Gazze’deki savaş ve dünya savaşlarının yıl dönümü

Gazze Savaşı ve uluslararası krizlerin çağrışımları

Gazze Şeridi'nin güneyindeki Han Yunus'ta yıkılmış binaların yanındaki dar bir sokakta yürüyen Filistinliler, 11 Haziran 2024 (AFP)
Gazze Şeridi'nin güneyindeki Han Yunus'ta yıkılmış binaların yanındaki dar bir sokakta yürüyen Filistinliler, 11 Haziran 2024 (AFP)
TT

Gazze’deki savaş ve dünya savaşlarının yıl dönümü

Gazze Şeridi'nin güneyindeki Han Yunus'ta yıkılmış binaların yanındaki dar bir sokakta yürüyen Filistinliler, 11 Haziran 2024 (AFP)
Gazze Şeridi'nin güneyindeki Han Yunus'ta yıkılmış binaların yanındaki dar bir sokakta yürüyen Filistinliler, 11 Haziran 2024 (AFP)

Elie el Kaşif

ABD Başkanı Joe Biden’ın Gazze için ateşkes teklifi, muhtemelen Ramazan ayı arifesinde ateşkes ve esir takası anlaşması amacıyla yapılan, ancak tökezleyip başarısızlıkla sonuçlanan müzakerelerle aynı kaderi paylaşacak gibi görünüyor. ABD yönetiminin ister doğrudan İsrail'e ister Arap ülkeleri aracılığıyla Hamas’a olmak üzere savaşan taraflara yönelik tüm baskılarına rağmen, kendisi de bunu öngörmeye ve işaret etmeye başladı. ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken savaşın başlamasından bu yana bölgeye gerçekleştirdiği sekizinci ziyarette bunu yapmaya çalışsa da şimdiye kadar pek başarılı olamadı.

Ne zaman savaşın müzakereler yoluyla durdurulabileceğine dair bir umut doğsa, bu müzakerelerin başarısızlıkla sonuçlanacağına dair kötümser bir rüzgâr esmeye başlıyor. Eğer müzakere girişimi bu kez de başarısız olursa, karamsarlık geçen seferkinden daha da yoğun olacak. Teklif, gerek müzakerelerin başarısız olması ve İsrail ile Hamas'ın Biden'ın teklifine yanıt vermemesi bakımından, gerek savaşın doğrudan tarafları olan Hamas ve İsrail'in, özellikle de Binyamin Netanyahu ve Yahya Sinvar'ın hesapları bakımından gerekse özellikle önümüzdeki kasım ayında yapılması planlanan ABD seçimlerinin arifesinde bölgesel ve uluslararası sahnedeki kaos bakımından İsrail'in Gazze Şeridi'ne yönelik savaşının en karmaşık hale geldiği zor bir zamanda ortaya atıldı. Bu da haftalardır hatta aylardır konuşulan Hamas ve İsrail arasındaki yıpratma savaşının aslında bölgesel ve uluslararası bir çatışmanın yansıması olup olmadığı, yani bölgesel ve uluslararası tarafların kendi hesapları için mi bu çatışmayı derinleştirmeye çalıştıkları ya da söz konusu uluslararası tarafların başında gelen ABD’yi bu savaşta boğmak, dikkatini dağıtmak ve çözümsüzlüğe itmeye mi çalışıldığı gibi önemli bir soruyu gündeme getiriyor.

Aslında, Rusya-Ukrayna savaşıyla ilgili sahada ve siyaset sahnesinde yaşanan gerilim, Doğu Avrupa'daki gelişmeleri Filistin topraklarındaki çatışmayla ilişkilendirmeye giderek daha fazla itiyor. Çünkü ABD ve Batı ülkelerinin her iki bölgede de var olması, rakiplerinin bu savaşlara katılmaları için net bir davet anlamına geliyor. Eğer Rusya Avrupa'daki savaşın tarafı ise Gazze’deki savaşta rolü ne olacak? Ya da Hizbullah ve İsrail arasındaki cephede nasıl bir rol üstlenecek? Aksa Tufanı Operasyonu'na ilişkin bazı geç okumalar, Moskova'nın bu operasyona yakından ya da uzaktan müdahil olmuş olma ihtimalini sorgulasa da elbette net cevaplara ulaşamadı. Şu sıralar sorular, Rusya'nın Ukrayna savaşındaki hesapları ya da başta Çin olmak üzere diğer ülkeler arasında yeni bir uluslararası düzen inşa etme girişimleri bağlamında, savaşı uzatma ve ABD'yi bu savaşla meşgul etme konusundaki çıkarları üzerinde yoğunlaşıyor. Dolayısıyla, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin'in Gazze’deki savaşın patlak vermesinin bir nedeni olarak gördüğü ABD’nin Ortadoğu'daki başarısızlığı, ABD liderliğindeki liberal uluslararası düzenin parçalanmasına yol açıyor.

Gazze’deki savaştan nasıl çıkılacağı ve ‘ertesi günü’ belirsizliğini korurken Ortadoğu’da bu savaşın ortaya çıkardığı yeni bir soğuk savaş biçimiyle karşı karşıya olabiliriz.

