Gazze’deki savaş ve dünya savaşlarının yıl dönümü

Gazze Savaşı ve uluslararası krizlerin çağrışımları

Gazze Şeridi'nin güneyindeki Han Yunus'ta yıkılmış binaların yanındaki dar bir sokakta yürüyen Filistinliler, 11 Haziran 2024 (AFP)
Gazze Şeridi'nin güneyindeki Han Yunus'ta yıkılmış binaların yanındaki dar bir sokakta yürüyen Filistinliler, 11 Haziran 2024 (AFP)
TT

Gazze’deki savaş ve dünya savaşlarının yıl dönümü

Gazze Şeridi'nin güneyindeki Han Yunus'ta yıkılmış binaların yanındaki dar bir sokakta yürüyen Filistinliler, 11 Haziran 2024 (AFP)
Gazze Şeridi'nin güneyindeki Han Yunus'ta yıkılmış binaların yanındaki dar bir sokakta yürüyen Filistinliler, 11 Haziran 2024 (AFP)

Elie el Kaşif

ABD Başkanı Joe Biden’ın Gazze için ateşkes teklifi, muhtemelen Ramazan ayı arifesinde ateşkes ve esir takası anlaşması amacıyla yapılan, ancak tökezleyip başarısızlıkla sonuçlanan müzakerelerle aynı kaderi paylaşacak gibi görünüyor. ABD yönetiminin ister doğrudan İsrail'e ister Arap ülkeleri aracılığıyla Hamas’a olmak üzere savaşan taraflara yönelik tüm baskılarına rağmen, kendisi de bunu öngörmeye ve işaret etmeye başladı. ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken savaşın başlamasından bu yana bölgeye gerçekleştirdiği sekizinci ziyarette bunu yapmaya çalışsa da şimdiye kadar pek başarılı olamadı.

Ne zaman savaşın müzakereler yoluyla durdurulabileceğine dair bir umut doğsa, bu müzakerelerin başarısızlıkla sonuçlanacağına dair kötümser bir rüzgâr esmeye başlıyor. Eğer müzakere girişimi bu kez de başarısız olursa, karamsarlık geçen seferkinden daha da yoğun olacak. Teklif, gerek müzakerelerin başarısız olması ve İsrail ile Hamas'ın Biden'ın teklifine yanıt vermemesi bakımından, gerek savaşın doğrudan tarafları olan Hamas ve İsrail'in, özellikle de Binyamin Netanyahu ve Yahya Sinvar'ın hesapları bakımından gerekse özellikle önümüzdeki kasım ayında yapılması planlanan ABD seçimlerinin arifesinde bölgesel ve uluslararası sahnedeki kaos bakımından İsrail'in Gazze Şeridi'ne yönelik savaşının en karmaşık hale geldiği zor bir zamanda ortaya atıldı. Bu da haftalardır hatta aylardır konuşulan Hamas ve İsrail arasındaki yıpratma savaşının aslında bölgesel ve uluslararası bir çatışmanın yansıması olup olmadığı, yani bölgesel ve uluslararası tarafların kendi hesapları için mi bu çatışmayı derinleştirmeye çalıştıkları ya da söz konusu uluslararası tarafların başında gelen ABD’yi bu savaşta boğmak, dikkatini dağıtmak ve çözümsüzlüğe itmeye mi çalışıldığı gibi önemli bir soruyu gündeme getiriyor.

Aslında, Rusya-Ukrayna savaşıyla ilgili sahada ve siyaset sahnesinde yaşanan gerilim, Doğu Avrupa'daki gelişmeleri Filistin topraklarındaki çatışmayla ilişkilendirmeye giderek daha fazla itiyor. Çünkü ABD ve Batı ülkelerinin her iki bölgede de var olması, rakiplerinin bu savaşlara katılmaları için net bir davet anlamına geliyor. Eğer Rusya Avrupa'daki savaşın tarafı ise Gazze’deki savaşta rolü ne olacak? Ya da Hizbullah ve İsrail arasındaki cephede nasıl bir rol üstlenecek? Aksa Tufanı Operasyonu'na ilişkin bazı geç okumalar, Moskova'nın bu operasyona yakından ya da uzaktan müdahil olmuş olma ihtimalini sorgulasa da elbette net cevaplara ulaşamadı. Şu sıralar sorular, Rusya'nın Ukrayna savaşındaki hesapları ya da başta Çin olmak üzere diğer ülkeler arasında yeni bir uluslararası düzen inşa etme girişimleri bağlamında, savaşı uzatma ve ABD'yi bu savaşla meşgul etme konusundaki çıkarları üzerinde yoğunlaşıyor. Dolayısıyla, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin'in Gazze’deki savaşın patlak vermesinin bir nedeni olarak gördüğü ABD’nin Ortadoğu'daki başarısızlığı, ABD liderliğindeki liberal uluslararası düzenin parçalanmasına yol açıyor.

