Gazze’deki savaş ve dünya savaşlarının yıl dönümü

Gazze Savaşı ve uluslararası krizlerin çağrışımları

Gazze Şeridi'nin güneyindeki Han Yunus'ta yıkılmış binaların yanındaki dar bir sokakta yürüyen Filistinliler, 11 Haziran 2024 (AFP)
Gazze Şeridi'nin güneyindeki Han Yunus'ta yıkılmış binaların yanındaki dar bir sokakta yürüyen Filistinliler, 11 Haziran 2024 (AFP)
TT

Gazze’deki savaş ve dünya savaşlarının yıl dönümü

Gazze Şeridi'nin güneyindeki Han Yunus'ta yıkılmış binaların yanındaki dar bir sokakta yürüyen Filistinliler, 11 Haziran 2024 (AFP)
Gazze Şeridi'nin güneyindeki Han Yunus'ta yıkılmış binaların yanındaki dar bir sokakta yürüyen Filistinliler, 11 Haziran 2024 (AFP)

Elie el Kaşif

ABD Başkanı Joe Biden’ın Gazze için ateşkes teklifi, muhtemelen Ramazan ayı arifesinde ateşkes ve esir takası anlaşması amacıyla yapılan, ancak tökezleyip başarısızlıkla sonuçlanan müzakerelerle aynı kaderi paylaşacak gibi görünüyor. ABD yönetiminin ister doğrudan İsrail'e ister Arap ülkeleri aracılığıyla Hamas’a olmak üzere savaşan taraflara yönelik tüm baskılarına rağmen, kendisi de bunu öngörmeye ve işaret etmeye başladı. ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken savaşın başlamasından bu yana bölgeye gerçekleştirdiği sekizinci ziyarette bunu yapmaya çalışsa da şimdiye kadar pek başarılı olamadı.

Ne zaman savaşın müzakereler yoluyla durdurulabileceğine dair bir umut doğsa, bu müzakerelerin başarısızlıkla sonuçlanacağına dair kötümser bir rüzgâr esmeye başlıyor. Eğer müzakere girişimi bu kez de başarısız olursa, karamsarlık geçen seferkinden daha da yoğun olacak. Teklif, gerek müzakerelerin başarısız olması ve İsrail ile Hamas'ın Biden'ın teklifine yanıt vermemesi bakımından, gerek savaşın doğrudan tarafları olan Hamas ve İsrail'in, özellikle de Binyamin Netanyahu ve Yahya Sinvar'ın hesapları bakımından gerekse özellikle önümüzdeki kasım ayında yapılması planlanan ABD seçimlerinin arifesinde bölgesel ve uluslararası sahnedeki kaos bakımından İsrail'in Gazze Şeridi'ne yönelik savaşının en karmaşık hale geldiği zor bir zamanda ortaya atıldı. Bu da haftalardır hatta aylardır konuşulan Hamas ve İsrail arasındaki yıpratma savaşının aslında bölgesel ve uluslararası bir çatışmanın yansıması olup olmadığı, yani bölgesel ve uluslararası tarafların kendi hesapları için mi bu çatışmayı derinleştirmeye çalıştıkları ya da söz konusu uluslararası tarafların başında gelen ABD’yi bu savaşta boğmak, dikkatini dağıtmak ve çözümsüzlüğe itmeye mi çalışıldığı gibi önemli bir soruyu gündeme getiriyor.

