Gazze’deki savaş ve dünya savaşlarının yıl dönümü

Gazze Savaşı ve uluslararası krizlerin çağrışımları

Gazze Şeridi'nin güneyindeki Han Yunus'ta yıkılmış binaların yanındaki dar bir sokakta yürüyen Filistinliler, 11 Haziran 2024 (AFP)
Gazze Şeridi'nin güneyindeki Han Yunus'ta yıkılmış binaların yanındaki dar bir sokakta yürüyen Filistinliler, 11 Haziran 2024 (AFP)
TT

Gazze’deki savaş ve dünya savaşlarının yıl dönümü

Gazze Şeridi'nin güneyindeki Han Yunus'ta yıkılmış binaların yanındaki dar bir sokakta yürüyen Filistinliler, 11 Haziran 2024 (AFP)
Gazze Şeridi'nin güneyindeki Han Yunus'ta yıkılmış binaların yanındaki dar bir sokakta yürüyen Filistinliler, 11 Haziran 2024 (AFP)

Elie el Kaşif

ABD Başkanı Joe Biden’ın Gazze için ateşkes teklifi, muhtemelen Ramazan ayı arifesinde ateşkes ve esir takası anlaşması amacıyla yapılan, ancak tökezleyip başarısızlıkla sonuçlanan müzakerelerle aynı kaderi paylaşacak gibi görünüyor. ABD yönetiminin ister doğrudan İsrail'e ister Arap ülkeleri aracılığıyla Hamas’a olmak üzere savaşan taraflara yönelik tüm baskılarına rağmen, kendisi de bunu öngörmeye ve işaret etmeye başladı. ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken savaşın başlamasından bu yana bölgeye gerçekleştirdiği sekizinci ziyarette bunu yapmaya çalışsa da şimdiye kadar pek başarılı olamadı.

Ne zaman savaşın müzakereler yoluyla durdurulabileceğine dair bir umut doğsa, bu müzakerelerin başarısızlıkla sonuçlanacağına dair kötümser bir rüzgâr esmeye başlıyor. Eğer müzakere girişimi bu kez de başarısız olursa, karamsarlık geçen seferkinden daha da yoğun olacak. Teklif, gerek müzakerelerin başarısız olması ve İsrail ile Hamas'ın Biden'ın teklifine yanıt vermemesi bakımından, gerek savaşın doğrudan tarafları olan Hamas ve İsrail'in, özellikle de Binyamin Netanyahu ve Yahya Sinvar'ın hesapları bakımından gerekse özellikle önümüzdeki kasım ayında yapılması planlanan ABD seçimlerinin arifesinde bölgesel ve uluslararası sahnedeki kaos bakımından İsrail'in Gazze Şeridi'ne yönelik savaşının en karmaşık hale geldiği zor bir zamanda ortaya atıldı. Bu da haftalardır hatta aylardır konuşulan Hamas ve İsrail arasındaki yıpratma savaşının aslında bölgesel ve uluslararası bir çatışmanın yansıması olup olmadığı, yani bölgesel ve uluslararası tarafların kendi hesapları için mi bu çatışmayı derinleştirmeye çalıştıkları ya da söz konusu uluslararası tarafların başında gelen ABD’yi bu savaşta boğmak, dikkatini dağıtmak ve çözümsüzlüğe itmeye mi çalışıldığı gibi önemli bir soruyu gündeme getiriyor.

Aslında, Rusya-Ukrayna savaşıyla ilgili sahada ve siyaset sahnesinde yaşanan gerilim, Doğu Avrupa'daki gelişmeleri Filistin topraklarındaki çatışmayla ilişkilendirmeye giderek daha fazla itiyor. Çünkü ABD ve Batı ülkelerinin her iki bölgede de var olması, rakiplerinin bu savaşlara katılmaları için net bir davet anlamına geliyor. Eğer Rusya Avrupa'daki savaşın tarafı ise Gazze’deki savaşta rolü ne olacak? Ya da Hizbullah ve İsrail arasındaki cephede nasıl bir rol üstlenecek? Aksa Tufanı Operasyonu'na ilişkin bazı geç okumalar, Moskova'nın bu operasyona yakından ya da uzaktan müdahil olmuş olma ihtimalini sorgulasa da elbette net cevaplara ulaşamadı. Şu sıralar sorular, Rusya'nın Ukrayna savaşındaki hesapları ya da başta Çin olmak üzere diğer ülkeler arasında yeni bir uluslararası düzen inşa etme girişimleri bağlamında, savaşı uzatma ve ABD'yi bu savaşla meşgul etme konusundaki çıkarları üzerinde yoğunlaşıyor. Dolayısıyla, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin'in Gazze’deki savaşın patlak vermesinin bir nedeni olarak gördüğü ABD’nin Ortadoğu'daki başarısızlığı, ABD liderliğindeki liberal uluslararası düzenin parçalanmasına yol açıyor.

Gazze’deki savaştan nasıl çıkılacağı ve ‘ertesi günü’ belirsizliğini korurken Ortadoğu’da bu savaşın ortaya çıkardığı yeni bir soğuk savaş biçimiyle karşı karşıya olabiliriz.

