Gazze’deki savaş ve dünya savaşlarının yıl dönümü

Gazze Savaşı ve uluslararası krizlerin çağrışımları

Gazze Şeridi'nin güneyindeki Han Yunus'ta yıkılmış binaların yanındaki dar bir sokakta yürüyen Filistinliler, 11 Haziran 2024 (AFP)
Gazze Şeridi'nin güneyindeki Han Yunus'ta yıkılmış binaların yanındaki dar bir sokakta yürüyen Filistinliler, 11 Haziran 2024 (AFP)
TT

Gazze’deki savaş ve dünya savaşlarının yıl dönümü

Gazze Şeridi'nin güneyindeki Han Yunus'ta yıkılmış binaların yanındaki dar bir sokakta yürüyen Filistinliler, 11 Haziran 2024 (AFP)
Gazze Şeridi'nin güneyindeki Han Yunus'ta yıkılmış binaların yanındaki dar bir sokakta yürüyen Filistinliler, 11 Haziran 2024 (AFP)

Elie el Kaşif

ABD Başkanı Joe Biden’ın Gazze için ateşkes teklifi, muhtemelen Ramazan ayı arifesinde ateşkes ve esir takası anlaşması amacıyla yapılan, ancak tökezleyip başarısızlıkla sonuçlanan müzakerelerle aynı kaderi paylaşacak gibi görünüyor. ABD yönetiminin ister doğrudan İsrail'e ister Arap ülkeleri aracılığıyla Hamas’a olmak üzere savaşan taraflara yönelik tüm baskılarına rağmen, kendisi de bunu öngörmeye ve işaret etmeye başladı. ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken savaşın başlamasından bu yana bölgeye gerçekleştirdiği sekizinci ziyarette bunu yapmaya çalışsa da şimdiye kadar pek başarılı olamadı.

Ne zaman savaşın müzakereler yoluyla durdurulabileceğine dair bir umut doğsa, bu müzakerelerin başarısızlıkla sonuçlanacağına dair kötümser bir rüzgâr esmeye başlıyor. Eğer müzakere girişimi bu kez de başarısız olursa, karamsarlık geçen seferkinden daha da yoğun olacak. Teklif, gerek müzakerelerin başarısız olması ve İsrail ile Hamas'ın Biden'ın teklifine yanıt vermemesi bakımından, gerek savaşın doğrudan tarafları olan Hamas ve İsrail'in, özellikle de Binyamin Netanyahu ve Yahya Sinvar'ın hesapları bakımından gerekse özellikle önümüzdeki kasım ayında yapılması planlanan ABD seçimlerinin arifesinde bölgesel ve uluslararası sahnedeki kaos bakımından İsrail'in Gazze Şeridi'ne yönelik savaşının en karmaşık hale geldiği zor bir zamanda ortaya atıldı. Bu da haftalardır hatta aylardır konuşulan Hamas ve İsrail arasındaki yıpratma savaşının aslında bölgesel ve uluslararası bir çatışmanın yansıması olup olmadığı, yani bölgesel ve uluslararası tarafların kendi hesapları için mi bu çatışmayı derinleştirmeye çalıştıkları ya da söz konusu uluslararası tarafların başında gelen ABD’yi bu savaşta boğmak, dikkatini dağıtmak ve çözümsüzlüğe itmeye mi çalışıldığı gibi önemli bir soruyu gündeme getiriyor.

Aslında, Rusya-Ukrayna savaşıyla ilgili sahada ve siyaset sahnesinde yaşanan gerilim, Doğu Avrupa'daki gelişmeleri Filistin topraklarındaki çatışmayla ilişkilendirmeye giderek daha fazla itiyor. Çünkü ABD ve Batı ülkelerinin her iki bölgede de var olması, rakiplerinin bu savaşlara katılmaları için net bir davet anlamına geliyor. Eğer Rusya Avrupa'daki savaşın tarafı ise Gazze’deki savaşta rolü ne olacak? Ya da Hizbullah ve İsrail arasındaki cephede nasıl bir rol üstlenecek? Aksa Tufanı Operasyonu'na ilişkin bazı geç okumalar, Moskova'nın bu operasyona yakından ya da uzaktan müdahil olmuş olma ihtimalini sorgulasa da elbette net cevaplara ulaşamadı. Şu sıralar sorular, Rusya'nın Ukrayna savaşındaki hesapları ya da başta Çin olmak üzere diğer ülkeler arasında yeni bir uluslararası düzen inşa etme girişimleri bağlamında, savaşı uzatma ve ABD'yi bu savaşla meşgul etme konusundaki çıkarları üzerinde yoğunlaşıyor. Dolayısıyla, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin'in Gazze’deki savaşın patlak vermesinin bir nedeni olarak gördüğü ABD’nin Ortadoğu'daki başarısızlığı, ABD liderliğindeki liberal uluslararası düzenin parçalanmasına yol açıyor.

