Gazze’deki savaş ve dünya savaşlarının yıl dönümü

Gazze Savaşı ve uluslararası krizlerin çağrışımları

Gazze Şeridi'nin güneyindeki Han Yunus'ta yıkılmış binaların yanındaki dar bir sokakta yürüyen Filistinliler, 11 Haziran 2024 (AFP)
Gazze Şeridi'nin güneyindeki Han Yunus'ta yıkılmış binaların yanındaki dar bir sokakta yürüyen Filistinliler, 11 Haziran 2024 (AFP)
TT

Gazze’deki savaş ve dünya savaşlarının yıl dönümü

Gazze Şeridi'nin güneyindeki Han Yunus'ta yıkılmış binaların yanındaki dar bir sokakta yürüyen Filistinliler, 11 Haziran 2024 (AFP)
Gazze Şeridi'nin güneyindeki Han Yunus'ta yıkılmış binaların yanındaki dar bir sokakta yürüyen Filistinliler, 11 Haziran 2024 (AFP)

Elie el Kaşif

ABD Başkanı Joe Biden’ın Gazze için ateşkes teklifi, muhtemelen Ramazan ayı arifesinde ateşkes ve esir takası anlaşması amacıyla yapılan, ancak tökezleyip başarısızlıkla sonuçlanan müzakerelerle aynı kaderi paylaşacak gibi görünüyor. ABD yönetiminin ister doğrudan İsrail'e ister Arap ülkeleri aracılığıyla Hamas’a olmak üzere savaşan taraflara yönelik tüm baskılarına rağmen, kendisi de bunu öngörmeye ve işaret etmeye başladı. ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken savaşın başlamasından bu yana bölgeye gerçekleştirdiği sekizinci ziyarette bunu yapmaya çalışsa da şimdiye kadar pek başarılı olamadı.

Ne zaman savaşın müzakereler yoluyla durdurulabileceğine dair bir umut doğsa, bu müzakerelerin başarısızlıkla sonuçlanacağına dair kötümser bir rüzgâr esmeye başlıyor. Eğer müzakere girişimi bu kez de başarısız olursa, karamsarlık geçen seferkinden daha da yoğun olacak. Teklif, gerek müzakerelerin başarısız olması ve İsrail ile Hamas'ın Biden'ın teklifine yanıt vermemesi bakımından, gerek savaşın doğrudan tarafları olan Hamas ve İsrail'in, özellikle de Binyamin Netanyahu ve Yahya Sinvar'ın hesapları bakımından gerekse özellikle önümüzdeki kasım ayında yapılması planlanan ABD seçimlerinin arifesinde bölgesel ve uluslararası sahnedeki kaos bakımından İsrail'in Gazze Şeridi'ne yönelik savaşının en karmaşık hale geldiği zor bir zamanda ortaya atıldı. Bu da haftalardır hatta aylardır konuşulan Hamas ve İsrail arasındaki yıpratma savaşının aslında bölgesel ve uluslararası bir çatışmanın yansıması olup olmadığı, yani bölgesel ve uluslararası tarafların kendi hesapları için mi bu çatışmayı derinleştirmeye çalıştıkları ya da söz konusu uluslararası tarafların başında gelen ABD’yi bu savaşta boğmak, dikkatini dağıtmak ve çözümsüzlüğe itmeye mi çalışıldığı gibi önemli bir soruyu gündeme getiriyor.

Aslında, Rusya-Ukrayna savaşıyla ilgili sahada ve siyaset sahnesinde yaşanan gerilim, Doğu Avrupa'daki gelişmeleri Filistin topraklarındaki çatışmayla ilişkilendirmeye giderek daha fazla itiyor. Çünkü ABD ve Batı ülkelerinin her iki bölgede de var olması, rakiplerinin bu savaşlara katılmaları için net bir davet anlamına geliyor. Eğer Rusya Avrupa'daki savaşın tarafı ise Gazze’deki savaşta rolü ne olacak? Ya da Hizbullah ve İsrail arasındaki cephede nasıl bir rol üstlenecek? Aksa Tufanı Operasyonu'na ilişkin bazı geç okumalar, Moskova'nın bu operasyona yakından ya da uzaktan müdahil olmuş olma ihtimalini sorgulasa da elbette net cevaplara ulaşamadı. Şu sıralar sorular, Rusya'nın Ukrayna savaşındaki hesapları ya da başta Çin olmak üzere diğer ülkeler arasında yeni bir uluslararası düzen inşa etme girişimleri bağlamında, savaşı uzatma ve ABD'yi bu savaşla meşgul etme konusundaki çıkarları üzerinde yoğunlaşıyor. Dolayısıyla, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin'in Gazze’deki savaşın patlak vermesinin bir nedeni olarak gördüğü ABD’nin Ortadoğu'daki başarısızlığı, ABD liderliğindeki liberal uluslararası düzenin parçalanmasına yol açıyor.

Gazze’deki savaştan nasıl çıkılacağı ve ‘ertesi günü’ belirsizliğini korurken Ortadoğu’da bu savaşın ortaya çıkardığı yeni bir soğuk savaş biçimiyle karşı karşıya olabiliriz.