Ancak Rusya ile ilgili soruların sorulması, kaçınılmaz olarak Çin ile ilgili sorular da sorulması anlamına geliyor. Pekin, Moskova’nın aksine çatışmaya doğrudan müdahil olmasına dair herhangi bir sinyal vermiyor. Putin geçtiğimiz hafta, Batılı ülkelerin Ukrayna’yı silahlandırmasına ve Rusya'ya saldırmasına izin vermesine karşılık, Moskova'nın dünyanın dört bir yanındaki ABD karşıtı grupları desteklemeye hazır olduğunu söylemişti. Bu da İran ile silah anlaşmaları yapmaya ya da bölgedeki İran yanlısı grupları doğrudan ya da Tahran üzerinden silahlandırmaya hazır olduğu şeklinde yorumlandı. Hizbullah'a yakın çevreler Moskova ile ilişkilerinin şu an her zamankinden daha güçlü olduğundan bahsediyor. Peki, bu Rusya'nın Hizbullah'a silah ya da teknoloji sağladığı anlamına mı geliyor? Her halükârda özellikle Ukrayna ve genel olarak Avrupa kıtasının güvenliği konusunda ABD ve Batı ülkeleri ile derinleşen çatışması çerçevesinde, Rusya'nın Gazze’deki savaşa müdahil olmuş olabileceğinden endişe duymak gerekiyor.

Son yıllarda İsrail, Körfez Arap ülkeleri ve İran'la birlikte bölgedeki varlığının kapsamını genişleten Çin ise Filistin'deki bölünmüşlüğün tarafları olan Fetih Hareketi (El Fetih) ve Hamas Hareketi arasında uzlaşı sağlayama çalışarak ve Filistinliler ile İsrail arasındaki çatışmayı çözmek için uluslararası konferans çağrısında bulunarak, savaşa diplomatik bir pencereden bakıyor.

svdfbgnh
Ürdün'ün ev sahipliğinde yapılan “Eylem Çağrısı: Gazze'ye Acil İnsani Müdahale” konulu Ölüdeniz Konferansı'na katılan ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken (ortada) sağında Arap Birliği Genel Sekreteri Ahmed Ebu Gayt ile, 11 Haziran 2024 (AFP)

Gazze Şeridi’ndeki savaşın büyük resmi böyle, ancak uluslararası ve bölgesel ittifakların karmaşıklığı ve çakışmaları çerçevesinde, uluslararası ve bölgesel safların daha açık dizildiği Soğuk Savaş dönemindeki durumun aksine, bugün bölgedeki ve dünyadaki tüm ülkeler ilişkilerini ve ittifaklarını mümkün olduğunca genişletmeye çalışıyor. Bu ise bölgedeki uluslararası rekabetin, özellikle de günümüzün iki büyük kutbu olan ABD ve Çin arasındaki rekabetin ek bir nedeni haline geliyor. Hem ABD hem de Çin, İsrail'den Körfez ülkelerine ve İran'a kadar bölgedeki diğer ülkelerle ilişkilere sahip. Dolayısıyla Gazze’deki savaştan nasıl çıkılacağı ve ‘ertesi günü’ belirsizliğini korurken, Ortadoğu’da bu savaşın ortaya çıkardığı yeni bir soğuk savaş biçimiyle karşı karşıya olabiliriz.

Fakat savaşı çevreleyen bu uluslararası sahne tek başına savaşın gelişimini ve geleceğini açıklamaya yetmiyor. Zira yerel aktörlerin, Hamas ve İsrail'in, özellikle de Sinvar ve Netanyahu'nun hesapları, çatışmanın geleceği üzerinde çok etkili ve hatta belirleyici. İran’ın Dini Lideri Ali Hamaney'in geçtiğimiz günlerde Hamas Hareketi’ne Biden'ın teklifini kabul etmemesi yönünde yaptığı dolaylı çağrıdan da anlaşılacağı üzere, İran'ın Hamas'ın önemli bir destekçisi olarak savaştaki varlığı, hatta onun tercihlerini yönlendirmesi göz ardı edilemez. Tüm bu aktörlerin, Gazze Şeridi'ndeki savaşta yaşanan gelişmelerin de kanıtladığı üzere, başta bölgedeki başlıca uluslararası aktör olan ABD olmak üzere, savaştaki başlıca ülkelerin çıkarlarını ve tedbirlerini dikkate aldıklarına hiç şüphe yok.

Gazze’deki savaş da dahil olmak üzere bölgedeki olayların çoğu, ABD’nin bölgedeki yeni mühendisliğinin bir parçası olarak, ABD-Suudi Arabistan anlaşması etrafında dönüyor.