Gazze’deki savaştan nasıl çıkılacağı ve ‘ertesi günü’ belirsizliğini korurken Ortadoğu’da bu savaşın ortaya çıkardığı yeni bir soğuk savaş biçimiyle karşı karşıya olabiliriz.

Ancak Rusya ile ilgili soruların sorulması, kaçınılmaz olarak Çin ile ilgili sorular da sorulması anlamına geliyor. Pekin, Moskova’nın aksine çatışmaya doğrudan müdahil olmasına dair herhangi bir sinyal vermiyor. Putin geçtiğimiz hafta, Batılı ülkelerin Ukrayna’yı silahlandırmasına ve Rusya'ya saldırmasına izin vermesine karşılık, Moskova'nın dünyanın dört bir yanındaki ABD karşıtı grupları desteklemeye hazır olduğunu söylemişti. Bu da İran ile silah anlaşmaları yapmaya ya da bölgedeki İran yanlısı grupları doğrudan ya da Tahran üzerinden silahlandırmaya hazır olduğu şeklinde yorumlandı. Hizbullah'a yakın çevreler Moskova ile ilişkilerinin şu an her zamankinden daha güçlü olduğundan bahsediyor. Peki, bu Rusya'nın Hizbullah'a silah ya da teknoloji sağladığı anlamına mı geliyor? Her halükârda özellikle Ukrayna ve genel olarak Avrupa kıtasının güvenliği konusunda ABD ve Batı ülkeleri ile derinleşen çatışması çerçevesinde, Rusya'nın Gazze’deki savaşa müdahil olmuş olabileceğinden endişe duymak gerekiyor.

Son yıllarda İsrail, Körfez Arap ülkeleri ve İran'la birlikte bölgedeki varlığının kapsamını genişleten Çin ise Filistin'deki bölünmüşlüğün tarafları olan Fetih Hareketi (El Fetih) ve Hamas Hareketi arasında uzlaşı sağlayama çalışarak ve Filistinliler ile İsrail arasındaki çatışmayı çözmek için uluslararası konferans çağrısında bulunarak, savaşa diplomatik bir pencereden bakıyor.

svdfbgnh
Ürdün'ün ev sahipliğinde yapılan “Eylem Çağrısı: Gazze'ye Acil İnsani Müdahale” konulu Ölüdeniz Konferansı'na katılan ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken (ortada) sağında Arap Birliği Genel Sekreteri Ahmed Ebu Gayt ile, 11 Haziran 2024 (AFP)

Gazze Şeridi’ndeki savaşın büyük resmi böyle, ancak uluslararası ve bölgesel ittifakların karmaşıklığı ve çakışmaları çerçevesinde, uluslararası ve bölgesel safların daha açık dizildiği Soğuk Savaş dönemindeki durumun aksine, bugün bölgedeki ve dünyadaki tüm ülkeler ilişkilerini ve ittifaklarını mümkün olduğunca genişletmeye çalışıyor. Bu ise bölgedeki uluslararası rekabetin, özellikle de günümüzün iki büyük kutbu olan ABD ve Çin arasındaki rekabetin ek bir nedeni haline geliyor. Hem ABD hem de Çin, İsrail'den Körfez ülkelerine ve İran'a kadar bölgedeki diğer ülkelerle ilişkilere sahip. Dolayısıyla Gazze’deki savaştan nasıl çıkılacağı ve ‘ertesi günü’ belirsizliğini korurken, Ortadoğu’da bu savaşın ortaya çıkardığı yeni bir soğuk savaş biçimiyle karşı karşıya olabiliriz.

