Gazze’deki savaş ve dünya savaşlarının yıl dönümü

Gazze Savaşı ve uluslararası krizlerin çağrışımları

Gazze Şeridi'nin güneyindeki Han Yunus'ta yıkılmış binaların yanındaki dar bir sokakta yürüyen Filistinliler, 11 Haziran 2024 (AFP)
Gazze Şeridi'nin güneyindeki Han Yunus'ta yıkılmış binaların yanındaki dar bir sokakta yürüyen Filistinliler, 11 Haziran 2024 (AFP)
TT

Gazze’deki savaş ve dünya savaşlarının yıl dönümü

Gazze Şeridi'nin güneyindeki Han Yunus'ta yıkılmış binaların yanındaki dar bir sokakta yürüyen Filistinliler, 11 Haziran 2024 (AFP)
Gazze Şeridi'nin güneyindeki Han Yunus'ta yıkılmış binaların yanındaki dar bir sokakta yürüyen Filistinliler, 11 Haziran 2024 (AFP)

Elie el Kaşif

ABD Başkanı Joe Biden’ın Gazze için ateşkes teklifi, muhtemelen Ramazan ayı arifesinde ateşkes ve esir takası anlaşması amacıyla yapılan, ancak tökezleyip başarısızlıkla sonuçlanan müzakerelerle aynı kaderi paylaşacak gibi görünüyor. ABD yönetiminin ister doğrudan İsrail'e ister Arap ülkeleri aracılığıyla Hamas’a olmak üzere savaşan taraflara yönelik tüm baskılarına rağmen, kendisi de bunu öngörmeye ve işaret etmeye başladı. ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken savaşın başlamasından bu yana bölgeye gerçekleştirdiği sekizinci ziyarette bunu yapmaya çalışsa da şimdiye kadar pek başarılı olamadı.

Ne zaman savaşın müzakereler yoluyla durdurulabileceğine dair bir umut doğsa, bu müzakerelerin başarısızlıkla sonuçlanacağına dair kötümser bir rüzgâr esmeye başlıyor. Eğer müzakere girişimi bu kez de başarısız olursa, karamsarlık geçen seferkinden daha da yoğun olacak. Teklif, gerek müzakerelerin başarısız olması ve İsrail ile Hamas'ın Biden'ın teklifine yanıt vermemesi bakımından, gerek savaşın doğrudan tarafları olan Hamas ve İsrail'in, özellikle de Binyamin Netanyahu ve Yahya Sinvar'ın hesapları bakımından gerekse özellikle önümüzdeki kasım ayında yapılması planlanan ABD seçimlerinin arifesinde bölgesel ve uluslararası sahnedeki kaos bakımından İsrail'in Gazze Şeridi'ne yönelik savaşının en karmaşık hale geldiği zor bir zamanda ortaya atıldı. Bu da haftalardır hatta aylardır konuşulan Hamas ve İsrail arasındaki yıpratma savaşının aslında bölgesel ve uluslararası bir çatışmanın yansıması olup olmadığı, yani bölgesel ve uluslararası tarafların kendi hesapları için mi bu çatışmayı derinleştirmeye çalıştıkları ya da söz konusu uluslararası tarafların başında gelen ABD’yi bu savaşta boğmak, dikkatini dağıtmak ve çözümsüzlüğe itmeye mi çalışıldığı gibi önemli bir soruyu gündeme getiriyor.

Aslında, Rusya-Ukrayna savaşıyla ilgili sahada ve siyaset sahnesinde yaşanan gerilim, Doğu Avrupa'daki gelişmeleri Filistin topraklarındaki çatışmayla ilişkilendirmeye giderek daha fazla itiyor. Çünkü ABD ve Batı ülkelerinin her iki bölgede de var olması, rakiplerinin bu savaşlara katılmaları için net bir davet anlamına geliyor. Eğer Rusya Avrupa'daki savaşın tarafı ise Gazze’deki savaşta rolü ne olacak? Ya da Hizbullah ve İsrail arasındaki cephede nasıl bir rol üstlenecek? Aksa Tufanı Operasyonu'na ilişkin bazı geç okumalar, Moskova'nın bu operasyona yakından ya da uzaktan müdahil olmuş olma ihtimalini sorgulasa da elbette net cevaplara ulaşamadı. Şu sıralar sorular, Rusya'nın Ukrayna savaşındaki hesapları ya da başta Çin olmak üzere diğer ülkeler arasında yeni bir uluslararası düzen inşa etme girişimleri bağlamında, savaşı uzatma ve ABD'yi bu savaşla meşgul etme konusundaki çıkarları üzerinde yoğunlaşıyor. Dolayısıyla, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin'in Gazze’deki savaşın patlak vermesinin bir nedeni olarak gördüğü ABD’nin Ortadoğu'daki başarısızlığı, ABD liderliğindeki liberal uluslararası düzenin parçalanmasına yol açıyor.

