Gazze’deki savaş ve dünya savaşlarının yıl dönümü

Gazze Savaşı ve uluslararası krizlerin çağrışımları

Gazze Şeridi'nin güneyindeki Han Yunus'ta yıkılmış binaların yanındaki dar bir sokakta yürüyen Filistinliler, 11 Haziran 2024 (AFP)
Gazze Şeridi'nin güneyindeki Han Yunus'ta yıkılmış binaların yanındaki dar bir sokakta yürüyen Filistinliler, 11 Haziran 2024 (AFP)
TT

Gazze’deki savaş ve dünya savaşlarının yıl dönümü

Gazze Şeridi'nin güneyindeki Han Yunus'ta yıkılmış binaların yanındaki dar bir sokakta yürüyen Filistinliler, 11 Haziran 2024 (AFP)
Gazze Şeridi'nin güneyindeki Han Yunus'ta yıkılmış binaların yanındaki dar bir sokakta yürüyen Filistinliler, 11 Haziran 2024 (AFP)

Elie el Kaşif

ABD Başkanı Joe Biden’ın Gazze için ateşkes teklifi, muhtemelen Ramazan ayı arifesinde ateşkes ve esir takası anlaşması amacıyla yapılan, ancak tökezleyip başarısızlıkla sonuçlanan müzakerelerle aynı kaderi paylaşacak gibi görünüyor. ABD yönetiminin ister doğrudan İsrail'e ister Arap ülkeleri aracılığıyla Hamas’a olmak üzere savaşan taraflara yönelik tüm baskılarına rağmen, kendisi de bunu öngörmeye ve işaret etmeye başladı. ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken savaşın başlamasından bu yana bölgeye gerçekleştirdiği sekizinci ziyarette bunu yapmaya çalışsa da şimdiye kadar pek başarılı olamadı.

Ne zaman savaşın müzakereler yoluyla durdurulabileceğine dair bir umut doğsa, bu müzakerelerin başarısızlıkla sonuçlanacağına dair kötümser bir rüzgâr esmeye başlıyor. Eğer müzakere girişimi bu kez de başarısız olursa, karamsarlık geçen seferkinden daha da yoğun olacak. Teklif, gerek müzakerelerin başarısız olması ve İsrail ile Hamas'ın Biden'ın teklifine yanıt vermemesi bakımından, gerek savaşın doğrudan tarafları olan Hamas ve İsrail'in, özellikle de Binyamin Netanyahu ve Yahya Sinvar'ın hesapları bakımından gerekse özellikle önümüzdeki kasım ayında yapılması planlanan ABD seçimlerinin arifesinde bölgesel ve uluslararası sahnedeki kaos bakımından İsrail'in Gazze Şeridi'ne yönelik savaşının en karmaşık hale geldiği zor bir zamanda ortaya atıldı. Bu da haftalardır hatta aylardır konuşulan Hamas ve İsrail arasındaki yıpratma savaşının aslında bölgesel ve uluslararası bir çatışmanın yansıması olup olmadığı, yani bölgesel ve uluslararası tarafların kendi hesapları için mi bu çatışmayı derinleştirmeye çalıştıkları ya da söz konusu uluslararası tarafların başında gelen ABD’yi bu savaşta boğmak, dikkatini dağıtmak ve çözümsüzlüğe itmeye mi çalışıldığı gibi önemli bir soruyu gündeme getiriyor.

Aslında, Rusya-Ukrayna savaşıyla ilgili sahada ve siyaset sahnesinde yaşanan gerilim, Doğu Avrupa'daki gelişmeleri Filistin topraklarındaki çatışmayla ilişkilendirmeye giderek daha fazla itiyor. Çünkü ABD ve Batı ülkelerinin her iki bölgede de var olması, rakiplerinin bu savaşlara katılmaları için net bir davet anlamına geliyor. Eğer Rusya Avrupa'daki savaşın tarafı ise Gazze’deki savaşta rolü ne olacak? Ya da Hizbullah ve İsrail arasındaki cephede nasıl bir rol üstlenecek? Aksa Tufanı Operasyonu'na ilişkin bazı geç okumalar, Moskova'nın bu operasyona yakından ya da uzaktan müdahil olmuş olma ihtimalini sorgulasa da elbette net cevaplara ulaşamadı. Şu sıralar sorular, Rusya'nın Ukrayna savaşındaki hesapları ya da başta Çin olmak üzere diğer ülkeler arasında yeni bir uluslararası düzen inşa etme girişimleri bağlamında, savaşı uzatma ve ABD'yi bu savaşla meşgul etme konusundaki çıkarları üzerinde yoğunlaşıyor. Dolayısıyla, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin'in Gazze’deki savaşın patlak vermesinin bir nedeni olarak gördüğü ABD’nin Ortadoğu'daki başarısızlığı, ABD liderliğindeki liberal uluslararası düzenin parçalanmasına yol açıyor.

