Gazze’deki savaş ve dünya savaşlarının yıl dönümü

Gazze Savaşı ve uluslararası krizlerin çağrışımları

Gazze Şeridi'nin güneyindeki Han Yunus'ta yıkılmış binaların yanındaki dar bir sokakta yürüyen Filistinliler, 11 Haziran 2024 (AFP)
Gazze Şeridi'nin güneyindeki Han Yunus'ta yıkılmış binaların yanındaki dar bir sokakta yürüyen Filistinliler, 11 Haziran 2024 (AFP)
TT

Gazze’deki savaş ve dünya savaşlarının yıl dönümü

Gazze Şeridi'nin güneyindeki Han Yunus'ta yıkılmış binaların yanındaki dar bir sokakta yürüyen Filistinliler, 11 Haziran 2024 (AFP)
Gazze Şeridi'nin güneyindeki Han Yunus'ta yıkılmış binaların yanındaki dar bir sokakta yürüyen Filistinliler, 11 Haziran 2024 (AFP)

Elie el Kaşif

ABD Başkanı Joe Biden’ın Gazze için ateşkes teklifi, muhtemelen Ramazan ayı arifesinde ateşkes ve esir takası anlaşması amacıyla yapılan, ancak tökezleyip başarısızlıkla sonuçlanan müzakerelerle aynı kaderi paylaşacak gibi görünüyor. ABD yönetiminin ister doğrudan İsrail'e ister Arap ülkeleri aracılığıyla Hamas’a olmak üzere savaşan taraflara yönelik tüm baskılarına rağmen, kendisi de bunu öngörmeye ve işaret etmeye başladı. ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken savaşın başlamasından bu yana bölgeye gerçekleştirdiği sekizinci ziyarette bunu yapmaya çalışsa da şimdiye kadar pek başarılı olamadı.

Ne zaman savaşın müzakereler yoluyla durdurulabileceğine dair bir umut doğsa, bu müzakerelerin başarısızlıkla sonuçlanacağına dair kötümser bir rüzgâr esmeye başlıyor. Eğer müzakere girişimi bu kez de başarısız olursa, karamsarlık geçen seferkinden daha da yoğun olacak. Teklif, gerek müzakerelerin başarısız olması ve İsrail ile Hamas'ın Biden'ın teklifine yanıt vermemesi bakımından, gerek savaşın doğrudan tarafları olan Hamas ve İsrail'in, özellikle de Binyamin Netanyahu ve Yahya Sinvar'ın hesapları bakımından gerekse özellikle önümüzdeki kasım ayında yapılması planlanan ABD seçimlerinin arifesinde bölgesel ve uluslararası sahnedeki kaos bakımından İsrail'in Gazze Şeridi'ne yönelik savaşının en karmaşık hale geldiği zor bir zamanda ortaya atıldı. Bu da haftalardır hatta aylardır konuşulan Hamas ve İsrail arasındaki yıpratma savaşının aslında bölgesel ve uluslararası bir çatışmanın yansıması olup olmadığı, yani bölgesel ve uluslararası tarafların kendi hesapları için mi bu çatışmayı derinleştirmeye çalıştıkları ya da söz konusu uluslararası tarafların başında gelen ABD’yi bu savaşta boğmak, dikkatini dağıtmak ve çözümsüzlüğe itmeye mi çalışıldığı gibi önemli bir soruyu gündeme getiriyor.

