Gazze’deki savaş ve dünya savaşlarının yıl dönümü

Gazze Savaşı ve uluslararası krizlerin çağrışımları

Gazze Şeridi'nin güneyindeki Han Yunus'ta yıkılmış binaların yanındaki dar bir sokakta yürüyen Filistinliler, 11 Haziran 2024 (AFP)
Gazze Şeridi'nin güneyindeki Han Yunus'ta yıkılmış binaların yanındaki dar bir sokakta yürüyen Filistinliler, 11 Haziran 2024 (AFP)
TT

Gazze’deki savaş ve dünya savaşlarının yıl dönümü

Gazze Şeridi'nin güneyindeki Han Yunus'ta yıkılmış binaların yanındaki dar bir sokakta yürüyen Filistinliler, 11 Haziran 2024 (AFP)
Gazze Şeridi'nin güneyindeki Han Yunus'ta yıkılmış binaların yanındaki dar bir sokakta yürüyen Filistinliler, 11 Haziran 2024 (AFP)

Elie el Kaşif

ABD Başkanı Joe Biden’ın Gazze için ateşkes teklifi, muhtemelen Ramazan ayı arifesinde ateşkes ve esir takası anlaşması amacıyla yapılan, ancak tökezleyip başarısızlıkla sonuçlanan müzakerelerle aynı kaderi paylaşacak gibi görünüyor. ABD yönetiminin ister doğrudan İsrail'e ister Arap ülkeleri aracılığıyla Hamas’a olmak üzere savaşan taraflara yönelik tüm baskılarına rağmen, kendisi de bunu öngörmeye ve işaret etmeye başladı. ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken savaşın başlamasından bu yana bölgeye gerçekleştirdiği sekizinci ziyarette bunu yapmaya çalışsa da şimdiye kadar pek başarılı olamadı.

Ne zaman savaşın müzakereler yoluyla durdurulabileceğine dair bir umut doğsa, bu müzakerelerin başarısızlıkla sonuçlanacağına dair kötümser bir rüzgâr esmeye başlıyor. Eğer müzakere girişimi bu kez de başarısız olursa, karamsarlık geçen seferkinden daha da yoğun olacak. Teklif, gerek müzakerelerin başarısız olması ve İsrail ile Hamas'ın Biden'ın teklifine yanıt vermemesi bakımından, gerek savaşın doğrudan tarafları olan Hamas ve İsrail'in, özellikle de Binyamin Netanyahu ve Yahya Sinvar'ın hesapları bakımından gerekse özellikle önümüzdeki kasım ayında yapılması planlanan ABD seçimlerinin arifesinde bölgesel ve uluslararası sahnedeki kaos bakımından İsrail'in Gazze Şeridi'ne yönelik savaşının en karmaşık hale geldiği zor bir zamanda ortaya atıldı. Bu da haftalardır hatta aylardır konuşulan Hamas ve İsrail arasındaki yıpratma savaşının aslında bölgesel ve uluslararası bir çatışmanın yansıması olup olmadığı, yani bölgesel ve uluslararası tarafların kendi hesapları için mi bu çatışmayı derinleştirmeye çalıştıkları ya da söz konusu uluslararası tarafların başında gelen ABD’yi bu savaşta boğmak, dikkatini dağıtmak ve çözümsüzlüğe itmeye mi çalışıldığı gibi önemli bir soruyu gündeme getiriyor.

