Gazze’deki savaş ve dünya savaşlarının yıl dönümü

Gazze Savaşı ve uluslararası krizlerin çağrışımları

Gazze Şeridi'nin güneyindeki Han Yunus'ta yıkılmış binaların yanındaki dar bir sokakta yürüyen Filistinliler, 11 Haziran 2024 (AFP)
Gazze Şeridi'nin güneyindeki Han Yunus'ta yıkılmış binaların yanındaki dar bir sokakta yürüyen Filistinliler, 11 Haziran 2024 (AFP)
TT

Gazze’deki savaş ve dünya savaşlarının yıl dönümü

Gazze Şeridi'nin güneyindeki Han Yunus'ta yıkılmış binaların yanındaki dar bir sokakta yürüyen Filistinliler, 11 Haziran 2024 (AFP)
Gazze Şeridi'nin güneyindeki Han Yunus'ta yıkılmış binaların yanındaki dar bir sokakta yürüyen Filistinliler, 11 Haziran 2024 (AFP)

Elie el Kaşif

ABD Başkanı Joe Biden’ın Gazze için ateşkes teklifi, muhtemelen Ramazan ayı arifesinde ateşkes ve esir takası anlaşması amacıyla yapılan, ancak tökezleyip başarısızlıkla sonuçlanan müzakerelerle aynı kaderi paylaşacak gibi görünüyor. ABD yönetiminin ister doğrudan İsrail'e ister Arap ülkeleri aracılığıyla Hamas’a olmak üzere savaşan taraflara yönelik tüm baskılarına rağmen, kendisi de bunu öngörmeye ve işaret etmeye başladı. ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken savaşın başlamasından bu yana bölgeye gerçekleştirdiği sekizinci ziyarette bunu yapmaya çalışsa da şimdiye kadar pek başarılı olamadı.

Ne zaman savaşın müzakereler yoluyla durdurulabileceğine dair bir umut doğsa, bu müzakerelerin başarısızlıkla sonuçlanacağına dair kötümser bir rüzgâr esmeye başlıyor. Eğer müzakere girişimi bu kez de başarısız olursa, karamsarlık geçen seferkinden daha da yoğun olacak. Teklif, gerek müzakerelerin başarısız olması ve İsrail ile Hamas'ın Biden'ın teklifine yanıt vermemesi bakımından, gerek savaşın doğrudan tarafları olan Hamas ve İsrail'in, özellikle de Binyamin Netanyahu ve Yahya Sinvar'ın hesapları bakımından gerekse özellikle önümüzdeki kasım ayında yapılması planlanan ABD seçimlerinin arifesinde bölgesel ve uluslararası sahnedeki kaos bakımından İsrail'in Gazze Şeridi'ne yönelik savaşının en karmaşık hale geldiği zor bir zamanda ortaya atıldı. Bu da haftalardır hatta aylardır konuşulan Hamas ve İsrail arasındaki yıpratma savaşının aslında bölgesel ve uluslararası bir çatışmanın yansıması olup olmadığı, yani bölgesel ve uluslararası tarafların kendi hesapları için mi bu çatışmayı derinleştirmeye çalıştıkları ya da söz konusu uluslararası tarafların başında gelen ABD’yi bu savaşta boğmak, dikkatini dağıtmak ve çözümsüzlüğe itmeye mi çalışıldığı gibi önemli bir soruyu gündeme getiriyor.

Aslında, Rusya-Ukrayna savaşıyla ilgili sahada ve siyaset sahnesinde yaşanan gerilim, Doğu Avrupa'daki gelişmeleri Filistin topraklarındaki çatışmayla ilişkilendirmeye giderek daha fazla itiyor. Çünkü ABD ve Batı ülkelerinin her iki bölgede de var olması, rakiplerinin bu savaşlara katılmaları için net bir davet anlamına geliyor. Eğer Rusya Avrupa'daki savaşın tarafı ise Gazze’deki savaşta rolü ne olacak? Ya da Hizbullah ve İsrail arasındaki cephede nasıl bir rol üstlenecek? Aksa Tufanı Operasyonu'na ilişkin bazı geç okumalar, Moskova'nın bu operasyona yakından ya da uzaktan müdahil olmuş olma ihtimalini sorgulasa da elbette net cevaplara ulaşamadı. Şu sıralar sorular, Rusya'nın Ukrayna savaşındaki hesapları ya da başta Çin olmak üzere diğer ülkeler arasında yeni bir uluslararası düzen inşa etme girişimleri bağlamında, savaşı uzatma ve ABD'yi bu savaşla meşgul etme konusundaki çıkarları üzerinde yoğunlaşıyor. Dolayısıyla, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin'in Gazze’deki savaşın patlak vermesinin bir nedeni olarak gördüğü ABD’nin Ortadoğu'daki başarısızlığı, ABD liderliğindeki liberal uluslararası düzenin parçalanmasına yol açıyor.

Gazze’deki savaştan nasıl çıkılacağı ve ‘ertesi günü’ belirsizliğini korurken Ortadoğu’da bu savaşın ortaya çıkardığı yeni bir soğuk savaş biçimiyle karşı karşıya olabiliriz.