Aslında, Rusya-Ukrayna savaşıyla ilgili sahada ve siyaset sahnesinde yaşanan gerilim, Doğu Avrupa'daki gelişmeleri Filistin topraklarındaki çatışmayla ilişkilendirmeye giderek daha fazla itiyor. Çünkü ABD ve Batı ülkelerinin her iki bölgede de var olması, rakiplerinin bu savaşlara katılmaları için net bir davet anlamına geliyor. Eğer Rusya Avrupa'daki savaşın tarafı ise Gazze’deki savaşta rolü ne olacak? Ya da Hizbullah ve İsrail arasındaki cephede nasıl bir rol üstlenecek? Aksa Tufanı Operasyonu'na ilişkin bazı geç okumalar, Moskova'nın bu operasyona yakından ya da uzaktan müdahil olmuş olma ihtimalini sorgulasa da elbette net cevaplara ulaşamadı. Şu sıralar sorular, Rusya'nın Ukrayna savaşındaki hesapları ya da başta Çin olmak üzere diğer ülkeler arasında yeni bir uluslararası düzen inşa etme girişimleri bağlamında, savaşı uzatma ve ABD'yi bu savaşla meşgul etme konusundaki çıkarları üzerinde yoğunlaşıyor. Dolayısıyla, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin'in Gazze’deki savaşın patlak vermesinin bir nedeni olarak gördüğü ABD’nin Ortadoğu'daki başarısızlığı, ABD liderliğindeki liberal uluslararası düzenin parçalanmasına yol açıyor.

Gazze’deki savaştan nasıl çıkılacağı ve ‘ertesi günü’ belirsizliğini korurken Ortadoğu’da bu savaşın ortaya çıkardığı yeni bir soğuk savaş biçimiyle karşı karşıya olabiliriz.

Ancak Rusya ile ilgili soruların sorulması, kaçınılmaz olarak Çin ile ilgili sorular da sorulması anlamına geliyor. Pekin, Moskova’nın aksine çatışmaya doğrudan müdahil olmasına dair herhangi bir sinyal vermiyor. Putin geçtiğimiz hafta, Batılı ülkelerin Ukrayna’yı silahlandırmasına ve Rusya'ya saldırmasına izin vermesine karşılık, Moskova'nın dünyanın dört bir yanındaki ABD karşıtı grupları desteklemeye hazır olduğunu söylemişti. Bu da İran ile silah anlaşmaları yapmaya ya da bölgedeki İran yanlısı grupları doğrudan ya da Tahran üzerinden silahlandırmaya hazır olduğu şeklinde yorumlandı. Hizbullah'a yakın çevreler Moskova ile ilişkilerinin şu an her zamankinden daha güçlü olduğundan bahsediyor. Peki, bu Rusya'nın Hizbullah'a silah ya da teknoloji sağladığı anlamına mı geliyor? Her halükârda özellikle Ukrayna ve genel olarak Avrupa kıtasının güvenliği konusunda ABD ve Batı ülkeleri ile derinleşen çatışması çerçevesinde, Rusya'nın Gazze’deki savaşa müdahil olmuş olabileceğinden endişe duymak gerekiyor.

Son yıllarda İsrail, Körfez Arap ülkeleri ve İran'la birlikte bölgedeki varlığının kapsamını genişleten Çin ise Filistin'deki bölünmüşlüğün tarafları olan Fetih Hareketi (El Fetih) ve Hamas Hareketi arasında uzlaşı sağlayama çalışarak ve Filistinliler ile İsrail arasındaki çatışmayı çözmek için uluslararası konferans çağrısında bulunarak, savaşa diplomatik bir pencereden bakıyor.

svdfbgnh
Ürdün'ün ev sahipliğinde yapılan “Eylem Çağrısı: Gazze'ye Acil İnsani Müdahale” konulu Ölüdeniz Konferansı'na katılan ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken (ortada) sağında Arap Birliği Genel Sekreteri Ahmed Ebu Gayt ile, 11 Haziran 2024 (AFP)

Gazze Şeridi’ndeki savaşın büyük resmi böyle, ancak uluslararası ve bölgesel ittifakların karmaşıklığı ve çakışmaları çerçevesinde, uluslararası ve bölgesel safların daha açık dizildiği Soğuk Savaş dönemindeki durumun aksine, bugün bölgedeki ve dünyadaki tüm ülkeler ilişkilerini ve ittifaklarını mümkün olduğunca genişletmeye çalışıyor. Bu ise bölgedeki uluslararası rekabetin, özellikle de günümüzün iki büyük kutbu olan ABD ve Çin arasındaki rekabetin ek bir nedeni haline geliyor. Hem ABD hem de Çin, İsrail'den Körfez ülkelerine ve İran'a kadar bölgedeki diğer ülkelerle ilişkilere sahip. Dolayısıyla Gazze’deki savaştan nasıl çıkılacağı ve ‘ertesi günü’ belirsizliğini korurken, Ortadoğu’da bu savaşın ortaya çıkardığı yeni bir soğuk savaş biçimiyle karşı karşıya olabiliriz.

