Gazze’deki savaş ve dünya savaşlarının yıl dönümü

Gazze Savaşı ve uluslararası krizlerin çağrışımları

Gazze Şeridi'nin güneyindeki Han Yunus'ta yıkılmış binaların yanındaki dar bir sokakta yürüyen Filistinliler, 11 Haziran 2024 (AFP)
Gazze Şeridi'nin güneyindeki Han Yunus'ta yıkılmış binaların yanındaki dar bir sokakta yürüyen Filistinliler, 11 Haziran 2024 (AFP)
TT

Gazze’deki savaş ve dünya savaşlarının yıl dönümü

Gazze Şeridi'nin güneyindeki Han Yunus'ta yıkılmış binaların yanındaki dar bir sokakta yürüyen Filistinliler, 11 Haziran 2024 (AFP)
Gazze Şeridi'nin güneyindeki Han Yunus'ta yıkılmış binaların yanındaki dar bir sokakta yürüyen Filistinliler, 11 Haziran 2024 (AFP)

Elie el Kaşif

ABD Başkanı Joe Biden’ın Gazze için ateşkes teklifi, muhtemelen Ramazan ayı arifesinde ateşkes ve esir takası anlaşması amacıyla yapılan, ancak tökezleyip başarısızlıkla sonuçlanan müzakerelerle aynı kaderi paylaşacak gibi görünüyor. ABD yönetiminin ister doğrudan İsrail'e ister Arap ülkeleri aracılığıyla Hamas’a olmak üzere savaşan taraflara yönelik tüm baskılarına rağmen, kendisi de bunu öngörmeye ve işaret etmeye başladı. ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken savaşın başlamasından bu yana bölgeye gerçekleştirdiği sekizinci ziyarette bunu yapmaya çalışsa da şimdiye kadar pek başarılı olamadı.

Ne zaman savaşın müzakereler yoluyla durdurulabileceğine dair bir umut doğsa, bu müzakerelerin başarısızlıkla sonuçlanacağına dair kötümser bir rüzgâr esmeye başlıyor. Eğer müzakere girişimi bu kez de başarısız olursa, karamsarlık geçen seferkinden daha da yoğun olacak. Teklif, gerek müzakerelerin başarısız olması ve İsrail ile Hamas'ın Biden'ın teklifine yanıt vermemesi bakımından, gerek savaşın doğrudan tarafları olan Hamas ve İsrail'in, özellikle de Binyamin Netanyahu ve Yahya Sinvar'ın hesapları bakımından gerekse özellikle önümüzdeki kasım ayında yapılması planlanan ABD seçimlerinin arifesinde bölgesel ve uluslararası sahnedeki kaos bakımından İsrail'in Gazze Şeridi'ne yönelik savaşının en karmaşık hale geldiği zor bir zamanda ortaya atıldı. Bu da haftalardır hatta aylardır konuşulan Hamas ve İsrail arasındaki yıpratma savaşının aslında bölgesel ve uluslararası bir çatışmanın yansıması olup olmadığı, yani bölgesel ve uluslararası tarafların kendi hesapları için mi bu çatışmayı derinleştirmeye çalıştıkları ya da söz konusu uluslararası tarafların başında gelen ABD’yi bu savaşta boğmak, dikkatini dağıtmak ve çözümsüzlüğe itmeye mi çalışıldığı gibi önemli bir soruyu gündeme getiriyor.

Aslında, Rusya-Ukrayna savaşıyla ilgili sahada ve siyaset sahnesinde yaşanan gerilim, Doğu Avrupa'daki gelişmeleri Filistin topraklarındaki çatışmayla ilişkilendirmeye giderek daha fazla itiyor. Çünkü ABD ve Batı ülkelerinin her iki bölgede de var olması, rakiplerinin bu savaşlara katılmaları için net bir davet anlamına geliyor. Eğer Rusya Avrupa'daki savaşın tarafı ise Gazze’deki savaşta rolü ne olacak? Ya da Hizbullah ve İsrail arasındaki cephede nasıl bir rol üstlenecek? Aksa Tufanı Operasyonu'na ilişkin bazı geç okumalar, Moskova'nın bu operasyona yakından ya da uzaktan müdahil olmuş olma ihtimalini sorgulasa da elbette net cevaplara ulaşamadı. Şu sıralar sorular, Rusya'nın Ukrayna savaşındaki hesapları ya da başta Çin olmak üzere diğer ülkeler arasında yeni bir uluslararası düzen inşa etme girişimleri bağlamında, savaşı uzatma ve ABD'yi bu savaşla meşgul etme konusundaki çıkarları üzerinde yoğunlaşıyor. Dolayısıyla, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin'in Gazze’deki savaşın patlak vermesinin bir nedeni olarak gördüğü ABD’nin Ortadoğu'daki başarısızlığı, ABD liderliğindeki liberal uluslararası düzenin parçalanmasına yol açıyor.

