Gazze’deki savaş ve dünya savaşlarının yıl dönümü

Gazze Savaşı ve uluslararası krizlerin çağrışımları

Gazze Şeridi'nin güneyindeki Han Yunus'ta yıkılmış binaların yanındaki dar bir sokakta yürüyen Filistinliler, 11 Haziran 2024 (AFP)
Gazze Şeridi'nin güneyindeki Han Yunus'ta yıkılmış binaların yanındaki dar bir sokakta yürüyen Filistinliler, 11 Haziran 2024 (AFP)
TT

Gazze’deki savaş ve dünya savaşlarının yıl dönümü

Gazze Şeridi'nin güneyindeki Han Yunus'ta yıkılmış binaların yanındaki dar bir sokakta yürüyen Filistinliler, 11 Haziran 2024 (AFP)
Gazze Şeridi'nin güneyindeki Han Yunus'ta yıkılmış binaların yanındaki dar bir sokakta yürüyen Filistinliler, 11 Haziran 2024 (AFP)

Elie el Kaşif

ABD Başkanı Joe Biden’ın Gazze için ateşkes teklifi, muhtemelen Ramazan ayı arifesinde ateşkes ve esir takası anlaşması amacıyla yapılan, ancak tökezleyip başarısızlıkla sonuçlanan müzakerelerle aynı kaderi paylaşacak gibi görünüyor. ABD yönetiminin ister doğrudan İsrail'e ister Arap ülkeleri aracılığıyla Hamas’a olmak üzere savaşan taraflara yönelik tüm baskılarına rağmen, kendisi de bunu öngörmeye ve işaret etmeye başladı. ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken savaşın başlamasından bu yana bölgeye gerçekleştirdiği sekizinci ziyarette bunu yapmaya çalışsa da şimdiye kadar pek başarılı olamadı.

Ne zaman savaşın müzakereler yoluyla durdurulabileceğine dair bir umut doğsa, bu müzakerelerin başarısızlıkla sonuçlanacağına dair kötümser bir rüzgâr esmeye başlıyor. Eğer müzakere girişimi bu kez de başarısız olursa, karamsarlık geçen seferkinden daha da yoğun olacak. Teklif, gerek müzakerelerin başarısız olması ve İsrail ile Hamas'ın Biden'ın teklifine yanıt vermemesi bakımından, gerek savaşın doğrudan tarafları olan Hamas ve İsrail'in, özellikle de Binyamin Netanyahu ve Yahya Sinvar'ın hesapları bakımından gerekse özellikle önümüzdeki kasım ayında yapılması planlanan ABD seçimlerinin arifesinde bölgesel ve uluslararası sahnedeki kaos bakımından İsrail'in Gazze Şeridi'ne yönelik savaşının en karmaşık hale geldiği zor bir zamanda ortaya atıldı. Bu da haftalardır hatta aylardır konuşulan Hamas ve İsrail arasındaki yıpratma savaşının aslında bölgesel ve uluslararası bir çatışmanın yansıması olup olmadığı, yani bölgesel ve uluslararası tarafların kendi hesapları için mi bu çatışmayı derinleştirmeye çalıştıkları ya da söz konusu uluslararası tarafların başında gelen ABD’yi bu savaşta boğmak, dikkatini dağıtmak ve çözümsüzlüğe itmeye mi çalışıldığı gibi önemli bir soruyu gündeme getiriyor.

Aslında, Rusya-Ukrayna savaşıyla ilgili sahada ve siyaset sahnesinde yaşanan gerilim, Doğu Avrupa'daki gelişmeleri Filistin topraklarındaki çatışmayla ilişkilendirmeye giderek daha fazla itiyor. Çünkü ABD ve Batı ülkelerinin her iki bölgede de var olması, rakiplerinin bu savaşlara katılmaları için net bir davet anlamına geliyor. Eğer Rusya Avrupa'daki savaşın tarafı ise Gazze’deki savaşta rolü ne olacak? Ya da Hizbullah ve İsrail arasındaki cephede nasıl bir rol üstlenecek? Aksa Tufanı Operasyonu'na ilişkin bazı geç okumalar, Moskova'nın bu operasyona yakından ya da uzaktan müdahil olmuş olma ihtimalini sorgulasa da elbette net cevaplara ulaşamadı. Şu sıralar sorular, Rusya'nın Ukrayna savaşındaki hesapları ya da başta Çin olmak üzere diğer ülkeler arasında yeni bir uluslararası düzen inşa etme girişimleri bağlamında, savaşı uzatma ve ABD'yi bu savaşla meşgul etme konusundaki çıkarları üzerinde yoğunlaşıyor. Dolayısıyla, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin'in Gazze’deki savaşın patlak vermesinin bir nedeni olarak gördüğü ABD’nin Ortadoğu'daki başarısızlığı, ABD liderliğindeki liberal uluslararası düzenin parçalanmasına yol açıyor.