Gazze’deki savaştan nasıl çıkılacağı ve ‘ertesi günü’ belirsizliğini korurken Ortadoğu’da bu savaşın ortaya çıkardığı yeni bir soğuk savaş biçimiyle karşı karşıya olabiliriz.

Ancak Rusya ile ilgili soruların sorulması, kaçınılmaz olarak Çin ile ilgili sorular da sorulması anlamına geliyor. Pekin, Moskova’nın aksine çatışmaya doğrudan müdahil olmasına dair herhangi bir sinyal vermiyor. Putin geçtiğimiz hafta, Batılı ülkelerin Ukrayna’yı silahlandırmasına ve Rusya'ya saldırmasına izin vermesine karşılık, Moskova'nın dünyanın dört bir yanındaki ABD karşıtı grupları desteklemeye hazır olduğunu söylemişti. Bu da İran ile silah anlaşmaları yapmaya ya da bölgedeki İran yanlısı grupları doğrudan ya da Tahran üzerinden silahlandırmaya hazır olduğu şeklinde yorumlandı. Hizbullah'a yakın çevreler Moskova ile ilişkilerinin şu an her zamankinden daha güçlü olduğundan bahsediyor. Peki, bu Rusya'nın Hizbullah'a silah ya da teknoloji sağladığı anlamına mı geliyor? Her halükârda özellikle Ukrayna ve genel olarak Avrupa kıtasının güvenliği konusunda ABD ve Batı ülkeleri ile derinleşen çatışması çerçevesinde, Rusya'nın Gazze’deki savaşa müdahil olmuş olabileceğinden endişe duymak gerekiyor.

Son yıllarda İsrail, Körfez Arap ülkeleri ve İran'la birlikte bölgedeki varlığının kapsamını genişleten Çin ise Filistin'deki bölünmüşlüğün tarafları olan Fetih Hareketi (El Fetih) ve Hamas Hareketi arasında uzlaşı sağlayama çalışarak ve Filistinliler ile İsrail arasındaki çatışmayı çözmek için uluslararası konferans çağrısında bulunarak, savaşa diplomatik bir pencereden bakıyor.

svdfbgnh
Ürdün'ün ev sahipliğinde yapılan “Eylem Çağrısı: Gazze'ye Acil İnsani Müdahale” konulu Ölüdeniz Konferansı'na katılan ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken (ortada) sağında Arap Birliği Genel Sekreteri Ahmed Ebu Gayt ile, 11 Haziran 2024 (AFP)

Gazze Şeridi’ndeki savaşın büyük resmi böyle, ancak uluslararası ve bölgesel ittifakların karmaşıklığı ve çakışmaları çerçevesinde, uluslararası ve bölgesel safların daha açık dizildiği Soğuk Savaş dönemindeki durumun aksine, bugün bölgedeki ve dünyadaki tüm ülkeler ilişkilerini ve ittifaklarını mümkün olduğunca genişletmeye çalışıyor. Bu ise bölgedeki uluslararası rekabetin, özellikle de günümüzün iki büyük kutbu olan ABD ve Çin arasındaki rekabetin ek bir nedeni haline geliyor. Hem ABD hem de Çin, İsrail'den Körfez ülkelerine ve İran'a kadar bölgedeki diğer ülkelerle ilişkilere sahip. Dolayısıyla Gazze’deki savaştan nasıl çıkılacağı ve ‘ertesi günü’ belirsizliğini korurken, Ortadoğu’da bu savaşın ortaya çıkardığı yeni bir soğuk savaş biçimiyle karşı karşıya olabiliriz.