Gazze’deki savaştan nasıl çıkılacağı ve ‘ertesi günü’ belirsizliğini korurken Ortadoğu’da bu savaşın ortaya çıkardığı yeni bir soğuk savaş biçimiyle karşı karşıya olabiliriz.

Ancak Rusya ile ilgili soruların sorulması, kaçınılmaz olarak Çin ile ilgili sorular da sorulması anlamına geliyor. Pekin, Moskova’nın aksine çatışmaya doğrudan müdahil olmasına dair herhangi bir sinyal vermiyor. Putin geçtiğimiz hafta, Batılı ülkelerin Ukrayna’yı silahlandırmasına ve Rusya'ya saldırmasına izin vermesine karşılık, Moskova'nın dünyanın dört bir yanındaki ABD karşıtı grupları desteklemeye hazır olduğunu söylemişti. Bu da İran ile silah anlaşmaları yapmaya ya da bölgedeki İran yanlısı grupları doğrudan ya da Tahran üzerinden silahlandırmaya hazır olduğu şeklinde yorumlandı. Hizbullah'a yakın çevreler Moskova ile ilişkilerinin şu an her zamankinden daha güçlü olduğundan bahsediyor. Peki, bu Rusya'nın Hizbullah'a silah ya da teknoloji sağladığı anlamına mı geliyor? Her halükârda özellikle Ukrayna ve genel olarak Avrupa kıtasının güvenliği konusunda ABD ve Batı ülkeleri ile derinleşen çatışması çerçevesinde, Rusya'nın Gazze’deki savaşa müdahil olmuş olabileceğinden endişe duymak gerekiyor.

Son yıllarda İsrail, Körfez Arap ülkeleri ve İran'la birlikte bölgedeki varlığının kapsamını genişleten Çin ise Filistin'deki bölünmüşlüğün tarafları olan Fetih Hareketi (El Fetih) ve Hamas Hareketi arasında uzlaşı sağlayama çalışarak ve Filistinliler ile İsrail arasındaki çatışmayı çözmek için uluslararası konferans çağrısında bulunarak, savaşa diplomatik bir pencereden bakıyor.

svdfbgnh
Ürdün'ün ev sahipliğinde yapılan “Eylem Çağrısı: Gazze'ye Acil İnsani Müdahale” konulu Ölüdeniz Konferansı'na katılan ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken (ortada) sağında Arap Birliği Genel Sekreteri Ahmed Ebu Gayt ile, 11 Haziran 2024 (AFP)

Gazze Şeridi’ndeki savaşın büyük resmi böyle, ancak uluslararası ve bölgesel ittifakların karmaşıklığı ve çakışmaları çerçevesinde, uluslararası ve bölgesel safların daha açık dizildiği Soğuk Savaş dönemindeki durumun aksine, bugün bölgedeki ve dünyadaki tüm ülkeler ilişkilerini ve ittifaklarını mümkün olduğunca genişletmeye çalışıyor. Bu ise bölgedeki uluslararası rekabetin, özellikle de günümüzün iki büyük kutbu olan ABD ve Çin arasındaki rekabetin ek bir nedeni haline geliyor. Hem ABD hem de Çin, İsrail'den Körfez ülkelerine ve İran'a kadar bölgedeki diğer ülkelerle ilişkilere sahip. Dolayısıyla Gazze’deki savaştan nasıl çıkılacağı ve ‘ertesi günü’ belirsizliğini korurken, Ortadoğu’da bu savaşın ortaya çıkardığı yeni bir soğuk savaş biçimiyle karşı karşıya olabiliriz.

Fakat savaşı çevreleyen bu uluslararası sahne tek başına savaşın gelişimini ve geleceğini açıklamaya yetmiyor. Zira yerel aktörlerin, Hamas ve İsrail'in, özellikle de Sinvar ve Netanyahu'nun hesapları, çatışmanın geleceği üzerinde çok etkili ve hatta belirleyici. İran’ın Dini Lideri Ali Hamaney'in geçtiğimiz günlerde Hamas Hareketi’ne Biden'ın teklifini kabul etmemesi yönünde yaptığı dolaylı çağrıdan da anlaşılacağı üzere, İran'ın Hamas'ın önemli bir destekçisi olarak savaştaki varlığı, hatta onun tercihlerini yönlendirmesi göz ardı edilemez. Tüm bu aktörlerin, Gazze Şeridi'ndeki savaşta yaşanan gelişmelerin de kanıtladığı üzere, başta bölgedeki başlıca uluslararası aktör olan ABD olmak üzere, savaştaki başlıca ülkelerin çıkarlarını ve tedbirlerini dikkate aldıklarına hiç şüphe yok.

Gazze’deki savaş da dahil olmak üzere bölgedeki olayların çoğu, ABD’nin bölgedeki yeni mühendisliğinin bir parçası olarak, ABD-Suudi Arabistan anlaşması etrafında dönüyor.