Gazze’deki savaştan nasıl çıkılacağı ve ‘ertesi günü’ belirsizliğini korurken Ortadoğu’da bu savaşın ortaya çıkardığı yeni bir soğuk savaş biçimiyle karşı karşıya olabiliriz.

Ancak Rusya ile ilgili soruların sorulması, kaçınılmaz olarak Çin ile ilgili sorular da sorulması anlamına geliyor. Pekin, Moskova’nın aksine çatışmaya doğrudan müdahil olmasına dair herhangi bir sinyal vermiyor. Putin geçtiğimiz hafta, Batılı ülkelerin Ukrayna’yı silahlandırmasına ve Rusya'ya saldırmasına izin vermesine karşılık, Moskova'nın dünyanın dört bir yanındaki ABD karşıtı grupları desteklemeye hazır olduğunu söylemişti. Bu da İran ile silah anlaşmaları yapmaya ya da bölgedeki İran yanlısı grupları doğrudan ya da Tahran üzerinden silahlandırmaya hazır olduğu şeklinde yorumlandı. Hizbullah'a yakın çevreler Moskova ile ilişkilerinin şu an her zamankinden daha güçlü olduğundan bahsediyor. Peki, bu Rusya'nın Hizbullah'a silah ya da teknoloji sağladığı anlamına mı geliyor? Her halükârda özellikle Ukrayna ve genel olarak Avrupa kıtasının güvenliği konusunda ABD ve Batı ülkeleri ile derinleşen çatışması çerçevesinde, Rusya'nın Gazze’deki savaşa müdahil olmuş olabileceğinden endişe duymak gerekiyor.

Son yıllarda İsrail, Körfez Arap ülkeleri ve İran'la birlikte bölgedeki varlığının kapsamını genişleten Çin ise Filistin'deki bölünmüşlüğün tarafları olan Fetih Hareketi (El Fetih) ve Hamas Hareketi arasında uzlaşı sağlayama çalışarak ve Filistinliler ile İsrail arasındaki çatışmayı çözmek için uluslararası konferans çağrısında bulunarak, savaşa diplomatik bir pencereden bakıyor.

svdfbgnh
Ürdün'ün ev sahipliğinde yapılan “Eylem Çağrısı: Gazze'ye Acil İnsani Müdahale” konulu Ölüdeniz Konferansı'na katılan ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken (ortada) sağında Arap Birliği Genel Sekreteri Ahmed Ebu Gayt ile, 11 Haziran 2024 (AFP)

Gazze Şeridi’ndeki savaşın büyük resmi böyle, ancak uluslararası ve bölgesel ittifakların karmaşıklığı ve çakışmaları çerçevesinde, uluslararası ve bölgesel safların daha açık dizildiği Soğuk Savaş dönemindeki durumun aksine, bugün bölgedeki ve dünyadaki tüm ülkeler ilişkilerini ve ittifaklarını mümkün olduğunca genişletmeye çalışıyor. Bu ise bölgedeki uluslararası rekabetin, özellikle de günümüzün iki büyük kutbu olan ABD ve Çin arasındaki rekabetin ek bir nedeni haline geliyor. Hem ABD hem de Çin, İsrail'den Körfez ülkelerine ve İran'a kadar bölgedeki diğer ülkelerle ilişkilere sahip. Dolayısıyla Gazze’deki savaştan nasıl çıkılacağı ve ‘ertesi günü’ belirsizliğini korurken, Ortadoğu’da bu savaşın ortaya çıkardığı yeni bir soğuk savaş biçimiyle karşı karşıya olabiliriz.

Fakat savaşı çevreleyen bu uluslararası sahne tek başına savaşın gelişimini ve geleceğini açıklamaya yetmiyor. Zira yerel aktörlerin, Hamas ve İsrail'in, özellikle de Sinvar ve Netanyahu'nun hesapları, çatışmanın geleceği üzerinde çok etkili ve hatta belirleyici. İran’ın Dini Lideri Ali Hamaney'in geçtiğimiz günlerde Hamas Hareketi’ne Biden'ın teklifini kabul etmemesi yönünde yaptığı dolaylı çağrıdan da anlaşılacağı üzere, İran'ın Hamas'ın önemli bir destekçisi olarak savaştaki varlığı, hatta onun tercihlerini yönlendirmesi göz ardı edilemez. Tüm bu aktörlerin, Gazze Şeridi'ndeki savaşta yaşanan gelişmelerin de kanıtladığı üzere, başta bölgedeki başlıca uluslararası aktör olan ABD olmak üzere, savaştaki başlıca ülkelerin çıkarlarını ve tedbirlerini dikkate aldıklarına hiç şüphe yok.

