Gazze’deki savaş ve dünya savaşlarının yıl dönümü

Gazze Savaşı ve uluslararası krizlerin çağrışımları

Gazze Şeridi'nin güneyindeki Han Yunus'ta yıkılmış binaların yanındaki dar bir sokakta yürüyen Filistinliler, 11 Haziran 2024 (AFP)
Gazze Şeridi'nin güneyindeki Han Yunus'ta yıkılmış binaların yanındaki dar bir sokakta yürüyen Filistinliler, 11 Haziran 2024 (AFP)
TT

Gazze’deki savaş ve dünya savaşlarının yıl dönümü

Gazze Şeridi'nin güneyindeki Han Yunus'ta yıkılmış binaların yanındaki dar bir sokakta yürüyen Filistinliler, 11 Haziran 2024 (AFP)
Gazze Şeridi'nin güneyindeki Han Yunus'ta yıkılmış binaların yanındaki dar bir sokakta yürüyen Filistinliler, 11 Haziran 2024 (AFP)

Elie el Kaşif

ABD Başkanı Joe Biden’ın Gazze için ateşkes teklifi, muhtemelen Ramazan ayı arifesinde ateşkes ve esir takası anlaşması amacıyla yapılan, ancak tökezleyip başarısızlıkla sonuçlanan müzakerelerle aynı kaderi paylaşacak gibi görünüyor. ABD yönetiminin ister doğrudan İsrail'e ister Arap ülkeleri aracılığıyla Hamas’a olmak üzere savaşan taraflara yönelik tüm baskılarına rağmen, kendisi de bunu öngörmeye ve işaret etmeye başladı. ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken savaşın başlamasından bu yana bölgeye gerçekleştirdiği sekizinci ziyarette bunu yapmaya çalışsa da şimdiye kadar pek başarılı olamadı.

Ne zaman savaşın müzakereler yoluyla durdurulabileceğine dair bir umut doğsa, bu müzakerelerin başarısızlıkla sonuçlanacağına dair kötümser bir rüzgâr esmeye başlıyor. Eğer müzakere girişimi bu kez de başarısız olursa, karamsarlık geçen seferkinden daha da yoğun olacak. Teklif, gerek müzakerelerin başarısız olması ve İsrail ile Hamas'ın Biden'ın teklifine yanıt vermemesi bakımından, gerek savaşın doğrudan tarafları olan Hamas ve İsrail'in, özellikle de Binyamin Netanyahu ve Yahya Sinvar'ın hesapları bakımından gerekse özellikle önümüzdeki kasım ayında yapılması planlanan ABD seçimlerinin arifesinde bölgesel ve uluslararası sahnedeki kaos bakımından İsrail'in Gazze Şeridi'ne yönelik savaşının en karmaşık hale geldiği zor bir zamanda ortaya atıldı. Bu da haftalardır hatta aylardır konuşulan Hamas ve İsrail arasındaki yıpratma savaşının aslında bölgesel ve uluslararası bir çatışmanın yansıması olup olmadığı, yani bölgesel ve uluslararası tarafların kendi hesapları için mi bu çatışmayı derinleştirmeye çalıştıkları ya da söz konusu uluslararası tarafların başında gelen ABD’yi bu savaşta boğmak, dikkatini dağıtmak ve çözümsüzlüğe itmeye mi çalışıldığı gibi önemli bir soruyu gündeme getiriyor.

