Gazze’deki savaş ve dünya savaşlarının yıl dönümü

Gazze Savaşı ve uluslararası krizlerin çağrışımları

Gazze Şeridi'nin güneyindeki Han Yunus'ta yıkılmış binaların yanındaki dar bir sokakta yürüyen Filistinliler, 11 Haziran 2024 (AFP)
Gazze Şeridi'nin güneyindeki Han Yunus'ta yıkılmış binaların yanındaki dar bir sokakta yürüyen Filistinliler, 11 Haziran 2024 (AFP)
TT

Gazze’deki savaş ve dünya savaşlarının yıl dönümü

Gazze Şeridi'nin güneyindeki Han Yunus'ta yıkılmış binaların yanındaki dar bir sokakta yürüyen Filistinliler, 11 Haziran 2024 (AFP)
Gazze Şeridi'nin güneyindeki Han Yunus'ta yıkılmış binaların yanındaki dar bir sokakta yürüyen Filistinliler, 11 Haziran 2024 (AFP)

Elie el Kaşif

ABD Başkanı Joe Biden’ın Gazze için ateşkes teklifi, muhtemelen Ramazan ayı arifesinde ateşkes ve esir takası anlaşması amacıyla yapılan, ancak tökezleyip başarısızlıkla sonuçlanan müzakerelerle aynı kaderi paylaşacak gibi görünüyor. ABD yönetiminin ister doğrudan İsrail'e ister Arap ülkeleri aracılığıyla Hamas’a olmak üzere savaşan taraflara yönelik tüm baskılarına rağmen, kendisi de bunu öngörmeye ve işaret etmeye başladı. ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken savaşın başlamasından bu yana bölgeye gerçekleştirdiği sekizinci ziyarette bunu yapmaya çalışsa da şimdiye kadar pek başarılı olamadı.

Ne zaman savaşın müzakereler yoluyla durdurulabileceğine dair bir umut doğsa, bu müzakerelerin başarısızlıkla sonuçlanacağına dair kötümser bir rüzgâr esmeye başlıyor. Eğer müzakere girişimi bu kez de başarısız olursa, karamsarlık geçen seferkinden daha da yoğun olacak. Teklif, gerek müzakerelerin başarısız olması ve İsrail ile Hamas'ın Biden'ın teklifine yanıt vermemesi bakımından, gerek savaşın doğrudan tarafları olan Hamas ve İsrail'in, özellikle de Binyamin Netanyahu ve Yahya Sinvar'ın hesapları bakımından gerekse özellikle önümüzdeki kasım ayında yapılması planlanan ABD seçimlerinin arifesinde bölgesel ve uluslararası sahnedeki kaos bakımından İsrail'in Gazze Şeridi'ne yönelik savaşının en karmaşık hale geldiği zor bir zamanda ortaya atıldı. Bu da haftalardır hatta aylardır konuşulan Hamas ve İsrail arasındaki yıpratma savaşının aslında bölgesel ve uluslararası bir çatışmanın yansıması olup olmadığı, yani bölgesel ve uluslararası tarafların kendi hesapları için mi bu çatışmayı derinleştirmeye çalıştıkları ya da söz konusu uluslararası tarafların başında gelen ABD’yi bu savaşta boğmak, dikkatini dağıtmak ve çözümsüzlüğe itmeye mi çalışıldığı gibi önemli bir soruyu gündeme getiriyor.

Aslında, Rusya-Ukrayna savaşıyla ilgili sahada ve siyaset sahnesinde yaşanan gerilim, Doğu Avrupa'daki gelişmeleri Filistin topraklarındaki çatışmayla ilişkilendirmeye giderek daha fazla itiyor. Çünkü ABD ve Batı ülkelerinin her iki bölgede de var olması, rakiplerinin bu savaşlara katılmaları için net bir davet anlamına geliyor. Eğer Rusya Avrupa'daki savaşın tarafı ise Gazze’deki savaşta rolü ne olacak? Ya da Hizbullah ve İsrail arasındaki cephede nasıl bir rol üstlenecek? Aksa Tufanı Operasyonu'na ilişkin bazı geç okumalar, Moskova'nın bu operasyona yakından ya da uzaktan müdahil olmuş olma ihtimalini sorgulasa da elbette net cevaplara ulaşamadı. Şu sıralar sorular, Rusya'nın Ukrayna savaşındaki hesapları ya da başta Çin olmak üzere diğer ülkeler arasında yeni bir uluslararası düzen inşa etme girişimleri bağlamında, savaşı uzatma ve ABD'yi bu savaşla meşgul etme konusundaki çıkarları üzerinde yoğunlaşıyor. Dolayısıyla, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin'in Gazze’deki savaşın patlak vermesinin bir nedeni olarak gördüğü ABD’nin Ortadoğu'daki başarısızlığı, ABD liderliğindeki liberal uluslararası düzenin parçalanmasına yol açıyor.

Gazze’deki savaştan nasıl çıkılacağı ve ‘ertesi günü’ belirsizliğini korurken Ortadoğu’da bu savaşın ortaya çıkardığı yeni bir soğuk savaş biçimiyle karşı karşıya olabiliriz.

Ancak Rusya ile ilgili soruların sorulması, kaçınılmaz olarak Çin ile ilgili sorular da sorulması anlamına geliyor. Pekin, Moskova’nın aksine çatışmaya doğrudan müdahil olmasına dair herhangi bir sinyal vermiyor. Putin geçtiğimiz hafta, Batılı ülkelerin Ukrayna’yı silahlandırmasına ve Rusya'ya saldırmasına izin vermesine karşılık, Moskova'nın dünyanın dört bir yanındaki ABD karşıtı grupları desteklemeye hazır olduğunu söylemişti. Bu da İran ile silah anlaşmaları yapmaya ya da bölgedeki İran yanlısı grupları doğrudan ya da Tahran üzerinden silahlandırmaya hazır olduğu şeklinde yorumlandı. Hizbullah'a yakın çevreler Moskova ile ilişkilerinin şu an her zamankinden daha güçlü olduğundan bahsediyor. Peki, bu Rusya'nın Hizbullah'a silah ya da teknoloji sağladığı anlamına mı geliyor? Her halükârda özellikle Ukrayna ve genel olarak Avrupa kıtasının güvenliği konusunda ABD ve Batı ülkeleri ile derinleşen çatışması çerçevesinde, Rusya'nın Gazze’deki savaşa müdahil olmuş olabileceğinden endişe duymak gerekiyor.

