Gazze’deki savaş ve dünya savaşlarının yıl dönümü

Gazze Savaşı ve uluslararası krizlerin çağrışımları

Gazze Şeridi'nin güneyindeki Han Yunus'ta yıkılmış binaların yanındaki dar bir sokakta yürüyen Filistinliler, 11 Haziran 2024 (AFP)
Gazze Şeridi'nin güneyindeki Han Yunus'ta yıkılmış binaların yanındaki dar bir sokakta yürüyen Filistinliler, 11 Haziran 2024 (AFP)
TT

Gazze’deki savaş ve dünya savaşlarının yıl dönümü

Gazze Şeridi'nin güneyindeki Han Yunus'ta yıkılmış binaların yanındaki dar bir sokakta yürüyen Filistinliler, 11 Haziran 2024 (AFP)
Gazze Şeridi'nin güneyindeki Han Yunus'ta yıkılmış binaların yanındaki dar bir sokakta yürüyen Filistinliler, 11 Haziran 2024 (AFP)

Elie el Kaşif

ABD Başkanı Joe Biden’ın Gazze için ateşkes teklifi, muhtemelen Ramazan ayı arifesinde ateşkes ve esir takası anlaşması amacıyla yapılan, ancak tökezleyip başarısızlıkla sonuçlanan müzakerelerle aynı kaderi paylaşacak gibi görünüyor. ABD yönetiminin ister doğrudan İsrail'e ister Arap ülkeleri aracılığıyla Hamas’a olmak üzere savaşan taraflara yönelik tüm baskılarına rağmen, kendisi de bunu öngörmeye ve işaret etmeye başladı. ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken savaşın başlamasından bu yana bölgeye gerçekleştirdiği sekizinci ziyarette bunu yapmaya çalışsa da şimdiye kadar pek başarılı olamadı.

Ne zaman savaşın müzakereler yoluyla durdurulabileceğine dair bir umut doğsa, bu müzakerelerin başarısızlıkla sonuçlanacağına dair kötümser bir rüzgâr esmeye başlıyor. Eğer müzakere girişimi bu kez de başarısız olursa, karamsarlık geçen seferkinden daha da yoğun olacak. Teklif, gerek müzakerelerin başarısız olması ve İsrail ile Hamas'ın Biden'ın teklifine yanıt vermemesi bakımından, gerek savaşın doğrudan tarafları olan Hamas ve İsrail'in, özellikle de Binyamin Netanyahu ve Yahya Sinvar'ın hesapları bakımından gerekse özellikle önümüzdeki kasım ayında yapılması planlanan ABD seçimlerinin arifesinde bölgesel ve uluslararası sahnedeki kaos bakımından İsrail'in Gazze Şeridi'ne yönelik savaşının en karmaşık hale geldiği zor bir zamanda ortaya atıldı. Bu da haftalardır hatta aylardır konuşulan Hamas ve İsrail arasındaki yıpratma savaşının aslında bölgesel ve uluslararası bir çatışmanın yansıması olup olmadığı, yani bölgesel ve uluslararası tarafların kendi hesapları için mi bu çatışmayı derinleştirmeye çalıştıkları ya da söz konusu uluslararası tarafların başında gelen ABD’yi bu savaşta boğmak, dikkatini dağıtmak ve çözümsüzlüğe itmeye mi çalışıldığı gibi önemli bir soruyu gündeme getiriyor.

