Gazze’deki savaş ve dünya savaşlarının yıl dönümü

Gazze Savaşı ve uluslararası krizlerin çağrışımları

Gazze Şeridi'nin güneyindeki Han Yunus'ta yıkılmış binaların yanındaki dar bir sokakta yürüyen Filistinliler, 11 Haziran 2024 (AFP)
Gazze Şeridi'nin güneyindeki Han Yunus'ta yıkılmış binaların yanındaki dar bir sokakta yürüyen Filistinliler, 11 Haziran 2024 (AFP)
TT

Gazze’deki savaş ve dünya savaşlarının yıl dönümü

Gazze Şeridi'nin güneyindeki Han Yunus'ta yıkılmış binaların yanındaki dar bir sokakta yürüyen Filistinliler, 11 Haziran 2024 (AFP)
Gazze Şeridi'nin güneyindeki Han Yunus'ta yıkılmış binaların yanındaki dar bir sokakta yürüyen Filistinliler, 11 Haziran 2024 (AFP)

Elie el Kaşif

ABD Başkanı Joe Biden’ın Gazze için ateşkes teklifi, muhtemelen Ramazan ayı arifesinde ateşkes ve esir takası anlaşması amacıyla yapılan, ancak tökezleyip başarısızlıkla sonuçlanan müzakerelerle aynı kaderi paylaşacak gibi görünüyor. ABD yönetiminin ister doğrudan İsrail'e ister Arap ülkeleri aracılığıyla Hamas’a olmak üzere savaşan taraflara yönelik tüm baskılarına rağmen, kendisi de bunu öngörmeye ve işaret etmeye başladı. ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken savaşın başlamasından bu yana bölgeye gerçekleştirdiği sekizinci ziyarette bunu yapmaya çalışsa da şimdiye kadar pek başarılı olamadı.

Ne zaman savaşın müzakereler yoluyla durdurulabileceğine dair bir umut doğsa, bu müzakerelerin başarısızlıkla sonuçlanacağına dair kötümser bir rüzgâr esmeye başlıyor. Eğer müzakere girişimi bu kez de başarısız olursa, karamsarlık geçen seferkinden daha da yoğun olacak. Teklif, gerek müzakerelerin başarısız olması ve İsrail ile Hamas'ın Biden'ın teklifine yanıt vermemesi bakımından, gerek savaşın doğrudan tarafları olan Hamas ve İsrail'in, özellikle de Binyamin Netanyahu ve Yahya Sinvar'ın hesapları bakımından gerekse özellikle önümüzdeki kasım ayında yapılması planlanan ABD seçimlerinin arifesinde bölgesel ve uluslararası sahnedeki kaos bakımından İsrail'in Gazze Şeridi'ne yönelik savaşının en karmaşık hale geldiği zor bir zamanda ortaya atıldı. Bu da haftalardır hatta aylardır konuşulan Hamas ve İsrail arasındaki yıpratma savaşının aslında bölgesel ve uluslararası bir çatışmanın yansıması olup olmadığı, yani bölgesel ve uluslararası tarafların kendi hesapları için mi bu çatışmayı derinleştirmeye çalıştıkları ya da söz konusu uluslararası tarafların başında gelen ABD’yi bu savaşta boğmak, dikkatini dağıtmak ve çözümsüzlüğe itmeye mi çalışıldığı gibi önemli bir soruyu gündeme getiriyor.

Aslında, Rusya-Ukrayna savaşıyla ilgili sahada ve siyaset sahnesinde yaşanan gerilim, Doğu Avrupa'daki gelişmeleri Filistin topraklarındaki çatışmayla ilişkilendirmeye giderek daha fazla itiyor. Çünkü ABD ve Batı ülkelerinin her iki bölgede de var olması, rakiplerinin bu savaşlara katılmaları için net bir davet anlamına geliyor. Eğer Rusya Avrupa'daki savaşın tarafı ise Gazze’deki savaşta rolü ne olacak? Ya da Hizbullah ve İsrail arasındaki cephede nasıl bir rol üstlenecek? Aksa Tufanı Operasyonu'na ilişkin bazı geç okumalar, Moskova'nın bu operasyona yakından ya da uzaktan müdahil olmuş olma ihtimalini sorgulasa da elbette net cevaplara ulaşamadı. Şu sıralar sorular, Rusya'nın Ukrayna savaşındaki hesapları ya da başta Çin olmak üzere diğer ülkeler arasında yeni bir uluslararası düzen inşa etme girişimleri bağlamında, savaşı uzatma ve ABD'yi bu savaşla meşgul etme konusundaki çıkarları üzerinde yoğunlaşıyor. Dolayısıyla, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin'in Gazze’deki savaşın patlak vermesinin bir nedeni olarak gördüğü ABD’nin Ortadoğu'daki başarısızlığı, ABD liderliğindeki liberal uluslararası düzenin parçalanmasına yol açıyor.

