Gazze’deki savaş ve dünya savaşlarının yıl dönümü

Gazze Savaşı ve uluslararası krizlerin çağrışımları

Gazze Şeridi'nin güneyindeki Han Yunus'ta yıkılmış binaların yanındaki dar bir sokakta yürüyen Filistinliler, 11 Haziran 2024 (AFP)
Gazze Şeridi'nin güneyindeki Han Yunus'ta yıkılmış binaların yanındaki dar bir sokakta yürüyen Filistinliler, 11 Haziran 2024 (AFP)
TT

Gazze’deki savaş ve dünya savaşlarının yıl dönümü

Gazze Şeridi'nin güneyindeki Han Yunus'ta yıkılmış binaların yanındaki dar bir sokakta yürüyen Filistinliler, 11 Haziran 2024 (AFP)
Gazze Şeridi'nin güneyindeki Han Yunus'ta yıkılmış binaların yanındaki dar bir sokakta yürüyen Filistinliler, 11 Haziran 2024 (AFP)

Elie el Kaşif

ABD Başkanı Joe Biden’ın Gazze için ateşkes teklifi, muhtemelen Ramazan ayı arifesinde ateşkes ve esir takası anlaşması amacıyla yapılan, ancak tökezleyip başarısızlıkla sonuçlanan müzakerelerle aynı kaderi paylaşacak gibi görünüyor. ABD yönetiminin ister doğrudan İsrail'e ister Arap ülkeleri aracılığıyla Hamas’a olmak üzere savaşan taraflara yönelik tüm baskılarına rağmen, kendisi de bunu öngörmeye ve işaret etmeye başladı. ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken savaşın başlamasından bu yana bölgeye gerçekleştirdiği sekizinci ziyarette bunu yapmaya çalışsa da şimdiye kadar pek başarılı olamadı.

Ne zaman savaşın müzakereler yoluyla durdurulabileceğine dair bir umut doğsa, bu müzakerelerin başarısızlıkla sonuçlanacağına dair kötümser bir rüzgâr esmeye başlıyor. Eğer müzakere girişimi bu kez de başarısız olursa, karamsarlık geçen seferkinden daha da yoğun olacak. Teklif, gerek müzakerelerin başarısız olması ve İsrail ile Hamas'ın Biden'ın teklifine yanıt vermemesi bakımından, gerek savaşın doğrudan tarafları olan Hamas ve İsrail'in, özellikle de Binyamin Netanyahu ve Yahya Sinvar'ın hesapları bakımından gerekse özellikle önümüzdeki kasım ayında yapılması planlanan ABD seçimlerinin arifesinde bölgesel ve uluslararası sahnedeki kaos bakımından İsrail'in Gazze Şeridi'ne yönelik savaşının en karmaşık hale geldiği zor bir zamanda ortaya atıldı. Bu da haftalardır hatta aylardır konuşulan Hamas ve İsrail arasındaki yıpratma savaşının aslında bölgesel ve uluslararası bir çatışmanın yansıması olup olmadığı, yani bölgesel ve uluslararası tarafların kendi hesapları için mi bu çatışmayı derinleştirmeye çalıştıkları ya da söz konusu uluslararası tarafların başında gelen ABD’yi bu savaşta boğmak, dikkatini dağıtmak ve çözümsüzlüğe itmeye mi çalışıldığı gibi önemli bir soruyu gündeme getiriyor.

Aslında, Rusya-Ukrayna savaşıyla ilgili sahada ve siyaset sahnesinde yaşanan gerilim, Doğu Avrupa'daki gelişmeleri Filistin topraklarındaki çatışmayla ilişkilendirmeye giderek daha fazla itiyor. Çünkü ABD ve Batı ülkelerinin her iki bölgede de var olması, rakiplerinin bu savaşlara katılmaları için net bir davet anlamına geliyor. Eğer Rusya Avrupa'daki savaşın tarafı ise Gazze’deki savaşta rolü ne olacak? Ya da Hizbullah ve İsrail arasındaki cephede nasıl bir rol üstlenecek? Aksa Tufanı Operasyonu'na ilişkin bazı geç okumalar, Moskova'nın bu operasyona yakından ya da uzaktan müdahil olmuş olma ihtimalini sorgulasa da elbette net cevaplara ulaşamadı. Şu sıralar sorular, Rusya'nın Ukrayna savaşındaki hesapları ya da başta Çin olmak üzere diğer ülkeler arasında yeni bir uluslararası düzen inşa etme girişimleri bağlamında, savaşı uzatma ve ABD'yi bu savaşla meşgul etme konusundaki çıkarları üzerinde yoğunlaşıyor. Dolayısıyla, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin'in Gazze’deki savaşın patlak vermesinin bir nedeni olarak gördüğü ABD’nin Ortadoğu'daki başarısızlığı, ABD liderliğindeki liberal uluslararası düzenin parçalanmasına yol açıyor.