Aslında, Rusya-Ukrayna savaşıyla ilgili sahada ve siyaset sahnesinde yaşanan gerilim, Doğu Avrupa'daki gelişmeleri Filistin topraklarındaki çatışmayla ilişkilendirmeye giderek daha fazla itiyor. Çünkü ABD ve Batı ülkelerinin her iki bölgede de var olması, rakiplerinin bu savaşlara katılmaları için net bir davet anlamına geliyor. Eğer Rusya Avrupa'daki savaşın tarafı ise Gazze’deki savaşta rolü ne olacak? Ya da Hizbullah ve İsrail arasındaki cephede nasıl bir rol üstlenecek? Aksa Tufanı Operasyonu'na ilişkin bazı geç okumalar, Moskova'nın bu operasyona yakından ya da uzaktan müdahil olmuş olma ihtimalini sorgulasa da elbette net cevaplara ulaşamadı. Şu sıralar sorular, Rusya'nın Ukrayna savaşındaki hesapları ya da başta Çin olmak üzere diğer ülkeler arasında yeni bir uluslararası düzen inşa etme girişimleri bağlamında, savaşı uzatma ve ABD'yi bu savaşla meşgul etme konusundaki çıkarları üzerinde yoğunlaşıyor. Dolayısıyla, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin'in Gazze’deki savaşın patlak vermesinin bir nedeni olarak gördüğü ABD’nin Ortadoğu'daki başarısızlığı, ABD liderliğindeki liberal uluslararası düzenin parçalanmasına yol açıyor.

Gazze’deki savaştan nasıl çıkılacağı ve ‘ertesi günü’ belirsizliğini korurken Ortadoğu’da bu savaşın ortaya çıkardığı yeni bir soğuk savaş biçimiyle karşı karşıya olabiliriz.

Ancak Rusya ile ilgili soruların sorulması, kaçınılmaz olarak Çin ile ilgili sorular da sorulması anlamına geliyor. Pekin, Moskova’nın aksine çatışmaya doğrudan müdahil olmasına dair herhangi bir sinyal vermiyor. Putin geçtiğimiz hafta, Batılı ülkelerin Ukrayna’yı silahlandırmasına ve Rusya'ya saldırmasına izin vermesine karşılık, Moskova'nın dünyanın dört bir yanındaki ABD karşıtı grupları desteklemeye hazır olduğunu söylemişti. Bu da İran ile silah anlaşmaları yapmaya ya da bölgedeki İran yanlısı grupları doğrudan ya da Tahran üzerinden silahlandırmaya hazır olduğu şeklinde yorumlandı. Hizbullah'a yakın çevreler Moskova ile ilişkilerinin şu an her zamankinden daha güçlü olduğundan bahsediyor. Peki, bu Rusya'nın Hizbullah'a silah ya da teknoloji sağladığı anlamına mı geliyor? Her halükârda özellikle Ukrayna ve genel olarak Avrupa kıtasının güvenliği konusunda ABD ve Batı ülkeleri ile derinleşen çatışması çerçevesinde, Rusya'nın Gazze’deki savaşa müdahil olmuş olabileceğinden endişe duymak gerekiyor.

Son yıllarda İsrail, Körfez Arap ülkeleri ve İran'la birlikte bölgedeki varlığının kapsamını genişleten Çin ise Filistin'deki bölünmüşlüğün tarafları olan Fetih Hareketi (El Fetih) ve Hamas Hareketi arasında uzlaşı sağlayama çalışarak ve Filistinliler ile İsrail arasındaki çatışmayı çözmek için uluslararası konferans çağrısında bulunarak, savaşa diplomatik bir pencereden bakıyor.

svdfbgnh
Ürdün'ün ev sahipliğinde yapılan “Eylem Çağrısı: Gazze'ye Acil İnsani Müdahale” konulu Ölüdeniz Konferansı'na katılan ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken (ortada) sağında Arap Birliği Genel Sekreteri Ahmed Ebu Gayt ile, 11 Haziran 2024 (AFP)

Gazze Şeridi’ndeki savaşın büyük resmi böyle, ancak uluslararası ve bölgesel ittifakların karmaşıklığı ve çakışmaları çerçevesinde, uluslararası ve bölgesel safların daha açık dizildiği Soğuk Savaş dönemindeki durumun aksine, bugün bölgedeki ve dünyadaki tüm ülkeler ilişkilerini ve ittifaklarını mümkün olduğunca genişletmeye çalışıyor. Bu ise bölgedeki uluslararası rekabetin, özellikle de günümüzün iki büyük kutbu olan ABD ve Çin arasındaki rekabetin ek bir nedeni haline geliyor. Hem ABD hem de Çin, İsrail'den Körfez ülkelerine ve İran'a kadar bölgedeki diğer ülkelerle ilişkilere sahip. Dolayısıyla Gazze’deki savaştan nasıl çıkılacağı ve ‘ertesi günü’ belirsizliğini korurken, Ortadoğu’da bu savaşın ortaya çıkardığı yeni bir soğuk savaş biçimiyle karşı karşıya olabiliriz.

