Gazze’deki savaş ve dünya savaşlarının yıl dönümü

Gazze Savaşı ve uluslararası krizlerin çağrışımları

Gazze Şeridi'nin güneyindeki Han Yunus'ta yıkılmış binaların yanındaki dar bir sokakta yürüyen Filistinliler, 11 Haziran 2024 (AFP)
Gazze Şeridi'nin güneyindeki Han Yunus'ta yıkılmış binaların yanındaki dar bir sokakta yürüyen Filistinliler, 11 Haziran 2024 (AFP)
TT

Gazze’deki savaş ve dünya savaşlarının yıl dönümü

Gazze Şeridi'nin güneyindeki Han Yunus'ta yıkılmış binaların yanındaki dar bir sokakta yürüyen Filistinliler, 11 Haziran 2024 (AFP)
Gazze Şeridi'nin güneyindeki Han Yunus'ta yıkılmış binaların yanındaki dar bir sokakta yürüyen Filistinliler, 11 Haziran 2024 (AFP)

Elie el Kaşif

ABD Başkanı Joe Biden’ın Gazze için ateşkes teklifi, muhtemelen Ramazan ayı arifesinde ateşkes ve esir takası anlaşması amacıyla yapılan, ancak tökezleyip başarısızlıkla sonuçlanan müzakerelerle aynı kaderi paylaşacak gibi görünüyor. ABD yönetiminin ister doğrudan İsrail'e ister Arap ülkeleri aracılığıyla Hamas’a olmak üzere savaşan taraflara yönelik tüm baskılarına rağmen, kendisi de bunu öngörmeye ve işaret etmeye başladı. ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken savaşın başlamasından bu yana bölgeye gerçekleştirdiği sekizinci ziyarette bunu yapmaya çalışsa da şimdiye kadar pek başarılı olamadı.

Ne zaman savaşın müzakereler yoluyla durdurulabileceğine dair bir umut doğsa, bu müzakerelerin başarısızlıkla sonuçlanacağına dair kötümser bir rüzgâr esmeye başlıyor. Eğer müzakere girişimi bu kez de başarısız olursa, karamsarlık geçen seferkinden daha da yoğun olacak. Teklif, gerek müzakerelerin başarısız olması ve İsrail ile Hamas'ın Biden'ın teklifine yanıt vermemesi bakımından, gerek savaşın doğrudan tarafları olan Hamas ve İsrail'in, özellikle de Binyamin Netanyahu ve Yahya Sinvar'ın hesapları bakımından gerekse özellikle önümüzdeki kasım ayında yapılması planlanan ABD seçimlerinin arifesinde bölgesel ve uluslararası sahnedeki kaos bakımından İsrail'in Gazze Şeridi'ne yönelik savaşının en karmaşık hale geldiği zor bir zamanda ortaya atıldı. Bu da haftalardır hatta aylardır konuşulan Hamas ve İsrail arasındaki yıpratma savaşının aslında bölgesel ve uluslararası bir çatışmanın yansıması olup olmadığı, yani bölgesel ve uluslararası tarafların kendi hesapları için mi bu çatışmayı derinleştirmeye çalıştıkları ya da söz konusu uluslararası tarafların başında gelen ABD’yi bu savaşta boğmak, dikkatini dağıtmak ve çözümsüzlüğe itmeye mi çalışıldığı gibi önemli bir soruyu gündeme getiriyor.

