Gazze’deki savaş ve dünya savaşlarının yıl dönümü

Gazze Savaşı ve uluslararası krizlerin çağrışımları

Gazze Şeridi'nin güneyindeki Han Yunus'ta yıkılmış binaların yanındaki dar bir sokakta yürüyen Filistinliler, 11 Haziran 2024 (AFP)
Gazze Şeridi'nin güneyindeki Han Yunus'ta yıkılmış binaların yanındaki dar bir sokakta yürüyen Filistinliler, 11 Haziran 2024 (AFP)
TT

Gazze’deki savaş ve dünya savaşlarının yıl dönümü

Gazze Şeridi'nin güneyindeki Han Yunus'ta yıkılmış binaların yanındaki dar bir sokakta yürüyen Filistinliler, 11 Haziran 2024 (AFP)
Gazze Şeridi'nin güneyindeki Han Yunus'ta yıkılmış binaların yanındaki dar bir sokakta yürüyen Filistinliler, 11 Haziran 2024 (AFP)

Elie el Kaşif

ABD Başkanı Joe Biden’ın Gazze için ateşkes teklifi, muhtemelen Ramazan ayı arifesinde ateşkes ve esir takası anlaşması amacıyla yapılan, ancak tökezleyip başarısızlıkla sonuçlanan müzakerelerle aynı kaderi paylaşacak gibi görünüyor. ABD yönetiminin ister doğrudan İsrail'e ister Arap ülkeleri aracılığıyla Hamas’a olmak üzere savaşan taraflara yönelik tüm baskılarına rağmen, kendisi de bunu öngörmeye ve işaret etmeye başladı. ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken savaşın başlamasından bu yana bölgeye gerçekleştirdiği sekizinci ziyarette bunu yapmaya çalışsa da şimdiye kadar pek başarılı olamadı.

Ne zaman savaşın müzakereler yoluyla durdurulabileceğine dair bir umut doğsa, bu müzakerelerin başarısızlıkla sonuçlanacağına dair kötümser bir rüzgâr esmeye başlıyor. Eğer müzakere girişimi bu kez de başarısız olursa, karamsarlık geçen seferkinden daha da yoğun olacak. Teklif, gerek müzakerelerin başarısız olması ve İsrail ile Hamas'ın Biden'ın teklifine yanıt vermemesi bakımından, gerek savaşın doğrudan tarafları olan Hamas ve İsrail'in, özellikle de Binyamin Netanyahu ve Yahya Sinvar'ın hesapları bakımından gerekse özellikle önümüzdeki kasım ayında yapılması planlanan ABD seçimlerinin arifesinde bölgesel ve uluslararası sahnedeki kaos bakımından İsrail'in Gazze Şeridi'ne yönelik savaşının en karmaşık hale geldiği zor bir zamanda ortaya atıldı. Bu da haftalardır hatta aylardır konuşulan Hamas ve İsrail arasındaki yıpratma savaşının aslında bölgesel ve uluslararası bir çatışmanın yansıması olup olmadığı, yani bölgesel ve uluslararası tarafların kendi hesapları için mi bu çatışmayı derinleştirmeye çalıştıkları ya da söz konusu uluslararası tarafların başında gelen ABD’yi bu savaşta boğmak, dikkatini dağıtmak ve çözümsüzlüğe itmeye mi çalışıldığı gibi önemli bir soruyu gündeme getiriyor.

Aslında, Rusya-Ukrayna savaşıyla ilgili sahada ve siyaset sahnesinde yaşanan gerilim, Doğu Avrupa'daki gelişmeleri Filistin topraklarındaki çatışmayla ilişkilendirmeye giderek daha fazla itiyor. Çünkü ABD ve Batı ülkelerinin her iki bölgede de var olması, rakiplerinin bu savaşlara katılmaları için net bir davet anlamına geliyor. Eğer Rusya Avrupa'daki savaşın tarafı ise Gazze’deki savaşta rolü ne olacak? Ya da Hizbullah ve İsrail arasındaki cephede nasıl bir rol üstlenecek? Aksa Tufanı Operasyonu'na ilişkin bazı geç okumalar, Moskova'nın bu operasyona yakından ya da uzaktan müdahil olmuş olma ihtimalini sorgulasa da elbette net cevaplara ulaşamadı. Şu sıralar sorular, Rusya'nın Ukrayna savaşındaki hesapları ya da başta Çin olmak üzere diğer ülkeler arasında yeni bir uluslararası düzen inşa etme girişimleri bağlamında, savaşı uzatma ve ABD'yi bu savaşla meşgul etme konusundaki çıkarları üzerinde yoğunlaşıyor. Dolayısıyla, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin'in Gazze’deki savaşın patlak vermesinin bir nedeni olarak gördüğü ABD’nin Ortadoğu'daki başarısızlığı, ABD liderliğindeki liberal uluslararası düzenin parçalanmasına yol açıyor.

