Gazze’deki savaş ve dünya savaşlarının yıl dönümü

Gazze Savaşı ve uluslararası krizlerin çağrışımları

Gazze Şeridi'nin güneyindeki Han Yunus'ta yıkılmış binaların yanındaki dar bir sokakta yürüyen Filistinliler, 11 Haziran 2024 (AFP)
Gazze Şeridi'nin güneyindeki Han Yunus'ta yıkılmış binaların yanındaki dar bir sokakta yürüyen Filistinliler, 11 Haziran 2024 (AFP)
TT

Gazze’deki savaş ve dünya savaşlarının yıl dönümü

Gazze Şeridi'nin güneyindeki Han Yunus'ta yıkılmış binaların yanındaki dar bir sokakta yürüyen Filistinliler, 11 Haziran 2024 (AFP)
Gazze Şeridi'nin güneyindeki Han Yunus'ta yıkılmış binaların yanındaki dar bir sokakta yürüyen Filistinliler, 11 Haziran 2024 (AFP)

Elie el Kaşif

ABD Başkanı Joe Biden’ın Gazze için ateşkes teklifi, muhtemelen Ramazan ayı arifesinde ateşkes ve esir takası anlaşması amacıyla yapılan, ancak tökezleyip başarısızlıkla sonuçlanan müzakerelerle aynı kaderi paylaşacak gibi görünüyor. ABD yönetiminin ister doğrudan İsrail'e ister Arap ülkeleri aracılığıyla Hamas’a olmak üzere savaşan taraflara yönelik tüm baskılarına rağmen, kendisi de bunu öngörmeye ve işaret etmeye başladı. ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken savaşın başlamasından bu yana bölgeye gerçekleştirdiği sekizinci ziyarette bunu yapmaya çalışsa da şimdiye kadar pek başarılı olamadı.

Ne zaman savaşın müzakereler yoluyla durdurulabileceğine dair bir umut doğsa, bu müzakerelerin başarısızlıkla sonuçlanacağına dair kötümser bir rüzgâr esmeye başlıyor. Eğer müzakere girişimi bu kez de başarısız olursa, karamsarlık geçen seferkinden daha da yoğun olacak. Teklif, gerek müzakerelerin başarısız olması ve İsrail ile Hamas'ın Biden'ın teklifine yanıt vermemesi bakımından, gerek savaşın doğrudan tarafları olan Hamas ve İsrail'in, özellikle de Binyamin Netanyahu ve Yahya Sinvar'ın hesapları bakımından gerekse özellikle önümüzdeki kasım ayında yapılması planlanan ABD seçimlerinin arifesinde bölgesel ve uluslararası sahnedeki kaos bakımından İsrail'in Gazze Şeridi'ne yönelik savaşının en karmaşık hale geldiği zor bir zamanda ortaya atıldı. Bu da haftalardır hatta aylardır konuşulan Hamas ve İsrail arasındaki yıpratma savaşının aslında bölgesel ve uluslararası bir çatışmanın yansıması olup olmadığı, yani bölgesel ve uluslararası tarafların kendi hesapları için mi bu çatışmayı derinleştirmeye çalıştıkları ya da söz konusu uluslararası tarafların başında gelen ABD’yi bu savaşta boğmak, dikkatini dağıtmak ve çözümsüzlüğe itmeye mi çalışıldığı gibi önemli bir soruyu gündeme getiriyor.

