Gazze’deki savaş ve dünya savaşlarının yıl dönümü

Gazze Savaşı ve uluslararası krizlerin çağrışımları

Gazze Şeridi'nin güneyindeki Han Yunus'ta yıkılmış binaların yanındaki dar bir sokakta yürüyen Filistinliler, 11 Haziran 2024 (AFP)
Gazze Şeridi'nin güneyindeki Han Yunus'ta yıkılmış binaların yanındaki dar bir sokakta yürüyen Filistinliler, 11 Haziran 2024 (AFP)
TT

Gazze’deki savaş ve dünya savaşlarının yıl dönümü

Gazze Şeridi'nin güneyindeki Han Yunus'ta yıkılmış binaların yanındaki dar bir sokakta yürüyen Filistinliler, 11 Haziran 2024 (AFP)
Gazze Şeridi'nin güneyindeki Han Yunus'ta yıkılmış binaların yanındaki dar bir sokakta yürüyen Filistinliler, 11 Haziran 2024 (AFP)

Elie el Kaşif

ABD Başkanı Joe Biden’ın Gazze için ateşkes teklifi, muhtemelen Ramazan ayı arifesinde ateşkes ve esir takası anlaşması amacıyla yapılan, ancak tökezleyip başarısızlıkla sonuçlanan müzakerelerle aynı kaderi paylaşacak gibi görünüyor. ABD yönetiminin ister doğrudan İsrail'e ister Arap ülkeleri aracılığıyla Hamas’a olmak üzere savaşan taraflara yönelik tüm baskılarına rağmen, kendisi de bunu öngörmeye ve işaret etmeye başladı. ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken savaşın başlamasından bu yana bölgeye gerçekleştirdiği sekizinci ziyarette bunu yapmaya çalışsa da şimdiye kadar pek başarılı olamadı.

Ne zaman savaşın müzakereler yoluyla durdurulabileceğine dair bir umut doğsa, bu müzakerelerin başarısızlıkla sonuçlanacağına dair kötümser bir rüzgâr esmeye başlıyor. Eğer müzakere girişimi bu kez de başarısız olursa, karamsarlık geçen seferkinden daha da yoğun olacak. Teklif, gerek müzakerelerin başarısız olması ve İsrail ile Hamas'ın Biden'ın teklifine yanıt vermemesi bakımından, gerek savaşın doğrudan tarafları olan Hamas ve İsrail'in, özellikle de Binyamin Netanyahu ve Yahya Sinvar'ın hesapları bakımından gerekse özellikle önümüzdeki kasım ayında yapılması planlanan ABD seçimlerinin arifesinde bölgesel ve uluslararası sahnedeki kaos bakımından İsrail'in Gazze Şeridi'ne yönelik savaşının en karmaşık hale geldiği zor bir zamanda ortaya atıldı. Bu da haftalardır hatta aylardır konuşulan Hamas ve İsrail arasındaki yıpratma savaşının aslında bölgesel ve uluslararası bir çatışmanın yansıması olup olmadığı, yani bölgesel ve uluslararası tarafların kendi hesapları için mi bu çatışmayı derinleştirmeye çalıştıkları ya da söz konusu uluslararası tarafların başında gelen ABD’yi bu savaşta boğmak, dikkatini dağıtmak ve çözümsüzlüğe itmeye mi çalışıldığı gibi önemli bir soruyu gündeme getiriyor.