Aslında, Rusya-Ukrayna savaşıyla ilgili sahada ve siyaset sahnesinde yaşanan gerilim, Doğu Avrupa'daki gelişmeleri Filistin topraklarındaki çatışmayla ilişkilendirmeye giderek daha fazla itiyor. Çünkü ABD ve Batı ülkelerinin her iki bölgede de var olması, rakiplerinin bu savaşlara katılmaları için net bir davet anlamına geliyor. Eğer Rusya Avrupa'daki savaşın tarafı ise Gazze’deki savaşta rolü ne olacak? Ya da Hizbullah ve İsrail arasındaki cephede nasıl bir rol üstlenecek? Aksa Tufanı Operasyonu'na ilişkin bazı geç okumalar, Moskova'nın bu operasyona yakından ya da uzaktan müdahil olmuş olma ihtimalini sorgulasa da elbette net cevaplara ulaşamadı. Şu sıralar sorular, Rusya'nın Ukrayna savaşındaki hesapları ya da başta Çin olmak üzere diğer ülkeler arasında yeni bir uluslararası düzen inşa etme girişimleri bağlamında, savaşı uzatma ve ABD'yi bu savaşla meşgul etme konusundaki çıkarları üzerinde yoğunlaşıyor. Dolayısıyla, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin'in Gazze’deki savaşın patlak vermesinin bir nedeni olarak gördüğü ABD’nin Ortadoğu'daki başarısızlığı, ABD liderliğindeki liberal uluslararası düzenin parçalanmasına yol açıyor.

Gazze’deki savaştan nasıl çıkılacağı ve ‘ertesi günü’ belirsizliğini korurken Ortadoğu’da bu savaşın ortaya çıkardığı yeni bir soğuk savaş biçimiyle karşı karşıya olabiliriz.

Ancak Rusya ile ilgili soruların sorulması, kaçınılmaz olarak Çin ile ilgili sorular da sorulması anlamına geliyor. Pekin, Moskova’nın aksine çatışmaya doğrudan müdahil olmasına dair herhangi bir sinyal vermiyor. Putin geçtiğimiz hafta, Batılı ülkelerin Ukrayna’yı silahlandırmasına ve Rusya'ya saldırmasına izin vermesine karşılık, Moskova'nın dünyanın dört bir yanındaki ABD karşıtı grupları desteklemeye hazır olduğunu söylemişti. Bu da İran ile silah anlaşmaları yapmaya ya da bölgedeki İran yanlısı grupları doğrudan ya da Tahran üzerinden silahlandırmaya hazır olduğu şeklinde yorumlandı. Hizbullah'a yakın çevreler Moskova ile ilişkilerinin şu an her zamankinden daha güçlü olduğundan bahsediyor. Peki, bu Rusya'nın Hizbullah'a silah ya da teknoloji sağladığı anlamına mı geliyor? Her halükârda özellikle Ukrayna ve genel olarak Avrupa kıtasının güvenliği konusunda ABD ve Batı ülkeleri ile derinleşen çatışması çerçevesinde, Rusya'nın Gazze’deki savaşa müdahil olmuş olabileceğinden endişe duymak gerekiyor.

Son yıllarda İsrail, Körfez Arap ülkeleri ve İran'la birlikte bölgedeki varlığının kapsamını genişleten Çin ise Filistin'deki bölünmüşlüğün tarafları olan Fetih Hareketi (El Fetih) ve Hamas Hareketi arasında uzlaşı sağlayama çalışarak ve Filistinliler ile İsrail arasındaki çatışmayı çözmek için uluslararası konferans çağrısında bulunarak, savaşa diplomatik bir pencereden bakıyor.

svdfbgnh
Ürdün'ün ev sahipliğinde yapılan “Eylem Çağrısı: Gazze'ye Acil İnsani Müdahale” konulu Ölüdeniz Konferansı'na katılan ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken (ortada) sağında Arap Birliği Genel Sekreteri Ahmed Ebu Gayt ile, 11 Haziran 2024 (AFP)

Gazze Şeridi’ndeki savaşın büyük resmi böyle, ancak uluslararası ve bölgesel ittifakların karmaşıklığı ve çakışmaları çerçevesinde, uluslararası ve bölgesel safların daha açık dizildiği Soğuk Savaş dönemindeki durumun aksine, bugün bölgedeki ve dünyadaki tüm ülkeler ilişkilerini ve ittifaklarını mümkün olduğunca genişletmeye çalışıyor. Bu ise bölgedeki uluslararası rekabetin, özellikle de günümüzün iki büyük kutbu olan ABD ve Çin arasındaki rekabetin ek bir nedeni haline geliyor. Hem ABD hem de Çin, İsrail'den Körfez ülkelerine ve İran'a kadar bölgedeki diğer ülkelerle ilişkilere sahip. Dolayısıyla Gazze’deki savaştan nasıl çıkılacağı ve ‘ertesi günü’ belirsizliğini korurken, Ortadoğu’da bu savaşın ortaya çıkardığı yeni bir soğuk savaş biçimiyle karşı karşıya olabiliriz.

