Gazze’deki savaş ve dünya savaşlarının yıl dönümü

Gazze Savaşı ve uluslararası krizlerin çağrışımları

Gazze Şeridi'nin güneyindeki Han Yunus'ta yıkılmış binaların yanındaki dar bir sokakta yürüyen Filistinliler, 11 Haziran 2024 (AFP)
Gazze Şeridi'nin güneyindeki Han Yunus'ta yıkılmış binaların yanındaki dar bir sokakta yürüyen Filistinliler, 11 Haziran 2024 (AFP)
TT

Gazze’deki savaş ve dünya savaşlarının yıl dönümü

Gazze Şeridi'nin güneyindeki Han Yunus'ta yıkılmış binaların yanındaki dar bir sokakta yürüyen Filistinliler, 11 Haziran 2024 (AFP)
Gazze Şeridi'nin güneyindeki Han Yunus'ta yıkılmış binaların yanındaki dar bir sokakta yürüyen Filistinliler, 11 Haziran 2024 (AFP)

Elie el Kaşif

ABD Başkanı Joe Biden’ın Gazze için ateşkes teklifi, muhtemelen Ramazan ayı arifesinde ateşkes ve esir takası anlaşması amacıyla yapılan, ancak tökezleyip başarısızlıkla sonuçlanan müzakerelerle aynı kaderi paylaşacak gibi görünüyor. ABD yönetiminin ister doğrudan İsrail'e ister Arap ülkeleri aracılığıyla Hamas’a olmak üzere savaşan taraflara yönelik tüm baskılarına rağmen, kendisi de bunu öngörmeye ve işaret etmeye başladı. ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken savaşın başlamasından bu yana bölgeye gerçekleştirdiği sekizinci ziyarette bunu yapmaya çalışsa da şimdiye kadar pek başarılı olamadı.

Ne zaman savaşın müzakereler yoluyla durdurulabileceğine dair bir umut doğsa, bu müzakerelerin başarısızlıkla sonuçlanacağına dair kötümser bir rüzgâr esmeye başlıyor. Eğer müzakere girişimi bu kez de başarısız olursa, karamsarlık geçen seferkinden daha da yoğun olacak. Teklif, gerek müzakerelerin başarısız olması ve İsrail ile Hamas'ın Biden'ın teklifine yanıt vermemesi bakımından, gerek savaşın doğrudan tarafları olan Hamas ve İsrail'in, özellikle de Binyamin Netanyahu ve Yahya Sinvar'ın hesapları bakımından gerekse özellikle önümüzdeki kasım ayında yapılması planlanan ABD seçimlerinin arifesinde bölgesel ve uluslararası sahnedeki kaos bakımından İsrail'in Gazze Şeridi'ne yönelik savaşının en karmaşık hale geldiği zor bir zamanda ortaya atıldı. Bu da haftalardır hatta aylardır konuşulan Hamas ve İsrail arasındaki yıpratma savaşının aslında bölgesel ve uluslararası bir çatışmanın yansıması olup olmadığı, yani bölgesel ve uluslararası tarafların kendi hesapları için mi bu çatışmayı derinleştirmeye çalıştıkları ya da söz konusu uluslararası tarafların başında gelen ABD’yi bu savaşta boğmak, dikkatini dağıtmak ve çözümsüzlüğe itmeye mi çalışıldığı gibi önemli bir soruyu gündeme getiriyor.

Aslında, Rusya-Ukrayna savaşıyla ilgili sahada ve siyaset sahnesinde yaşanan gerilim, Doğu Avrupa'daki gelişmeleri Filistin topraklarındaki çatışmayla ilişkilendirmeye giderek daha fazla itiyor. Çünkü ABD ve Batı ülkelerinin her iki bölgede de var olması, rakiplerinin bu savaşlara katılmaları için net bir davet anlamına geliyor. Eğer Rusya Avrupa'daki savaşın tarafı ise Gazze’deki savaşta rolü ne olacak? Ya da Hizbullah ve İsrail arasındaki cephede nasıl bir rol üstlenecek? Aksa Tufanı Operasyonu'na ilişkin bazı geç okumalar, Moskova'nın bu operasyona yakından ya da uzaktan müdahil olmuş olma ihtimalini sorgulasa da elbette net cevaplara ulaşamadı. Şu sıralar sorular, Rusya'nın Ukrayna savaşındaki hesapları ya da başta Çin olmak üzere diğer ülkeler arasında yeni bir uluslararası düzen inşa etme girişimleri bağlamında, savaşı uzatma ve ABD'yi bu savaşla meşgul etme konusundaki çıkarları üzerinde yoğunlaşıyor. Dolayısıyla, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin'in Gazze’deki savaşın patlak vermesinin bir nedeni olarak gördüğü ABD’nin Ortadoğu'daki başarısızlığı, ABD liderliğindeki liberal uluslararası düzenin parçalanmasına yol açıyor.

