Gazze’deki savaş ve dünya savaşlarının yıl dönümü

Gazze Savaşı ve uluslararası krizlerin çağrışımları

Gazze Şeridi'nin güneyindeki Han Yunus'ta yıkılmış binaların yanındaki dar bir sokakta yürüyen Filistinliler, 11 Haziran 2024 (AFP)
Gazze Şeridi'nin güneyindeki Han Yunus'ta yıkılmış binaların yanındaki dar bir sokakta yürüyen Filistinliler, 11 Haziran 2024 (AFP)
TT

Gazze’deki savaş ve dünya savaşlarının yıl dönümü

Gazze Şeridi'nin güneyindeki Han Yunus'ta yıkılmış binaların yanındaki dar bir sokakta yürüyen Filistinliler, 11 Haziran 2024 (AFP)
Gazze Şeridi'nin güneyindeki Han Yunus'ta yıkılmış binaların yanındaki dar bir sokakta yürüyen Filistinliler, 11 Haziran 2024 (AFP)

Elie el Kaşif

ABD Başkanı Joe Biden’ın Gazze için ateşkes teklifi, muhtemelen Ramazan ayı arifesinde ateşkes ve esir takası anlaşması amacıyla yapılan, ancak tökezleyip başarısızlıkla sonuçlanan müzakerelerle aynı kaderi paylaşacak gibi görünüyor. ABD yönetiminin ister doğrudan İsrail'e ister Arap ülkeleri aracılığıyla Hamas’a olmak üzere savaşan taraflara yönelik tüm baskılarına rağmen, kendisi de bunu öngörmeye ve işaret etmeye başladı. ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken savaşın başlamasından bu yana bölgeye gerçekleştirdiği sekizinci ziyarette bunu yapmaya çalışsa da şimdiye kadar pek başarılı olamadı.

Ne zaman savaşın müzakereler yoluyla durdurulabileceğine dair bir umut doğsa, bu müzakerelerin başarısızlıkla sonuçlanacağına dair kötümser bir rüzgâr esmeye başlıyor. Eğer müzakere girişimi bu kez de başarısız olursa, karamsarlık geçen seferkinden daha da yoğun olacak. Teklif, gerek müzakerelerin başarısız olması ve İsrail ile Hamas'ın Biden'ın teklifine yanıt vermemesi bakımından, gerek savaşın doğrudan tarafları olan Hamas ve İsrail'in, özellikle de Binyamin Netanyahu ve Yahya Sinvar'ın hesapları bakımından gerekse özellikle önümüzdeki kasım ayında yapılması planlanan ABD seçimlerinin arifesinde bölgesel ve uluslararası sahnedeki kaos bakımından İsrail'in Gazze Şeridi'ne yönelik savaşının en karmaşık hale geldiği zor bir zamanda ortaya atıldı. Bu da haftalardır hatta aylardır konuşulan Hamas ve İsrail arasındaki yıpratma savaşının aslında bölgesel ve uluslararası bir çatışmanın yansıması olup olmadığı, yani bölgesel ve uluslararası tarafların kendi hesapları için mi bu çatışmayı derinleştirmeye çalıştıkları ya da söz konusu uluslararası tarafların başında gelen ABD’yi bu savaşta boğmak, dikkatini dağıtmak ve çözümsüzlüğe itmeye mi çalışıldığı gibi önemli bir soruyu gündeme getiriyor.

Aslında, Rusya-Ukrayna savaşıyla ilgili sahada ve siyaset sahnesinde yaşanan gerilim, Doğu Avrupa'daki gelişmeleri Filistin topraklarındaki çatışmayla ilişkilendirmeye giderek daha fazla itiyor. Çünkü ABD ve Batı ülkelerinin her iki bölgede de var olması, rakiplerinin bu savaşlara katılmaları için net bir davet anlamına geliyor. Eğer Rusya Avrupa'daki savaşın tarafı ise Gazze’deki savaşta rolü ne olacak? Ya da Hizbullah ve İsrail arasındaki cephede nasıl bir rol üstlenecek? Aksa Tufanı Operasyonu'na ilişkin bazı geç okumalar, Moskova'nın bu operasyona yakından ya da uzaktan müdahil olmuş olma ihtimalini sorgulasa da elbette net cevaplara ulaşamadı. Şu sıralar sorular, Rusya'nın Ukrayna savaşındaki hesapları ya da başta Çin olmak üzere diğer ülkeler arasında yeni bir uluslararası düzen inşa etme girişimleri bağlamında, savaşı uzatma ve ABD'yi bu savaşla meşgul etme konusundaki çıkarları üzerinde yoğunlaşıyor. Dolayısıyla, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin'in Gazze’deki savaşın patlak vermesinin bir nedeni olarak gördüğü ABD’nin Ortadoğu'daki başarısızlığı, ABD liderliğindeki liberal uluslararası düzenin parçalanmasına yol açıyor.