Aslında, Rusya-Ukrayna savaşıyla ilgili sahada ve siyaset sahnesinde yaşanan gerilim, Doğu Avrupa'daki gelişmeleri Filistin topraklarındaki çatışmayla ilişkilendirmeye giderek daha fazla itiyor. Çünkü ABD ve Batı ülkelerinin her iki bölgede de var olması, rakiplerinin bu savaşlara katılmaları için net bir davet anlamına geliyor. Eğer Rusya Avrupa'daki savaşın tarafı ise Gazze’deki savaşta rolü ne olacak? Ya da Hizbullah ve İsrail arasındaki cephede nasıl bir rol üstlenecek? Aksa Tufanı Operasyonu'na ilişkin bazı geç okumalar, Moskova'nın bu operasyona yakından ya da uzaktan müdahil olmuş olma ihtimalini sorgulasa da elbette net cevaplara ulaşamadı. Şu sıralar sorular, Rusya'nın Ukrayna savaşındaki hesapları ya da başta Çin olmak üzere diğer ülkeler arasında yeni bir uluslararası düzen inşa etme girişimleri bağlamında, savaşı uzatma ve ABD'yi bu savaşla meşgul etme konusundaki çıkarları üzerinde yoğunlaşıyor. Dolayısıyla, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin'in Gazze’deki savaşın patlak vermesinin bir nedeni olarak gördüğü ABD’nin Ortadoğu'daki başarısızlığı, ABD liderliğindeki liberal uluslararası düzenin parçalanmasına yol açıyor.

Gazze’deki savaştan nasıl çıkılacağı ve ‘ertesi günü’ belirsizliğini korurken Ortadoğu’da bu savaşın ortaya çıkardığı yeni bir soğuk savaş biçimiyle karşı karşıya olabiliriz.

Ancak Rusya ile ilgili soruların sorulması, kaçınılmaz olarak Çin ile ilgili sorular da sorulması anlamına geliyor. Pekin, Moskova’nın aksine çatışmaya doğrudan müdahil olmasına dair herhangi bir sinyal vermiyor. Putin geçtiğimiz hafta, Batılı ülkelerin Ukrayna’yı silahlandırmasına ve Rusya'ya saldırmasına izin vermesine karşılık, Moskova'nın dünyanın dört bir yanındaki ABD karşıtı grupları desteklemeye hazır olduğunu söylemişti. Bu da İran ile silah anlaşmaları yapmaya ya da bölgedeki İran yanlısı grupları doğrudan ya da Tahran üzerinden silahlandırmaya hazır olduğu şeklinde yorumlandı. Hizbullah'a yakın çevreler Moskova ile ilişkilerinin şu an her zamankinden daha güçlü olduğundan bahsediyor. Peki, bu Rusya'nın Hizbullah'a silah ya da teknoloji sağladığı anlamına mı geliyor? Her halükârda özellikle Ukrayna ve genel olarak Avrupa kıtasının güvenliği konusunda ABD ve Batı ülkeleri ile derinleşen çatışması çerçevesinde, Rusya'nın Gazze’deki savaşa müdahil olmuş olabileceğinden endişe duymak gerekiyor.

Son yıllarda İsrail, Körfez Arap ülkeleri ve İran'la birlikte bölgedeki varlığının kapsamını genişleten Çin ise Filistin'deki bölünmüşlüğün tarafları olan Fetih Hareketi (El Fetih) ve Hamas Hareketi arasında uzlaşı sağlayama çalışarak ve Filistinliler ile İsrail arasındaki çatışmayı çözmek için uluslararası konferans çağrısında bulunarak, savaşa diplomatik bir pencereden bakıyor.

svdfbgnh
Ürdün'ün ev sahipliğinde yapılan “Eylem Çağrısı: Gazze'ye Acil İnsani Müdahale” konulu Ölüdeniz Konferansı'na katılan ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken (ortada) sağında Arap Birliği Genel Sekreteri Ahmed Ebu Gayt ile, 11 Haziran 2024 (AFP)

Gazze Şeridi’ndeki savaşın büyük resmi böyle, ancak uluslararası ve bölgesel ittifakların karmaşıklığı ve çakışmaları çerçevesinde, uluslararası ve bölgesel safların daha açık dizildiği Soğuk Savaş dönemindeki durumun aksine, bugün bölgedeki ve dünyadaki tüm ülkeler ilişkilerini ve ittifaklarını mümkün olduğunca genişletmeye çalışıyor. Bu ise bölgedeki uluslararası rekabetin, özellikle de günümüzün iki büyük kutbu olan ABD ve Çin arasındaki rekabetin ek bir nedeni haline geliyor. Hem ABD hem de Çin, İsrail'den Körfez ülkelerine ve İran'a kadar bölgedeki diğer ülkelerle ilişkilere sahip. Dolayısıyla Gazze’deki savaştan nasıl çıkılacağı ve ‘ertesi günü’ belirsizliğini korurken, Ortadoğu’da bu savaşın ortaya çıkardığı yeni bir soğuk savaş biçimiyle karşı karşıya olabiliriz.

