Gazze’deki savaş ve dünya savaşlarının yıl dönümü

Gazze Savaşı ve uluslararası krizlerin çağrışımları

Gazze Şeridi'nin güneyindeki Han Yunus'ta yıkılmış binaların yanındaki dar bir sokakta yürüyen Filistinliler, 11 Haziran 2024 (AFP)
Gazze Şeridi'nin güneyindeki Han Yunus'ta yıkılmış binaların yanındaki dar bir sokakta yürüyen Filistinliler, 11 Haziran 2024 (AFP)
TT

Gazze’deki savaş ve dünya savaşlarının yıl dönümü

Gazze Şeridi'nin güneyindeki Han Yunus'ta yıkılmış binaların yanındaki dar bir sokakta yürüyen Filistinliler, 11 Haziran 2024 (AFP)
Gazze Şeridi'nin güneyindeki Han Yunus'ta yıkılmış binaların yanındaki dar bir sokakta yürüyen Filistinliler, 11 Haziran 2024 (AFP)

Elie el Kaşif

ABD Başkanı Joe Biden’ın Gazze için ateşkes teklifi, muhtemelen Ramazan ayı arifesinde ateşkes ve esir takası anlaşması amacıyla yapılan, ancak tökezleyip başarısızlıkla sonuçlanan müzakerelerle aynı kaderi paylaşacak gibi görünüyor. ABD yönetiminin ister doğrudan İsrail'e ister Arap ülkeleri aracılığıyla Hamas’a olmak üzere savaşan taraflara yönelik tüm baskılarına rağmen, kendisi de bunu öngörmeye ve işaret etmeye başladı. ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken savaşın başlamasından bu yana bölgeye gerçekleştirdiği sekizinci ziyarette bunu yapmaya çalışsa da şimdiye kadar pek başarılı olamadı.

Ne zaman savaşın müzakereler yoluyla durdurulabileceğine dair bir umut doğsa, bu müzakerelerin başarısızlıkla sonuçlanacağına dair kötümser bir rüzgâr esmeye başlıyor. Eğer müzakere girişimi bu kez de başarısız olursa, karamsarlık geçen seferkinden daha da yoğun olacak. Teklif, gerek müzakerelerin başarısız olması ve İsrail ile Hamas'ın Biden'ın teklifine yanıt vermemesi bakımından, gerek savaşın doğrudan tarafları olan Hamas ve İsrail'in, özellikle de Binyamin Netanyahu ve Yahya Sinvar'ın hesapları bakımından gerekse özellikle önümüzdeki kasım ayında yapılması planlanan ABD seçimlerinin arifesinde bölgesel ve uluslararası sahnedeki kaos bakımından İsrail'in Gazze Şeridi'ne yönelik savaşının en karmaşık hale geldiği zor bir zamanda ortaya atıldı. Bu da haftalardır hatta aylardır konuşulan Hamas ve İsrail arasındaki yıpratma savaşının aslında bölgesel ve uluslararası bir çatışmanın yansıması olup olmadığı, yani bölgesel ve uluslararası tarafların kendi hesapları için mi bu çatışmayı derinleştirmeye çalıştıkları ya da söz konusu uluslararası tarafların başında gelen ABD’yi bu savaşta boğmak, dikkatini dağıtmak ve çözümsüzlüğe itmeye mi çalışıldığı gibi önemli bir soruyu gündeme getiriyor.

Aslında, Rusya-Ukrayna savaşıyla ilgili sahada ve siyaset sahnesinde yaşanan gerilim, Doğu Avrupa'daki gelişmeleri Filistin topraklarındaki çatışmayla ilişkilendirmeye giderek daha fazla itiyor. Çünkü ABD ve Batı ülkelerinin her iki bölgede de var olması, rakiplerinin bu savaşlara katılmaları için net bir davet anlamına geliyor. Eğer Rusya Avrupa'daki savaşın tarafı ise Gazze’deki savaşta rolü ne olacak? Ya da Hizbullah ve İsrail arasındaki cephede nasıl bir rol üstlenecek? Aksa Tufanı Operasyonu'na ilişkin bazı geç okumalar, Moskova'nın bu operasyona yakından ya da uzaktan müdahil olmuş olma ihtimalini sorgulasa da elbette net cevaplara ulaşamadı. Şu sıralar sorular, Rusya'nın Ukrayna savaşındaki hesapları ya da başta Çin olmak üzere diğer ülkeler arasında yeni bir uluslararası düzen inşa etme girişimleri bağlamında, savaşı uzatma ve ABD'yi bu savaşla meşgul etme konusundaki çıkarları üzerinde yoğunlaşıyor. Dolayısıyla, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin'in Gazze’deki savaşın patlak vermesinin bir nedeni olarak gördüğü ABD’nin Ortadoğu'daki başarısızlığı, ABD liderliğindeki liberal uluslararası düzenin parçalanmasına yol açıyor.

Gazze’deki savaştan nasıl çıkılacağı ve ‘ertesi günü’ belirsizliğini korurken Ortadoğu’da bu savaşın ortaya çıkardığı yeni bir soğuk savaş biçimiyle karşı karşıya olabiliriz.

