Gazze’deki savaş ve dünya savaşlarının yıl dönümü

Gazze Savaşı ve uluslararası krizlerin çağrışımları

Gazze Şeridi'nin güneyindeki Han Yunus'ta yıkılmış binaların yanındaki dar bir sokakta yürüyen Filistinliler, 11 Haziran 2024 (AFP)
Gazze Şeridi'nin güneyindeki Han Yunus'ta yıkılmış binaların yanındaki dar bir sokakta yürüyen Filistinliler, 11 Haziran 2024 (AFP)
TT

Gazze’deki savaş ve dünya savaşlarının yıl dönümü

Gazze Şeridi'nin güneyindeki Han Yunus'ta yıkılmış binaların yanındaki dar bir sokakta yürüyen Filistinliler, 11 Haziran 2024 (AFP)
Gazze Şeridi'nin güneyindeki Han Yunus'ta yıkılmış binaların yanındaki dar bir sokakta yürüyen Filistinliler, 11 Haziran 2024 (AFP)

Elie el Kaşif

ABD Başkanı Joe Biden’ın Gazze için ateşkes teklifi, muhtemelen Ramazan ayı arifesinde ateşkes ve esir takası anlaşması amacıyla yapılan, ancak tökezleyip başarısızlıkla sonuçlanan müzakerelerle aynı kaderi paylaşacak gibi görünüyor. ABD yönetiminin ister doğrudan İsrail'e ister Arap ülkeleri aracılığıyla Hamas’a olmak üzere savaşan taraflara yönelik tüm baskılarına rağmen, kendisi de bunu öngörmeye ve işaret etmeye başladı. ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken savaşın başlamasından bu yana bölgeye gerçekleştirdiği sekizinci ziyarette bunu yapmaya çalışsa da şimdiye kadar pek başarılı olamadı.

Ne zaman savaşın müzakereler yoluyla durdurulabileceğine dair bir umut doğsa, bu müzakerelerin başarısızlıkla sonuçlanacağına dair kötümser bir rüzgâr esmeye başlıyor. Eğer müzakere girişimi bu kez de başarısız olursa, karamsarlık geçen seferkinden daha da yoğun olacak. Teklif, gerek müzakerelerin başarısız olması ve İsrail ile Hamas'ın Biden'ın teklifine yanıt vermemesi bakımından, gerek savaşın doğrudan tarafları olan Hamas ve İsrail'in, özellikle de Binyamin Netanyahu ve Yahya Sinvar'ın hesapları bakımından gerekse özellikle önümüzdeki kasım ayında yapılması planlanan ABD seçimlerinin arifesinde bölgesel ve uluslararası sahnedeki kaos bakımından İsrail'in Gazze Şeridi'ne yönelik savaşının en karmaşık hale geldiği zor bir zamanda ortaya atıldı. Bu da haftalardır hatta aylardır konuşulan Hamas ve İsrail arasındaki yıpratma savaşının aslında bölgesel ve uluslararası bir çatışmanın yansıması olup olmadığı, yani bölgesel ve uluslararası tarafların kendi hesapları için mi bu çatışmayı derinleştirmeye çalıştıkları ya da söz konusu uluslararası tarafların başında gelen ABD’yi bu savaşta boğmak, dikkatini dağıtmak ve çözümsüzlüğe itmeye mi çalışıldığı gibi önemli bir soruyu gündeme getiriyor.

Aslında, Rusya-Ukrayna savaşıyla ilgili sahada ve siyaset sahnesinde yaşanan gerilim, Doğu Avrupa'daki gelişmeleri Filistin topraklarındaki çatışmayla ilişkilendirmeye giderek daha fazla itiyor. Çünkü ABD ve Batı ülkelerinin her iki bölgede de var olması, rakiplerinin bu savaşlara katılmaları için net bir davet anlamına geliyor. Eğer Rusya Avrupa'daki savaşın tarafı ise Gazze’deki savaşta rolü ne olacak? Ya da Hizbullah ve İsrail arasındaki cephede nasıl bir rol üstlenecek? Aksa Tufanı Operasyonu'na ilişkin bazı geç okumalar, Moskova'nın bu operasyona yakından ya da uzaktan müdahil olmuş olma ihtimalini sorgulasa da elbette net cevaplara ulaşamadı. Şu sıralar sorular, Rusya'nın Ukrayna savaşındaki hesapları ya da başta Çin olmak üzere diğer ülkeler arasında yeni bir uluslararası düzen inşa etme girişimleri bağlamında, savaşı uzatma ve ABD'yi bu savaşla meşgul etme konusundaki çıkarları üzerinde yoğunlaşıyor. Dolayısıyla, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin'in Gazze’deki savaşın patlak vermesinin bir nedeni olarak gördüğü ABD’nin Ortadoğu'daki başarısızlığı, ABD liderliğindeki liberal uluslararası düzenin parçalanmasına yol açıyor.