Nihayetinde ister müttefikleri ister muhalifleri tarafından olsun, tüm yerel, bölgesel ve uluslararası hesaplar ABD ve onun yakın ve uzak hedefleri etrafında dönüyor. Hamas, İran ve Hizbullah, İsrail ile ABD arasındaki anlaşmazlıkların ve bu anlaşmazlıkların merkezinde yer alan ABD’nin bölgedeki önceliklerinin üzerine bahis oynuyorlar. Biden yönetimi, ABD'nin Doğu Avrupa, Pasifik ya da Çin Denizi gibi önemli uluslararası çatışma bölgelerine yeniden odaklanmasıyla ilgili jeopolitik nedenlerinin yanı sıra Gazze’deki savaşta İsrail'i desteklediği ve gönderdiği çok sayıda silahla on binlerce Filistinli sivilin ölümüne neden olduğu için seçimlerde ABD’lilerin kendisine yönelik tepkisini hafifletmek gibi sebeplerden ötürü üç aşamalı ateşkes anlaşmasının imzalanması için acele ediyor.

xscdvfbg
İsrailli rehinelerin aileleri, Blinken’ın Tel Aviv ziyaretine denk gelecek şekilde, rehinelerin derhal serbest bırakılması talebiyle protesto gösterisi düzenledi 11 Haziran 2024 (Reuters)

Öte yandan Gazze'deki ateşkes, Washington ile Riyad arasında bir savunma anlaşmasından oluşan ve Washington'ın İsrail'i Suudi Arabistan ile normalleşme anlaşması yoluyla bölgeye daha fazla entegre etme çabaları çerçevesinde Tel Aviv'in de katılabileceği, ancak Tel Aviv'in Riyad'ın talep ettiği gibi iki devletli bir çözüm ile ilgili somut adımlar atmasına bağlı olan, ABD himayesinde ‘bölgesel bir yapı’ inşa etmeye doğru ilerliyor. Dolayısıyla, Gazze’deki savaş da dahil olmak üzere bölgedeki olayların çoğu, ABD’nin bölgedeki yeni mühendisliğinin bir parçası olarak ABD-Suudi Arabistan anlaşması etrafında dönüyor. Bu sebeple, İran’ın Dini Lideri Ali Hamaney’in kısa süre önce Aksa Tufanı Operasyonu’nu, bölgedeki denklemleri değiştirmeye yönelik bir Amerikan projesini engellediğini söyleyerek övmesi kimseyi şaşırtmadı.

Hamas Hareketi’nin Gazze’deki lideri Yahya Sinvar'ın özellikle de esir kartını elinde tuttuğu sürece, elinde kalanlarla savaşmaya devam etme isteğine ilişkin kendi hesaplarıyla kesiştiğinde İran'dan gelen sinyalleri aldığına şüphe yok. İşte şimdi Washington ona ABD vatandaşı olan rehineler için arada İsrail olmadan müzakere etme teklifinde bulunuyor. Sinvar’ın sadece iki seçeneği var. Ya İsrail, uluslararası tarafların garantörlüğünde kalıcı bir ateşkesi kabul edecek ya da savaşmaya devam edecek. Şimdiye kadar bu iki seçenek dışında üçüncü bir seçeneği kabul etmeye istekli görünmedi. Sinvar'ın tutumunun, özellikle Hamas’ın Doha'daki lider kadrosuna uygulanan baskı çerçevesinde bir bütün olarak Hamas'ın tutumu olup olmadığı da tartışmalı bir konu. Ancak İran Hamas'ın ana şemsiyesi olmaya devam ediyor. Bu da Hamas'ın genel tutumunu anlamada önemli bir unsur.

Netanyahu'nun siyasi ve şahsi hesapları, Washington ile ilişkilerinin sınırları ve koşulları da dahil olmak üzere savaştaki seçeneklerini belirlemede önemli rol oynuyor.

İsrail'e ve özellikle Netanyahu'ya gelince; Netanyahu, iki devletli bir çözümü kabul etmeye hazır değil. Çünkü böyle bir durum onu hükümetinin düşmesi ve aşırı sağın yeri doldurulamaz desteğini kaybetmesi tehdidiyle karşı karşıya bırakacaktır. Yani ya hem Filistinlilerle savaşı hem de İsrail içindeki siyasi çatışmayı kazanarak ikisi de kazanacak ya da ikisini birden kaybedecek. Tecrübeli bir siyasetçi olan Netanyahu, İsrail'deki siyasi ve demografik geleceğin özellikle savaş sonrasında aşırı sağcı eğilimlerden yana olduğunu çok iyi biliyor. Bu nedenle önceliklerinin, görev süresi sona ermekte olan Biden yönetimiyle ilişkileri pahasına da olsa aşırı sağcı akımların kendisine olan desteğini sürdürmek olması gerektiğini bilen Bibi (Netanyahu), İsrail sağının değirmenine su taşıyan Donald Trump'ın seçimleri kazanması üzerine de bahis oynuyor olabilir. Nihayetinde Netanyahu'nun siyasi ve şahsi hesapları, Washington'la ilişkinin sınırları ve koşulları da dahil olmak üzere savaştaki seçeneklerini belirlemede önemli rol oynuyor. İsrail sağının anlatısı, Biden'ın İsrail'e yardım etmek yerine, onu bölgeye yönelik projesinin bir parçası olarak kullandığı yönünde ve bu da elbette Netanyahu ve danışmanları tarafından çok iyi biliniyor.

Tüm bu üst üste binen uluslararası, bölgesel ve yerel sahneler açısından Gazze’deki savaştan çıkış yolunu hayal etmek daha da zorlaşıyor. O halde bölge uzun bir ‘yıpratma savaşına’ mı hazırlanmalı? Nihayetinde böyle bir savaşın bedelini öncelikle Filistinli siviller, ikinci olarak da Lübnan'da, Suriye'de, hatta biraz daha uzaktaki Irak'ta olsun, uzun savaşlara alışkın olan ‘Bereketli Hilalin’ halkları ödeyecek.