Ancak Rusya ile ilgili soruların sorulması, kaçınılmaz olarak Çin ile ilgili sorular da sorulması anlamına geliyor. Pekin, Moskova’nın aksine çatışmaya doğrudan müdahil olmasına dair herhangi bir sinyal vermiyor. Putin geçtiğimiz hafta, Batılı ülkelerin Ukrayna’yı silahlandırmasına ve Rusya'ya saldırmasına izin vermesine karşılık, Moskova'nın dünyanın dört bir yanındaki ABD karşıtı grupları desteklemeye hazır olduğunu söylemişti. Bu da İran ile silah anlaşmaları yapmaya ya da bölgedeki İran yanlısı grupları doğrudan ya da Tahran üzerinden silahlandırmaya hazır olduğu şeklinde yorumlandı. Hizbullah'a yakın çevreler Moskova ile ilişkilerinin şu an her zamankinden daha güçlü olduğundan bahsediyor. Peki, bu Rusya'nın Hizbullah'a silah ya da teknoloji sağladığı anlamına mı geliyor? Her halükârda özellikle Ukrayna ve genel olarak Avrupa kıtasının güvenliği konusunda ABD ve Batı ülkeleri ile derinleşen çatışması çerçevesinde, Rusya'nın Gazze’deki savaşa müdahil olmuş olabileceğinden endişe duymak gerekiyor.

Son yıllarda İsrail, Körfez Arap ülkeleri ve İran'la birlikte bölgedeki varlığının kapsamını genişleten Çin ise Filistin'deki bölünmüşlüğün tarafları olan Fetih Hareketi (El Fetih) ve Hamas Hareketi arasında uzlaşı sağlayama çalışarak ve Filistinliler ile İsrail arasındaki çatışmayı çözmek için uluslararası konferans çağrısında bulunarak, savaşa diplomatik bir pencereden bakıyor.

svdfbgnh
Ürdün'ün ev sahipliğinde yapılan “Eylem Çağrısı: Gazze'ye Acil İnsani Müdahale” konulu Ölüdeniz Konferansı'na katılan ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken (ortada) sağında Arap Birliği Genel Sekreteri Ahmed Ebu Gayt ile, 11 Haziran 2024 (AFP)

Gazze Şeridi’ndeki savaşın büyük resmi böyle, ancak uluslararası ve bölgesel ittifakların karmaşıklığı ve çakışmaları çerçevesinde, uluslararası ve bölgesel safların daha açık dizildiği Soğuk Savaş dönemindeki durumun aksine, bugün bölgedeki ve dünyadaki tüm ülkeler ilişkilerini ve ittifaklarını mümkün olduğunca genişletmeye çalışıyor. Bu ise bölgedeki uluslararası rekabetin, özellikle de günümüzün iki büyük kutbu olan ABD ve Çin arasındaki rekabetin ek bir nedeni haline geliyor. Hem ABD hem de Çin, İsrail'den Körfez ülkelerine ve İran'a kadar bölgedeki diğer ülkelerle ilişkilere sahip. Dolayısıyla Gazze’deki savaştan nasıl çıkılacağı ve ‘ertesi günü’ belirsizliğini korurken, Ortadoğu’da bu savaşın ortaya çıkardığı yeni bir soğuk savaş biçimiyle karşı karşıya olabiliriz.

Fakat savaşı çevreleyen bu uluslararası sahne tek başına savaşın gelişimini ve geleceğini açıklamaya yetmiyor. Zira yerel aktörlerin, Hamas ve İsrail'in, özellikle de Sinvar ve Netanyahu'nun hesapları, çatışmanın geleceği üzerinde çok etkili ve hatta belirleyici. İran’ın Dini Lideri Ali Hamaney'in geçtiğimiz günlerde Hamas Hareketi’ne Biden'ın teklifini kabul etmemesi yönünde yaptığı dolaylı çağrıdan da anlaşılacağı üzere, İran'ın Hamas'ın önemli bir destekçisi olarak savaştaki varlığı, hatta onun tercihlerini yönlendirmesi göz ardı edilemez. Tüm bu aktörlerin, Gazze Şeridi'ndeki savaşta yaşanan gelişmelerin de kanıtladığı üzere, başta bölgedeki başlıca uluslararası aktör olan ABD olmak üzere, savaştaki başlıca ülkelerin çıkarlarını ve tedbirlerini dikkate aldıklarına hiç şüphe yok.

Gazze’deki savaş da dahil olmak üzere bölgedeki olayların çoğu, ABD’nin bölgedeki yeni mühendisliğinin bir parçası olarak, ABD-Suudi Arabistan anlaşması etrafında dönüyor.

Nihayetinde ister müttefikleri ister muhalifleri tarafından olsun, tüm yerel, bölgesel ve uluslararası hesaplar ABD ve onun yakın ve uzak hedefleri etrafında dönüyor. Hamas, İran ve Hizbullah, İsrail ile ABD arasındaki anlaşmazlıkların ve bu anlaşmazlıkların merkezinde yer alan ABD’nin bölgedeki önceliklerinin üzerine bahis oynuyorlar. Biden yönetimi, ABD'nin Doğu Avrupa, Pasifik ya da Çin Denizi gibi önemli uluslararası çatışma bölgelerine yeniden odaklanmasıyla ilgili jeopolitik nedenlerinin yanı sıra Gazze’deki savaşta İsrail'i desteklediği ve gönderdiği çok sayıda silahla on binlerce Filistinli sivilin ölümüne neden olduğu için seçimlerde ABD’lilerin kendisine yönelik tepkisini hafifletmek gibi sebeplerden ötürü üç aşamalı ateşkes anlaşmasının imzalanması için acele ediyor.

xscdvfbg
İsrailli rehinelerin aileleri, Blinken’ın Tel Aviv ziyaretine denk gelecek şekilde, rehinelerin derhal serbest bırakılması talebiyle protesto gösterisi düzenledi 11 Haziran 2024 (Reuters)

