Gazze’deki savaş ve dünya savaşlarının yıl dönümü

Gazze Savaşı ve uluslararası krizlerin çağrışımları

Gazze Şeridi'nin güneyindeki Han Yunus'ta yıkılmış binaların yanındaki dar bir sokakta yürüyen Filistinliler, 11 Haziran 2024 (AFP)
Gazze Şeridi'nin güneyindeki Han Yunus'ta yıkılmış binaların yanındaki dar bir sokakta yürüyen Filistinliler, 11 Haziran 2024 (AFP)
TT

Gazze’deki savaş ve dünya savaşlarının yıl dönümü

Gazze Şeridi'nin güneyindeki Han Yunus'ta yıkılmış binaların yanındaki dar bir sokakta yürüyen Filistinliler, 11 Haziran 2024 (AFP)
Gazze Şeridi'nin güneyindeki Han Yunus'ta yıkılmış binaların yanındaki dar bir sokakta yürüyen Filistinliler, 11 Haziran 2024 (AFP)

Elie el Kaşif

ABD Başkanı Joe Biden’ın Gazze için ateşkes teklifi, muhtemelen Ramazan ayı arifesinde ateşkes ve esir takası anlaşması amacıyla yapılan, ancak tökezleyip başarısızlıkla sonuçlanan müzakerelerle aynı kaderi paylaşacak gibi görünüyor. ABD yönetiminin ister doğrudan İsrail'e ister Arap ülkeleri aracılığıyla Hamas’a olmak üzere savaşan taraflara yönelik tüm baskılarına rağmen, kendisi de bunu öngörmeye ve işaret etmeye başladı. ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken savaşın başlamasından bu yana bölgeye gerçekleştirdiği sekizinci ziyarette bunu yapmaya çalışsa da şimdiye kadar pek başarılı olamadı.

Ne zaman savaşın müzakereler yoluyla durdurulabileceğine dair bir umut doğsa, bu müzakerelerin başarısızlıkla sonuçlanacağına dair kötümser bir rüzgâr esmeye başlıyor. Eğer müzakere girişimi bu kez de başarısız olursa, karamsarlık geçen seferkinden daha da yoğun olacak. Teklif, gerek müzakerelerin başarısız olması ve İsrail ile Hamas'ın Biden'ın teklifine yanıt vermemesi bakımından, gerek savaşın doğrudan tarafları olan Hamas ve İsrail'in, özellikle de Binyamin Netanyahu ve Yahya Sinvar'ın hesapları bakımından gerekse özellikle önümüzdeki kasım ayında yapılması planlanan ABD seçimlerinin arifesinde bölgesel ve uluslararası sahnedeki kaos bakımından İsrail'in Gazze Şeridi'ne yönelik savaşının en karmaşık hale geldiği zor bir zamanda ortaya atıldı. Bu da haftalardır hatta aylardır konuşulan Hamas ve İsrail arasındaki yıpratma savaşının aslında bölgesel ve uluslararası bir çatışmanın yansıması olup olmadığı, yani bölgesel ve uluslararası tarafların kendi hesapları için mi bu çatışmayı derinleştirmeye çalıştıkları ya da söz konusu uluslararası tarafların başında gelen ABD’yi bu savaşta boğmak, dikkatini dağıtmak ve çözümsüzlüğe itmeye mi çalışıldığı gibi önemli bir soruyu gündeme getiriyor.

Aslında, Rusya-Ukrayna savaşıyla ilgili sahada ve siyaset sahnesinde yaşanan gerilim, Doğu Avrupa'daki gelişmeleri Filistin topraklarındaki çatışmayla ilişkilendirmeye giderek daha fazla itiyor. Çünkü ABD ve Batı ülkelerinin her iki bölgede de var olması, rakiplerinin bu savaşlara katılmaları için net bir davet anlamına geliyor. Eğer Rusya Avrupa'daki savaşın tarafı ise Gazze’deki savaşta rolü ne olacak? Ya da Hizbullah ve İsrail arasındaki cephede nasıl bir rol üstlenecek? Aksa Tufanı Operasyonu'na ilişkin bazı geç okumalar, Moskova'nın bu operasyona yakından ya da uzaktan müdahil olmuş olma ihtimalini sorgulasa da elbette net cevaplara ulaşamadı. Şu sıralar sorular, Rusya'nın Ukrayna savaşındaki hesapları ya da başta Çin olmak üzere diğer ülkeler arasında yeni bir uluslararası düzen inşa etme girişimleri bağlamında, savaşı uzatma ve ABD'yi bu savaşla meşgul etme konusundaki çıkarları üzerinde yoğunlaşıyor. Dolayısıyla, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin'in Gazze’deki savaşın patlak vermesinin bir nedeni olarak gördüğü ABD’nin Ortadoğu'daki başarısızlığı, ABD liderliğindeki liberal uluslararası düzenin parçalanmasına yol açıyor.