Gazze’deki savaştan nasıl çıkılacağı ve ‘ertesi günü’ belirsizliğini korurken Ortadoğu’da bu savaşın ortaya çıkardığı yeni bir soğuk savaş biçimiyle karşı karşıya olabiliriz.

Ancak Rusya ile ilgili soruların sorulması, kaçınılmaz olarak Çin ile ilgili sorular da sorulması anlamına geliyor. Pekin, Moskova’nın aksine çatışmaya doğrudan müdahil olmasına dair herhangi bir sinyal vermiyor. Putin geçtiğimiz hafta, Batılı ülkelerin Ukrayna’yı silahlandırmasına ve Rusya'ya saldırmasına izin vermesine karşılık, Moskova'nın dünyanın dört bir yanındaki ABD karşıtı grupları desteklemeye hazır olduğunu söylemişti. Bu da İran ile silah anlaşmaları yapmaya ya da bölgedeki İran yanlısı grupları doğrudan ya da Tahran üzerinden silahlandırmaya hazır olduğu şeklinde yorumlandı. Hizbullah'a yakın çevreler Moskova ile ilişkilerinin şu an her zamankinden daha güçlü olduğundan bahsediyor. Peki, bu Rusya'nın Hizbullah'a silah ya da teknoloji sağladığı anlamına mı geliyor? Her halükârda özellikle Ukrayna ve genel olarak Avrupa kıtasının güvenliği konusunda ABD ve Batı ülkeleri ile derinleşen çatışması çerçevesinde, Rusya'nın Gazze’deki savaşa müdahil olmuş olabileceğinden endişe duymak gerekiyor.

Son yıllarda İsrail, Körfez Arap ülkeleri ve İran'la birlikte bölgedeki varlığının kapsamını genişleten Çin ise Filistin'deki bölünmüşlüğün tarafları olan Fetih Hareketi (El Fetih) ve Hamas Hareketi arasında uzlaşı sağlayama çalışarak ve Filistinliler ile İsrail arasındaki çatışmayı çözmek için uluslararası konferans çağrısında bulunarak, savaşa diplomatik bir pencereden bakıyor.

svdfbgnh
Ürdün'ün ev sahipliğinde yapılan “Eylem Çağrısı: Gazze'ye Acil İnsani Müdahale” konulu Ölüdeniz Konferansı'na katılan ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken (ortada) sağında Arap Birliği Genel Sekreteri Ahmed Ebu Gayt ile, 11 Haziran 2024 (AFP)

Gazze Şeridi’ndeki savaşın büyük resmi böyle, ancak uluslararası ve bölgesel ittifakların karmaşıklığı ve çakışmaları çerçevesinde, uluslararası ve bölgesel safların daha açık dizildiği Soğuk Savaş dönemindeki durumun aksine, bugün bölgedeki ve dünyadaki tüm ülkeler ilişkilerini ve ittifaklarını mümkün olduğunca genişletmeye çalışıyor. Bu ise bölgedeki uluslararası rekabetin, özellikle de günümüzün iki büyük kutbu olan ABD ve Çin arasındaki rekabetin ek bir nedeni haline geliyor. Hem ABD hem de Çin, İsrail'den Körfez ülkelerine ve İran'a kadar bölgedeki diğer ülkelerle ilişkilere sahip. Dolayısıyla Gazze’deki savaştan nasıl çıkılacağı ve ‘ertesi günü’ belirsizliğini korurken, Ortadoğu’da bu savaşın ortaya çıkardığı yeni bir soğuk savaş biçimiyle karşı karşıya olabiliriz.

Fakat savaşı çevreleyen bu uluslararası sahne tek başına savaşın gelişimini ve geleceğini açıklamaya yetmiyor. Zira yerel aktörlerin, Hamas ve İsrail'in, özellikle de Sinvar ve Netanyahu'nun hesapları, çatışmanın geleceği üzerinde çok etkili ve hatta belirleyici. İran’ın Dini Lideri Ali Hamaney'in geçtiğimiz günlerde Hamas Hareketi’ne Biden'ın teklifini kabul etmemesi yönünde yaptığı dolaylı çağrıdan da anlaşılacağı üzere, İran'ın Hamas'ın önemli bir destekçisi olarak savaştaki varlığı, hatta onun tercihlerini yönlendirmesi göz ardı edilemez. Tüm bu aktörlerin, Gazze Şeridi'ndeki savaşta yaşanan gelişmelerin de kanıtladığı üzere, başta bölgedeki başlıca uluslararası aktör olan ABD olmak üzere, savaştaki başlıca ülkelerin çıkarlarını ve tedbirlerini dikkate aldıklarına hiç şüphe yok.