Nihayetinde ister müttefikleri ister muhalifleri tarafından olsun, tüm yerel, bölgesel ve uluslararası hesaplar ABD ve onun yakın ve uzak hedefleri etrafında dönüyor. Hamas, İran ve Hizbullah, İsrail ile ABD arasındaki anlaşmazlıkların ve bu anlaşmazlıkların merkezinde yer alan ABD’nin bölgedeki önceliklerinin üzerine bahis oynuyorlar. Biden yönetimi, ABD'nin Doğu Avrupa, Pasifik ya da Çin Denizi gibi önemli uluslararası çatışma bölgelerine yeniden odaklanmasıyla ilgili jeopolitik nedenlerinin yanı sıra Gazze’deki savaşta İsrail'i desteklediği ve gönderdiği çok sayıda silahla on binlerce Filistinli sivilin ölümüne neden olduğu için seçimlerde ABD’lilerin kendisine yönelik tepkisini hafifletmek gibi sebeplerden ötürü üç aşamalı ateşkes anlaşmasının imzalanması için acele ediyor.

xscdvfbg
İsrailli rehinelerin aileleri, Blinken’ın Tel Aviv ziyaretine denk gelecek şekilde, rehinelerin derhal serbest bırakılması talebiyle protesto gösterisi düzenledi 11 Haziran 2024 (Reuters)

Öte yandan Gazze'deki ateşkes, Washington ile Riyad arasında bir savunma anlaşmasından oluşan ve Washington'ın İsrail'i Suudi Arabistan ile normalleşme anlaşması yoluyla bölgeye daha fazla entegre etme çabaları çerçevesinde Tel Aviv'in de katılabileceği, ancak Tel Aviv'in Riyad'ın talep ettiği gibi iki devletli bir çözüm ile ilgili somut adımlar atmasına bağlı olan, ABD himayesinde ‘bölgesel bir yapı’ inşa etmeye doğru ilerliyor. Dolayısıyla, Gazze’deki savaş da dahil olmak üzere bölgedeki olayların çoğu, ABD’nin bölgedeki yeni mühendisliğinin bir parçası olarak ABD-Suudi Arabistan anlaşması etrafında dönüyor. Bu sebeple, İran’ın Dini Lideri Ali Hamaney’in kısa süre önce Aksa Tufanı Operasyonu’nu, bölgedeki denklemleri değiştirmeye yönelik bir Amerikan projesini engellediğini söyleyerek övmesi kimseyi şaşırtmadı.

Hamas Hareketi’nin Gazze’deki lideri Yahya Sinvar'ın özellikle de esir kartını elinde tuttuğu sürece, elinde kalanlarla savaşmaya devam etme isteğine ilişkin kendi hesaplarıyla kesiştiğinde İran'dan gelen sinyalleri aldığına şüphe yok. İşte şimdi Washington ona ABD vatandaşı olan rehineler için arada İsrail olmadan müzakere etme teklifinde bulunuyor. Sinvar’ın sadece iki seçeneği var. Ya İsrail, uluslararası tarafların garantörlüğünde kalıcı bir ateşkesi kabul edecek ya da savaşmaya devam edecek. Şimdiye kadar bu iki seçenek dışında üçüncü bir seçeneği kabul etmeye istekli görünmedi. Sinvar'ın tutumunun, özellikle Hamas’ın Doha'daki lider kadrosuna uygulanan baskı çerçevesinde bir bütün olarak Hamas'ın tutumu olup olmadığı da tartışmalı bir konu. Ancak İran Hamas'ın ana şemsiyesi olmaya devam ediyor. Bu da Hamas'ın genel tutumunu anlamada önemli bir unsur.

Netanyahu'nun siyasi ve şahsi hesapları, Washington ile ilişkilerinin sınırları ve koşulları da dahil olmak üzere savaştaki seçeneklerini belirlemede önemli rol oynuyor.

İsrail'e ve özellikle Netanyahu'ya gelince; Netanyahu, iki devletli bir çözümü kabul etmeye hazır değil. Çünkü böyle bir durum onu hükümetinin düşmesi ve aşırı sağın yeri doldurulamaz desteğini kaybetmesi tehdidiyle karşı karşıya bırakacaktır. Yani ya hem Filistinlilerle savaşı hem de İsrail içindeki siyasi çatışmayı kazanarak ikisi de kazanacak ya da ikisini birden kaybedecek. Tecrübeli bir siyasetçi olan Netanyahu, İsrail'deki siyasi ve demografik geleceğin özellikle savaş sonrasında aşırı sağcı eğilimlerden yana olduğunu çok iyi biliyor. Bu nedenle önceliklerinin, görev süresi sona ermekte olan Biden yönetimiyle ilişkileri pahasına da olsa aşırı sağcı akımların kendisine olan desteğini sürdürmek olması gerektiğini bilen Bibi (Netanyahu), İsrail sağının değirmenine su taşıyan Donald Trump'ın seçimleri kazanması üzerine de bahis oynuyor olabilir. Nihayetinde Netanyahu'nun siyasi ve şahsi hesapları, Washington'la ilişkinin sınırları ve koşulları da dahil olmak üzere savaştaki seçeneklerini belirlemede önemli rol oynuyor. İsrail sağının anlatısı, Biden'ın İsrail'e yardım etmek yerine, onu bölgeye yönelik projesinin bir parçası olarak kullandığı yönünde ve bu da elbette Netanyahu ve danışmanları tarafından çok iyi biliniyor.

