Gazze’deki savaş ve dünya savaşlarının yıl dönümü

Gazze Savaşı ve uluslararası krizlerin çağrışımları

Gazze Şeridi'nin güneyindeki Han Yunus'ta yıkılmış binaların yanındaki dar bir sokakta yürüyen Filistinliler, 11 Haziran 2024 (AFP)
Gazze Şeridi'nin güneyindeki Han Yunus'ta yıkılmış binaların yanındaki dar bir sokakta yürüyen Filistinliler, 11 Haziran 2024 (AFP)
TT

Gazze’deki savaş ve dünya savaşlarının yıl dönümü

Gazze Şeridi'nin güneyindeki Han Yunus'ta yıkılmış binaların yanındaki dar bir sokakta yürüyen Filistinliler, 11 Haziran 2024 (AFP)
Gazze Şeridi'nin güneyindeki Han Yunus'ta yıkılmış binaların yanındaki dar bir sokakta yürüyen Filistinliler, 11 Haziran 2024 (AFP)

Elie el Kaşif

ABD Başkanı Joe Biden’ın Gazze için ateşkes teklifi, muhtemelen Ramazan ayı arifesinde ateşkes ve esir takası anlaşması amacıyla yapılan, ancak tökezleyip başarısızlıkla sonuçlanan müzakerelerle aynı kaderi paylaşacak gibi görünüyor. ABD yönetiminin ister doğrudan İsrail'e ister Arap ülkeleri aracılığıyla Hamas’a olmak üzere savaşan taraflara yönelik tüm baskılarına rağmen, kendisi de bunu öngörmeye ve işaret etmeye başladı. ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken savaşın başlamasından bu yana bölgeye gerçekleştirdiği sekizinci ziyarette bunu yapmaya çalışsa da şimdiye kadar pek başarılı olamadı.

Ne zaman savaşın müzakereler yoluyla durdurulabileceğine dair bir umut doğsa, bu müzakerelerin başarısızlıkla sonuçlanacağına dair kötümser bir rüzgâr esmeye başlıyor. Eğer müzakere girişimi bu kez de başarısız olursa, karamsarlık geçen seferkinden daha da yoğun olacak. Teklif, gerek müzakerelerin başarısız olması ve İsrail ile Hamas'ın Biden'ın teklifine yanıt vermemesi bakımından, gerek savaşın doğrudan tarafları olan Hamas ve İsrail'in, özellikle de Binyamin Netanyahu ve Yahya Sinvar'ın hesapları bakımından gerekse özellikle önümüzdeki kasım ayında yapılması planlanan ABD seçimlerinin arifesinde bölgesel ve uluslararası sahnedeki kaos bakımından İsrail'in Gazze Şeridi'ne yönelik savaşının en karmaşık hale geldiği zor bir zamanda ortaya atıldı. Bu da haftalardır hatta aylardır konuşulan Hamas ve İsrail arasındaki yıpratma savaşının aslında bölgesel ve uluslararası bir çatışmanın yansıması olup olmadığı, yani bölgesel ve uluslararası tarafların kendi hesapları için mi bu çatışmayı derinleştirmeye çalıştıkları ya da söz konusu uluslararası tarafların başında gelen ABD’yi bu savaşta boğmak, dikkatini dağıtmak ve çözümsüzlüğe itmeye mi çalışıldığı gibi önemli bir soruyu gündeme getiriyor.

Aslında, Rusya-Ukrayna savaşıyla ilgili sahada ve siyaset sahnesinde yaşanan gerilim, Doğu Avrupa'daki gelişmeleri Filistin topraklarındaki çatışmayla ilişkilendirmeye giderek daha fazla itiyor. Çünkü ABD ve Batı ülkelerinin her iki bölgede de var olması, rakiplerinin bu savaşlara katılmaları için net bir davet anlamına geliyor. Eğer Rusya Avrupa'daki savaşın tarafı ise Gazze’deki savaşta rolü ne olacak? Ya da Hizbullah ve İsrail arasındaki cephede nasıl bir rol üstlenecek? Aksa Tufanı Operasyonu'na ilişkin bazı geç okumalar, Moskova'nın bu operasyona yakından ya da uzaktan müdahil olmuş olma ihtimalini sorgulasa da elbette net cevaplara ulaşamadı. Şu sıralar sorular, Rusya'nın Ukrayna savaşındaki hesapları ya da başta Çin olmak üzere diğer ülkeler arasında yeni bir uluslararası düzen inşa etme girişimleri bağlamında, savaşı uzatma ve ABD'yi bu savaşla meşgul etme konusundaki çıkarları üzerinde yoğunlaşıyor. Dolayısıyla, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin'in Gazze’deki savaşın patlak vermesinin bir nedeni olarak gördüğü ABD’nin Ortadoğu'daki başarısızlığı, ABD liderliğindeki liberal uluslararası düzenin parçalanmasına yol açıyor.

