Gazze’deki savaş ve dünya savaşlarının yıl dönümü

Gazze Savaşı ve uluslararası krizlerin çağrışımları

Gazze Şeridi'nin güneyindeki Han Yunus'ta yıkılmış binaların yanındaki dar bir sokakta yürüyen Filistinliler, 11 Haziran 2024 (AFP)
Gazze Şeridi'nin güneyindeki Han Yunus'ta yıkılmış binaların yanındaki dar bir sokakta yürüyen Filistinliler, 11 Haziran 2024 (AFP)
TT

Gazze’deki savaş ve dünya savaşlarının yıl dönümü

Gazze Şeridi'nin güneyindeki Han Yunus'ta yıkılmış binaların yanındaki dar bir sokakta yürüyen Filistinliler, 11 Haziran 2024 (AFP)
Gazze Şeridi'nin güneyindeki Han Yunus'ta yıkılmış binaların yanındaki dar bir sokakta yürüyen Filistinliler, 11 Haziran 2024 (AFP)

Elie el Kaşif

ABD Başkanı Joe Biden’ın Gazze için ateşkes teklifi, muhtemelen Ramazan ayı arifesinde ateşkes ve esir takası anlaşması amacıyla yapılan, ancak tökezleyip başarısızlıkla sonuçlanan müzakerelerle aynı kaderi paylaşacak gibi görünüyor. ABD yönetiminin ister doğrudan İsrail'e ister Arap ülkeleri aracılığıyla Hamas’a olmak üzere savaşan taraflara yönelik tüm baskılarına rağmen, kendisi de bunu öngörmeye ve işaret etmeye başladı. ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken savaşın başlamasından bu yana bölgeye gerçekleştirdiği sekizinci ziyarette bunu yapmaya çalışsa da şimdiye kadar pek başarılı olamadı.

Ne zaman savaşın müzakereler yoluyla durdurulabileceğine dair bir umut doğsa, bu müzakerelerin başarısızlıkla sonuçlanacağına dair kötümser bir rüzgâr esmeye başlıyor. Eğer müzakere girişimi bu kez de başarısız olursa, karamsarlık geçen seferkinden daha da yoğun olacak. Teklif, gerek müzakerelerin başarısız olması ve İsrail ile Hamas'ın Biden'ın teklifine yanıt vermemesi bakımından, gerek savaşın doğrudan tarafları olan Hamas ve İsrail'in, özellikle de Binyamin Netanyahu ve Yahya Sinvar'ın hesapları bakımından gerekse özellikle önümüzdeki kasım ayında yapılması planlanan ABD seçimlerinin arifesinde bölgesel ve uluslararası sahnedeki kaos bakımından İsrail'in Gazze Şeridi'ne yönelik savaşının en karmaşık hale geldiği zor bir zamanda ortaya atıldı. Bu da haftalardır hatta aylardır konuşulan Hamas ve İsrail arasındaki yıpratma savaşının aslında bölgesel ve uluslararası bir çatışmanın yansıması olup olmadığı, yani bölgesel ve uluslararası tarafların kendi hesapları için mi bu çatışmayı derinleştirmeye çalıştıkları ya da söz konusu uluslararası tarafların başında gelen ABD’yi bu savaşta boğmak, dikkatini dağıtmak ve çözümsüzlüğe itmeye mi çalışıldığı gibi önemli bir soruyu gündeme getiriyor.

Aslında, Rusya-Ukrayna savaşıyla ilgili sahada ve siyaset sahnesinde yaşanan gerilim, Doğu Avrupa'daki gelişmeleri Filistin topraklarındaki çatışmayla ilişkilendirmeye giderek daha fazla itiyor. Çünkü ABD ve Batı ülkelerinin her iki bölgede de var olması, rakiplerinin bu savaşlara katılmaları için net bir davet anlamına geliyor. Eğer Rusya Avrupa'daki savaşın tarafı ise Gazze’deki savaşta rolü ne olacak? Ya da Hizbullah ve İsrail arasındaki cephede nasıl bir rol üstlenecek? Aksa Tufanı Operasyonu'na ilişkin bazı geç okumalar, Moskova'nın bu operasyona yakından ya da uzaktan müdahil olmuş olma ihtimalini sorgulasa da elbette net cevaplara ulaşamadı. Şu sıralar sorular, Rusya'nın Ukrayna savaşındaki hesapları ya da başta Çin olmak üzere diğer ülkeler arasında yeni bir uluslararası düzen inşa etme girişimleri bağlamında, savaşı uzatma ve ABD'yi bu savaşla meşgul etme konusundaki çıkarları üzerinde yoğunlaşıyor. Dolayısıyla, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin'in Gazze’deki savaşın patlak vermesinin bir nedeni olarak gördüğü ABD’nin Ortadoğu'daki başarısızlığı, ABD liderliğindeki liberal uluslararası düzenin parçalanmasına yol açıyor.