Gazze’deki savaştan nasıl çıkılacağı ve ‘ertesi günü’ belirsizliğini korurken Ortadoğu’da bu savaşın ortaya çıkardığı yeni bir soğuk savaş biçimiyle karşı karşıya olabiliriz.

Ancak Rusya ile ilgili soruların sorulması, kaçınılmaz olarak Çin ile ilgili sorular da sorulması anlamına geliyor. Pekin, Moskova’nın aksine çatışmaya doğrudan müdahil olmasına dair herhangi bir sinyal vermiyor. Putin geçtiğimiz hafta, Batılı ülkelerin Ukrayna’yı silahlandırmasına ve Rusya'ya saldırmasına izin vermesine karşılık, Moskova'nın dünyanın dört bir yanındaki ABD karşıtı grupları desteklemeye hazır olduğunu söylemişti. Bu da İran ile silah anlaşmaları yapmaya ya da bölgedeki İran yanlısı grupları doğrudan ya da Tahran üzerinden silahlandırmaya hazır olduğu şeklinde yorumlandı. Hizbullah'a yakın çevreler Moskova ile ilişkilerinin şu an her zamankinden daha güçlü olduğundan bahsediyor. Peki, bu Rusya'nın Hizbullah'a silah ya da teknoloji sağladığı anlamına mı geliyor? Her halükârda özellikle Ukrayna ve genel olarak Avrupa kıtasının güvenliği konusunda ABD ve Batı ülkeleri ile derinleşen çatışması çerçevesinde, Rusya'nın Gazze’deki savaşa müdahil olmuş olabileceğinden endişe duymak gerekiyor.

Son yıllarda İsrail, Körfez Arap ülkeleri ve İran'la birlikte bölgedeki varlığının kapsamını genişleten Çin ise Filistin'deki bölünmüşlüğün tarafları olan Fetih Hareketi (El Fetih) ve Hamas Hareketi arasında uzlaşı sağlayama çalışarak ve Filistinliler ile İsrail arasındaki çatışmayı çözmek için uluslararası konferans çağrısında bulunarak, savaşa diplomatik bir pencereden bakıyor.

svdfbgnh
Ürdün'ün ev sahipliğinde yapılan “Eylem Çağrısı: Gazze'ye Acil İnsani Müdahale” konulu Ölüdeniz Konferansı'na katılan ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken (ortada) sağında Arap Birliği Genel Sekreteri Ahmed Ebu Gayt ile, 11 Haziran 2024 (AFP)

Gazze Şeridi’ndeki savaşın büyük resmi böyle, ancak uluslararası ve bölgesel ittifakların karmaşıklığı ve çakışmaları çerçevesinde, uluslararası ve bölgesel safların daha açık dizildiği Soğuk Savaş dönemindeki durumun aksine, bugün bölgedeki ve dünyadaki tüm ülkeler ilişkilerini ve ittifaklarını mümkün olduğunca genişletmeye çalışıyor. Bu ise bölgedeki uluslararası rekabetin, özellikle de günümüzün iki büyük kutbu olan ABD ve Çin arasındaki rekabetin ek bir nedeni haline geliyor. Hem ABD hem de Çin, İsrail'den Körfez ülkelerine ve İran'a kadar bölgedeki diğer ülkelerle ilişkilere sahip. Dolayısıyla Gazze’deki savaştan nasıl çıkılacağı ve ‘ertesi günü’ belirsizliğini korurken, Ortadoğu’da bu savaşın ortaya çıkardığı yeni bir soğuk savaş biçimiyle karşı karşıya olabiliriz.