Gazze’deki savaştan nasıl çıkılacağı ve ‘ertesi günü’ belirsizliğini korurken Ortadoğu’da bu savaşın ortaya çıkardığı yeni bir soğuk savaş biçimiyle karşı karşıya olabiliriz.

Ancak Rusya ile ilgili soruların sorulması, kaçınılmaz olarak Çin ile ilgili sorular da sorulması anlamına geliyor. Pekin, Moskova’nın aksine çatışmaya doğrudan müdahil olmasına dair herhangi bir sinyal vermiyor. Putin geçtiğimiz hafta, Batılı ülkelerin Ukrayna’yı silahlandırmasına ve Rusya'ya saldırmasına izin vermesine karşılık, Moskova'nın dünyanın dört bir yanındaki ABD karşıtı grupları desteklemeye hazır olduğunu söylemişti. Bu da İran ile silah anlaşmaları yapmaya ya da bölgedeki İran yanlısı grupları doğrudan ya da Tahran üzerinden silahlandırmaya hazır olduğu şeklinde yorumlandı. Hizbullah'a yakın çevreler Moskova ile ilişkilerinin şu an her zamankinden daha güçlü olduğundan bahsediyor. Peki, bu Rusya'nın Hizbullah'a silah ya da teknoloji sağladığı anlamına mı geliyor? Her halükârda özellikle Ukrayna ve genel olarak Avrupa kıtasının güvenliği konusunda ABD ve Batı ülkeleri ile derinleşen çatışması çerçevesinde, Rusya'nın Gazze’deki savaşa müdahil olmuş olabileceğinden endişe duymak gerekiyor.

Son yıllarda İsrail, Körfez Arap ülkeleri ve İran'la birlikte bölgedeki varlığının kapsamını genişleten Çin ise Filistin'deki bölünmüşlüğün tarafları olan Fetih Hareketi (El Fetih) ve Hamas Hareketi arasında uzlaşı sağlayama çalışarak ve Filistinliler ile İsrail arasındaki çatışmayı çözmek için uluslararası konferans çağrısında bulunarak, savaşa diplomatik bir pencereden bakıyor.

svdfbgnh
Ürdün'ün ev sahipliğinde yapılan “Eylem Çağrısı: Gazze'ye Acil İnsani Müdahale” konulu Ölüdeniz Konferansı'na katılan ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken (ortada) sağında Arap Birliği Genel Sekreteri Ahmed Ebu Gayt ile, 11 Haziran 2024 (AFP)

Gazze Şeridi’ndeki savaşın büyük resmi böyle, ancak uluslararası ve bölgesel ittifakların karmaşıklığı ve çakışmaları çerçevesinde, uluslararası ve bölgesel safların daha açık dizildiği Soğuk Savaş dönemindeki durumun aksine, bugün bölgedeki ve dünyadaki tüm ülkeler ilişkilerini ve ittifaklarını mümkün olduğunca genişletmeye çalışıyor. Bu ise bölgedeki uluslararası rekabetin, özellikle de günümüzün iki büyük kutbu olan ABD ve Çin arasındaki rekabetin ek bir nedeni haline geliyor. Hem ABD hem de Çin, İsrail'den Körfez ülkelerine ve İran'a kadar bölgedeki diğer ülkelerle ilişkilere sahip. Dolayısıyla Gazze’deki savaştan nasıl çıkılacağı ve ‘ertesi günü’ belirsizliğini korurken, Ortadoğu’da bu savaşın ortaya çıkardığı yeni bir soğuk savaş biçimiyle karşı karşıya olabiliriz.

