Gazze’deki savaş ve dünya savaşlarının yıl dönümü

Gazze Savaşı ve uluslararası krizlerin çağrışımları

Gazze Şeridi'nin güneyindeki Han Yunus'ta yıkılmış binaların yanındaki dar bir sokakta yürüyen Filistinliler, 11 Haziran 2024 (AFP)
Gazze Şeridi'nin güneyindeki Han Yunus'ta yıkılmış binaların yanındaki dar bir sokakta yürüyen Filistinliler, 11 Haziran 2024 (AFP)
TT

Gazze’deki savaş ve dünya savaşlarının yıl dönümü

Gazze Şeridi'nin güneyindeki Han Yunus'ta yıkılmış binaların yanındaki dar bir sokakta yürüyen Filistinliler, 11 Haziran 2024 (AFP)
Gazze Şeridi'nin güneyindeki Han Yunus'ta yıkılmış binaların yanındaki dar bir sokakta yürüyen Filistinliler, 11 Haziran 2024 (AFP)

Elie el Kaşif

ABD Başkanı Joe Biden’ın Gazze için ateşkes teklifi, muhtemelen Ramazan ayı arifesinde ateşkes ve esir takası anlaşması amacıyla yapılan, ancak tökezleyip başarısızlıkla sonuçlanan müzakerelerle aynı kaderi paylaşacak gibi görünüyor. ABD yönetiminin ister doğrudan İsrail'e ister Arap ülkeleri aracılığıyla Hamas’a olmak üzere savaşan taraflara yönelik tüm baskılarına rağmen, kendisi de bunu öngörmeye ve işaret etmeye başladı. ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken savaşın başlamasından bu yana bölgeye gerçekleştirdiği sekizinci ziyarette bunu yapmaya çalışsa da şimdiye kadar pek başarılı olamadı.

Ne zaman savaşın müzakereler yoluyla durdurulabileceğine dair bir umut doğsa, bu müzakerelerin başarısızlıkla sonuçlanacağına dair kötümser bir rüzgâr esmeye başlıyor. Eğer müzakere girişimi bu kez de başarısız olursa, karamsarlık geçen seferkinden daha da yoğun olacak. Teklif, gerek müzakerelerin başarısız olması ve İsrail ile Hamas'ın Biden'ın teklifine yanıt vermemesi bakımından, gerek savaşın doğrudan tarafları olan Hamas ve İsrail'in, özellikle de Binyamin Netanyahu ve Yahya Sinvar'ın hesapları bakımından gerekse özellikle önümüzdeki kasım ayında yapılması planlanan ABD seçimlerinin arifesinde bölgesel ve uluslararası sahnedeki kaos bakımından İsrail'in Gazze Şeridi'ne yönelik savaşının en karmaşık hale geldiği zor bir zamanda ortaya atıldı. Bu da haftalardır hatta aylardır konuşulan Hamas ve İsrail arasındaki yıpratma savaşının aslında bölgesel ve uluslararası bir çatışmanın yansıması olup olmadığı, yani bölgesel ve uluslararası tarafların kendi hesapları için mi bu çatışmayı derinleştirmeye çalıştıkları ya da söz konusu uluslararası tarafların başında gelen ABD’yi bu savaşta boğmak, dikkatini dağıtmak ve çözümsüzlüğe itmeye mi çalışıldığı gibi önemli bir soruyu gündeme getiriyor.

Aslında, Rusya-Ukrayna savaşıyla ilgili sahada ve siyaset sahnesinde yaşanan gerilim, Doğu Avrupa'daki gelişmeleri Filistin topraklarındaki çatışmayla ilişkilendirmeye giderek daha fazla itiyor. Çünkü ABD ve Batı ülkelerinin her iki bölgede de var olması, rakiplerinin bu savaşlara katılmaları için net bir davet anlamına geliyor. Eğer Rusya Avrupa'daki savaşın tarafı ise Gazze’deki savaşta rolü ne olacak? Ya da Hizbullah ve İsrail arasındaki cephede nasıl bir rol üstlenecek? Aksa Tufanı Operasyonu'na ilişkin bazı geç okumalar, Moskova'nın bu operasyona yakından ya da uzaktan müdahil olmuş olma ihtimalini sorgulasa da elbette net cevaplara ulaşamadı. Şu sıralar sorular, Rusya'nın Ukrayna savaşındaki hesapları ya da başta Çin olmak üzere diğer ülkeler arasında yeni bir uluslararası düzen inşa etme girişimleri bağlamında, savaşı uzatma ve ABD'yi bu savaşla meşgul etme konusundaki çıkarları üzerinde yoğunlaşıyor. Dolayısıyla, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin'in Gazze’deki savaşın patlak vermesinin bir nedeni olarak gördüğü ABD’nin Ortadoğu'daki başarısızlığı, ABD liderliğindeki liberal uluslararası düzenin parçalanmasına yol açıyor.

