Gazze’deki savaş ve dünya savaşlarının yıl dönümü

Gazze Savaşı ve uluslararası krizlerin çağrışımları

Gazze Şeridi'nin güneyindeki Han Yunus'ta yıkılmış binaların yanındaki dar bir sokakta yürüyen Filistinliler, 11 Haziran 2024 (AFP)
Gazze Şeridi'nin güneyindeki Han Yunus'ta yıkılmış binaların yanındaki dar bir sokakta yürüyen Filistinliler, 11 Haziran 2024 (AFP)
TT

Gazze’deki savaş ve dünya savaşlarının yıl dönümü

Gazze Şeridi'nin güneyindeki Han Yunus'ta yıkılmış binaların yanındaki dar bir sokakta yürüyen Filistinliler, 11 Haziran 2024 (AFP)
Gazze Şeridi'nin güneyindeki Han Yunus'ta yıkılmış binaların yanındaki dar bir sokakta yürüyen Filistinliler, 11 Haziran 2024 (AFP)

Elie el Kaşif

ABD Başkanı Joe Biden’ın Gazze için ateşkes teklifi, muhtemelen Ramazan ayı arifesinde ateşkes ve esir takası anlaşması amacıyla yapılan, ancak tökezleyip başarısızlıkla sonuçlanan müzakerelerle aynı kaderi paylaşacak gibi görünüyor. ABD yönetiminin ister doğrudan İsrail'e ister Arap ülkeleri aracılığıyla Hamas’a olmak üzere savaşan taraflara yönelik tüm baskılarına rağmen, kendisi de bunu öngörmeye ve işaret etmeye başladı. ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken savaşın başlamasından bu yana bölgeye gerçekleştirdiği sekizinci ziyarette bunu yapmaya çalışsa da şimdiye kadar pek başarılı olamadı.

Ne zaman savaşın müzakereler yoluyla durdurulabileceğine dair bir umut doğsa, bu müzakerelerin başarısızlıkla sonuçlanacağına dair kötümser bir rüzgâr esmeye başlıyor. Eğer müzakere girişimi bu kez de başarısız olursa, karamsarlık geçen seferkinden daha da yoğun olacak. Teklif, gerek müzakerelerin başarısız olması ve İsrail ile Hamas'ın Biden'ın teklifine yanıt vermemesi bakımından, gerek savaşın doğrudan tarafları olan Hamas ve İsrail'in, özellikle de Binyamin Netanyahu ve Yahya Sinvar'ın hesapları bakımından gerekse özellikle önümüzdeki kasım ayında yapılması planlanan ABD seçimlerinin arifesinde bölgesel ve uluslararası sahnedeki kaos bakımından İsrail'in Gazze Şeridi'ne yönelik savaşının en karmaşık hale geldiği zor bir zamanda ortaya atıldı. Bu da haftalardır hatta aylardır konuşulan Hamas ve İsrail arasındaki yıpratma savaşının aslında bölgesel ve uluslararası bir çatışmanın yansıması olup olmadığı, yani bölgesel ve uluslararası tarafların kendi hesapları için mi bu çatışmayı derinleştirmeye çalıştıkları ya da söz konusu uluslararası tarafların başında gelen ABD’yi bu savaşta boğmak, dikkatini dağıtmak ve çözümsüzlüğe itmeye mi çalışıldığı gibi önemli bir soruyu gündeme getiriyor.

Aslında, Rusya-Ukrayna savaşıyla ilgili sahada ve siyaset sahnesinde yaşanan gerilim, Doğu Avrupa'daki gelişmeleri Filistin topraklarındaki çatışmayla ilişkilendirmeye giderek daha fazla itiyor. Çünkü ABD ve Batı ülkelerinin her iki bölgede de var olması, rakiplerinin bu savaşlara katılmaları için net bir davet anlamına geliyor. Eğer Rusya Avrupa'daki savaşın tarafı ise Gazze’deki savaşta rolü ne olacak? Ya da Hizbullah ve İsrail arasındaki cephede nasıl bir rol üstlenecek? Aksa Tufanı Operasyonu'na ilişkin bazı geç okumalar, Moskova'nın bu operasyona yakından ya da uzaktan müdahil olmuş olma ihtimalini sorgulasa da elbette net cevaplara ulaşamadı. Şu sıralar sorular, Rusya'nın Ukrayna savaşındaki hesapları ya da başta Çin olmak üzere diğer ülkeler arasında yeni bir uluslararası düzen inşa etme girişimleri bağlamında, savaşı uzatma ve ABD'yi bu savaşla meşgul etme konusundaki çıkarları üzerinde yoğunlaşıyor. Dolayısıyla, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin'in Gazze’deki savaşın patlak vermesinin bir nedeni olarak gördüğü ABD’nin Ortadoğu'daki başarısızlığı, ABD liderliğindeki liberal uluslararası düzenin parçalanmasına yol açıyor.

