Gazze’deki savaş ve dünya savaşlarının yıl dönümü

Gazze Savaşı ve uluslararası krizlerin çağrışımları

Gazze Şeridi'nin güneyindeki Han Yunus'ta yıkılmış binaların yanındaki dar bir sokakta yürüyen Filistinliler, 11 Haziran 2024 (AFP)
Gazze Şeridi'nin güneyindeki Han Yunus'ta yıkılmış binaların yanındaki dar bir sokakta yürüyen Filistinliler, 11 Haziran 2024 (AFP)
TT

Gazze’deki savaş ve dünya savaşlarının yıl dönümü

Gazze Şeridi'nin güneyindeki Han Yunus'ta yıkılmış binaların yanındaki dar bir sokakta yürüyen Filistinliler, 11 Haziran 2024 (AFP)
Gazze Şeridi'nin güneyindeki Han Yunus'ta yıkılmış binaların yanındaki dar bir sokakta yürüyen Filistinliler, 11 Haziran 2024 (AFP)

Elie el Kaşif

ABD Başkanı Joe Biden’ın Gazze için ateşkes teklifi, muhtemelen Ramazan ayı arifesinde ateşkes ve esir takası anlaşması amacıyla yapılan, ancak tökezleyip başarısızlıkla sonuçlanan müzakerelerle aynı kaderi paylaşacak gibi görünüyor. ABD yönetiminin ister doğrudan İsrail'e ister Arap ülkeleri aracılığıyla Hamas’a olmak üzere savaşan taraflara yönelik tüm baskılarına rağmen, kendisi de bunu öngörmeye ve işaret etmeye başladı. ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken savaşın başlamasından bu yana bölgeye gerçekleştirdiği sekizinci ziyarette bunu yapmaya çalışsa da şimdiye kadar pek başarılı olamadı.

Ne zaman savaşın müzakereler yoluyla durdurulabileceğine dair bir umut doğsa, bu müzakerelerin başarısızlıkla sonuçlanacağına dair kötümser bir rüzgâr esmeye başlıyor. Eğer müzakere girişimi bu kez de başarısız olursa, karamsarlık geçen seferkinden daha da yoğun olacak. Teklif, gerek müzakerelerin başarısız olması ve İsrail ile Hamas'ın Biden'ın teklifine yanıt vermemesi bakımından, gerek savaşın doğrudan tarafları olan Hamas ve İsrail'in, özellikle de Binyamin Netanyahu ve Yahya Sinvar'ın hesapları bakımından gerekse özellikle önümüzdeki kasım ayında yapılması planlanan ABD seçimlerinin arifesinde bölgesel ve uluslararası sahnedeki kaos bakımından İsrail'in Gazze Şeridi'ne yönelik savaşının en karmaşık hale geldiği zor bir zamanda ortaya atıldı. Bu da haftalardır hatta aylardır konuşulan Hamas ve İsrail arasındaki yıpratma savaşının aslında bölgesel ve uluslararası bir çatışmanın yansıması olup olmadığı, yani bölgesel ve uluslararası tarafların kendi hesapları için mi bu çatışmayı derinleştirmeye çalıştıkları ya da söz konusu uluslararası tarafların başında gelen ABD’yi bu savaşta boğmak, dikkatini dağıtmak ve çözümsüzlüğe itmeye mi çalışıldığı gibi önemli bir soruyu gündeme getiriyor.

Aslında, Rusya-Ukrayna savaşıyla ilgili sahada ve siyaset sahnesinde yaşanan gerilim, Doğu Avrupa'daki gelişmeleri Filistin topraklarındaki çatışmayla ilişkilendirmeye giderek daha fazla itiyor. Çünkü ABD ve Batı ülkelerinin her iki bölgede de var olması, rakiplerinin bu savaşlara katılmaları için net bir davet anlamına geliyor. Eğer Rusya Avrupa'daki savaşın tarafı ise Gazze’deki savaşta rolü ne olacak? Ya da Hizbullah ve İsrail arasındaki cephede nasıl bir rol üstlenecek? Aksa Tufanı Operasyonu'na ilişkin bazı geç okumalar, Moskova'nın bu operasyona yakından ya da uzaktan müdahil olmuş olma ihtimalini sorgulasa da elbette net cevaplara ulaşamadı. Şu sıralar sorular, Rusya'nın Ukrayna savaşındaki hesapları ya da başta Çin olmak üzere diğer ülkeler arasında yeni bir uluslararası düzen inşa etme girişimleri bağlamında, savaşı uzatma ve ABD'yi bu savaşla meşgul etme konusundaki çıkarları üzerinde yoğunlaşıyor. Dolayısıyla, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin'in Gazze’deki savaşın patlak vermesinin bir nedeni olarak gördüğü ABD’nin Ortadoğu'daki başarısızlığı, ABD liderliğindeki liberal uluslararası düzenin parçalanmasına yol açıyor.