Gazze’deki savaştan nasıl çıkılacağı ve ‘ertesi günü’ belirsizliğini korurken Ortadoğu’da bu savaşın ortaya çıkardığı yeni bir soğuk savaş biçimiyle karşı karşıya olabiliriz.

Ancak Rusya ile ilgili soruların sorulması, kaçınılmaz olarak Çin ile ilgili sorular da sorulması anlamına geliyor. Pekin, Moskova’nın aksine çatışmaya doğrudan müdahil olmasına dair herhangi bir sinyal vermiyor. Putin geçtiğimiz hafta, Batılı ülkelerin Ukrayna’yı silahlandırmasına ve Rusya'ya saldırmasına izin vermesine karşılık, Moskova'nın dünyanın dört bir yanındaki ABD karşıtı grupları desteklemeye hazır olduğunu söylemişti. Bu da İran ile silah anlaşmaları yapmaya ya da bölgedeki İran yanlısı grupları doğrudan ya da Tahran üzerinden silahlandırmaya hazır olduğu şeklinde yorumlandı. Hizbullah'a yakın çevreler Moskova ile ilişkilerinin şu an her zamankinden daha güçlü olduğundan bahsediyor. Peki, bu Rusya'nın Hizbullah'a silah ya da teknoloji sağladığı anlamına mı geliyor? Her halükârda özellikle Ukrayna ve genel olarak Avrupa kıtasının güvenliği konusunda ABD ve Batı ülkeleri ile derinleşen çatışması çerçevesinde, Rusya'nın Gazze’deki savaşa müdahil olmuş olabileceğinden endişe duymak gerekiyor.

Son yıllarda İsrail, Körfez Arap ülkeleri ve İran'la birlikte bölgedeki varlığının kapsamını genişleten Çin ise Filistin'deki bölünmüşlüğün tarafları olan Fetih Hareketi (El Fetih) ve Hamas Hareketi arasında uzlaşı sağlayama çalışarak ve Filistinliler ile İsrail arasındaki çatışmayı çözmek için uluslararası konferans çağrısında bulunarak, savaşa diplomatik bir pencereden bakıyor.

svdfbgnh
Ürdün'ün ev sahipliğinde yapılan “Eylem Çağrısı: Gazze'ye Acil İnsani Müdahale” konulu Ölüdeniz Konferansı'na katılan ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken (ortada) sağında Arap Birliği Genel Sekreteri Ahmed Ebu Gayt ile, 11 Haziran 2024 (AFP)

Gazze Şeridi’ndeki savaşın büyük resmi böyle, ancak uluslararası ve bölgesel ittifakların karmaşıklığı ve çakışmaları çerçevesinde, uluslararası ve bölgesel safların daha açık dizildiği Soğuk Savaş dönemindeki durumun aksine, bugün bölgedeki ve dünyadaki tüm ülkeler ilişkilerini ve ittifaklarını mümkün olduğunca genişletmeye çalışıyor. Bu ise bölgedeki uluslararası rekabetin, özellikle de günümüzün iki büyük kutbu olan ABD ve Çin arasındaki rekabetin ek bir nedeni haline geliyor. Hem ABD hem de Çin, İsrail'den Körfez ülkelerine ve İran'a kadar bölgedeki diğer ülkelerle ilişkilere sahip. Dolayısıyla Gazze’deki savaştan nasıl çıkılacağı ve ‘ertesi günü’ belirsizliğini korurken, Ortadoğu’da bu savaşın ortaya çıkardığı yeni bir soğuk savaş biçimiyle karşı karşıya olabiliriz.

