Gazze’deki savaş ve dünya savaşlarının yıl dönümü

Gazze Savaşı ve uluslararası krizlerin çağrışımları

Gazze Şeridi'nin güneyindeki Han Yunus'ta yıkılmış binaların yanındaki dar bir sokakta yürüyen Filistinliler, 11 Haziran 2024 (AFP)
Gazze Şeridi'nin güneyindeki Han Yunus'ta yıkılmış binaların yanındaki dar bir sokakta yürüyen Filistinliler, 11 Haziran 2024 (AFP)
TT

Gazze’deki savaş ve dünya savaşlarının yıl dönümü

Gazze Şeridi'nin güneyindeki Han Yunus'ta yıkılmış binaların yanındaki dar bir sokakta yürüyen Filistinliler, 11 Haziran 2024 (AFP)
Gazze Şeridi'nin güneyindeki Han Yunus'ta yıkılmış binaların yanındaki dar bir sokakta yürüyen Filistinliler, 11 Haziran 2024 (AFP)

Elie el Kaşif

ABD Başkanı Joe Biden’ın Gazze için ateşkes teklifi, muhtemelen Ramazan ayı arifesinde ateşkes ve esir takası anlaşması amacıyla yapılan, ancak tökezleyip başarısızlıkla sonuçlanan müzakerelerle aynı kaderi paylaşacak gibi görünüyor. ABD yönetiminin ister doğrudan İsrail'e ister Arap ülkeleri aracılığıyla Hamas’a olmak üzere savaşan taraflara yönelik tüm baskılarına rağmen, kendisi de bunu öngörmeye ve işaret etmeye başladı. ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken savaşın başlamasından bu yana bölgeye gerçekleştirdiği sekizinci ziyarette bunu yapmaya çalışsa da şimdiye kadar pek başarılı olamadı.

Ne zaman savaşın müzakereler yoluyla durdurulabileceğine dair bir umut doğsa, bu müzakerelerin başarısızlıkla sonuçlanacağına dair kötümser bir rüzgâr esmeye başlıyor. Eğer müzakere girişimi bu kez de başarısız olursa, karamsarlık geçen seferkinden daha da yoğun olacak. Teklif, gerek müzakerelerin başarısız olması ve İsrail ile Hamas'ın Biden'ın teklifine yanıt vermemesi bakımından, gerek savaşın doğrudan tarafları olan Hamas ve İsrail'in, özellikle de Binyamin Netanyahu ve Yahya Sinvar'ın hesapları bakımından gerekse özellikle önümüzdeki kasım ayında yapılması planlanan ABD seçimlerinin arifesinde bölgesel ve uluslararası sahnedeki kaos bakımından İsrail'in Gazze Şeridi'ne yönelik savaşının en karmaşık hale geldiği zor bir zamanda ortaya atıldı. Bu da haftalardır hatta aylardır konuşulan Hamas ve İsrail arasındaki yıpratma savaşının aslında bölgesel ve uluslararası bir çatışmanın yansıması olup olmadığı, yani bölgesel ve uluslararası tarafların kendi hesapları için mi bu çatışmayı derinleştirmeye çalıştıkları ya da söz konusu uluslararası tarafların başında gelen ABD’yi bu savaşta boğmak, dikkatini dağıtmak ve çözümsüzlüğe itmeye mi çalışıldığı gibi önemli bir soruyu gündeme getiriyor.

Aslında, Rusya-Ukrayna savaşıyla ilgili sahada ve siyaset sahnesinde yaşanan gerilim, Doğu Avrupa'daki gelişmeleri Filistin topraklarındaki çatışmayla ilişkilendirmeye giderek daha fazla itiyor. Çünkü ABD ve Batı ülkelerinin her iki bölgede de var olması, rakiplerinin bu savaşlara katılmaları için net bir davet anlamına geliyor. Eğer Rusya Avrupa'daki savaşın tarafı ise Gazze’deki savaşta rolü ne olacak? Ya da Hizbullah ve İsrail arasındaki cephede nasıl bir rol üstlenecek? Aksa Tufanı Operasyonu'na ilişkin bazı geç okumalar, Moskova'nın bu operasyona yakından ya da uzaktan müdahil olmuş olma ihtimalini sorgulasa da elbette net cevaplara ulaşamadı. Şu sıralar sorular, Rusya'nın Ukrayna savaşındaki hesapları ya da başta Çin olmak üzere diğer ülkeler arasında yeni bir uluslararası düzen inşa etme girişimleri bağlamında, savaşı uzatma ve ABD'yi bu savaşla meşgul etme konusundaki çıkarları üzerinde yoğunlaşıyor. Dolayısıyla, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin'in Gazze’deki savaşın patlak vermesinin bir nedeni olarak gördüğü ABD’nin Ortadoğu'daki başarısızlığı, ABD liderliğindeki liberal uluslararası düzenin parçalanmasına yol açıyor.

Gazze’deki savaştan nasıl çıkılacağı ve ‘ertesi günü’ belirsizliğini korurken Ortadoğu’da bu savaşın ortaya çıkardığı yeni bir soğuk savaş biçimiyle karşı karşıya olabiliriz.

Ancak Rusya ile ilgili soruların sorulması, kaçınılmaz olarak Çin ile ilgili sorular da sorulması anlamına geliyor. Pekin, Moskova’nın aksine çatışmaya doğrudan müdahil olmasına dair herhangi bir sinyal vermiyor. Putin geçtiğimiz hafta, Batılı ülkelerin Ukrayna’yı silahlandırmasına ve Rusya'ya saldırmasına izin vermesine karşılık, Moskova'nın dünyanın dört bir yanındaki ABD karşıtı grupları desteklemeye hazır olduğunu söylemişti. Bu da İran ile silah anlaşmaları yapmaya ya da bölgedeki İran yanlısı grupları doğrudan ya da Tahran üzerinden silahlandırmaya hazır olduğu şeklinde yorumlandı. Hizbullah'a yakın çevreler Moskova ile ilişkilerinin şu an her zamankinden daha güçlü olduğundan bahsediyor. Peki, bu Rusya'nın Hizbullah'a silah ya da teknoloji sağladığı anlamına mı geliyor? Her halükârda özellikle Ukrayna ve genel olarak Avrupa kıtasının güvenliği konusunda ABD ve Batı ülkeleri ile derinleşen çatışması çerçevesinde, Rusya'nın Gazze’deki savaşa müdahil olmuş olabileceğinden endişe duymak gerekiyor.