Son yıllarda İsrail, Körfez Arap ülkeleri ve İran'la birlikte bölgedeki varlığının kapsamını genişleten Çin ise Filistin'deki bölünmüşlüğün tarafları olan Fetih Hareketi (El Fetih) ve Hamas Hareketi arasında uzlaşı sağlayama çalışarak ve Filistinliler ile İsrail arasındaki çatışmayı çözmek için uluslararası konferans çağrısında bulunarak, savaşa diplomatik bir pencereden bakıyor.

svdfbgnh
Ürdün'ün ev sahipliğinde yapılan “Eylem Çağrısı: Gazze'ye Acil İnsani Müdahale” konulu Ölüdeniz Konferansı'na katılan ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken (ortada) sağında Arap Birliği Genel Sekreteri Ahmed Ebu Gayt ile, 11 Haziran 2024 (AFP)

Gazze Şeridi’ndeki savaşın büyük resmi böyle, ancak uluslararası ve bölgesel ittifakların karmaşıklığı ve çakışmaları çerçevesinde, uluslararası ve bölgesel safların daha açık dizildiği Soğuk Savaş dönemindeki durumun aksine, bugün bölgedeki ve dünyadaki tüm ülkeler ilişkilerini ve ittifaklarını mümkün olduğunca genişletmeye çalışıyor. Bu ise bölgedeki uluslararası rekabetin, özellikle de günümüzün iki büyük kutbu olan ABD ve Çin arasındaki rekabetin ek bir nedeni haline geliyor. Hem ABD hem de Çin, İsrail'den Körfez ülkelerine ve İran'a kadar bölgedeki diğer ülkelerle ilişkilere sahip. Dolayısıyla Gazze’deki savaştan nasıl çıkılacağı ve ‘ertesi günü’ belirsizliğini korurken, Ortadoğu’da bu savaşın ortaya çıkardığı yeni bir soğuk savaş biçimiyle karşı karşıya olabiliriz.

Fakat savaşı çevreleyen bu uluslararası sahne tek başına savaşın gelişimini ve geleceğini açıklamaya yetmiyor. Zira yerel aktörlerin, Hamas ve İsrail'in, özellikle de Sinvar ve Netanyahu'nun hesapları, çatışmanın geleceği üzerinde çok etkili ve hatta belirleyici. İran’ın Dini Lideri Ali Hamaney'in geçtiğimiz günlerde Hamas Hareketi’ne Biden'ın teklifini kabul etmemesi yönünde yaptığı dolaylı çağrıdan da anlaşılacağı üzere, İran'ın Hamas'ın önemli bir destekçisi olarak savaştaki varlığı, hatta onun tercihlerini yönlendirmesi göz ardı edilemez. Tüm bu aktörlerin, Gazze Şeridi'ndeki savaşta yaşanan gelişmelerin de kanıtladığı üzere, başta bölgedeki başlıca uluslararası aktör olan ABD olmak üzere, savaştaki başlıca ülkelerin çıkarlarını ve tedbirlerini dikkate aldıklarına hiç şüphe yok.

Gazze’deki savaş da dahil olmak üzere bölgedeki olayların çoğu, ABD’nin bölgedeki yeni mühendisliğinin bir parçası olarak, ABD-Suudi Arabistan anlaşması etrafında dönüyor.

Nihayetinde ister müttefikleri ister muhalifleri tarafından olsun, tüm yerel, bölgesel ve uluslararası hesaplar ABD ve onun yakın ve uzak hedefleri etrafında dönüyor. Hamas, İran ve Hizbullah, İsrail ile ABD arasındaki anlaşmazlıkların ve bu anlaşmazlıkların merkezinde yer alan ABD’nin bölgedeki önceliklerinin üzerine bahis oynuyorlar. Biden yönetimi, ABD'nin Doğu Avrupa, Pasifik ya da Çin Denizi gibi önemli uluslararası çatışma bölgelerine yeniden odaklanmasıyla ilgili jeopolitik nedenlerinin yanı sıra Gazze’deki savaşta İsrail'i desteklediği ve gönderdiği çok sayıda silahla on binlerce Filistinli sivilin ölümüne neden olduğu için seçimlerde ABD’lilerin kendisine yönelik tepkisini hafifletmek gibi sebeplerden ötürü üç aşamalı ateşkes anlaşmasının imzalanması için acele ediyor.

xscdvfbg
İsrailli rehinelerin aileleri, Blinken’ın Tel Aviv ziyaretine denk gelecek şekilde, rehinelerin derhal serbest bırakılması talebiyle protesto gösterisi düzenledi 11 Haziran 2024 (Reuters)

Öte yandan Gazze'deki ateşkes, Washington ile Riyad arasında bir savunma anlaşmasından oluşan ve Washington'ın İsrail'i Suudi Arabistan ile normalleşme anlaşması yoluyla bölgeye daha fazla entegre etme çabaları çerçevesinde Tel Aviv'in de katılabileceği, ancak Tel Aviv'in Riyad'ın talep ettiği gibi iki devletli bir çözüm ile ilgili somut adımlar atmasına bağlı olan, ABD himayesinde ‘bölgesel bir yapı’ inşa etmeye doğru ilerliyor. Dolayısıyla, Gazze’deki savaş da dahil olmak üzere bölgedeki olayların çoğu, ABD’nin bölgedeki yeni mühendisliğinin bir parçası olarak ABD-Suudi Arabistan anlaşması etrafında dönüyor. Bu sebeple, İran’ın Dini Lideri Ali Hamaney’in kısa süre önce Aksa Tufanı Operasyonu’nu, bölgedeki denklemleri değiştirmeye yönelik bir Amerikan projesini engellediğini söyleyerek övmesi kimseyi şaşırtmadı.

Hamas Hareketi’nin Gazze’deki lideri Yahya Sinvar'ın özellikle de esir kartını elinde tuttuğu sürece, elinde kalanlarla savaşmaya devam etme isteğine ilişkin kendi hesaplarıyla kesiştiğinde İran'dan gelen sinyalleri aldığına şüphe yok. İşte şimdi Washington ona ABD vatandaşı olan rehineler için arada İsrail olmadan müzakere etme teklifinde bulunuyor. Sinvar’ın sadece iki seçeneği var. Ya İsrail, uluslararası tarafların garantörlüğünde kalıcı bir ateşkesi kabul edecek ya da savaşmaya devam edecek. Şimdiye kadar bu iki seçenek dışında üçüncü bir seçeneği kabul etmeye istekli görünmedi. Sinvar'ın tutumunun, özellikle Hamas’ın Doha'daki lider kadrosuna uygulanan baskı çerçevesinde bir bütün olarak Hamas'ın tutumu olup olmadığı da tartışmalı bir konu. Ancak İran Hamas'ın ana şemsiyesi olmaya devam ediyor. Bu da Hamas'ın genel tutumunu anlamada önemli bir unsur.