Ancak Rusya ile ilgili soruların sorulması, kaçınılmaz olarak Çin ile ilgili sorular da sorulması anlamına geliyor. Pekin, Moskova’nın aksine çatışmaya doğrudan müdahil olmasına dair herhangi bir sinyal vermiyor. Putin geçtiğimiz hafta, Batılı ülkelerin Ukrayna’yı silahlandırmasına ve Rusya'ya saldırmasına izin vermesine karşılık, Moskova'nın dünyanın dört bir yanındaki ABD karşıtı grupları desteklemeye hazır olduğunu söylemişti. Bu da İran ile silah anlaşmaları yapmaya ya da bölgedeki İran yanlısı grupları doğrudan ya da Tahran üzerinden silahlandırmaya hazır olduğu şeklinde yorumlandı. Hizbullah'a yakın çevreler Moskova ile ilişkilerinin şu an her zamankinden daha güçlü olduğundan bahsediyor. Peki, bu Rusya'nın Hizbullah'a silah ya da teknoloji sağladığı anlamına mı geliyor? Her halükârda özellikle Ukrayna ve genel olarak Avrupa kıtasının güvenliği konusunda ABD ve Batı ülkeleri ile derinleşen çatışması çerçevesinde, Rusya'nın Gazze’deki savaşa müdahil olmuş olabileceğinden endişe duymak gerekiyor.

Son yıllarda İsrail, Körfez Arap ülkeleri ve İran'la birlikte bölgedeki varlığının kapsamını genişleten Çin ise Filistin'deki bölünmüşlüğün tarafları olan Fetih Hareketi (El Fetih) ve Hamas Hareketi arasında uzlaşı sağlayama çalışarak ve Filistinliler ile İsrail arasındaki çatışmayı çözmek için uluslararası konferans çağrısında bulunarak, savaşa diplomatik bir pencereden bakıyor.

svdfbgnh
Ürdün'ün ev sahipliğinde yapılan “Eylem Çağrısı: Gazze'ye Acil İnsani Müdahale” konulu Ölüdeniz Konferansı'na katılan ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken (ortada) sağında Arap Birliği Genel Sekreteri Ahmed Ebu Gayt ile, 11 Haziran 2024 (AFP)

Gazze Şeridi’ndeki savaşın büyük resmi böyle, ancak uluslararası ve bölgesel ittifakların karmaşıklığı ve çakışmaları çerçevesinde, uluslararası ve bölgesel safların daha açık dizildiği Soğuk Savaş dönemindeki durumun aksine, bugün bölgedeki ve dünyadaki tüm ülkeler ilişkilerini ve ittifaklarını mümkün olduğunca genişletmeye çalışıyor. Bu ise bölgedeki uluslararası rekabetin, özellikle de günümüzün iki büyük kutbu olan ABD ve Çin arasındaki rekabetin ek bir nedeni haline geliyor. Hem ABD hem de Çin, İsrail'den Körfez ülkelerine ve İran'a kadar bölgedeki diğer ülkelerle ilişkilere sahip. Dolayısıyla Gazze’deki savaştan nasıl çıkılacağı ve ‘ertesi günü’ belirsizliğini korurken, Ortadoğu’da bu savaşın ortaya çıkardığı yeni bir soğuk savaş biçimiyle karşı karşıya olabiliriz.

Fakat savaşı çevreleyen bu uluslararası sahne tek başına savaşın gelişimini ve geleceğini açıklamaya yetmiyor. Zira yerel aktörlerin, Hamas ve İsrail'in, özellikle de Sinvar ve Netanyahu'nun hesapları, çatışmanın geleceği üzerinde çok etkili ve hatta belirleyici. İran’ın Dini Lideri Ali Hamaney'in geçtiğimiz günlerde Hamas Hareketi’ne Biden'ın teklifini kabul etmemesi yönünde yaptığı dolaylı çağrıdan da anlaşılacağı üzere, İran'ın Hamas'ın önemli bir destekçisi olarak savaştaki varlığı, hatta onun tercihlerini yönlendirmesi göz ardı edilemez. Tüm bu aktörlerin, Gazze Şeridi'ndeki savaşta yaşanan gelişmelerin de kanıtladığı üzere, başta bölgedeki başlıca uluslararası aktör olan ABD olmak üzere, savaştaki başlıca ülkelerin çıkarlarını ve tedbirlerini dikkate aldıklarına hiç şüphe yok.

Gazze’deki savaş da dahil olmak üzere bölgedeki olayların çoğu, ABD’nin bölgedeki yeni mühendisliğinin bir parçası olarak, ABD-Suudi Arabistan anlaşması etrafında dönüyor.