Son yıllarda İsrail, Körfez Arap ülkeleri ve İran'la birlikte bölgedeki varlığının kapsamını genişleten Çin ise Filistin'deki bölünmüşlüğün tarafları olan Fetih Hareketi (El Fetih) ve Hamas Hareketi arasında uzlaşı sağlayama çalışarak ve Filistinliler ile İsrail arasındaki çatışmayı çözmek için uluslararası konferans çağrısında bulunarak, savaşa diplomatik bir pencereden bakıyor.

svdfbgnh
Ürdün'ün ev sahipliğinde yapılan “Eylem Çağrısı: Gazze'ye Acil İnsani Müdahale” konulu Ölüdeniz Konferansı'na katılan ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken (ortada) sağında Arap Birliği Genel Sekreteri Ahmed Ebu Gayt ile, 11 Haziran 2024 (AFP)

Gazze Şeridi’ndeki savaşın büyük resmi böyle, ancak uluslararası ve bölgesel ittifakların karmaşıklığı ve çakışmaları çerçevesinde, uluslararası ve bölgesel safların daha açık dizildiği Soğuk Savaş dönemindeki durumun aksine, bugün bölgedeki ve dünyadaki tüm ülkeler ilişkilerini ve ittifaklarını mümkün olduğunca genişletmeye çalışıyor. Bu ise bölgedeki uluslararası rekabetin, özellikle de günümüzün iki büyük kutbu olan ABD ve Çin arasındaki rekabetin ek bir nedeni haline geliyor. Hem ABD hem de Çin, İsrail'den Körfez ülkelerine ve İran'a kadar bölgedeki diğer ülkelerle ilişkilere sahip. Dolayısıyla Gazze’deki savaştan nasıl çıkılacağı ve ‘ertesi günü’ belirsizliğini korurken, Ortadoğu’da bu savaşın ortaya çıkardığı yeni bir soğuk savaş biçimiyle karşı karşıya olabiliriz.

Fakat savaşı çevreleyen bu uluslararası sahne tek başına savaşın gelişimini ve geleceğini açıklamaya yetmiyor. Zira yerel aktörlerin, Hamas ve İsrail'in, özellikle de Sinvar ve Netanyahu'nun hesapları, çatışmanın geleceği üzerinde çok etkili ve hatta belirleyici. İran’ın Dini Lideri Ali Hamaney'in geçtiğimiz günlerde Hamas Hareketi’ne Biden'ın teklifini kabul etmemesi yönünde yaptığı dolaylı çağrıdan da anlaşılacağı üzere, İran'ın Hamas'ın önemli bir destekçisi olarak savaştaki varlığı, hatta onun tercihlerini yönlendirmesi göz ardı edilemez. Tüm bu aktörlerin, Gazze Şeridi'ndeki savaşta yaşanan gelişmelerin de kanıtladığı üzere, başta bölgedeki başlıca uluslararası aktör olan ABD olmak üzere, savaştaki başlıca ülkelerin çıkarlarını ve tedbirlerini dikkate aldıklarına hiç şüphe yok.

Gazze’deki savaş da dahil olmak üzere bölgedeki olayların çoğu, ABD’nin bölgedeki yeni mühendisliğinin bir parçası olarak, ABD-Suudi Arabistan anlaşması etrafında dönüyor.

Nihayetinde ister müttefikleri ister muhalifleri tarafından olsun, tüm yerel, bölgesel ve uluslararası hesaplar ABD ve onun yakın ve uzak hedefleri etrafında dönüyor. Hamas, İran ve Hizbullah, İsrail ile ABD arasındaki anlaşmazlıkların ve bu anlaşmazlıkların merkezinde yer alan ABD’nin bölgedeki önceliklerinin üzerine bahis oynuyorlar. Biden yönetimi, ABD'nin Doğu Avrupa, Pasifik ya da Çin Denizi gibi önemli uluslararası çatışma bölgelerine yeniden odaklanmasıyla ilgili jeopolitik nedenlerinin yanı sıra Gazze’deki savaşta İsrail'i desteklediği ve gönderdiği çok sayıda silahla on binlerce Filistinli sivilin ölümüne neden olduğu için seçimlerde ABD’lilerin kendisine yönelik tepkisini hafifletmek gibi sebeplerden ötürü üç aşamalı ateşkes anlaşmasının imzalanması için acele ediyor.

xscdvfbg
İsrailli rehinelerin aileleri, Blinken’ın Tel Aviv ziyaretine denk gelecek şekilde, rehinelerin derhal serbest bırakılması talebiyle protesto gösterisi düzenledi 11 Haziran 2024 (Reuters)

Öte yandan Gazze'deki ateşkes, Washington ile Riyad arasında bir savunma anlaşmasından oluşan ve Washington'ın İsrail'i Suudi Arabistan ile normalleşme anlaşması yoluyla bölgeye daha fazla entegre etme çabaları çerçevesinde Tel Aviv'in de katılabileceği, ancak Tel Aviv'in Riyad'ın talep ettiği gibi iki devletli bir çözüm ile ilgili somut adımlar atmasına bağlı olan, ABD himayesinde ‘bölgesel bir yapı’ inşa etmeye doğru ilerliyor. Dolayısıyla, Gazze’deki savaş da dahil olmak üzere bölgedeki olayların çoğu, ABD’nin bölgedeki yeni mühendisliğinin bir parçası olarak ABD-Suudi Arabistan anlaşması etrafında dönüyor. Bu sebeple, İran’ın Dini Lideri Ali Hamaney’in kısa süre önce Aksa Tufanı Operasyonu’nu, bölgedeki denklemleri değiştirmeye yönelik bir Amerikan projesini engellediğini söyleyerek övmesi kimseyi şaşırtmadı.

Hamas Hareketi’nin Gazze’deki lideri Yahya Sinvar'ın özellikle de esir kartını elinde tuttuğu sürece, elinde kalanlarla savaşmaya devam etme isteğine ilişkin kendi hesaplarıyla kesiştiğinde İran'dan gelen sinyalleri aldığına şüphe yok. İşte şimdi Washington ona ABD vatandaşı olan rehineler için arada İsrail olmadan müzakere etme teklifinde bulunuyor. Sinvar’ın sadece iki seçeneği var. Ya İsrail, uluslararası tarafların garantörlüğünde kalıcı bir ateşkesi kabul edecek ya da savaşmaya devam edecek. Şimdiye kadar bu iki seçenek dışında üçüncü bir seçeneği kabul etmeye istekli görünmedi. Sinvar'ın tutumunun, özellikle Hamas’ın Doha'daki lider kadrosuna uygulanan baskı çerçevesinde bir bütün olarak Hamas'ın tutumu olup olmadığı da tartışmalı bir konu. Ancak İran Hamas'ın ana şemsiyesi olmaya devam ediyor. Bu da Hamas'ın genel tutumunu anlamada önemli bir unsur.