Aslında, Rusya-Ukrayna savaşıyla ilgili sahada ve siyaset sahnesinde yaşanan gerilim, Doğu Avrupa'daki gelişmeleri Filistin topraklarındaki çatışmayla ilişkilendirmeye giderek daha fazla itiyor. Çünkü ABD ve Batı ülkelerinin her iki bölgede de var olması, rakiplerinin bu savaşlara katılmaları için net bir davet anlamına geliyor. Eğer Rusya Avrupa'daki savaşın tarafı ise Gazze’deki savaşta rolü ne olacak? Ya da Hizbullah ve İsrail arasındaki cephede nasıl bir rol üstlenecek? Aksa Tufanı Operasyonu'na ilişkin bazı geç okumalar, Moskova'nın bu operasyona yakından ya da uzaktan müdahil olmuş olma ihtimalini sorgulasa da elbette net cevaplara ulaşamadı. Şu sıralar sorular, Rusya'nın Ukrayna savaşındaki hesapları ya da başta Çin olmak üzere diğer ülkeler arasında yeni bir uluslararası düzen inşa etme girişimleri bağlamında, savaşı uzatma ve ABD'yi bu savaşla meşgul etme konusundaki çıkarları üzerinde yoğunlaşıyor. Dolayısıyla, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin'in Gazze’deki savaşın patlak vermesinin bir nedeni olarak gördüğü ABD’nin Ortadoğu'daki başarısızlığı, ABD liderliğindeki liberal uluslararası düzenin parçalanmasına yol açıyor.

Gazze’deki savaştan nasıl çıkılacağı ve ‘ertesi günü’ belirsizliğini korurken Ortadoğu’da bu savaşın ortaya çıkardığı yeni bir soğuk savaş biçimiyle karşı karşıya olabiliriz.

Ancak Rusya ile ilgili soruların sorulması, kaçınılmaz olarak Çin ile ilgili sorular da sorulması anlamına geliyor. Pekin, Moskova’nın aksine çatışmaya doğrudan müdahil olmasına dair herhangi bir sinyal vermiyor. Putin geçtiğimiz hafta, Batılı ülkelerin Ukrayna’yı silahlandırmasına ve Rusya'ya saldırmasına izin vermesine karşılık, Moskova'nın dünyanın dört bir yanındaki ABD karşıtı grupları desteklemeye hazır olduğunu söylemişti. Bu da İran ile silah anlaşmaları yapmaya ya da bölgedeki İran yanlısı grupları doğrudan ya da Tahran üzerinden silahlandırmaya hazır olduğu şeklinde yorumlandı. Hizbullah'a yakın çevreler Moskova ile ilişkilerinin şu an her zamankinden daha güçlü olduğundan bahsediyor. Peki, bu Rusya'nın Hizbullah'a silah ya da teknoloji sağladığı anlamına mı geliyor? Her halükârda özellikle Ukrayna ve genel olarak Avrupa kıtasının güvenliği konusunda ABD ve Batı ülkeleri ile derinleşen çatışması çerçevesinde, Rusya'nın Gazze’deki savaşa müdahil olmuş olabileceğinden endişe duymak gerekiyor.

Son yıllarda İsrail, Körfez Arap ülkeleri ve İran'la birlikte bölgedeki varlığının kapsamını genişleten Çin ise Filistin'deki bölünmüşlüğün tarafları olan Fetih Hareketi (El Fetih) ve Hamas Hareketi arasında uzlaşı sağlayama çalışarak ve Filistinliler ile İsrail arasındaki çatışmayı çözmek için uluslararası konferans çağrısında bulunarak, savaşa diplomatik bir pencereden bakıyor.

svdfbgnh
Ürdün'ün ev sahipliğinde yapılan “Eylem Çağrısı: Gazze'ye Acil İnsani Müdahale” konulu Ölüdeniz Konferansı'na katılan ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken (ortada) sağında Arap Birliği Genel Sekreteri Ahmed Ebu Gayt ile, 11 Haziran 2024 (AFP)