Nihayetinde ister müttefikleri ister muhalifleri tarafından olsun, tüm yerel, bölgesel ve uluslararası hesaplar ABD ve onun yakın ve uzak hedefleri etrafında dönüyor. Hamas, İran ve Hizbullah, İsrail ile ABD arasındaki anlaşmazlıkların ve bu anlaşmazlıkların merkezinde yer alan ABD’nin bölgedeki önceliklerinin üzerine bahis oynuyorlar. Biden yönetimi, ABD'nin Doğu Avrupa, Pasifik ya da Çin Denizi gibi önemli uluslararası çatışma bölgelerine yeniden odaklanmasıyla ilgili jeopolitik nedenlerinin yanı sıra Gazze’deki savaşta İsrail'i desteklediği ve gönderdiği çok sayıda silahla on binlerce Filistinli sivilin ölümüne neden olduğu için seçimlerde ABD’lilerin kendisine yönelik tepkisini hafifletmek gibi sebeplerden ötürü üç aşamalı ateşkes anlaşmasının imzalanması için acele ediyor.

xscdvfbg
İsrailli rehinelerin aileleri, Blinken’ın Tel Aviv ziyaretine denk gelecek şekilde, rehinelerin derhal serbest bırakılması talebiyle protesto gösterisi düzenledi 11 Haziran 2024 (Reuters)

Öte yandan Gazze'deki ateşkes, Washington ile Riyad arasında bir savunma anlaşmasından oluşan ve Washington'ın İsrail'i Suudi Arabistan ile normalleşme anlaşması yoluyla bölgeye daha fazla entegre etme çabaları çerçevesinde Tel Aviv'in de katılabileceği, ancak Tel Aviv'in Riyad'ın talep ettiği gibi iki devletli bir çözüm ile ilgili somut adımlar atmasına bağlı olan, ABD himayesinde ‘bölgesel bir yapı’ inşa etmeye doğru ilerliyor. Dolayısıyla, Gazze’deki savaş da dahil olmak üzere bölgedeki olayların çoğu, ABD’nin bölgedeki yeni mühendisliğinin bir parçası olarak ABD-Suudi Arabistan anlaşması etrafında dönüyor. Bu sebeple, İran’ın Dini Lideri Ali Hamaney’in kısa süre önce Aksa Tufanı Operasyonu’nu, bölgedeki denklemleri değiştirmeye yönelik bir Amerikan projesini engellediğini söyleyerek övmesi kimseyi şaşırtmadı.

Hamas Hareketi’nin Gazze’deki lideri Yahya Sinvar'ın özellikle de esir kartını elinde tuttuğu sürece, elinde kalanlarla savaşmaya devam etme isteğine ilişkin kendi hesaplarıyla kesiştiğinde İran'dan gelen sinyalleri aldığına şüphe yok. İşte şimdi Washington ona ABD vatandaşı olan rehineler için arada İsrail olmadan müzakere etme teklifinde bulunuyor. Sinvar’ın sadece iki seçeneği var. Ya İsrail, uluslararası tarafların garantörlüğünde kalıcı bir ateşkesi kabul edecek ya da savaşmaya devam edecek. Şimdiye kadar bu iki seçenek dışında üçüncü bir seçeneği kabul etmeye istekli görünmedi. Sinvar'ın tutumunun, özellikle Hamas’ın Doha'daki lider kadrosuna uygulanan baskı çerçevesinde bir bütün olarak Hamas'ın tutumu olup olmadığı da tartışmalı bir konu. Ancak İran Hamas'ın ana şemsiyesi olmaya devam ediyor. Bu da Hamas'ın genel tutumunu anlamada önemli bir unsur.

Netanyahu'nun siyasi ve şahsi hesapları, Washington ile ilişkilerinin sınırları ve koşulları da dahil olmak üzere savaştaki seçeneklerini belirlemede önemli rol oynuyor.

İsrail'e ve özellikle Netanyahu'ya gelince; Netanyahu, iki devletli bir çözümü kabul etmeye hazır değil. Çünkü böyle bir durum onu hükümetinin düşmesi ve aşırı sağın yeri doldurulamaz desteğini kaybetmesi tehdidiyle karşı karşıya bırakacaktır. Yani ya hem Filistinlilerle savaşı hem de İsrail içindeki siyasi çatışmayı kazanarak ikisi de kazanacak ya da ikisini birden kaybedecek. Tecrübeli bir siyasetçi olan Netanyahu, İsrail'deki siyasi ve demografik geleceğin özellikle savaş sonrasında aşırı sağcı eğilimlerden yana olduğunu çok iyi biliyor. Bu nedenle önceliklerinin, görev süresi sona ermekte olan Biden yönetimiyle ilişkileri pahasına da olsa aşırı sağcı akımların kendisine olan desteğini sürdürmek olması gerektiğini bilen Bibi (Netanyahu), İsrail sağının değirmenine su taşıyan Donald Trump'ın seçimleri kazanması üzerine de bahis oynuyor olabilir. Nihayetinde Netanyahu'nun siyasi ve şahsi hesapları, Washington'la ilişkinin sınırları ve koşulları da dahil olmak üzere savaştaki seçeneklerini belirlemede önemli rol oynuyor. İsrail sağının anlatısı, Biden'ın İsrail'e yardım etmek yerine, onu bölgeye yönelik projesinin bir parçası olarak kullandığı yönünde ve bu da elbette Netanyahu ve danışmanları tarafından çok iyi biliniyor.

Tüm bu üst üste binen uluslararası, bölgesel ve yerel sahneler açısından Gazze’deki savaştan çıkış yolunu hayal etmek daha da zorlaşıyor. O halde bölge uzun bir ‘yıpratma savaşına’ mı hazırlanmalı? Nihayetinde böyle bir savaşın bedelini öncelikle Filistinli siviller, ikinci olarak da Lübnan'da, Suriye'de, hatta biraz daha uzaktaki Irak'ta olsun, uzun savaşlara alışkın olan ‘Bereketli Hilalin’ halkları ödeyecek.