Ancak Rusya ile ilgili soruların sorulması, kaçınılmaz olarak Çin ile ilgili sorular da sorulması anlamına geliyor. Pekin, Moskova’nın aksine çatışmaya doğrudan müdahil olmasına dair herhangi bir sinyal vermiyor. Putin geçtiğimiz hafta, Batılı ülkelerin Ukrayna’yı silahlandırmasına ve Rusya'ya saldırmasına izin vermesine karşılık, Moskova'nın dünyanın dört bir yanındaki ABD karşıtı grupları desteklemeye hazır olduğunu söylemişti. Bu da İran ile silah anlaşmaları yapmaya ya da bölgedeki İran yanlısı grupları doğrudan ya da Tahran üzerinden silahlandırmaya hazır olduğu şeklinde yorumlandı. Hizbullah'a yakın çevreler Moskova ile ilişkilerinin şu an her zamankinden daha güçlü olduğundan bahsediyor. Peki, bu Rusya'nın Hizbullah'a silah ya da teknoloji sağladığı anlamına mı geliyor? Her halükârda özellikle Ukrayna ve genel olarak Avrupa kıtasının güvenliği konusunda ABD ve Batı ülkeleri ile derinleşen çatışması çerçevesinde, Rusya'nın Gazze’deki savaşa müdahil olmuş olabileceğinden endişe duymak gerekiyor.

Son yıllarda İsrail, Körfez Arap ülkeleri ve İran'la birlikte bölgedeki varlığının kapsamını genişleten Çin ise Filistin'deki bölünmüşlüğün tarafları olan Fetih Hareketi (El Fetih) ve Hamas Hareketi arasında uzlaşı sağlayama çalışarak ve Filistinliler ile İsrail arasındaki çatışmayı çözmek için uluslararası konferans çağrısında bulunarak, savaşa diplomatik bir pencereden bakıyor.

svdfbgnh
Ürdün'ün ev sahipliğinde yapılan “Eylem Çağrısı: Gazze'ye Acil İnsani Müdahale” konulu Ölüdeniz Konferansı'na katılan ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken (ortada) sağında Arap Birliği Genel Sekreteri Ahmed Ebu Gayt ile, 11 Haziran 2024 (AFP)

Gazze Şeridi’ndeki savaşın büyük resmi böyle, ancak uluslararası ve bölgesel ittifakların karmaşıklığı ve çakışmaları çerçevesinde, uluslararası ve bölgesel safların daha açık dizildiği Soğuk Savaş dönemindeki durumun aksine, bugün bölgedeki ve dünyadaki tüm ülkeler ilişkilerini ve ittifaklarını mümkün olduğunca genişletmeye çalışıyor. Bu ise bölgedeki uluslararası rekabetin, özellikle de günümüzün iki büyük kutbu olan ABD ve Çin arasındaki rekabetin ek bir nedeni haline geliyor. Hem ABD hem de Çin, İsrail'den Körfez ülkelerine ve İran'a kadar bölgedeki diğer ülkelerle ilişkilere sahip. Dolayısıyla Gazze’deki savaştan nasıl çıkılacağı ve ‘ertesi günü’ belirsizliğini korurken, Ortadoğu’da bu savaşın ortaya çıkardığı yeni bir soğuk savaş biçimiyle karşı karşıya olabiliriz.

Fakat savaşı çevreleyen bu uluslararası sahne tek başına savaşın gelişimini ve geleceğini açıklamaya yetmiyor. Zira yerel aktörlerin, Hamas ve İsrail'in, özellikle de Sinvar ve Netanyahu'nun hesapları, çatışmanın geleceği üzerinde çok etkili ve hatta belirleyici. İran’ın Dini Lideri Ali Hamaney'in geçtiğimiz günlerde Hamas Hareketi’ne Biden'ın teklifini kabul etmemesi yönünde yaptığı dolaylı çağrıdan da anlaşılacağı üzere, İran'ın Hamas'ın önemli bir destekçisi olarak savaştaki varlığı, hatta onun tercihlerini yönlendirmesi göz ardı edilemez. Tüm bu aktörlerin, Gazze Şeridi'ndeki savaşta yaşanan gelişmelerin de kanıtladığı üzere, başta bölgedeki başlıca uluslararası aktör olan ABD olmak üzere, savaştaki başlıca ülkelerin çıkarlarını ve tedbirlerini dikkate aldıklarına hiç şüphe yok.

Gazze’deki savaş da dahil olmak üzere bölgedeki olayların çoğu, ABD’nin bölgedeki yeni mühendisliğinin bir parçası olarak, ABD-Suudi Arabistan anlaşması etrafında dönüyor.

Nihayetinde ister müttefikleri ister muhalifleri tarafından olsun, tüm yerel, bölgesel ve uluslararası hesaplar ABD ve onun yakın ve uzak hedefleri etrafında dönüyor. Hamas, İran ve Hizbullah, İsrail ile ABD arasındaki anlaşmazlıkların ve bu anlaşmazlıkların merkezinde yer alan ABD’nin bölgedeki önceliklerinin üzerine bahis oynuyorlar. Biden yönetimi, ABD'nin Doğu Avrupa, Pasifik ya da Çin Denizi gibi önemli uluslararası çatışma bölgelerine yeniden odaklanmasıyla ilgili jeopolitik nedenlerinin yanı sıra Gazze’deki savaşta İsrail'i desteklediği ve gönderdiği çok sayıda silahla on binlerce Filistinli sivilin ölümüne neden olduğu için seçimlerde ABD’lilerin kendisine yönelik tepkisini hafifletmek gibi sebeplerden ötürü üç aşamalı ateşkes anlaşmasının imzalanması için acele ediyor.