Gazze’deki savaştan nasıl çıkılacağı ve ‘ertesi günü’ belirsizliğini korurken Ortadoğu’da bu savaşın ortaya çıkardığı yeni bir soğuk savaş biçimiyle karşı karşıya olabiliriz.

Ancak Rusya ile ilgili soruların sorulması, kaçınılmaz olarak Çin ile ilgili sorular da sorulması anlamına geliyor. Pekin, Moskova’nın aksine çatışmaya doğrudan müdahil olmasına dair herhangi bir sinyal vermiyor. Putin geçtiğimiz hafta, Batılı ülkelerin Ukrayna’yı silahlandırmasına ve Rusya'ya saldırmasına izin vermesine karşılık, Moskova'nın dünyanın dört bir yanındaki ABD karşıtı grupları desteklemeye hazır olduğunu söylemişti. Bu da İran ile silah anlaşmaları yapmaya ya da bölgedeki İran yanlısı grupları doğrudan ya da Tahran üzerinden silahlandırmaya hazır olduğu şeklinde yorumlandı. Hizbullah'a yakın çevreler Moskova ile ilişkilerinin şu an her zamankinden daha güçlü olduğundan bahsediyor. Peki, bu Rusya'nın Hizbullah'a silah ya da teknoloji sağladığı anlamına mı geliyor? Her halükârda özellikle Ukrayna ve genel olarak Avrupa kıtasının güvenliği konusunda ABD ve Batı ülkeleri ile derinleşen çatışması çerçevesinde, Rusya'nın Gazze’deki savaşa müdahil olmuş olabileceğinden endişe duymak gerekiyor.

Son yıllarda İsrail, Körfez Arap ülkeleri ve İran'la birlikte bölgedeki varlığının kapsamını genişleten Çin ise Filistin'deki bölünmüşlüğün tarafları olan Fetih Hareketi (El Fetih) ve Hamas Hareketi arasında uzlaşı sağlayama çalışarak ve Filistinliler ile İsrail arasındaki çatışmayı çözmek için uluslararası konferans çağrısında bulunarak, savaşa diplomatik bir pencereden bakıyor.

svdfbgnh
Ürdün'ün ev sahipliğinde yapılan “Eylem Çağrısı: Gazze'ye Acil İnsani Müdahale” konulu Ölüdeniz Konferansı'na katılan ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken (ortada) sağında Arap Birliği Genel Sekreteri Ahmed Ebu Gayt ile, 11 Haziran 2024 (AFP)

Gazze Şeridi’ndeki savaşın büyük resmi böyle, ancak uluslararası ve bölgesel ittifakların karmaşıklığı ve çakışmaları çerçevesinde, uluslararası ve bölgesel safların daha açık dizildiği Soğuk Savaş dönemindeki durumun aksine, bugün bölgedeki ve dünyadaki tüm ülkeler ilişkilerini ve ittifaklarını mümkün olduğunca genişletmeye çalışıyor. Bu ise bölgedeki uluslararası rekabetin, özellikle de günümüzün iki büyük kutbu olan ABD ve Çin arasındaki rekabetin ek bir nedeni haline geliyor. Hem ABD hem de Çin, İsrail'den Körfez ülkelerine ve İran'a kadar bölgedeki diğer ülkelerle ilişkilere sahip. Dolayısıyla Gazze’deki savaştan nasıl çıkılacağı ve ‘ertesi günü’ belirsizliğini korurken, Ortadoğu’da bu savaşın ortaya çıkardığı yeni bir soğuk savaş biçimiyle karşı karşıya olabiliriz.