Gazze’deki savaştan nasıl çıkılacağı ve ‘ertesi günü’ belirsizliğini korurken Ortadoğu’da bu savaşın ortaya çıkardığı yeni bir soğuk savaş biçimiyle karşı karşıya olabiliriz.

Ancak Rusya ile ilgili soruların sorulması, kaçınılmaz olarak Çin ile ilgili sorular da sorulması anlamına geliyor. Pekin, Moskova’nın aksine çatışmaya doğrudan müdahil olmasına dair herhangi bir sinyal vermiyor. Putin geçtiğimiz hafta, Batılı ülkelerin Ukrayna’yı silahlandırmasına ve Rusya'ya saldırmasına izin vermesine karşılık, Moskova'nın dünyanın dört bir yanındaki ABD karşıtı grupları desteklemeye hazır olduğunu söylemişti. Bu da İran ile silah anlaşmaları yapmaya ya da bölgedeki İran yanlısı grupları doğrudan ya da Tahran üzerinden silahlandırmaya hazır olduğu şeklinde yorumlandı. Hizbullah'a yakın çevreler Moskova ile ilişkilerinin şu an her zamankinden daha güçlü olduğundan bahsediyor. Peki, bu Rusya'nın Hizbullah'a silah ya da teknoloji sağladığı anlamına mı geliyor? Her halükârda özellikle Ukrayna ve genel olarak Avrupa kıtasının güvenliği konusunda ABD ve Batı ülkeleri ile derinleşen çatışması çerçevesinde, Rusya'nın Gazze’deki savaşa müdahil olmuş olabileceğinden endişe duymak gerekiyor.

Son yıllarda İsrail, Körfez Arap ülkeleri ve İran'la birlikte bölgedeki varlığının kapsamını genişleten Çin ise Filistin'deki bölünmüşlüğün tarafları olan Fetih Hareketi (El Fetih) ve Hamas Hareketi arasında uzlaşı sağlayama çalışarak ve Filistinliler ile İsrail arasındaki çatışmayı çözmek için uluslararası konferans çağrısında bulunarak, savaşa diplomatik bir pencereden bakıyor.

svdfbgnh
Ürdün'ün ev sahipliğinde yapılan “Eylem Çağrısı: Gazze'ye Acil İnsani Müdahale” konulu Ölüdeniz Konferansı'na katılan ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken (ortada) sağında Arap Birliği Genel Sekreteri Ahmed Ebu Gayt ile, 11 Haziran 2024 (AFP)

Gazze Şeridi’ndeki savaşın büyük resmi böyle, ancak uluslararası ve bölgesel ittifakların karmaşıklığı ve çakışmaları çerçevesinde, uluslararası ve bölgesel safların daha açık dizildiği Soğuk Savaş dönemindeki durumun aksine, bugün bölgedeki ve dünyadaki tüm ülkeler ilişkilerini ve ittifaklarını mümkün olduğunca genişletmeye çalışıyor. Bu ise bölgedeki uluslararası rekabetin, özellikle de günümüzün iki büyük kutbu olan ABD ve Çin arasındaki rekabetin ek bir nedeni haline geliyor. Hem ABD hem de Çin, İsrail'den Körfez ülkelerine ve İran'a kadar bölgedeki diğer ülkelerle ilişkilere sahip. Dolayısıyla Gazze’deki savaştan nasıl çıkılacağı ve ‘ertesi günü’ belirsizliğini korurken, Ortadoğu’da bu savaşın ortaya çıkardığı yeni bir soğuk savaş biçimiyle karşı karşıya olabiliriz.