Fakat savaşı çevreleyen bu uluslararası sahne tek başına savaşın gelişimini ve geleceğini açıklamaya yetmiyor. Zira yerel aktörlerin, Hamas ve İsrail'in, özellikle de Sinvar ve Netanyahu'nun hesapları, çatışmanın geleceği üzerinde çok etkili ve hatta belirleyici. İran’ın Dini Lideri Ali Hamaney'in geçtiğimiz günlerde Hamas Hareketi’ne Biden'ın teklifini kabul etmemesi yönünde yaptığı dolaylı çağrıdan da anlaşılacağı üzere, İran'ın Hamas'ın önemli bir destekçisi olarak savaştaki varlığı, hatta onun tercihlerini yönlendirmesi göz ardı edilemez. Tüm bu aktörlerin, Gazze Şeridi'ndeki savaşta yaşanan gelişmelerin de kanıtladığı üzere, başta bölgedeki başlıca uluslararası aktör olan ABD olmak üzere, savaştaki başlıca ülkelerin çıkarlarını ve tedbirlerini dikkate aldıklarına hiç şüphe yok.

Gazze’deki savaş da dahil olmak üzere bölgedeki olayların çoğu, ABD’nin bölgedeki yeni mühendisliğinin bir parçası olarak, ABD-Suudi Arabistan anlaşması etrafında dönüyor.

Nihayetinde ister müttefikleri ister muhalifleri tarafından olsun, tüm yerel, bölgesel ve uluslararası hesaplar ABD ve onun yakın ve uzak hedefleri etrafında dönüyor. Hamas, İran ve Hizbullah, İsrail ile ABD arasındaki anlaşmazlıkların ve bu anlaşmazlıkların merkezinde yer alan ABD’nin bölgedeki önceliklerinin üzerine bahis oynuyorlar. Biden yönetimi, ABD'nin Doğu Avrupa, Pasifik ya da Çin Denizi gibi önemli uluslararası çatışma bölgelerine yeniden odaklanmasıyla ilgili jeopolitik nedenlerinin yanı sıra Gazze’deki savaşta İsrail'i desteklediği ve gönderdiği çok sayıda silahla on binlerce Filistinli sivilin ölümüne neden olduğu için seçimlerde ABD’lilerin kendisine yönelik tepkisini hafifletmek gibi sebeplerden ötürü üç aşamalı ateşkes anlaşmasının imzalanması için acele ediyor.

xscdvfbg
İsrailli rehinelerin aileleri, Blinken’ın Tel Aviv ziyaretine denk gelecek şekilde, rehinelerin derhal serbest bırakılması talebiyle protesto gösterisi düzenledi 11 Haziran 2024 (Reuters)

Öte yandan Gazze'deki ateşkes, Washington ile Riyad arasında bir savunma anlaşmasından oluşan ve Washington'ın İsrail'i Suudi Arabistan ile normalleşme anlaşması yoluyla bölgeye daha fazla entegre etme çabaları çerçevesinde Tel Aviv'in de katılabileceği, ancak Tel Aviv'in Riyad'ın talep ettiği gibi iki devletli bir çözüm ile ilgili somut adımlar atmasına bağlı olan, ABD himayesinde ‘bölgesel bir yapı’ inşa etmeye doğru ilerliyor. Dolayısıyla, Gazze’deki savaş da dahil olmak üzere bölgedeki olayların çoğu, ABD’nin bölgedeki yeni mühendisliğinin bir parçası olarak ABD-Suudi Arabistan anlaşması etrafında dönüyor. Bu sebeple, İran’ın Dini Lideri Ali Hamaney’in kısa süre önce Aksa Tufanı Operasyonu’nu, bölgedeki denklemleri değiştirmeye yönelik bir Amerikan projesini engellediğini söyleyerek övmesi kimseyi şaşırtmadı.