Gazze’deki savaş da dahil olmak üzere bölgedeki olayların çoğu, ABD’nin bölgedeki yeni mühendisliğinin bir parçası olarak, ABD-Suudi Arabistan anlaşması etrafında dönüyor.

Nihayetinde ister müttefikleri ister muhalifleri tarafından olsun, tüm yerel, bölgesel ve uluslararası hesaplar ABD ve onun yakın ve uzak hedefleri etrafında dönüyor. Hamas, İran ve Hizbullah, İsrail ile ABD arasındaki anlaşmazlıkların ve bu anlaşmazlıkların merkezinde yer alan ABD’nin bölgedeki önceliklerinin üzerine bahis oynuyorlar. Biden yönetimi, ABD'nin Doğu Avrupa, Pasifik ya da Çin Denizi gibi önemli uluslararası çatışma bölgelerine yeniden odaklanmasıyla ilgili jeopolitik nedenlerinin yanı sıra Gazze’deki savaşta İsrail'i desteklediği ve gönderdiği çok sayıda silahla on binlerce Filistinli sivilin ölümüne neden olduğu için seçimlerde ABD’lilerin kendisine yönelik tepkisini hafifletmek gibi sebeplerden ötürü üç aşamalı ateşkes anlaşmasının imzalanması için acele ediyor.

xscdvfbg
İsrailli rehinelerin aileleri, Blinken’ın Tel Aviv ziyaretine denk gelecek şekilde, rehinelerin derhal serbest bırakılması talebiyle protesto gösterisi düzenledi 11 Haziran 2024 (Reuters)

Öte yandan Gazze'deki ateşkes, Washington ile Riyad arasında bir savunma anlaşmasından oluşan ve Washington'ın İsrail'i Suudi Arabistan ile normalleşme anlaşması yoluyla bölgeye daha fazla entegre etme çabaları çerçevesinde Tel Aviv'in de katılabileceği, ancak Tel Aviv'in Riyad'ın talep ettiği gibi iki devletli bir çözüm ile ilgili somut adımlar atmasına bağlı olan, ABD himayesinde ‘bölgesel bir yapı’ inşa etmeye doğru ilerliyor. Dolayısıyla, Gazze’deki savaş da dahil olmak üzere bölgedeki olayların çoğu, ABD’nin bölgedeki yeni mühendisliğinin bir parçası olarak ABD-Suudi Arabistan anlaşması etrafında dönüyor. Bu sebeple, İran’ın Dini Lideri Ali Hamaney’in kısa süre önce Aksa Tufanı Operasyonu’nu, bölgedeki denklemleri değiştirmeye yönelik bir Amerikan projesini engellediğini söyleyerek övmesi kimseyi şaşırtmadı.

Hamas Hareketi’nin Gazze’deki lideri Yahya Sinvar'ın özellikle de esir kartını elinde tuttuğu sürece, elinde kalanlarla savaşmaya devam etme isteğine ilişkin kendi hesaplarıyla kesiştiğinde İran'dan gelen sinyalleri aldığına şüphe yok. İşte şimdi Washington ona ABD vatandaşı olan rehineler için arada İsrail olmadan müzakere etme teklifinde bulunuyor. Sinvar’ın sadece iki seçeneği var. Ya İsrail, uluslararası tarafların garantörlüğünde kalıcı bir ateşkesi kabul edecek ya da savaşmaya devam edecek. Şimdiye kadar bu iki seçenek dışında üçüncü bir seçeneği kabul etmeye istekli görünmedi. Sinvar'ın tutumunun, özellikle Hamas’ın Doha'daki lider kadrosuna uygulanan baskı çerçevesinde bir bütün olarak Hamas'ın tutumu olup olmadığı da tartışmalı bir konu. Ancak İran Hamas'ın ana şemsiyesi olmaya devam ediyor. Bu da Hamas'ın genel tutumunu anlamada önemli bir unsur.

Netanyahu'nun siyasi ve şahsi hesapları, Washington ile ilişkilerinin sınırları ve koşulları da dahil olmak üzere savaştaki seçeneklerini belirlemede önemli rol oynuyor.