Aslında, Rusya-Ukrayna savaşıyla ilgili sahada ve siyaset sahnesinde yaşanan gerilim, Doğu Avrupa'daki gelişmeleri Filistin topraklarındaki çatışmayla ilişkilendirmeye giderek daha fazla itiyor. Çünkü ABD ve Batı ülkelerinin her iki bölgede de var olması, rakiplerinin bu savaşlara katılmaları için net bir davet anlamına geliyor. Eğer Rusya Avrupa'daki savaşın tarafı ise Gazze’deki savaşta rolü ne olacak? Ya da Hizbullah ve İsrail arasındaki cephede nasıl bir rol üstlenecek? Aksa Tufanı Operasyonu'na ilişkin bazı geç okumalar, Moskova'nın bu operasyona yakından ya da uzaktan müdahil olmuş olma ihtimalini sorgulasa da elbette net cevaplara ulaşamadı. Şu sıralar sorular, Rusya'nın Ukrayna savaşındaki hesapları ya da başta Çin olmak üzere diğer ülkeler arasında yeni bir uluslararası düzen inşa etme girişimleri bağlamında, savaşı uzatma ve ABD'yi bu savaşla meşgul etme konusundaki çıkarları üzerinde yoğunlaşıyor. Dolayısıyla, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin'in Gazze’deki savaşın patlak vermesinin bir nedeni olarak gördüğü ABD’nin Ortadoğu'daki başarısızlığı, ABD liderliğindeki liberal uluslararası düzenin parçalanmasına yol açıyor.

Gazze’deki savaştan nasıl çıkılacağı ve ‘ertesi günü’ belirsizliğini korurken Ortadoğu’da bu savaşın ortaya çıkardığı yeni bir soğuk savaş biçimiyle karşı karşıya olabiliriz.

Ancak Rusya ile ilgili soruların sorulması, kaçınılmaz olarak Çin ile ilgili sorular da sorulması anlamına geliyor. Pekin, Moskova’nın aksine çatışmaya doğrudan müdahil olmasına dair herhangi bir sinyal vermiyor. Putin geçtiğimiz hafta, Batılı ülkelerin Ukrayna’yı silahlandırmasına ve Rusya'ya saldırmasına izin vermesine karşılık, Moskova'nın dünyanın dört bir yanındaki ABD karşıtı grupları desteklemeye hazır olduğunu söylemişti. Bu da İran ile silah anlaşmaları yapmaya ya da bölgedeki İran yanlısı grupları doğrudan ya da Tahran üzerinden silahlandırmaya hazır olduğu şeklinde yorumlandı. Hizbullah'a yakın çevreler Moskova ile ilişkilerinin şu an her zamankinden daha güçlü olduğundan bahsediyor. Peki, bu Rusya'nın Hizbullah'a silah ya da teknoloji sağladığı anlamına mı geliyor? Her halükârda özellikle Ukrayna ve genel olarak Avrupa kıtasının güvenliği konusunda ABD ve Batı ülkeleri ile derinleşen çatışması çerçevesinde, Rusya'nın Gazze’deki savaşa müdahil olmuş olabileceğinden endişe duymak gerekiyor.

Son yıllarda İsrail, Körfez Arap ülkeleri ve İran'la birlikte bölgedeki varlığının kapsamını genişleten Çin ise Filistin'deki bölünmüşlüğün tarafları olan Fetih Hareketi (El Fetih) ve Hamas Hareketi arasında uzlaşı sağlayama çalışarak ve Filistinliler ile İsrail arasındaki çatışmayı çözmek için uluslararası konferans çağrısında bulunarak, savaşa diplomatik bir pencereden bakıyor.

svdfbgnh
Ürdün'ün ev sahipliğinde yapılan “Eylem Çağrısı: Gazze'ye Acil İnsani Müdahale” konulu Ölüdeniz Konferansı'na katılan ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken (ortada) sağında Arap Birliği Genel Sekreteri Ahmed Ebu Gayt ile, 11 Haziran 2024 (AFP)

Gazze Şeridi’ndeki savaşın büyük resmi böyle, ancak uluslararası ve bölgesel ittifakların karmaşıklığı ve çakışmaları çerçevesinde, uluslararası ve bölgesel safların daha açık dizildiği Soğuk Savaş dönemindeki durumun aksine, bugün bölgedeki ve dünyadaki tüm ülkeler ilişkilerini ve ittifaklarını mümkün olduğunca genişletmeye çalışıyor. Bu ise bölgedeki uluslararası rekabetin, özellikle de günümüzün iki büyük kutbu olan ABD ve Çin arasındaki rekabetin ek bir nedeni haline geliyor. Hem ABD hem de Çin, İsrail'den Körfez ülkelerine ve İran'a kadar bölgedeki diğer ülkelerle ilişkilere sahip. Dolayısıyla Gazze’deki savaştan nasıl çıkılacağı ve ‘ertesi günü’ belirsizliğini korurken, Ortadoğu’da bu savaşın ortaya çıkardığı yeni bir soğuk savaş biçimiyle karşı karşıya olabiliriz.