Aslında, Rusya-Ukrayna savaşıyla ilgili sahada ve siyaset sahnesinde yaşanan gerilim, Doğu Avrupa'daki gelişmeleri Filistin topraklarındaki çatışmayla ilişkilendirmeye giderek daha fazla itiyor. Çünkü ABD ve Batı ülkelerinin her iki bölgede de var olması, rakiplerinin bu savaşlara katılmaları için net bir davet anlamına geliyor. Eğer Rusya Avrupa'daki savaşın tarafı ise Gazze’deki savaşta rolü ne olacak? Ya da Hizbullah ve İsrail arasındaki cephede nasıl bir rol üstlenecek? Aksa Tufanı Operasyonu'na ilişkin bazı geç okumalar, Moskova'nın bu operasyona yakından ya da uzaktan müdahil olmuş olma ihtimalini sorgulasa da elbette net cevaplara ulaşamadı. Şu sıralar sorular, Rusya'nın Ukrayna savaşındaki hesapları ya da başta Çin olmak üzere diğer ülkeler arasında yeni bir uluslararası düzen inşa etme girişimleri bağlamında, savaşı uzatma ve ABD'yi bu savaşla meşgul etme konusundaki çıkarları üzerinde yoğunlaşıyor. Dolayısıyla, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin'in Gazze’deki savaşın patlak vermesinin bir nedeni olarak gördüğü ABD’nin Ortadoğu'daki başarısızlığı, ABD liderliğindeki liberal uluslararası düzenin parçalanmasına yol açıyor.

Gazze’deki savaştan nasıl çıkılacağı ve ‘ertesi günü’ belirsizliğini korurken Ortadoğu’da bu savaşın ortaya çıkardığı yeni bir soğuk savaş biçimiyle karşı karşıya olabiliriz.

Ancak Rusya ile ilgili soruların sorulması, kaçınılmaz olarak Çin ile ilgili sorular da sorulması anlamına geliyor. Pekin, Moskova’nın aksine çatışmaya doğrudan müdahil olmasına dair herhangi bir sinyal vermiyor. Putin geçtiğimiz hafta, Batılı ülkelerin Ukrayna’yı silahlandırmasına ve Rusya'ya saldırmasına izin vermesine karşılık, Moskova'nın dünyanın dört bir yanındaki ABD karşıtı grupları desteklemeye hazır olduğunu söylemişti. Bu da İran ile silah anlaşmaları yapmaya ya da bölgedeki İran yanlısı grupları doğrudan ya da Tahran üzerinden silahlandırmaya hazır olduğu şeklinde yorumlandı. Hizbullah'a yakın çevreler Moskova ile ilişkilerinin şu an her zamankinden daha güçlü olduğundan bahsediyor. Peki, bu Rusya'nın Hizbullah'a silah ya da teknoloji sağladığı anlamına mı geliyor? Her halükârda özellikle Ukrayna ve genel olarak Avrupa kıtasının güvenliği konusunda ABD ve Batı ülkeleri ile derinleşen çatışması çerçevesinde, Rusya'nın Gazze’deki savaşa müdahil olmuş olabileceğinden endişe duymak gerekiyor.

Son yıllarda İsrail, Körfez Arap ülkeleri ve İran'la birlikte bölgedeki varlığının kapsamını genişleten Çin ise Filistin'deki bölünmüşlüğün tarafları olan Fetih Hareketi (El Fetih) ve Hamas Hareketi arasında uzlaşı sağlayama çalışarak ve Filistinliler ile İsrail arasındaki çatışmayı çözmek için uluslararası konferans çağrısında bulunarak, savaşa diplomatik bir pencereden bakıyor.

svdfbgnh
Ürdün'ün ev sahipliğinde yapılan “Eylem Çağrısı: Gazze'ye Acil İnsani Müdahale” konulu Ölüdeniz Konferansı'na katılan ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken (ortada) sağında Arap Birliği Genel Sekreteri Ahmed Ebu Gayt ile, 11 Haziran 2024 (AFP)

Gazze Şeridi’ndeki savaşın büyük resmi böyle, ancak uluslararası ve bölgesel ittifakların karmaşıklığı ve çakışmaları çerçevesinde, uluslararası ve bölgesel safların daha açık dizildiği Soğuk Savaş dönemindeki durumun aksine, bugün bölgedeki ve dünyadaki tüm ülkeler ilişkilerini ve ittifaklarını mümkün olduğunca genişletmeye çalışıyor. Bu ise bölgedeki uluslararası rekabetin, özellikle de günümüzün iki büyük kutbu olan ABD ve Çin arasındaki rekabetin ek bir nedeni haline geliyor. Hem ABD hem de Çin, İsrail'den Körfez ülkelerine ve İran'a kadar bölgedeki diğer ülkelerle ilişkilere sahip. Dolayısıyla Gazze’deki savaştan nasıl çıkılacağı ve ‘ertesi günü’ belirsizliğini korurken, Ortadoğu’da bu savaşın ortaya çıkardığı yeni bir soğuk savaş biçimiyle karşı karşıya olabiliriz.