xscdvfbg
İsrailli rehinelerin aileleri, Blinken’ın Tel Aviv ziyaretine denk gelecek şekilde, rehinelerin derhal serbest bırakılması talebiyle protesto gösterisi düzenledi 11 Haziran 2024 (Reuters)

Öte yandan Gazze'deki ateşkes, Washington ile Riyad arasında bir savunma anlaşmasından oluşan ve Washington'ın İsrail'i Suudi Arabistan ile normalleşme anlaşması yoluyla bölgeye daha fazla entegre etme çabaları çerçevesinde Tel Aviv'in de katılabileceği, ancak Tel Aviv'in Riyad'ın talep ettiği gibi iki devletli bir çözüm ile ilgili somut adımlar atmasına bağlı olan, ABD himayesinde ‘bölgesel bir yapı’ inşa etmeye doğru ilerliyor. Dolayısıyla, Gazze’deki savaş da dahil olmak üzere bölgedeki olayların çoğu, ABD’nin bölgedeki yeni mühendisliğinin bir parçası olarak ABD-Suudi Arabistan anlaşması etrafında dönüyor. Bu sebeple, İran’ın Dini Lideri Ali Hamaney’in kısa süre önce Aksa Tufanı Operasyonu’nu, bölgedeki denklemleri değiştirmeye yönelik bir Amerikan projesini engellediğini söyleyerek övmesi kimseyi şaşırtmadı.

Hamas Hareketi’nin Gazze’deki lideri Yahya Sinvar'ın özellikle de esir kartını elinde tuttuğu sürece, elinde kalanlarla savaşmaya devam etme isteğine ilişkin kendi hesaplarıyla kesiştiğinde İran'dan gelen sinyalleri aldığına şüphe yok. İşte şimdi Washington ona ABD vatandaşı olan rehineler için arada İsrail olmadan müzakere etme teklifinde bulunuyor. Sinvar’ın sadece iki seçeneği var. Ya İsrail, uluslararası tarafların garantörlüğünde kalıcı bir ateşkesi kabul edecek ya da savaşmaya devam edecek. Şimdiye kadar bu iki seçenek dışında üçüncü bir seçeneği kabul etmeye istekli görünmedi. Sinvar'ın tutumunun, özellikle Hamas’ın Doha'daki lider kadrosuna uygulanan baskı çerçevesinde bir bütün olarak Hamas'ın tutumu olup olmadığı da tartışmalı bir konu. Ancak İran Hamas'ın ana şemsiyesi olmaya devam ediyor. Bu da Hamas'ın genel tutumunu anlamada önemli bir unsur.

Netanyahu'nun siyasi ve şahsi hesapları, Washington ile ilişkilerinin sınırları ve koşulları da dahil olmak üzere savaştaki seçeneklerini belirlemede önemli rol oynuyor.

İsrail'e ve özellikle Netanyahu'ya gelince; Netanyahu, iki devletli bir çözümü kabul etmeye hazır değil. Çünkü böyle bir durum onu hükümetinin düşmesi ve aşırı sağın yeri doldurulamaz desteğini kaybetmesi tehdidiyle karşı karşıya bırakacaktır. Yani ya hem Filistinlilerle savaşı hem de İsrail içindeki siyasi çatışmayı kazanarak ikisi de kazanacak ya da ikisini birden kaybedecek. Tecrübeli bir siyasetçi olan Netanyahu, İsrail'deki siyasi ve demografik geleceğin özellikle savaş sonrasında aşırı sağcı eğilimlerden yana olduğunu çok iyi biliyor. Bu nedenle önceliklerinin, görev süresi sona ermekte olan Biden yönetimiyle ilişkileri pahasına da olsa aşırı sağcı akımların kendisine olan desteğini sürdürmek olması gerektiğini bilen Bibi (Netanyahu), İsrail sağının değirmenine su taşıyan Donald Trump'ın seçimleri kazanması üzerine de bahis oynuyor olabilir. Nihayetinde Netanyahu'nun siyasi ve şahsi hesapları, Washington'la ilişkinin sınırları ve koşulları da dahil olmak üzere savaştaki seçeneklerini belirlemede önemli rol oynuyor. İsrail sağının anlatısı, Biden'ın İsrail'e yardım etmek yerine, onu bölgeye yönelik projesinin bir parçası olarak kullandığı yönünde ve bu da elbette Netanyahu ve danışmanları tarafından çok iyi biliniyor.

Tüm bu üst üste binen uluslararası, bölgesel ve yerel sahneler açısından Gazze’deki savaştan çıkış yolunu hayal etmek daha da zorlaşıyor. O halde bölge uzun bir ‘yıpratma savaşına’ mı hazırlanmalı? Nihayetinde böyle bir savaşın bedelini öncelikle Filistinli siviller, ikinci olarak da Lübnan'da, Suriye'de, hatta biraz daha uzaktaki Irak'ta olsun, uzun savaşlara alışkın olan ‘Bereketli Hilalin’ halkları ödeyecek.