Fakat savaşı çevreleyen bu uluslararası sahne tek başına savaşın gelişimini ve geleceğini açıklamaya yetmiyor. Zira yerel aktörlerin, Hamas ve İsrail'in, özellikle de Sinvar ve Netanyahu'nun hesapları, çatışmanın geleceği üzerinde çok etkili ve hatta belirleyici. İran’ın Dini Lideri Ali Hamaney'in geçtiğimiz günlerde Hamas Hareketi’ne Biden'ın teklifini kabul etmemesi yönünde yaptığı dolaylı çağrıdan da anlaşılacağı üzere, İran'ın Hamas'ın önemli bir destekçisi olarak savaştaki varlığı, hatta onun tercihlerini yönlendirmesi göz ardı edilemez. Tüm bu aktörlerin, Gazze Şeridi'ndeki savaşta yaşanan gelişmelerin de kanıtladığı üzere, başta bölgedeki başlıca uluslararası aktör olan ABD olmak üzere, savaştaki başlıca ülkelerin çıkarlarını ve tedbirlerini dikkate aldıklarına hiç şüphe yok.

Gazze’deki savaş da dahil olmak üzere bölgedeki olayların çoğu, ABD’nin bölgedeki yeni mühendisliğinin bir parçası olarak, ABD-Suudi Arabistan anlaşması etrafında dönüyor.

Nihayetinde ister müttefikleri ister muhalifleri tarafından olsun, tüm yerel, bölgesel ve uluslararası hesaplar ABD ve onun yakın ve uzak hedefleri etrafında dönüyor. Hamas, İran ve Hizbullah, İsrail ile ABD arasındaki anlaşmazlıkların ve bu anlaşmazlıkların merkezinde yer alan ABD’nin bölgedeki önceliklerinin üzerine bahis oynuyorlar. Biden yönetimi, ABD'nin Doğu Avrupa, Pasifik ya da Çin Denizi gibi önemli uluslararası çatışma bölgelerine yeniden odaklanmasıyla ilgili jeopolitik nedenlerinin yanı sıra Gazze’deki savaşta İsrail'i desteklediği ve gönderdiği çok sayıda silahla on binlerce Filistinli sivilin ölümüne neden olduğu için seçimlerde ABD’lilerin kendisine yönelik tepkisini hafifletmek gibi sebeplerden ötürü üç aşamalı ateşkes anlaşmasının imzalanması için acele ediyor.

xscdvfbg
İsrailli rehinelerin aileleri, Blinken’ın Tel Aviv ziyaretine denk gelecek şekilde, rehinelerin derhal serbest bırakılması talebiyle protesto gösterisi düzenledi 11 Haziran 2024 (Reuters)

Öte yandan Gazze'deki ateşkes, Washington ile Riyad arasında bir savunma anlaşmasından oluşan ve Washington'ın İsrail'i Suudi Arabistan ile normalleşme anlaşması yoluyla bölgeye daha fazla entegre etme çabaları çerçevesinde Tel Aviv'in de katılabileceği, ancak Tel Aviv'in Riyad'ın talep ettiği gibi iki devletli bir çözüm ile ilgili somut adımlar atmasına bağlı olan, ABD himayesinde ‘bölgesel bir yapı’ inşa etmeye doğru ilerliyor. Dolayısıyla, Gazze’deki savaş da dahil olmak üzere bölgedeki olayların çoğu, ABD’nin bölgedeki yeni mühendisliğinin bir parçası olarak ABD-Suudi Arabistan anlaşması etrafında dönüyor. Bu sebeple, İran’ın Dini Lideri Ali Hamaney’in kısa süre önce Aksa Tufanı Operasyonu’nu, bölgedeki denklemleri değiştirmeye yönelik bir Amerikan projesini engellediğini söyleyerek övmesi kimseyi şaşırtmadı.