Netanyahu'nun siyasi ve şahsi hesapları, Washington ile ilişkilerinin sınırları ve koşulları da dahil olmak üzere savaştaki seçeneklerini belirlemede önemli rol oynuyor.

İsrail'e ve özellikle Netanyahu'ya gelince; Netanyahu, iki devletli bir çözümü kabul etmeye hazır değil. Çünkü böyle bir durum onu hükümetinin düşmesi ve aşırı sağın yeri doldurulamaz desteğini kaybetmesi tehdidiyle karşı karşıya bırakacaktır. Yani ya hem Filistinlilerle savaşı hem de İsrail içindeki siyasi çatışmayı kazanarak ikisi de kazanacak ya da ikisini birden kaybedecek. Tecrübeli bir siyasetçi olan Netanyahu, İsrail'deki siyasi ve demografik geleceğin özellikle savaş sonrasında aşırı sağcı eğilimlerden yana olduğunu çok iyi biliyor. Bu nedenle önceliklerinin, görev süresi sona ermekte olan Biden yönetimiyle ilişkileri pahasına da olsa aşırı sağcı akımların kendisine olan desteğini sürdürmek olması gerektiğini bilen Bibi (Netanyahu), İsrail sağının değirmenine su taşıyan Donald Trump'ın seçimleri kazanması üzerine de bahis oynuyor olabilir. Nihayetinde Netanyahu'nun siyasi ve şahsi hesapları, Washington'la ilişkinin sınırları ve koşulları da dahil olmak üzere savaştaki seçeneklerini belirlemede önemli rol oynuyor. İsrail sağının anlatısı, Biden'ın İsrail'e yardım etmek yerine, onu bölgeye yönelik projesinin bir parçası olarak kullandığı yönünde ve bu da elbette Netanyahu ve danışmanları tarafından çok iyi biliniyor.

Tüm bu üst üste binen uluslararası, bölgesel ve yerel sahneler açısından Gazze’deki savaştan çıkış yolunu hayal etmek daha da zorlaşıyor. O halde bölge uzun bir ‘yıpratma savaşına’ mı hazırlanmalı? Nihayetinde böyle bir savaşın bedelini öncelikle Filistinli siviller, ikinci olarak da Lübnan'da, Suriye'de, hatta biraz daha uzaktaki Irak'ta olsun, uzun savaşlara alışkın olan ‘Bereketli Hilalin’ halkları ödeyecek.



İran’ın yeni planı... İslamabad Mutabakatı’ndan ne değişti?

İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan ve Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, New York’ta Birleşmiş Milletler Genel Kurulu çalışmaları kapsamında (İran Dışişleri Bakanlığı)
İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan ve Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, New York’ta Birleşmiş Milletler Genel Kurulu çalışmaları kapsamında (İran Dışişleri Bakanlığı)
TT

İran’ın yeni planı... İslamabad Mutabakatı’ndan ne değişti?

İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan ve Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, New York’ta Birleşmiş Milletler Genel Kurulu çalışmaları kapsamında (İran Dışişleri Bakanlığı)
İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan ve Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, New York’ta Birleşmiş Milletler Genel Kurulu çalışmaları kapsamında (İran Dışişleri Bakanlığı)

İran’ın ABD’ye sunduğu yedi günlük planın akıbetine ilişkin belirsizlik sürerken taraflar, arabulucular üzerinden mesaj ve öneri alışverişinde bulunuyor.

İran’ın ABD’ye sunduğu yedi günlük plan, 14 maddeden oluşan İslamabad Mutabakatı’nda yer alan taahhütlere dayanıyor. Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, Tahran’ın şartlarının “yeni olmadığını” ve mutabakatta öngörülenlerin ötesine geçmediğini söyledi. Ancak yeni plan bu taahhütlerin uygulanma sırasını değiştiriyor ve bir haftalık takvime bağlıyor.

Planın resmi metni yayımlanmadı. “Yedi şartın” numaralandırılmış resmi bir listesi de bulunmuyor. Teklifin ayrıntıları, Arakçi ve İranlı yetkililerin açıklamalarının yanı sıra temaslar hakkında bilgi sahibi kaynaklara dayandırılan basın haberlerinden derleniyor.

İslamabad Mutabakatı 17 Haziran’da imzalandı ancak uzun süre yürürlükte kalmadı. Washington, Hürmüz Boğazı’ndaki gemilere yönelik İran saldırılarının ardından 7 Temmuz’da petrol yaptırımlarını yeniden uygulamaya koydu. ABD Başkanı Donald Trump 8 Temmuz’da mutabakatın sona erdiğini açıkladı ve 13 Temmuz’da deniz ablukası yeniden uygulamaya konuldu. İran ise ABD’yi taahhütlerini yerine getirmemekle suçladı.

Yedi gün nasıl işleyecek?

İran planı New York’ta düzenlenen Birleşmiş Milletler Genel Kurulu toplantıları sırasında sundu. Arakçi, 24 Eylül’de Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan’ın da katıldığı toplantıda gazetecilere planın ayrıntılarını anlattı. Pezeşkiyan da ABD medyasına ülkesinin şartlarını açıkladı.

Arakçi, yedi günlük sürenin ABD’nin planı kabul ettiği anda başlayacağını söyledi. Gerekli adımların dört veya beş gün içinde tamamlanabileceğini belirten Arakçi, Hürmüz Boğazı’nın altıncı gün açılacağını ve ABD’nin yedinci gün nihai anlaşma için devreye gireceğini ifade etti.

dfthyj
Pezeşkiyan başkanlığındaki İran heyetiyle New York’ta istişarelerde bulunan Pakistan Başbakanı Şahbaz Şerif ve beraberindeki heyet (İran Cumhurbaşkanlığı)

Arakçi, Washington’dan istenen adımların daha önce ABD tarafına iletildiğini ve bunların “mutabakat çerçevesinde” olduğunu söyledi. İranlı bakan, ABD tarafında samimiyet olması halinde “bunun gerçekleşeceğini ve Hürmüz Boğazı’nın yeniden açılacağını” belirtti.