Gazze Şeridi’ndeki savaşın büyük resmi böyle, ancak uluslararası ve bölgesel ittifakların karmaşıklığı ve çakışmaları çerçevesinde, uluslararası ve bölgesel safların daha açık dizildiği Soğuk Savaş dönemindeki durumun aksine, bugün bölgedeki ve dünyadaki tüm ülkeler ilişkilerini ve ittifaklarını mümkün olduğunca genişletmeye çalışıyor. Bu ise bölgedeki uluslararası rekabetin, özellikle de günümüzün iki büyük kutbu olan ABD ve Çin arasındaki rekabetin ek bir nedeni haline geliyor. Hem ABD hem de Çin, İsrail'den Körfez ülkelerine ve İran'a kadar bölgedeki diğer ülkelerle ilişkilere sahip. Dolayısıyla Gazze’deki savaştan nasıl çıkılacağı ve ‘ertesi günü’ belirsizliğini korurken, Ortadoğu’da bu savaşın ortaya çıkardığı yeni bir soğuk savaş biçimiyle karşı karşıya olabiliriz.

Fakat savaşı çevreleyen bu uluslararası sahne tek başına savaşın gelişimini ve geleceğini açıklamaya yetmiyor. Zira yerel aktörlerin, Hamas ve İsrail'in, özellikle de Sinvar ve Netanyahu'nun hesapları, çatışmanın geleceği üzerinde çok etkili ve hatta belirleyici. İran’ın Dini Lideri Ali Hamaney'in geçtiğimiz günlerde Hamas Hareketi’ne Biden'ın teklifini kabul etmemesi yönünde yaptığı dolaylı çağrıdan da anlaşılacağı üzere, İran'ın Hamas'ın önemli bir destekçisi olarak savaştaki varlığı, hatta onun tercihlerini yönlendirmesi göz ardı edilemez. Tüm bu aktörlerin, Gazze Şeridi'ndeki savaşta yaşanan gelişmelerin de kanıtladığı üzere, başta bölgedeki başlıca uluslararası aktör olan ABD olmak üzere, savaştaki başlıca ülkelerin çıkarlarını ve tedbirlerini dikkate aldıklarına hiç şüphe yok.

Gazze’deki savaş da dahil olmak üzere bölgedeki olayların çoğu, ABD’nin bölgedeki yeni mühendisliğinin bir parçası olarak, ABD-Suudi Arabistan anlaşması etrafında dönüyor.

Nihayetinde ister müttefikleri ister muhalifleri tarafından olsun, tüm yerel, bölgesel ve uluslararası hesaplar ABD ve onun yakın ve uzak hedefleri etrafında dönüyor. Hamas, İran ve Hizbullah, İsrail ile ABD arasındaki anlaşmazlıkların ve bu anlaşmazlıkların merkezinde yer alan ABD’nin bölgedeki önceliklerinin üzerine bahis oynuyorlar. Biden yönetimi, ABD'nin Doğu Avrupa, Pasifik ya da Çin Denizi gibi önemli uluslararası çatışma bölgelerine yeniden odaklanmasıyla ilgili jeopolitik nedenlerinin yanı sıra Gazze’deki savaşta İsrail'i desteklediği ve gönderdiği çok sayıda silahla on binlerce Filistinli sivilin ölümüne neden olduğu için seçimlerde ABD’lilerin kendisine yönelik tepkisini hafifletmek gibi sebeplerden ötürü üç aşamalı ateşkes anlaşmasının imzalanması için acele ediyor.

xscdvfbg
İsrailli rehinelerin aileleri, Blinken’ın Tel Aviv ziyaretine denk gelecek şekilde, rehinelerin derhal serbest bırakılması talebiyle protesto gösterisi düzenledi 11 Haziran 2024 (Reuters)

