Gazze’deki savaş ve dünya savaşlarının yıl dönümü

Gazze Savaşı ve uluslararası krizlerin çağrışımları

Gazze Şeridi'nin güneyindeki Han Yunus'ta yıkılmış binaların yanındaki dar bir sokakta yürüyen Filistinliler, 11 Haziran 2024 (AFP)
Gazze Şeridi'nin güneyindeki Han Yunus'ta yıkılmış binaların yanındaki dar bir sokakta yürüyen Filistinliler, 11 Haziran 2024 (AFP)
TT

Gazze’deki savaş ve dünya savaşlarının yıl dönümü

Gazze Şeridi'nin güneyindeki Han Yunus'ta yıkılmış binaların yanındaki dar bir sokakta yürüyen Filistinliler, 11 Haziran 2024 (AFP)
Gazze Şeridi'nin güneyindeki Han Yunus'ta yıkılmış binaların yanındaki dar bir sokakta yürüyen Filistinliler, 11 Haziran 2024 (AFP)

Elie el Kaşif

ABD Başkanı Joe Biden’ın Gazze için ateşkes teklifi, muhtemelen Ramazan ayı arifesinde ateşkes ve esir takası anlaşması amacıyla yapılan, ancak tökezleyip başarısızlıkla sonuçlanan müzakerelerle aynı kaderi paylaşacak gibi görünüyor. ABD yönetiminin ister doğrudan İsrail'e ister Arap ülkeleri aracılığıyla Hamas’a olmak üzere savaşan taraflara yönelik tüm baskılarına rağmen, kendisi de bunu öngörmeye ve işaret etmeye başladı. ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken savaşın başlamasından bu yana bölgeye gerçekleştirdiği sekizinci ziyarette bunu yapmaya çalışsa da şimdiye kadar pek başarılı olamadı.

Ne zaman savaşın müzakereler yoluyla durdurulabileceğine dair bir umut doğsa, bu müzakerelerin başarısızlıkla sonuçlanacağına dair kötümser bir rüzgâr esmeye başlıyor. Eğer müzakere girişimi bu kez de başarısız olursa, karamsarlık geçen seferkinden daha da yoğun olacak. Teklif, gerek müzakerelerin başarısız olması ve İsrail ile Hamas'ın Biden'ın teklifine yanıt vermemesi bakımından, gerek savaşın doğrudan tarafları olan Hamas ve İsrail'in, özellikle de Binyamin Netanyahu ve Yahya Sinvar'ın hesapları bakımından gerekse özellikle önümüzdeki kasım ayında yapılması planlanan ABD seçimlerinin arifesinde bölgesel ve uluslararası sahnedeki kaos bakımından İsrail'in Gazze Şeridi'ne yönelik savaşının en karmaşık hale geldiği zor bir zamanda ortaya atıldı. Bu da haftalardır hatta aylardır konuşulan Hamas ve İsrail arasındaki yıpratma savaşının aslında bölgesel ve uluslararası bir çatışmanın yansıması olup olmadığı, yani bölgesel ve uluslararası tarafların kendi hesapları için mi bu çatışmayı derinleştirmeye çalıştıkları ya da söz konusu uluslararası tarafların başında gelen ABD’yi bu savaşta boğmak, dikkatini dağıtmak ve çözümsüzlüğe itmeye mi çalışıldığı gibi önemli bir soruyu gündeme getiriyor.