Gazze’deki savaştan nasıl çıkılacağı ve ‘ertesi günü’ belirsizliğini korurken Ortadoğu’da bu savaşın ortaya çıkardığı yeni bir soğuk savaş biçimiyle karşı karşıya olabiliriz.

Ancak Rusya ile ilgili soruların sorulması, kaçınılmaz olarak Çin ile ilgili sorular da sorulması anlamına geliyor. Pekin, Moskova’nın aksine çatışmaya doğrudan müdahil olmasına dair herhangi bir sinyal vermiyor. Putin geçtiğimiz hafta, Batılı ülkelerin Ukrayna’yı silahlandırmasına ve Rusya'ya saldırmasına izin vermesine karşılık, Moskova'nın dünyanın dört bir yanındaki ABD karşıtı grupları desteklemeye hazır olduğunu söylemişti. Bu da İran ile silah anlaşmaları yapmaya ya da bölgedeki İran yanlısı grupları doğrudan ya da Tahran üzerinden silahlandırmaya hazır olduğu şeklinde yorumlandı. Hizbullah'a yakın çevreler Moskova ile ilişkilerinin şu an her zamankinden daha güçlü olduğundan bahsediyor. Peki, bu Rusya'nın Hizbullah'a silah ya da teknoloji sağladığı anlamına mı geliyor? Her halükârda özellikle Ukrayna ve genel olarak Avrupa kıtasının güvenliği konusunda ABD ve Batı ülkeleri ile derinleşen çatışması çerçevesinde, Rusya'nın Gazze’deki savaşa müdahil olmuş olabileceğinden endişe duymak gerekiyor.

Son yıllarda İsrail, Körfez Arap ülkeleri ve İran'la birlikte bölgedeki varlığının kapsamını genişleten Çin ise Filistin'deki bölünmüşlüğün tarafları olan Fetih Hareketi (El Fetih) ve Hamas Hareketi arasında uzlaşı sağlayama çalışarak ve Filistinliler ile İsrail arasındaki çatışmayı çözmek için uluslararası konferans çağrısında bulunarak, savaşa diplomatik bir pencereden bakıyor.

svdfbgnh
Ürdün'ün ev sahipliğinde yapılan “Eylem Çağrısı: Gazze'ye Acil İnsani Müdahale” konulu Ölüdeniz Konferansı'na katılan ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken (ortada) sağında Arap Birliği Genel Sekreteri Ahmed Ebu Gayt ile, 11 Haziran 2024 (AFP)

Gazze Şeridi’ndeki savaşın büyük resmi böyle, ancak uluslararası ve bölgesel ittifakların karmaşıklığı ve çakışmaları çerçevesinde, uluslararası ve bölgesel safların daha açık dizildiği Soğuk Savaş dönemindeki durumun aksine, bugün bölgedeki ve dünyadaki tüm ülkeler ilişkilerini ve ittifaklarını mümkün olduğunca genişletmeye çalışıyor. Bu ise bölgedeki uluslararası rekabetin, özellikle de günümüzün iki büyük kutbu olan ABD ve Çin arasındaki rekabetin ek bir nedeni haline geliyor. Hem ABD hem de Çin, İsrail'den Körfez ülkelerine ve İran'a kadar bölgedeki diğer ülkelerle ilişkilere sahip. Dolayısıyla Gazze’deki savaştan nasıl çıkılacağı ve ‘ertesi günü’ belirsizliğini korurken, Ortadoğu’da bu savaşın ortaya çıkardığı yeni bir soğuk savaş biçimiyle karşı karşıya olabiliriz.