Ancak Rusya ile ilgili soruların sorulması, kaçınılmaz olarak Çin ile ilgili sorular da sorulması anlamına geliyor. Pekin, Moskova’nın aksine çatışmaya doğrudan müdahil olmasına dair herhangi bir sinyal vermiyor. Putin geçtiğimiz hafta, Batılı ülkelerin Ukrayna’yı silahlandırmasına ve Rusya'ya saldırmasına izin vermesine karşılık, Moskova'nın dünyanın dört bir yanındaki ABD karşıtı grupları desteklemeye hazır olduğunu söylemişti. Bu da İran ile silah anlaşmaları yapmaya ya da bölgedeki İran yanlısı grupları doğrudan ya da Tahran üzerinden silahlandırmaya hazır olduğu şeklinde yorumlandı. Hizbullah'a yakın çevreler Moskova ile ilişkilerinin şu an her zamankinden daha güçlü olduğundan bahsediyor. Peki, bu Rusya'nın Hizbullah'a silah ya da teknoloji sağladığı anlamına mı geliyor? Her halükârda özellikle Ukrayna ve genel olarak Avrupa kıtasının güvenliği konusunda ABD ve Batı ülkeleri ile derinleşen çatışması çerçevesinde, Rusya'nın Gazze’deki savaşa müdahil olmuş olabileceğinden endişe duymak gerekiyor.

Son yıllarda İsrail, Körfez Arap ülkeleri ve İran'la birlikte bölgedeki varlığının kapsamını genişleten Çin ise Filistin'deki bölünmüşlüğün tarafları olan Fetih Hareketi (El Fetih) ve Hamas Hareketi arasında uzlaşı sağlayama çalışarak ve Filistinliler ile İsrail arasındaki çatışmayı çözmek için uluslararası konferans çağrısında bulunarak, savaşa diplomatik bir pencereden bakıyor.

svdfbgnh
Ürdün'ün ev sahipliğinde yapılan “Eylem Çağrısı: Gazze'ye Acil İnsani Müdahale” konulu Ölüdeniz Konferansı'na katılan ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken (ortada) sağında Arap Birliği Genel Sekreteri Ahmed Ebu Gayt ile, 11 Haziran 2024 (AFP)

Gazze Şeridi’ndeki savaşın büyük resmi böyle, ancak uluslararası ve bölgesel ittifakların karmaşıklığı ve çakışmaları çerçevesinde, uluslararası ve bölgesel safların daha açık dizildiği Soğuk Savaş dönemindeki durumun aksine, bugün bölgedeki ve dünyadaki tüm ülkeler ilişkilerini ve ittifaklarını mümkün olduğunca genişletmeye çalışıyor. Bu ise bölgedeki uluslararası rekabetin, özellikle de günümüzün iki büyük kutbu olan ABD ve Çin arasındaki rekabetin ek bir nedeni haline geliyor. Hem ABD hem de Çin, İsrail'den Körfez ülkelerine ve İran'a kadar bölgedeki diğer ülkelerle ilişkilere sahip. Dolayısıyla Gazze’deki savaştan nasıl çıkılacağı ve ‘ertesi günü’ belirsizliğini korurken, Ortadoğu’da bu savaşın ortaya çıkardığı yeni bir soğuk savaş biçimiyle karşı karşıya olabiliriz.

Fakat savaşı çevreleyen bu uluslararası sahne tek başına savaşın gelişimini ve geleceğini açıklamaya yetmiyor. Zira yerel aktörlerin, Hamas ve İsrail'in, özellikle de Sinvar ve Netanyahu'nun hesapları, çatışmanın geleceği üzerinde çok etkili ve hatta belirleyici. İran’ın Dini Lideri Ali Hamaney'in geçtiğimiz günlerde Hamas Hareketi’ne Biden'ın teklifini kabul etmemesi yönünde yaptığı dolaylı çağrıdan da anlaşılacağı üzere, İran'ın Hamas'ın önemli bir destekçisi olarak savaştaki varlığı, hatta onun tercihlerini yönlendirmesi göz ardı edilemez. Tüm bu aktörlerin, Gazze Şeridi'ndeki savaşta yaşanan gelişmelerin de kanıtladığı üzere, başta bölgedeki başlıca uluslararası aktör olan ABD olmak üzere, savaştaki başlıca ülkelerin çıkarlarını ve tedbirlerini dikkate aldıklarına hiç şüphe yok.

Gazze’deki savaş da dahil olmak üzere bölgedeki olayların çoğu, ABD’nin bölgedeki yeni mühendisliğinin bir parçası olarak, ABD-Suudi Arabistan anlaşması etrafında dönüyor.