Fakat savaşı çevreleyen bu uluslararası sahne tek başına savaşın gelişimini ve geleceğini açıklamaya yetmiyor. Zira yerel aktörlerin, Hamas ve İsrail'in, özellikle de Sinvar ve Netanyahu'nun hesapları, çatışmanın geleceği üzerinde çok etkili ve hatta belirleyici. İran’ın Dini Lideri Ali Hamaney'in geçtiğimiz günlerde Hamas Hareketi’ne Biden'ın teklifini kabul etmemesi yönünde yaptığı dolaylı çağrıdan da anlaşılacağı üzere, İran'ın Hamas'ın önemli bir destekçisi olarak savaştaki varlığı, hatta onun tercihlerini yönlendirmesi göz ardı edilemez. Tüm bu aktörlerin, Gazze Şeridi'ndeki savaşta yaşanan gelişmelerin de kanıtladığı üzere, başta bölgedeki başlıca uluslararası aktör olan ABD olmak üzere, savaştaki başlıca ülkelerin çıkarlarını ve tedbirlerini dikkate aldıklarına hiç şüphe yok.

Gazze’deki savaş da dahil olmak üzere bölgedeki olayların çoğu, ABD’nin bölgedeki yeni mühendisliğinin bir parçası olarak, ABD-Suudi Arabistan anlaşması etrafında dönüyor.

Nihayetinde ister müttefikleri ister muhalifleri tarafından olsun, tüm yerel, bölgesel ve uluslararası hesaplar ABD ve onun yakın ve uzak hedefleri etrafında dönüyor. Hamas, İran ve Hizbullah, İsrail ile ABD arasındaki anlaşmazlıkların ve bu anlaşmazlıkların merkezinde yer alan ABD’nin bölgedeki önceliklerinin üzerine bahis oynuyorlar. Biden yönetimi, ABD'nin Doğu Avrupa, Pasifik ya da Çin Denizi gibi önemli uluslararası çatışma bölgelerine yeniden odaklanmasıyla ilgili jeopolitik nedenlerinin yanı sıra Gazze’deki savaşta İsrail'i desteklediği ve gönderdiği çok sayıda silahla on binlerce Filistinli sivilin ölümüne neden olduğu için seçimlerde ABD’lilerin kendisine yönelik tepkisini hafifletmek gibi sebeplerden ötürü üç aşamalı ateşkes anlaşmasının imzalanması için acele ediyor.

xscdvfbg
İsrailli rehinelerin aileleri, Blinken’ın Tel Aviv ziyaretine denk gelecek şekilde, rehinelerin derhal serbest bırakılması talebiyle protesto gösterisi düzenledi 11 Haziran 2024 (Reuters)

Öte yandan Gazze'deki ateşkes, Washington ile Riyad arasında bir savunma anlaşmasından oluşan ve Washington'ın İsrail'i Suudi Arabistan ile normalleşme anlaşması yoluyla bölgeye daha fazla entegre etme çabaları çerçevesinde Tel Aviv'in de katılabileceği, ancak Tel Aviv'in Riyad'ın talep ettiği gibi iki devletli bir çözüm ile ilgili somut adımlar atmasına bağlı olan, ABD himayesinde ‘bölgesel bir yapı’ inşa etmeye doğru ilerliyor. Dolayısıyla, Gazze’deki savaş da dahil olmak üzere bölgedeki olayların çoğu, ABD’nin bölgedeki yeni mühendisliğinin bir parçası olarak ABD-Suudi Arabistan anlaşması etrafında dönüyor. Bu sebeple, İran’ın Dini Lideri Ali Hamaney’in kısa süre önce Aksa Tufanı Operasyonu’nu, bölgedeki denklemleri değiştirmeye yönelik bir Amerikan projesini engellediğini söyleyerek övmesi kimseyi şaşırtmadı.