Öte yandan Gazze'deki ateşkes, Washington ile Riyad arasında bir savunma anlaşmasından oluşan ve Washington'ın İsrail'i Suudi Arabistan ile normalleşme anlaşması yoluyla bölgeye daha fazla entegre etme çabaları çerçevesinde Tel Aviv'in de katılabileceği, ancak Tel Aviv'in Riyad'ın talep ettiği gibi iki devletli bir çözüm ile ilgili somut adımlar atmasına bağlı olan, ABD himayesinde ‘bölgesel bir yapı’ inşa etmeye doğru ilerliyor. Dolayısıyla, Gazze’deki savaş da dahil olmak üzere bölgedeki olayların çoğu, ABD’nin bölgedeki yeni mühendisliğinin bir parçası olarak ABD-Suudi Arabistan anlaşması etrafında dönüyor. Bu sebeple, İran’ın Dini Lideri Ali Hamaney’in kısa süre önce Aksa Tufanı Operasyonu’nu, bölgedeki denklemleri değiştirmeye yönelik bir Amerikan projesini engellediğini söyleyerek övmesi kimseyi şaşırtmadı.

Hamas Hareketi’nin Gazze’deki lideri Yahya Sinvar'ın özellikle de esir kartını elinde tuttuğu sürece, elinde kalanlarla savaşmaya devam etme isteğine ilişkin kendi hesaplarıyla kesiştiğinde İran'dan gelen sinyalleri aldığına şüphe yok. İşte şimdi Washington ona ABD vatandaşı olan rehineler için arada İsrail olmadan müzakere etme teklifinde bulunuyor. Sinvar’ın sadece iki seçeneği var. Ya İsrail, uluslararası tarafların garantörlüğünde kalıcı bir ateşkesi kabul edecek ya da savaşmaya devam edecek. Şimdiye kadar bu iki seçenek dışında üçüncü bir seçeneği kabul etmeye istekli görünmedi. Sinvar'ın tutumunun, özellikle Hamas’ın Doha'daki lider kadrosuna uygulanan baskı çerçevesinde bir bütün olarak Hamas'ın tutumu olup olmadığı da tartışmalı bir konu. Ancak İran Hamas'ın ana şemsiyesi olmaya devam ediyor. Bu da Hamas'ın genel tutumunu anlamada önemli bir unsur.

Netanyahu'nun siyasi ve şahsi hesapları, Washington ile ilişkilerinin sınırları ve koşulları da dahil olmak üzere savaştaki seçeneklerini belirlemede önemli rol oynuyor.

İsrail'e ve özellikle Netanyahu'ya gelince; Netanyahu, iki devletli bir çözümü kabul etmeye hazır değil. Çünkü böyle bir durum onu hükümetinin düşmesi ve aşırı sağın yeri doldurulamaz desteğini kaybetmesi tehdidiyle karşı karşıya bırakacaktır. Yani ya hem Filistinlilerle savaşı hem de İsrail içindeki siyasi çatışmayı kazanarak ikisi de kazanacak ya da ikisini birden kaybedecek. Tecrübeli bir siyasetçi olan Netanyahu, İsrail'deki siyasi ve demografik geleceğin özellikle savaş sonrasında aşırı sağcı eğilimlerden yana olduğunu çok iyi biliyor. Bu nedenle önceliklerinin, görev süresi sona ermekte olan Biden yönetimiyle ilişkileri pahasına da olsa aşırı sağcı akımların kendisine olan desteğini sürdürmek olması gerektiğini bilen Bibi (Netanyahu), İsrail sağının değirmenine su taşıyan Donald Trump'ın seçimleri kazanması üzerine de bahis oynuyor olabilir. Nihayetinde Netanyahu'nun siyasi ve şahsi hesapları, Washington'la ilişkinin sınırları ve koşulları da dahil olmak üzere savaştaki seçeneklerini belirlemede önemli rol oynuyor. İsrail sağının anlatısı, Biden'ın İsrail'e yardım etmek yerine, onu bölgeye yönelik projesinin bir parçası olarak kullandığı yönünde ve bu da elbette Netanyahu ve danışmanları tarafından çok iyi biliniyor.