Gazze’deki savaştan nasıl çıkılacağı ve ‘ertesi günü’ belirsizliğini korurken Ortadoğu’da bu savaşın ortaya çıkardığı yeni bir soğuk savaş biçimiyle karşı karşıya olabiliriz.

Ancak Rusya ile ilgili soruların sorulması, kaçınılmaz olarak Çin ile ilgili sorular da sorulması anlamına geliyor. Pekin, Moskova’nın aksine çatışmaya doğrudan müdahil olmasına dair herhangi bir sinyal vermiyor. Putin geçtiğimiz hafta, Batılı ülkelerin Ukrayna’yı silahlandırmasına ve Rusya'ya saldırmasına izin vermesine karşılık, Moskova'nın dünyanın dört bir yanındaki ABD karşıtı grupları desteklemeye hazır olduğunu söylemişti. Bu da İran ile silah anlaşmaları yapmaya ya da bölgedeki İran yanlısı grupları doğrudan ya da Tahran üzerinden silahlandırmaya hazır olduğu şeklinde yorumlandı. Hizbullah'a yakın çevreler Moskova ile ilişkilerinin şu an her zamankinden daha güçlü olduğundan bahsediyor. Peki, bu Rusya'nın Hizbullah'a silah ya da teknoloji sağladığı anlamına mı geliyor? Her halükârda özellikle Ukrayna ve genel olarak Avrupa kıtasının güvenliği konusunda ABD ve Batı ülkeleri ile derinleşen çatışması çerçevesinde, Rusya'nın Gazze’deki savaşa müdahil olmuş olabileceğinden endişe duymak gerekiyor.

Son yıllarda İsrail, Körfez Arap ülkeleri ve İran'la birlikte bölgedeki varlığının kapsamını genişleten Çin ise Filistin'deki bölünmüşlüğün tarafları olan Fetih Hareketi (El Fetih) ve Hamas Hareketi arasında uzlaşı sağlayama çalışarak ve Filistinliler ile İsrail arasındaki çatışmayı çözmek için uluslararası konferans çağrısında bulunarak, savaşa diplomatik bir pencereden bakıyor.

svdfbgnh
Ürdün'ün ev sahipliğinde yapılan “Eylem Çağrısı: Gazze'ye Acil İnsani Müdahale” konulu Ölüdeniz Konferansı'na katılan ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken (ortada) sağında Arap Birliği Genel Sekreteri Ahmed Ebu Gayt ile, 11 Haziran 2024 (AFP)

Gazze Şeridi’ndeki savaşın büyük resmi böyle, ancak uluslararası ve bölgesel ittifakların karmaşıklığı ve çakışmaları çerçevesinde, uluslararası ve bölgesel safların daha açık dizildiği Soğuk Savaş dönemindeki durumun aksine, bugün bölgedeki ve dünyadaki tüm ülkeler ilişkilerini ve ittifaklarını mümkün olduğunca genişletmeye çalışıyor. Bu ise bölgedeki uluslararası rekabetin, özellikle de günümüzün iki büyük kutbu olan ABD ve Çin arasındaki rekabetin ek bir nedeni haline geliyor. Hem ABD hem de Çin, İsrail'den Körfez ülkelerine ve İran'a kadar bölgedeki diğer ülkelerle ilişkilere sahip. Dolayısıyla Gazze’deki savaştan nasıl çıkılacağı ve ‘ertesi günü’ belirsizliğini korurken, Ortadoğu’da bu savaşın ortaya çıkardığı yeni bir soğuk savaş biçimiyle karşı karşıya olabiliriz.