Fakat savaşı çevreleyen bu uluslararası sahne tek başına savaşın gelişimini ve geleceğini açıklamaya yetmiyor. Zira yerel aktörlerin, Hamas ve İsrail'in, özellikle de Sinvar ve Netanyahu'nun hesapları, çatışmanın geleceği üzerinde çok etkili ve hatta belirleyici. İran’ın Dini Lideri Ali Hamaney'in geçtiğimiz günlerde Hamas Hareketi’ne Biden'ın teklifini kabul etmemesi yönünde yaptığı dolaylı çağrıdan da anlaşılacağı üzere, İran'ın Hamas'ın önemli bir destekçisi olarak savaştaki varlığı, hatta onun tercihlerini yönlendirmesi göz ardı edilemez. Tüm bu aktörlerin, Gazze Şeridi'ndeki savaşta yaşanan gelişmelerin de kanıtladığı üzere, başta bölgedeki başlıca uluslararası aktör olan ABD olmak üzere, savaştaki başlıca ülkelerin çıkarlarını ve tedbirlerini dikkate aldıklarına hiç şüphe yok.

Gazze’deki savaş da dahil olmak üzere bölgedeki olayların çoğu, ABD’nin bölgedeki yeni mühendisliğinin bir parçası olarak, ABD-Suudi Arabistan anlaşması etrafında dönüyor.

Nihayetinde ister müttefikleri ister muhalifleri tarafından olsun, tüm yerel, bölgesel ve uluslararası hesaplar ABD ve onun yakın ve uzak hedefleri etrafında dönüyor. Hamas, İran ve Hizbullah, İsrail ile ABD arasındaki anlaşmazlıkların ve bu anlaşmazlıkların merkezinde yer alan ABD’nin bölgedeki önceliklerinin üzerine bahis oynuyorlar. Biden yönetimi, ABD'nin Doğu Avrupa, Pasifik ya da Çin Denizi gibi önemli uluslararası çatışma bölgelerine yeniden odaklanmasıyla ilgili jeopolitik nedenlerinin yanı sıra Gazze’deki savaşta İsrail'i desteklediği ve gönderdiği çok sayıda silahla on binlerce Filistinli sivilin ölümüne neden olduğu için seçimlerde ABD’lilerin kendisine yönelik tepkisini hafifletmek gibi sebeplerden ötürü üç aşamalı ateşkes anlaşmasının imzalanması için acele ediyor.

xscdvfbg
İsrailli rehinelerin aileleri, Blinken’ın Tel Aviv ziyaretine denk gelecek şekilde, rehinelerin derhal serbest bırakılması talebiyle protesto gösterisi düzenledi 11 Haziran 2024 (Reuters)

Öte yandan Gazze'deki ateşkes, Washington ile Riyad arasında bir savunma anlaşmasından oluşan ve Washington'ın İsrail'i Suudi Arabistan ile normalleşme anlaşması yoluyla bölgeye daha fazla entegre etme çabaları çerçevesinde Tel Aviv'in de katılabileceği, ancak Tel Aviv'in Riyad'ın talep ettiği gibi iki devletli bir çözüm ile ilgili somut adımlar atmasına bağlı olan, ABD himayesinde ‘bölgesel bir yapı’ inşa etmeye doğru ilerliyor. Dolayısıyla, Gazze’deki savaş da dahil olmak üzere bölgedeki olayların çoğu, ABD’nin bölgedeki yeni mühendisliğinin bir parçası olarak ABD-Suudi Arabistan anlaşması etrafında dönüyor. Bu sebeple, İran’ın Dini Lideri Ali Hamaney’in kısa süre önce Aksa Tufanı Operasyonu’nu, bölgedeki denklemleri değiştirmeye yönelik bir Amerikan projesini engellediğini söyleyerek övmesi kimseyi şaşırtmadı.