Fakat savaşı çevreleyen bu uluslararası sahne tek başına savaşın gelişimini ve geleceğini açıklamaya yetmiyor. Zira yerel aktörlerin, Hamas ve İsrail'in, özellikle de Sinvar ve Netanyahu'nun hesapları, çatışmanın geleceği üzerinde çok etkili ve hatta belirleyici. İran’ın Dini Lideri Ali Hamaney'in geçtiğimiz günlerde Hamas Hareketi’ne Biden'ın teklifini kabul etmemesi yönünde yaptığı dolaylı çağrıdan da anlaşılacağı üzere, İran'ın Hamas'ın önemli bir destekçisi olarak savaştaki varlığı, hatta onun tercihlerini yönlendirmesi göz ardı edilemez. Tüm bu aktörlerin, Gazze Şeridi'ndeki savaşta yaşanan gelişmelerin de kanıtladığı üzere, başta bölgedeki başlıca uluslararası aktör olan ABD olmak üzere, savaştaki başlıca ülkelerin çıkarlarını ve tedbirlerini dikkate aldıklarına hiç şüphe yok.

Gazze’deki savaş da dahil olmak üzere bölgedeki olayların çoğu, ABD’nin bölgedeki yeni mühendisliğinin bir parçası olarak, ABD-Suudi Arabistan anlaşması etrafında dönüyor.

Nihayetinde ister müttefikleri ister muhalifleri tarafından olsun, tüm yerel, bölgesel ve uluslararası hesaplar ABD ve onun yakın ve uzak hedefleri etrafında dönüyor. Hamas, İran ve Hizbullah, İsrail ile ABD arasındaki anlaşmazlıkların ve bu anlaşmazlıkların merkezinde yer alan ABD’nin bölgedeki önceliklerinin üzerine bahis oynuyorlar. Biden yönetimi, ABD'nin Doğu Avrupa, Pasifik ya da Çin Denizi gibi önemli uluslararası çatışma bölgelerine yeniden odaklanmasıyla ilgili jeopolitik nedenlerinin yanı sıra Gazze’deki savaşta İsrail'i desteklediği ve gönderdiği çok sayıda silahla on binlerce Filistinli sivilin ölümüne neden olduğu için seçimlerde ABD’lilerin kendisine yönelik tepkisini hafifletmek gibi sebeplerden ötürü üç aşamalı ateşkes anlaşmasının imzalanması için acele ediyor.

xscdvfbg
İsrailli rehinelerin aileleri, Blinken’ın Tel Aviv ziyaretine denk gelecek şekilde, rehinelerin derhal serbest bırakılması talebiyle protesto gösterisi düzenledi 11 Haziran 2024 (Reuters)

Öte yandan Gazze'deki ateşkes, Washington ile Riyad arasında bir savunma anlaşmasından oluşan ve Washington'ın İsrail'i Suudi Arabistan ile normalleşme anlaşması yoluyla bölgeye daha fazla entegre etme çabaları çerçevesinde Tel Aviv'in de katılabileceği, ancak Tel Aviv'in Riyad'ın talep ettiği gibi iki devletli bir çözüm ile ilgili somut adımlar atmasına bağlı olan, ABD himayesinde ‘bölgesel bir yapı’ inşa etmeye doğru ilerliyor. Dolayısıyla, Gazze’deki savaş da dahil olmak üzere bölgedeki olayların çoğu, ABD’nin bölgedeki yeni mühendisliğinin bir parçası olarak ABD-Suudi Arabistan anlaşması etrafında dönüyor. Bu sebeple, İran’ın Dini Lideri Ali Hamaney’in kısa süre önce Aksa Tufanı Operasyonu’nu, bölgedeki denklemleri değiştirmeye yönelik bir Amerikan projesini engellediğini söyleyerek övmesi kimseyi şaşırtmadı.

