Gazze’deki savaş ve dünya savaşlarının yıl dönümü

Gazze Savaşı ve uluslararası krizlerin çağrışımları

Gazze Şeridi'nin güneyindeki Han Yunus'ta yıkılmış binaların yanındaki dar bir sokakta yürüyen Filistinliler, 11 Haziran 2024 (AFP)
Gazze Şeridi'nin güneyindeki Han Yunus'ta yıkılmış binaların yanındaki dar bir sokakta yürüyen Filistinliler, 11 Haziran 2024 (AFP)
TT

Gazze’deki savaş ve dünya savaşlarının yıl dönümü

Gazze Şeridi'nin güneyindeki Han Yunus'ta yıkılmış binaların yanındaki dar bir sokakta yürüyen Filistinliler, 11 Haziran 2024 (AFP)
Gazze Şeridi'nin güneyindeki Han Yunus'ta yıkılmış binaların yanındaki dar bir sokakta yürüyen Filistinliler, 11 Haziran 2024 (AFP)

Elie el Kaşif

ABD Başkanı Joe Biden’ın Gazze için ateşkes teklifi, muhtemelen Ramazan ayı arifesinde ateşkes ve esir takası anlaşması amacıyla yapılan, ancak tökezleyip başarısızlıkla sonuçlanan müzakerelerle aynı kaderi paylaşacak gibi görünüyor. ABD yönetiminin ister doğrudan İsrail'e ister Arap ülkeleri aracılığıyla Hamas’a olmak üzere savaşan taraflara yönelik tüm baskılarına rağmen, kendisi de bunu öngörmeye ve işaret etmeye başladı. ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken savaşın başlamasından bu yana bölgeye gerçekleştirdiği sekizinci ziyarette bunu yapmaya çalışsa da şimdiye kadar pek başarılı olamadı.

Ne zaman savaşın müzakereler yoluyla durdurulabileceğine dair bir umut doğsa, bu müzakerelerin başarısızlıkla sonuçlanacağına dair kötümser bir rüzgâr esmeye başlıyor. Eğer müzakere girişimi bu kez de başarısız olursa, karamsarlık geçen seferkinden daha da yoğun olacak. Teklif, gerek müzakerelerin başarısız olması ve İsrail ile Hamas'ın Biden'ın teklifine yanıt vermemesi bakımından, gerek savaşın doğrudan tarafları olan Hamas ve İsrail'in, özellikle de Binyamin Netanyahu ve Yahya Sinvar'ın hesapları bakımından gerekse özellikle önümüzdeki kasım ayında yapılması planlanan ABD seçimlerinin arifesinde bölgesel ve uluslararası sahnedeki kaos bakımından İsrail'in Gazze Şeridi'ne yönelik savaşının en karmaşık hale geldiği zor bir zamanda ortaya atıldı. Bu da haftalardır hatta aylardır konuşulan Hamas ve İsrail arasındaki yıpratma savaşının aslında bölgesel ve uluslararası bir çatışmanın yansıması olup olmadığı, yani bölgesel ve uluslararası tarafların kendi hesapları için mi bu çatışmayı derinleştirmeye çalıştıkları ya da söz konusu uluslararası tarafların başında gelen ABD’yi bu savaşta boğmak, dikkatini dağıtmak ve çözümsüzlüğe itmeye mi çalışıldığı gibi önemli bir soruyu gündeme getiriyor.

Aslında, Rusya-Ukrayna savaşıyla ilgili sahada ve siyaset sahnesinde yaşanan gerilim, Doğu Avrupa'daki gelişmeleri Filistin topraklarındaki çatışmayla ilişkilendirmeye giderek daha fazla itiyor. Çünkü ABD ve Batı ülkelerinin her iki bölgede de var olması, rakiplerinin bu savaşlara katılmaları için net bir davet anlamına geliyor. Eğer Rusya Avrupa'daki savaşın tarafı ise Gazze’deki savaşta rolü ne olacak? Ya da Hizbullah ve İsrail arasındaki cephede nasıl bir rol üstlenecek? Aksa Tufanı Operasyonu'na ilişkin bazı geç okumalar, Moskova'nın bu operasyona yakından ya da uzaktan müdahil olmuş olma ihtimalini sorgulasa da elbette net cevaplara ulaşamadı. Şu sıralar sorular, Rusya'nın Ukrayna savaşındaki hesapları ya da başta Çin olmak üzere diğer ülkeler arasında yeni bir uluslararası düzen inşa etme girişimleri bağlamında, savaşı uzatma ve ABD'yi bu savaşla meşgul etme konusundaki çıkarları üzerinde yoğunlaşıyor. Dolayısıyla, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin'in Gazze’deki savaşın patlak vermesinin bir nedeni olarak gördüğü ABD’nin Ortadoğu'daki başarısızlığı, ABD liderliğindeki liberal uluslararası düzenin parçalanmasına yol açıyor.

Gazze’deki savaştan nasıl çıkılacağı ve ‘ertesi günü’ belirsizliğini korurken Ortadoğu’da bu savaşın ortaya çıkardığı yeni bir soğuk savaş biçimiyle karşı karşıya olabiliriz.

Ancak Rusya ile ilgili soruların sorulması, kaçınılmaz olarak Çin ile ilgili sorular da sorulması anlamına geliyor. Pekin, Moskova’nın aksine çatışmaya doğrudan müdahil olmasına dair herhangi bir sinyal vermiyor. Putin geçtiğimiz hafta, Batılı ülkelerin Ukrayna’yı silahlandırmasına ve Rusya'ya saldırmasına izin vermesine karşılık, Moskova'nın dünyanın dört bir yanındaki ABD karşıtı grupları desteklemeye hazır olduğunu söylemişti. Bu da İran ile silah anlaşmaları yapmaya ya da bölgedeki İran yanlısı grupları doğrudan ya da Tahran üzerinden silahlandırmaya hazır olduğu şeklinde yorumlandı. Hizbullah'a yakın çevreler Moskova ile ilişkilerinin şu an her zamankinden daha güçlü olduğundan bahsediyor. Peki, bu Rusya'nın Hizbullah'a silah ya da teknoloji sağladığı anlamına mı geliyor? Her halükârda özellikle Ukrayna ve genel olarak Avrupa kıtasının güvenliği konusunda ABD ve Batı ülkeleri ile derinleşen çatışması çerçevesinde, Rusya'nın Gazze’deki savaşa müdahil olmuş olabileceğinden endişe duymak gerekiyor.