Mutabakatın üçüncü maddesi, tarafların en fazla 60 gün içinde nihai anlaşma için müzakere yürütmesini ve anlaşmaya varmasını öngörüyordu. Bu süre tarafların karşılıklı onayıyla uzatılabilecekti. İran’ın yeni teklifindeki yedi günlük süre ise nihai anlaşmanın tamamlanması için değil, anlaşma öncesinde karşılıklı atılacak adımlar için öngörülüyor.

Yeni teklifin farkı, İran’ın nükleer dosyaya ilişkin müzakerelere 60 gün yerine yedi gün içinde başlamaya hazır olması.

Çatışmaların durdurulması

Mutabakatın birinci maddesi “Lübnan dahil tüm cephelerde askeri operasyonların derhal ve kalıcı olarak sona erdirilmesini” öngörüyordu. Ayrıca ABD, İran ve müttefiklerinin birbirlerine karşı savaş veya askeri operasyon başlatmaması, güç kullanma tehdidinde bulunmaması veya güç kullanmaktan kaçınması taahhüt ediliyordu.

İranlı yetkililere göre yeni teklif, Lübnan da dahil olmak üzere cephelerde çatışmaların durdurulmasını içeriyor.

Deniz ablukasının kaldırılması

İslamabad Mutabakatı’nın dördüncü maddesi, ABD’nin deniz ablukasını ve İran’ın önündeki diğer engelleri kaldırmaya başlamasını ve bunları 30 gün içinde tamamen sona erdirmesini öngörüyordu. ABD’nin nihai anlaşmanın ardından 30 gün içinde güçlerini İran çevresinden çekmesi de planlanıyordu.

ghyju
İran petrol tankerleri, CENTCOM’a göre 8 Eylül 2026’da ABD saldırılarında hedef alınmadan önce (Reuters - ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı)

Yeni teklifte ise ablukanın kaldırılması yedi gün içinde atılması gereken adımların bir parçası haline geliyor.

İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü İsmail Bagai, şartların “deniz ablukasının ve ABD’nin ekonomik baskısının sona erdirilmesini” içerdiğini söyledi.

Hürmüz: Altıncı gün

Mutabakatın beşinci maddesinde İran’ın Basra Körfezi ile Umman Denizi arasında ticari gemilerin “60 gün boyunca herhangi bir ücret alınmadan güvenli geçişi” için düzenlemeler yapması öngörülüyordu. Gemilerin geçişinin derhal başlaması ve mayınların temizlenmesi ile teknik ve askeri engellerin kaldırılması dikkate alınarak 30 gün içinde tamamen normale dönmesi planlanıyordu.

Yeni teklifte ise Arakçi, boğazın açılmasını ilk günlerde gerekli adımların tamamlanmasına bağlıyor. Buna göre Hürmüz Boğazı altıncı gün açılacak.

fvghjuk
Nükleer Natanz tesisinin yakınındaki “Cevz-i Balta” tünel girişleri, İran, 30 Haziran 2026 (Reuters - Vantor)

İran medyası, Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü’nün açıklamalarına dayanarak yeni şartlar arasında “iki kıyıdaş ülke arasındaki mutabakata dayanarak güvenli bir deniz ulaşımı güzergahının kabul edilmesinin” bulunduğunu aktardı. Açıklamada Körfez’e kıyısı bulunan diğer ülkelere değinilmedi.

Reuters 24 Eylül’de İran’ın geçiş ücretleri konusunu ana anlaşmadan ayırarak daha sonraki düzenlemelere bırakmaya hazır olduğunu bildirdi. Ancak ajansın kaynakları bunun Tahran’ın bu talepten tamamen vazgeçtiği anlamına gelmediğini belirtti.

Petrol muafiyetleri

Mutabakatın 10. maddesi, ABD Hazine Bakanlığı’nın anlaşmanın imzalanmasının ardından yaptırımlar kaldırılana kadar İran’ın ham petrol, petrol ürünleri ve türevleri ile bunlarla bağlantılı hizmet ihracatına yönelik muafiyetler çıkarmasını öngörüyordu. Bankacılık işlemleri, sigorta ve taşımacılık da bu kapsamdaydı. Söz konusu muafiyetler 7 Temmuz’da kaldırıldı.

Yeni plana göre İran, ABD’den İran petrolünün ihracatına yönelik muafiyetler çıkarmasını talep ediyor.

Dondurulmuş varlıklar

Mutabakatın 11. maddesi, mutabakatın uygulanmasıyla birlikte ABD’nin dondurulmuş veya kısıtlanmış İran paraları ve varlıklarını “tam kullanım için” erişilebilir hale getirmesini öngörüyordu. Tarafların müzakereler sırasında bu varlıkların serbest bırakılmasına ilişkin mekanizmalar üzerinde anlaşması planlanmıştı. Maddede herhangi bir miktar belirtilmemişti.

İlk aşamada İran basınında Trump’ın, yurtdışındaki finans kuruluşlarında tutulan 100 milyar dolardan fazla İran varlığının yaklaşık 24 milyar dolarının serbest bırakılmasını kabul ettiği yönünde haberler yayımlandı.

Yeni teklif ise en az 12 milyar dolarlık dondurulmuş varlığa erişim sağlanmasını talep ediyor.

Nükleer dosya

İslamabad Mutabakatı’nın sekizinci maddesinde İran’ın nükleer silah edinmeyeceğini veya geliştirmeyeceğini teyit etmesi öngörülüyordu. Zenginleştirilmiş malzeme stokunun üzerinde anlaşılacak bir mekanizmaya göre ele alınması ve bunun asgari olarak İran içindeki zenginleştirme seviyesinin Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı denetiminde düşürülmesini içermesi planlanıyordu. Zenginleştirme meselesinin nihai anlaşmada ele alınması öngörülmüştü.

scdvfb
Trump ve Pezeşkiyan, savaşı sona erdirmeye yönelik mutabakatın imzalanması sırasında ayrı görüntülerde (AFP)

Dokuzuncu madde ise nihai anlaşmaya kadar mevcut durumun korunmasını öngörüyordu. Buna göre İran nükleer programının mevcut durumunu koruyacak, Washington ise yeni yaptırımlar uygulamayacak ve ilave asker konuşlandırmayacaktı.

madde, nihai anlaşma müzakerelerinin başlaması için beş maddenin uygulanmaya başlamasını ve uygulanmaya devam etmesini şart koşuyordu. Bunlar çatışmaların durdurulması (1. madde), ablukanın kaldırılması (4. madde), Hürmüz’de deniz ulaşımının güvence altına alınması (5. madde), petrol muafiyetleri (10. madde) ve dondurulmuş varlıkların erişime açılmasıydı (11. madde). Bu unsurlar, yedi günlük plandan kamuoyuna açıklanan ayrıntıların da büyük bölümünü oluşturuyor.