Aslında, Rusya-Ukrayna savaşıyla ilgili sahada ve siyaset sahnesinde yaşanan gerilim, Doğu Avrupa'daki gelişmeleri Filistin topraklarındaki çatışmayla ilişkilendirmeye giderek daha fazla itiyor. Çünkü ABD ve Batı ülkelerinin her iki bölgede de var olması, rakiplerinin bu savaşlara katılmaları için net bir davet anlamına geliyor. Eğer Rusya Avrupa'daki savaşın tarafı ise Gazze’deki savaşta rolü ne olacak? Ya da Hizbullah ve İsrail arasındaki cephede nasıl bir rol üstlenecek? Aksa Tufanı Operasyonu'na ilişkin bazı geç okumalar, Moskova'nın bu operasyona yakından ya da uzaktan müdahil olmuş olma ihtimalini sorgulasa da elbette net cevaplara ulaşamadı. Şu sıralar sorular, Rusya'nın Ukrayna savaşındaki hesapları ya da başta Çin olmak üzere diğer ülkeler arasında yeni bir uluslararası düzen inşa etme girişimleri bağlamında, savaşı uzatma ve ABD'yi bu savaşla meşgul etme konusundaki çıkarları üzerinde yoğunlaşıyor. Dolayısıyla, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin'in Gazze’deki savaşın patlak vermesinin bir nedeni olarak gördüğü ABD’nin Ortadoğu'daki başarısızlığı, ABD liderliğindeki liberal uluslararası düzenin parçalanmasına yol açıyor.

Gazze’deki savaştan nasıl çıkılacağı ve ‘ertesi günü’ belirsizliğini korurken Ortadoğu’da bu savaşın ortaya çıkardığı yeni bir soğuk savaş biçimiyle karşı karşıya olabiliriz.

Ancak Rusya ile ilgili soruların sorulması, kaçınılmaz olarak Çin ile ilgili sorular da sorulması anlamına geliyor. Pekin, Moskova’nın aksine çatışmaya doğrudan müdahil olmasına dair herhangi bir sinyal vermiyor. Putin geçtiğimiz hafta, Batılı ülkelerin Ukrayna’yı silahlandırmasına ve Rusya'ya saldırmasına izin vermesine karşılık, Moskova'nın dünyanın dört bir yanındaki ABD karşıtı grupları desteklemeye hazır olduğunu söylemişti. Bu da İran ile silah anlaşmaları yapmaya ya da bölgedeki İran yanlısı grupları doğrudan ya da Tahran üzerinden silahlandırmaya hazır olduğu şeklinde yorumlandı. Hizbullah'a yakın çevreler Moskova ile ilişkilerinin şu an her zamankinden daha güçlü olduğundan bahsediyor. Peki, bu Rusya'nın Hizbullah'a silah ya da teknoloji sağladığı anlamına mı geliyor? Her halükârda özellikle Ukrayna ve genel olarak Avrupa kıtasının güvenliği konusunda ABD ve Batı ülkeleri ile derinleşen çatışması çerçevesinde, Rusya'nın Gazze’deki savaşa müdahil olmuş olabileceğinden endişe duymak gerekiyor.

Son yıllarda İsrail, Körfez Arap ülkeleri ve İran'la birlikte bölgedeki varlığının kapsamını genişleten Çin ise Filistin'deki bölünmüşlüğün tarafları olan Fetih Hareketi (El Fetih) ve Hamas Hareketi arasında uzlaşı sağlayama çalışarak ve Filistinliler ile İsrail arasındaki çatışmayı çözmek için uluslararası konferans çağrısında bulunarak, savaşa diplomatik bir pencereden bakıyor.

svdfbgnh
Ürdün'ün ev sahipliğinde yapılan “Eylem Çağrısı: Gazze'ye Acil İnsani Müdahale” konulu Ölüdeniz Konferansı'na katılan ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken (ortada) sağında Arap Birliği Genel Sekreteri Ahmed Ebu Gayt ile, 11 Haziran 2024 (AFP)