Fakat savaşı çevreleyen bu uluslararası sahne tek başına savaşın gelişimini ve geleceğini açıklamaya yetmiyor. Zira yerel aktörlerin, Hamas ve İsrail'in, özellikle de Sinvar ve Netanyahu'nun hesapları, çatışmanın geleceği üzerinde çok etkili ve hatta belirleyici. İran’ın Dini Lideri Ali Hamaney'in geçtiğimiz günlerde Hamas Hareketi’ne Biden'ın teklifini kabul etmemesi yönünde yaptığı dolaylı çağrıdan da anlaşılacağı üzere, İran'ın Hamas'ın önemli bir destekçisi olarak savaştaki varlığı, hatta onun tercihlerini yönlendirmesi göz ardı edilemez. Tüm bu aktörlerin, Gazze Şeridi'ndeki savaşta yaşanan gelişmelerin de kanıtladığı üzere, başta bölgedeki başlıca uluslararası aktör olan ABD olmak üzere, savaştaki başlıca ülkelerin çıkarlarını ve tedbirlerini dikkate aldıklarına hiç şüphe yok.

Gazze’deki savaş da dahil olmak üzere bölgedeki olayların çoğu, ABD’nin bölgedeki yeni mühendisliğinin bir parçası olarak, ABD-Suudi Arabistan anlaşması etrafında dönüyor.

Nihayetinde ister müttefikleri ister muhalifleri tarafından olsun, tüm yerel, bölgesel ve uluslararası hesaplar ABD ve onun yakın ve uzak hedefleri etrafında dönüyor. Hamas, İran ve Hizbullah, İsrail ile ABD arasındaki anlaşmazlıkların ve bu anlaşmazlıkların merkezinde yer alan ABD’nin bölgedeki önceliklerinin üzerine bahis oynuyorlar. Biden yönetimi, ABD'nin Doğu Avrupa, Pasifik ya da Çin Denizi gibi önemli uluslararası çatışma bölgelerine yeniden odaklanmasıyla ilgili jeopolitik nedenlerinin yanı sıra Gazze’deki savaşta İsrail'i desteklediği ve gönderdiği çok sayıda silahla on binlerce Filistinli sivilin ölümüne neden olduğu için seçimlerde ABD’lilerin kendisine yönelik tepkisini hafifletmek gibi sebeplerden ötürü üç aşamalı ateşkes anlaşmasının imzalanması için acele ediyor.

xscdvfbg
İsrailli rehinelerin aileleri, Blinken’ın Tel Aviv ziyaretine denk gelecek şekilde, rehinelerin derhal serbest bırakılması talebiyle protesto gösterisi düzenledi 11 Haziran 2024 (Reuters)

Öte yandan Gazze'deki ateşkes, Washington ile Riyad arasında bir savunma anlaşmasından oluşan ve Washington'ın İsrail'i Suudi Arabistan ile normalleşme anlaşması yoluyla bölgeye daha fazla entegre etme çabaları çerçevesinde Tel Aviv'in de katılabileceği, ancak Tel Aviv'in Riyad'ın talep ettiği gibi iki devletli bir çözüm ile ilgili somut adımlar atmasına bağlı olan, ABD himayesinde ‘bölgesel bir yapı’ inşa etmeye doğru ilerliyor. Dolayısıyla, Gazze’deki savaş da dahil olmak üzere bölgedeki olayların çoğu, ABD’nin bölgedeki yeni mühendisliğinin bir parçası olarak ABD-Suudi Arabistan anlaşması etrafında dönüyor. Bu sebeple, İran’ın Dini Lideri Ali Hamaney’in kısa süre önce Aksa Tufanı Operasyonu’nu, bölgedeki denklemleri değiştirmeye yönelik bir Amerikan projesini engellediğini söyleyerek övmesi kimseyi şaşırtmadı.