Gazze’deki savaş da dahil olmak üzere bölgedeki olayların çoğu, ABD’nin bölgedeki yeni mühendisliğinin bir parçası olarak, ABD-Suudi Arabistan anlaşması etrafında dönüyor.

Nihayetinde ister müttefikleri ister muhalifleri tarafından olsun, tüm yerel, bölgesel ve uluslararası hesaplar ABD ve onun yakın ve uzak hedefleri etrafında dönüyor. Hamas, İran ve Hizbullah, İsrail ile ABD arasındaki anlaşmazlıkların ve bu anlaşmazlıkların merkezinde yer alan ABD’nin bölgedeki önceliklerinin üzerine bahis oynuyorlar. Biden yönetimi, ABD'nin Doğu Avrupa, Pasifik ya da Çin Denizi gibi önemli uluslararası çatışma bölgelerine yeniden odaklanmasıyla ilgili jeopolitik nedenlerinin yanı sıra Gazze’deki savaşta İsrail'i desteklediği ve gönderdiği çok sayıda silahla on binlerce Filistinli sivilin ölümüne neden olduğu için seçimlerde ABD’lilerin kendisine yönelik tepkisini hafifletmek gibi sebeplerden ötürü üç aşamalı ateşkes anlaşmasının imzalanması için acele ediyor.

xscdvfbg
İsrailli rehinelerin aileleri, Blinken’ın Tel Aviv ziyaretine denk gelecek şekilde, rehinelerin derhal serbest bırakılması talebiyle protesto gösterisi düzenledi 11 Haziran 2024 (Reuters)

Öte yandan Gazze'deki ateşkes, Washington ile Riyad arasında bir savunma anlaşmasından oluşan ve Washington'ın İsrail'i Suudi Arabistan ile normalleşme anlaşması yoluyla bölgeye daha fazla entegre etme çabaları çerçevesinde Tel Aviv'in de katılabileceği, ancak Tel Aviv'in Riyad'ın talep ettiği gibi iki devletli bir çözüm ile ilgili somut adımlar atmasına bağlı olan, ABD himayesinde ‘bölgesel bir yapı’ inşa etmeye doğru ilerliyor. Dolayısıyla, Gazze’deki savaş da dahil olmak üzere bölgedeki olayların çoğu, ABD’nin bölgedeki yeni mühendisliğinin bir parçası olarak ABD-Suudi Arabistan anlaşması etrafında dönüyor. Bu sebeple, İran’ın Dini Lideri Ali Hamaney’in kısa süre önce Aksa Tufanı Operasyonu’nu, bölgedeki denklemleri değiştirmeye yönelik bir Amerikan projesini engellediğini söyleyerek övmesi kimseyi şaşırtmadı.

Hamas Hareketi’nin Gazze’deki lideri Yahya Sinvar'ın özellikle de esir kartını elinde tuttuğu sürece, elinde kalanlarla savaşmaya devam etme isteğine ilişkin kendi hesaplarıyla kesiştiğinde İran'dan gelen sinyalleri aldığına şüphe yok. İşte şimdi Washington ona ABD vatandaşı olan rehineler için arada İsrail olmadan müzakere etme teklifinde bulunuyor. Sinvar’ın sadece iki seçeneği var. Ya İsrail, uluslararası tarafların garantörlüğünde kalıcı bir ateşkesi kabul edecek ya da savaşmaya devam edecek. Şimdiye kadar bu iki seçenek dışında üçüncü bir seçeneği kabul etmeye istekli görünmedi. Sinvar'ın tutumunun, özellikle Hamas’ın Doha'daki lider kadrosuna uygulanan baskı çerçevesinde bir bütün olarak Hamas'ın tutumu olup olmadığı da tartışmalı bir konu. Ancak İran Hamas'ın ana şemsiyesi olmaya devam ediyor. Bu da Hamas'ın genel tutumunu anlamada önemli bir unsur.

Netanyahu'nun siyasi ve şahsi hesapları, Washington ile ilişkilerinin sınırları ve koşulları da dahil olmak üzere savaştaki seçeneklerini belirlemede önemli rol oynuyor.

