Gazze’deki savaş ve dünya savaşlarının yıl dönümü

Gazze Savaşı ve uluslararası krizlerin çağrışımları

Gazze Şeridi'nin güneyindeki Han Yunus'ta yıkılmış binaların yanındaki dar bir sokakta yürüyen Filistinliler, 11 Haziran 2024 (AFP)
Gazze Şeridi'nin güneyindeki Han Yunus'ta yıkılmış binaların yanındaki dar bir sokakta yürüyen Filistinliler, 11 Haziran 2024 (AFP)
TT

Gazze’deki savaş ve dünya savaşlarının yıl dönümü

Gazze Şeridi'nin güneyindeki Han Yunus'ta yıkılmış binaların yanındaki dar bir sokakta yürüyen Filistinliler, 11 Haziran 2024 (AFP)
Gazze Şeridi'nin güneyindeki Han Yunus'ta yıkılmış binaların yanındaki dar bir sokakta yürüyen Filistinliler, 11 Haziran 2024 (AFP)

Elie el Kaşif

ABD Başkanı Joe Biden’ın Gazze için ateşkes teklifi, muhtemelen Ramazan ayı arifesinde ateşkes ve esir takası anlaşması amacıyla yapılan, ancak tökezleyip başarısızlıkla sonuçlanan müzakerelerle aynı kaderi paylaşacak gibi görünüyor. ABD yönetiminin ister doğrudan İsrail'e ister Arap ülkeleri aracılığıyla Hamas’a olmak üzere savaşan taraflara yönelik tüm baskılarına rağmen, kendisi de bunu öngörmeye ve işaret etmeye başladı. ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken savaşın başlamasından bu yana bölgeye gerçekleştirdiği sekizinci ziyarette bunu yapmaya çalışsa da şimdiye kadar pek başarılı olamadı.

Ne zaman savaşın müzakereler yoluyla durdurulabileceğine dair bir umut doğsa, bu müzakerelerin başarısızlıkla sonuçlanacağına dair kötümser bir rüzgâr esmeye başlıyor. Eğer müzakere girişimi bu kez de başarısız olursa, karamsarlık geçen seferkinden daha da yoğun olacak. Teklif, gerek müzakerelerin başarısız olması ve İsrail ile Hamas'ın Biden'ın teklifine yanıt vermemesi bakımından, gerek savaşın doğrudan tarafları olan Hamas ve İsrail'in, özellikle de Binyamin Netanyahu ve Yahya Sinvar'ın hesapları bakımından gerekse özellikle önümüzdeki kasım ayında yapılması planlanan ABD seçimlerinin arifesinde bölgesel ve uluslararası sahnedeki kaos bakımından İsrail'in Gazze Şeridi'ne yönelik savaşının en karmaşık hale geldiği zor bir zamanda ortaya atıldı. Bu da haftalardır hatta aylardır konuşulan Hamas ve İsrail arasındaki yıpratma savaşının aslında bölgesel ve uluslararası bir çatışmanın yansıması olup olmadığı, yani bölgesel ve uluslararası tarafların kendi hesapları için mi bu çatışmayı derinleştirmeye çalıştıkları ya da söz konusu uluslararası tarafların başında gelen ABD’yi bu savaşta boğmak, dikkatini dağıtmak ve çözümsüzlüğe itmeye mi çalışıldığı gibi önemli bir soruyu gündeme getiriyor.