Gazze’deki savaştan nasıl çıkılacağı ve ‘ertesi günü’ belirsizliğini korurken Ortadoğu’da bu savaşın ortaya çıkardığı yeni bir soğuk savaş biçimiyle karşı karşıya olabiliriz.

Ancak Rusya ile ilgili soruların sorulması, kaçınılmaz olarak Çin ile ilgili sorular da sorulması anlamına geliyor. Pekin, Moskova’nın aksine çatışmaya doğrudan müdahil olmasına dair herhangi bir sinyal vermiyor. Putin geçtiğimiz hafta, Batılı ülkelerin Ukrayna’yı silahlandırmasına ve Rusya'ya saldırmasına izin vermesine karşılık, Moskova'nın dünyanın dört bir yanındaki ABD karşıtı grupları desteklemeye hazır olduğunu söylemişti. Bu da İran ile silah anlaşmaları yapmaya ya da bölgedeki İran yanlısı grupları doğrudan ya da Tahran üzerinden silahlandırmaya hazır olduğu şeklinde yorumlandı. Hizbullah'a yakın çevreler Moskova ile ilişkilerinin şu an her zamankinden daha güçlü olduğundan bahsediyor. Peki, bu Rusya'nın Hizbullah'a silah ya da teknoloji sağladığı anlamına mı geliyor? Her halükârda özellikle Ukrayna ve genel olarak Avrupa kıtasının güvenliği konusunda ABD ve Batı ülkeleri ile derinleşen çatışması çerçevesinde, Rusya'nın Gazze’deki savaşa müdahil olmuş olabileceğinden endişe duymak gerekiyor.

Son yıllarda İsrail, Körfez Arap ülkeleri ve İran'la birlikte bölgedeki varlığının kapsamını genişleten Çin ise Filistin'deki bölünmüşlüğün tarafları olan Fetih Hareketi (El Fetih) ve Hamas Hareketi arasında uzlaşı sağlayama çalışarak ve Filistinliler ile İsrail arasındaki çatışmayı çözmek için uluslararası konferans çağrısında bulunarak, savaşa diplomatik bir pencereden bakıyor.

svdfbgnh
Ürdün'ün ev sahipliğinde yapılan “Eylem Çağrısı: Gazze'ye Acil İnsani Müdahale” konulu Ölüdeniz Konferansı'na katılan ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken (ortada) sağında Arap Birliği Genel Sekreteri Ahmed Ebu Gayt ile, 11 Haziran 2024 (AFP)

Gazze Şeridi’ndeki savaşın büyük resmi böyle, ancak uluslararası ve bölgesel ittifakların karmaşıklığı ve çakışmaları çerçevesinde, uluslararası ve bölgesel safların daha açık dizildiği Soğuk Savaş dönemindeki durumun aksine, bugün bölgedeki ve dünyadaki tüm ülkeler ilişkilerini ve ittifaklarını mümkün olduğunca genişletmeye çalışıyor. Bu ise bölgedeki uluslararası rekabetin, özellikle de günümüzün iki büyük kutbu olan ABD ve Çin arasındaki rekabetin ek bir nedeni haline geliyor. Hem ABD hem de Çin, İsrail'den Körfez ülkelerine ve İran'a kadar bölgedeki diğer ülkelerle ilişkilere sahip. Dolayısıyla Gazze’deki savaştan nasıl çıkılacağı ve ‘ertesi günü’ belirsizliğini korurken, Ortadoğu’da bu savaşın ortaya çıkardığı yeni bir soğuk savaş biçimiyle karşı karşıya olabiliriz.