Fakat savaşı çevreleyen bu uluslararası sahne tek başına savaşın gelişimini ve geleceğini açıklamaya yetmiyor. Zira yerel aktörlerin, Hamas ve İsrail'in, özellikle de Sinvar ve Netanyahu'nun hesapları, çatışmanın geleceği üzerinde çok etkili ve hatta belirleyici. İran’ın Dini Lideri Ali Hamaney'in geçtiğimiz günlerde Hamas Hareketi’ne Biden'ın teklifini kabul etmemesi yönünde yaptığı dolaylı çağrıdan da anlaşılacağı üzere, İran'ın Hamas'ın önemli bir destekçisi olarak savaştaki varlığı, hatta onun tercihlerini yönlendirmesi göz ardı edilemez. Tüm bu aktörlerin, Gazze Şeridi'ndeki savaşta yaşanan gelişmelerin de kanıtladığı üzere, başta bölgedeki başlıca uluslararası aktör olan ABD olmak üzere, savaştaki başlıca ülkelerin çıkarlarını ve tedbirlerini dikkate aldıklarına hiç şüphe yok.

Gazze’deki savaş da dahil olmak üzere bölgedeki olayların çoğu, ABD’nin bölgedeki yeni mühendisliğinin bir parçası olarak, ABD-Suudi Arabistan anlaşması etrafında dönüyor.

Nihayetinde ister müttefikleri ister muhalifleri tarafından olsun, tüm yerel, bölgesel ve uluslararası hesaplar ABD ve onun yakın ve uzak hedefleri etrafında dönüyor. Hamas, İran ve Hizbullah, İsrail ile ABD arasındaki anlaşmazlıkların ve bu anlaşmazlıkların merkezinde yer alan ABD’nin bölgedeki önceliklerinin üzerine bahis oynuyorlar. Biden yönetimi, ABD'nin Doğu Avrupa, Pasifik ya da Çin Denizi gibi önemli uluslararası çatışma bölgelerine yeniden odaklanmasıyla ilgili jeopolitik nedenlerinin yanı sıra Gazze’deki savaşta İsrail'i desteklediği ve gönderdiği çok sayıda silahla on binlerce Filistinli sivilin ölümüne neden olduğu için seçimlerde ABD’lilerin kendisine yönelik tepkisini hafifletmek gibi sebeplerden ötürü üç aşamalı ateşkes anlaşmasının imzalanması için acele ediyor.

xscdvfbg
İsrailli rehinelerin aileleri, Blinken’ın Tel Aviv ziyaretine denk gelecek şekilde, rehinelerin derhal serbest bırakılması talebiyle protesto gösterisi düzenledi 11 Haziran 2024 (Reuters)

Öte yandan Gazze'deki ateşkes, Washington ile Riyad arasında bir savunma anlaşmasından oluşan ve Washington'ın İsrail'i Suudi Arabistan ile normalleşme anlaşması yoluyla bölgeye daha fazla entegre etme çabaları çerçevesinde Tel Aviv'in de katılabileceği, ancak Tel Aviv'in Riyad'ın talep ettiği gibi iki devletli bir çözüm ile ilgili somut adımlar atmasına bağlı olan, ABD himayesinde ‘bölgesel bir yapı’ inşa etmeye doğru ilerliyor. Dolayısıyla, Gazze’deki savaş da dahil olmak üzere bölgedeki olayların çoğu, ABD’nin bölgedeki yeni mühendisliğinin bir parçası olarak ABD-Suudi Arabistan anlaşması etrafında dönüyor. Bu sebeple, İran’ın Dini Lideri Ali Hamaney’in kısa süre önce Aksa Tufanı Operasyonu’nu, bölgedeki denklemleri değiştirmeye yönelik bir Amerikan projesini engellediğini söyleyerek övmesi kimseyi şaşırtmadı.