İsrail'e ve özellikle Netanyahu'ya gelince; Netanyahu, iki devletli bir çözümü kabul etmeye hazır değil. Çünkü böyle bir durum onu hükümetinin düşmesi ve aşırı sağın yeri doldurulamaz desteğini kaybetmesi tehdidiyle karşı karşıya bırakacaktır. Yani ya hem Filistinlilerle savaşı hem de İsrail içindeki siyasi çatışmayı kazanarak ikisi de kazanacak ya da ikisini birden kaybedecek. Tecrübeli bir siyasetçi olan Netanyahu, İsrail'deki siyasi ve demografik geleceğin özellikle savaş sonrasında aşırı sağcı eğilimlerden yana olduğunu çok iyi biliyor. Bu nedenle önceliklerinin, görev süresi sona ermekte olan Biden yönetimiyle ilişkileri pahasına da olsa aşırı sağcı akımların kendisine olan desteğini sürdürmek olması gerektiğini bilen Bibi (Netanyahu), İsrail sağının değirmenine su taşıyan Donald Trump'ın seçimleri kazanması üzerine de bahis oynuyor olabilir. Nihayetinde Netanyahu'nun siyasi ve şahsi hesapları, Washington'la ilişkinin sınırları ve koşulları da dahil olmak üzere savaştaki seçeneklerini belirlemede önemli rol oynuyor. İsrail sağının anlatısı, Biden'ın İsrail'e yardım etmek yerine, onu bölgeye yönelik projesinin bir parçası olarak kullandığı yönünde ve bu da elbette Netanyahu ve danışmanları tarafından çok iyi biliniyor.

Tüm bu üst üste binen uluslararası, bölgesel ve yerel sahneler açısından Gazze’deki savaştan çıkış yolunu hayal etmek daha da zorlaşıyor. O halde bölge uzun bir ‘yıpratma savaşına’ mı hazırlanmalı? Nihayetinde böyle bir savaşın bedelini öncelikle Filistinli siviller, ikinci olarak da Lübnan'da, Suriye'de, hatta biraz daha uzaktaki Irak'ta olsun, uzun savaşlara alışkın olan ‘Bereketli Hilalin’ halkları ödeyecek.



Hamaney sonrası İran... Mücteba, savaş ve krizlerle yıpranmış bir rejimi yönetmede başarılı olabilecek mi?

İran’ın eski Dini Lideri Ali Hamaney’in cenaze töreninden (AFP)
İran’ın eski Dini Lideri Ali Hamaney’in cenaze töreninden (AFP)
TT

Hamaney sonrası İran... Mücteba, savaş ve krizlerle yıpranmış bir rejimi yönetmede başarılı olabilecek mi?

İran’ın eski Dini Lideri Ali Hamaney’in cenaze töreninden (AFP)
İran’ın eski Dini Lideri Ali Hamaney’in cenaze töreninden (AFP)

İran’ın eski Dini Lideri Ali Hamaney’in hayatını kaybetmesiyle birlikte ülke, 1979’daki kuruluşundan bu yana en kritik dönemlerinden birine giriyor. Yaklaşık kırk yıl boyunca devletin tüm kilit mekanizmalarını kontrol eden Hamaney, arkasında savaşın etkileri, ekonomik baskılar ve iç siyasi ayrışmaların iç içe geçtiği, benzeri görülmemiş zorluklarla karşı karşıya olan bir yönetim bıraktı. Gözler ise uzun yıllardır iktidar çevrelerinde adı anılmasına rağmen kamuoyundan uzak bir profil çizen oğlu ve halefi Mücteba Hamaney’e çevrildi.

Bu liderlik değişimi, rejimin geleceği, askeri ve dini kurumların nüfuzunun sınırları ile yeni yönetimin onlarca yılın en karmaşık dönemi olarak nitelendirilen süreçte devletin bütünlüğünü koruyup koruyamayacağına ilişkin temel soruları da beraberinde getiriyor.

37 yıl süren bir dönemin sonu

Hamaney, 2024 yılının sonlarında yaptığı bir konuşmada ideal yaşamın, insanın eğitimini tamamlaması, seksenli ya da doksanlı yaşlarına kadar yaşaması ve ardından ‘şehitlik mertebesine ulaşması’ olduğunu söylemişti.

Aradan bir yıldan biraz fazla bir süre geçtikten sonra 86 yaşındaki Hamaney de bu sonla karşılaştı. Hamaney, geçtiğimiz şubat ayında ABD ile İsrail’in İran’a yönelik savaşının başlamasıyla birlikte hayatını kaybetti. Destekçileri, bu ölümü onun devrimci mücadelesinin zirve noktası olarak değerlendirdi.