Nihayetinde ister müttefikleri ister muhalifleri tarafından olsun, tüm yerel, bölgesel ve uluslararası hesaplar ABD ve onun yakın ve uzak hedefleri etrafında dönüyor. Hamas, İran ve Hizbullah, İsrail ile ABD arasındaki anlaşmazlıkların ve bu anlaşmazlıkların merkezinde yer alan ABD’nin bölgedeki önceliklerinin üzerine bahis oynuyorlar. Biden yönetimi, ABD'nin Doğu Avrupa, Pasifik ya da Çin Denizi gibi önemli uluslararası çatışma bölgelerine yeniden odaklanmasıyla ilgili jeopolitik nedenlerinin yanı sıra Gazze’deki savaşta İsrail'i desteklediği ve gönderdiği çok sayıda silahla on binlerce Filistinli sivilin ölümüne neden olduğu için seçimlerde ABD’lilerin kendisine yönelik tepkisini hafifletmek gibi sebeplerden ötürü üç aşamalı ateşkes anlaşmasının imzalanması için acele ediyor.

xscdvfbg
İsrailli rehinelerin aileleri, Blinken’ın Tel Aviv ziyaretine denk gelecek şekilde, rehinelerin derhal serbest bırakılması talebiyle protesto gösterisi düzenledi 11 Haziran 2024 (Reuters)

Öte yandan Gazze'deki ateşkes, Washington ile Riyad arasında bir savunma anlaşmasından oluşan ve Washington'ın İsrail'i Suudi Arabistan ile normalleşme anlaşması yoluyla bölgeye daha fazla entegre etme çabaları çerçevesinde Tel Aviv'in de katılabileceği, ancak Tel Aviv'in Riyad'ın talep ettiği gibi iki devletli bir çözüm ile ilgili somut adımlar atmasına bağlı olan, ABD himayesinde ‘bölgesel bir yapı’ inşa etmeye doğru ilerliyor. Dolayısıyla, Gazze’deki savaş da dahil olmak üzere bölgedeki olayların çoğu, ABD’nin bölgedeki yeni mühendisliğinin bir parçası olarak ABD-Suudi Arabistan anlaşması etrafında dönüyor. Bu sebeple, İran’ın Dini Lideri Ali Hamaney’in kısa süre önce Aksa Tufanı Operasyonu’nu, bölgedeki denklemleri değiştirmeye yönelik bir Amerikan projesini engellediğini söyleyerek övmesi kimseyi şaşırtmadı.

Hamas Hareketi’nin Gazze’deki lideri Yahya Sinvar'ın özellikle de esir kartını elinde tuttuğu sürece, elinde kalanlarla savaşmaya devam etme isteğine ilişkin kendi hesaplarıyla kesiştiğinde İran'dan gelen sinyalleri aldığına şüphe yok. İşte şimdi Washington ona ABD vatandaşı olan rehineler için arada İsrail olmadan müzakere etme teklifinde bulunuyor. Sinvar’ın sadece iki seçeneği var. Ya İsrail, uluslararası tarafların garantörlüğünde kalıcı bir ateşkesi kabul edecek ya da savaşmaya devam edecek. Şimdiye kadar bu iki seçenek dışında üçüncü bir seçeneği kabul etmeye istekli görünmedi. Sinvar'ın tutumunun, özellikle Hamas’ın Doha'daki lider kadrosuna uygulanan baskı çerçevesinde bir bütün olarak Hamas'ın tutumu olup olmadığı da tartışmalı bir konu. Ancak İran Hamas'ın ana şemsiyesi olmaya devam ediyor. Bu da Hamas'ın genel tutumunu anlamada önemli bir unsur.

Netanyahu'nun siyasi ve şahsi hesapları, Washington ile ilişkilerinin sınırları ve koşulları da dahil olmak üzere savaştaki seçeneklerini belirlemede önemli rol oynuyor.

İsrail'e ve özellikle Netanyahu'ya gelince; Netanyahu, iki devletli bir çözümü kabul etmeye hazır değil. Çünkü böyle bir durum onu hükümetinin düşmesi ve aşırı sağın yeri doldurulamaz desteğini kaybetmesi tehdidiyle karşı karşıya bırakacaktır. Yani ya hem Filistinlilerle savaşı hem de İsrail içindeki siyasi çatışmayı kazanarak ikisi de kazanacak ya da ikisini birden kaybedecek. Tecrübeli bir siyasetçi olan Netanyahu, İsrail'deki siyasi ve demografik geleceğin özellikle savaş sonrasında aşırı sağcı eğilimlerden yana olduğunu çok iyi biliyor. Bu nedenle önceliklerinin, görev süresi sona ermekte olan Biden yönetimiyle ilişkileri pahasına da olsa aşırı sağcı akımların kendisine olan desteğini sürdürmek olması gerektiğini bilen Bibi (Netanyahu), İsrail sağının değirmenine su taşıyan Donald Trump'ın seçimleri kazanması üzerine de bahis oynuyor olabilir. Nihayetinde Netanyahu'nun siyasi ve şahsi hesapları, Washington'la ilişkinin sınırları ve koşulları da dahil olmak üzere savaştaki seçeneklerini belirlemede önemli rol oynuyor. İsrail sağının anlatısı, Biden'ın İsrail'e yardım etmek yerine, onu bölgeye yönelik projesinin bir parçası olarak kullandığı yönünde ve bu da elbette Netanyahu ve danışmanları tarafından çok iyi biliniyor.