Aslında, Rusya-Ukrayna savaşıyla ilgili sahada ve siyaset sahnesinde yaşanan gerilim, Doğu Avrupa'daki gelişmeleri Filistin topraklarındaki çatışmayla ilişkilendirmeye giderek daha fazla itiyor. Çünkü ABD ve Batı ülkelerinin her iki bölgede de var olması, rakiplerinin bu savaşlara katılmaları için net bir davet anlamına geliyor. Eğer Rusya Avrupa'daki savaşın tarafı ise Gazze’deki savaşta rolü ne olacak? Ya da Hizbullah ve İsrail arasındaki cephede nasıl bir rol üstlenecek? Aksa Tufanı Operasyonu'na ilişkin bazı geç okumalar, Moskova'nın bu operasyona yakından ya da uzaktan müdahil olmuş olma ihtimalini sorgulasa da elbette net cevaplara ulaşamadı. Şu sıralar sorular, Rusya'nın Ukrayna savaşındaki hesapları ya da başta Çin olmak üzere diğer ülkeler arasında yeni bir uluslararası düzen inşa etme girişimleri bağlamında, savaşı uzatma ve ABD'yi bu savaşla meşgul etme konusundaki çıkarları üzerinde yoğunlaşıyor. Dolayısıyla, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin'in Gazze’deki savaşın patlak vermesinin bir nedeni olarak gördüğü ABD’nin Ortadoğu'daki başarısızlığı, ABD liderliğindeki liberal uluslararası düzenin parçalanmasına yol açıyor.

Gazze’deki savaştan nasıl çıkılacağı ve ‘ertesi günü’ belirsizliğini korurken Ortadoğu’da bu savaşın ortaya çıkardığı yeni bir soğuk savaş biçimiyle karşı karşıya olabiliriz.

Ancak Rusya ile ilgili soruların sorulması, kaçınılmaz olarak Çin ile ilgili sorular da sorulması anlamına geliyor. Pekin, Moskova’nın aksine çatışmaya doğrudan müdahil olmasına dair herhangi bir sinyal vermiyor. Putin geçtiğimiz hafta, Batılı ülkelerin Ukrayna’yı silahlandırmasına ve Rusya'ya saldırmasına izin vermesine karşılık, Moskova'nın dünyanın dört bir yanındaki ABD karşıtı grupları desteklemeye hazır olduğunu söylemişti. Bu da İran ile silah anlaşmaları yapmaya ya da bölgedeki İran yanlısı grupları doğrudan ya da Tahran üzerinden silahlandırmaya hazır olduğu şeklinde yorumlandı. Hizbullah'a yakın çevreler Moskova ile ilişkilerinin şu an her zamankinden daha güçlü olduğundan bahsediyor. Peki, bu Rusya'nın Hizbullah'a silah ya da teknoloji sağladığı anlamına mı geliyor? Her halükârda özellikle Ukrayna ve genel olarak Avrupa kıtasının güvenliği konusunda ABD ve Batı ülkeleri ile derinleşen çatışması çerçevesinde, Rusya'nın Gazze’deki savaşa müdahil olmuş olabileceğinden endişe duymak gerekiyor.

Son yıllarda İsrail, Körfez Arap ülkeleri ve İran'la birlikte bölgedeki varlığının kapsamını genişleten Çin ise Filistin'deki bölünmüşlüğün tarafları olan Fetih Hareketi (El Fetih) ve Hamas Hareketi arasında uzlaşı sağlayama çalışarak ve Filistinliler ile İsrail arasındaki çatışmayı çözmek için uluslararası konferans çağrısında bulunarak, savaşa diplomatik bir pencereden bakıyor.

svdfbgnh
Ürdün'ün ev sahipliğinde yapılan “Eylem Çağrısı: Gazze'ye Acil İnsani Müdahale” konulu Ölüdeniz Konferansı'na katılan ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken (ortada) sağında Arap Birliği Genel Sekreteri Ahmed Ebu Gayt ile, 11 Haziran 2024 (AFP)

Gazze Şeridi’ndeki savaşın büyük resmi böyle, ancak uluslararası ve bölgesel ittifakların karmaşıklığı ve çakışmaları çerçevesinde, uluslararası ve bölgesel safların daha açık dizildiği Soğuk Savaş dönemindeki durumun aksine, bugün bölgedeki ve dünyadaki tüm ülkeler ilişkilerini ve ittifaklarını mümkün olduğunca genişletmeye çalışıyor. Bu ise bölgedeki uluslararası rekabetin, özellikle de günümüzün iki büyük kutbu olan ABD ve Çin arasındaki rekabetin ek bir nedeni haline geliyor. Hem ABD hem de Çin, İsrail'den Körfez ülkelerine ve İran'a kadar bölgedeki diğer ülkelerle ilişkilere sahip. Dolayısıyla Gazze’deki savaştan nasıl çıkılacağı ve ‘ertesi günü’ belirsizliğini korurken, Ortadoğu’da bu savaşın ortaya çıkardığı yeni bir soğuk savaş biçimiyle karşı karşıya olabiliriz.

