Gazze’deki savaş ve dünya savaşlarının yıl dönümü

Gazze Savaşı ve uluslararası krizlerin çağrışımları

Gazze Şeridi'nin güneyindeki Han Yunus'ta yıkılmış binaların yanındaki dar bir sokakta yürüyen Filistinliler, 11 Haziran 2024 (AFP)
Gazze Şeridi'nin güneyindeki Han Yunus'ta yıkılmış binaların yanındaki dar bir sokakta yürüyen Filistinliler, 11 Haziran 2024 (AFP)
TT

Gazze’deki savaş ve dünya savaşlarının yıl dönümü

Gazze Şeridi'nin güneyindeki Han Yunus'ta yıkılmış binaların yanındaki dar bir sokakta yürüyen Filistinliler, 11 Haziran 2024 (AFP)
Gazze Şeridi'nin güneyindeki Han Yunus'ta yıkılmış binaların yanındaki dar bir sokakta yürüyen Filistinliler, 11 Haziran 2024 (AFP)

Elie el Kaşif

ABD Başkanı Joe Biden’ın Gazze için ateşkes teklifi, muhtemelen Ramazan ayı arifesinde ateşkes ve esir takası anlaşması amacıyla yapılan, ancak tökezleyip başarısızlıkla sonuçlanan müzakerelerle aynı kaderi paylaşacak gibi görünüyor. ABD yönetiminin ister doğrudan İsrail'e ister Arap ülkeleri aracılığıyla Hamas’a olmak üzere savaşan taraflara yönelik tüm baskılarına rağmen, kendisi de bunu öngörmeye ve işaret etmeye başladı. ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken savaşın başlamasından bu yana bölgeye gerçekleştirdiği sekizinci ziyarette bunu yapmaya çalışsa da şimdiye kadar pek başarılı olamadı.

Ne zaman savaşın müzakereler yoluyla durdurulabileceğine dair bir umut doğsa, bu müzakerelerin başarısızlıkla sonuçlanacağına dair kötümser bir rüzgâr esmeye başlıyor. Eğer müzakere girişimi bu kez de başarısız olursa, karamsarlık geçen seferkinden daha da yoğun olacak. Teklif, gerek müzakerelerin başarısız olması ve İsrail ile Hamas'ın Biden'ın teklifine yanıt vermemesi bakımından, gerek savaşın doğrudan tarafları olan Hamas ve İsrail'in, özellikle de Binyamin Netanyahu ve Yahya Sinvar'ın hesapları bakımından gerekse özellikle önümüzdeki kasım ayında yapılması planlanan ABD seçimlerinin arifesinde bölgesel ve uluslararası sahnedeki kaos bakımından İsrail'in Gazze Şeridi'ne yönelik savaşının en karmaşık hale geldiği zor bir zamanda ortaya atıldı. Bu da haftalardır hatta aylardır konuşulan Hamas ve İsrail arasındaki yıpratma savaşının aslında bölgesel ve uluslararası bir çatışmanın yansıması olup olmadığı, yani bölgesel ve uluslararası tarafların kendi hesapları için mi bu çatışmayı derinleştirmeye çalıştıkları ya da söz konusu uluslararası tarafların başında gelen ABD’yi bu savaşta boğmak, dikkatini dağıtmak ve çözümsüzlüğe itmeye mi çalışıldığı gibi önemli bir soruyu gündeme getiriyor.

Aslında, Rusya-Ukrayna savaşıyla ilgili sahada ve siyaset sahnesinde yaşanan gerilim, Doğu Avrupa'daki gelişmeleri Filistin topraklarındaki çatışmayla ilişkilendirmeye giderek daha fazla itiyor. Çünkü ABD ve Batı ülkelerinin her iki bölgede de var olması, rakiplerinin bu savaşlara katılmaları için net bir davet anlamına geliyor. Eğer Rusya Avrupa'daki savaşın tarafı ise Gazze’deki savaşta rolü ne olacak? Ya da Hizbullah ve İsrail arasındaki cephede nasıl bir rol üstlenecek? Aksa Tufanı Operasyonu'na ilişkin bazı geç okumalar, Moskova'nın bu operasyona yakından ya da uzaktan müdahil olmuş olma ihtimalini sorgulasa da elbette net cevaplara ulaşamadı. Şu sıralar sorular, Rusya'nın Ukrayna savaşındaki hesapları ya da başta Çin olmak üzere diğer ülkeler arasında yeni bir uluslararası düzen inşa etme girişimleri bağlamında, savaşı uzatma ve ABD'yi bu savaşla meşgul etme konusundaki çıkarları üzerinde yoğunlaşıyor. Dolayısıyla, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin'in Gazze’deki savaşın patlak vermesinin bir nedeni olarak gördüğü ABD’nin Ortadoğu'daki başarısızlığı, ABD liderliğindeki liberal uluslararası düzenin parçalanmasına yol açıyor.

