Gazze’deki savaş ve dünya savaşlarının yıl dönümü

Gazze Savaşı ve uluslararası krizlerin çağrışımları

Gazze Şeridi'nin güneyindeki Han Yunus'ta yıkılmış binaların yanındaki dar bir sokakta yürüyen Filistinliler, 11 Haziran 2024 (AFP)
Gazze Şeridi'nin güneyindeki Han Yunus'ta yıkılmış binaların yanındaki dar bir sokakta yürüyen Filistinliler, 11 Haziran 2024 (AFP)
TT

Gazze’deki savaş ve dünya savaşlarının yıl dönümü

Gazze Şeridi'nin güneyindeki Han Yunus'ta yıkılmış binaların yanındaki dar bir sokakta yürüyen Filistinliler, 11 Haziran 2024 (AFP)
Gazze Şeridi'nin güneyindeki Han Yunus'ta yıkılmış binaların yanındaki dar bir sokakta yürüyen Filistinliler, 11 Haziran 2024 (AFP)

Elie el Kaşif

ABD Başkanı Joe Biden’ın Gazze için ateşkes teklifi, muhtemelen Ramazan ayı arifesinde ateşkes ve esir takası anlaşması amacıyla yapılan, ancak tökezleyip başarısızlıkla sonuçlanan müzakerelerle aynı kaderi paylaşacak gibi görünüyor. ABD yönetiminin ister doğrudan İsrail'e ister Arap ülkeleri aracılığıyla Hamas’a olmak üzere savaşan taraflara yönelik tüm baskılarına rağmen, kendisi de bunu öngörmeye ve işaret etmeye başladı. ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken savaşın başlamasından bu yana bölgeye gerçekleştirdiği sekizinci ziyarette bunu yapmaya çalışsa da şimdiye kadar pek başarılı olamadı.

Ne zaman savaşın müzakereler yoluyla durdurulabileceğine dair bir umut doğsa, bu müzakerelerin başarısızlıkla sonuçlanacağına dair kötümser bir rüzgâr esmeye başlıyor. Eğer müzakere girişimi bu kez de başarısız olursa, karamsarlık geçen seferkinden daha da yoğun olacak. Teklif, gerek müzakerelerin başarısız olması ve İsrail ile Hamas'ın Biden'ın teklifine yanıt vermemesi bakımından, gerek savaşın doğrudan tarafları olan Hamas ve İsrail'in, özellikle de Binyamin Netanyahu ve Yahya Sinvar'ın hesapları bakımından gerekse özellikle önümüzdeki kasım ayında yapılması planlanan ABD seçimlerinin arifesinde bölgesel ve uluslararası sahnedeki kaos bakımından İsrail'in Gazze Şeridi'ne yönelik savaşının en karmaşık hale geldiği zor bir zamanda ortaya atıldı. Bu da haftalardır hatta aylardır konuşulan Hamas ve İsrail arasındaki yıpratma savaşının aslında bölgesel ve uluslararası bir çatışmanın yansıması olup olmadığı, yani bölgesel ve uluslararası tarafların kendi hesapları için mi bu çatışmayı derinleştirmeye çalıştıkları ya da söz konusu uluslararası tarafların başında gelen ABD’yi bu savaşta boğmak, dikkatini dağıtmak ve çözümsüzlüğe itmeye mi çalışıldığı gibi önemli bir soruyu gündeme getiriyor.

Aslında, Rusya-Ukrayna savaşıyla ilgili sahada ve siyaset sahnesinde yaşanan gerilim, Doğu Avrupa'daki gelişmeleri Filistin topraklarındaki çatışmayla ilişkilendirmeye giderek daha fazla itiyor. Çünkü ABD ve Batı ülkelerinin her iki bölgede de var olması, rakiplerinin bu savaşlara katılmaları için net bir davet anlamına geliyor. Eğer Rusya Avrupa'daki savaşın tarafı ise Gazze’deki savaşta rolü ne olacak? Ya da Hizbullah ve İsrail arasındaki cephede nasıl bir rol üstlenecek? Aksa Tufanı Operasyonu'na ilişkin bazı geç okumalar, Moskova'nın bu operasyona yakından ya da uzaktan müdahil olmuş olma ihtimalini sorgulasa da elbette net cevaplara ulaşamadı. Şu sıralar sorular, Rusya'nın Ukrayna savaşındaki hesapları ya da başta Çin olmak üzere diğer ülkeler arasında yeni bir uluslararası düzen inşa etme girişimleri bağlamında, savaşı uzatma ve ABD'yi bu savaşla meşgul etme konusundaki çıkarları üzerinde yoğunlaşıyor. Dolayısıyla, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin'in Gazze’deki savaşın patlak vermesinin bir nedeni olarak gördüğü ABD’nin Ortadoğu'daki başarısızlığı, ABD liderliğindeki liberal uluslararası düzenin parçalanmasına yol açıyor.