Gazze’deki savaştan nasıl çıkılacağı ve ‘ertesi günü’ belirsizliğini korurken Ortadoğu’da bu savaşın ortaya çıkardığı yeni bir soğuk savaş biçimiyle karşı karşıya olabiliriz.

Ancak Rusya ile ilgili soruların sorulması, kaçınılmaz olarak Çin ile ilgili sorular da sorulması anlamına geliyor. Pekin, Moskova’nın aksine çatışmaya doğrudan müdahil olmasına dair herhangi bir sinyal vermiyor. Putin geçtiğimiz hafta, Batılı ülkelerin Ukrayna’yı silahlandırmasına ve Rusya'ya saldırmasına izin vermesine karşılık, Moskova'nın dünyanın dört bir yanındaki ABD karşıtı grupları desteklemeye hazır olduğunu söylemişti. Bu da İran ile silah anlaşmaları yapmaya ya da bölgedeki İran yanlısı grupları doğrudan ya da Tahran üzerinden silahlandırmaya hazır olduğu şeklinde yorumlandı. Hizbullah'a yakın çevreler Moskova ile ilişkilerinin şu an her zamankinden daha güçlü olduğundan bahsediyor. Peki, bu Rusya'nın Hizbullah'a silah ya da teknoloji sağladığı anlamına mı geliyor? Her halükârda özellikle Ukrayna ve genel olarak Avrupa kıtasının güvenliği konusunda ABD ve Batı ülkeleri ile derinleşen çatışması çerçevesinde, Rusya'nın Gazze’deki savaşa müdahil olmuş olabileceğinden endişe duymak gerekiyor.

Son yıllarda İsrail, Körfez Arap ülkeleri ve İran'la birlikte bölgedeki varlığının kapsamını genişleten Çin ise Filistin'deki bölünmüşlüğün tarafları olan Fetih Hareketi (El Fetih) ve Hamas Hareketi arasında uzlaşı sağlayama çalışarak ve Filistinliler ile İsrail arasındaki çatışmayı çözmek için uluslararası konferans çağrısında bulunarak, savaşa diplomatik bir pencereden bakıyor.

svdfbgnh
Ürdün'ün ev sahipliğinde yapılan “Eylem Çağrısı: Gazze'ye Acil İnsani Müdahale” konulu Ölüdeniz Konferansı'na katılan ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken (ortada) sağında Arap Birliği Genel Sekreteri Ahmed Ebu Gayt ile, 11 Haziran 2024 (AFP)

Gazze Şeridi’ndeki savaşın büyük resmi böyle, ancak uluslararası ve bölgesel ittifakların karmaşıklığı ve çakışmaları çerçevesinde, uluslararası ve bölgesel safların daha açık dizildiği Soğuk Savaş dönemindeki durumun aksine, bugün bölgedeki ve dünyadaki tüm ülkeler ilişkilerini ve ittifaklarını mümkün olduğunca genişletmeye çalışıyor. Bu ise bölgedeki uluslararası rekabetin, özellikle de günümüzün iki büyük kutbu olan ABD ve Çin arasındaki rekabetin ek bir nedeni haline geliyor. Hem ABD hem de Çin, İsrail'den Körfez ülkelerine ve İran'a kadar bölgedeki diğer ülkelerle ilişkilere sahip. Dolayısıyla Gazze’deki savaştan nasıl çıkılacağı ve ‘ertesi günü’ belirsizliğini korurken, Ortadoğu’da bu savaşın ortaya çıkardığı yeni bir soğuk savaş biçimiyle karşı karşıya olabiliriz.