Netanyahu'nun siyasi ve şahsi hesapları, Washington ile ilişkilerinin sınırları ve koşulları da dahil olmak üzere savaştaki seçeneklerini belirlemede önemli rol oynuyor.

İsrail'e ve özellikle Netanyahu'ya gelince; Netanyahu, iki devletli bir çözümü kabul etmeye hazır değil. Çünkü böyle bir durum onu hükümetinin düşmesi ve aşırı sağın yeri doldurulamaz desteğini kaybetmesi tehdidiyle karşı karşıya bırakacaktır. Yani ya hem Filistinlilerle savaşı hem de İsrail içindeki siyasi çatışmayı kazanarak ikisi de kazanacak ya da ikisini birden kaybedecek. Tecrübeli bir siyasetçi olan Netanyahu, İsrail'deki siyasi ve demografik geleceğin özellikle savaş sonrasında aşırı sağcı eğilimlerden yana olduğunu çok iyi biliyor. Bu nedenle önceliklerinin, görev süresi sona ermekte olan Biden yönetimiyle ilişkileri pahasına da olsa aşırı sağcı akımların kendisine olan desteğini sürdürmek olması gerektiğini bilen Bibi (Netanyahu), İsrail sağının değirmenine su taşıyan Donald Trump'ın seçimleri kazanması üzerine de bahis oynuyor olabilir. Nihayetinde Netanyahu'nun siyasi ve şahsi hesapları, Washington'la ilişkinin sınırları ve koşulları da dahil olmak üzere savaştaki seçeneklerini belirlemede önemli rol oynuyor. İsrail sağının anlatısı, Biden'ın İsrail'e yardım etmek yerine, onu bölgeye yönelik projesinin bir parçası olarak kullandığı yönünde ve bu da elbette Netanyahu ve danışmanları tarafından çok iyi biliniyor.

Tüm bu üst üste binen uluslararası, bölgesel ve yerel sahneler açısından Gazze’deki savaştan çıkış yolunu hayal etmek daha da zorlaşıyor. O halde bölge uzun bir ‘yıpratma savaşına’ mı hazırlanmalı? Nihayetinde böyle bir savaşın bedelini öncelikle Filistinli siviller, ikinci olarak da Lübnan'da, Suriye'de, hatta biraz daha uzaktaki Irak'ta olsun, uzun savaşlara alışkın olan ‘Bereketli Hilalin’ halkları ödeyecek.



ABD-İran görüşmeleri, İran heyetinin Trump'ın açıklamalarına tepkisi üzerine askıya alındı

ABD-İran görüşmeleri, İran heyetinin Trump'ın açıklamalarına tepkisi üzerine askıya alındı
TT

ABD-İran görüşmeleri, İran heyetinin Trump'ın açıklamalarına tepkisi üzerine askıya alındı

ABD-İran görüşmeleri, İran heyetinin Trump'ın açıklamalarına tepkisi üzerine askıya alındı

ABD ile İran arasında İsviçre'de yürütülen görüşmeler, İran heyetinin ABD Başkanı Donald Trump'ın açıklamalarını protesto ederek müzakere masasından ayrılmasının ardından bugün geçici olarak durduruldu.

Trump, Tahran yönetiminden Lübnan'daki "vekil güçlerine" verdiği desteği sonlandırmasını talep ederken, İran'ın bu çağrıya uymaması halinde ABD'nin geçen hafta gerçekleştirdiği saldırılardan "çok daha güçlü" yeni askeri operasyonlar düzenleyeceği uyarısında bulundu.

İran Devrim Muhafızları'na yakınlığıyla bilinen Tesnim Haber Ajansı, bilgili bir kaynağa dayandırdığı haberinde, İran heyetinin Trump'ın açıklamalarını protesto etmek amacıyla müzakerelerin yapıldığı binayı terk ettiğini bildirdi.

Söz konusu gelişme, ABD ve İran müzakere heyetlerinin Katar ve Pakistanlı arabulucuların katılımıyla İsviçre'de bir araya gelmesinin ardından yaşandı. Taraflar, daha önce imzalanan mutabakat zaptını nihai bir anlaşmaya dönüştürmek amacıyla görüşmelerini sürdürürken, özellikle Lübnan'daki ateşkesin sağlanması ve kalıcı hâle getirilmesi başta olmak üzere birçok konuda görüş ayrılıklarının devam ettiği belirtiliyor.

Devrim Muhafızları'na bağlı Tesnim Haber Ajansı

  • Tesnim'in aktardığı kaynağa göre, ABD heyeti ile toplantının organizatörleri oturumun başında İran ve ABD heyetleri arasında tokalaşma ve aile fotoğrafı çekimi planladı.
  • Ancak İran heyetine başkanlık eden isim ve müzakere ekibi bu düzenlemeleri reddederek ABD heyetiyle ortak fotoğraf karesinde yer almayacaklarını organizatörlere bildirdi.
  • ABD Başkan Yardımcısı JD Vance'in açıklamaları
  • Başkan Donald Trump, çok sayıda soruna diplomatik çözüm bulunması için bize yetki verdi.
  • Asıl soru, Orta Doğu'daki ilişkileri kalıcı biçimde değiştirip değiştiremeyeceğimizdir.
  • İran, uzun yıllardır bölgesel istikrarsızlığın temel nedenlerinden biri oldu.
  • Amacımız, diplomasi yoluyla birlikte çalışarak Orta Doğu'da gerçek bir değişim sağlamaktır.
  • Son birkaç saat içinde önemli ilerleme kaydettik.
  • Artık herkesin barış ve refahı güçlendirmek için birlikte çalışabileceği ortak bir gelecek görüyoruz.
  • Trump bizden İran halkıyla ilişkilerde "yeni bir sayfa açmamızı" istedi.
  • Son iki gün içinde Lübnan'daki ateşkesin sürdürülmesi konusunda önemli ilerleme sağlandı.
  • Bu tür ateşkes anlaşmaları her zaman "bir miktar karmaşık" olur.