Hamas Hareketi’nin Gazze’deki lideri Yahya Sinvar'ın özellikle de esir kartını elinde tuttuğu sürece, elinde kalanlarla savaşmaya devam etme isteğine ilişkin kendi hesaplarıyla kesiştiğinde İran'dan gelen sinyalleri aldığına şüphe yok. İşte şimdi Washington ona ABD vatandaşı olan rehineler için arada İsrail olmadan müzakere etme teklifinde bulunuyor. Sinvar’ın sadece iki seçeneği var. Ya İsrail, uluslararası tarafların garantörlüğünde kalıcı bir ateşkesi kabul edecek ya da savaşmaya devam edecek. Şimdiye kadar bu iki seçenek dışında üçüncü bir seçeneği kabul etmeye istekli görünmedi. Sinvar'ın tutumunun, özellikle Hamas’ın Doha'daki lider kadrosuna uygulanan baskı çerçevesinde bir bütün olarak Hamas'ın tutumu olup olmadığı da tartışmalı bir konu. Ancak İran Hamas'ın ana şemsiyesi olmaya devam ediyor. Bu da Hamas'ın genel tutumunu anlamada önemli bir unsur.

Netanyahu'nun siyasi ve şahsi hesapları, Washington ile ilişkilerinin sınırları ve koşulları da dahil olmak üzere savaştaki seçeneklerini belirlemede önemli rol oynuyor.

İsrail'e ve özellikle Netanyahu'ya gelince; Netanyahu, iki devletli bir çözümü kabul etmeye hazır değil. Çünkü böyle bir durum onu hükümetinin düşmesi ve aşırı sağın yeri doldurulamaz desteğini kaybetmesi tehdidiyle karşı karşıya bırakacaktır. Yani ya hem Filistinlilerle savaşı hem de İsrail içindeki siyasi çatışmayı kazanarak ikisi de kazanacak ya da ikisini birden kaybedecek. Tecrübeli bir siyasetçi olan Netanyahu, İsrail'deki siyasi ve demografik geleceğin özellikle savaş sonrasında aşırı sağcı eğilimlerden yana olduğunu çok iyi biliyor. Bu nedenle önceliklerinin, görev süresi sona ermekte olan Biden yönetimiyle ilişkileri pahasına da olsa aşırı sağcı akımların kendisine olan desteğini sürdürmek olması gerektiğini bilen Bibi (Netanyahu), İsrail sağının değirmenine su taşıyan Donald Trump'ın seçimleri kazanması üzerine de bahis oynuyor olabilir. Nihayetinde Netanyahu'nun siyasi ve şahsi hesapları, Washington'la ilişkinin sınırları ve koşulları da dahil olmak üzere savaştaki seçeneklerini belirlemede önemli rol oynuyor. İsrail sağının anlatısı, Biden'ın İsrail'e yardım etmek yerine, onu bölgeye yönelik projesinin bir parçası olarak kullandığı yönünde ve bu da elbette Netanyahu ve danışmanları tarafından çok iyi biliniyor.

Tüm bu üst üste binen uluslararası, bölgesel ve yerel sahneler açısından Gazze’deki savaştan çıkış yolunu hayal etmek daha da zorlaşıyor. O halde bölge uzun bir ‘yıpratma savaşına’ mı hazırlanmalı? Nihayetinde böyle bir savaşın bedelini öncelikle Filistinli siviller, ikinci olarak da Lübnan'da, Suriye'de, hatta biraz daha uzaktaki Irak'ta olsun, uzun savaşlara alışkın olan ‘Bereketli Hilalin’ halkları ödeyecek.



Ukrayna'nın itirazı sürerken Moskova'ya dünya şampiyonası

(Reuters)
(Reuters)
TT

Ukrayna'nın itirazı sürerken Moskova'ya dünya şampiyonası

(Reuters)
(Reuters)

Flo Clifford

Moskova, 2030 Dünya Halter Şampiyonası'na ev sahipliği yapacak. Bu gelişmeyle birlikte Rusya, 2022'de Ukrayna'yı istila etmesinden bu yana ilk kez bir olimpik spor dalında dünya şampiyonasına ev sahipliği yapmış olacak.