Hamas Hareketi’nin Gazze’deki lideri Yahya Sinvar'ın özellikle de esir kartını elinde tuttuğu sürece, elinde kalanlarla savaşmaya devam etme isteğine ilişkin kendi hesaplarıyla kesiştiğinde İran'dan gelen sinyalleri aldığına şüphe yok. İşte şimdi Washington ona ABD vatandaşı olan rehineler için arada İsrail olmadan müzakere etme teklifinde bulunuyor. Sinvar’ın sadece iki seçeneği var. Ya İsrail, uluslararası tarafların garantörlüğünde kalıcı bir ateşkesi kabul edecek ya da savaşmaya devam edecek. Şimdiye kadar bu iki seçenek dışında üçüncü bir seçeneği kabul etmeye istekli görünmedi. Sinvar'ın tutumunun, özellikle Hamas’ın Doha'daki lider kadrosuna uygulanan baskı çerçevesinde bir bütün olarak Hamas'ın tutumu olup olmadığı da tartışmalı bir konu. Ancak İran Hamas'ın ana şemsiyesi olmaya devam ediyor. Bu da Hamas'ın genel tutumunu anlamada önemli bir unsur.

Netanyahu'nun siyasi ve şahsi hesapları, Washington ile ilişkilerinin sınırları ve koşulları da dahil olmak üzere savaştaki seçeneklerini belirlemede önemli rol oynuyor.

İsrail'e ve özellikle Netanyahu'ya gelince; Netanyahu, iki devletli bir çözümü kabul etmeye hazır değil. Çünkü böyle bir durum onu hükümetinin düşmesi ve aşırı sağın yeri doldurulamaz desteğini kaybetmesi tehdidiyle karşı karşıya bırakacaktır. Yani ya hem Filistinlilerle savaşı hem de İsrail içindeki siyasi çatışmayı kazanarak ikisi de kazanacak ya da ikisini birden kaybedecek. Tecrübeli bir siyasetçi olan Netanyahu, İsrail'deki siyasi ve demografik geleceğin özellikle savaş sonrasında aşırı sağcı eğilimlerden yana olduğunu çok iyi biliyor. Bu nedenle önceliklerinin, görev süresi sona ermekte olan Biden yönetimiyle ilişkileri pahasına da olsa aşırı sağcı akımların kendisine olan desteğini sürdürmek olması gerektiğini bilen Bibi (Netanyahu), İsrail sağının değirmenine su taşıyan Donald Trump'ın seçimleri kazanması üzerine de bahis oynuyor olabilir. Nihayetinde Netanyahu'nun siyasi ve şahsi hesapları, Washington'la ilişkinin sınırları ve koşulları da dahil olmak üzere savaştaki seçeneklerini belirlemede önemli rol oynuyor. İsrail sağının anlatısı, Biden'ın İsrail'e yardım etmek yerine, onu bölgeye yönelik projesinin bir parçası olarak kullandığı yönünde ve bu da elbette Netanyahu ve danışmanları tarafından çok iyi biliniyor.

Tüm bu üst üste binen uluslararası, bölgesel ve yerel sahneler açısından Gazze’deki savaştan çıkış yolunu hayal etmek daha da zorlaşıyor. O halde bölge uzun bir ‘yıpratma savaşına’ mı hazırlanmalı? Nihayetinde böyle bir savaşın bedelini öncelikle Filistinli siviller, ikinci olarak da Lübnan'da, Suriye'de, hatta biraz daha uzaktaki Irak'ta olsun, uzun savaşlara alışkın olan ‘Bereketli Hilalin’ halkları ödeyecek.