Son yıllarda İsrail, Körfez Arap ülkeleri ve İran'la birlikte bölgedeki varlığının kapsamını genişleten Çin ise Filistin'deki bölünmüşlüğün tarafları olan Fetih Hareketi (El Fetih) ve Hamas Hareketi arasında uzlaşı sağlayama çalışarak ve Filistinliler ile İsrail arasındaki çatışmayı çözmek için uluslararası konferans çağrısında bulunarak, savaşa diplomatik bir pencereden bakıyor.

svdfbgnh
Ürdün'ün ev sahipliğinde yapılan “Eylem Çağrısı: Gazze'ye Acil İnsani Müdahale” konulu Ölüdeniz Konferansı'na katılan ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken (ortada) sağında Arap Birliği Genel Sekreteri Ahmed Ebu Gayt ile, 11 Haziran 2024 (AFP)

Gazze Şeridi’ndeki savaşın büyük resmi böyle, ancak uluslararası ve bölgesel ittifakların karmaşıklığı ve çakışmaları çerçevesinde, uluslararası ve bölgesel safların daha açık dizildiği Soğuk Savaş dönemindeki durumun aksine, bugün bölgedeki ve dünyadaki tüm ülkeler ilişkilerini ve ittifaklarını mümkün olduğunca genişletmeye çalışıyor. Bu ise bölgedeki uluslararası rekabetin, özellikle de günümüzün iki büyük kutbu olan ABD ve Çin arasındaki rekabetin ek bir nedeni haline geliyor. Hem ABD hem de Çin, İsrail'den Körfez ülkelerine ve İran'a kadar bölgedeki diğer ülkelerle ilişkilere sahip. Dolayısıyla Gazze’deki savaştan nasıl çıkılacağı ve ‘ertesi günü’ belirsizliğini korurken, Ortadoğu’da bu savaşın ortaya çıkardığı yeni bir soğuk savaş biçimiyle karşı karşıya olabiliriz.

Fakat savaşı çevreleyen bu uluslararası sahne tek başına savaşın gelişimini ve geleceğini açıklamaya yetmiyor. Zira yerel aktörlerin, Hamas ve İsrail'in, özellikle de Sinvar ve Netanyahu'nun hesapları, çatışmanın geleceği üzerinde çok etkili ve hatta belirleyici. İran’ın Dini Lideri Ali Hamaney'in geçtiğimiz günlerde Hamas Hareketi’ne Biden'ın teklifini kabul etmemesi yönünde yaptığı dolaylı çağrıdan da anlaşılacağı üzere, İran'ın Hamas'ın önemli bir destekçisi olarak savaştaki varlığı, hatta onun tercihlerini yönlendirmesi göz ardı edilemez. Tüm bu aktörlerin, Gazze Şeridi'ndeki savaşta yaşanan gelişmelerin de kanıtladığı üzere, başta bölgedeki başlıca uluslararası aktör olan ABD olmak üzere, savaştaki başlıca ülkelerin çıkarlarını ve tedbirlerini dikkate aldıklarına hiç şüphe yok.

Gazze’deki savaş da dahil olmak üzere bölgedeki olayların çoğu, ABD’nin bölgedeki yeni mühendisliğinin bir parçası olarak, ABD-Suudi Arabistan anlaşması etrafında dönüyor.

Nihayetinde ister müttefikleri ister muhalifleri tarafından olsun, tüm yerel, bölgesel ve uluslararası hesaplar ABD ve onun yakın ve uzak hedefleri etrafında dönüyor. Hamas, İran ve Hizbullah, İsrail ile ABD arasındaki anlaşmazlıkların ve bu anlaşmazlıkların merkezinde yer alan ABD’nin bölgedeki önceliklerinin üzerine bahis oynuyorlar. Biden yönetimi, ABD'nin Doğu Avrupa, Pasifik ya da Çin Denizi gibi önemli uluslararası çatışma bölgelerine yeniden odaklanmasıyla ilgili jeopolitik nedenlerinin yanı sıra Gazze’deki savaşta İsrail'i desteklediği ve gönderdiği çok sayıda silahla on binlerce Filistinli sivilin ölümüne neden olduğu için seçimlerde ABD’lilerin kendisine yönelik tepkisini hafifletmek gibi sebeplerden ötürü üç aşamalı ateşkes anlaşmasının imzalanması için acele ediyor.

xscdvfbg
İsrailli rehinelerin aileleri, Blinken’ın Tel Aviv ziyaretine denk gelecek şekilde, rehinelerin derhal serbest bırakılması talebiyle protesto gösterisi düzenledi 11 Haziran 2024 (Reuters)

Öte yandan Gazze'deki ateşkes, Washington ile Riyad arasında bir savunma anlaşmasından oluşan ve Washington'ın İsrail'i Suudi Arabistan ile normalleşme anlaşması yoluyla bölgeye daha fazla entegre etme çabaları çerçevesinde Tel Aviv'in de katılabileceği, ancak Tel Aviv'in Riyad'ın talep ettiği gibi iki devletli bir çözüm ile ilgili somut adımlar atmasına bağlı olan, ABD himayesinde ‘bölgesel bir yapı’ inşa etmeye doğru ilerliyor. Dolayısıyla, Gazze’deki savaş da dahil olmak üzere bölgedeki olayların çoğu, ABD’nin bölgedeki yeni mühendisliğinin bir parçası olarak ABD-Suudi Arabistan anlaşması etrafında dönüyor. Bu sebeple, İran’ın Dini Lideri Ali Hamaney’in kısa süre önce Aksa Tufanı Operasyonu’nu, bölgedeki denklemleri değiştirmeye yönelik bir Amerikan projesini engellediğini söyleyerek övmesi kimseyi şaşırtmadı.