Fakat savaşı çevreleyen bu uluslararası sahne tek başına savaşın gelişimini ve geleceğini açıklamaya yetmiyor. Zira yerel aktörlerin, Hamas ve İsrail'in, özellikle de Sinvar ve Netanyahu'nun hesapları, çatışmanın geleceği üzerinde çok etkili ve hatta belirleyici. İran’ın Dini Lideri Ali Hamaney'in geçtiğimiz günlerde Hamas Hareketi’ne Biden'ın teklifini kabul etmemesi yönünde yaptığı dolaylı çağrıdan da anlaşılacağı üzere, İran'ın Hamas'ın önemli bir destekçisi olarak savaştaki varlığı, hatta onun tercihlerini yönlendirmesi göz ardı edilemez. Tüm bu aktörlerin, Gazze Şeridi'ndeki savaşta yaşanan gelişmelerin de kanıtladığı üzere, başta bölgedeki başlıca uluslararası aktör olan ABD olmak üzere, savaştaki başlıca ülkelerin çıkarlarını ve tedbirlerini dikkate aldıklarına hiç şüphe yok.

Gazze’deki savaş da dahil olmak üzere bölgedeki olayların çoğu, ABD’nin bölgedeki yeni mühendisliğinin bir parçası olarak, ABD-Suudi Arabistan anlaşması etrafında dönüyor.

Nihayetinde ister müttefikleri ister muhalifleri tarafından olsun, tüm yerel, bölgesel ve uluslararası hesaplar ABD ve onun yakın ve uzak hedefleri etrafında dönüyor. Hamas, İran ve Hizbullah, İsrail ile ABD arasındaki anlaşmazlıkların ve bu anlaşmazlıkların merkezinde yer alan ABD’nin bölgedeki önceliklerinin üzerine bahis oynuyorlar. Biden yönetimi, ABD'nin Doğu Avrupa, Pasifik ya da Çin Denizi gibi önemli uluslararası çatışma bölgelerine yeniden odaklanmasıyla ilgili jeopolitik nedenlerinin yanı sıra Gazze’deki savaşta İsrail'i desteklediği ve gönderdiği çok sayıda silahla on binlerce Filistinli sivilin ölümüne neden olduğu için seçimlerde ABD’lilerin kendisine yönelik tepkisini hafifletmek gibi sebeplerden ötürü üç aşamalı ateşkes anlaşmasının imzalanması için acele ediyor.

xscdvfbg
İsrailli rehinelerin aileleri, Blinken’ın Tel Aviv ziyaretine denk gelecek şekilde, rehinelerin derhal serbest bırakılması talebiyle protesto gösterisi düzenledi 11 Haziran 2024 (Reuters)

Öte yandan Gazze'deki ateşkes, Washington ile Riyad arasında bir savunma anlaşmasından oluşan ve Washington'ın İsrail'i Suudi Arabistan ile normalleşme anlaşması yoluyla bölgeye daha fazla entegre etme çabaları çerçevesinde Tel Aviv'in de katılabileceği, ancak Tel Aviv'in Riyad'ın talep ettiği gibi iki devletli bir çözüm ile ilgili somut adımlar atmasına bağlı olan, ABD himayesinde ‘bölgesel bir yapı’ inşa etmeye doğru ilerliyor. Dolayısıyla, Gazze’deki savaş da dahil olmak üzere bölgedeki olayların çoğu, ABD’nin bölgedeki yeni mühendisliğinin bir parçası olarak ABD-Suudi Arabistan anlaşması etrafında dönüyor. Bu sebeple, İran’ın Dini Lideri Ali Hamaney’in kısa süre önce Aksa Tufanı Operasyonu’nu, bölgedeki denklemleri değiştirmeye yönelik bir Amerikan projesini engellediğini söyleyerek övmesi kimseyi şaşırtmadı.

