi üyesi Greg Casar ile birlikte Eylül 2026'da yapay süper zekanın geliştirilmesini ve yayılmasını kalıcı olarak yasaklamayı ve sıkı federal güvenlik ve denetim düzenlemeleri oluşturulana kadar belirli gelişmiş sistemlerin geliştirilmesini geçici olarak durdurmayı amaçlayan bir yasa tasarısı sundu.

Sanders daha önce de Temsilciler Meclisi üyesi Alexandria Ocasio-Cortez ile birlikte, mart ayında yapay zeka veri merkezlerinin inşasına geçici bir federal moratoryum getirmeyi amaçlayan ayrı bir öneriyi duyurmuştu. İki öneri, müdahalenin kapsamı bakımından farklılık gösteriyor; birincisi sistemlerin kendilerinin geliştirilmesiyle ilgiliyken, ikincisi ise bunların çalışması için gerekli altyapıyı hedef alıyor. Her ikisi de büyük şirketlerin teknolojik genişleme kararlarının yeterli kamu denetiminin dışında kalmasıyla ilgili endişeleri yansıtıyor.

Siyasi bir savaş alanı

Yaklaşan siyasi mücadele, model geliştirme kurallarıyla sınırlı kalmayıp, gelişmiş sistemlerin eğitimi ve işletimi için vazgeçilmez hale gelen veri merkezlerini de kapsıyor. Bu tesisler büyük miktarda elektrik ve suyun yanı sıra ağlara ve altyapıya büyük yatırımlar gerektiriyor; bu da bazı yerel topluluklarda enerji faturaları ve doğal kaynaklar üzerindeki etkileriyle ilgili itirazlara neden oldu.

xgtyn
New York’tan Temsilciler Meclisi üyesi Alexandria Ocasio-Cortez ve Senatör Bernie Sanders (bağımsız-Vermont), Capitol'de yapay zeka veri merkezlerinin inşasını askıya alacak bir yasa tasarısını duyuruyor,  25 Mart 2026 (Reuters)

Bu konuda Demokrat Senatör Mark Warner, genişlemeyi askıya alma çağrılarından farklı bir duruş sergiliyor. Temmuz 2026'da, şirketlerin elektrik ve su tüketimlerini açıklamalarını ve veri merkezleri için belirli vergi avantajlarını kısıtlamayı gerektiren bir yasa tasarısı sundu; bu tasarı, şirketleri projelerinin etkileri konusunda daha fazla sorumluluk almaya itmeyi ve bu yükü halkın sırtına yüklemeyi engellemeyi amaçlıyor.

Şirketler daha hızlı elektrik bağlantıları ve proje onayları talep edebilirken, Demokratlar ise ağların genişletilmesinin finansmanında daha büyük bir pay üstlenmelerini sağlamak ve artan enerji talebinden kaynaklanan ek maliyetlerin tüketicilere yüklenmesini önlemek için çalışabilirler

Bu anlaşmazlık, Demokratların kontrolündeki Kongre içinde iki olası yolu ortaya koyuyor; biri, yeterli güvenlik önlemleri alınana kadar yeni veri merkezlerinin inşasını kısıtlamayı içerirken, diğeri verimlilik, şeffaflık ve tüketici korumasıyla ilgili daha katı koşullar altında genişlemeye izin vermeye odaklanıyor. İkinci yol özellikle önemli çünkü Amerikan bilişim kapasitesini artırmayı destekleyen Cumhuriyetçilerle müzakerelerde bir temel sunabilir, ancak ilkeler üzerinde anlaşmak maliyetlerin nasıl dağıtılacağı sorununu çözmüyor.

Şirketler daha hızlı elektrik bağlantıları ve proje onayları talep edebilirken, Demokratlar ise ağların genişletilmesinin finansmanında daha büyük bir pay üstlenmelerini sağlamak ve artan enerji talebinden kaynaklanan ek maliyetlerin tüketicilere yüklenmesini önlemek için çalışabilirler.

