Gazze’deki savaş ve dünya savaşlarının yıl dönümü

Gazze Savaşı ve uluslararası krizlerin çağrışımları

Gazze Şeridi'nin güneyindeki Han Yunus'ta yıkılmış binaların yanındaki dar bir sokakta yürüyen Filistinliler, 11 Haziran 2024 (AFP)
Gazze Şeridi'nin güneyindeki Han Yunus'ta yıkılmış binaların yanındaki dar bir sokakta yürüyen Filistinliler, 11 Haziran 2024 (AFP)
TT

Gazze’deki savaş ve dünya savaşlarının yıl dönümü

Gazze Şeridi'nin güneyindeki Han Yunus'ta yıkılmış binaların yanındaki dar bir sokakta yürüyen Filistinliler, 11 Haziran 2024 (AFP)
Gazze Şeridi'nin güneyindeki Han Yunus'ta yıkılmış binaların yanındaki dar bir sokakta yürüyen Filistinliler, 11 Haziran 2024 (AFP)

Elie el Kaşif

ABD Başkanı Joe Biden’ın Gazze için ateşkes teklifi, muhtemelen Ramazan ayı arifesinde ateşkes ve esir takası anlaşması amacıyla yapılan, ancak tökezleyip başarısızlıkla sonuçlanan müzakerelerle aynı kaderi paylaşacak gibi görünüyor. ABD yönetiminin ister doğrudan İsrail'e ister Arap ülkeleri aracılığıyla Hamas’a olmak üzere savaşan taraflara yönelik tüm baskılarına rağmen, kendisi de bunu öngörmeye ve işaret etmeye başladı. ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken savaşın başlamasından bu yana bölgeye gerçekleştirdiği sekizinci ziyarette bunu yapmaya çalışsa da şimdiye kadar pek başarılı olamadı.

Ne zaman savaşın müzakereler yoluyla durdurulabileceğine dair bir umut doğsa, bu müzakerelerin başarısızlıkla sonuçlanacağına dair kötümser bir rüzgâr esmeye başlıyor. Eğer müzakere girişimi bu kez de başarısız olursa, karamsarlık geçen seferkinden daha da yoğun olacak. Teklif, gerek müzakerelerin başarısız olması ve İsrail ile Hamas'ın Biden'ın teklifine yanıt vermemesi bakımından, gerek savaşın doğrudan tarafları olan Hamas ve İsrail'in, özellikle de Binyamin Netanyahu ve Yahya Sinvar'ın hesapları bakımından gerekse özellikle önümüzdeki kasım ayında yapılması planlanan ABD seçimlerinin arifesinde bölgesel ve uluslararası sahnedeki kaos bakımından İsrail'in Gazze Şeridi'ne yönelik savaşının en karmaşık hale geldiği zor bir zamanda ortaya atıldı. Bu da haftalardır hatta aylardır konuşulan Hamas ve İsrail arasındaki yıpratma savaşının aslında bölgesel ve uluslararası bir çatışmanın yansıması olup olmadığı, yani bölgesel ve uluslararası tarafların kendi hesapları için mi bu çatışmayı derinleştirmeye çalıştıkları ya da söz konusu uluslararası tarafların başında gelen ABD’yi bu savaşta boğmak, dikkatini dağıtmak ve çözümsüzlüğe itmeye mi çalışıldığı gibi önemli bir soruyu gündeme getiriyor.

Aslında, Rusya-Ukrayna savaşıyla ilgili sahada ve siyaset sahnesinde yaşanan gerilim, Doğu Avrupa'daki gelişmeleri Filistin topraklarındaki çatışmayla ilişkilendirmeye giderek daha fazla itiyor. Çünkü ABD ve Batı ülkelerinin her iki bölgede de var olması, rakiplerinin bu savaşlara katılmaları için net bir davet anlamına geliyor. Eğer Rusya Avrupa'daki savaşın tarafı ise Gazze’deki savaşta rolü ne olacak? Ya da Hizbullah ve İsrail arasındaki cephede nasıl bir rol üstlenecek? Aksa Tufanı Operasyonu'na ilişkin bazı geç okumalar, Moskova'nın bu operasyona yakından ya da uzaktan müdahil olmuş olma ihtimalini sorgulasa da elbette net cevaplara ulaşamadı. Şu sıralar sorular, Rusya'nın Ukrayna savaşındaki hesapları ya da başta Çin olmak üzere diğer ülkeler arasında yeni bir uluslararası düzen inşa etme girişimleri bağlamında, savaşı uzatma ve ABD'yi bu savaşla meşgul etme konusundaki çıkarları üzerinde yoğunlaşıyor. Dolayısıyla, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin'in Gazze’deki savaşın patlak vermesinin bir nedeni olarak gördüğü ABD’nin Ortadoğu'daki başarısızlığı, ABD liderliğindeki liberal uluslararası düzenin parçalanmasına yol açıyor.

