Gazze’deki savaş ve dünya savaşlarının yıl dönümü

Gazze Savaşı ve uluslararası krizlerin çağrışımları

Gazze Şeridi'nin güneyindeki Han Yunus'ta yıkılmış binaların yanındaki dar bir sokakta yürüyen Filistinliler, 11 Haziran 2024 (AFP)
Gazze Şeridi'nin güneyindeki Han Yunus'ta yıkılmış binaların yanındaki dar bir sokakta yürüyen Filistinliler, 11 Haziran 2024 (AFP)
TT

Gazze’deki savaş ve dünya savaşlarının yıl dönümü

Gazze Şeridi'nin güneyindeki Han Yunus'ta yıkılmış binaların yanındaki dar bir sokakta yürüyen Filistinliler, 11 Haziran 2024 (AFP)
Gazze Şeridi'nin güneyindeki Han Yunus'ta yıkılmış binaların yanındaki dar bir sokakta yürüyen Filistinliler, 11 Haziran 2024 (AFP)

Elie el Kaşif

ABD Başkanı Joe Biden’ın Gazze için ateşkes teklifi, muhtemelen Ramazan ayı arifesinde ateşkes ve esir takası anlaşması amacıyla yapılan, ancak tökezleyip başarısızlıkla sonuçlanan müzakerelerle aynı kaderi paylaşacak gibi görünüyor. ABD yönetiminin ister doğrudan İsrail'e ister Arap ülkeleri aracılığıyla Hamas’a olmak üzere savaşan taraflara yönelik tüm baskılarına rağmen, kendisi de bunu öngörmeye ve işaret etmeye başladı. ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken savaşın başlamasından bu yana bölgeye gerçekleştirdiği sekizinci ziyarette bunu yapmaya çalışsa da şimdiye kadar pek başarılı olamadı.

Ne zaman savaşın müzakereler yoluyla durdurulabileceğine dair bir umut doğsa, bu müzakerelerin başarısızlıkla sonuçlanacağına dair kötümser bir rüzgâr esmeye başlıyor. Eğer müzakere girişimi bu kez de başarısız olursa, karamsarlık geçen seferkinden daha da yoğun olacak. Teklif, gerek müzakerelerin başarısız olması ve İsrail ile Hamas'ın Biden'ın teklifine yanıt vermemesi bakımından, gerek savaşın doğrudan tarafları olan Hamas ve İsrail'in, özellikle de Binyamin Netanyahu ve Yahya Sinvar'ın hesapları bakımından gerekse özellikle önümüzdeki kasım ayında yapılması planlanan ABD seçimlerinin arifesinde bölgesel ve uluslararası sahnedeki kaos bakımından İsrail'in Gazze Şeridi'ne yönelik savaşının en karmaşık hale geldiği zor bir zamanda ortaya atıldı. Bu da haftalardır hatta aylardır konuşulan Hamas ve İsrail arasındaki yıpratma savaşının aslında bölgesel ve uluslararası bir çatışmanın yansıması olup olmadığı, yani bölgesel ve uluslararası tarafların kendi hesapları için mi bu çatışmayı derinleştirmeye çalıştıkları ya da söz konusu uluslararası tarafların başında gelen ABD’yi bu savaşta boğmak, dikkatini dağıtmak ve çözümsüzlüğe itmeye mi çalışıldığı gibi önemli bir soruyu gündeme getiriyor.

Aslında, Rusya-Ukrayna savaşıyla ilgili sahada ve siyaset sahnesinde yaşanan gerilim, Doğu Avrupa'daki gelişmeleri Filistin topraklarındaki çatışmayla ilişkilendirmeye giderek daha fazla itiyor. Çünkü ABD ve Batı ülkelerinin her iki bölgede de var olması, rakiplerinin bu savaşlara katılmaları için net bir davet anlamına geliyor. Eğer Rusya Avrupa'daki savaşın tarafı ise Gazze’deki savaşta rolü ne olacak? Ya da Hizbullah ve İsrail arasındaki cephede nasıl bir rol üstlenecek? Aksa Tufanı Operasyonu'na ilişkin bazı geç okumalar, Moskova'nın bu operasyona yakından ya da uzaktan müdahil olmuş olma ihtimalini sorgulasa da elbette net cevaplara ulaşamadı. Şu sıralar sorular, Rusya'nın Ukrayna savaşındaki hesapları ya da başta Çin olmak üzere diğer ülkeler arasında yeni bir uluslararası düzen inşa etme girişimleri bağlamında, savaşı uzatma ve ABD'yi bu savaşla meşgul etme konusundaki çıkarları üzerinde yoğunlaşıyor. Dolayısıyla, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin'in Gazze’deki savaşın patlak vermesinin bir nedeni olarak gördüğü ABD’nin Ortadoğu'daki başarısızlığı, ABD liderliğindeki liberal uluslararası düzenin parçalanmasına yol açıyor.

Gazze’deki savaştan nasıl çıkılacağı ve ‘ertesi günü’ belirsizliğini korurken Ortadoğu’da bu savaşın ortaya çıkardığı yeni bir soğuk savaş biçimiyle karşı karşıya olabiliriz.

Ancak Rusya ile ilgili soruların sorulması, kaçınılmaz olarak Çin ile ilgili sorular da sorulması anlamına geliyor. Pekin, Moskova’nın aksine çatışmaya doğrudan müdahil olmasına dair herhangi bir sinyal vermiyor. Putin geçtiğimiz hafta, Batılı ülkelerin Ukrayna’yı silahlandırmasına ve Rusya'ya saldırmasına izin vermesine karşılık, Moskova'nın dünyanın dört bir yanındaki ABD karşıtı grupları desteklemeye hazır olduğunu söylemişti. Bu da İran ile silah anlaşmaları yapmaya ya da bölgedeki İran yanlısı grupları doğrudan ya da Tahran üzerinden silahlandırmaya hazır olduğu şeklinde yorumlandı. Hizbullah'a yakın çevreler Moskova ile ilişkilerinin şu an her zamankinden daha güçlü olduğundan bahsediyor. Peki, bu Rusya'nın Hizbullah'a silah ya da teknoloji sağladığı anlamına mı geliyor? Her halükârda özellikle Ukrayna ve genel olarak Avrupa kıtasının güvenliği konusunda ABD ve Batı ülkeleri ile derinleşen çatışması çerçevesinde, Rusya'nın Gazze’deki savaşa müdahil olmuş olabileceğinden endişe duymak gerekiyor.