Fakat savaşı çevreleyen bu uluslararası sahne tek başına savaşın gelişimini ve geleceğini açıklamaya yetmiyor. Zira yerel aktörlerin, Hamas ve İsrail'in, özellikle de Sinvar ve Netanyahu'nun hesapları, çatışmanın geleceği üzerinde çok etkili ve hatta belirleyici. İran’ın Dini Lideri Ali Hamaney'in geçtiğimiz günlerde Hamas Hareketi’ne Biden'ın teklifini kabul etmemesi yönünde yaptığı dolaylı çağrıdan da anlaşılacağı üzere, İran'ın Hamas'ın önemli bir destekçisi olarak savaştaki varlığı, hatta onun tercihlerini yönlendirmesi göz ardı edilemez. Tüm bu aktörlerin, Gazze Şeridi'ndeki savaşta yaşanan gelişmelerin de kanıtladığı üzere, başta bölgedeki başlıca uluslararası aktör olan ABD olmak üzere, savaştaki başlıca ülkelerin çıkarlarını ve tedbirlerini dikkate aldıklarına hiç şüphe yok.

Gazze’deki savaş da dahil olmak üzere bölgedeki olayların çoğu, ABD’nin bölgedeki yeni mühendisliğinin bir parçası olarak, ABD-Suudi Arabistan anlaşması etrafında dönüyor.

Nihayetinde ister müttefikleri ister muhalifleri tarafından olsun, tüm yerel, bölgesel ve uluslararası hesaplar ABD ve onun yakın ve uzak hedefleri etrafında dönüyor. Hamas, İran ve Hizbullah, İsrail ile ABD arasındaki anlaşmazlıkların ve bu anlaşmazlıkların merkezinde yer alan ABD’nin bölgedeki önceliklerinin üzerine bahis oynuyorlar. Biden yönetimi, ABD'nin Doğu Avrupa, Pasifik ya da Çin Denizi gibi önemli uluslararası çatışma bölgelerine yeniden odaklanmasıyla ilgili jeopolitik nedenlerinin yanı sıra Gazze’deki savaşta İsrail'i desteklediği ve gönderdiği çok sayıda silahla on binlerce Filistinli sivilin ölümüne neden olduğu için seçimlerde ABD’lilerin kendisine yönelik tepkisini hafifletmek gibi sebeplerden ötürü üç aşamalı ateşkes anlaşmasının imzalanması için acele ediyor.

xscdvfbg
İsrailli rehinelerin aileleri, Blinken’ın Tel Aviv ziyaretine denk gelecek şekilde, rehinelerin derhal serbest bırakılması talebiyle protesto gösterisi düzenledi 11 Haziran 2024 (Reuters)

Öte yandan Gazze'deki ateşkes, Washington ile Riyad arasında bir savunma anlaşmasından oluşan ve Washington'ın İsrail'i Suudi Arabistan ile normalleşme anlaşması yoluyla bölgeye daha fazla entegre etme çabaları çerçevesinde Tel Aviv'in de katılabileceği, ancak Tel Aviv'in Riyad'ın talep ettiği gibi iki devletli bir çözüm ile ilgili somut adımlar atmasına bağlı olan, ABD himayesinde ‘bölgesel bir yapı’ inşa etmeye doğru ilerliyor. Dolayısıyla, Gazze’deki savaş da dahil olmak üzere bölgedeki olayların çoğu, ABD’nin bölgedeki yeni mühendisliğinin bir parçası olarak ABD-Suudi Arabistan anlaşması etrafında dönüyor. Bu sebeple, İran’ın Dini Lideri Ali Hamaney’in kısa süre önce Aksa Tufanı Operasyonu’nu, bölgedeki denklemleri değiştirmeye yönelik bir Amerikan projesini engellediğini söyleyerek övmesi kimseyi şaşırtmadı.