Gazze’deki savaştan nasıl çıkılacağı ve ‘ertesi günü’ belirsizliğini korurken Ortadoğu’da bu savaşın ortaya çıkardığı yeni bir soğuk savaş biçimiyle karşı karşıya olabiliriz.

Ancak Rusya ile ilgili soruların sorulması, kaçınılmaz olarak Çin ile ilgili sorular da sorulması anlamına geliyor. Pekin, Moskova’nın aksine çatışmaya doğrudan müdahil olmasına dair herhangi bir sinyal vermiyor. Putin geçtiğimiz hafta, Batılı ülkelerin Ukrayna’yı silahlandırmasına ve Rusya'ya saldırmasına izin vermesine karşılık, Moskova'nın dünyanın dört bir yanındaki ABD karşıtı grupları desteklemeye hazır olduğunu söylemişti. Bu da İran ile silah anlaşmaları yapmaya ya da bölgedeki İran yanlısı grupları doğrudan ya da Tahran üzerinden silahlandırmaya hazır olduğu şeklinde yorumlandı. Hizbullah'a yakın çevreler Moskova ile ilişkilerinin şu an her zamankinden daha güçlü olduğundan bahsediyor. Peki, bu Rusya'nın Hizbullah'a silah ya da teknoloji sağladığı anlamına mı geliyor? Her halükârda özellikle Ukrayna ve genel olarak Avrupa kıtasının güvenliği konusunda ABD ve Batı ülkeleri ile derinleşen çatışması çerçevesinde, Rusya'nın Gazze’deki savaşa müdahil olmuş olabileceğinden endişe duymak gerekiyor.

Son yıllarda İsrail, Körfez Arap ülkeleri ve İran'la birlikte bölgedeki varlığının kapsamını genişleten Çin ise Filistin'deki bölünmüşlüğün tarafları olan Fetih Hareketi (El Fetih) ve Hamas Hareketi arasında uzlaşı sağlayama çalışarak ve Filistinliler ile İsrail arasındaki çatışmayı çözmek için uluslararası konferans çağrısında bulunarak, savaşa diplomatik bir pencereden bakıyor.

svdfbgnh
Ürdün'ün ev sahipliğinde yapılan “Eylem Çağrısı: Gazze'ye Acil İnsani Müdahale” konulu Ölüdeniz Konferansı'na katılan ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken (ortada) sağında Arap Birliği Genel Sekreteri Ahmed Ebu Gayt ile, 11 Haziran 2024 (AFP)

Gazze Şeridi’ndeki savaşın büyük resmi böyle, ancak uluslararası ve bölgesel ittifakların karmaşıklığı ve çakışmaları çerçevesinde, uluslararası ve bölgesel safların daha açık dizildiği Soğuk Savaş dönemindeki durumun aksine, bugün bölgedeki ve dünyadaki tüm ülkeler ilişkilerini ve ittifaklarını mümkün olduğunca genişletmeye çalışıyor. Bu ise bölgedeki uluslararası rekabetin, özellikle de günümüzün iki büyük kutbu olan ABD ve Çin arasındaki rekabetin ek bir nedeni haline geliyor. Hem ABD hem de Çin, İsrail'den Körfez ülkelerine ve İran'a kadar bölgedeki diğer ülkelerle ilişkilere sahip. Dolayısıyla Gazze’deki savaştan nasıl çıkılacağı ve ‘ertesi günü’ belirsizliğini korurken, Ortadoğu’da bu savaşın ortaya çıkardığı yeni bir soğuk savaş biçimiyle karşı karşıya olabiliriz.