Son yıllarda İsrail, Körfez Arap ülkeleri ve İran'la birlikte bölgedeki varlığının kapsamını genişleten Çin ise Filistin'deki bölünmüşlüğün tarafları olan Fetih Hareketi (El Fetih) ve Hamas Hareketi arasında uzlaşı sağlayama çalışarak ve Filistinliler ile İsrail arasındaki çatışmayı çözmek için uluslararası konferans çağrısında bulunarak, savaşa diplomatik bir pencereden bakıyor.

svdfbgnh
Ürdün'ün ev sahipliğinde yapılan “Eylem Çağrısı: Gazze'ye Acil İnsani Müdahale” konulu Ölüdeniz Konferansı'na katılan ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken (ortada) sağında Arap Birliği Genel Sekreteri Ahmed Ebu Gayt ile, 11 Haziran 2024 (AFP)

Gazze Şeridi’ndeki savaşın büyük resmi böyle, ancak uluslararası ve bölgesel ittifakların karmaşıklığı ve çakışmaları çerçevesinde, uluslararası ve bölgesel safların daha açık dizildiği Soğuk Savaş dönemindeki durumun aksine, bugün bölgedeki ve dünyadaki tüm ülkeler ilişkilerini ve ittifaklarını mümkün olduğunca genişletmeye çalışıyor. Bu ise bölgedeki uluslararası rekabetin, özellikle de günümüzün iki büyük kutbu olan ABD ve Çin arasındaki rekabetin ek bir nedeni haline geliyor. Hem ABD hem de Çin, İsrail'den Körfez ülkelerine ve İran'a kadar bölgedeki diğer ülkelerle ilişkilere sahip. Dolayısıyla Gazze’deki savaştan nasıl çıkılacağı ve ‘ertesi günü’ belirsizliğini korurken, Ortadoğu’da bu savaşın ortaya çıkardığı yeni bir soğuk savaş biçimiyle karşı karşıya olabiliriz.

Fakat savaşı çevreleyen bu uluslararası sahne tek başına savaşın gelişimini ve geleceğini açıklamaya yetmiyor. Zira yerel aktörlerin, Hamas ve İsrail'in, özellikle de Sinvar ve Netanyahu'nun hesapları, çatışmanın geleceği üzerinde çok etkili ve hatta belirleyici. İran’ın Dini Lideri Ali Hamaney'in geçtiğimiz günlerde Hamas Hareketi’ne Biden'ın teklifini kabul etmemesi yönünde yaptığı dolaylı çağrıdan da anlaşılacağı üzere, İran'ın Hamas'ın önemli bir destekçisi olarak savaştaki varlığı, hatta onun tercihlerini yönlendirmesi göz ardı edilemez. Tüm bu aktörlerin, Gazze Şeridi'ndeki savaşta yaşanan gelişmelerin de kanıtladığı üzere, başta bölgedeki başlıca uluslararası aktör olan ABD olmak üzere, savaştaki başlıca ülkelerin çıkarlarını ve tedbirlerini dikkate aldıklarına hiç şüphe yok.

Gazze’deki savaş da dahil olmak üzere bölgedeki olayların çoğu, ABD’nin bölgedeki yeni mühendisliğinin bir parçası olarak, ABD-Suudi Arabistan anlaşması etrafında dönüyor.

Nihayetinde ister müttefikleri ister muhalifleri tarafından olsun, tüm yerel, bölgesel ve uluslararası hesaplar ABD ve onun yakın ve uzak hedefleri etrafında dönüyor. Hamas, İran ve Hizbullah, İsrail ile ABD arasındaki anlaşmazlıkların ve bu anlaşmazlıkların merkezinde yer alan ABD’nin bölgedeki önceliklerinin üzerine bahis oynuyorlar. Biden yönetimi, ABD'nin Doğu Avrupa, Pasifik ya da Çin Denizi gibi önemli uluslararası çatışma bölgelerine yeniden odaklanmasıyla ilgili jeopolitik nedenlerinin yanı sıra Gazze’deki savaşta İsrail'i desteklediği ve gönderdiği çok sayıda silahla on binlerce Filistinli sivilin ölümüne neden olduğu için seçimlerde ABD’lilerin kendisine yönelik tepkisini hafifletmek gibi sebeplerden ötürü üç aşamalı ateşkes anlaşmasının imzalanması için acele ediyor.

xscdvfbg
İsrailli rehinelerin aileleri, Blinken’ın Tel Aviv ziyaretine denk gelecek şekilde, rehinelerin derhal serbest bırakılması talebiyle protesto gösterisi düzenledi 11 Haziran 2024 (Reuters)

Öte yandan Gazze'deki ateşkes, Washington ile Riyad arasında bir savunma anlaşmasından oluşan ve Washington'ın İsrail'i Suudi Arabistan ile normalleşme anlaşması yoluyla bölgeye daha fazla entegre etme çabaları çerçevesinde Tel Aviv'in de katılabileceği, ancak Tel Aviv'in Riyad'ın talep ettiği gibi iki devletli bir çözüm ile ilgili somut adımlar atmasına bağlı olan, ABD himayesinde ‘bölgesel bir yapı’ inşa etmeye doğru ilerliyor. Dolayısıyla, Gazze’deki savaş da dahil olmak üzere bölgedeki olayların çoğu, ABD’nin bölgedeki yeni mühendisliğinin bir parçası olarak ABD-Suudi Arabistan anlaşması etrafında dönüyor. Bu sebeple, İran’ın Dini Lideri Ali Hamaney’in kısa süre önce Aksa Tufanı Operasyonu’nu, bölgedeki denklemleri değiştirmeye yönelik bir Amerikan projesini engellediğini söyleyerek övmesi kimseyi şaşırtmadı.