İran Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi Sekreteri Muhsin Rızai 23 Eylül’de İran’ın Haber kanalına yaptığı açıklamada ABD’nin önce Tahran’ın şartlarını yerine getirmesi gerektiğini söyledi. Rızai, bu gerçekleşene kadar “Hürmüz Boğazı’nı açmayacağız ve müzakere yapılmayacak” dedi. Şartların daha önce kesinleştirildiğini ve arabulucular aracılığıyla iletildiğini belirten Rızai, bunlardan herhangi birinin çıkarılması veya yeni bir şart eklenmesinin söz konusu olmadığını ifade etti.

Fark nerede?

İranlı yetkililere göre yeni plan ile haziran ayındaki mutabakat arasındaki temel fark, uygulamanın hızında yatıyor. İlk adımlar Washington’ın planı kabul etmesiyle başlayan bir haftalık süreye sıkıştırılıyor.

Yeni planda Hürmüz’ün açılması, söz konusu adımların tamamlanmasına bağlanarak altıncı güne çekiliyor. Mutabakat ise anlaşmanın imzalanmasının ardından deniz ulaşımının derhal başlamasını öngörüyordu.

Plan hakkında mevcut bilgiler ayrıca dondurulmuş varlıklar için en az 12 milyar dolarlık bir miktarın belirlenmesini, geçiş ücretleri konusunun sonraki düzenlemelere bırakılabilmesini ve deniz ulaşımına ilişkin düzenlemelerin İran ile Umman arasındaki mutabakatla sınırlandırılmasını içeriyor.


Tahran-Washington arasında kritik pazarlık: Önce Hürmüz mü nükleer dosya mı?

Tahran’daki Baharistan Meydanı’nda sergilenen askeri insansız hava araçlarının yanından geçen bisikletliler (AFP)
Tahran’daki Baharistan Meydanı’nda sergilenen askeri insansız hava araçlarının yanından geçen bisikletliler (AFP)
TT

Tahran-Washington arasında kritik pazarlık: Önce Hürmüz mü nükleer dosya mı?

Tahran’daki Baharistan Meydanı’nda sergilenen askeri insansız hava araçlarının yanından geçen bisikletliler (AFP)
Tahran’daki Baharistan Meydanı’nda sergilenen askeri insansız hava araçlarının yanından geçen bisikletliler (AFP)

İran hükümeti bugün (Çarşamba) yaptığı açıklamada Tahran’ın savaşı sona erdirmeye yönelik devam eden temaslar kapsamında ABD’nin bir önerisini aldığını ve önerinin incelendiğini bildirdi. Görüşmeler hakkında bilgi sahibi bir yetkili ise taraflar arasındaki temel anlaşmazlığın yedi günlük planın unsurlarından ziyade adımların sıralanmasına ilişkin olduğunu söyledi.

Tahran, ABD’nin yanıtının içeriğini veya Washington’ın planı reddedip reddetmediğini açıklamadı. Reuters’ın görüşmeler hakkında bilgi sahibi bir yetkiliye dayandırdığı haberine göre İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi ve beraberindeki heyet salı akşamı Doha’da Katarlı arabulucularla görüştü. Arakçi, güven tesis etmek amacıyla hazırlanan yedi günlük plana ilişkin ABD’nin yanıtını aldı. Bakanın yanıtı çarşamba günü Tahran’da görüşmesi bekleniyordu.

Yetkili, üzerinde müzakere edilen belgenin güven tesis edilmesi ve ABD ile İran’ın haziran ayında imzaladığı mutabakat zaptının güçlendirilmiş bir versiyonuna dönülmesi için yedi günlük bir plan ortaya koyduğunu belirtti. Yetkiliye göre temel anlaşmazlık planın unsurlarında değil, uygulanacak adımların sıralamasında.

yjukıo
Arakçi, geçen hafta New York’ta düzenlenen Birleşmiş Milletler Genel Kurulu çalışmalarına katılırken (İran Dışişleri Bakanlığı)

Arakçi daha önce Katarlı arabulucuların, “İran’ın şartlarının hayata geçirilmesinin önünü açacak yollar konusunda bazı fikirler” sunduğunu ve bunları nihai yanıtla geri dönmeden önce ABD tarafına ileteceklerini söylemişti. Tahran’a varışında açıklamalarda bulunan Arakçi, Katarlı ve Pakistanlı arabulucuların ilettiği mesajların “her zaman mevcut olduğunu”, ancak İran’ın önerisinin ardından “daha ciddi bir şekil aldığını” belirterek ülkesinin tutumunun “değişmediğini” ifade etmişti.

İran hükümeti Sözcüsü Fatıma Muhacirani, Arakçi’nin çarşamba günü yapılan hükümet toplantısında New York ziyaretine ilişkin raporunu sunarken ABD’nin önerisini aldıklarını bildirdiğini söyledi.

Muhacirani, X platformundaki paylaşımında Arakçi’nin “New York ziyareti ve burada gerçekleştirilen görüşme ve toplantılara ilişkin bir rapor” sunduğunu belirtti. Muhacirani, bu temaslar arasında “İran’ın, Hürmüz Boğazı’nın yeniden açılması için gerekli şartlara ilişkin önerisinin ABD’ye arabulucular aracılığıyla iletilmesinin” de bulunduğunu kaydetti.

İran heyetinin Birleşmiş Milletler Genel Kurulu toplantıları kapsamında çok sayıda görüşme gerçekleştirdiğini belirten Muhacirani, “Dış politikada bir çıkış yolu bulmaya yönelik diplomatik hareketlilik ciddi biçimde sürdürülüyor” dedi. Muhacirani, Arakçi’nin “ABD’nin önerisini aldığını açıkladığını” ancak önerinin içeriğine ilişkin bilgi vermedi.