Fakat savaşı çevreleyen bu uluslararası sahne tek başına savaşın gelişimini ve geleceğini açıklamaya yetmiyor. Zira yerel aktörlerin, Hamas ve İsrail'in, özellikle de Sinvar ve Netanyahu'nun hesapları, çatışmanın geleceği üzerinde çok etkili ve hatta belirleyici. İran’ın Dini Lideri Ali Hamaney'in geçtiğimiz günlerde Hamas Hareketi’ne Biden'ın teklifini kabul etmemesi yönünde yaptığı dolaylı çağrıdan da anlaşılacağı üzere, İran'ın Hamas'ın önemli bir destekçisi olarak savaştaki varlığı, hatta onun tercihlerini yönlendirmesi göz ardı edilemez. Tüm bu aktörlerin, Gazze Şeridi'ndeki savaşta yaşanan gelişmelerin de kanıtladığı üzere, başta bölgedeki başlıca uluslararası aktör olan ABD olmak üzere, savaştaki başlıca ülkelerin çıkarlarını ve tedbirlerini dikkate aldıklarına hiç şüphe yok.

Gazze’deki savaş da dahil olmak üzere bölgedeki olayların çoğu, ABD’nin bölgedeki yeni mühendisliğinin bir parçası olarak, ABD-Suudi Arabistan anlaşması etrafında dönüyor.

Nihayetinde ister müttefikleri ister muhalifleri tarafından olsun, tüm yerel, bölgesel ve uluslararası hesaplar ABD ve onun yakın ve uzak hedefleri etrafında dönüyor. Hamas, İran ve Hizbullah, İsrail ile ABD arasındaki anlaşmazlıkların ve bu anlaşmazlıkların merkezinde yer alan ABD’nin bölgedeki önceliklerinin üzerine bahis oynuyorlar. Biden yönetimi, ABD'nin Doğu Avrupa, Pasifik ya da Çin Denizi gibi önemli uluslararası çatışma bölgelerine yeniden odaklanmasıyla ilgili jeopolitik nedenlerinin yanı sıra Gazze’deki savaşta İsrail'i desteklediği ve gönderdiği çok sayıda silahla on binlerce Filistinli sivilin ölümüne neden olduğu için seçimlerde ABD’lilerin kendisine yönelik tepkisini hafifletmek gibi sebeplerden ötürü üç aşamalı ateşkes anlaşmasının imzalanması için acele ediyor.

xscdvfbg
İsrailli rehinelerin aileleri, Blinken’ın Tel Aviv ziyaretine denk gelecek şekilde, rehinelerin derhal serbest bırakılması talebiyle protesto gösterisi düzenledi 11 Haziran 2024 (Reuters)

Öte yandan Gazze'deki ateşkes, Washington ile Riyad arasında bir savunma anlaşmasından oluşan ve Washington'ın İsrail'i Suudi Arabistan ile normalleşme anlaşması yoluyla bölgeye daha fazla entegre etme çabaları çerçevesinde Tel Aviv'in de katılabileceği, ancak Tel Aviv'in Riyad'ın talep ettiği gibi iki devletli bir çözüm ile ilgili somut adımlar atmasına bağlı olan, ABD himayesinde ‘bölgesel bir yapı’ inşa etmeye doğru ilerliyor. Dolayısıyla, Gazze’deki savaş da dahil olmak üzere bölgedeki olayların çoğu, ABD’nin bölgedeki yeni mühendisliğinin bir parçası olarak ABD-Suudi Arabistan anlaşması etrafında dönüyor. Bu sebeple, İran’ın Dini Lideri Ali Hamaney’in kısa süre önce Aksa Tufanı Operasyonu’nu, bölgedeki denklemleri değiştirmeye yönelik bir Amerikan projesini engellediğini söyleyerek övmesi kimseyi şaşırtmadı.