Fakat savaşı çevreleyen bu uluslararası sahne tek başına savaşın gelişimini ve geleceğini açıklamaya yetmiyor. Zira yerel aktörlerin, Hamas ve İsrail'in, özellikle de Sinvar ve Netanyahu'nun hesapları, çatışmanın geleceği üzerinde çok etkili ve hatta belirleyici. İran’ın Dini Lideri Ali Hamaney'in geçtiğimiz günlerde Hamas Hareketi’ne Biden'ın teklifini kabul etmemesi yönünde yaptığı dolaylı çağrıdan da anlaşılacağı üzere, İran'ın Hamas'ın önemli bir destekçisi olarak savaştaki varlığı, hatta onun tercihlerini yönlendirmesi göz ardı edilemez. Tüm bu aktörlerin, Gazze Şeridi'ndeki savaşta yaşanan gelişmelerin de kanıtladığı üzere, başta bölgedeki başlıca uluslararası aktör olan ABD olmak üzere, savaştaki başlıca ülkelerin çıkarlarını ve tedbirlerini dikkate aldıklarına hiç şüphe yok.

Gazze’deki savaş da dahil olmak üzere bölgedeki olayların çoğu, ABD’nin bölgedeki yeni mühendisliğinin bir parçası olarak, ABD-Suudi Arabistan anlaşması etrafında dönüyor.

Nihayetinde ister müttefikleri ister muhalifleri tarafından olsun, tüm yerel, bölgesel ve uluslararası hesaplar ABD ve onun yakın ve uzak hedefleri etrafında dönüyor. Hamas, İran ve Hizbullah, İsrail ile ABD arasındaki anlaşmazlıkların ve bu anlaşmazlıkların merkezinde yer alan ABD’nin bölgedeki önceliklerinin üzerine bahis oynuyorlar. Biden yönetimi, ABD'nin Doğu Avrupa, Pasifik ya da Çin Denizi gibi önemli uluslararası çatışma bölgelerine yeniden odaklanmasıyla ilgili jeopolitik nedenlerinin yanı sıra Gazze’deki savaşta İsrail'i desteklediği ve gönderdiği çok sayıda silahla on binlerce Filistinli sivilin ölümüne neden olduğu için seçimlerde ABD’lilerin kendisine yönelik tepkisini hafifletmek gibi sebeplerden ötürü üç aşamalı ateşkes anlaşmasının imzalanması için acele ediyor.

xscdvfbg
İsrailli rehinelerin aileleri, Blinken’ın Tel Aviv ziyaretine denk gelecek şekilde, rehinelerin derhal serbest bırakılması talebiyle protesto gösterisi düzenledi 11 Haziran 2024 (Reuters)

Öte yandan Gazze'deki ateşkes, Washington ile Riyad arasında bir savunma anlaşmasından oluşan ve Washington'ın İsrail'i Suudi Arabistan ile normalleşme anlaşması yoluyla bölgeye daha fazla entegre etme çabaları çerçevesinde Tel Aviv'in de katılabileceği, ancak Tel Aviv'in Riyad'ın talep ettiği gibi iki devletli bir çözüm ile ilgili somut adımlar atmasına bağlı olan, ABD himayesinde ‘bölgesel bir yapı’ inşa etmeye doğru ilerliyor. Dolayısıyla, Gazze’deki savaş da dahil olmak üzere bölgedeki olayların çoğu, ABD’nin bölgedeki yeni mühendisliğinin bir parçası olarak ABD-Suudi Arabistan anlaşması etrafında dönüyor. Bu sebeple, İran’ın Dini Lideri Ali Hamaney’in kısa süre önce Aksa Tufanı Operasyonu’nu, bölgedeki denklemleri değiştirmeye yönelik bir Amerikan projesini engellediğini söyleyerek övmesi kimseyi şaşırtmadı.