Fakat savaşı çevreleyen bu uluslararası sahne tek başına savaşın gelişimini ve geleceğini açıklamaya yetmiyor. Zira yerel aktörlerin, Hamas ve İsrail'in, özellikle de Sinvar ve Netanyahu'nun hesapları, çatışmanın geleceği üzerinde çok etkili ve hatta belirleyici. İran’ın Dini Lideri Ali Hamaney'in geçtiğimiz günlerde Hamas Hareketi’ne Biden'ın teklifini kabul etmemesi yönünde yaptığı dolaylı çağrıdan da anlaşılacağı üzere, İran'ın Hamas'ın önemli bir destekçisi olarak savaştaki varlığı, hatta onun tercihlerini yönlendirmesi göz ardı edilemez. Tüm bu aktörlerin, Gazze Şeridi'ndeki savaşta yaşanan gelişmelerin de kanıtladığı üzere, başta bölgedeki başlıca uluslararası aktör olan ABD olmak üzere, savaştaki başlıca ülkelerin çıkarlarını ve tedbirlerini dikkate aldıklarına hiç şüphe yok.

Gazze’deki savaş da dahil olmak üzere bölgedeki olayların çoğu, ABD’nin bölgedeki yeni mühendisliğinin bir parçası olarak, ABD-Suudi Arabistan anlaşması etrafında dönüyor.

Nihayetinde ister müttefikleri ister muhalifleri tarafından olsun, tüm yerel, bölgesel ve uluslararası hesaplar ABD ve onun yakın ve uzak hedefleri etrafında dönüyor. Hamas, İran ve Hizbullah, İsrail ile ABD arasındaki anlaşmazlıkların ve bu anlaşmazlıkların merkezinde yer alan ABD’nin bölgedeki önceliklerinin üzerine bahis oynuyorlar. Biden yönetimi, ABD'nin Doğu Avrupa, Pasifik ya da Çin Denizi gibi önemli uluslararası çatışma bölgelerine yeniden odaklanmasıyla ilgili jeopolitik nedenlerinin yanı sıra Gazze’deki savaşta İsrail'i desteklediği ve gönderdiği çok sayıda silahla on binlerce Filistinli sivilin ölümüne neden olduğu için seçimlerde ABD’lilerin kendisine yönelik tepkisini hafifletmek gibi sebeplerden ötürü üç aşamalı ateşkes anlaşmasının imzalanması için acele ediyor.

xscdvfbg
İsrailli rehinelerin aileleri, Blinken’ın Tel Aviv ziyaretine denk gelecek şekilde, rehinelerin derhal serbest bırakılması talebiyle protesto gösterisi düzenledi 11 Haziran 2024 (Reuters)

Öte yandan Gazze'deki ateşkes, Washington ile Riyad arasında bir savunma anlaşmasından oluşan ve Washington'ın İsrail'i Suudi Arabistan ile normalleşme anlaşması yoluyla bölgeye daha fazla entegre etme çabaları çerçevesinde Tel Aviv'in de katılabileceği, ancak Tel Aviv'in Riyad'ın talep ettiği gibi iki devletli bir çözüm ile ilgili somut adımlar atmasına bağlı olan, ABD himayesinde ‘bölgesel bir yapı’ inşa etmeye doğru ilerliyor. Dolayısıyla, Gazze’deki savaş da dahil olmak üzere bölgedeki olayların çoğu, ABD’nin bölgedeki yeni mühendisliğinin bir parçası olarak ABD-Suudi Arabistan anlaşması etrafında dönüyor. Bu sebeple, İran’ın Dini Lideri Ali Hamaney’in kısa süre önce Aksa Tufanı Operasyonu’nu, bölgedeki denklemleri değiştirmeye yönelik bir Amerikan projesini engellediğini söyleyerek övmesi kimseyi şaşırtmadı.