Hamas Hareketi’nin Gazze’deki lideri Yahya Sinvar'ın özellikle de esir kartını elinde tuttuğu sürece, elinde kalanlarla savaşmaya devam etme isteğine ilişkin kendi hesaplarıyla kesiştiğinde İran'dan gelen sinyalleri aldığına şüphe yok. İşte şimdi Washington ona ABD vatandaşı olan rehineler için arada İsrail olmadan müzakere etme teklifinde bulunuyor. Sinvar’ın sadece iki seçeneği var. Ya İsrail, uluslararası tarafların garantörlüğünde kalıcı bir ateşkesi kabul edecek ya da savaşmaya devam edecek. Şimdiye kadar bu iki seçenek dışında üçüncü bir seçeneği kabul etmeye istekli görünmedi. Sinvar'ın tutumunun, özellikle Hamas’ın Doha'daki lider kadrosuna uygulanan baskı çerçevesinde bir bütün olarak Hamas'ın tutumu olup olmadığı da tartışmalı bir konu. Ancak İran Hamas'ın ana şemsiyesi olmaya devam ediyor. Bu da Hamas'ın genel tutumunu anlamada önemli bir unsur.

Netanyahu'nun siyasi ve şahsi hesapları, Washington ile ilişkilerinin sınırları ve koşulları da dahil olmak üzere savaştaki seçeneklerini belirlemede önemli rol oynuyor.

İsrail'e ve özellikle Netanyahu'ya gelince; Netanyahu, iki devletli bir çözümü kabul etmeye hazır değil. Çünkü böyle bir durum onu hükümetinin düşmesi ve aşırı sağın yeri doldurulamaz desteğini kaybetmesi tehdidiyle karşı karşıya bırakacaktır. Yani ya hem Filistinlilerle savaşı hem de İsrail içindeki siyasi çatışmayı kazanarak ikisi de kazanacak ya da ikisini birden kaybedecek. Tecrübeli bir siyasetçi olan Netanyahu, İsrail'deki siyasi ve demografik geleceğin özellikle savaş sonrasında aşırı sağcı eğilimlerden yana olduğunu çok iyi biliyor. Bu nedenle önceliklerinin, görev süresi sona ermekte olan Biden yönetimiyle ilişkileri pahasına da olsa aşırı sağcı akımların kendisine olan desteğini sürdürmek olması gerektiğini bilen Bibi (Netanyahu), İsrail sağının değirmenine su taşıyan Donald Trump'ın seçimleri kazanması üzerine de bahis oynuyor olabilir. Nihayetinde Netanyahu'nun siyasi ve şahsi hesapları, Washington'la ilişkinin sınırları ve koşulları da dahil olmak üzere savaştaki seçeneklerini belirlemede önemli rol oynuyor. İsrail sağının anlatısı, Biden'ın İsrail'e yardım etmek yerine, onu bölgeye yönelik projesinin bir parçası olarak kullandığı yönünde ve bu da elbette Netanyahu ve danışmanları tarafından çok iyi biliniyor.

Tüm bu üst üste binen uluslararası, bölgesel ve yerel sahneler açısından Gazze’deki savaştan çıkış yolunu hayal etmek daha da zorlaşıyor. O halde bölge uzun bir ‘yıpratma savaşına’ mı hazırlanmalı? Nihayetinde böyle bir savaşın bedelini öncelikle Filistinli siviller, ikinci olarak da Lübnan'da, Suriye'de, hatta biraz daha uzaktaki Irak'ta olsun, uzun savaşlara alışkın olan ‘Bereketli Hilalin’ halkları ödeyecek.



The Batman 2'de bir kriz daha: Çekimler durdu

Gotham'ın elitlerini hedef alan sadist seri katil Riddler'ı yakalamaya çalışan Batman'in hikayesini anlatan The Batman üç dalda Oscar'a aday gösterilmişti (Warner Bros.)
Gotham'ın elitlerini hedef alan sadist seri katil Riddler'ı yakalamaya çalışan Batman'in hikayesini anlatan The Batman üç dalda Oscar'a aday gösterilmişti (Warner Bros.)
TT

The Batman 2'de bir kriz daha: Çekimler durdu

Gotham'ın elitlerini hedef alan sadist seri katil Riddler'ı yakalamaya çalışan Batman'in hikayesini anlatan The Batman üç dalda Oscar'a aday gösterilmişti (Warner Bros.)
Gotham'ın elitlerini hedef alan sadist seri katil Riddler'ı yakalamaya çalışan Batman'in hikayesini anlatan The Batman üç dalda Oscar'a aday gösterilmişti (Warner Bros.)

Yönetmen Matt Reeves'in ailesiyle ilgili bir meseleye zaman ayırması nedeniyle The Batman 2'nin (The Batman Part II) çekimlerine ara verildi.