Fakat savaşı çevreleyen bu uluslararası sahne tek başına savaşın gelişimini ve geleceğini açıklamaya yetmiyor. Zira yerel aktörlerin, Hamas ve İsrail'in, özellikle de Sinvar ve Netanyahu'nun hesapları, çatışmanın geleceği üzerinde çok etkili ve hatta belirleyici. İran’ın Dini Lideri Ali Hamaney'in geçtiğimiz günlerde Hamas Hareketi’ne Biden'ın teklifini kabul etmemesi yönünde yaptığı dolaylı çağrıdan da anlaşılacağı üzere, İran'ın Hamas'ın önemli bir destekçisi olarak savaştaki varlığı, hatta onun tercihlerini yönlendirmesi göz ardı edilemez. Tüm bu aktörlerin, Gazze Şeridi'ndeki savaşta yaşanan gelişmelerin de kanıtladığı üzere, başta bölgedeki başlıca uluslararası aktör olan ABD olmak üzere, savaştaki başlıca ülkelerin çıkarlarını ve tedbirlerini dikkate aldıklarına hiç şüphe yok.

Gazze’deki savaş da dahil olmak üzere bölgedeki olayların çoğu, ABD’nin bölgedeki yeni mühendisliğinin bir parçası olarak, ABD-Suudi Arabistan anlaşması etrafında dönüyor.

Nihayetinde ister müttefikleri ister muhalifleri tarafından olsun, tüm yerel, bölgesel ve uluslararası hesaplar ABD ve onun yakın ve uzak hedefleri etrafında dönüyor. Hamas, İran ve Hizbullah, İsrail ile ABD arasındaki anlaşmazlıkların ve bu anlaşmazlıkların merkezinde yer alan ABD’nin bölgedeki önceliklerinin üzerine bahis oynuyorlar. Biden yönetimi, ABD'nin Doğu Avrupa, Pasifik ya da Çin Denizi gibi önemli uluslararası çatışma bölgelerine yeniden odaklanmasıyla ilgili jeopolitik nedenlerinin yanı sıra Gazze’deki savaşta İsrail'i desteklediği ve gönderdiği çok sayıda silahla on binlerce Filistinli sivilin ölümüne neden olduğu için seçimlerde ABD’lilerin kendisine yönelik tepkisini hafifletmek gibi sebeplerden ötürü üç aşamalı ateşkes anlaşmasının imzalanması için acele ediyor.

xscdvfbg
İsrailli rehinelerin aileleri, Blinken’ın Tel Aviv ziyaretine denk gelecek şekilde, rehinelerin derhal serbest bırakılması talebiyle protesto gösterisi düzenledi 11 Haziran 2024 (Reuters)

Öte yandan Gazze'deki ateşkes, Washington ile Riyad arasında bir savunma anlaşmasından oluşan ve Washington'ın İsrail'i Suudi Arabistan ile normalleşme anlaşması yoluyla bölgeye daha fazla entegre etme çabaları çerçevesinde Tel Aviv'in de katılabileceği, ancak Tel Aviv'in Riyad'ın talep ettiği gibi iki devletli bir çözüm ile ilgili somut adımlar atmasına bağlı olan, ABD himayesinde ‘bölgesel bir yapı’ inşa etmeye doğru ilerliyor. Dolayısıyla, Gazze’deki savaş da dahil olmak üzere bölgedeki olayların çoğu, ABD’nin bölgedeki yeni mühendisliğinin bir parçası olarak ABD-Suudi Arabistan anlaşması etrafında dönüyor. Bu sebeple, İran’ın Dini Lideri Ali Hamaney’in kısa süre önce Aksa Tufanı Operasyonu’nu, bölgedeki denklemleri değiştirmeye yönelik bir Amerikan projesini engellediğini söyleyerek övmesi kimseyi şaşırtmadı.

Hamas Hareketi’nin Gazze’deki lideri Yahya Sinvar'ın özellikle de esir kartını elinde tuttuğu sürece, elinde kalanlarla savaşmaya devam etme isteğine ilişkin kendi hesaplarıyla kesiştiğinde İran'dan gelen sinyalleri aldığına şüphe yok. İşte şimdi Washington ona ABD vatandaşı olan rehineler için arada İsrail olmadan müzakere etme teklifinde bulunuyor. Sinvar’ın sadece iki seçeneği var. Ya İsrail, uluslararası tarafların garantörlüğünde kalıcı bir ateşkesi kabul edecek ya da savaşmaya devam edecek. Şimdiye kadar bu iki seçenek dışında üçüncü bir seçeneği kabul etmeye istekli görünmedi. Sinvar'ın tutumunun, özellikle Hamas’ın Doha'daki lider kadrosuna uygulanan baskı çerçevesinde bir bütün olarak Hamas'ın tutumu olup olmadığı da tartışmalı bir konu. Ancak İran Hamas'ın ana şemsiyesi olmaya devam ediyor. Bu da Hamas'ın genel tutumunu anlamada önemli bir unsur.