Fakat savaşı çevreleyen bu uluslararası sahne tek başına savaşın gelişimini ve geleceğini açıklamaya yetmiyor. Zira yerel aktörlerin, Hamas ve İsrail'in, özellikle de Sinvar ve Netanyahu'nun hesapları, çatışmanın geleceği üzerinde çok etkili ve hatta belirleyici. İran’ın Dini Lideri Ali Hamaney'in geçtiğimiz günlerde Hamas Hareketi’ne Biden'ın teklifini kabul etmemesi yönünde yaptığı dolaylı çağrıdan da anlaşılacağı üzere, İran'ın Hamas'ın önemli bir destekçisi olarak savaştaki varlığı, hatta onun tercihlerini yönlendirmesi göz ardı edilemez. Tüm bu aktörlerin, Gazze Şeridi'ndeki savaşta yaşanan gelişmelerin de kanıtladığı üzere, başta bölgedeki başlıca uluslararası aktör olan ABD olmak üzere, savaştaki başlıca ülkelerin çıkarlarını ve tedbirlerini dikkate aldıklarına hiç şüphe yok.

Gazze’deki savaş da dahil olmak üzere bölgedeki olayların çoğu, ABD’nin bölgedeki yeni mühendisliğinin bir parçası olarak, ABD-Suudi Arabistan anlaşması etrafında dönüyor.

Nihayetinde ister müttefikleri ister muhalifleri tarafından olsun, tüm yerel, bölgesel ve uluslararası hesaplar ABD ve onun yakın ve uzak hedefleri etrafında dönüyor. Hamas, İran ve Hizbullah, İsrail ile ABD arasındaki anlaşmazlıkların ve bu anlaşmazlıkların merkezinde yer alan ABD’nin bölgedeki önceliklerinin üzerine bahis oynuyorlar. Biden yönetimi, ABD'nin Doğu Avrupa, Pasifik ya da Çin Denizi gibi önemli uluslararası çatışma bölgelerine yeniden odaklanmasıyla ilgili jeopolitik nedenlerinin yanı sıra Gazze’deki savaşta İsrail'i desteklediği ve gönderdiği çok sayıda silahla on binlerce Filistinli sivilin ölümüne neden olduğu için seçimlerde ABD’lilerin kendisine yönelik tepkisini hafifletmek gibi sebeplerden ötürü üç aşamalı ateşkes anlaşmasının imzalanması için acele ediyor.

xscdvfbg
İsrailli rehinelerin aileleri, Blinken’ın Tel Aviv ziyaretine denk gelecek şekilde, rehinelerin derhal serbest bırakılması talebiyle protesto gösterisi düzenledi 11 Haziran 2024 (Reuters)

Öte yandan Gazze'deki ateşkes, Washington ile Riyad arasında bir savunma anlaşmasından oluşan ve Washington'ın İsrail'i Suudi Arabistan ile normalleşme anlaşması yoluyla bölgeye daha fazla entegre etme çabaları çerçevesinde Tel Aviv'in de katılabileceği, ancak Tel Aviv'in Riyad'ın talep ettiği gibi iki devletli bir çözüm ile ilgili somut adımlar atmasına bağlı olan, ABD himayesinde ‘bölgesel bir yapı’ inşa etmeye doğru ilerliyor. Dolayısıyla, Gazze’deki savaş da dahil olmak üzere bölgedeki olayların çoğu, ABD’nin bölgedeki yeni mühendisliğinin bir parçası olarak ABD-Suudi Arabistan anlaşması etrafında dönüyor. Bu sebeple, İran’ın Dini Lideri Ali Hamaney’in kısa süre önce Aksa Tufanı Operasyonu’nu, bölgedeki denklemleri değiştirmeye yönelik bir Amerikan projesini engellediğini söyleyerek övmesi kimseyi şaşırtmadı.