Hamas Hareketi’nin Gazze’deki lideri Yahya Sinvar'ın özellikle de esir kartını elinde tuttuğu sürece, elinde kalanlarla savaşmaya devam etme isteğine ilişkin kendi hesaplarıyla kesiştiğinde İran'dan gelen sinyalleri aldığına şüphe yok. İşte şimdi Washington ona ABD vatandaşı olan rehineler için arada İsrail olmadan müzakere etme teklifinde bulunuyor. Sinvar’ın sadece iki seçeneği var. Ya İsrail, uluslararası tarafların garantörlüğünde kalıcı bir ateşkesi kabul edecek ya da savaşmaya devam edecek. Şimdiye kadar bu iki seçenek dışında üçüncü bir seçeneği kabul etmeye istekli görünmedi. Sinvar'ın tutumunun, özellikle Hamas’ın Doha'daki lider kadrosuna uygulanan baskı çerçevesinde bir bütün olarak Hamas'ın tutumu olup olmadığı da tartışmalı bir konu. Ancak İran Hamas'ın ana şemsiyesi olmaya devam ediyor. Bu da Hamas'ın genel tutumunu anlamada önemli bir unsur.

Netanyahu'nun siyasi ve şahsi hesapları, Washington ile ilişkilerinin sınırları ve koşulları da dahil olmak üzere savaştaki seçeneklerini belirlemede önemli rol oynuyor.

İsrail'e ve özellikle Netanyahu'ya gelince; Netanyahu, iki devletli bir çözümü kabul etmeye hazır değil. Çünkü böyle bir durum onu hükümetinin düşmesi ve aşırı sağın yeri doldurulamaz desteğini kaybetmesi tehdidiyle karşı karşıya bırakacaktır. Yani ya hem Filistinlilerle savaşı hem de İsrail içindeki siyasi çatışmayı kazanarak ikisi de kazanacak ya da ikisini birden kaybedecek. Tecrübeli bir siyasetçi olan Netanyahu, İsrail'deki siyasi ve demografik geleceğin özellikle savaş sonrasında aşırı sağcı eğilimlerden yana olduğunu çok iyi biliyor. Bu nedenle önceliklerinin, görev süresi sona ermekte olan Biden yönetimiyle ilişkileri pahasına da olsa aşırı sağcı akımların kendisine olan desteğini sürdürmek olması gerektiğini bilen Bibi (Netanyahu), İsrail sağının değirmenine su taşıyan Donald Trump'ın seçimleri kazanması üzerine de bahis oynuyor olabilir. Nihayetinde Netanyahu'nun siyasi ve şahsi hesapları, Washington'la ilişkinin sınırları ve koşulları da dahil olmak üzere savaştaki seçeneklerini belirlemede önemli rol oynuyor. İsrail sağının anlatısı, Biden'ın İsrail'e yardım etmek yerine, onu bölgeye yönelik projesinin bir parçası olarak kullandığı yönünde ve bu da elbette Netanyahu ve danışmanları tarafından çok iyi biliniyor.

Tüm bu üst üste binen uluslararası, bölgesel ve yerel sahneler açısından Gazze’deki savaştan çıkış yolunu hayal etmek daha da zorlaşıyor. O halde bölge uzun bir ‘yıpratma savaşına’ mı hazırlanmalı? Nihayetinde böyle bir savaşın bedelini öncelikle Filistinli siviller, ikinci olarak da Lübnan'da, Suriye'de, hatta biraz daha uzaktaki Irak'ta olsun, uzun savaşlara alışkın olan ‘Bereketli Hilalin’ halkları ödeyecek.