Gazze’deki savaştan nasıl çıkılacağı ve ‘ertesi günü’ belirsizliğini korurken Ortadoğu’da bu savaşın ortaya çıkardığı yeni bir soğuk savaş biçimiyle karşı karşıya olabiliriz.

Ancak Rusya ile ilgili soruların sorulması, kaçınılmaz olarak Çin ile ilgili sorular da sorulması anlamına geliyor. Pekin, Moskova’nın aksine çatışmaya doğrudan müdahil olmasına dair herhangi bir sinyal vermiyor. Putin geçtiğimiz hafta, Batılı ülkelerin Ukrayna’yı silahlandırmasına ve Rusya'ya saldırmasına izin vermesine karşılık, Moskova'nın dünyanın dört bir yanındaki ABD karşıtı grupları desteklemeye hazır olduğunu söylemişti. Bu da İran ile silah anlaşmaları yapmaya ya da bölgedeki İran yanlısı grupları doğrudan ya da Tahran üzerinden silahlandırmaya hazır olduğu şeklinde yorumlandı. Hizbullah'a yakın çevreler Moskova ile ilişkilerinin şu an her zamankinden daha güçlü olduğundan bahsediyor. Peki, bu Rusya'nın Hizbullah'a silah ya da teknoloji sağladığı anlamına mı geliyor? Her halükârda özellikle Ukrayna ve genel olarak Avrupa kıtasının güvenliği konusunda ABD ve Batı ülkeleri ile derinleşen çatışması çerçevesinde, Rusya'nın Gazze’deki savaşa müdahil olmuş olabileceğinden endişe duymak gerekiyor.

Son yıllarda İsrail, Körfez Arap ülkeleri ve İran'la birlikte bölgedeki varlığının kapsamını genişleten Çin ise Filistin'deki bölünmüşlüğün tarafları olan Fetih Hareketi (El Fetih) ve Hamas Hareketi arasında uzlaşı sağlayama çalışarak ve Filistinliler ile İsrail arasındaki çatışmayı çözmek için uluslararası konferans çağrısında bulunarak, savaşa diplomatik bir pencereden bakıyor.

svdfbgnh
Ürdün'ün ev sahipliğinde yapılan “Eylem Çağrısı: Gazze'ye Acil İnsani Müdahale” konulu Ölüdeniz Konferansı'na katılan ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken (ortada) sağında Arap Birliği Genel Sekreteri Ahmed Ebu Gayt ile, 11 Haziran 2024 (AFP)

Gazze Şeridi’ndeki savaşın büyük resmi böyle, ancak uluslararası ve bölgesel ittifakların karmaşıklığı ve çakışmaları çerçevesinde, uluslararası ve bölgesel safların daha açık dizildiği Soğuk Savaş dönemindeki durumun aksine, bugün bölgedeki ve dünyadaki tüm ülkeler ilişkilerini ve ittifaklarını mümkün olduğunca genişletmeye çalışıyor. Bu ise bölgedeki uluslararası rekabetin, özellikle de günümüzün iki büyük kutbu olan ABD ve Çin arasındaki rekabetin ek bir nedeni haline geliyor. Hem ABD hem de Çin, İsrail'den Körfez ülkelerine ve İran'a kadar bölgedeki diğer ülkelerle ilişkilere sahip. Dolayısıyla Gazze’deki savaştan nasıl çıkılacağı ve ‘ertesi günü’ belirsizliğini korurken, Ortadoğu’da bu savaşın ortaya çıkardığı yeni bir soğuk savaş biçimiyle karşı karşıya olabiliriz.