Hamas Hareketi’nin Gazze’deki lideri Yahya Sinvar'ın özellikle de esir kartını elinde tuttuğu sürece, elinde kalanlarla savaşmaya devam etme isteğine ilişkin kendi hesaplarıyla kesiştiğinde İran'dan gelen sinyalleri aldığına şüphe yok. İşte şimdi Washington ona ABD vatandaşı olan rehineler için arada İsrail olmadan müzakere etme teklifinde bulunuyor. Sinvar’ın sadece iki seçeneği var. Ya İsrail, uluslararası tarafların garantörlüğünde kalıcı bir ateşkesi kabul edecek ya da savaşmaya devam edecek. Şimdiye kadar bu iki seçenek dışında üçüncü bir seçeneği kabul etmeye istekli görünmedi. Sinvar'ın tutumunun, özellikle Hamas’ın Doha'daki lider kadrosuna uygulanan baskı çerçevesinde bir bütün olarak Hamas'ın tutumu olup olmadığı da tartışmalı bir konu. Ancak İran Hamas'ın ana şemsiyesi olmaya devam ediyor. Bu da Hamas'ın genel tutumunu anlamada önemli bir unsur.

Netanyahu'nun siyasi ve şahsi hesapları, Washington ile ilişkilerinin sınırları ve koşulları da dahil olmak üzere savaştaki seçeneklerini belirlemede önemli rol oynuyor.

İsrail'e ve özellikle Netanyahu'ya gelince; Netanyahu, iki devletli bir çözümü kabul etmeye hazır değil. Çünkü böyle bir durum onu hükümetinin düşmesi ve aşırı sağın yeri doldurulamaz desteğini kaybetmesi tehdidiyle karşı karşıya bırakacaktır. Yani ya hem Filistinlilerle savaşı hem de İsrail içindeki siyasi çatışmayı kazanarak ikisi de kazanacak ya da ikisini birden kaybedecek. Tecrübeli bir siyasetçi olan Netanyahu, İsrail'deki siyasi ve demografik geleceğin özellikle savaş sonrasında aşırı sağcı eğilimlerden yana olduğunu çok iyi biliyor. Bu nedenle önceliklerinin, görev süresi sona ermekte olan Biden yönetimiyle ilişkileri pahasına da olsa aşırı sağcı akımların kendisine olan desteğini sürdürmek olması gerektiğini bilen Bibi (Netanyahu), İsrail sağının değirmenine su taşıyan Donald Trump'ın seçimleri kazanması üzerine de bahis oynuyor olabilir. Nihayetinde Netanyahu'nun siyasi ve şahsi hesapları, Washington'la ilişkinin sınırları ve koşulları da dahil olmak üzere savaştaki seçeneklerini belirlemede önemli rol oynuyor. İsrail sağının anlatısı, Biden'ın İsrail'e yardım etmek yerine, onu bölgeye yönelik projesinin bir parçası olarak kullandığı yönünde ve bu da elbette Netanyahu ve danışmanları tarafından çok iyi biliniyor.

Tüm bu üst üste binen uluslararası, bölgesel ve yerel sahneler açısından Gazze’deki savaştan çıkış yolunu hayal etmek daha da zorlaşıyor. O halde bölge uzun bir ‘yıpratma savaşına’ mı hazırlanmalı? Nihayetinde böyle bir savaşın bedelini öncelikle Filistinli siviller, ikinci olarak da Lübnan'da, Suriye'de, hatta biraz daha uzaktaki Irak'ta olsun, uzun savaşlara alışkın olan ‘Bereketli Hilalin’ halkları ödeyecek.



Riyad Havalimanı’na Husi saldırısına Arap ve uluslararası dünyadan kınama

Riyad’daki Kral Halid Uluslararası Havalimanı (SPA)
Riyad’daki Kral Halid Uluslararası Havalimanı (SPA)
TT

Riyad Havalimanı’na Husi saldırısına Arap ve uluslararası dünyadan kınama

Riyad’daki Kral Halid Uluslararası Havalimanı (SPA)
Riyad’daki Kral Halid Uluslararası Havalimanı (SPA)

İran destekli Husilerin Riyad’daki Kral Halid Uluslararası Havalimanı’nı hedef alan saldırısı, Arap ülkeleri ve uluslararası toplumdan geniş çaplı tepki gördü. Saldırıda 12 kişi hayatını kaybederken 309 kişi yaralandı. Açıklamalarda sivil tesislerin hedef alınmasının uluslararası hukuku ihlal ettiği, yolcularla çalışanların hayatını tehlikeye attığı ve bölgesel güvenlik ile hava ulaşımının emniyetini tehdit ettiği vurgulandı.

Suudi Arabistan Sivil Havacılık Genel Otoritesi, cumartesi günü havalimanına düzenlenen saldırıda 12 kişinin öldüğünü, 309 kişinin yaralandığını açıkladı. Çok sayıda ülke ve uluslararası kuruluş, saldırıların derhal durdurulması çağrısı yaparak Suudi Arabistan’ın güvenliğini, egemenliğini ve toprak bütünlüğünü koruma çabalarına destek verdi.

Washington: Saldırılar kabul edilemez, derhal durdurulmalı

ABD Başkanı Donald Trump, Husilerin Kral Halid Uluslararası Havalimanı’na yönelik saldırısını kınayarak Suudi Arabistan’da yaşananları “kabul edilemez” diye nitelendirdi. Trump, saldırıyla ilgili Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman ile görüşeceğini söyledi.

ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio da Husilerin Suudi Arabistan’a yönelik saldırılarını şiddetle kınadı. Rubio, saldırıların masum sivillerin hayatını açıkça hiçe saydığını belirterek derhal sona erdirilmesi gerektiğini vurguladı ve ABD’nin Suudi Arabistan ile halkının yanında olduğunu yineledi.

BM: Bölgesel güvenliği tehdit eden tehlikeli tırmanış

Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Antonio Guterres, 12 kişinin hayatını kaybetmesine ve yüzlerce sivilin yaralanmasına yol açan saldırı karşısında derin üzüntü duyduğunu belirterek havalimanına yönelik saldırıyı şiddetle kınadı. Guterres, sivillerin ve sivil altyapının hedef alınmasının uluslararası hukuku ihlal ettiğini vurgulayarak saldırıların derhal durdurulması çağrısında bulundu.

BM Yemen Özel Temsilcisi Hans Grundberg ise Husilerin Suudi Arabistan’a yönelik saldırılarını bölgesel güvenliği tehdit eden tehlikeli bir tırmanış olarak nitelendirdi. Saldırıların şiddet döngüsünü sürdürdüğünü ve Yemen’de barış çabalarını daha da zorlaştırdığını belirten Grundberg, Husilere sivil altyapıyı hedef almama ve uluslararası insancıl hukuka uyma çağrısı yaptı.

Yemen hükümeti: Saldırı İran’ın gündemine hizmet ediyor

Yemen hükümeti, Kral Halid Uluslararası Havalimanı’nı hedef alan saldırıyı en sert ifadelerle kınayarak bunu “İran destekli Husilerin sivil tesisleri hedef alma ve sivillerin hayatını tehlikeye atma konusundaki ısrarını ortaya koyan tehlikeli bir düşmanca tırmanış” olarak nitelendirdi.

Hükümet açıklamasında, Suudi Arabistan yönetimi, hükümeti ve halkıyla tam dayanışma içinde olunduğu belirtildi. Havalimanlarının ve sivil tesislerin hedef alınmasının uluslararası hukuk kurallarını ihlal ettiği, ülkelerin güvenlik ve istikrarına yönelik kabul edilemez bir saldırı olduğu vurgulandı.

Suudi Arabistan’ın güvenliğinin Yemen’in ve bölgenin güvenliğinden ayrı düşünülemeyeceği kaydedilen açıklamada, Riyad’ın Yemen’e ve meşru yönetimine verdiği destek takdir edildi. Saldırıların iki ülke arasındaki kardeşlik ilişkilerini ve ortak kader anlayışını zayıflatamayacağı belirtilirken Yemen hükümetinin devlet kurumlarını yeniden tesis etme ve Husi darbesini sona erdirme çabalarını sürdüreceği ifade edildi.

Körfez ülkelerinden ortak tepki

Körfez İşbirliği Konseyi (KİK) Genel Sekreteri Casim el-Budeyvi, Husilerin Riyad’daki Kral Halid Uluslararası Havalimanı’na yönelik saldırılarını şiddetle kınadı. El-Budeyvi, sivil bir tesisin tekrar tekrar hedef alınmasının yolcuların ve çalışanların hayatını tehlikeye attığını belirterek uluslararası toplumun bu saldırıları caydırmak için kararlı adımlar atması gerektiğini söyledi. KİK ülkelerinin Suudi Arabistan’ın güvenliğini ve egemenliğini korumaya yönelik tedbirlerini desteklediğini vurguladı.

Kuveyt, Katar, Bahreyn ve Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) de saldırıları kınayarak Suudi Arabistan’la dayanışma mesajı verdi. Açıklamalarda saldırıların uluslararası hukuk ve uluslararası insancıl hukuku ihlal ettiği, sivil havacılığın güvenliğini ve bölgesel istikrarı tehdit ettiği belirtildi.

Kuveyt, saldırının sorumlularının hesap vermesi gerektiğini vurgulayarak uluslararası topluma sivil tesislerin korunması ve benzer saldırıların önlenmesi için kararlı tutum alma çağrısı yaptı.

Katar, saldırıları Suudi Arabistan’ın egemenliğinin ağır bir ihlali olarak nitelendirirken ülkenin güvenliğini korumak için atacağı meşru adımları desteklediğini bildirdi. Bahreyn ise Suudi Arabistan’ın BM Şartı’nın 51’inci maddesi uyarınca meşru müdafaa hakkına sahip olduğunu belirtti. Manama, BM Güvenlik Konseyi’ne, Uluslararası Sivil Havacılık Örgütü’ne (ICAO) ve uluslararası topluma saldırıları durduracak caydırıcı önlemler alma çağrısında bulundu; özellikle 2216 ve 2817 sayılı BM Güvenlik Konseyi kararlarının uygulanmasına dikkat çekti.

BAE Dışişleri Bakanlığı, saldırıların Suudi Arabistan’ın egemenliğini ihlal ettiğini ve ülkenin güvenliğini tehdit ettiğini belirterek Riyad’ın güvenliğini ve istikrarını korumaya yönelik adımlarını desteklediğini açıkladı.

Ürdün de saldırıyı Suudi Arabistan’ın egemenliğinin ihlali ve güvenliğine yönelik tehdit olarak değerlendirdi. Amman, Suudi Arabistan’daki sivilleri, sivil ve ekonomik tesisleri hedef alan saldırıları kesin bir dille reddettiğini ve Riyad’ın güvenliğini korumaya yönelik adımlarının yanında olduğunu bildirdi.

Mısır ve Lübnan’dan sivil tesislerin hedef alınmasına tepki

Mısır, Husi saldırılarının uluslararası hukuk kurallarını açıkça ihlal ettiğini ve farklı ülke vatandaşlarından sivillerin güvenliğini hiçe saydığını belirterek bölgesel güvenlik ve istikrarı sarsabilecek uygulamaları reddettiğini açıkladı.

Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn da Suudi Arabistan’ı, ülkenin hava ulaşımı tesislerini ve kritik altyapısını hedef alan saldırıları kınadı. Avn, Kral Halid Uluslararası Havalimanı’nın hedef alınmasının Suudi Arabistan’ın yanı sıra bütün bölgenin güvenliğini tehdit ettiğini belirtti. Devletlerin egemenliğine ve toprak bütünlüğüne saygı gösterilmesinin, sivil ve kritik tesislerin hedef alınmamasının bölgesel istikrarın temel unsurları olduğunu vurguladı. Lübnan ile Suudi Arabistan arasındaki kardeşlik ilişkilerinin güçlendirilmesi yönündeki kararlılığını da yineledi.

Pakistan: Sivillerin ve altyapının hedef alınması kabul edilemez

Pakistan Başbakanı Şahbaz Şerif, Riyad Havalimanı’na yönelik saldırıyı “korkunç” olarak nitelendirerek şiddetle kınadı. Sivilleri ve kritik altyapıyı hedef alan saldırıların kabul edilemez olduğunu belirten Şerif, uluslararası hukukun açık ihlali olan bu eylemlerin derhal durdurulması çağrısında bulundu.

Pakistan Dışişleri Bakanlığı da sivil bir havalimanının hedef alınmasını “korkunç bir terör eylemi, uluslararası hukukun açık ihlali ve bölgesel güvenlik ile istikrar için ciddi bir tehdit” olarak nitelendirdi. Bakanlık, saldırıda hayatını kaybedenlerin ailelerine başsağlığı dilerken yaralılara acil şifa temennisinde bulundu.

İslamabad, Suudi Arabistan yönetimi ve halkıyla dayanışmasını yineleyerek ülkenin güvenliğine, egemenliğine ve toprak bütünlüğüne bağlılığını vurguladı. Açıklamada, “Mekke Ortak Savunma Anlaşması” ve anlaşmadan doğan siyasi ve savunma stratejisi komitesinin son kararlarına atıfta bulunuldu. Pakistan’ın Suudi Arabistan’ın topraklarını, halkını, şehirlerini ve kritik tesislerini korumaya yönelik meşru hakkını desteklediği belirtildi.

Arap kuruluşlarından ortak kınama

Arap İçişleri Bakanları Konseyi Genel Sekreterliği, Dünya Müslüman Birliği, Arap Birliği ve Arap Parlamentosu, Husilerin Suudi Arabistan’a yönelik saldırılarını kınadı.

Arap İçişleri Bakanları Konseyi Genel Sekreterliği, Husilerin havacılık tesisleri, siviller ve sivil varlıklara yönelik saldırılarını sürdürmesini uluslararası hukukun ihlali ve bölgesel güvenliğe tehdit olarak değerlendirdi.

Dünya Müslüman Birliği Genel Sekreteri ve Müslüman Âlimler Heyeti Başkanı Muhammed el-İsa, saldırıların dini değerleri, uluslararası ve insani hukuk kurallarını ihlal ettiğini, sivillerle sivil tesisleri bilinçli biçimde hedef alan bir yaklaşımı yansıttığını söyledi.

Arap Birliği, Kral Halid Uluslararası Havalimanı’nın hedef alınmasının sivillerin güvenliğini, uluslararası hava ulaşımını ve bölgesel istikrarı tehdit eden tehlikeli bir tırmanış olduğunu belirtti. Birlik, Suudi Arabistan’la dayanışma içinde olduğunu ve ülkenin güvenliğini, toprak bütünlüğünü, vatandaşlarını ve ülkede yaşayanları korumaya yönelik meşru adımlarını desteklediğini bildirdi. Suudi Arabistan’ın güvenliğinin Arap ulusal güvenliğinin ayrılmaz bir parçası olduğu vurgulandı.

Arap Parlamentosu Başkanı Muhammed bin Ahmed el-Yemahi de havalimanlarının ve kritik sivil tesislerin hedef alınmasının uluslararası hukuk ile uluslararası insancıl hukuku ihlal ettiğini söyledi. El-Yemahi, uluslararası topluma ve özellikle BM Güvenlik Konseyi’ne saldırıların durdurulması, tekrarlanmasının önlenmesi ve sorumluların hesap vermesinin sağlanması için müdahalede bulunma çağrısı yaptı.

Suriye’den Suudi Arabistan’a tam dayanışma

Suriye, Husilerin Riyad’daki Kral Halid Uluslararası Havalimanı’nı hedef almasını kınayarak saldırının Suudi Arabistan’ın egemenliğini, güvenliğini ve istikrarını tehdit ettiğini bildirdi.

Suriye Dışişleri ve Gurbetçiler Bakanlığı, Suudi Arabistan yönetimine ve halkına, saldırıda hayatını kaybeden Suriyeli kadının ailesine ve diğer ülkelerin hayatını kaybeden vatandaşlarının yakınlarına başsağlığı ve taziyelerini iletti. Yaralılara acil şifa dileyen Şam yönetimi, Suudi Arabistan’ın egemenliğini ve toprak bütünlüğünü korumak için aldığı meşru tedbirleri desteklediğini açıkladı. Uluslararası topluma sivil tesislere yönelik saldırıları durdurmak için ciddi adımlar atma çağrısı yapıldı.

Bangladeş saldırıyı kınadı, hayatını kaybeden vatandaşları için taziyede bulundu

Bangladeş, Husilerin 10 Ekim’de Riyad’daki Kral Halid Uluslararası Havalimanı’na düzenlediği ve can kayıplarıyla yaralanmalara yol açan saldırıyı şiddetle kınadı. Saldırıda Bangladeş vatandaşlarının da hayatını kaybettiği, bazıları ağır olmak üzere çok sayıda kişinin yaralandığı bildirildi.

Dakka yönetimi, hayatını kaybedenlerin ailelerine başsağlığı dilerken yaralılara acil şifa temennisinde bulundu. Suudi Arabistan hükümeti ve halkıyla dayanışmasını yineleyen Bangladeş, düşmanlıkların sona erdirilmesi, sivillerin ve sivil tesislerin korunması, krizin diyalog ve diplomasi yoluyla çözülmesi çağrısında bulundu.