Fakat savaşı çevreleyen bu uluslararası sahne tek başına savaşın gelişimini ve geleceğini açıklamaya yetmiyor. Zira yerel aktörlerin, Hamas ve İsrail'in, özellikle de Sinvar ve Netanyahu'nun hesapları, çatışmanın geleceği üzerinde çok etkili ve hatta belirleyici. İran’ın Dini Lideri Ali Hamaney'in geçtiğimiz günlerde Hamas Hareketi’ne Biden'ın teklifini kabul etmemesi yönünde yaptığı dolaylı çağrıdan da anlaşılacağı üzere, İran'ın Hamas'ın önemli bir destekçisi olarak savaştaki varlığı, hatta onun tercihlerini yönlendirmesi göz ardı edilemez. Tüm bu aktörlerin, Gazze Şeridi'ndeki savaşta yaşanan gelişmelerin de kanıtladığı üzere, başta bölgedeki başlıca uluslararası aktör olan ABD olmak üzere, savaştaki başlıca ülkelerin çıkarlarını ve tedbirlerini dikkate aldıklarına hiç şüphe yok.

Gazze’deki savaş da dahil olmak üzere bölgedeki olayların çoğu, ABD’nin bölgedeki yeni mühendisliğinin bir parçası olarak, ABD-Suudi Arabistan anlaşması etrafında dönüyor.

Nihayetinde ister müttefikleri ister muhalifleri tarafından olsun, tüm yerel, bölgesel ve uluslararası hesaplar ABD ve onun yakın ve uzak hedefleri etrafında dönüyor. Hamas, İran ve Hizbullah, İsrail ile ABD arasındaki anlaşmazlıkların ve bu anlaşmazlıkların merkezinde yer alan ABD’nin bölgedeki önceliklerinin üzerine bahis oynuyorlar. Biden yönetimi, ABD'nin Doğu Avrupa, Pasifik ya da Çin Denizi gibi önemli uluslararası çatışma bölgelerine yeniden odaklanmasıyla ilgili jeopolitik nedenlerinin yanı sıra Gazze’deki savaşta İsrail'i desteklediği ve gönderdiği çok sayıda silahla on binlerce Filistinli sivilin ölümüne neden olduğu için seçimlerde ABD’lilerin kendisine yönelik tepkisini hafifletmek gibi sebeplerden ötürü üç aşamalı ateşkes anlaşmasının imzalanması için acele ediyor.

xscdvfbg
İsrailli rehinelerin aileleri, Blinken’ın Tel Aviv ziyaretine denk gelecek şekilde, rehinelerin derhal serbest bırakılması talebiyle protesto gösterisi düzenledi 11 Haziran 2024 (Reuters)

Öte yandan Gazze'deki ateşkes, Washington ile Riyad arasında bir savunma anlaşmasından oluşan ve Washington'ın İsrail'i Suudi Arabistan ile normalleşme anlaşması yoluyla bölgeye daha fazla entegre etme çabaları çerçevesinde Tel Aviv'in de katılabileceği, ancak Tel Aviv'in Riyad'ın talep ettiği gibi iki devletli bir çözüm ile ilgili somut adımlar atmasına bağlı olan, ABD himayesinde ‘bölgesel bir yapı’ inşa etmeye doğru ilerliyor. Dolayısıyla, Gazze’deki savaş da dahil olmak üzere bölgedeki olayların çoğu, ABD’nin bölgedeki yeni mühendisliğinin bir parçası olarak ABD-Suudi Arabistan anlaşması etrafında dönüyor. Bu sebeple, İran’ın Dini Lideri Ali Hamaney’in kısa süre önce Aksa Tufanı Operasyonu’nu, bölgedeki denklemleri değiştirmeye yönelik bir Amerikan projesini engellediğini söyleyerek övmesi kimseyi şaşırtmadı.