Hamas Hareketi’nin Gazze’deki lideri Yahya Sinvar'ın özellikle de esir kartını elinde tuttuğu sürece, elinde kalanlarla savaşmaya devam etme isteğine ilişkin kendi hesaplarıyla kesiştiğinde İran'dan gelen sinyalleri aldığına şüphe yok. İşte şimdi Washington ona ABD vatandaşı olan rehineler için arada İsrail olmadan müzakere etme teklifinde bulunuyor. Sinvar’ın sadece iki seçeneği var. Ya İsrail, uluslararası tarafların garantörlüğünde kalıcı bir ateşkesi kabul edecek ya da savaşmaya devam edecek. Şimdiye kadar bu iki seçenek dışında üçüncü bir seçeneği kabul etmeye istekli görünmedi. Sinvar'ın tutumunun, özellikle Hamas’ın Doha'daki lider kadrosuna uygulanan baskı çerçevesinde bir bütün olarak Hamas'ın tutumu olup olmadığı da tartışmalı bir konu. Ancak İran Hamas'ın ana şemsiyesi olmaya devam ediyor. Bu da Hamas'ın genel tutumunu anlamada önemli bir unsur.

Netanyahu'nun siyasi ve şahsi hesapları, Washington ile ilişkilerinin sınırları ve koşulları da dahil olmak üzere savaştaki seçeneklerini belirlemede önemli rol oynuyor.

İsrail'e ve özellikle Netanyahu'ya gelince; Netanyahu, iki devletli bir çözümü kabul etmeye hazır değil. Çünkü böyle bir durum onu hükümetinin düşmesi ve aşırı sağın yeri doldurulamaz desteğini kaybetmesi tehdidiyle karşı karşıya bırakacaktır. Yani ya hem Filistinlilerle savaşı hem de İsrail içindeki siyasi çatışmayı kazanarak ikisi de kazanacak ya da ikisini birden kaybedecek. Tecrübeli bir siyasetçi olan Netanyahu, İsrail'deki siyasi ve demografik geleceğin özellikle savaş sonrasında aşırı sağcı eğilimlerden yana olduğunu çok iyi biliyor. Bu nedenle önceliklerinin, görev süresi sona ermekte olan Biden yönetimiyle ilişkileri pahasına da olsa aşırı sağcı akımların kendisine olan desteğini sürdürmek olması gerektiğini bilen Bibi (Netanyahu), İsrail sağının değirmenine su taşıyan Donald Trump'ın seçimleri kazanması üzerine de bahis oynuyor olabilir. Nihayetinde Netanyahu'nun siyasi ve şahsi hesapları, Washington'la ilişkinin sınırları ve koşulları da dahil olmak üzere savaştaki seçeneklerini belirlemede önemli rol oynuyor. İsrail sağının anlatısı, Biden'ın İsrail'e yardım etmek yerine, onu bölgeye yönelik projesinin bir parçası olarak kullandığı yönünde ve bu da elbette Netanyahu ve danışmanları tarafından çok iyi biliniyor.

Tüm bu üst üste binen uluslararası, bölgesel ve yerel sahneler açısından Gazze’deki savaştan çıkış yolunu hayal etmek daha da zorlaşıyor. O halde bölge uzun bir ‘yıpratma savaşına’ mı hazırlanmalı? Nihayetinde böyle bir savaşın bedelini öncelikle Filistinli siviller, ikinci olarak da Lübnan'da, Suriye'de, hatta biraz daha uzaktaki Irak'ta olsun, uzun savaşlara alışkın olan ‘Bereketli Hilalin’ halkları ödeyecek.



Somali muhalefeti seçim krizine çözüm önerisi sundu

Somali Cumhurbaşkanı, siyasi kriz hakkında istişare oturumlarına katılmak üzere Müstakbel Konseyi üyeleri ve yetkilileriyle önceki bir görüşmede (SONNA)
Somali Cumhurbaşkanı, siyasi kriz hakkında istişare oturumlarına katılmak üzere Müstakbel Konseyi üyeleri ve yetkilileriyle önceki bir görüşmede (SONNA)
TT

Somali muhalefeti seçim krizine çözüm önerisi sundu

Somali Cumhurbaşkanı, siyasi kriz hakkında istişare oturumlarına katılmak üzere Müstakbel Konseyi üyeleri ve yetkilileriyle önceki bir görüşmede (SONNA)
Somali Cumhurbaşkanı, siyasi kriz hakkında istişare oturumlarına katılmak üzere Müstakbel Konseyi üyeleri ve yetkilileriyle önceki bir görüşmede (SONNA)

Somali muhalefeti, Cumhurbaşkanı Hasan Şeyh Mahmud ile tırmanan kriz ortamında ‘4.5 sistemi’ olarak bilinen kabile yapısını gözetmesi koşuluyla doğrudan seçimlerin kabul edilmesine dayanan bir öneri sundu.