Gazze’deki savaştan nasıl çıkılacağı ve ‘ertesi günü’ belirsizliğini korurken Ortadoğu’da bu savaşın ortaya çıkardığı yeni bir soğuk savaş biçimiyle karşı karşıya olabiliriz.

Ancak Rusya ile ilgili soruların sorulması, kaçınılmaz olarak Çin ile ilgili sorular da sorulması anlamına geliyor. Pekin, Moskova’nın aksine çatışmaya doğrudan müdahil olmasına dair herhangi bir sinyal vermiyor. Putin geçtiğimiz hafta, Batılı ülkelerin Ukrayna’yı silahlandırmasına ve Rusya'ya saldırmasına izin vermesine karşılık, Moskova'nın dünyanın dört bir yanındaki ABD karşıtı grupları desteklemeye hazır olduğunu söylemişti. Bu da İran ile silah anlaşmaları yapmaya ya da bölgedeki İran yanlısı grupları doğrudan ya da Tahran üzerinden silahlandırmaya hazır olduğu şeklinde yorumlandı. Hizbullah'a yakın çevreler Moskova ile ilişkilerinin şu an her zamankinden daha güçlü olduğundan bahsediyor. Peki, bu Rusya'nın Hizbullah'a silah ya da teknoloji sağladığı anlamına mı geliyor? Her halükârda özellikle Ukrayna ve genel olarak Avrupa kıtasının güvenliği konusunda ABD ve Batı ülkeleri ile derinleşen çatışması çerçevesinde, Rusya'nın Gazze’deki savaşa müdahil olmuş olabileceğinden endişe duymak gerekiyor.

Son yıllarda İsrail, Körfez Arap ülkeleri ve İran'la birlikte bölgedeki varlığının kapsamını genişleten Çin ise Filistin'deki bölünmüşlüğün tarafları olan Fetih Hareketi (El Fetih) ve Hamas Hareketi arasında uzlaşı sağlayama çalışarak ve Filistinliler ile İsrail arasındaki çatışmayı çözmek için uluslararası konferans çağrısında bulunarak, savaşa diplomatik bir pencereden bakıyor.

svdfbgnh
Ürdün'ün ev sahipliğinde yapılan “Eylem Çağrısı: Gazze'ye Acil İnsani Müdahale” konulu Ölüdeniz Konferansı'na katılan ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken (ortada) sağında Arap Birliği Genel Sekreteri Ahmed Ebu Gayt ile, 11 Haziran 2024 (AFP)

Gazze Şeridi’ndeki savaşın büyük resmi böyle, ancak uluslararası ve bölgesel ittifakların karmaşıklığı ve çakışmaları çerçevesinde, uluslararası ve bölgesel safların daha açık dizildiği Soğuk Savaş dönemindeki durumun aksine, bugün bölgedeki ve dünyadaki tüm ülkeler ilişkilerini ve ittifaklarını mümkün olduğunca genişletmeye çalışıyor. Bu ise bölgedeki uluslararası rekabetin, özellikle de günümüzün iki büyük kutbu olan ABD ve Çin arasındaki rekabetin ek bir nedeni haline geliyor. Hem ABD hem de Çin, İsrail'den Körfez ülkelerine ve İran'a kadar bölgedeki diğer ülkelerle ilişkilere sahip. Dolayısıyla Gazze’deki savaştan nasıl çıkılacağı ve ‘ertesi günü’ belirsizliğini korurken, Ortadoğu’da bu savaşın ortaya çıkardığı yeni bir soğuk savaş biçimiyle karşı karşıya olabiliriz.