Aslında, Rusya-Ukrayna savaşıyla ilgili sahada ve siyaset sahnesinde yaşanan gerilim, Doğu Avrupa'daki gelişmeleri Filistin topraklarındaki çatışmayla ilişkilendirmeye giderek daha fazla itiyor. Çünkü ABD ve Batı ülkelerinin her iki bölgede de var olması, rakiplerinin bu savaşlara katılmaları için net bir davet anlamına geliyor. Eğer Rusya Avrupa'daki savaşın tarafı ise Gazze’deki savaşta rolü ne olacak? Ya da Hizbullah ve İsrail arasındaki cephede nasıl bir rol üstlenecek? Aksa Tufanı Operasyonu'na ilişkin bazı geç okumalar, Moskova'nın bu operasyona yakından ya da uzaktan müdahil olmuş olma ihtimalini sorgulasa da elbette net cevaplara ulaşamadı. Şu sıralar sorular, Rusya'nın Ukrayna savaşındaki hesapları ya da başta Çin olmak üzere diğer ülkeler arasında yeni bir uluslararası düzen inşa etme girişimleri bağlamında, savaşı uzatma ve ABD'yi bu savaşla meşgul etme konusundaki çıkarları üzerinde yoğunlaşıyor. Dolayısıyla, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin'in Gazze’deki savaşın patlak vermesinin bir nedeni olarak gördüğü ABD’nin Ortadoğu'daki başarısızlığı, ABD liderliğindeki liberal uluslararası düzenin parçalanmasına yol açıyor.

Gazze’deki savaştan nasıl çıkılacağı ve ‘ertesi günü’ belirsizliğini korurken Ortadoğu’da bu savaşın ortaya çıkardığı yeni bir soğuk savaş biçimiyle karşı karşıya olabiliriz.

Ancak Rusya ile ilgili soruların sorulması, kaçınılmaz olarak Çin ile ilgili sorular da sorulması anlamına geliyor. Pekin, Moskova’nın aksine çatışmaya doğrudan müdahil olmasına dair herhangi bir sinyal vermiyor. Putin geçtiğimiz hafta, Batılı ülkelerin Ukrayna’yı silahlandırmasına ve Rusya'ya saldırmasına izin vermesine karşılık, Moskova'nın dünyanın dört bir yanındaki ABD karşıtı grupları desteklemeye hazır olduğunu söylemişti. Bu da İran ile silah anlaşmaları yapmaya ya da bölgedeki İran yanlısı grupları doğrudan ya da Tahran üzerinden silahlandırmaya hazır olduğu şeklinde yorumlandı. Hizbullah'a yakın çevreler Moskova ile ilişkilerinin şu an her zamankinden daha güçlü olduğundan bahsediyor. Peki, bu Rusya'nın Hizbullah'a silah ya da teknoloji sağladığı anlamına mı geliyor? Her halükârda özellikle Ukrayna ve genel olarak Avrupa kıtasının güvenliği konusunda ABD ve Batı ülkeleri ile derinleşen çatışması çerçevesinde, Rusya'nın Gazze’deki savaşa müdahil olmuş olabileceğinden endişe duymak gerekiyor.

Son yıllarda İsrail, Körfez Arap ülkeleri ve İran'la birlikte bölgedeki varlığının kapsamını genişleten Çin ise Filistin'deki bölünmüşlüğün tarafları olan Fetih Hareketi (El Fetih) ve Hamas Hareketi arasında uzlaşı sağlayama çalışarak ve Filistinliler ile İsrail arasındaki çatışmayı çözmek için uluslararası konferans çağrısında bulunarak, savaşa diplomatik bir pencereden bakıyor.

svdfbgnh
Ürdün'ün ev sahipliğinde yapılan “Eylem Çağrısı: Gazze'ye Acil İnsani Müdahale” konulu Ölüdeniz Konferansı'na katılan ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken (ortada) sağında Arap Birliği Genel Sekreteri Ahmed Ebu Gayt ile, 11 Haziran 2024 (AFP)

Gazze Şeridi’ndeki savaşın büyük resmi böyle, ancak uluslararası ve bölgesel ittifakların karmaşıklığı ve çakışmaları çerçevesinde, uluslararası ve bölgesel safların daha açık dizildiği Soğuk Savaş dönemindeki durumun aksine, bugün bölgedeki ve dünyadaki tüm ülkeler ilişkilerini ve ittifaklarını mümkün olduğunca genişletmeye çalışıyor. Bu ise bölgedeki uluslararası rekabetin, özellikle de günümüzün iki büyük kutbu olan ABD ve Çin arasındaki rekabetin ek bir nedeni haline geliyor. Hem ABD hem de Çin, İsrail'den Körfez ülkelerine ve İran'a kadar bölgedeki diğer ülkelerle ilişkilere sahip. Dolayısıyla Gazze’deki savaştan nasıl çıkılacağı ve ‘ertesi günü’ belirsizliğini korurken, Ortadoğu’da bu savaşın ortaya çıkardığı yeni bir soğuk savaş biçimiyle karşı karşıya olabiliriz.