Hamas Hareketi’nin Gazze’deki lideri Yahya Sinvar'ın özellikle de esir kartını elinde tuttuğu sürece, elinde kalanlarla savaşmaya devam etme isteğine ilişkin kendi hesaplarıyla kesiştiğinde İran'dan gelen sinyalleri aldığına şüphe yok. İşte şimdi Washington ona ABD vatandaşı olan rehineler için arada İsrail olmadan müzakere etme teklifinde bulunuyor. Sinvar’ın sadece iki seçeneği var. Ya İsrail, uluslararası tarafların garantörlüğünde kalıcı bir ateşkesi kabul edecek ya da savaşmaya devam edecek. Şimdiye kadar bu iki seçenek dışında üçüncü bir seçeneği kabul etmeye istekli görünmedi. Sinvar'ın tutumunun, özellikle Hamas’ın Doha'daki lider kadrosuna uygulanan baskı çerçevesinde bir bütün olarak Hamas'ın tutumu olup olmadığı da tartışmalı bir konu. Ancak İran Hamas'ın ana şemsiyesi olmaya devam ediyor. Bu da Hamas'ın genel tutumunu anlamada önemli bir unsur.

Netanyahu'nun siyasi ve şahsi hesapları, Washington ile ilişkilerinin sınırları ve koşulları da dahil olmak üzere savaştaki seçeneklerini belirlemede önemli rol oynuyor.

İsrail'e ve özellikle Netanyahu'ya gelince; Netanyahu, iki devletli bir çözümü kabul etmeye hazır değil. Çünkü böyle bir durum onu hükümetinin düşmesi ve aşırı sağın yeri doldurulamaz desteğini kaybetmesi tehdidiyle karşı karşıya bırakacaktır. Yani ya hem Filistinlilerle savaşı hem de İsrail içindeki siyasi çatışmayı kazanarak ikisi de kazanacak ya da ikisini birden kaybedecek. Tecrübeli bir siyasetçi olan Netanyahu, İsrail'deki siyasi ve demografik geleceğin özellikle savaş sonrasında aşırı sağcı eğilimlerden yana olduğunu çok iyi biliyor. Bu nedenle önceliklerinin, görev süresi sona ermekte olan Biden yönetimiyle ilişkileri pahasına da olsa aşırı sağcı akımların kendisine olan desteğini sürdürmek olması gerektiğini bilen Bibi (Netanyahu), İsrail sağının değirmenine su taşıyan Donald Trump'ın seçimleri kazanması üzerine de bahis oynuyor olabilir. Nihayetinde Netanyahu'nun siyasi ve şahsi hesapları, Washington'la ilişkinin sınırları ve koşulları da dahil olmak üzere savaştaki seçeneklerini belirlemede önemli rol oynuyor. İsrail sağının anlatısı, Biden'ın İsrail'e yardım etmek yerine, onu bölgeye yönelik projesinin bir parçası olarak kullandığı yönünde ve bu da elbette Netanyahu ve danışmanları tarafından çok iyi biliniyor.

Tüm bu üst üste binen uluslararası, bölgesel ve yerel sahneler açısından Gazze’deki savaştan çıkış yolunu hayal etmek daha da zorlaşıyor. O halde bölge uzun bir ‘yıpratma savaşına’ mı hazırlanmalı? Nihayetinde böyle bir savaşın bedelini öncelikle Filistinli siviller, ikinci olarak da Lübnan'da, Suriye'de, hatta biraz daha uzaktaki Irak'ta olsun, uzun savaşlara alışkın olan ‘Bereketli Hilalin’ halkları ödeyecek.



Eisenkot... Netanyahu’yu kurtaran, sonra da ona sırtını dönen komutan

İsrail’in eski Genelkurmay Başkanı ve Yashar Partisi lideri Gadi Eisenkot, 7 Ekim saldırılarının üçüncü yıldönümünde, İsrail’in güneyindeki Rim bölgesi yakınlarında bir sığınakta duruyor. (Reuters)
İsrail’in eski Genelkurmay Başkanı ve Yashar Partisi lideri Gadi Eisenkot, 7 Ekim saldırılarının üçüncü yıldönümünde, İsrail’in güneyindeki Rim bölgesi yakınlarında bir sığınakta duruyor. (Reuters)
TT

Eisenkot... Netanyahu’yu kurtaran, sonra da ona sırtını dönen komutan

İsrail’in eski Genelkurmay Başkanı ve Yashar Partisi lideri Gadi Eisenkot, 7 Ekim saldırılarının üçüncü yıldönümünde, İsrail’in güneyindeki Rim bölgesi yakınlarında bir sığınakta duruyor. (Reuters)
İsrail’in eski Genelkurmay Başkanı ve Yashar Partisi lideri Gadi Eisenkot, 7 Ekim saldırılarının üçüncü yıldönümünde, İsrail’in güneyindeki Rim bölgesi yakınlarında bir sığınakta duruyor. (Reuters)

Gadi Eisenkot İsrailli seçmenlerden hükümete başkanlık etmek üzere kendisine oy vermelerini istemeye karar verdiğinde, Başbakan Binyamin Netanyahu kendisini zor bir durumda buldu. Çünkü karşısında daha önceki rakipleri Naftali Bennett, Yair Lapid, Tzipi Livni, hatta Şimon Peres ve Ehud Barak’tan farklı bir isim vardı.