Hamas Hareketi’nin Gazze’deki lideri Yahya Sinvar'ın özellikle de esir kartını elinde tuttuğu sürece, elinde kalanlarla savaşmaya devam etme isteğine ilişkin kendi hesaplarıyla kesiştiğinde İran'dan gelen sinyalleri aldığına şüphe yok. İşte şimdi Washington ona ABD vatandaşı olan rehineler için arada İsrail olmadan müzakere etme teklifinde bulunuyor. Sinvar’ın sadece iki seçeneği var. Ya İsrail, uluslararası tarafların garantörlüğünde kalıcı bir ateşkesi kabul edecek ya da savaşmaya devam edecek. Şimdiye kadar bu iki seçenek dışında üçüncü bir seçeneği kabul etmeye istekli görünmedi. Sinvar'ın tutumunun, özellikle Hamas’ın Doha'daki lider kadrosuna uygulanan baskı çerçevesinde bir bütün olarak Hamas'ın tutumu olup olmadığı da tartışmalı bir konu. Ancak İran Hamas'ın ana şemsiyesi olmaya devam ediyor. Bu da Hamas'ın genel tutumunu anlamada önemli bir unsur.

Netanyahu'nun siyasi ve şahsi hesapları, Washington ile ilişkilerinin sınırları ve koşulları da dahil olmak üzere savaştaki seçeneklerini belirlemede önemli rol oynuyor.

İsrail'e ve özellikle Netanyahu'ya gelince; Netanyahu, iki devletli bir çözümü kabul etmeye hazır değil. Çünkü böyle bir durum onu hükümetinin düşmesi ve aşırı sağın yeri doldurulamaz desteğini kaybetmesi tehdidiyle karşı karşıya bırakacaktır. Yani ya hem Filistinlilerle savaşı hem de İsrail içindeki siyasi çatışmayı kazanarak ikisi de kazanacak ya da ikisini birden kaybedecek. Tecrübeli bir siyasetçi olan Netanyahu, İsrail'deki siyasi ve demografik geleceğin özellikle savaş sonrasında aşırı sağcı eğilimlerden yana olduğunu çok iyi biliyor. Bu nedenle önceliklerinin, görev süresi sona ermekte olan Biden yönetimiyle ilişkileri pahasına da olsa aşırı sağcı akımların kendisine olan desteğini sürdürmek olması gerektiğini bilen Bibi (Netanyahu), İsrail sağının değirmenine su taşıyan Donald Trump'ın seçimleri kazanması üzerine de bahis oynuyor olabilir. Nihayetinde Netanyahu'nun siyasi ve şahsi hesapları, Washington'la ilişkinin sınırları ve koşulları da dahil olmak üzere savaştaki seçeneklerini belirlemede önemli rol oynuyor. İsrail sağının anlatısı, Biden'ın İsrail'e yardım etmek yerine, onu bölgeye yönelik projesinin bir parçası olarak kullandığı yönünde ve bu da elbette Netanyahu ve danışmanları tarafından çok iyi biliniyor.

Tüm bu üst üste binen uluslararası, bölgesel ve yerel sahneler açısından Gazze’deki savaştan çıkış yolunu hayal etmek daha da zorlaşıyor. O halde bölge uzun bir ‘yıpratma savaşına’ mı hazırlanmalı? Nihayetinde böyle bir savaşın bedelini öncelikle Filistinli siviller, ikinci olarak da Lübnan'da, Suriye'de, hatta biraz daha uzaktaki Irak'ta olsun, uzun savaşlara alışkın olan ‘Bereketli Hilalin’ halkları ödeyecek.



İran, bölgesel uzantılarını kullanıyor ve müzakere yolundan uzaklaşıyor

Tahran’da bir binaya asılan devasa propaganda afişinde, ABD Başkanı Donald Trump ile İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun resimleri yer alıyor ve afişin üzerinde “İran halkının intikam denizinde boğulacaksın” yazıyor. (EPA)
Tahran’da bir binaya asılan devasa propaganda afişinde, ABD Başkanı Donald Trump ile İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun resimleri yer alıyor ve afişin üzerinde “İran halkının intikam denizinde boğulacaksın” yazıyor. (EPA)
TT

İran, bölgesel uzantılarını kullanıyor ve müzakere yolundan uzaklaşıyor

Tahran’da bir binaya asılan devasa propaganda afişinde, ABD Başkanı Donald Trump ile İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun resimleri yer alıyor ve afişin üzerinde “İran halkının intikam denizinde boğulacaksın” yazıyor. (EPA)
Tahran’da bir binaya asılan devasa propaganda afişinde, ABD Başkanı Donald Trump ile İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun resimleri yer alıyor ve afişin üzerinde “İran halkının intikam denizinde boğulacaksın” yazıyor. (EPA)

İran, ABD ile yaşadığı gerilimde bölgedeki vekil güçlerini harekete geçirebileceği mesajını verdi. Tahran yönetimi, haziran ayında imzalanan mutabakat zaptı kapsamındaki tüm taahhütlerini askıya aldığını açıklayarak, yalnızca birkaç hafta süren diplomatik süreci fiilen sona erdirdi.