Federal hükümet, eyaletler ve yerel yönetimler arasındaki yetki paylaşımı, birleşik bir politikaya ulaşmayı daha da zorlaştırıyor. Trump yönetimi, belirli federal onayları hızlandırmak ve enerji projelerini desteklemek için yürütme emirlerini ve doğrudan kurumları kullanabilir, ancak bu icraatları tek başına arazi, inşaat ve elektrik altyapısıyla ilgili tüm düzenlemeleri geçersiz kılmak için kullanamaz.

Dahası eyaletlerdeki tesisleri düzenlemeden sorumlu kurullar, şebeke maliyetlerinin nasıl karşılanacağı ve belirli hizmetler için fiyatlandırmanın belirlenmesinde de çok önemli bir rol oynuyorlar. Bu nedenle, bir proje önemli federal destek alabilir ancak yine de elektrik kesintileri, sakinlerin itirazları veya yerel izin gereksinimleri nedeniyle gecikmelerle karşılaşabilir. Bu farklılık, şirketleri genişleme için daha hızlı ve daha ucuz fırsatlar sunan eyaletleri tercih etmeye teşvik edebilir.

Yasama mücadelesi ve başkanlık vetosu

Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre Demokratların Kongre'nin her iki kanadındaki beklenen kontrolüne rağmen, önerilerini yasalaştırma güçleri anayasal ve usule ilişkin engeller tarafından sınırlandırılmaya devam edecektir. Çoğu sıradan yasa, istisnai önlemler alınmadığı sürece, Senato'da “filibuster”ı geçersiz kılmak için 60 oy çoğunluğu gerektirirken, Trump karşı çıktığı herhangi bir yasayı veto etme yetkisini elinde tutuyor.

Bir vetoyu geçersiz kılmaksa, her iki mecliste de üçte iki çoğunluk gerektiriyor; bu çoğunluğa geniş Cumhuriyetçi desteği olmadan ulaşmak zor. Dolayısıyla, seçimleri kazanmak Demokratlara gündemi belirleme ve komitelere liderlik etme gücü veriyor, ancak özellikle yönetim bu tür düzenlemelerin Amerikan şirketlerinin rekabet gücünü tehdit ettiğine inanıyorsa, yapay zeka endüstrisini düzenleyen kapsamlı düzenlemelerin kabul edilmesini garanti etmiyor.

Ancak Demokratların yasama üzerindeki etkisi bununla sınırlı değil. Kongre komitelerinin başkanlığını kullanarak dinleme oturumları düzenleyebilir, şirket yetkililerini bunlara çağırabilir, belgeler talep edebilir ve endüstrinin uygulamalarını araştırabilirler.

Seçimden sonra ortaya çıkan planlara göre, Demokrat üyeler, veri merkezleriyle ilişkili yüksek elektrik maliyetlerinden tüketicileri korumak, gelişmiş modelleri bağımsız testlere tabi tutmak ve sistemleri zarar verdiğinde şirketlerin yasal sorumluluğunu netleştirmek için öneriler hazırlıyorlar. Sektöre yönelik kurumsal denetimin güçlendirilmesi de değerlendiriliyor. Bu araçlar, Beyaz Saray ile yasal bir anlaşmaya varılmadan bile şirketlere daha fazla şeffaflık dayatabileceğinden, önceki aşamaya göre önemli bir değişimi temsil ediyor.

Özellikle her iki tarafın da ulusal güvenlik ve tüketicinin korunmasıyla ilgili endişeleri paylaştığı konularda, kapsamlı bir çerçeveyi bir kerede dayatmaya çalışmak yerine, belirli kurallar üzerinde müzakere alanı doğabilir. Bazı Cumhuriyetçiler, kurallar açık ve düşük riskli sistemlerin kullanımını engellemediği sürece, ciddi hadiselerin bildirilmesi ve yüksek riskli modellerin bağımsız testlerinin yapılması taleplerini kabul edebilirler. Öte yandan, bazı Demokratlar, mevcut korumaları zayıflatmayan güçlü güvenlik önlemleri olması koşuluyla, çelişkili eyalet yasalarını azaltmak için belirli federal gereklilikleri birleştirmeyi kabul edebilirler. Ancak bu uzlaşmalar bağlayıcı anlaşmalar değil, siyasi olasılıklar olmayı sürdürüyor. Gerçekleşmeleri, yasa taslağının hazırlanmasına, iki partinin liderliğinin pozisyonlarına ve Trump'ın sektöre yönelik yeni kısıtlamaları kabul etme istekliliğine bağlı olacaktır.