Tüm bu üst üste binen uluslararası, bölgesel ve yerel sahneler açısından Gazze’deki savaştan çıkış yolunu hayal etmek daha da zorlaşıyor. O halde bölge uzun bir ‘yıpratma savaşına’ mı hazırlanmalı? Nihayetinde böyle bir savaşın bedelini öncelikle Filistinli siviller, ikinci olarak da Lübnan'da, Suriye'de, hatta biraz daha uzaktaki Irak'ta olsun, uzun savaşlara alışkın olan ‘Bereketli Hilalin’ halkları ödeyecek.



Eisenkot anketlerde Netanyahu'ya karşı üstünlüğünü koruyor

Eski İsrail Genelkurmay Başkanı ve Yashar Partisi Başkanı Gadi Eizenkot (Reuters)
Eski İsrail Genelkurmay Başkanı ve Yashar Partisi Başkanı Gadi Eizenkot (Reuters)
TT

Eisenkot anketlerde Netanyahu'ya karşı üstünlüğünü koruyor

Eski İsrail Genelkurmay Başkanı ve Yashar Partisi Başkanı Gadi Eizenkot (Reuters)
Eski İsrail Genelkurmay Başkanı ve Yashar Partisi Başkanı Gadi Eizenkot (Reuters)

İsrail'de Kan haber kanalı tarafından yapılan yeni bir anket, eski Genelkurmay Başkanı Gadi Eisenkot liderliğindeki Yashar Partisi’nin seçimlerde 24 sandalye elde ederek ve bir önceki ankete göre bir sandalye artış göstererek partiler listesinin başında yer aldığını ortaya koydu. Likud Partisi ise, parti içi ön seçimlerin yapılmasına rağmen gücünde bir değişiklik olmadan 23 sandalyeyle ikinci sırada yer alırken, Naftali Bennett liderliğindeki Maan partisi 14 sandalyeyle üçüncü oldu.

Yair Golan liderliğindeki Demokratlar Partisi 10 sandalyeyle gücünü korurken, Itamar Ben-Gvir liderliğindeki Otzma Yehudit ve Avigdor Lieberman liderliğindeki Yisrael Beiteinu partilerinin her ikisi de birer sandalye gerileyerek 9'ar sandalye aldı.

Ayrıca Yahadut Hatorah 9 ve Şas 7 sandalye sayısını korudu. Arap Değişim Cephesi ittifakı 6, Birleşik Arap Listesi ise 5 sandalye elde etti. Bezalel Smotrich liderliğindeki Dini Siyonizm ise bir önceki ankete göre bir sandalye artışla 5 sandalyeye yükseldi.

Sandalye dağılımındaki değişikliklere rağmen blokların genel tablosunda büyük bir değişiklik olmadı. Mevcut koalisyon partileri toplamda 52 sandalye alırken muhalefet partileri 57 sandalye elde etti. Arap partileri ise 11 sandalyeyle güçlerini korumaya devam ediyor.

Likud Partisi’nin yeni listesi

Anket, Likud Partisi içindeki ön seçimlerden sonra yapılan ilk anket olurken açıklanan listenin partiye daha fazla oy getirmediğini gösterdi.

Katılımcılara ön seçimlerde belirlenen Likud Partisi listesinin önceki Knesset listesinden daha mı iyi yoksa daha mı kötü olduğu soruldu. Katılımcıların yüzde 44'ü ikisi arasında bir fark olmadığını söylerken, yüzde 24'ü bu konuda bir fikri olmadığını belirtti. Yüzde 18'i yeni listenin daha iyi olduğunu düşünürken, yüzde 14'ü öncekinden daha kötü olduğunu ifade etti.

Gelecek seçimlerde Likud Partisi’ne oy vermeyi planlayanlar arasında yüzde 41'lik bir kesim, yeni listenin eskisinden daha iyi olduğunu söyledi.