Fakat savaşı çevreleyen bu uluslararası sahne tek başına savaşın gelişimini ve geleceğini açıklamaya yetmiyor. Zira yerel aktörlerin, Hamas ve İsrail'in, özellikle de Sinvar ve Netanyahu'nun hesapları, çatışmanın geleceği üzerinde çok etkili ve hatta belirleyici. İran’ın Dini Lideri Ali Hamaney'in geçtiğimiz günlerde Hamas Hareketi’ne Biden'ın teklifini kabul etmemesi yönünde yaptığı dolaylı çağrıdan da anlaşılacağı üzere, İran'ın Hamas'ın önemli bir destekçisi olarak savaştaki varlığı, hatta onun tercihlerini yönlendirmesi göz ardı edilemez. Tüm bu aktörlerin, Gazze Şeridi'ndeki savaşta yaşanan gelişmelerin de kanıtladığı üzere, başta bölgedeki başlıca uluslararası aktör olan ABD olmak üzere, savaştaki başlıca ülkelerin çıkarlarını ve tedbirlerini dikkate aldıklarına hiç şüphe yok.

Gazze’deki savaş da dahil olmak üzere bölgedeki olayların çoğu, ABD’nin bölgedeki yeni mühendisliğinin bir parçası olarak, ABD-Suudi Arabistan anlaşması etrafında dönüyor.

Nihayetinde ister müttefikleri ister muhalifleri tarafından olsun, tüm yerel, bölgesel ve uluslararası hesaplar ABD ve onun yakın ve uzak hedefleri etrafında dönüyor. Hamas, İran ve Hizbullah, İsrail ile ABD arasındaki anlaşmazlıkların ve bu anlaşmazlıkların merkezinde yer alan ABD’nin bölgedeki önceliklerinin üzerine bahis oynuyorlar. Biden yönetimi, ABD'nin Doğu Avrupa, Pasifik ya da Çin Denizi gibi önemli uluslararası çatışma bölgelerine yeniden odaklanmasıyla ilgili jeopolitik nedenlerinin yanı sıra Gazze’deki savaşta İsrail'i desteklediği ve gönderdiği çok sayıda silahla on binlerce Filistinli sivilin ölümüne neden olduğu için seçimlerde ABD’lilerin kendisine yönelik tepkisini hafifletmek gibi sebeplerden ötürü üç aşamalı ateşkes anlaşmasının imzalanması için acele ediyor.

xscdvfbg
İsrailli rehinelerin aileleri, Blinken’ın Tel Aviv ziyaretine denk gelecek şekilde, rehinelerin derhal serbest bırakılması talebiyle protesto gösterisi düzenledi 11 Haziran 2024 (Reuters)

Öte yandan Gazze'deki ateşkes, Washington ile Riyad arasında bir savunma anlaşmasından oluşan ve Washington'ın İsrail'i Suudi Arabistan ile normalleşme anlaşması yoluyla bölgeye daha fazla entegre etme çabaları çerçevesinde Tel Aviv'in de katılabileceği, ancak Tel Aviv'in Riyad'ın talep ettiği gibi iki devletli bir çözüm ile ilgili somut adımlar atmasına bağlı olan, ABD himayesinde ‘bölgesel bir yapı’ inşa etmeye doğru ilerliyor. Dolayısıyla, Gazze’deki savaş da dahil olmak üzere bölgedeki olayların çoğu, ABD’nin bölgedeki yeni mühendisliğinin bir parçası olarak ABD-Suudi Arabistan anlaşması etrafında dönüyor. Bu sebeple, İran’ın Dini Lideri Ali Hamaney’in kısa süre önce Aksa Tufanı Operasyonu’nu, bölgedeki denklemleri değiştirmeye yönelik bir Amerikan projesini engellediğini söyleyerek övmesi kimseyi şaşırtmadı.

Hamas Hareketi’nin Gazze’deki lideri Yahya Sinvar'ın özellikle de esir kartını elinde tuttuğu sürece, elinde kalanlarla savaşmaya devam etme isteğine ilişkin kendi hesaplarıyla kesiştiğinde İran'dan gelen sinyalleri aldığına şüphe yok. İşte şimdi Washington ona ABD vatandaşı olan rehineler için arada İsrail olmadan müzakere etme teklifinde bulunuyor. Sinvar’ın sadece iki seçeneği var. Ya İsrail, uluslararası tarafların garantörlüğünde kalıcı bir ateşkesi kabul edecek ya da savaşmaya devam edecek. Şimdiye kadar bu iki seçenek dışında üçüncü bir seçeneği kabul etmeye istekli görünmedi. Sinvar'ın tutumunun, özellikle Hamas’ın Doha'daki lider kadrosuna uygulanan baskı çerçevesinde bir bütün olarak Hamas'ın tutumu olup olmadığı da tartışmalı bir konu. Ancak İran Hamas'ın ana şemsiyesi olmaya devam ediyor. Bu da Hamas'ın genel tutumunu anlamada önemli bir unsur.