Hamas Hareketi’nin Gazze’deki lideri Yahya Sinvar'ın özellikle de esir kartını elinde tuttuğu sürece, elinde kalanlarla savaşmaya devam etme isteğine ilişkin kendi hesaplarıyla kesiştiğinde İran'dan gelen sinyalleri aldığına şüphe yok. İşte şimdi Washington ona ABD vatandaşı olan rehineler için arada İsrail olmadan müzakere etme teklifinde bulunuyor. Sinvar’ın sadece iki seçeneği var. Ya İsrail, uluslararası tarafların garantörlüğünde kalıcı bir ateşkesi kabul edecek ya da savaşmaya devam edecek. Şimdiye kadar bu iki seçenek dışında üçüncü bir seçeneği kabul etmeye istekli görünmedi. Sinvar'ın tutumunun, özellikle Hamas’ın Doha'daki lider kadrosuna uygulanan baskı çerçevesinde bir bütün olarak Hamas'ın tutumu olup olmadığı da tartışmalı bir konu. Ancak İran Hamas'ın ana şemsiyesi olmaya devam ediyor. Bu da Hamas'ın genel tutumunu anlamada önemli bir unsur.

Netanyahu'nun siyasi ve şahsi hesapları, Washington ile ilişkilerinin sınırları ve koşulları da dahil olmak üzere savaştaki seçeneklerini belirlemede önemli rol oynuyor.

İsrail'e ve özellikle Netanyahu'ya gelince; Netanyahu, iki devletli bir çözümü kabul etmeye hazır değil. Çünkü böyle bir durum onu hükümetinin düşmesi ve aşırı sağın yeri doldurulamaz desteğini kaybetmesi tehdidiyle karşı karşıya bırakacaktır. Yani ya hem Filistinlilerle savaşı hem de İsrail içindeki siyasi çatışmayı kazanarak ikisi de kazanacak ya da ikisini birden kaybedecek. Tecrübeli bir siyasetçi olan Netanyahu, İsrail'deki siyasi ve demografik geleceğin özellikle savaş sonrasında aşırı sağcı eğilimlerden yana olduğunu çok iyi biliyor. Bu nedenle önceliklerinin, görev süresi sona ermekte olan Biden yönetimiyle ilişkileri pahasına da olsa aşırı sağcı akımların kendisine olan desteğini sürdürmek olması gerektiğini bilen Bibi (Netanyahu), İsrail sağının değirmenine su taşıyan Donald Trump'ın seçimleri kazanması üzerine de bahis oynuyor olabilir. Nihayetinde Netanyahu'nun siyasi ve şahsi hesapları, Washington'la ilişkinin sınırları ve koşulları da dahil olmak üzere savaştaki seçeneklerini belirlemede önemli rol oynuyor. İsrail sağının anlatısı, Biden'ın İsrail'e yardım etmek yerine, onu bölgeye yönelik projesinin bir parçası olarak kullandığı yönünde ve bu da elbette Netanyahu ve danışmanları tarafından çok iyi biliniyor.

Tüm bu üst üste binen uluslararası, bölgesel ve yerel sahneler açısından Gazze’deki savaştan çıkış yolunu hayal etmek daha da zorlaşıyor. O halde bölge uzun bir ‘yıpratma savaşına’ mı hazırlanmalı? Nihayetinde böyle bir savaşın bedelini öncelikle Filistinli siviller, ikinci olarak da Lübnan'da, Suriye'de, hatta biraz daha uzaktaki Irak'ta olsun, uzun savaşlara alışkın olan ‘Bereketli Hilalin’ halkları ödeyecek.