Gazze’deki savaştan nasıl çıkılacağı ve ‘ertesi günü’ belirsizliğini korurken Ortadoğu’da bu savaşın ortaya çıkardığı yeni bir soğuk savaş biçimiyle karşı karşıya olabiliriz.

Ancak Rusya ile ilgili soruların sorulması, kaçınılmaz olarak Çin ile ilgili sorular da sorulması anlamına geliyor. Pekin, Moskova’nın aksine çatışmaya doğrudan müdahil olmasına dair herhangi bir sinyal vermiyor. Putin geçtiğimiz hafta, Batılı ülkelerin Ukrayna’yı silahlandırmasına ve Rusya'ya saldırmasına izin vermesine karşılık, Moskova'nın dünyanın dört bir yanındaki ABD karşıtı grupları desteklemeye hazır olduğunu söylemişti. Bu da İran ile silah anlaşmaları yapmaya ya da bölgedeki İran yanlısı grupları doğrudan ya da Tahran üzerinden silahlandırmaya hazır olduğu şeklinde yorumlandı. Hizbullah'a yakın çevreler Moskova ile ilişkilerinin şu an her zamankinden daha güçlü olduğundan bahsediyor. Peki, bu Rusya'nın Hizbullah'a silah ya da teknoloji sağladığı anlamına mı geliyor? Her halükârda özellikle Ukrayna ve genel olarak Avrupa kıtasının güvenliği konusunda ABD ve Batı ülkeleri ile derinleşen çatışması çerçevesinde, Rusya'nın Gazze’deki savaşa müdahil olmuş olabileceğinden endişe duymak gerekiyor.

Son yıllarda İsrail, Körfez Arap ülkeleri ve İran'la birlikte bölgedeki varlığının kapsamını genişleten Çin ise Filistin'deki bölünmüşlüğün tarafları olan Fetih Hareketi (El Fetih) ve Hamas Hareketi arasında uzlaşı sağlayama çalışarak ve Filistinliler ile İsrail arasındaki çatışmayı çözmek için uluslararası konferans çağrısında bulunarak, savaşa diplomatik bir pencereden bakıyor.

svdfbgnh
Ürdün'ün ev sahipliğinde yapılan “Eylem Çağrısı: Gazze'ye Acil İnsani Müdahale” konulu Ölüdeniz Konferansı'na katılan ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken (ortada) sağında Arap Birliği Genel Sekreteri Ahmed Ebu Gayt ile, 11 Haziran 2024 (AFP)

Gazze Şeridi’ndeki savaşın büyük resmi böyle, ancak uluslararası ve bölgesel ittifakların karmaşıklığı ve çakışmaları çerçevesinde, uluslararası ve bölgesel safların daha açık dizildiği Soğuk Savaş dönemindeki durumun aksine, bugün bölgedeki ve dünyadaki tüm ülkeler ilişkilerini ve ittifaklarını mümkün olduğunca genişletmeye çalışıyor. Bu ise bölgedeki uluslararası rekabetin, özellikle de günümüzün iki büyük kutbu olan ABD ve Çin arasındaki rekabetin ek bir nedeni haline geliyor. Hem ABD hem de Çin, İsrail'den Körfez ülkelerine ve İran'a kadar bölgedeki diğer ülkelerle ilişkilere sahip. Dolayısıyla Gazze’deki savaştan nasıl çıkılacağı ve ‘ertesi günü’ belirsizliğini korurken, Ortadoğu’da bu savaşın ortaya çıkardığı yeni bir soğuk savaş biçimiyle karşı karşıya olabiliriz.

Fakat savaşı çevreleyen bu uluslararası sahne tek başına savaşın gelişimini ve geleceğini açıklamaya yetmiyor. Zira yerel aktörlerin, Hamas ve İsrail'in, özellikle de Sinvar ve Netanyahu'nun hesapları, çatışmanın geleceği üzerinde çok etkili ve hatta belirleyici. İran’ın Dini Lideri Ali Hamaney'in geçtiğimiz günlerde Hamas Hareketi’ne Biden'ın teklifini kabul etmemesi yönünde yaptığı dolaylı çağrıdan da anlaşılacağı üzere, İran'ın Hamas'ın önemli bir destekçisi olarak savaştaki varlığı, hatta onun tercihlerini yönlendirmesi göz ardı edilemez. Tüm bu aktörlerin, Gazze Şeridi'ndeki savaşta yaşanan gelişmelerin de kanıtladığı üzere, başta bölgedeki başlıca uluslararası aktör olan ABD olmak üzere, savaştaki başlıca ülkelerin çıkarlarını ve tedbirlerini dikkate aldıklarına hiç şüphe yok.