Amerikan liderliğinin geleceği

 Bu denklem, Amerikan şirketlerine önümüzdeki iki yıl içinde iki farklı senaryo sunuyor. Yasama yönünde uzlaşmalara varılırsa, sektör test, açıklama ve yasal sorumluluk konusunda daha net kurallar kazanabilir, bu da yatırımcıların uzun vadeli projeleri finanse etmeden önce düzenleyici yükümlülüklerin maliyetini tahmin etmelerine yardımcı olabilir. Ancak, Kongre ve Beyaz Saray arasında anlaşmazlığın devam etmesi halinde, eyalet düzeyinde düzenlemeler genişletilmeye devam ederken, federal politikalar değişime ve yasal çekişmelere tabi olmaya devam edecektir. Büyük şirketler, uyumluluk maliyetlerini karşılayabilme ve elektrik, çip ve bilgisayar altyapısını güvence altına alabilme yeteneklerinden faydalanabilirken, daha küçük şirketler daha büyük zorluklarla karşılaşabilir; bu da potansiyel olarak pazar yoğunlaşmasını artırabilir ve düzenleyici politikaların korumayı amaçladığı rekabeti zayıflatabilir.

Bu seçenekler, ticari getirilerin ötesinde ulusal güvenlik, askeri yetenekler ve bilimsel üstünlüğe öncelik veren Çin ile ABD arasındaki rekabetten ayrılamaz.

Veri merkezlerinin inşasında veya modellerin geliştirilmesinde bir yavaşlama, ABD'nin konumunda bir gerilemeye dair endişeleri artırabilir. Buna karşılık, yeterli testler yapılmadan genişleme, teknolojiye olan güveni zedeleyen güvenlik, ekonomik ve sosyal risklere neden olabilir. Ayrıca gerekli güç, çipler ve beceriler mevcut değilse ve bunları çalıştırmak ve verimli uygulamalara dönüştürmek mümkün değilse, gelişmiş modellere sahip olmak tek başına liderliği garanti etmez.

hrth
Virginia’dan Demokrat Senatör Mark Warner, başkent Washington'daki Capitol'de yapay zeka hakkında Reuters ile yaptığı röportajda konuşuyor, 16 Eylül 2026 (Reuters)

Öte yandan, sürdürülebilir ekonomik getiriler olmadan bilgi işlem altyapısına yapılan büyük yatırımlar, şirketler ve yatırımcılar üzerinde yeni finansal baskılar yaratabilir.

ABD yapay zekasının geleceği yalnızca seçim sonuçlarıyla değil, aynı zamanda siyasi kurumların anlaşmazlıkları ne kadar yenilik ve güvenliği dengeleyen pratik kurallara dönüştürebilecekleri ile de belirlenecektir. Demokratlar, yasal engelleme olasılığına rağmen, genel tartışmanın önceliklerini değiştirebilir, kaynak tüketimi ve gelişmiş sistemlerin zararları konusunda şirketlerin hesap verebilirliğini artırabilirler. Bu arada, Trump, mevcut yasalar çerçevesinde genişlemeyi desteklemeye devam etmesini sağlayan yürütme araçlarını elinde tutuyor.

Gerçek sınav, faaliyete geçecek proje sayısı, pazara ulaşacak modeller, küçük işletmelerin rekabet gücü ve tüketicilerin maliyet ve risklerden ne ölçüde korunacağı olacaktır. Dolayısıyla, Amerikan liderliği yalnızca teknolojik gelişmenin hızına değil, aynı zamanda Washington'un büyümesini engellemeden onu düzenleyebilmesine de bağlı olacaktır.