Şarku’l Avsat'a konuşan bir Somali uzmanına göre Cumhurbaşkanı Şeyh Mahmud’un henüz değerlendirmediği bu öneri, doğrudan seçimleri temel oy kullanma yöntemi olarak benimsemesi nedeniyle ilkesel bir çözüm niteliği taşıyabilir. Uzman, Cumhurbaşkanı’nın esnek bir tutum sergileyeceğini düşünüyor.

Haviye, Darud, Rahanveyn ve Dir'den oluşan dört büyük aşiretin sistemi olan 4.5 sistemi, ülkenin siyasi ve sosyal yaşamının temel taşını oluşturuyor. 2000 yılında düzenlenen Arta Barış Konferansı'ndan doğan bu sistem çerçevesinde parlamento, iktidar paylaşımını güvence altına almak amacıyla kabileler arasında bölünmüş durumda.

4.5 sistemi kavramı, üst düzey makamların kabile kotasına göre paylaştırılması anlamına geliyor. Bu sistemde dört ana kabilenin her birine eşit temsil hakkı tanınırken küçük etnik gruplara ‘yarım koltuk’, yani her bir kabileyle kıyaslandığında yarım temsil hakkı veriliyor.

Alman haber ajansı DPA'nın haberlerine göre Somali’nin başlıca muhalefet ittifakı olan Müstakbel Konseyi, geçici doğrudan seçim modelini anlaşmazlıkların çözümüne ve seçim sürecine duyulan güvenin yeniden tesisine giden bir yol olarak desteklediğini açıkladı.

Konsey, açıklamasında kararın, gelecekteki seçim çerçevesi üzerinde kapsamlı ve zamanında bir uzlaşıya ulaşmak amacıyla uzlaşı ruhunu ve ulusal çıkara bağlılığı yansıttığını vurguladı.

Somali basınında yer alan haberlere göre muhalefet, kabile iktidar paylaşımı sistemini korurken ülke genelinde doğrudan seçim yapılmasını öngören yeni bir öneri sundu. Önerilen modele göre parlamento koltukları, daire esasına dayalı seçim birimleri aracılığıyla düzenlenecek ve seçmenler ile aday olmaya hak kazananlar kendi kabile seçim çevrelerine bağlı kalacak.

Somali uzmanı Abdulkerim Ebşir, yaptığı değerlendirmede, ‘önerinin hükümet ile muhalefet arasında seçim türü konusunda kısmi bir yakınlaşmanın başlangıcına işaret ettiğini’ vurgulayarak bunun ‘iki taraf arasında tam bir siyasi uzlaşı ya da kapsamlı bir uzlaşma anlamına gelmediğini; gelecekteki seçim sisteminin biçimine ilişkin daha geniş müzakerelere giden yolda bir ilk adım olabileceğini’ belirtti.

Ebşir, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Federal hükümet bir süredir halk katılımını genişletme ve dolaylı sistemden, adayların partiler aracılığıyla seçime girdiği doğrudan seçim sistemine geçme yönünde baskı yapıyordu. Muhalefetten gelen öneri ise 4.5 Sistemi çerçevesindeki kabile kotası temelinde doğrudan seçimlerin kabul edildiğine işaret ediyor; bu da partilerin yerini kabilelerin alması anlamına geliyor.”