Fakat savaşı çevreleyen bu uluslararası sahne tek başına savaşın gelişimini ve geleceğini açıklamaya yetmiyor. Zira yerel aktörlerin, Hamas ve İsrail'in, özellikle de Sinvar ve Netanyahu'nun hesapları, çatışmanın geleceği üzerinde çok etkili ve hatta belirleyici. İran’ın Dini Lideri Ali Hamaney'in geçtiğimiz günlerde Hamas Hareketi’ne Biden'ın teklifini kabul etmemesi yönünde yaptığı dolaylı çağrıdan da anlaşılacağı üzere, İran'ın Hamas'ın önemli bir destekçisi olarak savaştaki varlığı, hatta onun tercihlerini yönlendirmesi göz ardı edilemez. Tüm bu aktörlerin, Gazze Şeridi'ndeki savaşta yaşanan gelişmelerin de kanıtladığı üzere, başta bölgedeki başlıca uluslararası aktör olan ABD olmak üzere, savaştaki başlıca ülkelerin çıkarlarını ve tedbirlerini dikkate aldıklarına hiç şüphe yok.

Gazze’deki savaş da dahil olmak üzere bölgedeki olayların çoğu, ABD’nin bölgedeki yeni mühendisliğinin bir parçası olarak, ABD-Suudi Arabistan anlaşması etrafında dönüyor.

Nihayetinde ister müttefikleri ister muhalifleri tarafından olsun, tüm yerel, bölgesel ve uluslararası hesaplar ABD ve onun yakın ve uzak hedefleri etrafında dönüyor. Hamas, İran ve Hizbullah, İsrail ile ABD arasındaki anlaşmazlıkların ve bu anlaşmazlıkların merkezinde yer alan ABD’nin bölgedeki önceliklerinin üzerine bahis oynuyorlar. Biden yönetimi, ABD'nin Doğu Avrupa, Pasifik ya da Çin Denizi gibi önemli uluslararası çatışma bölgelerine yeniden odaklanmasıyla ilgili jeopolitik nedenlerinin yanı sıra Gazze’deki savaşta İsrail'i desteklediği ve gönderdiği çok sayıda silahla on binlerce Filistinli sivilin ölümüne neden olduğu için seçimlerde ABD’lilerin kendisine yönelik tepkisini hafifletmek gibi sebeplerden ötürü üç aşamalı ateşkes anlaşmasının imzalanması için acele ediyor.

xscdvfbg
İsrailli rehinelerin aileleri, Blinken’ın Tel Aviv ziyaretine denk gelecek şekilde, rehinelerin derhal serbest bırakılması talebiyle protesto gösterisi düzenledi 11 Haziran 2024 (Reuters)

Öte yandan Gazze'deki ateşkes, Washington ile Riyad arasında bir savunma anlaşmasından oluşan ve Washington'ın İsrail'i Suudi Arabistan ile normalleşme anlaşması yoluyla bölgeye daha fazla entegre etme çabaları çerçevesinde Tel Aviv'in de katılabileceği, ancak Tel Aviv'in Riyad'ın talep ettiği gibi iki devletli bir çözüm ile ilgili somut adımlar atmasına bağlı olan, ABD himayesinde ‘bölgesel bir yapı’ inşa etmeye doğru ilerliyor. Dolayısıyla, Gazze’deki savaş da dahil olmak üzere bölgedeki olayların çoğu, ABD’nin bölgedeki yeni mühendisliğinin bir parçası olarak ABD-Suudi Arabistan anlaşması etrafında dönüyor. Bu sebeple, İran’ın Dini Lideri Ali Hamaney’in kısa süre önce Aksa Tufanı Operasyonu’nu, bölgedeki denklemleri değiştirmeye yönelik bir Amerikan projesini engellediğini söyleyerek övmesi kimseyi şaşırtmadı.

Hamas Hareketi’nin Gazze’deki lideri Yahya Sinvar'ın özellikle de esir kartını elinde tuttuğu sürece, elinde kalanlarla savaşmaya devam etme isteğine ilişkin kendi hesaplarıyla kesiştiğinde İran'dan gelen sinyalleri aldığına şüphe yok. İşte şimdi Washington ona ABD vatandaşı olan rehineler için arada İsrail olmadan müzakere etme teklifinde bulunuyor. Sinvar’ın sadece iki seçeneği var. Ya İsrail, uluslararası tarafların garantörlüğünde kalıcı bir ateşkesi kabul edecek ya da savaşmaya devam edecek. Şimdiye kadar bu iki seçenek dışında üçüncü bir seçeneği kabul etmeye istekli görünmedi. Sinvar'ın tutumunun, özellikle Hamas’ın Doha'daki lider kadrosuna uygulanan baskı çerçevesinde bir bütün olarak Hamas'ın tutumu olup olmadığı da tartışmalı bir konu. Ancak İran Hamas'ın ana şemsiyesi olmaya devam ediyor. Bu da Hamas'ın genel tutumunu anlamada önemli bir unsur.