Yeni rakip Eisenkot, yalnızca güçlü bir askeri geçmişe sahip eski Genelkurmay Başkanı değil, aynı zamanda dikkat çeken kişisel özelliklere de sahip. Netanyahu’nun tam zıttı olarak görülüyor. İsrailli analistler onu ‘cetvel gibi dosdoğru’ şeklinde nitelendiriyor. Bu nedenle arkadaşları da yeni partilerine Yashar Partisi adını verdi. ‘Yashar’, İbranice’de ‘düz, doğru’ anlamına geliyor. Eisenkot, küfretmeyen, entrikalara başvurmayan, basınla mücadele etmeyen ve komplolara karışmayan, ölçülü bir kişilik olarak tanımlanıyor. İsrail’deki yeni siyasetçilerden farklı bir karaktere sahip olduğu ifade ediliyor. Bazıları onu İzak Rabin’e benzetiyor.

Netanyahu’nun zıttı

Eisenkot geleneksel bir muhalif değil. İsrail, 7 Ekim 2023’te Hamas’ın saldırısına hazırlıksız yakalanıp ağır bir psikolojik şok yaşadığında Eisenkot, Netanyahu’nun yanına giderek ona can simidi uzattı. Büyük başarısızlık nedeniyle istifaya zorlamak yerine, Eisenkot ve Benny Gantz destek için Netanyahu’nun yanında yer aldı. İki isim, felaketten dört gün sonra hükümete katılarak savaş tecrübelerini ve misilleme savaşı yürütme konusundaki cesaretlerini Netanyahu’nun hizmetine sundu.

cdfvghj
Gadi Eisenkot, 7 Ekim’de Hamas tarafından gerçekleştirilen saldırının üçüncü yıldönümünü anmak üzere Nova Müzik Festivali alanını ziyaret etti.

Eisenkot ayrıca, muhaliflerinin siyasi mücadelede aleyhine kullanabileceği açıkları ve skandalları bulabileceği bir lider değil. Mütevazı bir hayat sürüyor. Eşi kamuoyunun gözünden oldukça uzak. Savurganlığı, hırsı ve açgözlülüğüyle tanınmıyor. Hediye kabul etmiyor.

Ayrıca İsrail’in kuruluşundan bu yana ülkeyi yöneten ve hâlâ yönetmeye devam eden Aşkenazi elit kesiminden de gelmiyor. Aksine, kökleri Fas’a uzanan bir aileden geliyor ve bununla gurur duyuyor.

Üstelik Eisenkot, acılı bir baba. Yalnızca iki yıl önce oğlu Gazze’deki savaşta öldürüldü. Yeğeni ile kız kardeşinin oğlu da aynı savaşta öldü.

Peki Netanyahu böyle bir isim karşısında seçim mücadelesini nasıl yürütecek? En kritik dönemlerde yanında durmuş ve kendisine destek vermiş birine nasıl karşı çıkacak?

Son derece meşru olan bu sorular, Netanyahu gibi bir siyasetçi söz konusu olduğunda safça kalıyor. Çünkü Netanyahu, ne pahasına olursa olsun seçimi kazanmak istiyor. Bu nedenle seçim kampanyasını acımasızca yürütüyor; Eisenkot hakkında yapılan övgüleri boşa çıkarmaya çalışıyor ve ona çeşitli özellikler, açıklamalar ve uygulamalar yakıştırıyor.