Hamas Hareketi’nin Gazze’deki lideri Yahya Sinvar'ın özellikle de esir kartını elinde tuttuğu sürece, elinde kalanlarla savaşmaya devam etme isteğine ilişkin kendi hesaplarıyla kesiştiğinde İran'dan gelen sinyalleri aldığına şüphe yok. İşte şimdi Washington ona ABD vatandaşı olan rehineler için arada İsrail olmadan müzakere etme teklifinde bulunuyor. Sinvar’ın sadece iki seçeneği var. Ya İsrail, uluslararası tarafların garantörlüğünde kalıcı bir ateşkesi kabul edecek ya da savaşmaya devam edecek. Şimdiye kadar bu iki seçenek dışında üçüncü bir seçeneği kabul etmeye istekli görünmedi. Sinvar'ın tutumunun, özellikle Hamas’ın Doha'daki lider kadrosuna uygulanan baskı çerçevesinde bir bütün olarak Hamas'ın tutumu olup olmadığı da tartışmalı bir konu. Ancak İran Hamas'ın ana şemsiyesi olmaya devam ediyor. Bu da Hamas'ın genel tutumunu anlamada önemli bir unsur.

Netanyahu'nun siyasi ve şahsi hesapları, Washington ile ilişkilerinin sınırları ve koşulları da dahil olmak üzere savaştaki seçeneklerini belirlemede önemli rol oynuyor.

İsrail'e ve özellikle Netanyahu'ya gelince; Netanyahu, iki devletli bir çözümü kabul etmeye hazır değil. Çünkü böyle bir durum onu hükümetinin düşmesi ve aşırı sağın yeri doldurulamaz desteğini kaybetmesi tehdidiyle karşı karşıya bırakacaktır. Yani ya hem Filistinlilerle savaşı hem de İsrail içindeki siyasi çatışmayı kazanarak ikisi de kazanacak ya da ikisini birden kaybedecek. Tecrübeli bir siyasetçi olan Netanyahu, İsrail'deki siyasi ve demografik geleceğin özellikle savaş sonrasında aşırı sağcı eğilimlerden yana olduğunu çok iyi biliyor. Bu nedenle önceliklerinin, görev süresi sona ermekte olan Biden yönetimiyle ilişkileri pahasına da olsa aşırı sağcı akımların kendisine olan desteğini sürdürmek olması gerektiğini bilen Bibi (Netanyahu), İsrail sağının değirmenine su taşıyan Donald Trump'ın seçimleri kazanması üzerine de bahis oynuyor olabilir. Nihayetinde Netanyahu'nun siyasi ve şahsi hesapları, Washington'la ilişkinin sınırları ve koşulları da dahil olmak üzere savaştaki seçeneklerini belirlemede önemli rol oynuyor. İsrail sağının anlatısı, Biden'ın İsrail'e yardım etmek yerine, onu bölgeye yönelik projesinin bir parçası olarak kullandığı yönünde ve bu da elbette Netanyahu ve danışmanları tarafından çok iyi biliniyor.

Tüm bu üst üste binen uluslararası, bölgesel ve yerel sahneler açısından Gazze’deki savaştan çıkış yolunu hayal etmek daha da zorlaşıyor. O halde bölge uzun bir ‘yıpratma savaşına’ mı hazırlanmalı? Nihayetinde böyle bir savaşın bedelini öncelikle Filistinli siviller, ikinci olarak da Lübnan'da, Suriye'de, hatta biraz daha uzaktaki Irak'ta olsun, uzun savaşlara alışkın olan ‘Bereketli Hilalin’ halkları ödeyecek.



Pasifik Adaları Forumu, yıllık zirvesinin açılışında her türlü dış müdahaleyi reddetti

Pasifik Adaları Forumu, yıllık zirvesinin açılışında her türlü dış müdahaleyi reddetti
TT

Pasifik Adaları Forumu, yıllık zirvesinin açılışında her türlü dış müdahaleyi reddetti

Pasifik Adaları Forumu, yıllık zirvesinin açılışında her türlü dış müdahaleyi reddetti

Palau'da düzenlenen 55. Pasifik Adaları Forumu Liderleri Toplantısı, Çin ile Tayvan arasındaki gerilimin gölgesinde geçen görüşmelere en az beş liderin katılmadığı bir ortamda, ‘yabancı ortakların bu ülkelerin kaderini belirleme hakkına sahip olmadığı’ yönündeki net bir mesajla dün başladı.