Hamas Hareketi’nin Gazze’deki lideri Yahya Sinvar'ın özellikle de esir kartını elinde tuttuğu sürece, elinde kalanlarla savaşmaya devam etme isteğine ilişkin kendi hesaplarıyla kesiştiğinde İran'dan gelen sinyalleri aldığına şüphe yok. İşte şimdi Washington ona ABD vatandaşı olan rehineler için arada İsrail olmadan müzakere etme teklifinde bulunuyor. Sinvar’ın sadece iki seçeneği var. Ya İsrail, uluslararası tarafların garantörlüğünde kalıcı bir ateşkesi kabul edecek ya da savaşmaya devam edecek. Şimdiye kadar bu iki seçenek dışında üçüncü bir seçeneği kabul etmeye istekli görünmedi. Sinvar'ın tutumunun, özellikle Hamas’ın Doha'daki lider kadrosuna uygulanan baskı çerçevesinde bir bütün olarak Hamas'ın tutumu olup olmadığı da tartışmalı bir konu. Ancak İran Hamas'ın ana şemsiyesi olmaya devam ediyor. Bu da Hamas'ın genel tutumunu anlamada önemli bir unsur.

Netanyahu'nun siyasi ve şahsi hesapları, Washington ile ilişkilerinin sınırları ve koşulları da dahil olmak üzere savaştaki seçeneklerini belirlemede önemli rol oynuyor.

İsrail'e ve özellikle Netanyahu'ya gelince; Netanyahu, iki devletli bir çözümü kabul etmeye hazır değil. Çünkü böyle bir durum onu hükümetinin düşmesi ve aşırı sağın yeri doldurulamaz desteğini kaybetmesi tehdidiyle karşı karşıya bırakacaktır. Yani ya hem Filistinlilerle savaşı hem de İsrail içindeki siyasi çatışmayı kazanarak ikisi de kazanacak ya da ikisini birden kaybedecek. Tecrübeli bir siyasetçi olan Netanyahu, İsrail'deki siyasi ve demografik geleceğin özellikle savaş sonrasında aşırı sağcı eğilimlerden yana olduğunu çok iyi biliyor. Bu nedenle önceliklerinin, görev süresi sona ermekte olan Biden yönetimiyle ilişkileri pahasına da olsa aşırı sağcı akımların kendisine olan desteğini sürdürmek olması gerektiğini bilen Bibi (Netanyahu), İsrail sağının değirmenine su taşıyan Donald Trump'ın seçimleri kazanması üzerine de bahis oynuyor olabilir. Nihayetinde Netanyahu'nun siyasi ve şahsi hesapları, Washington'la ilişkinin sınırları ve koşulları da dahil olmak üzere savaştaki seçeneklerini belirlemede önemli rol oynuyor. İsrail sağının anlatısı, Biden'ın İsrail'e yardım etmek yerine, onu bölgeye yönelik projesinin bir parçası olarak kullandığı yönünde ve bu da elbette Netanyahu ve danışmanları tarafından çok iyi biliniyor.

Tüm bu üst üste binen uluslararası, bölgesel ve yerel sahneler açısından Gazze’deki savaştan çıkış yolunu hayal etmek daha da zorlaşıyor. O halde bölge uzun bir ‘yıpratma savaşına’ mı hazırlanmalı? Nihayetinde böyle bir savaşın bedelini öncelikle Filistinli siviller, ikinci olarak da Lübnan'da, Suriye'de, hatta biraz daha uzaktaki Irak'ta olsun, uzun savaşlara alışkın olan ‘Bereketli Hilalin’ halkları ödeyecek.



Falkland tartışmasında Interpol krizi

Falkland Adaları tartışması, Londra ve Buenos Aires arasındaki gerilimi artırıyor (AP)
Falkland Adaları tartışması, Londra ve Buenos Aires arasındaki gerilimi artırıyor (AP)
TT

Falkland tartışmasında Interpol krizi

Falkland Adaları tartışması, Londra ve Buenos Aires arasındaki gerilimi artırıyor (AP)
Falkland Adaları tartışması, Londra ve Buenos Aires arasındaki gerilimi artırıyor (AP)

Birleşik Krallık (BK), Falkland Adaları açıklarındaki petrol projesinde görevli kişilerin tutuklanmasına yönelik Arjantin'in taleplerini reddetmesi amacıyla Interpol'e başvurdu.