Netanyahu'nun siyasi ve şahsi hesapları, Washington ile ilişkilerinin sınırları ve koşulları da dahil olmak üzere savaştaki seçeneklerini belirlemede önemli rol oynuyor.

İsrail'e ve özellikle Netanyahu'ya gelince; Netanyahu, iki devletli bir çözümü kabul etmeye hazır değil. Çünkü böyle bir durum onu hükümetinin düşmesi ve aşırı sağın yeri doldurulamaz desteğini kaybetmesi tehdidiyle karşı karşıya bırakacaktır. Yani ya hem Filistinlilerle savaşı hem de İsrail içindeki siyasi çatışmayı kazanarak ikisi de kazanacak ya da ikisini birden kaybedecek. Tecrübeli bir siyasetçi olan Netanyahu, İsrail'deki siyasi ve demografik geleceğin özellikle savaş sonrasında aşırı sağcı eğilimlerden yana olduğunu çok iyi biliyor. Bu nedenle önceliklerinin, görev süresi sona ermekte olan Biden yönetimiyle ilişkileri pahasına da olsa aşırı sağcı akımların kendisine olan desteğini sürdürmek olması gerektiğini bilen Bibi (Netanyahu), İsrail sağının değirmenine su taşıyan Donald Trump'ın seçimleri kazanması üzerine de bahis oynuyor olabilir. Nihayetinde Netanyahu'nun siyasi ve şahsi hesapları, Washington'la ilişkinin sınırları ve koşulları da dahil olmak üzere savaştaki seçeneklerini belirlemede önemli rol oynuyor. İsrail sağının anlatısı, Biden'ın İsrail'e yardım etmek yerine, onu bölgeye yönelik projesinin bir parçası olarak kullandığı yönünde ve bu da elbette Netanyahu ve danışmanları tarafından çok iyi biliniyor.

Tüm bu üst üste binen uluslararası, bölgesel ve yerel sahneler açısından Gazze’deki savaştan çıkış yolunu hayal etmek daha da zorlaşıyor. O halde bölge uzun bir ‘yıpratma savaşına’ mı hazırlanmalı? Nihayetinde böyle bir savaşın bedelini öncelikle Filistinli siviller, ikinci olarak da Lübnan'da, Suriye'de, hatta biraz daha uzaktaki Irak'ta olsun, uzun savaşlara alışkın olan ‘Bereketli Hilalin’ halkları ödeyecek.



Trump'ın yeni tehdidi: Falkland Adaları

Fotoğraf: AP
Fotoğraf: AP
TT

Trump'ın yeni tehdidi: Falkland Adaları

Fotoğraf: AP
Fotoğraf: AP

ABD Başkanı Donald Trump, Birleşik Devletler'in Falkland Adaları üzerindeki Britanya egemenliğine ilişkin tutumunu gözden geçirdiğini söyledi. Bu, İşçi Partisi'nin bakanları için endişe yaratacak bir hamle.

Trump'ın açıklaması, ABD yönetiminin Andy Burnham'ı savunma harcamalarını artırmaya teşvik etmek amacıyla denizaşırı toprak üzerindeki Britanya egemenliğine karşı çıkmaya hazır olduğu yönündeki haberlerin geçen hafta yayımlanmasının ardından geldi.

Adalar Birleşik Krallık (BK) tarafından yönetiliyor ancak Arjantin de bu topraklar üzerinde hak iddia ediyor. Arjantin Devlet Başkanı ise Trump'ın müttefikleri arasında yer alıyor.

Trump, pazartesi günü adaların egemenliği hakkında sorulan bir soruda gazetecilere, "Her tutumu her zaman gözden geçiririm" dedi ve ekledi:

Bu da pek çok tutumdan yalnızca biri.

Üst düzey bir ABD yetkilisi The Telegraph'a, Pentagon'un NATO müttefiklerinin savunmaya yüzde 5 ayırma taahhüdünde bulunmasını sağlamak amacıyla mevcut yükümlülüklerini gözden geçirdiğini ve bu değerlendirmede BK'ye "özel önem" verileceğini söyledi.