Tesnim'e konuşan kaynak

  • Tahran, Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (UAEA) Başkanı Rafael Grossi ile İsviçre'de görüşmeyi planlamıyor.
  • Washington, Grossi'nin müzakerelere katılmasını önerdi ancak İran bu teklifi reddetti.
  • İran heyetinin öncelikli hedefi, mutabakat zaptının 13. maddesinin uygulanmasını sağlamak, dondurulan mali kaynakların serbest bırakılması ve İran petrolü için yaptırım muafiyetlerine odaklanmaktır.

ABD’nin sırlarını yönetebilecek olan o iş insanı: Bill Pulte

Bill Pulte, Washington’daki Beyaz Saray’da gazetecilere açıklamalarda bulunurken, 2 Eylül 2025 (AP)
Bill Pulte, Washington’daki Beyaz Saray’da gazetecilere açıklamalarda bulunurken, 2 Eylül 2025 (AP)
TT

ABD’nin sırlarını yönetebilecek olan o iş insanı: Bill Pulte

Bill Pulte, Washington’daki Beyaz Saray’da gazetecilere açıklamalarda bulunurken, 2 Eylül 2025 (AP)
Bill Pulte, Washington’daki Beyaz Saray’da gazetecilere açıklamalarda bulunurken, 2 Eylül 2025 (AP)

Tarık Raşid

ABD Başkanı Donald Trump, yönetimini uzman isimler yerine güvendiği kişilerden oluşturma eğilimini sürdürüyor. Bu çerçevede milyarder dostu Bill Pulte'yi, aksi yönde yüzmeye çalışmasının ardından istifa eden Tulsi Gabbard'ın yerine on sekiz istihbarat birimini bünyesinde barındıran Ulusal İstihbarat Direktörlüğü'ne geçici direktör olarak atadı. Pulte'nin sivil veya askeri istihbarat alanında herhangi bir deneyimi ya da birikimi bulunmuyor.

Yardımcılarının elinde birden fazla görevi yoğunlaştırmayı alışkanlık haline getiren Trump, Demokrat ve Cumhuriyetçi pek çok kongre üyesinin itirazlarına karşın Pulte'nin Federal Konut Finansmanı Ajansı (FHFA) direktörlüğü ile 10 trilyon doların üzerinde işlem hacmine sahip iki dev federal ipotek sigortası kuruluşu olan Fannie Mae ve Freddie Mac başkanlığı görevlerini de sürdüreceğini açıkladı.

1988'de Florida'da varlıklı bir ailede dünyaya gelen Pulte, inşaat sektörünün milyarderi olan dedesinin tek varisi ve babasının ilk evliliğinden Noreen ile Mark Pulte'nin ilk çocuğu. Dedesi William Pulte, Pulte İnşaat Grubu'nun kurucusu. Lise yıllarında bir inşaat şirketinde çalışan Pulte, New Western Üniversitesi'nden radyo gazetecilik lisansıyla mezun oldu. Üniversite eğitimi sırasında kimya mühendisi olan eşiyle tanışan Pulte, mezuniyetin ardından çeşitli risk sermayesi şirketlerinde görev yaptı. Pulte’nin 2011 yılında kurduğu Pulte Capital şirketinin çalışan sayısı 200'ü aştı ve yıllık 30 milyon dolar gelir elde ederek Forbes'un 30 yaş altı girişimciler listesine girdi. 2016 yılında dedesinin yönetim kurulu başkanlığını sürdürdüğü Pulte Grubu'na yönetim kurulu üyesi olarak atanan Pulte, Forbes 500 listesindeki bu dev şirkette bu görevi üstlenen en genç isim oldu. Ancak 2020'de dedesinin vefatının ardından grubun internet sitelerine el koyarak bunları kendi sosyal medya projelerinde kullanması üzerine yönetim kurulu tarafından görevden uzaklaştırıldı.

Ardından sosyal medya platformu X’te bir hayır kurumu hesabı açan Pulte, üç milyondan fazla takipçi edindi. Trump, 2019 yılının temmuz ayında Pulte'yi öven bir paylaşımı retweet etme karşılığında iki gaziye araba vaat etmesinin ardından onu övdü. Pulte, Trump ile defalarca kez bir araya geldiğini ve Başkan’ın hayır kurumunun faaliyetlerinden haberdar olduğunu söyledi. Bu süreçten sonra Cumhuriyetçi Parti'ye, parti ulusal komitesine ve Trump'ın 2024 yılındaki başkanlık seçim kampanyasına cömert bağışlar yapmaya başlayan Pulte'nin serveti 200 milyon ile 3 milyar dolar arasında tahmin ediliyor. Sonunda Scott Turner'a verilen Konut ve Kentsel Kalkınma Bakanlığı için Trump nezdinde girişimlerde bulunun Pulte, siyasi bir görev üstlenmesi halinde şirketlerinin yönetiminden çekileceğini açıkladı. Trump ise geçtiğimiz yılın ocak ayındaki yemin töreninin hemen ertesi günü onu FHFA başkanlığına aday gösterdi. Pulte, tüm Cumhuriyetçi üyeler ile üç Demokrat üyenin oyunu alarak Senato tarafından onaylandı.

Pulte, FHFA başkanlığına başlar başlamaz Fannie Mae ve Freddie Mac üzerindeki kontrolünü pekiştirdi. Her iki kurumun yönetim kurulundan 14 üst düzey yöneticiyi görevden aldı ve eski ABD Başkanı Joe Biden döneminde alınan pek çok politika kararını iptal etti. İptal edilenler arasında ipotek sahtekarlığı ve haksız uygulamaların önlenmesine yönelik programlar da yer alıyordu. Bunların yanı sıra federal ipotek bankalarının konut politikalarında adil uygulamaların denetlenmesinden sorumlu birimi hedef alarak onlarca çalışanı önceden bildirimsiz olarak işten çıkardı.

Pulte ayrıca Biden yönetiminin çeşitlilik, eşitlik ve kapsayıcılık politikalarının uygulanmasını engelleyen çok sayıda karar aldı. FHFA çalışanlarının yaklaşık yüzde 25'ini işten çıkardığını duyuran Pulte, Fannie Mae ile Freddie Mac'teki 100'den fazla yöneticiyi her iki kurumda etik dışı davranışla suçladı. Senato'daki Demokratlar, Pulte'nin gerçekleştirdiği işten çıkarmaların soruşturulması talebiyle FHFA genel müfettişine mektup gönderdi.

Pulte, geçtiğimiz yılın haziran ayında Fannie Mae ve Freddie Mac'e ipotek kredisi teminatı olarak kripto para birimlerini kabul etme talimatı verdi ve kredi derecelendirme ofislerinde kapsamlı bir inceleme başlattı. Bu gelişme söz konusu ofislerin borsa değerlerinin düşmesine yol açtı.

