Gazze’deki savaş ve dünya savaşlarının yıl dönümü

Gazze Savaşı ve uluslararası krizlerin çağrışımları

Gazze Şeridi'nin güneyindeki Han Yunus'ta yıkılmış binaların yanındaki dar bir sokakta yürüyen Filistinliler, 11 Haziran 2024 (AFP)
Gazze Şeridi'nin güneyindeki Han Yunus'ta yıkılmış binaların yanındaki dar bir sokakta yürüyen Filistinliler, 11 Haziran 2024 (AFP)
TT

Gazze’deki savaş ve dünya savaşlarının yıl dönümü

Gazze Şeridi'nin güneyindeki Han Yunus'ta yıkılmış binaların yanındaki dar bir sokakta yürüyen Filistinliler, 11 Haziran 2024 (AFP)
Gazze Şeridi'nin güneyindeki Han Yunus'ta yıkılmış binaların yanındaki dar bir sokakta yürüyen Filistinliler, 11 Haziran 2024 (AFP)

Elie el Kaşif

ABD Başkanı Joe Biden’ın Gazze için ateşkes teklifi, muhtemelen Ramazan ayı arifesinde ateşkes ve esir takası anlaşması amacıyla yapılan, ancak tökezleyip başarısızlıkla sonuçlanan müzakerelerle aynı kaderi paylaşacak gibi görünüyor. ABD yönetiminin ister doğrudan İsrail'e ister Arap ülkeleri aracılığıyla Hamas’a olmak üzere savaşan taraflara yönelik tüm baskılarına rağmen, kendisi de bunu öngörmeye ve işaret etmeye başladı. ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken savaşın başlamasından bu yana bölgeye gerçekleştirdiği sekizinci ziyarette bunu yapmaya çalışsa da şimdiye kadar pek başarılı olamadı.

Ne zaman savaşın müzakereler yoluyla durdurulabileceğine dair bir umut doğsa, bu müzakerelerin başarısızlıkla sonuçlanacağına dair kötümser bir rüzgâr esmeye başlıyor. Eğer müzakere girişimi bu kez de başarısız olursa, karamsarlık geçen seferkinden daha da yoğun olacak. Teklif, gerek müzakerelerin başarısız olması ve İsrail ile Hamas'ın Biden'ın teklifine yanıt vermemesi bakımından, gerek savaşın doğrudan tarafları olan Hamas ve İsrail'in, özellikle de Binyamin Netanyahu ve Yahya Sinvar'ın hesapları bakımından gerekse özellikle önümüzdeki kasım ayında yapılması planlanan ABD seçimlerinin arifesinde bölgesel ve uluslararası sahnedeki kaos bakımından İsrail'in Gazze Şeridi'ne yönelik savaşının en karmaşık hale geldiği zor bir zamanda ortaya atıldı. Bu da haftalardır hatta aylardır konuşulan Hamas ve İsrail arasındaki yıpratma savaşının aslında bölgesel ve uluslararası bir çatışmanın yansıması olup olmadığı, yani bölgesel ve uluslararası tarafların kendi hesapları için mi bu çatışmayı derinleştirmeye çalıştıkları ya da söz konusu uluslararası tarafların başında gelen ABD’yi bu savaşta boğmak, dikkatini dağıtmak ve çözümsüzlüğe itmeye mi çalışıldığı gibi önemli bir soruyu gündeme getiriyor.

Aslında, Rusya-Ukrayna savaşıyla ilgili sahada ve siyaset sahnesinde yaşanan gerilim, Doğu Avrupa'daki gelişmeleri Filistin topraklarındaki çatışmayla ilişkilendirmeye giderek daha fazla itiyor. Çünkü ABD ve Batı ülkelerinin her iki bölgede de var olması, rakiplerinin bu savaşlara katılmaları için net bir davet anlamına geliyor. Eğer Rusya Avrupa'daki savaşın tarafı ise Gazze’deki savaşta rolü ne olacak? Ya da Hizbullah ve İsrail arasındaki cephede nasıl bir rol üstlenecek? Aksa Tufanı Operasyonu'na ilişkin bazı geç okumalar, Moskova'nın bu operasyona yakından ya da uzaktan müdahil olmuş olma ihtimalini sorgulasa da elbette net cevaplara ulaşamadı. Şu sıralar sorular, Rusya'nın Ukrayna savaşındaki hesapları ya da başta Çin olmak üzere diğer ülkeler arasında yeni bir uluslararası düzen inşa etme girişimleri bağlamında, savaşı uzatma ve ABD'yi bu savaşla meşgul etme konusundaki çıkarları üzerinde yoğunlaşıyor. Dolayısıyla, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin'in Gazze’deki savaşın patlak vermesinin bir nedeni olarak gördüğü ABD’nin Ortadoğu'daki başarısızlığı, ABD liderliğindeki liberal uluslararası düzenin parçalanmasına yol açıyor.