Zirve, iklim değişikliği, uyuşturucu bağlantılı suçlar ve Çin'in geçen temmuz ayında fırlattığı ve Pasifik Okyanusu sularına düşen balistik füze denemesinin yansımaları da dahil olmak üzere bir dizi acil bölgesel sorunu ele alıyor.

Üye devletlerden en az beş lider zirveye şahsen katılmayacak, ancak yerlerine temsilcilerini gönderecek.

Fransız haber ajansı AFP’nin kaynakları, Çinli diplomatların Pasifik adaları liderlerine, Palau'da Tayvan Dışişleri Bakanı'nın da katılabileceği yan etkinliklere iştirak etmeyeceklerini bildirdiğini aktardı.

Palau Cumhuriyeti Devlet Başkanı Surangel Whipps Jr., toplantının açılışında yaptığı konuşmada, “Ortaklarımızın aramızda bulunmasından memnuniyet duyuyoruz, ancak rotamızı belirleyecek olanlar onlar değildir” diyerek Pasifik adalarının tek bir tutum etrafında birleşmesi gerektiğini vurguladı.

Solomon Adaları Dışişleri ve Dış Ticaret Bakanı Rick Houenipwela ise ‘etraflarındaki stratejik rekabetin tırmandığını’ belirterek “Forum, Pasifik liderlerinin açıkça konuştuğu, ciddiyetle dinlediği ve yalnızca kendilerine ait fikirleri ortaya koyduğu siyasi bir yuva olarak kalmalı” dedi.

Houenipwela, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Ortaklarımızı memnuniyetle karşılıyor ve desteklerini takdir ediyoruz; ancak bu destek, görevlerimizi belirlememeli, onları başarmamıza yardımcı olmalı.”

Houenipwela, pazar günü bir bakanın kendisine karşı güvensizlik önergesi vermesinin ardından acil bir siyasi krizle ilgilenmek üzere beklenmedik bir şekilde ülkesine dönen Solomon Adaları Başbakanı Matthew Wale'yi temsilen toplantıya katıldı.

Avustralya Dışişleri Bakanı Penny Wong, Pasifik ülkelerinin ‘gönderdikleri heyetler ve bunlara kimin başkanlık edeceği konusunda kendi kararlarını kendilerinin verdiğini’ söyledi.

Wong, Avustralya yayın kurumu ABC’ye yaptığı açıklamada “Bu forum, Pasifik ülkelerinin kendi kararlarını almalarına olanak tanıyor” dedi. Wong, bölgesel rekabet ve çatışma döneminde karar alan güçlü bir bölgesel örgüt ve bölgesel mekanizmaya sahip olmanın büyük güçler ile küçük devletler arasındaki güç eşitsizliğiyle başa çıkmanın yollarından biri olduğunun altını çizdi.

Toplantıya katılmayanlar arasında ayrıca Pekin'e yakınlığıyla bilinen Kiribati Devlet Başkanı, Samoa ve Vanuatu başbakanları ile Fransa'nın denizaşırı toprağı Yeni Kaledonya'nın hükümet başkanı da bulunuyor.

 

Çeşitli Pasifik adalarından gelen yaklaşık 110 polis memuru, bu alanda bölge düzeyindeki iş birliğinin ilk büyük çaplı pratik uygulaması olarak toplantı boyunca güvenliği sağlıyor.

Forumun en büyük ülkesi ve bağışçısı olan Avustralya, Solomon Adaları ve Kiribati'de Çin polisinin varlığına gerek olmadığı gerekçesiyle, forum bünyesinde kendi  güvenliğini sağlamaya yönelik çabalara öncülük ediyor.