Gazze’deki savaştan nasıl çıkılacağı ve ‘ertesi günü’ belirsizliğini korurken Ortadoğu’da bu savaşın ortaya çıkardığı yeni bir soğuk savaş biçimiyle karşı karşıya olabiliriz.

Ancak Rusya ile ilgili soruların sorulması, kaçınılmaz olarak Çin ile ilgili sorular da sorulması anlamına geliyor. Pekin, Moskova’nın aksine çatışmaya doğrudan müdahil olmasına dair herhangi bir sinyal vermiyor. Putin geçtiğimiz hafta, Batılı ülkelerin Ukrayna’yı silahlandırmasına ve Rusya'ya saldırmasına izin vermesine karşılık, Moskova'nın dünyanın dört bir yanındaki ABD karşıtı grupları desteklemeye hazır olduğunu söylemişti. Bu da İran ile silah anlaşmaları yapmaya ya da bölgedeki İran yanlısı grupları doğrudan ya da Tahran üzerinden silahlandırmaya hazır olduğu şeklinde yorumlandı. Hizbullah'a yakın çevreler Moskova ile ilişkilerinin şu an her zamankinden daha güçlü olduğundan bahsediyor. Peki, bu Rusya'nın Hizbullah'a silah ya da teknoloji sağladığı anlamına mı geliyor? Her halükârda özellikle Ukrayna ve genel olarak Avrupa kıtasının güvenliği konusunda ABD ve Batı ülkeleri ile derinleşen çatışması çerçevesinde, Rusya'nın Gazze’deki savaşa müdahil olmuş olabileceğinden endişe duymak gerekiyor.

Son yıllarda İsrail, Körfez Arap ülkeleri ve İran'la birlikte bölgedeki varlığının kapsamını genişleten Çin ise Filistin'deki bölünmüşlüğün tarafları olan Fetih Hareketi (El Fetih) ve Hamas Hareketi arasında uzlaşı sağlayama çalışarak ve Filistinliler ile İsrail arasındaki çatışmayı çözmek için uluslararası konferans çağrısında bulunarak, savaşa diplomatik bir pencereden bakıyor.

svdfbgnh
Ürdün'ün ev sahipliğinde yapılan “Eylem Çağrısı: Gazze'ye Acil İnsani Müdahale” konulu Ölüdeniz Konferansı'na katılan ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken (ortada) sağında Arap Birliği Genel Sekreteri Ahmed Ebu Gayt ile, 11 Haziran 2024 (AFP)

Gazze Şeridi’ndeki savaşın büyük resmi böyle, ancak uluslararası ve bölgesel ittifakların karmaşıklığı ve çakışmaları çerçevesinde, uluslararası ve bölgesel safların daha açık dizildiği Soğuk Savaş dönemindeki durumun aksine, bugün bölgedeki ve dünyadaki tüm ülkeler ilişkilerini ve ittifaklarını mümkün olduğunca genişletmeye çalışıyor. Bu ise bölgedeki uluslararası rekabetin, özellikle de günümüzün iki büyük kutbu olan ABD ve Çin arasındaki rekabetin ek bir nedeni haline geliyor. Hem ABD hem de Çin, İsrail'den Körfez ülkelerine ve İran'a kadar bölgedeki diğer ülkelerle ilişkilere sahip. Dolayısıyla Gazze’deki savaştan nasıl çıkılacağı ve ‘ertesi günü’ belirsizliğini korurken, Ortadoğu’da bu savaşın ortaya çıkardığı yeni bir soğuk savaş biçimiyle karşı karşıya olabiliriz.