Gazze’deki savaştan nasıl çıkılacağı ve ‘ertesi günü’ belirsizliğini korurken Ortadoğu’da bu savaşın ortaya çıkardığı yeni bir soğuk savaş biçimiyle karşı karşıya olabiliriz.

Ancak Rusya ile ilgili soruların sorulması, kaçınılmaz olarak Çin ile ilgili sorular da sorulması anlamına geliyor. Pekin, Moskova’nın aksine çatışmaya doğrudan müdahil olmasına dair herhangi bir sinyal vermiyor. Putin geçtiğimiz hafta, Batılı ülkelerin Ukrayna’yı silahlandırmasına ve Rusya'ya saldırmasına izin vermesine karşılık, Moskova'nın dünyanın dört bir yanındaki ABD karşıtı grupları desteklemeye hazır olduğunu söylemişti. Bu da İran ile silah anlaşmaları yapmaya ya da bölgedeki İran yanlısı grupları doğrudan ya da Tahran üzerinden silahlandırmaya hazır olduğu şeklinde yorumlandı. Hizbullah'a yakın çevreler Moskova ile ilişkilerinin şu an her zamankinden daha güçlü olduğundan bahsediyor. Peki, bu Rusya'nın Hizbullah'a silah ya da teknoloji sağladığı anlamına mı geliyor? Her halükârda özellikle Ukrayna ve genel olarak Avrupa kıtasının güvenliği konusunda ABD ve Batı ülkeleri ile derinleşen çatışması çerçevesinde, Rusya'nın Gazze’deki savaşa müdahil olmuş olabileceğinden endişe duymak gerekiyor.

Son yıllarda İsrail, Körfez Arap ülkeleri ve İran'la birlikte bölgedeki varlığının kapsamını genişleten Çin ise Filistin'deki bölünmüşlüğün tarafları olan Fetih Hareketi (El Fetih) ve Hamas Hareketi arasında uzlaşı sağlayama çalışarak ve Filistinliler ile İsrail arasındaki çatışmayı çözmek için uluslararası konferans çağrısında bulunarak, savaşa diplomatik bir pencereden bakıyor.

svdfbgnh
Ürdün'ün ev sahipliğinde yapılan “Eylem Çağrısı: Gazze'ye Acil İnsani Müdahale” konulu Ölüdeniz Konferansı'na katılan ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken (ortada) sağında Arap Birliği Genel Sekreteri Ahmed Ebu Gayt ile, 11 Haziran 2024 (AFP)

Gazze Şeridi’ndeki savaşın büyük resmi böyle, ancak uluslararası ve bölgesel ittifakların karmaşıklığı ve çakışmaları çerçevesinde, uluslararası ve bölgesel safların daha açık dizildiği Soğuk Savaş dönemindeki durumun aksine, bugün bölgedeki ve dünyadaki tüm ülkeler ilişkilerini ve ittifaklarını mümkün olduğunca genişletmeye çalışıyor. Bu ise bölgedeki uluslararası rekabetin, özellikle de günümüzün iki büyük kutbu olan ABD ve Çin arasındaki rekabetin ek bir nedeni haline geliyor. Hem ABD hem de Çin, İsrail'den Körfez ülkelerine ve İran'a kadar bölgedeki diğer ülkelerle ilişkilere sahip. Dolayısıyla Gazze’deki savaştan nasıl çıkılacağı ve ‘ertesi günü’ belirsizliğini korurken, Ortadoğu’da bu savaşın ortaya çıkardığı yeni bir soğuk savaş biçimiyle karşı karşıya olabiliriz.