ABD, Hürmüz Boğazı’nda yeni mayınların döşenmesini engelledi

Pezeşkiyan, dün Bişkek'te düzenlenen Şanghay İşbirliği Örgütü Zirvesi oturum aralarında Hindistan Başbakanı Narendra Modi ile görüştü (İran Cumhurbaşkanlığı)
Pezeşkiyan, dün Bişkek'te düzenlenen Şanghay İşbirliği Örgütü Zirvesi oturum aralarında Hindistan Başbakanı Narendra Modi ile görüştü (İran Cumhurbaşkanlığı)
TT

ABD, Hürmüz Boğazı’nda yeni mayınların döşenmesini engelledi

Pezeşkiyan, dün Bişkek'te düzenlenen Şanghay İşbirliği Örgütü Zirvesi oturum aralarında Hindistan Başbakanı Narendra Modi ile görüştü (İran Cumhurbaşkanlığı)
Pezeşkiyan, dün Bişkek'te düzenlenen Şanghay İşbirliği Örgütü Zirvesi oturum aralarında Hindistan Başbakanı Narendra Modi ile görüştü (İran Cumhurbaşkanlığı)

ABD ordusu, temmuz ayı sonlarından bu yana İran'a yönelik bilinen ilk saldırısında Larak Adası'ndaki iki fırlatma rampasını hedef alarak, İran Devrim Muhafızları Ordusu’nun (DMO) Hürmüz Boğazı'na deniz mayını taşıyan füzeler fırlatma girişimini engelledi.

ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı (CENTCOM), mayın döşeyen DMO’nun ‘yakın bir tehdi’ oluşturduğunu belirtirken, İranlı yetkililer, ABD saldırısında iki kişinin öldüğünü ve bazı kişilerin de yaralandığını duyurdu. Tahran, bu saldırıya Ürdün'deki iki ABD üssüne füzeler fırlatarak karşılık verirken Birleşik Arap Emirlikleri’ndeki (BAE) El Minhad Üssü’nü hedef aldığını ve Hürmüz Boğazı semalarında bir ABD insansız hava aracını (İHA) düşürdüğünü açıkladı.

Öte yandan ABD Başkanı Donald Trump, Amerikan çıkarlarının hedef alınmasına karşı uyardı. İran'ın saldırılarını karşılıksız bırakmama sözü veren Trump, “Bir karşılık olacak ve onları ağır şekilde vuracağız” dedi. Diğer taraftan Reuters'ın aktardığına göre üst düzey bir İranlı kaynak, son çatışmayı ‘sınırlandırılmış ve kısıtlı’ olarak değerlendirerek her ABD saldırısına ‘onlarca kat daha büyük’ bir yanıt verileceği uyarısında bulundu.

Trump, Hark Adası'nın ‘paramparça edildiğini’ gösterdiğini belirttiği yapay zeka (AI) ile üretilmiş bir video yayınladı. Ancak ABD'li bir yetkili adanın gece boyunca hedef alınmadığını söylerken, Tahran da adadaki petrol faaliyetlerinin devam ettiğini doğruladı.

İran Dışişleri Bakanlığı, Larak Adası’na yönelik saldırıyı kınadı ve ABD’nin Ürdün'deki üslerine yönelik saldırıları ‘meşru müdafaa’ olarak nitelendirdi.

Bir diğer gelişmede ise İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, Bişkek'teki Şanghay İşbirliği Örgütü (ŞİÖ) Zirvesi’nin oturum aralarında yaptığı açıklamada, İran'ın hala Washington ile bir anlaşma arayışında olduğunu ve savaşın devam etmesinin ‘kimsenin çıkarına olmadığını’ belirtti. Pezeşkiyan, sorunların çözümünün diyalog ve iş birliğinde yattığını da sözlerine ekledi.


Şanghay Zirvesi: Çok kutupluluk arayışı ile krizlerle mücadele sınavı arasında

Rusya ve Çin devlet başkanları, pazartesi günü Bişkek’te düzenlenen “Şanghay İşbirliği Örgütü Zirvesi” kapsamında bir toplantıya katılırken. (EPA)
Rusya ve Çin devlet başkanları, pazartesi günü Bişkek’te düzenlenen “Şanghay İşbirliği Örgütü Zirvesi” kapsamında bir toplantıya katılırken. (EPA)
TT