Hamas Hareketi’nin Gazze’deki lideri Yahya Sinvar'ın özellikle de esir kartını elinde tuttuğu sürece, elinde kalanlarla savaşmaya devam etme isteğine ilişkin kendi hesaplarıyla kesiştiğinde İran'dan gelen sinyalleri aldığına şüphe yok. İşte şimdi Washington ona ABD vatandaşı olan rehineler için arada İsrail olmadan müzakere etme teklifinde bulunuyor. Sinvar’ın sadece iki seçeneği var. Ya İsrail, uluslararası tarafların garantörlüğünde kalıcı bir ateşkesi kabul edecek ya da savaşmaya devam edecek. Şimdiye kadar bu iki seçenek dışında üçüncü bir seçeneği kabul etmeye istekli görünmedi. Sinvar'ın tutumunun, özellikle Hamas’ın Doha'daki lider kadrosuna uygulanan baskı çerçevesinde bir bütün olarak Hamas'ın tutumu olup olmadığı da tartışmalı bir konu. Ancak İran Hamas'ın ana şemsiyesi olmaya devam ediyor. Bu da Hamas'ın genel tutumunu anlamada önemli bir unsur.

Netanyahu'nun siyasi ve şahsi hesapları, Washington ile ilişkilerinin sınırları ve koşulları da dahil olmak üzere savaştaki seçeneklerini belirlemede önemli rol oynuyor.

İsrail'e ve özellikle Netanyahu'ya gelince; Netanyahu, iki devletli bir çözümü kabul etmeye hazır değil. Çünkü böyle bir durum onu hükümetinin düşmesi ve aşırı sağın yeri doldurulamaz desteğini kaybetmesi tehdidiyle karşı karşıya bırakacaktır. Yani ya hem Filistinlilerle savaşı hem de İsrail içindeki siyasi çatışmayı kazanarak ikisi de kazanacak ya da ikisini birden kaybedecek. Tecrübeli bir siyasetçi olan Netanyahu, İsrail'deki siyasi ve demografik geleceğin özellikle savaş sonrasında aşırı sağcı eğilimlerden yana olduğunu çok iyi biliyor. Bu nedenle önceliklerinin, görev süresi sona ermekte olan Biden yönetimiyle ilişkileri pahasına da olsa aşırı sağcı akımların kendisine olan desteğini sürdürmek olması gerektiğini bilen Bibi (Netanyahu), İsrail sağının değirmenine su taşıyan Donald Trump'ın seçimleri kazanması üzerine de bahis oynuyor olabilir. Nihayetinde Netanyahu'nun siyasi ve şahsi hesapları, Washington'la ilişkinin sınırları ve koşulları da dahil olmak üzere savaştaki seçeneklerini belirlemede önemli rol oynuyor. İsrail sağının anlatısı, Biden'ın İsrail'e yardım etmek yerine, onu bölgeye yönelik projesinin bir parçası olarak kullandığı yönünde ve bu da elbette Netanyahu ve danışmanları tarafından çok iyi biliniyor.

Tüm bu üst üste binen uluslararası, bölgesel ve yerel sahneler açısından Gazze’deki savaştan çıkış yolunu hayal etmek daha da zorlaşıyor. O halde bölge uzun bir ‘yıpratma savaşına’ mı hazırlanmalı? Nihayetinde böyle bir savaşın bedelini öncelikle Filistinli siviller, ikinci olarak da Lübnan'da, Suriye'de, hatta biraz daha uzaktaki Irak'ta olsun, uzun savaşlara alışkın olan ‘Bereketli Hilalin’ halkları ödeyecek.



Fransa'dan seçim yenilgisi ve ABD ile İran arasındaki "ne savaş ne barış" durumuna ilişkin değerlendirme

Paris’te dün düzenlenen gösteride bir protestocu, Trump, Fransa Macron ve Sébastien Lecornu’nun fotoğraflarının yer aldığı, üzerinde “Savaşa hazırlanıyorlar” yazan bir pankart taşıyor. (Reuters)
Paris’te dün düzenlenen gösteride bir protestocu, Trump, Fransa Macron ve Sébastien Lecornu’nun fotoğraflarının yer aldığı, üzerinde “Savaşa hazırlanıyorlar” yazan bir pankart taşıyor. (Reuters)
TT

Fransa'dan seçim yenilgisi ve ABD ile İran arasındaki "ne savaş ne barış" durumuna ilişkin değerlendirme

Paris’te dün düzenlenen gösteride bir protestocu, Trump, Fransa Macron ve Sébastien Lecornu’nun fotoğraflarının yer aldığı, üzerinde “Savaşa hazırlanıyorlar” yazan bir pankart taşıyor. (Reuters)
Paris’te dün düzenlenen gösteride bir protestocu, Trump, Fransa Macron ve Sébastien Lecornu’nun fotoğraflarının yer aldığı, üzerinde “Savaşa hazırlanıyorlar” yazan bir pankart taşıyor. (Reuters)

Paris, ABD Başkanı Donald Trump'ın ara seçimlerde uğradığı yenilginin İran'la savaş sürecine olası yansımalarını değerlendirirken ihtiyatlı bir tutum sergiliyor. Trump'ın, Ukrayna ve İran meselelerinde olduğu gibi, Avrupa başkentlerini ve bu arada Paris'i kendi kararlarıyla defalarca şaşırtmış olması nedeniyle Fransız diplomasisi, geleceğe ilişkin öngörülerde bulunmaktan kaçınıyor.

Paris yönetimi de bütün başkentler gibi Trump'ın seçim yarışından zayıflamış olarak çıktığının farkında. Ancak bilinmezliğini koruyan asıl konu, Trump'ın bundan sonraki planları. Nitekim Trump, İran'a yönelik savaşın Cumhuriyetçi Partisi'nin seçim yenilgisinin nedenlerinden biri olduğunu bizzat kabul etti. Fransız başkentinde bazı çevreler, Trump'ın yakın ekibinin, hatta belki de Trump'ın kendisinin bile bu savaşın geleceğine ilişkin nasıl bir yol izleneceğini bilmediği görüşünde.

Ancak Paris, İran dosyasından elini çekmiş değil. Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron'un kısa süre önce gerçekleştirdiği ve Körfez'deki altı ülkeden beşini kapsayan geniş kapsamlı ziyaret de bunun göstergesi. Macron'un bu ziyarette, özellikle sonbahar ve kış döneminde ülkesinin petrol, doğal gaz ve türev ürün ihtiyacını güvence altına alma çabasının yanı sıra, altı ülkenin liderleriyle ele aldığı temel mesele, Paris'in aylardır bölgede hüküm sürdüğünü belirttiği "ne savaş ne de barış" durumundan nasıl çıkılacağı oldu.