Öte yandan Gazze'deki ateşkes, Washington ile Riyad arasında bir savunma anlaşmasından oluşan ve Washington'ın İsrail'i Suudi Arabistan ile normalleşme anlaşması yoluyla bölgeye daha fazla entegre etme çabaları çerçevesinde Tel Aviv'in de katılabileceği, ancak Tel Aviv'in Riyad'ın talep ettiği gibi iki devletli bir çözüm ile ilgili somut adımlar atmasına bağlı olan, ABD himayesinde ‘bölgesel bir yapı’ inşa etmeye doğru ilerliyor. Dolayısıyla, Gazze’deki savaş da dahil olmak üzere bölgedeki olayların çoğu, ABD’nin bölgedeki yeni mühendisliğinin bir parçası olarak ABD-Suudi Arabistan anlaşması etrafında dönüyor. Bu sebeple, İran’ın Dini Lideri Ali Hamaney’in kısa süre önce Aksa Tufanı Operasyonu’nu, bölgedeki denklemleri değiştirmeye yönelik bir Amerikan projesini engellediğini söyleyerek övmesi kimseyi şaşırtmadı.

Hamas Hareketi’nin Gazze’deki lideri Yahya Sinvar'ın özellikle de esir kartını elinde tuttuğu sürece, elinde kalanlarla savaşmaya devam etme isteğine ilişkin kendi hesaplarıyla kesiştiğinde İran'dan gelen sinyalleri aldığına şüphe yok. İşte şimdi Washington ona ABD vatandaşı olan rehineler için arada İsrail olmadan müzakere etme teklifinde bulunuyor. Sinvar’ın sadece iki seçeneği var. Ya İsrail, uluslararası tarafların garantörlüğünde kalıcı bir ateşkesi kabul edecek ya da savaşmaya devam edecek. Şimdiye kadar bu iki seçenek dışında üçüncü bir seçeneği kabul etmeye istekli görünmedi. Sinvar'ın tutumunun, özellikle Hamas’ın Doha'daki lider kadrosuna uygulanan baskı çerçevesinde bir bütün olarak Hamas'ın tutumu olup olmadığı da tartışmalı bir konu. Ancak İran Hamas'ın ana şemsiyesi olmaya devam ediyor. Bu da Hamas'ın genel tutumunu anlamada önemli bir unsur.

Netanyahu'nun siyasi ve şahsi hesapları, Washington ile ilişkilerinin sınırları ve koşulları da dahil olmak üzere savaştaki seçeneklerini belirlemede önemli rol oynuyor.

İsrail'e ve özellikle Netanyahu'ya gelince; Netanyahu, iki devletli bir çözümü kabul etmeye hazır değil. Çünkü böyle bir durum onu hükümetinin düşmesi ve aşırı sağın yeri doldurulamaz desteğini kaybetmesi tehdidiyle karşı karşıya bırakacaktır. Yani ya hem Filistinlilerle savaşı hem de İsrail içindeki siyasi çatışmayı kazanarak ikisi de kazanacak ya da ikisini birden kaybedecek. Tecrübeli bir siyasetçi olan Netanyahu, İsrail'deki siyasi ve demografik geleceğin özellikle savaş sonrasında aşırı sağcı eğilimlerden yana olduğunu çok iyi biliyor. Bu nedenle önceliklerinin, görev süresi sona ermekte olan Biden yönetimiyle ilişkileri pahasına da olsa aşırı sağcı akımların kendisine olan desteğini sürdürmek olması gerektiğini bilen Bibi (Netanyahu), İsrail sağının değirmenine su taşıyan Donald Trump'ın seçimleri kazanması üzerine de bahis oynuyor olabilir. Nihayetinde Netanyahu'nun siyasi ve şahsi hesapları, Washington'la ilişkinin sınırları ve koşulları da dahil olmak üzere savaştaki seçeneklerini belirlemede önemli rol oynuyor. İsrail sağının anlatısı, Biden'ın İsrail'e yardım etmek yerine, onu bölgeye yönelik projesinin bir parçası olarak kullandığı yönünde ve bu da elbette Netanyahu ve danışmanları tarafından çok iyi biliniyor.

Tüm bu üst üste binen uluslararası, bölgesel ve yerel sahneler açısından Gazze’deki savaştan çıkış yolunu hayal etmek daha da zorlaşıyor. O halde bölge uzun bir ‘yıpratma savaşına’ mı hazırlanmalı? Nihayetinde böyle bir savaşın bedelini öncelikle Filistinli siviller, ikinci olarak da Lübnan'da, Suriye'de, hatta biraz daha uzaktaki Irak'ta olsun, uzun savaşlara alışkın olan ‘Bereketli Hilalin’ halkları ödeyecek.



Guterres’ten Husilerin Suudi arabistan’daki sivil hedeflere yönelik saldırılarına tepki: Bölgesel gerilimi artırıyor

Guterres’ten Husilerin Suudi arabistan’daki sivil hedeflere yönelik saldırılarına tepki: Bölgesel gerilimi artırıyor
TT

Guterres’ten Husilerin Suudi arabistan’daki sivil hedeflere yönelik saldırılarına tepki: Bölgesel gerilimi artırıyor

Guterres’ten Husilerin Suudi arabistan’daki sivil hedeflere yönelik saldırılarına tepki: Bölgesel gerilimi artırıyor

Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Antonio Guterres, Husilerin Suudi Arabistan’daki sivil hedeflere yönelik saldırılarını sürdürmesinden ve Yemen’in Taiz çevresinde çatışmaların tırmanmasından endişe duyduğunu belirtti. Guterres, söz konusu saldırıların sivillerin büyük acılar yaşamasına neden olduğunu ve bölgesel gerilimi artırdığını vurguladı.