Hamas Hareketi’nin Gazze’deki lideri Yahya Sinvar'ın özellikle de esir kartını elinde tuttuğu sürece, elinde kalanlarla savaşmaya devam etme isteğine ilişkin kendi hesaplarıyla kesiştiğinde İran'dan gelen sinyalleri aldığına şüphe yok. İşte şimdi Washington ona ABD vatandaşı olan rehineler için arada İsrail olmadan müzakere etme teklifinde bulunuyor. Sinvar’ın sadece iki seçeneği var. Ya İsrail, uluslararası tarafların garantörlüğünde kalıcı bir ateşkesi kabul edecek ya da savaşmaya devam edecek. Şimdiye kadar bu iki seçenek dışında üçüncü bir seçeneği kabul etmeye istekli görünmedi. Sinvar'ın tutumunun, özellikle Hamas’ın Doha'daki lider kadrosuna uygulanan baskı çerçevesinde bir bütün olarak Hamas'ın tutumu olup olmadığı da tartışmalı bir konu. Ancak İran Hamas'ın ana şemsiyesi olmaya devam ediyor. Bu da Hamas'ın genel tutumunu anlamada önemli bir unsur.

Netanyahu'nun siyasi ve şahsi hesapları, Washington ile ilişkilerinin sınırları ve koşulları da dahil olmak üzere savaştaki seçeneklerini belirlemede önemli rol oynuyor.

İsrail'e ve özellikle Netanyahu'ya gelince; Netanyahu, iki devletli bir çözümü kabul etmeye hazır değil. Çünkü böyle bir durum onu hükümetinin düşmesi ve aşırı sağın yeri doldurulamaz desteğini kaybetmesi tehdidiyle karşı karşıya bırakacaktır. Yani ya hem Filistinlilerle savaşı hem de İsrail içindeki siyasi çatışmayı kazanarak ikisi de kazanacak ya da ikisini birden kaybedecek. Tecrübeli bir siyasetçi olan Netanyahu, İsrail'deki siyasi ve demografik geleceğin özellikle savaş sonrasında aşırı sağcı eğilimlerden yana olduğunu çok iyi biliyor. Bu nedenle önceliklerinin, görev süresi sona ermekte olan Biden yönetimiyle ilişkileri pahasına da olsa aşırı sağcı akımların kendisine olan desteğini sürdürmek olması gerektiğini bilen Bibi (Netanyahu), İsrail sağının değirmenine su taşıyan Donald Trump'ın seçimleri kazanması üzerine de bahis oynuyor olabilir. Nihayetinde Netanyahu'nun siyasi ve şahsi hesapları, Washington'la ilişkinin sınırları ve koşulları da dahil olmak üzere savaştaki seçeneklerini belirlemede önemli rol oynuyor. İsrail sağının anlatısı, Biden'ın İsrail'e yardım etmek yerine, onu bölgeye yönelik projesinin bir parçası olarak kullandığı yönünde ve bu da elbette Netanyahu ve danışmanları tarafından çok iyi biliniyor.

Tüm bu üst üste binen uluslararası, bölgesel ve yerel sahneler açısından Gazze’deki savaştan çıkış yolunu hayal etmek daha da zorlaşıyor. O halde bölge uzun bir ‘yıpratma savaşına’ mı hazırlanmalı? Nihayetinde böyle bir savaşın bedelini öncelikle Filistinli siviller, ikinci olarak da Lübnan'da, Suriye'de, hatta biraz daha uzaktaki Irak'ta olsun, uzun savaşlara alışkın olan ‘Bereketli Hilalin’ halkları ödeyecek.