Hamas Hareketi’nin Gazze’deki lideri Yahya Sinvar'ın özellikle de esir kartını elinde tuttuğu sürece, elinde kalanlarla savaşmaya devam etme isteğine ilişkin kendi hesaplarıyla kesiştiğinde İran'dan gelen sinyalleri aldığına şüphe yok. İşte şimdi Washington ona ABD vatandaşı olan rehineler için arada İsrail olmadan müzakere etme teklifinde bulunuyor. Sinvar’ın sadece iki seçeneği var. Ya İsrail, uluslararası tarafların garantörlüğünde kalıcı bir ateşkesi kabul edecek ya da savaşmaya devam edecek. Şimdiye kadar bu iki seçenek dışında üçüncü bir seçeneği kabul etmeye istekli görünmedi. Sinvar'ın tutumunun, özellikle Hamas’ın Doha'daki lider kadrosuna uygulanan baskı çerçevesinde bir bütün olarak Hamas'ın tutumu olup olmadığı da tartışmalı bir konu. Ancak İran Hamas'ın ana şemsiyesi olmaya devam ediyor. Bu da Hamas'ın genel tutumunu anlamada önemli bir unsur.

Netanyahu'nun siyasi ve şahsi hesapları, Washington ile ilişkilerinin sınırları ve koşulları da dahil olmak üzere savaştaki seçeneklerini belirlemede önemli rol oynuyor.

İsrail'e ve özellikle Netanyahu'ya gelince; Netanyahu, iki devletli bir çözümü kabul etmeye hazır değil. Çünkü böyle bir durum onu hükümetinin düşmesi ve aşırı sağın yeri doldurulamaz desteğini kaybetmesi tehdidiyle karşı karşıya bırakacaktır. Yani ya hem Filistinlilerle savaşı hem de İsrail içindeki siyasi çatışmayı kazanarak ikisi de kazanacak ya da ikisini birden kaybedecek. Tecrübeli bir siyasetçi olan Netanyahu, İsrail'deki siyasi ve demografik geleceğin özellikle savaş sonrasında aşırı sağcı eğilimlerden yana olduğunu çok iyi biliyor. Bu nedenle önceliklerinin, görev süresi sona ermekte olan Biden yönetimiyle ilişkileri pahasına da olsa aşırı sağcı akımların kendisine olan desteğini sürdürmek olması gerektiğini bilen Bibi (Netanyahu), İsrail sağının değirmenine su taşıyan Donald Trump'ın seçimleri kazanması üzerine de bahis oynuyor olabilir. Nihayetinde Netanyahu'nun siyasi ve şahsi hesapları, Washington'la ilişkinin sınırları ve koşulları da dahil olmak üzere savaştaki seçeneklerini belirlemede önemli rol oynuyor. İsrail sağının anlatısı, Biden'ın İsrail'e yardım etmek yerine, onu bölgeye yönelik projesinin bir parçası olarak kullandığı yönünde ve bu da elbette Netanyahu ve danışmanları tarafından çok iyi biliniyor.

Tüm bu üst üste binen uluslararası, bölgesel ve yerel sahneler açısından Gazze’deki savaştan çıkış yolunu hayal etmek daha da zorlaşıyor. O halde bölge uzun bir ‘yıpratma savaşına’ mı hazırlanmalı? Nihayetinde böyle bir savaşın bedelini öncelikle Filistinli siviller, ikinci olarak da Lübnan'da, Suriye'de, hatta biraz daha uzaktaki Irak'ta olsun, uzun savaşlara alışkın olan ‘Bereketli Hilalin’ halkları ödeyecek.



Samoa Başbakanı, 20 yıl önce “Yaşasın Hitler” dediği için özür diledi!

Samoa Başbakanı La‘auli Leuatea Schmidt (Arşiv)
Samoa Başbakanı La‘auli Leuatea Schmidt (Arşiv)
TT

Samoa Başbakanı, 20 yıl önce “Yaşasın Hitler” dediği için özür diledi!

Samoa Başbakanı La‘auli Leuatea Schmidt (Arşiv)
Samoa Başbakanı La‘auli Leuatea Schmidt (Arşiv)

Samoa Başbakanı, kendisini “Heil Hitler” (Yaşasın Hitler) diye slogan atarken ve Nazi selamı verirken gösteren görüntülerin yayılmasının ardından bugün özür diledi.

La’auli Leuatea Schmidt yaptığı açıklamada, görüntülerin yaklaşık 20 yıl önce düzenlenen bir aile toplantısına ait olduğunu ve hiçbir zaman kamuoyuna yansımalarının amaçlanmadığını belirtti. Schmidt, “Görüntülerde, özel bir aile toplantısı sırasında ‘Heil Hitler’ dediğim ve Nazi Almanyası ile ilişkilendirilen bir hareket yaptığım görülüyor (...) Bu, kamuya açık bir etkinlik değildi” ifadelerini kullandı.