Hamas Hareketi’nin Gazze’deki lideri Yahya Sinvar'ın özellikle de esir kartını elinde tuttuğu sürece, elinde kalanlarla savaşmaya devam etme isteğine ilişkin kendi hesaplarıyla kesiştiğinde İran'dan gelen sinyalleri aldığına şüphe yok. İşte şimdi Washington ona ABD vatandaşı olan rehineler için arada İsrail olmadan müzakere etme teklifinde bulunuyor. Sinvar’ın sadece iki seçeneği var. Ya İsrail, uluslararası tarafların garantörlüğünde kalıcı bir ateşkesi kabul edecek ya da savaşmaya devam edecek. Şimdiye kadar bu iki seçenek dışında üçüncü bir seçeneği kabul etmeye istekli görünmedi. Sinvar'ın tutumunun, özellikle Hamas’ın Doha'daki lider kadrosuna uygulanan baskı çerçevesinde bir bütün olarak Hamas'ın tutumu olup olmadığı da tartışmalı bir konu. Ancak İran Hamas'ın ana şemsiyesi olmaya devam ediyor. Bu da Hamas'ın genel tutumunu anlamada önemli bir unsur.

Netanyahu'nun siyasi ve şahsi hesapları, Washington ile ilişkilerinin sınırları ve koşulları da dahil olmak üzere savaştaki seçeneklerini belirlemede önemli rol oynuyor.

İsrail'e ve özellikle Netanyahu'ya gelince; Netanyahu, iki devletli bir çözümü kabul etmeye hazır değil. Çünkü böyle bir durum onu hükümetinin düşmesi ve aşırı sağın yeri doldurulamaz desteğini kaybetmesi tehdidiyle karşı karşıya bırakacaktır. Yani ya hem Filistinlilerle savaşı hem de İsrail içindeki siyasi çatışmayı kazanarak ikisi de kazanacak ya da ikisini birden kaybedecek. Tecrübeli bir siyasetçi olan Netanyahu, İsrail'deki siyasi ve demografik geleceğin özellikle savaş sonrasında aşırı sağcı eğilimlerden yana olduğunu çok iyi biliyor. Bu nedenle önceliklerinin, görev süresi sona ermekte olan Biden yönetimiyle ilişkileri pahasına da olsa aşırı sağcı akımların kendisine olan desteğini sürdürmek olması gerektiğini bilen Bibi (Netanyahu), İsrail sağının değirmenine su taşıyan Donald Trump'ın seçimleri kazanması üzerine de bahis oynuyor olabilir. Nihayetinde Netanyahu'nun siyasi ve şahsi hesapları, Washington'la ilişkinin sınırları ve koşulları da dahil olmak üzere savaştaki seçeneklerini belirlemede önemli rol oynuyor. İsrail sağının anlatısı, Biden'ın İsrail'e yardım etmek yerine, onu bölgeye yönelik projesinin bir parçası olarak kullandığı yönünde ve bu da elbette Netanyahu ve danışmanları tarafından çok iyi biliniyor.

Tüm bu üst üste binen uluslararası, bölgesel ve yerel sahneler açısından Gazze’deki savaştan çıkış yolunu hayal etmek daha da zorlaşıyor. O halde bölge uzun bir ‘yıpratma savaşına’ mı hazırlanmalı? Nihayetinde böyle bir savaşın bedelini öncelikle Filistinli siviller, ikinci olarak da Lübnan'da, Suriye'de, hatta biraz daha uzaktaki Irak'ta olsun, uzun savaşlara alışkın olan ‘Bereketli Hilalin’ halkları ödeyecek.



Fransa’nın yaşadığı son yılların en şiddetli olayları hakkında neler biliyoruz?

Fransa Cumhuriyeti Anıtı (Monument à la République), Paris’te Cumhuriyet Meydanı’nda çıkan çatışmaların ertesi günü üzerine giydirilen sarı yelekle görüntülendi. (Reuters)
Fransa Cumhuriyeti Anıtı (Monument à la République), Paris’te Cumhuriyet Meydanı’nda çıkan çatışmaların ertesi günü üzerine giydirilen sarı yelekle görüntülendi. (Reuters)
TT

Fransa’nın yaşadığı son yılların en şiddetli olayları hakkında neler biliyoruz?