Bangladeş'in lemurlarını Hintli milyarder mi çaldı?

Fotoğraf: Unsplash
Fotoğraf: Unsplash
TT

Bangladeş'in lemurlarını Hintli milyarder mi çaldı?

Fotoğraf: Unsplash
Fotoğraf: Unsplash

Bangladeş'teki bir safari parkından çalınan iki halka kuyruklu lemurun, Hindistan'ın en zengin ailesi tarafından işletilen bir hayvanat bahçesinde bulunduğu bildirildi.

Bangladeş Suç Soruşturma Dairesi, lemurların Mart 2025'te Gazipur Safari Parkı'ndan çalınarak yurtdışına kaçırılan üç lemurdan ikisi olduğunu açıkladı.

Afrika'daki Madagaskar'a özgü lemurların nesli kritik tehlike altında.

Soruşturmacılar, çalınan lemurların 2018'de gümrüğe sahte beyanda bulunularak Dakka Havalimanı üzerinden Bangladeş'e getirildiğini söyledi. Lemurlar kurtarılarak safari parkına götürülmüştü.

Bangladeş'te yayımlanan Ajker Potrika gazetesinin haberine göre Dakka yönetimi, hayvanların ülkeye geri getirilmesi için Interpol'den yardım istedi. Ancak lemurların kimliklerini doğrulayacak mikroçip, benzersiz kimlik numarası veya kayıtlı DNA profillerinin bulunmaması süreci zorlaştırıyor.

Yetkililer, halen Bangladeş'te bulunan yavru lemurun DNA profilini çıkarmaya çalışıyor. Böylece bu hayvanın yasa dışı yollarla Hindistan'a götürülen iki lemurla kan bağı olup olmadığı belirlenecek.

Gazetenin haberine göre lemurlar, Chuadanga'daki Darshana sınırından Hindistan'a kaçırıldı ve yaklaşık 4,8 milyon Hindistan rupisine (yaklaşık 2,45 milyon TL) satıldı.

Soruşturmacılar, itiraf ifadelerine atıfta bulunarak, hayvanların bir hayvanların bir güvenlik görevlisinin yardımıyla çalındığını ve sınırdaki bir kaçakçılık aracısı sayesinde Hindistan'a götürüldüğünü söyledi. Lemurlar, Hindistan'ın batısındaki Jamnagar kentine ulaşmadan önce birkaç kişinin elinden geçti. Hayvanların burada Vantara yaban hayatı merkezine bağlı bir kuruma satıldığı öne sürüldü.

Soruşturmacılar kaçakçılık davasında şüpheli 8 kişiden 6'sının yerel mahkemeye itirafta bulunduğunu söyledi.

Bangladeşli yetkililer, Vantara'daki lemurların fotoğraflarının sosyal medyada paylaşılmasının ardından durumdan haberdar olduklarını ve bunun üzerine hayvanları geri almak için girişimlerde bulunduklarını açıkladı.

The Independent, yorum için Vantara'yla iletişime geçti ancak henüz yanıt alamadı.

cvfgbhyj
Narendra Modi, 4 Mart 2025'te Gujarat eyaletinin Jamnagar kentinde Vantara'nın açılışını yaptıktan sonra Anant Ambani'yle poz vermişti (Hindistan Basın Bilgi Bürosu)

Vantara, Gujarat'ta yaklaşık 14 bin dönümlük bir hayvanat bahçesi. Merkez, Asya'nın en zenginlerinden Mukesh Ambani'nin sahibi olduğu iş holdingi Reliance'ın desteklediği Radhe Krishna Temple Elephant Welfare Trust tarafından işletiliyor.

Vantara, milyarder sanayicinin oğlu Anant Ambani'nin fikriydi.

Ambani ailesi, Hindistan Başbakanı Narendra Modi'yle uzun süredir yakın bir ilişki içinde. Modi, Mart 2025'te hayvanat bahçesini açmıştı.

Hayvan hakları grupları, Vantara'nın gerçek bir koruma girişimi olarak değerine ilişkin şüphelerini dile getirdi. Gruplar, merkezin hayvanları nasıl edindiği konusunda yeterli şeffaflık bulunmadığına, ayrıca nadir türlere ve görkemli altyapıya ağırlık verildiğine dikkat çekti. Gruplar ayrıca Uttarakhand ve Madhya Pradeş gibi eyaletlerden özel hayvanat bahçesine hayvanların taşınmasının kamuya ait hayvanat bahçeleri üzerindeki etkisini de sorguladı.

Vantara ayrıca hayvanların usulsüz şekilde ithal edildiği yönündeki iddialarla karşı karşıya kaldı. Bu iddialar Almanya ve Avrupa Birliği'ndeki yetkililerin yakın incelemelerine yol açtı.

Vantara ise iddiaları "tamamen yanlış ve asılsız" diyerek reddediyor.