Netanyahu'nun siyasi ve şahsi hesapları, Washington ile ilişkilerinin sınırları ve koşulları da dahil olmak üzere savaştaki seçeneklerini belirlemede önemli rol oynuyor.

İsrail'e ve özellikle Netanyahu'ya gelince; Netanyahu, iki devletli bir çözümü kabul etmeye hazır değil. Çünkü böyle bir durum onu hükümetinin düşmesi ve aşırı sağın yeri doldurulamaz desteğini kaybetmesi tehdidiyle karşı karşıya bırakacaktır. Yani ya hem Filistinlilerle savaşı hem de İsrail içindeki siyasi çatışmayı kazanarak ikisi de kazanacak ya da ikisini birden kaybedecek. Tecrübeli bir siyasetçi olan Netanyahu, İsrail'deki siyasi ve demografik geleceğin özellikle savaş sonrasında aşırı sağcı eğilimlerden yana olduğunu çok iyi biliyor. Bu nedenle önceliklerinin, görev süresi sona ermekte olan Biden yönetimiyle ilişkileri pahasına da olsa aşırı sağcı akımların kendisine olan desteğini sürdürmek olması gerektiğini bilen Bibi (Netanyahu), İsrail sağının değirmenine su taşıyan Donald Trump'ın seçimleri kazanması üzerine de bahis oynuyor olabilir. Nihayetinde Netanyahu'nun siyasi ve şahsi hesapları, Washington'la ilişkinin sınırları ve koşulları da dahil olmak üzere savaştaki seçeneklerini belirlemede önemli rol oynuyor. İsrail sağının anlatısı, Biden'ın İsrail'e yardım etmek yerine, onu bölgeye yönelik projesinin bir parçası olarak kullandığı yönünde ve bu da elbette Netanyahu ve danışmanları tarafından çok iyi biliniyor.

Tüm bu üst üste binen uluslararası, bölgesel ve yerel sahneler açısından Gazze’deki savaştan çıkış yolunu hayal etmek daha da zorlaşıyor. O halde bölge uzun bir ‘yıpratma savaşına’ mı hazırlanmalı? Nihayetinde böyle bir savaşın bedelini öncelikle Filistinli siviller, ikinci olarak da Lübnan'da, Suriye'de, hatta biraz daha uzaktaki Irak'ta olsun, uzun savaşlara alışkın olan ‘Bereketli Hilalin’ halkları ödeyecek.



Netanyahu, Trump ile görüştü: ABD'de buluşacaklar

ABD Başkanı Donald Trump ile İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, Aralık 2025'te Florida eyaletindeki Mar-a-Lago malikanesinde bir araya geldikleri sırada (AP)
ABD Başkanı Donald Trump ile İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, Aralık 2025'te Florida eyaletindeki Mar-a-Lago malikanesinde bir araya geldikleri sırada (AP)
TT

Netanyahu, Trump ile görüştü: ABD'de buluşacaklar

ABD Başkanı Donald Trump ile İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, Aralık 2025'te Florida eyaletindeki Mar-a-Lago malikanesinde bir araya geldikleri sırada (AP)
ABD Başkanı Donald Trump ile İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, Aralık 2025'te Florida eyaletindeki Mar-a-Lago malikanesinde bir araya geldikleri sırada (AP)

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu'nun Ofisi, Netanyahu'nun cuma günü ABD Başkanı Donald Trump ile telefonda görüştüğünü ve iki liderin yakında ABD'de bir araya gelme konusunda mutabakata vardığını açıkladı.

Görüşme, ABD ile İsrail'in 28 Şubat'ta İran'a karşı ortak bir savaş başlatmasının ardından ve Washington ile Tahran arasında savaşı sona erdirmeyi amaçlayan mutabakat zaptına ilişkin iki ülke yetkilileri arasında görüş ayrılıkları yaşandığına dair haberlerin sonrasında gerçekleşti.

Netanyahu'nun Ofisi tarafından yapılan açıklamada, "Başbakan, görüşme sırasında ABD'nin küresel özgürlüğün güvencesi olduğunu, İsrail'in ise iki ülke arasındaki yakın ilişkilere büyük değer verdiğini ifade etti" denildi.