İran ablukayı aşmak için gizli askerî tedarik ağını devreye soktu

İran Genelkurmay Başkanı Emir Hatemi, yeri açıklanmayan bir İHA üretim tesisinde basına röportaj verirken (IRNA)
İran Genelkurmay Başkanı Emir Hatemi, yeri açıklanmayan bir İHA üretim tesisinde basına röportaj verirken (IRNA)
TT

İran ablukayı aşmak için gizli askerî tedarik ağını devreye soktu

İran Genelkurmay Başkanı Emir Hatemi, yeri açıklanmayan bir İHA üretim tesisinde basına röportaj verirken (IRNA)
İran Genelkurmay Başkanı Emir Hatemi, yeri açıklanmayan bir İHA üretim tesisinde basına röportaj verirken (IRNA)

İran, insansız hava aracı (İHA) ve füze programları için gerekli bileşenleri, patlayıcıları ve ağır vasıtaları temin etmek amacıyla 5 bin kuruluştan oluşan askerî ve mali bir ağı devreye soktu. Sevkiyatların, savaş döneminde dahi ABD'nin deniz ablukasını aşarak İran'a kara, deniz ve hava yoluyla ulaştırıldığı belirtildi.

Şarku’l Avsat’ın Reuters'ten aktardığı araştırmaya göre İran, Ocak 2025'ten bu yana en az 2 milyar dolar değerinde ekipman, patlayıcı ve ağır vasıta ithal etmek için dünya geneline yayılan gizli askerî kuruluşlardan oluşan bir ağ kurdu. Bu ağın, ABD'nin deniz ablukasını ve Batı yaptırımlarını aşarak faaliyet gösterdiği kaydedildi. Gizlice faaliyet yürüten kuruluşların adlarının, İran Savunma Bakanlığının kısaltması olan “VEDJA” harfleriyle başladığı belirtildi.

5 binden fazla kuruluştan meydana gelen bu yapı, geniş kapsamlı bir askerî ve mali sistem oluşturuyor. Kuruluşların finansal işlemleri, 2016 yılına kadar uzanan konşimento belgeleri ve diğer ithalat kayıtları üzerinden takip edilebiliyor. Bu kuruluşların bazıları İran Devrim Muhafızları Ordusu (DMO) ve İran'ın seçkin kesimlerinin kontrolündeki “Bonyad” olarak bilinen ticari gruplarla bağlantılı.

Araştırmanın bulguları, savaşın en büyük sorularından birine de ışık tutuyor: Devrim Muhafızları, binlerce füze ve İHA fırlatmasına rağmen cephaneliğini nasıl güçlendirmeyi sürdürüyor?

Ocak 2025 ile Haziran 2026 arasındaki 18 aylık dönemde, bu kuruluşlardan yalnızca biri olan “VEDJA 346428”, füze yakıtı, patlayıcılar, İHA ve füze üretiminde gerekli silah bileşenleri ile füze fırlatma platformu olarak kullanılabilecek ağır vasıtalardan büyük miktarlarda ithalat gerçekleştirdi. Bu ekipmanların kara, deniz ve hava yoluyla İran'a ulaştırıldığı, sevkiyatların önemli bir bölümünün Çin, Rusya ve Almanya'dan geldiği kayıtlara yansıdı.

Reuters'ın İran Savunma Bakanlığına bağlı bu ağı inceleyen araştırması, binlerce İran bankacılık ve devlet kaydının yanı sıra şirket tescil belgeleri ve ithalat verilerine dayanıyor.

“Eminler” ve tek bir adres

Tahran sokaklarından birinde sergilenen İran füzeleri, Eylül 2026 (Reuters).
Tahran sokaklarından birinde sergilenen İran füzeleri, Eylül 2026 (Reuters).

Gizli kuruluşların tamamı, Tahran'da İran Savunma ve Silahlı Kuvvetleri Destek Bakanlığının adresiyle aynı adresi kullanıyor. Bu kuruluşlar, kuruluş tarihlerini İran'da ilk dinî lider Humeyni'nin Şah rejiminin devrilmesinin ardından iktidara geldiği 11 Şubat 1979 olarak gösteriyor. Ancak kayıtlar, kuruluşların büyük bölümünün gerçekte 2013 yılında kurulduğunu ortaya koyuyor. Bu dönem, İran'ın yaptırımlar nedeniyle ham petrol ihracatının gerilediği ve para biriminin değer kaybettiği yıllara denk geliyor.

Reuters'ın İsrail-ABD merkezli risk danışmanlığı şirketi 240 Analytics ile birlikte ilk kez tespit ettiği bu kuruluşlar, İran'ın askerî tedarik ve yaptırımları aşma sisteminin temelini oluşturuyor.

Kuruluşlar, “eminler” olarak adlandırılan paravan kişiler ve yabancı ülkelerdeki paravan şirketlerden oluşan bir ağı yönetiyor. Bu kişiler, yasa dışı petrol satışlarından elde edilen gelirleri İran adına mal satın almak için kullanıyor.

Ağdan, İran'ın balistik füze ve İHA programlarında görev alan üst düzey askerî yetkililer yararlanıyor. Ayrıca 91 kuruluşa kayıtlı telefon numarasının, devlet bankası Bank Sepah'ın Devrim Muhafızları mensuplarına ait hesap kayıtlarında da yer aldığı görülüyor. Bu kişiler arasında ABD'nin sivil göstericilere yönelik ihlallerle suçladığı en az iki komutan bulunuyor.

İran ordusu onlarca yıldır çeşitli ABD yaptırımlarına tabi olmasına rağmen Reuters, belgelerde adı geçen kuruluşlardan herhangi birinin Batı'nın yaptırım listelerine alındığına ilişkin kanıt bulamadı.