Gadi Eisenkot… Netanyahu dönemini sona erdirmek isteyen ihtiyatlı general

Yashar Partisi lideri Gadi Eisenkot, 28 Ekim’de seçimlerin ilk sonuçlarının açıklanmasının ardından destekçileriyle bir araya geldi. (AFP)
Yashar Partisi lideri Gadi Eisenkot, 28 Ekim’de seçimlerin ilk sonuçlarının açıklanmasının ardından destekçileriyle bir araya geldi. (AFP)
TT

Gadi Eisenkot… Netanyahu dönemini sona erdirmek isteyen ihtiyatlı general

Yashar Partisi lideri Gadi Eisenkot, 28 Ekim’de seçimlerin ilk sonuçlarının açıklanmasının ardından destekçileriyle bir araya geldi. (AFP)
Yashar Partisi lideri Gadi Eisenkot, 28 Ekim’de seçimlerin ilk sonuçlarının açıklanmasının ardından destekçileriyle bir araya geldi. (AFP)

Yashar Partisi lideri Gadi Eisenkot, görev süresi sona eren Başbakan Binyamin Netanyahu’ya karşı üstünlük sağlarken, Cumhurbaşkanı Isaac Herzog dün yaptığı açıklamada kendisini yeni hükümeti kurmakla görevlendireceğini duyurdu. Bazı seçmenlerin rakibinden farklı olarak sakin tavrını bir avantaj olarak gördüğü ihtiyatlı generalin, Knesset’in güvenoyunu alabilmek için hâlâ müttefiklere ihtiyacı bulunuyor.

66 yaşındaki eski Genelkurmay Başkanı Eisenkot liderliğindeki muhalefet bloğu, 27 Ekim’de yapılan seçimlerde 120 sandalyeli Knesset’te 48 sandalye kazanırken, Netanyahu cephesi 53 sandalye elde etti. Birleşik Arap Listesi ile Ortak Liste ise daha önce görülmemiş bir sonuçla 19 sandalye kazandı. Her iki liste de Eisenkot’un hükümeti kurmakla görevlendirilmesini tavsiye etti. Böylece kendisine görev verilmesini destekleyen milletvekillerinin sayısı 67’ye yükseldi. Ancak Eisenkot’un bloğunun güvenoyu almak için iki Arap listesinin oylarına dayanmayı kabul edip etmeyeceği henüz netlik kazanmadı.

dfrtg
Yashar Partisi lideri Gadi Eisenkot ve Likud Partisi lideri Binyamin Netanyahu (Reuters)

Netanyahu'nun tartışmalı açıklamalarından bıkan bazı seçmenler, Eisenkot’un ‘karizmadan yoksun’ olmasını en önemli güçlü yönlerinden biri olarak görüyor. Eisenkot İngilizceyi güçlükle konuşuyor ve mütevazı bir görünüm sergilemeye özen gösteriyor. İsrail’de seleflerinin tamamından daha uzun süre başbakanlık yapan Netanyahu ise Amerikan aksanıyla akıcı İngilizce konuşuyor, ABD televizyonlarının haber bültenlerinde öne çıkacak ve sosyal medyada geniş yankı bulacak ifadeler kullanmayı iyi biliyor.

2015-2019 yılları arasında Genelkurmay Başkanlığı yapan Eisenkot, Netanyahu’nun yıllar süren iktidarı boyunca derinleşen toplumsal bölünmeleri ve aşırı sağın güçlenmesini sona erdirerek İsraillileri birleştirme sözü verdi. Ayrıca Gazze Şeridi’nde üç yıldır devam eden savaş, işgal altındaki Batı Şeria’da yerleşimcilerin gerçekleştirdiği şiddet eylemleri, Güney Lübnan’daki savaş ve geniş çaplı yıkım ile Suriye’nin güneyine yönelik askeri operasyonların ardından zarar gören İsrail’in uluslararası imajını düzeltme taahhüdünde bulundu. Yerleşimcilerin son dönemde gerçekleştirdiği saldırıları ‘Yahudi terörü’ olarak nitelendiren Eisenkot, Netanyahu hükümetini saldırganlarla iş birliği yapmakla suçladı. Ancak Eisenkot, Filistin devletinin kurulmasını engelleme sözü vererek sağ seçmenlerin oyları için Netanyahu ile rekabet etmeye çalıştı. Ayrıca Netanyahu’nun ABD baskısı altında bu fikre açık olduğunu ifade ettiği eski bir video kaydını yayımladı.