Yetkililer, Amerika'nın BK'nin Falkland Adaları üzerindeki hak iddiasına ilişkin tutumunu değiştirmenin, hükümeti savunma harcamalarını artırmaya teşvik edecek seçeneklerden biri olduğunu söyledi.

Trump'ın pazartesi günü Oval Ofis'te sarf ettiği sözler, konuyla ilgili kamuoyuna yaptığı ilk açıklamaydı.

Kısa süre sonra The Times'a verdiği bir röportajda Maliye Bakanı John Healey, GSYİH'nin yüzde 3'ü oranında bir savunma harcaması hedefine "yüzde 100" bağlı olduğunu ve planı bahar değerlendirmesinde açıklayacağını belirtti.

Ayrıca The Times'a, ABD'nin adaların egemenliği konusunda Arjantin'in yanında yer alabileceği yönündeki öneriyi duymadığını söyleyen Healey, "Falkland Adaları Britanya'ya aittir. Ada halkı bunu istediği sürece de Britanya'ya bağlı kalacaktır" dedi.

BK hükümeti de hafta sonu The Telegraph'ın haberine yanıt vererek adaların, Falkland halkının isteği doğrultusunda Britanya Denizaşırı Bölgesi olarak kalmasını sağlamaya yönelik "köklü ve sarsılmaz" bağlılığını yineledi.

Bir sözcü şunları söyledi:

BK, NATO'da merkezi bir rol oynuyor ve Avrupa genelinde kolektif savunmayı güçlendiriyor. NATO'nun savunmaya en fazla kaynak ayıran üçüncü ülkesiyiz ve nükleer caydırıcılığımızı ittifaka taahhüt eden NATO'daki tek Avrupa üyesiyiz.

Bu haber, nisanda sızdırılan bir Pentagon iç yazışmasında ABD'nin, İran savaşına destek vermemesine misilleme olarak Britanya'nın Falkland Adaları üzerindeki hak iddiasını gözden geçirebileceği yönündeki önceki bir tehdidin ardından geldi.

Trump'la Avrupa arasındaki gerilim aylardır artıyor; Trump, NATO'ya katkıda bulunma ve İran'a karşı ABD askeri eylemlerini destekleme konusunda yeterince çaba göstermeyen birçok ülkeye sert eleştiriler yöneltiyor.

Çatışma boyunca Trump, zaman zaman Amerikan askerlerini Avrupa'dan çekmekle, zaman zaman da ABD'yi NATO'dan çıkarmakla tehdit etti.

Independent Türkçe


Fizikçiler heyecanlı: Karanlık maddenin ilk işareti gözlemlendi mi?

LUX-ZEPLIN deneyi, karanlık maddeyi tespit etmek için en az 2028'e kadar veri toplayacak (Matthew Kapust/Sanford Yeraltı Araştırma Tesisi)
LUX-ZEPLIN deneyi, karanlık maddeyi tespit etmek için en az 2028'e kadar veri toplayacak (Matthew Kapust/Sanford Yeraltı Araştırma Tesisi)
TT

Fizikçiler heyecanlı: Karanlık maddenin ilk işareti gözlemlendi mi?

LUX-ZEPLIN deneyi, karanlık maddeyi tespit etmek için en az 2028'e kadar veri toplayacak (Matthew Kapust/Sanford Yeraltı Araştırma Tesisi)
LUX-ZEPLIN deneyi, karanlık maddeyi tespit etmek için en az 2028'e kadar veri toplayacak (Matthew Kapust/Sanford Yeraltı Araştırma Tesisi)

Bilim insanları karanlık maddenin ilk sinyalini yakalamış olabileceklerini duyurdu. Ancak bu gizemli maddenin varlığının kesin olarak saptandığını söylemek için henüz erken.

Yıldızlar, gezegenler, insanlar ve çevremizde gördüğümüz her şey baryonik, yani normal maddeden oluşuyor. Ancak standart kozmolojik modele göre bunlar, evrendeki maddenin sadece yüzde 15'ine denk geliyor. Geriye kalan yüzde 85'lik kısmın ise karanlık madde olduğu tahmin ediliyor.

Var olduğu teorisi yaklaşık 100 yıl önce ortaya atılsa da ışıkla etkileşime girmediği için karanlık madde görünmüyor ve tespit edilemiyor. Buna karşın galaksiler ve galaksi kümeleri üzerindeki kütleçekimsel etkileri, karanlık maddenin varlığına güçlü kanıtlar sunuyor.