Rusya'daki akaryakıt kıtlığı siyasi krize dönüşür mü?

Ukrayna ordusu, 3 Haziran'da St. Petersburg'daki rafineriyi vurmuştu (AP)
Ukrayna ordusu, 3 Haziran'da St. Petersburg'daki rafineriyi vurmuştu (AP)
TT

Rusya'daki akaryakıt kıtlığı siyasi krize dönüşür mü?

Ukrayna ordusu, 3 Haziran'da St. Petersburg'daki rafineriyi vurmuştu (AP)
Ukrayna ordusu, 3 Haziran'da St. Petersburg'daki rafineriyi vurmuştu (AP)

Rusya lideri Vladimir Putin, Ukrayna'nın yoğunlaşan saldırılarıyla patlak veren akaryakıt kıtlığını kontrol altına almaya çalışıyor.

Wall Street Journal'ın analizine göre Ukrayna'nın son dönemde uzun menzilli insansız hava araçları (İHA) ve füzelerle Moskova, St. Petersburg, Kırım ve Sibirya gibi farklı yerlerdeki petrol rafinerilerini vurması Rusya'daki akaryakıt kıtlığını derinleştiriyor.

Berlin merkezli düşünce kuruluşu Carnegie Rusya Avrasya Merkezi'nden Sergey Vakulenko, Ukrayna'nın saldırıları nedeniyle 20 Haziran itibarıyla Rusya'nın petrol işleme kapasitesinin yaklaşık yüzde 28'inin devre dışı kaldığını belirtiyor.

Dünyanın en büyük ikinci ham petrol ihracatçısı ve en büyük üçüncü rafine petrol ürünleri ihracatçısı olan Rusya, artık ithalata geçmeyi planlıyor. Kremlin Sözcüsü Dmitri Peskov, dünkü açıklamasında yakıt ithal etmek için görüşme başlattıklarını belirtti ancak hangi ülkelerle temas halinde olduklarını söylemedi.

Analize göre Rusya'nın devasa yakıt ihtiyacını ancak Hindistan'daki gibi rafineriler karşılayabilir. Hindistan'dan deniz yoluyla petrol tedarikinin haftalar sürebileceği, Rus ekonomisine yük bindirebileceği belirtiliyor.

Moskova'da yaşayan analist Andrey Kolesnikov şunları söylüyor:

Yakıt konusunda açıkça bir toplumsal kriz var ve bu durum siyasi bir boyuta da dönüşebilir. Fakat şu ana kadar ciddi sonuçlar ortaya çıkmadı.

Putin de pazar günkü açıklamasında ülkede sürücüler ve işletmeler açısından akaryakıt tedarikindeki sorunların devam ettiğini belirtti. Ukrayna'nın İHA ve füze saldırılarını "terör eylemi" diye niteledi.

Almanya Uluslararası ve Güvenlik İlişkileri Enstitüsü'nden (SWP) ekonomist Janis Kluge, "Kriz o kadar yaygın hale geldi ki, Putin'in bu konuyu ele almaması tehlikeli olurdu" ifadelerini kullanıyor.

Diğer yandan yakıt krizinin, Rusya'da eylülde yapılması planlanan Devlet Duması seçimlerinden önce patlak verdiğine de dikkat çekiliyor.

Rus ordusu, Ukrayna saldırılarını durdurmak için drone komuta merkezlerini hedef alıyor. Rus devletine ait haber ajansı TASS'ın aktardığına göre Sumi oblastında Ukrayna ordusuna ait en az 10 drone komuta merkezi son bir haftada yok edildi.

Independent Türkçe, Wall Street Journal, TASS, AP


İsrail-Lübnan anlaşması barış getirecek mi?