Uluslararası Halter Federasyonu (IWF) pazar günü kararı açıklarken, 2029'daki şampiyonanın ise Hindistan'ın Ahmedabad şehrine verildiğini duyurdu.

Uluslararası Olimpiyat Komitesi'nin (IOC) temmuzda Rusya Olimpiyat Komitesi'ne (ROC) yönelik askıya alma kararını geçici olarak kaldırmasının ardından, Rus ve Belaruslu haltercilerin IWF etkinliklerinde yarışmalarının önü açılmıştı. Böylece Rusya'nın spor dünyasındaki dışlanmışlık durumu da yavaş yavaş sona eriyor.

IOC İcra Kurulu, askıya alma kararını kaldırırken, sporcuların kendi devletlerinin eylemlerinden sorumlu tutulmaması gerektiğini belirtti.

Rus sporcuların Olimpiyat Oyunları'nda ulusal bayrakları altında, ülkelerinin renkleri ve marşıyla yarışıp yarışamayacağına ise henüz karar verilmedi.

Ukrayna Ulusal Olimpiyat Komitesi, IOC'nin bu kararına karşı Spor Tahkim Mahkemesi'ne (CAS) itirazda bulundu.

ROC, Şubat 2022'deki istilanın ardından, Rusya kontrolü altındaki Ukrayna toprakları olan Luhansk, Donetsk, Herson ve Zaporijya'daki bölgesel olimpiyat konseylerini tanıması nedeniyle Ekim 2023'te askıya alınmıştı.

Rusya'nın Kazan şehrine verilen 2025 Dünya Su Sporları Şampiyonası ise daha sonra Singapur'a alınmıştı.

Bu etkinlikle Moskova, 1983'ten bu yana Dünya Halter Şampiyonası'na ilk ev sahipliği yapacak.

IWF Genel Sekreteri Jose Quinones, "Aldığımız tüm adaylık başvuruları mükemmeldi. Her birinizin ülkesinde düzenlenecek şampiyonaların büyük bir başarıya ulaşacağından eminiz" dedi.

Rusya'nın uluslararası müsabakalara dönüşü, aynı zamanda olimpik spor tarihindeki en büyük doping skandallarından birinin gölgesinde gerçekleşiyor.

Ülke, Dünya Dopingle Mücadele Ajansı'nın 2015'te hazırlattığı ve Rus atletizminde sistematik doping yapıldığına dair kanıtlar sunan raporun ardından mercek altına alınmıştı. Daha sonra yürütülen soruşturmalar ise 2014 Soçi Kış Olimpiyatları'yla bağlantılı, devlet destekli bir örtbas etme mekanizmasını ortaya çıkarmıştı.

IOC, uluslararası müsabakalara geri dönen tüm Rus sporcuların, ilgili dopingle mücadele şartlarını karşılamak zorunda olduğunu belirtti.

Reuters'tan da yararlanılmıştır

Independent Türkçe,independent.co.uk/sport


Mossad Eski Başkanı, İsrail’in İran’daki ajanlarını nasıl koruduğunu açıkladı

Geçtiğimiz mart ayında İsrail’in Tahran’a düzenlediği hava saldırılarının ardından yükselen duman. (AFP)
Geçtiğimiz mart ayında İsrail’in Tahran’a düzenlediği hava saldırılarının ardından yükselen duman. (AFP)
TT

Mossad Eski Başkanı, İsrail’in İran’daki ajanlarını nasıl koruduğunu açıkladı

Geçtiğimiz mart ayında İsrail’in Tahran’a düzenlediği hava saldırılarının ardından yükselen duman. (AFP)
Geçtiğimiz mart ayında İsrail’in Tahran’a düzenlediği hava saldırılarının ardından yükselen duman. (AFP)

İsrail dış istihbarat servisi Mossad’ın eski başkanı David Barnea, İsrail’in İran’a yönelik askerî operasyonu ve 2024 yılında Lübnan’da Hizbullah mensuplarını hedef alan çağrı cihazı (pager) patlamaları hakkında yeni ayrıntılar açıkladı.