Fakat savaşı çevreleyen bu uluslararası sahne tek başına savaşın gelişimini ve geleceğini açıklamaya yetmiyor. Zira yerel aktörlerin, Hamas ve İsrail'in, özellikle de Sinvar ve Netanyahu'nun hesapları, çatışmanın geleceği üzerinde çok etkili ve hatta belirleyici. İran’ın Dini Lideri Ali Hamaney'in geçtiğimiz günlerde Hamas Hareketi’ne Biden'ın teklifini kabul etmemesi yönünde yaptığı dolaylı çağrıdan da anlaşılacağı üzere, İran'ın Hamas'ın önemli bir destekçisi olarak savaştaki varlığı, hatta onun tercihlerini yönlendirmesi göz ardı edilemez. Tüm bu aktörlerin, Gazze Şeridi'ndeki savaşta yaşanan gelişmelerin de kanıtladığı üzere, başta bölgedeki başlıca uluslararası aktör olan ABD olmak üzere, savaştaki başlıca ülkelerin çıkarlarını ve tedbirlerini dikkate aldıklarına hiç şüphe yok.

Gazze’deki savaş da dahil olmak üzere bölgedeki olayların çoğu, ABD’nin bölgedeki yeni mühendisliğinin bir parçası olarak, ABD-Suudi Arabistan anlaşması etrafında dönüyor.

Nihayetinde ister müttefikleri ister muhalifleri tarafından olsun, tüm yerel, bölgesel ve uluslararası hesaplar ABD ve onun yakın ve uzak hedefleri etrafında dönüyor. Hamas, İran ve Hizbullah, İsrail ile ABD arasındaki anlaşmazlıkların ve bu anlaşmazlıkların merkezinde yer alan ABD’nin bölgedeki önceliklerinin üzerine bahis oynuyorlar. Biden yönetimi, ABD'nin Doğu Avrupa, Pasifik ya da Çin Denizi gibi önemli uluslararası çatışma bölgelerine yeniden odaklanmasıyla ilgili jeopolitik nedenlerinin yanı sıra Gazze’deki savaşta İsrail'i desteklediği ve gönderdiği çok sayıda silahla on binlerce Filistinli sivilin ölümüne neden olduğu için seçimlerde ABD’lilerin kendisine yönelik tepkisini hafifletmek gibi sebeplerden ötürü üç aşamalı ateşkes anlaşmasının imzalanması için acele ediyor.

xscdvfbg
İsrailli rehinelerin aileleri, Blinken’ın Tel Aviv ziyaretine denk gelecek şekilde, rehinelerin derhal serbest bırakılması talebiyle protesto gösterisi düzenledi 11 Haziran 2024 (Reuters)

Öte yandan Gazze'deki ateşkes, Washington ile Riyad arasında bir savunma anlaşmasından oluşan ve Washington'ın İsrail'i Suudi Arabistan ile normalleşme anlaşması yoluyla bölgeye daha fazla entegre etme çabaları çerçevesinde Tel Aviv'in de katılabileceği, ancak Tel Aviv'in Riyad'ın talep ettiği gibi iki devletli bir çözüm ile ilgili somut adımlar atmasına bağlı olan, ABD himayesinde ‘bölgesel bir yapı’ inşa etmeye doğru ilerliyor. Dolayısıyla, Gazze’deki savaş da dahil olmak üzere bölgedeki olayların çoğu, ABD’nin bölgedeki yeni mühendisliğinin bir parçası olarak ABD-Suudi Arabistan anlaşması etrafında dönüyor. Bu sebeple, İran’ın Dini Lideri Ali Hamaney’in kısa süre önce Aksa Tufanı Operasyonu’nu, bölgedeki denklemleri değiştirmeye yönelik bir Amerikan projesini engellediğini söyleyerek övmesi kimseyi şaşırtmadı.