Fransız kaynaklar, Fransa'nın bölgede askerî varlık göstermesine de dikkat çekiyor. Ancak bu durum, Fransa'nın İran'a karşı yürütülen savaşın tarafı olduğu anlamına gelmiyor. Paris, bölgedeki askerî angajmanının tamamen savunma amaçlı olduğunu vurguluyor.

Fransa'nın değerlendirmesi, İran'ın nükleer programının denetim altına alınması, Tahran'ın Körfez bölgesindeki istikrarı bozan uygulamalarına son vermesi ve Körfez suları, Hürmüz Boğazı ile Babülmendeb Boğazı'nda serbest deniz ulaşımının sağlanması ilkelerine dayanıyor. Paris'e göre bunlar bütün tarafların üzerinde uzlaşabileceği ortak hedefler. Bu şartlar oluşturulmadan bölgede güvenlik ve istikrarın tesis edilmesi mümkün değil.

Avrupa ile ABD arasındaki görüş ayrılığı ise bu hedeflere ulaşmada kullanılacak yöntemler konusunda ortaya çıkıyor. Paris, Fransa ve diğer Avrupa ülkelerinin ortak bir yaklaşım benimsediğini belirtiyor. Fransa ve İngiltere, Hürmüz Boğazı'nda güvenli geçişi sağlamak amacıyla Avrupa merkezli bir misyon başlatırken, Avrupa ülkeleri 2024'ten bu yana Kızıldeniz ve Babülmendeb Boğazı'nda gemilerin korunmasına yönelik faaliyet yürütüyor.

Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron'u 22 Ekim 2026'da Riyad'da karşılarken. (SPA)
Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron'u 22 Ekim 2026'da Riyad'da karşılarken. (SPA)

"Ne savaş ne barış" durumuna karşı uyarı

Fransa'nın bakış açısına göre bölgede yeniden savaş çıkma riski hâlâ mevcut. Paris, bazı çevrelerin ABD'deki son iç siyasi gelişmelere rağmen bu ihtimali, İran rejimini devirmek için değerlendirilmesi gereken bir "fırsat" olarak görebileceğinin de farkında. Bu yaklaşımı savunan isimlerin başında ise Binyamin Netanyahu geliyor.

Paris ve çok sayıda Avrupa ülkesi, savaşın şubat ayında başlamasından sonra İran'a yönelik askerî harekâttan uzak durdu. Fransa, yeniden savaş ihtimaline karşı da aynı mesafeli tutumunu koruyor. Ayrıca Paris, savaşın nihai hedefi olarak gösterilen İran rejiminin devrilmesinin gerçekleşmeyeceği kanaatinde.

Fransız değerlendirmesine göre İran'a yönelik askerî saldırılar, rejimi ayakta tuttu ve daha da güçlendirdi. Söz konusu saldırılar, rejim içerisindeki en radikal unsurların kendi etrafında kenetlenmesini sağlarken, nükleer program sorununu da çözmedi.

Körfez'deki mevcut durumun devam etmesi ise fiilen "gri bölgede", yani "ne savaş ne de barış" koşullarında kalınması anlamına geliyor. Bu durum, normalleşmeye dönüşü zorlaştırırken, bölgenin uzun süre güvenlik ve istikrarsız kalmasına yol açabilir. Bunun sonucunda petrol ve doğal gaz tedariki ciddi zarar görür, bölgesel ve küresel ekonomi olumsuz etkilenir.

Paris, bu durumun sürmesinin hem siyasi hem de ekonomik sonuçlar doğuracağı uyarısında bulunuyor. Siyasi açıdan Irak'ın güvenliğini tehdit eden gelişmelere ve Bağdat yönetiminin silahları devletin kontrolünde toplama çabalarına yönelik risklere dikkat çekiliyor. Ayrıca İsrail'in Lübnan'ın güneyindeki işgalinin sürmesi, Hizbullah'a silahlarını teslim etmeyi reddetmesi için gerekçe ve adeta bir "can simidi" sağlıyor.

Hürmüz Boğazı'nın Umman kıyısından 3 Kasım'da çekilmiş görüntüsü. (Reuters)
Hürmüz Boğazı'nın Umman kıyısından 3 Kasım'da çekilmiş görüntüsü. (Reuters)

Paris, savaşın yeniden başlamasının İran'ın Körfez ülkelerini tekrar hedef alması anlamına geleceğine de dikkat çekiyor. Bu ülkelerin yeni saldırılardan zarar göreceği belirtilirken, Tahran'ın bu yöndeki niyetini gizlemediği, aksine saldırıların kapsamını genişletmekle açık tehditte bulunduğu ifade ediliyor.

Ekonomik sonuçlar ise daha net. Bunların başında petrol, doğal gaz ile türev ürünlerin tedarikine yönelik tehditlerin devam etmesi ve bunun küresel ekonomi üzerindeki etkileri geliyor. Ayrıca enerji ihracatçısı Körfez ülkelerinin ekonomileri de ciddi zarar görüyor. Paris'in değerlendirmesine göre mevcut kriz, örneğin, Katar'ın doğal gaz ihracatının yüzde 75'inden mahrum kalmasına yol açarken diğer Körfez ekonomileri de süreçten olumsuz etkileniyor.

Paris, İran'ın ABD'nin taleplerine boyun eğmeyeceği konusunda oldukça emin. Özellikle İran yönetimi, ABD'ye karşı yürütülen savaştan galip çıktığına inanıyor. Her durumda Tahran'ın, rejimini tehdit eden gelişmeleri önlemek için elindeki bütün imkânları kullanmaya hazır olduğu değerlendiriliyor.

Bu yaklaşım, İran'ın bilinen tutumuyla da örtüşüyor: Ülke dış dünyaya açıldığında ekonomik kaynakları ve dolayısıyla direnme kapasitesi artıyor. Rejimin dış dünyaya kapanması durumunda ise askerî ve baskıcı uygulamalarını daha da yoğunlaştırdığı görülüyor.