Fakat savaşı çevreleyen bu uluslararası sahne tek başına savaşın gelişimini ve geleceğini açıklamaya yetmiyor. Zira yerel aktörlerin, Hamas ve İsrail'in, özellikle de Sinvar ve Netanyahu'nun hesapları, çatışmanın geleceği üzerinde çok etkili ve hatta belirleyici. İran’ın Dini Lideri Ali Hamaney'in geçtiğimiz günlerde Hamas Hareketi’ne Biden'ın teklifini kabul etmemesi yönünde yaptığı dolaylı çağrıdan da anlaşılacağı üzere, İran'ın Hamas'ın önemli bir destekçisi olarak savaştaki varlığı, hatta onun tercihlerini yönlendirmesi göz ardı edilemez. Tüm bu aktörlerin, Gazze Şeridi'ndeki savaşta yaşanan gelişmelerin de kanıtladığı üzere, başta bölgedeki başlıca uluslararası aktör olan ABD olmak üzere, savaştaki başlıca ülkelerin çıkarlarını ve tedbirlerini dikkate aldıklarına hiç şüphe yok.

Gazze’deki savaş da dahil olmak üzere bölgedeki olayların çoğu, ABD’nin bölgedeki yeni mühendisliğinin bir parçası olarak, ABD-Suudi Arabistan anlaşması etrafında dönüyor.

Nihayetinde ister müttefikleri ister muhalifleri tarafından olsun, tüm yerel, bölgesel ve uluslararası hesaplar ABD ve onun yakın ve uzak hedefleri etrafında dönüyor. Hamas, İran ve Hizbullah, İsrail ile ABD arasındaki anlaşmazlıkların ve bu anlaşmazlıkların merkezinde yer alan ABD’nin bölgedeki önceliklerinin üzerine bahis oynuyorlar. Biden yönetimi, ABD'nin Doğu Avrupa, Pasifik ya da Çin Denizi gibi önemli uluslararası çatışma bölgelerine yeniden odaklanmasıyla ilgili jeopolitik nedenlerinin yanı sıra Gazze’deki savaşta İsrail'i desteklediği ve gönderdiği çok sayıda silahla on binlerce Filistinli sivilin ölümüne neden olduğu için seçimlerde ABD’lilerin kendisine yönelik tepkisini hafifletmek gibi sebeplerden ötürü üç aşamalı ateşkes anlaşmasının imzalanması için acele ediyor.

xscdvfbg
İsrailli rehinelerin aileleri, Blinken’ın Tel Aviv ziyaretine denk gelecek şekilde, rehinelerin derhal serbest bırakılması talebiyle protesto gösterisi düzenledi 11 Haziran 2024 (Reuters)

Öte yandan Gazze'deki ateşkes, Washington ile Riyad arasında bir savunma anlaşmasından oluşan ve Washington'ın İsrail'i Suudi Arabistan ile normalleşme anlaşması yoluyla bölgeye daha fazla entegre etme çabaları çerçevesinde Tel Aviv'in de katılabileceği, ancak Tel Aviv'in Riyad'ın talep ettiği gibi iki devletli bir çözüm ile ilgili somut adımlar atmasına bağlı olan, ABD himayesinde ‘bölgesel bir yapı’ inşa etmeye doğru ilerliyor. Dolayısıyla, Gazze’deki savaş da dahil olmak üzere bölgedeki olayların çoğu, ABD’nin bölgedeki yeni mühendisliğinin bir parçası olarak ABD-Suudi Arabistan anlaşması etrafında dönüyor. Bu sebeple, İran’ın Dini Lideri Ali Hamaney’in kısa süre önce Aksa Tufanı Operasyonu’nu, bölgedeki denklemleri değiştirmeye yönelik bir Amerikan projesini engellediğini söyleyerek övmesi kimseyi şaşırtmadı.