Hamas Hareketi’nin Gazze’deki lideri Yahya Sinvar'ın özellikle de esir kartını elinde tuttuğu sürece, elinde kalanlarla savaşmaya devam etme isteğine ilişkin kendi hesaplarıyla kesiştiğinde İran'dan gelen sinyalleri aldığına şüphe yok. İşte şimdi Washington ona ABD vatandaşı olan rehineler için arada İsrail olmadan müzakere etme teklifinde bulunuyor. Sinvar’ın sadece iki seçeneği var. Ya İsrail, uluslararası tarafların garantörlüğünde kalıcı bir ateşkesi kabul edecek ya da savaşmaya devam edecek. Şimdiye kadar bu iki seçenek dışında üçüncü bir seçeneği kabul etmeye istekli görünmedi. Sinvar'ın tutumunun, özellikle Hamas’ın Doha'daki lider kadrosuna uygulanan baskı çerçevesinde bir bütün olarak Hamas'ın tutumu olup olmadığı da tartışmalı bir konu. Ancak İran Hamas'ın ana şemsiyesi olmaya devam ediyor. Bu da Hamas'ın genel tutumunu anlamada önemli bir unsur.

Netanyahu'nun siyasi ve şahsi hesapları, Washington ile ilişkilerinin sınırları ve koşulları da dahil olmak üzere savaştaki seçeneklerini belirlemede önemli rol oynuyor.

İsrail'e ve özellikle Netanyahu'ya gelince; Netanyahu, iki devletli bir çözümü kabul etmeye hazır değil. Çünkü böyle bir durum onu hükümetinin düşmesi ve aşırı sağın yeri doldurulamaz desteğini kaybetmesi tehdidiyle karşı karşıya bırakacaktır. Yani ya hem Filistinlilerle savaşı hem de İsrail içindeki siyasi çatışmayı kazanarak ikisi de kazanacak ya da ikisini birden kaybedecek. Tecrübeli bir siyasetçi olan Netanyahu, İsrail'deki siyasi ve demografik geleceğin özellikle savaş sonrasında aşırı sağcı eğilimlerden yana olduğunu çok iyi biliyor. Bu nedenle önceliklerinin, görev süresi sona ermekte olan Biden yönetimiyle ilişkileri pahasına da olsa aşırı sağcı akımların kendisine olan desteğini sürdürmek olması gerektiğini bilen Bibi (Netanyahu), İsrail sağının değirmenine su taşıyan Donald Trump'ın seçimleri kazanması üzerine de bahis oynuyor olabilir. Nihayetinde Netanyahu'nun siyasi ve şahsi hesapları, Washington'la ilişkinin sınırları ve koşulları da dahil olmak üzere savaştaki seçeneklerini belirlemede önemli rol oynuyor. İsrail sağının anlatısı, Biden'ın İsrail'e yardım etmek yerine, onu bölgeye yönelik projesinin bir parçası olarak kullandığı yönünde ve bu da elbette Netanyahu ve danışmanları tarafından çok iyi biliniyor.

Tüm bu üst üste binen uluslararası, bölgesel ve yerel sahneler açısından Gazze’deki savaştan çıkış yolunu hayal etmek daha da zorlaşıyor. O halde bölge uzun bir ‘yıpratma savaşına’ mı hazırlanmalı? Nihayetinde böyle bir savaşın bedelini öncelikle Filistinli siviller, ikinci olarak da Lübnan'da, Suriye'de, hatta biraz daha uzaktaki Irak'ta olsun, uzun savaşlara alışkın olan ‘Bereketli Hilalin’ halkları ödeyecek.



İngiliz ordusu: Aden Körfezi'nde bir kargo gemisindeki korumalar, silahlı kişilerle çatışmaya girdi

Aden Körfezi'nde Husilerin füze saldırısına uğrayan bir İngiliz kargo gemisi, (Arşiv -DPA)
Aden Körfezi'nde Husilerin füze saldırısına uğrayan bir İngiliz kargo gemisi, (Arşiv -DPA)
TT

İngiliz ordusu: Aden Körfezi'nde bir kargo gemisindeki korumalar, silahlı kişilerle çatışmaya girdi

Aden Körfezi'nde Husilerin füze saldırısına uğrayan bir İngiliz kargo gemisi, (Arşiv -DPA)
Aden Körfezi'nde Husilerin füze saldırısına uğrayan bir İngiliz kargo gemisi, (Arşiv -DPA)

Birleşik Krallık Deniz Ticareti Operasyonları Merkezi (UKMTO), Yemen Körfezi açıklarında, Aden Körfezi’nde seyreden bir geminin güvenlik ekibinin küçük bir tekne üzerindeki silahlı kişilerle çatışmaya girdiğini ve saldırıyı püskürtmeyi başardığını açıkladı.