Guterres, perşembe günü New York’ta gazetecilere yaptığı açıklamada, evlerin, hastanelerin, okulların, havalimanlarının ve enerji tesislerinin hedef alınmasına son verilmesini istedi. Çatışmaların tırmanmasının insani acıları daha da derinleştirdiği uyarısında bulunan Guterres, bunun enerji piyasaları, tedarik zincirleri ve finansal sistemler üzerinde de etkili olduğunu, dünya genelinde yaşam maliyetine ilişkin baskıları artırdığını ifade etti.

Yemen’de itidal çağrısında bulunan ve siyasi çözüm için bir perspektif oluşturulması gerektiğini belirten Guterres, Birleşmiş Milletler’in bu yöndeki çabalarına dikkati çekti. Guterres ayrıca çatışmaların durdurulması, uluslararası hukuka uyulması, sivillerin korunması ve uluslararası deniz ulaşımının hak ve özgürlüklerinin güvence altına alınması gerektiğini vurguladı.

Öte yandan, Dammam’daki Kral Fahd Uluslararası Havalimanı’nı hedef alan ve iki kişinin hayatını kaybetmesine, 8 kişinin yaralanmasına yol açan saldırıya yönelik Arap ve uluslararası düzeyde kınama mesajları gelmeye devam etti. Açıklamalarda, sivil ve hayati öneme sahip tesislerin hedef alınması reddedilirken Suudi Arabistan’ın güvenliğini, egemenliğini, vatandaşlarının ve ülkede yaşayanların can güvenliğini koruma çabalarına destek verildi.

Sahadaki gelişmeler

Yemen’de meşru hükümeti destekleyen koalisyon, perşembe günü Suudi Arabistan’ın Necran kentine yönelen bir balistik füze ile Doğu Bölgesi, Riyad ve Medine’yi hedef alan 9 insansız hava aracını (İHA) imha etti.

Koalisyon güçleri sözcüsü Tümgeneral Türki el-Maliki, hava savunma sistemlerinin Doğu Bölgesi’ne doğru fırlatılan 4 İHA’yı önleyerek imha ettiğini, Riyad ve Medine bölgelerini hedef alan 5 İHA’nın da etkisiz hale getirildiğini açıkladı.

El-Maliki ayrıca, terörist Husilerin perşembe günü Suudi Arabistan’ın güneybatısında bulunan Necran kentine doğru fırlattığı bir balistik füzenin önlenerek imha edildiğini bildirdi.


IMF: Bölge ekonomilerinin 2027’de toparlanması, çatışmanın azalmasına ve ticaretin yeniden canlanmasına bağlı

IMF Ortadoğu ve Orta Asya Departmanı Direktörü Cihad Azur, geçtiğimiz hafta Bangkok’ta düzenlenen IMF ve Dünya Bankası yıllık toplantılarında konuşma yaptı. (AFP)
IMF Ortadoğu ve Orta Asya Departmanı Direktörü Cihad Azur, geçtiğimiz hafta Bangkok’ta düzenlenen IMF ve Dünya Bankası yıllık toplantılarında konuşma yaptı. (AFP)
TT

IMF: Bölge ekonomilerinin 2027’de toparlanması, çatışmanın azalmasına ve ticaretin yeniden canlanmasına bağlı

IMF Ortadoğu ve Orta Asya Departmanı Direktörü Cihad Azur, geçtiğimiz hafta Bangkok’ta düzenlenen IMF ve Dünya Bankası yıllık toplantılarında konuşma yaptı. (AFP)
IMF Ortadoğu ve Orta Asya Departmanı Direktörü Cihad Azur, geçtiğimiz hafta Bangkok’ta düzenlenen IMF ve Dünya Bankası yıllık toplantılarında konuşma yaptı. (AFP)

Uluslararası Para Fonu (IMF) Ortadoğu ve Orta Asya Departmanı Direktörü Cihad Azur, Ortadoğu’daki savaşın bölgenin ekonomik görünümünü olumsuz etkilediğini belirterek Ortadoğu, Kuzey Afrika, Afganistan ve Pakistan ekonomilerinin 2026 yılında yüzde 1,3 daralmasını beklediklerini söyledi. Azur, çatışmaların şiddetinin azalması ve ticaret hareketliliğinin kademeli olarak normale dönmesi koşuluyla ekonomilerin 2027 yılında güçlü bir toparlanma kaydedeceğini öngördü.

Azur, çatışmanın ekonomik sonuçlarına ve bölge ülkeleri üzerindeki farklı etkilerine dikkat çeken Bölgesel Ekonomik Görünüm Raporu’nu tanıtmak üzere bugün düzenlediği basın toplantısında açıklamalarda bulundu.

Savaşın etkileri enerji, deniz taşımacılığı, turizm, ticaret ve güvenlik gibi çeşitli kanallar üzerinden hissediliyor. Bölge ekonomileri üzerindeki etkilerin boyutu ise petrol ihraç eden ve ithal eden ülkelerin farklı koşullarına, yaşanan aksaklıklara ne ölçüde maruz kaldıklarına ve ekonomik sonuçları sınırlama kapasitelerine göre değişiyor.

2027’de toparlanma bekleniyor

IMF’nin açıkladığı büyüme tahminleri, çatışmanın 2027 yılının başlarında sona ermesini ve ticaretin kademeli olarak normale dönmesini öngören bir senaryoya dayanıyor. Bu senaryoya göre Ortadoğu, Kuzey Afrika, Afganistan ve Pakistan ekonomilerinin 2026 yılında yüzde 1,3 daralması, 2027 yılında ise yüzde 6,6 büyümesi bekleniyor.