Macron, geçen ay Doha, Manama ve Abu Dabi'ye gerçekleştirdiği ziyaret sırasında. (Reuters)
Macron, geçen ay Doha, Manama ve Abu Dabi'ye gerçekleştirdiği ziyaret sırasında. (Reuters)

Savaş çözüm getirmeyecek

Fransa'nın değerlendirmesinde değişmeyen temel görüş, savaş yoluna başvurmanın herhangi bir çözüm getirmeyeceği yönünde. Şarku’l Avsat’ın edindiği bilgiye göre Paris çözümü, İran'la tüm ihtilaflı başlıklarda "sert ve kararlı müzakereler" yürütülmesinde görüyor.

Fransa'nın yanı sıra İngiltere ve Almanya da 2003 yılına kadar uzanan, Tahran'ın nükleer programına ilişkin uzun müzakere deneyimine sahip. Üç Avrupa ülkesi, 2015 yılında İran ile P5+1 ülkeleri arasında imzalanan nükleer anlaşmaya giden süreçte önemli rol oynamıştı.

Macron, Körfez turu sırasında bölge liderleriyle ülkelerinin beklentilerini ve Tahran'la hangi konularda müzakere yürütülebileceğini ayrıntılı biçimde ele aldı. Macron, görüşmelerinde Paris'in bu süreçte kendilerine "eşlik etmeye" hazır olduğunu ifade etti.

Fransa ayrıca, 23 Eylül'de İstanbul'da gerçekleştirilen sekizli toplantıya da büyük ilgi gösterdi. Şarku’l Avsat’ın aldığı bilgiye göre  toplantıya bir tarafta Avrupa üçlüsü Fransa, İngiltere ve Almanya ile İtalya'nın dışişleri bakanları, diğer tarafta ise "Mekke İttifakı" temsilcileri ve Mısır katıldı. Toplantının ardından Mekke İttifakı temsilcileri Tahran'ı ziyaret etti.

İstanbul toplantısının temel ve öncelikli amacı, askerî gerilimi düşürerek savaşın yeniden başlamasını önlemek, İran'la güçlü temellere dayanan bir diyalog ve müzakere süreci başlatmak, üzerinde uzlaşılabilecek çözümler aramak ve Kızıldeniz, Hürmüz Boğazı ile Babülmendeb Boğazı'nda deniz ulaşımının serbestisini yeniden tesis etmekti.

Katılımcılar düzenli aralıklarla bir araya gelme konusunda mutabakata varırken, Tahran ziyareti ise İran'la doğrudan iletişim kanalı açmayı hedefledi.

30 Ekim'de Umman Körfezi'nde saldırıya uğrayan Ranti adlı tankerden yükselen duman. (Reuters)
30 Ekim'de Umman Körfezi'nde saldırıya uğrayan Ranti adlı tankerden yükselen duman. (Reuters)

Bütün bu gelişmeler, Trump yönetiminin İsrail'le birlikte kontrolü altında tutmak istediği İran dosyasına Fransa ve Avrupa'nın yeniden müdahil olma arzusunu yansıtıyor. Paris ve Avrupalı ortakları, Körfez'de çıkarları bulunduğunu ve bu çıkarları savunmak için seslerini duyurmaları gerektiğini düşünüyor.

Ancak barış ve savaş konusundaki kararın Paris'in ya da Avrupalıların elinde olmadığı, nihai karar merciinin Washington olduğu da kabul ediliyor.

Bazı çevreler, seçim yenilgisinin ardından Trump'ın artık eskisinden farklı bir tutum sergileyeceğini öngörüyor. Buna göre Trump, Avrupalılarla uzlaşmaya daha yatkın hâle gelebilir ve gerek Ukrayna gerekse İran konusunda Avrupalıların yürüttüğü çalışmaları dinlemeye daha açık olabilir.

Buna karşılık, tam tersi görüşü savunanlar da var. Bu çevreler, Trump'ın salı gecesinden çarşamba sabahına uzanan saatlerde yaptığı açıklamalarda, yeniden eski savaşçı söylemine dönmesini kanıt olarak gösteriyor.

Peki, kim haklı, kim yanılıyor? Bugün için bu sorunun bir cevabı yok. Cevap, önümüzdeki günlerde ortaya çıkacak.


Mars çatlaklarından sızan gaz tespit edildi: Volkanik aktivite mi?

Fotoğraf: Reuters
Fotoğraf: Reuters
TT

Mars çatlaklarından sızan gaz tespit edildi: Volkanik aktivite mi?

Fotoğraf: Reuters
Fotoğraf: Reuters

Bilim insanları Mars'tan gaz sızdığını saptadı. Bu durum, gezegenin yüzeyinin altında bir şeyler yaşandığına işaret ediyor.

Mars yüzeyinde yeni çatlaklar keşfedilmesi, Kızıl Gezegen'in derinliklerinde bir zamanlar (ve belki de hâlâ) jeolojik aktivite olabileceği sinyalini veriyor. Araştırmacılar, gezegenin içinden gelen gazın yüzeye doğru yükseldiğini düşünüyor.

Yeni bir çalışmada Mars yüzeyinin altındaki magmadan gelen hidrojen klorür gazına dair kanıtlar bulundu. Bu da gezegenin içinde uyku halinde bir tür volkanizma olabileceğine işaret ediyor.

Avrupa Uzay Ajansı'nın ExoMars Trace Gas Orbiter aracı, 2021'de Mars atmosferinde hidrojen klorür gazı tespit etmişti. Dünya'da bu gaz genellikle magmatik bacalardan çıktığı gözlemlendiği için bilim insanları, Mars'ta da aynı şeyin olabileceğini düşündü.

Yeni araştırmadaysa uzay bilimcileri, Mars'ın içinde yakın zamana kadar ve belki de hâlâ yüzey altındaki volkanizmayı destekleyecek kadar ısı olduğuna dair kanıtlar buldu.

Araştırmacılar, Mars'ın volkanik açıdan aktif olabileceğini uzun zamandır tahmin ediyordu. Mars, Güneş Sistemi'ndeki en büyük volkanları barındırsa da bunların ne kadar aktif olduğu net değil. Ayrıca yüzeydeki sensörler de Dünya'yı sarsanlara benzer "Mars depremleri" tespit ediyor.