Hamas Hareketi’nin Gazze’deki lideri Yahya Sinvar'ın özellikle de esir kartını elinde tuttuğu sürece, elinde kalanlarla savaşmaya devam etme isteğine ilişkin kendi hesaplarıyla kesiştiğinde İran'dan gelen sinyalleri aldığına şüphe yok. İşte şimdi Washington ona ABD vatandaşı olan rehineler için arada İsrail olmadan müzakere etme teklifinde bulunuyor. Sinvar’ın sadece iki seçeneği var. Ya İsrail, uluslararası tarafların garantörlüğünde kalıcı bir ateşkesi kabul edecek ya da savaşmaya devam edecek. Şimdiye kadar bu iki seçenek dışında üçüncü bir seçeneği kabul etmeye istekli görünmedi. Sinvar'ın tutumunun, özellikle Hamas’ın Doha'daki lider kadrosuna uygulanan baskı çerçevesinde bir bütün olarak Hamas'ın tutumu olup olmadığı da tartışmalı bir konu. Ancak İran Hamas'ın ana şemsiyesi olmaya devam ediyor. Bu da Hamas'ın genel tutumunu anlamada önemli bir unsur.

Netanyahu'nun siyasi ve şahsi hesapları, Washington ile ilişkilerinin sınırları ve koşulları da dahil olmak üzere savaştaki seçeneklerini belirlemede önemli rol oynuyor.

İsrail'e ve özellikle Netanyahu'ya gelince; Netanyahu, iki devletli bir çözümü kabul etmeye hazır değil. Çünkü böyle bir durum onu hükümetinin düşmesi ve aşırı sağın yeri doldurulamaz desteğini kaybetmesi tehdidiyle karşı karşıya bırakacaktır. Yani ya hem Filistinlilerle savaşı hem de İsrail içindeki siyasi çatışmayı kazanarak ikisi de kazanacak ya da ikisini birden kaybedecek. Tecrübeli bir siyasetçi olan Netanyahu, İsrail'deki siyasi ve demografik geleceğin özellikle savaş sonrasında aşırı sağcı eğilimlerden yana olduğunu çok iyi biliyor. Bu nedenle önceliklerinin, görev süresi sona ermekte olan Biden yönetimiyle ilişkileri pahasına da olsa aşırı sağcı akımların kendisine olan desteğini sürdürmek olması gerektiğini bilen Bibi (Netanyahu), İsrail sağının değirmenine su taşıyan Donald Trump'ın seçimleri kazanması üzerine de bahis oynuyor olabilir. Nihayetinde Netanyahu'nun siyasi ve şahsi hesapları, Washington'la ilişkinin sınırları ve koşulları da dahil olmak üzere savaştaki seçeneklerini belirlemede önemli rol oynuyor. İsrail sağının anlatısı, Biden'ın İsrail'e yardım etmek yerine, onu bölgeye yönelik projesinin bir parçası olarak kullandığı yönünde ve bu da elbette Netanyahu ve danışmanları tarafından çok iyi biliniyor.

Tüm bu üst üste binen uluslararası, bölgesel ve yerel sahneler açısından Gazze’deki savaştan çıkış yolunu hayal etmek daha da zorlaşıyor. O halde bölge uzun bir ‘yıpratma savaşına’ mı hazırlanmalı? Nihayetinde böyle bir savaşın bedelini öncelikle Filistinli siviller, ikinci olarak da Lübnan'da, Suriye'de, hatta biraz daha uzaktaki Irak'ta olsun, uzun savaşlara alışkın olan ‘Bereketli Hilalin’ halkları ödeyecek.



Avrupa Birliği, Grönland'a yatırımları artıracak ve ilişkileri güçlendirecek

Danimarka Başbakanı Mette Frederiksen (sağda), Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen (ortada) ve Grönland Başbakanı Jens-Frederik Nielsen (solda), Grönland'ın başkenti Nuuk'ta Thetis devriye gemisini ziyaret ediyor. (EPA)
Danimarka Başbakanı Mette Frederiksen (sağda), Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen (ortada) ve Grönland Başbakanı Jens-Frederik Nielsen (solda), Grönland'ın başkenti Nuuk'ta Thetis devriye gemisini ziyaret ediyor. (EPA)
TT