Ankette, ‘Yeni Likud Partisi listesi partinin seçimlerdeki başarı şansını artırıyor mu yoksa partiye zarar mı veriyor?’ diye de soruldu. Yüzde 26'lık kesim Likud partisinin başarı şansını artırdığı yanıtını verirken, diğer bir yüzde 26'lık kesim partiye zarar verdiğini savundu. Yüzde 48'lik kesim ise bir fikri olmadığını belirtti.

dfgthy
İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, Berlin'de düzenlenen bir basın toplantısında konuşurken, 16 Mart 2023 (DPA)

Katılımcılara, Başbakan Binyamin Netanyahu'nun hükümet kuramaması halinde başında kendisi bulunmasa bile bir birlik hükümetine katılmayı kabul edip etmemesi gerektiği sorulduğunda yüzde 37'si olumlu, yüzde 36'sı olumsuz yanıt verirken yüzde 27'si bir fikri olmadığını söyledi. Likud Partisi’ne oy vermeyi planlayanlar arasında ise yüzde 43'lük bir kesim Netanyahu'nun başında bulunmadığı bir birlik hükümetine katılmayı kabul etmesi gerektiğini belirtti.

Mevcut muhalefetin Eisenkot veya başkalarının liderliğinde bir hükümet kurması senaryosuna ilişkin olarak katılımcılara, bu hükümetin ilk kararının ne olması gerektiği soruldu. Yüzde 28'i ilk adımın 7 Ekim 2023 olaylarına ilişkin resmi bir soruşturma komisyonu kurulması olması gerektiğini söylerken, yüzde 20'si başbakanlık süresinin yalnızca iki dönemle sınırlandırılması gerektiğini ifade etti. Yüzde 23'ü ise ilk kararın Harediler (Ultra Ortodoks Yahudiler) de dahil olmak üzere herkes için bir zorunlu askerlik yasası çıkarılması olmasını istedi. Yüzde 9'luk bir kesim bu kararın yargıçları seçmekle görevli komisyonun yapısını değiştiren yasanın iptal edilmesi olması gerektiğini savunurken, yüzde 20'si bir fikri olmadığını belirtti.

Bennett'in güvenlik konsepti

Eisenkot, Netanyahu'nun en güçlü rakibi olarak görülse de Maan Partisi lideri Naftali Bennett de kendisini potansiyel bir başbakan olarak öne çıkarıyor.

Bennett, dün, partisinin düzenlediği bir konferansta güvenlik konseptini açıkladı. Bennett, konuşmasının başında, “7 Ekim'de yalnızca Gazze karşısındaki savunma hattı çökmedi. 7 Ekim'de Netanyahu'nun yıllardır yerleştirdiği bütün bir güvenlik konsepti çöktü” ifadelerini kullandı.

frgthy
Eski İsrail Başbakanı Naftali Bennett (Arşiv - Reuters)

Netanyahu hükümetine yüklenen Bennett, “7 Ekim hükümeti hâlâ 6 Ekim anlayışının esiri” şeklinde konuştu.

Bennett, seçilmesi durumunda gelecek hükümette değiştireceği dört konsept olduğunu öne sürdü. Bunların ilki ‘denklemi tersine çevirmek’ ve Hizbullah'ın her atışında derhal İran'ı vurmak.

Ayrıca Katar'ı ‘düşman devlet’ olarak tanımlama sözü vererek 7 Ekim'den sonra bunu anlamayan birinin ‘İsrail'i yönetmeyi hak etmediğini’ ekledi.

Bunun yanı sıra Gazze'de hareket serbestisini korurken ‘Katar ve Türkiye'yi Gazze'den çıkaracağını’ vurguladı.

İsrail ordusundaki krize de değinen Bennett, “100 bin sağlıklı Haredi genci askerlik yapmazken ordunun 20 bin asker eksiği çekmesi akıl alır gibi değil. Başbakanlığını yapacağım gelecek hükümette, hiçbir istisna veya taviz olmaksızın herkesi askere alacağız” dedi.