Tüm bu üst üste binen uluslararası, bölgesel ve yerel sahneler açısından Gazze’deki savaştan çıkış yolunu hayal etmek daha da zorlaşıyor. O halde bölge uzun bir ‘yıpratma savaşına’ mı hazırlanmalı? Nihayetinde böyle bir savaşın bedelini öncelikle Filistinli siviller, ikinci olarak da Lübnan'da, Suriye'de, hatta biraz daha uzaktaki Irak'ta olsun, uzun savaşlara alışkın olan ‘Bereketli Hilalin’ halkları ödeyecek.



ABD, İsrail'e çok sayıda yakıt ikmal uçağı gönderiyor

ABD Merkez Komutanlığı'nın yayımladığı görüntüde, bir ABD Hava Kuvvetleri'ne ait A-10 saldırı uçağı operasyonlar sırasında havada yakıt ikmali için hazırlanıyor. (CENTCOM)
ABD Merkez Komutanlığı'nın yayımladığı görüntüde, bir ABD Hava Kuvvetleri'ne ait A-10 saldırı uçağı operasyonlar sırasında havada yakıt ikmali için hazırlanıyor. (CENTCOM)
TT

ABD, İsrail'e çok sayıda yakıt ikmal uçağı gönderiyor

ABD Merkez Komutanlığı'nın yayımladığı görüntüde, bir ABD Hava Kuvvetleri'ne ait A-10 saldırı uçağı operasyonlar sırasında havada yakıt ikmali için hazırlanıyor. (CENTCOM)
ABD Merkez Komutanlığı'nın yayımladığı görüntüde, bir ABD Hava Kuvvetleri'ne ait A-10 saldırı uçağı operasyonlar sırasında havada yakıt ikmali için hazırlanıyor. (CENTCOM)

ABD Başkanı Donald Trump, İran'a yönelik askeri operasyonların genişleme ihtimaline karşı İsrail'e çok sayıda havada yakıt ikmal uçağı göndereceğini Tel Aviv'e söyledi.

Axios haber sitesinin ABD'li ve İsrailli yetkililere dayandırdığı habere göre Başkan Trump önümüzdeki günlerde İran'a yönelik askeri operasyonları tırmandırma kararı alabilir.

Habere göre Trump, salı günü Durum Odası'nda (Situation Room) gerçekleştirilen toplantıda, Hürmüz Boğazı çevresinde devam eden mevcut saldırılardan daha geniş kapsamlı bir İran operasyonuna ilişkin çeşitli askeri planlar hakkında bilgilendirildi.

Şarku’l Avsat’ın Axios'tan aktardığı habere göre değerlendirilen seçenekler arasında enerji santralleri gibi İran'ın kritik altyapı tesislerinin bombalanması, zenginleştirilmiş uranyumun daha derine gömülmesini sağlamak amacıyla İran'ın nükleer tesislerine yönelik ilave saldırılar düzenlenmesi ve hazırlık aşamasında olduğu öne sürülen yer altındaki "Pickaxe Dağı" tesisinin hedef alınması bulunuyor.

ABD ordusu perşembe günü de Hürmüz Boğazı ile İran'ın güney kıyısındaki hedeflere yönelik saldırılarını beşinci gününde sürdürdü.

Bir ABD'li yetkili, saldırılarda Hürmüz Boğazı'ndaki İran Devrim Muhafızları operasyonlarının merkezi olarak görülen Bender Abbas kenti çevresindeki en az yedi köprünün vurulduğunu söyledi.

Yetkili, mühimmat, lojistik malzeme ve askeri takviyelerin Bender Abbas üzerinden boğazın diğer bölgelerine sevk edildiğini belirtti.

İran ise saldırılarını Ürdün, Katar, Bahreyn, Irak ve Kuveyt'i hedef alarak artırdı. Devrim Muhafızları ayrıca Suriye'deki bir ABD üssünü vurduğunu iddia etti. Ancak ABD güçlerinin söz konusu üsten aylar önce çekildiği ifade edildi.

ABD'nin halihazırda Tel Aviv yakınlarındaki Ben Gurion Uluslararası Havalimanı'nda yaklaşık 30 havada yakıt ikmal uçağı, İsrail'in güneyindeki Ramon Havalimanı'nda ise buna yakın sayıda yakıt ikmal uçağı bulunuyor.

İsrailli yetkililer, ABD'nin önümüzdeki günlerde onlarca ilave yakıt ikmal uçağı göndermeyi planladığını ve böylece toplam sayının savaşın başlangıcındaki seviyeye çıkarılmasının hedeflendiğini söyledi.