Lübnan Sağlık Bakanlığı'na göre İsrail'in 2 Mart'tan bu yana düzenlediği saldırılarda hayatını kaybedenlerin sayısı 4 bin 300'e yaklaştı (Reuters)
Lübnan Sağlık Bakanlığı'na göre İsrail'in 2 Mart'tan bu yana düzenlediği saldırılarda hayatını kaybedenlerin sayısı 4 bin 300'e yaklaştı (Reuters)
TT

İsrail-Lübnan anlaşması barış getirecek mi?

Lübnan Sağlık Bakanlığı'na göre İsrail'in 2 Mart'tan bu yana düzenlediği saldırılarda hayatını kaybedenlerin sayısı 4 bin 300'e yaklaştı (Reuters)
Lübnan Sağlık Bakanlığı'na göre İsrail'in 2 Mart'tan bu yana düzenlediği saldırılarda hayatını kaybedenlerin sayısı 4 bin 300'e yaklaştı (Reuters)

İsrail'le Lübnan'ın ABD arabuluculuğunda imzaladığı çerçeve anlaşma, çatışmaları sonlandırmak yerine çıkmaza sürükleyebilir.

Beyrut ve Tel Aviv yönetimleri, İsrail'in işgal ettiği tüm Lübnan topraklarından kademeli olarak çekilmesini öngören çerçeve anlaşmayı 26 Haziran'da imzalamıştı.

İsrail de bunun karşılığında Hizbullah'ın silahsızlandırılmasını ve Lübnan ordusunun ülkenin güneyinde kontrolü sağlamasını şart koşuyor.

Hizbullah lideri Naim Kasım ise anlaşmayı eleştirerek İsrail ülkeden çekilene dek savaşmayı sürdüreceklerini bildirmişti.

Suudi Arabistan'a ait Arab News'a konuşan Hizbullah milletvekili Hasan İzzeddin, Lübnan Anayasası'nın 52. maddesi uyarınca cumhurbaşkanının, Lübnan'ın diplomatik ilişkiler kurduğu devletlerle müzakere etme hakkına sahip olduğunu belirtiyor. İki ülke arasında diplomatik bağ bulunmadığından görüşmelerin Anayasa'ya aykırı olduğunu öne sürüyor.

Reuters'ın analizinde, Hizbullah'ın silah bırakmamaya yanaşmaması sebebiyle İsrail'in ülkeden çekilmeyebileceğine, bunun da barış getirmek yerine sürecin tıkanmasına yol açabileceğine dikkat çekiliyor.

İsrail devlet televizyonu KAN da adını paylaşmadığı kaynaklara dayandırdığı haberinde, İsrail ordusunun anlaşmada pilot bölge olarak belirlenen Lübnan'ın güneyindeki Zavtar ve Ferrun'dan çekilmesinin ertelenebileceğini aktardı.

Çerçeve anlaşma Beyrut yönetimini zor durumda bırakıyor. Hükümetin veya ordunun İran destekli Hizbullah'a zorla silah bıraktırması mümkün görünmüyor. Böyle bir senaryoda ülke tekrar iç savaşa da sürüklenebilir.

Adının paylaşılmaması şartıyla konuşan üst düzey bir Lübnanlı siyasetçi "Bu bir anlaşma değil, dayatılmış bir çözümdür" diyor.

Beyrut merkezli analist Michael Young, "Bu anlaşma tüm yükü Lübnan'ın omuzlarına bırakıyor" diyerek, İsrail'in Lübnan'ın güneyinde süresiz olarak kalmasına imkan tanıdığını ekliyor.

Londra Ekonomi ve Siyaset Bilimi Okulu'ndan Lübnanlı akademisyen Fawaz Gerges, anlaşmanın yapısal açıdan kusurlu olduğunu belirtiyor.

Gerges, İsrail'in Lübnan'ın güneyinde yaklaşık 8 ila 10 kilometrelik bir tampon bölgeyi halihazırda oluşturduğunu hatırlatıyor.

Bu anlaşma nedeniyle tampon bölgenin kalıcı hale gelebileceğini ve işgalin diplomatik meşruiyet kazanabileceğini vurguluyor.