Independent Türkçe


Kanada eyaleti, Trump'la alay etmek için yeni sınır tabelaları dikti

Kanada'nın Britanya Kolumbiyası eyaleti salı günü, ABD'yle süregelen gerilime atıfta bulunan ve Kanada'nın 'güçlü, gururlu ve ASLA 51. eyalet olmayacağı' ifadelerinin yer aldığı sınır tabelalarını tanıttı (AFP/CBC ekran görüntüsü)
Kanada'nın Britanya Kolumbiyası eyaleti salı günü, ABD'yle süregelen gerilime atıfta bulunan ve Kanada'nın 'güçlü, gururlu ve ASLA 51. eyalet olmayacağı' ifadelerinin yer aldığı sınır tabelalarını tanıttı (AFP/CBC ekran görüntüsü)
TT

Kanada eyaleti, Trump'la alay etmek için yeni sınır tabelaları dikti

Kanada'nın Britanya Kolumbiyası eyaleti salı günü, ABD'yle süregelen gerilime atıfta bulunan ve Kanada'nın 'güçlü, gururlu ve ASLA 51. eyalet olmayacağı' ifadelerinin yer aldığı sınır tabelalarını tanıttı (AFP/CBC ekran görüntüsü)
Kanada'nın Britanya Kolumbiyası eyaleti salı günü, ABD'yle süregelen gerilime atıfta bulunan ve Kanada'nın 'güçlü, gururlu ve ASLA 51. eyalet olmayacağı' ifadelerinin yer aldığı sınır tabelalarını tanıttı (AFP/CBC ekran görüntüsü)

ABD-Kanada ticaret savaşı ve ABD Başkanı Trump'ın Kanada'nın 51. eyalet olabileceği yönündeki tehditleri sürerken, Kanada'nın Britanya Kolumbiyası eyaleti salı günü Trump yönetimine gönderme yapan yeni sınır tabelaları tanıttı.

Tabelalarda, "Kanada, Britanya Kolumbiyası'na hoş geldiniz. Güçlü, gururlu ve ASLA 51. eyalet olmayacak. Üzgünüz!" ifadeleri yer alıyor.

Bu tabelalar, ABD'den yapılan 20 milyar dolarlık ithalata uygulanan gümrük vergilerinin yürürlüğe girdiği gün tanıtıldı.

Britanya Kolumbiyası Başbakanı David Eby, salı günü düzenlenen tanıtım etkinliğinde, "Bu, kendine has bir Kanada mesajı; özgüvenli, esprili ve son derece net" dedi.

Britanya Kolumbiyası, Kanada'nın bir parçasıdır ve Kanada satılık değildir.

Müzakerelerde kayda değer bir ilerleme sağlanamazken, ABD-Kanada ticaret savaşı giderek daha fazla internet şakaları, siyasi jest ve medya gösterileri üzerinden yürütülür hale geldi.

Geçen ay Başkan Trump, Ontario Gölü'nün adını Amerika Gölü olarak değiştirmişti. Daha sonra da Ontario Gölü tabelasını devirdiği ve ağır silahlı "Donald Duck'lar"ın kıyılarda devriye gezdiği, yapay zekayla oluşturulduğu anlaşılan videolar paylaşmıştı.

ABD Başkanı hafta sonu yaptığı bir dizi paylaşımda da tüm Kuzey Amerika'yı kapsayan bir ABD bayrağı görseli ve kendisini bir hokey oyuncusu olarak Kanada Başbakanı Mark Carney'yle agresif bir şekilde karşı karşıya gelirken gösteren karikatür tarzı bir görsel paylaşmıştı.

Kanadalı liderler de kendi jestleriyle karşılık veriyor.

Başkan Trump'ın Amerika Gölü talimatının ardından Ontario Başbakanı Doug Ford, Kanada kıyısına "Ontario Gölü. Şimdi ve Daima" mesajını taşıyan dev bir  pano yerleştirerek yanıt vermişti.

Carney, ABD'ye "internet şakaları paylaşmayı bırakma" çağrısında bulunmuştu.

fvgthyj
Kanada'nın ABD'ye karşılık niteliğindeki gümrük vergileri salı günü yürürlüğe girerken, Trump yönetimi de aynı gün yeni misilleme adımlarını duyurdu (AFP)

Carney geçen hafta yaptığı açıklamada, "Amerikalılar mim paylaşmayı, laf sokmayı ve sert görünmeye çalışmayı bırakıp bu görüşmeleri yapma konusunda ciddileştiğinde, o zaman bu görüşmeleri yapabiliriz" demişti.

Yapıcı bir yaklaşım değil ama onların demokrasi anlayışı bu.

Ne var ki ticaret savaşı giderek tırmandı.

Kanada'nın karşılık niteliğindeki gümrük vergilerinin yürürlüğe girdiği gün Trump yönetimi Kanada'yı belirli ABD devlet ihalelerinin dışında tutma ve çeşitli Kanada süt ürünleri, alkollü içeceklerle motosikletlerin ithalatını yasaklama yönünde adımlar attı.

Kanada'nın Kanada-ABD ticaretinden sorumlu bakanı Dominic LeBlanc salı günü X'te , "ABD müzakereye hazır olduğunda hükümetimiz, Kanada'nın egemenliğine tam saygı gösteren, daha güvenli ve karşılıklı fayda sağlayan bir ticaret ilişkisi doğrultusunda iyi niyetle ve yapıcı bir şekilde çalışacaktır" diye yazdı.