Fakat savaşı çevreleyen bu uluslararası sahne tek başına savaşın gelişimini ve geleceğini açıklamaya yetmiyor. Zira yerel aktörlerin, Hamas ve İsrail'in, özellikle de Sinvar ve Netanyahu'nun hesapları, çatışmanın geleceği üzerinde çok etkili ve hatta belirleyici. İran’ın Dini Lideri Ali Hamaney'in geçtiğimiz günlerde Hamas Hareketi’ne Biden'ın teklifini kabul etmemesi yönünde yaptığı dolaylı çağrıdan da anlaşılacağı üzere, İran'ın Hamas'ın önemli bir destekçisi olarak savaştaki varlığı, hatta onun tercihlerini yönlendirmesi göz ardı edilemez. Tüm bu aktörlerin, Gazze Şeridi'ndeki savaşta yaşanan gelişmelerin de kanıtladığı üzere, başta bölgedeki başlıca uluslararası aktör olan ABD olmak üzere, savaştaki başlıca ülkelerin çıkarlarını ve tedbirlerini dikkate aldıklarına hiç şüphe yok.

Gazze’deki savaş da dahil olmak üzere bölgedeki olayların çoğu, ABD’nin bölgedeki yeni mühendisliğinin bir parçası olarak, ABD-Suudi Arabistan anlaşması etrafında dönüyor.

Nihayetinde ister müttefikleri ister muhalifleri tarafından olsun, tüm yerel, bölgesel ve uluslararası hesaplar ABD ve onun yakın ve uzak hedefleri etrafında dönüyor. Hamas, İran ve Hizbullah, İsrail ile ABD arasındaki anlaşmazlıkların ve bu anlaşmazlıkların merkezinde yer alan ABD’nin bölgedeki önceliklerinin üzerine bahis oynuyorlar. Biden yönetimi, ABD'nin Doğu Avrupa, Pasifik ya da Çin Denizi gibi önemli uluslararası çatışma bölgelerine yeniden odaklanmasıyla ilgili jeopolitik nedenlerinin yanı sıra Gazze’deki savaşta İsrail'i desteklediği ve gönderdiği çok sayıda silahla on binlerce Filistinli sivilin ölümüne neden olduğu için seçimlerde ABD’lilerin kendisine yönelik tepkisini hafifletmek gibi sebeplerden ötürü üç aşamalı ateşkes anlaşmasının imzalanması için acele ediyor.

xscdvfbg
İsrailli rehinelerin aileleri, Blinken’ın Tel Aviv ziyaretine denk gelecek şekilde, rehinelerin derhal serbest bırakılması talebiyle protesto gösterisi düzenledi 11 Haziran 2024 (Reuters)

Öte yandan Gazze'deki ateşkes, Washington ile Riyad arasında bir savunma anlaşmasından oluşan ve Washington'ın İsrail'i Suudi Arabistan ile normalleşme anlaşması yoluyla bölgeye daha fazla entegre etme çabaları çerçevesinde Tel Aviv'in de katılabileceği, ancak Tel Aviv'in Riyad'ın talep ettiği gibi iki devletli bir çözüm ile ilgili somut adımlar atmasına bağlı olan, ABD himayesinde ‘bölgesel bir yapı’ inşa etmeye doğru ilerliyor. Dolayısıyla, Gazze’deki savaş da dahil olmak üzere bölgedeki olayların çoğu, ABD’nin bölgedeki yeni mühendisliğinin bir parçası olarak ABD-Suudi Arabistan anlaşması etrafında dönüyor. Bu sebeple, İran’ın Dini Lideri Ali Hamaney’in kısa süre önce Aksa Tufanı Operasyonu’nu, bölgedeki denklemleri değiştirmeye yönelik bir Amerikan projesini engellediğini söyleyerek övmesi kimseyi şaşırtmadı.

Hamas Hareketi’nin Gazze’deki lideri Yahya Sinvar'ın özellikle de esir kartını elinde tuttuğu sürece, elinde kalanlarla savaşmaya devam etme isteğine ilişkin kendi hesaplarıyla kesiştiğinde İran'dan gelen sinyalleri aldığına şüphe yok. İşte şimdi Washington ona ABD vatandaşı olan rehineler için arada İsrail olmadan müzakere etme teklifinde bulunuyor. Sinvar’ın sadece iki seçeneği var. Ya İsrail, uluslararası tarafların garantörlüğünde kalıcı bir ateşkesi kabul edecek ya da savaşmaya devam edecek. Şimdiye kadar bu iki seçenek dışında üçüncü bir seçeneği kabul etmeye istekli görünmedi. Sinvar'ın tutumunun, özellikle Hamas’ın Doha'daki lider kadrosuna uygulanan baskı çerçevesinde bir bütün olarak Hamas'ın tutumu olup olmadığı da tartışmalı bir konu. Ancak İran Hamas'ın ana şemsiyesi olmaya devam ediyor. Bu da Hamas'ın genel tutumunu anlamada önemli bir unsur.