Devrim Muhafızları Ordusu’na (DMO) bağlı Kudüs Gücü Komutanı İsmail Kaani dün yayımladığı açıklamada, ‘direniş cephelerinin’ komutan ve mensuplarının, liderleri Mücteba Hamaney’in önderliğinde faaliyetlerini sürdürdüğünü duyurdu.

Bu açıklama, bir gün önce İran Dini Lideri Mücteba Hamaney’e atfedilen yazılı mesajın yayımlanmasının ardından geldi. Söz konusu mesajda, İran ile ‘direniş cephesinin’ ABD’ye ‘unutulmayacak dersler’ verebilecek güce sahip olduğu ifade edildi.

Tahran, ‘direniş cephesi’ ifadesini Irak, Lübnan ve Yemen’deki müttefik silahlı grupları kapsayacak şekilde, bölgede kendisine yakın grupları tanımlamak için kullanıyor.

Hamaney’in açıklaması, geçtiğimiz haziran ayında başlatılan müzakere sürecinin çökmesinin ardından İran’ın bölgesel müttefiklerini devreye sokabileceğine işaret ediyor.

ABD Başkanı Donald Trump ile İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, 17 Haziran’da mutabakat zaptını imzalamıştı. Taraflar, ateşkesi kalıcı hale getirmeyi ve 60 gün içinde nihai bir anlaşmaya varmayı hedefliyordu.

Ancak Hürmüz Boğazı, deniz ulaşım güzergâhları, deniz ablukası, mali düzenlemeler ve güvenlik garantilerine ilişkin anlaşmazlıklar, mutabakatın kalıcı bir anlaşmaya dönüşmesini engelledi.

GTHY
Ben Gurion Havalimanı’nda sıralanan ABD Hava Kuvvetleri’ne ait yakıt ikmal uçakları, 19 Temmuz 2026 (Reuters)

İran Dışişleri Bakan Yardımcısı Kazım Garibabadi, ülkesinin mutabakat zaptı kapsamındaki tüm yükümlülüklerini durdurduğunu ve anlaşmanın hiçbir maddesini artık uygulamadığını açıkladı.

Garibabadi, mutabakatı ilk ihlal eden tarafın ABD olduğunu savunarak, İran’ın önceliğinin artık Washington’ın baskılarına karşı koymak olduğunu söyledi.

İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü İsmail Bekayi de daha önce yaptığı açıklamada, Washington mutabakata bağlı kalmadığı sürece Tahran’ın da anlaşmaya uymayacağını ifade etmişti.

ABD ise mutabakattan resmen çekildiğini duyurmadı. Ancak Başkan Donald Trump ateşkesin sona erdiğini açıklarken, Washington yönetimi o tarihten bu yana söz konusu mutabakatı, İran’ın ihlal ettiği ve siyasi zeminini kaybetmiş bir anlaşma olarak değerlendiriyor.

Tahran, Washington’ı ekonomik ve mali taahhütlerinden geri adım atmakla ve mutabakatta öngörülen anlaşmazlık çözüm mekanizmasını işletmemekle suçluyor.

Buna karşılık ABD, İran’ı mutabakatı deniz trafiğine kısıtlamalar getirmek ve Hürmüz Boğazı’nın yönetimindeki rolünü pekiştirmek amacıyla kullanmaya çalışmakla itham ediyor.

Farklı şartlarda bir mutabakat

Hürmüz Boğazı’nın yönetimine ilişkin anlaşmazlık ve ticari gemilerin İran saldırılarına maruz kalması, ABD’nin İran’a yönelik hava saldırılarını yeniden başlatmasının başlıca nedenleri arasında gösterildi.