İtalya, Milano’daki şiddet olaylarının ardından kamu düzenine ilişkin yasaları sertleştirdi

İtalya Başbakanı Giorgia Meloni, 4 Eylül 2026 tarihinde İtalya'nın Bari kentinde konuşma yapıyor (Reuters)
İtalya Başbakanı Giorgia Meloni, 4 Eylül 2026 tarihinde İtalya'nın Bari kentinde konuşma yapıyor (Reuters)
TT

İtalya, Milano’daki şiddet olaylarının ardından kamu düzenine ilişkin yasaları sertleştirdi

İtalya Başbakanı Giorgia Meloni, 4 Eylül 2026 tarihinde İtalya'nın Bari kentinde konuşma yapıyor (Reuters)
İtalya Başbakanı Giorgia Meloni, 4 Eylül 2026 tarihinde İtalya'nın Bari kentinde konuşma yapıyor (Reuters)

İtalya, dün bir dizi yeni güvenlik önlemini kabul etti. Reuters’ın haberine göre düzenlemeler, gösteriler sırasında şiddet eylemlerinin suç sayılmasını, kamu düzenini bozan kişilere daha ağır cezalar verilmesini ve çocuklarının vandalizm ya da yağma eylemlerine katılması durumunda anne babaların mali sorumluluk üstlenmesini öngörüyor.

Karar, hafta başında İtalya’nın kuzeyindeki kentlerde, özellikle ülkenin finans merkezi Milano’da yaşanan olayların ardından geldi. Çoğunluğunu gençlerin oluşturduğu gruplar sokaklarda olay çıkardı, mağazaların camlarını kırdı, iş yerlerini yağmaladı ve polise saldırdı.

Başbakan Giorgia Meloni, yeni kararnameyi duyururken sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada, “Vandalizm ve hırsızlıkta devrimci hiçbir şey yok. Vandalizm ve hırsızlık protesto değil, suçtur” ifadelerini kullandı.

Yeni güvenlik önlemleri neler getiriyor?

Derhal yürürlüğe giren düzenlemeler kapsamında, en az beş kişiden oluşan bir grubun parçası olarak gösteriler sırasında kamu güvenliğini tehlikeye atan kişiler beş yıla kadar hapis ve en fazla 20 bin avro (22 bin 460 dolar) para cezasıyla karşı karşıya kalabilecek.

Yüzün gizlenmesi veya kişilerin yaralanması durumunda cezalar ağırlaştırılacak.

Yetkililere, meydana gelen zararların tazminini derhal talep etme yetkisi verilecek. Suçun reşit olmayan kişiler tarafından işlenmesi halinde mali sorumluluk ebeveynlerine ait olacak.

xsrgt
17 Ekim 2026’da Milano’daki Duomo Meydanı’nda hükümet karşıtı gösteri sırasında protestocular polisle çatıştı. (AFP)

Polise ayrıca 14-17 yaş arasındaki gençleri, henüz bir suç işlememiş olsalar bile tehlike oluşturduklarına ilişkin kanıt bulunması durumunda gözaltına alma yetkisi tanınacak. Böylece daha önce yalnızca yetişkinler için geçerli olan bazı yetkilerin kapsamı genişletilecek.

Yetkililer, cumartesi günü düzenlenmesi planlanan gösterilerde yeni olaylar yaşanmasından endişe ederken hükümet, 2026 yılı sonuna kadar Milano’da polise destek amacıyla 500 asker görevlendirileceğini açıkladı.

Savunma Bakanlığı, ordunun önemli noktalarda güvenliği güçlendireceğini, hassas bölgelerde gözetimi artıracağını ve bölge genelindeki denetim faaliyetlerine katkıda bulunacağını bildirdi.

Meloni’nin güvenlik politikaları

Kuzey İtalya’daki olaylar, komşu Fransa’da yaşanan benzer şiddet olaylarının ardından geldi. Fransa’da cumartesi günü yüz binlerce kişi sokaklara çıkmış, ülke son yılların en şiddetli toplumsal olaylarından bazılarına sahne olmuştu.

Meloni, 2022’de başbakanlık görevine gelmesinden bu yana bir dizi sıkı güvenlik önlemini yürürlüğe koydu. Ancak eleştirmenler, bu politikaların suç ve toplumsal düzensizliğin temel nedenlerini çözmekte yetersiz kaldığını belirtiyor.