Hamas Hareketi’nin Gazze’deki lideri Yahya Sinvar'ın özellikle de esir kartını elinde tuttuğu sürece, elinde kalanlarla savaşmaya devam etme isteğine ilişkin kendi hesaplarıyla kesiştiğinde İran'dan gelen sinyalleri aldığına şüphe yok. İşte şimdi Washington ona ABD vatandaşı olan rehineler için arada İsrail olmadan müzakere etme teklifinde bulunuyor. Sinvar’ın sadece iki seçeneği var. Ya İsrail, uluslararası tarafların garantörlüğünde kalıcı bir ateşkesi kabul edecek ya da savaşmaya devam edecek. Şimdiye kadar bu iki seçenek dışında üçüncü bir seçeneği kabul etmeye istekli görünmedi. Sinvar'ın tutumunun, özellikle Hamas’ın Doha'daki lider kadrosuna uygulanan baskı çerçevesinde bir bütün olarak Hamas'ın tutumu olup olmadığı da tartışmalı bir konu. Ancak İran Hamas'ın ana şemsiyesi olmaya devam ediyor. Bu da Hamas'ın genel tutumunu anlamada önemli bir unsur.

Netanyahu'nun siyasi ve şahsi hesapları, Washington ile ilişkilerinin sınırları ve koşulları da dahil olmak üzere savaştaki seçeneklerini belirlemede önemli rol oynuyor.

İsrail'e ve özellikle Netanyahu'ya gelince; Netanyahu, iki devletli bir çözümü kabul etmeye hazır değil. Çünkü böyle bir durum onu hükümetinin düşmesi ve aşırı sağın yeri doldurulamaz desteğini kaybetmesi tehdidiyle karşı karşıya bırakacaktır. Yani ya hem Filistinlilerle savaşı hem de İsrail içindeki siyasi çatışmayı kazanarak ikisi de kazanacak ya da ikisini birden kaybedecek. Tecrübeli bir siyasetçi olan Netanyahu, İsrail'deki siyasi ve demografik geleceğin özellikle savaş sonrasında aşırı sağcı eğilimlerden yana olduğunu çok iyi biliyor. Bu nedenle önceliklerinin, görev süresi sona ermekte olan Biden yönetimiyle ilişkileri pahasına da olsa aşırı sağcı akımların kendisine olan desteğini sürdürmek olması gerektiğini bilen Bibi (Netanyahu), İsrail sağının değirmenine su taşıyan Donald Trump'ın seçimleri kazanması üzerine de bahis oynuyor olabilir. Nihayetinde Netanyahu'nun siyasi ve şahsi hesapları, Washington'la ilişkinin sınırları ve koşulları da dahil olmak üzere savaştaki seçeneklerini belirlemede önemli rol oynuyor. İsrail sağının anlatısı, Biden'ın İsrail'e yardım etmek yerine, onu bölgeye yönelik projesinin bir parçası olarak kullandığı yönünde ve bu da elbette Netanyahu ve danışmanları tarafından çok iyi biliniyor.

Tüm bu üst üste binen uluslararası, bölgesel ve yerel sahneler açısından Gazze’deki savaştan çıkış yolunu hayal etmek daha da zorlaşıyor. O halde bölge uzun bir ‘yıpratma savaşına’ mı hazırlanmalı? Nihayetinde böyle bir savaşın bedelini öncelikle Filistinli siviller, ikinci olarak da Lübnan'da, Suriye'de, hatta biraz daha uzaktaki Irak'ta olsun, uzun savaşlara alışkın olan ‘Bereketli Hilalin’ halkları ödeyecek.