Gazze’deki savaştan nasıl çıkılacağı ve ‘ertesi günü’ belirsizliğini korurken Ortadoğu’da bu savaşın ortaya çıkardığı yeni bir soğuk savaş biçimiyle karşı karşıya olabiliriz.

Ancak Rusya ile ilgili soruların sorulması, kaçınılmaz olarak Çin ile ilgili sorular da sorulması anlamına geliyor. Pekin, Moskova’nın aksine çatışmaya doğrudan müdahil olmasına dair herhangi bir sinyal vermiyor. Putin geçtiğimiz hafta, Batılı ülkelerin Ukrayna’yı silahlandırmasına ve Rusya'ya saldırmasına izin vermesine karşılık, Moskova'nın dünyanın dört bir yanındaki ABD karşıtı grupları desteklemeye hazır olduğunu söylemişti. Bu da İran ile silah anlaşmaları yapmaya ya da bölgedeki İran yanlısı grupları doğrudan ya da Tahran üzerinden silahlandırmaya hazır olduğu şeklinde yorumlandı. Hizbullah'a yakın çevreler Moskova ile ilişkilerinin şu an her zamankinden daha güçlü olduğundan bahsediyor. Peki, bu Rusya'nın Hizbullah'a silah ya da teknoloji sağladığı anlamına mı geliyor? Her halükârda özellikle Ukrayna ve genel olarak Avrupa kıtasının güvenliği konusunda ABD ve Batı ülkeleri ile derinleşen çatışması çerçevesinde, Rusya'nın Gazze’deki savaşa müdahil olmuş olabileceğinden endişe duymak gerekiyor.

Son yıllarda İsrail, Körfez Arap ülkeleri ve İran'la birlikte bölgedeki varlığının kapsamını genişleten Çin ise Filistin'deki bölünmüşlüğün tarafları olan Fetih Hareketi (El Fetih) ve Hamas Hareketi arasında uzlaşı sağlayama çalışarak ve Filistinliler ile İsrail arasındaki çatışmayı çözmek için uluslararası konferans çağrısında bulunarak, savaşa diplomatik bir pencereden bakıyor.

svdfbgnh
Ürdün'ün ev sahipliğinde yapılan “Eylem Çağrısı: Gazze'ye Acil İnsani Müdahale” konulu Ölüdeniz Konferansı'na katılan ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken (ortada) sağında Arap Birliği Genel Sekreteri Ahmed Ebu Gayt ile, 11 Haziran 2024 (AFP)

Gazze Şeridi’ndeki savaşın büyük resmi böyle, ancak uluslararası ve bölgesel ittifakların karmaşıklığı ve çakışmaları çerçevesinde, uluslararası ve bölgesel safların daha açık dizildiği Soğuk Savaş dönemindeki durumun aksine, bugün bölgedeki ve dünyadaki tüm ülkeler ilişkilerini ve ittifaklarını mümkün olduğunca genişletmeye çalışıyor. Bu ise bölgedeki uluslararası rekabetin, özellikle de günümüzün iki büyük kutbu olan ABD ve Çin arasındaki rekabetin ek bir nedeni haline geliyor. Hem ABD hem de Çin, İsrail'den Körfez ülkelerine ve İran'a kadar bölgedeki diğer ülkelerle ilişkilere sahip. Dolayısıyla Gazze’deki savaştan nasıl çıkılacağı ve ‘ertesi günü’ belirsizliğini korurken, Ortadoğu’da bu savaşın ortaya çıkardığı yeni bir soğuk savaş biçimiyle karşı karşıya olabiliriz.