İsrail'e ve özellikle Netanyahu'ya gelince; Netanyahu, iki devletli bir çözümü kabul etmeye hazır değil. Çünkü böyle bir durum onu hükümetinin düşmesi ve aşırı sağın yeri doldurulamaz desteğini kaybetmesi tehdidiyle karşı karşıya bırakacaktır. Yani ya hem Filistinlilerle savaşı hem de İsrail içindeki siyasi çatışmayı kazanarak ikisi de kazanacak ya da ikisini birden kaybedecek. Tecrübeli bir siyasetçi olan Netanyahu, İsrail'deki siyasi ve demografik geleceğin özellikle savaş sonrasında aşırı sağcı eğilimlerden yana olduğunu çok iyi biliyor. Bu nedenle önceliklerinin, görev süresi sona ermekte olan Biden yönetimiyle ilişkileri pahasına da olsa aşırı sağcı akımların kendisine olan desteğini sürdürmek olması gerektiğini bilen Bibi (Netanyahu), İsrail sağının değirmenine su taşıyan Donald Trump'ın seçimleri kazanması üzerine de bahis oynuyor olabilir. Nihayetinde Netanyahu'nun siyasi ve şahsi hesapları, Washington'la ilişkinin sınırları ve koşulları da dahil olmak üzere savaştaki seçeneklerini belirlemede önemli rol oynuyor. İsrail sağının anlatısı, Biden'ın İsrail'e yardım etmek yerine, onu bölgeye yönelik projesinin bir parçası olarak kullandığı yönünde ve bu da elbette Netanyahu ve danışmanları tarafından çok iyi biliniyor.

Tüm bu üst üste binen uluslararası, bölgesel ve yerel sahneler açısından Gazze’deki savaştan çıkış yolunu hayal etmek daha da zorlaşıyor. O halde bölge uzun bir ‘yıpratma savaşına’ mı hazırlanmalı? Nihayetinde böyle bir savaşın bedelini öncelikle Filistinli siviller, ikinci olarak da Lübnan'da, Suriye'de, hatta biraz daha uzaktaki Irak'ta olsun, uzun savaşlara alışkın olan ‘Bereketli Hilalin’ halkları ödeyecek.



Kongre yenilgisinin ardından Trump'a 'yön değiştirme' baskısı

Kongre yenilgisinin ardından Trump'a 'yön değiştirme' baskısı
TT

Kongre yenilgisinin ardından Trump'a 'yön değiştirme' baskısı

Kongre yenilgisinin ardından Trump'a 'yön değiştirme' baskısı

ABD Başkanı Donald Trump yönetimi, Cumhuriyetçilerin ara seçimlerde aldığı ağır yenilginin ardından sonuçların siyasi etkileriyle karşı karşıya. Demokratlar, Senato ve Temsilciler Meclisi'nde çoğunluğu ele geçirirken, geleneksel olarak Cumhuriyetçilerin güçlü olduğu bölgelerde de önemli kazanımlar elde etti. Seçim sonuçları, özellikle İran savaşı ve hayat pahalılığı başta olmak üzere yönetimin politikalarına yönelik seçmen tepkisini ortaya koydu.

Trump, savaşın partisinin seçim yenilgisinde etkili olduğunu kabul etti ancak savaşı başlatma kararını savundu. Kararından pişmanlık duymadığını belirten Trump, zamanı geri alabilseydi yine aynı kararı vereceğini söyledi.

Seçim sonuçlarının ardından Cumhuriyetçi Parti içinde yönetimin politikalarını değiştirmesi ve Beyaz Saray ekibinde değişikliğe gitmesi yönündeki çağrılar arttı. Parti içinden bazı isimler, yönetimin yeniden disiplinli bir çizgiye dönmesini ve seçimlerde siyasi yük haline gelen İran savaşı ile gümrük tarifeleri gibi politikalardan vazgeçilmesini istedi.

Başkan Yardımcısı JD Vance'in seçim yenilgisinden savaşı sorumlu tutması, yenilginin partinin geleceği üzerindeki etkilerine ilişkin tartışmaları daha da alevlendirdi. Vance'in bu açıklaması, Trump'tan siyasi açıdan mesafe koyduğu şeklinde yorumlandı. Bu gelişme, 2028 başkanlık seçimleri öncesinde Cumhuriyetçi Parti'de olası liderlik ve haleflik hesaplarına ilişkin spekülasyonları da beraberinde getirdi.