Yetkililere göre ABD ordusu, havada yakıt ikmal uçaklarını Ben Gurion Havalimanı'ndan konuşlandırmayı tercih ediyor. Bunun nedeni ise bölgedeki diğer hava üslerinin İran saldırılarına daha açık olması ve ABD uçakları açısından daha düşük güvenlik sağlaması olarak gösteriliyor.


Washington-Tahran hattında gerilim derinleşiyor: Altyapı saldırıları ve bölgesel misillemeler artıyor

Washington-Tahran hattında gerilim derinleşiyor: Altyapı saldırıları ve bölgesel misillemeler artıyor
TT

Washington-Tahran hattında gerilim derinleşiyor: Altyapı saldırıları ve bölgesel misillemeler artıyor

Washington-Tahran hattında gerilim derinleşiyor: Altyapı saldırıları ve bölgesel misillemeler artıyor

ABD ile İran arasındaki askeri gerilim bugün (Cuma) de tırmanmayı sürdürüyor. Çatışmaların kapsamı giderek genişliyor.

Washington, İran içindeki hedeflere yönelik hava saldırılarını yoğunlaştırarak daha fazla tesis ve altyapı unsurunu vururken, İran da Bahreyn, Kuveyt, Katar, Umman, Ürdün ve Suriye'yi hedef alan füze ve insansız hava aracı saldırıları düzenledi.

İran Devrim Muhafızları Hava ve Uzay Kuvvetleri Komutanı, ABD İran'ın güney kıyıları ile Hürmüz Boğazı'na yönelik saldırılarını durdurmadıkça Tahran'ın bölgedeki operasyonlarını sona erdirmeyeceğini söyledi.

ABD Başkanı Donald Trump ise daha önce yaptığı açıklamada askeri operasyonların planlandığı şekilde ilerlediğini belirterek, ABD'nin İran karşısında "büyük bir zafer kazandığını" savundu.

Yaşanan gelişmeler, çatışmaların daha geniş bir coğrafyaya yayılabileceği yönündeki endişeleri artırıyor. İran'da kritik tesislerin zarar gördüğüne ilişkin haberler gelirken, Tahran yönetimi ülkenin güneyindeki elektrik şebekesinin hava saldırılarında hasar aldığını açıkladı ve halka elektrik tüketiminde tasarruf çağrısı yaptı. Ayrıca köprüler, bir liman, bir havaalanı ve bir tren istasyonunun da bombardımana maruz kaldığı bildirildi.

Trump, İran'a yönelik saldırıları genişletmeyi değerlendiriyor: Hedef uranyumu daha derine gömmek

Axios'un ABD'li yetkililere dayandırdığı haberine göre, ABD Başkanı Donald Trump, Washington ile Tahran arasındaki askeri gerilimin sürmesi nedeniyle İran'a yönelik saldırıların kapsamını genişletme seçeneklerini değerlendiriyor.

Habere göre ABD, İran'ın nükleer altyapısına daha fazla zarar vermek ve uranyum stoklarını daha derin katmanlara gömmek amacıyla İran'ın nükleer tesislerine yeni saldırılar düzenlenmesini masaya yatırıyor.

Washington, İsrail'e ilave uçak göndermeye hazırlanıyor

Şarku’l Avsat’ın Axios'tan aktardığı habere göre ABD, İran'a yönelik askeri operasyonların genişleme ihtimaline karşı bölgedeki hava kapasitesini artırmak amacıyla İsrail'e ilave yakıt ikmal uçakları göndermeye hazırlanıyor.

Haberde, Tel Aviv yakınlarındaki Ben Gurion Uluslararası Havalimanı'nda yaklaşık 30 ABD yakıt ikmal uçağının bulunduğu, buna ek olarak İsrail'in güneyindeki Ramon Havalimanı'nda da benzer sayıda uçağın konuşlandırıldığı belirtildi.

İsrailli yetkililer, ABD'nin önümüzdeki günlerde onlarca ilave uçak göndermeyi planladığını, böylece uçak sayısının savaşın başlangıcındaki seviyeye çıkarılacağını ifade etti.

Yetkililere göre ABD ordusu, bu uçakları Ben Gurion Havalimanı'ndan kullanmayı tercih ediyor. Çünkü bölgedeki diğer hava üsleri İran saldırılarına daha açık görülüyor ve ABD uçakları açısından daha az güvenli kabul ediliyor.

İsrailli yetkililer ayrıca İran'ın, geniş çaplı bir askeri karşılık verilmesinden çekindiği için İsrail'i doğrudan hedef almaktan kaçınmayı sürdürdüğünü değerlendiriyor.

ABD daha önce İran'a yönelik yeni bir saldırı dalgasını tamamladığını ve bu kapsamda köprüler, havaalanları ile demir yolu hatlarının hedef alındığını açıklamıştı.