Fakat savaşı çevreleyen bu uluslararası sahne tek başına savaşın gelişimini ve geleceğini açıklamaya yetmiyor. Zira yerel aktörlerin, Hamas ve İsrail'in, özellikle de Sinvar ve Netanyahu'nun hesapları, çatışmanın geleceği üzerinde çok etkili ve hatta belirleyici. İran’ın Dini Lideri Ali Hamaney'in geçtiğimiz günlerde Hamas Hareketi’ne Biden'ın teklifini kabul etmemesi yönünde yaptığı dolaylı çağrıdan da anlaşılacağı üzere, İran'ın Hamas'ın önemli bir destekçisi olarak savaştaki varlığı, hatta onun tercihlerini yönlendirmesi göz ardı edilemez. Tüm bu aktörlerin, Gazze Şeridi'ndeki savaşta yaşanan gelişmelerin de kanıtladığı üzere, başta bölgedeki başlıca uluslararası aktör olan ABD olmak üzere, savaştaki başlıca ülkelerin çıkarlarını ve tedbirlerini dikkate aldıklarına hiç şüphe yok.

Gazze’deki savaş da dahil olmak üzere bölgedeki olayların çoğu, ABD’nin bölgedeki yeni mühendisliğinin bir parçası olarak, ABD-Suudi Arabistan anlaşması etrafında dönüyor.

Nihayetinde ister müttefikleri ister muhalifleri tarafından olsun, tüm yerel, bölgesel ve uluslararası hesaplar ABD ve onun yakın ve uzak hedefleri etrafında dönüyor. Hamas, İran ve Hizbullah, İsrail ile ABD arasındaki anlaşmazlıkların ve bu anlaşmazlıkların merkezinde yer alan ABD’nin bölgedeki önceliklerinin üzerine bahis oynuyorlar. Biden yönetimi, ABD'nin Doğu Avrupa, Pasifik ya da Çin Denizi gibi önemli uluslararası çatışma bölgelerine yeniden odaklanmasıyla ilgili jeopolitik nedenlerinin yanı sıra Gazze’deki savaşta İsrail'i desteklediği ve gönderdiği çok sayıda silahla on binlerce Filistinli sivilin ölümüne neden olduğu için seçimlerde ABD’lilerin kendisine yönelik tepkisini hafifletmek gibi sebeplerden ötürü üç aşamalı ateşkes anlaşmasının imzalanması için acele ediyor.

xscdvfbg
İsrailli rehinelerin aileleri, Blinken’ın Tel Aviv ziyaretine denk gelecek şekilde, rehinelerin derhal serbest bırakılması talebiyle protesto gösterisi düzenledi 11 Haziran 2024 (Reuters)

Öte yandan Gazze'deki ateşkes, Washington ile Riyad arasında bir savunma anlaşmasından oluşan ve Washington'ın İsrail'i Suudi Arabistan ile normalleşme anlaşması yoluyla bölgeye daha fazla entegre etme çabaları çerçevesinde Tel Aviv'in de katılabileceği, ancak Tel Aviv'in Riyad'ın talep ettiği gibi iki devletli bir çözüm ile ilgili somut adımlar atmasına bağlı olan, ABD himayesinde ‘bölgesel bir yapı’ inşa etmeye doğru ilerliyor. Dolayısıyla, Gazze’deki savaş da dahil olmak üzere bölgedeki olayların çoğu, ABD’nin bölgedeki yeni mühendisliğinin bir parçası olarak ABD-Suudi Arabistan anlaşması etrafında dönüyor. Bu sebeple, İran’ın Dini Lideri Ali Hamaney’in kısa süre önce Aksa Tufanı Operasyonu’nu, bölgedeki denklemleri değiştirmeye yönelik bir Amerikan projesini engellediğini söyleyerek övmesi kimseyi şaşırtmadı.

Hamas Hareketi’nin Gazze’deki lideri Yahya Sinvar'ın özellikle de esir kartını elinde tuttuğu sürece, elinde kalanlarla savaşmaya devam etme isteğine ilişkin kendi hesaplarıyla kesiştiğinde İran'dan gelen sinyalleri aldığına şüphe yok. İşte şimdi Washington ona ABD vatandaşı olan rehineler için arada İsrail olmadan müzakere etme teklifinde bulunuyor. Sinvar’ın sadece iki seçeneği var. Ya İsrail, uluslararası tarafların garantörlüğünde kalıcı bir ateşkesi kabul edecek ya da savaşmaya devam edecek. Şimdiye kadar bu iki seçenek dışında üçüncü bir seçeneği kabul etmeye istekli görünmedi. Sinvar'ın tutumunun, özellikle Hamas’ın Doha'daki lider kadrosuna uygulanan baskı çerçevesinde bir bütün olarak Hamas'ın tutumu olup olmadığı da tartışmalı bir konu. Ancak İran Hamas'ın ana şemsiyesi olmaya devam ediyor. Bu da Hamas'ın genel tutumunu anlamada önemli bir unsur.