Açıklamada ayrıca, "Başbakan Netanyahu ile Başkan Trump, yakında ABD'de bir araya gelme konusunda anlaştı" ifadelerine yer verildi.

Bunun yanı sıra Netanyahu'nun, ABD'nin bağımsızlığının 250. yıl dönümü dolayısıyla Trump'ı tebrik ettiği belirtildi.

Washington, İsrail'in en yakın müttefiki konumunda bulunuyor. Ancak Trump, son haftalarda Netanyahu'yu kamuoyu önünde eleştirmişti. Bunun nedeni, İsrail'in Lübnan'a yönelik saldırılarının, İran'ın tüm cephelerde - İsrail ordusu ile Hizbullah arasındaki cephe de dahil olmak üzere - çatışmaların durdurulmasını şart koştuğu barış görüşmelerini tehlikeye atması olmuştu.


Washington anlaşmanın uygulanmasını savunuyor... Tel Aviv ise Güney Lübnan'da kalmakta ısrarcı

14 Nisan 2026'da Washington'da Lübnan Büyükelçisi ile İsrail Büyükelçisi arasında gerçekleştirilen ilk müzakere oturumuna katılan ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio. (AFP)
14 Nisan 2026'da Washington'da Lübnan Büyükelçisi ile İsrail Büyükelçisi arasında gerçekleştirilen ilk müzakere oturumuna katılan ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio. (AFP)
TT

Washington anlaşmanın uygulanmasını savunuyor... Tel Aviv ise Güney Lübnan'da kalmakta ısrarcı

14 Nisan 2026'da Washington'da Lübnan Büyükelçisi ile İsrail Büyükelçisi arasında gerçekleştirilen ilk müzakere oturumuna katılan ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio. (AFP)
14 Nisan 2026'da Washington'da Lübnan Büyükelçisi ile İsrail Büyükelçisi arasında gerçekleştirilen ilk müzakere oturumuna katılan ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio. (AFP)

Washington ile Tel Aviv arasında Lübnan'daki "çerçeve anlaşmasının" uygulanmasına ilişkin görüş ayrılıkları yeniden gün yüzüne çıktı. ABD, İsrail'in kademeli olarak geri çekilmesi ve Lübnan ordusunun bölgeye konuşlanmasıyla anlaşmanın uygulanmaya başlanmasını savunurken, İsrail kontrolü altındaki bölgelerde askerlerini tutmakta ısrar ediyor ve herhangi bir çekilmeyi güvenlik gerekçelerine bağlıyor.

Bu çelişki, taraflar arasında anlaşmanın uygulanmasına yönelik gerçek bir görüş ayrılığı mı bulunduğu, yoksa yalnızca yöntem farklılığı mı olduğu sorularını gündeme getirdi. Bu sırada Lübnan, İsrail'in güneyde sürdürdüğü askerî operasyonlar ile çekilmenin zamanı ve kapsamına ilişkin belirsizlikler nedeniyle anlaşmanın sahada uygulanmasını beklemeyi sürdürüyor.

Gerçek bir görüş ayrılığı... 

Eski Lübnan'ın Washington Büyükelçisi Riyad Tabara'ya göre Washington ile Tel Aviv arasındaki görüş ayrılığı öncelikler konusunda gerçek bir farklılık olsa da, bu durum iki ülke arasındaki stratejik ittifakı sarsacak ya da koparacak düzeyde değil. Tabara, bu ayrılığın önümüzdeki dönemde Lübnan sahasında siyasi ve askerî bir "bilek güreşi" şeklinde yansıyacağını öngörüyor.

Tabara, Şarku'l Avsat gazetesine yaptığı açıklamada, ABD Başkanının Orta Doğu'da büyük bir siyasi başarı elde etmeyi hedeflediğini ve uluslararası dosyalarda yaşadığı başarısızlıkların ardından bunu siyasi hanesine yazdırmak istediğini söyledi.

dfrgthy
Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn'ın, Washington müzakerelerinde Lübnan heyetine başkanlık eden Büyükelçi Simon Karam ile daha önce gerçekleştirdiği görüşmeden bir kare. (Arşiv - Lübnan Cumhurbaşkanlığı)

Buna karşılık mevcut İsrail hükümetinin ise ideolojik ve güvenlik öncelikleri doğrultusunda hareket ettiğini belirten Tabara, bu nedenle bölgesel konularda taviz vermeye daha az istekli olduğunu ifade etti.