Fransa Cumhuriyeti Anıtı (Monument à la République), Paris’te Cumhuriyet Meydanı’nda çıkan çatışmaların ertesi günü üzerine giydirilen sarı yelekle görüntülendi. (Reuters)
Fransa Cumhuriyeti Anıtı (Monument à la République), Paris’te Cumhuriyet Meydanı’nda çıkan çatışmaların ertesi günü üzerine giydirilen sarı yelekle görüntülendi. (Reuters)

Fransa, son yılların en şiddetli toplumsal olaylarına sahne oluyor. Göstericilerle polis arasında çatışmalar yaşanırken araçlar ateşe verildi, kamu binaları basıldı. Ülkenin bir kentindeki tarihi belediye binasında çıkan yangın büyük hasara yol açarken, şiddet ve yağma olayları ülke genelindeki protestolar sırasında büyük kentlere yayıldı.

Yetkililer, hafta sonu boyunca yaklaşık 2 bin 400 kişinin gözaltına alındığını açıklarken, binlerce şirket ve mağazanın tahrip edildiğini veya yağmalandığını bildirdi. Yaşam maliyetindeki artışı ve okullardaki kötü koşulları protesto etmek amacıyla yüz binlerce kişinin katıldığı barışçıl gösteriler ise şiddet olaylarının gölgesinde kaldı.

Paris’teki Cumhuriyet Meydanı’nda biber gazından göz gözü görmediği anlarda göstericiler kaçışırken görüntülendi. (DPA)
Paris’teki Cumhuriyet Meydanı’nda biber gazından göz gözü görmediği anlarda göstericiler kaçışırken görüntülendi. (DPA)

Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, yaşananları “kontrolden çıkmış şiddet” olarak nitelendirerek, olayların aşırı sol grupların “isyancı unsurları” ile onlara katılan çok sayıda suçlu tarafından gerçekleştirildiğini savundu.

Ülkede yeni protestoların düzenlenmesi bekleniyor. Ortaöğretim ve üniversite öğrencilerinin örgütleri, perşembe ve cumartesi günleri yeni gösteriler yapılması çağrısında bulundu. Ulusal Lise Öğrencileri Koordinasyon Grubu, gençleri “sokaklara çıkmaya” çağırırken, okulların kapatılması ve gösterilerin sürdürülmesi yönündeki girişimlere destek verdi.

Öte yandan, 2018 yılında sosyal adaletsizliğe karşı başlayan Sarı Yelekliler hareketini yeniden canlandırmayı amaçlayan bir grup aktivist, gelecek cumartesi ülke genelinde “Macron gitmeli” sloganıyla gösteriler düzenleyeceklerini duyurdu.

Fransız yetkililer, yağma ve şiddet olaylarının ardından güvenlik önlemlerini artırırken, dün Paris, Lille ve Nice’in de aralarında bulunduğu bazı kentlerin belirli bölgelerinde sokağa çıkma yasağı uyguladı.

Şiddet olayları geçmişteki protestoları hatırlatıyor

Fransa'da yaşananlar, son on yılda ülkeyi sarsan kitlesel olayları yeniden gündeme getirdi. Şarku’l Avsatın AP’den aktardığına göre polis faaliyetleri üzerine uzmanlaşan ve Grenoble Siyasal Bilimler Enstitüsü'nde araştırmalar yürüten Sébastian Roch ajansa yaptığı açıklamada, mevcut olaylarda meydana gelen hasarın Sarı Yelekliler protestolarının en yoğun dönemindeki zararla karşılaştırılabileceğini belirtti.

Başlangıçta akaryakıt vergilerindeki artışa karşı çıkan Sarı Yelekliler hareketi, daha sonra Macron hükümetine karşı düzenli protestolar gerçekleştirmişti. Gösterilerin bir bölümü şiddet olaylarına dönüşmüş; araçlar yakılmış, mağazalar yağmalanmış ve Paris'teki Zafer Takı çatışmalar sırasında tahrip edilmişti.

Roch, yıkım ve maddi hasar açısından mevcut olayların, büyük olasılıkla Aralık 2018'in ilk iki hafta sonundaki olaylara yaklaştığını ifade etti.