Washington'da Demokratların Kongre'nin her iki kanadında çoğunluğu elde etmesi, Trump'ın yasa tasarılarını engelleme, yönetiminin faaliyetleri hakkında soruşturma başlatma ve başkanın aday gösterdiği isimlere itiraz etme imkânı veriyor. Bu durumun, Trump'ı yürütme yetkilerini daha fazla kullanmaya yöneltebileceği değerlendiriliyor. Öte yandan Beyaz Saray, bazı çalışanların görevlerinden ayrılması ve yönetim kadrosunda değişiklik yapılması ihtimaline hazırlanırken Demokratların başlatmayı planladığı Kongre soruşturmaları da yakından izleniyor.

Ekonomik cephede ise seçim sonuçları küresel piyasalara yansıdı. Dolar, petrol fiyatları ve ABD Hazine tahvillerinin getirileri gerilerken altın ve genel olarak hisse senetleri yükseldi. Piyasalarda, Cumhuriyetçilerin Kongre'deki çoğunluğu kaybetmesinin Trump'ın özellikle savaş, ticaret ve enerji politikalarındaki sert gündemini sürdürme kapasitesini sınırlayabileceği beklentisi öne çıktı. Bununla birlikte piyasalardaki tepkiler sektörlere göre farklılık gösterdi. Teknoloji ve veri merkezi şirketlerinin hisseleri, bu alanda düzenleyici denetimlerin sıkılaştırılabileceği endişesiyle değer kaybetti.


Arabulucuların çabaları, Washington ve Tahran arasındaki savaşın fitilini söndürmekte başarılı olacak mı?

İyimser işaretlere rağmen, bölge hâlâ kritik anlardan geçiyor (AFP)
İyimser işaretlere rağmen, bölge hâlâ kritik anlardan geçiyor (AFP)
TT

Arabulucuların çabaları, Washington ve Tahran arasındaki savaşın fitilini söndürmekte başarılı olacak mı?

İyimser işaretlere rağmen, bölge hâlâ kritik anlardan geçiyor (AFP)
İyimser işaretlere rağmen, bölge hâlâ kritik anlardan geçiyor (AFP)

Hasan Fahs

Amerika Birleşik Devletleri ve İran arasındaki ve ikisi ile birlikte bölgeyle olan ilişkiler en hassas ve kırılgan aşamasından geçiyor. Bu, açık ve yıkıcı bir askeri çatışmaya dönüş uçurumu ile Washington ve Tahran arasında ve Tahran ile bölge arasında yeni bir ikili uzlaşı aşamasıyla sonuçlanabilecek düzlük arasında ince bir ipte yürümek gibi.

Son haftalarda etkili bölge başkentlerinin Tahran'a yönelik yürüttüğü diplomatik faaliyetler ve etkili uluslararası başkentlerin İran liderliğinin ne düşündüğünü öğrenme arzusu, bölgeyi hiçbir büyük oyuncunun istemediği savaş hayaletinden kurtaracak bir çıkış yoluna yönelik umutları artırdı.

Bir yandan Mekke Savunma Paktı ülkelerini temsil eden üst düzey güvenlik ve askeri heyetlerin Tahran'a yaptığı ziyaret, diğer yandan Pakistan-Katar ortak çabaları, bu tür ziyaretlerin geleneksel diplomatik boyutunu açıkça aşıyor. Heyetlerin ilettiği mesajlar, bu tarafların krizi yönetmek, şiddete ve savaşa geri dönüşü önlemek için ciddi ve samimi girişimlerini ortaya koyuyor. Ayrıca bu, ülkeler arasında Batı Asya bölgesindeki güvenlik mimarisini yeniden tanımlamak ve bu çabaların savaş tehlikesini önlemede başarılı olması durumunda alacağı biçimi belirlemek için siyasi zemin hazırlamak yönünde ciddi bir çabayı da gösteriyor.

Amerikan talepleri ile İran’ın şartlarını uzlaştıran bir formüle varmayı amaçlayan ve Katar tarafının mesajları iletmek ve iki tarafın sert tutumlarını uzlaştırma formülleri bulmak görevini üstlendiği arabuluculuk çabaları, ABD tarafının İran tarafına gönderdiği bir mesajın ortaya çıkmasıyla eş zamanlı olarak geldi. ABD Başkan Yardımcısı J.D. Vance'in mesajı, arabulucu Katar tarafından İran rejiminin Dini Liderinin onayıyla, müzakerelerden sorumlu yetkili ve karar verici olan İran Yüksek Ulusal Güvenlik Konseyi Sekreteri Muhsin Rızai'ye iletildi.