Gazze Şeridi’ndeki savaşın büyük resmi böyle, ancak uluslararası ve bölgesel ittifakların karmaşıklığı ve çakışmaları çerçevesinde, uluslararası ve bölgesel safların daha açık dizildiği Soğuk Savaş dönemindeki durumun aksine, bugün bölgedeki ve dünyadaki tüm ülkeler ilişkilerini ve ittifaklarını mümkün olduğunca genişletmeye çalışıyor. Bu ise bölgedeki uluslararası rekabetin, özellikle de günümüzün iki büyük kutbu olan ABD ve Çin arasındaki rekabetin ek bir nedeni haline geliyor. Hem ABD hem de Çin, İsrail'den Körfez ülkelerine ve İran'a kadar bölgedeki diğer ülkelerle ilişkilere sahip. Dolayısıyla Gazze’deki savaştan nasıl çıkılacağı ve ‘ertesi günü’ belirsizliğini korurken, Ortadoğu’da bu savaşın ortaya çıkardığı yeni bir soğuk savaş biçimiyle karşı karşıya olabiliriz.

Fakat savaşı çevreleyen bu uluslararası sahne tek başına savaşın gelişimini ve geleceğini açıklamaya yetmiyor. Zira yerel aktörlerin, Hamas ve İsrail'in, özellikle de Sinvar ve Netanyahu'nun hesapları, çatışmanın geleceği üzerinde çok etkili ve hatta belirleyici. İran’ın Dini Lideri Ali Hamaney'in geçtiğimiz günlerde Hamas Hareketi’ne Biden'ın teklifini kabul etmemesi yönünde yaptığı dolaylı çağrıdan da anlaşılacağı üzere, İran'ın Hamas'ın önemli bir destekçisi olarak savaştaki varlığı, hatta onun tercihlerini yönlendirmesi göz ardı edilemez. Tüm bu aktörlerin, Gazze Şeridi'ndeki savaşta yaşanan gelişmelerin de kanıtladığı üzere, başta bölgedeki başlıca uluslararası aktör olan ABD olmak üzere, savaştaki başlıca ülkelerin çıkarlarını ve tedbirlerini dikkate aldıklarına hiç şüphe yok.

Gazze’deki savaş da dahil olmak üzere bölgedeki olayların çoğu, ABD’nin bölgedeki yeni mühendisliğinin bir parçası olarak, ABD-Suudi Arabistan anlaşması etrafında dönüyor.

Nihayetinde ister müttefikleri ister muhalifleri tarafından olsun, tüm yerel, bölgesel ve uluslararası hesaplar ABD ve onun yakın ve uzak hedefleri etrafında dönüyor. Hamas, İran ve Hizbullah, İsrail ile ABD arasındaki anlaşmazlıkların ve bu anlaşmazlıkların merkezinde yer alan ABD’nin bölgedeki önceliklerinin üzerine bahis oynuyorlar. Biden yönetimi, ABD'nin Doğu Avrupa, Pasifik ya da Çin Denizi gibi önemli uluslararası çatışma bölgelerine yeniden odaklanmasıyla ilgili jeopolitik nedenlerinin yanı sıra Gazze’deki savaşta İsrail'i desteklediği ve gönderdiği çok sayıda silahla on binlerce Filistinli sivilin ölümüne neden olduğu için seçimlerde ABD’lilerin kendisine yönelik tepkisini hafifletmek gibi sebeplerden ötürü üç aşamalı ateşkes anlaşmasının imzalanması için acele ediyor.

xscdvfbg
İsrailli rehinelerin aileleri, Blinken’ın Tel Aviv ziyaretine denk gelecek şekilde, rehinelerin derhal serbest bırakılması talebiyle protesto gösterisi düzenledi 11 Haziran 2024 (Reuters)

Öte yandan Gazze'deki ateşkes, Washington ile Riyad arasında bir savunma anlaşmasından oluşan ve Washington'ın İsrail'i Suudi Arabistan ile normalleşme anlaşması yoluyla bölgeye daha fazla entegre etme çabaları çerçevesinde Tel Aviv'in de katılabileceği, ancak Tel Aviv'in Riyad'ın talep ettiği gibi iki devletli bir çözüm ile ilgili somut adımlar atmasına bağlı olan, ABD himayesinde ‘bölgesel bir yapı’ inşa etmeye doğru ilerliyor. Dolayısıyla, Gazze’deki savaş da dahil olmak üzere bölgedeki olayların çoğu, ABD’nin bölgedeki yeni mühendisliğinin bir parçası olarak ABD-Suudi Arabistan anlaşması etrafında dönüyor. Bu sebeple, İran’ın Dini Lideri Ali Hamaney’in kısa süre önce Aksa Tufanı Operasyonu’nu, bölgedeki denklemleri değiştirmeye yönelik bir Amerikan projesini engellediğini söyleyerek övmesi kimseyi şaşırtmadı.

