Gazze’deki savaş ve dünya savaşlarının yıl dönümü

Gazze Savaşı ve uluslararası krizlerin çağrışımları

Gazze Şeridi'nin güneyindeki Han Yunus'ta yıkılmış binaların yanındaki dar bir sokakta yürüyen Filistinliler, 11 Haziran 2024 (AFP)
Gazze Şeridi'nin güneyindeki Han Yunus'ta yıkılmış binaların yanındaki dar bir sokakta yürüyen Filistinliler, 11 Haziran 2024 (AFP)
TT

Gazze’deki savaş ve dünya savaşlarının yıl dönümü

Gazze Şeridi'nin güneyindeki Han Yunus'ta yıkılmış binaların yanındaki dar bir sokakta yürüyen Filistinliler, 11 Haziran 2024 (AFP)
Gazze Şeridi'nin güneyindeki Han Yunus'ta yıkılmış binaların yanındaki dar bir sokakta yürüyen Filistinliler, 11 Haziran 2024 (AFP)

Elie el Kaşif

ABD Başkanı Joe Biden’ın Gazze için ateşkes teklifi, muhtemelen Ramazan ayı arifesinde ateşkes ve esir takası anlaşması amacıyla yapılan, ancak tökezleyip başarısızlıkla sonuçlanan müzakerelerle aynı kaderi paylaşacak gibi görünüyor. ABD yönetiminin ister doğrudan İsrail'e ister Arap ülkeleri aracılığıyla Hamas’a olmak üzere savaşan taraflara yönelik tüm baskılarına rağmen, kendisi de bunu öngörmeye ve işaret etmeye başladı. ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken savaşın başlamasından bu yana bölgeye gerçekleştirdiği sekizinci ziyarette bunu yapmaya çalışsa da şimdiye kadar pek başarılı olamadı.

Ne zaman savaşın müzakereler yoluyla durdurulabileceğine dair bir umut doğsa, bu müzakerelerin başarısızlıkla sonuçlanacağına dair kötümser bir rüzgâr esmeye başlıyor. Eğer müzakere girişimi bu kez de başarısız olursa, karamsarlık geçen seferkinden daha da yoğun olacak. Teklif, gerek müzakerelerin başarısız olması ve İsrail ile Hamas'ın Biden'ın teklifine yanıt vermemesi bakımından, gerek savaşın doğrudan tarafları olan Hamas ve İsrail'in, özellikle de Binyamin Netanyahu ve Yahya Sinvar'ın hesapları bakımından gerekse özellikle önümüzdeki kasım ayında yapılması planlanan ABD seçimlerinin arifesinde bölgesel ve uluslararası sahnedeki kaos bakımından İsrail'in Gazze Şeridi'ne yönelik savaşının en karmaşık hale geldiği zor bir zamanda ortaya atıldı. Bu da haftalardır hatta aylardır konuşulan Hamas ve İsrail arasındaki yıpratma savaşının aslında bölgesel ve uluslararası bir çatışmanın yansıması olup olmadığı, yani bölgesel ve uluslararası tarafların kendi hesapları için mi bu çatışmayı derinleştirmeye çalıştıkları ya da söz konusu uluslararası tarafların başında gelen ABD’yi bu savaşta boğmak, dikkatini dağıtmak ve çözümsüzlüğe itmeye mi çalışıldığı gibi önemli bir soruyu gündeme getiriyor.

Aslında, Rusya-Ukrayna savaşıyla ilgili sahada ve siyaset sahnesinde yaşanan gerilim, Doğu Avrupa'daki gelişmeleri Filistin topraklarındaki çatışmayla ilişkilendirmeye giderek daha fazla itiyor. Çünkü ABD ve Batı ülkelerinin her iki bölgede de var olması, rakiplerinin bu savaşlara katılmaları için net bir davet anlamına geliyor. Eğer Rusya Avrupa'daki savaşın tarafı ise Gazze’deki savaşta rolü ne olacak? Ya da Hizbullah ve İsrail arasındaki cephede nasıl bir rol üstlenecek? Aksa Tufanı Operasyonu'na ilişkin bazı geç okumalar, Moskova'nın bu operasyona yakından ya da uzaktan müdahil olmuş olma ihtimalini sorgulasa da elbette net cevaplara ulaşamadı. Şu sıralar sorular, Rusya'nın Ukrayna savaşındaki hesapları ya da başta Çin olmak üzere diğer ülkeler arasında yeni bir uluslararası düzen inşa etme girişimleri bağlamında, savaşı uzatma ve ABD'yi bu savaşla meşgul etme konusundaki çıkarları üzerinde yoğunlaşıyor. Dolayısıyla, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin'in Gazze’deki savaşın patlak vermesinin bir nedeni olarak gördüğü ABD’nin Ortadoğu'daki başarısızlığı, ABD liderliğindeki liberal uluslararası düzenin parçalanmasına yol açıyor.

Gazze’deki savaştan nasıl çıkılacağı ve ‘ertesi günü’ belirsizliğini korurken Ortadoğu’da bu savaşın ortaya çıkardığı yeni bir soğuk savaş biçimiyle karşı karşıya olabiliriz.