Guardian'ın haberine göre Londra yönetiminin, Lyon'daki Interpol merkezine gönderdiği mektupta, aralarında Britanya vatandaşlarının da bulunduğu kişilere yönelik kırmızı bülten taleplerinin "siyasi amaçlı" olduğu savunuldu.

Haberde Londra veya Buenos Aires'in Interpol'le ne zaman iletişime geçtiğine dair bilgi paylaşılmıyor. 

Arjantin Devlet Başkanı Javier Milei, Britanya Denizaşırı Toprakları'nın parçası olan Falkland Adaları açıklarındaki petrol faaliyetlerinin sonlandırılmaması halinde BK yönetimine karşı hukuki süreç başlatma tehdidi savurmuştu.

Milei, 28 Eylül'deki sosyal medya paylaşımında, İsrailli Navitas ve Britanyalı Rockhopper Exploration şirketlerinin yer aldığı Sea Lion projesinin durdurulması için Londra'ya iki hafta süre tanıdığını açıklamıştı. Aksi halde Arjantin Dışişleri Bakanlığı'na uluslararası tahkim sürecini başlatma talimatı verdiğini belirtmişti.

Guardian, sürenin 12 Ekim Pazartesi günü dolduğunu ve Arjantin'in Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku Sözleşmesi kapsamında BK'ye karşı tahkim başvurusu yapmasının beklendiğini yazıyor.

Gazetenin aktardığına göre Interpol, BK yönetimine gönderdiği yanıtta kuruluşun tüzüğünün 3. Maddesi'ne bağlı kalacağını belirtti. Sözkonusu madde, Interpol'ün siyasi nitelikteki herhangi bir müdahale veya faaliyette bulunmasını yasaklıyor.

Falkland Adaları hükümetinin üst düzey yöneticisi Andrea Clausen, Arjantin'in Interpol'ü devreye sokmasını tehdit olarak nitelendirerek teşkilatın harekete geçmemesini umduğunu söyledi.

Dünya Kupası pankartı gerilimi artırmıştı

Arjantin'le BK arasında Falkland Adaları nedeniyle yaşanan gerilim, 15 Temmuz'da 2026 FIFA Dünya Kupası yarı finalinde oynanan maçın ardından tekrar gündeme taşınmıştı. İngiltere'yi 2-1 yenerek finale yükselen Arjantinli futbolcular, sahada "Las Malvinas son Argentinas" (Falkland Adaları Arjantin'indir) yazılı pankart açmıştı. Arjantin'de adalar için "Las Malvinas" adı kullanılıyor.

ABD Başkanı Donald Trump da 31 Ağustos'ta ülkesinin Falkland Adaları konusundaki tutumunu gözden geçirdiğini söylemişti. 

BK Başbakanı Andy Burnham, 12 Ekim'de parlamentoda yaptığı açıklamada, Trump'la New York'taki Birleşmiş Milletler 81. Genel Kurulu marjında gerçekleştirdiği görüşmede, "ada sakinlerinin Britanya yönetimi altında kalmaya yönelik açık ve net bir irade sergilediğini" ilettiğini belirtti.

1982'de Arjantin ve BK arasında yaşanan Falkland Savaşı'nda 649 Arjantinli asker, 255 Britanyalı asker ve üç ada sakini hayatını kaybetmişti.

Independent Türkçe, Guardian, Merco Press


ABD'nin dizel stratejisi Rusya'yı müzakere masasına döndürür mü?

Kremlin, Trump ve Putin arasındaki dizel anlaşmasının ardından ABD'nin açıkladığı enerji ateşkesiyle ilgili çalışmaların sürdüğünü bildirdi (Reuters)
Kremlin, Trump ve Putin arasındaki dizel anlaşmasının ardından ABD'nin açıkladığı enerji ateşkesiyle ilgili çalışmaların sürdüğünü bildirdi (Reuters)
TT

ABD'nin dizel stratejisi Rusya'yı müzakere masasına döndürür mü?

Kremlin, Trump ve Putin arasındaki dizel anlaşmasının ardından ABD'nin açıkladığı enerji ateşkesiyle ilgili çalışmaların sürdüğünü bildirdi (Reuters)
Kremlin, Trump ve Putin arasındaki dizel anlaşmasının ardından ABD'nin açıkladığı enerji ateşkesiyle ilgili çalışmaların sürdüğünü bildirdi (Reuters)

Washington ve Kremlin arasında yapılan dizel yakıt tedariki anlaşmasının yankıları sürüyor.