Schmidt, “20 yıl önceki bu toplantının bağlamı veya niyeti ne olursa olsun, söz konusu ifadelerin ve hareketin uygunsuz olduğunu ve insanların incinmesine ve rahatsızlık duymasına yol açabileceğini kabul ediyorum. Bu nedenle bunları kullandığım için özür diliyorum” dedi.

Schmidt daha önce İsrail’e güçlü desteğini dile getirmiş ve yıl sonundan önce Kudüs’te bir büyükelçilik açma sözü vermişti. Schmidt, “Nazizmi, antisemitizmi, ırkçılığı ve her türlü siyasi aşırılığı reddediyorum” ifadelerini kullanmıştı.

Schmidt, 2025 yılında başbakan olarak yemin ederken Yahudi dua şalı (tallit) giymiş, tören salonuna da törensel şofar sesi eşliğinde girmişti. Yerel basına göre o dönemde Schmidt, “İsrail’in, Tanrı’nın topraklarının yanında duruyorum” demişti. Schmidt sözlerini, “Samoa, Tanrı’nın kutsal topraklarının yanında duracak ve onu destekleyecek” şeklinde sürdürmüştü.

Şarku’l Avsat’ın edindiği bilgiye göre Samoa gibi dindarlığın güçlü olduğu Pasifik ülkelerinde, Yahudilerin bir gün İsrail topraklarına geri dönmesinin kaderlerinde olduğunu öngören Eski Ahit kehanetlerine inanılıyor.


Nijer uranyumu yönünü Paris’ten Moskova’ya mı çeviriyor?

Nijer ve Rusya, enerji ve madencilik alanlarında ortak projeler hayata geçirmek için zamana karşı yarışıyor (Yerel medya)
Nijer ve Rusya, enerji ve madencilik alanlarında ortak projeler hayata geçirmek için zamana karşı yarışıyor (Yerel medya)
TT

Nijer uranyumu yönünü Paris’ten Moskova’ya mı çeviriyor?

Nijer ve Rusya, enerji ve madencilik alanlarında ortak projeler hayata geçirmek için zamana karşı yarışıyor (Yerel medya)
Nijer ve Rusya, enerji ve madencilik alanlarında ortak projeler hayata geçirmek için zamana karşı yarışıyor (Yerel medya)

Rusya ve Nijer, dünyanın en yoksul ülkelerinden biri olan ancak tek başına 350 bin tondan fazla uranyum rezervine sahip Nijer’de nükleer projeler hayata geçirmek için zamana karşı yarışıyor. Bu rezervler, Nijer’i dünyanın en önemli ve stratejik madenlerinden biri olan uranyum rezervleri bakımından dünyada yedinci sıraya taşıyor.

Nijer, beş yıldır Fransa’nın madenlerden uranyum çıkararak karşılığında Niamey’e vergi ve çeşitli ödemeler yaptığı düzenin ardından, uranyum madenlerini jeopolitik konumunu yeniden şekillendirecek bir araca dönüştürmeye çalışıyor. Ancak 2023’teki darbenin ardından Niamey, Fransa’yı ülkeden çıkarmaya ve madencilikten nükleer reaktörlere kadar kapsamlı bir Nijer nükleer sistemi kurma sözü veren Rusya’ya yönelmeye karar verdi.

Bu hızlanma, geçen cuma günü Nijer Cumhurbaşkanı General Abdourahamane Tiani’nin, iki ülke arasındaki hükümetlerarası ortak komitenin 100’den fazla katılımcıyla gerçekleştirilen ilk toplantısının sonunda Rusya Enerji Bakanı Sergey Tsivilyov başkanlığındaki Rus heyetini kabul etmesiyle açıkça görüldü. Tiani, Rus heyetiyle görüşmesinde, Nijer’in yıllardır ciddi bir enerji ve elektrik krizi yaşadığına dikkat çekerek, Rusya-Afrika Zirvesi’nin 28-29 Ekim tarihlerinde Moskova’da düzenlenmesi öncesinde “belirlenen projelerin hayata geçirilmesini hızlandırma” çağrısında bulundu.

gthyjuık
Geçen cuma günü Niamey’de düzenlenen Rusya-Nijer Ortak İşbirliği Komitesi toplantısından, (Yerel medya)

Rusya-Nijer Ortak İşbirliği Komitesi’nin cuma günü Niamey’de gerçekleştirdiği toplantı sonucunda iki mutabakat zaptı imzalandı. Bunlardan ilki, Nijer hükümeti ile Rusya’nın Rosatom şirketi arasında nükleer enerjinin barışçıl amaçlarla kullanımına ilişkin olurken, ikincisi bir Rus şirketiyle güneş enerjisi santrali kurulmasına yönelik imzalandı.