Financial Times: Netanyahu, İran’a yönelik saldırıların yeniden başlatılması yönünde baskı yapıyor

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, 19 Ekim 2026 tarihinde İsrail’in Ramla kentinde, İsrail seçimleri öncesinde bir alışveriş merkezinde vatandaşlarla bir araya geldiği sırada konuşuyor. (Reuters)
İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, 19 Ekim 2026 tarihinde İsrail’in Ramla kentinde, İsrail seçimleri öncesinde bir alışveriş merkezinde vatandaşlarla bir araya geldiği sırada konuşuyor. (Reuters)
TT

Financial Times: Netanyahu, İran’a yönelik saldırıların yeniden başlatılması yönünde baskı yapıyor

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, 19 Ekim 2026 tarihinde İsrail’in Ramla kentinde, İsrail seçimleri öncesinde bir alışveriş merkezinde vatandaşlarla bir araya geldiği sırada konuşuyor. (Reuters)
İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, 19 Ekim 2026 tarihinde İsrail’in Ramla kentinde, İsrail seçimleri öncesinde bir alışveriş merkezinde vatandaşlarla bir araya geldiği sırada konuşuyor. (Reuters)

İngiliz Financial Times gazetesi, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun İran’a yönelik geniş çaplı saldırıları yeniden başlatmayı hedeflediğini ve bu ayın başlarında orduya yeni ve büyük çaplı bir saldırı için plan hazırlama talimatı verdiğini yazdı. Bu adımların, bölgeyi yeniden topyekûn bir savaşın içine sürükleme riski taşıdığı belirtildi.

Konuyla ilgili bilgi sahibi üç kaynağa göre İsrail ordusu, 10 Ekim’de gerçekleştirilmesi planlanan bir bombardıman harekâtı için hazırlık yapmıştı. Harekât kapsamında elektrik santralleri gibi sivil altyapının yanı sıra nükleer tesisler ve İran rejimine ait hedeflerin vurulması öngörülüyordu.

Ancak operasyon nihayetinde gerçekleştirilmedi. Aynı kaynaklar, ABD Başkanı Donald Trump’ın 3 Kasım’da yapılacak ara seçimler öncesinde çatışmaların yeniden başlamasına karşı çıktığını belirtti.

Görsel kaldırıldı.
Amerikalı bir denizci, USS George Washington uçak gemisinin güvertesinden kalkışa hazırlanan bir F-35C savaş uçağını yönlendiriyor (CENTCOM).

Buna rağmen, gelecek hafta zorlu bir seçim mücadelesine hazırlanan Trump ve Netanyahu, İran’a yönelik yeni bir saldırı düzenleme tehdidini sürdürdü. İkili, ABD ve İsrail’in İran rejimine karşı ‘işi bitirmesi’ gerektiğini vurguladı.

Kaynaklar gazeteye, söz konusu bombardıman harekâtının, ABD ve İsrail’in geçtiğimiz şubat ayında İran’a yönelik düzenlediği ortak saldırının şiddetini aşmayı amaçladığını söyledi.

ABD’nin operasyona doğrudan katılıp katılmayacağı henüz netlik kazanmazken, bilgi sahibi kaynaklardan biri, İsrail ve Washington’ın önümüzdeki haftalarda saldırıları yeniden başlatmasının ‘ihtimal dışı bir senaryo olmadığını’ belirtti.

Kaynak, “Ya bir anlaşmaya varılacak ya da saldırı düzenlenecek” diyerek ABD’nin amacının, Hürmüz Boğazı ve İran’ın nükleer programına ilişkin bir anlaşma kapsamında Tahran’ı Washington’ın şartlarını kabul etmeye zorlamak ve böylece savaşı tamamen sona erdirmek olduğunu ifade etti.

İsrailli bir yetkiliye göre, ABD Savunma Bakanı Pete Hegseth pazartesi günü İsrail’e geldi; Netanyahu ve diğer üst düzey yetkililerle görüşmeler gerçekleştirdi.

Financial Times’a konuşan kaynaklardan biri, İsrailli yetkililerin yeni istihbarat bilgilerine dayanarak İran’daki hedeflerin güncellenmiş bir listesini sunduğunu belirtti. Listede, bu yılın başlarında vurulan hedefler arasında yer almayan sivil altyapı unsurlarının da bulunduğu kaydedildi.

Bir başka kaynak ise İsrail ordusunun bu ayın başlarında önerdiği operasyonun, müzakerelerde ‘İran üzerinde baskı kurma’ girişiminin bir parçası olabileceğini ifade etti. Kaynak, saldırıların yeniden başlatılmasına ilişkin nihai kararın ABD Başkanı’nın elinde olduğunu vurguladı.

Axios haber sitesi geçen hafta, Netanyahu ile Trump’ın hem ABD’de hem de İsrail’de yapılacak seçimler öncesinde İran’a karşı geniş çaplı askerî operasyonların yeniden başlatılması ihtimalini görüştüğünü yazmıştı. Buna karşılık, ABD’li bir yetkili böyle bir görüşmenin gerçekleştiğini yalanladı.