Şanghay Zirvesi: Çok kutupluluk arayışı ile krizlerle mücadele sınavı arasında

Rusya ve Çin devlet başkanları, pazartesi günü Bişkek’te düzenlenen “Şanghay İşbirliği Örgütü Zirvesi” kapsamında bir toplantıya katılırken. (EPA)
Rusya ve Çin devlet başkanları, pazartesi günü Bişkek’te düzenlenen “Şanghay İşbirliği Örgütü Zirvesi” kapsamında bir toplantıya katılırken. (EPA)

Kırgızistan’ın başkenti Bişkek’te dün başlayan Şanghay İşbirliği Örgütü Zirvesi iki gün sürecek. Çin Devlet Başkanı Şi Cinping ve Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin gibi liderlerin, uluslararası sistemde çok kutupluluk anlayışını güçlendirmeye çalışması beklenirken, örgüt aynı zamanda bazı üye ülkelerin karşı karşıya olduğu büyük krizlerle mücadele gibi önemli sınamalarla karşı karşıya.

Çin Devlet Başkanı Şi Cinping ve Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, pazartesi günü Bişkek’te düzenlenen “Şanghay Zirvesi” kapsamında bir araya gelirken. (EPA)
Çin Devlet Başkanı Şi Cinping ve Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, pazartesi günü Bişkek’te düzenlenen “Şanghay Zirvesi” kapsamında bir araya gelirken. (EPA)

Zirveye katılan 10 lider arasında Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Çin Devlet Başkanı Şi Cinping, Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, Hindistan Başbakanı Narendra Modi ve Pakistan Başbakanı Şahbaz Şerif de bulunuyor.

Kırgızistan Cumhurbaşkanı ve eşi, Bişkek’te Çin Devlet Başkanı ve eşiyle birlikte, (AP)
Kırgızistan Cumhurbaşkanı ve eşi, Bişkek’te Çin Devlet Başkanı ve eşiyle birlikte, (AP)

Rusya Devlet Başkanı Putin, zirvenin ilk gününde Çinli mevkidaşı Şi Cinping ile bir araya geldi. Kremlin, iki liderin Kırgızistan’daki görüşmede Ukrayna’daki savaşı ele aldığını, ancak bunun görüşmenin ana gündem maddesi olmadığını açıkladı.

Çin Devlet Başkanı Şi Cinping ise pazar günü, Rusya’nın eski hâkim güç olduğu Orta Asya’da Pekin’in vazgeçilmez ekonomik ortak olarak konumunu güçlendirdiği bir dönemde, Çin ile Kırgızistan arasındaki ilişkilerde “altın çağ” yaşandığını söyledi.

Şanghay İşbirliği Örgütü; Belarus, Çin, Hindistan, İran, Rusya, Kazakistan, Kırgızistan, Özbekistan, Pakistan ve Tacikistan olmak üzere 10 ülkeden oluşuyor. Örgüt, güvenlik ve ekonomi alanlarına odaklanarak, Batı nüfuzuna karşı denge oluşturacak bir güç merkezi olmayı hedefliyor.

Kırgızistan Cumhurbaşkanı Sadır Caparov’un ev sahipliğinde düzenlenen genel oturumun yanı sıra Putin ile Pezeşkiyan arasında da ikili bir görüşme yapılması planlanıyor. Kremlin’e göre Putin ayrıca Şi Cinping, Erdoğan ve Hindistan Başbakanı Modi ile de ayrı ayrı görüşecek.

Örgüt, son yıllarda Çin ve Rusya’nın girişimleriyle yeni bir ivme kazandı. Türkiye, Suudi Arabistan ve Katar’ın da aralarında bulunduğu 15 ülke diyalog ortağı olarak örgüte katılırken, Afganistan ve Moğolistan gözlemci statüsünde yer alıyor.

Örgütün kuruluş bildirgesinde, “başka ülkelere karşı yöneltilmiş bir ittifak olmadığı” vurgulanıyor. Ancak Putin ve Şi, örgütün toplantılarını çoğu zaman aralarındaki birlikteliği göstermek ve ABD’nin hâkimiyetine karşı çok kutuplu bir dünya vizyonunu ortaya koymak için kullanıyor.