Washington ile Tahran arasında karşılıklı saldırı ve tehditlerin devam ettiği bu süreçte, çatışmaların Orta Doğu'nun daha geniş bölgelerine yayılabileceğine ilişkin endişeler de giderek artıyor.


Balta Dağı... İran’ın en derin nükleer tesisi hedefte

21 Haziran 2026 tarihinde Balta Dağı tünellerinin girişinde bulunan araçları gösteren bir uydu görüntüsü (Reuters)
21 Haziran 2026 tarihinde Balta Dağı tünellerinin girişinde bulunan araçları gösteren bir uydu görüntüsü (Reuters)
TT

Balta Dağı... İran’ın en derin nükleer tesisi hedefte

21 Haziran 2026 tarihinde Balta Dağı tünellerinin girişinde bulunan araçları gösteren bir uydu görüntüsü (Reuters)
21 Haziran 2026 tarihinde Balta Dağı tünellerinin girişinde bulunan araçları gösteren bir uydu görüntüsü (Reuters)

ABD Başkanı Donald Trump, İran’ın nükleer programının en önemli tesislerinden biri olan Natanz yakınlarında, yerin derinliklerine inşa edilen ve yüksek koruma seviyesine sahip Balta Dağı olarak bilinen tesisi hedef alma tehdidinde bulundu.

Trump, 13 Temmuz’da verdiği bir röportajda, “Balta Dağı’nı yok edeceğiz. İranlılara hazırlıklı olmalarını söyleyin” ifadelerini kullandı.

ABD’nin söz konusu tesisi yakından izlediğini belirten Trump, “Orada herhangi bir faaliyet görmüyoruz. Nükleer programlarında iyi durumda değiller. Ne zaman bir hareketlilik duyarsak, orayı vuruyoruz. Bu yüzden bu konu hakkında konuşmayı sevmiyorlar. Ancak büyük ihtimalle Balta Dağı’na nispeten yakın bir zamanda saldırı düzenleyeceğiz” dedi.

Trump’ın tehdidi, Washington ile Tahran arasında karşılıklı saldırıların arttığı ve savaşı sona erdirmeye yönelik diplomatik girişimlerin çıkmaza girdiği bir dönemde geldi. Bu gelişmeyle birlikte söz konusu tesis, İran’ın nükleer programıyla bağlantılı en korunaklı ve en gizemli yapılarından biri olarak yeniden gündeme taşındı.

Balta Dağı hakkında bildiklerimiz şunlar:

Nerede bulunuyor?

Balta Dağı olarak bilinen tesis, Tahran’ın yaklaşık 220 kilometre güneyinde yer alırken, Natanz Nükleer Kompleksi’ne yaklaşık 2 kilometre, Fordo uranyum zenginleştirme tesisine ise yaklaşık 145 kilometre mesafede bulunuyor.

Deniz seviyesinden yaklaşık bin 600 metre yükseklikte bulunan dağın zirvesi, Natanz tesisine yalnızca birkaç dakika uzaklıkta yer alıyor.

Natanz Nükleer Kompleksi, İran’ın biri yer üstünde diğeri yer altında olmak üzere iki uranyum zenginleştirme tesisine ev sahipliği yapıyor. Kompleks, ABD ve İsrail’in 28 Şubat’ta düzenlediği saldırıların yanı sıra geçen yıl 12 gün süren savaş sırasında da hedef alınmıştı.

Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (UAEA), yer üstündeki zenginleştirme tesisinin tamamen yıkıldığını, yer altındaki tesisin ise ciddi hasar gördüğünün değerlendirildiğini açıkladı.

ABD merkezli ve nükleer silahların yayılmasının önlenmesi alanında faaliyet gösteren Bilim ve Uluslararası Güvenlik Enstitüsü (ISIS) ise inşası devam eden Balta Dağı tesisinin, her iki çatışma sırasında da hedef alınmadığını bildirdi.

xscdvfbt
Airbus Defence and Space şirketine ait Pleiades Neo uydusu tarafından çekilen fotoğrafta, yüksek oranda zenginleştirilmiş uranyum taşıyan ve 18 adet mavi konteynerle yüklü bir kamyonun, İsfahan’daki Nükleer Teknoloji Merkezi kompleksindeki bir tünele girdiği görülüyor, 9 Haziran 2025. (AP)

Geçen yıldan bu yana yayımlanan haberlerde, İran’ın nükleer programını takip eden uzmanlara dayandırılan değerlendirmelerde, söz konusu tesisin programın hassas unsurlarını gizlemek ve daha derin, daha korunaklı bir tesiste zenginleştirilmiş uranyum üretim kapasitesini artırmak için uygun bir alan olabileceği ifade edildi.

The Telegraph gazetesi de tesisin, nükleer programın hassas bölümlerinin daha güvenli yer altı tesislerine taşınması amacıyla planlanmış olabileceğini ve gelecekte uranyum zenginleştirme faaliyetlerinde kullanılmasının ihtimal dahilinde olduğunu yazdı. Ancak Tahran yönetimi, tesiste yürütülmesi planlanan faaliyetlerin niteliğine ilişkin bugüne kadar resmî bir açıklama yapmadı.