Hamaney, perşembe günü doğduğu şehir olan Meşhed’de toprağa verilecek. Günler süren cenaze törenlerinin son halkasını oluşturacak defin töreni, yalnızca bir cenazenin tamamlanmasını değil, aynı zamanda yaklaşık 37 yıl boyunca İran siyasetinin en etkili ismi olarak ülkenin politikalarına yön veren ve rejimin bütünlüğünü koruyan bir dönemin sona erişini de simgeliyor.

Hamaney, liderliği boyunca Şii dini kurumlarından İran Devrim Muhafızları Ordusu’na (DMO) kadar devletin temel yapılarını yeniden şekillendirdi. Bölgedeki silahlı gruplara verilen desteği artıran Hamaney, ülke içinde yaşanan protesto dalgalarına karşı da geniş çaplı baskı politikaları yürüttü. Bu nedenle görev süresinin son yıllarında halkın artan öfkesinin başlıca hedeflerinden biri haline geldi.

Mücteba Hamaney... Çalkantılı bir dönemde gizemli bir halef

Hamaney’in oğlu ve halefi Mücteba Hamaney, savaşın yıprattığı ve derin ekonomik sorunlarla karşı karşıya bulunan bir ülkenin yönetimini devralıyor.

Ancak iktidar kendisine geçmesine rağmen yönetim tarzının nasıl şekilleneceği henüz netlik kazanmış değil. Mart ayında göreve getirilmesinden bu yana kamuoyu önünde görülmeyen Mücteba Hamaney’in ülkeyi nasıl yöneteceğine ilişkin görüşleri hakkında da sınırlı bilgi bulunuyor.

Analistler ve yetkililer, babasının sahip olduğu siyasi mirastan ve onlarca yıllık yönetim tecrübesinden yoksun olması nedeniyle yeni dönemde özellikle DMO başta olmak üzere etkili kurumların daha fazla rol üstleneceğini öngörüyor. Buna karşın Mücteba Hamaney’in, ülkenin kaderini belirleyen kritik kararlarda son sözü söylemeye devam etmesi bekleniyor.

Bununla birlikte, söz konusu yönetim modelinin rejimin devamlılığını sağlamaya yeterli olup olmayacağı sorusu gündemdeki yerini koruyor.

Şarku’l Avsat’ın Financial Times’tan aktardığına göre, konuya yakın kaynaklardan biri, ülkenin karşı karşıya bulunduğu iç ve dış sorunların karmaşıklığı nedeniyle rejimin artık Ali Hamaney’in dahi çözemeyeceği bir noktaya ulaştığını belirtti. Aynı kaynak, Mücteba Hamaney’in ise en etkili kurumların desteğiyle yeni bir sayfa açabilecek bir konumda bulunduğunu ifade etti.

Askeri kurumların artan etkisi

DMO, yeni komutanı Ahmed Vahidi liderliğinde güvenlik dosyaları, dış politika ve ekonominin geniş kesimleri üzerindeki nüfuzunu artırmayı sürdürüyor. Son savaş sürecinde de örgütün devlet içindeki etkisi daha da güçlendi.

Mücteba Hamaney’in ayrıca, kriz dönemlerinde destekçileri seferber eden dini kurumların yanı sıra ekonomik çıkar ağlarına ve son dönemde etkileri zayıflamış olsa da Hizbullah gibi bölgesel vekil güçlere dayanması bekleniyor.

sdfer
 İran Dini Lideri Mücteba Hamaney’in fotoğrafını taşıyan bir adam (AP)

İranlı analist Said Leylaz, Ali Hamaney döneminde oluşturulan kurumsal ve siyasi ağların savaş sırasında devletin ayakta kalmasına katkı sağladığını belirtti. Leylaz, Mücteba Hamaney’in stratejik kararlarda son sözü söyleyeceğini, ancak yeni dönemde kurumların karar alma süreçlerinde babasının dönemine kıyasla daha etkin bir rol üstleneceğini ifade etti.

İktidar devrinden önce iç krizler yaşanır

İran’da savaş başlamadan önce de rejim, yıllardır süren yaptırımlar, uluslararası izolasyon ve ekonomik durgunluğun yol açtığı derinleşen bir krizle karşı karşıyaydı.