Reuters'ın analizine göre Donald Trump yönetimi, anlaşma sayesinde Moskova'nın Ukrayna'yla barış görüşmelerine yönelik yaklaşımını "yumuşatmayı" amaçlıyor.

Adlarının paylaşılmaması şartıyla konuşan kaynaklara göre ABD'li yetkililer, 9 Ekim'de Miami'de yapılan görüşmelerde Ukraynalı heyete, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin'in savaşı sonlandırmak için müzakerelere hazır olmadığını söyledi. Toplantıya ABD'li yetkililerin yanı sıra Avrupalı temsilciler de katılmıştı.

ABD'li temsilciler, Rusya'yla dizel yakıt tedariki anlaşmasının üçlü görüşmelerin yeniden başlamasına yardımcı olabileceğini ifade etmiş.

Trump anlaşma kapsamında Rusya'nın ABD ve küresel piyasalara 2,25 milyon varilden fazla dizel yakıt sağlayacağını duyurmuştu. ABD Başkanı, bunun artan enerji fiyatlarını düşüreceğini savunurken Demokratlardan da Cumhuriyetçilerden de anlaşmaya tepki gelmişti.

Miami'deki toplantıda Trump'ın damadı Jared Kushner'ın, Ukrayna'dan Rus rafinerilerine yönelik saldırıları durdurmasını istediği aktarılıyor. ABD yönetimi bu talebi daha önce de Kiev'e iletmişti.

ABD Başkanı, pazar günü de (11 Ekim) Rusya'yla Ukrayna arasında enerji ateşkesi ilan edildiğini açıklamış ancak Moskova veya Kiev bunu doğrulamamıştı.

Rusya dünkü saldırılarda Ukrayna'daki enerji altyapısını vururken, Kremlin Sözcüsü Dmitri Peskov, Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenski'nin 60 günlük kapsamlı ateşkes önerisini reddetti.

Analize göre Kiev yönetimi, Rusya'yı ticari anlaşmalarla müzakere masasına döndürme girişimlerine şüpheyle yaklaşıyor.

Kimliğinin gizli tutulması şartıyla konuşan Kremlin'e yakın bir kaynak, Putin'in ancak Donbas'ın kalan yüzde 11'ini ele geçirdiğinde müzakere masasına döneceğini ve bunu ülke içinde zafer olarak sunabileceğini savunuyor. Ukrayna ise toprak tavizi seçeneğine yanaşmıyor.

Zelenski, dünkü açıklamasında enerji ateşkesinin ilanından bu yana Ukrayna'nın Rusya'daki rafinerilere ya da enerji altyapısına saldırı düzenlemediğini söyledi. Buna karşılık Moskova'nın saldırıları sürdürdüğünü ifade etti. Ayrıca "gerilimi karşılıklı olarak düşürmeye yönelik adımlara hazır olduklarını" yineledi.  

Trump, geçen haftaki açıklamasında Ukrayna'nın "yeni bir lider bulma vaktinin geldiğini" iddia etmişti. New York Times'a konuşan kaynaklar, Trump'ın Zelenski'ye "çok öfkeli olduğunu" belirtiyor. Toplantıda ABD'li yetkililerin, Kiev'le askeri istihbarat paylaşımını kesmeye yönelik örtük bir tehditte bulunduğunu savunuyorlar.

Haberde ayrıca görüşmeye katılan Avrupalı yetkililerin, ABD ve Rusya arasındaki dizel anlaşması karşısında "şaşkına döndüğü" aktarılıyor.