“Kazan-kazan”

İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, reformist isimler ile siyasi ve sosyal aktivistlerle yaptığı görüşmede hükümetinin “İslamabad Mutabakatı’nı hayata geçirmek için tüm çabasını göstereceğini” söyledi. Pezeşkiyan, mutabakatın “kazan-kazan stratejisine dayanması gerektiğini” belirtti.

Pezeşkiyan, müzakerelerin gerekliliğinin kamuoyuna anlatılması ve savunulması çağrısında bulunarak müzakerelerin avantaj ve kazanımlarının ortaya konulmasının “düşmanların önünde eğilmek anlamına gelmediğini” söyledi.

İran Cumhurbaşkanlığı’nın resmi internet sitesine göre Pezeşkiyan, anlaşmanın “hiçbir şekilde onurlarına dokunmadığını”, aksine ABD’yi aşamalı olarak yerine getirilmesi gereken belirli taahhütler altına soktuğunu ifade etti. Pezeşkiyan, İran’ın mutabakatın herhangi bir maddesinde ilkelerinden geri adım atmadığını vurguladı.

Buna karşılık İran Meclisi Ulusal Güvenlik Komisyonu üyesi Vahid Ahmedî, “Zamanla müzakerenin işe yaramadığı ve buna fazla güvenilemeyeceğinin kanıtlandığını” söyledi. Ahmedî, “Eğer durum buysa plan hâlâ İran’a karşı savaşmaktır” dedi.

sxvdfbtr
25 Eylül 2026’da Tahran’da düzenlenen yürüyüş sırasında slogan atan İranlı kadın (Reuters)

Ahmedî, “ekonomik savaş” olarak nitelendirdiği ve hava, kara ve deniz yoluyla uygulandığını söylediği yaptırımlara dikkat çekti. “Hava ablukası da başladı ve ekonomik savaş zirveye ulaştı” diyen Ahmedî, şöyle konuştu:

“Bu şekilde devam etmek istiyorlarsa ülkemiz kesinlikle daha fazla zarar görecek. Başka bir ifadeyle direnişin ve onlara karşı durmanın maliyeti, uzlaşmanın maliyetinden çok daha yüksek hale gelecek. Bu aşamaya gelmemek için başka şeyler yapmalıydık.”

ABD’ye atıfta bulunan Ahmedî, “Ne zaman zayıflasalar ve özellikle ekonomik bir çıkmaza girseler bir arabulucu ve müzakere arıyorlar. Aslında güçlerini yeniden düzenlemek için zaman satın alıyorlar” ifadelerini kullandı.

İran Meclisi 90. Madde Komisyonu Sözcüsü Muhammed Emir de çarşamba günü yaptığı açıklamada Tahran’ın “İslamabad Mutabakatı’nın tüm maddelerinde, özellikle İran’ın Hürmüz Boğazı’nı kendi mekanizması doğrultusunda yönetmesi ve denetlemesi konusunda” ısrarcı olduğunu söyledi.

Emir, ABD’nin daha önce İran’ın şartlarını kabul ettiğini açıkladığını ancak şu anda ekonomik baskı yoluyla Tahran’ı taleplerinden geri adım atmaya zorlamaya çalıştığını öne sürdü.

İran Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi Sekreteri Muhsin Rızai ise salı günü Tahran’ın şartlarını ABD’ye ilettiğini ancak Trump’ın “karar alma konusunda aciz olduğunu” ve “ne müzakere edebildiği ne de savaşabildiği bir bataklığa saplandığını” söyledi.

İran Savunma Bakanlığı Sözcüsü Rıza Talayi Nik ise çarşamba günü yaptığı açıklamada büyük güçlerin “İran’ın şartlarını ve haklarını kabul etmesi” halinde çatışmaların sona erdirilmesinin önünün açılacağını söyledi. Talayi Nik, “Bunun dışında İslam Cumhuriyeti onların baskı ve tehditleri karşısında duracak ve ülkenin haklarının ve çıkarlarının göz ardı edilmesine izin vermeyecek” dedi.

Trump: Teslim olacaklar

Washington’da ABD Başkanı Donald Trump salı günü gazetecilere yaptığı açıklamada, “Henüz teslim olup olmayacaklarını bilmiyorum ama teslim olacaklar” dedi. Trump, İranlıların “iyi durumda olmadığını” söyledi.

Trump, İran’ın nükleer silaha sahip olmasının engellenmesi gerektiğini yineleyerek savaşın yakında sona ereceğini belirtti. Hürmüz Boğazı üzerinden son birkaç gün içinde daha önce hiç olmadığı kadar petrol sevkiyatı yapıldığını da söyledi.

Trump pazartesi akşamı ise kimlikleri açıklanmayan ABD’li yetkililere dayandırılan ve nihai bir anlaşma kapsamında Tahran’ın nükleer programında “somut ilerleme” göstermesi halinde İran’a yönelik yaptırımları hafifletmeye ve dondurulmuş varlıklarının bir bölümünü serbest bırakmaya hazır olduğu yönündeki haberleri yalanladı.

Trump, Truth Social hesabından yaptığı paylaşımda “Bu doğru değil. Onlara hiçbir şey teklif etmedim” ifadelerini kullandı.

Trump, İran’ın nükleer bomba edinmesini engellemenin savaşın temel hedeflerinden biri olduğunu söylüyor. Buna İran’ın komşularına saldırma kapasitesine son verilmesi ve İranlıların rejimi devirmesinin önünü açacak koşulların oluşturulmasını da ekliyor.

Trump savaşın başında çatışmaların yalnızca birkaç hafta süreceğini öngörmüştü. Ancak son dönemde savaşın 3 Kasım’daki ara seçimlerden önce sona ermesini beklemediğini söyledi.

Görüşmeler tıkanmış durumda

Trump’ın öneriyi kamuoyu önünde reddetmesine rağmen arabulucular, çatışmaları sona erdirmek ve Hürmüz Boğazı’nı yeniden açmak amacıyla Washington ve Tahran arasındaki temaslarını sürdürdü.

Axios, görüşmeler hakkında bilgi sahibi üç kaynağa dayandırdığı haberinde Katarlı arabulucuların bu hafta yürüttüğü çabaların kayda değer bir ilerleme sağlamadığını bildirdi. Habere göre tarafların kendi pozisyonlarında ısrar etmesi, askeri çatışmaların yeniden başlamasının daha olası hale geldiği yönündeki kanaati her iki tarafta da güçlendirdi.