Bu kriz, ocak ayında rejim karşıtı kitlesel gösterilerle zirveye ulaştı. Güvenlik güçlerinin sert müdahalesi sonucu binlerce kişi hayatını kaybetti. Bu gelişme, Hamaney’in ölümünden önceki aylarda iktidarın meşruiyetinin daha da aşınmasına neden oldu.

İran yönetimi, altı gün süren cenaze törenlerini siyasi bir mesaja dönüştürmeye özen gösterdi. Hamaney’in naaşının İran’dan Irak’a götürülüp ardından Meşhed’e getirilmesiyle devam eden törenler, Tahran’ın dış baskılara meydan okuduğunu göstermeyi amaçladı. Yetkililer, törenlere katılan kalabalıkları ise rejimin yalnızca savaştan sağ çıkmadığının, aynı zamanda hâlâ güçlü bir toplumsal destek tabanına sahip olduğunun kanıtı olarak sundu.

Cenaze töreni, yeni yönetimin aylar süren sessizliğin ardından kamuoyu önüne çıkması için de önemli bir fırsat oldu.

Savaş sırasında selefinin hayatını kaybetmesinin ardından DMO Komutanlığı görevine getirilen Ahmed Vahidi, çatışmaların sona ermesinden bu yana ilk kez kamuoyu karşısına çıktı. Savaş sürecinde konumunu güçlendiren Meclis Başkanı Muhammed Bakır Kalibaf da Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, Yargı Erki Başkanı Gulam Hüseyin Muhsini Ejei ve çok sayıda üst düzey yetkiliyle birlikte törene katıldı.

Eski Cumhurbaşkanı Mahmud Ahmedinejad da geçmişte rejimle yaşadığı anlaşmazlıklara ve akıbetine ilişkin aylardır süren spekülasyonlara rağmen cenazede yer aldı. Ahmedinejad’ın yaşadığı mahallenin bombardımana uğraması ve olayda bazı korumalarının hayatını kaybetmesi, son dönemde hakkındaki iddiaları daha da artırmıştı.

Mücteba’nın yokluğu soru işaretleri uyandırıyor

Buna karşılık Mücteba Hamaney, cenaze törenlerinin hiçbirine katılmadı. Dini liderlik görevini devralmasından bu yana kamuoyuna hitaben ne görüntülü ne de sesli herhangi bir mesaj yayımladı.

Göreve gelmeden önce de kamuoyu önünde nadiren görülen Mücteba Hamaney’in bu sessizliğini sürdürmesi, İranlılar arasında geniş yankı uyandırdı. Zira kamuoyu, düzenli olarak halkın karşısına çıkan ve sık sık yaptığı konuşmalarla yönetimin en önemli iletişim araçlarından birini kullanan Ali Hamaney’e alışkındı.

Rejim içindeki yetkililer ve siyasetçilerin yanı sıra bazı yabancı diplomatlar ise Mücteba Hamaney’in kamuoyundan uzak kalmasını güvenlik gerekçeleriyle açıklıyor ve devlet işlerini yönetmeyi sürdürdüğünü belirtiyor.

Bu kaynaklara göre Mücteba Hamaney, babasının yanı sıra eşi, kız kardeşi, eniştesi ve 14 aylık yeğeninin hayatını kaybettiği hava saldırılarında yaralandı ancak daha sonra sağlığına kavuştu. Söz konusu aile fertlerinin tamamının Meşhed’de toprağa verilmesi planlanıyor.

İlk siyasi sınav

Mücteba Hamaney’in aldığı ilk önemli karar, temkinli bir yönetim anlayışını benimsemesi oldu.

Hamaney, Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan’a, İran’ın en önemli stratejik kozlarından biri haline gelen Hürmüz Boğazı’nın yeniden açılmasına ilişkin mutabakat zaptını imzalama ve savaşı sona erdirecek bir anlaşmaya varılması amacıyla ABD ile müzakereleri başlatma yetkisi verdi. Ancak anlaşmanın siyasi sorumluluğunu üstlenmekten kaçınmaya özen gösterdi.

Yazılı açıklamasında anlaşmaya ‘ilke olarak’ karşı olduğunu belirten Mücteba Hamaney, buna rağmen Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi’nin onay vermesi üzerine sürecin ilerlemesine izin verdiğini ifade etti. Cumhurbaşkanı’nın başkanlık ettiği konseyde ülkenin üst düzey askeri komutanları da yer alıyor.

Hamaney ayrıca, anlaşmanın sağlayacağı ekonomik kazanımların, dondurulmuş İran varlıklarının serbest bırakılması da dahil olmak üzere, Pezeşkiyan’ın sorumluluğunda olduğunu vurguladı.