Mücteba’nın yokluğunda Hamaney’in mirası için mücadele... Sertlik yanlıları İran liderlerini darbe yapmakla suçluyor

Tahran’daki cenaze töreninde Ali Hamaney’in fotoğrafını taşıyan bir İranlı (AP)
Tahran’daki cenaze töreninde Ali Hamaney’in fotoğrafını taşıyan bir İranlı (AP)
TT

Mücteba’nın yokluğunda Hamaney’in mirası için mücadele... Sertlik yanlıları İran liderlerini darbe yapmakla suçluyor

Tahran’daki cenaze töreninde Ali Hamaney’in fotoğrafını taşıyan bir İranlı (AP)
Tahran’daki cenaze töreninde Ali Hamaney’in fotoğrafını taşıyan bir İranlı (AP)

ABD ile varılan ateşkes anlaşmasının ardından İran yönetimi içindeki görüş ayrılıkları giderek derinleşiyor. Şarku’l Avsat’ın CNN’den aktardığına göre, ABD-İran savaşı sonrasında oluşan öfke, Washington ile herhangi bir uzlaşmayı reddeden sertlik yanlısı kanat ile yeni dönemi yönetmeye çalışan siyasi liderler arasında iç mücadeleye dönüştü.

Habere göre İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, geçen hafta Tahran’da İran eski Dini Lideri Ali Hamaney’in cenaze töreninde tabutun yanında yürürken, siyah giysiler giyen bazı katılımcılar doğrudan kendisini hedef alarak “Müzakerecilere ölüm” sloganı attı.

CNN, İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi’nin de cenaze töreni sırasında taşlı saldırıya uğradığını, ‘hain’ ve ‘ilkelerini satan kişi’ suçlamalarıyla karşı karşıya kalmasının ardından tören alanından ayrılmak zorunda kaldığını aktardı.

Habere göre, üst düzey yetkililerin cenaze töreninde maruz kaldığı bu tepki, son aylarda İran’ın sertlik yanlısı çevrelerinde giderek güç kazanan bir görüşü yansıtıyor. Söz konusu görüşe göre savaş sırasında ABD ile müzakere eden ve anlaşmayı imzalayan İranlı yöneticiler, rejime karşı ‘yumuşak darbe’ gerçekleştiriyor. Bu süreçte yeni İran Dini Lideri Mücteba Hamaney’in ise ya güvenlik endişeleri nedeniyle ya da bazı iddialara göre görevini yerine getiremediği için kamuoyundan uzak kaldığı belirtiliyor.

Eski İran dini lideri Ali Hamaney'in cenaze törenine katılanlar ve aile üyeleri, Meşhed'deki İmam Rıza Türbesi'nde gerçekleştirilen defin töreni sırasında, (AFP)Eski İran dini lideri Ali Hamaney'in cenaze törenine katılanlar ve aile üyeleri, Meşhed'deki İmam Rıza Türbesi'nde gerçekleştirilen defin töreni sırasında, (AFP)

Radikaller, yeni liderliği Hamaney’in mirasını terk etmekle suçluyor

Habere göre cenaze törenine yoğun katılım sağlayan sertlik yanlısı kesimler, İranlı yetkililerin Ali Hamaney’in öldürülmesinin intikamını almak yerine, Mücteba Hamaney’in talimatlarına aykırı olduğunu savundukları ateşkes anlaşmasını imzalayarak teslim olduklarına inanıyor.

Ancak oğul Hameney kamuoyu önüne çıkmamayı sürdürdü. Yetkililer müzakereleri yürütürken veya ülkeyi yönetirken onun adına yönetse de o, halka doğrudan bir hitap etmedi ve otoritesini tesis ettiğini kanıtlayacak kamuoyu önünde bir görüntü vermedi.

Haberde sertlik yanlısı çevreler, Mücteba Hamaney’in yokluğunda ülkeyi yöneten ve İran’ı temsil eden mevcut siyasi kadroyu, parlamentonun çalışmalarını askıya alarak nüfuzunu artırmayı planlamakla, müzakereler sırasında Hamaney’in talimatlarını göz ardı etmekle ve son dönemde sertlik yanlısı grupların önemli bir güç merkezi haline gelen sokak gösterilerini dağıtmaya çalışmakla suçluyor.

Ali Hamaney’in cenaze töreninden birkaç gün önce, sert söylemleriyle tanınan İran Milletvekili Mahmud Nebeviyan, X platformundaki paylaşımında, “İran halkına uyarı: Bir darbe mi geliyor?” ifadelerini kullandı.