Washington ile Tahran arasındaki diyaloğu ilerletmek için bölgesel girişimler

İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan ve Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, son Birleşmiş Milletler Genel Kurulu toplantıları kapsamında New York’ta. (İran Dışişleri Bakanlığı)
İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan ve Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, son Birleşmiş Milletler Genel Kurulu toplantıları kapsamında New York’ta. (İran Dışişleri Bakanlığı)
TT

Washington ile Tahran arasındaki diyaloğu ilerletmek için bölgesel girişimler

İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan ve Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, son Birleşmiş Milletler Genel Kurulu toplantıları kapsamında New York’ta. (İran Dışişleri Bakanlığı)
İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan ve Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, son Birleşmiş Milletler Genel Kurulu toplantıları kapsamında New York’ta. (İran Dışişleri Bakanlığı)

Tahran, dün Washington ile müzakerelere hazır olduğunu açıkladı. Bu açıklama, iki ülke arasındaki diyaloğun ilerletilmesi amacıyla yürütülen bölgesel girişimlerle eş zamanlı geldi. İran hükümeti sözcüsü Fatıma Muhacerani, “Mantık, diyalog yolunu seçmemizi gerektiriyor; ancak hiçbir koşulda haklarımızdan taviz vermeyeceğiz” ifadelerini kullandı.

Katar Dışişleri Bakanlığı sözcüsü ise Washington ile Tahran arasındaki müzakerelerde ilerleme sağlanması amacıyla temas ve ziyaretlerin sürdüğünü belirtti. Sözcü, istikrarı hedeflediği sürece Mekke İttifakı da dahil olmak üzere bölge ülkelerinin ortaya koyduğu her türlü girişimi Katar’ın desteklediğini belirtti.

Öte yandan İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, ülkenin füze sanayisiyle yakın bağlantıları ile tanınan Mehrdad Ahlaki Kitabçı’yı savunma bakanlığı görevine aday gösterdi. Diğer yandan İran Parlamentosu, Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi hakkında, dini liderin onayı olmaksızın ABD tarafıyla temas kurduğu iddiasıyla soruşturma talebinde bulundu.


 Uydu görüntüleri, İsrail’in hedef aldığı İran nükleer tesisindeki faaliyetlerin yeniden başladığını ortaya koydu

İran’daki Natanz nükleer tesisinin yakınlarında bulunan “Cebel el-Fes” bölgesindeki tünel girişleri, 30 Haziran’da. (Reuters – Vantor)
İran’daki Natanz nükleer tesisinin yakınlarında bulunan “Cebel el-Fes” bölgesindeki tünel girişleri, 30 Haziran’da. (Reuters – Vantor)
TT

 Uydu görüntüleri, İsrail’in hedef aldığı İran nükleer tesisindeki faaliyetlerin yeniden başladığını ortaya koydu

İran’daki Natanz nükleer tesisinin yakınlarında bulunan “Cebel el-Fes” bölgesindeki tünel girişleri, 30 Haziran’da. (Reuters – Vantor)
İran’daki Natanz nükleer tesisinin yakınlarında bulunan “Cebel el-Fes” bölgesindeki tünel girişleri, 30 Haziran’da. (Reuters – Vantor)

“Vantor Technologies” şirketinin geçen eylül ve bu ekim ayında çektiği yüksek çözünürlüklü uydu görüntüleri, Tahran’ın kuzeydoğusunda bulunan ve İsrail’in “Yükselen Aslan” operasyonu sırasında ortaya çıkarıp hedef aldığı nükleer silah geliştirme tesisi “Min Zedayî”de faaliyetlerin belirgin şekilde yeniden başladığını gösterdi.

Şarku’l Avsat’ın İsrail gazetesi Yedioth Ahronoth’tan aktardığı habere göre saldırının, yer altı tesislerinin yanı sıra çok sayıda binanın da imha edilmesine yol açtığı bildirildi.

İsrail gazetesine göre söz konusu bilgiler, Uluslararası Bilim ve Güvenlik Enstitüsü’nün yayımladığı bir raporda yer aldı.

Son uydu görüntüleri, bölgede kapsamlı temizlik çalışmasının tamamlanmasının ardından tesis çevresinde araç hareketliliğinin yeniden düzenli hale geldiğini gösterdi. Çalışmalar kapsamında enkaz ve molozlar kaldırılırken, tepenin yamacında meydana gelen hasarlar da onarıldı.

Mart 2026’da saldırıya uğrayan bölgelerden birinde ise toprağın tesviye edilmesi ve taşınmasına yönelik çalışmaların sürdüğü görülüyor.