2026 yılına ilişkin büyüme tahmini, çatışmanın bölgedeki ekonomik faaliyetler üzerindeki etkilerini yansıtacak şekilde, geçen nisan ayında açıklanan tahmine kıyasla yaklaşık 3 puan düşürüldü.

Savaşın etkileri, petrol ihraç eden ve petrol ithal eden ülkeler arasında farklılık gösteriyor. Petrol ihraç eden ekonomiler, enerji üretimi ve deniz taşımacılığıyla bağlantılı aksaklıklardan etkilenirken petrol ithal eden ekonomiler; iç talep, işçi dövizleri, turizm gelirleri ve finansal koşulların yanı sıra emtia fiyatlarındaki artışın tüketicilere yansımasını sınırlamaya yönelik hükümet tedbirlerinin desteğiyle direnç gösterdi.

Azur’un belirttiğine göre Körfez İşbirliği Konseyi (KİK) ülkelerinin ekonomilerinin, ekonomik faaliyetlerdeki gerilemenin ardından yeniden toparlanmayı ifade eden ‘V’ şeklinde bir iyileşme kaydetmesi bekleniyor. Ancak üretimin, orta vadede çatışma öncesinde öngörülen seviyelerin genel olarak altında kalacağı tahmin ediliyor.

Buna karşılık, petrol ithal eden ülkelerde ekonomik büyümenin 2026 ve 2027 yıllarında hızlanması bekleniyor.

Kafkasya ve Orta Asya ekonomilerinin ise enflasyondaki düşüşün sürmesiyle 2026 yılında yüzde 5,2, 2027 yılında da yüzde 5 büyüme kaydetmesi öngörülüyor.

IMF, nisan ayında açıkladığı tahminlerle karşılaştırıldığında Kafkasya ve Orta Asya’ya yönelik büyüme beklentilerini yükseltti. Bu artışta, petrol ithal eden ülkelerin ekonomik görünümündeki iyileşmenin, 2026 yılında bazı petrol ihracatçısı ülkeler için yapılan tahminlerdeki düşüşü telafi etmesi etkili oldu.

Enflasyon ve dış hesaplar baskı altında

Azur, Ortadoğu, Kuzey Afrika, Afganistan ve Pakistan’da enflasyonun 2026 yılında yükselmesini, Kafkasya ve Orta Asya’da ise düşüş eğilimini sürdürmesini beklediklerini belirtti.

Destekler, fiyat kontrolleri ve sabit döviz kurları da dahil olmak üzere hükümetlerin aldığı tedbirler, bölgenin bazı kesimlerinde temel emtia fiyatlarındaki artışın tüketicilere yansımasını sınırladı. Ancak bu önlemler kamu maliyesi üzerinde maliyet oluşturuyor.

Tahminler, her iki bölgedeki ekonomilerin çoğunda dış dengelerin kötüleşeceğine işaret ediyor. KİK ülkelerinin cari işlemler fazlasının, 2025 yılında gayrisafi yurt içi hasılanın (GSYİH) yaklaşık yüzde 5’i düzeyindeyken 2026 yılında yüzde 1,3’e gerilemesi bekleniyor.

Belirsizliğin artması

Azur, ekonomik görünüme ilişkin belirsizliğin olağanüstü derecede yüksek olduğunu ve risklerin ağırlıklı olarak aşağı yönlü olduğunu söyledi. Bu risklerin başında, enerji üretiminde veya ticaret yollarında yeni aksaklıkların yaşanması geliyor. Böyle bir durumun enerji fiyatlarını yükselterek bölge ekonomileri üzerindeki baskıyı artırabileceği belirtiliyor.

Riskler arasında, piyasaların yapay zekâyla bağlantılı verimlilik artışından beklenen kazanımları yeniden değerlendirmesi sonucunda dış finansal koşulların sıkılaşması da bulunuyor. Ayrıca enflasyon ve kamu maliyesinin durumuna ilişkin endişeler nedeniyle faiz oranlarının yükselmesi de risk oluşturuyor.

Kafkasya ve Orta Asya ekonomileri ise Rusya’nın Ukrayna’ya karşı yürüttüğü savaşın yol açtığı aksaklıkların yeniden artması, petrol fiyatlarının düşmesi ve yapay zekâyla bağlantılı piyasalarda sert bir düzeltme yaşanması halinde dış talebin zayıflaması gibi ek risklerle karşı karşıya.

Düşük gelirli ve kırılgan ülkeler, gıda ithalatına bağımlılıkları, yüksek finansman ihtiyaçları ve resmî kalkınma yardımlarındaki azalma nedeniyle bu risklere karşı en savunmasız kesimi oluşturuyor. Bu durum, söz konusu ülkelerin ekonomik şoklarla başa çıkma kapasitesini sınırlıyor.

Mali esnekliğin artırılması ve reformların sürdürülmesi çağrısı

Azur, ekonomi politikalarındaki temel önceliklerin fiyat istikrarını korumak ve kamu maliyesinin sürdürülebilirliğini sağlamak olduğunu belirtti. Enflasyonun yükselmesi riskinin gerçekleşmesi halinde para politikasının ilk savunma hattı olması gerektiğini ifade etti.

Kafkasya ve Orta Asya’da ise enflasyonu düşürme konusunda elde edilen kazanımların korunması, enflasyon beklentilerinin sağlamlaştırılması ve gelecekte yaşanabilecek arz şoklarının fiyatlara yansımasının sınırlandırılması için merkez bankalarının bağımsızlığının güçlendirilmesi önem taşıyor.