Kanada: Saldırılar hiçbir koşulda haklı gösterilemez

Kanada Başbakanı Mark Carney, Husilerin Suudi Arabistan’a yönelik saldırılarını, özellikle Riyad’daki Kral Halid Uluslararası Havalimanı’nın hedef alınmasını en sert ifadelerle kınadı.

Carney, sivil altyapıya yönelik saldırıların hiçbir koşulda haklı gösterilemeyeceğini, masum sivillerin kasıtlı olarak hedef alınmasının siyasi veya askeri amaçlarla gerekçelendirilemeyeceğini vurguladı. X hesabından yaptığı paylaşımda saldırıları düşüncesiz ve sorumsuz şiddet eylemleri olarak nitelendirdi.

Norveç ve İrlanda’dan dayanışma mesajı

Norveç, Husilerin Suudi Arabistan’daki havalimanlarını ve sivil tesisleri hedef alan saldırılarını kınayarak sivillere yönelik saldırıların kabul edilemez olduğunu bildirdi. Norveç Dışişleri Bakanı Espen Barth Eide, Riyad Havalimanı’na yönelik saldırının bölgede yeni bir tırmanışa yol açabileceği uyarısında bulundu ve ülkesinin Suudi Arabistan ile Körfez’deki ortaklarının yanında olduğunu belirtti.

İrlanda da Suudi Arabistan’daki havalimanları dahil sivil altyapıya yönelik saldırıları kınadı. Dublin yönetimi, saldırılarda hayatını kaybedenler için taziyelerini iletirken Suudi halkıyla dayanışma içinde olduğunu ve BM öncülüğünde yürütülen siyasi çözüm çabalarını desteklediğini açıkladı.

Hindistan: Saldırılar kabul edilemez, derhal durdurulmalı

Hindistan, son günlerde Riyad’daki Kral Halid Uluslararası Havalimanı’nı hedef alan saldırıların ardından Suudi Arabistan’ın egemenliğini savunma çabalarına destek verdiğini açıkladı. Yeni Delhi, 10 Ekim’deki saldırı dahil olmak üzere olayların can kayıplarına, yaralanmalara ve maddi hasara yol açtığını belirtti.

Hindistan Dışişleri Bakanlığı, hayatını kaybedenlerin ailelerine başsağlığı dilerken yaralılara acil şifa temennisinde bulundu. Sivilleri ve sivil altyapıyı hedef alan saldırıların kesinlikle kabul edilemez olduğunu ve derhal durdurulması gerektiğini vurgulayan bakanlık, bölgede barış ve istikrarın yeniden tesis edilmesini umduğunu bildirdi.

Avrupa ülkelerinden kınama

AB Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Kaja Kallas, Husilerin Kral Halid Uluslararası Havalimanı’na yönelik saldırısını “korkunç bir terör eylemi” olarak nitelendirdi. Kallas, sivilleri ve sivil altyapıyı gelişigüzel hedef alan saldırıların hiçbir şekilde haklı gösterilemeyeceğini belirterek AB’nin Suudi Arabistan’ın yanında olduğunu söyledi.

Kallas, Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Prens Faysal bin Ferhan ile yakın temasını sürdürdüğünü, AB dışişleri bakanlarının pazartesi günü bölgedeki artan gerilimi ele alacağını açıkladı. Ayrıca AB’nin Kızıldeniz’deki Aspides deniz misyonu ile Suudi Arabistan öncülüğündeki uluslararası deniz savunma koalisyonu arasındaki koordinasyonun güçlendirilmesinin önemine dikkat çekti.

Almanya Dışişleri Bakanı Johann Wadephul, saldırıyı Suudi Arabistan’ı ve sivil havacılığı hedef alan bir “terör eylemi” olarak nitelendirerek hayatını kaybedenlerin ailelerine başsağlığı diledi. Mesajını Suudi mevkidaşı Prens Faysal bin Ferhan’a da ilettiğini belirtti.

Portekiz, saldırıları korkunç eylemler olarak nitelendirerek Suudi Arabistan yönetimi, halkı ve hayatını kaybedenlerin aileleriyle dayanışma içinde olduğunu bildirdi. İtalya ve Avusturya da saldırıyı kınayarak Suudi Arabistan ve saldırılardan etkilenenlerle dayanışma mesajı verdi.

İngiltere Dışişleri Bakanı Ed Miliband, Riyad Havalimanı’na yönelik saldırı karşısında şok olduğunu belirtti. Hayatını kaybedenlerin ailelerine başsağlığı dileyen Miliband, İngiliz vatandaşlarına havalimanından uzak durmaları, Suudi makamlarının talimatlarına ve İngiltere’nin seyahat uyarılarına uymaları çağrısında bulundu.

Polonya Dışişleri Bakanlığı, saldırıda 12 kişinin hayatını kaybettiğini ve 300’den fazla kişinin yaralandığını belirterek sivillerle sivil altyapının hedef alınmasının uluslararası hukukun açık ihlali olduğunu açıkladı. Varşova, saldırıyı Körfez bölgesindeki istikrarsızlığı artırmayı amaçlayan bir provokasyon olarak nitelendirirken Husileri hedeflerine savaş suçları işleyerek ulaşmaya çalışmakla suçladı.

Çekya Dışişleri Bakanlığı da saldırıyı şiddetle kınayarak sivillerin ve sivil altyapının hedef alınmasının kabul edilemez olduğunu bildirdi.