Tabara, Başbakan Binyamin Netanyahu liderliğindeki İsrail hükümetinin ve Bezalel Smotrich ile Itamar Ben-Gvir gibi bakanların kendi siyasi ve güvenlik projelerine sıkı sıkıya bağlı kaldığını belirterek, Washington ile yaşanan görüş ayrılıklarının süreceğini ancak bunun açık bir çatışmaya ya da diplomatik kopuşa dönüşmeyeceğini söyledi.

İsrail'in ABD desteğinden vazgeçemeyeceğini vurgulayan Tabara, ABD'nin de iç siyasi dengeler ve İsrail yanlısı lobinin etkisi nedeniyle Tel Aviv ile ilişkilerini koparmayı düşünmediğini, bu nedenle anlaşmazlıkların belirli sınırlar içinde kalacağını dile getirdi.

Lübnan'a yansımalarının ise sınırlı olacağını söyleyen Tabara, ABD'nin İsrail politikasında veya anlaşmanın uygulanma mekanizmasında köklü bir değişiklik beklemediğini, iki taraf arasında bir süre daha "çekişmenin" devam edeceğini ifade etti.

İsrail'in hedefi geniş bir tampon bölge

İsrail'in çekilmesine ilişkin değerlendirmesinde Tabara, Tel Aviv yönetiminin bazı bölgelerden kısmi çekilmeye sıcak bakabileceğini ancak öngörülebilir gelecekte temel hedefinden vazgeçmeyeceğini söyledi.

Buna göre İsrail, sınır boyunca geniş, yerleşim ve faaliyetlerden arındırılmış, "yakılmış toprak" niteliğinde bir güvenlik kuşağı oluşturmak istiyor. Amaç ise sınırdan sızmaları ve gelecekte düzenlenebilecek saldırıları önlemek.

Tabara, bu güvenlik anlayışının sınır yakınında hareketliliğe imkân verebilecek tüm unsurların ortadan kaldırılmasına ve İsrail'in yüksek noktalardan bölgeyi tamamen gözetleyebilmesine dayandığını belirtti.

Ona göre Tel Aviv bazı kasaba ve noktalardan çekilmeyi kabul edebilir; ancak mevcut güvenlik stratejisinin temel unsurlarından biri olarak gördüğü tampon sınır bölgesinden vazgeçmeyecektir.

Öncelikler farklı, hedefler ortak

Bu değerlendirmeler, taraflar arasındaki farklılığın nihai hedeften ziyade önümüzdeki dönemin nasıl yönetileceğine ilişkin yorum farkından kaynaklandığını ortaya koyuyor.

Bir görüşe göre Washington, arabuluculuğunun başarısını göstermek ve istikrarı pekiştirmek amacıyla anlaşmayı kademeli adımlarla hayata geçirmek istiyor.

sdfrgthy
Bu ayın başında Washington'da düzenlenen müzakerelere katılan Lübnan heyeti. (Reuters)

Buna karşılık İsrail ise anlaşmayı, Güney Lübnan'daki güvenlik düzenini kendi lehine yeniden şekillendirecek bir çerçeve olarak görüyor ve tam çekilmeden önce sahadaki askerî üstünlüğünü koruyarak güvenlik şartlarını kabul ettirmeye çalışıyor.

Diğer bir değerlendirmeye göre ise iki müttefik arasındaki farklılık yalnızca sürecin yönetim biçimiyle sınırlı.

Hedeflerde çelişki yok

Eski Lübnan milletvekili Faris Said ise ABD ile İsrail arasında gerçek bir görüş ayrılığı bulunmadığını savunuyor.

Said, Şarku'l Avsat'a yaptığı açıklamada, ayrıntılardaki farklılıkların Washington ile Tel Aviv'in ortak hedefini değiştirmediğini belirterek, bu ortak hedefin Hizbullah'ın silah meselesine nihai bir çözüm bulunması olduğunu söyledi.

Said, Lübnan ordusuyla Hizbullah arasında yaşanabilecek bir çatışmanın ağır sonuçlar doğuracağını, İsrail ile Hizbullah arasında çıkacak yeni bir savaşın ise Lübnan için yıkıcı olacağını ifade etti.