Gazze’deki savaştan nasıl çıkılacağı ve ‘ertesi günü’ belirsizliğini korurken Ortadoğu’da bu savaşın ortaya çıkardığı yeni bir soğuk savaş biçimiyle karşı karşıya olabiliriz.

Ancak Rusya ile ilgili soruların sorulması, kaçınılmaz olarak Çin ile ilgili sorular da sorulması anlamına geliyor. Pekin, Moskova’nın aksine çatışmaya doğrudan müdahil olmasına dair herhangi bir sinyal vermiyor. Putin geçtiğimiz hafta, Batılı ülkelerin Ukrayna’yı silahlandırmasına ve Rusya'ya saldırmasına izin vermesine karşılık, Moskova'nın dünyanın dört bir yanındaki ABD karşıtı grupları desteklemeye hazır olduğunu söylemişti. Bu da İran ile silah anlaşmaları yapmaya ya da bölgedeki İran yanlısı grupları doğrudan ya da Tahran üzerinden silahlandırmaya hazır olduğu şeklinde yorumlandı. Hizbullah'a yakın çevreler Moskova ile ilişkilerinin şu an her zamankinden daha güçlü olduğundan bahsediyor. Peki, bu Rusya'nın Hizbullah'a silah ya da teknoloji sağladığı anlamına mı geliyor? Her halükârda özellikle Ukrayna ve genel olarak Avrupa kıtasının güvenliği konusunda ABD ve Batı ülkeleri ile derinleşen çatışması çerçevesinde, Rusya'nın Gazze’deki savaşa müdahil olmuş olabileceğinden endişe duymak gerekiyor.

Son yıllarda İsrail, Körfez Arap ülkeleri ve İran'la birlikte bölgedeki varlığının kapsamını genişleten Çin ise Filistin'deki bölünmüşlüğün tarafları olan Fetih Hareketi (El Fetih) ve Hamas Hareketi arasında uzlaşı sağlayama çalışarak ve Filistinliler ile İsrail arasındaki çatışmayı çözmek için uluslararası konferans çağrısında bulunarak, savaşa diplomatik bir pencereden bakıyor.

svdfbgnh
Ürdün'ün ev sahipliğinde yapılan “Eylem Çağrısı: Gazze'ye Acil İnsani Müdahale” konulu Ölüdeniz Konferansı'na katılan ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken (ortada) sağında Arap Birliği Genel Sekreteri Ahmed Ebu Gayt ile, 11 Haziran 2024 (AFP)

Gazze Şeridi’ndeki savaşın büyük resmi böyle, ancak uluslararası ve bölgesel ittifakların karmaşıklığı ve çakışmaları çerçevesinde, uluslararası ve bölgesel safların daha açık dizildiği Soğuk Savaş dönemindeki durumun aksine, bugün bölgedeki ve dünyadaki tüm ülkeler ilişkilerini ve ittifaklarını mümkün olduğunca genişletmeye çalışıyor. Bu ise bölgedeki uluslararası rekabetin, özellikle de günümüzün iki büyük kutbu olan ABD ve Çin arasındaki rekabetin ek bir nedeni haline geliyor. Hem ABD hem de Çin, İsrail'den Körfez ülkelerine ve İran'a kadar bölgedeki diğer ülkelerle ilişkilere sahip. Dolayısıyla Gazze’deki savaştan nasıl çıkılacağı ve ‘ertesi günü’ belirsizliğini korurken, Ortadoğu’da bu savaşın ortaya çıkardığı yeni bir soğuk savaş biçimiyle karşı karşıya olabiliriz.

Fakat savaşı çevreleyen bu uluslararası sahne tek başına savaşın gelişimini ve geleceğini açıklamaya yetmiyor. Zira yerel aktörlerin, Hamas ve İsrail'in, özellikle de Sinvar ve Netanyahu'nun hesapları, çatışmanın geleceği üzerinde çok etkili ve hatta belirleyici. İran’ın Dini Lideri Ali Hamaney'in geçtiğimiz günlerde Hamas Hareketi’ne Biden'ın teklifini kabul etmemesi yönünde yaptığı dolaylı çağrıdan da anlaşılacağı üzere, İran'ın Hamas'ın önemli bir destekçisi olarak savaştaki varlığı, hatta onun tercihlerini yönlendirmesi göz ardı edilemez. Tüm bu aktörlerin, Gazze Şeridi'ndeki savaşta yaşanan gelişmelerin de kanıtladığı üzere, başta bölgedeki başlıca uluslararası aktör olan ABD olmak üzere, savaştaki başlıca ülkelerin çıkarlarını ve tedbirlerini dikkate aldıklarına hiç şüphe yok.

Gazze’deki savaş da dahil olmak üzere bölgedeki olayların çoğu, ABD’nin bölgedeki yeni mühendisliğinin bir parçası olarak, ABD-Suudi Arabistan anlaşması etrafında dönüyor.