Fakat savaşı çevreleyen bu uluslararası sahne tek başına savaşın gelişimini ve geleceğini açıklamaya yetmiyor. Zira yerel aktörlerin, Hamas ve İsrail'in, özellikle de Sinvar ve Netanyahu'nun hesapları, çatışmanın geleceği üzerinde çok etkili ve hatta belirleyici. İran’ın Dini Lideri Ali Hamaney'in geçtiğimiz günlerde Hamas Hareketi’ne Biden'ın teklifini kabul etmemesi yönünde yaptığı dolaylı çağrıdan da anlaşılacağı üzere, İran'ın Hamas'ın önemli bir destekçisi olarak savaştaki varlığı, hatta onun tercihlerini yönlendirmesi göz ardı edilemez. Tüm bu aktörlerin, Gazze Şeridi'ndeki savaşta yaşanan gelişmelerin de kanıtladığı üzere, başta bölgedeki başlıca uluslararası aktör olan ABD olmak üzere, savaştaki başlıca ülkelerin çıkarlarını ve tedbirlerini dikkate aldıklarına hiç şüphe yok.

Gazze’deki savaş da dahil olmak üzere bölgedeki olayların çoğu, ABD’nin bölgedeki yeni mühendisliğinin bir parçası olarak, ABD-Suudi Arabistan anlaşması etrafında dönüyor.

Nihayetinde ister müttefikleri ister muhalifleri tarafından olsun, tüm yerel, bölgesel ve uluslararası hesaplar ABD ve onun yakın ve uzak hedefleri etrafında dönüyor. Hamas, İran ve Hizbullah, İsrail ile ABD arasındaki anlaşmazlıkların ve bu anlaşmazlıkların merkezinde yer alan ABD’nin bölgedeki önceliklerinin üzerine bahis oynuyorlar. Biden yönetimi, ABD'nin Doğu Avrupa, Pasifik ya da Çin Denizi gibi önemli uluslararası çatışma bölgelerine yeniden odaklanmasıyla ilgili jeopolitik nedenlerinin yanı sıra Gazze’deki savaşta İsrail'i desteklediği ve gönderdiği çok sayıda silahla on binlerce Filistinli sivilin ölümüne neden olduğu için seçimlerde ABD’lilerin kendisine yönelik tepkisini hafifletmek gibi sebeplerden ötürü üç aşamalı ateşkes anlaşmasının imzalanması için acele ediyor.

xscdvfbg
İsrailli rehinelerin aileleri, Blinken’ın Tel Aviv ziyaretine denk gelecek şekilde, rehinelerin derhal serbest bırakılması talebiyle protesto gösterisi düzenledi 11 Haziran 2024 (Reuters)

Öte yandan Gazze'deki ateşkes, Washington ile Riyad arasında bir savunma anlaşmasından oluşan ve Washington'ın İsrail'i Suudi Arabistan ile normalleşme anlaşması yoluyla bölgeye daha fazla entegre etme çabaları çerçevesinde Tel Aviv'in de katılabileceği, ancak Tel Aviv'in Riyad'ın talep ettiği gibi iki devletli bir çözüm ile ilgili somut adımlar atmasına bağlı olan, ABD himayesinde ‘bölgesel bir yapı’ inşa etmeye doğru ilerliyor. Dolayısıyla, Gazze’deki savaş da dahil olmak üzere bölgedeki olayların çoğu, ABD’nin bölgedeki yeni mühendisliğinin bir parçası olarak ABD-Suudi Arabistan anlaşması etrafında dönüyor. Bu sebeple, İran’ın Dini Lideri Ali Hamaney’in kısa süre önce Aksa Tufanı Operasyonu’nu, bölgedeki denklemleri değiştirmeye yönelik bir Amerikan projesini engellediğini söyleyerek övmesi kimseyi şaşırtmadı.

Hamas Hareketi’nin Gazze’deki lideri Yahya Sinvar'ın özellikle de esir kartını elinde tuttuğu sürece, elinde kalanlarla savaşmaya devam etme isteğine ilişkin kendi hesaplarıyla kesiştiğinde İran'dan gelen sinyalleri aldığına şüphe yok. İşte şimdi Washington ona ABD vatandaşı olan rehineler için arada İsrail olmadan müzakere etme teklifinde bulunuyor. Sinvar’ın sadece iki seçeneği var. Ya İsrail, uluslararası tarafların garantörlüğünde kalıcı bir ateşkesi kabul edecek ya da savaşmaya devam edecek. Şimdiye kadar bu iki seçenek dışında üçüncü bir seçeneği kabul etmeye istekli görünmedi. Sinvar'ın tutumunun, özellikle Hamas’ın Doha'daki lider kadrosuna uygulanan baskı çerçevesinde bir bütün olarak Hamas'ın tutumu olup olmadığı da tartışmalı bir konu. Ancak İran Hamas'ın ana şemsiyesi olmaya devam ediyor. Bu da Hamas'ın genel tutumunu anlamada önemli bir unsur.