Fakat savaşı çevreleyen bu uluslararası sahne tek başına savaşın gelişimini ve geleceğini açıklamaya yetmiyor. Zira yerel aktörlerin, Hamas ve İsrail'in, özellikle de Sinvar ve Netanyahu'nun hesapları, çatışmanın geleceği üzerinde çok etkili ve hatta belirleyici. İran’ın Dini Lideri Ali Hamaney'in geçtiğimiz günlerde Hamas Hareketi’ne Biden'ın teklifini kabul etmemesi yönünde yaptığı dolaylı çağrıdan da anlaşılacağı üzere, İran'ın Hamas'ın önemli bir destekçisi olarak savaştaki varlığı, hatta onun tercihlerini yönlendirmesi göz ardı edilemez. Tüm bu aktörlerin, Gazze Şeridi'ndeki savaşta yaşanan gelişmelerin de kanıtladığı üzere, başta bölgedeki başlıca uluslararası aktör olan ABD olmak üzere, savaştaki başlıca ülkelerin çıkarlarını ve tedbirlerini dikkate aldıklarına hiç şüphe yok.

Gazze’deki savaş da dahil olmak üzere bölgedeki olayların çoğu, ABD’nin bölgedeki yeni mühendisliğinin bir parçası olarak, ABD-Suudi Arabistan anlaşması etrafında dönüyor.

Nihayetinde ister müttefikleri ister muhalifleri tarafından olsun, tüm yerel, bölgesel ve uluslararası hesaplar ABD ve onun yakın ve uzak hedefleri etrafında dönüyor. Hamas, İran ve Hizbullah, İsrail ile ABD arasındaki anlaşmazlıkların ve bu anlaşmazlıkların merkezinde yer alan ABD’nin bölgedeki önceliklerinin üzerine bahis oynuyorlar. Biden yönetimi, ABD'nin Doğu Avrupa, Pasifik ya da Çin Denizi gibi önemli uluslararası çatışma bölgelerine yeniden odaklanmasıyla ilgili jeopolitik nedenlerinin yanı sıra Gazze’deki savaşta İsrail'i desteklediği ve gönderdiği çok sayıda silahla on binlerce Filistinli sivilin ölümüne neden olduğu için seçimlerde ABD’lilerin kendisine yönelik tepkisini hafifletmek gibi sebeplerden ötürü üç aşamalı ateşkes anlaşmasının imzalanması için acele ediyor.

xscdvfbg
İsrailli rehinelerin aileleri, Blinken’ın Tel Aviv ziyaretine denk gelecek şekilde, rehinelerin derhal serbest bırakılması talebiyle protesto gösterisi düzenledi 11 Haziran 2024 (Reuters)

Öte yandan Gazze'deki ateşkes, Washington ile Riyad arasında bir savunma anlaşmasından oluşan ve Washington'ın İsrail'i Suudi Arabistan ile normalleşme anlaşması yoluyla bölgeye daha fazla entegre etme çabaları çerçevesinde Tel Aviv'in de katılabileceği, ancak Tel Aviv'in Riyad'ın talep ettiği gibi iki devletli bir çözüm ile ilgili somut adımlar atmasına bağlı olan, ABD himayesinde ‘bölgesel bir yapı’ inşa etmeye doğru ilerliyor. Dolayısıyla, Gazze’deki savaş da dahil olmak üzere bölgedeki olayların çoğu, ABD’nin bölgedeki yeni mühendisliğinin bir parçası olarak ABD-Suudi Arabistan anlaşması etrafında dönüyor. Bu sebeple, İran’ın Dini Lideri Ali Hamaney’in kısa süre önce Aksa Tufanı Operasyonu’nu, bölgedeki denklemleri değiştirmeye yönelik bir Amerikan projesini engellediğini söyleyerek övmesi kimseyi şaşırtmadı.