Haberi ilk duyuran Deadline'a açıklama yapan DC Stüdyoları sözcüsü, şu ifadeleri kullandı:

Matt Reeves'in ailesiyle ilgili bir meseleye odaklanabilmesi için The Batman 2'nin çekimlerine geçici olarak durduruldu . DC Stüdyoları olarak Matt'e tam destek veriyoruz ve yakında bu yolculuğu sürdürmeyi sabırsızlıkla bekliyoruz.

Hollywood Reporter'a konuşan kaynaklar da çekimlere ara verildiğini doğruladı.

Reeves ve senaryo ortağı Mattson Tomlin metin üzerinde çalışırken çekimlerin başlangıç tarihi birkaç kez ertelenmişti. Uzun hazırlık sürecinin ardından çekimler haziranda Londra'da başlamıştı.

Robert Pattinson'ın Bruce Wayne/Batman rolüne döndüğü devam filminin mevcut vizyon tarihi 18 Şubat 2028. 

Başlangıçta 3 Ekim 2025'te gösterime girmesi planlanan film, önce 2 Ekim 2026'ya, ardından 1 Ekim 2027'ye ve son olarak 18 Şubat 2028'e ertelenmişti.

Batman, DC'nin gişede başarısına en çok güvenilen karakteri. Bu nedenle The Batman 2, stüdyonun en önemli projelerinden biri olarak görülüyor.

Oyuncu kadrosunda Pattinson'a Colin Farrell, Andy Serkis ve Jeffrey Wright'ın yanı sıra seriye yeni katılan Scarlett Johansson ve Sebastian Stan eşlik ediyor.

Reeves imzalı The Batman, Mart 2022'de vizyona girmiş ve dünya genelinde 770,3 milyon dolar hasılat elde etmişti. 

Film, Colin Farrell'ın başrolünü üstlendiği yan dizi The Penguin'in de önünü açmıştı. 

Reeves, Batman'in düşmanlarından birini konu alan Clayface'in de yapımcılarından. DC yapımı film, 23 Ekim'de vizyona girecek.

Çekimlere verilen ara, Paramount Skydance'in Warner Bros. Discovery'yi devralma işlemini tamamlamaya hazırlandığı döneme denk geliyor. DC Stüdyoları da Warner Bros. bünyesinde bulunuyor. 

DC'nin başındaki James Gunn ve Peter Safran, yeni yönetim altında görevlerini sürdürecek isimler arasında. Warner Bros.'un sinema bölümünü yöneten Mike De Luca ve Pam Abdy ise stüdyodan ayrılıyor.

İlk ertelemenin ardından James Gunn, büyük bütçeli filmlerin devamlarının yıllar sonra gelmesinin olağan olduğunu savunmuştu. Threads'te paylaşım yapan Gunn, şöyle yazmıştı:

Dürüst olmak gerekirse, devam filmleri arasında 5 yıl veya daha uzun aralar olması son derece yaygın. Yaratık (Alien) ve Yaratık 2 (Aliens) arasında 7 yıl var. İnanılmaz Aile (Incredibles) filmleri arasında 14 yıl. İlk iki Terminatör'ün (Terminator) arası 7 yıl. Avatar'lar arasında 13 sene var. Top Gun'ların arası ise 36 yıl. Ve tabii ki Galaksinin Koruyucuları 2 (Guardians Of The Galaxy Vol 2) ve 3 arasında da 6 yıl var.

Pattinson ise yakın zamanda Collider'a verdiği röportajda The Batman 2'nin ilk filmden çok farklı bir yaklaşım sunacağını söylemişti:

Çok iddialı bir film. Sanırım geçen gün bir yerde de söyledim: İlk film Batman'e farklı bir bakış getiriyordu, bu da başka bir bakış sunuyor. İlkine göre beklenmedik bir yöne gidiyor ama bir şekilde onun atmosferinden bazı unsurları koruyor. Bana gerçekten çok iddialı geliyor ve ortaya nasıl bir film çıkacağını görmek için heyecanlanıyorum.