ABD’li yetkililer Trump’ın ara seçimlerin ardından büyük çaplı askeri operasyonların yeniden başlatılması emrini verebileceğine inanıyor.

Kaynaklardan biri, “İşler tıkanmış durumda. İranlılar ABD’nin kabul edemeyeceği şeyler istiyor. ABD ise kazandığına inanıyor ve bu nedenle taviz vermeye gerek görmüyor” dedi.

İki kaynak, Katarlı yetkililerin çabalarını sürdüreceğini ancak her iki taraf karşısındaki hayal kırıklıklarının arttığını söyledi.

Şarku’l Avsat’ın Axios’tan aktardığı habere göre Katarlı arabulucu Ali el-Zuadi pazartesi günü New York’ta Arakçi ve ekibiyle saatler süren bir görüşme gerçekleştirdi. Görüşmede, İran’ın ABD’nin deniz ablukasını kaldırması talebi ile Washington’ın nükleer konuda taviz alma talebini ele almayı amaçlayan iki sayfalık Katar uzlaşı önerisi görüşüldü.

El-Zuadi aynı akşam Washington’a geçti. Burada Jared Kushner ve diğer ABD’li yetkililerle görüştü. Başkan Yardımcısı JD Vance de toplantının kısa bir bölümüne katıldı. Beyaz Saray konuya ilişkin yorum yapmadı.

Axios, ABD’li yetkililerin pazartesi sabahı basına görüşmelerin “olumlu ve yapıcı” geçtiğini ve İran’ın “nükleer konularda esneklik gösterdiğini” söylediğini aktardı. Yetkililer, Trump’ın somut adımlar karşılığında yaptırımları hafifletmeye hazır olduğunu ifade etti.

Ancak Trump birkaç saat sonra bu açıklamayı yalanladı. Bu sırada Katarlı yetkililer Beyaz Saray’da bulunuyordu.

Axios’un haberine göre Pakistan ve Mısır’ın da aralarında bulunduğu diğer bölgesel arabulucular İran’a nükleer konuda taviz vermesi çağrısında bulundu. Ancak İranlı yetkililer, Washington’ın haziran ayındaki mutabakata dönmeyi kabul etmesinden önce bu konuyu görüşmeyeceklerini söyledi.

Yedi günlük öneride neler var?

İran, Birleşmiş Milletler Genel Kurulu toplantıları sırasında bir öneri sundu. Önerinin kabul edilmesi halinde Hürmüz Boğazı’nın yeniden açılması ve çatışmaların durdurulması için yedi günlük geri sayım başlayacaktı.

Trump öneriyi cumartesi günü reddetti. Ancak daha sonra görüşmelerin yeniden başlamasını beklediğini söyledi. Trump, İranlıların “bir anlaşma yapmak istediğini ancak benim yapmak istediğim anlaşmanın bu olmadığını” ifade etti.

Arakçi ise ertesi gün arabulucuların Tahran’a önerinin reddedildiğine ilişkin resmi bir bildirimde bulunmadığını söyledi.

Öneri, Lübnan da dahil olmak üzere cephelerde çatışmaların durdurulmasını ve milyarlarca dolar değerindeki dondurulmuş İran varlıklarının serbest bırakılmasını içeriyor. Buna karşılık ABD’nin İran limanları üzerindeki ablukayı kaldırması ve İran’ın anlaşmaya varılmasından sonraki yedi gün içinde Hürmüz Boğazı’nı yeniden açması öngörülüyor.

Şartlar, haziran ayında varılan ve askeri operasyonların yeniden başlaması ve boğazın tamamen açılmaması nedeniyle hayata geçirilemeyen mutabakatın şartlarından farklı değil.

Ancak Fransız haber ajansının aktardığı medya haberlerine göre yeni önerideki fark, İran’ın nükleer program konusunda müzakerelere mutabakattaki 60 günlük süreden daha kısa bir süre içinde, yani yedi gün içinde başlamaya hazır olması.

Katar Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Macid el-Ensari salı günü yaptığı açıklamada son günlerde New York’taki temaslar da dahil olmak üzere görüşmeler gerçekleştirildiğini ve mesaj alışverişinde bulunulduğunu söyledi. Ensari, taraflar arasındaki görüşmelerin yapılması ve mesajların iletilmesi için çalışmaların sürdüğünü belirtti.

Ensari, “Çatışmanın sonuçlarından hepimizi kurtaracak bir anlaşmaya ulaşmak amacıyla taraflar arasında ortak bir zemin bulmaya çalışıyoruz” dedi. Doha’nın rolünün “zorlukları aşmak ve taraflar arasındaki açığı kapatmaya çalışmak” olduğunu ifade etti.

İngiltere Deniz Ticaret Operasyonları Birimi çarşamba günü yaptığı açıklamada üç geminin, salı günü Hürmüz Boğazı’ndan geçişleri sırasında “kimliği belirsiz” mühimmatlarla vurulduğunu bildirdi. Gemiler arasında bir petrol tankeri, bir başka gemi ve bir sıvılaştırılmış doğal gaz tankeri bulunuyor.

İran Devrim Muhafızları Sözcüsü Hüseyin Muhibbi ise çarşamba günü devlet televizyonuna yaptığı açıklamada, “Bir süredir Hürmüz Boğazı’ndaki gemileri, özellikle geçmeye çalışan küçük gemileri hedef alıyoruz. Geçişlerini engelliyoruz. Buna rağmen ABD bir süredir yanıt vermedi” dedi.

Savaş öncesinde dünya petrol ve gaz ticaretinin yaklaşık beşte biri Hürmüz Boğazı’ndan geçiyordu. Savaş, 28 Şubat’ta ABD ve İsrail’in İran’a yönelik saldırılarıyla başladı. Tahran buna İsrail ve ABD’nin askeri üslerine ev sahipliği yapan Körfez ülkelerine yönelik saldırılarla karşılık verdi ve boğazdan petrol tankerlerinin geçişine kısıtlamalar getirdi. ABD ise İran limanlarına deniz ablukası uygulamaya başladı.

İran Meclis Başkanı Muhammed Bakır Kalibaf salı günü yaptığı açıklamada, “Petrolümüzü satmadığımız bölgede hiç kimse petrol satmayacak. Güvenliğimiz sağlanmazsa hiçbir altyapı güvende olmayacak” dedi.