Nebeviyan, birkaç gün sonra yaptığı başka bir paylaşımda ise “Hamaney’e veda ettiğimiz bu günlerde, kanının intikamı için bayrağı yükseltiyor ve darbeye karşı kararlılıkla duruyoruz” dedi.

Tahran'daki törene milyonlarca kişi katıldı (AP)Tahran'daki törene milyonlarca kişi katıldı (AP)

Mücteba’nın yokluğu, rejim içinde çatışmanın önünü açıyor

Mücteba Hamaney’in kamuoyundan uzak kalmayı sürdürmesiyle birlikte, savaş sonrası dönemde İran’ın yönetiminde başlıca isimler, Baş Müzakereci Muhammed Bakır Kalibaf, Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan ve Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi oldu.

ABD’de yaşayan İran uzmanı ve “İranlılar Ne İstiyor?” adlı kitabın yazarı Arash Azizi, CNN’e yaptığı değerlendirmede, bu isimlerin yönetim tarzından rahatsız olan sertlik yanlılarının, yeni dini lidere ulaşamamaları nedeniyle söz konusu yetkilileri darbe hazırlığı yapmakla suçladığını söyledi.

Azizi, “Mücteba’nın kamuoyundan uzak kalmayı sürdürmesi, onunla doğrudan temas kuramadıkları anlamına geliyor. Bu da fiilen Kalibaf ve müttefiklerinin ülkeyi yönettiği izlenimini doğuruyor. Bu nedenle sertlik yanlıları, Kalibaf ile Pezeşkiyan’ı Mücteba’ya karşı darbe planlamakla suçluyor” değerlendirmesinde bulundu.

Radikalleri iktidar merkezlerinden uzaklaştırmak

Geçtiğimiz salı günü, ABD ile varılan mutabakata sert şekilde karşı çıkan Nebeviyan, anlaşmayı eleştiren bir başka milletvekiliyle birlikte İran Meclisi Ulusal Güvenlik ve Dış Politika Komisyonu’ndaki görevinden alındı.

Nebeviyan, daha önce İran’ın müzakere heyetinde yer almasına rağmen daha sonra görüşmelere karşı çıktı. Geçen ay imzalanmadan önce anlaşma metnini basına sızdırarak süreci engellemeye çalıştığı da öne sürüldü.

Nebeviyan, İran’ın ABD ile yürüttüğü müzakerelerde heyetin, Dini Lider tarafından belirlenen ‘kırmızı çizgileri’ göz ardı ettiğini savundu. CNN, Nebeviyan’ın konuya ilişkin görüşünü alamadığını belirtti.

Nebeviyan ve benzer görüşteki isimler, gözlemcilerin sıklıkla ‘aşırı devrimciler’ olarak tanımladığı Paydari Cephesi’ne mensup. Bu grup, kendisini Batı yanlısı monarşiyi devirerek İran İslam Cumhuriyeti’ni kuran 1979 Devrimi’nin temel ilkelerinin koruyucusu olarak görüyor.

CNN’e konuşan uzmanlara göre, İran’daki mevcut yönetim bu sertlik yanlısı çevreleri siyasi olarak etkisizleştirmeye çalışıyor.

Almanya Uluslararası ve Güvenlik İşleri Enstitüsü’nde (SWP) misafir araştırmacı olarak görev yapan Hamid Rıza Azizi, CNN’e yaptığı değerlendirmede, “Kalibaf’ın bu sertlik yanlısı isimleri sistemin dışına itmek için nüfuzunu kullandığını görüyoruz. Bu kesimler rejim açısından artık ciddi bir maliyet oluşturuyor ve özellikle ülkedeki istikrarsızlığın arttığı bir dönemde iç anlaşmazlıkları kamuoyuna taşıyorlar” dedi.

Sayıları sınırlı olmasına rağmen söz konusu grubun parlamento ile İran devlet televizyonu da dahil olmak üzere ülkenin çeşitli kurumlarında etkili pozisyonlarda bulunduğu belirtiliyor. Devlet televizyonunun son dönemde Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan’a yönelik eleştirel yayınlar yaptığına dikkat çekilirken, bu sertlik yanlısı akımın toplumdaki gerçek destek düzeyinin ise belirsizliğini koruduğu ifade edildi.