Pulte, Fannie Mae ve Freddie Mac'e ipotek kredisine başvurabilmek için kabul edilen teminatlar arasına kripto para birimlerinin dahil edilmesi talimatı verdi.

Wall Street Journal gazetesine (WSJ) göre Pulte, yetkililer ve uzmanlarla istişare etmeksizin X üzerinden ani politikalar açıkladı. Geleneksel kredi derecelendirme kuruluşlarının güvenilirliğini sorguladıktan sonra Fannie Mae ve Freddie Mac'e alternatif derecelendirme ofisleriyle çalışma talimatı verdi. Pulte'nin politikaları, Trump'ın iktidara gelir gelmez kısa sürede çözüme kavuşturacağına dair söz verdiği konut krizini hafifletmek bir yana, başta orta ve alt gelirli kesimler olmak üzere krizi daha da derinleştirdi. Bloomberg News ise Pulte'yi Trump'ın vatandaşlara konut sağlama gündemine aykırı hareket etmekle suçladı.

Pulte, ipotek sahtekarlığı olarak nitelendirdiği uygulamaları ifşa etmek amacıyla bir internet sitesi kurdu. Ancak sitenin Trump'ın rakiplerini ve siyasi düşmanlarını hedef almaktan ibaret olduğu ortaya çıktı. Hedef alınanlar arasında New York Başsavcısı Letitia James de yer alıyordu. James'in asıl ikametgahının New York'tayken Virginia'ymış gibi gösterdiği iddia edildi. Trump bu iddiayı Truth Social platformunda James'i ‘dolandırıcı’ olarak nitelendirmek için kullandı. Pulte ise James'i ‘destekli konut kredisi belgelerini tahrif ettiği’ gerekçesiyle soruşturma başlatılmak üzere Adalet Bakanlığı'na sevk etti.

Pulte aynı aracı, Trump aleyhine yürütülen Kongre soruşturmalarına önderlik eden Kaliforniyalı Demokrat Temsilci Adam Schiff'i hedef almak için de kullandı. Bir ABD Merkez Bankası (Federal Rezerv/FED) yönetim kurulu üyesini ve bir Virginia milletvekilini görevden alarak soruşturmaya sevk etmek ve Fed Başkanı Jerome Powell'ın istifasını talep etmek için de bu yöntemden yararlandı.

Şarku’l Avsat’ın Politico'dan aktardığı analize göre Pulte'nin tutumları pek çok Cumhuriyetçi yetkiliyi rahatsız etti. Hazine Bakanı Scott Bessent ise Pulte'nin Trump nezdinde kendisi hakkında olumsuz konuştuğunu öğrenmesinin ardından bir kulüpte onu yumruklamakla tehdit etti.

Trump, haziran ayında herkesi şaşırtarak CIA ve Ulusal Güvenlik Ajansı'nı da kapsayan Amerikan istihbarat servislerinin başına Pulte'yi geçici direktör olarak atadı. Eşinin kemik kanseri olduğu gerekçesiyle görevinden ayrılacak olan Gabbard'ın yerine geçecek olan Pulte, bu konumda cumhurbaşkanına güvenlik, istihbarat ve terörle mücadele konularında danışmanlık yapacak. Oysa bu alanların hiçbirine daha önce hiçbir şekilde dahil olmamıştı. Trump’ın sosyal medya paylaşımlarına göre Pulte diğer görevlerini de sürdürecek. Bu durum, Trump'ın tıpkı Dışişleri Bakanlığı, Ulusal Güvenlik Konseyi başkanlığı ve USAID yöneticiliğini aynı anda üstlenen Marco Rubio, Ulaştırma Bakanlığı ile NASA'nın geçici yöneticiliğini birlikte yürüten Sean Duffy ve hem Adalet Bakan Vekili hem de Kongre Kütüphanesi geçici direktörü olan Todd Blanche gibi isimler örneğinde olduğu gibi güvendiği isimlerin elinde giderek daha fazla yetkiyi toplamak istediğine işaret ediyor.

Pulte'nin bu göreve atanması Cumhuriyetçi ve Demokrat çevrelerde sert eleştirilere yol açtı. Ancak Trump, Senato onay sürecine karşın adayı üzerinde ısrarını sürdürüyor.

Pulte, İran'a karşı yürütülen savaş başta olmak üzere Trump'ın dış politikalarına desteğini açıklayarak onu bu göreve atanması için defalarca kez teşvik etmişti. Haberlere göre Trump, siyasi danışmanı Roger Stone ve kendisini ‘buldozer’ olarak tanımlayan diğer Make America Great Again (Amerikayı Yeniden Harika Yap/MAGA) hareketi temsilcilerinin yönlendirmesiyle bu karara heyecanla sahip çıktı. Söz konusu isimler Pulte'nin hassas gizli bilgileri kamuoyuyla paylaşma cesaretine dikkati çekti. Steve Bannon ise Pulte'nin atanmasını alkışlayarak bunu Senato'ya indirilmiş bir tokat ve ‘derin devlete’ saplanmış bir hançer olarak nitelendirdi.

Trump daha sonra WSJ’ye yaptığı açıklamada, Pulte'den istihbarat biriminde çalışanları işten çıkarmasını istediğini ve birimin kapatılmasını desteklediğini söyledi. Beyaz Saray da Pulte'nin bu hassas göreve atanmasını savunarak onu “hassas bilgilerin korunması ve dev devlet kurumlarının yeniden yapılandırılması konusunda deneyim kazanmış, güçlü bir liderlik karizmasına, dürüstlüğe ve ‘Önce Amerika’ ilkesine bağlılığa sahip bir reformcu” olarak nitelendirdi. Beyaz Saray ayrıca Pulte'nin sıkıntılı kurumları kurtarma, ABD’nin hassas varlıklarını koruma ve güç odaklarıyla mücadelede köklü bir sicile sahip olduğunu vurgulayarak bu niteliklerin Amerikalıları korumak ve küresel tehditlere karşı koymak için gerekli olduğunu açıkladı.