Öte yandan İsrail Kanal 12 televizyonu, yaklaşan Knesset seçimlerine katılmak üzere Ortak Arap Listesi'nin yeniden canlandırılması konusunda anlaşmaya varıldığını bildirdi.

Barış ve Eşitlik İçin Demokratik Cephe, Ulusal Demokratik Birlik ve Değişim İçin Arap Hareketi, seçimlere birlikte girmek amacıyla Ortak Arap Listesi'ni oluşturma konusunda mutabakata vardı. Cephe Genel Sekreteri Amcad Şabita, anlaşmanın yakında duyurulacağını yazdı.


Netanyahu: İsrail, Suriye'de Türkiye'ye açık bir mesaj verdi

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu (AFP)
İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu (AFP)
TT

Netanyahu: İsrail, Suriye'de Türkiye'ye açık bir mesaj verdi

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu (AFP)
İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu (AFP)

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, dün yaptığı açıklamada, İsrail'in Türkiye'ye Suriye'de üs kurmaması konusunda uyarı içeren bir mesaj ilettiğini belirterek salı günü İdlib’te gerçekleştirilen saldırıyı üstü kapalı olarak kabul etti.

İsrail Ordu Radyosu'nun bir podcast yayınında konuşan Netanyahu, Fransız haber ajansı AFP'nin aktardığına göre İsrail'in Türkiye'yi Suriye’de üs kurmaması konusunda uyardığını belirterek “Görünüşe göre bunu duymamışlar, bu yüzden daha net anlamalarını sağladık” şeklinde konuştu.

İsrail Genelkurmay Başkanı Eyal Zamir de dün, İsrail'in Güney Suriye'de kontrol ettiği güvenlik bölgesindeki birliklerini denetlediği sırada ordunun sınırdaki tehditlerin kök salmasına izin vermeyeceğini dile getirdi.

Zamir, askerlerine hitaben yaptığı konuşmada, “Suriye cephesindeki değişimleri takip ediyoruz. Düşman unsurların sınırlarımızda kalıcı bir varlık oluşturmasına izin vermeyeceğiz ve operasyonel kabiliyetlerimizi doğru zamanda, doğru yerde ve tam isabetle nasıl devreye sokacağımızı biliyoruz” ifadelerini kullandı.

Reuters haber ajansına konuşan üç kaynak, İsrail dış istihbarat servisi Mossad Şefi Tümgeneral Roman Gofman'ın geçtiğimiz hafta Suriye Dışişleri Bakanı Esad eş-Şeybani ile bir telefon görüşmesi gerçekleştirdiğini ve görüşmede Türkiye'nin Suriye'deki askeri varlığının ele alındığını söyledi.

Kaynakların 14 Ağustos'ta gerçekleştiğini belirttiği bu görüşme, İsrail'in Salı günü Suriye’nin kuzeyindeki bir askeri hava üssüne düzenlediği hava saldırılarının birkaç gün öncesinde yapıldı.

İsrail, Şam'ı ‘Türk ordusunun bölgeye konuşlanmasına izin vererek bir anlaşmayı ihlal etmekle’ suçlayıp salı günü Suriye'nin kuzeybatısındaki İdlib vilayetinde bulunan Ebu ez-Zuhur Hava Üssü’nü bombaladı. Saldırı hem ABD hem de Türkiye tarafından kınandı.

Aralarındaki gerilimlere rağmen Suriye ve İsrail, bakanlar düzeyinde müzakere turları düzenlediyse de bunlar, aralarında ABD'nin de bulunduğu birçok ülke tarafından kınanan İsrail saldırılarını durduracak bir sonuç vermedi.