Ancak gezegende bugüne kadar gerçek bir lav akışı ya da patlama gözlemlenmedi. Yeni bulgular, bunun yüzeyin altında gerçekleşiyor olabileceğini gösteriyor. Gazın, gezegenin içindeki bir tür volkanik boru sistemine benzetilen magma odasından sızdığı düşünülüyor.

Araştırmacılar, Mars'ın bir zamanlar bu şekilde aktif olması durumunda, yaşam için gerekli koşulların ortaya çıkabileceğine inanıyor. Örneğin kabuğun içinden ilerleyen lav, yeraltı sularıyla karışarak Dünya'dakine benzer biçimde yaşamın gelişebileceği küçük alanlar oluşturmuş olabilir.

Polonya Bilimler Akademisi Uzay Araştırma Merkezi'nden öğretim üyesi ve yeni makalenin ortak başyazarı Daniel Mège, "Alba Mons bölgesindeki sızıntı yapan çatlaklarda Mars'ta yaşam aramak son derece mantıklı bir hareket olur" diyor. 

Hidrotermal sistemler aktifse, mikroorganizmaların gelişmesi için gerekli bileşenleri ve enerjiyi barındırabilir ve mikroorganizmaları yüzeyin üstündeki tehlikeli ve değişken ortamdan koruyabilirler.

Çalışma, hakemli dergi Science Advances'ta yayımlanan "Enigmatic HCl detections as a potential signature of igneous activity on Mars" (Mars'taki magmatik faaliyetin potansiyel bir işareti olarak gizemli HCl tespitleri) başlıklı yeni makalede aktarılıyor.

Independent Türkçe


Kalibaf: Kaybeden bir kumarbazın enerjisi; masadan kalkmayı başaramıyor

Bir kadın, çarşamba günü Tahran'daki İnkılap Meydanı'nda ABD karşıtı, ABD Başkanı Donald Trump'ı tasvir eden bir duvar resminin önünde selfie çekiyor (AFP)
Bir kadın, çarşamba günü Tahran'daki İnkılap Meydanı'nda ABD karşıtı, ABD Başkanı Donald Trump'ı tasvir eden bir duvar resminin önünde selfie çekiyor (AFP)
TT

Kalibaf: Kaybeden bir kumarbazın enerjisi; masadan kalkmayı başaramıyor

Bir kadın, çarşamba günü Tahran'daki İnkılap Meydanı'nda ABD karşıtı, ABD Başkanı Donald Trump'ı tasvir eden bir duvar resminin önünde selfie çekiyor (AFP)
Bir kadın, çarşamba günü Tahran'daki İnkılap Meydanı'nda ABD karşıtı, ABD Başkanı Donald Trump'ı tasvir eden bir duvar resminin önünde selfie çekiyor (AFP)

ABD Başkanı Donald Trump'ın, Cumhuriyetçi Parti'nin Kongre'deki kontrolünü kaybetmesinin ardından İran konusunda atacağı yeni adım merakla bekleniyor. İran Meclis Başkanı Muhammed Bakır Kalibaf, dün Trump'ı savaşın "bir sonraki aşamasına" hazırlanmakla suçlayarak, ABD Başkan Yardımcısı JD Vance'ten çatışmanın bedelini Trump'a açıkça anlatmasını istedi.

Kalibaf, bu açıklamayı Vance'in İran savaşını Cumhuriyetçilerin ara seçimlerdeki yenilgisinin sorumlusu olarak göstermesine cevap olarak yaptı. Kalibaf, X hesabından İngilizce yaptığı paylaşımda, "Kaybeden bir kumarbazın enerjisi; masadan kalkmayı başaramıyor" ifadelerini kullandı.

Kalibaf, "Başkanınız, ABD 'Önce İsrail' sloganı altında uçurumun eşiğinde dururken savaşın bir sonraki aşamasına hazırlanıyor" dedi. Vance'e gösterişli konuşmaları bırakması çağrısında bulunan Kalibaf, "Neden bunları başkanınıza söylemiyorsunuz?" diye sordu.

Şarku’l Avsat'ın AFP’den aktardığına göre Kalibaf, Vance'in savaşın kötü bir fikir olduğunu düşünmesi hâlinde, çatışmayı sürdürmek yerine Trump'ı savaşı sona erdirmeye ikna etmesi gerektiğini savundu. İki isim, nisan ayında gerçekleştirilen doğrudan barış görüşmelerinde ülkelerinin heyetlerine başkanlık etmişti.

Putin'e Hamaney'den mesaj

Moskova'da ise İran Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi Genel Sekreteri Muhsin Rızai, İran'ın dini lideri Mücteba Hamaney'in mesajını Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin'e iletti. İran devlet medyası mesajın içeriğine ilişkin bilgi vermedi.

Kremlin, Putin'in Rızai ile görüştüğünü doğrularken görüşmenin ayrıntılarını paylaşmadı. Putin ve Rızai, 2 Kasım'da da telefonla görüşerek bölgesel ve uluslararası gelişmeleri ele almıştı.

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, İran Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi Genel Sekreteri Muhsin Rızai ile bugün Moskova'da görüşmeler gerçekleştiriyor (Kremlin)
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, İran Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi Genel Sekreteri Muhsin Rızai ile bugün Moskova'da görüşmeler gerçekleştiriyor (Kremlin)

Ziyaret, Financial Times gazetesinin Rusya'nın İran'a helikopterlere monte edilen güdümlü füze fırlatma sistemlerinden 90 adet tedarik etmeyi kabul ettiğine ilişkin haberinin ardından gerçekleşti. Gazete haberini, incelediği Rus üretim belgelerine dayandırdı.

Nedeni savaş

Vance, çarşamba günü yaptığı paylaşımda, "Kaybetmemizin nedeni savaş" ifadesini kullanmıştı. Savaşı savunanlara seslenen Vance, Senato'da önümüzdeki altı yıl boyunca çoğunluğun kaybedilmesinin bu savaşa değdiğini söyleyip söyleyemeyeceklerini sorguladı.

Vance, "Herkes neden kaybettiğimizi biliyor. Nereye gittiğimize ilişkin her dürüst tartışma bu noktadan başlamalı" ifadelerini kullandı.