Fakat savaşı çevreleyen bu uluslararası sahne tek başına savaşın gelişimini ve geleceğini açıklamaya yetmiyor. Zira yerel aktörlerin, Hamas ve İsrail'in, özellikle de Sinvar ve Netanyahu'nun hesapları, çatışmanın geleceği üzerinde çok etkili ve hatta belirleyici. İran’ın Dini Lideri Ali Hamaney'in geçtiğimiz günlerde Hamas Hareketi’ne Biden'ın teklifini kabul etmemesi yönünde yaptığı dolaylı çağrıdan da anlaşılacağı üzere, İran'ın Hamas'ın önemli bir destekçisi olarak savaştaki varlığı, hatta onun tercihlerini yönlendirmesi göz ardı edilemez. Tüm bu aktörlerin, Gazze Şeridi'ndeki savaşta yaşanan gelişmelerin de kanıtladığı üzere, başta bölgedeki başlıca uluslararası aktör olan ABD olmak üzere, savaştaki başlıca ülkelerin çıkarlarını ve tedbirlerini dikkate aldıklarına hiç şüphe yok.

Gazze’deki savaş da dahil olmak üzere bölgedeki olayların çoğu, ABD’nin bölgedeki yeni mühendisliğinin bir parçası olarak, ABD-Suudi Arabistan anlaşması etrafında dönüyor.

Nihayetinde ister müttefikleri ister muhalifleri tarafından olsun, tüm yerel, bölgesel ve uluslararası hesaplar ABD ve onun yakın ve uzak hedefleri etrafında dönüyor. Hamas, İran ve Hizbullah, İsrail ile ABD arasındaki anlaşmazlıkların ve bu anlaşmazlıkların merkezinde yer alan ABD’nin bölgedeki önceliklerinin üzerine bahis oynuyorlar. Biden yönetimi, ABD'nin Doğu Avrupa, Pasifik ya da Çin Denizi gibi önemli uluslararası çatışma bölgelerine yeniden odaklanmasıyla ilgili jeopolitik nedenlerinin yanı sıra Gazze’deki savaşta İsrail'i desteklediği ve gönderdiği çok sayıda silahla on binlerce Filistinli sivilin ölümüne neden olduğu için seçimlerde ABD’lilerin kendisine yönelik tepkisini hafifletmek gibi sebeplerden ötürü üç aşamalı ateşkes anlaşmasının imzalanması için acele ediyor.

xscdvfbg
İsrailli rehinelerin aileleri, Blinken’ın Tel Aviv ziyaretine denk gelecek şekilde, rehinelerin derhal serbest bırakılması talebiyle protesto gösterisi düzenledi 11 Haziran 2024 (Reuters)

Öte yandan Gazze'deki ateşkes, Washington ile Riyad arasında bir savunma anlaşmasından oluşan ve Washington'ın İsrail'i Suudi Arabistan ile normalleşme anlaşması yoluyla bölgeye daha fazla entegre etme çabaları çerçevesinde Tel Aviv'in de katılabileceği, ancak Tel Aviv'in Riyad'ın talep ettiği gibi iki devletli bir çözüm ile ilgili somut adımlar atmasına bağlı olan, ABD himayesinde ‘bölgesel bir yapı’ inşa etmeye doğru ilerliyor. Dolayısıyla, Gazze’deki savaş da dahil olmak üzere bölgedeki olayların çoğu, ABD’nin bölgedeki yeni mühendisliğinin bir parçası olarak ABD-Suudi Arabistan anlaşması etrafında dönüyor. Bu sebeple, İran’ın Dini Lideri Ali Hamaney’in kısa süre önce Aksa Tufanı Operasyonu’nu, bölgedeki denklemleri değiştirmeye yönelik bir Amerikan projesini engellediğini söyleyerek övmesi kimseyi şaşırtmadı.

Hamas Hareketi’nin Gazze’deki lideri Yahya Sinvar'ın özellikle de esir kartını elinde tuttuğu sürece, elinde kalanlarla savaşmaya devam etme isteğine ilişkin kendi hesaplarıyla kesiştiğinde İran'dan gelen sinyalleri aldığına şüphe yok. İşte şimdi Washington ona ABD vatandaşı olan rehineler için arada İsrail olmadan müzakere etme teklifinde bulunuyor. Sinvar’ın sadece iki seçeneği var. Ya İsrail, uluslararası tarafların garantörlüğünde kalıcı bir ateşkesi kabul edecek ya da savaşmaya devam edecek. Şimdiye kadar bu iki seçenek dışında üçüncü bir seçeneği kabul etmeye istekli görünmedi. Sinvar'ın tutumunun, özellikle Hamas’ın Doha'daki lider kadrosuna uygulanan baskı çerçevesinde bir bütün olarak Hamas'ın tutumu olup olmadığı da tartışmalı bir konu. Ancak İran Hamas'ın ana şemsiyesi olmaya devam ediyor. Bu da Hamas'ın genel tutumunu anlamada önemli bir unsur.