Trump: İranlılarla konuşmak istemiyoruz... Ekonomik olarak cezalandırmaya odaklandık

Trump: İranlılarla konuşmak istemiyoruz... Ekonomik olarak cezalandırmaya odaklandık
TT

Trump: İranlılarla konuşmak istemiyoruz... Ekonomik olarak cezalandırmaya odaklandık

Trump: İranlılarla konuşmak istemiyoruz... Ekonomik olarak cezalandırmaya odaklandık

ABD Başkanı Donald Trump, Perşembe günü yaptığı açıklamada, ABD’nin İran’la herhangi bir görüşme yürütmediğini ve Tahran’ı ekonomik açıdan cezalandırmaya odaklandığını belirtti. Trump ayrıca İran’la ticari ilişkilerini sürdüren ülkelerin de yaptırımlarla karşı karşıya kalacağı tehdidinde bulundu.

Beyaz Saray’da gazetecilerin sorularını yanıtlayan Trump, “Onlarla konuşmak istemiyoruz. Bir görüşme ya da buna benzer herhangi bir şey de aramıyoruz” dedi.

Trump’a, İran’la ticari ilişkilerini sürdürmesi nedeniyle Rusya’ya yaptırım uygulayıp uygulamayacağı soruldu. Trump, “Rusya’nın şu ana kadar Hürmüz Boğazı konusunda iyi davrandığını düşünüyorum. Şunu da bilmelisiniz ki onların yaptığı her şeye karşılık biz de bir şey yapıyoruz... Çin’den söz edenler vardı. Peki ya Çin? Onların bizi gözetlediğini duyuyoruz. Biz de onları gözetliyoruz” yanıtını verdi.

Trump, Çin bankalarının İran’la yaptığı işlemler nedeniyle yaptırım uygulanabileceği sinyalini de verdi.

İran tarafında ise Yüksek Ulusal Güvenlik Konseyi Genel Sekreteri Muhsin Rızai, arabulucuların Tahran’dan Hürmüz Boğazı’nın yeniden deniz trafiğine açılması için şartlarını belirlemesini istediğini söyledi. İran’ın, bölgede savaşın sona erdirilmesini de içeren bu şartların bir listesini hazırladığını belirtti.

Rızai, İran’ın Umman Sultanlığı ile boğazdan geçiş için bir deniz koridoru konusunda anlaşmaya vardığını, bu koridorun bir bölümünün Umman ve İran karasularında bulunduğunu açıkladı.

Televizyona verdiği röportajda Rızai, ABD’nin İran’ın şartlarını kabul etmesi halinde gemilerin Hürmüz Boğazı’nın orta kesiminde oluşturulacak özel bir kanaldan geçeceğini söyledi.

Rızai ayrıca, Trump’ın en küçük oğlu Barron Trump’a yönelik olası bir suikast planına ilişkin haberleri yalanladı. ABD Gizli Servisi ise Salı günü, İran devlet televizyonunda yayımlanan ve Barron Trump’a yönelik olası bir suikast planının ele alındığı görüntülerden haberdar olduğunu açıklamıştı.

Beyaz Saray Sözcüsü Karoline Leavitt, Fox News kanalında yayımlanan Fox and Friends programına yaptığı açıklamada, “Başkan (Donald) Trump’ın birincil hedefi, İran’ın nükleer silah edinmesini engellemektir ve bu böyle kalacaktır... Bu nedenle ordularını yok etmek için ‘Gazap Destanı Operasyonu’nu gerçekleştirdik. Şimdi ise ekonomilerini yok etmeye yönelik bir operasyon yürütüyoruz. Şu anda herhangi bir müzakere yok. Başkan, sonuç alınabilecek bir müzakere masasına oturmaya hazır olduklarını hissedene kadar bu durum devam edecek. Henüz böyle bir şey görmedik. Elbette tüm seçenekler hâlâ masada ve deniz ablukası da sürüyor” ifadelerini kullandı.