Nihayetinde ister müttefikleri ister muhalifleri tarafından olsun, tüm yerel, bölgesel ve uluslararası hesaplar ABD ve onun yakın ve uzak hedefleri etrafında dönüyor. Hamas, İran ve Hizbullah, İsrail ile ABD arasındaki anlaşmazlıkların ve bu anlaşmazlıkların merkezinde yer alan ABD’nin bölgedeki önceliklerinin üzerine bahis oynuyorlar. Biden yönetimi, ABD'nin Doğu Avrupa, Pasifik ya da Çin Denizi gibi önemli uluslararası çatışma bölgelerine yeniden odaklanmasıyla ilgili jeopolitik nedenlerinin yanı sıra Gazze’deki savaşta İsrail'i desteklediği ve gönderdiği çok sayıda silahla on binlerce Filistinli sivilin ölümüne neden olduğu için seçimlerde ABD’lilerin kendisine yönelik tepkisini hafifletmek gibi sebeplerden ötürü üç aşamalı ateşkes anlaşmasının imzalanması için acele ediyor.

xscdvfbg
İsrailli rehinelerin aileleri, Blinken’ın Tel Aviv ziyaretine denk gelecek şekilde, rehinelerin derhal serbest bırakılması talebiyle protesto gösterisi düzenledi 11 Haziran 2024 (Reuters)

Öte yandan Gazze'deki ateşkes, Washington ile Riyad arasında bir savunma anlaşmasından oluşan ve Washington'ın İsrail'i Suudi Arabistan ile normalleşme anlaşması yoluyla bölgeye daha fazla entegre etme çabaları çerçevesinde Tel Aviv'in de katılabileceği, ancak Tel Aviv'in Riyad'ın talep ettiği gibi iki devletli bir çözüm ile ilgili somut adımlar atmasına bağlı olan, ABD himayesinde ‘bölgesel bir yapı’ inşa etmeye doğru ilerliyor. Dolayısıyla, Gazze’deki savaş da dahil olmak üzere bölgedeki olayların çoğu, ABD’nin bölgedeki yeni mühendisliğinin bir parçası olarak ABD-Suudi Arabistan anlaşması etrafında dönüyor. Bu sebeple, İran’ın Dini Lideri Ali Hamaney’in kısa süre önce Aksa Tufanı Operasyonu’nu, bölgedeki denklemleri değiştirmeye yönelik bir Amerikan projesini engellediğini söyleyerek övmesi kimseyi şaşırtmadı.

Hamas Hareketi’nin Gazze’deki lideri Yahya Sinvar'ın özellikle de esir kartını elinde tuttuğu sürece, elinde kalanlarla savaşmaya devam etme isteğine ilişkin kendi hesaplarıyla kesiştiğinde İran'dan gelen sinyalleri aldığına şüphe yok. İşte şimdi Washington ona ABD vatandaşı olan rehineler için arada İsrail olmadan müzakere etme teklifinde bulunuyor. Sinvar’ın sadece iki seçeneği var. Ya İsrail, uluslararası tarafların garantörlüğünde kalıcı bir ateşkesi kabul edecek ya da savaşmaya devam edecek. Şimdiye kadar bu iki seçenek dışında üçüncü bir seçeneği kabul etmeye istekli görünmedi. Sinvar'ın tutumunun, özellikle Hamas’ın Doha'daki lider kadrosuna uygulanan baskı çerçevesinde bir bütün olarak Hamas'ın tutumu olup olmadığı da tartışmalı bir konu. Ancak İran Hamas'ın ana şemsiyesi olmaya devam ediyor. Bu da Hamas'ın genel tutumunu anlamada önemli bir unsur.

Netanyahu'nun siyasi ve şahsi hesapları, Washington ile ilişkilerinin sınırları ve koşulları da dahil olmak üzere savaştaki seçeneklerini belirlemede önemli rol oynuyor.

İsrail'e ve özellikle Netanyahu'ya gelince; Netanyahu, iki devletli bir çözümü kabul etmeye hazır değil. Çünkü böyle bir durum onu hükümetinin düşmesi ve aşırı sağın yeri doldurulamaz desteğini kaybetmesi tehdidiyle karşı karşıya bırakacaktır. Yani ya hem Filistinlilerle savaşı hem de İsrail içindeki siyasi çatışmayı kazanarak ikisi de kazanacak ya da ikisini birden kaybedecek. Tecrübeli bir siyasetçi olan Netanyahu, İsrail'deki siyasi ve demografik geleceğin özellikle savaş sonrasında aşırı sağcı eğilimlerden yana olduğunu çok iyi biliyor. Bu nedenle önceliklerinin, görev süresi sona ermekte olan Biden yönetimiyle ilişkileri pahasına da olsa aşırı sağcı akımların kendisine olan desteğini sürdürmek olması gerektiğini bilen Bibi (Netanyahu), İsrail sağının değirmenine su taşıyan Donald Trump'ın seçimleri kazanması üzerine de bahis oynuyor olabilir. Nihayetinde Netanyahu'nun siyasi ve şahsi hesapları, Washington'la ilişkinin sınırları ve koşulları da dahil olmak üzere savaştaki seçeneklerini belirlemede önemli rol oynuyor. İsrail sağının anlatısı, Biden'ın İsrail'e yardım etmek yerine, onu bölgeye yönelik projesinin bir parçası olarak kullandığı yönünde ve bu da elbette Netanyahu ve danışmanları tarafından çok iyi biliniyor.