Olayın sorumluluğunu şu ana kadar herhangi bir grup üstlenmedi.

Husiler daha önce, Kızıldeniz’den geçen ve İsrail ile bağlantılı olduğunu değerlendirdikleri gemilere yönelik saldırılarını yeniden başlatacaklarını duyurmuştu. Öte yandan bölgede Somalili korsanların faaliyetlerinde de son dönemde artış gözlemleniyor.


Kongre’nin İran’a karşı savaş yetkisi kararlarını onaylamasının ardından ne olacak?

ABD Başkanı Donald Trump, yardımcısı J.D. Vance ve Temsilciler Meclisi Başkanı Mike Johnson’ın da katıldığı bir törenle dün Kongre’de Birliğin Durumu konuşmasını yaptı. (Getty Images – AFP)
ABD Başkanı Donald Trump, yardımcısı J.D. Vance ve Temsilciler Meclisi Başkanı Mike Johnson’ın da katıldığı bir törenle dün Kongre’de Birliğin Durumu konuşmasını yaptı. (Getty Images – AFP)
TT

Kongre’nin İran’a karşı savaş yetkisi kararlarını onaylamasının ardından ne olacak?

ABD Başkanı Donald Trump, yardımcısı J.D. Vance ve Temsilciler Meclisi Başkanı Mike Johnson’ın da katıldığı bir törenle dün Kongre’de Birliğin Durumu konuşmasını yaptı. (Getty Images – AFP)
ABD Başkanı Donald Trump, yardımcısı J.D. Vance ve Temsilciler Meclisi Başkanı Mike Johnson’ın da katıldığı bir törenle dün Kongre’de Birliğin Durumu konuşmasını yaptı. (Getty Images – AFP)

İran’a karşı savaşın 28 Şubat’ta başlamasından bu yana ilk kez, Cumhuriyetçilerin çoğunluğu elinde bulundurduğu ABD Kongresi, Cumhuriyetçi Başkan Donald Trump’ın askeri operasyonları sürdürmesini engellemeyi amaçlayan kararları destekledi. Bu gelişme, yaklaşık üç aydır devam eden çatışmaya ilişkin olarak Cumhuriyetçi Parti içinde artan kaygıları yansıttı.

Temsilciler Meclisi, 4 Haziran’da savaş yetkilerine ilişkin karar tasarısını kabul ederken, Senato da 19 Mayıs’ta benzer içerikte ancak ayrı bir karar için usul oylamasında ilerleme sağladı. Oylamalarda az sayıda Cumhuriyetçi senatör ve temsilci parti yönetiminin tutumuna karşı çıkarak, Demokratların neredeyse tamamıyla birlikte destek oyu kullandı.

Aşağıda, ABD’deki Savaş Yetkileri Yasası’nın içeriği ve bundan sonraki süreçte yaşanabilecek gelişmelere ilişkin bir değerlendirme yer alıyor.

ABD Başkanı Donald Trump, yardımcısı J.D. Vance ve Temsilciler Meclisi Başkanı Mike Johnson’ın da katıldığı bir törenle dün Kongre’ABD Başkanı Donald Trump, İran'a karşı savaşın başlamasından dört gün önce, 24 Şubat’ta Kongre’de yaptığı Birliğin Durumu konuşmasında (AFP)

Savaş yetkisi kararı nedir?

ABD Kongresi, başkanın yetkilerini denetlemeyi amaçlayan ve Savaş Yetkileri Yasası olarak da bilinen savaş yetkisi kararını, kamuoyunda geniş destek görmeyen Vietnam Savaşı’nın ardından 1973 yılında kabul etti.

Yasa, başkanın askeri operasyonların başlamasından itibaren 48 saat içinde Kongre’yi bilgilendirmesini zorunlu kılıyor. Ayrıca Kongre onayı olmaksızın başlatılan herhangi bir askerî harekâtın, olağanüstü bir durum söz konusu olmadığı sürece 60 gün içinde sona erdirilmesini öngörüyor.