Önerinin yalnızca muhalefet tarafından gündeme getirildiğini, iki taraf arasındaki istişareler sonucunda ortaya çıkmadığını da vurgulayan Ebşir, “Öneri teknik prosedürlerini netleştirmemiş olsa da doğrudan seçimlerin 4.5 formülünü kabileler arası ve siyasi dengeyi güvence altına alan bir çerçeve olarak koruyarak uygulanmasına dayanıyorsa, mevcut güvenlik ve idari zorluklar göz önünde bulundurulduğunda ülke genelinde 'bir kişi, bir oy' sistemine anında geçişten daha gerçekçi olabilir” ifadelerini kullandı.

Ebşir'e göre öneri, hükümet ile muhalefet arasındaki kısmi yakınlaşmaya işaret etmekle birlikte tek taraflı olması siyasi anlaşmazlığın henüz çözüme kavuşmadığını ortaya koyuyor. Gerçek anlamda bir yatışmanın, yalnızca tek tarafın inisiyatif almasıyla değil, hükümet ile muhalefetin seçim sistemi ayrıntıları üzerinde uzlaşması ya da müzakere etmesiyle mümkün olabileceğini de vurguladı.

cfgthyj
Geçtiğimiz aralık ayında yapılan doğrudan yerel meclis seçimlerinde oy kullanan Somalili bir yetkili (SONNA)

Reuters'ın aktardığına göre bu öneri, siyasi anlaşmazlıklar nedeniyle hükümet güçleri ile muhalefete yakın silahlı gruplar arasında Mogadişu'da mülklere zarar veren ve bazı sivilleri yerinden eden çatışmaların yaşanmasından yaklaşık iki hafta sonra gündeme geldi.

Geçtiğimiz ayın sonlarında Somali'de muhalefet kanadındaki Kurtuluş Konseyi, Cumhurbaşkanı Şeyh Mahmud’un anayasal görev süresinin dolmasının ardından meşruiyetini tanımadığını açıkladı ve muhalefet ile Cubaland ile Puntland eyaletlerinin karşı çıktığı, on yıllardır ilk kez yapılacak olan doğrudan seçimler konusunda bir siyasi uzlaşıya varılıncaya kadar 4 Haziran'dan itibaren her perşembe günü Mogadişu'da haftalık gösteriler düzenlenmesi çağrısında bulundu.

Ebşir, muhalefetin doğrudan seçim ilkesini kabul etmesi halinde cumhurbaşkanının esnek bir tutum sergileyeceğini öngörüyor. Sürecin daha fazla istişareyi gerektireceğini de belirten Ebşir, muhalefetin ayrıntılar ne olursa olsun doğrudan seçimler temelinde bir geçici hükümet kurulması karşılığında cumhurbaşkanının görev süresinin uzatılmasını kabul edebileceğini de değerlendiriyor.


Trump’ın desteklediği sağcı bir avukat… Kolombiya’nın yeni cumhurbaşkanı hakkında ne biliyoruz?

Abelardo de la Espriella, seçim sonuçlarının açıklanmasının ardından kurşun geçirmez camın arkasından destekçilerini selamladı. (AFP)
Abelardo de la Espriella, seçim sonuçlarının açıklanmasının ardından kurşun geçirmez camın arkasından destekçilerini selamladı. (AFP)
TT

Trump’ın desteklediği sağcı bir avukat… Kolombiya’nın yeni cumhurbaşkanı hakkında ne biliyoruz?

Abelardo de la Espriella, seçim sonuçlarının açıklanmasının ardından kurşun geçirmez camın arkasından destekçilerini selamladı. (AFP)
Abelardo de la Espriella, seçim sonuçlarının açıklanmasının ardından kurşun geçirmez camın arkasından destekçilerini selamladı. (AFP)

Kolombiya’da avukat ve milliyetçi iş insanı Abelardo de la Espriella’nın cumhurbaşkanlığı seçimlerini kazanmasıyla birlikte ülkede önemli bir siyasi dönüşüm yaşandı. De la Espriella, görev süresi sona eren Cumhurbaşkanı Gustavo Petro’nun politikalarına kıyasla güvenlik konularında daha sert, piyasa odaklı ekonomi politikalarında ise daha açık bir yaklaşım benimseyerek ülkenin yönetimini devralacak.

Resmî sonuçlara göre, oyların yüzde 99’undan fazlasının sayılmasının ardından De la Espriella oyların yüzde 49,66’sını alırken, sol görüşlü senatör Ivan Cepeda yüzde 48,70’te kaldı. Böylece De la Espriella seçimlerden galip çıktı.