Tüm bu üst üste binen uluslararası, bölgesel ve yerel sahneler açısından Gazze’deki savaştan çıkış yolunu hayal etmek daha da zorlaşıyor. O halde bölge uzun bir ‘yıpratma savaşına’ mı hazırlanmalı? Nihayetinde böyle bir savaşın bedelini öncelikle Filistinli siviller, ikinci olarak da Lübnan'da, Suriye'de, hatta biraz daha uzaktaki Irak'ta olsun, uzun savaşlara alışkın olan ‘Bereketli Hilalin’ halkları ödeyecek.



Hangi Ortadoğu bitti: Amerikan mı yoksa İran mı?

Fotoğraf: Tahran'da İngilizce kitaplar satan kitapçının önünde oturan bir kız (AFP)
Fotoğraf: Tahran'da İngilizce kitaplar satan kitapçının önünde oturan bir kız (AFP)
TT

Hangi Ortadoğu bitti: Amerikan mı yoksa İran mı?

Fotoğraf: Tahran'da İngilizce kitaplar satan kitapçının önünde oturan bir kız (AFP)
Fotoğraf: Tahran'da İngilizce kitaplar satan kitapçının önünde oturan bir kız (AFP)

Refik Huri

Kendini güçlükle tanıyan eski Ortadoğu'da, yeni Ortadoğu başlığı altında hazırlanan senaryolar az sayıda değil. Her senaryo mantar gibi karanlıkta doğuyor ve büyük bir olay, kendisini doğuran başka bir büyük olayı kopyaladığında ışıkta ölüme yaklaşıyor, böylece diğer senaryoların yanında sıralanıyor ve hiçbiri tamamlanmıyor.

Defter uzun. Oslo Anlaşması sonrası, Camp David Barışı ve Vadi Araba Anlaşması basımından İran'daki İslam Devrimi sonrası ve İmam Humeyni'nin “devrimi ihraç etme” iddiası basımına kadar. Keza Sovyetler Birliği'nin çöküşü ve Amerikan tek kutupluluğunun dünyanın zirvesine yükselişi sonrası basımından, “Arap Baharı” devrimleri ve Çin'in yükselişi, Rusya'nın rolünü yeniden kazanmasıyla çok kutupluluğun geri dönüşü sonrası basımına kadar. Bugünkü yeni basım ise “Büyük İsrail”, “Büyük İran” ve “Yeni Osmanlıcılık Türkiyesi” hayallerinin ortasında, İran'a karşı yürütülen ABD-İsrail savaşı sonrasını kapsıyor.

Herkes stratejilerin çatışmasının sonucuna boyun eğmeye mahkumdur, çünkü Başkan Donald Trump, sonuna kadar tek bir karta odaklanmadan bütün kartları aynı anda oynuyor. Robert Keohane ve Joseph Nye'nin “Uzun Amerikan Yüzyılının Sonu” kitabında söyledikleri gibi, anlaşma uğruna savaş, savaş gerektiren barış, “çekme ve itme” olmaksızın güç yoluyla hakimiyet kartlarını oynuyor. Bütünleşik bir stratejisi ya da çıkış stratejisi olmadan İran'la savaş halinde ve bugün yardımcılarından savaş öncesinde ve savaş sırasında görmezden geldiği bir şeyi yapmalarını istiyor: İran'a karşı savaşın “ertesi günü” için bir strateji hazırlamak. Genel hatlarından bu stratejinin aşamalı çalışmak olduğu görülüyor.

İlk önce, 7 Ekim 2023'teki Aksa Tufanı ile Gazze, Lübnan ve İran'daki savaşların ardından yaşanan karışıklıkların sona erdirilmesi aşaması geliyor. Bunu Trump'ın Gazze Şeridi'ndeki planının hayata geçirilmesi, Suriye ile İsrail arasında güvenlik anlaşmasına varılması, Lübnan ile İsrail arasında üçlü çerçeve anlaşmasının hayata geçirilmesi, İsrail ile Arap ülkeleri arasında İbrahim Anlaşmaları’nın genişletilmesi, ABD'nin bölgedeki müttefikleri arasında İran'ı kontrol altında tutacak bölgesel bir güvenlik sisteminin inşa edilmesi aşamaları takip ediyor. Ancak Amerikalı strateji uzmanı Anthony Cordesman'a göre “savaş sonrası savaş, savaştan daha zordur.” Trump'ın “ertesi gün” stratejisi de kaçışı olmayan dört meydan okumayla karşı karşıya ve sorunlarına çözüm bulmak da kolay değil.