Hamas Hareketi’nin Gazze’deki lideri Yahya Sinvar'ın özellikle de esir kartını elinde tuttuğu sürece, elinde kalanlarla savaşmaya devam etme isteğine ilişkin kendi hesaplarıyla kesiştiğinde İran'dan gelen sinyalleri aldığına şüphe yok. İşte şimdi Washington ona ABD vatandaşı olan rehineler için arada İsrail olmadan müzakere etme teklifinde bulunuyor. Sinvar’ın sadece iki seçeneği var. Ya İsrail, uluslararası tarafların garantörlüğünde kalıcı bir ateşkesi kabul edecek ya da savaşmaya devam edecek. Şimdiye kadar bu iki seçenek dışında üçüncü bir seçeneği kabul etmeye istekli görünmedi. Sinvar'ın tutumunun, özellikle Hamas’ın Doha'daki lider kadrosuna uygulanan baskı çerçevesinde bir bütün olarak Hamas'ın tutumu olup olmadığı da tartışmalı bir konu. Ancak İran Hamas'ın ana şemsiyesi olmaya devam ediyor. Bu da Hamas'ın genel tutumunu anlamada önemli bir unsur.

Netanyahu'nun siyasi ve şahsi hesapları, Washington ile ilişkilerinin sınırları ve koşulları da dahil olmak üzere savaştaki seçeneklerini belirlemede önemli rol oynuyor.

İsrail'e ve özellikle Netanyahu'ya gelince; Netanyahu, iki devletli bir çözümü kabul etmeye hazır değil. Çünkü böyle bir durum onu hükümetinin düşmesi ve aşırı sağın yeri doldurulamaz desteğini kaybetmesi tehdidiyle karşı karşıya bırakacaktır. Yani ya hem Filistinlilerle savaşı hem de İsrail içindeki siyasi çatışmayı kazanarak ikisi de kazanacak ya da ikisini birden kaybedecek. Tecrübeli bir siyasetçi olan Netanyahu, İsrail'deki siyasi ve demografik geleceğin özellikle savaş sonrasında aşırı sağcı eğilimlerden yana olduğunu çok iyi biliyor. Bu nedenle önceliklerinin, görev süresi sona ermekte olan Biden yönetimiyle ilişkileri pahasına da olsa aşırı sağcı akımların kendisine olan desteğini sürdürmek olması gerektiğini bilen Bibi (Netanyahu), İsrail sağının değirmenine su taşıyan Donald Trump'ın seçimleri kazanması üzerine de bahis oynuyor olabilir. Nihayetinde Netanyahu'nun siyasi ve şahsi hesapları, Washington'la ilişkinin sınırları ve koşulları da dahil olmak üzere savaştaki seçeneklerini belirlemede önemli rol oynuyor. İsrail sağının anlatısı, Biden'ın İsrail'e yardım etmek yerine, onu bölgeye yönelik projesinin bir parçası olarak kullandığı yönünde ve bu da elbette Netanyahu ve danışmanları tarafından çok iyi biliniyor.

Tüm bu üst üste binen uluslararası, bölgesel ve yerel sahneler açısından Gazze’deki savaştan çıkış yolunu hayal etmek daha da zorlaşıyor. O halde bölge uzun bir ‘yıpratma savaşına’ mı hazırlanmalı? Nihayetinde böyle bir savaşın bedelini öncelikle Filistinli siviller, ikinci olarak da Lübnan'da, Suriye'de, hatta biraz daha uzaktaki Irak'ta olsun, uzun savaşlara alışkın olan ‘Bereketli Hilalin’ halkları ödeyecek.