Gümrük vergisi savaşının turizmden petrol, tarım ve otomotiv üretimine kadar çeşitli sektörleri etkileyerek, özellikle Kuzey ve Güney Dakota, Maine, Idaho ve Montana gibi ABD-Kanada sınırına yakın eyaletler üzerinde ilave bir etki yaratması bekleniyor.

Independent Türkçe


İran’ın yer altındaki nükleer tesisi yeniden gündemde: UAEA erişemiyor, ABD vurmayı planlıyor

İran’daki Natanz nükleer tesisinin yakınında bulunan Cebel el-Fas’taki tünel girişleri, 30 Haziran 2026 (Reuters / Vantor)
İran’daki Natanz nükleer tesisinin yakınında bulunan Cebel el-Fas’taki tünel girişleri, 30 Haziran 2026 (Reuters / Vantor)
TT

İran’ın yer altındaki nükleer tesisi yeniden gündemde: UAEA erişemiyor, ABD vurmayı planlıyor

İran’daki Natanz nükleer tesisinin yakınında bulunan Cebel el-Fas’taki tünel girişleri, 30 Haziran 2026 (Reuters / Vantor)
İran’daki Natanz nükleer tesisinin yakınında bulunan Cebel el-Fas’taki tünel girişleri, 30 Haziran 2026 (Reuters / Vantor)

Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (UAEA) Genel Direktörü Rafael Grossi, İran’ın Natanz uranyum zenginleştirme tesisinin yakınındaki, yoğun şekilde tahkim edilmiş Cebel el-Fas bölgesinde yeni hareketlilik belirtileri tespit edildiğini açıkladı. Ajansın tünel kompleksine erişimi ise halen mümkün değil.

Grossi, perşembe günü Bloomberg TV’ye yaptığı açıklamada, uzaktan algılama görüntülerinin inşaat sahası çevresinde hareketlilik tespit ettiğini ancak burada yürütülen faaliyetlerin niteliğine ilişkin somut bir bilgi bulunmadığını söyledi. Grossi, “Bu inşaat sahasının çevresinde bazı hareketlilik belirtileri var” dedi ve UAEA müfettişlerinin henüz tünel kompleksine girmediğini belirtti.

Cebel el-Fas, Tahran’ın yaklaşık 220 kilometre güneyinde, Natanz kompleksinin yakınındaki Zagros Dağları’nda bulunuyor. Bölgenin geliştirilmesine, yaklaşık altı yıl önce İran’ın santrifüj üretim tesislerinden birine yönelik sabotaj saldırısının ardından başlandı.

xsdcfrg
UAEA Genel Direktörü Rafael Grossi, 7 Eylül 2026'da Viyana’daki merkezinde düzenlenen UAEA Guvernörler Kurulu’nun 1816. toplantısının açılışında konuşma yaparken (UAEA)

Grossi, Tahran’ın o dönemde tesisleri saldırılara karşı daha iyi koruma sağlamak amacıyla dağların içindeki tünellere taşımaktan söz ettiğini hatırlattı.

Batılı istihbarat servisleri, İran’ın Cebel el-Fas’in içinde uranyum zenginleştirmek amacıyla kullanılabilecek açıklanmamış bir nükleer tesis inşa ettiğinden şüpheleniyor. Stratejik ve Uluslararası Çalışmalar Merkezi (CSIS) uzmanları ise İsrail istihbaratının santrifüjlerin tesise taşındığı yönündeki bilgilerini doğrulayamadı veya yalanlayamadı.

Merkezin uydu görüntülerine dayanarak yaptığı bir analiz, bu yıl inşaat çalışmalarında belirgin bir artış yaşandığını ortaya koydu. Çalışmalar kapsamında tünel girişlerinin tahkim edilmesi, iç yolların asfaltlanması ve erişim noktalarının güçlendirilmesi yer aldı.

Merkez uzmanları, inşaat çalışmalarının devam etmesinin, söz konusu tesisin planlanan kullanım amacı uranyum zenginleştirmekse henüz zenginleştirme faaliyetlerini yürütmeye hazır olmadığını gösterdiğini belirtti.

Trump’tan tehditler

Grossi’nin açıklamaları, ABD Başkanı Donald Trump’ın bölgeye saldırı düzenleme tehditlerini yinelemesinin ardından geldi. Trump, Washington’ın bölgede yeni hareketlilik tespit ettiğini söyledi.

Trump, çarşamba günü düzenlenen bir Cumhuriyetçi Parti mitinginde “Cebel el-Fas’te bazı hareketlilikler olduğunu görüyoruz” dedi ve Tahran’ı yeni adımlar atmaması konusunda uyardı. Trump, “İran’a tavsiyem, bizi oyalamaya çalışmaması. Çünkü çok sert bir şekilde vurmak zorunda kalacağız” ifadelerini kullandı.

Trump daha önceki açıklamalarında da bölgeyi hedef almakla tehdit etmişti. CNN ise ABD ordusunun bölgeye yönelik saldırı planlarını hazır tuttuğunu bildirdi.