Netanyahu'nun siyasi ve şahsi hesapları, Washington ile ilişkilerinin sınırları ve koşulları da dahil olmak üzere savaştaki seçeneklerini belirlemede önemli rol oynuyor.

İsrail'e ve özellikle Netanyahu'ya gelince; Netanyahu, iki devletli bir çözümü kabul etmeye hazır değil. Çünkü böyle bir durum onu hükümetinin düşmesi ve aşırı sağın yeri doldurulamaz desteğini kaybetmesi tehdidiyle karşı karşıya bırakacaktır. Yani ya hem Filistinlilerle savaşı hem de İsrail içindeki siyasi çatışmayı kazanarak ikisi de kazanacak ya da ikisini birden kaybedecek. Tecrübeli bir siyasetçi olan Netanyahu, İsrail'deki siyasi ve demografik geleceğin özellikle savaş sonrasında aşırı sağcı eğilimlerden yana olduğunu çok iyi biliyor. Bu nedenle önceliklerinin, görev süresi sona ermekte olan Biden yönetimiyle ilişkileri pahasına da olsa aşırı sağcı akımların kendisine olan desteğini sürdürmek olması gerektiğini bilen Bibi (Netanyahu), İsrail sağının değirmenine su taşıyan Donald Trump'ın seçimleri kazanması üzerine de bahis oynuyor olabilir. Nihayetinde Netanyahu'nun siyasi ve şahsi hesapları, Washington'la ilişkinin sınırları ve koşulları da dahil olmak üzere savaştaki seçeneklerini belirlemede önemli rol oynuyor. İsrail sağının anlatısı, Biden'ın İsrail'e yardım etmek yerine, onu bölgeye yönelik projesinin bir parçası olarak kullandığı yönünde ve bu da elbette Netanyahu ve danışmanları tarafından çok iyi biliniyor.

Tüm bu üst üste binen uluslararası, bölgesel ve yerel sahneler açısından Gazze’deki savaştan çıkış yolunu hayal etmek daha da zorlaşıyor. O halde bölge uzun bir ‘yıpratma savaşına’ mı hazırlanmalı? Nihayetinde böyle bir savaşın bedelini öncelikle Filistinli siviller, ikinci olarak da Lübnan'da, Suriye'de, hatta biraz daha uzaktaki Irak'ta olsun, uzun savaşlara alışkın olan ‘Bereketli Hilalin’ halkları ödeyecek.



Söylentilerin ardından Melania'nın başdanışmanından Natalie Harp ve Trump ilişkisine ilişkin açıklama

ABD'nin First Lady'si Melania Trump (Reuters)
ABD'nin First Lady'si Melania Trump (Reuters)
TT

Söylentilerin ardından Melania'nın başdanışmanından Natalie Harp ve Trump ilişkisine ilişkin açıklama

ABD'nin First Lady'si Melania Trump (Reuters)
ABD'nin First Lady'si Melania Trump (Reuters)

ABD Başkanı Donald Trump ile başkanın özel asistanı Natalie Harp arasındaki yakın ilişkinin niteliğine dair son dönemde ortaya atılan spekülasyonların ardından, First Lady Melania Trump'ın üst düzey danışmanlarından biri Harp'ı savunarak, konu hakkındaki gerçek görüşünü açıkladı.

Trump'ın özel asistanı olarak görev yapan Harp'ın adı, son haftalarda siyasi gündemin öne çıkan başlıklarından biri haline geldi. Bunun nedeni, Harp'ın Trump'a ait golf kulüplerinden birindeki soyunma odasında uyuduğu ve başkana yakın kalabilmek için bir SUV'nin bagaj bölümüne çıktığı yönündeki haberler oldu.

Öte yandan, yeniden seçilmeye çalışan Georgia Senatörü Demokrat John Ossoff da Trump hakkında yaptığı alaycı bir yorumla gündeme geldi. Ossoff, geçen ay Atlanta'da bir kalabalığa hitaben yaptığı konuşmada, "Görevin gereklerini yerine getirmek istemiyor; kendi balo salonunu inşa etmek ve Natalie ile seyahat etmek istiyor" dedi.