Devrim Muhafızları, balistik füzelerinin menziline yönelik kısıtlamayı kaldırdığını duyurdu

İki din adamı, Tahran'ın batısındaki Azadi Meydanı'nda balistik füzenin sergilendiği, devrimin yıl dönümünü anma törenlerinde (Reuters)
İki din adamı, Tahran'ın batısındaki Azadi Meydanı'nda balistik füzenin sergilendiği, devrimin yıl dönümünü anma törenlerinde (Reuters)
TT

Devrim Muhafızları, balistik füzelerinin menziline yönelik kısıtlamayı kaldırdığını duyurdu

İki din adamı, Tahran'ın batısındaki Azadi Meydanı'nda balistik füzenin sergilendiği, devrimin yıl dönümünü anma törenlerinde (Reuters)
İki din adamı, Tahran'ın batısındaki Azadi Meydanı'nda balistik füzenin sergilendiği, devrimin yıl dönümünü anma törenlerinde (Reuters)

İran Devrim Muhafızları Ordusu dün yaptığı açıklamada, balistik füzelerinin menzilini 2 bin kilometreyle sınırlayan kendi koyduğu kısıtlamayı kaldırdığını duyurdu.

Bu açıklama, kapsamlı bir savaşın yeniden patlak verebileceğine ilişkin endişelerin arttığı bir dönemde, İran'ın daha uzak mesafelerdeki hedefleri vurabilecek füzeler geliştirme arayışına işaret ediyor.

Devrim Muhafızları Sözcüsü Hüseyin Muhibbî'ye, Tahran'da düzenlenen basın toplantısında füze menziline ilişkin kısıtlama soruldu. Muhibbî, “Bu kısıtlama bizim açımızdan kaldırılmıştır” cevabını verdi.

dsv fd
Devrim Muhafızları Sözcüsü Hüseyin Muhibbî (Arşiv – IRNA)

Muhibî, İran'ın 2 bin kilometrenin üzerinde menzile sahip füzelere sahip olup olmadığı konusunda ise herhangi bir açıklama yapmadı. Yalnızca, bu kabiliyetlerini sözlü açıklamalar yerine “fiilen göstereceklerini” ifade etmekle yetindi.

Muhibbî'nin açıklaması, İran'ın Dini Lideri Mücteba Hamaney'in, ABD veya İsrail'den gelebilecek “her türlü tehdit ve tehdidin her düzeyine”, “coğrafi sınır tanımayan” bir karşılık verileceği uyarısında bulunmasından birkaç gün sonra geldi.

Şarku’l Avsat'ın AP’den aktardığına göre İran'ın 2 bin kilometrenin üzerinde menzile sahip füzelere sahip olduğuna ilişkin doğrulanmış bir bilgi bulunmuyor. Bununla birlikte, 2 bin kilometrelik menzil, İran füzelerinin Yunanistan'ın bazı bölgeleri ile Balkanlar'ın bir bölümüne ulaşabilmesini mümkün kılıyor.

Öte yandan ABD'li yetkililer, İran'ın uzay programında kullanılan teknolojilerin kıtalararası balistik füze geliştirmek amacıyla uyarlanabileceğini belirtiyor.