Belirleyici unsurun İran olduğunu söyleyen Said, Tahran'ın ABD ile müzakereler yürüttüğünü ve bölgenin yeni siyasi mimarisinde yerini sağlamlaştırmaya çalıştığını belirtti. Ona göre Hizbullah'ın silahları konusunda nihai karar da İran'ın elinde bulunuyor.

Said, Hizbullah'ın en büyük kaygısının silahlarının ABD-İran müzakerelerinde temel pazarlık unsurlarından biri hâline gelmesi ve bölgesel uzlaşmaların parçası olarak değerlendirilmesi olduğunu dile getirdi.

Anlaşmanın uygulanması iki temel şarta bağlı

Said'e göre çerçeve anlaşmasının uygulanabilmesi iki temel koşula bağlı.

Bunlardan ilki İsrail'in Lübnan topraklarından çekilmesi olup bunun gerçekleşmesi, Lübnan devletinin ülkenin tamamında egemenliğini tam olarak tesis etmesine bağlı.

İkinci koşul ise Hizbullah'ın silah dosyasının çözüme kavuşturulması.

Said, bu meselenin artık yalnızca Lübnan'ın iç sorunu olmaktan çıktığını; Lübnan, ABD, İsrail ve İran'ın ortak gündem maddesi hâline geldiğini belirtti.

İran'ın Hizbullah üzerindeki etkisi nedeniyle bu konuda müzakere yürütebilecek tek taraf olduğunu söyleyen Said, dosyanın bölgesel müzakereler çerçevesinde ele alınacağını ifade etti.

Said sözlerini, "ABD ile İsrail arasında rol paylaşımı olduğunu düşünmüyorum. Hedeflerde açık bir ortaklık var. Washington'un önerdiği planın uygulanması ise Lübnan'ın tamamında Hizbullah'ın silah meselesine nihai bir çözüm bulunmasına bağlıdır" ifadeleriyle tamamladı.


Medvedev ve Şerif Tahran'da... Kalibaf'tan Hamaney için kitlesel cenaze töreni çağrısı

Medvedev ve Şerif Tahran'da... Kalibaf'tan Hamaney için kitlesel cenaze töreni çağrısı
TT

Medvedev ve Şerif Tahran'da... Kalibaf'tan Hamaney için kitlesel cenaze töreni çağrısı

Medvedev ve Şerif Tahran'da... Kalibaf'tan Hamaney için kitlesel cenaze töreni çağrısı

İranlı yetkililer ve yabancı ülke heyetleri, ABD ve İsrail saldırılarında yaklaşık dört ay önce öldürülen İran'ın dini lideri Ali Hamaney'in naaşını, altı gün sürecek cenaze töreni öncesinde Tahran'daki Büyük Musalla'da ziyaret ederek saygı duruşunda bulundu.

Yetkililer, cumartesi günü başlayacak resmî cenaze törenlerine milyonlarca kişinin katılmasını beklerken, İran Meclis Başkanı Muhammed Bakır Kalibaf da halka kitlesel katılım çağrısında bulundu.

Törenlere katılmak üzere birçok ülkeden üst düzey isim Tahran'a geldi. Bunların başında, Rusya Güvenlik Konseyi Başkan Yardımcısı ve eski Rusya Devlet Başkanı Dmitriy Medvedev yer aldı. Medvedev'i İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan ile Dışişleri Bakanı Abbas Erakçi karşıladı. İran devlet televizyonu, Medvedev'i "Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin'in özel temsilcisi" olarak tanımladı.

Pakistan Başbakanı Şahbaz Şerif de Genelkurmay Başkanı Orgeneral Asım Munir'in de yer aldığı bir heyetle Tahran'a ulaştı.

Öte yandan İran ile Batı arasındaki gerilim yeni bir aşamaya taşındı. Tahran yönetimi, Hürmüz Boğazı'ndan kendi belirlediği deniz güzergâhlarına uymadan geçen petrol tankerlerine askerî karşılık verileceği tehdidinde bulundu.

Reuters'ın haberine göre, pazartesi ve salı günleri Ankara'da toplanacak NATO liderleri zirvesinin sonuç bildirisinde, "İran'ın hiçbir zaman nükleer silaha sahip olmaması gerektiği" vurgulanacak. Bildiride ayrıca Tahran'a, Hürmüz Boğazı'nda seyrüsefer serbestisine tam olarak saygı göstermesi çağrısı yapılacak.