Abelardo de la Espriella kimdir?

Şarku’l Avsat’ın Reuters’tan aktardığına göre, kıyı kenti Monteria doğumlu olan De la Espriella evli ve dört çocuk babası. Kolombiya, ABD ve İtalya vatandaşlıklarına sahip olan De la Espriella, iş dünyasındaki faaliyetlerinin yanı sıra hukuk alanındaki çalışmalarıyla da tanınıyor.

7 Ağustos’ta resmen göreve başlaması beklenen De la Espriella’nın seçim zaferinin, Kolombiya ile ABD arasında son dönemde gerilen ilişkilerin iyileşmesine katkı sağlaması öngörülüyor. Washington yönetimi, Güney Amerika ülkesine yıllar boyunca milyarlarca dolarlık askerî yardım sağlamıştı.

fgthyj
Abelardo de la Espriella, seçim sonuçlarının açıklanmasının ardından kurşun geçirmez camın arkasından destekçilerine seslendi. (AFP)

De la Espriella, seçim sürecinde ABD Başkanı Donald Trump’ın ‘tam ve koşulsuz desteğini’ aldığını belirtirken, zaferi Latin Amerika’da son yıllarda iktidara gelen sağ eğilimli liderler dalgasının bir parçası olarak değerlendiriliyor.

De la Espriella seçimin ardından yaptığı sosyal medya paylaşımında, Trump’ın kendisini seçim zaferi dolayısıyla tebrik ettiğini açıklayarak, “Birkaç dakika önce ABD Başkanı Donald Trump ile görüştüm. Kendisi zaferimizi tanıdığını ve bize desteğini ifade etti” dedi.

dfv

47 yaşındaki De la Espriella, destekçileri arasında ‘kaplan’ lakabıyla tanınıyor. Siyasi kampanyasını suçla mücadelede sert politikalar üzerine kuran De la Espriella, ülkede güvenliği yeniden tesis etme ve derinleşen krizlerle karşı karşıya olduğunu savunduğu ekonomiyi canlandırma vaadinde bulundu.

Sıkı bir ekonomi ve güvenlik programı

De la Espriella, seçim kampanyası boyunca görev süresi sona eren Cumhurbaşkanı Gustavo Petro’yu ülkedeki ekonomi ve güvenlik alanındaki kötüleşmeden sorumlu tuttu. De la Espriella, kamu sektöründeki kadroların yüzde 40’ını kaldırma, vergi tabanını genişletme ve silahlı gruplarla yürütülen barış girişimlerini sonlandırarak bunların yerine daha sert askerî tedbirlere dayalı bir strateji uygulama sözü verdi.

fghyj
Abelardo de la Espriella’nın zaferini kutlamak için fırlatılan havai fişekler gökyüzünü aydınlattı. (Reuters)

De la Espriella ayrıca, petrol arama faaliyetlerini yeniden başlatmayı ve hidrolik kırılma (fracking) teknolojisinin kullanımına izin vermeyi planladığını açıkladı. Bu adımlarla ülkenin günlük petrol üretimini yaklaşık 1,3 milyon varile çıkarmayı hedeflediğini belirtti.

De la Espriella, seçim kampanyasının tamamını kendi kaynaklarıyla finanse ettiğini ifade ederek, hareketinin herhangi bir siyasi partiden ya da dışarıdan destek almadan kurulduğunu vurguladı.

İş imparatorluğu mercek altında

De la Espriella, avukatlık faaliyetlerinin yanı sıra, alkollü içecekler, giyim ve gayrimenkul sektörlerinde de çeşitli ticari yatırımlara sahip bulunuyor. Ancak haber platformu La Silla Vacia, şirketlerinden bazılarının tasfiye edildiğini, bazılarının ise 2024 yılı boyunca borç ve mali kayıplarla karşı karşıya kaldığını bildirdi. Platformun haberine göre De la Espriella’nın ticari faaliyetleri arasında en kârlı iş kolu, yönetimini yürüttüğü hukuk bürosu olmaya devam etti.