Fakat savaşı çevreleyen bu uluslararası sahne tek başına savaşın gelişimini ve geleceğini açıklamaya yetmiyor. Zira yerel aktörlerin, Hamas ve İsrail'in, özellikle de Sinvar ve Netanyahu'nun hesapları, çatışmanın geleceği üzerinde çok etkili ve hatta belirleyici. İran’ın Dini Lideri Ali Hamaney'in geçtiğimiz günlerde Hamas Hareketi’ne Biden'ın teklifini kabul etmemesi yönünde yaptığı dolaylı çağrıdan da anlaşılacağı üzere, İran'ın Hamas'ın önemli bir destekçisi olarak savaştaki varlığı, hatta onun tercihlerini yönlendirmesi göz ardı edilemez. Tüm bu aktörlerin, Gazze Şeridi'ndeki savaşta yaşanan gelişmelerin de kanıtladığı üzere, başta bölgedeki başlıca uluslararası aktör olan ABD olmak üzere, savaştaki başlıca ülkelerin çıkarlarını ve tedbirlerini dikkate aldıklarına hiç şüphe yok.

Gazze’deki savaş da dahil olmak üzere bölgedeki olayların çoğu, ABD’nin bölgedeki yeni mühendisliğinin bir parçası olarak, ABD-Suudi Arabistan anlaşması etrafında dönüyor.

Nihayetinde ister müttefikleri ister muhalifleri tarafından olsun, tüm yerel, bölgesel ve uluslararası hesaplar ABD ve onun yakın ve uzak hedefleri etrafında dönüyor. Hamas, İran ve Hizbullah, İsrail ile ABD arasındaki anlaşmazlıkların ve bu anlaşmazlıkların merkezinde yer alan ABD’nin bölgedeki önceliklerinin üzerine bahis oynuyorlar. Biden yönetimi, ABD'nin Doğu Avrupa, Pasifik ya da Çin Denizi gibi önemli uluslararası çatışma bölgelerine yeniden odaklanmasıyla ilgili jeopolitik nedenlerinin yanı sıra Gazze’deki savaşta İsrail'i desteklediği ve gönderdiği çok sayıda silahla on binlerce Filistinli sivilin ölümüne neden olduğu için seçimlerde ABD’lilerin kendisine yönelik tepkisini hafifletmek gibi sebeplerden ötürü üç aşamalı ateşkes anlaşmasının imzalanması için acele ediyor.

xscdvfbg
İsrailli rehinelerin aileleri, Blinken’ın Tel Aviv ziyaretine denk gelecek şekilde, rehinelerin derhal serbest bırakılması talebiyle protesto gösterisi düzenledi 11 Haziran 2024 (Reuters)

Öte yandan Gazze'deki ateşkes, Washington ile Riyad arasında bir savunma anlaşmasından oluşan ve Washington'ın İsrail'i Suudi Arabistan ile normalleşme anlaşması yoluyla bölgeye daha fazla entegre etme çabaları çerçevesinde Tel Aviv'in de katılabileceği, ancak Tel Aviv'in Riyad'ın talep ettiği gibi iki devletli bir çözüm ile ilgili somut adımlar atmasına bağlı olan, ABD himayesinde ‘bölgesel bir yapı’ inşa etmeye doğru ilerliyor. Dolayısıyla, Gazze’deki savaş da dahil olmak üzere bölgedeki olayların çoğu, ABD’nin bölgedeki yeni mühendisliğinin bir parçası olarak ABD-Suudi Arabistan anlaşması etrafında dönüyor. Bu sebeple, İran’ın Dini Lideri Ali Hamaney’in kısa süre önce Aksa Tufanı Operasyonu’nu, bölgedeki denklemleri değiştirmeye yönelik bir Amerikan projesini engellediğini söyleyerek övmesi kimseyi şaşırtmadı.