Paris’te hayat pahalılığı ve artan akaryakıt fiyatlarını protesto etmek amacıyla düzenlenen ulusal gösteri gününde yaşanan çatışmaların ertesi günü, vatandaşlar McDonald's şubesinin hasar gören pencerelerinin önünde beklerken, (Reuters)
Paris’te hayat pahalılığı ve artan akaryakıt fiyatlarını protesto etmek amacıyla düzenlenen ulusal gösteri gününde yaşanan çatışmaların ertesi günü, vatandaşlar McDonald's şubesinin hasar gören pencerelerinin önünde beklerken, (Reuters)

Haziran 2023'te Paris yakınlarında 17 yaşındaki bir gencin polis tarafından öldürülmesi de ülke genelinde günlerce süren olaylara yol açmıştı. Göstericiler mağazaları yağmalamış, kamu binalarını ateşe vermiş, binlerce kişi gözaltına alınmış ve yüzlerce kişi yaralanmıştı. Fransa'da 2005 yılında yaşanan ve üç hafta süren ayaklanmaların ardından hükümet olağanüstü hâl ilan etmişti.

Yaralanmalar son 40 yılın en yüksek seviyesinde

Polis faaliyetlerini ve şiddet olaylarını 30 yılı aşkın süredir inceleyen Roch'a göre mevcut olayları önceki protestolardan ayıran en önemli unsur, polisin kullandığı silahlar nedeniyle meydana gelen ağır yaralanmalar.

Paris’te, Cumhuriyet Meydanı yakınlarında hayat pahalılığı ve artan akaryakıt fiyatlarına karşı düzenlenen protestolardaki çatışmalar sırasında, maskeli bir gösterici yanan bir aracın yanından geçerken görüntülendi. (Reuters)
Paris’te, Cumhuriyet Meydanı yakınlarında hayat pahalılığı ve artan akaryakıt fiyatlarına karşı düzenlenen protestolardaki çatışmalar sırasında, maskeli bir gösterici yanan bir aracın yanından geçerken görüntülendi. (Reuters)

Roch, son 40 yılda benzerine rastlanmayan bir yaralanma tablosuyla karşı karşıya olduklarını belirterek, üç haftalık protestolar boyunca aralarında reşit olmayanların da bulunduğu 6 kişinin ellerini veya gözlerini kaybetmelerine yol açan ağır yaralanmalar yaşadığını söyledi.

Polis, son gösteriler sırasında göz yaşartıcı gazın yanı sıra ölümcül olmayan mühimmat ve kalabalıkları dağıtmak için kullanılan diğer silahlara başvurması nedeniyle yoğun eleştirilere maruz kaldı.

Roch, üniversite veri tabanlarına atıfta bulunarak, İspanya'nın bu alanda Fransa'nın oldukça gerisinde ikinci sırada yer aldığını belirtti ve Avrupa'da polis müdahaleleri nedeniyle protestocular arasında bu ölçüde ağır yaralanma ve kalıcı sakatlığa yol açan başka bir ülke bulunmadığını savundu.

Yetkililer şiddetten aşırı sol grupları sorumlu tutuyor

Fransız yetkililer, şiddet olaylarının bir bölümünden aşırı sol grupları, diğer bölümünden ise olayları fırsata çevirerek mağazaları yağmalayan suç örgütlerini sorumlu tuttu. Başbakan Sebastien Lecornu, yaşananları “benzeri görülmemiş ölçüde organize edilmiş olaylar” olarak nitelendirdi.

Lecornu, Paris genelinde sokağa çıkma yasağı uygulanmasını uygun bulmadığını belirtirken, olağanüstü hâl ilan edilmesi ihtimalini de dışlamadı. Başbakan, mevcut aşamada belirli bölgelerde kısmi sokağa çıkma yasağı uygulanmasının daha uygun olduğunu söyledi.

Lecornu bugün yaptığı açıklamada, Paris'in ve diğer kentlerin bazı bölgelerinde uygulanan sokağa çıkma yasaklarının gece boyunca sükûnetin korunmasına yardımcı olduğunu ifade etti.

Ancak Roch, aşırı sol hareketin sayıca sınırlı ve örgütsel açıdan zayıf olduğunu, bu nedenle yaşanan şiddetin tamamının yalnızca bu gruplarla açıklanamayacağını belirtti. Fransız istihbarat birimlerinin söz konusu hareketin mensuplarının sayısını yaklaşık 3 bin olarak değerlendirdiğini söyleyen Roch, farklı gruplara ayrılan bu kişilerin resmî örgütlenme yapılarından yoksun olduğunu kaydetti.