Gazze’deki savaş da dahil olmak üzere bölgedeki olayların çoğu, ABD’nin bölgedeki yeni mühendisliğinin bir parçası olarak, ABD-Suudi Arabistan anlaşması etrafında dönüyor.

Nihayetinde ister müttefikleri ister muhalifleri tarafından olsun, tüm yerel, bölgesel ve uluslararası hesaplar ABD ve onun yakın ve uzak hedefleri etrafında dönüyor. Hamas, İran ve Hizbullah, İsrail ile ABD arasındaki anlaşmazlıkların ve bu anlaşmazlıkların merkezinde yer alan ABD’nin bölgedeki önceliklerinin üzerine bahis oynuyorlar. Biden yönetimi, ABD'nin Doğu Avrupa, Pasifik ya da Çin Denizi gibi önemli uluslararası çatışma bölgelerine yeniden odaklanmasıyla ilgili jeopolitik nedenlerinin yanı sıra Gazze’deki savaşta İsrail'i desteklediği ve gönderdiği çok sayıda silahla on binlerce Filistinli sivilin ölümüne neden olduğu için seçimlerde ABD’lilerin kendisine yönelik tepkisini hafifletmek gibi sebeplerden ötürü üç aşamalı ateşkes anlaşmasının imzalanması için acele ediyor.

xscdvfbg
İsrailli rehinelerin aileleri, Blinken’ın Tel Aviv ziyaretine denk gelecek şekilde, rehinelerin derhal serbest bırakılması talebiyle protesto gösterisi düzenledi 11 Haziran 2024 (Reuters)

Öte yandan Gazze'deki ateşkes, Washington ile Riyad arasında bir savunma anlaşmasından oluşan ve Washington'ın İsrail'i Suudi Arabistan ile normalleşme anlaşması yoluyla bölgeye daha fazla entegre etme çabaları çerçevesinde Tel Aviv'in de katılabileceği, ancak Tel Aviv'in Riyad'ın talep ettiği gibi iki devletli bir çözüm ile ilgili somut adımlar atmasına bağlı olan, ABD himayesinde ‘bölgesel bir yapı’ inşa etmeye doğru ilerliyor. Dolayısıyla, Gazze’deki savaş da dahil olmak üzere bölgedeki olayların çoğu, ABD’nin bölgedeki yeni mühendisliğinin bir parçası olarak ABD-Suudi Arabistan anlaşması etrafında dönüyor. Bu sebeple, İran’ın Dini Lideri Ali Hamaney’in kısa süre önce Aksa Tufanı Operasyonu’nu, bölgedeki denklemleri değiştirmeye yönelik bir Amerikan projesini engellediğini söyleyerek övmesi kimseyi şaşırtmadı.

Hamas Hareketi’nin Gazze’deki lideri Yahya Sinvar'ın özellikle de esir kartını elinde tuttuğu sürece, elinde kalanlarla savaşmaya devam etme isteğine ilişkin kendi hesaplarıyla kesiştiğinde İran'dan gelen sinyalleri aldığına şüphe yok. İşte şimdi Washington ona ABD vatandaşı olan rehineler için arada İsrail olmadan müzakere etme teklifinde bulunuyor. Sinvar’ın sadece iki seçeneği var. Ya İsrail, uluslararası tarafların garantörlüğünde kalıcı bir ateşkesi kabul edecek ya da savaşmaya devam edecek. Şimdiye kadar bu iki seçenek dışında üçüncü bir seçeneği kabul etmeye istekli görünmedi. Sinvar'ın tutumunun, özellikle Hamas’ın Doha'daki lider kadrosuna uygulanan baskı çerçevesinde bir bütün olarak Hamas'ın tutumu olup olmadığı da tartışmalı bir konu. Ancak İran Hamas'ın ana şemsiyesi olmaya devam ediyor. Bu da Hamas'ın genel tutumunu anlamada önemli bir unsur.

Netanyahu'nun siyasi ve şahsi hesapları, Washington ile ilişkilerinin sınırları ve koşulları da dahil olmak üzere savaştaki seçeneklerini belirlemede önemli rol oynuyor.