İsrail Genelkurmay Başkanı Zamir Suriye'nin güneyinden konuştu: İsrail sınırlarında düşman güçlerinin konuşlanmasına izin vermeyeceğiz

İsrail Genelkurmay Başkanı Eyal Zamir, bir grup komutan ve askerle birlikte Suriye’nin güneyinde yaptığı gezide (İsrail Ordusu)
İsrail Genelkurmay Başkanı Eyal Zamir, bir grup komutan ve askerle birlikte Suriye’nin güneyinde yaptığı gezide (İsrail Ordusu)
TT

İsrail Genelkurmay Başkanı Zamir Suriye'nin güneyinden konuştu: İsrail sınırlarında düşman güçlerinin konuşlanmasına izin vermeyeceğiz

İsrail Genelkurmay Başkanı Eyal Zamir, bir grup komutan ve askerle birlikte Suriye’nin güneyinde yaptığı gezide (İsrail Ordusu)
İsrail Genelkurmay Başkanı Eyal Zamir, bir grup komutan ve askerle birlikte Suriye’nin güneyinde yaptığı gezide (İsrail Ordusu)

İsrail ordusu dün, Genelkurmay Başkanı Eyal Zamir'in Suriye’nin güneyinde bir inceleme turu gerçekleştirdiğini, burada İsrail güçlerini denetleyip yedek askerlerle bir araya geldiğini ve ‘düşman güçler’ olarak nitelendirdiği unsurların İsrail sınırları yakınına yerleşmesine izin verilmemesi konusunda uyarıda bulunduğunu duyurdu.

İsrail Ordu Sözcülüğü tarafından yapılan açıklamaya göre Zamir, Kuzey Komutanlığı Komutanı Rafi Milo, 210. Tümen Komutanı Yair Palai, 474. Bölge Tugayı Komutanı ve beraberindeki bazı komutanlar eşliğinde 210. Tümen'i ziyaret etti.

Ziyaret sırasında operasyonel durum değerlendirmesi yapan Zamir, ayrıca Güney Suriye'de incelemelerde bulunarak bölgede konuşlu yedek kuvvetlere bağlı askerlerle bir araya geldi.

İsrail Genelkurmay Başkanı, ülkesinin ‘çok cepheli bir gerçeklik’ altında faaliyet gösterdiğini belirterek meydan okumaların ‘sürekli değişip geliştiğini’ ve Suriye sahasının da bunlardan birini oluşturduğunu ifade etti.

Zamir, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Neler olduğunu görüyoruz ve Suriye cephesindeki değişimleri takip ediyoruz. Buna uygun şekilde hazırlıklı olmalıyız.”

Zamir, İsrail ordusunun ‘düşman güçlerin sınırlarımızda konuşlanmasına izin vermeyeceğini’ vurgulayarak, kendi ifadesiyle İsrail'in gücünü ‘gereken yerde ve zamanda, tam isabetle’ nasıl kullanacağını bileceğini sözlerine ekledi.

Ordunun sınırda ‘büyük bir askeri tehdit’ oluşmasını engellemenin yanı sıra, ‘terör tehditleri’ olarak nitelendirdiği durumların gelişmesini önlemeye çalıştığını belirten Zamir, “Suriye'de de yerleşim birimlerimizin önünde bariyer işlevi gören bir ileri savunma bölgesi oluşturduk ve güçlerimiz burada faaliyet gösteriyor” şeklinde konuştu.

İsrail'in halen ‘çok cepheli bir savaşın’ ortasında olduğuna ve güçlerinin teyakkuz halinde çeşitli cephelerde faaliyet gösterdiğine dikkati çeken Zamir, gerilimin ‘bu cephelerin herhangi birinde tırmanabileceği’ ve bu durumun sürekli bir hazırlık halini korumayı gerektirdiği konusunda uyardı.

Yedek askerlerle buluşmasında onların performanslarından övgüyle bahseden Zamir, bazılarının savaşın başından bu yana yüzlerce gün görev yaptığına işaret etti. İsrail Genelkurmay Başkanı, onların ve ailelerinin omuzlarına yüklenen ‘ağır yükün’ farkında olduğunu dile getirerek bu yükü hafifletmek için çalışacaklarını vurguladı.