Kamu maliyesi alanında, geniş kapsamlı ve kamu borcunu artırırken ekonomik faaliyetlerde kalıcı bir kazanım sağlamayan tedbirler yerine, en fazla etkilenen hane halkları ve şirketlere geçici ve hedefli destek verilmesi gerektiği vurgulanıyor.

Azur, bölge ülkelerine güvenilir para politikası çerçeveleri, yeterli rezervler ve sağlam kamu maliyesi aracılığıyla mali tamponlarını yeniden oluşturmaları çağrısında bulundu. Bu adımların, ülkelerin gelecekte karşılaşabilecekleri şoklarla başa çıkma kapasitelerini artıracağını belirtti.

Mevcut aksaklıkların uzun vadeli fırsatlardan yararlanmak için de bir teşvik oluşturduğunu söyleyen Azur, verimliliği artıran ve istihdam olanakları yaratan yapısal reformların hayata geçirilmesi, ticaretin ve ekonomik faaliyetlerin çeşitlendirilmesi, bölgesel bütünleşmenin derinleştirilmesi ve teknoloji ile yapay zekâdan yararlanılmasına uygun koşulların oluşturulması gerektiğini ifade etti.


Ankara'dan göründüğü şekliyle sahne: İç içe geçmiş krizler ve değişen ittifaklar

Doğu Akdeniz'de, Muğla ilinin Aksaz açıklarında düzenlenen “Deniz Kurdu-1/2026” tatbikatları sırasında bir Türk Deniz Kuvvetleri S-70B Seahawk helikopteri ve bir T-129 ATAK saldırı helikopteri gösteri yapıyor. (AFP)
Doğu Akdeniz'de, Muğla ilinin Aksaz açıklarında düzenlenen “Deniz Kurdu-1/2026” tatbikatları sırasında bir Türk Deniz Kuvvetleri S-70B Seahawk helikopteri ve bir T-129 ATAK saldırı helikopteri gösteri yapıyor. (AFP)
TT

Ankara'dan göründüğü şekliyle sahne: İç içe geçmiş krizler ve değişen ittifaklar

Doğu Akdeniz'de, Muğla ilinin Aksaz açıklarında düzenlenen “Deniz Kurdu-1/2026” tatbikatları sırasında bir Türk Deniz Kuvvetleri S-70B Seahawk helikopteri ve bir T-129 ATAK saldırı helikopteri gösteri yapıyor. (AFP)
Doğu Akdeniz'de, Muğla ilinin Aksaz açıklarında düzenlenen “Deniz Kurdu-1/2026” tatbikatları sırasında bir Türk Deniz Kuvvetleri S-70B Seahawk helikopteri ve bir T-129 ATAK saldırı helikopteri gösteri yapıyor. (AFP)

Ömer Önhon

Halihazırda çatışmaların odağı Yemen'e kaydı; İran destekli Husiler, İran'ın enerji akışını aksatmaya ve küresel piyasaları istikrarsızlaştırmaya çalıştığı bir dönemde Suudi Arabistan'daki havaalanlarına, şehirlere, petrol tesislerine ve altyapıya saldırılar düzenliyor.

Krizle ilgili ana taraflar, dikkate alınması gereken çok sayıda faktörün iç içe geçmiş olduğu göz önüne alındığında, yükselen tansiyonu kontrol altına almanın ve durumu yönetmenin bir yolunu bulmaya çalışıyor. Amerika Birleşik Devletleri'nde Başkan Donald Trump, ara dönem kongre seçimlerine sadece birkaç hafta kalmışken, kendisi için iyiye işaret etmeyen göstergeler arasında, tehlikeli bir konumda bulunuyor.

ABD güçlerinin Irak ve Suriye'den çekilmesine rağmen, Trump ülkesini Ortadoğu'daki çatışmalardan kurtaramadı. Zira Amerika Birleşik Devletleri zaten bir savaşın içinde ve diğer savaşlara da sürüklenme riskiyle karşı karşıya. Trump’ın zafer duyurusuna ve İran aldığı ağır darbelere rağmen, yenilgiyi kabul etmeyi reddetmeye devam ediyor.

Trump, Husilerin davranışlarını son derece kötü olarak nitelendirdi ve Suudi Arabistan'a yönelik saldırılarını unutmayacağını vurguladı, ancak şimdiye kadar ABD birliklerini göndermekten veya Krallığı desteklemek için askeri operasyonlara dahil etmekten kaçındı. Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'dan Suudi Arabistan'ı desteklemek için müdahale etmesini isteme olasılığına işaret etti, ancak Ankara'dan buna açık bir cevap gelmedi.

Trump'ın bu politikaları, Amerika Birleşik Devletleri'ne olan güvensizliği derinleştirecek ve ona olan güveni zedeleyecektir.

Yeni ittifaklar ve Mekke Anlaşması

Bölgedeki artan gerilimler ve gelişmeler, mekanizmaları ve rollerinin sınırları belirsiz kalsa da yeni ittifakların veya farklı iş birliği biçimlerinin ortaya çıkmasına neden oluyor. Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan tarafından 7 Ağustos'ta imzalanan “Mekke Anlaşması”, özellikle Kuzey Atlantik Antlaşması'nın (NATO) 5. maddesine benzeyen ve üç ülkeden birine yapılan herhangi bir saldırının üçüne de yapılmış sayılacağını öngören bir madde içermesi nedeniyle geniş yankı uyandırdı.

İsrail, bölgesel sahnenin çeşitli yönlerinde yer alıyor ve hesapları, mevcut sorunların ve krizlerin çoğuyla iç içe geçmiş durumda

Türkiye'de ise anlaşma, amaçları, hedef kitlesi, niteliği ve karşı koymayı amaçladığı tehditler hakkında soruları gündeme getirdi.