İsrail'e ve özellikle Netanyahu'ya gelince; Netanyahu, iki devletli bir çözümü kabul etmeye hazır değil. Çünkü böyle bir durum onu hükümetinin düşmesi ve aşırı sağın yeri doldurulamaz desteğini kaybetmesi tehdidiyle karşı karşıya bırakacaktır. Yani ya hem Filistinlilerle savaşı hem de İsrail içindeki siyasi çatışmayı kazanarak ikisi de kazanacak ya da ikisini birden kaybedecek. Tecrübeli bir siyasetçi olan Netanyahu, İsrail'deki siyasi ve demografik geleceğin özellikle savaş sonrasında aşırı sağcı eğilimlerden yana olduğunu çok iyi biliyor. Bu nedenle önceliklerinin, görev süresi sona ermekte olan Biden yönetimiyle ilişkileri pahasına da olsa aşırı sağcı akımların kendisine olan desteğini sürdürmek olması gerektiğini bilen Bibi (Netanyahu), İsrail sağının değirmenine su taşıyan Donald Trump'ın seçimleri kazanması üzerine de bahis oynuyor olabilir. Nihayetinde Netanyahu'nun siyasi ve şahsi hesapları, Washington'la ilişkinin sınırları ve koşulları da dahil olmak üzere savaştaki seçeneklerini belirlemede önemli rol oynuyor. İsrail sağının anlatısı, Biden'ın İsrail'e yardım etmek yerine, onu bölgeye yönelik projesinin bir parçası olarak kullandığı yönünde ve bu da elbette Netanyahu ve danışmanları tarafından çok iyi biliniyor.

Tüm bu üst üste binen uluslararası, bölgesel ve yerel sahneler açısından Gazze’deki savaştan çıkış yolunu hayal etmek daha da zorlaşıyor. O halde bölge uzun bir ‘yıpratma savaşına’ mı hazırlanmalı? Nihayetinde böyle bir savaşın bedelini öncelikle Filistinli siviller, ikinci olarak da Lübnan'da, Suriye'de, hatta biraz daha uzaktaki Irak'ta olsun, uzun savaşlara alışkın olan ‘Bereketli Hilalin’ halkları ödeyecek.



ABD, Lübnan cephesini sakinleştirmeye çabalarken İsrail, İran tehdidine karşı tedbir alıyor

Siyasi makamlar, İsrail ordusuna Lübnan’ın güneyindeki operasyonları dondurma emri verdi (AFP)
Siyasi makamlar, İsrail ordusuna Lübnan’ın güneyindeki operasyonları dondurma emri verdi (AFP)
TT

ABD, Lübnan cephesini sakinleştirmeye çabalarken İsrail, İran tehdidine karşı tedbir alıyor

Siyasi makamlar, İsrail ordusuna Lübnan’ın güneyindeki operasyonları dondurma emri verdi (AFP)
Siyasi makamlar, İsrail ordusuna Lübnan’ın güneyindeki operasyonları dondurma emri verdi (AFP)

Emel Şehade

İran ile ABD arasındaki gerilimin tırmanmasıyla birlikte İsrail, kendisini de olası bir İran saldırısının hedeflerinden biri olarak değerlendiriyor. İran'ın Hayfa Limanı ve Hayfa Körfezi'ni bombalamakla tehdit ettiğine dair haberler basında yer alırken İsrailli yetkililer, Tel Aviv'in, İran saldırısına maruz kalması durumunda anında karşılık verebilmek için Washington'dan yeşil ışık talep ettiğini açıkladı. Yetkililer, güvenlik değerlendirme toplantılarında İran ile Lübnan dosyalarını birbirine bağlayarak, İsrail ile İran arasında yaşanacak herhangi bir tırmanışın Lübnan cephesini yeniden alevlendirebileceğini öne sürdü.

Bu değerlendirmeler çerçevesinde İsrail hükümeti dün düzenlediği toplantıda İran ve Lübnan dosyalarındaki gelişmeleri ele aldı ve bakanların çoğunluğunun desteğiyle, İsrail genelindeki savaş acil durum halinin bu ayın 28'ine kadar ve gelişmelerin netleşmesine değin uzatılmasını onayladı. Karar, süresinin sona ermesinden kısa bir süre önce, güvenlik durumundaki gelişmelere göre yeniden değerlendirilmek üzere Knesset Dışişleri ve Güvenlik Komitesi'ne sunulacak.

Hükümet kararında yer alan ifadeye göre İran ve Lübnan cephelerindeki durumun belirsizliği ve gelişmelerin öngörülememesi, güvenlik birimlerini, İsrail'in nüfusu ve iç cepheyi hedef alan bir saldırıya maruz kalabileceği ani bir tırmanma ihtimaline karşı bu ilanı sürdürmeye itiyor.

Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı analize göre  İsrail hükümeti, iç cepheye geniş yetkiler tanıdı. Bu yetkiler arasında halka yönelik talimatlar verilmesi, korunaklı alanlarda kalınmasının zorunlu kılınması, önleyici tedbirlerin alınması ve acil durum birimlerine yönergeler verilmesi yer alıyor. Bu yetkiler, tehdidin niteliğine ve güncellenen güvenlik değerlendirmelerine göre, iç cephe komutanlığının halkın ve mülklerin korunması açısından gerekli gördüğü ek talimatların uygulanmasına da imkân tanıyor.

ABD seçimleri ve karar alma sürecindeki rolü

Aksa Tufanı Operasyonu ile başlayan savaş sırasında birçok görevde bulunan eski Deniz Kuvvetleri komutanı yedek Albay Eliezer Marom, İsrail'de tartışılan senaryoları olası görmüyor. Marom, İranlıların ‘İsrail'e saldırmanın, İsrail'i savunma amaçlı bir karşılık vermeye zorlayacağının farkında olduklarını, dolayısıyla saldırıya geçmelerinin mantıklı olmadığını’ belirtiyor. Marom'a göre İranlılar, İsrail'in İran'a düzenleyeceği bir saldırının ABD çıkarlarıyla çelişeceğini ve İsrail ile ABD arasında bir çatlak oluşmasına yol açabileceğini de biliyor.

Marom aynı zamanda İsrail'in İran tarafındaki mantığa güvenemeyeceğini, aksine ‘İran ile güçlü bir çatışmaya geri dönmeye hazır olması gerektiğini’ söylüyor. Marom'a göre İsrail'deki hedeflere yönelik herhangi bir saldırı, İran'daki altyapı ve enerji hedeflerine yönelik güçlü bir İsrail karşı saldırısına yol açabilir. Bu da İran ekonomisine büyük zarar ve ağır hasar verecek, hatta rejimin istikrarını tehdit edip düşmesine kadar varabilecek boyutta olabilir. Marom, İsrail'in İran'da bu tür güçlü bir saldırı gerçekleştirebilecek araç ve kapasiteye sahip olduğunu belirtiyor.

Marom, İran ile ABD arasındaki durumun bir yandan, İsrail ile İran arasındaki karşılıklı tehditlerin de öte yandan, Hürmüz Boğazı da dahil olmak üzere ABD seçimlerinin ardına kadar mevcut haliyle devam edeceğini öngörüyor. Marom’un değerlendirmesine göre, ABD çıkarları, ara seçimlerde kazanma şansını artırmak amacıyla petrol fiyatlarının düşürülmesini gerektiriyor. Marom'a göre ‘bu durum, petrodoların (petrol ihraç eden ülkelerin ham petrol satışından kazandığı ABD doları gelirleri) İran'ın hazinesine akmasıyla birlikte, ateşkesi destekleyen iki temel neden arasında yer alıyor. Bunun yanında, günümüzde genellikle Katar aracılığıyla yürütülen nükleer müzakerelerin devam etmesi de bir diğer etken. Dolayısıyla taraflar arasındaki her karşılıklı darbe alışverişi dengeli seyrediyor ve ateşkesin çöküşüne ya da yoğun bir çatışmaya işaret etmiyor. Bu nedenle Amerikalılar, gelecek Kasım ayına kadar bu durumun sürmesini umuyor.

Marom, en azından o zamana kadar tarafların, ordularını yeniden toparlayıp bir sonraki tura hazırlanabilmeleri için hazinelerine daha fazla dolar girmesini engellemekle ilgilendiklerini belirtiyor.

Çekilme mi, kalıcılık mı?

Tel Aviv ile Beyrut arasında Roma'da gerçekleştirilecek müzakere oturumu yaklaşırken, Lübnan dosyası İsrail'in gündeminin başında yer almaya devam ediyor. Bu oturuma hazır olunduğunun açıklanmasına ve ordunun güvenlik kuşağı bölgesi ile Lübnan'ın güneyindeki diğer bölgelerde konuşlu kalmasını öngören İsrail önerilerine rağmen, bazı siyasetçilerin değerlendirmesine göre, Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn'ın Washington ziyaretiyle çakışması nedeniyle oturumun ertelenmesi ihtimali bulunuyor.