Abdülati, Witkoff’a ABD-İran Mutabakat Zaptı’na bağlılığın önemini vurguladı

Mısır Dışişleri Bakanı Bedr Abdulati  (Dışişleri Bakanlığı)
Mısır Dışişleri Bakanı Bedr Abdulati  (Dışişleri Bakanlığı)
TT

Abdülati, Witkoff’a ABD-İran Mutabakat Zaptı’na bağlılığın önemini vurguladı

Mısır Dışişleri Bakanı Bedr Abdulati  (Dışişleri Bakanlığı)
Mısır Dışişleri Bakanı Bedr Abdulati  (Dışişleri Bakanlığı)

Mısır Dışişleri Bakanı Bedr Abdulati, ABD'nin Ortadoğu Özel Temsilcisi Steve Witkoff ile gerçekleştirdiği telefon görüşmesinde, Mısır'ın bölgedeki askeri gerilimi düşürmeye yönelik diplomatik çabaları desteklediğini ve ABD ile İran arasındaki krizin diplomatik yollarla çözüme kavuşturulması gerektiğini vurguladı.

Mısır Dışişleri Bakanlığı tarafından bugün yapılan açıklamaya göre Bakan Abdulati görüşmede, "ABD ile İran arasındaki mutabakat zaptına bağlı kalınmasının, gerilimi azaltmak ve bölgede güvenlik ile istikrarı güçlendirmek adına yapıcı bir adım olduğunu" belirtti.

Dün gerçekleşen görüşmenin, bölgesel gelişmeleri takip etmek ve iki ülke arasındaki koordinasyonu sağlamak amacıyla yapıldığı ifade edildi. ABD'li temsilci Witkoff’un ise Mısır’ın bölgesel istikrarı sağlama çabalarını ve Kahire'nin diyalog ortamını desteklemek için ilgili taraflarla yürüttüğü koordinasyonu takdirle karşıladığı kaydedildi.

Mısır’ın diplomatik trafiği yoğunlaşıyor

Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah es-Sisi, geçtiğimiz pazar günü el-Alameyn’de Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) Devlet Başkanı Şeyh Muhammed bin Zayid’i ağırlamış, ardından salı günü Bahreyn ve Katar’a ziyaretler gerçekleştirmişti. Şarku’l Avsat’ın edindiği bilgiye göre Sisi, bu görüşmelerde "Mısır'ın bölgesel istikrarı korumak ve mevcut gerilimi düşürmek için yoğun çaba harcadığını" belirterek, krizlerin barışçıl yollarla çözülmesinin önemini vurgulamıştı.

Bakan Abdulati dün ayrıca Umman Dışişleri Bakanı Bedr bin Hamad el-Busaidi ile de bir telefon görüşmesi gerçekleştirdi. Görüşmede, bölgedeki artan gerilimin güvenlik ve istikrar üzerindeki ciddi riskleri ele alınırken, tansiyonu düşürme ve müzakere sürecine geri dönme çabaları değerlendirildi.

"Gerilimi düşürün" çağrısı

İki bakan, bölgenin daha fazla gerilime sürüklenmemesi ve çatışma alanının genişlememesi için "tırmanıştan kaçınılması" gerektiği konusunda mutabık kaldı. Siyasi çözüm yollarının krizleri aşmak için en uygun yöntem olduğu üzerinde duran bakanlar, önümüzdeki dönemde istikrarı desteklemek amacıyla yakın istişare ve koordinasyonun sürdürülmesi kararını aldı.

Öte yandan Kahire yönetimi, geçtiğimiz günlerde bazı Körfez ülkelerine yönelik gerçekleştirilen İHA ve füze saldırılarını kınayan çeşitli açıklamalar yapmış, bu eylemleri "Arap devletlerinin egemenliğini ihlal eden ve bölgedeki tansiyonu artıran tehlikeli gelişmeler" olarak nitelendirmişti.