CNN’e konuşan konu hakkında bilgi sahibi bir kaynak, Cebel el-Fas’in Washington’ın değerlendirdiği hedef gruplarından biri olduğunu ve saldırı planlarında ABD cephaneliğindeki en büyük bombalardan bazılarının kullanılmasının öngörüldüğünü söyledi.

Ancak tesisin derinliği ve çevresindeki granit kayaların yapısı, ABD’nin nükleer olmayan en ağır mühimmatının tesise nüfuz ederek içeride bulunabilecek unsurları imha etme kapasitesine ilişkin soru işaretleri doğuruyor.

CNN’e konuşan kaynaklar, ABD’nin İran’daki derin yer altı tesislerini hedef alma kabiliyetini sınadığını ve bu tesislere ulaşabilecek saldırı araçlarını geliştirdiğini belirtti.

Denetimsiz stok

Cebel el-Fas’teki hareketlilik, İsrail ve ABD’nin İran’ın nükleer tesislerine yönelik saldırılarının ardından UAEA müfettişlerinin Haziran 2025’ten bu yana İran’ın nükleer programının bazı bölümlerine erişememesiyle aynı döneme denk geliyor.

Grossi, bu hafta UAEA Guvernörler Kurulu toplantısında yaptığı açıklamada, ajansın o tarihten bu yana İran’ın silah yapımına yakın düzeyde zenginleştirilmiş uranyum stokunun durumunu doğrulayamadığını veya nerede bulunduğunu belirleyemediğini söyledi.

Ajansın doğrulama faaliyetlerinin durmasından önce kayda geçirdiği son miktar, yüzde 60 oranında zenginleştirilmiş 440,9 kilogram uranyumun yanı sıra daha düşük oranda zenginleştirilmiş 8 bin 599,6 kilogram malzemeydi.

sdds

Grossi, bilgi eksikliği ve tesislere erişim sağlanamamasının “nükleer yayılma açısından ciddi bir endişe kaynağı” oluşturduğunu söyledi. Grossi ayrıca ajansın Tahran’ın daha önce bildirdiği stoklara ilişkin “bilgi sürekliliğini” kaybetmesinin üzerinden bir yıldan fazla zaman geçtiğini belirtti.

İran, saldırıların ardından nükleer malzemelerde meydana gelmiş olabilecek değişikliklere ilişkin Güvence Anlaşması kapsamında sunması gereken raporu henüz UAEA’ya iletmedi. Tahran, siyasi süreçte ilerleme sağlanmadan önce iş birliği yapmayacağını ajansa bildirdi.

Grossi, İran’ın Nükleer Silahların Yayılmasının Önlenmesi Antlaşması’na (NPT) taraf olmasının ve Güvence Anlaşması kapsamındaki yükümlülüklerinin savaş veya siyasi anlaşmazlıklar nedeniyle askıya alınamayacağını vurguladı.

Dosya Güvenlik Konseyi’nin önünde

UAEA Guvernörler Kurulu, çarşamba günü Tahran’ın nükleer faaliyetleriyle bağlantılı yükümlülüklerini yerine getirmemesi nedeniyle İran’ın nükleer dosyasının Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’ne gönderilmesini onayladı.

35 ülkeden oluşan kurul, ABD, İngiltere, Fransa ve Almanya tarafından sunulan kararı 23 oyla kabul etti. Üç ülke karara karşı çıkarken sekiz ülke çekimser kaldı. Rusya, Çin ve Nijer karara karşı oy kullandı.

Kararda İran, nükleer güvencelere ilişkin yükümlülüklerine uymamakla ve açıklanmayan nükleer faaliyetler konusunda iş birliği yapmamakla suçlandı. Guvernörler Kurulu, Haziran 2025’te İran’ın açıklanmayan tesislerde bulunan uranyum izlerine ilişkin soruşturma kapsamında tam iş birliği yapmaması nedeniyle güvenceler ve nükleer silahların yayılmasının önlenmesine ilişkin yükümlülüklerini ihlal ettiği sonucuna varmıştı.

Tahran karara tepki gösterdi

İran Dışişleri Bakan Yardımcısı Kazım Garibabadi, kararı kınayarak ABD ve Batılı ülkeleri İran’ın nükleer tesislerine yönelik saldırıların yol açtığı sonuçları Tahran’a karşı harekete geçmek için bahane olarak kullanmakla suçladı.

Garibabadi, X platformundan yaptığı açıklamada, “Güvence altındaki İran nükleer tesislerine saldırıyor, doğrulama sürecinin doğal işleyişini engelliyor, ardından da bu engellemeyi Guvernörler Kurulu’nda karar almak için bahane olarak kullanıyorlar” ifadelerini kullandı.

Batılı ülkelere seslenen Garibabadi, “Bu adımlarla politikalarınızın ve uygulamalarınızın başarısızlığını telafi edemeyecek ve Güvenlik Konseyi’nde hiçbir sonuç elde edemeyeceksiniz” dedi.

İran’ın Viyana’daki uluslararası kuruluşlar nezdindeki temsilciliği de kararın “nükleer silahların yayılmasının önlenmesi sisteminin daha fazla aşınmasına ve nihayetinde çökmesine” katkıda bulunacağı uyarısında bulundu.