Independent Türkçe, Deadline, Hollywood Reporter, Variety, Collider


Vance: Savaşı sona erdirmek için İran’ın uranyum zenginleştirme kapasitesini «köklü biçimde» azaltması gerekiyor

Başkan Yardımcısı J.D. Vance, Cumhuriyetçi destekçilere hitap ediyor (AP)
Başkan Yardımcısı J.D. Vance, Cumhuriyetçi destekçilere hitap ediyor (AP)
TT

Vance: Savaşı sona erdirmek için İran’ın uranyum zenginleştirme kapasitesini «köklü biçimde» azaltması gerekiyor

Başkan Yardımcısı J.D. Vance, Cumhuriyetçi destekçilere hitap ediyor (AP)
Başkan Yardımcısı J.D. Vance, Cumhuriyetçi destekçilere hitap ediyor (AP)

ABD Başkan Yardımcısı J.D. Vance, Reuters’a verdiği özel röportajda, İran’ın ABD’nin taleplerini karşılamak ve iki ülke arasında yedi aydan uzun süredir devam eden savaşı sona erdirmek için uranyum zenginleştirme kapasitesini «önemli ölçüde» azaltması gerektiğini söyledi. Vance, Washington’un Tahran’ın müzakerelerde kararları nasıl aldığı konusunda hâlâ emin olmadığını belirtti.

Vance, ABD’nin yurt dışındaki savaşlara müdahil olmasına uzun süredir kuşkuyla yaklaşsa da çatışmayı sona erdirmeye yönelik müzakerelerde başrol oynadı ve geçen haziran ayında geçici bir anlaşmaya varılmasına aracılık etti. Ancak anlaşma kısa süre içinde çöktü.

Savaş, küresel enerji piyasalarını sarstı ve gelecek kasım ayında yapılacak Kongre ara seçimleri öncesinde ABD Başkanı Donald Trump ve Cumhuriyetçi Parti için siyasi bir yük haline geldi.

Vance, pazartesi günü Alaska’daki seçim kampanyasının ardından verdiği röportajda, herhangi bir anlaşmanın İran’ın nükleer zenginleştirme kapasitesini azaltmasını gerektireceğini söyledi. Şarku’l Avsatın Reuters'ten aktardığına göre Vance, İran’ın nükleer kapasitesini gelecekte azaltacağına dair güvence vermesinin yeterli olmayacağını belirtti.

Vance, «Nükleer silah istemiyorsanız, neden yüzde 60 oranında zenginleştirilmiş yakıta ihtiyacınız olsun? Nükleer silah üretmeyeceğinize dair taahhüdünüzü göstermek istiyorsanız, yüksek oranda zenginleştirilmiş yakıt üretmeyin. Bu son derece temel bir mesele» ifadelerini kullandı.

Vance, «Nükleer silah üretmeme konusundaki kararlılıklarını göstermek istiyorlarsa, zenginleştirme kapasiteleri konusunda somut adımlar atacaklarını düşünüyorum» diye konuştu.

İran ve ABD, son haftalarda savaşı sona erdirmeyi ve küresel enerji taşımacılığı açısından kritik öneme sahip Hürmüz Boğazı’nı yeniden açmayı amaçlayan öneriler sundu. Trump, Tahran’ın son teklifini reddetti ve askeri operasyonların Kongre ara seçimlerinin ardından artabileceği uyarısında bulundu.

Vance, ABD’nin hâlâ bir anlaşmaya varmaya açık olduğunu ancak bunun için İran’ın nükleer programına ilişkin somut tavizler vermesini şart koşacağını belirtti. “Sözleri eylemlerin yerine koymayacağız” dedi.

Washington Tahran’daki karar alma mekanizmasından emin değil

Vance, süreci daha da karmaşık hale getiren unsurlardan birinin Washington’un Tahran’da kararları kimin aldığı konusunda emin olmaması olduğunu kaydetti.

ABD’nin İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan ve Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi ile görüşmeler yürüttüğünü belirten Vance, savaşın başında düzenlenen ortak ABD-İsrail saldırılarında İran’ın dini lideri Ali Hamaney’in öldürülmesinin ardından, iki ismin İran’daki güç yapısı içinde ne ölçüde yetkiye sahip olduğunun net olmadığını ifade etti.

Vance, «Ülkelerinin kararları nasıl aldığı tam olarak net değil. Fark ettiğimiz şeylerden biri bu» dedi.