Bu yerin tarihi ne?

İran, Balta Dağı olarak bilinen tesisin inşasına 2020 yılında, yetkililerin Natanz Nükleer Tesisi’ni hedef alan bir sabotaj sonucu meydana geldiğini açıkladığı patlamanın ardından başladı.

Tahran yönetimi, sabotajın tesiste ciddi hasara yol açtığını ve uranyum zenginleştirmede kullanılan gelişmiş santrifüjlerin geliştirilmesini yavaşlatmış olabileceğini duyurdu.

Aynı yılın eylül ayında dönemin İran Atom Enerjisi Kurumu Başkanı Ali Ekber Salihi, ülkesinin Natanz yakınlarındaki dağın içinde, ‘her açıdan daha modern, daha büyük ve daha kapsamlı’ yeni bir tesisin inşasına başladığını açıkladı. Salihi, söz konusu tesisin gelişmiş santrifüjlerin üretimi amacıyla inşa edildiğini belirtti.

UAEA Genel Direktörü Rafael Grossi ise mart ayında PBS’e verdiği röportajda, İran’ın daha önce bu sahada nükleer faaliyet yürütmeyi planladığını UAEA’ya bildirdiğini söyledi.

Grossi, “Bu, en hassas tesislerini yer altına taşıma yönündeki sistematik yaklaşımlarının bir parçasıydı” ifadesini kullandı.

xascdfvgh
İran’ın orta kesimindeki İsfahan eyaletinde bulunan Natanz Nükleer Tesisi’ni gösteren uydu görüntüsü, 7 Mart 2026 (AFP)

UAEA, dağın içindeki tesiste yürütülmesi planlanan faaliyetlerin niteliğine ilişkin İran’dan daha ayrıntılı bilgi talep ettiğini açıkladı.

Söz konusu bölgenin nükleer programla bağlantılı çok sayıda önemli faaliyete ev sahipliği yaptığını belirten Grossi, UAEA’nın Tahran yönetimine “Orada tam olarak ne oluyor?” sorusunu yönelttiğini, ancak İran’ın “Bu sizi ilgilendirmez” şeklinde kısa bir yanıt verdiğini aktardı.

İran’ın tesisle ilgili ayrıntılı bilgi paylaşmaması, bölgenin UAEA ile Batılı ülkelerin yakın takibinde kalmasına neden olurken, Batılı ülkeler söz konusu tesisin gelecekte Tahran’ın açıklamadığı nükleer faaliyetler için kullanılabileceğinden şüphe duyuyor.

İran ne inşa etti?

Uydu görüntülerini analiz eden ISIS, Balta Dağı tesisinde dağın derinliklerine uzanan iki ana tünel kompleksinin bulunduğunu bildirdi.

Uydu görüntülerine göre tesiste en az dört giriş yer alıyor. Bunlardan ikisi doğu, ikisi ise batı yamacında bulunuyor. Bu girişlerin ya tek bir yer altı tesisine ya da birbirine bağlı iki yer altı kompleksine ulaştığı değerlendiriliyor.

ISIS, tesisin bazı bölümlerinin dağın en az 100 metre altında yer aldığını tahmin ederken, bunun tesisi İran’ın en korunaklı nükleer sahalarından biri haline getirdiğini belirtti.

ISIS’ın 14 Temmuz’da yayımladığı raporda, tesisin fiziksel savunmasının geniş bir güvenlik kuşağı ile tünel girişleri çevresinde oluşturulan kapsamlı tahkimatlardan oluştuğu ifade edildi.

Raporda ayrıca, doğu tarafındaki iki tünel girişinin son iki savaşın ardından kısmen toprakla kapatıldığı, bunun kara araçlarının girişini zorlaştırdığı ancak girişlerin tamamen kapatılmadığı kaydedildi.

Dış Politika Araştırma Enstitüsü’nde araştırmacı olarak görev yapan Sam Lair, tesise ait güncel uydu görüntülerini incelemesinin ardından yaptığı değerlendirmede, tünel girişlerinin güçlendirilmesinin sığınak delici mühimmatlarla gerçekleştirilecek olası saldırıları daha da zorlaştıracağını söyledi.

Lair, yeni tahkimatların İran’ın inşaat çalışmaları devam etmesine rağmen tesisin hedef alınabileceği endişesinin sürdürdüğünü gösterdiğini belirtti.

Lair, “Buradan, İranlıların Balta Dağı’nda sürdürmek istediği faaliyetlerin devam ettiğini çıkarabiliriz. Ancak olası bir saldırı ihtimalinden hâlâ ciddi ölçüde endişe duyuyorlar ve bu nedenle savunmalarını güçlendirecek adımlar atıyorlar” değerlendirmesinde bulundu.

Hizmete girdi mi?