Netanyahu'nun siyasi ve şahsi hesapları, Washington ile ilişkilerinin sınırları ve koşulları da dahil olmak üzere savaştaki seçeneklerini belirlemede önemli rol oynuyor.

İsrail'e ve özellikle Netanyahu'ya gelince; Netanyahu, iki devletli bir çözümü kabul etmeye hazır değil. Çünkü böyle bir durum onu hükümetinin düşmesi ve aşırı sağın yeri doldurulamaz desteğini kaybetmesi tehdidiyle karşı karşıya bırakacaktır. Yani ya hem Filistinlilerle savaşı hem de İsrail içindeki siyasi çatışmayı kazanarak ikisi de kazanacak ya da ikisini birden kaybedecek. Tecrübeli bir siyasetçi olan Netanyahu, İsrail'deki siyasi ve demografik geleceğin özellikle savaş sonrasında aşırı sağcı eğilimlerden yana olduğunu çok iyi biliyor. Bu nedenle önceliklerinin, görev süresi sona ermekte olan Biden yönetimiyle ilişkileri pahasına da olsa aşırı sağcı akımların kendisine olan desteğini sürdürmek olması gerektiğini bilen Bibi (Netanyahu), İsrail sağının değirmenine su taşıyan Donald Trump'ın seçimleri kazanması üzerine de bahis oynuyor olabilir. Nihayetinde Netanyahu'nun siyasi ve şahsi hesapları, Washington'la ilişkinin sınırları ve koşulları da dahil olmak üzere savaştaki seçeneklerini belirlemede önemli rol oynuyor. İsrail sağının anlatısı, Biden'ın İsrail'e yardım etmek yerine, onu bölgeye yönelik projesinin bir parçası olarak kullandığı yönünde ve bu da elbette Netanyahu ve danışmanları tarafından çok iyi biliniyor.

Tüm bu üst üste binen uluslararası, bölgesel ve yerel sahneler açısından Gazze’deki savaştan çıkış yolunu hayal etmek daha da zorlaşıyor. O halde bölge uzun bir ‘yıpratma savaşına’ mı hazırlanmalı? Nihayetinde böyle bir savaşın bedelini öncelikle Filistinli siviller, ikinci olarak da Lübnan'da, Suriye'de, hatta biraz daha uzaktaki Irak'ta olsun, uzun savaşlara alışkın olan ‘Bereketli Hilalin’ halkları ödeyecek.



Pentagon, ABD’deki Konfüçyüs Enstitülerini ulusal güvenlik tehdidi olarak sınıflandırdı

ABD Savunma Bakanı Pete Hegseth’in Pentagon’da düzenlediği basın toplantısından (Arşiv -Reuters)
ABD Savunma Bakanı Pete Hegseth’in Pentagon’da düzenlediği basın toplantısından (Arşiv -Reuters)
TT

Pentagon, ABD’deki Konfüçyüs Enstitülerini ulusal güvenlik tehdidi olarak sınıflandırdı

ABD Savunma Bakanı Pete Hegseth’in Pentagon’da düzenlediği basın toplantısından (Arşiv -Reuters)
ABD Savunma Bakanı Pete Hegseth’in Pentagon’da düzenlediği basın toplantısından (Arşiv -Reuters)

ABD Savunma Bakanı Pete Hegseth, bugün yaptığı açıklamada, Savunma Bakanlığının (Pentagon) üniversite kampüslerinde faaliyet gösteren ve Çin tarafından finanse edilen Konfüçyüs Enstitülerini ABD ulusal güvenliğine tehdit oluşturan kuruluşlar olarak sınıflandırdığını söyledi.

Washington, uzun süredir Konfüçyüs Enstitülerini Çin’in propaganda araçları olmakla suçluyor ve bu kuruluşların faaliyetlerini sınırlandırmaya yönelik adımlar atıyor.

Hegseth, sosyal medyada yayımladığı görüntülü mesajında, Konfüçyüs Enstitülerinin ABD üniversitelerinde gizlenerek faaliyet gösterdiğini belirterek Pentagon’un bu kuruluşları, ABD ulusal güvenliğini tehdit eden kurumlar listesine eklediğini ifade etti.

Hegseth, “Farklı isimler ve farklı tüzükler kullanan, ancak aynı amacı taşıyan 30 üniversitede 80 yeni propaganda hücresinin ortaya çıktığı anlaşıldı. Bu amaç, fikrî mülkiyeti çalmak ve Amerikalı öğrencilerin zihinlerine sızmak” ifadelerini kullandı.