Garibabadi, Tahran’ın, Umman kara sularına giden ve buradan gelen gemiler için önerilen güney güzergâhını kendi onayı olmadan kabul etmeyeceğini belirterek, ülkesinin su yolundaki egemenliğini ‘her ne pahasına olursa olsun’ koruyacağını söyledi.

Garibabadi ayrıca, Hürmüz Boğazı’nın tamamındaki mayın temizleme sorumluluğunun İran’a ait olduğunu ifade etti.

Söz konusu öneri, gemilerin Tahran’ın boğaz geçişi için oluşturduğu düzenlemelerden bağımsız olarak, Umman kıyılarına yakın bir rotayı kullanmasını öngörüyordu. Ancak İran, bu girişimi kendi rolünü devre dışı bırakmaya ve deniz trafiği üzerindeki nüfuzunu azaltmaya yönelik bir adım olarak değerlendirdi. Garibabadi, Umman’a giden ve Umman’dan gelen gemiler için önerilen güzergâhın İran tarafından kabul edilmediğini vurguladı.

Garibabadi, Tahran’ın mutabakat zaptı kapsamında Washington ile yeni bir görüşme gerçekleştirmediğini ve müzakerelerin yeniden başlatılması için herhangi bir girişimde bulunmayacağını da sözlerine ekledi.

DCFRGTHY
Tahran’da ABD karşıtı bir duvar resminin önünden geçen İranlılar, 19 Temmuz 2026 (AFP)

Tahran yönetimi, yeni bir müzakere sürecine girme ihtimalini ise açık şekilde dışlamadı. İran Dini Lideri’nin askeri danışmanı ve eski DMO Komutanı Muhsin Rızai, bundan sonraki olası görüşmeler için yeni bir mutabakat zaptının hazırlanması gerektiğini, çünkü koşulların değiştiğini ve haziran ayında varılan uzlaşmaya dönmenin artık mümkün olmadığını söyledi.

Rızai, Tahran açısından gündemdeki konuların artık yalnızca mutabakat kapsamındaki yükümlülüklerle sınırlı olmadığını belirterek, savaşın yol açtığı zararların tazmini ile ‘intikam’ olarak nitelediği başlıkların da müzakere gündemine eklendiğini ifade etti.

ABD’nin anlaşmayı uygulama niyetinde olmadığını öne süren Rızai, Washington’ın baskı ile müzakereyi eş zamanlı yürüterek İran’dan ilave tavizler koparmayı hedeflediğini savundu.

Rızai, İran’a 12 milyar dolar sağlanmasına yönelik haftalar süren görüşmelerin, Tahran’ın söz konusu kaynağı fiilen kullanmasını engelleyen kısıtlamalar nedeniyle sonuçsuz kaldığını iddia etti.

Yaklaşık 20 saat süren İslamabad görüşmelerinin tamamen nükleer dosyaya odaklandığını belirten Rızai, bundan sonraki müzakerelerin farklı bir mutabakat zaptı temelinde yürütülmesi gerektiğini söyledi. Rızai, değişen koşullar nedeniyle tazminat ve ‘intikam’ konularının artık İran’ın resmi tutumunun bir parçası haline geldiğini dile getirdi.

Rızai ayrıca, ‘savaş ve müzakereyi birlikte yürütme’ politikasının sona erdiğini belirterek, Tahran’ın olası yeni görüşmelere dönüşün maliyetini artırmayı ve bunu yeni güvence mekanizmalarına bağlamayı hedeflediği mesajını verdi.

 

Rızai, ABD’nin saldırılarını iki ya da üç gün daha sürdürmesi halinde İran’ın sınırlı karşılıklardan çıkarak ‘taarruz ve tam yıkım’ aşamasına geçeceğini öne sürdü. İran’ın şimdiye kadar tüm askeri kapasitesini kullanmadığını savunan Rızai, ABD operasyonlarının sürmesi durumunda kara kuvvetleri ve diğer askeri unsurların da devreye sokulabileceğini söyledi.

Rızai, İran’ın bir gün içinde bin füze ve iki bin insansız hava aracı (İHA) fırlatma kapasitesine sahip olduğunu iddia etti. Ancak bu kapasitenin kullanımının operasyonel değerlendirmelere ve komutanlığın belirleyeceği takvime bağlı olduğunu, bunun da ‘nihai darbe’ olarak nitelendirdiği saldırının zamanlamasıyla ilgili olduğunu ifade etti.