Şu ana kadar tesisin faaliyete geçtiğine ilişkin kamuoyuna açıklanmış herhangi bir kanıt bulunmuyor. ABD Başkanı Donald Trump da Washington yönetiminin tesisi yakından izlemeyi sürdürdüğünü, ancak sahada herhangi bir faaliyet tespit etmediğini söyledi.

ISIS, uydu görüntülerine dayandırdığı değerlendirmede, tesisin henüz faaliyete başlamadığını, ancak inşaat çalışmalarının sürdüğünü belirtti. ISIS, yalnızca uydu görüntüleri üzerinden tesisin ne zaman hizmete gireceğinin belirlenemeyeceğini vurguladı.

Tesisin nihai kullanım amacına ilişkin belirsizlik ise devam ediyor.

İran, projeyi başlattığında amacının, Natanz’da sabotaja uğrayan tesisin yerine gelişmiş santrifüjlerin montajı ve üretimi için yeni bir merkez kurmak olduğunu açıklamıştı.

Bununla birlikte ISIS, gelişmiş santrifüj programının ve bu cihazların üretimi için gerekli bileşenlerin imalat kapasitesinin zarar görmesi nedeniyle, Tahran’ın hâlâ geniş ölçekli bir montaj tesisi kurmayı planlayıp planlamadığının net olmadığını ifade etti.

Şarku’l Avsat’ın edindiği bilgiye göre raporda ayrıca, İran’ın santrifüj üretim kapasitesini yeniden inşa etmeye başlaması halinde, Balta Dağı içinde daha küçük ölçekli bir montaj tesisi kurabileceği ve bu tesisin nükleer silah programına hizmet edebilecek kapasitede olabileceği değerlendirmesine yer verildi.

İran, nükleer silah geliştirmeye çalıştığı yönündeki iddiaları reddederken, nükleer programının tamamen barışçıl amaçlarla yürütüldüğünü savunuyor.

Batılı ülkeler ise söz konusu tesisin gelecekte uranyum zenginleştirme faaliyetleri için kullanılabileceğinden veya nükleer programın daha hassas unsurlarının daha derin ve daha güvenli yer altı tesislerine taşınmasında rol oynayabileceğinden şüphe duyuyor. Ancak tesisin faaliyete geçtiğini ya da uranyum zenginleştirme amacıyla kullanıldığını doğrulayan herhangi bir kanıt kamuoyuna açıklanmış değil.

Bu tesise nasıl saldırılabilir?

Uzmanlar, tesisin bulunduğu derinliğin, ABD envanterindeki en güçlü sığınak delici bombaların doğrudan etkisini dahi sınırlandırabilecek düzeyde olduğunu değerlendiriyor.

ISIS, tünellerin derinliği ve girişleri çevreleyen yoğun tahkimatlar nedeniyle tesisin, ‘kara kuvvetleri tarafından düzenlenecek bir saldırı veya sabotaj için hava saldırılarına kıyasla daha uygun bir hedef olabileceği’ değerlendirmesinde bulundu.

Bununla birlikte ISIS, yerin derinliklerine nüfuz edebilen mühimmatlarla gerçekleştirilecek hava saldırılarında kullanılabilecek zayıf noktaların bulunabileceğini de göz ardı etmedi.

Rapora göre olası hedefler arasında, dağın altındaki ana tesise doğrudan ulaşmaya çalışmak yerine, tünel girişleri, havalandırma sistemleri, enerji ve iletişim altyapısı ile yer üstündeki destek tesisleri yer alabilir.

Csdfgrthy
1 Şubat 2026 tarihinde çekilen uydu görüntüsünde, İsfahan nükleer tesisinde daha önce tahrip edilmiş bir binanın üzerine yeni bir çatı yapıldığı görülüyor. (Plant Labs – Reuters)

Ancak tünel girişlerinin güçlendirilmesi ve bazılarının kısmen toprakla kapatılması, gerek sığınak delici mühimmatlarla düzenlenecek saldırıları gerekse olası kara operasyonlarını daha da zorlaştırıyor.

ABD Başkanı Donald Trump ise tehdidini hayata geçirmesi halinde Washington’ın hangi yöntemleri kullanacağına ilişkin ayrıntı vermedi. Trump ayrıca hedefin doğrudan tesisin kendisi mi, yoksa girişleri ve destek altyapısı mı olacağını da açıklamadı.

İran, tesiste yürütülmesi planlanan faaliyetlerin niteliğine ilişkin bugüne kadar resmî bir açıklama yapmazken, UAEA da tesisin faaliyete geçtiğini doğrulamış değil. Buna karşın, Natanz Nükleer Tesisi’ne yakın konumu, yerin derinliklerinde inşa edilmesi ve tahkimat çalışmalarının sürmesi nedeniyle Balta Dağı, İran’ın nükleer programı etrafındaki olası yeni bir gerilim sürecinde en dikkat çeken hedeflerden biri olarak değerlendiriliyor.