Vance'in mesajı, Beyaz Saray yetkilileri ile İran liderliği arasında türünün ilk örneği olmayabilir. Zira bu mesaj, İran rejimi ile Başkan Ronald Reagan yönetimi arasında 1986 yılında ortaya çıkan İran-Kontra skandalının (İran-Gate veya McFarlane skandalı olarak da bilinir) 40. yıldönümüne denk geliyor. Dahası, Başkan Donald Trump suikastından önce, Haziran 2019'da Tahran'ı ziyaret eden Japonya Başbakanı Shinzo Abe aracılığıyla eski Dini Lider Ali Hamaney'e benzer birkaç mesaj göndermişti. Bu mesajları, İran'a ve nükleer tesislerine yönelik ilk büyük ölçekli saldırıdan üç ay önce, Mart 2025'te Birleşik Arap Emirlikleri kanalı aracılığıyla bir kez daha göndermişti.

Dolayısıyla bu mesaj alışverişi, uzlaşmaya varma konusunda gerçek bir irade eksikliğiyle birleştiğinde, potansiyel anlaşmaya giden bir pencere açmayabilir. Zira her iki taraf da bölgeyi çatışma döngüsünden ve savaş mantığından kurtaracak, hesaplarını yeniden değerlendirmesine ve taleplerini yumuşatmaya, stratejik ve taktiksel tavizleri kabul etmeye yönelik gerçek bir isteklilik göstermesine dayanan kapsamlı çözüme doğru ciddi bir arayışa yönlendirecek iradeden yoksun. Dolayısıyla mesaj alışverişi uzlaşıyı sağlamak yerine durumu daha da karmaşık hale getirebilir, sonuçları tahmin edilmesi zor olan dramatik yankıları önlemek için sürdürülen çabalara diğer tarafları da katılmaya itebilir.

Müzakerelere, diyaloglara ve mesaj alışverişi kanallarına katılan bütün taraflardan gelen iyimser sinyallere rağmen, bölge hâlâ savaş ve barış yarışında kritik anlar yaşıyor; bu da bölgeyi ve ülkelerini alışılmadık sonuçlar doğuracak açık çatışma ile güç dengelerini yeniden şekillendirmeye katkıda bulunacak bir uzlaşma seçeneği arasında bırakıyor.

Rızai'nin Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile bir telefon görüşmesi yapması, İran'ın dost ve müttefik ülkelerin nükleer krizden ciddi bir çıkış yolu bulma girişimlerine karşılık verme eğiliminde olduğuna dair inancı güçlendiriyor. Zira nükleer kriz ABD Başkanı için Tahran ile herhangi bir uzlaşmayı kabul etme konusunda bir ikilem haline geldi.

Çin'in bu çabalara katılımı tamamen yeni olmasa da Rusya'nın uranyum stokları konusundaki önerisiyle ilgili olarak göreceli uzlaşmalara ulaşma olasılığı açısından olumlu sonuçlar doğuruyor. Son günlerde Pekin'deki hareketlilik ve etkili bölgesel Arap aktörlerin ziyaretleri, Çin liderliğinin bu iyimserlik anını değerlendirdiğini gösteriyor. Bu iyimserlik Çin'i önemli diplomatik kaynaklarını harekete geçirmeye, ABD-İran anlaşması sonrası dönem için bölgesel yönetişim veya İran'ın “bölgesel güvenlik iş birliği sistemi” olarak adlandırdığı konuda bölgesel aktörler tarafından kabul edilebilir bir çerçeve oluşturmaya odaklanmaya yöneltti.

Mart 2023'te İran ve Suudi Arabistan arasında varılan anlaşmada oynadığı olumlu arabuluculuk rolüne dayanarak Pekin, İran Yüksek Ulusal Güvenlik Konseyi Başkan Yardımcısı ve Dini Lidere yakın bir isim olan (selefiyle birlikte suikasta kurban giden mevcut Dini Liderin kız kardeşinin eşi) Ali Bakıri Kani'yi ve Suudi Arabistan Ulusal Güvenlik Danışmanı Musaid bin Muhammed el-Ayban'ı ağırladı. Ancak bu diplomatik aktivizmin en önemli ayağı Umman Sultanı Heysem bin Tarık'ın ziyaretiydi. Bu ziyaret Maskat'ın Tahran ve Washington arasında arabuluculukta yeniden daha aktif ve etkili bir rol üstlenmesinin önünü açıyor.