Görevdeki ve eski İsrailli güvenlik yetkilileri, seçimlere çok yakın bir tarihte savaş başlatılmasının, oy verme gününden sonra gerçekleşse bile demokratik süreci ciddi biçimde etkileyebileceğinden endişe ediyor.

Yeni bir hükümetin kurulmasının zorlu müzakereler nedeniyle haftalar sürmesi bekleniyor. Bu süre boyunca Netanyahu geçici hükümetin başbakanı olarak görevini sürdürecek. Bu durum, seçimleri kaybetmesi hâlinde bile kendisine, sınırlı da olsa, savaş başlatmak için yasal yetki sağlayacak.

Ancak böyle bir adımın İsrail tarihinde neredeyse hiçbir emsali bulunmuyor. Ayrıca mevcut güvenlik yetkililerinin, önümüzdeki haftalarda İran’a yönelik geniş çaplı operasyonları yeniden başlatmaları istenirse nasıl bir tepki verecekleri de belirsizliğini koruyor.

Netanyahu’ya bağlı isimler, İsrail iç istihbarat servisi Şin-Bet ve dış istihbarat teşkilatı Mossad’ın başına getirildi. Buna karşılık, 7 Ekim 2023’te Hamas’ın düzenlediği saldırı sırasında yaşanan başarısızlıklardan ötürü İsrail ordusunun kamuoyu nezdindeki itibarı geriledi.

İran’a yönelik saldırı planları hakkında bilgi sahibi bir isim, hükümet cephesindeki duruma ilişkin olarak, “Tüm seçenekler masada. Hiçbir şey beni şaşırtmaz” dedi.


İsrail seçimleri: Netanyahu ve Eisenkot seçmenlere ne vaat ediyor?

İsrailliler, salı günü Tel Aviv’in güneyinde, üzerlerinde aşırı sağcı Yahudi Gücü Partisi’nin seçim afişlerinin bulunduğu bir otobüs durağında beklerken (AFP)
İsrailliler, salı günü Tel Aviv’in güneyinde, üzerlerinde aşırı sağcı Yahudi Gücü Partisi’nin seçim afişlerinin bulunduğu bir otobüs durağında beklerken (AFP)
TT

İsrail seçimleri: Netanyahu ve Eisenkot seçmenlere ne vaat ediyor?

İsrailliler, salı günü Tel Aviv’in güneyinde, üzerlerinde aşırı sağcı Yahudi Gücü Partisi’nin seçim afişlerinin bulunduğu bir otobüs durağında beklerken (AFP)
İsrailliler, salı günü Tel Aviv’in güneyinde, üzerlerinde aşırı sağcı Yahudi Gücü Partisi’nin seçim afişlerinin bulunduğu bir otobüs durağında beklerken (AFP)

İsrail seçimlerinde gündem başlıkları çok sayıda olsa da savaşın, seçmenlerin öncelik sıralamasında hayat pahalılığıyla rekabet ettiği söylenebilir. Bununla birlikte, gelecek salı günü başlayacak ve parlamentodaki (Knesset) sandalyeler için yarışan listelerin karşı karşıya geleceği seçim sürecine güvenlik meselesi damga vuruyor. Yarışın başlıca iki aktörü ise mevcut Başbakan Binyamin Netanyahu ile eski Genelkurmay Başkanı Gadi Eisenkot.

Netanyahu ile Eisenkot’un seçim vaatleri doğal olarak birbirinden ayrılıyor. Eisenkot’un temsil ettiği muhalefet, Netanyahu hükümetinin 7 Ekim 2023’te Hamas’ın düzenlediği saldırı karşısındaki başarısızlıklarını ön plana çıkarıyor. Muhalefet ayrıca hükümetin daha önceki uygulamalarının Hamas’ın Gazze’deki yönetimini güçlendirdiğini, savaşın ardından sürecin yönetilemediğini ve açıklanan hedeflerin hiçbirine ulaşılamadığını savunuyor.

Başbakan Binyamin Netanyahu ise kısmen başarılı bir şekilde 7 Ekim meselesini gündemden uzaklaştırmaya çalışıyor. Bunun yerine, askeri alanda elde ettiğini düşündüğü kazanımları öne çıkarıyor. Bunlar arasında İran’a karşı yürütülen savaşta ABD ordusuyla fiilî ortaklık, Başkan Donald Trump ve yönetimiyle kurulan özel ilişkiler, Dini Lider Ali Hamaney başta olmak üzere İran’ın üst düzey yöneticilerinin etkisiz hale getirilmesi, Hizbullah’ın Hasan Nasrallah dâhil liderlerinin büyük bölümünün öldürülmesi, Hamas’ın İsmail Haniye, Yahya Sinvar, Muhammed Sinvar ve Muhammed Dayf gibi önde gelen isimlerinin öldürülmesi yer alıyor.

vfjk
Filistinliler, 7 Ekim 2023’te Gazze Şeridi’nin güneyindeki Han Yunus yakınlarında, ayırıcı duvar üzerindeki İsrail tankının üzerinde kutlama yaparken (AP)

Netanyahu ayrıca Suriye ordusunun tahrip edilmesini, Suriye ve Lübnan’da toprakların işgal edilmesini, Gazze Şeridi’nin üçte ikisinin kontrol altına alınmasını, Batı Şeria’da Hamas’ın altyapısına yönelik saldırıları ve buradaki üç mülteci kampının ortadan kaldırılmasını da kazanımları arasında gösteriyor.