Trump ile arasında herhangi bir görüş ayrılığı bulunduğu iddialarını hafifletmeye çalışan Vance, başkanın da savaşın Cumhuriyetçilere seçimlere mal olduğunu kabul ettiğini söyledi. Ancak Trump, Reuters'a göre savaşın seçim yenilgisinin birçok nedeninden yalnızca biri olduğunu ifade etti.

ABD Başkanı Donald Trump ve Başkan Yardımcısı JD Vance, 16 Mart 2026'da Beyaz Saray'daki Oval Ofis'te (AFP)
ABD Başkanı Donald Trump ve Başkan Yardımcısı JD Vance, 16 Mart 2026'da Beyaz Saray'daki Oval Ofis'te (AFP)

Trump, gazetecilere yaptığı açıklamada, savaşın akaryakıt fiyatlarını yükseltmesi nedeniyle yardımcısının değerlendirmesinin "büyük ölçüde doğru" olduğunu söyledi. Bununla birlikte savaşı savunarak Wall Street Journal'a "Doğru olanı yaptım. Yine olsa yine yapardım" dedi.

Savaşı ne zaman sona erdireceği sorulan Trump, Axios'a göre, "Ne zaman istersem. Ancak bunun doğru şekilde yapılması gerekiyor çünkü onların nükleer silaha sahip olmasına izin verilemez" cevabını verdi.

Bir Beyaz Saray danışmanı Reuters'a, bazı yetkililerin Vance'in paylaşımını başkanın dış politika çizgisinden sapma ve savaşın ülke içindeki ekonomik sonuçlarının kamuoyu önünde kabul edilmesi olarak değerlendirdiğini söyledi.

Konuya yakın bir kaynak, paylaşımın Vance'in 2028 başkanlık seçimleri için kampanyasının başlangıcı olarak yorumlanabileceğini belirtti. Ancak başka bir Beyaz Saray yetkilisi, üst düzey çalışanların çoğunun bu açıklama karşısında şaşkınlık yaşadığını ifade etti.

Paylaşım, Trump'ın savaşın ilk destekçilerinden biri olarak nitelendirdiği Savunma Bakanı Pete Hegseth'in geleceğine ilişkin de soru işaretleri doğurdu.

Söylediklerine inanmayın

Trump, haftalardır seçimlerin ardından savaşı bir şekilde sona erdireceğini söylüyordu. Ancak Axios'a göre en yakın danışmanları bile başkanın bundan sonraki adımının ne olacağını bilmiyor.

ABD ve İsrail, şubat ayında İran'a karşı savaşı başlattı. Nisan ayında ilan edilen ateşkesin bir barış anlaşmasıyla sonuçlanmaması üzerine çatışma çıkmaza girdi.

Reuters'ın haberine göre İran, o tarihten bu yana yer altına gizlediği askeri cephaneliğinin bir bölümünü yeniden kullanıma hazırladı ve Hürmüz Boğazı'ndan geçen gemileri tehdit etti. Bu gelişmeler küresel petrol arzına ilişkin endişeleri artırdı.

Reuters'a konuşan iki kaynak, Trump'ın geçen hafta ABD Merkez Kuvvetler Komutanı Amiral Brad Cooper'dan askeri operasyonların yeniden başlatılmasına ilişkin seçenekler hakkında brifing aldığını söyledi.

Axios'a konuşan ABD'li yetkililere göre Amerikan ordusu, bölgeye daha fazla askeri teçhizat gönderilmesi de dahil olmak üzere İran'da büyük çaplı operasyonların yeniden başlatılması ihtimaline karşı hazırlıklarını sürdürüyor.

Bununla birlikte bir ABD istihbarat yetkilisi ve Reuters'a konuşan iki yetkilinin aktardığına göre, son aylarda hazırlanan istihbarat değerlendirmeleri, yeni saldırıların Tahran'ın müzakere pozisyonunu önemli ölçüde değiştirmeyeceği ve rejim değişikliğine yol açmayacağı sonucuna vardı.

Ancak konuya yakın kaynaklar, Trump'ın askerî harekât kararı alabileceği uyarısında bulundu. Kaynaklardan biri, seçimlerin ardından Trump'ın siyasi açıdan kaybedecek fazla bir şeyi kalmadığını söyledi. İkinci kaynak ise, "İran'ı bombalamayı planlıyor. Söylediklerine inanmayın. Bu kararı ara seçimler nedeniyle erteledi" ifadelerini kullandı.

Sürdürülebilir mutabakatlar

Katarlı arabulucular, çatışmaların yeniden başlamasını önleyecek bir anlaşma taslağı için Washington ve Tahran'ın desteğini sağlamaya çalışıyor. Axios'a konuşan bölgesel kaynaklara göre bu girişim, önümüzdeki günlerde doğrudan müzakerelerin yeniden başlamasının önünü açabilir.

ABD'li bir yetkili, Axios'a yaptığı açıklamada, "Herkese önce seçimlerin bizim açımızdan nasıl sonuçlanacağını görmek istediğimizi söyledik" dedi.

Vance son haftalarda müzakerelerdeki çabalarını artırdı. Ancak Reuters'a göre İran, Washington'un uranyum zenginleştirme faaliyetlerini tamamen sıfırlama talebi de dahil olmak üzere şartlarını kabul etmeye hazır olduğuna ilişkin kayda değer bir işaret vermedi.

İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Faysal bin Ferhan, Katar Başbakanı ve Dışişleri Bakanı Şeyh Muhammed bin Abdurrahman, Türkiye Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, Kuveyt Dışişleri Bakanı Şeyh Cerrah Cabir el-Ahmed es-Sabah ve Ürdün Dışişleri Bakanı Eymen es-Safedi ile ayrı ayrı telefon görüşmeleri gerçekleştirdi.

İran Dışişleri Bakanlığı, görüşmelerde bölgesel gelişmelerin ve bölgede istikrarın sağlanmasına yönelik diplomatik çabaların ele alındığını bildirdi.

Şarku’l Avsat’ın Umman Haber Ajansı'ndan aktardığına göre Arakçi ile Ummanlı mevkidaşı Bedr el-Busaidi de perşembe günü Hürmüz Boğazı'nda deniz ulaşımının engelsiz biçimde yeniden başlamasını sağlayacak "uygulanabilir siyasi ve teknik mutabakatlar" üzerinde yürütülen görüşmeleri değerlendirdi.