Roch'a göre şiddete başvuran aşırı sol aktivistler ile yağmacılar farklı hedeflere yöneliyor. Aktivistler genellikle bankalar ve McDonald's restoranları gibi kapitalizmi ve küresel ekonomiyi simgeleyen yerleri hedef alırken yağmacılar, siyasi mesaj vermekten ziyade mal elde etmek amacıyla spor giyim ve elektronik mağazalarına yöneliyor.

Roch, yağmacıların amacının sembolik bir mesaj vermek değil, mülk edinmek olduğunu vurguladı.

Macron'dan “tavizsiz ve kararlı” müdahale sözü

Cumhurbaşkanı Macron, şiddet olaylarına karışanlara karşı hükümetin “tavizsiz ve kararlı” bir tutum izleyeceğini açıkladı.

Macron, bölgelerde devleti temsil eden valilerin şirketleri ve kamu binalarını korumak için gerekli bütün önlemleri alacağını, ihtiyaç duyulması hâlinde belirli toplantı ve gösterilerin yasaklanabileceğini ifade etti.

Fransa Cumhurbaşkanı ayrıca istihbarat toplama ve planlama süreçlerinde yaşanmış olabilecek eksikliklerin araştırılması talimatını verdi. Bu eksikliklerin, yetkililerin şiddet olaylarının çıkma ihtimalini olduğundan düşük değerlendirmesine yol açmış olabileceği belirtiliyor.

Protestocuların bina lobisini tahrip etmesi sonucu hasar gören Marianne heykeli, Marsilya Belediye Binası’nın içinde yerde yatarken görüntülendi. (Reuters)
Protestocuların bina lobisini tahrip etmesi sonucu hasar gören Marianne heykeli, Marsilya Belediye Binası’nın içinde yerde yatarken görüntülendi. (Reuters)

Yetkililerin açıklamasına göre cumartesi günü ülke genelinde yaklaşık 2 bin 400 kişi gözaltına alındı. Bunların 855'i Paris bölgesinde, 101'i Marsilya'da ve 199'u Lyon'da yakalandı.

Paris'te gözaltına alınanlardan 557'si polis nezaretine alındı. Paris Savcılığına göre bu kişilerin yüzde 78'i yetişkindi.

Limoges kentinde ise 19. yüzyıldan kalma belediye binası çıkan yangında neredeyse tamamen tahrip oldu.

Fransa'daki protestolar sırasında kundaklanarak büyük ölçüde tahrip edilen Limoges Belediye Binası söndürme çalışmaları kapsamında tazyikli suyla yıkanırken, çevredekiler yaşananları izliyor. (Reuters)
Fransa'daki protestolar sırasında kundaklanarak büyük ölçüde tahrip edilen Limoges Belediye Binası söndürme çalışmaları kapsamında tazyikli suyla yıkanırken, çevredekiler yaşananları izliyor. (Reuters)

Savcılık, açılan ceza soruşturmalarının büyük bölümünün mala zarar verme, şiddet eylemleri gerçekleştirmek amacıyla oluşturulan toplantılara katılma ve polise saldırı suçlarıyla ilgili olduğunu bildirdi.


İsrail sağında Trump’ın Netanyahu’ya desteği sevinçle karşılandı, muhalefette ise şok etkisi yarattı

Bir İsrailli, dün Tel Aviv yakınlarındaki Bnei Brak (Bney Brak) kentinde, Knesset seçimlerine katılan bir listeye ait seçim afişinin önünden geçiyor. (AFP) 
Bir İsrailli, dün Tel Aviv yakınlarındaki Bnei Brak (Bney Brak) kentinde, Knesset seçimlerine katılan bir listeye ait seçim afişinin önünden geçiyor. (AFP) 
TT

İsrail sağında Trump’ın Netanyahu’ya desteği sevinçle karşılandı, muhalefette ise şok etkisi yarattı