Tüm bu üst üste binen uluslararası, bölgesel ve yerel sahneler açısından Gazze’deki savaştan çıkış yolunu hayal etmek daha da zorlaşıyor. O halde bölge uzun bir ‘yıpratma savaşına’ mı hazırlanmalı? Nihayetinde böyle bir savaşın bedelini öncelikle Filistinli siviller, ikinci olarak da Lübnan'da, Suriye'de, hatta biraz daha uzaktaki Irak'ta olsun, uzun savaşlara alışkın olan ‘Bereketli Hilalin’ halkları ödeyecek.



Washington, İran’a karşı savaşın yeniden başlatılması ile ekonomik boğma politikasının sürdürülmesi arasında bölünmüş durumda

Axios’a göre Savunma Bakanı ve CENTCOM komutanları, İran’a karşı savaşın yeniden başlatılmasını destekliyor (CENTCOM)
Axios’a göre Savunma Bakanı ve CENTCOM komutanları, İran’a karşı savaşın yeniden başlatılmasını destekliyor (CENTCOM)
TT

Washington, İran’a karşı savaşın yeniden başlatılması ile ekonomik boğma politikasının sürdürülmesi arasında bölünmüş durumda

Axios’a göre Savunma Bakanı ve CENTCOM komutanları, İran’a karşı savaşın yeniden başlatılmasını destekliyor (CENTCOM)
Axios’a göre Savunma Bakanı ve CENTCOM komutanları, İran’a karşı savaşın yeniden başlatılmasını destekliyor (CENTCOM)

ABD yönetimi içinde İran’a karşı geniş çaplı askerî operasyonların yeniden başlatılması konusunda görüş ayrılıkları yaşanıyor. Şarku’l Avsat’ın Axios’tan aktardığı habere göre Savunma Bakanı Pete Hegseth ve ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı (CENTCOM) yeni saldırılar düzenlenmesini savunurken Başkan Donald Trump’ın danışmanlarının çoğu ekonomik baskının ve yaptırımların sürdürülmesinden yana.

Görüş ayrılığı, Trump ile İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun geçen hafta gerçekleştirdikleri temaslarda İran’ın askerî hedeflerini ve nükleer tesislerini hedef alan ortak bir ABD-İsrail operasyonu ihtimalini ele aldıklarına ilişkin haberlerin ardından gündeme geldi. Görüşmeler hakkında bilgi sahibi ABD’li ve İsrailli yetkililer ile bir başka kaynak, bu olasılığın değerlendirildiğini belirtti.

Netanyahu, bugün çarşamba günü yaptığı açıklamada İran’ın İsrail açısından oluşturduğu tehlikelere ilişkin uyarılarını yineledi. İsrail ordu radyosuna konuşan Netanyahu, “İran’ın kolları bu günlerde füze fırlatmaya ve saldırı operasyonları düzenlemeye çalışıyor” dedi.

fbg
ABD Başkanı Donald Trump, salı günü Washington yakınlarındaki Andrews Hava Üssü’nde başkanlık uçağına doğru ilerlerken (AP)

Netanyahu, seçimler öncesinde mevcut aşamada Tahran’a önleyici saldırı düzenlenmesine karşı olduğunu öne sürdü. “Bana göre bu zamanlama bizim için uygun değil” diyen Netanyahu, önümüzdeki iki yıl içinde Hamas’ı ve Hizbullah’ı ortadan kaldıracağını, İran rejimini ise devireceğini savundu.

Askerî çatışmaya dönüş seçeneği masada

Görüşmeler, Trump’ın İsrail’deki seçimlerden bir hafta sonra yapılacak ABD ara seçimleri öncesinde İran’a saldırmayacağını açıklamasına rağmen askerî tırmanış seçeneğinin hâlâ gündemde olduğunu gösteriyor.

ABD’li bir yetkili, Netanyahu’nun tutumuna ilişkin değerlendirmesinde İsrail Başbakanı’nın çatışmaya yeniden dönmek istiyor gibi göründüğünü söyledi. Yetkili, Trump’ın Netanyahu’ya hazırlık yapabileceğini ifade ettiğini ancak saldırı düzenleneceğine ilişkin somut bir taahhütte bulunmadığını belirtti.

dfg
İranlı bir kadın, 14 Ekim 2026’da Tahran sokaklarından birinde İran bayrağının yer aldığı bir tabelanın yanından geçiyor (AP)

Yetkili, Trump’ın Netanyahu’ya “Buyur, hazırlan” dediğini aktardı. Bu ifadenin hemen harekete geçmek ya da daha sonraki bir tarihte hazırlık yapmak anlamına gelebileceğini belirten yetkili, operasyonun hiçbir zaman gerçekleştirilmemesi ihtimalinin de bulunduğunu kaydetti.

Buna karşılık Beyaz Saray’dan bir yetkili, Trump ile Netanyahu’nun savaşı yeniden başlatmayı görüştüklerine ilişkin haberlerin doğru olmadığını söyledi. Yetkili, ABD Başkanı’nın ara seçimlerden önce İran’a saldırmayacağını belirtti.