Netanyahu'nun siyasi ve şahsi hesapları, Washington ile ilişkilerinin sınırları ve koşulları da dahil olmak üzere savaştaki seçeneklerini belirlemede önemli rol oynuyor.

İsrail'e ve özellikle Netanyahu'ya gelince; Netanyahu, iki devletli bir çözümü kabul etmeye hazır değil. Çünkü böyle bir durum onu hükümetinin düşmesi ve aşırı sağın yeri doldurulamaz desteğini kaybetmesi tehdidiyle karşı karşıya bırakacaktır. Yani ya hem Filistinlilerle savaşı hem de İsrail içindeki siyasi çatışmayı kazanarak ikisi de kazanacak ya da ikisini birden kaybedecek. Tecrübeli bir siyasetçi olan Netanyahu, İsrail'deki siyasi ve demografik geleceğin özellikle savaş sonrasında aşırı sağcı eğilimlerden yana olduğunu çok iyi biliyor. Bu nedenle önceliklerinin, görev süresi sona ermekte olan Biden yönetimiyle ilişkileri pahasına da olsa aşırı sağcı akımların kendisine olan desteğini sürdürmek olması gerektiğini bilen Bibi (Netanyahu), İsrail sağının değirmenine su taşıyan Donald Trump'ın seçimleri kazanması üzerine de bahis oynuyor olabilir. Nihayetinde Netanyahu'nun siyasi ve şahsi hesapları, Washington'la ilişkinin sınırları ve koşulları da dahil olmak üzere savaştaki seçeneklerini belirlemede önemli rol oynuyor. İsrail sağının anlatısı, Biden'ın İsrail'e yardım etmek yerine, onu bölgeye yönelik projesinin bir parçası olarak kullandığı yönünde ve bu da elbette Netanyahu ve danışmanları tarafından çok iyi biliniyor.

Tüm bu üst üste binen uluslararası, bölgesel ve yerel sahneler açısından Gazze’deki savaştan çıkış yolunu hayal etmek daha da zorlaşıyor. O halde bölge uzun bir ‘yıpratma savaşına’ mı hazırlanmalı? Nihayetinde böyle bir savaşın bedelini öncelikle Filistinli siviller, ikinci olarak da Lübnan'da, Suriye'de, hatta biraz daha uzaktaki Irak'ta olsun, uzun savaşlara alışkın olan ‘Bereketli Hilalin’ halkları ödeyecek.



Trump yönetimi, “Epstein’a benzeyen” bir kişinin yer aldığı yapay zekâ tarafından üretilmiş karikatür nedeniyle alay konusu oldu

ABD Eğitim Bakanlığı tarafından "Epstein'e benzeyen" bir kişiyi tasvir eden karikatür yayınlandı (X)
ABD Eğitim Bakanlığı tarafından "Epstein'e benzeyen" bir kişiyi tasvir eden karikatür yayınlandı (X)
TT

Trump yönetimi, “Epstein’a benzeyen” bir kişinin yer aldığı yapay zekâ tarafından üretilmiş karikatür nedeniyle alay konusu oldu

ABD Eğitim Bakanlığı tarafından "Epstein'e benzeyen" bir kişiyi tasvir eden karikatür yayınlandı (X)
ABD Eğitim Bakanlığı tarafından "Epstein'e benzeyen" bir kişiyi tasvir eden karikatür yayınlandı (X)

ABD Başkanı Donald Trump yönetimi, cinsel suçlardan hüküm giymiş ve hayatını kaybetmiş iş insanı Jeffrey Epstein’a benzeyen bir adamın yer aldığı karikatürün yayımlanmasının ardından sosyal medyada eleştirilerin hedefi oldu.