Netanyahu'nun siyasi ve şahsi hesapları, Washington ile ilişkilerinin sınırları ve koşulları da dahil olmak üzere savaştaki seçeneklerini belirlemede önemli rol oynuyor.

İsrail'e ve özellikle Netanyahu'ya gelince; Netanyahu, iki devletli bir çözümü kabul etmeye hazır değil. Çünkü böyle bir durum onu hükümetinin düşmesi ve aşırı sağın yeri doldurulamaz desteğini kaybetmesi tehdidiyle karşı karşıya bırakacaktır. Yani ya hem Filistinlilerle savaşı hem de İsrail içindeki siyasi çatışmayı kazanarak ikisi de kazanacak ya da ikisini birden kaybedecek. Tecrübeli bir siyasetçi olan Netanyahu, İsrail'deki siyasi ve demografik geleceğin özellikle savaş sonrasında aşırı sağcı eğilimlerden yana olduğunu çok iyi biliyor. Bu nedenle önceliklerinin, görev süresi sona ermekte olan Biden yönetimiyle ilişkileri pahasına da olsa aşırı sağcı akımların kendisine olan desteğini sürdürmek olması gerektiğini bilen Bibi (Netanyahu), İsrail sağının değirmenine su taşıyan Donald Trump'ın seçimleri kazanması üzerine de bahis oynuyor olabilir. Nihayetinde Netanyahu'nun siyasi ve şahsi hesapları, Washington'la ilişkinin sınırları ve koşulları da dahil olmak üzere savaştaki seçeneklerini belirlemede önemli rol oynuyor. İsrail sağının anlatısı, Biden'ın İsrail'e yardım etmek yerine, onu bölgeye yönelik projesinin bir parçası olarak kullandığı yönünde ve bu da elbette Netanyahu ve danışmanları tarafından çok iyi biliniyor.

Tüm bu üst üste binen uluslararası, bölgesel ve yerel sahneler açısından Gazze’deki savaştan çıkış yolunu hayal etmek daha da zorlaşıyor. O halde bölge uzun bir ‘yıpratma savaşına’ mı hazırlanmalı? Nihayetinde böyle bir savaşın bedelini öncelikle Filistinli siviller, ikinci olarak da Lübnan'da, Suriye'de, hatta biraz daha uzaktaki Irak'ta olsun, uzun savaşlara alışkın olan ‘Bereketli Hilalin’ halkları ödeyecek.



AB'nin yeni sınır sistemi alarm veriyor: Sorunsuz işliyor gibi davranmayın

Fotoğraf: Reuters
Fotoğraf: Reuters
TT

AB'nin yeni sınır sistemi alarm veriyor: Sorunsuz işliyor gibi davranmayın

Fotoğraf: Reuters
Fotoğraf: Reuters

Avrupa'nın havacılık sektörünü temsil eden ticaret birliğinin başkanı, AB bakanlarına yeni biyometrik sınır kontrol sisteminin "sorunsuz çalıştığı izlenimi vermeyi bırakmaları" çağrısında bulundu.

ACI Europe Başkanı Stefan Schulte, salı günü Prag'da düzenlenen ACI Europe yıllık genel kurulunda, Avrupa Komisyonu'nu Avrupa'nın "rekabet gücünü" geri kazandıracak yeni bir havacılık stratejisi sunmaya çağırdı.

Aynı zamanda Frankfurt Havalimanı'nın sahibi şirketin de başkanlığını yürüten Schulte, EES'nin mevcut durumunun "kendisini ve Avrupa'daki birçok havalimanı CEO'sunu geceleri uykusuz bıraktığını" söyledi.

Schengen Bölgesi Giriş-Çıkış Sistemi (EES), nisanda tam olarak devreye girmesinden bu yana birçok sorunla boğuşuyor. 6 saate varan kuyruklar ve yolcuların defalarca kontrolden geçirildiğine ilişkin haberler bunlardan bazıları.