Örneğin İsrail Kanal 14 televizyonunda yayımlanan ve Eisenkot’un itibarını ve kişiliğini yıpratmayı amaçlayan Eisenkot adlı programda siyasi muhabir Moti Kastel şöyle dedi: “Gadi Eisenkot solcu bir isim. Ben kabinede yer alan birçok kişiyle de konuştum. Önlerinde zor kararlar olduğunda bana, ‘Gadi Eisenkot sol gibi düşünüyor ve fikrini söylüyor’ dediler. Gadi Eisenkot sevimli, şımartılmış ve en azından görünüşü itibarıyla nazik bir oyuncak ayı. Savaşlarla boğuşan bir ülkenin başbakanı olmaya uygun değil.”

fgthy
İsrail’in eski Genelkurmay Başkanı ve Yashar Partisi lideri Gadi Eisenkot, 7 Ekim saldırılarının üçüncü yıldönümünde, İsrail’in güneyindeki Rim bölgesi yakınlarında bir sığınakta duruyor. (Reuters)

Kastel sözlerini şöyle sürdürdü: “Eisenkot sıradan bir solcu değil, solda çok derinlerde. Makas taşıyan Filistinli bir kız bir grup askere yaklaştığında, ateş açmamalarını emretti. ‘13 yaşında bir kız elinde makas ya da bıçak tutuyorsa ve onunla askerler arasında bir bariyer varsa, çok tehlikeli bir eylem gerçekleştiriyor olsa bile bir askerin ateş açıp böyle bir kızın üzerine bir şarjör boşaltmasını kabul etmem’ dedi. Hamas bize 500 roket attığında da savaşa girilmemesi gerektiğini savunarak, ‘Atılan her rokete karşılık savaşa girersek yüz yıllık bir savaşa ulaşırız’ dedi. Bu mu lider? O, bir PlayStation oyunu gibi yönlendirilebilecek biri. Onun adına ne söyleyeceğine, onun adına ne yapacağına karar verebilirler. Bence arkasında Ehud Barak var. Barak onu bugün Netanyahu’yu devirebilecek ve İsrail’deki yönetimi ve hükümeti en sol, en liberal, en ilerici noktaya taşıyabilecek biri olarak görüyor. Evet, onda böyle temeller var, evet, o insanlara karşı bağlılığı var.”

Savunma pozisyonu

Netanyahu’nun seçim kampanyasının, Eisenkot’a yönelik bir dizi suçlamayı gündeme getirmeye dayandığı açık. Bu suçlamaların doğru olup olmaması ya da yalanlara dayanması onun açısından önemli değil; asıl amacı kamuoyu nezdinde Eisenkot’un imajını zedelemek. Ancak bu, seçim kampanyalarında bilinen bir taktik. Netanyahu, Eisenkot’un sürekli kendini savunmak zorunda kalmasını istiyor. Ona nefes alacak alan bırakmak istemiyor.

Normalde başbakanlık görevini yürüten Netanyahu’nun eleştiri ve saldırıların hedefinde, yani sanık sandalyesinde oturan taraf olması gerekirken, Eisenkot’a alan bırakmıyor ve onu sürekli açıklama yapmaya, kendini gerekçelendirmeye ve savunmaya mecbur bırakıyor. Bunda da başarılı olmuş görünüyor. Eisenkot’un sosyal medya hesaplarına girenler, karşılarında büyük harflerle ‘10 Yalan’ başlığını görüyor. Bu bölümde Eisenkot, Netanyahu’nun seçim kampanyasında yer alan yalanlar dizisine karşı kendini savunuyor.

gbhyju
İsrail’in eski Genelkurmay Başkanı Gadi Eisenkot, 7 Ekim saldırılarının üçüncü yıldönümünü anmak üzere Nova Müzik Festivali’nin düzenlendiği alana geldi. (Reuters)