İngiliz The Telegraph gazetesinin haberine göre, Eğitim Bakanlığı tarafından X platformunda paylaşılan karikatürde Trump bir yarış otomobili kullanırken, yanında Eğitim Bakanı Linda McMahon bulunuyor. Aracın arkasında ise gri saçlı, kimliği belirsiz bir adam görülüyor. Görüntünün, bu hafta sonu Washington’da düzenlenmesi planlanan “Freedom 250” yarışından esinlendiği belirtiliyor.

Görüntünün, X platformunun yapay zekâ aracı Grok kullanılarak oluşturulduğu ve ünlü video oyunu serisi Mario’dan esinlenmiş gibi göründüğü ifade edildi. Temsilciler Meclisi Denetim Komitesi’ndeki Demokratların X hesabı ise paylaşımda, “Bu Jeffrey Epstein” ifadesini kullandı.

Buna karşılık Eğitim Bakanlığı gazeteye yaptığı açıklamada, görüntünün sağ tarafında yer alan kişinin Ulaştırma Bakanı Sean Duffy’nin tasviri olduğunu vurguladı.

Daha önce Epstein ile arkadaşlık ilişkisi bulunan Trump, cinsel suçlardan hüküm giymiş iş insanıyla olan ilişkileri nedeniyle uzun süredir eleştirilerin hedefinde. ABD Adalet Bakanlığı, ocak ayında Epstein’la ilgili 3,5 milyondan fazla belgeyi kamuoyuna açıkladı. Trump başlangıçta belgelerin yayımlanmasına karşı çıkarken, geçen kasım ayında Epstein dosyalarının yayımlanmasına imkân tanıyan yasayı imzaladı.

Trump ise Epstein ile ilişkisini, Epstein’ın mahkûm edilmesinden çok önce kestiğini ve uygunsuz davranışları ile tatil köyündeki çalışanlarını kendi yanında çalışmaya ikna etmeye çalışması nedeniyle Epstein’ın Mar-a-Lago adlı tesisine girişini yasakladığını açıklamıştı.


İran, “ekonomik çıkarma”ya hazırlanıyor

Arap Denizi’nden dün geçen “George Washington” uçak gemisinin güvertesinde görev yapan ABD kuvvetleri, (CENTCOM)
Arap Denizi’nden dün geçen “George Washington” uçak gemisinin güvertesinde görev yapan ABD kuvvetleri, (CENTCOM)
TT

İran, “ekonomik çıkarma”ya hazırlanıyor

Arap Denizi’nden dün geçen “George Washington” uçak gemisinin güvertesinde görev yapan ABD kuvvetleri, (CENTCOM)
Arap Denizi’nden dün geçen “George Washington” uçak gemisinin güvertesinde görev yapan ABD kuvvetleri, (CENTCOM)

İran, ABD Başkanı Donald Trump’ın dün açıkladığı “ekonomik çıkarma” hamlesine meydan okuyarak buna karşı hazırlık işaretleri verdi.

Trump, İran’ın finansal, petrol ve ticaret kanallarını daraltmaya yönelik bir adım atıldığını açıklamıştı. Askeri gerilime alternatif bir strateji olarak sunulan girişim kapsamında Trump, “eşi benzeri görülmemiş ölçekte ekonomik savaş ve tecrit” ilan ederken, İran’a mali, petrol veya ticari destek sağlayan ülke ve kurumları “devasa ekonomik sonuçlarla” karşı karşıya bırakmakla tehdit etti.

Trump, kampanyayı II. Dünya Savaşı sırasında gerçekleştirilen Normandiya Çıkarması’na atıfla “ekonomik çıkarma günü” olarak nitelendirdi. ABD Hazine Bakanı Scott Bessent ise kampanyanın İran’daki yönetimin “çökertilmesini” hedeflediğini belirterek, Washington’un Tahran’a “tarihteki en ağır yaptırımları” uygulayacağı planı pazartesi günü açıklayacağını söyledi. Bessent, müttefikleri ve Çin’i İran’ı ekonomik olarak tecrit etme konusunda “ya bizimlesiniz ya da karşımızdasınız” seçimiyle karşı karşıya bıraktı.

İran Dışişleri Bakanlığı, yaptırımları “ekonomik terörizm” olarak nitelendirdi. Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi ise söz konusu kampanyanın ABD’nin “başarısız” politikalarının devamı olduğunu söyledi.