Dışişleri Bakanı Hakan Fidan'ın bu adım için hazırlıkların tamamlanmak üzere olduğunu açıklamasının ardından, “Mekke Ortak Savunma Anlaşması” 20 Ekim Salı günü onay için Türkiye Büyük Millet Meclisi'ne sunuldu.

Durumu açıklığa kavuşturmak amacıyla Fidan, anlaşmanın savunma amaçlı olduğunu ve saldırı hedefleri içermediğini vurguladı, ancak açıklamaları endişeleri gidermedi veya eleştirilere son vermedi.

cvfthy
Suudi Arabistan Savunma Bakanı Prens Halid bin Selman ve Dışişleri Bakanı Prens Faysal bin Ferhan, İstanbul'da Mekke Ortak Savunma Anlaşması çerçevesinde kurulan komitenin toplantısında, 31 Ağustos 2026 (Reuters)

Hükümete yakın kaynaklar, Türk rolünün savunma desteği sağlamakla sınırlı olacağını öngörüyor. Haberler, bu amaçla bazı Türk askeri personelinin ve teçhizatının zaten konuşlandırıldığına işaret ediyor.

Netanyahu'nun siyasi geleceği ve Türk-İsrail ilişkileri

İsrail, bölgesel sahnenin çeşitli yönlerinde yer alıyor ve hesapları, mevcut sorunların ve krizlerin çoğuyla iç içe geçmiş durumda.

Kamuoyu yoklamaları, 27 Ekim'de yapılması planlanan İsrail seçimleri öncesinde adayların birbirine çok yakın olduğunu gösteriyor. Binyamin Netanyahu, kendisini İsrail'i bütün tehditlerden koruyabilecek en güçlü lider olarak tanıtarak kampanya yürütüyor ve zaferi garantilemek için elindeki tüm araçlara başvuracağı beklentisi hâkim. Eski bir Şin Bet başkanı, bir röportajında ​​Netanyahu'nun seçimlerin arifesinde İsrail'in güvenlik cephelerinden birinde gerilimi kasıtlı olarak artırabileceği konusunda uyardı.

İsrail'in Suudi Arabistan ile diplomatik ilişkiler kurma konusundaki uzun süredir devam eden arzusu bir sır değil; Krallık ise Arap Barış Girişimi'nde belirtilen şartlara bağlılığını sürdürüyor.

Husi saldırıları, ABD, Suudi Arabistan, Türkiye ve Mısır'ı diğer taraflarla birlikte bu saldırılar konusunda pozisyonlarını birleştirmeye itti. Hepsi saldırıları kınadı ve her biri kendi yöntemleriyle Suudi Arabistan'a desteklerini ifade etti.

Azerbaycan'ın eğitim kurumlarındaki kıyafet kurallarıyla ilgili yakın zamanda çıkardığı bir yasa, öğrencilerin ve öğretmenlerin eğitimin laik doğasına aykırı kıyafetlerle okula girmesini yasakladığı için Türkiye ile ilişkilerine gölge düşürdü

Aynı zamanda, İsrail ve diğer taraflar mevcut gelişmeleri ikili ilişkileri ve bölgesel siyasi hesaplarıyla ilgili hedeflere ulaşmak için bir fırsat olarak görüyor.

Bu bağlamda Türk-İsrail ilişkileri önemli bir yer tutuyor. Türkiye, Netanyahu'nun politikalarını soykırımcı olarak nitelendirerek, en sert eleştirmenleri arasında yer alıyor. Netanyahu ise Cumhurbaşkanı Erdoğan'ı Yahudi karşıtı ve diktatör olarak nitelendirdi ve onu terörist olarak adlandırdığı Hamas liderlerini barındırmakla suçladı.

İki ülke arasındaki artan gerilim, doğrudan bir çatışmaya dönüşme olasılığı konusunda endişeleri artırıyor, ancak bu olasılık şimdilik uzak olmayı sürdürüyor. Her iki taraf da doğrudan askeri çatışmadan kaçınırken, diplomatik, ekonomik ve diğer yollarla karşılıklı baskı uygulamaya devam etmeyi tercih ediyor gibi görünüyor.

Mevcut koşullar altında, Türk-İsrail ilişkilerinde yakın vadede herhangi bir atılım olası görünmüyor. İki ülke lideri arasında el sıkışma bir yana, gerilimlerin basit bir şekilde azaltılması bile mümkün görünmüyor.

Türkiye-Azerbaycan ilişkilerinde gerilim

Azerbaycan'ın eğitim kurumlarındaki kıyafet kurallarıyla ilgili yakın zamanda çıkardığı bir yasa, öğrencilerin ve öğretmenlerin eğitimin laik doğasına aykırı kıyafetlerle okula girmesini yasakladığı için Türkiye ile ilişkilerine gölge düşürdü.

cdvf
Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev (sağda) ve Türkiye Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, Azerbaycan'ın başkenti Bakü'de düzenlenen Asya'da Etkileşim ve Güven Artırıcı Tedbirler Konferansı (CICA) çerçevesinde yaptıkları görüşmeler öncesinde, Perşembe, 15 Ekim 2026 (AP)

İlişkileri daha da hassalaştıran bir diğer konu ise Azerbaycan'ın İsrail'e yönelik tutumudur. Şarku’l Avsat’ın al Majalla'dan aktardığı analize göre Bakü, Filistinlilere ve diğerlerine yönelik İsrail politikalarını eleştirmekten kaçınırken, aynı zamanda İsrail ile bağlarını güçlendirmeye devam etti.