İlk meydan okuma denklemdeki “eksik” Filistin rakamıdır. Filistin devletini içermeyen herhangi bir bölgesel güvenlik sistemi bir güvenlik sistemi değil, çatışma ve savaşların reçetesidir.

İkincisi ise İsrail'in oyundaki “aşırı” rolüdür. Büyük İsrail’i inşa eden bölgesel bir süper güç gibi davranan ülke, Gazze ve Batı Şeria'da genişlemekte, Güney Lübnan ve Güney Suriye'de “tampon bölge” kurmakta ısrar ediyor. Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia'dan aktardığı analize göre

sınırları içinde kendisini güvende görmeyen ve bunun için ilave Arap toprakları işgal etmesi gerektiğini düşünen İsrail, İbrahim Anlaşmaları’ndaki ortaklarına güvenlikleri konusunda nasıl güvence verebilir? İsrail'in ulusal güvenlik stratejisi yalnızca somut tehditlerle yüzleşmeyi değil aynı zamanda herhangi bir Arap gücünün askeri yeteneklerini geliştirmesini önlemek için önleyici savaşlar yürütmeyi gerektiriyorsa, bölgesel güvenlik sistemine nasıl güvenilebilir?

Üçüncü meydan okuma, İran savaşının bir sonuca ulaşamadan durması ve hesaplanmamış bir savaşın ertesi günü için senaryo çizme çabasının beyhudeliğidir. Ya Tahran zafer kazandığını ilan edip, Arap dünyasının tek sahnesi olduğu bölgesel projesini hegemonya, güç ve şantajın ötesine geçen bir çerçevede tamamlamakta ısrar ederse? Peki, ya denklem savaşlara yabancı bir denklemse, yani ABD İran'ı vururken, Tahran da Körfez ülkeleri ve Ürdün'ü vuruyorsa?

Dördüncüsü, ABD'de ekonomik savaş ve ablukanın yanı sıra İran savaşı ve bu savaşta bugüne kadar yaşananlar ile ilgili tartışmalardır. Amerikan Girişimcilik Enstitüsü'nde Dış ve Savunma Politikaları Çalışmaları Direktörü meslektaşımız Corey Schack, Foreign Affairs tarafından yayınlanan bir makalede “Trump'ın hatası”ndan ve ilk çizgileri General Colin Powell tarafından çizilen Savunma Bakanı Caspar Weinberger'in savaş yürütme ilkesini göz ardı etmesinden bahsediyor. George Washington Üniversitesi'nde siyaset bilimi ve küresel sorunlar profesörü Mark Lynch, aynı dergide yayınlanan makalesinde “Amerikan Ortadoğusu'nun bittiğini” söylüyor ve “1991'den bu yana başarılı olan bölgesel sistemin, ABD-İsrail'in İran'a yönelik savaşının kurbanı haline geldiğini” belirtiyor.

Hiçbir şey Devrim Muhafızları'ndaki radikallerin Amerikan kuvvetlerine ve Körfez ülkelerine geniş çaplı bir askeri saldırı düzenlemeyi ve Meclis Başkanı Muhammed Bakır Kalibaf'ın ABD'ye “oyunun kuralları değişti” demeyi düşünmesini engellemiyor. Elbette Trump ve Netanyahu’nun İran'ın sonunun yaklaştığını ve İran savaşının ardından yeni bir Ortadoğu'nun başlayacağını düşünmelerini de engellemiyor. Ancak gerçek şu ki bölge, tamamlanmamış savaşlar, çatışan stratejiler ve çözümü olmayan krizlerden muzdarip. Stratejilerin çatışmasındaki her yeni Ortadoğu, bizi eski Ortadoğu'ya, onun eksikliklerine ve felaketlerine geri götürüyor. Kimse hangisinin daha tehlikeli olduğunu bilmiyor; eski mi yeni mi?


Yaklaşık bin 500 uçuş iptal edildi: Teknik arıza İngiltere havalimanlarını aksattı

Uçuşları geciken yolcular, başkent Londra’nın batısındaki Heathrow Havalimanı’nın 3 numaralı terminalinde bagajlarıyla birlikte bekliyor ve kuyruk oluşturuyor. (AFP)
Uçuşları geciken yolcular, başkent Londra’nın batısındaki Heathrow Havalimanı’nın 3 numaralı terminalinde bagajlarıyla birlikte bekliyor ve kuyruk oluşturuyor. (AFP)
TT

Yaklaşık bin 500 uçuş iptal edildi: Teknik arıza İngiltere havalimanlarını aksattı

Uçuşları geciken yolcular, başkent Londra’nın batısındaki Heathrow Havalimanı’nın 3 numaralı terminalinde bagajlarıyla birlikte bekliyor ve kuyruk oluşturuyor. (AFP)
Uçuşları geciken yolcular, başkent Londra’nın batısındaki Heathrow Havalimanı’nın 3 numaralı terminalinde bagajlarıyla birlikte bekliyor ve kuyruk oluşturuyor. (AFP)

İngiltere’de yolcular bugün de büyük mağduriyet yaşarken, ülke genelinde yaklaşık bin 500 uçuş iptal edildi. İngiliz hava trafik kontrol kurumu, kaosa yol açan teknik arızayı gidermek için çalışmalarını hızlandırdı.