Rusya ve Çin'in, Tahran ile Washington arasında nükleer mesele konusunda ve Tahran ile bölge devletleri arasında bölgenin geleceği, güç dengeleri ve beklenen uzlaşmalar konusunda oluşan uçurumu kapatma çabalarının başarısı, 18-19 Kasım tarihlerinde Çin'in Shenzhen kentinde yapılması planlanan Asya-Pasifik Ekonomik İşbirliği (APEC) zirvesi kapsamında ABD, Rusya ve Çin başkanları arasında üçlü bir zirvenin düzenlenip düzenlenmeyeceğinin belirlenmesinde çok önemli rol oynayabilir. Zira Trump daha önce böyle bir zirveye katılımının nükleer silahsızlanma meselesinin görüşülmesine bağlı olduğunu belirtmişti.

Bu gelişmelerin yanı sıra, 8 Mart'ta Dini Lider'in seçilmesinden bu yana eşi benzeri görülmemiş bir güvenlik gelişmesi yaşandı. Bu gelişme Dini Lider tarafından yapılan toplantıların sıklığının ve yoğunluğunun artmasıyla karakterize ediliyor. Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia'dan aktardığı analize göre bu durum, kendisine herhangi bir mesaj iletilirken günler süren iletişim zorluklarının yaşandığı veya kendisinden üst düzey rejim yetkililerine herhangi bir direktif veya mesaj iletilirken karmaşık güvenlik prosedürlerinin uygulandığı önceki dönemle tam bir zıtlık oluşturuyor.

İran'ın güvenlik anlayışında bir değişimin göstergesi olan Dini Lider ile üst düzey askeri komutanlar arasındaki görüşme, Rızai ile yaptığı ve Mekke Savunma Paktı ülkeleriyle yapılan zirvenin sonuçlarını ve Amerikan mesajının içeriğini kendisine ilettiği görüşmenin hemen ardından gerçekleşti. Bu görüşme aynı zamanda Dini Lider'in rejimin karşı karşıya olduğu zorlukların ayrıntılarıyla doğrudan ilgilenmeye geri döndüğünü ve uzaktan mesaj gönderme politikasından vazgeçmeye başladığını da işaret ediyor.

Bu açıdan bakıldığında, Dini Lider'in askeri liderlikle yaptığı görüşmede açıkladığı pozisyonlar büyük bir önem kazanıyor ve önceki pozisyonlarından farklılık gösteriyor. İran’ın müzakere masasına koyduğu koşullara bağlılık ve ne pahasına olursa olsun taviz vermenin veya geri adım atmanın zorluğu ile ifade edilen görünüşte gerilimi artırıcı tona, ayrıca ABD ve İsrail'in başlatabileceği herhangi bir saldırganlığa veya taarruza karşı koymak için silahlı kuvvetlere verilen geniş yetkilere rağmen, bu pozisyonlara Dini Lider tarafından atılan ezber bozan bir adım da eşlik etti: Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan liderliğindeki hükümete ve yürütme organına, İran'ın yüksek ulusal çıkarlarıyla uyumlu kararlar almak ve müzakere etmek yetkisi verilmesi. Bu, İranlı müzakereciye uzlaşma için çabalamak, bir anlaşmayı kolaylaştırmak için köşeleri yumuşatmak, tehditler ve yeniden savaş döngüsünden kurtulmak için ortak zemin bulmak için bir özgürlük alanı sağlıyor. Peki, bu çabalar gerçekten meyve verecek mi, yoksa felaketin eşiğinde durulmaya devam mı edilecek?

*"Bu analiz Şarku’l Avsat tarafından Independent Arabia'dan çevrilmiştir."


Trump, partisinin seçim yenilgisini değerlendirdi: İran’a karşı savaş buna değerdi

ABD Başkanı Donald Trump, Beyaz Saray'daki balo salonunun inşaat çalışmalarını incelemek üzere gerçekleştirdiği ziyaret sırasında gazetecilere açıklamalarda bulundu (AP)
ABD Başkanı Donald Trump, Beyaz Saray'daki balo salonunun inşaat çalışmalarını incelemek üzere gerçekleştirdiği ziyaret sırasında gazetecilere açıklamalarda bulundu (AP)
TT

Trump, partisinin seçim yenilgisini değerlendirdi: İran’a karşı savaş buna değerdi

ABD Başkanı Donald Trump, Beyaz Saray'daki balo salonunun inşaat çalışmalarını incelemek üzere gerçekleştirdiği ziyaret sırasında gazetecilere açıklamalarda bulundu (AP)
ABD Başkanı Donald Trump, Beyaz Saray'daki balo salonunun inşaat çalışmalarını incelemek üzere gerçekleştirdiği ziyaret sırasında gazetecilere açıklamalarda bulundu (AP)

ABD Başkanı Donald Trump, Cumhuriyetçi Parti’nin ara seçimlerde ağır bir yenilgiye uğramasının ardından dün yaptığı ilk açıklamada, İran savaşının partisinin seçim kaybından sorumlu tutulmasının “büyük ölçüde doğru” olduğunu söyledi. Ancak Tahran’ın nükleer silaha sahip olmasına izin verilemeyeceğini vurgulayan Trump, “Buna değdi” dedi.