ABD Savunma Bakanı, bakanlığın son iki ay içinde söz konusu kuruluşların “her birini sistematik biçimde dağıttığını” da öne sürdü.

Çin’in Washington Büyükelçiliği ise konuya ilişkin yorum talebine henüz cevap vermedi.


Donald Trump'la Kim Jong-un yıl bitmeden görüşecek mi?

Donald Trump, görevdeyken bir Kuzey Kore lideriyle yüz yüze görüşen ilk ABD başkanı olmuştu (Reuters)
Donald Trump, görevdeyken bir Kuzey Kore lideriyle yüz yüze görüşen ilk ABD başkanı olmuştu (Reuters)
TT

Donald Trump'la Kim Jong-un yıl bitmeden görüşecek mi?

Donald Trump, görevdeyken bir Kuzey Kore lideriyle yüz yüze görüşen ilk ABD başkanı olmuştu (Reuters)
Donald Trump, görevdeyken bir Kuzey Kore lideriyle yüz yüze görüşen ilk ABD başkanı olmuştu (Reuters)

ABD Başkanı Donald Trump, Kuzey Kore Devlet Başkanı Kim Jong-un'la görüşmek istediğini söylese bile iki lider arasında toplantı ihtimali giderek azalıyor.

Trump, ağustosta yaptığı açıklamada Kim'le yıl sonuna kadar görüşmeyi planladığını söylemişti. Bunun ardından hem maliyetli olduğu hem de Kuzey Kore'ye "düşmanca" bir mesaj gönderdiği gerekçesiyle Güney Kore'yle ortak askeri tatbikatların azaltılacağını duyurmuştu.

Kuzey Kore liderinin kız kardeşi Kim Yo-jong ise "Tatbikatların süresi ve kapsamı azaltılsa bile bunların kışkırtıcı ve saldırgan niteliği değişmeyecek" diyerek Beyaz Saray'ın görüşme taleplerine karşı mesafeli bir duruş sergilemişti.

Güney Kore istihbaratı geçen ay, iki liderin 18-19 Kasım'da Çin'de düzenlenecek Asya-Pasifik Ekonomik İşbirliği (APEC) zirvesinde bir araya gelme ihtimalini yüzde 50 olarak değerlendirmişti.

Adlarının paylaşılmaması şartıyla Reuters'a konuşan kaynaklar ise iki liderin bu yıl bitmeden bir araya gelme ihtimalinin daha da azaldığını savunuyor.

ABD Başkanı'ndan da görüşme ihtimaline dair karışık mesajlar geldi. Trump geçen hafta APEC zirvesinde Kim'le bir araya gelebileceğini söylerken, pazartesi günkü açıklamasında "Bilemiyorum, tarafların görüşme talep ettiğini sanmıyorum" ifadelerini kullanmıştı.

Beyaz Saray'dan bir yetkili, Trump'ın Kim'le "ön koşulsuz" görüşmeye açık olduğunu ancak şimdilik bir toplantı planlanmadığını belirtti. Yetkili, liderlerin "doğru zamanda" bir araya geleceğini söyledi.

Kuzey Kore devlet medyası ise Pyongyang'ın ikili zirveye onay vermek için Batı yaptırımlarının hafifletilmesi gibi koşullar öne sürebileceğini bildiriyor.

Washington merkezli düşünce kuruluşu Carnegie Uluslararası Barış Vakfı'ndan Ankit Panda, Trump'la Kim'in APEC zirvesinde görüşme ihtimalinin yüzde 10'un altında olduğunu savunuyor. Analiste göre Washington'ın Güney Kore'yle askeri tatbikatları azaltma kararı, Pyongyang'ın istediği düzeyde bir siyasi mesaj vermeye yetmedi.

Trump'la Kim, 2018 ve 2019'da üç kez görüşmüş ancak Pyongyang'ın nükleer programı ve Kuzey Kore'ye yönelik yaptırımların ele alındığı bu zirvelerden somut sonuç çıkmamıştı.

Diğer yandan New York Times'ın analizinde, Pyongyang ve Seul arasındaki silahlanma yarışının son dönemde hızlandığına dikkat çekiliyor.

Kuzey Kore ordusu, bu ay başında nükleer başlık taşıma kapasitesine sahip olduğu belirtilen balistik füzeleri test etmişti. Güney Kore de bunun ardından ilk hipersonik balistik füze testini gerçekleştirmişti.