İki bakan, "gerilimin düşürülmesi" aşamasından, deniz yollarının güvenliğini sağlayacak somut düzenlemelere ve ticaret ile enerji taşımacılığını güvence altına alacak ortak teknik mekanizmalara dayalı "sürdürülebilir mutabakatlar" aşamasına geçilmesi gerektiğini vurguladı. Bu sürecin savaş durumunu sona erdirmesi gerektiğini belirtti.

Bakanlar ayrıca mutabakatların devletlerin egemenliğine saygı ve bütün tarafların meşru çıkarlarının gözetilmesi temelinde oluşturulması çağrısında bulundu.

El-Busaidi, Pakistan Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Muhammed İshak Dar ile yaptığı başka telefon görüşmesinde de bölgesel gelişmeleri ele aldı. Pakistan Dışişleri Bakanlığına göre iki taraf diyaloğun sürdürülmesinin önemini vurguladı.

Siyasi yenilgi

Rızai, çarşamba günü yaptığı açıklamada, "İran halkının" Trump'ı hem savaş alanında hem de Hürmüz Boğazı'nda "stratejik yenilgiye", Washington'da ise "siyasi yenilgiye" uğrattığını savundu. Rızai, Amerikalıların Trump'ın savaşının faturasıyla karşı karşıya kaldığını ileri sürdü.

Axios'un aktardığına göre Rızai, "İran'la karşı karşıya gelen herkes savaş alanından kendi evinin kapısına kadar bedel ödeyecek" ifadelerini kullandı.

İran gazeteleri de dün seçim sonuçlarını savaşın bir kazanımı olarak değerlendirdi. Hükümete yakın İran gazetesi, "Trump'ın balonu patladı" başlığını atarak, Vance'in "Kaybetmemizin nedeni İran savaşıydı" sözlerine yer verdi.

Meclis Başkanı Kalibaf'a yakın çizgideki Sobhe No gazetesi (Yeni Sabah), seçmenlerin "İsrail adına İran'la savaşı" mahkûm ettiğini yazdı. Devrim Muhafızları'na yakın Cevan gazetesi ise "İlk cihatımızı genişleteceğiz" başlığını kullandı.

Axios'a konuşan arabuluculuk sürecinde yer alan diplomatlar, Trump'ın danışmanları ve Ortadoğu uzmanları, İran'daki bu sevinç gösterilerinin Trump'ın savaşa geri dönme ihtimalini artırabileceğini belirtti.

İran Meclisi Adli ve Hukuki İşler Komisyonu üyesi Muhammed Taki Nakdaali ise Avrupa ve ABD sokaklarında Amerikan, İsrailli ve Avrupalı siyasetçileri cezalandırmaya hazır "piyade askerleri" bulunduğunu ve Tahran'ın bu imkânlardan yararlandığını söyledi.

Hamaney, cumartesi günü askeri komutanlara tehditlere "coğrafi sınır olmaksızın" karşılık verme talimatı vermişti. Çarşamba günü de Washington'un saldırıları yeniden başlatması hâlinde savaşın kapsamının genişleyeceği uyarısında bulundu.

 Bir kadın, çarşamba günü Tahran'da Trump, Netanyahu, Vance ve ABD Özel Temsilcisi Steve Witkoff'un yer aldığı bir afişin önünden geçiyor (Reuters)
Bir kadın, çarşamba günü Tahran'da Trump, Netanyahu, Vance ve ABD Özel Temsilcisi Steve Witkoff'un yer aldığı bir afişin önünden geçiyor (Reuters)

Trump'ın seçenekleri

Axios, Trump'ın önünde üç seçeneğin bulunduğunu ve üçünün de çeşitli sorunlar barındırdığını değerlendirdi.

İlk seçenek askeri saldırıları yeniden başlatmak. Ancak bu seçenek kamuoyunda destek görmüyor, akaryakıt fiyatlarının yüksek kalmasına neden olabilir ve askerî açıdan daha iyi bir sonuç getirmesi de beklenmiyor.

İkinci seçenek müzakere. Ancak Tahran'ın taviz vermeyi reddetmesi veya Trump'ın zayıfladığını düşünerek taleplerini artırması hâlinde bu seçeneğin de çıkmaza girmesi mümkün.

Üçüncü seçenek ise Trump'ın yardımcılarının "boğma stratejisi" olarak adlandırdığı yaklaşım. Bu seçenek, deniz ablukasının ve yaptırımların sürdürülmesini, İran yönetiminin baskı altında bırakılmasını ve anlaşma yapma isteğinin sınanmasını öngörüyor. Bu yöntemin sonuç vermesi aylar sürebilir.

Vance, son aylarda Trump'ın yakın çevresinde savaşı sona erdirecek bir anlaşmayı savunan grubun öncülüğünü yaptı. Axios'a göre Vance, özel görüşmelerinde İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu'nun İran konusunda "her açıdan yanıldığını" ileri sürdü.

Habere göre Trump, Netanyahu'nun baskılarına rağmen seçimlerden önce saldırı düzenleme seçeneğini değerlendirmiş, ancak beklemeye karar vermişti. Üst düzey danışmanlarının tavsiyelerine rağmen geçen hafta İsrail seçimlerinde Netanyahu'ya destek verdiğini açıkladı.

Axios, Vance'in paylaşımında İsrail ile ilişkinin Cumhuriyetçiler açısından ciddi bir siyasi yük hâline geldiğini savunduğunu aktardı.

İsrail'in Birleşmiş Milletler Büyükelçisi Danny Danon ise savaşın ve ABD'deki enerji fiyatlarındaki artışın sorumluluğunun ülkesine yüklenmesini reddetti.

Danon, Vance'in değerlendirmesine cevap olarak i24NEWS kanalına yaptığı açıklamada, Washington'un İran'a saldırma kararını bağımsız biçimde aldığını, İsrail'in ise operasyona destek verdiğini söyledi.

Danon, "Her şey için İsrail'i suçlamak her zaman kolaydır. Ancak bu doğru değil" ifadelerini kullandı.

Trump'ın, İsrail'in güvenlik taleplerini karşılamayan bir anlaşma yapma ihtimali sorulan Danon, "Kendimizi korumak için her zaman ne gerekiyorsa yapacağız" cevabını verdi.