Komitede enerji, petrol ve madencilik; sağlık, tarım ve çevre; eğitim, mesleki ve yükseköğretim; ulaştırma ve iletişim olmak üzere dört alan ele alındı. Rus tarafı enerji alanında kapsamlı bir hizmet paketi sunmanın yanı sıra su kaynaklarının kullanımı, yenilenebilir enerji ve sivil nükleer enerji için bir ana plan hazırlanmasına yardımcı olmayı teklif etti.

Rus Bakan, jeoloji, doğal kaynakların araştırılması ve ham madde çıkarmakla yetinmek yerine yerel işleme sanayilerinin kurulması alanlarında iş birliğini geliştirmeye hazır olduklarını belirtti. Şarku’l Avsat’ın edindiği bilgiye göre bu açıklamanın uranyum ve altına atıf yaptığı değerlendirildi. Rusya ayrıca Nijer’le tahıl, yağ ve gübre gibi tarım ürünlerindeki ticareti artırmayı hedeflediğini ifade etti.

Kamulaştırmadan ortaklığa

Bu yakınlaşmanın kökleri, Temmuz 2023’teki darbeye uzanıyor. Niamey, Haziran 2025’te Fransız Orano şirketinin Arlit’teki uranyum madenini işleten iştiraki Somair’i kamulaştırdı. Orano’nun bu şirketteki payı yüzde 63’ün üzerindeydi. Yüzde 90’ı Fransız devletine ait olan Orano, buna karşılık dört uluslararası tahkim davası açtı.

23 Eylül’de ise Uluslararası Yatırım Uyuşmazlıklarının Çözümü Merkezi (ICSID), Niamey’in yaklaşık 1000 ton olduğu tahmin edilen ve değeri 300 milyon avroyu bulan dondurulmuş uranyum stokunu üçüncü bir tarafa satmaması veya devretmemesi yönünde karar verdi. Bu adım, Fransa’nın söz konusu uranyumun Moskova’ya ulaşmasını engelleme çabası olarak değerlendirildi.

Rosatom, 28 Temmuz 2025’te Niamey ile ilk nükleer enerji mutabakatını imzaladı. Tsivilyov o dönemde, “Görevimiz yalnızca uranyum çıkarılmasına katılmak değil, Nijer’de barışçıl nükleer enerjinin geliştirilmesi için kapsamlı bir sistem kurmaktır” dedi. Nijer devlet şirketi Timersoi de Rosatom’a bağlı Uranium One ile yeni madencilik projelerinin geliştirilmesine yönelik paralel bir mutabakat imzaladı. Uranium One Başkanı Pavel Larionov anlaşmayı “uzun vadeli Rusya-Nijer iş birliğinin inşasında önemli bir adım” olarak nitelendirdi.

Hedefler Eylül 2025’te daha da büyüdü. Dönemin Nijer Maden Bakanı Ousmane Abarchi, Moskova’da yaptığı açıklamada, ülkesinin Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı’nın denetimi altında 2 bin megavat kapasiteli iki nükleer reaktör inşa etmeye hazır olduğunu duyurdu. Rosatom Genel Müdürü Aleksey Lihaçev ise öneriyi “son derece ilginç” olarak değerlendirdi.

Geçen cuma düzenlenen toplantıda mevcut Nijer Enerji Bakanı Albay Sini Alzouma, “Sivil nükleer enerji Nijer için büyük bir stratejik ufuk oluşturuyor” dedi. Alzouma, ortaklığın “teknoloji transferine, gençlerin eğitimine ve yerel sanayinin geliştirilmesine” katkı sağlaması gerektiğini vurguladı.