ABD Hazine Bakanı Scott Bessent, Pazartesi günü yaptığı açıklamada, İran’la mali ilişkilerini kesmeyen ülkelerin yaptırımlarla karşı karşıya kalacağını söylemiş ve bu süreci ekonomik zafer günü olarak nitelendirmişti. Ancak ABD Hazine Bakanlığı şu ana kadar fiilen herhangi bir yaptırım uygulamadı.

Trump’a, Rusya’nın İran’la ticari ilişkilerini sürdürmesi nedeniyle yaptırıma tabi tutulup tutulmayacağı bir kez daha soruldu. Trump, “Rusya’nın şu ana kadar Hürmüz Boğazı konusunda iyi davrandığını düşünüyorum. Şunu da bilmelisiniz ki onların yaptığı her şeye karşılık biz de bir şey yapıyoruz... Çin’den söz edenler vardı. Peki ya Çin? Onların bizi gözetlediğini duyuyoruz. Biz de onları gözetliyoruz” dedi.

Çin bankalarına İran’la yaptıkları işlemler nedeniyle yaptırım uygulayıp uygulamayacağı sorusuna ise Trump, “Bunu yapmayacağımı size kim söyledi? Yapıp yapmadığımı bilmiyorsunuz... Her şeyi açıklamak zorunda değilim, değil mi?” yanıtını verdi.

Katar Başbakanı, ABD ile İran’ın karşılıklı suçlamalarda bulunmasının ve Washington’ın ekonomik baskıyı artırma taahhüdünde bulunmasının ardından diplomatik diyaloğu yeniden canlandırma çabaları kapsamında bugün Tahran’ı ziyaret etti.

İranlı bir yetkili ise Washington’ın ekonomik baskıyı artırma hamlesini «kapsamlı bir ekonomik savaş» olarak nitelendirdi.


Washington: Tahran’la şu anda müzakere yok... İran ekonomisini çökertme operasyonu sürüyor

Washington: Tahran’la şu anda müzakere yok... İran ekonomisini çökertme operasyonu sürüyor
TT

Washington: Tahran’la şu anda müzakere yok... İran ekonomisini çökertme operasyonu sürüyor

Washington: Tahran’la şu anda müzakere yok... İran ekonomisini çökertme operasyonu sürüyor

Beyaz Saray Sözcüsü Karoline Leavitt, bugün yaptığı açıklamada, ABD ile İran arasında savaşı sona erdirmeye yönelik şu anda herhangi bir görüşme yürütülmediğini belirterek, Washington’ın odağını Tahran üzerindeki ekonomik baskıyı artırmaya çevirdiğini söyledi. Leavitt, tüm seçeneklerin hâlâ masada olduğunu vurguladı.

Fox News kanalında yayımlanan bir programa konuşan Leavitt, “Başkan Donald Trump’ın birincil hedefi, İran’ın nükleer silah edinmesini engellemektir ve bu hedef değişmeyecek... Bu nedenle ordularını yok etmek için ‘Gazap Destanı Operasyonu’nu gerçekleştirdik. Şimdi ise ekonomilerini çökertmeye yönelik bir operasyon yürütüyoruz” dedi.

İran’da ise Cumhurbaşkanı Yardımcısı ve İcra İşleri Başkanı Muhammed Cafer Kaimpenah, ABD’nin İran limanlarına yönelik deniz ablukasının, ülkenin yakıt ithalatı yapmasını engellemeye başladığını söyledi. Kaimpenah, yerli üretimin ihtiyaçları karşılamaya yeterli olmadığını ifade etti.

İran Petrol Bakan Yardımcısı ise Fars Haber Ajansı’na yaptığı açıklamada, savaş sırasında hasar gören Güney Pars gaz sahasının üretim kapasitesinin yaklaşık yüzde 40’ının yeniden devreye alındığını belirtti.

Körfez’de bulunan ve İran ile Katar tarafından ortaklaşa paylaşılan Güney Pars sahası, dünyanın en büyük deniz doğal gaz sahası olarak kabul ediliyor.