Şarku’l Avsat’ın Ynet News haber sitesinden aktardığına göre Barnea, “Priority Summit” (Öncelikler Zirvesi) konferansında yaptığı konuşmada, Mossad’ın İran’da görev yapan mensuplarını gösteren resmî bir videoyu kasıtlı olarak yayımladığını söyledi. Söz konusu video, İsrail’in Haziran 2025’te İran’ın nükleer ve askerî hedeflerine yönelik başlattığı “Yükselen Aslan Operasyonu”nun ilk günü sabahında yayımlandı.

Barnea, Mossad’ın ambleminin açıkça görüldüğü videonun yalnızca operasyonun propagandasını yapmak amacıyla hazırlanmadığını belirtti. Videoyla aynı zamanda İran güvenlik birimlerinin kafasının karıştırılmasının ve şüpheli listelerinin genişletilmesinin hedeflendiğini ifade eden Barnea, böylece İran makamlarının gerçek İsrailli ajanları tespit etmesinin zorlaştırılmasının amaçlandığını kaydetti.

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, Mossad’ın eski başkanı David Barnea ile 18 Nisan 2024’te Tel Aviv’de bir araya geldi. (İsrail Hükümet Basın Ofisi-DPA)
İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, Mossad’ın eski başkanı David Barnea ile 18 Nisan 2024’te Tel Aviv’de bir araya geldi. (İsrail Hükümet Basın Ofisi-DPA)

Barnea, konuya ilişkin açıklamasında şu ifadeleri kullandı:

“Yükselen Aslan Operasyonu’nun sabahında Mossad’ın amblemini taşıyan resmî bir video yayımlamamızın nedenlerinden biri, orada bulunan ajanlarımızı korumaktı. İran’da çok sayıda kişinin gözaltına alınmasını istedik. Böylece İran makamlarının gerçek ajanlarla ilgisiz kişileri birbirinden ayırt etmesini zorlaştırmayı ve sonunda herkesi serbest bırakmak zorunda kalmalarını amaçladık. Tam olarak böyle oldu.”

Barnea’nın iddiasına göre İran makamları, çatışmaların ikinci gününde 21 bin kişiyi gözaltına aldı.

Tahran sokaklarından birinde sergilenen İran füzeleri, Eylül 2026. (Reuters)
Tahran sokaklarından birinde sergilenen İran füzeleri, Eylül 2026. (Reuters)

İsrail merkezli haber sitesine göre Barnea, sözlerini şöyle sürdürdü:

“21 bin kişiyi gözaltına aldığınızı düşünün. Bir ya da iki ajanı yakalamış olsanız bile sonunda hepsini serbest bırakmak zorunda kalırsınız. Çünkü herkes aynı şeyi söyleyecektir: Sokakta yürüyordum ya da arabamı kullanıyordum, beni gözaltına aldılar. Sonunda da herkesi serbest bıraktılar.”

Barnea, İsrail istihbaratının İran’daki ajanlarını korumak için izlediği yöntemleri anlatırken, Lübnan’da çağrı cihazlarının patlatılmasından önce yaşanan gergin anlara ve her iki operasyonun arkasındaki stratejik hesaplamalara da değindi.

Mossad’ın eski başkanı, İran’da İsrail istihbaratı adına çalışmakla suçlanarak gözaltına alınan veya idam edilen bazı kişilerin ise Mossad ile hiçbir bağlantısının bulunmadığını öne sürdü.

Barnea, İran’da Mossad ajanı oldukları iddiasıyla asılan bazı kişiler hakkında şunları söyledi:

“İran’da Mossad ajanı oldukları gerekçesiyle idam edilen bazı kişiler söz konusu olduğunda, kendi kendime soruyorum: Bunlar kim? Aldığım yanıt ise şu: ‘Bilmiyoruz, biz de bilmiyoruz.’”

Barnea, bu kişilerin İran makamları tarafından yanlışlıkla İsrail ajanı olarak sınıflandırılan masum insanlar olduğunu iddia etti.