Netanyahu'nun siyasi ve şahsi hesapları, Washington ile ilişkilerinin sınırları ve koşulları da dahil olmak üzere savaştaki seçeneklerini belirlemede önemli rol oynuyor.

İsrail'e ve özellikle Netanyahu'ya gelince; Netanyahu, iki devletli bir çözümü kabul etmeye hazır değil. Çünkü böyle bir durum onu hükümetinin düşmesi ve aşırı sağın yeri doldurulamaz desteğini kaybetmesi tehdidiyle karşı karşıya bırakacaktır. Yani ya hem Filistinlilerle savaşı hem de İsrail içindeki siyasi çatışmayı kazanarak ikisi de kazanacak ya da ikisini birden kaybedecek. Tecrübeli bir siyasetçi olan Netanyahu, İsrail'deki siyasi ve demografik geleceğin özellikle savaş sonrasında aşırı sağcı eğilimlerden yana olduğunu çok iyi biliyor. Bu nedenle önceliklerinin, görev süresi sona ermekte olan Biden yönetimiyle ilişkileri pahasına da olsa aşırı sağcı akımların kendisine olan desteğini sürdürmek olması gerektiğini bilen Bibi (Netanyahu), İsrail sağının değirmenine su taşıyan Donald Trump'ın seçimleri kazanması üzerine de bahis oynuyor olabilir. Nihayetinde Netanyahu'nun siyasi ve şahsi hesapları, Washington'la ilişkinin sınırları ve koşulları da dahil olmak üzere savaştaki seçeneklerini belirlemede önemli rol oynuyor. İsrail sağının anlatısı, Biden'ın İsrail'e yardım etmek yerine, onu bölgeye yönelik projesinin bir parçası olarak kullandığı yönünde ve bu da elbette Netanyahu ve danışmanları tarafından çok iyi biliniyor.

Tüm bu üst üste binen uluslararası, bölgesel ve yerel sahneler açısından Gazze’deki savaştan çıkış yolunu hayal etmek daha da zorlaşıyor. O halde bölge uzun bir ‘yıpratma savaşına’ mı hazırlanmalı? Nihayetinde böyle bir savaşın bedelini öncelikle Filistinli siviller, ikinci olarak da Lübnan'da, Suriye'de, hatta biraz daha uzaktaki Irak'ta olsun, uzun savaşlara alışkın olan ‘Bereketli Hilalin’ halkları ödeyecek.



Epstein dosyalarının ortaya çıkmasından sonra Warren Buffett, Gates Vakfı'na yaptığı bağışları askıya aldı

Microsoft'un kurucu ortaklarından Bill Gates, Jeffrey Epstein soruşturmasını yürüten ABD Temsilciler Meclisi Denetim Komitesi'nde ifade vermek üzere geçen haziran ayında Washington'a geldi, (EPA)
Microsoft'un kurucu ortaklarından Bill Gates, Jeffrey Epstein soruşturmasını yürüten ABD Temsilciler Meclisi Denetim Komitesi'nde ifade vermek üzere geçen haziran ayında Washington'a geldi, (EPA)
TT

Epstein dosyalarının ortaya çıkmasından sonra Warren Buffett, Gates Vakfı'na yaptığı bağışları askıya aldı

Microsoft'un kurucu ortaklarından Bill Gates, Jeffrey Epstein soruşturmasını yürüten ABD Temsilciler Meclisi Denetim Komitesi'nde ifade vermek üzere geçen haziran ayında Washington'a geldi, (EPA)
Microsoft'un kurucu ortaklarından Bill Gates, Jeffrey Epstein soruşturmasını yürüten ABD Temsilciler Meclisi Denetim Komitesi'nde ifade vermek üzere geçen haziran ayında Washington'a geldi, (EPA)

Warren Buffett, Microsoft'un kurucu ortaklarından Bill Gates ile finansör ve hüküm giymiş cinsel suçlu Jeffrey Epstein arasındaki ilişkilerin ortaya çıkmasının ardından, Gates Vakfı'na yaptığı bağışları durdurarak 20 yıllık hayır ortaklığını sona erdirdi.

Buffett, dün yaptığı açıklamada, yarıyıl bağış programı kapsamında Berkshire Hathaway'in B sınıfı 12 milyon hissesini, yaklaşık 6 milyar dolar değerinde olmak üzere, çocukları Susie, Howard ve Peter'ın denetimindeki dört aile vakfına bağışlayacağını duyurdu.