İki ülke arasındaki yakın ilişki, öncelikle İsrail'in işgal altındaki topraklarını geri almak için verdiği savaş sırasında Azerbaycan'a verdiği desteğe, İran'a duydukları ortak güvensizliğe ve “aşırıcılık” ile bağlantılı tehditler olarak algıladıkları konulardaki benzer tutumlarına dayanıyor.

İsrail Cumhurbaşkanı Isaac Herzog'un geçen hafta Bakü'nün ev sahipliğinde düzenlenen Asya'da Etkileşim ve Güven Artırıcı Tedbirler Konferansı'nın (CICA) yedinci zirvesine katılımı, gerilimleri yeniden alevlendirdi. Herzog konuşmasına başladığında, aralarında Türkiye, Suudi Arabistan ve Mısır'dan gelenlerin de bulunduğu birçok heyet protesto amacıyla toplantı salonundan ayrıldı.

Amerika Birleşik Devletleri ve İsrail'deki yaklaşan seçimlerin sonuçları, Ortadoğu'daki olayların seyrini doğrudan etkileyebilir; gerilimleri yatıştırmaya katkıda bulunabilir veya bölgeyi daha da istikrarsızlaştırabilir

İstanbul'daki Azerbaycan diplomatik misyonlarının önünde muhafazakâr gruplar tarafından düzenlenen protestolar ve bazı Türk yetkililerin açıklamaları da Bakü'de hoşnutsuzluğa yol açtı ve Bakü de bunlara benzer karşılıklar verdi.

Ankara şu anda krizi kontrol altına almaya ve Azerbaycan ile gerilimleri azaltmaya çalışıyor.

Türkiye’nin başkenti Ankara, Ekim ayı sonlarında Türk Devletleri Örgütü toplantısına ev sahipliği yapacak. Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev'in toplantıya katılıp katılmaması, iki ülke arasındaki ilişkilerin alacağı yönün önemli bir göstergesi olacaktır.

Türkiye'nin Libya'daki atılımı

20 Ekim'de Tobruk'taki Libya Temsilciler Meclisi, Türkiye ve Libya arasında 2019'da imzalanan deniz sınırlandırma anlaşmasını onayladı. Bu gelişme, Ankara ve bölgesel nüfuzu için önemli bir kazanımı temsil ediyor.

Yakın zamana kadar Tobruk'a karşı Trablus'un yanında yer alan ve mevcut Libya sahnesinin şekillenmesinde önemli rol oynayan Türkiye, son zamanlarda Tobruk ile de ilişkilerini geliştirerek Ankara'da her iki taraftan temsilcileri ağırladı.

Libya parlamentosunun anlaşmayı onaylaması, Ankara'ya karşı birleşik bir cephe oluşturan İsrail, Yunanistan ve GKRY için olumsuz bir gelişme. Bu üç ülkenin bu gelişmeye karşılık adımlar atması, Doğu Akdeniz'de yeni gerilimlerin habercisi olması ve Türkiye'nin zaten gergin olan ilişkilerine bir zorluk katmanı daha eklemesi şaşırtıcı olmayacaktır.

Libya parlamentosunun Türkiye ile mutabakat zaptını onaylaması Mısır'da da itirazlara yol açtı. Mısır Dışişleri Bakanlığı, mutabakat zaptının onaylanmasını reddettiğini ve “hukuki etkisi olmayan, hükümsüz” bir anlaşma olduğunu belirterek, uluslararası hukuku ihlal ettiğini ve Mısır'ın egemenlik haklarını çiğnediğini savundu.

Mısır, açık deniz sınırlarına aykırı herhangi bir adımı reddettiğini teyit ederek, mutabakat zaptının Mısır için hiçbir hukuki etkisi olmadığını vurguladı.

cvfgbhyju
Türkiye Dışişleri Bakanı Hakan Fidan (solda), Bağdat'ta düzenlenen İslam İşbirliği Teşkilatı Dışişleri Bakanları Konseyi'nin 52. oturumu sırasında İranlı mevkidaşı Abbas Arakçi ile tokalaşıyor, 17 Ekim 2026 (AFP)

Ankara'dan göründüğü şekliyle sahne şöyle; Ortadoğu'nun genelinde çatışmalar alevlenmiş ve iç içe geçmiş durumda; bu da ittifakları ve rekabetleri kamuoyuna yansıyan açıklamalardan çok daha karmaşık hale getiriyor. Rakip devletler belirli bir konuda aynı tarafta yer alabilirken, müttefik devletler başka bir konuda karşıt taraflarda yer alabiliyorlar.

Körfez bölgesindeki son gelişmeler ve Türk-Azerbaycan ilişkilerindeki gerilimler, bu paradoksların iki önemli örneğini oluşturuyorlar.

Yaklaşan ABD ve İsrail seçimlerinin sonuçları, Ortadoğu'daki olayların seyrini doğrudan etkileyebilir, gerilimleri yatıştırmaya katkıda bulunabilir veya bölgeyi daha da istikrarsızlaştırabilir.

Her durumda, barış ve istikrarın sağlanabilmesi için bölgedeki krizleri ele alma yöntemine hâkim olan mevcut yaklaşımların ve düşünce biçimlerinin gözden geçirilmesi şart görünüyor.

İsrail saldırgan politikalarına devam ederse, İran vekilleri aracılığıyla çatışmanın kapsamını genişletmeye devam ederse ve ABD tereddütlü ve belirsiz politikalar izlemeyi sürdürürse, bölge kaos tehdidi altında kalacak ve mevcut çatışmaların üzerine yeni çatışmaların çıkma olasılığı yüksek olacaktır.

*Bu analiz Şarku’l Avsat tarafından Londra merkezli al Majalla dergisinden çevrilmiştir.