Eisenkot, 2006 yılında Hizbullah ile yaşanan savaş sırasında İsrail ordusunun Operasyonlar Dairesi Başkanı olarak görev yapıyordu. 2008 yılında ise Kuzey Komutanlığı görevini yürüttüğü sırada, Hizbullah’ın kalesi olan Beyrut’un güney banliyölerine atıfla Dahiye Doktrini olarak bilinen yaklaşımı açıkladı. Bu doktrin, İsrail’e yönelik saldırıların gerçekleştirildiği bölgelere karşı, sivil altyapının hedef alınmasını da içeren orantısız güç kullanımını öngörüyor. İsrail, Gazze Şeridi’nde de bu doktrini yeniden uygulamaya koydu. Savaş, bölgede büyük bir yıkıma ve on binlerce kişinin ölümüne yol açtı. Bu eylemler, Uluslararası Ceza Mahkemesi’ne (UCM) göre insanlığa karşı suç ve savaş suçu kapsamına girebilecek nitelikte.

sdcfgvt
Yashar Partisi lideri Gadi Eisenkot, 28 Ekim’de seçimlerin ilk sonuçlarının açıklanmasının ardından destekçileriyle bir araya geldi. (AFP)

Eisenkot, Gazze savaşında oğlu Gal ve iki akrabasının hayatını kaybetmesinin ardından İsrailliler arasında geniş bir sempati kazandı. Seçmenler nezdindeki imajının cazibesinin bir bölümü de işçi sınıfı kökenlerinden kaynaklanıyor. Faslı göçmenlerin çocuğu olarak Taberiye’de dünyaya gelen ve Eilat’ta büyüyen Eisenkot, ABD’de tanınmış bir akademisyen olan babasının izinden gelen Netanyahu’nun temsil ettiği seçkin çevrelerden uzak bir geçmişe sahip. Eisenkot başbakan olması halinde, aile kökenleri Ortadoğu ve Kuzey Afrika’ya dayanan Mizrahim olarak bilinen Doğulu Yahudiler arasından bu göreve gelen ilk isim olacak.

Eisenkot, seçim kampanyası sırasında farklı kesimlerden seçmenlere hitap etmeye çalıştı. Dindar Yahudilerden oluşan bir topluluğa yaptığı konuşmada, işgal altındaki Batı Şeria üzerindeki İsrail kontrolünün sürdürülmesini savundu.

Buna karşılık, Filistin topraklarının ilhak edilmesine ve ruhsatsız yerleşim noktalarının kurulmasına karşı olduğunu açıkladı. Netanyahu hükümeti, Filistinlilere yönelik şiddetin tırmanmasına katkıda bulunan bu yerleşim noktalarının kurulmasına göz yummuştu.

Gazze konusunda ise Eisenkot, Hamas yönetimine 18 ay içinde son verme sözü verdi. Bunun, ABD Başkanı Donald Trump’ın hareketin silahsızlandırılmasını ve yönetimin devredilmesini öngören ateşkes planının uygulanmasıyla ya da Hamas’ın askeri kanadını yok etmeyi amaçlayan ‘yenilikçi askeri operasyonlar’ yoluyla mümkün olabileceğini söyledi.

Savaşın üçüncü yılına girmesinin ardından İsrailliler arasında geniş rahatsızlığa yol açan bir diğer konuda Eisenkot, Yahudi dinî okullarındaki öğrencilerin askerlikten muaf tutulmasının sınırlandırılmasını taahhüt etti. Ultra Ortodoks Yahudileri (Harediler) ve Arap vatandaşları askerlik veya sivil hizmet yapmaya zorunlu kılacak Kapsamlı Ulusal Hizmet Yasası’nı çıkarma sözü verdi.

Eisenkot ayrıca, ‘yargı bağımsızlığını, hukukun üstünlüğünü, azınlık haklarını ve özgür basını koruma’ taahhüdünde bulunarak merkez ve liberal seçmenlerin desteğini kazanmaya çalıştı.

Eisenkot kendisini merkez sağın adayı olarak tanımlıyor. Bu tutum, Netanyahu’nun iktidarda geçirdiği yılların ülkenin demokratik kurumlarını zayıflatmış olabileceği endişesini taşıyan çok sayıda İsraillinin kaygılarıyla örtüşüyor.