Fransa’nın Suudi Arabistan Büyükelçisi Patrick Maisonnave, Paris’in Suudi Arabistan yönetimi ve halkıyla tam dayanışma içinde olduğunu belirterek Husilerin sivilleri ve sivil altyapıyı ayrım gözetmeksizin hedef alan saldırılarını kınadı. Maisonnave, son günlerde Suudi Arabistan’daki sivil havalimanlarına yönelik saldırılarda hayatını kaybedenler arasında Suudi Havayolları kaptan pilotu Hamud bin Ali el-Kelthami’nin de bulunduğunu söyledi. Büyükelçi, hayatını kaybedenlerin ailelerine başsağlığı dilerken yaralılara acil şifa temennisinde bulundu ve ülkedeki Fransız vatandaşlarına Suudi makamlarının talimatlarına uymaları çağrısı yaptı.

İspanya hükümeti, Riyad Havalimanı’nı hedef alan saldırıyı “terörist ve vahşi” olarak nitelendirerek kınadı. Madrid, Suudi Arabistan ve uluslararası alanda tanınan Yemen hükümetiyle dayanışmasını yineledi; Husilere sivilleri ve kritik altyapıyı hedef alan saldırıları durdurma çağrısı yaptı. İspanya ayrıca gerilimin düşürülmesi, BM himayesinde müzakere yoluyla çözüm bulunması ve BM Güvenlik Konseyi’nin 2216 sayılı kararının uygulanması gerektiğini belirtti.

Sudan ve Rusya’dan da kınama

Sudan, sivil bir tesisin hedef alınmasını sivil havacılığın güvenliği ile bölgesel ve uluslararası istikrar açısından ciddi bir tehdit olarak nitelendirdi. Hartum, Suudi Arabistan’ın güvenlik ve istikrarının bölge güvenliğinin temel dayanaklarından biri olduğunu belirterek uluslararası topluma saldırıları durdurma sorumluluğunu yerine getirme çağrısı yaptı.

Rusya ile bazı Arap ve Avrupa ülkeleri de Husi saldırılarını kınayarak Suudi Arabistan’la dayanışma içinde olduklarını ve ülkenin güvenliğini, egemenliğini ve toprak bütünlüğünü korumaya yönelik tedbirlerini desteklediklerini açıkladı.


İsrail’den Kudüs Konsolosluğu krizi sonrası İngiltere’ye istihbarat iş birliğini kesme tehdidi

Bir Kudüs Belediyesi çalışanı, 25 Haziran 2018’de Kudüs’teki İsrail Cumhurbaşkanlığı konutu yakınlarında İngiliz bayrağının yanına İsrail bayrağını asıyor (Reuters)
Bir Kudüs Belediyesi çalışanı, 25 Haziran 2018’de Kudüs’teki İsrail Cumhurbaşkanlığı konutu yakınlarında İngiliz bayrağının yanına İsrail bayrağını asıyor (Reuters)
TT

İsrail’den Kudüs Konsolosluğu krizi sonrası İngiltere’ye istihbarat iş birliğini kesme tehdidi

Bir Kudüs Belediyesi çalışanı, 25 Haziran 2018’de Kudüs’teki İsrail Cumhurbaşkanlığı konutu yakınlarında İngiliz bayrağının yanına İsrail bayrağını asıyor (Reuters)
Bir Kudüs Belediyesi çalışanı, 25 Haziran 2018’de Kudüs’teki İsrail Cumhurbaşkanlığı konutu yakınlarında İngiliz bayrağının yanına İsrail bayrağını asıyor (Reuters)

İsrail’de yayımlanan sağ görüşlü Israel Hayom gazetesi, İsrail’in Filistinlilerden sorumlu İngiliz konsolosluğunun faaliyetlerini durdurma kararıyla başlayan krizin ardından İsrail ile İngiltere arasında varılan anlaşmanın ayrıntılarını pazar günü açıkladı.

Gazeteye göre İngiltere, İsrail’e karşı yaptırım uygulamaktan ve İsrailli diplomatları ülkeden sınır dışı etmekten vazgeçti. Haberde, “Londra’daki güvenlik birimleri hükümeti krizin derinleşmesinin yaratacağı tehlikelere karşı uyardı. İsrail’in İngiliz istihbaratıyla güvenlik iş birliğini kesmekle tehdit ettiğini ve bunun ulusal güvenliğe ciddi zarar vereceğini hükümete bildirdi” ifadelerine yer verildi.

İngiltere, geçen perşembe günü, yaklaşık 200 yıl önce Kudüs’te faaliyete başlayan konsolosluğunun daha sınırlı kapsamda çalışmalarını sürdüreceğini ve bundan böyle kentteki adının “İngiliz Misyonu” olacağını açıklamıştı. Bu karar, İsrail’in yerleşimlere yönelik yaptırımlar konusunda yaşanan anlaşmazlık sırasında konsolosluğun kapatılması talimatını vermesinin ardından geldi.

t5hjy
İsrail’in Londra Büyükelçiliği (arşiv – İsrail’in İngiltere Büyükelçiliğinin resmî internet sitesi)

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu hükümetine yakınlığıyla bilinen gazete, İsrail’in son haftalarda İngiltere’ye son derece hassas istihbarat bilgileri aktardığını öne sürdü. Haberde, bu bilgiler sayesinde İngiltere’de Filistinli ve İranlı unsurların planladığı terör saldırılarının engellendiği, söz konusu hedefler arasında ABD savaş uçaklarına ev sahipliği yapan bir askerî üssün de bulunduğu iddia edildi.

Gazete, İngiliz topraklarında faaliyet gösteren terör hücrelerinin planladığı çok sayıda saldırının bu istihbarat sayesinde önlendiğini savundu. Habere göre gerilimin tırmanmasının önlenmesi ve uzlaşmaya varılmasıyla kriz çözüme kavuşturulurken İsrail de sert koşullarından geri adım attı.

Varılan anlaşma kapsamında Filistinlilerden sorumlu İngiliz konsolosunun 20 diplomatla birlikte İsrail’den ayrılması öngörüldü. Ancak Doğu Kudüs’teki İngiliz Başkonsolosluğu binası açık kalacak ve “İngiliz Misyonu” adı altında faaliyetlerini sürdürecek. Temsilcilik, Filistinlilere belirli hizmetler sunmaya devam edecek.