Bu adımlar, Mücteba Hamaney’in, babasının izlediği güç merkezleri ile rejim içindeki rakip siyasi gruplar arasında denge kurma politikasını sürdürmeye çalıştığı şeklinde değerlendiriliyor.

Bu çerçevede Hamaney, başta Muhammed Bakır Kalibaf olmak üzere pragmatik kanada daha geniş hareket alanı tanıdı. Söz konusu kanat, ABD ile bir anlaşmaya varılmasının yaptırımların hafifletilmesi ve ekonomik baskının azaltılması için tek gerçekçi seçenek olduğunu savunuyor.

Haberde görüşlerine yer verilen rejime yakın bir kaynak, “Kalibaf artık yeni liderin sağ kolu konumunda. Ülkenin kalkınmasının en büyük öncelik olduğunun farkında ve pragmatik bir çizgi izleyeceğini gösterecek” değerlendirmesinde bulundu.

Bununla birlikte bu yaklaşım, rejimin muhafazakâr tabanında güçlü bir muhalefetle karşı karşıya bulunuyor. Muhafazakâr çevreler, Washington ile yeniden müzakere masasına oturulmasının, rejimin üzerine inşa edildiği ideolojik ilkeler ve Ali Hamaney’in siyasi mirasıyla doğrudan çeliştiğini savunuyor.


Bekayi: Avrupa sorumluluk üstlenmeli

İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü İsmail Bekayi (İran Dışişleri Bakanlığı)
İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü İsmail Bekayi (İran Dışişleri Bakanlığı)
TT

Bekayi: Avrupa sorumluluk üstlenmeli

İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü İsmail Bekayi (İran Dışişleri Bakanlığı)
İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü İsmail Bekayi (İran Dışişleri Bakanlığı)

İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü İsmail Bekayi, NATO Genel Sekreteri Mark Rutte'nin Avrupa ülkelerinin İran'a karşı yürütülen savaşa katılımına ilişkin açıklamalarına tepki göstererek, "Avrupa sorumluluk üstlenmeli" dedi.

Şarku’l Avsat’ın, Mehr Haber Ajansı’ndan aktardığı habere göre  Bekayi bugün (Perşembe) sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda Rutte'nin açıklamalarını değerlendirdi.

Bekayi paylaşımında, "Mark Rutte'nin Avrupa ülkelerinin İran'a yönelik askeri saldırıya katıldığını defalarca kabul etmesi, Avrupa'nın bu saldırgan savaşta tarafsız olmadığını bir kez daha teyit etmektedir" ifadelerini kullandı.

Avrupa toprakları, askeri üsleri ve altyapısının ABD-İsrail ortak askeri operasyonuna tahsis edildiğini belirten Bekayi, "Topraklarını, üslerini ve altyapısını ABD-İsrail saldırganlığına açan taraflar, bu iş birliğinin ve sonuçlarının sorumluluğundan kaçamaz. ABD'nin zorbalığını ve saldırgan savaşını desteklemekle övünmek, güç ve özgüven göstergesi olmaktan ziyade; efendisinin kibirli bakışını dalkavuklukla değiştirebileceğine inanan bir zihniyetin yansımasıdır" ifadelerini kullandı.


ABD'den İran'da 90 noktaya hava saldırısı... Tahran'dan uyarı, Trump'tan anlaşma mesajı

ABD'den İran'da 90 noktaya hava saldırısı... Tahran'dan uyarı, Trump'tan anlaşma mesajı
TT

ABD'den İran'da 90 noktaya hava saldırısı... Tahran'dan uyarı, Trump'tan anlaşma mesajı

ABD'den İran'da 90 noktaya hava saldırısı... Tahran'dan uyarı, Trump'tan anlaşma mesajı

Washington ile Tahran arasında eşi benzeri görülmemiş askeri gerilim, ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı'nın (CENTCOM) bugün (Perşembe) sabah saatlerinde İran'ın iç kesimlerine yönelik yeni bir hava saldırısı dalgasını tamamladığını duyurmasının ardından bölgeyi kapsamlı bir çatışmanın eşiğine getirdi.

İran devlet medyası ve Sağlık Bakanlığı'na göre ABD hava saldırılarında en az 14 kişi hayatını kaybetti, 78 kişi yaralandı. Saldırıların ardından yetkililer, Tahran-Meşhed demir yolu hattındaki seferleri durdurdu.