Netanyahu’nun ofisi ise başbakanın Trump ve yönetiminin üst düzey yetkilileriyle düzenli temaslarda bulunduğunu, ancak görüşmelerin içeriğine ilişkin yorum yapmayacağını açıkladı.

Tırmanışın zamanlaması konusunda görüş ayrılığı

Kaynaklara göre Trump başlangıçta saldırıların yeniden başlatılmasına daha sıcak bakarken zamanla daha tereddütlü bir tutum sergilemeye başladı. ABD’li bir yetkili, yönetim içinde bir sonraki adım konusunda farklı görüşler bulunması nedeniyle Trump’ın askerî seçeneği desteklemek ile bundan vazgeçmek arasında gidip geldiğini söyledi.

Görüşmeler hakkında bilgi sahibi bir kaynağa göre Savunma Bakanı Pete Hegseth ve CENTCOM, saldırıların yeniden başlatılmasını en güçlü biçimde savunan isimler ve kurumlar arasında yer alıyor. Buna karşılık Trump’ın danışmanlarının çoğu, ekonomik yaptırımların ve diğer baskı araçlarının sürdürülmesini tercih ediyor. Bu çevreler, söz konusu politikanın giderek daha fazla sonuç verdiğini düşünüyor.

ABD’li bir yetkili, bu yaklaşımı şu sözlerle ifade etti:

“Ekonomik boğmanın giderek daha iyi sonuç verdiğini söylüyorlar. Öyleyse bu politikayı sürdürelim.”

Görüş ayrılığı, Tahran’la mücadelenin yönetilmesinde iki farklı seçeneği öne çıkarıyor. Bunlardan ilki İran’ın askerî ve nükleer kapasitesini hedef alan yeni bir askerî tırmanış, diğeri ise yeni bir savaş turuna girmeden Tahran’ı taviz vermeye zorlamak amacıyla ekonomik baskının sürdürülmesi.

ghj
İranlılar, 14 Ekim 2026’da Tahran’daki Vanak Meydanı’nda ABD karşıtı bir reklam panosunun önünden araçlarıyla geçiyor (AP)

Askerî hazırlıkların devam etmesi, çatışmaların yeniden başlatılmasına ilişkin kesin bir karar alındığı anlamına gelmiyor. Kaynaklara göre ABD ve İsrail orduları teyakkuz durumunu koruyor ve Trump’ın tutumunu değiştirmesi ihtimaline karşı hazırlıklarını sürdürüyor.

İran’ın nükleer programını yeniden inşa etmesinden endişe ediliyor

İsrail, İran’ın nükleer programının çeşitli bileşenlerini yeniden inşa etmeye yönelik adımlar attığına işaret eden ve endişe yaratan istihbarat bulguları elde ettiğini öne sürüyor. Netanyahu’nun son temaslarında bu bilgileri Trump’a aktardığı belirtiliyor.

Görüşmelere ilişkin bilgilere göre İsrail, özellikle İran’ın Kuh-ı Tığ adlı tesisi uranyum zenginleştirmek amacıyla kullanma ihtimalinden endişe duyuyor.

Trump yönetiminin üst düzey üyeleri, savaşta atılacak sonraki adımları ve saldırıların yeniden başlatılması ihtimalini görüşmek üzere 2 Ekim’de Camp David’de saatler süren bir toplantı gerçekleştirmişti. Toplantı, askerî seçeneklerin ABD yönetiminin en üst düzeyinde değerlendirilmeye devam ettiğini gösterdi.

Görüşmeler yalnızca nükleer tesislerle sınırlı kalmadı. Kaynaklara göre İran’ın askerî hedeflerini de kapsayacak ortak bir operasyon ihtimali ele alındı.

Söz konusu istihbarat endişelerinin yakın zamanda bir askerî karara yol açıp açmayacağı ya da devam eden müzakerelerde Tahran üzerindeki baskıyı artırmak için kullanılıp kullanılmayacağı ise henüz netlik kazanmadı.

Görüşmelerin zamanlaması, siyasi açıdan da hassasiyet taşıyor. İsrail’de seçimler 27 Ekim’de, ABD’deki ara seçimlerden bir hafta önce yapılacak. Bu nedenle geniş çaplı çatışmaların yeniden başlaması, her iki ülkedeki seçmenlerin tercihlerini etkileyebilecek bir gelişme olarak değerlendiriliyor.

Kaynakların aktardığı değerlendirmelere göre yeni bir saldırı, İran’ın İsrail’e yüzlerce balistik füze fırlatmasına yol açabilir. Böyle bir gelişme çatışmayı genişletebilir ve İsrail’deki seçimlerin zamanlamasını da etkileyebilir.

Müzakereler henüz çıkmaza girmiş değil

Askerî hazırlıklar sürerken diplomatik girişimler de devam ediyor. Bununla birlikte bir anlaşmaya varılması ihtimali henüz belirsizliğini koruyor.