Independent Türkçe, Reuters, CNN, New York Times


İran, ABD saldırılarına hazırlanıyor: Körfez ülkeleri yeniden hedefte

İran ordusu, olası ABD saldırılarına karşı Washington'ın Körfez'deki müttefiklerini tekrar hedef alabilir (AFP)
İran ordusu, olası ABD saldırılarına karşı Washington'ın Körfez'deki müttefiklerini tekrar hedef alabilir (AFP)
TT

İran, ABD saldırılarına hazırlanıyor: Körfez ülkeleri yeniden hedefte

İran ordusu, olası ABD saldırılarına karşı Washington'ın Körfez'deki müttefiklerini tekrar hedef alabilir (AFP)
İran ordusu, olası ABD saldırılarına karşı Washington'ın Körfez'deki müttefiklerini tekrar hedef alabilir (AFP)

ABD'nin tekrar kapsamlı saldırıya geçme ihtimaline karşı İran, nükleer tesisler dahil savunmalarını güçlendiriyor.

Wall Street Journal'ın aktardığına göre Tahran, Donald Trump'ın ABD'de kasımda düzenlenecek ara seçimlerden sonra tekrar saldırı talimatı vermesi ihtimaline karşı hazırlanıyor.

Uydu görüntüleri, İran'ın nükleer tesisler ve sınır bölgeleri dahil stratejik noktaları saldırılara karşı daha dayanıklı hale getirdiğini gösteriyor.

Kazma Dağı ve Natanz nükleer tesislerinin çevresinde, olası kara harekatına karşı savunma hatları inşa edildiği aktarılıyor.

ABD Başkanı Donald Trump, 3 Kasım'da düzenlenecek ara seçimlerden önce İran'a saldırı düzenlenmeyeceğini söylese de temmuzdaki açıklamasında Kazma Dağı'nın vurulabileceğini belirtmişti. ABD ve İsrail, "Kolang Dağı" diye de bilinen dağın altında nükleer santrifüjlerin gizlendiğini savunuyor.

Habere göre Tahran yönetimi, İran halkını da yeniden başlayabilecek bir savaşa hazırlıyor. Tahran'daki reklam panolarında sivillere omuzdan ateşlenen uçaksavar füzeleri ve keskin nişancı tüfeklerinin kullanımıyla ilgili eğitimler verileceği duyuruluyor.

Başkentte rejim yanlısı gösterilerin de son dönemde arttığı aktarılıyor.

Analizde, yüksek irtifada uçan bombardıman uçakları ve seyir füzelerine karşı koyma kapasitesinin sınırlı olması nedeniyle İran'ın Körfez ülkelerini hedef alarak, Amerikan operasyonuna karşı caydırıcılık oluşturmayı hedeflediği belirtiliyor.

İran Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi Sekreteri Muhsin Rızai, pazar günkü açıklamasında, ABD yeniden saldırıya geçerse misilleme kapsamında Birleşik Arap Emirlikleri'nin (BAE) hedef alınabileceği tehdidini savurmuştu:

Henüz ABD'nin BAE'deki değerli varlıklarını hedef listemize eklemedik. Eğer saldırı düzenlenirse bölgedeki kablolar, veri merkezleri ve yapay zeka tesislerinin büyük kısmı yok olacak. Bölgedeki bu unsurların değeri 2 trilyon doların üzerinde.

Adlarının paylaşılmaması şartıyla konuşan kaynaklara göre İranlı yetkililer, ABD'nin saldırıları tekrar başlatması halinde Suudi Arabistan'ın petrol rafinerilerinin hedef alınabileceğine dair uyarılar da yapmış.

Böyle bir durumda Tahran destekli Husilerin son dönemde ülkedeki havalimanlarına ve petrol rafinerilerine düzenlediği saldırılarla mücadele eden Riyad yönetimi üzerindeki baskı iyice artabilir.

İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü İsmail Bekayi, dünkü açıklamasında Pakistan ve Katar'ın arabuluculuğuyla ABD'yle görüşmelerin sürdüğünü belirterek, "ABD ekonomik savaşını sürdürdükçe Hürmüz Boğazı'ndaki güvensizlik devam edecek" ifadelerini kullandı.

Devrim Muhafızları Ordusu Genel Komutanı Tümgeneral Ahmed Vahidi de bugünkü X paylaşımında, "Hiçbir bölge dışı gücün Hürmüz Boğazı ve Basra Körfezi'nde tehdit oluşturma, tahakküm kurmaya yönelik varlık gösterme veya müdahalede bulunma hakkı olmadığını" vurguladı.

Independent Türkçe, Wall Street Journal, Mehr, Iran International