Independent Türkçe, Reuters, Arab News


Ali Hamaney sonrası dönemde İran'ı kimler yönetiyor?

İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan. (DPA)
İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan. (DPA)
TT

Ali Hamaney sonrası dönemde İran'ı kimler yönetiyor?

İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan. (DPA)
İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan. (DPA)

Uzmanlar ve analistlere göre İran'da karar alma mekanizması, ABD-İsrail savaşının ilk günlerinde dini lider Ali Hamaney'in öldürülmesinden bu yana siyasi ve askeri yetkililerden oluşan dar bir grubun elinde bulunuyor.

Uzmanlar Meclisi, mart ayında Hamaney'in oğlu Mücteba Hamaney'i babasının yerine dini lider seçti. Ancak savaş sırasında yaralanması nedeniyle göreve gelmesinden bu yana kamuoyu önüne çıkmayan Mücteba'nın yönetimde ne ölçüde etkili olduğu henüz netlik kazanmadı.

İşte Tahran'daki güç piramidinde karar alma sürecini yönlendirdiği düşünülen başlıca isimler:

Dini Lider Mücteba Hamaney

Mücteba Hamaney, babasının yerine geçerek teorik olarak İran'ın en üst siyasi ve dini makamına geldi. Ömür boyu sürdürülen bu görev, ülkenin temel politikalarında son sözü söyleme yetkisini de beraberinde getiriyor.

df
Tahran'da düzenlenen bir gösteride dini lider Mücteba Hamaney'in fotoğrafını taşıyan İranlı bir kadın. (EPA)

Ancak nüfuzunun boyutu hâlâ belirsizliğini koruyor. Değerlendirmeler, yaklaşık 40 yıl boyunca ülkeyi yöneten babasının sahip olduğu mutlak otorite düzeyine henüz ulaşamadığı yönünde.

Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan

2024 yılında, helikopter kazasında hayatını kaybeden Cumhurbaşkanı İbrahim Reisi'nin ardından yapılan seçimlerle göreve gelen Mesud Pezeşkiyan, İran siyasetindeki daha ılımlı kanadın temsilcisi olarak görülüyor.

Bununla birlikte cumhurbaşkanlığı makamı, ülkenin en güçlü siyasi pozisyonu anlamına gelmiyor. İran'da temel stratejik konularda nihai karar dini lidere ait. Cumhurbaşkanı yürütmenin başı olarak görev yapıyor ve kararları dini liderin onayına sunulan Yüksek Ulusal Güvenlik Konseyi'ne başkanlık ediyor.

ABD ile yürütülen müzakerelerde İran heyetine Parlamento Başkanı Muhammed Bakır Kalibaf liderlik etse de, ABD ile varılan mutabakat zaptını ABD Başkanı Donald Trump gibi uzaktan imzalayan isim Pezeşkiyan oldu.

Parlamento Başkanı Muhammed Bakır Kalibaf

Mücteba Hamaney'in kamuoyundan uzak kalması nedeniyle Kalibaf, fiilen İran yönetiminin öne çıkan yüzü olarak değerlendiriliyor.

Pakistan'ın arabuluculuğunda yürütülen ve savaşı sona erdirmeyi amaçlayan ABD-İran görüşmelerinde İran heyetine başkanlık eden Kalibaf, İslamabad ve Cenevre'deki müzakere turlarına katıldı, aynı kapsamda Katar ve Umman'a ziyaretlerde bulundu.

sdferb
İran Parlamentosu Başkanı Muhammed Bakır Kalibaf. (AP)

Görüşmeler doğrudan aynı masa etrafında yürütülmesine rağmen Kalibaf, ABD heyetiyle birlikte medya önüne çıkmamaya özen gösterdi.

Yaklaşık otuz yıldır İran yönetiminin merkezinde yer alan Kalibaf, Devrim Muhafızları'nın füze birliği komutanlığı, Tahran Emniyet Müdürlüğü, Tahran Belediye Başkanlığı ve son olarak Parlamento Başkanlığı görevlerinde bulundu.