Bölgede tansiyonu düşürmeye yönelik diplomatik trafik de devam etti. Katar Başbakanı ve Dışişleri Bakanı Muhammed bin Abdurrahman Al Sani, Perşembe günü Tahran’a gelerek İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi ile bir araya geldi. Görüşmenin, bölgedeki gerilimi azaltmaya yönelik diplomatik çabalar kapsamında gerçekleştirildiği belirtildi.

Moskova’dan yapılan açıklamada ise İran’ın Rusya Büyükelçisi, Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan’ın gelecek hafta Kırgızistan’da düzenlenecek Şanghay İşbirliği Örgütü Zirvesi kapsamında Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile görüşeceğini duyurdu.


ABD'li bir general, uyuşturucu kaçakçılarına karşı ortak operasyonlar görüşmek üzere Kolombiya'yı ziyaret etti

ABD Güney Komutanlığı Komutanı General Francis Donovan’ın Kolombiya’ya varışı (Güney Komutanlığı)
ABD Güney Komutanlığı Komutanı General Francis Donovan’ın Kolombiya’ya varışı (Güney Komutanlığı)
TT

ABD'li bir general, uyuşturucu kaçakçılarına karşı ortak operasyonlar görüşmek üzere Kolombiya'yı ziyaret etti

ABD Güney Komutanlığı Komutanı General Francis Donovan’ın Kolombiya’ya varışı (Güney Komutanlığı)
ABD Güney Komutanlığı Komutanı General Francis Donovan’ın Kolombiya’ya varışı (Güney Komutanlığı)

ABD Güney Komutanlığı Komutanı, dün Kolombiya’yı ziyaret ederek uyuşturucu kaçakçılarına karşı yürütülecek ortak operasyonları, ABD Başkanı Donald Trump’ın müttefiki olan sağcı Devlet Başkanı Abelardo de la Espriella yönetimiyle görüştü.

De la Espriella, 7 Ağustos’ta göreve başlamış ve Washington’un desteğiyle ülkede uyuşturucu kaçakçılığına karışan silahlı gruplara karşı kapsamlı bir mücadele başlatma sözü vermişti.

Kolombiya, dünyanın en büyük kokain üreticisi konumunda bulunuyor.

De la Espriella, Trump ile gergin ilişkileri bulunan solcu eski Devlet Başkanı Gustavo Petro’nun ardından göreve geldi.

Kolombiya, De la Espriella’nın seçilmesinin ardından Trump’ın uyuşturucu çeteleriyle mücadele amacıyla oluşturduğu “Amerikalar Kalkanı” ittifakına katıldı.

ABD Güney Komutanlığı (SOUTHCOM), dün X platformundaki paylaşımında, Komutan General Francis Donovan’ın “ülkenin yeni askeri liderleriyle görüşmek, terörle bağlantılı uyuşturucu kaçakçılarıyla mücadelede ortak çabaları ele almak ve ABD-Kolombiya güvenlik ortaklığını güçlendirmek” üzere Bogota’ya gittiğini bildirdi.

SOUTHCOM, ABD’nin Latin Amerika ve Karayipler’deki askeri operasyonlarını Florida’dan koordine ediyor.

Şarku'l Avsat'ın AP'den aktardığına göre Kolombiya Savunma Bakanlığı’ndan bir kaynak ajansa yaptığı açıklamada, hükümetin, son derece tehlikeli suçlular olarak değerlendirilen kişileri alıkoymak amacıyla açık denizde demirleyecek hapishane gemileri kullanmayı planladığını söyledi.

De la Espriella seçim kampanyası sırasında, El Salvador Devlet Başkanı Nayib Bukele’nin hapishane modelini örnek alan “mega hapishaneler” inşa etme sözü  vermişti.

Kaynak, cumhurbaşkanının bir Ulusal Güvenlik Konseyi toplantısında hapishane gemileri önerisinin hayata geçirilmesi talimatını verdiğini belirtti. Projenin uygulanmasından Kolombiya Donanması’nın sorumlu olacağı, ancak konuya ilişkin başka ayrıntı verilmediği aktarıldı.