Tahran, bu hafta dağıtılan diplomatik bir notada Batılı ülkeleri UAEA’yı “savaş aracına” dönüştürmekle suçlamış ve Haziran 2025’te başlayan saldırıları örnek göstermişti. Söz konusu saldırılar, İran’ın nükleer yükümlülüklerini yerine getirmediğine ilişkin önceki kararın kabul edilmesinden bir gün sonra başlamıştı.

İran temsilciliği ayrıca UAEA’yı bilgilerin gizliliğini korumamakla suçladı. Temsilcilik, geçmişte hassas bilgilerin sızdırıldığını ve bu bilgilerin daha sonra İran’ın iddiasına göre güvence altındaki nükleer tesislere yönelik sabotaj faaliyetlerini kolaylaştırmak için kullanıldığını belirtti.

Antlaşmadan çekilme tehdidi

Kararın kabul edilmesi Tahran’da sert tepkilere yol açtı. Bazı siyasetçiler, nükleer programın geliştirilmesinin hızlandırılmasından İran’ın NPT üyeliğini yeniden değerlendirmesine kadar uzanan bir dizi adım atılması çağrısında bulundu.

İran Meclisi Ulusal Güvenlik ve Dış Politika Komisyonu üyesi milletvekili Ruhullah Necabet, Tahran’ın karara karşılık nükleer programının “teknik gelişimini” hızlandıracağını söyledi.

Necabet, “Tehdit ve dosyanın Güvenlik Konseyi’ne gönderilmesi yolunun hiçbir faydası yok” dedi. İran’ın taviz vermeyeceğini belirten Necabet, Tahran’ın tutumunun “daha ciddi ve kararlı” olacağını ifade etti.

Necabet ayrıca Meclis’in UAEA ile iş birliğinin askıya alınmasına ilişkin yasa da dahil olmak üzere daha önce kabul edilen yasalarla yetinmeyeceğini ve Guvernörler Kurulu’nun adımları karşısında sessiz kalmayacağını söyledi.

İran Meclisi Başkanlık Divanı üyesi Ali Rıza Selimi ise NPT’den çekilmenin Tahran’ın verebileceği yanıtlardan biri olabileceğini belirtti.

sdfrgt
Natanz nükleer tesisi (sağ üstte) ve güneyindeki Cebel el-Fes’te devam eden inşaat çalışmalarını gösteren, 15 Haziran 2026’da çekilmiş uydu görüntüsü (AP / Planet Labs)

Selimi, “İran kesinlikle karşılık verecek ve ciddi karşılık seçenekleri hazırladık. Pişman olacakları bir şey yapmamaları gerekiyor” dedi.

“Seçeneklerimizden biri NPT’den çekilmek olabilir. Sonuna kadar seyirci kalmayacağız” ifadelerini kullandı.

İran Meclisi Ulusal Güvenlik ve Dış Politika Komisyonu üyesi İbrahim Rızai de oylama öncesinde yaptığı açıklamada, İran’ın NPT üyeliğinin “hiçbir fayda sağlamadığını” söylemiş ve UAEA’yı hassas tesisler ve İranlı bilim insanlarına ilişkin bilgileri istihbarat servislerine aktarmakla suçlamıştı.

‘Hürmüz’ karşılık seçenekleri arasında

Milletvekili Ali Rıza Abbasi, perşembe günü tehditlerin kapsamını genişleterek İran’ın NPT üyeliğini yeniden değerlendirmesinin gündeme alınacağını söyledi.

Abbasi, “Bundan sonra Hürmüz Boğazı’nda onlara karşı misilleme yaptırımları uygulayacağız ve onları büyük ölçüde pişman edeceğiz” dedi.

Abbasi, UAEA’yı ve müfettişlerini İranlı bilim insanları ve nükleer tesislere ilişkin bilgileri ABD ve İsrail’e aktarmakla suçladı. UAEA raporlarının yaptırımların yanı sıra nükleer tesislere yönelik sabotaj ve saldırıların önünü açtığını savundu.

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ise çarşamba günü İran’ın askeri kapasitesini yeniden inşa etmesi veya nükleer programını ilerletmesi halinde İsrail’in yeniden harekete geçmeye hazır olduğunu söyledi.

İran Devrim Muhafızları Ordusu Sözcüsü Hüseyin Muhabbi, Tahran’ın Netanyahu’nun tehditlerini ciddiye almadığını belirterek İran’ın İsrail’i tehditlerini gerçekleştiremeyecek kadar “küçük” gördüğünü söyledi.

İsrail Savunma Bakanı Yisrael Katz da perşembe günü İran’ın İsrail’e yönelik olası bir saldırısı konusunda uyarıda bulunarak bunun İran’a “daha önce hiç maruz kalmadığı ağır zararlar” verecek “güçlü bir karşılıkla” karşılanacağını söyledi.

Katz, karşılığın İran’ın “savaş ve terör makinesi” için kaynak ve kapasite sağladığını öne sürdüğü başlıca enerji tesislerini de kapsayacağını belirtti. Katz, Tahran’ın karşı karşıya olduğu ekonomik ve askeri baskılar nedeniyle İsrail’e saldırma yoluna başvurabileceğini de ifade etti.