CENTCOM, İran ablukasını aşmaya çalışan ticari gemiyi Umman Körfezi'nde durdurdu

ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı'nın (CENTCOM), Umman Körfezi'nde Saint Kitts ve Nevis bayrağı taşıyan gemiye yönelik müdahalesini gösteren videodan alındı. (CENTCOM)
ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı'nın (CENTCOM), Umman Körfezi'nde Saint Kitts ve Nevis bayrağı taşıyan gemiye yönelik müdahalesini gösteren videodan alındı. (CENTCOM)
TT

CENTCOM, İran ablukasını aşmaya çalışan ticari gemiyi Umman Körfezi'nde durdurdu

ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı'nın (CENTCOM), Umman Körfezi'nde Saint Kitts ve Nevis bayrağı taşıyan gemiye yönelik müdahalesini gösteren videodan alındı. (CENTCOM)
ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı'nın (CENTCOM), Umman Körfezi'nde Saint Kitts ve Nevis bayrağı taşıyan gemiye yönelik müdahalesini gösteren videodan alındı. (CENTCOM)

ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı (CENTCOM), dün akşam yaptığı açıklamada, St Kitts ve Nevis bayrağı taşıyan bir geminin, tekrarlanan uyarıları dikkate almaması ve İran'daki bir limana uğradıktan sonra bölgeden ayrılmaya çalışması üzerine etkisiz hâle getirildiğini duyurdu.

ABD güçleri, aylardır İran'a yönelik deniz ablukası uyguluyor.

Söz konusu saldırı, ABD ordusunun bir gün önce İran'a yönelik gerçekleştirdiği ve bir hava savunma sistemini hedef alan sınırlı hava saldırılarının ardından geldi.

İngiltere Deniz Ticaret Operasyonları Kurumu (UKMTO) ise dün Birleşik Arap Emirlikleri'nin Horfakkan kentinin yaklaşık 18 deniz mili doğusunda, Umman Körfezi'nde bir kargo gemisi ile askerî güçler arasında yaşanan olaya ilişkin ihbar aldığını bildirdi.

Kurum, gemi mürettebatının durumunun, gemide meydana gelen hasarın ve olayın çevresel etkilerinin henüz netlik kazanmadığını açıkladı.


Fransa’da yüksek yaşam maliyetine karşı yeni gösteriler düzenlendi, ancak katılım düşük oldu

Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, 18 Ekim’de Elysee Sarayı’nda gerçekleşen bir toplantıya başkanlık etti. (AFP)
Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, 18 Ekim’de Elysee Sarayı’nda gerçekleşen bir toplantıya başkanlık etti. (AFP)
TT

Fransa’da yüksek yaşam maliyetine karşı yeni gösteriler düzenlendi, ancak katılım düşük oldu

Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, 18 Ekim’de Elysee Sarayı’nda gerçekleşen bir toplantıya başkanlık etti. (AFP)
Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, 18 Ekim’de Elysee Sarayı’nda gerçekleşen bir toplantıya başkanlık etti. (AFP)

Fransa’da hayat pahalılığına karşı düzenlenen yeni gösteriler, dün, önceki üç haftaya kıyasla daha düşük katılımla başladı. Özellikle Paris’te yoğun güvenlik önlemleri alındı.

Yetkililer, gösteriler sırasında 17 Ekim’de yaşanan taşkınlık ve yağma olaylarının tekrarlanmasını önlemeye çalışıyor. Hareketliliğin merkezi olarak kabul edilen Paris dışında, İçişleri Bakanı’na yakın kaynakların verdiği bilgiye göre, öğleden sonra düzenlenen 68 gösteriye yaklaşık 7 bin kişi katıldı. Bu rakam, katılımda belirgin bir düşüşe işaret ediyor.

Perşembe günü düzenlenen büyük sendikal gösterilerin ardından gerçekleştirilen yeni eylemler, hükümetin yarın sabah sendikalar ve işveren temsilcilerinin katılımıyla düzenlemeyi planladığı konferans öncesinde yetkililer üzerindeki baskıyı sürdürmeyi amaçlıyor. Hükümet, konferansın ardından öğleden sonra öğrenci örgütleriyle de görüşmeler gerçekleştirecek.

cd
Fransa Başbakanı Sebastien Lecornu (solda) ve Eğitim Bakanı Edouard Geoffroy, 4 Kasım’da Ulusal Meclis’te düzenlenen bir oturumda (AFP)