Katar arabulucuları, savaşı sona erdirmeyi amaçlayan ve nükleer program konusunda tavizler verilmesini öngören ABD’nin son karşı önerisine İran’ın yanıtını bekliyor.

yju
ABD Başkanı Donald Trump’ın Rus dizeli satın alınmasına yönelik duyurduğu anlaşma, ABD’de tepkiyle karşılandı (Reuters)

ABD’li bir yetkili, müzakerelerin tamamen sona ermediğini ancak somut bir ilerleme de kaydedilmediğini söyledi. Washington’un baskıyı artırmayı sürdürdüğünü belirten yetkili, İran içinde uzlaşmaya daha açık seslerin ağırlık kazanacağı beklentisiyle hareket edildiğini ifade etti.

Yetkili, Tahran’ın savaşın yarattığı baskı ve yaklaşan ABD ara seçimleri nedeniyle Trump’ın geri adım atacağını düşündüğünü belirtti. Ancak Trump’ın İranlılara bu hesaplamanın yanlış olduğunu gösterdiğini savundu.

Trump, salı günü İran’a yönelik eleştirilerini yineleyerek ülkeyi “başarısız bir devlet” olarak nitelendirmiş ve Washington’un İran konusunda “çok yakında” bir karar vereceğini söylemişti.


ABD'den Kuzey Kore'yi finanse ettiğinden şüphelenilen ağa yönelik önlemler

ABD Adalet Bakanlığı (Reuters)
ABD Adalet Bakanlığı (Reuters)
TT

ABD'den Kuzey Kore'yi finanse ettiğinden şüphelenilen ağa yönelik önlemler

ABD Adalet Bakanlığı (Reuters)
ABD Adalet Bakanlığı (Reuters)

ABD’li federal savcılar dün, Kuzey Kore’nin uzaktan bilgi teknolojileri alanında çalışarak gelir elde etmeyi amaçladığı öne sürülen bir planın ortaya çıkarılması kapsamında iki kişinin gözaltına alındığını ve 180’den fazla bilgisayara el konulduğunu açıkladı.

Şarku’l Avsatın AP’den aktardığına göre ABD Adalet Bakanlığı, Teksas eyaletinde dizüstü bilgisayar çiftlikleri olarak kullanıldığından şüphelenilen 40’tan fazla adrese baskın düzenlendiğini bildirdi. Söz konusu tesislerin, Amerikalı işverenleri Kuzey Kore vatandaşlarını işe almaya ikna ederek, Pyongyang’a 3 milyon dolardan fazla gelir sağladığı belirtildi.

Ohio ve Pensilvanya eyaletlerinde kara para aklama ve kimlik hırsızlığı suçlamalarıyla iki ABD vatandaşı gözaltına alınırken, operasyon kapsamında 14 kişi hakkında daha suçlamada bulunuldu. Şüphelilerden 10’unun Çin’de yaşadığı bildirildi.

Ulusal Güvenlikten Sorumlu Başsavcı Yardımcısı John Eisenberg, “Kuzey Kore rejimi, yasa dışı faaliyetler için gelir elde etmek amacıyla geniş çaplı bilgi teknolojileri istihdam programlarından yararlanıyor. Bu faaliyetlerden sağlanan gelir, nihayetinde ABD’yi veya müttefiklerini hedef alabilecek silahların geliştirilmesinde kullanılabiliyor” dedi.

Bu olay, Kuzey Kore hükümetine yasa dışı gelir sağladığından şüphelenilen ve ABD’de faaliyet gösteren “dizüstü bilgisayar çiftliklerine” yönelik bir dizi kolluk kuvveti operasyonunun son halkasını oluşturuyor. Bu tesislerde çok sayıda bilgisayar bulunuyor ve söz konusu cihazlar yasa dışı gelir elde etmek amacıyla kullanılıyor.

Nisan ayında da iki ABD vatandaşı, yurt dışındaki kişilerin, özellikle Kuzey Korelilerin, uzaktan bağlanarak kendilerini ABD’de ikamet eden bilgi teknolojileri uzmanları gibi tanıtmalarına olanak sağlayan benzer tesisler kurdukları gerekçesiyle hapis cezasına çarptırılmıştı.


İngiltere: Moskova ve Tahran kaynaklı tehditler

MI5 Başkanı Ken McCallum, 13 Ekim’de Londra’daki MI5 genel merkezinde açıklamalarda bulunurken (DPA)
MI5 Başkanı Ken McCallum, 13 Ekim’de Londra’daki MI5 genel merkezinde açıklamalarda bulunurken (DPA)
TT

İngiltere: Moskova ve Tahran kaynaklı tehditler

MI5 Başkanı Ken McCallum, 13 Ekim’de Londra’daki MI5 genel merkezinde açıklamalarda bulunurken (DPA)
MI5 Başkanı Ken McCallum, 13 Ekim’de Londra’daki MI5 genel merkezinde açıklamalarda bulunurken (DPA)

İngiltere İç İstihbarat Servisi MI5 Başkanı Ken McCallum dün yaptığı açıklamada, İran’ın askeri tesisler gibi korunaklı hedeflere yönelik girişimlerini yoğunlaştırdığını, Rusya’nın ise Ukrayna’nın müttefiklerine karşı hibrit savaşını tırmandırdığını belirtti. McCallum, Tahran’ın İngiltere’deki operasyonlarının kapsamını genişletmeye çalıştığını ve geleneksel olarak hedef aldığı İranlı muhaliflerin ötesine geçmeyi amaçladığını ifade etti. İngiliz makamları, İran’ı vekilleri aracılığıyla Yahudi toplumuyla bağlantılı hedeflere yönelik kundaklama ve sabotaj saldırılarının arkasında olmakla suçluyor. Şarku’l Avsatın AP’den aktardığına göre İngiliz yetkililer bu iddiaları soruşturuyor.