Independent’te yer alan açıklamalara göre salı günü YouTube'da yayımlanan programın bir bölümünde konuşan Melania Trump'ın kıdemli danışmanı Mark Beckman ise Trump ile Natalie Harp arasındaki ilişkinin uygunsuz veya yasa dışı bir boyutu olduğuna ilişkin söylentileri reddetti.

Program sırasında Beckman'a, ana akım medyanın Natalie Harp hakkındaki «önemsiz haberler ve magazin söylentilerine» sürekli biçimde odaklandığı, Harp'ın ise Trump'ın Beyaz Saray'daki «çalışkan ve sadık» yardımcısı olduğu ve kanser hastalığını atlattığı hatırlatılarak görüşü soruldu.

Beckman, Harp'a kemik kanseri teşhisi konulduğunu söylediğini ve 2019'da ulusal çapta dikkat çektiğini belirtti. Harp, Trump'ın 2018'de imzaladığı ve deneysel tedavilere erişmesine olanak sağlayan bir yasa sayesinde hayatının kurtulduğunu ifade etmişti.

Beckman, medyayı da sert biçimde eleştirerek, liberal medyanın «gülünç» olduğunu savundu. Melania Trump'ın özel ve kişisel yaşamı hakkında hiçbir şey bilmediklerini öne süren Beckman, medyanın First Lady'nin çalışmalarını ve elde ettiği sonuçları haberleştirmek yerine, Trump ailesi hakkında dedikodulara odaklandığını belirtti.

Beckman ayrıca Harp'ın «çalışkan, yetenekli ve son derece zeki» bir kişi olduğunu belirterek, medyanın onu hedef almayı bırakması ve gazetecilik görevine dönmesi gerektiğini ifade etti.

Harp'a yönelik ilgi arttı

Kamuoyunun Harp'a yönelik ilgisi, «Washington Post» gazetesinin geçen ay yayımladığı bir haberin ardından daha da arttı. Habere göre Harp, İran'ın olası suikast tehdidinin bulunduğu bir dönemde, Trump'ın NATO zirvesinden ayrılırken başkanlık uçağından daha küçük bir jete geçişi sırasında onunla birlikte seyahat eden sınırlı sayıdaki kişiden biriydi.

Harp'ın Trump'ın yanından neredeyse hiç ayrılmadığı görülürken, Melania Trump ise eşinin ikinci başkanlık döneminde kamuoyu önünde oldukça sınırlı bir görünürlük sergiledi.


İran’ın ele geçirdiği ABD’ye ait insansız denizaltının tersine mühendisliğini yapması bekleniyor

ABD Merkez Komutanlığı tarafından yayımlanan dün videodan bir kare; geçen 12 Temmuz’da İran’ın güneyinde demirli bir hedefe insansız botla düzenlenen saldırıyı gösteriyor (CENTCOM)
ABD Merkez Komutanlığı tarafından yayımlanan dün videodan bir kare; geçen 12 Temmuz’da İran’ın güneyinde demirli bir hedefe insansız botla düzenlenen saldırıyı gösteriyor (CENTCOM)
TT

İran’ın ele geçirdiği ABD’ye ait insansız denizaltının tersine mühendisliğini yapması bekleniyor

ABD Merkez Komutanlığı tarafından yayımlanan dün videodan bir kare; geçen 12 Temmuz’da İran’ın güneyinde demirli bir hedefe insansız botla düzenlenen saldırıyı gösteriyor (CENTCOM)
ABD Merkez Komutanlığı tarafından yayımlanan dün videodan bir kare; geçen 12 Temmuz’da İran’ın güneyinde demirli bir hedefe insansız botla düzenlenen saldırıyı gösteriyor (CENTCOM)

İran, ABD ordusuna ait insansız bir denizaltının kontrolünü ele geçirdi. Bu durum Tahran’a söz konusu aracı inceleme ve muhtemelen tersine mühendislik uygulama fırsatı verirken, Pentagon ve aracın üreticisi Anduril açısından da bir gerileme anlamına geliyor.