Fransa Başbakanı Sebastien Lecornu, satın alma gücü ve ücretlerin ele alınması amacıyla yarın işçi sendikaları ve işveren birliklerinin katılımıyla bir konferans düzenleneceğini açıkladı. Hükümet, asgari ücreti artırmayı planladığını belirtirken okullardaki eğitim personeli sayısının artırılması ve eğitime ayrılan bütçenin yükseltilmesi taahhüdünde bulundu. Öte yandan, öğrenci ve öğretmenleri temsil eden sendikalar, hükümetin eğitim harcamalarını artırması yönündeki baskıyı sürdürmek amacıyla gelecek salı günü greve gidilmesi çağrısı yaptı. Haftalardır devam eden eylemler kapsamında okulların kapatılması ve protestolar düzenleniyor.

Söz konusu sendikalar dün yayımladıkları ortak açıklamada, “Hareketimiz güçlü bir konumda, hükümet ise zayıf durumda ve geri adım atmaya başladı” ifadesini kullandı. Açıklamada ayrıca, “Protestoların kapsamını genişletmenin ve hükümet üzerindeki baskıyı sürdürmenin zamanı geldi” denildi.

sderv
Üniversite rektörleri veya temsilcileri, üniversitelere ve okullara hükümetin daha fazla ilgi göstermesini talep etmek amacıyla cuma günü Paris’te toplandı. (AFP)

Kriz, başlangıçta liselerdeki eğitim sisteminin durumunu protesto eden öğrencilerin başlattığı eylemlerle ortaya çıktı. Daha sonra hayat pahalılığına ilişkin talepler de eklendi. Eylemler, on yıllık iktidarının ardından mayıs ayında cumhurbaşkanlığı görevinden ayrılacak olan Macron’a yönelik protestolara da dönüştü.

Lecornu, cuma günü sosyal taraflara gönderdiği mektupta, ücretler ve satın alma gücü konusunda dile getirilen beklentileri ve işverenlerin endişelerini dinlediğini belirtti. Söz konusu konferansın, ‘Fransızların beklentilerine yönelik somut yanıtların ortaya konulmasını sağlayacağını’ ifade etti. Gençlik sendikaları konfederasyonu ile yerel sendikalar birliği, ‘hayat pahalılığına karşı ve gençler için’ sloganıyla dün gösteri düzenlenmesi çağrısında bulundu. İzin verilen yürüyüşün, Paris’in merkezindeki Place de la Republique’den (Cumhuriyet Meydanı) başlayarak Place de la Nation’a (Ulus Meydanı) kadar devam etmesi planlandı. Saat 15.00 civarında yürüyüşün sakin bir şekilde sürdüğü bildirildi.

sdc
Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron (AFP)

Öte yandan, Sarı Yelekliler hareketinin koordinasyon komitesi, Ulusal Meclis binasının yakınındaki Place de la Concorde’de ayrı bir gösteri düzenlenmesi çağrısında bulundu. Ancak yetkililer bu gösteriyi yasakladı. Dün öğleden sonra yaklaşık 100 kişi meydanda toplandı. Şarku’l Avsat’ın AFP’den aktardığına göre polis, göstericileri hızla kuşatırken hareketin liderlerinden biri Ulusal Meclis binası önünde gözaltına alındı. Sarı Yelekliler, 17 Ekim’de düzenledikleri yaklaşık bin 700 eylemin ardından bugünlerde Fransa’nın farklı bölgelerinde yaklaşık 120 eylem gerçekleştirmeyi planlıyor.

Aşırı sağcı aday Marine Le Pen’in önde olduğu cumhurbaşkanlığı seçimlerine altı aydan az bir süre kala Sebastien Lecornu hükümeti, Ulusal Meclis’te çoğunluğa sahip değil. Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ise yeni bir toplumsal krizle karşı karşıya. Radikal solun cumhurbaşkanı adayı Jean-Luc Melenchon’un, kamuoyu yoklamalarında ikinci tura kalmasının beklendiği seçim sürecinde bu krizden yararlanmayı planladığı belirtiliyor. Melenchon, seçim kampanyasını başlatmak üzere büyük bir miting düzenleyecek.