Bir İsrailli, dün Tel Aviv yakınlarındaki Bnei Brak (Bney Brak) kentinde, Knesset seçimlerine katılan bir listeye ait seçim afişinin önünden geçiyor. (AFP) 
Bir İsrailli, dün Tel Aviv yakınlarındaki Bnei Brak (Bney Brak) kentinde, Knesset seçimlerine katılan bir listeye ait seçim afişinin önünden geçiyor. (AFP) 

İsrail sağı, ABD Başkanı Donald Trump’ın, 27 Ekim’de yapılması planlanan seçimlerde İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’ya destek açıklamasını memnuniyetle karşıladı. Netanyahu ve Cumhuriyetçi Partideki destekçileri, Trump’ın desteğini alabilmek için yoğun çaba harcadı. İsrail’in Kanal 13 ve Kanal 12 televizyonlarına göre, bu sonuca ulaşılana kadar Beyaz Saray’daki yetkililer arasında ciddi bir görüş ayrılığı yaşandı.

Siyasi yelpazenin diğer tarafında ise muhalefetteki “Değişim Kampı”, ABD’nin seçimlere müdahale etmemesi için uzun süredir çağrıda bulunuyordu. Şarku’l Avsat’ın edindiği bilgiye göre bu çabaların başını özellikle eski Başbakan Yair Lapid çekti. Lapid, Cumhuriyetçi ve Demokrat partilerden çok sayıda ABD’li yetkiliyle görüşerek, kurulacak bir “Değişim” hükümetinin Trump yönetimine daha yakın olacağını ve başkanın barış planının uygulanmasında daha fazla iş birliği yapacağını taahhüt etti.

Trump’ın açıklaması muhalefet liderlerini şaşkına çevirdi. Yair Lapid’e yakın bir yetkili, pazar sabahı Trump’ın yakın çevresinden isimlerle görüştüğünü ve bu kişilerin kendisine ABD Başkanı’nın daha önce yanlarında İsrail seçimlerine müdahale etmeyeceğini söylediğini ifade etti.


Moskova’dan Hürmüz Boğazı’nın açılması ve savaşın yeniden başlamasının önlenmesi çağrısı

Arakçi ve Lavrov, İran Dışişleri Bakanlığı merkezinde gerçekleştirdikleri görüşmelerin ardından basın toplantısına gelirken (AP)
Arakçi ve Lavrov, İran Dışişleri Bakanlığı merkezinde gerçekleştirdikleri görüşmelerin ardından basın toplantısına gelirken (AP)
TT

Moskova’dan Hürmüz Boğazı’nın açılması ve savaşın yeniden başlamasının önlenmesi çağrısı

Arakçi ve Lavrov, İran Dışişleri Bakanlığı merkezinde gerçekleştirdikleri görüşmelerin ardından basın toplantısına gelirken (AP)
Arakçi ve Lavrov, İran Dışişleri Bakanlığı merkezinde gerçekleştirdikleri görüşmelerin ardından basın toplantısına gelirken (AP)

Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, dün Hürmüz Boğazı’nın yeniden açılması ve savaşın tekrar başlamasının önlenmesi çağrısında bulundu. Lavrov, Tahran’da İranlı mevkidaşı Abbas Arakçi ile yaptığı görüşmelerin ardından, savaş öncesi koşullara dönüşün “seyrüsefer özgürlüğünün yeniden tesis edilmesini ve saldırganlığın tekrarlanmayacağına dair güvenceler verilmesini” kapsadığını söyledi. Lavrov ayrıca, Moskova’nın krize bir çıkış yolu bulmak için görüşmelere hazır olduğunu belirtti.

Arakçi ise Körfez’deki “güvensizlikten” Washington’u sorumlu tutarak, “yabancı güçlerin katılımı olmaksızın” bölgesel güvenliğin sağlanması çağrısında bulundu. Şarku’l Avsat’ın edindiği bilgiye göre İran Devrim Muhafızları Ordusu, Washington’un “sınırlı da olsa” bir saldırı düzenlemesi hâlinde “ciddi bir enerji krizi” yaşanacağı uyarısında bulunurken, henüz kullanılmamış silahlara başvurabilecekleri tehdidinde bulundu.

ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio da ABD’nin düzenlediği saldırıların, İran’ın geniş bölgelerini “gerektiğinde gelecekteki saldırılara açık hâle getirdiğini” ifade etti.