Bu propagandanın içeriğinde, Eisenkot’un kampanyanın kurduğu tuzağa düştüğü açıkça görülüyor. Eisenkot, gerçek liberal sağın kendisi olduğunu kanıtlamaya çalışıyor. Netanyahu, Eisenkot’u Arap partilerine dayalı bir hükümet kurmakla suçluyor. Eisenkot ise 7 Ekim’den sonra Araplarla hükümet kurmayacağını söylüyor. Netanyahu, Eisenkot’u Filistin devletinin kurulmasını desteklemekle suçluyor. Eisenkot buna karşılık, hayatında hiçbir zaman böyle bir devleti desteklediğini söylemediğini belirtiyor ve iki devletli çözümü desteklediğini açıklayan kişinin Netanyahu olduğunu hatırlatıyor. Netanyahu ayrıca, orduyu küçültme anlayışının, yani ‘küçük ve akıllı ordu’ teorisinin sahibi olmakla suçluyor ve bunun sonucunda ordunun ‘büyük ve aptal’ hale geldiğini öne sürüyor. Eisenkot ise israf yaratan ve gereksiz askeri birlikleri kapatan kişinin kendisi olduğunu, sınırların çok gerisinde faaliyet gösteren bir komando birliği kurduğunu kanıtlamaya çalışıyor. Netanyahu, Eisenkot’u terörle mücadelede savaştan kaçınma anlayışının sahibi olmakla da suçluyor. Eisenkot ise Batı Şeria’da ordu komutanı olduğu dönemde İkinci İntifada’yı bastıran kişinin kendisi olduğunu savunuyor. Ayrıca 2006’da Beyrut’un güney banliyölerini yerle bir eden saldırıları düzenleyerek tarihe ‘Dahiye politikası’ olarak geçen uygulamayı hayata geçiren kişinin de kendisi olduğunu vurguluyor.

xcdvfgh
İsrail’in eski Genelkurmay Başkanı ve Yashar Partisi lideri Gadi Eisenkot ile rakibi olan mevcut Başbakan Binyamin Netanyahu’nun yer aldığı bir seçim afişi (EPA)

En büyük sorun ise Eisenkot’un yalnızca rakibi Netanyahu’ya karşı değil, aynı zamanda müttefikleri Naftali Bennett, Yair Lapid ve Avigdor Liberman’a karşı da mücadele yürütüyor olması. Oysa normalde hepsinin birlikte hareket etmesi ve İsrail tarihindeki en büyük güvenlik ve stratejik başarısızlığın sorumlusu olarak gördükleri Netanyahu’yu iktidardan uzaklaştırmayı hedeflemeleri gerekiyor. Ancak anketlerde en yüksek sandalye sayısına ulaşmasına rağmen, Eisenkot’un alternatif bloğa liderlik etmesine güvenmediklerini açıkça söylüyorlar. Eisenkot, kendilerine oldukça makul ve mütevazı bir çözüm önerdi: “En fazla sandalyeyi alanın hepimiz adına başbakan adayı olması konusunda anlaşalım.” Ancak bunu reddettiler. Her biri başbakanlık görevini kendisinin üstlenmesini istiyor. Son ankette Eisenkot’a 22 sandalye verilirken Bennett ve Lapid 13’er, Liberman ise 9 sandalye alıyor.

7 Ekim’de muhalefet milletvekili olan, hükümetin çöküşünü önlemek için yardıma koşan ve İsrail’in şoka uğramış bir devletten Filistinlilere karşı büyük bir savaş yürüten bir ülkeye dönüşmesine katkıda bulunan Eisenkot, bunun bedelini kişisel olarak da ağır şekilde ödedi. Oğlu, yeğeni ve kız kardeşinin oğlu hayatını kaybetti. Eisenkot ve partisi, İsrail’i siyasi anlaşmalar yoluyla savaşları sona erdirecek ve dünyadaki konumunu iyileştirecek normal bir ülkeye dönüştürmeye yönelik bir plan ortaya koyuyor. Buna rağmen Eisenkot bugün kendisini Netanyahu’nun karşısında sanık sandalyesinde buluyor. Uzun süre kendisini sevilen bir isim haline getiren özelliklerinin halk tarafından hatırlanması için mücadele ediyor. ‘Sevimli ve şımartılmış bir oyuncak ayı’ olmadığını, ‘PlayStation oyunu gibi şekillendirilebilecek biri’ olmadığını, aksine İsrail’i kendi içinden kurtarmak için ulusal bir görev üstlenen bir lider olduğunu kanıtlamaya çalışıyor. Şüphesiz bu zorlu bir mücadele ve başarıya ulaşacağının garantisi yok.