Pakistan ve Kuveyt savunma anlaşmasını genişletmek istiyor

Kuveyt Uluslararası Havalimanı'na 3 Haziran'da düzenlenen saldırıda bir kişi yaşamını yitirmişti (Reuters)
Kuveyt Uluslararası Havalimanı'na 3 Haziran'da düzenlenen saldırıda bir kişi yaşamını yitirmişti (Reuters)
TT

Pakistan ve Kuveyt savunma anlaşmasını genişletmek istiyor

Kuveyt Uluslararası Havalimanı'na 3 Haziran'da düzenlenen saldırıda bir kişi yaşamını yitirmişti (Reuters)
Kuveyt Uluslararası Havalimanı'na 3 Haziran'da düzenlenen saldırıda bir kişi yaşamını yitirmişti (Reuters)

Pakistan ve Kuveyt, geniş kapsamlı bir savunma anlaşması üzerinde çalışıyor.

Reuters'ın aktardığına göre Pakistan, enerji işbirliği ve yatırım karşılığında Kuveyt'e savaş jeti ve drone vermeyi değerlendiriyor.  

Adlarının paylaşılmaması kaydıyla konuşan kaynaklar, görüşmelerin henüz erken aşamada olduğunu ve İran savaşının süreci karmaşıklaştırabileceğini söylüyor.

İki ülke arasındaki görüşmeler, Pakistan'ın geçen yıl Suudi Arabistan'la imzaladığı karşılıklı savunma anlaşmasının ardından geldi.

ABD ve İsrail'in 28 Şubat'ta İran'a yönelik saldırıları başlatmasıyla İslamabad yönetimi, bu anlaşma yüzünden ülkenin savaşa çekilmesinden endişeleniyor.

İran destekli Husilerin pazartesi günü Suudi Arabistan'a saldırmasının ardından nükleer silaha sahip Pakistan, Tahran'la iletişime geçerek saldırıları durdurmasını istedi. İran'a gönderilen mesajda, Suudi Arabistan'a düzenlenen saldırıların Pakistan'a yapılmış sayılacağı uyarısında bulunuldu.

İslamabad yönetimi, anlaşma kapsamında mayısta Riyad'da 8 bin askeri personel, savaş uçağı filosu ve hava savunma sistemi göndermişti.

Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman'la Pakistan Başbakanı Şahbaz Şerif'in geçen yıl eylülde imzaladığı anlaşma, herhangi bir saldırıya karşı ortak caydırıcılığı artırmayı hedefliyor.

Pakistan'ın Kuveyt'le savunma anlaşmasıysa sınırlı. 2023'te imzalanan anlaşma kapsamında ortak tatbikat ve eğitim yapılıyor.

Ancak Ortadoğu'da artan tehditler nedeniyle Kuveyt yönetimi, Riyad-İslamabad anlaşmasına benzer şekilde Pakistan'dan daha güçlü güvenlik taahhütleri istiyor.

Pakistanlı bir yetkili, Kuveyt'in "binlerce asker, savaş uçağı, insansız hava aracı ve hava savunma sistemi istediğini" söylüyor. Talebin değerlendirildiğini belirtirken, şimdilik Kuveyt'e asker gönderilmesinin planlanmadığını vurguluyor.

Son dönemde İran'ın misillemelerinin hedefindeki Körfez ülkeleri, ABD'nin güvenlik garantilerine yönelik artan soru işaretleri nedeniyle alternatif savunma ortakları arıyor. Büyük bir orduya sahip olan ve kendi savaş uçaklarını üretebilen Pakistan, bölgedeki ülkeler için giderek daha cazip bir seçeneğe dönüşüyor.

Riyad ve İslamabad arasındaki anlaşma, İsrail'in Katar'a saldırmasının ardından yapılmıştı. Türkiye'nin de bu anlaşmaya katılabileceğine dair haberler çıkmıştı.

Diğer yandan Türkiye, Suudi Arabistan, Pakistan ve Mısır arasında "dörtlü ittifak" çalışmaları da gündemde. Mısır ve Türkiye, haziranda ortak tatbikat düzenlemiş, ardından 13-14 Temmuz'da savunma işbirliği ve savunma sanayi için iki anlaşma imzalamıştı.

Independent Türkçe, Reuters, Times of Islamabad