Trump da dün yaptığı açıklamada, kendisi açısından «en büyük sorunun» İran’ı kimin yönettiğini kimsenin bilmemesi olduğunu söylemişti.

İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü İsmail Bekayi ise pazar günü yaptığı açıklamada, ABD’li yetkililerin İran’daki muhataplarının kim olduğunu ve İran’daki karar alma mekanizmasının nasıl işlediğini çok iyi bildiklerini ifade etti.

Bekayi, haftalık basın toplantısında, «Asıl sorun tam tersidir; sorun, ABD’li yetkililerden gelen çelişkili tutumlar ve birbirleriyle örtüşmeyen mesajlardır» dedi.

Vance, Witkoff ve Kushner ile birlikte, İsviçre, 21 Haziran 2026 (AP)
Vance, Witkoff ve Kushner ile birlikte, İsviçre, 21 Haziran 2026 (AP)

Vance: İran Hürmüz Boğazı'ndan enerji ihracatını büyük ölçüde engelleyemiyor

Vance, Reuters’a yaptığı açıklamada, savaş alanındaki durumu değerlendirmek amacıyla sahadaki komutanlarla bizzat görüştüğünü söyledi.

Mühimmat konusunda yaşanan ciddi kıtlığa ilişkin endişeleri reddeden Vance, İran güçlerinin zaman zaman Hürmüz Boğazı’ndaki ticari gemileri vurabildiğini ancak enerji ihracatını bu su yolundan geçerek sürdürmeyi büyük ölçüde engelleyemediğini belirtti.

Beyaz Saray’ın baş müzakerecisi olarak sık sık anılmasına rağmen, bir anlaşmaya varılması amacıyla yürütülen görüşmelere liderlik edip etmediği sorusuna yanıt vermeyen Vance, “Elbette sürece dahiliz. Nihayetinde dümeni elinde tutan ABD Başkanı’dır” dedi.

Savaş seçim kampanyasının ana gündemlerinden biri

Aylık maliyeti 3 milyar dolara ulaşan savaş, seçim kampanyasının başlıca gündemlerinden biri haline geldi. Enerji fiyatlarındaki artış, Trump ve Cumhuriyetçileri, Kongre’nin kontrolünü belirleyecek çekişmeli eyaletlerde seçmenlere karşı kendilerini savunmak zorunda bıraktı.

Vance, Trump’ın çatışmayı yönetme biçimine yönelik eleştirileri hafifletmeye çalıştı. Seçmenlere, bu meselenin gelecek ay yapılacak seçimlerde Cumhuriyetçilere destek vermelerine engel olmaması gerektiğini söyledi.

Vance, Alaska’da yeniden seçilmek için Demokrat rakibi Mary Peltola ile başa baş bir yarış yürüten Cumhuriyetçi Senatör Dan Sullivan’a destek amacıyla miting düzenledi.

Trump, 2024’te Alaska’da yüzde 13 puan farkla kazanmıştı. Ancak günlük yaşam maliyetlerindeki artış, eyaletteki seçimin sonucunu belirsiz hale getirdi.

Vance, Reuters konuşmadan önce konuşmasının önemli bir bölümünü özellikle enerji fiyatları başta olmak üzere hayat pahalılığına ilişkin endişelere ayırdı. Alaska’nın uzak konumu tüketim mallarının daha pahalı olmasına yol açarken, enerji üretimi de eyalet ekonomisinin başlıca sektörlerinden biri.

Miting sırasında Sullivan, Vance’i yanlışlıkla başkan yardımcısı yerine ABD başkanı olarak tanıtmak üzereyken kalabalık tezahürat yaptı. Vance, Trump’ın Beyaz Saray’daki olası halefleri arasında öne çıkan Cumhuriyetçi isimlerden biri olarak görülüyor.

Vance, daha sonra Reuters’a yaptığı açıklamada 2028’de başkanlığa aday olup olmayacağına henüz karar vermediğini söyledi.

“Ben doğam gereği temkinli bir insanım. Aslında bu konu hakkında pek fazla düşünmedim” şeklinde konuştu.