Avrupa Birliği, Grönland'a yatırımları artıracak ve ilişkileri güçlendirecek

Danimarka Başbakanı Mette Frederiksen (sağda), Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen (ortada) ve Grönland Başbakanı Jens-Frederik Nielsen (solda), Grönland'ın başkenti Nuuk'ta Thetis devriye gemisini ziyaret ediyor. (EPA)
Danimarka Başbakanı Mette Frederiksen (sağda), Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen (ortada) ve Grönland Başbakanı Jens-Frederik Nielsen (solda), Grönland'ın başkenti Nuuk'ta Thetis devriye gemisini ziyaret ediyor. (EPA)

Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen’in bugün, Grönland’a yönelik Avrupa Birliği yatırımlarının artırılmasını ve Kuzey Kutbu’nda yer alan Danimarka’ya bağlı özerk bölgeyle siyasi ilişkilerin güçlendirilmesini öngören planları açıklaması bekleniyor. ABD Başkanı Donald Trump ise Grönland’ı ABD’ye katma talebinde ısrar ediyor.

Von der Leyen, dünyanın en büyük adasını ABD’ye bağlama girişimine şiddetle karşı çıkan Grönland ve Danimarka hükümetlerine destek vermek amacıyla iki günlük bir ziyaret için dün Grönland’a geldi.

Grönland Başbakanı Jens-Frederik Nielsen, Danimarka Başbakanı Mette Frederiksen ve Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen, Grönland’ın başkenti Nuuk’ta Thetis denvriye gemisini ziyaret etti. (EPA)
Grönland Başbakanı Jens-Frederik Nielsen, Danimarka Başbakanı Mette Frederiksen ve Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen, Grönland’ın başkenti Nuuk’ta Thetis denvriye gemisini ziyaret etti. (EPA)

Von der Leyen’in, Grönland’da kritik mineraller, uydu iletişimi ve yenilenebilir enerji gibi sektörleri kapsayan yatırım planlarını açıklaması bekleniyor. Grönland, Danimarka Krallığı’na bağlı, geniş ölçüde özerk bir bölge konumunda.

Von der Leyen dün Grönland’ın başkenti Nuuk’ta yaptığı açıklamada, yatırım paketinin “büyük” olacağını söyledi ancak ayrıntı vermedi. Grönland Başbakanı Jens-Frederik Nielsen ise ülkesinin Avrupa Birliği ile “yakın dostluk ve iyi ortaklığı” güçlendirmek istediğini belirtti.

Von der Leyen’in ziyareti, Kuzey Kutbu’nun ABD, Rusya, Çin ve Avrupa gibi büyük güçler açısından artan jeopolitik önemini yansıtıyor. Buzulların erimesi, yeni deniz taşımacılığı güzergâhlarının açılmasına ve bölgenin mineral kaynaklarına erişimin kolaylaşmasına yol açıyor.

Von der Leyen, berrak mavi gökyüzü altında buz kütlelerinin bulunduğu bir fiyortta tekne gezisinin ardından X platformunda yaptığı paylaşımda, “Grönland’ın nefes kesici manzaraları ve doğal güzellikleri uzun süre hafızamda kalacak. Aynı şekilde iklim değişikliğinin buz örtüsü üzerindeki açık etkileri de... Buzlar eridikçe yeni bir gerçeklik şekilleniyor” ifadelerini kullandı.

ABD Başkanı Donald Trump (AFP)
ABD Başkanı Donald Trump (AFP)

Trump, bu yıl Grönland’ın ABD kontrolüne geçmesi yönündeki talebini artırarak ABD ile Avrupa arasındaki ilişkilerde krize yol açtı ve NATO içinde de tartışmalara neden oldu. Trump, Danimarka’nın Grönland’ı savunabilecek kapasitede olmadığını ifade etti.

Avrupalı yetkililer ise Grönland’ın NATO topraklarının bir parçası olduğunu ve dolayısıyla ittifakın ortak savunma anlaşmasının kapsamına girdiğini vurguladı. Yetkililer ayrıca ABD’nin uzun süredir yürürlükte olan bir anlaşma uyarınca Grönland’daki askeri varlığını artırma hakkına zaten sahip olduğuna dikkat çekti.