ABD’nin geniş çaplı füze ve İHA saldırılarına hazırlıklı olması gerektiğini söyleyen Rızai, olası bir kara harekâtının önceki operasyonlardan daha sert bir karşılıkla karşılaşacağı uyarısında bulundu.

Rızai ayrıca, Washington’ın deniz ablukasının yanı sıra Hark Adası’nı veya nükleer tesisleri hedef almak ya da gelecekteki müzakerelerde baskı unsuru olarak kullanmak amacıyla İran topraklarının bir bölümünü işgal etmek gibi seçenekleri de değerlendirdiğini öne sürdü.

ABD’nin Hürmüz Boğazı’nın yönetiminde söz sahibi olmayı ve dünyanın en önemli enerji geçiş noktalarından biri üzerinde kontrol sağlamayı amaçladığını savunan Rızai, İran’ın yanı sıra Rusya, Çin ve bazı Avrupa ülkelerinin de buna izin vermeyeceğini iddia etti.

Rızai, Washington’ın başlangıçtaki hedefinin İran’ı işgal etmek, mevcut yönetimi devirmek ve ülkeyi Ahvaz’dan Buşehr ve Bender Abbas’a uzanan petrol bölgesini de kapsayacak şekilde beş ayrı bölgeye ayırmak olduğunu ileri sürdü. Ancak ABD’nin, bu hedeflere kısa sürede ulaşmanın mümkün olmadığını görmesi üzerine stratejisini değiştirdiğini öne sürdü.

Yeni liderlik için bir sınav

Mutabakat zaptının çökmesi, İran yönetimi içinde anlaşmanın kabul edilmesine ilişkin sorumluluk konusunda görüş ayrılıklarını da ortaya çıkardı. Anlaşmanın imzalanmasından birkaç gün sonra yazılı bir mesaj yayımlayan Mücteba Hamaney, mutabakata ilişkin ‘farklı bir görüşe’ sahip olduğunu belirterek, anlaşmanın kabul edilmesine ilişkin sorumluluğun Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan ile Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi üyelerine ait olduğunu ifade etti.

Bu açıklamayla Hamaney, mutabakatı en başından itibaren tam anlamıyla sahiplenmekten kaçınmış oldu. ABD saldırılarının yeniden başlaması ve İslamabad mutabakatının çökmesiyle birlikte, özellikle yeni Dini Lider’in siyasi arenada görünür olmaması nedeniyle DMO’nun nüfuzu ve karar alma süreçlerindeki etkisi yeniden gündeme geldi.

Öte yandan, Washington ile varılan mutabakat nedeniyle Pezeşkiyan hükümetinin, İran’daki muhafazakâr ve sertlik yanlısı çevrelerden yeni bir eleştiri dalgasıyla karşı karşıya kalması bekleniyor.

DEFRGTY67U
Tahran’da, “Ölmeye hazır olun” yazan ABD karşıtı bir afişin önünden geçen İranlı bir kadın (AFP)

Hamaney, son mesajında söz konusu eleştirileri ‘değerli bir sermaye’ olarak nitelendirdi. Ancak bu eleştirilerin ülke içindeki birlik ve bütünlüğü zedeleyecek bir ayrışmaya dönüşmemesi gerektiği uyarısında bulundu.

Başta Çin, Pakistan ve Katar olmak üzere arabulucu ülkeler ise müzakerelerin yeniden başlatılması ve tarafların gerilimi düşürmesi yönündeki çağrılarını sürdürüyor.

Buna karşın, yeni bir görüşme turunun ne zaman başlayacağına ilişkin herhangi bir işaret ortaya çıkmış değil. Taraflardan hiçbiri de haziran ayında imzalanan mutabakat zaptına yeniden dönmeye hazır olduğuna dair bir açıklama yapmadı.

İran, ABD’nin mutabakatı baskıyı sürdürmek ve Tahran’dan daha fazla taviz koparmak amacıyla kullandığını savunurken, Washington ise İran’ın anlaşmayı deniz trafiği üzerindeki denetim rolünün tanınmasını sağlamak için kullanmaya çalıştığı görüşünü dile getiriyor.