Şarku’l Avsat’ın resmi verilerden aktardığına göre İtalya’daki mahkûm sayısı son dört yılda yüzde 17’den fazla arttı. Bu artış, yaklaşık 10 bin kişiye karşılık geliyor.

Meloni hükümeti, ülkenin güneyinde yükselen bir başka protesto dalgasıyla da karşı karşıya. Dizel fiyatlarının ve yaşam maliyetinin artmasına tepki gösteren kamyon şoförleri, yollara tedarik zincirlerini aksatan barikatlar kurdu.

Bazı makarna üreticileri üretimi durdurmak zorunda kalırken tarım örgütleri, meyve ve sebzelerin çürümeye terk edilmesi riski konusunda uyarıda bulundu. Hükümet, sektör temsilcileriyle yaptığı görüşmelerin ardından kara yolu taşımacılığı şirketlerine yeni destekler sağlama sözü verdi.

Kuzeydeki ve güneydeki protestocular, artan fiyatların aileleri yoksulluğa sürüklediğini söylüyor. Bu durum, 2027’de yapılması planlanan genel seçimler öncesinde Meloni üzerindeki baskıyı artırıyor.

Başbakan, dün yaptığı açıklamada, “İş aramanın, yetersiz bir maaş kazanmanın ve geleceğe dair hiçbir umut görememenin ne anlama geldiğini biliyoruz. Ancak yaşanan sıkıntılar asla şiddete gerekçe olarak kullanılmamalı” ifadelerini kullandı.


Netanyahu: İran yönetimini devirmeye kararlıyız

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, 19 Ekim 2026’da İsrail’in Ramla kentinde, seçimler öncesinde bir alışveriş merkezinde vatandaşlarla bir araya geldi.(Reuters)
İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, 19 Ekim 2026’da İsrail’in Ramla kentinde, seçimler öncesinde bir alışveriş merkezinde vatandaşlarla bir araya geldi.(Reuters)
TT

Netanyahu: İran yönetimini devirmeye kararlıyız

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, 19 Ekim 2026’da İsrail’in Ramla kentinde, seçimler öncesinde bir alışveriş merkezinde vatandaşlarla bir araya geldi.(Reuters)
İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, 19 Ekim 2026’da İsrail’in Ramla kentinde, seçimler öncesinde bir alışveriş merkezinde vatandaşlarla bir araya geldi.(Reuters)

İsrail’de yapılacak parlamento seçimlerine bir hafta kala Başbakan Binyamin Netanyahu, İran yönetimini devirmeye yönelik kararlılığını sürdürdüğünü açıkladı. Netanyahu’nun ofisinden dün akşam yapılan açıklamada, İsrail Başbakanı’nın bu konudaki tutumunu yinelediği belirtildi.

Şarku’l Avsatın DPA’dan aktardığına göre Netanyahu, “İran rejimini ortadan kaldırma sürecini tamamlamaya kararlıyız” dedi. Bunun İsrail açısından en önemli mesele olduğunu vurgulayan Netanyahu, bu konuyu yalnızca pazar günü ABD Başkanı Donald Trump ile yeniden görüştüğünü söyledi.

Netanyahu, İran yönetimi varlığını sürdürdüğü sürece nükleer silah üretmeye çalışacağını öne sürerek, “Bunu engellemenin tek yolu bu rejimi devirmektir” ifadelerini kullandı.

İsrail Başbakanı, İsrail ve ABD’nin 28 Şubat’ta İran’a birlikte saldırdığı dönemde de İran yönetimini devirmeyi hedeflemişti. Saldırılarda çok sayıda İranlı general ve üst düzey siyasetçi hayatını kaybetmiş, ancak İran hükümeti devrilmemişti.

İsrailliler, 27 Ekim’de yeni parlamentoyu seçmek üzere sandık başına gidecek. Seçimlerde Netanyahu ile en önemli rakiplerinden, eski Genelkurmay Başkanı Gadi Eisenkot arasında çekişmeli bir yarış yaşanması bekleniyor.