Bu gizemli maddeyi bulmak için yürütülen çalışmalardan biri de LUX-ZEPLIN (LZ) karanlık madde deneyi. LZ deneyinde, ABD'nin Güney Dakota eyaletindeki Sanford Yeraltı Araştırma Tesisi'nin yaklaşık 1500 metre altında bulunan, 10 ton ultra saf sıvı ksenon atomlarıyla dolu bir tank kullanılıyor.

Karanlık maddenin görülebilir maddeyle çok nadir etkileşime geçtiği düşünülüyor. Bilim insanları bu deneyde, ksenon atomlarıyla etkileşime giren karanlık maddeyi bulmaya çalışıyor. Bir parçacık saçıldığında, ışık parlamaları gözlemliyorlar ve bu parlamaların özellikleri, ksenonla hangi tür parçacığın etkileşime girdiğini ortaya koyuyor.

Tankın yerin derinliklerinde bulunmasının nedeni ise Dünya'nın maruz kaldığı kozmik ışınların deneyi etkilemesini engellemek.

Bristol Üniversitesi'nden Sam Eriksen liderliğindeki araştırmacılar, LZ deneyinde "zayıf etkileşimli büyük kütleli parçacık" (WIMP) tarafından tetiklenmiş olabilecek bir parçacık etkileşimi bulduklarını dün (1 Eylül) duyurdu.

Karanlık madde adayı olan ve varlıkları kanıtlanmayan WIMP'ler, görülebilir maddeden daha ağır. 

Japonya'da düzenlenen 2026 TeV Parçacık Astrofiziği Konferansı'nda bulguları sunan ekip, gözlemledikleri olayın, bir WIMP'in ksenon atomunun çekirdeğiyle çarpışması ve deneyde tespit edilen zayıf UV ışığı parlamasına yol açan az miktarda enerji aktarımı yaşanması olabileceğini söylüyor.

Sözkonusu sinyal, araştırmacıların bildiği hiçbir arka plan olayının özellikleriyle örtüşmüyor. Buna rağmen bir WIMP'in veya karanlık maddenin tespit edildiğini söylemek henüz mümkün değil.

Eriksen, "Elimizde yalnızca tek bir olay olduğu için bunun karanlık maddeden kaynaklandığını öne sürmüyoruz" diye açıklıyor. 

Araştırmacıların hesaplamasına göre gözlenen sinyalin bilinen arka plan olaylarından kaynaklanma ihtimali yaklaşık 200'de bir. Bu düşük bir oran gibi görünse de yaklaşık 100 yıldır aranan bir maddenin doğrulanması için daha güçlü kanıtlara ihtiyaç var.

Hakemli dergi Physical Review Letters'ın değerlendirmesine sunulan makalenin yazarlarından Alvine Kamaha, "Olağanüstü bir şeye bakıyor olabiliriz ancak bu sonuca varmadan önce son derece titiz davranmalıyız" diyerek ekliyor:

Her saniye vücudumuzun içinden milyonlarca karanlık madde parçacığı geçiyor olabilir. Ancak bunların neredeyse hiçbiri vücudumuzdaki atomlarla etkileşmiyor.

Bilim insanları, diğer araştırmacıların görüşlerini almak istediklerini ve benzer olaylar yaşanıp yaşanmayacağını takip edeceklerini belirtiyor.

Ancak karanlık madde etkileşimlerinin son derece seyrek olduğu düşünüldüğünden, LZ'nin 2028'e kadar toplayacağı verilerin tamamında bile en fazla birkaç benzer sinyal görülebilir.

Eriksen, "Giderek daha büyük ve daha karmaşık dedektörler inşa ediyoruz ve LZ bugüne kadar yapılanların en hassası" ifadelerini kullanıyor: 

Son çalışmamızda, bildiğimiz hiçbir arka plan olayına benzemeyen bir sinyal gözlemledik. Bu, daha önce kimsenin görmediği son derece nadir bir arka plan olayı olabilir. Ancak karanlık maddenin ilk kez doğrudan gözlendiğine işaret eden en erken bulgulardan biri olma ihtimali de var.