ABD Hazine Bakanlığının İran'a yönelik yaptırım programının oluşturulmasına katkıda bulunan eski üst düzey yetkililerinden Miad Maleki, “Burada gördüğümüz yapı, bu çatışma sırasında ve ondan önceki uzun yıllar boyunca rejimin askerî can damarını oluşturuyor. Bu, İran ordusunun ticari faaliyetlerinin bütünleşik sistemidir” değerlendirmesinde bulundu.

İran'ın hassas saldırıları

İran yapımı Şahid insansız hava aracı (AP)
İran yapımı Şahid insansız hava aracı (AP)

Silah ithalat ağı, Tahran'ın füze ve İHA üretimi için ihtiyaç duyduğu ham maddelerin önemli bölümünü sağladı. Bu silahlar, İran'ın Körfez'deki enerji tesislerine yönelik devam eden hassas saldırılarında kullanılıyor. Söz konusu saldırıların, İran'ın ABD askerî saldırısının etkisini sınırlamasına imkân sağladığı belirtiliyor.

Reuters, bu yıl yayımladığı diğer araştırmalarda da İran'ın yasa dışı gelir elde etmek ve yaptırımları aşmak için kripto para platformlarından ve yasa dışı kumar ağlarından nasıl yararlandığını, Devrim Muhafızları'nın Hürmüz Boğazı üzerindeki kontrolünü nasıl artırdığını ve savaşın İran'da yeni bir baskı dönemini nasıl başlattığını ortaya koymuştu.

Maleki, Reuters'ın araştırma bulgularını inceleyen İran yaptırımları ve silahları konusunda uzman dört kişiden biriydi. Uzmanlar, söz konusu malzemelerin önemli bir bölümünün İran'ın füze ve insansız hava aracı programlarında kullanılabileceğini doğruladı.

Reuters, ithalat hareketlerini takip etmek için yaklaşık 19 bin ithalat kaydının bir bölümünü konşimento belgeleri, sosyal medya videoları ve resmî medya haberleriyle karşılaştırdı. Veriler, İran'ın ithal ettiği malzemelerin neredeyse tamamının gümrük vergisinden muaf tutulduğunu ve özellikle askerî ekipman olarak sınıflandırıldığını gösterdi. Uzmanlar ise patlayıcılar dâhil birçok ithal ürünün çift kullanımlı olabileceğini, dolayısıyla sivil amaçlarla da kullanılabileceğini belirtti.

Wall Street Journal, 23 Eylül'de Çin'den gelen bazı sevkiyatlara ilişkin bir haber yayımlamıştı. Geçen yıla kadar ABD Hazine Bakanlığı Yabancı Varlıkların Kontrolü Ofisi'nin (OFAC) müdür yardımcılığını yürüten Maleki, gizli askerî kuruluşların resmî küresel ekonominin yanında işleyen paralel bir dış ticaret sistemi oluşturduğunu söyledi. Bu sistem sayesinde İran, yasa dışı petrol satışlarından yurt dışında elde ettiği gelirleri askerî ekipman alımında kullanabiliyor.

Paranın sınır ötesine aktarılması, yaptırım ihlali alarmını tetikleyebileceği için finansal işlemler genellikle doğrudan gerçekleştirilmiyor. Şarku’l Avsat’ın Reuters'ten aktardığına göre incelenen sevkiyatların yüzde 97'sine ilişkin ödemelerin herhangi bir para transferi yapılmadan sonuçlandırıldığı ithalat kayıtlarından anlaşılıyor. Bunun yerine, yurt dışında yaşayan güvenilir İranlı aracılar, yabancı bankalarda bulunan paraları kullanarak ürünleri satın alıyor ve İran'a gönderiyor.

Balistik füze programları

Bu ağ üzerinden ihtiyaçlarını karşılayan kuruluşlar arasında İran'ın balistik füze programlarını denetleyen askerî birim de bulunuyor. Bunlar arasında, Ukrayna'da yıkıma yol açan İHA’larını Rusya'ya üretip tedarik ettiği gerekçesiyle Washington tarafından 2024 yılında yaptırım uygulanan Ra'd el-Sahra şirketi de yer alıyor.

Reuters ve 240 Analytics, ithalat verilerini şirket kayıtları, e-postalar ve İran'dan sızdırılan belgeleri yayımlayan Wiki Iran internet sitesinin topladığı dokümanlarla karşılaştırarak İran'ın askerî birimlerini tespit etti.

Reuters, İran'dan sızdırılan belgeleri yayımlayan Wiki Iran sitesinin arkasındaki kişilerin kimliğini belirleyemedi. Site, hükümete muhalif oldukları için sürgünde yaşamak zorunda kalan İranlılar tarafından yönetildiğini belirtiyor.

Bu yılın ilk altı ayına ait ithalat kayıtlarına göre sevkiyatlar arasında 1,9 milyon dolar değerinde patlayıcı fünyeleri, tonlarca patlayıcı, uçak motoru parçaları, füze yakıtı bileşenleri ve ağır fırlatma araçları bulunuyor.

Silah ve yaptırım uzmanları, söz konusu malzemelerin Şahid tipi İHA’lar da dâhil olmak üzere balistik füze ve İHA üretimi ile fırlatılmasında temel bileşenler olarak kullanılabileceğini belirtti.

İran'ın silah transferlerini ve tedarik zincirlerini son birkaç yıldır inceleyen Columbia Üniversitesi yarı zamanlı öğretim görevlisi Peter Salisbury, “Bu, İran'ın mevcut İHA ve füze cephaneliğini yeniden inşa etmek veya genişletmek için yürütülen kapsamlı bir çaba gibi görünüyor” dedi.