Şarku’l Avsat’ın edindiği bilgiye göre gerilim, Trump ile NATO Genel Sekreteri Mark Rutte’nin ocak ayında Davos’ta, ABD, Danimarka ve Grönland’ın mevcut anlaşmazlıkları çözmek amacıyla görüşmelere başlaması ve NATO’nun Kuzey Kutbu güvenliğindeki rolünü güçlendirmesi konusunda anlaşmasının ardından azaldı.


Alman aşırı sağı Saksonya-Anhalt seçimlerinde büyük bir zafer elde etti

Muhafazakar aday Sven Scholz (solda) ile aşırı sağcı aday Ulrich Sigmund ve eşinin dün oy kullanırken (AFP)
Muhafazakar aday Sven Scholz (solda) ile aşırı sağcı aday Ulrich Sigmund ve eşinin dün oy kullanırken (AFP)
TT

Alman aşırı sağı Saksonya-Anhalt seçimlerinde büyük bir zafer elde etti

Muhafazakar aday Sven Scholz (solda) ile aşırı sağcı aday Ulrich Sigmund ve eşinin dün oy kullanırken (AFP)
Muhafazakar aday Sven Scholz (solda) ile aşırı sağcı aday Ulrich Sigmund ve eşinin dün oy kullanırken (AFP)

Almanya aşırı sağı, kamu yayın kuruluşlarının tahminlerine göre dün Saksonya-Anhalt eyaletinde düzenlenen seçimlerin sonuçlarında birinci olarak muhafazakâr çizgideki Başbakan Friedrich Merz'e ağır bir darbe indirdi. Ancak oy oranının eski Doğu Almanya'nın bir parçası olan bu eyaleti yönetmeye yetip yetmeyeceğinin görülmesi gerekiyor.

Sandık çıkış anketlerine göre oyların yüzde 44 ila 44,5'ini alan Almanya için Alternatif Partisi (AfD), yüzde 18,5 alması beklenen Almanya Hristiyan Demokrat Birliği Partisi’nin (CDU) çok önünde yer alıyor. Kesin sonuçlarda bu rakamların doğrulanması halinde aşırı sağ parti, bölgesel parlamentoda 39 sandalye kazanacak. Salt çoğunluğun sağlanması için 42 sandalye gerekiyor.

Bu seçimler, kamuoyunda keskin bir kutuplaşma ve eyaletteki göçmenler arasında tırmanan endişeler ortasında yapılıyor. Mainz merkezli kamu hizmeti televizyon yayıncısı ZDF tarafından yapılan son kamuoyu yoklaması, Ulrich Siegmund liderliğindeki AfD’nin oyların yüzde 41'ini alacağını gösteriyor. Bu oran, 2021 seçimlerindeki sonucunun iki katına denk geliyor.

cdhyju
AfD’nin parlamento grubu eşbaşkanı Ulrich Sigmund dün, Saksonya-Anhalt eyalet seçimlerinde oy kullanırken (DPA)

Siegmund (35), pazar günü sabah saatlerinde, yaklaşık 10 bin nüfuslu kalesi Tangermünde'de oyunu kullandı. Burada yaklaşık 100 kişi kendisini adını haykırarak onu coşkuyla karşıladı. Aşırı sağcı lider, göç politikasını katılaştırma, zorunlu eğitimi kaldırma ve okullardaki tarih müfredatını Üçüncü Reich'ın İkinci Dünya Savaşı'ndaki sorumluluğuna odaklandığı gerekçesiyle değiştirme sözü verdi.

Geçmişe özlem

Siegmund, Batılı yurttaşlarıyla ve hatta göçmenlerle eşit muamele görmediklerine inanan destekçilerinin Doğu Almanya dönemine duydukları özlemden faydalanıyor. AfD’nin lideri pazar günü, Doğu Almanya döneminin sembolü olan ve partisinin logosu gibi mavi renkli küçük bir Simson model motosikletle, eşi Julia eşliğinde seçim merkezine geldi.