Schulte şunları söyledi:

Yolcular, en yoğun saatlerde saatlerce kuyrukta bekliyor ve gelecek haftalarda beklenen yolcu artışıyla nasıl başa çıkacağımızı gerçekten bilmiyorum. AB İçişleri Komiseri Brunner ve İçişleri Bakanları, durum kontrol altındaymış ve EES sorunsuz çalışıyormuş gibi davranmayı bırakmalı. Durum böyle değil.

Yeni sınır kontrol sistemi EES, Birleşik Krallık gibi AB üyesi olmayan ülkelerden gelen kişilerin, 29 Avrupa ülkesinden oluşan Schengen Bölgesi'ne girişlerinde parmak izlerini kaydettirmelerini ve fotoğraf çektirmelerini gerektiriyor.

ACI Europe Başkanı, daha fazla kaosun yaşanmasını önlemek için sınır kontrol yetkililerinin EES'yi askıya alabilmek için "tam hareket serbestisine" ihtiyaç duyduğunu da sözlerine ekledi.

Schulte, "Bu, AB'ye seyahat etmeyi seçenlere saygı ve nezaket göstermek, misafirperver ve etkin işleyen bir seyahat destinasyonu olarak itibarımızı korumakla ilgili" dedi.

The Independent, yorum almak için Avrupa Komisyonu'yla iletişime geçti.

Independent Türkçe


Yeni Amerikan rüyası “pasif gelir” oldu

Başta Z kuşağı olmak üzere birçok kişi, geleneksel çalışma modellerinin imkanlarını yetersiz görüyor (Unsplash)
Başta Z kuşağı olmak üzere birçok kişi, geleneksel çalışma modellerinin imkanlarını yetersiz görüyor (Unsplash)
TT

Yeni Amerikan rüyası “pasif gelir” oldu

Başta Z kuşağı olmak üzere birçok kişi, geleneksel çalışma modellerinin imkanlarını yetersiz görüyor (Unsplash)
Başta Z kuşağı olmak üzere birçok kişi, geleneksel çalışma modellerinin imkanlarını yetersiz görüyor (Unsplash)

ABD'de geleneksel şekilde mesai yapmadan "pasif gelir" kazanmaya yönelik girişimler giderek artıyor.

Wall Street Journal'ın haberine göre özellikle yapay zekanın yükselişi ve çalışanların geleneksel işlere yönelik memnuniyetsizliği "pasif gelir" arayışını hızlandırıyor.

Teksaslı mühendis Greg Keogh, büyük boy bir tüy toplama rulosu tasarlayarak ürünü Amazon'da satışa sunduğunu anlatıyor.

İşini büyütmek yerine mevcut düzeyde bırakmayı tercih eden girişimci, bugün ayda iki saatten az çalışarak yılda yaklaşık 50 bin ila 115 bin dolar gelir elde ettiğini söylüyor.

Kanada'da yaşayan Michaël Tremblay da yapay zeka yardımıyla hazırladığı PDF rehberleri Etsy'de satarak ayda yüzlerce dolar kazanıyor. İspanya'ya taşınan Matt Ebso ise yapay zeka aracılığıyla ses örneklerinden oluşturduğu ses klonlarını lisanslayarak ayda yaklaşık 3 bin dolar gelir elde ediyor.

Bu eğilim yalnızca bireysel başarı hikayeleriyle sınırlı değil.

New York Merkez Bankası verilerine göre Amerikalı çalışanların maaş ve terfi imkanlarından memnuniyet oranı martta 2014'ten bu yana en düşük seviyeye geriledi. Geçen yıl yapılan bir ankette Amerikalıların yarısından fazlası, Z kuşağının ise yüzde 60'ı tam zamanlı bir işin finansal hedeflerine ulaşmaları için yeterli olmayacağını söyledi.

Yan gelir kaynakları da hızla yaygınlaşıyor. Bankrate anketine göre her 4 Amerikalıdan biri ek iş yapıyor. Cash App'in araştırmasına göre ise 18-28 yaş grubundakilerin yüzde 44'ünün tam veya yarı zamanlı iş dışında bir gelir kaynağı bulunuyor.

Ancak uzmanlar pasif gelir girişimlerindeki başarı hikayelerinin yanıltıcı olabileceği uyarısında bulunuyor. Virginia Commonwealth Üniversitesi'nden sosyolog Victor Tan Chen, pasif gelir arayışını "Kumarhane gibi işleyen ekonomimizde bahis oynamak gibi" diye niteliyor.