Siyasi hırsıyla tanınan Kalibaf, cumhurbaşkanlığına üç kez aday oldu ancak seçilemedi.

Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi

Abbas Arakçi, 2024 yılında, helikopter kazasında yaşamını yitiren Dışişleri Bakanı Hüseyin Emir Abdullahiyan'ın yerine göreve getirildi.

Kalibaf ile birlikte ABD ile yürütülen müzakerelerde İran'ı temsil eden Arakçi, aynı zamanda savaş sürecinde İran'ın hem uluslararası medyada hem de sosyal medya platformlarında en görünür isimlerinden biri oldu.

dfrgty
İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi (EPA)

Diplomasiye geçmeden önce Devrim Muhafızları saflarında görev yapan Erakçi, İngiltere'deki Kent Üniversitesi'nde siyaset düşüncesi alanında doktora yaptı. Daha önce eski Dışişleri Bakanı Muhammed Cevad Zarif başkanlığındaki heyette yer alarak 2015 nükleer anlaşmasına uzanan müzakerelerde de görev aldı.

Devrim Muhafızları Komutanı Ahmed Vahidi

Eski içişleri ve savunma bakanı Ahmed Vahidi, bir yıldan kısa sürede Devrim Muhafızları'nın üçüncü komutanı oldu.

Son savaşın ilk gününde selefi Muhammed Pakpur, Haziran 2025'te İsrail ile İran arasında yaşanan 12 günlük savaş sırasında ise Hüseyin Selami öldürüldü.

Bu nedenle Vahidi'nin savaş boyunca kamuoyu önünde görünmekten kaçındığı değerlendiriliyor.

Vahidi adına Devrim Muhafızları Komutanı sıfatıyla yalnızca tek bir açıklama yayımlandı. 19 Mart'taki açıklamada, Besic Güçleri Komutanı Gulam Rıza Süleymani'nin ölümü nedeniyle taziye mesajı paylaşıldı.

Yüksek Ulusal Güvenlik Konseyi Genel Sekreteri Muhammed Bakır Zülkadr

Muhammed Bakır Zülkadr, kamuoyu önünde oldukça sınırlı görünmesine rağmen, bu durum nüfuzunun zayıf olduğu anlamına gelmiyor.

İran'ın en üst düzey güvenlik makamı kabul edilen bu göreve, selefi ve deneyimli müzakereci Ali Laricani'nin mart ayında düzenlenen İsrail saldırısında öldürülmesinin ardından atandı.

Laricani'nin aksine kariyerini Devrim Muhafızları bünyesinde geçiren Zülkadr'ın atanması, karar alma mekanizmalarında Devrim Muhafızları'nın ağırlığının daha da arttığı şeklinde yorumlandı.

Daha önce Düzenin Yararını Teşhis Konseyi Genel Sekreterliği görevini yürütüyordu.

Yargı Erki Başkanı Muhsini Ejei

Diğer üst düzey yöneticilerin aksine, Yargı Erki Başkanı Gulam Hüseyin Muhsini Ejei, savaş süresince İran devlet televizyonlarında sık sık görüldü.

Sakin üslubuyla dikkat çeken Ejei, savaş sırasında casusluk ve yabancı istihbarat servisleriyle iş birliği suçlamalarıyla açılan davalarda idam kararlarının daha hızlı verilmesi çağrısında bulundu.

Uzun yıllardır insan hakları örgütlerinin sert eleştirilerine hedef olan Ejei, geniş çaplı insan hakları ihlallerini denetlemekle suçlanıyor.

Yakında Yargı Erki Başkanlığı'ndaki ilk beş yıllık görev süresi dolacak olan Ejei'nin yeniden atanıp atanmayacağı belirsizliğini koruyor. Bu konunun, yeni dini lider Mücteba Hamaney döneminin başlangıcında devlet kurumlarında beklenen kapsamlı değişikliklerle bağlantılı olabileceği değerlendiriliyor.