ABD ordusu ve Anduril, insansız aracın İran’ın eline geçmesinin önemini küçümsemeye çalıştı. Söz konusu araç, uzun menzilli gözetleme ve su altındaki diğer görevler için tasarlanan DIVE-LD tipi otonom bir denizaltı. İnsan müdahalesine çok az ihtiyaç duyarak günlerce görev yapabilen yeni nesil askeri insansız sistemlerin bir parçası olan araç, Washington açısından gelişmiş insansız sistemlerin kaybedilmesi ve İran’ın bunların kontrolünü ele geçirmesi konusunda daha önce de ciddi endişelere yol açmıştı.

İran’ın 2011 yılında RQ-170 Sentinel tipi hayalet keşif uçağının kontrolünü ele geçirmesinin ardından dönemin ABD Başkanı Barack Obama, Tahran’dan uçağı iade etmesini kamuoyu önünde talep etmişti. İran daha sonra uçağın tersine mühendisliğini yaptığını açıkladı ve ilerleyen dönemde, tasarımından büyük ölçüde esinlenildiği görülen yerli üretim modellerini tanıttı.

İlerleyen yıllarda ABD ordusu, İran güçlerinin insansız deniz teknolojilerine erişmesini önlemek için hızlı adımlar attı. ABD Donanması’na göre 2022 yılında, İran donanmasına ait bir geminin Körfez’de Saildrone tarafından üretilen insansız bir yüzey aracını çekmeye çalışmasının ardından bir ABD devriye gemisi ve MH-60S Seahawk tipi helikopter bölgeye sevk edildi.

Analistler, İran’ın ele geçirdiği insansız denizaltıdan kesin bir askeri üstünlük elde etmesinin düşük ihtimal olduğunu belirtiyor. Ancak olayın Tahran açısından propaganda bakımından zafer, Washington’un teknolojik üstünlüğünü ortaya koyma çabaları açısından ise utanç verici bir gerileme olduğu değerlendiriliyor.

İran büyükelçiliklerinden ABD’ye alaycı mesajlar

Dünyanın çeşitli ülkelerindeki İran büyükelçilikleri, insansız denizaltının kaybedilmesi nedeniyle ABD ile alay etti. Şarku’l Avsat’ın edindiği bilgiye göre İran’ın Gana Büyükelçiliği, X’te yaptığı paylaşımda denizaltının, “karidesin hapşırmasını bile duyabilen insanların kontrolündeki bir boğazda” ele geçirildiğini öne sürerek bununla övündü.

Büyükelçilik paylaşımında, “Adamlarımız onu bir balıkçı ağındaki plastik şişe gibi yakaladı. Tamamen sağlam... Kumanda çubuğunu tutan kişiye başsağlığı diliyoruz” ifadelerini kullandı.

Washington Yakın Doğu Politikaları Enstitüsü kıdemli araştırmacısı Farzin Nadimi, “İran elbette propaganda kazanımı elde etmek için her fırsatı değerlendirecektir... Bu, Devrim Muhafızları’nın kendi tasarımlarının daha gelişmiş versiyonlarını üretmesine yardımcı olabilir” dedi.

Hudson Enstitüsü Savunma Konseptleri ve Teknolojileri Merkezi Direktörü Bryan Clark ise İran’ın büyük olasılıkla insansız aracın parçalarını sökmeye çalışacağını, ancak yazılımında yerleşik savunma mekanizmalarının bulunduğunu söyledi. İranlı mühendislerin “mekanik sistemlerin tersine mühendisliğini kesinlikle yapabileceğini” belirten Clark, Tahran’ın ele geçirdiği ABD uçakları konusunda sahip olduğu deneyime dikkat çekti.

İran’ın Haydarabad Başkonsolosluğu da X’te, “Tersine mühendislik yapan mühendislerimizin kutuyu açma töreni yarın sabah!” paylaşımını yaptı.

Anduril ile ABD Donanması'nın mesajları arasında farklılık

Olay, Anduril’in açıklamalarıyla ABD Donanması’nın açıklamaları arasında belirgin bir farklılık bulunduğunu ortaya koydu.

Donanma yetkilileri, DIVE-LD’nin eski bir model olduğunu ve arızalandıktan sonra “suda hareketsiz halde” bırakılması üzerine İran güçleri tarafından ele geçirildiğini söyledi.

Anduril ise DIVE-LD’yi günümüzdeki büyük otonom denizaltılar arasında “en güvenilir ve esnek” araç olarak tanıtıyor. Şirket, aracın zorlu koşullarda 10 güne kadar görev yapabildiğini belirtiyor.