Görüşmelerin seyrini ve Tel Aviv ile Washington arasındaki koordinasyonu yakından gözlemleyen İsrailli bir yetkiliye göre ABD, Başkan Donald Trump, Lübnan Cumhurbaşkanı Avn ve İsrail Başbakanı Benyamin Netanyahu arasında üçlü bir görüşme düzenlenmesi için çabalarını sürdürüyor. Ancak Lübnan ve Cumhurbaşkanı Avn’ın, Netanyahu'nun da katılacağı böyle bir görüşmeyi reddetmesinin ardından, bu çabanın başarı şansının düşük olduğu belirtiliyor.

Bu arada, Netanyahu'nun Washington'da Başkan Trump ile görüşeceği tarih henüz belirlenmemişken, Netanyahu'ya yakın bir kaynak, Netanyahu'nun, İsrail'i destekleyen bir Amerikan siyasi figürü olarak nitelendirip taziyelerini ilettiği ABD'li Senatör Lindsey Graham'ın cenaze törenine katılma ihtimalini değerlendirdiğini ve bu vesileyle Trump ile görüşmeye çalışacağını aktardı.

Öte yandan İsrail, Lübnan ordusunun İsrail ordusunun çekileceği bölgelerde konuşlanmaya hazır olduğuna dair ABD'ye ilettiği bildirimin ciddiyetten uzak olduğunu değerlendirdi ve Lübnan ordusunun ABD ordusu tarafından eğitilmesi ile bir askeri yetkilinin ‘Hizbullah'tan arındırılmış liste’ olarak nitelendirdiği listenin hazırlanması, yani Lübnan ordusu içinde Hizbullah'a yakın unsurların bulunmadığının garanti altına alınması yönündeki ısrarcı tutumunu bir kez daha teyit etti. Bu süreçte, İsrail ordusunun Lübnan'daki ‘istisnai ve hassas’ operasyonlarının, ‘Tel Aviv'in İran ile mevcut çatışma ve tırmanışa sürüklenmesi endişesiyle’ dondurulması yönündeki bir ABD talebine ilişkin İsrail açıklamaları birbiriyle çelişti.

Güvenlik yetkilileri, siyasi kanadın, ABD'nin talebi üzerine Lübnan'ın güneyinde operasyon hedef bankasında ‘hassas ve istisnai’ olarak sınıflandırılan tüm operasyonların dondurulmasını orduya emrettiğini belirtti. Ancak Washington ile Tel Aviv arasındaki koordinasyona vakıf kaynaklar bu haberler karşısında şaşkınlıklarını dile getirerek, ordunun böyle bir talep almadığını ve Hizbullah unsurlarını takip etme ile örgütün yer üstü ve yer altındaki altyapılarını tahrip etme operasyonlarını sürdürdüğünü belirtti. Aynı kaynaklar, İsrail ordusunun, Litani Nehri'nden ‘Sarı Hat’ olarak adlandırılan sınıra kadar uzanan Ali Tahir Tepeleri’nde geniş ve uzun bir yeraltı bölgesi tespit ettiğini iddia etti.

Güvenlik birimlerine ait bir rapor, İsrail ordusunun hakim noktalardaki varlığının sürdürülmesi ve kalıcı hale getirilmesinin, İsrail’in farklı bölgeler üzerinde kontrol sağlanması açısından gerekli olduğunu vurguladı. Rapor özellikle, Hizbullah için önemli bir ağırlık merkezi olarak değerlendirdiği ve en önemli hedefleri arasında saydığı Nebatiye bölgesine dikkati çekti.

Öte yandan birden fazla İsrailli yetkili, açıklamalardaki çelişkilere rağmen, ordunun Lübnan ile yapılan çerçeve anlaşması uyarınca önümüzdeki hafta, Roma müzakerelerinin yapılmasıyla eş zamanlı olarak deneme niteliğinde tek bir bölgeden çekilmeye başlayabileceğini teyit etti. ABD'li bir yetkili, İsrailli yetkililerin açıklamalarının aksine, çekilecek bölgeye Lübnan Ordusu'nun derhal gireceğini belirterek, Washington'ın bu cephede sükûneti sağlamanın bir yolu olarak başka deneme bölgelerini de kapsayan haritalar hazırlamak için yoğun çaba sarf ettiğini vurguladı.

Avrupa Birliği’nin (AB) İsrail Büyükelçisi Michael Mann, ‘Herzliya Konferansı’ sırasında, AB’nin, Lübnan ordusunun bölgelerin sorumluluğunu devralması ve durumu kalıcı hale getirmesi için yoğun çaba sarf ettiğini açıkladı. Mann, Lübnan dosyası hakkındaki açıklamaları arasında, AB'nin gerek insani destek alanında önemli bir katkı sunduğunu belirtirken ‘AB’nin Lübnan'daki yerinden edilmiş kişilere insani yardım olarak 100 milyon avro tahsis ettiğini’ kaydetti.