Uçuş trafiğini takip eden uzman platform Flightradar24, bugün yapılması planlanan 177 uçuşun iptal edildiğini bildirdi. Bu sayı, dün İngiltere havalimanlarından kalkan veya bu havalimanlarına yapılması planlanan yaklaşık bin 300 uçuşun iptal edilmesinin ardından geldi.

 Uçuşları geciken yolcular, Londra’nın batısındaki Heathrow Havalimanı’nın 3 numaralı terminalinde bagajlarıyla bekliyor ve kuyruk oluşturuyor. (AFP)
Uçuşları geciken yolcular, Londra’nın batısındaki Heathrow Havalimanı’nın 3 numaralı terminalinde bagajlarıyla bekliyor ve kuyruk oluşturuyor. (AFP)

İngiltere Ulusal Hava Trafik Hizmetleri (NATS), dün gece yaptığı açıklamada, “sistemde yaşanan bir sorun” nedeniyle meydana gelen aksaklıkların giderilmesi için çalışmaların sürdüğünü belirtti.

NATS, X üzerinden yaptığı açıklamada, “Havayolları ve havalimanlarının bugün yaşanan aksaklıkların ardından normale dönmesine yardımcı olmak için çalışmalar sürüyor.” ifadelerini kullandı. Açıklamada, toparlanma sürecinin “son derece karmaşık” olduğu ve bunun bütün hava ulaşım ağında sorunlara yol açtığı, normale dönüşün zaman alacağı belirtildi.

NATS’ı etkileyen “teknik sorun” nedeniyle İngiltere’den ve İngiltere’ye yapılacak uçuşlar iptal edildi. (AFP)
NATS’ı etkileyen “teknik sorun” nedeniyle İngiltere’den ve İngiltere’ye yapılacak uçuşlar iptal edildi. (AFP)

Heathrow Havalimanı da dün geces yaptığı açıklamada, teknik arıza nedeniyle salı günü askıya alınan inişlerin ardından kalkışların yeniden başladığını duyurdu.

Ancak havalimanı, “aksaklıkların devam etmesini beklediği” uyarısında bulundu ve yolculardan havalimanına gitmeden önce havayolu şirketleriyle uçuş durumlarını kontrol etmelerini istedi.

Arıza, geçen yıl temmuz ayında yaşanan ve İngiltere’ye yönelik ve İngiltere’den yapılan onlarca uçuşun iptal edilmesine yol açan benzer bir teknik sorunun ardından geldi. Söz konusu olay havayolu şirketlerinin yöneticilerinin tepkisine neden olmuştu.

 İngiltere’de havalimanlarında yaşanan yoğunluk ve kaos. (AFP)
İngiltere’de havalimanlarında yaşanan yoğunluk ve kaos. (AFP)

İngiltere’de 2023 yılında da yaklaşık 10 yılın en ciddi hava trafik kontrol sistemi arızası yaşanmış, yüzlerce uçuş gecikmiş veya iptal edilmiş ve 700 binden fazla yolcu etkilenmişti.

Londra’nın batısında bulunan ve İngiltere’nin en büyük ve en yoğun havalimanı olan Heathrow, dün yaşanan arızadan etkilenen havalimanları arasında yer aldığını açıkladı. Başkentin güneyindeki Gatwick Havalimanı da aksaklıktan etkilendi.

Gatwick Havalimanı’ndaki durumu anlatan sağlık sektöründe çalışan Josie Donohue, “Gerçek bir kâbus” ifadesini kullandı.

İrlanda’ya gitmek üzere uçağa binen Donohue, uçakta üç saat boyunca pistte mahsur kaldıktan sonra uçaktan inmek zorunda kaldı.

İngiliz haber ajansı Press Association’a konuşan Donohue, “O havalimanından çıkmak, Alcatraz Hapishanesi’nden kaçmaya çalışmak gibiydi” dedi.

 Uçuşları geciken yolcular, Heathrow Havalimanı’nın 3 numaralı terminalinde bekliyor. (AFP)
Uçuşları geciken yolcular, Heathrow Havalimanı’nın 3 numaralı terminalinde bekliyor. (AFP)

Liverpool, Birmingham ve Edinburgh havalimanları da aksaklıklardan etkilendi. İrlanda’daki Dublin Havalimanı ise onlarca uçuşun iptal edildiğini açıkladı.

British Airways, aksaklıklar nedeniyle 100’den fazla uçuşu iptal etmek veya başka güzergâhlara yönlendirmek zorunda kaldığını, bunun on binlerce yolcuyu etkilediğini bildirdi.