Stratejik ve Uluslararası Çalışmalar Merkezi (CSIS) Ortadoğu Programı Direktörü Mona Yacoubian ise olayla ilgili değerlendirmesinde, bunun İran’ın kendi çıkarları doğrultusunda kullanma konusunda büyük ustalık gösterdiği bir konu olduğunu söyledi. Yacoubian, Tahran’ın olayı, bu kez ABD’nin yetersizliğini ve Hürmüz Boğazı üzerindeki kontrolünü sağlayamadığını gösteren bir gelişme olarak sunmaya çalışacağını ifade etti.


Yaptırımları aşmaya yönelik bir mekanizma, Çin mallarının İran’a akışının sürmesini sağladı

Tahran'da, üzerinde ABD karşıtı bir reklam panosu bulunan yaya üst geçidinin yakınındaki caddede ilerleyen araçlar (AFP)
Tahran'da, üzerinde ABD karşıtı bir reklam panosu bulunan yaya üst geçidinin yakınındaki caddede ilerleyen araçlar (AFP)
TT

Yaptırımları aşmaya yönelik bir mekanizma, Çin mallarının İran’a akışının sürmesini sağladı

Tahran'da, üzerinde ABD karşıtı bir reklam panosu bulunan yaya üst geçidinin yakınındaki caddede ilerleyen araçlar (AFP)
Tahran'da, üzerinde ABD karşıtı bir reklam panosu bulunan yaya üst geçidinin yakınındaki caddede ilerleyen araçlar (AFP)

İranlı iki üst düzey kaynak ile konuyla ilgili bilgi sahibi üç kişinin Reuters'a verdiği bilgiye göre İran, petrol satışlarına yönelik yaptırımları aşmak ve aralarında askeri teçhizatın da bulunduğu milyarlarca dolarlık Çin malı satın almak için takasa benzer bir mekanizma kullandı.

Kimliklerinin açıklanmasını istemeyen kaynaklar, İran petrolünün Çin'den ithal edilen ürünlerin finansmanında kullanılmak üzere tahsis edilen kredilerle takas edilmesine dayanan gizli ticaret mekanizmasının, ABD'nin nükleer programı nedeniyle İran üzerindeki ekonomik ve askeri baskısını artırdığı son birkaç yılda Tahran'a önemli finansman kanalı sağladığını belirtti.

Şarku’l Avsatın Reuters'ten aktardığına göre kaynaklar bu mekanizmanın, dünyanın en büyük ham petrol ithalatçısı olan Çin'in İran petrolünü indirimli fiyatlarla satın almaya devam etmesine de imkân sağladığını bildirdi. Aynı zamanda İran'a mal ihraç eden banka ve şirketlerin uluslararası denetim veya yaptırımlara maruz kalmasının da önüne geçilmiş oldu.

Washington'un Çin'e yönelik ekonomik baskıyı artırması, misilleme endişelerini beraberinde getirdi. Ticaret kaynakları, ABD'nin temmuz ortasında İran limanlarına yönelik ablukayı yeniden uygulamaya başlamasından beri Çinli alıcılara sunulan İran ham petrolü miktarının azaldığını ifade etti.

ABD, iki ülke arasındaki savaşı sona erdirmeye yönelik anlaşmanın çökmesinin ardından 13 Temmuz'da İran limanlarına yönelik ablukayı yeniden uygulamaya koydu ve İran bandıralı gemilerin hareketlerine kısıtlamalar getirdi. Washington bu adımla, ülkenin başlıca döviz kaynağı olan petrol gelirlerinden İran'ı mahrum bırakmayı hedefliyor.

ABD Başkanı Donald Trump, diplomatik girişimlerin sonuçsuz kalması ve askeri seçeneklerin azalmasının yanı sıra akaryakıt fiyatlarındaki yükselişin yarattığı iç baskı nedeniyle savaşın sona erdirilmesi yönündeki çağrıların arttığı bir dönemde İran'a karşı benzeri görülmemiş bir “ekonomik savaş” başlatma sözü verdi.

İran Dışişleri Bakanlığı ise ABD yaptırımlarını reddederek, bunları “ekonomik terörizm” ve “insanlığa karşı suç” olarak nitelendirdi. Bakanlık, yaptırımların İranlıların ülkenin bağımsızlığını ve egemenliğini savunma kararlılığını etkilemeyeceğini vurguladı.