İran bağlamında ise 60 günlük sürenin 1 Mayıs’ta dolduğu belirtiliyor. Trump, ateşkes ilan ederek çatışmaların ‘sona erdiğini’ savunmuştu. Ancak saldırıların sürmesi ve İran limanları üzerinde kontrol uygulanmaya devam edilmesi nedeniyle bu yorum tartışma konusu oldu.

Hukuk uzmanları, Trump’ın bu gerekçesinin yargısal inceleme karşısında ayakta kalamayabileceğini belirtiyor. Yasa ayrıca, Kongre’ye, yasama organı tarafından yetkilendirilmemiş askeri faaliyetlerin sona erdirilmesi amacıyla savaş yetkileri kararları üzerinde oylama yapma imkânı tanıyor.

Bu kararlar özel bir usul statüsüne sahip olduğundan, Temsilciler Meclisi veya Senato liderliğinin onayı olmasa dahi oylamaya sunulabiliyor.

ABD ve İsrail güçlerinin 100 günden fazla süre önce başlattığı bombardımanların ardından, Senato İran’la ilgili yedi ayrı karar tasarısını, Temsilciler Meclisi ise dört ilgili tasarıyı gündemine aldı.

Kararların önündeki engeller neler?

Her iki karar tasarısı da önemli engellerle karşı karşıya bulunuyor.

Senato’daki tasarı şu ana kadar yalnızca usule ilişkin bir oylamayı geçmiş durumda ve henüz Senato Genel Kurulu tarafından nihai olarak kabul edilmedi. Tasarının Senato’dan geçmesi halinde bile yürürlüğe girebilmesi için Temsilciler Meclisi tarafından da onaylanması gerekiyor. Ancak Cumhuriyetçi liderliğin, tasarının Temsilciler Meclisi’nde oylamaya sunulmasına izin vermesinin düşük bir ihtimal olduğu değerlendiriliyor.

Tasarı Temsilciler Meclisi’nden de geçse bile, Trump’ın veto yetkisini kullanmasının beklendiği belirtiliyor. Bu nedenle düzenlemenin yasalaşabilmesi için her iki mecliste de vetoyu aşmaya yetecek üçte iki çoğunluğun sağlanması gerekiyor.

Temsilciler Meclisi tarafından kabul edilen ayrı tasarının ise Senato’dan geçmesi gerekiyor. Senato üyelerinin yardımcıları, parlamenter danışmanın söz konusu tasarının özel usul statüsüne sahip olup olmadığı konusunda vereceği görüşü beklediklerini belirtti. Tasarının bu özel statüden yararlanamayacağı yönünde bir değerlendirme yapılması halinde, Trump’ın çizgisinden nadiren ayrılan Senato Cumhuriyetçi Çoğunluk Lideri John Thune’ın tasarıyı oylamaya sunmasına kesin gözüyle bakılmıyor.

ABD Başkanı Donald Trump, yardımcısı J.D. Vance ve Temsilciler Meclisi Başkanı Mike Johnson’ın da katıldığı bir törenle dün Kongre’de Birliğin Durumu konuşmasını yaptı. (Getty Images – AFP)ABD Başkanı Donald Trump, yardımcısı J.D. Vance ve Temsilciler Meclisi Başkanı Mike Johnson’ın da katıldığı bir törenle dün Kongre’de Birliğin Durumu konuşmasını yaptı. (Getty Images – AFP)

Peki bunun anlamı ne?

ABD Anayasası, kısa süreli operasyonlar veya acil tehditlere karşı gerçekleştirilen müdahaleler dışında, askeri güç kullanımına izin verme yetkisinin başkana değil, yalnızca Kongre’ye ait olduğunu öngörüyor.

Karar tasarılarını destekleyenler, her iki partiden Kongre üyelerinin verdiği desteğin, yasama organının savaş ilan etme konusundaki anayasal yetkisini yeniden tesis etmeye ve Trump döneminde Beyaz Saray’ın yetkilerini sınırlandırmaya çalıştığını gösteren önemli bir mesaj niteliği taşıdığını savunuyor.

Tasarıların karşıtları ise bunları siyasi bir duruş olarak nitelendiriyor ve söz konusu girişimlerin ABD’nin rakiplerine cesaret verebileceğini öne sürüyor. Muhaliflere göre kararlar, başkanın Silahlı Kuvvetler Başkomutanı sıfatıyla sahip olduğu yetkilere müdahale ettiği için anayasal açıdan da tartışmalı bir nitelik taşıyor.