Washington ile Tahran arasındaki diyaloğu ilerletmek için bölgesel girişimler

İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan ve Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, son Birleşmiş Milletler Genel Kurulu toplantıları kapsamında New York’ta. (İran Dışişleri Bakanlığı)
İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan ve Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, son Birleşmiş Milletler Genel Kurulu toplantıları kapsamında New York’ta. (İran Dışişleri Bakanlığı)
TT

Washington ile Tahran arasındaki diyaloğu ilerletmek için bölgesel girişimler

İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan ve Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, son Birleşmiş Milletler Genel Kurulu toplantıları kapsamında New York’ta. (İran Dışişleri Bakanlığı)
İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan ve Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, son Birleşmiş Milletler Genel Kurulu toplantıları kapsamında New York’ta. (İran Dışişleri Bakanlığı)

Tahran, dün Washington ile müzakerelere hazır olduğunu açıkladı. Bu açıklama, iki ülke arasındaki diyaloğun ilerletilmesi amacıyla yürütülen bölgesel girişimlerle eş zamanlı geldi. İran hükümeti sözcüsü Fatıma Muhacerani, “Mantık, diyalog yolunu seçmemizi gerektiriyor; ancak hiçbir koşulda haklarımızdan taviz vermeyeceğiz” ifadelerini kullandı.

Katar Dışişleri Bakanlığı sözcüsü ise Washington ile Tahran arasındaki müzakerelerde ilerleme sağlanması amacıyla temas ve ziyaretlerin sürdüğünü belirtti. Sözcü, istikrarı hedeflediği sürece Mekke İttifakı da dahil olmak üzere bölge ülkelerinin ortaya koyduğu her türlü girişimi Katar’ın desteklediğini belirtti.

Öte yandan İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, ülkenin füze sanayisiyle yakın bağlantıları ile tanınan Mehrdad Ahlaki Kitabçı’yı savunma bakanlığı görevine aday gösterdi. Diğer yandan İran Parlamentosu, Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi hakkında, dini liderin onayı olmaksızın ABD tarafıyla temas kurduğu iddiasıyla soruşturma talebinde bulundu.


 Uydu görüntüleri, İsrail’in hedef aldığı İran nükleer tesisindeki faaliyetlerin yeniden başladığını ortaya koydu

İran’daki Natanz nükleer tesisinin yakınlarında bulunan “Cebel el-Fes” bölgesindeki tünel girişleri, 30 Haziran’da. (Reuters – Vantor)
İran’daki Natanz nükleer tesisinin yakınlarında bulunan “Cebel el-Fes” bölgesindeki tünel girişleri, 30 Haziran’da. (Reuters – Vantor)
TT

 Uydu görüntüleri, İsrail’in hedef aldığı İran nükleer tesisindeki faaliyetlerin yeniden başladığını ortaya koydu

İran’daki Natanz nükleer tesisinin yakınlarında bulunan “Cebel el-Fes” bölgesindeki tünel girişleri, 30 Haziran’da. (Reuters – Vantor)
İran’daki Natanz nükleer tesisinin yakınlarında bulunan “Cebel el-Fes” bölgesindeki tünel girişleri, 30 Haziran’da. (Reuters – Vantor)

“Vantor Technologies” şirketinin geçen eylül ve bu ekim ayında çektiği yüksek çözünürlüklü uydu görüntüleri, Tahran’ın kuzeydoğusunda bulunan ve İsrail’in “Yükselen Aslan” operasyonu sırasında ortaya çıkarıp hedef aldığı nükleer silah geliştirme tesisi “Min Zedayî”de faaliyetlerin belirgin şekilde yeniden başladığını gösterdi.

Şarku’l Avsat’ın İsrail gazetesi Yedioth Ahronoth’tan aktardığı habere göre saldırının, yer altı tesislerinin yanı sıra çok sayıda binanın da imha edilmesine yol açtığı bildirildi.

İsrail gazetesine göre söz konusu bilgiler, Uluslararası Bilim ve Güvenlik Enstitüsü’nün yayımladığı bir raporda yer aldı.

Son uydu görüntüleri, bölgede kapsamlı temizlik çalışmasının tamamlanmasının ardından tesis çevresinde araç hareketliliğinin yeniden düzenli hale geldiğini gösterdi. Çalışmalar kapsamında enkaz ve molozlar kaldırılırken, tepenin yamacında meydana gelen hasarlar da onarıldı.

Mart 2026’da saldırıya uğrayan bölgelerden birinde ise toprağın tesviye edilmesi ve taşınmasına yönelik çalışmaların sürdüğü görülüyor.