ABD Federal Ticaret Komisyonu da (FTC) son yıllarda "otomatik pasif gelir" vaatleriyle milyonlarca dolarlık dolandırıcılık yapan platformlar hakkında işlem başlattı.

Uzmanlara göre pasif gelir mümkün ancak az emekle işleyebilecek modeller son derece nadir. Birçok başarılı örnekte bile başlangıçta yoğun emek, teknik bilgi veya doğru zamanlama gerekiyor.

Keogh da "Başlangıçta ne kadar çok zorluk yaşarsanız, sonrasında iş o kadar pasif hale gelebilir" diyor.

Independent Türkçe, Wall Street Journal, Axios


Trump, ilkokul katliamını unutturmak istiyor: Sorumluyu bulmak imkansız

Olayda İsrail, okulun bulunduğu bölgede herhangi bir saldırı düzenlenmediğini savunmuştu (Reuters)
Olayda İsrail, okulun bulunduğu bölgede herhangi bir saldırı düzenlenmediğini savunmuştu (Reuters)
TT

Trump, ilkokul katliamını unutturmak istiyor: Sorumluyu bulmak imkansız

Olayda İsrail, okulun bulunduğu bölgede herhangi bir saldırı düzenlenmediğini savunmuştu (Reuters)
Olayda İsrail, okulun bulunduğu bölgede herhangi bir saldırı düzenlenmediğini savunmuştu (Reuters)

ABD Başkanı Donald Trump, uluslararası kamuoyunu ayağa kaldıran İran'daki okul katliamının sorumlusunun tespit edilemeyebileceğini savundu.

Trump, dünkü açıklamasında "Bu sorunu çözebileceklerini sanmıyorum" dedi ve ekledi:

Kimin hatası olduğuna dair bu sorunun çözüme kavuşturulabileceğini zannetmiyorum. Her yerde füzeler uçuşuyordu, olanlar korkunçtu ama füzeler her yerdeydi.

Olaydan ABD ordusunun sorumlu olabileceğine dair iddialaraysa şöyle yanıt verdi:

Birileri bunların bizim füzemiz olduğunu söyledi, belki de bizim füzemiz değildi. Bunun bize ait bir füze olduğuna inanmamı sağlayacak hiçbir şey görmedim. Bunda bizim rolümüz olduğunu sanmıyorum.

28 Şubat'ta İran'ın Hürmüzgan eyaletine bağlı Minab kentindeki Şeceretü't-Tayyibe Kız İlkokulu'na düzenlenen ve çoğu çocuk 175'e yakın kişinin öldüğü saldırıya dair soruşturma sürüyor.

İlkokulun Tomahawk füzesiyle vurulduğu saldırının sorumluluğunu henüz kamuoyu önünde üstlenmeyen Pentagon, aylardır yürüttüğü soruşturmaya dair herhangi bir açıklama yapmadı.

Reuters'ın marttaki incelemesinde, saldırıdan büyük ihtimalle ABD ordusunun sorumlu olduğu bildirilmişti. Ordunun güncel olmayan hedef belirleme verileri kullanmış olabileceğine dikkat çekilmişti.

Amerikan medyasındaki haberlere göre de soruşturma çoktan tamamlandı. Sızan ilk sonuçlara göre ABD, 7 yıl önce elde ettiği uydu görüntülerine dayanarak saldırıyı düzenlediği için İran Devrim Muhafızları üssünün yanındaki ilkokulu fark etmedi. New York Times birkaç yıl önce bir uzmanın Minab'daki okulu tespit edip bir iş arkadaşına bildirdiğini ancak bu uyarının kale alınmadığını geçen hafta yazmıştı.

Uluslararası insancıl hukuk kapsamında bir okula kasten saldırmak savaş suçu. ABD Savunma Bakanı Pete Hegseth, marttaki açıklamasında "Olayı inceliyoruz. Elbette asla kasten bir okulu vurmayız" demişti.

Trump da ilk etapta hiçbir delil göstermeden saldırının İran tarafından düzenlenmiş olabileceğini ileri sürmüştü. Operasyonda Amerikan Tomahawk füzesinin kullanıldığının belirlenmesinin ardından, İran ordusunda da bu füzelerden olduğunu iddia etmişti. Tahran ise iddiaları reddetmişti.

Independent Türkçe, Reuters, New York Times