Uzmanlar ise oylamaların sembolik ve siyasi açıdan önem taşıdığı görüşünde.

Brennan Center’ın Özgürlük ve Ulusal Güvenlik Programı’nda danışman olan Katherine Yon Ebright yaptığı değerlendirmede, Temsilciler Meclisi’nde kabul edilen savaş yetkileri kararının, “Her iki partiden yasa koyucuların bu savaşın gereğinden fazla uzadığını ve hem Savaş Yetkileri Yasası’nı hem de Anayasa’yı ihlal ettiğini düşündüklerine dair başkana güçlü bir mesaj gönderdiğini” söyledi.

Ebright, Trump’ın da oylamayı ciddiye almış göründüğünü belirterek, ABD Başkanı’nın oylamayı ‘vatanseverliğe aykırı’ olarak nitelendirdiğini ve Demokratlarla birlikte oy kullanan Cumhuriyetçilerin ‘kendilerinden utanmaları gerektiğini’ söylediğini hatırlattı. Kamuoyunda geniş destek bulmadığı belirtilen savaşın, Cumhuriyetçilerin Kongre’deki çoğunluğunu koruyup koruyamayacağının belirleneceği kasım ayındaki seçimler üzerinde etkili olabileceği değerlendiriliyor. Yakın zamanda gerçekleştirilen bir Reuters anketine göre, Amerikalıların yüzde 36’sı ABD’nin İran’a yönelik saldırılarını desteklerken, yalnızca yüzde 25’i bu operasyonların maliyetine değecek sonuçlar ürettiği görüşünü dile getirdi.


ABD, İran hedeflerine yoğun hava saldırıları düzenledi... Tahran Körfez ve Ürdün’deki üsleri vurdu

ABD, İran hedeflerine yoğun hava saldırıları düzenledi... Tahran Körfez ve Ürdün’deki üsleri vurdu
TT

ABD, İran hedeflerine yoğun hava saldırıları düzenledi... Tahran Körfez ve Ürdün’deki üsleri vurdu

ABD, İran hedeflerine yoğun hava saldırıları düzenledi... Tahran Körfez ve Ürdün’deki üsleri vurdu

Bölge, ABD ile İran arasında nisan ayında varılan ateşkesin ardından yaşanan en büyük askeri çatışmalardan biriyle son derece tehlikeli bir güvenlik sürecine girdi. İran Devrim Muhafızları Ordusu), bugün İran tarafından Ürdün’deki bir ABD üssü ile Körfez bölgesinde 21 ayrı hedefe saldırı düzenlendiğini açıkladı. Bu hedefler arasında Kuveyt ve Bahreyn de yer aldı.

Söz konusu gerilimin, ABD’nin Hürmüz Boğazı yakınlarında İran içindeki hava savunma sistemleri, yer kontrol istasyonları ve radar noktalarını hedef alan yoğun hava saldırılarına misilleme olarak gerçekleştiği belirtildi. İran tarafı, saldırılarda Cask, Sirik ve Keşm bölgelerinde bazı altyapıların zarar gördüğünü, Sirik’te bir iletişim kulesinin tahrip edildiğini ve su depolarının yok edildiğini açıkladı.

İran Devrim Muhafızları, bu saldırılara yanıt olarak saat 02.30’da Bahreyn’de konuşlu ABD Beşinci Filosu’nu insansız hava araçlarıyla (İHA) hedef aldıklarını duyurdu. Ayrıca saldırıların devam etmesi halinde “daha ağır ve sert” karşılıklar verileceği uyarısı yapıldı.

Öte yandan ABD Başkanı Donald Trump’ın doğrudan talimatıyla gerçekleştirildiği belirtilen saldırılarda, Beyaz Saray’ın “çok güçlü bir yanıt” istediği belirtildi.

ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı (CENTCOM), güçlerinin ABD’nin Doğu Yakası saatiyle saat 17.00’de İran’a karşı “meşru müdafaa” kapsamında hava saldırıları düzenlediğini, bunun ise dün  ABD ordusuna ait “Apache” tipi bir helikopterin düşürülmesine misilleme olarak gerçekleştirildiğini açıkladı.