Sorumluluklarından kaçan Netanyahu, 7 Ekim’in lanetleriyle boğuşuyor

 İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, konuşmasının ardından Birleşmiş Milletler (BM) Genel Kurulu’ndan ayrılırken (AFP)
İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, konuşmasının ardından Birleşmiş Milletler (BM) Genel Kurulu’ndan ayrılırken (AFP)
TT

Sorumluluklarından kaçan Netanyahu, 7 Ekim’in lanetleriyle boğuşuyor

 İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, konuşmasının ardından Birleşmiş Milletler (BM) Genel Kurulu’ndan ayrılırken (AFP)
İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, konuşmasının ardından Birleşmiş Milletler (BM) Genel Kurulu’ndan ayrılırken (AFP)

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, 7 Ekim tarihini takvimden silebilme imkânına sahip olsaydı, bunu bir an bile gecikmeden yapardı. Zira bu tarih, hayatını ve çevresindeki pek çok kavramı altüst eden bir lanet oldu. Yıllar geçtikçe tekrarlanan bu tarih, ortadan kaldırılması için ilahi bir mucizeye ihtiyaç duyduğu bir dizi lanetin üst üste binmesine dönüştü.

Üç yıl önce o gün, gökyüzü başına yıkıldı. Saat 06.40’ta uykusundan uyandırıldığında, yani Hamas’ın güneydeki İsrail yerleşimleri ve askeri mevzilerine yönelik saldırısının başlamasından 11 dakika sonra, kendisine olayın haber verilmesiyle ne olduğunu anlamlandıramadı. İlk ayrıntılar aktarıldığında, Gazze’ye götürülen çok sayıda ölü, yaralı ve esir bulunduğu bilgisi karşısında psikolojik bir şok yaşadı. Maariv gazetesi yazarı Ben Caspit’in yayımladığı tanıklıklarda, o saatlerde Netanyahu’yu yakından gören kişilerin, “Netanyahu’nun alt çenesi düşmüş gibiydi, yüzü solgundu, çok az konuşuyordu ve davranışlarına bir miktar saplantı ve hezeyan hâkimdi” ifadelerine yer verildi. Netanyahu, Hamas liderlerini kastederek, “Bunu neden yaptılar?” diye soruyordu.

Saldırıdan dört gün sonra Netanyahu ile görüşen Gadi Eisenkot da onu hayal kırıklığına uğramış ve şaşkın bir halde gördüğünü söyledi.

Kendini ‘Gazze’yi silmeye’ adadı

Pratikte Netanyahu, saldırının püskürtülmesi ve buna misilleme yapılması konusundaki devlet yönetimini orduya ve diğer güvenlik birimlerine bıraktı. Kamuoyunun karşısına çıktığında yaptığı açıklamalar ise bu komutanlardan duyduklarını adeta papağan gibi tekrarlamaktan ibaretti. Dönemin Genelkurmay Başkanı Herzi Halevi, o gün sabah saat 06.30’da evden çıkmak üzereyken eşinin kendisine “Nereye gidiyorsun?” diye sorduğunu, kendisinin de “Gazze’yi baştan sona silmeye” yanıtını verdiğini anlattı. Bu ifade zamanla bir eylem planına, ardından da ordu ve İsrail devletinin tamamı için yeni bir askeri doktrine dönüştü. Netanyahu ise bunu siyasi bir dile çevirmeye başladı.

fgthy
Hükümetin başarısızlığı konusunda bağımsız soruşturma talep eden kurban ailelerinin bir araya geldiği Ekim Konseyi’nin bir üyesi, Knesset önünde Netanyahu’nun kolaj halindeki bir fotoğrafını kaldırıyor. (Reuters)