Hamas Hareketi’nin Gazze’deki lideri Yahya Sinvar'ın özellikle de esir kartını elinde tuttuğu sürece, elinde kalanlarla savaşmaya devam etme isteğine ilişkin kendi hesaplarıyla kesiştiğinde İran'dan gelen sinyalleri aldığına şüphe yok. İşte şimdi Washington ona ABD vatandaşı olan rehineler için arada İsrail olmadan müzakere etme teklifinde bulunuyor. Sinvar’ın sadece iki seçeneği var. Ya İsrail, uluslararası tarafların garantörlüğünde kalıcı bir ateşkesi kabul edecek ya da savaşmaya devam edecek. Şimdiye kadar bu iki seçenek dışında üçüncü bir seçeneği kabul etmeye istekli görünmedi. Sinvar'ın tutumunun, özellikle Hamas’ın Doha'daki lider kadrosuna uygulanan baskı çerçevesinde bir bütün olarak Hamas'ın tutumu olup olmadığı da tartışmalı bir konu. Ancak İran Hamas'ın ana şemsiyesi olmaya devam ediyor. Bu da Hamas'ın genel tutumunu anlamada önemli bir unsur.

Netanyahu'nun siyasi ve şahsi hesapları, Washington ile ilişkilerinin sınırları ve koşulları da dahil olmak üzere savaştaki seçeneklerini belirlemede önemli rol oynuyor.

İsrail'e ve özellikle Netanyahu'ya gelince; Netanyahu, iki devletli bir çözümü kabul etmeye hazır değil. Çünkü böyle bir durum onu hükümetinin düşmesi ve aşırı sağın yeri doldurulamaz desteğini kaybetmesi tehdidiyle karşı karşıya bırakacaktır. Yani ya hem Filistinlilerle savaşı hem de İsrail içindeki siyasi çatışmayı kazanarak ikisi de kazanacak ya da ikisini birden kaybedecek. Tecrübeli bir siyasetçi olan Netanyahu, İsrail'deki siyasi ve demografik geleceğin özellikle savaş sonrasında aşırı sağcı eğilimlerden yana olduğunu çok iyi biliyor. Bu nedenle önceliklerinin, görev süresi sona ermekte olan Biden yönetimiyle ilişkileri pahasına da olsa aşırı sağcı akımların kendisine olan desteğini sürdürmek olması gerektiğini bilen Bibi (Netanyahu), İsrail sağının değirmenine su taşıyan Donald Trump'ın seçimleri kazanması üzerine de bahis oynuyor olabilir. Nihayetinde Netanyahu'nun siyasi ve şahsi hesapları, Washington'la ilişkinin sınırları ve koşulları da dahil olmak üzere savaştaki seçeneklerini belirlemede önemli rol oynuyor. İsrail sağının anlatısı, Biden'ın İsrail'e yardım etmek yerine, onu bölgeye yönelik projesinin bir parçası olarak kullandığı yönünde ve bu da elbette Netanyahu ve danışmanları tarafından çok iyi biliniyor.

Tüm bu üst üste binen uluslararası, bölgesel ve yerel sahneler açısından Gazze’deki savaştan çıkış yolunu hayal etmek daha da zorlaşıyor. O halde bölge uzun bir ‘yıpratma savaşına’ mı hazırlanmalı? Nihayetinde böyle bir savaşın bedelini öncelikle Filistinli siviller, ikinci olarak da Lübnan'da, Suriye'de, hatta biraz daha uzaktaki Irak'ta olsun, uzun savaşlara alışkın olan ‘Bereketli Hilalin’ halkları ödeyecek.



Tayland ekonomisi 30 yıllık durgunluğu aşmaya çalışıyor

Bangkok, gelecek hafta Uluslararası Para Fonu (IMF) ve Dünya Bankası'nın yıllık toplantılarına ev sahipliği yapacak (Reuters)
Bangkok, gelecek hafta Uluslararası Para Fonu (IMF) ve Dünya Bankası'nın yıllık toplantılarına ev sahipliği yapacak (Reuters)
TT

Tayland ekonomisi 30 yıllık durgunluğu aşmaya çalışıyor

Bangkok, gelecek hafta Uluslararası Para Fonu (IMF) ve Dünya Bankası'nın yıllık toplantılarına ev sahipliği yapacak (Reuters)
Bangkok, gelecek hafta Uluslararası Para Fonu (IMF) ve Dünya Bankası'nın yıllık toplantılarına ev sahipliği yapacak (Reuters)

Tayland yavaş büyüyen ekonomisini canlandırmak için yatırımları artırmayı hedefliyor.