Jeffrey Epstein'ın arşivlerinden bir fotoğraf: Microsoft'un kurucusu Bill Gates, yüzü gizlenmiş bir kadınla, (AFP)Jeffrey Epstein'ın arşivlerinden bir fotoğraf: Microsoft'un kurucusu Bill Gates, yüzü gizlenmiş bir kadınla, (AFP)

95 yaşındaki Berkshire Hathaway Yönetim Kurulu Başkanı'nın açıklamasında, 2006 yılında yaşamı boyunca hisselerini bağışlayacağına ilişkin "geri alınamaz taahhüdünü" vermesinden bu yana Berkshire hisseleri üzerinden 47 milyar dolardan fazla bağış alan Gates Vakfı'na ise yer verilmedi. Buffett'ın geçen yıl yaptığı bağışların toplam değeri 4,5 milyar doları aştı.

Buffett açıklamasında, "Elbette ölümün ne zaman gerçekleşeceği öngörülemez. Ancak elimde kalan hisselerin tamamı, 31 Aralık 2034'e kadar bir şekilde bu dört vakfa bağışlanmış olacak" ifadelerini kullandı.

Gates Vakfı, konuya ilişkin yorum taleplerine henüz yanıt vermedi. Berkshire Hathaway de ilave açıklama taleplerini karşılıksız bıraktı.

Jeffrey Epstein'ın mağdurları, eski ABD Adalet Bakanı Pam Bondi'nin Washington'daki Kongre Binası'nda gerçekleştirilen Temsilciler Meclisi Yargı Komitesi oturumunda sorgulanmasını izliyor. (Arşiv- Reuters)Jeffrey Epstein'ın mağdurları, eski ABD Adalet Bakanı Pam Bondi'nin Washington'daki Kongre Binası'nda gerçekleştirilen Temsilciler Meclisi Yargı Komitesi oturumunda sorgulanmasını izliyor. (Arşiv- Reuters)

Buffett ayrıca, ölümünün ardından kalan servetinin yaklaşık yüzde 99,5'ini içerecek hayır amaçlı vakıf fonunun yönetimini çocuklarının üstleneceğini belirtti.

Bill Gates'in itibarı, ABD Adalet Bakanlığı'nın geçen şubat ayında Jeffrey Epstein'a ilişkin dosyaları yayımlamasının ardından zarar gördü.

Söz konusu dosyalarda, Gates'in Epstein ile ve yüzleri sansürlenmiş kadınlarla birlikte çekilmiş fotoğrafları yer aldı. Belgelerde ayrıca Epstein ile Gates Vakfı çalışanları arasındaki e-posta yazışmaları da bulundu.

Gates, geçen ay ABD Kongresi'ne verdiği ifadede, Epstein ile ilk kez 2011 yılında tanıştığını söyledi. Bu tarih, Epstein'ın Florida'da reşit olmayan bir kişiyi fuhşa teşvik suçunu kabul etmesinden üç yıl, federal savcılarla tartışmalı bir kovuşturmama anlaşmasına varmasından ise dört yıl sonrasına denk geliyor.

Jeffrey Epstein'ın 28 Mart 2017'de çekilmiş ve New York Eyaleti Cinsel Suçlular Sicili tarafından sağlanan fotoğrafı, (AP)Jeffrey Epstein'ın 28 Mart 2017'de çekilmiş ve New York Eyaleti Cinsel Suçlular Sicili tarafından sağlanan fotoğrafı, (AP)

Gates, Epstein ile sonraki görüşmelerinin olası hayır projelerine odaklandığını, ancak bu girişimlerin sonuçsuz kaldığını ve ilişkilerinin Aralık 2014 itibarıyla sona erdiğini ifade etti.

70 yaşındaki Gates hakkında herhangi bir ceza davası açılmadı. Gates, daha önce de Epstein ile herhangi bir şekilde ilişkilendirilmiş olmaktan duyduğu pişmanlığı birçok kez dile getirirken, Epstein'ın cinsel istismar mağdurlarıyla hiçbir zaman birlikte bulunmadığını ve Epstein'ın suç teşkil eden herhangi bir davranışına tanıklık etmediğini savundu.