İsrailli seçmen ne istiyor?

Gerçekçi bir değerlendirmeyle, İsrailli seçmenlerin küçümsenmeyecek bir bölümünün zihninde 7 Ekim’in açtığı yaralar hâlâ tazeliğini koruyor. Bu yaraların nesiller boyunca etkisini sürdüreceği düşünülüyor. Benzer bir saldırının tekrarlanmasını önlemek isteyen bu seçmenler, farklı cephelerde savaşın, hatta savaşların sürmesine karşı çıkmıyor.

Bununla birlikte kamuoyu yoklamaları, Netanyahu’nun savaş hedeflerine ulaşamamasından duyulan hayal kırıklığını ortaya koyuyor. Bu durumun seçimlerde Netanyahu’ya bedel ödetmesi ve hükümetinin düşmesine yol açması mümkün.

Aynı zamanda seçmenler açısından güçlü bir alternatifin bulunup bulunmadığı sorusu da giderek önem kazanıyor. Netanyahu’nun yerine geçebilecek en güçlü aday olarak öne çıkan Gadi Eisenkot ise hedefleri belirsiz bir savaşın aylar boyunca sürmesini öngören bir plan vaat ediyor.

hj
İsrailli ultra-Ortodoks Yahudilerden (Harediler) bir kadın ve erkek çocuk, Tel Aviv yakınlarında seçim afişleriyle kaplı bir duvarın önünden geçerken (AFP)

Netanyahu, savaşı sürdürmeyi ve en az iki yıl daha devam edecek şekilde açık uçlu tutmayı taahhüt ediyor. Bu yaklaşımını şu sözlerle ifade ediyor:

“İran’da Devrim Muhafızları yönetimini devirmek istiyoruz; çünkü yılanın başı orası. Baş düşerse diğer düşmanlar, yani vekil güçler Hizbullah, Hamas, Husiler ve Irak Hizbullahı da peş peşe düşer.”

Netanyahu bu süreci “açık uçlu bir savaş” olarak nitelendiriyor ve İran’la mevcut yönetimin iktidarda kalmasını sağlayacak herhangi bir anlaşmaya karşı çıkıyor.

Bölgesel düzeyde ise İsrail’in üstün bir askeri güç olarak konumunu pekiştirmeyi, “güç yoluyla barış anlaşmaları” dayatmayı ve ardından İsrail toplumunun diğer sorunlarıyla ilgilenmeyi hedefliyor.

Buna karşılık Eisenkot’un sunduğu planın hedefleri çok farklı görünmese de yöntem bakımından ayrışıyor. Plan, Washington’la ittifakın sürdürülmesi ve güçlendirilmesi, İran’a karşı ortak savaş yürütmek için ortaya çıkan tarihî fırsattan yararlanılması ve Hizbullah, Hamas ile İslami Cihad’ın askeri kanatlarına yönelik operasyonların devam ettirilmesi üzerine kurulu. Eisenkot ayrıca bu askeri kazanımların, aynı ölçüde güçlü siyasi kazanımlara dönüştürülmesini vaat ediyor.

Eisenkot, mücadelesinin “ABD yönetimi ve dünyanın diğer bölgelerindeki İsrail dostlarıyla tam koordinasyon içinde hazırlanan bir plan doğrultusunda ilerlediğini” söyledi. Gazze’deki silahlı örgütlere karşı savaşın 18 ay boyunca sürdürülmesini de taahhüt etti.

Bu süreçte, Netanyahu’nun da kabul ettiğini vurguladığı “Başkan Donald Trump’ın planının” uygulanmasını öngörüyor. Söz konusu plan Gazze’nin yeniden imar edilmesini de içeriyor.

Lübnan ve Suriye konusunda Eisenkot, askeri kazanımlardan yararlanmak istediğini belirtiyor. Lübnan ve Suriye hükümetleriyle yürütülecek müzakerelerin başarılı olmasını, güvenlik mutabakatlarının zamanla barış anlaşmalarına dönüşmesini hedefliyor.

Eisenkot ayrıca İran savaşının Arap ülkeleri üzerinde yarattığı etkilerden yararlanılarak İbrahim Anlaşmaları’nın kapsamının genişletilebileceğini ve İsrail’in uluslararası yalnızlığının sona erdirilebileceğini düşünüyor.

ytujk
Araçlar, Tel Aviv yakınlarında, İsrail’in mevcut Başbakanı Binyamin Netanyahu ile en güçlü rakibi Gadi Eisenkot’un fotoğraflarını taşıyan seçim ilan panosunun altından geçerken (EPA)

İç politikada ise Eisenkot’un vaatleri daha somut görünüyor. Göreve gelmesi halinde ilk 100 gün içinde atmayı planladığı adımlar arasında 7 Ekim’deki başarısızlıkları araştırmak üzere resmî bir soruşturma komisyonu kurulması, parti ve siyasi çıkarlar doğrultusunda savaş başlatılmaması, Knesset Başkanlığının değiştirilmesi ve yönetim sistemiyle yargı düzenini hedef alan yasal düzenlemelerin iptaline yönelik bir çalışma planının başlatılması bulunuyor.