“Bunlar yalnızca şanssız insanlar. İran makamları onların ajanımız olduğuna karar verdi, ancak bu kişiler Mossad için hiçbir zaman çalışmadı. Muhtemelen başka herhangi bir istihbarat servisi için de çalışmadılar” dedi.

Barnea ayrıca, Mossad ajanlarının yüzde 99,9’unun hiçbir zaman deşifre edilmediğini iddia etti. Operasyona katılan bazı kişilerin ise İsrail’in söz konusu askerî harekâtında rol almalarına rağmen Tahran’da yaşamaya devam ettiklerini öne sürdü.


İran’a ilişkin talimatlar nedeniyle... Netanyahu ile İsrail Genelkurmay Başkanı arasında gerilim

İsrail'in Bney Brak kentinde, parlamento seçimleri öncesinde Netanyahu liderliğindeki Likud Partisi'nin seçim afişinin yanında bisikletiyle bir çocuk (Reuters)
İsrail'in Bney Brak kentinde, parlamento seçimleri öncesinde Netanyahu liderliğindeki Likud Partisi'nin seçim afişinin yanında bisikletiyle bir çocuk (Reuters)
TT

İran’a ilişkin talimatlar nedeniyle... Netanyahu ile İsrail Genelkurmay Başkanı arasında gerilim

İsrail'in Bney Brak kentinde, parlamento seçimleri öncesinde Netanyahu liderliğindeki Likud Partisi'nin seçim afişinin yanında bisikletiyle bir çocuk (Reuters)
İsrail'in Bney Brak kentinde, parlamento seçimleri öncesinde Netanyahu liderliğindeki Likud Partisi'nin seçim afişinin yanında bisikletiyle bir çocuk (Reuters)

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ile Genelkurmay Başkanı arasında, İran’la ilgili siyasi bir talimat nedeniyle gerilim yaşandı. Yerel bir televizyon kanalında dün gece yer alan bir habere göre gelişme İsrail’deki çekişmeli seçimlere kısa süre kala meydana geldi.

Şarku’l Avsat'ın AP’den aktardığına göre İbranice yayın yapan Kanal 12’nin haberi ülkede endişeye yol açtı. Netanyahu’nun seçimlerdeki başlıca rakibi Gadi Eisenkot, Genelkurmay Başkanı Eyal Zamir’e destek verdiğini açıkladı.

Yaşanan rahatsızlık, İsrail’de en uzun süre başbakanlık yapan Netanyahu’nun görevini korumak amacıyla seçimlerden önce İran’a saldırma seçeneğine başvurabileceği yönündeki kaygıları yansıttı.

Netanyahu, Kanal 12’nin haberini Kanal 14’e yaptığı açıklamada “saçmalık” olarak nitelendirirken, İsrail ordusundan konuya ilişkin henüz bir açıklama gelmedi.

Tel Aviv’de, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’yu ABD Başkanı Donald Trump ve savaş uçaklarıyla birlikte gösteren, Likud Partisi’ne ait dev seçim afişi asılıyor. (AP)
Tel Aviv’de, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’yu ABD Başkanı Donald Trump ve savaş uçaklarıyla birlikte gösteren, Likud Partisi’ne ait dev seçim afişi asılıyor. (AP)

Kanal 12’nin haberinde, İran’la ilgili talimatın içeriğine yer verilmedi. Başbakan, son günlerde İran yönetiminin “devrilmesi” gerektiğini dile getirdi.

Netanyahu ayrıca, İran’ın veya vekil güçlerinin yarın yapılacak seçimlerden önce oylamayı sekteye uğratmak amacıyla saldırı düzenleyebileceği yönündeki uyarılarını yineledi. Başbakan, bu değerlendirmesini istihbarat bilgilerine dayandırdı.

Netanyahu, yayımladığı görüntülü açıklamada, “Ordu hem savunma hem de saldırı için hazır” ifadelerini kullandı. İran’a yönelik uyarısını sürdüren Netanyahu, “Hayal edebileceğinizden çok daha büyük ve orantısız darbeler alacaksınız” ifadelerini kullandı.