CNN'e göre Pulte henüz görevi için gerekli güvenlik iznini alabilmiş değil. Pek çok Demokrat milletvekili, istihbarat alanındaki deneyimsizliğinin ve Trump'a körü körüne bağlılığının onu yetkilerini kötüye kullanmaya yönlendireceği endişesini dile getirdi. Teksaslı Senatör John Cornyn gibi bazı Cumhuriyetçi isimler ve yönetim yetkilileri de adaylığa şüpheyle yaklaştı. Senato Cumhuriyetçi çoğunluk lideri John Thune ise bu konumun siyasi hesap soruşturmak için kullanılmasına karşı olduğunu açıkladı. İstihbarat çevrelerinde de Pulte atamasına ilişkin ciddi kaygılar baş gösterdi. Demokratların Trump, Pulte adaylığını geri çekmedikçe yenilemeyi reddedeceklerini ilan etmesi üzerine Pulte'nin adaylığı, Yabancı İstihbarat Gözetim Yasası'nın 702. maddesi kapsamındaki yetkilerin yenilenmesini de sekteye uğrattı. Senato İstihbarat Komitesi başkan yardımcısı görevini yürüten Virginialı Demokrat senatör ise istihbarat topluluğunun Pulte'ye herhangi bir bilginin açıklanması ihtimalinden büyük korku duyduğunu söyledi.

fvb
Pulte (en solda), Başkan Trump ve diğer yetkililerin Washington’daki FED Kurulu’na yaptığı ziyarete katıldı (AP)

Pulte, görevi için gerekli güvenlik iznini henüz alabilmiş değil. Pek çok Demokrat milletvekili ise istihbarat alanındaki deneyimsizliği ve Trump'a körü körüne bağlılığı konusundaki endişelerini dile getirdi.

Trump, Pulte’nin adaylığına karşı çıkanları, bazı güçlü Cumhuriyetçi isimlerin de aynı karşı çıkışı paylaştığını bilmesine karşın ‘partizan güdümlü aşırı sol Demokratlar’ olarak nitelendirdi. ABD federal yasasının ‘Ulusal İstihbarat Direktörü'nün ulusal güvenlik alanında geniş deneyime sahip olması gerektiğini’ öngörmesine karşın Trump'ın Pulte'yi Senato onayı aranmaksızın 210 güne kadar geçici olarak bu göreve atama yetkisi bulunuyor.

Demokrat Senatör Mark Warner, güvenlik izni bulunmayan Pulte'nin son derece hassas bilgilere erişim sağlayacağını ve farkında olmadan bu bilgileri ifşa etmeye yönlendirilebileceğini belirterek onun bu kritik göreve gelmesinin ağır zararlara yol açabileceğine dikkat çekti. İstihbarat birimlerinin üst yönetiminin ve yabancı hükümetlerin de kaygılarını dile getirdiğini aktaran Warner, Pulte hakkında kesin olarak bildiği tek şeyin onun Federal Konut Finansmanı Ajansı'nı Trump'ın rakiplerine karşı kullandığı örnekte de görüldüğü gibi Trump'ın her istediğini yapacağı olduğunu söyledi. Warner, bu atamanın ulusal güvenlik açısından bir felaket ve tehlike olacağı uyarısında bulundu.

Trump ise X platformundaki bir paylaşımında "Geçici görev üstlenecek Pulte'den Demokratlar neden bu kadar korkuyor? Ne saklıyorlar? Mutlaka ciddi bir şey var" diye sordu.

Pulte atamasına yönelik bu fırtınanın ortasında Trump, New York'un güney bölgesi savcısı ve eski Menkul Kıymetler ve Borsa Komisyonu başkanı Jay Clayton'ı Ulusal İstihbarat Direktörlüğü'ne kalıcı direktör olarak aday gösterdiğini açıkladı. Clayton, her iki partiden pek çok kongre üyesinin takdirini kazanmış bir isim. Bununla birlikte Trump, Senato Clayton'ın atamasını onaylamadan önce Pulte'nin geçici direktör olarak görev yapması konusundaki ısrarını sürdürüyor.

Trump, Clayton'ın kalıcı istihbarat direktörlüğüne aday gösterilmesinden bir gün önce Kongre'den hükümetin yurt içi ve yurt dışındaki yabancı hedefleri izinsiz olarak takip etmesine olanak tanıyan yabancı istihbarat gözetim yasasının süresinin uzatılmasını talep etti. Trump, Pulte'nin kısa bir süre için geçici direktör olarak görev yapacağını belirtti; ancak bu süreyi netleştirmedi.

Bununla birlikte Pulte'nin görevi geçici de olsa üstlenmesi, yasal süre boyunca kalıcı bir direktörün sahip olduğu tüm yetkileri kullanmasına engel teşkil etmiyor. Pulte'nin bu göreve gelmesinden duyulan kaygının ardında şaşılacak bir şey yok; zira o, cumhurbaşkanına aşırı yaltaklığı ve onu taklit etmesiyle tanınıyor. Yakın çevresindeki bazı isimler, aşırı partizanlığı ve sosyal medyayı kontrolsüzce kullanması nedeniyle ona ‘Trump Jr.’ (küçük Trump) lakabını taktı.

Bu kaygılar, Trump'ın iki haftadan uzun süre önce Pulte'nin ‘seçim sahtekarlığıyla’ ilgili konuları araştıracağını açıklamasıyla daha da derinleşti. Bu açıklama, Trump’ın adaylığına dair komplo teorilerini körükledi.


G7 Zirvesi: İran'ın soğuk savaşı ve Batı'nın maliyet mühendisliği

Fotoğraf: Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, 17 Haziran'da Fransa'nın doğusunda Évian'da düzenlenen G7 zirvesinin kapanış basın toplantısında konuşuyor (AFP)
Fotoğraf: Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, 17 Haziran'da Fransa'nın doğusunda Évian'da düzenlenen G7 zirvesinin kapanış basın toplantısında konuşuyor (AFP)
TT

G7 Zirvesi: İran'ın soğuk savaşı ve Batı'nın maliyet mühendisliği

Fotoğraf: Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, 17 Haziran'da Fransa'nın doğusunda Évian'da düzenlenen G7 zirvesinin kapanış basın toplantısında konuşuyor (AFP)
Fotoğraf: Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, 17 Haziran'da Fransa'nın doğusunda Évian'da düzenlenen G7 zirvesinin kapanış basın toplantısında konuşuyor (AFP)

Maneli Mirkhan

G7 ülkeleri, 23 yıl sonra, 15 Haziran 2026'da Évian'a geri döndü; aynı kasaba - ve yine Fransa cumhurbaşkanlığı altında - Haziran 2003'teki G8 toplantısında İran'ın nükleer dosyasını ilk kez uluslararası gündeme taşımıştı. Évian'ın Batı doktrininin yapısal olarak düşman bir aktöre karşı dördüncü anlaşmasına sahne olması gerekiyordu. Ancak imza başka bir yerde atıldı. ABD ve İran İslam Cumhuriyeti, Versay'da aceleyle ve G7 Zirvesi sırasında, Tahran'a 20 yıldır talep ettiklerini veren bir mutabakat zaptı imzaladı; tüm yaptırımların kaldırılması, dondurulmuş tüm varlıkların serbest bırakılması ve iktidar aygıtının karşılıksız olarak İran devleti olarak tanınması.