Şimdiye kadar Sosyal Demokratlar’a oy veren Jutta Neumann (84), “Uzun süre direndim, ancak kendi kendime artık AfD için bir şans vermenin zamanının geldiğini söyledim" dedi. Eyaletin başkenti Magdeburg'da yaşayan emekli kadın, “Bence barıştan bahseden bir tek onlar var. Diğerleri yeniden silahlanmadan... ve düşük emekli maaşlarını desteklemek yerine Ukrayna'ya para göndermekten başka bir şey konuşmuyor” diye ekledi.

gthy
Dün Almanya'nın Saksonya-Anhalt eyaletinde bir seçim görevlisi, oy pusulası zarflarını ayırırken (DPA)

Eyalet Seçim Komisyonu Başkanı Christa Diekmann, eyaletin başkenti Magdeburg'da yaptığı açıklamada, katılım oranının saat 14.00 itibarıyla yüzde 54,4 olduğunu belirtti. Bu oran 2021 seçimlerinde aynı saatte yüzde 27,1, 2016 seçimlerinde ise yüzde 35,4’tü. Komisyon, bu verilerin doğrudan sandık merkezlerinden alınan temsil niteliğindeki bir örneklem çalışmasına dayandığını açıkladı.

Tecrit çemberi

Polis, özellikle oylamanın ardından aşırı sağdan veya aşırı soldan gelebilecek olası taşkınlıklara karşı hafta sonu boyunca Magdeburg'da takviye güçler konuşlandırdı.

Son kamuoyu yoklamaları, yıl başından bu yana eyaleti yöneten ve daha önce eyalet hükümetinde ekonomi bakanı olan Sven Schulze (47) liderliğindeki muhafazakârların oyların yüzde 23'ünü almasını öngörüyordu. Magdeburg'da oyunu kullandıktan sonra açıklama yapan Schulze, “Hareket etmek vatandaşlara kalmış. Bu demokratik bir seçimdir” derken ‘güçlü bir katılım’ beklediğini sözlerine ekledi.

Diğer partiler arasında, radikal soldan Die Linke Partisi’nin oyların yüzde 11,5'ini, Sosyal Demokratlar’ın yüzde 8,5'ini ve Yeşiller'in yüzde 6'sını alması bekleniyor. Rusya yanlısı solcu BSW Partisi’nin ve Liberallerin ise yerel parlamentoya girmek için gerekli olan yüzde 5 barajını aşması beklenmiyor. Bu konuda üyeleri kendi içinde bölünmüş olan Rusya yanlısı solcu BSW hariç, şu ana kadar tüm partiler aşırı sağın iktidara ortak olmasını dışladı.

AfD’ye karşı uygulanan bu tecrit çemberi, Schulze'nin yerel parlamentoda temsil edilen diğer partilerle bir koalisyon kurarak iktidarda kalmasına yol açabilir, ancak özellikle yerel düzeyde AfD ile pragmatik bir şekilde etkileşim kurulması yönünde yükselen sesler, partinin seçim sonrasında iktidar dışında tutulmasının Merz'in partisi içindeki gerilimleri körükleyebileceği uyarısında bulunuyor.


Rapor: ABD Donanması, Hürmüz Boğazı’ndaki mayınları temizlemek için tehlikeli bir operasyon gerçekleştirdi

ABD Donanması’ndan güdümlü füzelerle donatılmış iki muhrip, cumartesi günü Hürmüz Boğazı’nda operasyonlar yürütürken (CENTCOM)
ABD Donanması’ndan güdümlü füzelerle donatılmış iki muhrip, cumartesi günü Hürmüz Boğazı’nda operasyonlar yürütürken (CENTCOM)
TT

Rapor: ABD Donanması, Hürmüz Boğazı’ndaki mayınları temizlemek için tehlikeli bir operasyon gerçekleştirdi

ABD Donanması’ndan güdümlü füzelerle donatılmış iki muhrip, cumartesi günü Hürmüz Boğazı’nda operasyonlar yürütürken (CENTCOM)
ABD Donanması’ndan güdümlü füzelerle donatılmış iki muhrip, cumartesi günü Hürmüz Boğazı’nda operasyonlar yürütürken (CENTCOM)

Financial Times gazetesi, ABD Donanması'nın Hürmüz Boğazı'ndaki mayınları temizlemek için dört ay boyunca gizli bir operasyon yürüttüğünü ve bu süreçte ABD Donanması'nın özel kuvvetleri Navy SEALs komandolarından dalgıçlar, robotik botlar ve özel dalgıç araçları kullandığını, görevlerin çoğunun ise gece ve su altında gerçekleştirildiğini bildirdi.