Hamas Hareketi’nin Gazze’deki lideri Yahya Sinvar'ın özellikle de esir kartını elinde tuttuğu sürece, elinde kalanlarla savaşmaya devam etme isteğine ilişkin kendi hesaplarıyla kesiştiğinde İran'dan gelen sinyalleri aldığına şüphe yok. İşte şimdi Washington ona ABD vatandaşı olan rehineler için arada İsrail olmadan müzakere etme teklifinde bulunuyor. Sinvar’ın sadece iki seçeneği var. Ya İsrail, uluslararası tarafların garantörlüğünde kalıcı bir ateşkesi kabul edecek ya da savaşmaya devam edecek. Şimdiye kadar bu iki seçenek dışında üçüncü bir seçeneği kabul etmeye istekli görünmedi. Sinvar'ın tutumunun, özellikle Hamas’ın Doha'daki lider kadrosuna uygulanan baskı çerçevesinde bir bütün olarak Hamas'ın tutumu olup olmadığı da tartışmalı bir konu. Ancak İran Hamas'ın ana şemsiyesi olmaya devam ediyor. Bu da Hamas'ın genel tutumunu anlamada önemli bir unsur.

Netanyahu'nun siyasi ve şahsi hesapları, Washington ile ilişkilerinin sınırları ve koşulları da dahil olmak üzere savaştaki seçeneklerini belirlemede önemli rol oynuyor.

İsrail'e ve özellikle Netanyahu'ya gelince; Netanyahu, iki devletli bir çözümü kabul etmeye hazır değil. Çünkü böyle bir durum onu hükümetinin düşmesi ve aşırı sağın yeri doldurulamaz desteğini kaybetmesi tehdidiyle karşı karşıya bırakacaktır. Yani ya hem Filistinlilerle savaşı hem de İsrail içindeki siyasi çatışmayı kazanarak ikisi de kazanacak ya da ikisini birden kaybedecek. Tecrübeli bir siyasetçi olan Netanyahu, İsrail'deki siyasi ve demografik geleceğin özellikle savaş sonrasında aşırı sağcı eğilimlerden yana olduğunu çok iyi biliyor. Bu nedenle önceliklerinin, görev süresi sona ermekte olan Biden yönetimiyle ilişkileri pahasına da olsa aşırı sağcı akımların kendisine olan desteğini sürdürmek olması gerektiğini bilen Bibi (Netanyahu), İsrail sağının değirmenine su taşıyan Donald Trump'ın seçimleri kazanması üzerine de bahis oynuyor olabilir. Nihayetinde Netanyahu'nun siyasi ve şahsi hesapları, Washington'la ilişkinin sınırları ve koşulları da dahil olmak üzere savaştaki seçeneklerini belirlemede önemli rol oynuyor. İsrail sağının anlatısı, Biden'ın İsrail'e yardım etmek yerine, onu bölgeye yönelik projesinin bir parçası olarak kullandığı yönünde ve bu da elbette Netanyahu ve danışmanları tarafından çok iyi biliniyor.

Tüm bu üst üste binen uluslararası, bölgesel ve yerel sahneler açısından Gazze’deki savaştan çıkış yolunu hayal etmek daha da zorlaşıyor. O halde bölge uzun bir ‘yıpratma savaşına’ mı hazırlanmalı? Nihayetinde böyle bir savaşın bedelini öncelikle Filistinli siviller, ikinci olarak da Lübnan'da, Suriye'de, hatta biraz daha uzaktaki Irak'ta olsun, uzun savaşlara alışkın olan ‘Bereketli Hilalin’ halkları ödeyecek.