Eisenkot ayrıca genel bütçede onaylanan ve ultra-Ortodoks Yahudi partilerine (Harediler) aktarılan yıllık 10 milyar dolarlık ödemelerin durdurulmasını vaat ediyor. Bunun yanı sıra söz konusu partilerin askerlik hizmetinden kaçmasını teşvik etmek amacıyla atılmış adımların da sona erdirilmesini öngörüyor.

Netanyahu ne hazırlıyor?

Netanyahu’nun seçim kampanyasını yönetmekte zorlandığı artık bir sır değil. Özellikle kamuoyu yoklamaları, mevcut durumda partisinin sahip olduğu gücün yarısını kaybedebileceğine işaret ediyor. Bu nedenle Netanyahu, çoğunluğu elde edememesi halinde Eisenkot’la birlikte bir hükümet kurmak için Amerikalılarla temaslarını sürdürüyor.

Şarku’l Avsat’ın İbrani basınından aktardığı haberlere göre  “ortak hükümet” anlaşması daha kapsamlı bir uzlaşmanın parçası olabilir. Bu anlaşmanın, Netanyahu’nun yolsuzluk suçlamalarıyla yargılandığı davanın iptal edilmesi karşılığında bir ya da iki yıl içinde iktidardan çekilmesini içerebileceği belirtiliyor.

Bununla birlikte bazı çevreler, Netanyahu’nun yeniden iktidara gelmesini ve sağcı bir hükümet kurmasını sağlayacak bir sürprizin, hatta bir mucizenin gerçekleşmesini bekliyor.

Öte yandan Netanyahu’yu eleştiren ve farklı toplumsal kesimlerden gelen çok sayıda kişi, şimdiden hayal kırıklığı yaşadıklarını dile getirerek İsrail’den göç etme niyetlerini açıkça ifade ediyor. Başka kesimler ise hükümetin çalışmalarını engellemek ve sivil itaatsizlik hareketi başlatmak amacıyla geniş çaplı bir halk mücadelesine hazırlanıyor.

Eisenkot’u neler bekliyor?

Mevcut tabloya göre Eisenkot, iktidara gelmesi halinde kendisini çok sayıda zorlukla karşı karşıya bulacak. Yalnızca Knesset içinde değil, daha geniş bir alanda sert bir muhalefetle mücadele etmek zorunda kalacak. Eisenkot’u ağır siyasi ve güvenlik riskleriyle dolu bir süreç bekliyor.

Bu engellerin başında, sahada faaliyet gösteren silahlı yerleşimci milisler geliyor. Netanyahu hükümetinin bu grupların gelişmesini teşvik ettiği, onlara silah ve ihtiyaç duydukları lojistik desteği sağladığı belirtiliyor. Amaçlarının ise kendi çıkarlarına uymayan siyasi kararları engellemek olduğu ifade ediliyor.

Bu grupların özellikle Gazze Şeridi’nden çekilmeye, Batı Şeria’daki mülteci kamplarının yeniden inşa edilmesine veya sayıları en az 120’ye ulaşan yerleşimci karakollarının kaldırılmasına karşı çıkabileceği değerlendiriliyor.

Eisenkot’un önündeki bir diğer büyük sorun da savaşın maliyetini karşılamak olacak. Savaşın şu ana kadar devlet hazinesine yaklaşık 450 milyar şekele, yani 150 milyar dolara mal olduğu belirtiliyor. Bu borçların ödenmesi için vergilerin artırılması kaçınılmaz görünüyor.

Bütün bunlara, hükümeti kurmanın başlı başına yaratacağı güçlükler de ekleniyor. Kamuoyu yoklamalarına göre Eisenkot’un kuracağı hükümet başlangıçta azınlık hükümeti olacak. Bu hükümet, Arap partilerinin olumlu ya da olumsuz desteğine dayanabilir.

Mansur Abbas liderliğindeki Arap listesi hükümete katılmaya hazır olduğunu belirtirken, Arap vatandaşlarını temsil eden Ortak Arap Listesi hükümete girmemeyi, ancak sağın iktidara gelmesini engellemek amacıyla hükümetin düşmesini önlemeyi tercih ediyor.

Bu nedenle dış cephelerdeki savaşların devam etmesi, buna paralel olarak ülke içindeki gerilimi daha da artıracak kararların alınması ihtimal dâhilinde görünüyor.


Moritanya’da kamu yazışmalarında Arapça kullanımı zorunlu hale geldi: Tartışmalar alevlendi

Yeni Kültür Bakanı (solda), geçen pazartesi günü Nuakşot’ta düzenlenen devir teslim töreninde görevi selefinden (ortada) devralırken (Kültür Bakanlığı)
Yeni Kültür Bakanı (solda), geçen pazartesi günü Nuakşot’ta düzenlenen devir teslim töreninde görevi selefinden (ortada) devralırken (Kültür Bakanlığı)
TT

Moritanya’da kamu yazışmalarında Arapça kullanımı zorunlu hale geldi: Tartışmalar alevlendi

Yeni Kültür Bakanı (solda), geçen pazartesi günü Nuakşot’ta düzenlenen devir teslim töreninde görevi selefinden (ortada) devralırken (Kültür Bakanlığı)
Yeni Kültür Bakanı (solda), geçen pazartesi günü Nuakşot’ta düzenlenen devir teslim töreninde görevi selefinden (ortada) devralırken (Kültür Bakanlığı)

Moritanya Kültür, Sanat, İletişim ve Parlamento ile İlişkiler Bakanı ve hükümet sözcüsü Muhammed Veled Bebane,dün (Salı) bakanlığına bağlı yetkililerin kendi makamına gönderilecek yazışma, memorandum, rapor ve belgelerde Arapça kullanmasını zorunlu kılan bir genelge yayımladı. Karar, eski Bakan Hüseyin Veled Meddu’nun yerine göreve başlamasından bir gün sonra alındı.