Melenchon, cumartesi günü 2027 seçim programını açıklarken asgari ücretin artırılmasını ve ülkede emeklilik yaşının 60’a düşürülmesini vaat etmeyi planlıyor.

75 yaşındaki Melenchon, solun en güçlü adayı olarak görülüyor. Son kamuoyu yoklamaları, gelecek nisan ayında yapılacak cumhurbaşkanlığı seçimlerinin ikinci turunda Le Pen ile karşı karşıya geleceğine işaret ediyor. Ancak anketler, ikinci turda seçimi kaybedeceğini de gösteriyor.

brgbrg
Fransa’nın başkenti Paris’teki Place de la Republique’de toplanan protestocular (Reuters)

Programı ‘Ortak Bir Gelecek’ başlığını taşıyor. Bu program, Boyun Eğmeyen Fransa Partisi’nin beşinci seçim programı olma özelliğini taşıyor ve Melenchon’un önceki cumhurbaşkanlığı seçim kampanyalarının temelini oluşturan politikaları büyük ölçüde yeniden gündeme getiriyor.

Programın başlıca vaatleri arasında, Macron tarafından kabul edilen ve kamu maliyesini güçlendirmek amacıyla Fransa’daki asgari emeklilik yaşını kademeli olarak 62’den 64’e çıkaran emeklilik reformunun iptal edilmesi yer alıyor. Boyun Eğmeyen Fransa Partisi, sisteme 40 yıl boyunca katkıda bulunanlar için emeklilik yaşının yeniden 60’a düşürüleceğini belirtiyor.

Program ayrıca, aylık net asgari ücretin yaklaşık bin 480 eurodan bin 700 euroya yükseltilmesini, sermaye gelirlerine uygulanan sabit oranlı verginin kaldırılmasını, varlıklı ailelere yönelik vergilerin artırılmasını ve temel gıda ürünlerinin fiyatlarına üst sınır getirilmesini öngörüyor.

frgb gfr
Yaşam maliyetindeki artışa ve yükselen yakıt fiyatlarına karşı düzenlenen protestolar sırasında Place de la Republique’de ulusal bayrağı dalgalandıran bir gösterici (AFP)

Şarku’l Avsat’ın Reuters’tan aktardığına göre Boyun Eğmeyen Fransa Partisi, nükleer enerjiden aşamalı olarak vazgeçilerek tamamen yenilenebilir enerjiye dayalı bir elektrik sistemine geçilmesini de destekliyor. Bu kapsamda nükleer reaktör programının iptal edilmesi ve nükleer santrallerin faaliyet ömrünün 60 yılın ötesine uzatılmaması öngörülüyor.

Dış politika konusunda ise Melenchon’un programı, uzun süredir eleştirdiği NATO’ya yönelik tutumunu yineliyor. Programda, Fransa’nın öncelikle NATO’nun entegre askerî komutanlık yapısından ayrılması, ardından ittifaktan aşamalı olarak çekilmesi çağrısında bulunuluyor.

Programda ayrıca, Almanya’nın Avrupa Birliği’nin (AB) ekonomi politikaları üzerindeki etkisi eleştiriliyor. Berlin, Avrupa’da ‘düzenlenmiş liberalizm’ anlayışının başlıca savunucusu olarak nitelendiriliyor. Söz konusu ekonomik yaklaşım, katı bütçe kuralları, fiyat istikrarı ve bağımsız para politikası ilkelerine dayanıyor. Program, yerli sanayiye daha fazla koruma sağlanmasını, üretimin Fransa’ya taşınmasını teşvik edecek önlemler alınmasını ve devletin ekonomide daha müdahaleci bir rol üstlenmesini de savunuyor.