Projenin önündeki engeller

Bununla birlikte Batılı analistler, medyada dile getirilenlerle bu projelerin sahada hayata geçirilmesi arasında büyük bir uçurum bulunduğu uyarısında bulunuyor. Afrika merkezli Modern Ghana gazetesi, bugün evlerde temel elektrik aydınlatmasından dahi yoksun olan Nijer’in “Rosatom reaktörleriyle yakın gelecekte aydınlanamayacağını” yazdı ve büyük uranyum sevkiyatının hâlâ alıcı bulamadan beklediğine dikkat çekti.

Paris’ten konuşan ekonomi araştırmacısı Eloise Laurent ise Fransa’nın “nükleer egemenliğinin Nijer’deki madenlerde değil, Fransa’daki dönüştürme tesislerinde belirlendiğini” savundu. Bu açıklama, Paris’in daha önce uranyum ihtiyacının yaklaşık yüzde 40’ını karşılayan bir tedarik kaynağını kaybetmesine ilişkin endişeleri yatıştırma çabası olarak değerlendirildi.

Gözlemciler ayrıca Nijer’de ve hatta Moskova ile ittifak kuran diğer Sahel ülkelerinde sivil nükleer reaktör projelerinin ciddi güçlüklerle karşı karşıya olduğunu belirtiyor. Geniş bölgelerinin El Kaide ve DEAŞ bağlantılı örgütlerin kontrolünde bulunduğu, silah, uyuşturucu ve insan kaçakçılığı ağlarının faaliyet gösterdiği güvensiz bir bölgede bu tür ileri teknolojilerin inşa edilmesinin son derece zor olduğuna dikkat çekiliyor.


İsrail ordusu, Güney Suriye'deki askeri bölgeye sızmaya çalışan "şüpheliyi" öldürdü

İsrail Genelkurmay Başkanı Eyal Zamir, bazı komutan ve askerlerle birlikte Güney Suriye'de düzenlediği incelemede, (Arşiv – İsrail Ordusu)
İsrail Genelkurmay Başkanı Eyal Zamir, bazı komutan ve askerlerle birlikte Güney Suriye'de düzenlediği incelemede, (Arşiv – İsrail Ordusu)
TT

İsrail ordusu, Güney Suriye'deki askeri bölgeye sızmaya çalışan "şüpheliyi" öldürdü

İsrail Genelkurmay Başkanı Eyal Zamir, bazı komutan ve askerlerle birlikte Güney Suriye'de düzenlediği incelemede, (Arşiv – İsrail Ordusu)
İsrail Genelkurmay Başkanı Eyal Zamir, bazı komutan ve askerlerle birlikte Güney Suriye'de düzenlediği incelemede, (Arşiv – İsrail Ordusu)

İsrail ordusu bugün erken saatlerde yaptığı açıklamada, Güney Suriye'de işgal ettiği güvenlik bölgesi içerisindeki bir askeri noktaya sızmaya çalışan bir "şüpheliyi" öldürdüğünü duyurdu.

İsrail ordusundan yapılan açıklamada, "Kısa süre önce İsrail Savunma Kuvvetleri askerleri, Güney Suriye'deki güvenlik bölgesi içerisinde bulunan bir askeri noktaya sızmaya çalışan bir şüpheli tespit etti. Hızlı teşhis sürecinin ardından askerler şüpheliye ateş açarak onu etkisiz hale getirdi" ifadelerine yer verildi. Açıklamada, İsrail askerleri arasında yaralanan olmadığı belirtildi.

Beşşar Esed yönetiminin Aralık 2024'te devrilmesinin ardından İsrail güçleri, Golan Tepeleri'ne komşu tampon bölgenin dışına çıkarak Lübnan ile Suriye arasındaki sınırda bulunan Hermon (Şeyh) Dağı'na kadar ilerledi. İsrail, Güney Suriye’de silahlardan arındırılmış bir bölge oluşturma niyetinde olduğunu açıkladı. Tel Aviv'deki yetkililer, İsrail güçlerinin bölgeden çekilmeyi planlamadığını vurguluyor.

Şarku’l Avsat’ın aldığı bilgiye göre İsrail, o tarihten bu yana Suriye'ye yüzlerce hava saldırısı düzenledi. Saldırıların büyük bölümü askeri hedeflere yönelik gerçekleşirken İsrail, operasyonların amacının yeni yönetimin eski Suriye ordusuna ait silah ve mühimmat stoklarına erişmesini engellemek olduğunu ifade etti.