Konsolosluk hizmetlerinin geri kalan kısmı ise Ürdün’deki İngiliz konsolosluğu üzerinden sağlanacak. Kudüs’ten ayrılan diplomatların büyük bölümü Ürdün’e gitti. Gazeteye göre Londra ile Tel Aviv, anlaşmazlığın çözümü için diyaloğu sürdürüyor.

İsrail, geçen ay İngiliz hükümetinin işgal altındaki Batı Şeria’daki İsrail yerleşimlerini hedef alan yaptırımlar uygulayacağını açıklamasına karşılık İngiliz konsolosluğunun 30 gün içinde kapatılmasını ve burada görev yapan diplomatların Kudüs’ten ayrılmasını istemişti. İngiltere’nin, konsolosluğun açık kalmasını sağlamak amacıyla geçen hafta İsrail’e ulusal güvenlik danışmanını göndererek görüşmeler yürütmesine rağmen İsrail hükümeti kapatma kararında ısrar etmişti.

İngiltere’nin Kudüs’teki diplomatik varlığı yaklaşık 200 yıl öncesine, 1948’de İsrail’in kuruluşundan önceki döneme uzanıyor. Kapatma kararı, İngiltere ile İsrail arasındaki diplomatik ilişkileri yürüten Tel Aviv’deki İngiliz Büyükelçiliği’ni kapsamıyor.

ıuı8lı8
Bir Kudüs Belediyesi üyesi, İsrail’in kapatılması için belirlediği sürenin dolduğu gün İngiliz Konsolosluğu önünde duruyor. İsrail’in kararı, İngiltere Başbakanı Andy Burnham’ın işgal altındaki Batı Şeria’daki İsrail yerleşimlerine yönelik ticari yaptırımlarının ardından geldi (Reuters)

Doğu Kudüs’ün işgal altındaki Şeyh Cerrah Mahallesi’nde bulunan konsolosluk, İsrail’in yoğun yerleşim faaliyetlerine sahne olan bir bölgede yer alıyor. Kapatma kararının uygulanması için tanınan sürenin sona ermesine yaklaşılırken Reuters’a konuşan kaynaklar, İngiltere’nin Doğu Kudüs’teki konsolosluğunun kapatılmasına karşılık Londra’daki İsrail Büyükelçiliği’nde görev yapan bazı diplomatları sınır dışı etmeyi değerlendirdiğini bildirmişti.

Ancak Tel Aviv’deki siyasi kaynaklara göre Londra bu seçeneği gündeminden çıkardı ve konsolosluğun statüsünün düşürülmesini, Filistinlilerin hizmetlere erişiminde karşılaşacağı güçlüklerin artmasını öngören bir uzlaşmaya vardı.

İsrail Dışişleri Bakanı Gideon Saar, iki hükümet arasında diyaloğun sürdürülmesi konusunda Londra ile anlaşmaya vardıklarını açıkladı. Saar, bu sayede her iki tarafın da önemli gördüğü meseleleri gündeme getirebileceğini belirterek İsrail’in diyaloğun önemine inanmaya devam ettiğini söyledi.

Bununla birlikte Saar, kendi değerlendirmesine göre son yıllarda İşçi Partisi hükümetiyle yürütülen diyaloğun gerçek bir diyalog niteliği taşımadığını ifade etti.

İsrail ile İngiltere arasındaki ilişkilerin, özellikle güvenlik ve istihbarat alanlarında önem taşıdığını vurgulayan Saar, İsrail’in kısa süre önce İngiliz Kraliyet Hava Kuvvetleri’ne ait Fairford Üssü’yle ilgili bir konuda İngiltere’ye hayati olarak nitelendirdiği bilgiler sağladığını da kaydetti.


Polonya: Başbakan ve Savunma Bakanı’na yönelik suikast planı hakkında bilgiler

(foto altı) Polonya Başbakanı Donald Tusk (EPA)
(foto altı) Polonya Başbakanı Donald Tusk (EPA)
TT

Polonya: Başbakan ve Savunma Bakanı’na yönelik suikast planı hakkında bilgiler

(foto altı) Polonya Başbakanı Donald Tusk (EPA)
(foto altı) Polonya Başbakanı Donald Tusk (EPA)

Polonya polisi bugün, Başbakan Donald Tusk ve Savunma Bakanı Wladyslaw Kosiniak-Kamysz’i hedef alabilecek olası bir saldırıya ilişkin bilgi aldığını açıkladı.

Polonya İçişleri Bakanlığı Sözcüsü X platformundan yaptığı açıklamada, polisin Başbakan ve Savunma Bakanı’na yönelik olası bir saldırı hakkında bilgi aldığını bildirdi.

Şarku’l Avsat’ın AFP’den aktardığına göre, suikast planına ilişkin bilgilerin ardından Polonya’da acil toplantı düzenlenmesi kararlaştırıldı.

Bu gelişme, perşembe günü iki okulda yaşanan şiddet olaylarının ardından Polonya’da en üst düzeyde alarm durumunun sürdüğü bir dönemde yaşandı. Söz konusu olaylarda okullardan birinin hizmet biriminde çalışan bir kadın hayatını kaybetti.

İçişleri Bakanlığı Sözcüsü Karolina Galecka, “Polonya polisi, Başbakan Donald Tusk ve Savunma Bakanı Wladyslaw Kosiniak-Kamysz’e yönelik olası bir saldırı hakkında bilgi aldı. Bunun üzerine İçişleri Bakanı Marcin Kierwinski ve Özel Hizmetlerin Koordinasyonundan Sorumlu Bakan Tomasz Siemoniak, konuyla ilgili gerekli önlemlerin alınması talimatını verdi” ifadelerini kullandı.

Galecka ayrıca, İç Güvenlik Ajansı’nın Terörle Mücadele Merkezi’nde bugün saat 11.00’de bir toplantı yapılacağını belirtti.