Analize göre Pyongyang ve Kremlin arasında artan savunma işbirliği sayesinde Kuzey Kore, füze ve drone kapasitesini hızla geliştiriyor. Kuzey Kore, askerlerini Rusya safında savaşmaları için Ukrayna cephesine gönderirken, Kremlin'in savaş alanından elde ettiği deneyim ve verilere erişiyor. Moskova drone üretiminde Kuzey Koreli işçileri de istihdam ediyor.

Seul yönetimiyse Pyongyang'ın ilerleyen füze teknolojisine karşı ABD'nin caydırıcılığına güvenirken, kendi füze önleme sistemlerini ve misilleme saldırısı stratejilerini de geliştiriyor.

Independent Türkçe, Reuters, New York Times, AFP


Çin'den hak ihlalleri gölgesinde Sincan atılımı

Sincan'da milyonlarca Müslüman yaşıyor (AFP)
Sincan'da milyonlarca Müslüman yaşıyor (AFP)
TT

Çin'den hak ihlalleri gölgesinde Sincan atılımı

Sincan'da milyonlarca Müslüman yaşıyor (AFP)
Sincan'da milyonlarca Müslüman yaşıyor (AFP)

Çin, Uygurlara yönelik insan hakları ihlalleri nedeniyle uluslararası tepki çekerken, Sincan Uygur Özerk Bölgesi'ni ticaret ve lojistik merkezine dönüştürüyor.

Şi Cinping yönetimi, bölgede güneş enerjisi santralleri, veri merkezleri ve ulaşım altyapısı inşa ediyor.

Xinhua'nın Mart 2026'da aktardığı verilere göre, merkezi hükümetin doğrudan yönettiği kamu iktisadi teşebbüsleri 2021-2025 döneminde bölgeye toplam 1,1 trilyon yuan (yaklaşık 8 trilyon TL) yatırım yaptı. Bu miktarın 265,7 milyar yuanı (yaklaşık 2 trilyon TL) 2025'te gerçekleştirildi.

Wall Street Journal'ın aktardığına göre Sincan'ın petrol ve doğalgaz üretimi Pekin'in büyüme stratejisinde önemli yer tutuyor. Bölgenin yıllık petrol üretimi 2021-2025 döneminde yaklaşık yüzde 13 arttı. Urumçi çevresinde güneş enerjisine büyük yatırımlar yapılırken Çin, bölgeyi kış sporları ve uluslararası turizm merkezi olarak da tanıtmaya çalışıyor.

Çin Komünist Partisi'nin İngilizce yayın organı Global Times'ın geçen ayki analizinde Ritz-Carlton, Westin ve InterContinental gibi uluslararası otel zincirlerinin Sincan'da yeni projeler üzerinde çalıştığı aktarılmıştı.

Bölgede 2025'te 323 milyon turistik ziyaret kaydedildi ve turizmden 370 milyar yuan (yaklaşık 2,8 trilyon TL) gelir elde edildi.

Bölgenin Çin'in ihracatı için önemli bir geçiş noktasına dönüştürülmesi de hedefleniyor. Urumçi Tianshan Uluslararası Havalimanı'nda 42 milyar yuanlık (yaklaşık 315 milyar TL) genişletme projesi kapsamında yeni terminal ve pistler inşa edildi. Kazakistan sınırındaki bir geçiş noktasından geçen yıl yaklaşık 450 bin araç ihraç edildi.

Sincan'ı Kırgızistan ve Özbekistan'a bağlayarak Avrupa'ya uzanan ticaret güzergâhlarını güçlendirmesi beklenen demiryolunun ise 2030 civarında faaliyete geçmesi planlanıyor.

Ancak Şi yönetiminin bölgedeki yatırımlarla ekonomik büyümeyi güçlendirme çalışmaları, Uygurlara yönelik baskı politikalarıyla ilgili tartışmaların gölgesinde ilerliyor.

Çin, Sincan Uygur Özerk Bölgesi'nde zorla çalıştırma, işkence ve "yeniden eğitim kampı" adı altında alıkoyma suçlamalarıyla karşı karşıya.

İnsan hakları örgütleri, Uygurların zorla toplama kamplarına ve hapishanelere yerleştirildiğini öne sürüyor. ABD de Uygurlara yönelik muameleyi "soykırım" diye niteliyor.

Pekin yönetimiyse iddiaların gerçeği yansıtmadığını savunuyor.

Independent Türkçe, Wall Street Journal, Xinhua, Global Times