El Salvador Devlet Başkanı’yla karşılaştırmalar

De la Espriella, kamuoyundaki imajı nedeniyle de tartışmaların odağında yer alıyor. Seçim kampanyası boyunca askerlik hizmeti yapmamış olmasına rağmen sık sık askerî selam vermesi dikkat çekti.

Lüks saatler ve pahalı güneş gözlükleriyle kamuoyu önüne çıkmayı tercih eden, bakımlı sakalıyla tanınan De la Espriella, bazı gözlemciler tarafından El Salvador Devlet Başkanı Nayib Bukele’ye benzetiliyor. Bukele, kendisini ‘dünyanın en havalı diktatörü’ olarak tanımlamasıyla biliniyor.

Bukele’nin uyguladığı sert güvenlik politikaları ve inşa ettirdiği büyük cezaevi kompleksleri sayesinde El Salvador’daki suç oranları Orta Amerika’nın en düşük seviyelerine gerilerken, bu yaklaşım başka ülkelerde de benzer politikaların gündeme gelmesine yol açtı. Ancak süreç kapsamında 90 binden fazla kişinin gözaltına alınması ve tutuklanması, insan hakları örgütlerinin eleştirilerine neden oldu.

fvy6j
‘Kaplan’ lakabıyla tanınan Abelardo de la Espriella’nın seçim zaferini kutlayan destekçileri (Reuters)

Bukele modelini taklit ettiği yönündeki değerlendirmeleri reddeden De la Espriella ise çeteler ve silahlı gruplarla mücadele planı kapsamında Kolombiya’da 10 büyük cezaevi inşa edilmesini öngören bir proje ortaya koydu.

De la Espriella, geçmişte bazı tartışmalı isimlerin avukatlığını yapması nedeniyle de eleştirilerle karşı karşıya kaldı. Bu isimler arasında, eski Venezuela Devlet Başkanı Nicolas Maduro adına kara para aklamakla suçlanan Alex Saab da bulunuyor. Ancak De la Espriella, avukat olarak yürüttüğü mesleki ilişkilerin ‘herhangi bir suç ortaklığı ya da yasa dışı faaliyet anlamına gelmediğini’ savunuyor.


İsviçre'de teknik görüşmeler... İran, UAEA müfettişlerinin geri dönmesini kabul etti

İsviçre'de teknik görüşmeler... İran, UAEA müfettişlerinin geri dönmesini kabul etti
TT

İsviçre'de teknik görüşmeler... İran, UAEA müfettişlerinin geri dönmesini kabul etti

İsviçre'de teknik görüşmeler... İran, UAEA müfettişlerinin geri dönmesini kabul etti

Pakistan Başbakanı Şahbaz Şerif, İran ile ABD arasında İsviçre'de gerçekleştirilen görüşmelerin başarıyla tamamlandığını açıkladı.

Şerif, X platformundaki paylaşımında, "Görüşmeler olumlu ve yapıcı bir atmosferde gerçekleşti. Taraflar, 60 gün içinde nihai bir anlaşmaya ulaşılmasını öngören bir yol haritası üzerinde uzlaşmaya vardı. Ayrıca siyasi düzeyde denetim sağlayacak üst düzey bir komitenin kurulması ve teknik müzakerelerin başlatılması konusunda da teşvik edici ilerleme kaydedildi" ifadelerini kullandı.

ABD Başkan Yardımcısı J.D. Vance ise İran'ın, Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (UAEA) müfettişlerini yeniden ülkeye davet etmeyi kabul ettiğini duyurdu.

İran medyasına göre teknik görüşmelerin pazartesi günü başlaması planlanıyor. Görüşmelerde, mutabakat muhtırasının uygulanmasına ilişkin mekanizmalar ile uzman teknik ekiplerin oluşturulması ele alınacak.

İran'ın teknik müzakere heyetine Dışişleri Bakan Yardımcısı Kazım Garibabadi başkanlık edecek.

Öte yandan İran resmi haber ajansı IRNA, Meclis Başkanı Muhammed Bakır Kalibaf ile Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi'nin, yaklaşık 18 saat süren yoğun müzakerelerin ardından Tahran'a döndüğünü bildirdi.