Operasyon hakkında bilgi sahibi kaynaklara dayandırılan haberde, şubat ayında savaşın patlak vermesinden bu yana mayınların gemileri boğazı kullanmaktan caydıran en önemli etkenlerden biri haline gelmesi üzerine, görevin deniz koridorlarını temizlemeyi amaçladığı belirtildi.

Tahran, savaşın başından bu yana Boğaz içerisindeki uluslararası ve Umman sularına mayın döşediğini öne sürerken, Uluslararası Denizcilik Örgütü (IMO), geçtiğimiz haziran ayında kritik nakliye koridorlarına yaklaşık 80 mayın yerleştirildiğini açıkladı.

ABD Başkanı Donald Trump geçtiğimiz hafta, boğazın uluslararası sularındaki ‘tüm mayınların’ temizlendiğini veya imha edildiğini açıklamıştı. Amerikan kuvvetleri bunu teyit ederken, gemi sahipleri ve güvenlik danışmanları boğazın tamamının tamamen mayından arındırıldığı konusunda şüphe duymaya devam ediyor.

xsdcfgrthy

Şarku'l Avsat'ın Financial Times'tan aktardığı habere göre ABD Donanması dalgıçları şişme gövdeli botlar kullanan küçük ekipler halinde çalıştı ve yüksek çözünürlüklü çekili sonar dizilerine sahip robotik botlar ve dalgıç araçların yardımıyla mayınların yerlerini tespit etti.

ABD Donanması’ndan emekli Kaptan Bill Hamblet, en tehlikeli aşamanın mayının yeri belirlendikten sonra başladığını, bu aşamada bir dalgıç suya inerek patlayıcı bir yük yerleştirmek ve mayını imha etmek için mayına yaklaştığını söyledi. Operasyonla doğrudan bağlantılı herhangi bir kayıp bildirilmedi.

Gazete, gemi sahiplerinin ve güvenlik danışmanlarının, ABD'nin gemileri kullanmaya yönlendirdiği rota olan Umman sahiline yakın boğazın güney yarısının fiilen temizlendiğine inandıklarını, ancak boğazın tamamının mayından arındırılmış olduğundan şüphe duyduklarını bildirdi.

Gerçek bir teyit olmasa bile mayınların varlığı riski, nakliye şirketlerini tereddüt içinde bırakmaya ve sigorta maliyetlerini savaş öncesindekinin on katına varan seviyelere çıkarmaya yetiyor. Bu durum dev bir tanker için sigorta maliyetini yaklaşık on milyon dolara çıkarabilir.

Tahran, ABD'nin mayın temizleme iddialarını reddetti. Dışişleri Bakan Yardımcısı Kazım Garipabadi ağustos ayı sonlarında yaptığı açıklamada, “İran dışında hiç kimse bu mayınların yerlerini bilmiyor” dedi.

Öte yandan ABD Donanması tarafından yönetilen Ortak Denizcilik Bilgi Merkezi, sürüklenen veya kaydı tutulmayan mayınların tehlikesinin devam ettiğini belirtti.

Gazete, en büyük zorluğun yalnızca mevcut mayınların temizlenmesiyle sınırlı kalmayıp, aynı zamanda yeniden döşenmelerinin önlenmesini de kapsadığını ekledi. ABD ordusu, 30 Ağustos'ta boğaza deniz mayınları yerleştirmeye hazırlandığını söylediği İran füze platformlarını vurdu.

Hamblet, Tahran'ın ‘en güçlü kozunun’ dünyayı boğazı tehdit edebileceğine ve kontrol edebileceğine ikna etmek olduğunu söylerken, Washington’ın her bir mayının temizlendiğini kanıtlamaktan ziyade, seyrüseferin yeniden başlamasına izin verecek kadar yeterli güveni yeniden tesis etmeye ihtiyacı olduğunu belirtti.