Washington ekonomik baskıyı da artırdı. ABD, aralarında Rusya, Çin, Hong Kong ve Pakistan’da bulunan bazı kişi ve kuruluşların İran’ın silah ve parça satın almasına yardımcı olduğunu belirterek 13 kişi ve kuruluşa yaptırım uyguladı.

Washington ayrıca kısa süre önce İran havacılık sektörünün tamamını yaptırım kapsamına aldı. Bunun üzerine çok sayıda ülke İranlı havayolu şirketlerinin uçuşlarını askıya aldı.

İran para birimi de salı günü yeni bir rekor düşük seviyeye geriledi. Şarku’l Avsat’ın Associated Press’ten aktardığı habere göre Tahran piyasasında doların değeri 2,5 milyon riyali aşarak 2 Eylül’de kaydedilen 2,2 milyon riyallik önceki rekor düşük seviyenin üzerinden çıktı. İki rekor arasındaki süre 27 gün oldu.


Washington Devrim Muhafızları'nın füze yetkililerinin peşinde

18 Eylül 2026'da Tahran'da düzenlenen askeri geçit töreni sırasında füze maketleri taşıyan Besic üyeleri (Reuters)
18 Eylül 2026'da Tahran'da düzenlenen askeri geçit töreni sırasında füze maketleri taşıyan Besic üyeleri (Reuters)
TT

Washington Devrim Muhafızları'nın füze yetkililerinin peşinde

18 Eylül 2026'da Tahran'da düzenlenen askeri geçit töreni sırasında füze maketleri taşıyan Besic üyeleri (Reuters)
18 Eylül 2026'da Tahran'da düzenlenen askeri geçit töreni sırasında füze maketleri taşıyan Besic üyeleri (Reuters)

ABD Dışişleri Bakanlığı, Devrim Muhafızları Ordusu'nun füze birimindeki üç üst düzey yetkili ile birimin finansal mekanizmaları, bu yapıyla bağlantılı kişi, kuruluş ve faaliyetler hakkında bilgi sağlayanlara 15 milyon dolara kadar ödül vereceğini açıkladı.

Bakanlığa bağlı “Adalet İçin Ödüller” programı tarafından salı günü yayımlanan duyuruda üç yetkilinin isimleri Ahmed Caferabadi, Abdullah Mehrabi ve Ali Asgar Nuruzi olarak açıklandı.

Tuğgeneral Abdullah Mehrabi, füze biriminin Araştırma ve Kendine Yeterlilik Cihadı Teşkilatı'nın başında bulunurken Ali Asgar Nuruzi, Devrim Muhafızları'nda lojistik ve destek biriminin başkan yardımcısı olarak görev yapıyor.

Duyuruda Caferabadi, birimin operasyonel yönetiminden sorumlu üst düzey bir komutan olarak tanımlandı. Ancak burada Devrim Muhafızları'nın Uzay Birimi Komutanı Tuğgeneral Ali Caferabadi'nin mi yoksa başka bir kişinin mi kastedildiği netlik kazanmadı.

Program, söz konusu birimin silah sistemleri geliştirme, İran'ın insansız hava araçları ve füzelerini üretip konuşlandırma ve ABD'nin “yabancı terör örgütü” olarak sınıflandırdığı Devrim Muhafızları için ekipman tedarikinden sorumlu olduğunu belirtti.

Duyuruda, bilgi sağlayanların para ödülü ve yeniden yerleştirme imkanından yararlanabileceği belirtildi. Bilgilerin Signal uygulaması veya Tor ağı üzerinden çalışan bir iletişim kanalı aracılığıyla gönderilebileceği kaydedildi.

Silahlanma ağlarına yaptırımlar

Duyuru, ABD'nin yeni yaptırım kararlarıyla eş zamanlı olarak geldi. ABD Dışişleri Bakanlığı salı günü yaptığı açıklamada, İran'ın silah ve askeri parçaları tedarik etmesi ve bunları konuşlandırmasıyla bağlantılı 8 kuruluş ve 5 kişiye “ekonomik izolasyon operasyonu” kapsamında yaptırım uygulandığını bildirdi.

Bakanlık, 15 milyon dolarlık ödülün Devrim Muhafızları ve bağlı birimlerinin finansal mekanizmalarının sekteye uğratılmasını ve “ekonomik damarlarının kesilmesini” sağlayacak bilgileri kapsadığını belirtti.

dfgtrhy
Tahran'ın batısındaki Azadi Meydanı'nda balistik füzenin sergilendiği devrim yıldönümü törenine katılan iki din adamı (Reuters)

Açıklamada, adımların bir yıldan uzun süre önce “snapback” mekanizmasının devreye sokulmasının ardından İran'a yeniden uygulanan Birleşmiş Milletler yaptırımlarını desteklemek amacıyla atıldığı ifade edildi. Tahran'ın silah ve silahlarla bağlantılı malzemeleri satın alma girişimlerini sürdürdüğü öne sürüldü.

Bakanlık, Başkan Donald Trump'ın “İran'ın asla nükleer silaha sahip olmaması gerektiği ve füze ve silah programlarının uluslararası barış ve güvenliği tehdit etmesine izin verilmemesi gerektiği” konusunda net olduğunu belirtti.

ABD'nin Eylül 2025'ten bu yana İran'ın yayılma programlarıyla bağlantılı tedarik ağlarına yönelik onlarca yaptırım uyguladığı ve yeniden yürürlüğe konulan kısıtlamaların uygulanmasını güçlendirmek amacıyla 40 ülkenin temsilcileriyle çalıştığı kaydedildi. Açıklamada ayrıca Rusya ve Çin, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'nin yaptırım listesinde yer alan İranlı kişi ve kuruluşlara ilişkin bilgilerin güncellenmesini engellemekle suçlandı.

ABD'nin bu adımlarıyla eş zamanlı olarak Devrim Muhafızları'nın füze birimi komutanının danışmanı Ali Bilali çarşamba günü yaptığı açıklamada, İran'ın düşmanın “vur-kaç” döneminin sona erdiğini anlaması için “gereken sayıda” füze fırlatacağını söyledi.

Devrim Muhafızları'na bağlı Fars haber ajansının Bilali'den aktardığına göre, “Son operasyonlarda düşman sınırlı sayıda füze fırlattı, biz ise bunun katbekat fazlasıyla karşılık verdik.”

Bilali, füze fırlatma hızının İran'ın çatışmaların birkaç yıl sürmesi halinde dahi operasyonlarını aynı tempoda sürdürmesine imkan verdiğini ifade etti.