İrlandalı düşük maliyetli havayolu şirketi Ryanair ise 65 binden fazla yolcusunun aksaklıklardan etkilendiğini ve 50’den fazla uçuşu iptal ettiğini açıkladı.

Şampiyonlar Ligi’nde çarşamba günü İtalya’nın güneyindeki Napoli kentinde Napoli ile karşılaşacak Arsenal da takım uçağının gecikmesi nedeniyle maç öncesinde düzenlenmesi planlanan basın toplantısını iptal etmek zorunda kaldı.

 Heathrow, Gatwick, Manchester ve Stansted havalimanları, kısıtlamalar ve gecikmelerden etkilenen havalimanları arasında bulunuyor. (Reuters)
Heathrow, Gatwick, Manchester ve Stansted havalimanları, kısıtlamalar ve gecikmelerden etkilenen havalimanları arasında bulunuyor. (Reuters)

İngiltere Ulaştırma Bakanı Heidi Alexander, X üzerinden yaptığı açıklamada, “Bu olaydan gerekli derslerin çıkarılması ve havacılık sektörünü destekleyen sistemlerin kendilerinden beklenen görevleri yerine getirebilecek durumda olduğuna dair güvence almak için çalıştığını” söyledi.

Buna karşılık Ryanair Operasyon Direktörü Neil McMahon, hava trafik kontrol kurumu NATS’ın Üst Yöneticisi Martin Rolfe’un görevden alınması yönündeki çağrısını yineledi. McMahon, Rolfe’u İngiltere’deki yolcuları bir kez daha “hayal kırıklığına uğratmakla” suçladı.

McMahon, “Artık bardağı taşıran son damla oldu. İngiliz hükümetinin müdahale etmesinin ve bu görevi yerine getirebilecek birini görevlendirmesinin zamanı geldi” dedi.


Somaliland Bölgesi Başkanı İrro'nun Washington'a ilk ziyareti: Somaliland diplomatik kazanç arayışında

Somaliland Bölgesi Başkanı Abdurrahman Muhammed Abdullah (Somaliland Bölgesi Başkanlığı X hesabı)
Somaliland Bölgesi Başkanı Abdurrahman Muhammed Abdullah (Somaliland Bölgesi Başkanlığı X hesabı)
TT

Somaliland Bölgesi Başkanı İrro'nun Washington'a ilk ziyareti: Somaliland diplomatik kazanç arayışında

Somaliland Bölgesi Başkanı Abdurrahman Muhammed Abdullah (Somaliland Bölgesi Başkanlığı X hesabı)
Somaliland Bölgesi Başkanı Abdurrahman Muhammed Abdullah (Somaliland Bölgesi Başkanlığı X hesabı)

İsrail'in geçtiğimiz yıl aralık ayında Somaliland’ı tanıma kararı almasının ardından Kızıldeniz'de stratejik bir limana sahip olan ayrılıkçı bölge için yeni bir statü arayışını sürdüren Somaliland Bölgesi Başkanı Abdurrahman Muhammed Abdullah (İrro), Washington'a ilk ziyaretini gerçekleştiriyor.

Şarku'l Avsat'a konuşan uzmanlara göre geçtiğimiz cumartesi başlayan ve ayın 19'una kadar sürecek olan bu ziyaret, ABD'nin kısa sürede Somaliland’ı tanıma kararı almasa bile diplomatik ve ekonomik kazanımlar elde etmeyi amaçlıyor.

Aden Körfezi'nde 740 kilometre uzunluğunda bir sahile sahip olan ve Afrika Boynuzu bölgesinde Hint Okyanusu'nun Kızıldeniz ile birleştiği stratejik noktada yer alan ayrılıkçı bölge, aynı zamanda stratejik Berbera Limanı'nı barındırıyor. Bölge, 1991 yılında Federal Somali Cumhuriyeti'nden ayrılmasından bu yana, Mogadişu'nun Arap desteğiyle tamamen reddettiği İsrail'in tanıması haricinde hiçbir uluslararası tanınma elde edemedi.

Somaliland Başkanlığı tarafından cumartesi günü yapılan açıklamaya göre 2024 yılının aralık ayında göreve gelen İrro'nun Washington ziyareti, üst düzey ABD'li yetkililerle görüşmeyi, ABD ile stratejik ortaklığı güçlendirmeyi ve uluslararası tanınma sağlamaya çalışmayı amaçlıyor.

Beyaz Saray’ın gözüne girmek için ilk kez çaba sarf edilmiyor. Zira 2022 yılının mart ayında, dönemin Bölge Başkanı Musa Bihi Abdi de tanınma elde etmek amacıyla Washington'a bir ziyaret gerçekleştirmişti.