Güneydoğu Asya'nın ikinci büyük ekonomisi olan Tayland, son 5 yılda yıllık ortalama yalnızca yüzde 2,34 büyüdü. Bu oran, pandemi sonrasında daha hızlı toparlanan bölge ekonomilerinin gerisinde kaldı.

Tayland Merkez Bankası ise ülkenin potansiyel büyüme oranını yüzde 2,7 olarak hesaplıyor ve bu seviyeye ulaşmanın en az 4 yıl alabileceğini öngörüyor.

Diğer yandan Maliye Bakanı Ekniti Nitithanprapas yarı iletkenler, veri merkezleri ve elektrikli araçlar gibi sektörlere yabancı yatırım çekerek üç yıl içinde ekonomik büyümeyi yüzde 3'e çıkarmayı amaçladıklarını belirtiyor.

Tayland, 1997'de bahtın değer kaybetmesiyle başlayan Asya'daki mali krizin ardından IMF yardımları ve çeşitli önlemlerle ekonomiyi kontrol altına almaya çalışmıştı.

Bakan, finansal krizin ardından yatırımların gayrisafi yurtiçi hasılaya (GSYİH) oranının yüzde 22-23 seviyesine gerilediğini belirterek, bunu yavaş büyümenin temel nedenlerinden biri olarak gösteriyor.

IMF Başkanı Kristalina Georgieva, bu hafta Singapur'da yaptığı açıklamada, Ortadoğu'daki savaş nedeniyle artan enerji fiyatları, rekor düzeydeki kamu borcu ve yapay zeka yatırımlarından kaynaklanan risklerin küresel ekonomiyi tehdit ettiği uyarısında bulunmuştu.

Bu sorunlar, kamu borcunun GSYİH'ye oranının yüzde 70'lik resmi tavana yaklaştığı Tayland'ı da etkiliyor.

Ayrıca analize göre turist sayısındaki düşüş ve Washington'la henüz tamamlanamamış ticaret anlaşması da ekonomik büyümeyi yavaşlatan engeller arasında.

Küresel jeopolitik gerilimlerin arttığı bir dönemde Ekniti, Tayland'ı uluslararası yatırımcılar için tarafsız ve güvenilir bir merkez olarak konumlandırmaya çalıştıklarını belirtiyor.

Tayland basınındaki analizlerde de ülke ekonomisinin artık eski sektörler yerine yeni pazarlara ve teknolojilere yatırım yaparak büyüme yakalayabileceği ifade ediliyor.

Independent Türkçe, Reuters, The Nation


İtalya'da muhalefet seçim reformuna öfkeli: Sahtekarlık yapılıyor

Giorgia Meloni 22 Ekim 2022'de göreve başlamıştı (Reuters)
Giorgia Meloni 22 Ekim 2022'de göreve başlamıştı (Reuters)
TT

İtalya'da muhalefet seçim reformuna öfkeli: Sahtekarlık yapılıyor

Giorgia Meloni 22 Ekim 2022'de göreve başlamıştı (Reuters)
Giorgia Meloni 22 Ekim 2022'de göreve başlamıştı (Reuters)

İtalya'da muhalefet, Giorgia Meloni hükümetinin seçim yasası reformunun kabul edilmesine tepkili.

Meloni'nin liderliğindeki sağ koalisyon hükümetinin hazırladığı tasarı, Parlamento'nun alt kanadı Temsilciler Meclisi'ndeki nihai oylama sonucunda yasalaştı. Tasarı 400 sandalyeli Temsilciler Meclisi'nde yapılan gizli oylamada, 164 "ret" oyuna karşılık, 227 "evet" oyuyla kabul edildi.

Oylama sırasında muhalefetteki sol partilerden siyasetçilerin "Dolandırıcılık yasasına hayır" ve "Sahtekarlık yasası" yazılı dövizler açarak reform paketini protesto etmesi dikkat çekti.