ABD’den tarihin en büyük finansal savaşı hamlesi: İran petrol akışını durdurmakla tehdit ediyor

ABD’den tarihin en büyük finansal savaşı hamlesi: İran petrol akışını durdurmakla tehdit ediyor
TT

ABD’den tarihin en büyük finansal savaşı hamlesi: İran petrol akışını durdurmakla tehdit ediyor

ABD’den tarihin en büyük finansal savaşı hamlesi: İran petrol akışını durdurmakla tehdit ediyor

ABD, İran’ın ticari ortaklarını hedef alacak ekonomik yaptırımların bugün açıklanmasıyla birlikte “tarihin en büyük finansal savaşını” başlatmaya hazırlanıyor. Buna karşılık Tahran, “ekonomik savaşın sürmesi” halinde Körfez’den yapılan tüm petrol ihracatını durdurmakla tehdit etti.

ABD Hazine Bakanı Scott Bessent, bugün (TSİ 20.00) basın toplantısı düzenleyecek. Basın toplantısı, 1979’dan bu yana neredeyse kesintisiz ekonomik yaptırımlara maruz kalan İran’a yönelik daha sert önlemlerin açıklanacağı yönündeki beklentiler eşliğinde gerçekleştirilecek. Bessent, dün (Pazar) Financial Times gazetesinde yayımlanan görüş yazısında, “Şafak sökerken ekonomik hesaplaşma günü başlıyor; bu, bir rakibe karşı yürütülen tarihin en büyük finansal savaşıdır” ifadelerini kullandı.

Savaşan iki ülke, haftalardır birbirlerine yönelik herhangi bir askeri saldırı düzenlemedi. Ancak yaklaşık altı aydır devam eden çatışmayı sona erdirmek amacıyla ciddi müzakerelere de başlamadı.

İran, Pakistan Genelkurmay Başkanı General Asım Münir’in bölgedeki barış ve güvenliğin yeniden tesis edilmesine yönelik çabalar kapsamında bugün (pazartesi) Tahran’ı ziyaret edeceğini açıkladı. Pakistan hükümetinden bir kaynak ise Münir’in, ABD’nin yeni yaptırımlar uygulama tehdidi de dahil olmak üzere son gelişmeleri ele alacağını söyledi.


İran Devrim Muhafızları Ordusu: Yaptırımları aşmak için senaryolar hazırladık

DMO Sözcüsü Hüseyin Mehbi (ortada), Tahran'ın batısındaki Kerec'de düzenlenen bir basın toplantısında (IRNA)
DMO Sözcüsü Hüseyin Mehbi (ortada), Tahran'ın batısındaki Kerec'de düzenlenen bir basın toplantısında (IRNA)
TT

İran Devrim Muhafızları Ordusu: Yaptırımları aşmak için senaryolar hazırladık

DMO Sözcüsü Hüseyin Mehbi (ortada), Tahran'ın batısındaki Kerec'de düzenlenen bir basın toplantısında (IRNA)
DMO Sözcüsü Hüseyin Mehbi (ortada), Tahran'ın batısındaki Kerec'de düzenlenen bir basın toplantısında (IRNA)

İran Devrim Muhafızları Ordusu (DMO) Sözcüsü Hüseyin Muhibbi dün yaptığı açıklamada, Tahran'ın ABD tarafından uygulanan yaptırımların sıkılaştırılmasına karşı, diğer ülkelerle ekonomik kanalları korumayı ve kısıtlamaları aşmayı içeren ‘senaryolar’ hazırladığını belirterek, bu hamlelerin sonuçlarının ‘yakın gelecekte’ görülmesini beklediğini ifade etti.

Bu açıklamalar, Washington'ın pazartesi günü, ABD’li yetkililerin Tahran üzerindeki mali ve ticari izolasyonu artırmayı hedefleyen bir kampanya çerçevesinde ‘tarihteki en ağır yaptırımlar’ olacağını ifade ettiği İran'a yönelik yeni yaptırım dalgasının detaylarını duyurmasından önce geldi.

DMO’ya yakın haber ajansı Tesnim’in aktardığına göre Muhibbi, Tahran'ın batısındaki Kerec kentinde düzenlediği basın toplantısında, “Düşmanın gerçekleştireceği her düşmanca eyleme karşı bir senaryomuz olduğunu defalarca belirttik” diyerek, ekonomik savaşın da bu ihtimallerden biri olduğunu sözlerine ekledi.