Gazetecilere konuşan Trump, adının da oy pusulasında yer alması hâlinde Cumhuriyetçilerin kazanacağını savundu. Partisinin, kendisine yönelik desteği adaylarına yansıtamadığını öne sürdü.

Trump, Başkan Yardımcısı JD Vance’in dün sosyal medyada yaptığı ve seçimlerdeki büyük kayıplara ilişkin değerlendirmesinde, “Kaybetmemizin nedeni savaş” ifadesini kullanmasına da itiraz etmediğini belirtti.

Trump, “Söz konusu savaş olduğunda, hiçbir şeyi farklı yapmazdım” diye konuştu.

Cumhuriyetçilerin kendisinin aday olduğu bir seçimde kazanacağını düşündüğünü yineleyen Trump, “Ancak bu sevgiyi bir türlü adaylarımıza aktaramadılar. Mitinglerde büyük bir sevgi vardı, inanılmazdı. Fakat bu sevgiyi adaylara yansıtmayı başaramadık” ifadelerini kullandı.

Hakkında olası bir azil sürecinin başlatılması ihtimaline ilişkin soruya ise Trump, “Bence böyle bir adım atarlarsa Demokrat Parti’yi yıkıma uğratırlar” cevabını verdi. Trump, görevden azledilmesini gerektirecek “hiçbir neden” bulunmadığını savundu.

Beyaz Saray’da yeni balo salonu

Trump, açıklamalarına Beyaz Saray’da inşası devam eden yeni balo salonu projesinden söz ederek başladı.

Beyaz Saray’daki inşaat alanına gazetecileri davet eden Trump, yaklaşık 20 dakika boyunca projeyi anlattı ancak konuşmasının başında Cumhuriyetçilerin seçim yenilgisine değinmedi.

Trump, “Burası yalnızca dünyanın en büyük balo salonlarından biri olmakla kalmayacak, bence dünyanın en güzeli olacak” dedi.

rgtyhju
Demokratların Kongre’de kontrolü ele geçirmesinin ardından Trump, Washington’daki Beyaz Saray’ın Doğu Kanadı’nda inşa edilen balo salonu hakkında gazetecilere açıklamalarda bulundu (AFP)

Başkanın programında başlangıçta kamuoyuna açık herhangi bir etkinlik yer almıyordu. Ancak Trump son anda gazetecileri inşaat alanına davet etti. Kısa süreliğine soruları da cevaplayan Trump, “Oy pusulasında ben olsaydım kazanırdım” iddiasını yineledi.

Cumhuriyetçilerin seçimlerde aldığı yenilgi, Kongre’deki kontrolün Demokratlara geçmesine yol açtı. Demokratlar, daha önce Cumhuriyetçilerin kalesi olarak görülen eyaletlerde Senato seçimlerinde de bir dizi başarı elde etti.

Seçim sonuçları, on milyonlarca seçmenin Donald Trump’ın politikalarına yönelik tepkisini ortaya koydu.

İki yıl önce Trump’ın ikinci kez başkan seçilmesini sağlayan muhafazakâr seçmenler, bu kez güçlü biçimde Demokratlara yöneldi. Bu değişimde, kamuoyunda destek görmeyen İran savaşına yönelik hoşnutsuzluk, artan yaşam maliyetleri karşısındaki endişeler ve Trump yönetiminin ülkeyi yönetme biçimine duyulan tepkinin etkili olduğu belirtildi.

Kansas eyaletinde, yaklaşık bir asırdır ilk kez Demokrat bir aday senatör seçildi.

Trump’ın 2024 seçimlerinde yaklaşık 18 puan farkla kazandığı ve 1932’den bu yana Demokrat bir senatör çıkarmayan Güney Carolina’da da Demokratlar, Trump’ın Senato üyeliği için desteklediği adayı mağlup etti.

Teksas’ta ise Demokratlar, eyalet genelindeki seçim yarışlarında 30 yılı aşkın süredir elde edemedikleri bir zaferi salı günü kazanmayı başardı.