Ancak İsrail televizyonu Kanal 12’de yayımlanan Uvda programında gazeteci Ilana Dayan’ın hazırladığı araştırmaya göre ilk tepkiler paniğe işaret ediyordu. Araştırma, Netanyahu’nun o aşamadaki en önemli kaygısının 7 Ekim’deki başarısızlıktan sorumlu tutulmaktan kaçınmak olduğunu ortaya koydu. Dayan, Netanyahu’nun yardımcısı Eliezer Feldstein’in ifadelerine yer verdi. Feldstein, saldırının ilk günlerinde Netanyahu’nun durumunu ‘paniğe kapılmış’ ve ‘son derece hayal kırıklığına uğramış’ olarak nitelendirdi. Netanyahu, olayın kapsamlı stratejik boyutuna odaklanmak ve buna uygun talimatlar vermek yerine medya ekibine ‘ilk ve doğrudan görev’ olarak, medya fırtınasını derhal kontrol altına alacak ve siyasi sorumluluktan kaçınmasını sağlayacak bir plan hazırlama talimatı verdi. Netanyahu’nun öfkeyle, haberlerde hâlâ başarısızlıktaki kişisel sorumluluğundan söz edilip edilmediğini sorduğu aktarıldı.

Uyanış anı

Netanyahu’nun kişiliğini yakından takip eden birçok kişi, onu kişisel hayal kırıklığından çıkaran şeyin ekibinde ve kendisine yakın bakanlarda gördüğü hayal kırıklığı olduğunu belirtiyor. Bunun ardından Netanyahu adeta saldırgan bir aslana dönüştü. Kamuoyunun kendisini ve ekibini içine düştükleri zayıflık haliyle görmesinden ve bunun sonucunda görevden alınmasını talep etmesinden korktu. Bunun üzerine ekibine, “Bu psikolojiden çıkın. Hakkımızda (yani benim hakkımda) ne yazdıklarını okuyun ve onlara cevap verin. Burada korkunç şeyler yazılıyor; bunun yerine orduyu ve istihbaratı suçlayın” diye seslenmeye başladı.

Böylece hükümetin siyasi söylemi, askeri liderleri görevlerini yerine getirmemekle ve nöbette uyumakla suçlama çizgisine oturdu. Buna göre askeri liderler, Hamas’ın saldırıya geçmesinden önce istihbarat toplama ve örgütün saldırısını engelleme görevlerini yerine getirmemişti. Güvenlik kurumları ise kendilerini savunmaya çalıştı. Sorumluluğun bir bölümünü kabul ederek kurum içi soruşturmalar yürüttü, bazı yetkilileri cezalandırdı ve bu kurumların tüm başkanları istifa etti. Bunlar arasında orduda Herzi Halevi, Şin-Bet Başkanı Ronen Bar, Mossad Başkanı David Barnea ve çok sayıda general bulunuyordu.

İsrail kamuoyunda, ordunun ve diğer güvenlik kurumlarının başarısızlıktan gerçekten sorumlu olduğu yönünde bir kanaat bulunuyor. Ancak kamuoyu aynı zamanda Netanyahu’nun da sorumluluk üstlenmesini istiyor. Netanyahu ise bunu reddediyor. Bununla da kalmayarak, yaşananları soruşturmak üzere bir yargıç başkanlığında resmi bir soruşturma komisyonu kurulmasına dahi karşı çıkıyor. Netanyahu, eşi Sara’nın çeşitli medya görüşmelerinde ifade ettiği üzere, kendisini ‘Tanrı’nın doğru zamanda İsrail halkına bahşettiği ilham veren lider’ olarak görmeye devam ediyor.

Derin uyku

Bugün Netanyahu, 27 Ekim 2026’da yapılması planlanan genel seçimleri siyasi ve medya çevrelerinin ifade ettiği gibi İsrail halkı açısından değil, kendisi açısından kader niteliğinde görüyor. 7 Ekim ise bu meselenin merkezinde yer alıyor. Tarihi geride bırakmak için gösterdiği tüm çabalara rağmen siyaset, medya, akademi ve devletin derin yapısı içindeki çok sayıdaki rakibi, kamuoyuna bu tarihi hatırlatmakta ısrar ediyor.