Tahran'ın ekonomik baskıların ‘olumsuz etkilerini bertaraf etmek’ için planlar hazırladığını ve diğer ülkelerle ekonomik ilişkilerini sürdürebileceğini ifade eden Muhibbi,  “ABD’nin burnunun dibinde ekonomik işlemler yapıyoruz, ABD’yi atlatıyoruz ve bunun sonuçlarını yakın gelecekte göreceksiniz” ifadelerini kullandı.

Muhibbi, atıfta bulunduğu ülkeler, şirketler veya finansal mekanizmalar ile ABD’nin kısıtlamalarını aşmak için kullanıldığını söylediği işlemlerin niteliği hakkında herhangi bir ayrıntı vermedi.

Öte yandan ABD Başkanı Donald Trump’ın yönetimi İran'ın mali ve ticari kanalları üzerindeki kısıtlamaları sıkılaştırmaya çalışırken Tahran'a ticaret veya finansman kanalları sağlayan ülke, kurum ve şirketleri ekonomik sonuçlarla tehdit ediyor.

Ekonomik yaptırımların bu çatışmada yeni bir araç olmadığını belirterek, İran'ın geçtiğimiz on yıllar boyunca farklı derecelerde yaptırımlara maruz kaldığına dikkati çeken Muhibbi, “Ekonomik savaş yeni bir şey mi? 47 yıldır ekonomik bir savaş yürütüyor ve ekonomimizin tüm unsurlarına yaptırımlar uyguluyorsunuz” dedi.

Washington'ın ekonomik baskılarını artırmasını askeri hedeflerine ulaşamamasına bağlayan Muhibbi, ‘en ağır yaptırımlara’ geçilmesinin, kendi değerlendirmesine göre askeri yolun sekteye uğradığını gösterdiğini ifade etti. Muhibbi sözlerini “Eğer askeri alanda zafer kazanmış olsaydınız, ekonomik bir savaş başlatmaya ihtiyaç duymazdınız” diye ekledi.

Savaş ve medya

Muhibbi açıklamalarının büyük bir bölümünü devam eden savaşın doğasına ayırarak ABD ile yaşanan çatışmanın çok cepheli olduğunu ve yalnızca askeri operasyonlarla sınırlı kalmayıp ekonomi, medya ve kamuoyunu etkileme alanlarını da kapsadığını söyledi.

Mevcut savaşın ‘karmaşık’ olduğunu ve medyanın da aralarında bulunduğu farklı alanları içerdiğini belirten Muhibbi, medya planlarının savaşın operasyonel planlamasının bir parçası haline geldiğini ifade etti.

Medyanın artık yalnızca olayları aktarmakla sınırlı kalmadığını, aynı zamanda savaşın gidişatı ve sonuçlarına ilişkin algıları da şekillendirebildiğini söyleyen DMO Sözcüsü, medyanın askeri operasyonlardan önce ve sonra üstlendiği roller olduğuna dikkati çekerek, hasmın iradesini etkilemek veya çatışmanın sonuçlarına dair belirli bir anlatıyı yerleştirmek için kullanılabileceğini açıkladı.

Muhibbi, on yıllardır yaptırımlara maruz kalan İran ile ABD arasındaki askeri kapasite bakımından var olan büyük fark nedeniyle mevcut savaşın geleneksel çatışmalardan farklı olduğunu değerlendirdi. Çatışmayı ‘orantısız’ olarak nitelendiren Muhibbi, askeri operasyonların aynı zamanda İranlıların devletin ayakta kalma ve kurumlarını yönetme kapasitesine dair algılarını etkilemek amacıyla da kullanıldığını söyledi.

İran Besiç güçlerine ait tesislerin ve polis merkezlerinin hedef alınmasına işaret eden Muhibbi, bunların bir kısmının, kendilerine karşı kullanılan silahlara denk bir askeri değere sahip olmadığını ifade etti. Savaş sırasında üst düzey İranlı yetkililerin hedef alınmasına da değinen Muhibbi, bu tür operasyonların askeri etkisinin yanı sıra; üst düzey yetkililerinin öldürülmesi durumunda devlet kurumlarının çalışma kapasitesini kaybedebileceğini göstermeyi amaçladığını kaydetti.