Ana muhalefetteki Demokratik Parti (PD) lideri Elly Schlein, oylama öncesinde yaptığı konuşmada, "Meloni, seçimden sadece birkaç ay önce oyunun kurallarını değiştiriyor. Gerçek şu ki kaybetmekten korkuyorsunuz. Sloganınız önce koltuklar" ifadelerini kullandı.

5 Yıldız Hareketi (M5S) lideri Giuseppe Conte ise Meloni'nin İtalyan halkını "kandırdığını" savunarak şunları söyledi:

Cumhuriyet tarihinin ilk kadın başbakanısınız. Artık bu başarıyı tamamen boşa çıkardınız. Diğer kadınların önünü kesmeyi başardınız zira baş adayların hepsi erkek olabilir. Bunun ne anlama geldiğinin farkında mısınız? Günümüz siyasetinde zaten ezici bir çoğunlukla erkekler hakim. Ülke tarihindeki ilk kadın başbakan diğer kadınların önünü kesiyor. Tebrikler.

Guardian'ın analizinde sağcı İtalya'nın Kardeşleri'nin (FdI) lideri Meloni'nin, reform tasarısını "sağ koalisyon hükümeti için bir sınava dönüştürdüğü" belirtiliyor. Meloni yönetiminin, eylül itibarıyla İtalya'da II. Dünya Savaşı'ndan bu yana en uzun süre görevde kalan hükümet haline geldiğine dikkat çekilerek "Yönetim bir birlik görüntüsü sergiledi ve istikrarı lehine çevirerek kullandı" deniyor.

Diğer yandan emekli General Roberto Vannacci'nin şubatta kurduğu Ulusal Gelecek Partisi (FN) de Meloni'nin ittifakı karşısında giderek güçleniyor. Son kamuoyu yoklamalarına göre FN oyların yaklaşık yüzde 8'ini alabilir. Bu da iktidar koalisyonundaki Lig Partisi ve Forza Italia'yı geride bırakabileceği anlamına geliyor.

Telegraph'ın analizine göre Meloni, seçimde Vannacci'yle ittifak kurmaması halinde yenilebilir zira merkez sol, yüzde 42'ye ulaşması halinde ek sandalyelerden yararlanma imkanı kazanacak.

Yeni yasa kapsamında her iki kanatta da birinci olan ve oyların en az yüzde 42'sini alan parti veya ittifaka, Parlamento'da çalışabilir çoğunluk sağlaması amacıyla Temsilciler Meclisi'nde 70, Senato'da 35 ek sandalye verilecek. Bu orana ulaşılamaz veya Temsilciler Meclisi ve Senato'da farklı sonuçlar çıkarsa sistem tamamen nispi temsile göre işleyecek.

Ayrıca seçmenlerin parti listelerindeki altı adaydan en fazla üçünü tercih etmesine olanak tanınacak. Ancak muhalefete göre liste başındaki adayın yeri zaten güvence altına alındığından aslında vatandaşlara gerçek bir seçenek sunulmuyor. Ayrıca muhalefet, tüm liste başı adaylarının erkek olabileceğine dikkat çekerek bunun toplumsal cinsiyet eşitliğine zarar verdiğini söylüyor.

Meloni ve koalisyon ortakları, tasarının daha istikrarlı yönetimler oluşturulmasını sağlayacağını savunuyor.

Muhalefet ise oy ve sandalye dengesini bozacağı, Parlamento'da temsil ilkesini zayıflatacağı gerekçesiyle değişikliğe karşı çıkıyor.

Independent Türkçe, Ansa, Guardian, Telegraph, La Repubblica


Netanyahu ve Trump’tan Navi Pillay’in Nobel Barış Ödülü’nü kazanmasına tepki

Nobel Barış Ödülü sahibi Navi Pillay (AP)
Nobel Barış Ödülü sahibi Navi Pillay (AP)
TT

Netanyahu ve Trump’tan Navi Pillay’in Nobel Barış Ödülü’nü kazanmasına tepki

Nobel Barış Ödülü sahibi Navi Pillay (AP)
Nobel Barış Ödülü sahibi Navi Pillay (AP)

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, cuma günü Nobel Barış Ödülü’nü kazanan Navi Pillay’i sert bir dille hedef alarak Güney Afrikalı hukukçuyu “Yahudileri şeytanlaştırmaya çalışan bir fanatik” olarak nitelendirdi.