Trump, anlaşmaya varılmadığı takdirde önümüzdeki hafta İran'daki enerji santrallerine saldırı düzenlemekle tehdit etti

ABD Başkanı Donald Trump (EPA)
ABD Başkanı Donald Trump (EPA)
TT

Trump, anlaşmaya varılmadığı takdirde önümüzdeki hafta İran'daki enerji santrallerine saldırı düzenlemekle tehdit etti

ABD Başkanı Donald Trump (EPA)
ABD Başkanı Donald Trump (EPA)

Donald Trump, dün yaptığı açıklamada, Tahran'ın bir anlaşmaya varmaması halinde gelecek hafta ABD'nin İran'a yönelik saldırılarının kapsamını enerji tesisleri ve köprüleri de kapsayacak şekilde genişleteceğini söyledi.

Trump, Fox News'e verdiği röportajda, "Gelecek hafta onlar için çok kötü olacak. Çünkü gelecek hafta enerji tesisleri hedef alınacak. Gelecek hafta köprüler hedef alınacak" ifadelerini kullandı.

Trump, "Müzakere masasına dönmezlerse bütün enerji tesislerini ve tüm köprülerini imha edeceğiz" dedi.

Trump'ın açıklamaları, ABD güçlerinin İran'a yönelik saldırılarını üst üste dördüncü günde de sürdürdüğü ve ülke limanlarına yönelik deniz ablukasını yeniden uygulamaya koyduğu bir sırada yapıldı.

ABD Başkanı, operasyonların ne kadar süreceğine ilişkin bir soruya ise "Yeterli olduğuna karar verene kadar devam edecek" cevabını verdi.

Trump ayrıca, ABD ile İran arasında dün görüşmeler yapıldığını belirterek, Washington'ın Tahran'ı bir anlaşmaya varması yönünde teşvik ettiğini ifade etti.


İngiltere, Avrupa'daki saldırılar nedeniyle İran maslahatgüzarını Dışişleri Bakanlığı’na çağırdı

Londra'daki İran Büyükelçiliği binası (IRNA)
Londra'daki İran Büyükelçiliği binası (IRNA)
TT

İngiltere, Avrupa'daki saldırılar nedeniyle İran maslahatgüzarını Dışişleri Bakanlığı’na çağırdı

Londra'daki İran Büyükelçiliği binası (IRNA)
Londra'daki İran Büyükelçiliği binası (IRNA)

İngiltere, dün İran'ın Londra'daki en üst düzey diplomatik temsilcisini Dışişleri Bakanlığı'na çağırdı. Londra, İran'ı son aylarda Avrupa'nın çeşitli bölgelerinde saldırılar düzenleyen vekil grupları yönlendirmekle suçladı.

İngiltere Dışişleri Bakanlığı'ndan yapılan açıklamada, maslahatgüzarın, İran Devrim Muhafızları'na bağlı Kudüs Gücü'nün mart ile mayıs ayları arasında Avrupa'da saldırılar gerçekleştirmesi için bir grubu yönlendirdiği iddiaları nedeniyle bakanlığa çağrıldığı belirtildi.

Açıklamada, söz konusu grubun "İslami Sağcılar Hareketi" (Islamic Right Movement) adını taşıdığı ifade edilirken, bu tür faaliyetler "kesinlikle kabul edilemez" olarak nitelendirildi.

Bakanlık açıklamasında, "Defalarca yapılan uyarılara rağmen, İran istihbarat servisleri düşmanca faaliyetlerini durdurmadı. Aksine İran, kötü niyetli faaliyetlerini yoğunlaştırmaya çalıştı" ifadelerine yer verildi.

ABD ve İsrail ile savaş halinde bulunan İran ise daha önce vekil gruplar kullandığı yönündeki suçlamaları reddetmişti.

İngiltere, pazartesi günü yeni yasal yetkiler kapsamında İran Devrim Muhafızları'nı ve onunla bağlantılı bir grubu güvenlik tehdidi olarak sınıflandırdı. Söz konusu düzenleme, yabancı devletlerin gözetleme ve sabotaj gibi faaliyetlerde vekil grupları kullanmasını önlemeyi amaçlıyor.

Tahran yönetimi ise dün bu kararı kınayarak, İran Devrim Muhafızları'nın ülkenin silahlı kuvvetlerinin resmi bir unsuru olduğunu belirtti ve İngiltere'yi bir devlet kurumunu hedef alarak uluslararası hukuku ihlal etmekle suçladı.

Kudüs Gücü, İran Devrim Muhafızları'nın yurt dışı operasyonlarından sorumlu birimidir. ABD ise İran Devrim Muhafızları'nı terör örgütü olarak tanımlamaktadır.