Salisbury, “Bu veriler, İran sisteminin uyum sağlama ve yeni güzergâhlar bulma kapasitesini açıkça ortaya koyuyor” değerlendirmesinde bulundu. Salisbury ve bir başka silah uzmanı, daha önce de Wiki Iran verilerini kullandıklarını ve bunları doğru bulduklarını ifade etti.

Hazar Denizi üzerinden sevkiyat

Tahran'daki bir askerî sergide İran füzeleri, Mücteba Hamaney'in ve savaşta öldürülen askerî komutanların fotoğrafları, Eylül 2026 (AP)
Tahran'daki bir askerî sergide İran füzeleri, Mücteba Hamaney'in ve savaşta öldürülen askerî komutanların fotoğrafları, Eylül 2026 (AP)

İthalat verileri ve Reuters'ın elde ettiği belgelere göre, İran'a yönelik sevkiyatlar Rusya'dan Hazar Denizi üzerinden kargo gemileriyle, Orta Asya'dan kamyonlarla ve Çin'den kargo uçaklarıyla gerçekleştirildi.

Reuters'ın ayrıntılı sorularına yazılı cevap veren Çin Dışişleri Bakanlığı, “Bölgedeki askerî çatışmalarla Çin arasında kötü niyetli bağlantılar kurulması veya Çin'in itibarının zedelenmesi girişimlerini şiddetle reddediyoruz” açıklamasında bulundu.

İran, tek tek bileşenlerin yanı sıra kendi askerî ekipmanlarını üretebilmesini sağlayacak hassas makineler de satın alıyor. Haziran ayına kadar uzanan ithalat verilerinde, bilgisayar kontrollü gelişmiş torna tezgâhları, elektron ışını fırınları ve parçacık hızlandırıcılar gibi ekipmanlar yer alıyor.

Söz konusu makinelerin tamamı sanayide kullanılabildiği gibi İHA ve füze gövdeleri dâhil askerî ekipmanların üretiminde de kullanılabiliyor.

ABD Başkanı Donald Trump, 12 Ekim'de yaptığı açıklamada, Çin ve Rusya'nın Tahran'a destek verdiğini düşünmediğini söyledi. Sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda, “Eğer böyle bir şey yapıyorlarsa, bu çok sınırlı düzeydedir. Ancak bunu hiç yaptıklarını düşünmüyorum” ifadelerini kullandı.

Trump ayrıca, “Kaybedecek çok şeyleri var. Bunu öğreneceğiz ve çok kısa sürede öğreneceğiz” dedi.


İsrail hükümet kurma çıkmazında... Arap partileri dengeleri değiştirebilir

İsrail'in Tel Aviv kentinde, Arap partilerinin de katılımıyla bir hükümet kurulması çağrısıyla düzenlenen yürüyüş sırasında pankart taşıyan sol aktivistler (28 Ekim 2026, DPA)
İsrail'in Tel Aviv kentinde, Arap partilerinin de katılımıyla bir hükümet kurulması çağrısıyla düzenlenen yürüyüş sırasında pankart taşıyan sol aktivistler (28 Ekim 2026, DPA)
TT

İsrail hükümet kurma çıkmazında... Arap partileri dengeleri değiştirebilir

İsrail'in Tel Aviv kentinde, Arap partilerinin de katılımıyla bir hükümet kurulması çağrısıyla düzenlenen yürüyüş sırasında pankart taşıyan sol aktivistler (28 Ekim 2026, DPA)
İsrail'in Tel Aviv kentinde, Arap partilerinin de katılımıyla bir hükümet kurulması çağrısıyla düzenlenen yürüyüş sırasında pankart taşıyan sol aktivistler (28 Ekim 2026, DPA)

İsrail’de kesin seçim sonuçlarının açıklanmasıyla birlikte ülkede siyasi belirsizlik dönemi başladı. Başbakan Binyamin Netanyahu’nun liderliğindeki blok da ana muhalefet bloku da parlamentoda çoğunluğu elde edemedi. Associated Press’in (AP) haberine göre ülkeyi önümüzdeki haftalarda hükümet kurma ve başbakanı belirleme müzakerelerinin yoğunlaşacağı bir süreç bekliyor. Görüşmelerin başarısız olması halinde ise erken seçim ihtimali gündeme gelebilir.

Olası senaryolardan biri, Netanyahu karşıtı Yahudi partileri ile Arapların öncülük ettiği partilerin bir araya gelerek ortak bir siyasi blok oluşturması. Siyasi açıdan nadir ve tartışmalı olan bu seçenek, ülkede yeni tartışmaları da beraberinde getiriyor.

Diğer senaryoda ise seçim kampanyalarını Netanyahu’yu iktidardan uzaklaştırma vaadi üzerine kuran bazı partilerin, Netanyahu liderliğinde kurulacak koalisyona katılması ihtimali bulunuyor.

Her iki olasılık da zaten derin siyasi ve toplumsal ayrışmaların yaşandığı İsrail’de sert tartışmalara yol açtı.