İmzalanmasının ardından derhal yürürlüğe giren karar, Moritanya’da dil ve kimlik konusundaki köklü tartışmaları yeniden gündeme taşıdı. Ülkede Fransız sömürge yönetimi döneminden bu yana Arapça ve Fransızca konuşan kesimler arasındaki anlaşmazlık, 1960’taki bağımsızlığın ardından da devam ediyor.

Veled Bebane, muhalefetteki Demokratik Güçler Birliği Partisi’nden milletvekilliği yapmış, bu dönemde ülkenin en tanınmış ve etkili hatiplerinden biri olarak öne çıkmıştı. Son olarak Moritanya’nın Doha Büyükelçisi olarak görev yapan Bebane, 10 Ekim’de açıklanan yeni hükümette bakanlık görevine getirilmişti.

Atamasının ardından muhalefetten bazı isimler, özellikle Fransızca konuşan kesimler, Bebane’nin hükümet sözcülüğüne getirilmesini eleştirmeye başladı.

Muhalif aktivist Abdunnasır Bibe, Bebane’nin ana dili Arapçadan başka hiçbir dil konuşmadığını öne sürerek, “Arapça bilmeyen gazetecilerin sorularını nasıl yanıtlayacak? Yabancı diplomatlarla nasıl konuşacak?” diye sordu.

Bakanın, makamına gönderilecek idari yazışmalarda Arapça kullanımını zorunlu kılan kararı, zaten hararetli olan tartışmayı daha da alevlendirdi. Bazı yorumcular, kararı bakanın kendisini eleştirenlere dolaylı bir yanıtı olarak değerlendirdi. Bu yorumlara göre Bebane, ülke anayasası uyarınca Arapçanın resmî dil olduğunu vurgulamak istedi.

Anayasaya dayalı karar

Buna karşılık, Moritanya’da Arapçanın kullanımını yaygınlaştırmak amacıyla sivil toplum temsilcileri tarafından kurulan Arapçanın Güçlendirilmesi Halk Girişimi, yeni Kültür Bakanı’nın kararını memnuniyetle karşıladı.

Girişim, kararın Moritanya Anayasası’nın 6. maddesinin uygulanmasına katkı sağlayacağını ve kamu hizmetlerini vatandaşlara daha yakın hale getireceğini belirtti.

Açıklamada, diğer bakanlıklar ve kamu kurumlarına da benzer genelgeler yayımlayarak Arapçanın idari işleyişteki varlığını güçlendirmeleri çağrısında bulunuldu. Arapçanın Moritanya İslam Cumhuriyeti’nin resmî dili olduğu vurgulandı.

Avukat Muhammed el-Mami Mevlay Ali de adımı olumlu olarak nitelendirdi. Kararın, devletin resmî işleyişinde anayasal bir yükümlülüğe bağlılığı hatırlattığını belirten Ali, dil konusundaki bazı tanımlamaların da gözden geçirilmesi gerektiğini söyledi.

Ali, Arapça eğitim alan kişilerin tek dilli, Fransızca eğitim alanların ise iki dilli olarak nitelendirilmesine itiraz ederek, iki dilliliğin eğitim alınan dile değil, dillerin ne ölçüde konuşulup anlaşılabildiğine göre değerlendirilmesi gerektiğini ifade etti.

Anayasal arka plan

Moritanya Anayasası’nın 6. maddesi, Resmî dil Arapçadır hükmünü içeriyor. Ülkede Hassaniye Arapçası, Pulaar, Soninke ve Wolof da ulusal diller arasında yer alıyor. Buna karşın Fransızca, kamu yönetiminde güçlü varlığını sürdürüyor. Fransa’dan bağımsızlığın kazanılmasının ardından 1961’de kabul edilen anayasada Fransızca, ülkenin tek resmî diliydi.

Arapça, 1968’de yapılan anayasa değişikliğiyle resmî dil statüsü kazandı. Bu adım, o dönemde Araplar ile siyah Afrikalı topluluklar arasında dil konusunda yaşanan anlaşmazlıkların ortasında atıldı. Yetkililerin eğitimde Arapça kullanımını zorunlu kılma kararı, siyah Afrikalı toplulukların tepkisine yol açtı ve çatışmalarda çok sayıda kişi hayatını kaybetti.

1980’de ise dönemin yönetimindeki askerî konsey, Arapçayı ülkenin tek resmî dili ilan etti.

Moritanya’da kamu yönetiminde hangi dilin kullanılacağına ilişkin anlaşmazlık, 1960’lı yıllardan bu yana ülkenin siyasi tartışmalarının temel başlıklarından biri olmayı sürdürüyor.