2003'te nükleer silahların yayılmasının önlenmesi meselesi olarak ele alınan husus, 2026'da dönemin temel mücadelesinin yapısal normalleşmesi olarak pekiştirildi. Bu, 28 Şubat'tan 2026 Mayıs sonuna kadar süren İsrail-Amerikan savaşının 20 yıl öncesinde yaşanan bir mücadele. Savaş ise şunu yaptı; Batı'da, adı konulmadan bu mücadelenin maliyetinin üstünü tam 20 yıl boyunca örten retorik örtüyü kaldırdı. Versay'a gelince, savaş analizlerinin dolaşımından daha hızlı bir şekilde ve Évian'ın üretmesi gereken hizalanmayı aşan bir platform aracılığıyla bu örtüyü yeniden inşa etti. Bunun bedelini Avrupa ve küresel düzen ödedi ve sonraki on yıl da aynı koşullarla bunun bedelini peşinen ödemiş olabilir.

İslam Cumhuriyeti, yapısı Batı'nın Sovyetler Birliği'ne karşı yarım yüzyıldır yürüttüğü yapısal mücadelenin özelliklerini yansıtan bir soğuk savaş yürütüyor. Nükleer silahların yayılmasının önlenmesi rejimine meydan okuyan bir nükleer ve füze programı var ve ve füzeleri şu anda Batı topraklarını vurabilecek durumda; 1 Mart 2026'da İran'a ait bir Şahed insansız hava aracı, Avrupa Birliği topraklarına yönelik ilk doğrudan İran saldırısında, Kıbrıs topraklarındaki Akrotiri'deki (Ağrotur) İngiliz üssünü vurdu. Lübnan'daki Hizbullah'tan Yemen'deki Husiler ve Irak'taki Haşdi Şabi Güçlerine kadar bölgesel vekillerden oluşan bir ağ, ortakların istikrarını bozmak, küresel seyrüsefer üzerinde inkâr edilemez bir baskı oluşturmak için tasarlandı. Bir de küresel finans sisteminin yaptırımlarından kaçmak için tasarlanmış altyapısı tarafından tükenmiş, devlet tarafından yönetilen bir suç ekonomisi, 2023 ile 2026 yılları arasında sekiz Avrupa istihbarat servisi tarafından hazırlanan çapraz raporlar ile belgelenmiş, Batı bölgelerinde faaliyet gösteren bir siber korsanlık aygıtı, ayrıca sürekli Hürmüz Boğazı ve Babu’l Mendeb'e oynanan bahisler var.

Ağustos 2024'te, ABD Hazine Bakanlığı Yabancı Varlıklar Kontrol Ofisi, Londra'da kayıtlı ZedSix kuruluşunu, yaptırımlara tabi İranlı oluşumlarla bağlantılı 94 milyar doların üzerinde işlem gerçekleştirdikten sonra yaptırımlar listesine dahil etti. Son on yılda dört Avrupa bankası İran ile ilgili ihlaller nedeniyle 12 milyar avrodan fazla para cezası ödedi. Bu iki örnek, Avrupa Ekonomik Alanı, Birleşik Krallık, Arap Körfezi ve ötesindeki yüzlerce aracı yoluyla gerçekleşen bir yaptırımları atlatma yapısının yalnızca görünen kısmıdır. Bunun maliyetini, uyumu sağlayan Avrupa finans sistemi, düzenleyici baskıyı absorbe eden Körfez ülkeleri ve yaptırım çerçevesi yapısal olarak zayıflayan bölgesel ekonomiler ödüyor.

Versay Mutabakat Zaptı, ABD'nin İslam Cumhuriyeti'ne yönelik birincil ve ikincil tüm yaptırımlarını sona erdiriyor. Uygulandığı takdirde, yaptırımları atlatma yapısını meşrulaştıracak, uyumun maliyetini karşılıksız bırakacak ve Soğuk Savaş'ın mali cephesini gelecek on yıla kadar genişletecektir.

defvrbthyjn
ABD Başkanı Donald Trump, Kanada Başbakanı Mark Carney, Almanya Başbakanı Friedrich Merz ve Japonya Başbakanı Sanae Takaichi, 16 Haziran'da Fransa'nın doğusunda Évian'da düzenlenen G7 zirvesi sırasında fotoğraf çekiminin yapılacağı yerde (AFP)

İslam Cumhuriyeti, Batı'nın yarım asırdır Sovyetler Birliği'ne karşı yürüttüğü yapısal mücadelenin özelliklerini yansıtan bir soğuk savaş yürütüyor

Güvenlik tarafında ise İran'da üretilip Ukrayna şehirlerine karşı kullanılmak üzere Rusya Federasyonu'na tedarik edilen Şahed-136 insansız hava aracının maliyeti 50 bin dolar civarında.  Onu düşürebilecek Patriot önleme füzesinin maliyeti ise 1 milyon doları aşıyor. Aradaki fark yirmi kat ve stratejik düzeyde işe yarıyor: Bir harekat alanına tahsis edilen her Batı bataryası diğer bir alan için kullanılamaz hale geliyor ve her önleme operasyonu, hedefin kendisinden yirmi kat daha değerli bir mühimmatı harcıyor. Aynı dengesizlik nükleer dosyada da geçerli; İslam Cumhuriyeti'ni 2026'nın başlarında nükleer silah üretme eşiğine birkaç hafta kadar yaklaştıran hızlanma, Suudi, Türk ve Mısırlı yetkilileri orijinal nükleer silahların yayılmasını önleme çerçevesinin korumayı amaçladığı bölgesel dengeyi yeniden değerlendirmeye sevk etti. Versay Mutabakat Zaptı İran'ı nükleer programını mevcut aşamada tutmakla yükümlü kılıyor ve bu aşama tam olarak bölgesel dengeyi tehdit ediyor, çünkü eşik hâlâ sadece birkaç hafta içinde aşılabilir.