Mann sözlerine şöyle devam etti:

“Daha da önemlisi, şu anda Lübnan ordusunun eğitimi ve gerekli teçhizatlarla donatılmasına yardımcı olmak için 200 milyon euronun üzerinde bir rakama ulaştık. Bunların tamamı, Hizbullah'ı denklemin dışına çıkarmaya yönelik genel çabanın bir parçası; böylece Lübnan Ordusu fiilen sorumluluğu üstlenebilecek ve Lübnan'da silah taşıma tekelini elinde bulundurabilecek. Ayrıca Ortak Güvenlik ve Savunma Politikası (CSDP) adını verdiğimiz misyonlarımızdan birinden de söz ediyoruz. Önümüzdeki aylarda -ki bu konu hâlâ Brüksel'de tartışılıyor- Avrupa Birliği'nin bir tür polis operasyonu ve askeri operasyon yürütmesini umuyoruz."

Mann, askeri veya polis operasyonunu açıklarken, ‘bunun doğrudan sahada konuşlu güçler anlamına gelmediğini, aksine Lübnan ordusunun ve aynı zamanda Lübnan'daki sivil polis güçlerinin donatılması, eğitilmesi ve izlenmesine yardımcı olmayı amaçladığını’ belirtti. Mann, bunun Lübnan'daki Birleşmiş Milletler Geçici Görev Gücü’nün (UNIFIL) yerini almayacağını, aksine UNIFIL sonrası döneme tamamlayıcı nitelikte olacağını, yani Avrupa Birliği'ne bağlı bir izleme ve eğitim misyonu olacağını vurguladı.


Mali ordusu, Anefis çatışmalarında 30 askerinin öldüğünü açıkladı

Mali'nin başkenti Bamako'daki ana yollardan birinde trafik (AFP)
Mali'nin başkenti Bamako'daki ana yollardan birinde trafik (AFP)
TT

Mali ordusu, Anefis çatışmalarında 30 askerinin öldüğünü açıkladı

Mali'nin başkenti Bamako'daki ana yollardan birinde trafik (AFP)
Mali'nin başkenti Bamako'daki ana yollardan birinde trafik (AFP)

Mali Ordu Komutanı General Elise Jean Dao, ülkenin kuzeyinde bulunan Anefis şehrinin kontrolünü sağlamak amacıyla ayrılıkçı gruplarla girilen şiddetli çatışmalarda yaklaşık 30 askerin hayatını kaybettiğini, 60 askerin ise yaralandığını açıkladı.

Şarku’l Avsat’ın AFP’den aktardığına göre devlet televizyonunda cuma günü yayımlanan röportajda konuşan General Dao, "Yaklaşık 30 şehidimizin yasını tutuyoruz. Ayrıca aralarında durumu ağır olanların da bulunduğu 60 civarında yaralımız var" ifadelerini kullandı.

İsyancı gruplardan ve askeri kaynaklardan cuma günü gelen bilgiler, Mali ordusu ile "Afrika Kolordusu" (eski adıyla Wagner Grubu) bünyesindeki Rus paramiliter güçlerin, Anefis'in kontrolünü yeniden ele geçirdiğini doğrulamıştı.

Bölgedeki çatışmalar, 4 Temmuz'da El-Kaide bağlantılı radikal gruplar ile çoğunluğu Tuareglerden oluşan "Azavad Kurtuluş Cephesi" adlı ayrılıkçı grubun, ülkenin kuzeyinden güneyine kadar uzanan koordineli saldırılarıyla başladı. Saldırıların ilk gününde ayrılıkçılar, Anefis şehrinin kontrolünü ele geçirdiklerini duyurmuştu. Ancak şehirdeki bir kampta mevzilenen Rus "Afrika Kolordusu" ve Mali askerleri, saldırganlara karşı direnişi sürdürdü.

Ayrılıkçı grup ise yaptığı açıklamada, altı gün süren çatışmalar boyunca Mali askerlerine ve Rus savaşçılara "tarihlerindeki en ağır maddi ve insani kayıpları" verdirdiklerini iddia etti. "Azavad Kurtuluş Cephesi" sözcüsü Muhammed el-Mevlud Ramazan tarafından imzalanan bildiride, çatışmalarda kendi saflarından da "en iyi evlatlarını kaybettikleri" belirtildi.