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, 28 Ekim 2026’nın ilk saatlerinde Kudüs’te, sandık çıkış anketlerinin açıklanmasının ardından destekçilerine hitap etmeye hazırlanıyor. (AFP)
İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, 28 Ekim 2026’nın ilk saatlerinde Kudüs’te, sandık çıkış anketlerinin açıklanmasının ardından destekçilerine hitap etmeye hazırlanıyor. (AFP)

Netanyahu önde ancak çoğunluğu sağlayamadı

Merkez Seçim Komitesi tarafından açıklanan kesin sonuçlara göre Netanyahu’nun liderliğindeki blok, 120 sandalyeli İsrail Meclisi’nde (Knesset) 53 sandalye kazandı. Bu sayı, önceki parlamento döneminde sahip olduğu 68 sandalyenin oldukça gerisinde kaldı.

Eski Genelkurmay Başkanı Gadi Eisenkot’un liderliğindeki Yashar Partisi’nin öncülük ettiği ana muhalefet bloku 48 sandalye elde ederken, Arapların öncülük ettiği partiler kalan 19 sandalyeyi kazandı.

Oy sayımı tamamlandı, ancak sonuçların resmen onaylanması ve çarşamba gününe kadar Cumhurbaşkanı’na sunulması gerekiyor.

Yashar Partisi lideri Gadi Eisenkot, 28 Ekim 2026’nın ilk saatlerinde Tel Aviv’de düzenlenen seçim toplantısında destekçilerine hitap ediyor. (AFP)
Yashar Partisi lideri Gadi Eisenkot, 28 Ekim 2026’nın ilk saatlerinde Tel Aviv’de düzenlenen seçim toplantısında destekçilerine hitap ediyor. (AFP)

Seçimler, İsraillilerin doğrudan kişilere değil partilere oy vermesine rağmen, büyük ölçüde Netanyahu hakkında bir referandum olarak değerlendirildi.

Netanyahu’nun partisi Likud en fazla oyu alan parti oldu, ancak 2022 seçimlerinde elde ettiği desteğin bir bölümünü kaybetti. Seçime katılım oranı yaklaşık yüzde 78 olarak gerçekleşti. Bu oran, 1999’dan beri kaydedilen en yüksek katılım oldu.

İsrail Cumhurbaşkanı’nın önümüzdeki günlerde hükümeti kurmakla görevlendireceği ismi belirlemesi bekleniyor. Art arda yürütülecek hükümet kurma girişimlerinin başarısız olması durumunda ülke, gelecek yılın başlarında yeniden sandık başına gidebilir.

Arap Ortak Listesi ittifakının lideri Yusuf Cabbarin, 27 Ekim 2026’da seçim sandık çıkış anketlerinin açıklanması sırasında Nasıra’daki seçim kampanyası merkezinde konuşuyor. (AFP)
Arap Ortak Listesi ittifakının lideri Yusuf Cabbarin, 27 Ekim 2026’da seçim sandık çıkış anketlerinin açıklanması sırasında Nasıra’daki seçim kampanyası merkezinde konuşuyor. (AFP)

Arap partileri belirleyici konumda

Salı günü gerçekleştirilen seçimlerde öne çıkan kazananlar arasında Arapların öncülük ettiği partiler yer aldı. Bu partiler, Knesset’teki toplam sandalye sayılarını önemli ölçüde artırarak hükümet kurma müzakerelerinde belirleyici bir konuma yükseldi.

Gadi Eisenkot, belirli şartların yerine getirilmesi halinde Arap partileriyle iş birliğine açık kapı bıraktı. Bu şartlar arasında, Gazze merkezli Hamas’ın aşırılıkçı bir örgüt olduğunun kabul edilmesi de bulunuyor. Ancak Eisenkot’un olası koalisyon ortaklarından bazıları bu seçeneği kesin bir dille reddediyor.

Netanyahu ise Arap partilerinin desteğine dayanan bir hükümet kurulmasına karşı çıkıyor.

Netanyahu ve Likud Partisi, seçimlerin çalındığı yönündeki iddiaları gündeme taşımaya başladı ve Merkez Seçim Komitesi’nden konuyla ilgili soruşturma talep etti. Şarku’l Avsat’ın edindiği bilgiye göre parti, bu iddiaları destekleyecek herhangi bir kanıt sunmadı.

Polis, 29 Ekim 2026’da İsrail’in Herzliya kentinde Gadi Eisenkot’un evinin önünde, Arap partilerinin de yer alacağı bir hükümet kurulmasını isteyen sol görüşlü aktivistler ile Netanyahu destekçilerini birbirinden ayırıyor. (AP)
Polis, 29 Ekim 2026’da İsrail’in Herzliya kentinde Gadi Eisenkot’un evinin önünde, Arap partilerinin de yer alacağı bir hükümet kurulmasını isteyen sol görüşlü aktivistler ile Netanyahu destekçilerini birbirinden ayırdı (AP)

7 Ekim saldırılarının gölgesi seçimlere yansıdı

Seçimler, Hamas’ın öncülük ettiği 7 Ekim 2023 saldırısının yarattığı travmanın gölgesinde gerçekleştirildi. Söz konusu saldırıda çoğu sivil yaklaşık bin 200 kişi hayatını kaybetmiş, 251 kişi rehin alınmıştı. Saldırının ardından Gazze’de ve bölgenin diğer kesimlerinde savaşlar yaşanmıştı.

İsrail tarihinin en kanlı günü olarak nitelendirilen 7 Ekim saldırısı, seçim kampanyalarının da merkezinde yer aldı.

İsraillilerin gündeminde, savaşın Gazze’de yol açtığı insani yıkımdan ziyade, 7 Ekim saldırısıyla bağlantılı güvenlik zafiyetleri öne çıktı.