Netanyahu, X hesabından yaptığı paylaşımda, “Nobel Komitesi ahlaki pusulasını kaybetti. En prestijli ödüllerinden birini, Yahudileri şeytanlaştırmaya katkıda bulunan bir fanatiğe verdi” ifadelerini kullandı.

Pillay, geçen yıl Birleşmiş Milletler’e bağlı olmayan bağımsız uluslararası soruşturma komisyonuna başkanlık etmişti. İşgal altındaki Filistin topraklarına ilişkin çalışmalar yürüten komisyon, İsrail’in Gazze Şeridi’nde “soykırım” işlediği sonucuna varmıştı. AFP’nin haberine göre komisyon, BM adına karar almıyor.

İsrail Dışişleri Bakanlığı da X üzerinden yaptığı açıklamada Pillay’i hedef aldı. Bakanlık, “Yalanlar, nefret ve kan iftiraları için bir ödül olsaydı Navi Pillay yalnızca aday olmakla kalmaz, kazanma ihtimali en yüksek isim olurdu” ifadelerini kullandı. Açıklamada, Pillay’in “siyasi saiklerle İsrail’i durmaksızın şeytanlaştırmasının” bunun en açık kanıtı olduğu öne sürüldü.

Bakanlık, Nobel Komitesi’nin “21’inci yüzyılın en büyük yalanını ödüllendirdiğini” savundu. Açıklamada, “Pillay’e Nobel Barış Ödülü verilmesi adaletin takdir edilmesi değil, ödülün İsrail’e yönelik nefret ve önyargıyı meşrulaştırmak için anormal biçimde bir silaha dönüştürülmesidir” denildi.

Trump: Nobel Barış Ödülü’ne hakaret edildi

ABD Başkanı Donald Trump da Washington’da yaptığı açıklamada, Nobel Barış Ödülü’nün Navi Pillay’e verilmesiyle “aşağılandığını” söyledi.

ABD, Nobel Komitesi’nin eski Uluslararası Ceza Mahkemesi (UCM) yargıcı Pillay’e Barış Ödülü’nü vermesinden saatler sonra, cuma günü UCM’ye yaptırım uyguladı. Washington, mahkemenin faaliyetlerini felç etmeyi hedeflediğini bildirdi.

ABD yönetimi, yaptırımları “Amerikan egemenliğini ve vatandaşlarını Uluslararası Ceza Mahkemesi’nin oluşturduğu tehdide karşı savunma” gerekçesiyle uyguladığını belirtti. ABD Dışişleri Bakanlığı tarafından yayımlanan açıklamada bu gerekçeye yer verildi.

ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, “Ya Uluslararası Ceza Mahkemesi tehditlerine son verir ya da biz mahkemeye son veririz” dedi.

UCM’den yaptırımlara tepki

Uluslararası Ceza Mahkemesi, yaptırımları “hukukun üstünlüğüne yönelik bir saldırı” olarak nitelendirerek kınadı.

Mahkemenin açıklamasında, yaptırımların “hukukun üstünlüğüne ve uluslararası hukuk düzeninin temel dayanaklarına yönelik bir saldırı” olduğu belirtilerek “Hiç kimsenin hukukun üzerinde olmadığı” yönündeki temel ilkeye zarar verdiği vurgulandı. Açıklamada, “Tarih bu anı yargılayacaktır” ifadesi kullanıldı.

Avrupa Birliği de ABD’nin UCM’ye yönelik yaptırımlarını “son derece üzücü” olarak nitelendirdi. Birlik, mahkemenin görevini yerine getirebilmesini sağlamak için gerekli tüm önlemleri almaya hazır olduğunu bildirdi.

Avrupa Komisyonu, “Avrupa Birliği, çalışmalarını etkili biçimde sürdürmesini sağlamak amacıyla Uluslararası Ceza Mahkemesi ile yakın iş birliği içinde çalışacaktır” açıklamasını yaptı. Komisyon ayrıca yaptırımların yürürlüğe girmesinden önce tanınan altı aylık sürenin “diyalog için bir alan” oluşturmasını umduğunu belirtti.