Independent Türkçe, Reuters, IFLScience, Bristol Üniversitesi, TeV Parçacık Astrofiziği Konferansı


Avustralya üniversitesi, psikoloji derslerinde yapay zekayı devreye soktu

26 Mart 2026'da Mulhouse'daki Jean Mace Koleji'ndeki bir yapay zeka dersinde bir öğrenci alıştırma yapıyor (AFP)
26 Mart 2026'da Mulhouse'daki Jean Mace Koleji'ndeki bir yapay zeka dersinde bir öğrenci alıştırma yapıyor (AFP)
TT

Avustralya üniversitesi, psikoloji derslerinde yapay zekayı devreye soktu

26 Mart 2026'da Mulhouse'daki Jean Mace Koleji'ndeki bir yapay zeka dersinde bir öğrenci alıştırma yapıyor (AFP)
26 Mart 2026'da Mulhouse'daki Jean Mace Koleji'ndeki bir yapay zeka dersinde bir öğrenci alıştırma yapıyor (AFP)

Avustralya'daki bir üniversite, iki zorunlu psikoloji dersinin haftalık öğretim sürecine bir yapay zeka sohbet botunu dahil ederken akademisyenler, bu adımın "zararlı" olabileceğinden endişe duyuyor.

Macquarie Üniversitesi'nin Virtual Peer adlı sohbet botu, öğrencilerin ders çalışma süreçlerinde onlarla etkileşime girerek sorular soruyor ve farklı senaryolar üzerine kurgulanmış alıştırmalarda onlara rehberlik ediyor.

Öte yandan üniversite, sohbet botunun geleneksel eğitimin yerini almadığını savunuyor.

Üniversite, yapay zeka sohbet botunun faaliyetlerinin isteğe bağlı olduğunu ve öğrencilerin çevrimiçi okumalar, testler ve videolar üzerinden çalışmasının da beklendiğini belirtiyor. Öğrencilerin değerlendirmeleri ise araştırma ödevleri ve sınavlar aracılığıyla ayrı olarak yapılıyor.

Üniversite, sınıf içi eğitimi 2027'de yeniden başlatmayı planlarken yüz yüze ve çevrimiçi formatlar dönemler arasında dönüşümlü olarak uygulanacak.

Yine de bu değişiklik, özellikle iki dersin ikinci dönem için çevrimiçi ortama taşınmasının ardından öğrenciler arasında endişe yarattı. Her iki ders de önceki aylarda yüz yüze eğitim sunuyordu.

İsmi açıklanmayan bir öğrenci, lisans programındaki sorunlar nedeniyle çevrimiçi versiyonu almak zorunda kalmasının ardından "mağdur edildiğini" hissettiğini söylüyor.

Guardian'ın aktardığına göre öğrenci, "Grup tartışması ya da bir öğretmenin size ders vermesi yerine, bir robotla yapılan sınıf etkinliği var" diyor. 

Sanki bu robota, öğretmenlerimin işini nasıl elinden alacağını öğretiyormuşum gibi hissediyorum.

Daha önce çevrimiçi derslerde, ücretli akademisyenler tarafından verilen isteğe bağlı haftalık Zoom dersleri bulunuyordu. Bu dersler artık Virtual Peer tarafından ana öğretim etkinliği olarak sunulurken dijital ders materyalleri ve videolar da buna eşlik ediyor.

Macquarie Üniversitesi, sohbet botunun eğitimcilerle birlikte geliştirildiğini ve onların yerini almak değil, çalışmalarını desteklemek amacıyla tasarlandığını belirtiyor.. Sistemi kullanan akademisyenler, sistemin dayandığı materyalleri sağlayıp doğruluyor ve üniversite, bunun genel amaçlı yapay zeka sistemlerine kıyasla daha konuya özgü bir temel sağladığını ifade ediyor.

Sidney Üniversitesi de yüzlerce akademisyenin sohbet botları ve senaryo tabanlı öğrenme için kullandığı, eğitim odaklı üretken yapay zeka platformu Cogniti'yle yapay zeka kullanımını genişletiyor.

Üniversitenin bu sistemi Avustralya, Yeni Zelanda ve Hollanda'daki kurumların kullanımına sunduğu bildiriliyor.

Ancak yapay zekanın eğitimde daha fazla sorumluluk üstlenme ihtimali, üniversite personelini tedirgin ediyor.

Macquarie Üniversitesi'nden akademisyen Dr. Alison Barnes, bu endişelerin yalnızca belirli üniversitelerle sınırlı olmadığını söylüyor. Barnes, "Üniversite personeli iş yükü kriziyle boğuşuyor ancak bu çatlakları yapay zekanın parça parça devreye sokulmasıyla geçiştirmek, aslında daha da zararlı sorunlara yol açabilir" diyor.

Independent Türkçe