McCallum, İngiltere’nin karşı karşıya olduğu çok sayıda tehdidi ele aldığı yıllık konuşmasında, yapay zekânın kötüye kullanımına ilişkin en büyük endişelerden birinin teröristlerin biyolojik silah geliştirmesine, hatta yeni hastalık etkenleri üretmesine imkân sağlaması olduğunu söyledi.

İngiltere’nin, 25 yıl önceki 11 Eylül saldırılarının yarattığı değişim ölçüsünde bir dönüşümün yaşandığı “yeni bir ulusal güvenlik dönemiyle” karşı karşıya olduğunu belirten McCallum, tehditlerin “kundaklama, sabotaj, siber saldırılar, zorlama ve şiddetten” başlayarak “ergenlerin yatak odalarında algoritmalar aracılığıyla maruz kaldıkları içeriklere” kadar uzandığını ifade etti.

Tehditler dört katına çıktı

McCallum, yabancı devletlerle bağlantılı tehditlerin son 10 yılda dört katına çıktığını belirterek, başta Rusya, İran ve Çin kaynaklı tehditlerle mücadele etmek için yürütülen çalışmalara dikkat çekti. MI5’ın bu tehditlerle mücadeleye ayırdığı kaynakların Soğuk Savaş dönemindekinden daha fazla olduğunu kaydetti.

scdfgth
MI5 Başkanı Ken McCallum, 13 Ekim’de düzenlediği basın toplantısında İran ve Rusya kaynaklı tehditlerin arttığı uyarısında bulundu (Reuters)

İngiltere Başbakanı Andy Burnham ise pazartesi günü yaptığı açıklamada, İran’ın, ABD bombardıman uçaklarının İran’a yönelik saldırılarda kullandığı İngiliz Kraliyet Hava Kuvvetlerine ait Fairford Üssü’nü hedef aldığı şüphesi bulunan bir planın arkasında olmasının “son derece muhtemel” olduğunu söylemişti. Olayın ardından güvenlik önlemleri artırılmış, ABD Başkanı Donald Trump da üsten bazı uçakların çekilmesi talimatını vermişti.

Burnham, söz konusu planın “neredeyse kesin olarak” İran Devrim Muhafızları tarafından yönlendirildiğini belirtti. Açıklama, 27 Eylül’de İngiltere’nin batısındaki Fairford Üssü yakınlarında yaşanan olaya ilişkin yapıldı. Olay sırasında onlarca kişi evlerinden tahliye edilirken, bölgeye silahlı polisler ve orduya bağlı bomba imha uzmanları sevk edildi.

Polis, daha sonra olay yerindeki üç küçük kamyonda benzin bulunduğunu, ancak patlayıcıya rastlanmadığını açıkladı. Yirmili yaşlarındaki yedi erkek gözaltına alındı. Şüpheliler, soruşturma devam ederken kefaletle serbest bırakıldı.

Associated Press (AP), Trump yönetiminin üssün, mümkün olduğunca fazla sayıda ABD askerini öldürmeyi ve Amerikan uçaklarını imha etmeyi amaçlayan İran kaynaklı tehditlerle karşı karşıya kaldığına inandığını bildirdi. Ancak İngiliz yetkililer bu değerlendirmeleri doğrulamadı.

Tahran yönetimi, Fairford olayına karıştığı yönündeki suçlamaları reddetti. İran, İngiltere’de düşmanca faaliyetlerde bulunduğu iddialarını da kabul etmiyor. İngiliz makamları ise İran’ı yıllardır İranlı muhaliflere yönelik suikast planları ve girişimlerinin yanı sıra, İsrail ve Yahudi toplumuyla bağlantılı hedeflere yönelik faaliyetlerle ilişkilendiriyor.

İran daha önce, topraklarına yönelik saldırılarda kullanılan her türlü askerî üssü meşru hedef olarak gördüğünü açıklamıştı. Rusya da İngiltere ve diğer Batılı ülkelerde düşmanca faaliyetlerde bulunduğu iddialarını reddediyor. Buna karşın McCallum, Rusya’yı hâlâ “başlıca saldırgan” olarak nitelendirdi.

İran bağlantılı soruşturmalarda onlarca gözaltı

McCallum, devam eden soruşturma nedeniyle Fairford olayı hakkında yorum yapamayacağını söyledi. Ancak İran’ın bu yıl, askerî tesisler gibi daha sıkı korunan yerleri hedef alma konusundaki “niyetlerinde önemli bir değişim” yaşandığına dikkat çekti.