Somalilandlı siyasi analist Abdülkerim Said Salih, ziyaretin diplomatik kazanımlar elde etmeyi amaçladığını belirterek, ‘ABD'nin Somaliland’ı tanımasının nihai hedef olduğunu’ söyledi. Salih, ziyaretin ayrıca Somaliland'ın başta Berbera Limanı, deniz güvenliği, ticaret, yatırım ve bölgesel istikrar olmak üzere Afrika Boynuzu ve Kızıldeniz'de ABD'nin stratejik bir ortağı olarak konumunu pekiştirmeyi amaçladığını ekledi.

Salih'e göre İrro'nun önünde iki hedef var. Bunlardan birincisi resmi bir tanımayla dönmek, ikincisi ise resmi tanıma hemen gelmese bile Washington’ın Tayvan ile olan ilişkisine denk; güvenlik, istihbarat, ticaret, yatırım, teknoloji ve diplomatik iletişimi kapsayan bir ortaklık koparmak.

Ulusal Orta Doğu Çalışmaları Merkezi’nden Afrika işleri uzmanı Hüseyin el-Behairy ise ziyaretin temel olarak bölgenin ABD tarafından net ve açık bir şekilde tanınmasını amaçladığını, bölgeyi tanıması ışığında İsrail'in de aynı yönde çabalarının bulunduğunu ifade ederek, ziyaretin şu anda veya yakın gelecekte bir tanınmaya yol açmasa bile bazı diplomatik ve siyasi kazanımlar elde etmesini beklediğini kaydetti.

vfghyju
Somaliland Bölgesi Başkanı, geçtiğimiz haziran ayında Hargeisa’da ABD Misyonu Başkan Yardımcısı ile yaptığı görüşme sırasında (Somaliland Bölgesi Başkanlığı X hesabı)

İsrail Yayın Kurumu, eylül ayının başlarında bu ziyaretten önce İrro'nun, Washington'ı bölgeyi tanımaya ikna etmek amacıyla ilk resmi ziyaretini gerçekleştirmek üzere Washington'a varacağını duyurmuştu.

Geçtiğimiz ağustos ayının sonlarında İrro, İngiliz dergisi The Economist’e yaptığı açıklamada, Washington'ın yanı sıra İsrail'e de güvenlik avantajları sunmaktan bahsederek, bölge yönetiminin ‘eğer ilgileniyorlarsa’ İsrail ve ABD'ye sahil kenti Berbera'da askeri üsler sağlamaya hazır olduğunu söyledi. ABD'den bu teklife ilişkin herhangi bir yorum gelmedi.

Özellikle Haziran 2025'te ABD'nin bölgedeki varlığı dikkat çekiciydi. Somaliland Cumhurbaşkanlığı, X platformundaki hesabından, bölge yönetiminin ‘Büyükelçi Richard Riley başkanlığında ve ABD Afrika Komutanlığı (AFRICOM) Komutanı Michael Langley'in katılımıyla ABD'den üst düzey bir heyeti kabul ettiğini, ortak güvenlik, denizcilik ve savunma çıkarlarının ele alındığını, ayrıca güvenlik iş birliği ve savunma kabiliyetlerini artırmak için gerekli altyapı kapasitesini değerlendirmek üzere Berbera sahil kenti ziyaret edildiğini" açıklamıştı.

İrro, geçtiğimiz haziran ayında ABD Misyon Başkan Yardımcısı ve Maslahatgüzar Justin Davies'i kabul etmiş güvenlik, ticaret ve yatırım alanlarında iş birliğinin güçlendirilmesinin yanı sıra ortak stratejik çıkarlara odaklanan görüşmeler gerçekleştirmişti.

Mogadişu daha önce Etiyopya'nın bölgedeki Berbera Limanı'nı kiralamasını reddetmişti. Somali Devlet Başkanı Hasan Şeyh Mahmud, 2024 şubatında The Washington Post gazetesine verdiği bir röportajda, Trump'a yakın bazı kişilerin onu Somaliland'ı resmi olarak tanıması için yönlendirmeye çalıştığı konusunda uyararak, "Bu durum Afrika kıtasının sınırlarını değiştirmek için bir tehdit oluşturabilir" vurgusunu yapmıştı.

Bu liman kartının önemi ışığında Salih, Washington'un bölgeyi açıkça tanımaya veya bunu görüşmeye olan hazırlığının, Kızıldeniz ve Afrika Boynuzu'ndaki Amerikan çıkarları açısından artan stratejik önemi yansıttığını kabul ediyor. Somaliland de bunu idrak ederek diplomatik kazançlar elde etmek için bu doğrultuda harekete geçiyor.

Bu karta rağmen Behairy, ABD yönetiminin şu anda bölgeyi tanımasının önünde bazı zorluklar olabileceği görüşünde. Bunların başında, mevcut yönetimin Eş-Şebab Hareketi’nin terörüne karşı verdiği destek gölgesinde Somali devletiyle dengeli ilişkiler kurmayı amaçlayan bir dış politika benimsemesi ve Washington'un şu anda Somali'nin toprak bütünlüğünü ve egemenliğini destekleyen Arap ve Müslüman ülkelerini kızdıracak tutumlar uyandırmak istememesi geliyor.