Flydubai operasyonu: İsrail jetleri uçağı vurmaya hazırdı

İsrailli yolcular, Flydubai'nin yedek uçağıyla ülkelerine gönderilmişti (Reuters)
İsrailli yolcular, Flydubai'nin yedek uçağıyla ülkelerine gönderilmişti (Reuters)
TT

Flydubai operasyonu: İsrail jetleri uçağı vurmaya hazırdı

İsrailli yolcular, Flydubai'nin yedek uçağıyla ülkelerine gönderilmişti (Reuters)
İsrailli yolcular, Flydubai'nin yedek uçağıyla ülkelerine gönderilmişti (Reuters)

İsrail ordusu, Dubai-Tel Aviv seferini yapan Flydubai uçağını acil durum protokolünü takip ederek vurmaya hazırlanmış.

30 Eylül'deki FZ1073 seferinde yardımcı pilot Hemmam el-Hammami, kaptan pilot Smit Machchhar'a acil durum baltasıyla saldırmıştı.

Adlarının paylaşılmaması şartıyla CNN'e konuşan İsrailli yetkililer, kontrolü ele geçirmeye çalışan yardımcı pilotun uçağı İsrail'deki Ben Gurion Havalimanı'na düşürmek istediğini öne sürdü.

Kaynaklar, el-Hammami'nin Birleşik Arap Emirlikleri'ndeki (BAE) sorgusunun devam ettiğini ve Tel Aviv yönetiminin gelişmeleri yakından takip ettiğini belirtiyor.

İsrail medyasındaki haberde iç istihbarat teşkilatı Şin-Bet görevlilerinin de BAE'li yetkililerle Hammami'nin sorgusuna katıldığı aktarıldı.

Diğer yandan kimliklerinin gizli tutulması şartıyla CBS'e konuşan İsrailli yetkililer, İsrail Hava Kuvvetleri'nin, acil durum kodu veren uçakla irtibat kurmaya çalıştığını ancak yanıt gelmemesi üzerine acil durum protokolünün devreye alındığını söylüyor.

İsrail savaş jetlerinin havalandırıldığı ve ülkenin hava sahasının kapatıldığı belirtiliyor. Kaynaklar, FZ1073 sefer sayılı uçağın belirli bir mesafeye yaklaşması halinde İsrail ordusuna ait savaş jetlerinin Ürdün hava sahasına girerek olaya müdahale etmeye hazırlandığını aktarıyor.

Acil durum protokolüne göre İsrailli pilotların, kokpiti incelemek ve Flydubai pilotuyla görsel temas kurmak için uçağa yaklaşmaya çalışması gerekecekti.

Uçağın kaçırıldığının tespit edilmesi ve saldırganlarla iletişim kurulamaması halinde Savunma Bakanı Israel Katz ve Başbakan Binyamin Netanyahu'ya bilgilendirme yapılacaktı.

Protokol, İsrail'e yaklaşan kaçak bir uçağın vurulmasını öngörüyor ancak bu kararı yalnızca başbakan verebiliyor. Kaynaklar İsrail'deki "yüksek değerli hedeflere" çarpmasındansa çoğu İsrail vatandaşı 172 kişiyi taşıyan uçağın vurulmasının "daha iyi bir seçenek olarak değerlendirileceğini" belirtiyor.  

Ancak Tel Aviv yönetimi, uçağın Suudi Arabistan'a dönmeye başladığını fark edince savaş jetlerini geri çağırmış.

BAE menşeili havayolu şirketi Flydubai'nin bir uçağına düzenlenen saldırının nedeni henüz belirlenemedi. BAE Başsavcısı Hamed Seyf eş-Şamisi, 3 Ekim'deki açıklamasında ön soruşturmanın, yardımcı pilotun terör eylemi gerçekleştirmeye teşebbüs ettiğini ortaya koyduğunu duyurmuştu.

Şamisi, yardımcı pilotun uçuş sırasında kokpitte kaptan pilota acil durum baltasıyla saldırdığını ve uçağın kontrolünü ele geçirmeye çalıştığını belirtmişti.

30 saniyeden kısa süre içinde 14 bin feet (yaklaşık 4 bin 300 metre) irtifa kaybeden uçaktaki saldırıda, yolcular kokpite girerek yardımcı pilota müdahale etmişti. Daha sonra iki yedek Flydubai pilotunun kontrolü devralmasıyla uçak, Suudi Arabistan'ın Tebük Havalimanı'na acil inmişti.

Independent Türkçe, CBS News, Times of Israel, CNN