İran ise buna hızlı bir karşılık vererek Devrim Muhafızları aracılığıyla Kuveyt ve Bahreyn'deki ABD askeri üslerini hedef aldığını açıkladı. Bahreyn ve Kuveyt yönetimleri ise hava sahalarına giren füzelerin ve diğer mühimmatın etkisiz hale getirildiğini bildirdi.

CENTCOM, X platformundan yaptığı açıklamada ABD güçlerinin İran'da yaklaşık 90 askeri hedefi vurduğunu duyurdu. Hedefler arasında hava savunma sistemleri, kıyı gözetleme unsurları, füze ve insansız hava aracı depoları, deniz kuvvetlerine ait askeri kapasite ile İran kıyıları boyunca bulunan askeri lojistik altyapı yer aldı.

Washington, son saldırı dalgasının amacının "İran'ın Hürmüz Boğazı'ndaki ticari gemilere ve masum sivil denizcilere yönelik saldırı kapasitesini daha da zayıflatmak" olduğunu belirtti. Açıklamada, operasyonların önceki gece gerçekleştirilen başarılı hava saldırılarının devamı niteliğinde olduğu ifade edildi.

Sahadaki çatışmalar sürerken diplomatik cephede de dikkat çekici gelişmeler yaşandı. ABD Başkanı Donald Trump, İran'ın yönetimiyle temasa geçerek bir "anlaşma" yapma isteğini ilettiğini açıkladı.

Trump'ın bu açıklamalarıyla eş zamanlı olarak İran Devrim Muhafızları, saldırıların tekrarlanması halinde bölgedeki diğer ABD üslerinin de hedef alınacağı uyarısında bulundu. Açıklamada, askeri karşılığın genişletilebileceği belirtilirken, bölgenin karşılıklı caydırıcılık ile gerilimi arka kapı diplomasisi yoluyla kontrol altına alma çabaları arasında kritik bir dönemece girdiği vurgulandı.

İsrail Güney Lübnan'da saldırılar düzenledi

İsrail ordusu, bugün (Perşembe) sabahın erken saatlerinde ve dün gece Güney Lübnan'daki Hıyam beldesinde saldırılar gerçekleştirdi. Ordu ayrıca gece saatlerinde Tayyibe beldesini hedef alan bir başka saldırı düzenledi.

Lübnan resmi haber ajansı NNA'nın aktardığına göre İsrail ordusu gece ve sabah saatlerinde Hıyam beldesi içinde art arda saldırılar gerçekleştirdi. Patlamaların sesi Güney Lübnan'ın birçok bölgesinde duyuldu.

Ayrıca İsrail güçleri, Tayyibe beldesinde de saldırılar düzenlerken, eş zamanlı olarak Deyr Seryan beldesinin çevresi topçu ateşiyle hedef alındı.

Fransa Dışişleri Bakanı: ABD saldırılarının nedeni İran'ın taahhütlerini ihlal etmesi

Fransa Dışişleri Bakanı Jean-Noël Barrot, bugün (Perşembe) yaptığı açıklamada ABD'nin İran'a yönelik son saldırılarının, Tahran'ın taahhütlerini ihlal etmesinin sonucu olduğunu söyledi.

Fransız TF1 kanalına konuşan Barrot, saldırıların meşruiyetine ilişkin bir soruya verdiği yanıtta, "İran, Umman açıklarında seyreden gemileri hedef alarak hem Washington ile son imzaladığı mutabakat zaptındaki yükümlülüklerini hem de uluslararası hukuku ihlal etti" ifadelerini kullandı.

Barrot, İran'ın geçen ay ABD ile varılan anlaşmayı ihlal ettiğini belirterek, "Bu tür girişimlerin derhal sona ermesi gerekiyor ki kritik müzakereler mümkün olan en iyi şartlarda yeniden başlayabilsin" dedi.

Katar Dışişleri Bakanlığı

  • Katar Başbakanı, İran Dışişleri Bakanı ile telefonda görüştü.
  • Görüşmede Washington ile Tahran arasında yaşanan son askeri gerilim ele alındı.
  • Katar Başbakanı, İran Dışişleri Bakanı ile yaptığı görüşmede Hürmüz Boğazı'nda gemilere yönelik saldırıları kınadı.
  • Katar Başbakanı, tüm tarafların diplomatik diyaloga bağlı kalmasının önemini vurguladı.
  • Katar Başbakanı, mutabakat zaptı kapsamında üzerinde uzlaşılan hususların uygulanması gerektiğini ifade etti.
  • Katar'ın gerilimin kontrol altına alınması ve kapsamlı bir anlaşmaya varılması amacıyla yürütülen tüm diplomatik girişimleri desteklemeyi sürdüreceğini yineledi.