McCallum, “Fairford Üssü olayı münferit değil. Yalnızca İngiltere’de değil, dünyanın farklı yerlerinde de benzer örnekler gördük” ifadelerini kullandı.

dfergth
İngiliz polisleri, Fairford Hava Üssü çevresinde (Reuters)

İran bağlantılı operasyonlar kapsamında geçen yıl 50’den fazla kişinin gözaltına alındığını açıklayan McCallum, İran’ın patlayıcı yüklü insansız hava araçları (SİHA) kullanarak karmaşık saldırılar düzenleme kapasitesine ilişkin bir soruya da ycevap verdi.

McCallum, İran’ın bu alandaki kapasitesinin İngiltere’de operasyonlarını yürütmek için kullandığı suç örgütlerinin ve vekil unsurların gelişmişlik düzeyiyle sınırlı olduğunu söyledi.

“İngiltere’de son yıllarda fiilen gördüklerimize dayanarak, bu unsurların kapasitesi söz konusu seviyeye hiçbir şekilde yaklaşmış değil” diyen McCallum, buna karşın İran Devrim Muhafızlarının, İran’a daha yakın ülkelerde geleneksel ve hibrit yöntemleri daha saldırgan ve gelişmiş biçimlerde kullanma konusunda kayda değer deneyime sahip olduğunu vurguladı.

Rusya’nın hibrit saldırıları

McCallum, diğer Avrupa istihbarat servislerinin Rusya’nın geleneksel askerî çatışma eşiğinin altında kalan taktikler kullandığı yönündeki uyarılarını yineledi.

Bu kapsamda Almanya’daki Leipzig Havalimanı’nda patlayıcı yüklü bir SİHA aracıyla kargo uçağını hedef alma girişimini ve Polonya’nın enerji altyapısına yönelik siber saldırıyı örnek gösterdi.

Rusya’nın, “geleneksel çatışma düzeyinin altında kalan, ancak zaman zaman bu sınıra oldukça yaklaşan” taktikler kullandığını söyleyen McCallum, şu ifadeleri kullandı:

“Rus saldırganların, Ukrayna’daki askerî ilerlemeleri sınırlı kalırken ve korkunç derecede ağır maliyetlere yol açarken, diğer Avrupa ülkelerinde istikrarsızlık yaratmaya çalışması tesadüf değil.”

Rusya, ağustos ayında Leipzig Havalimanı’nda yaşanan olayla ilgili Almanya’nın suçlamalarını reddederek, iddiaları “tamamen uydurma” olarak nitelendirmişti.

Yapay zekâ tehditleri artırıyor

Yapay zekâ konusuna da değinen McCallum, bu teknolojinin siber güvenlik alanında saldırganlarla savunma tarafı arasındaki rekabeti büyük ölçüde yoğunlaştırdığını söyledi.

Terör örgütlerinin keşif, saldırı planlama ve uygulama yöntemlerini geliştirmek için yapay zekâdan yararlandığını belirten McCallum, yapay zekâ destekli İHA’ların kullanımına da dikkat çekti.

McCallum, yapay zekânın kötüye kullanımına ilişkin henüz gerçekleşmemiş en endişe verici senaryonun, mevcut biyolojik silahların oluşturduğu risklerin niteliğini değiştirmesi veya yeni biyolojik silahların geliştirilmesini mümkün kılması olduğunu ifade etti. Bu konunun kendisi ve çalışma arkadaşları tarafından “özel bir dikkatle” ele alındığını belirterek, risklerin gerçek olduğunu vurguladı.

sdfghyju
MI5 Başkanı’nın 13 Ekim’de Londra’da düzenlediği yıllık basın toplantısından bir görüntü (AP)

Londra’daki MI5 merkezinde yaptığı konuşmanın ardından gazetecilere açıklamalarda bulunan McCallum, terör örgütlerinin kimyasal, biyolojik veya radyolojik silahlara sahip olmayı güçlü biçimde arzuladığını, ancak bu silahları elde etmekte ciddi zorluklarla karşılaştığını söyledi.

Yapay zekâyla bağlantılı iki temel tehlikeye dikkat çeken McCallum, ilk riskin tehlikeli bilgilerin, bu bilgilere sahip olmaması tercih edilecek kişilerin eline geçmesi olduğunu belirtti.

İkinci riskin ise yapay zekânın daha önce bilinmeyen yeni hastalık etkenleri geliştirebilmesi olduğunu kaydetti.

Şarku’l Avsatın AP’den aktardığına göre McCallum, hızla gelişen bu teknolojiden kaynaklanan riskleri önceden değerlendirmek amacıyla MI5 bünyesinde yeni bir Yapay Zekâ Tehditlerini Değerlendirme Merkezi kurulduğunu açıkladı.

McCallum, “İnsanlık tarihinde bugüne kadar kendisinden daha zeki, düşünme konusunda insanı geride bırakabilecek bir varlıkla karşılaşmadı. Bu gerçekten emsalsiz bir durum ve iç istihbarat servisi de dâhil olmak üzere, hak ettiği ciddiyetle ele alınmayı gerektiriyor” değerlendirmesinde bulundu.