 Kırgızistan Cumhurbaşkanı Sadır Caparov ve eşi Ay gül, Bişkek’te düzenlenen 6. Dünya Göçebe Oyunları’nın açılış töreninde Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve eşi Emine Erdoğan ile birlikte. (AFP)
Kırgızistan Cumhurbaşkanı Sadır Caparov ve eşi Ay gül, Bişkek’te düzenlenen 6. Dünya Göçebe Oyunları’nın açılış töreninde Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve eşi Emine Erdoğan ile birlikte. (AFP)

Çok sayıda kriz

2025 yılındaki zirvede Putin, Şubat 2022’den beri Ukrayna’da sürdürdüğü savaşın sorumluluğunu Batı’ya yüklemeyi yinelemiş, Şi ise Washington ile Pekin arasındaki gerilimlere işaret ederek, bazı ülkelerin gerçekleştirdiği “zorbalık eylemlerini” kınamıştı.

Bu yılki zirve, örgüte üye bazı ülkelerin savaşlarla karşı karşıya olduğu bir dönemde düzenleniyor. Rusya’nın Ukrayna’ya yönelik savaşı dört buçuk yıldır devam ederken, henüz bir çözüm ihtimali görünmüyor. Öte yandan Ortadoğu’da da şubat ayında ABD ve İsrail’in İran’a yönelik saldırılarıyla yeni bir savaş başladı.

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ve Hindistan Başbakanı Narendra Modi, Bişkek'te düzenlenen Şanghay İşbirliği Örgütü zirvesi kapsamında gerçekleştirdikleri görüşmede, (EPA)
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ve Hindistan Başbakanı Narendra Modi, Bişkek'te düzenlenen Şanghay İşbirliği Örgütü zirvesi kapsamında gerçekleştirdikleri görüşmede, (EPA)

Bazı üye ülkeler aynı zamanda ticari anlaşmazlıklarla karşı karşıya. Bunların başında, ABD’nin ağır gümrük vergilerine maruz kalan Çin ve Hindistan geliyor.

ABD Başkanı Donald Trump yönetimi, İran’ın müttefiklerini hedef alırken, ağustos ayının sonunda İran’la ticaret yapmayı sürdüren ülkelere özellikle altın, teknoloji, dijital varlıklar, havacılık ve deniz taşımacılığı alanlarında ikincil yaptırımlar uygulamaya başladı. Washington bu kampanyayla İran ekonomisini “boğmayı” hedefliyor.

İran’ın önemli ticaret ortaklarından ve başlıca petrol alıcılarından Çin ise çıkarlarını “güçlü şekilde savunacağı” uyarısında bulundu. Rusya da askeri ve ticari iş birliğini artırdığı İran’ın önemli ortakları arasında yer alıyor. İran ise 1979’daki İslam Devrimi’nden bu yana ABD ve uluslararası yaptırımlara maruz kalmasına rağmen ekonomik baskılara ve tehditlere boyun eğmeyeceğini sürekli vurguluyor.

Kırgızistan Cumhurbaşkanı Sadır Caparov, pazartesi günü Bişkek’te düzenlenen “Şanghay Zirvesi”nin ilk gününde Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri ile tokalaşırken. (AP)
Kırgızistan Cumhurbaşkanı Sadır Caparov, pazartesi günü Bişkek’te düzenlenen “Şanghay Zirvesi”nin ilk gününde Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri ile tokalaşırken. (AP)

Sonuçları belirsiz

Şanghay İşbirliği Örgütü’ne katılımın somut sonuçları ise belirsizliğini koruyor. Örgüt, dünya nüfusunun yaklaşık yüzde 40’ını ve küresel gayrisafi yurt içi hasılanın yüzde 25’ini temsil ettiğini vurgulasa da üyeleri arasındaki farklılıklar ve anlaşmazlıklar nedeniyle heterojen bir yapı sergiliyor.

Örneğin Çin ve Rusya, enerji kaynakları bakımından zengin ve Avrupa ile Asya arasındaki mal taşımacılığında kritik öneme sahip Orta Asya’da rekabet ediyor. Çin’in Hindistan ve Pakistan ile ilişkilerinde de zaman zaman gerilim yaşanıyor.