Yirmi yıl boyunca Süleymani'nin vekil arenalar aracılığıyla derinlemesine savunmaya dayanan doktrini, İran ile mücadelenin maliyetini 1982'den beri Lübnan'da Hizbullah, 1992'den bu yana Filistin'de Hamas, 2003'ten bu yana Iraklı milisler, 2009'dan bu yana Yemen'de Husiler ve 2012'den 2024'teki devrilişine kadar desteklenmeye devam eden Esed rejimi ile bölgesel çevreye yükledi. Her arena, Körfez ve Avrupa ekonomilerinin insani yardım, yeniden inşa çağrıları, yerinden edilmiş sakinler ve aksayan ticaret yoluyla özümsediği bölgesel bir fatura üretti. Suudi Arabistan’ın 2030 Vizyonu, tam tersi yönde tasarlanmış bir süreç dahilinde İran'ın bölgesel baskısını dengeledi. Mısır'a gelince, Süveyş Kanalı gelirleri Husi eylemlerinin başlamasından bu yana keskin bir düşüş yaşadı. Bu bölgesel cephenin denizdeki ifadesi, onun en açık tezahürü olmaya devam ediyor; dünya genelinde deniz yoluyla taşınan ham petrolün yüzde 30'u Hürmüz Boğazı'ndan geçerken, Babu’l Mendeb, Asya ile Avrupa arasındaki konteyner trafiğinin büyük bir kısmını Ümit Burnu'nun etrafından dolanmaya zorluyor. Versay Mutabakat Zaptı Hürmüz'ü yeniden açıyor ancak İran Devrim Muhafızları'nın kontrolü ve yönetimi altında.

Bu savaşın iç cephesi, G7'nin eylem için en net araçlara sahip olduğu alan. 2023 ile 2026 yılları arasında sekiz Avrupa istihbarat servisi, İslam Cumhuriyeti'nin Avrupa Birliği ve Birleşik Krallık topraklarındaki faaliyetlerine ilişkin çapraz raporlar yayınladı. Bu raporlar beş koordineli düzenlemeyi belgeliyor; sürgündeki muhaliflere karşı sınır ötesi baskı, Avrupa kurumları hakkında istihbarat toplama, derneksel ve akademik kanallar aracılığıyla siyasi nüfuz elde etme, Devrim Muhafızları ile bağlantılı gruplara atfedilen siber operasyonlar, inkar edilebilir operasyonlar gerçekleştirmek için aracıların kullanılması. Aynı yapı, Körfez'e de uzanıyor ve İran'ın muhalif isimlere, gazetecilere ve diaspora ağlarına yönelik eylemleri Riyad, Abu Dabi, Doha ve İstanbul'da yaşanan vakalar ile belgelendi. Farklı yargı bölgelerinde münferit olaylar gibi görünen hadiseler, operasyonel açıdan, maliyetleri ayrı bütçeler aracılığıyla karşılanan tek bir yapıdır. Bunları yöneten aygıtsa, mutabakat zaptı ile İran devleti olarak tanındı; dondurulmuş varlıkları serbest bırakıldı, ona yönelik yaptırımları kaldırıldı, ama operasyonel araçları öylece bırakıldı.

vbthyn
Zirveye katılan liderlerden hatıra fotoğrafı (Reuters)

Bu maliyet, sınırların ötesinde işleyen, devlet boyutunda bir stratejik doktrin inşa etti. Aynı boyutta koordineli bir Batı hizalanması dışında küçültülemez. G7, Batı'nın artık karşılayamayacağı bir maliyetle karşı karşıya olduğu anlarda daha önce de bu tür bir yapısal hizalanmayı sağlamıştı. Mayıs 1986'da Tokyo'da, ABD'nin Libya'ya saldırısının ardından devlet başkanları Trablus'u terör sponsoru bir devlet olarak deklare etmiş ve silah satışlarına ve Libyalı diplomatlara karşı somut önlemler almıştı. Mart 2014'te Lahey'de 72 saat içinde Kırım'ın ilhakından sonra Batı'nın Rusya'ya uyguladığı yaptırımların yapısı yeniden oluşturulmuştu. Haziran 2022'de Elmau'da, daha önce hiçbir kılavuzda bulunmayan bir araç olan Rusya petrolüne tavan fiyatı uygulaması icat edilmişti. Tokyo karar vermiş. Lahey yeniden oluşturmuş. Elmau icat etmişti. Versay ise maliyeti on yıl daha uzatacak bir belgeye imza attı.

Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre Versay Mutabakat Zaptı’nın başlattığı süreci düzeltmek hâlâ mümkün. 2009'dan bu yana beş seferberlik turu ile rejim sayfasını kapatma kararlılığını dile getiren İran halkı ile İran rejimi, tüm bu süreçte dil ve siyaset açısından iki farklı taraftır. Batı'nın gelecekte rejime vereceği her taviz, yalnızca rejimin kendisinden somut bir getiri karşılığında verilmeli. Yaptırımların sona erdirilmesi, yeniden inşa için 300 milyar dolar ödenmesi ve Hürmüz'ün yeniden açılmasına ilişkin operasyonel ayrıntılara ilişkin uygulama aşamaları, mutabakatın dokunulmadan bıraktığı dört cepheden en az birinde doğrulanabilir bir davranış değişikliğine bağlı olmalı. Avrupa'nın “İran Devrim Muhafızları”nı paramiliter bir terör örgütü olarak tanımlamasına gelince, yıllar süren kurumsal tartışmalardan sonra, bu tanımlama bozulmadan kalmalı ve mutabakata eşlik eden bir referans olarak hafifletilmesine yönelik her türlü baskıya dayanmalı. Zira bu, rejimi davranışını değiştirmeye zorlayabilecek tek ideolojik dayanak. O olmadan, normalleşmeye yönelik diğer tüm araçlar çöker.

2026’daki G7 Zirvesi'nin hatırlanacağı sınav budur. Versay Mutabakat Zaptı önümüzdeki aylarda Batı hizalanmasının ideolojik disiplini yoluyla İran rejimine davranış değişikliği dayatacak bir araca dönüştürülürse, 2026 yılı, Batı'nın yapısal olarak düşman bir aktörle mücadele becerisini gecikmeli ama kararlı bir şekilde yeniden kazandığı bir yıl olarak hatırlanacaktır. Ama mutabakatın yazıldığı gibi uygulanması, tüm tavizlerin koşulsuz verilmesi, Devrim Muhafızları’nın terör örgütü tanımının aşınması ve ideolojik hizalanmanın süresiz olarak ertelenmesi halinde, 2026’daki G7 Zirvesi, Tahran'ın dünyaya dayattığı ve Batı'nın 20 yıllık inkarın ardından mücadele yerine normalleştirmeyi seçtiği soğuk savaş karşısında Batılı güçlerin başarısızlığı olarak tarihe geçecektir.