İsrail basınında yer alan haberlere göre Netanyahu, dün ABD Savunma Bakanı Pete Hegseth ile sürpriz bir görüşme gerçekleştirdi. ABD merkezli Axios haber sitesi, Hegseth’in İsrail ziyaretini İran’la yaşanan çatışmada yeni bir gerilim yaşanabileceğine ilişkin değerlendirmelerle ilişkilendirdi.

Netanyahu ayrıca, İsrail ordusunun Lübnan’ın güneyinde tek taraflı olarak oluşturulan “güvenlik bölgesi” içinde, İran destekli Hizbullah’a ait bütün terör altyapısını imha ettiğini ileri sürdü.


Zelenskiy ile Trump’ın temsilcileri arasında Oslo’da “verimli ve yapıcı” görüşmeler

Sağdan sola: Norveç Başbakanı, Ukrayna Cumhurbaşkanı, Finlandiya Cumhurbaşkanı ve Steve Witkoff. (AP)
Sağdan sola: Norveç Başbakanı, Ukrayna Cumhurbaşkanı, Finlandiya Cumhurbaşkanı ve Steve Witkoff. (AP)
TT

Zelenskiy ile Trump’ın temsilcileri arasında Oslo’da “verimli ve yapıcı” görüşmeler

Sağdan sola: Norveç Başbakanı, Ukrayna Cumhurbaşkanı, Finlandiya Cumhurbaşkanı ve Steve Witkoff. (AP)
Sağdan sola: Norveç Başbakanı, Ukrayna Cumhurbaşkanı, Finlandiya Cumhurbaşkanı ve Steve Witkoff. (AP)

Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy, dün Oslo’da ABD Başkanı Donald Trump’ın temsilcileriyle “çok verimli ve yapıcı” görüşmeler gerçekleştirdi

Şarku’l Avsat'ın AFP’den aktardığına göre bir ABD’li yetkili, Trump’ın özel temsilcisi Steve Witkoff’un bugün Moskova’da Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile görüşeceğini, Trump’ın damadı Jared Kushner’in ise görüşmeye çevrim içi katılacağını belirtti.

Axios’un bir ABD’li yetkiliye dayandırdığı habere göre Witkoff, Ukrayna’daki savaşı sona erdirmeye yönelik güncellenmiş ABD teklifini Putin’e sunacak.

Görüşmeler, Washington ile Kiev’in, Trump’ın Rusya ile bir dizel yakıt anlaşması yapıldığını açıklaması ve Zelenskiy’e savaşı sona erdirmesi yönünde baskı uygulamasının ardından ortaya çıkan anlaşmazlığı gidermeye çalıştığı bir dönemde gerçekleşiyor.

Kimliğinin açıklanmasını istemeyen ABD’li yetkili, Oslo’daki görüşmelerin ardından yaptığı açıklamada, “Ukrayna, ayrıntılı biçimde ele alınan yeni fikirler ve öneriler sundu” ifadelerini kullandı.

Yetkili, tarafların Rusya’ya yönelik koordineli bir yaklaşım üzerinde uzlaşma ve diplomatik süreci ilerletme konusunda somut ilerleme kaydettiğini belirtti.

Witkoff’un Putin ile yapacağı görüşmenin amacının, Oslo’da sağlanan ilerlemeyi geliştirmek ve Kiev, Moskova ile Washington’un katılacağı doğrudan üçlü görüşmelerin önünü açmak olduğunu ifade etti.

Yetkili, “Önümüzde hâlâ önemli çalışmalar bulunmasına rağmen bugünkü görüşmeler büyük ölçüde olumlu ve yapıcı bir atmosferi, taraflar arasında güçlü bir iş birliğini, kapsamlı ve kalıcı bir barışa ulaşma yönündeki ortak kararlılığı yansıttı” diye konuştu.

Trump yönetimi, Trump’ın Rusya’nın dizel yakıt satışlarına yönelik yaptırımları kaldırmayı kabul etmesi ve Moskova’nın memnuniyetle karşıladığı diğer adımları atmasının ardından, Putin’in daha fazla taviz vermeye hazır olduğunu göstermesini bekliyor.