Rakiplerinin yönelttiği suçlamalarla artık doğrudan yüzleşmeye başlayan Netanyahu, “Beni yarım saat önce uyandırsalardı sonuç farklı olurdu” diyor. Ben Caspit ise 8 Eylül 2026’da bu konuda şöyle yazdı: “Bugün, ‘Beni uyandırsalardı her şey tamamen farklı olurdu’ demeye cesaret ediyor. Ancak gerçekte şunu söylemek mümkün: O gece gerçekten uyandırılmış olsaydı hiçbir şey değişmezdi. Hiçbir şey.”

qwderft
İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ve eşi Sara, Kudüs’te 7 Ekim saldırısının kurbanlarını anma töreninde (AP)

Bu sonuca ulaşmak zor değil. Ne yazık ki o gece kimse Netanyahu’yu uyandırıp Hamas’ın güneye yönelik benzeri görülmemiş bir saldırı başlatmaya hazırlandığını ve 6 bin militanın engelleri aşarak yerleşimleri ve askeri üsleri ele geçireceğini söyleyemezdi. Çünkü bunu onlar da bilmiyordu. Bu, eşi benzeri görülmemiş bir istihbarat ve operasyon başarısızlığıydı. Bundan sorumlu olan tüm yetkililer sorumluluğu üstlendi ve istifa etti.

Aslında söz konusu kişiler onu haftalar ve aylar boyunca uyarmaya çalışmıştı. Kim uyarmadı ki? Genelkurmay Başkanı onu uyarmaya çalıştı, ancak Netanyahu bunu dinlemek istemedi. AMAN’ın başkanı kendisine üç mesaj gönderdi, fakat Netanyahu bunları okumak istemedi. Liron Megid’in ifadesiyle, “Burada bir abartı var” diyordu. Avigdor Lieberman onu uyardı, Yair Lapid uyardı. Savunma Bakanı Yoav Gallant onu uyandırmaya çalıştı. Gadi Eisenkot ise Netanyahu’ya bir mektup göndererek durumun Yom Kippur Savaşı’nın arifesindekinden daha tehlikeli olduğunu söyledi. Hiçbir girişim sonuç vermedi. Şimdi ise Netanyahu, o sabah kendisini uyandırmadıklarından şikâyet ediyor. Oysa çalıştırılmamış hiçbir alarm zili yoktu. Uyanmak istemeyen ise kendisiydi.

Kader belirleyici seçimlerde bir engel

Netanyahu, seçmenleri kendi bakış açısına ikna edeceğine ve seçimleri kazanacağına inanıyor. Kendisine ve ekibine, “Seçimleri kazanmalıyım. Kazanmamamın hiçbir faydası yok. Buna izin verilemez. Bu çok tehlikeli” diyor. Bununla kastettiği, seçimi kaybetmesi halinde ilk olarak resmi bir soruşturma komisyonu kurulacak olması. Netanyahu, tarafsız bir soruşturmanın başarısızlıktaki rolünü tüm boyutlarıyla ortaya çıkaracağını kendisinden ve soruşturmacılardan daha iyi biliyor. Çünkü güvenlik kurumlarını Hamas’a milyonlarca doları çantalar içinde aktarmayı kabul etmeye zorlayan kişi oydu. Ayrıca “Hamas bir hazine. Onun sayesinde ve güçlü kalmasını sağlayarak bir Filistin devletinin kurulmasını engelliyoruz” diyen de Netanyahu’ydu. Hatta bu görüşü hükümetindeki en aşırı isimlerden biri olan Bakan Bezalel Smotrich’e bile kabul ettirdi.

fgt
Ramallah yakınlarındaki er-Rants kasabasında, Filistinlilere ait bir zeytinlikte duran Filistinli bir çiftçinin arkasında, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun seçim afişleri görülüyor. (AFP)

Netanyahu iktidardan düşerse, halihazırda devam eden yolsuzluk davasının yanı sıra yolda olan denizaltılarla ilgili başka bir yolsuzluk davasıyla karşı karşıya kalacak. Buna, 7 Ekim’deki başarısızlıklardaki rolü nedeniyle üçüncü bir davanın eklenmesi de mümkün. Bu durumda akıbeti hapis olabilir. Bu nedenle Netanyahu, seçimlerin ertelenmesine yol açacak bir savaş başlatmak anlamına gelse bile, bu tehlikeyi önlemek için elinden gelen her şeyi yapacak.