ABD güçlerinin konuşlanması

Basra Körfezi'ndeki önceki askeri çatışmalara da değinen Muhibbi, İran güçlerinin son savaştan önce Körfez'de 30 ila 40 Amerikan savaş gemisini hedef aldığını söyledi. Gemilerin isimleri, saldırıların zamanlaması veya hasarın boyutu hakkında ayrıntı vermeyen Muhibbi'nin açıklamalarında bu rakamı doğrulayacak bağımsız bir kanıt bulunmuyor.

ABD güçlerinin şu anda Basra Körfezi sularından 400 kilometre uzakta olduğunu belirten Muhibbi, bu durumu son çatışmaların ardından Amerikan kuvvetlerinin konuşlanmasındaki değişime bağladı. ABD’ye seslenen DMO Sözcüsü, “Hürmüz Boğazı'nı kapatmak için tüm askeri kapasiteni seferber ettin, ancak başaramadın” dedi.

DMO Sözcüsü Muhabbi bu açıklamaları, İran'ın izinsiz petrol tankerlerinin geçişine yönelik kısıtlamaları ve Amerikan'ın deniz ablukasıyla bağlantılı operasyonları sürerken, Hürmüz Boğazı'ndaki deniz trafiği kontrolünün Washington ile Tahran arasındaki en belirgin çatışma noktalarından biri olmaya devam ettiği bir dönemde yaptı.


İran meclis komisyonu, Hürmüz Boğazı’ndaki gemilerden ücret alınmasını onayladı

Dün yapılan Ulusal Güvenlik ve Dış Politika Komitesi toplantısından bir kare (İran Meclisi’nin internet sitesi)
Dün yapılan Ulusal Güvenlik ve Dış Politika Komitesi toplantısından bir kare (İran Meclisi’nin internet sitesi)
TT

İran meclis komisyonu, Hürmüz Boğazı’ndaki gemilerden ücret alınmasını onayladı

Dün yapılan Ulusal Güvenlik ve Dış Politika Komitesi toplantısından bir kare (İran Meclisi’nin internet sitesi)
Dün yapılan Ulusal Güvenlik ve Dış Politika Komitesi toplantısından bir kare (İran Meclisi’nin internet sitesi)

İran Meclisi Ulusal Güvenlik ve Dış Politika Komisyonu dün, stratejik su yolundaki yeni seyrüsefer düzenlemelerine ilişkin İran-Umman görüşmelerine paralel olarak, İran'ın sağladığı hizmetler karşılığında Hürmüz Boğazı'ndan geçişine izin verilen ülkelerin gemilerinden ücret alınmasını öngören bir maddeyi onayladı.

İran Meclisi'nin Hane-i Millet internet sitesinin aktardığına göre Komisyon Sözcüsü Hasan Kaşkavi, daha önceki bir oturumda karara bağlanması ertelenen ‘Hürmüz Boğazı'nın Güvenliğini Sağlama ve Geliştirme Stratejik Eylemi’ yasa tasarısının üçüncü maddesinin komisyon toplantısında kabul edildiğini belirtti.

Kaşkavi, ücretlerin seyrüsefer, çevre, özel koşullarda yakıt ikmali, sigorta ve güvenlik hizmetlerinin yanı sıra İran'ın geçişine izin verilen gemilere sunduğu diğer hizmetler karşılığında tahsil edileceğini açıkladı. Sözcü ayrıca Tahran'ın bu ücretleri İran riyali veya belirleyeceği ‘herhangi bir başka para birimi’ üzerinden alabileceğini sözlerine ekledi.

Şarku’l Avsat’ın Kaşkavi'nin açıkladığı detaylardan edindiği bilgiye göre söz konusu madde, yüklerin değeri üzerinden belirli bir oran öngörmediği gibi sırf geçiş için de bir ücret dayatmıyor ve tahsilatı yalnızca İran'ın gemilere sunduğunu belirttiği hizmetler karşılığıyla sınırlandırıyor.