Netanyahu, 7 Ekim olaylarına ilişkin kapsamlı bir soruşturma komisyonu kurulmasına karşı çıktı. Destekçileri ise başbakanın ülkeyi o karanlık günün ardından toparladığını, Gazze, Lübnan ve İran cephelerindeki savaşlarda önemli kazanımlar elde ettiğini savunuyor.

Netanyahu karşıtlarından bazıları ise iktidara gelmeleri halinde ilk adımlarından birinin 7 Ekim saldırılarına ilişkin soruşturma komisyonu kurmak olacağını belirtiyor.

Özellikle 7 Ekim saldırısından bu yana çok sayıda İsrailli Yahudi, diğer Filistinlilerle dayanışma gösterdikleri gerekçesiyle Arap vatandaşlarına şüpheyle yaklaşıyor.

İsrail güvenlik güçlerine mensup bir görevli, 29 Ekim 2026’da Bnei Brak kentinde Ultra-Ortodoks Yahudilerin askere alınmasına karşı düzenlenen protesto sırasında cop taşıyarak bir Haredi göstericiyi yoldan uzaklaştırmaya çalışıyor. (Reuters)
İsrail güvenlik güçlerine mensup bir görevli, 29 Ekim 2026’da Bnei Brak kentinde Ultra-Ortodoks Yahudilerin askere alınmasına karşı düzenlenen protesto sırasında cop taşıyarak bir Haredi göstericiyi yoldan uzaklaştırmaya çalışıyor. (Reuters)

Askerlik muafiyetleri ülkedeki ayrışmayı derinleştiriyor

İsrail’de giderek büyüyen bir başka tartışma konusu da Ultra-Ortodoks Yahudilere (Harediler) tanınan askerlik muafiyetleri. Nüfusları hızla artan bu kesime yönelik muafiyetler, özellikle yaklaşık üç yıldır devam eden savaşlarda 1000'e yakın asker ve yedek askerin hayatını kaybetmesinin ardından ciddi bir toplumsal gerilime dönüştü.

Netanyahu liderliğindeki koalisyon hükümeti, uzun süredir askerlik muafiyetlerinin devam etmesini isteyen Ultra-Ortodoks Yahudi partilerine dayanıyor.

Buna karşılık, oğlu Gazze’deki çatışmalarda hayatını kaybeden Gadi Eisenkot, söz konusu muafiyetleri kaldırma sözü verdi.


İran Vance’in mesajını değerlendiriyor... Hürmüz Boğazı’nda gerilimi artırıyor

Bir helikopter, Ortadoğu sularındaki USS Rafael Peralta muhribinin güvertesinden havalanıyor (CENTCOM)
Bir helikopter, Ortadoğu sularındaki USS Rafael Peralta muhribinin güvertesinden havalanıyor (CENTCOM)
TT

İran Vance’in mesajını değerlendiriyor... Hürmüz Boğazı’nda gerilimi artırıyor

Bir helikopter, Ortadoğu sularındaki USS Rafael Peralta muhribinin güvertesinden havalanıyor (CENTCOM)
Bir helikopter, Ortadoğu sularındaki USS Rafael Peralta muhribinin güvertesinden havalanıyor (CENTCOM)

İran, ABD Başkan Yardımcısı JD Vance’in Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi Sekreteri Muhsin Rızai’ye gönderdiği ve diplomatik süreci yeniden canlandırmayı amaçlayan mesajı değerlendiriyor.

Tahran yönetimi, söz konusu mesajı ve arabulucular tarafından sunulan yeni teklifi, ülkenin dini lideri Mücteba Hamaney ile birlikte değerlendireceğini ve önümüzdeki günlerde cevap vereceğini arabuluculara bildirdi. Beyaz Saray ise İran’ın teklifi kabul edip etmediği netleşmeden yeni öneriyi değerlendirmeye almayacağını açıkladı.

Öte yandan İran Meclis Başkanı Muhammed Bakır Kalibaf, dün yaptığı açıklamada, Tahran’ın şartlarını arabuluculara defalarca ilettiğini belirterek, yedi şartı yerine getirilmeden ilerleme sağlanmasının mümkün olmadığını söyledi. Kalibaf, “İran’a karşı sopa ve havuç politikası sonuç vermeyecektir” ifadelerini kullandı.

Diplomatik müzakereleri yeniden başlatma girişimleri, Hürmüz Boğazı’nda sahadaki gerilimin arttığı bir dönemde gerçekleşti. İran Devrim Muhafızları Ordusu, dün deniz mayınlarına çarptığını öne sürdüğü dört petrol tankerinde yangın çıktığını duyurdu. Ancak ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı (CENTCOM), İran’ın iddiasını yalanlayarak, boğazdaki ana geçiş güzergâhlarında bulunan bütün mayınların ABD güçleri tarafından temizlendiğini bildirdi.

Devrim Muhafızları ayrıca, Hürmüz Boğazı’nın batısında düzenlenen bir operasyon sırasında ABD’ye ait MQM-170 model keşif insansız hava aracının (İHA) ele geçirildiğini öne sürdü.

İngiltere Başbakanı Andy Burnham ise savaşın etkilerinin giderek ağırlaştığı bir dönemde, ülkesinin Hürmüz Boğazı’nın yeniden deniz trafiğine açılmasına yardımcı olmak için “elinden gelen her şeyi yaptığını” belirtti.