Milletvekili İbrahim Rızai, İran’ın Nükleer Silahların Yayılmasının Önlenmesi Anlaşması’ndan (NPT) çekilmesi çağrısında bulundu. İran Merkez Bankası Başkanı Abdünnasır Himmeti ise ülkenin petrol ihracatının durduğunu kabul ederek, mutabakat zaptının yeniden canlandırılması ve müzakerelerin tekrar başlatılması umudunu dile getirdi.


Bu yaz, 80 milyon kişinin yaşadığı Avrupa bölgelerinde sıcaklık 40 derecenin üzerine çıktı

Güneş, Paris’teki «Eyfel Kulesi’nin» yanında doğuyor; şehir, sıcaklıkların yükselmesi nedeniyle en yüksek alarm seviyesinde (AFP)
Güneş, Paris’teki «Eyfel Kulesi’nin» yanında doğuyor; şehir, sıcaklıkların yükselmesi nedeniyle en yüksek alarm seviyesinde (AFP)
TT

Bu yaz, 80 milyon kişinin yaşadığı Avrupa bölgelerinde sıcaklık 40 derecenin üzerine çıktı

Güneş, Paris’teki «Eyfel Kulesi’nin» yanında doğuyor; şehir, sıcaklıkların yükselmesi nedeniyle en yüksek alarm seviyesinde (AFP)
Güneş, Paris’teki «Eyfel Kulesi’nin» yanında doğuyor; şehir, sıcaklıkların yükselmesi nedeniyle en yüksek alarm seviyesinde (AFP)

Avrupa'da yaklaşık 80 milyon kişinin yaşadığı bölgelerde sıcaklıklar 15 Haziran ile 15 Ağustos 2026 tarihleri arasında en az bir kez 40 derecenin üzerine çıktı.

Bu, Avrupa'da ölümcül bir sıcak hava dalgasının yaşandığı 2003 yazında kaydedilen sıcaklığın yaklaşık iki katına denk geliyor. Şarku’l Avsat’ın AFP’den aktardığı habere göre Türkiye hariç tutularak yapılan hesaplama, Avrupa Kuraklık Gözlemevi'nin günlük maksimum sıcaklık verileri ile Avrupa Komisyonu Ortak Araştırma Merkezi'nin nüfus verilerine dayanıyor.

2026'da kaydedilen sıcaklık, 2022 ve 2025 yazlarının aynı dönemlerinde de aşıldı. Söz konusu yıllarda 55 ila 60 milyon kişinin 40 dereceyi aşan sıcaklıklardan etkilendiği belirtilmişti.

Paris'te sıcaklıkların yükseldiği bir günde su içen bir inşaat işçisi (AP)

Batı Avrupa, 2026'da tarihinin en sıcak yaz başlangıcını yaşadı. Haziran ve temmuz aylarında sıcaklıklar daha önce görülmemiş seviyelere ulaşırken, tekrarlayan sıcak hava dalgalarında, geniş çaplı kuraklık ve iklim değişikliğinin etkisiyle şiddetlenen yıkıcı orman yangınları yaşandı.

Haziran ortasından bu yana 40 dereceyi aşan sıcaklıklar Fransa'da, özellikle ülkenin batısında, yaklaşık 30 milyon kişiyi; İspanya'da 23 milyon kişiyi; Almanya ve İtalya'da ise 8'er milyon kişiyi etkiledi.

Daha geniş ölçekte ise Avrupa nüfusunun yüzde 80'inin yaşadığı bölgelerde, yani yaklaşık 490 milyon kişinin bulunduğu alanlarda sıcaklıklar 35 derecenin üzerine çıktı. Dağlık bölgeler, Baltık ülkeleri ve Kuzey Avrupa'nın büyük bölümü ise sıcak hava dalgasından etkilenmedi.

İspanya'daki Carlos III Sağlık Enstitüsü, sıcaklıkların 1 Haziran ile 19 Ağustos arasında yaklaşık 4 bin 500 ilave ölüme yol açtığını açıkladı.

Almanya'da sağlık yetkilileri, 9 Ağustos itibarıyla sıcaklara bağlı ölümlerin sayısını yaklaşık 14 bin olarak tahmin ediyor. Fransa'da ise sağlık yetkilileri, haziran ortası ile 22 Temmuz arasında 7 binden fazla ilave ölüm kaydedildiğini açıkladı. Bu rakam, ülkede yılın üçüncü sıcak hava dalgasının başlamasından önceki döneme ait. Söz konusu sıcak hava dalgası ise en az 23 gün sürdü.