Hürmüz Boğazı’ndan geçen gemilerden ücret alınması meselesi, Tahran ile Washington arasında İran'ın gemi trafiği üzerindeki otoritesinin kapsamı ve geçiş şartları konusundaki anlaşmazlığın devam ettiği bir ortamda, Hürmüz Boğazı'ndaki seyrüseferin yeniden düzenlenmesine yönelik önceki tartışmalar sırasında ortaya çıkan noktalardan biriydi.

Geçtiğimiz haftalarda gerçekleşen İran-Umman görüşmeleri sırasında Tahran, Umman sularına yakın güney rotasının kendi denetimi dışında kalıcı bir koridor olarak tesis edilmesini reddetmesinin ardından, geçiş izinleri ve gemi trafiğinin yönetimine ilişkin kalıcı düzenlemeler gündeme getirdi.

İki taraf harita teatisinde bulunarak daha kapsamlı bir anlaşmaya zemin hazırlayacak geçici bir rotaya ilişkin teknik düzenlemeleri ele aldı. Bu düzenlemeler formüllerden birinde, gemilerin İran'ın denetimindeki bir rota üzerinden giriş yapmasını ve Tahran ile koordinasyon sağlandıktan sonra Umman tarafı üzerinden çıkış yapmasını içeriyordu.

İran ayrıca, güney rotasına yönelik itirazları ile Maskat'ın seyrüsefer serbestisine dair savunduğu düzenlemeleri uzlaştıran bir formüle ulaşma çabasıyla, İran ve Umman rotaları arasında bir ‘orta rota’ fikrini de ortaya attı.

Tahran, Maskat ile varılan mutabakatın boğazın tamamen yeniden açılması anlamına gelmediğini belirterek, bu durumu askeri operasyonların ve ABD ablukasının durdurulması ile petrol ihracatının yeniden başlatılmasını içeren daha kapsamlı şartlara bağladı.

Ücretler konusunda anlaşmazlık

Ücretler, önceki müzakerelerde ayrı bir anlaşmazlık konusuydu. İran, görüşmelerin belli aşamalarında geçiş yapan yüklerin değerinin yüzde 5 ila 7'si arasında değişen oranlar sunarken Umman tarafınca boğazın yönetimine ilişkin daha kapsamlı düzenlemeler çerçevesinde yüzde 3'e yakın bir formül ele alındı.

Washington, Tahran'a sırf gemilerin geçişi üzerinden zorunlu ücret dayatma hakkı verilmesine karşı çıktı ve koridorların herhangi bir geçiş ücreti olmaksızın seyrüsefere açık tutulmasını talep etti.

Yeni madde, İran Meclisi’nin, bizzat geçişin kendisine veya yüklerin değerine bağlı olarak ücret getirilmesi ihtimaline dair daha geniş çaplı anlaşmazlığı karara bağlamaksızın, hizmetler karşılığında bedel tahsil etmeye iç hukuki bir çerçeve kazandırma eğiliminde olduğunu gösteriyor.

Kaşkavi, uluslararası kuralların seyrüsefer serbestisini tanıdığını, ancak ‘kıyı devletlerinin güvenliğine ve egemenliğine saygı duyulmasını ve haklarının ihlal edilmemesini vurguladığını’ belirtti.

Basra Körfezi ve Hürmüz Boğazı'nın ‘özel kuralları ve koşulları’ olduğunu sözlerine ekleyen Kaşkavi, 1982 Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku Sözleşmesi'ne taraf olmasının ardından sözleşme hükümlerinin ulusal egemenliğine veya ulusal güvenliğine halel getirmemesi gerektiğinin altını çizen Umman Sultanlığı'nı örnek gösterdi.

ABD Başkanı Donald Trump daha önce yaptığı bir açıklamada, Umman'ın İran ile müzakere ettiği mutabakatlara atıfta bulunarak, Amerikan planının ‘önüne geçmesi’ halinde Hürmüz Boğazı'na ilişkin her türlü düzenlemeye karşı koyma tehdidinde bulunmuştu