Askeri kaynakların aktardığına göre, perşembe akşamı bölgeye ulaşan Mali ordusu takviyeleri ve Rus güçleri, ayrılıkçıların kontrolündeki stratejik Kidal şehrine yaklaşık 100 kilometre mesafede bulunan Anefis’te kontrolü yeniden sağladı.

2020 ve 2021 yıllarında gerçekleşen peş peşe askeri darbelerin ardından yönetim, güvenliği sağlama ve ülkenin toprak bütünlüğünü koruma vaadiyle askeri yönetimin eline geçti. Ancak ülke, radikal grupların isyanlarının yanı sıra, özellikle Tuareglerin ayrılıkçı talepleriyle de mücadelesini sürdürüyor.


Hürmüz, savaşı yeniden patlama noktasına getirdi

CENTCOM tarafından yayınlanan bir video, 6-11 Temmuz 2026 tarihleri ​​arasında Hürmüz Boğazı'nda ticari gemileri hedef alan saldırılara karşılık olarak İran askeri hedeflerine yönelik insansız hava araçları ve seyir füzeleriyle yapılan saldırıları belgeliyor.
CENTCOM tarafından yayınlanan bir video, 6-11 Temmuz 2026 tarihleri ​​arasında Hürmüz Boğazı'nda ticari gemileri hedef alan saldırılara karşılık olarak İran askeri hedeflerine yönelik insansız hava araçları ve seyir füzeleriyle yapılan saldırıları belgeliyor.
TT

Hürmüz, savaşı yeniden patlama noktasına getirdi

CENTCOM tarafından yayınlanan bir video, 6-11 Temmuz 2026 tarihleri ​​arasında Hürmüz Boğazı'nda ticari gemileri hedef alan saldırılara karşılık olarak İran askeri hedeflerine yönelik insansız hava araçları ve seyir füzeleriyle yapılan saldırıları belgeliyor.
CENTCOM tarafından yayınlanan bir video, 6-11 Temmuz 2026 tarihleri ​​arasında Hürmüz Boğazı'nda ticari gemileri hedef alan saldırılara karşılık olarak İran askeri hedeflerine yönelik insansız hava araçları ve seyir füzeleriyle yapılan saldırıları belgeliyor.

Hürmüz Boğazı, ABD-İran gerilimini yeniden savaşın eşiğine taşıdı. Devrim Muhafızları Deniz Kuvvetleri, boğazın "ikinci bir duyuruya kadar" kapatıldığını ve geçiş kurallarını ihlal ettiğini öne sürdüğü gemilerin hedef alınacağını açıkladı. Bunun üzerine ABD, üçüncü saldırı dalgasını başlatırken, ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı (CENTCOM), 140'tan fazla askeri hedefin vurulduğunu duyurdu.

CENTCOM, saldırıların, Hürmüz Boğazı'nda bir konteyner gemisine düzenlenen saldırıya karşılık gerçekleştirildiğini belirtti. Açıklamada, saldırı sonucu gemide yangın çıktığı, makine dairesinin hasar gördüğü ve mürettebattan bir kişinin kaybolduğu ifade edildi.

İran basını ise Bender Abbas Limanı, Keşm Adası, Buşehr ve Hürmüz Boğazı çevresindeki bölgelerde patlama seslerinin duyulduğunu bildirdi. Haberlere göre ABD saldırıları İran'ın iç kesimlerine kadar uzanırken, Arak Ağır Su Reaktörü yakınındaki bir askeri tesis de hedef alındı.

ABD Başkanı Donald Trump, Hürmüz Boğazı'nın ticari deniz trafiğine açık olduğunu belirterek, Washington'un İran'a "son derece ağır bir darbe" indirdiğini söyledi. Trump, hedef alınan gemiden önce Tahran'ın bir anlaşmaya varmaya yakın olduğunu da öne sürdü.

Buna karşılık İran Meclis Başkanı ve ABD ile yürütülen müzakerelerin başındaki isim Muhammed Bakır Kalibaf, sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda, "Eşitsiz anlaşmalar dönemi sona erdi" ifadelerini kullandı. Kalibaf, "Size söylemiştik: ya sözünüzü tutarsınız ya da bedelini ödersiniz. İşte o gerçek artık kapınıza dayandı" dedi.

Öte yandan Pakistan Dışişleri Bakanı İshak Dar ile İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, bölgede gerilimin düşürülmesi konusunu ele aldı. Şarku’l Avsat’ın aldığı bilgiye göre bu görüşme, Washington'un Tahran'dan saldırıları durduracağına dair kamuoyu önünde taahhütte bulunmasını ve bütün deniz geçiş güzergâhlarını yeniden açmasını istemesinin ardından gerçekleşti.