Ancak Rusya ile ilgili soruların sorulması, kaçınılmaz olarak Çin ile ilgili sorular da sorulması anlamına geliyor. Pekin, Moskova’nın aksine çatışmaya doğrudan müdahil olmasına dair herhangi bir sinyal vermiyor. Putin geçtiğimiz hafta, Batılı ülkelerin Ukrayna’yı silahlandırmasına ve Rusya'ya saldırmasına izin vermesine karşılık, Moskova'nın dünyanın dört bir yanındaki ABD karşıtı grupları desteklemeye hazır olduğunu söylemişti. Bu da İran ile silah anlaşmaları yapmaya ya da bölgedeki İran yanlısı grupları doğrudan ya da Tahran üzerinden silahlandırmaya hazır olduğu şeklinde yorumlandı. Hizbullah'a yakın çevreler Moskova ile ilişkilerinin şu an her zamankinden daha güçlü olduğundan bahsediyor. Peki, bu Rusya'nın Hizbullah'a silah ya da teknoloji sağladığı anlamına mı geliyor? Her halükârda özellikle Ukrayna ve genel olarak Avrupa kıtasının güvenliği konusunda ABD ve Batı ülkeleri ile derinleşen çatışması çerçevesinde, Rusya'nın Gazze’deki savaşa müdahil olmuş olabileceğinden endişe duymak gerekiyor.

Son yıllarda İsrail, Körfez Arap ülkeleri ve İran'la birlikte bölgedeki varlığının kapsamını genişleten Çin ise Filistin'deki bölünmüşlüğün tarafları olan Fetih Hareketi (El Fetih) ve Hamas Hareketi arasında uzlaşı sağlayama çalışarak ve Filistinliler ile İsrail arasındaki çatışmayı çözmek için uluslararası konferans çağrısında bulunarak, savaşa diplomatik bir pencereden bakıyor.

svdfbgnh
Ürdün'ün ev sahipliğinde yapılan “Eylem Çağrısı: Gazze'ye Acil İnsani Müdahale” konulu Ölüdeniz Konferansı'na katılan ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken (ortada) sağında Arap Birliği Genel Sekreteri Ahmed Ebu Gayt ile, 11 Haziran 2024 (AFP)

Gazze Şeridi’ndeki savaşın büyük resmi böyle, ancak uluslararası ve bölgesel ittifakların karmaşıklığı ve çakışmaları çerçevesinde, uluslararası ve bölgesel safların daha açık dizildiği Soğuk Savaş dönemindeki durumun aksine, bugün bölgedeki ve dünyadaki tüm ülkeler ilişkilerini ve ittifaklarını mümkün olduğunca genişletmeye çalışıyor. Bu ise bölgedeki uluslararası rekabetin, özellikle de günümüzün iki büyük kutbu olan ABD ve Çin arasındaki rekabetin ek bir nedeni haline geliyor. Hem ABD hem de Çin, İsrail'den Körfez ülkelerine ve İran'a kadar bölgedeki diğer ülkelerle ilişkilere sahip. Dolayısıyla Gazze’deki savaştan nasıl çıkılacağı ve ‘ertesi günü’ belirsizliğini korurken, Ortadoğu’da bu savaşın ortaya çıkardığı yeni bir soğuk savaş biçimiyle karşı karşıya olabiliriz.

Fakat savaşı çevreleyen bu uluslararası sahne tek başına savaşın gelişimini ve geleceğini açıklamaya yetmiyor. Zira yerel aktörlerin, Hamas ve İsrail'in, özellikle de Sinvar ve Netanyahu'nun hesapları, çatışmanın geleceği üzerinde çok etkili ve hatta belirleyici. İran’ın Dini Lideri Ali Hamaney'in geçtiğimiz günlerde Hamas Hareketi’ne Biden'ın teklifini kabul etmemesi yönünde yaptığı dolaylı çağrıdan da anlaşılacağı üzere, İran'ın Hamas'ın önemli bir destekçisi olarak savaştaki varlığı, hatta onun tercihlerini yönlendirmesi göz ardı edilemez. Tüm bu aktörlerin, Gazze Şeridi'ndeki savaşta yaşanan gelişmelerin de kanıtladığı üzere, başta bölgedeki başlıca uluslararası aktör olan ABD olmak üzere, savaştaki başlıca ülkelerin çıkarlarını ve tedbirlerini dikkate aldıklarına hiç şüphe yok.

Gazze’deki savaş da dahil olmak üzere bölgedeki olayların çoğu, ABD’nin bölgedeki yeni mühendisliğinin bir parçası olarak, ABD-Suudi Arabistan anlaşması etrafında dönüyor.

Nihayetinde ister müttefikleri ister muhalifleri tarafından olsun, tüm yerel, bölgesel ve uluslararası hesaplar ABD ve onun yakın ve uzak hedefleri etrafında dönüyor. Hamas, İran ve Hizbullah, İsrail ile ABD arasındaki anlaşmazlıkların ve bu anlaşmazlıkların merkezinde yer alan ABD’nin bölgedeki önceliklerinin üzerine bahis oynuyorlar. Biden yönetimi, ABD'nin Doğu Avrupa, Pasifik ya da Çin Denizi gibi önemli uluslararası çatışma bölgelerine yeniden odaklanmasıyla ilgili jeopolitik nedenlerinin yanı sıra Gazze’deki savaşta İsrail'i desteklediği ve gönderdiği çok sayıda silahla on binlerce Filistinli sivilin ölümüne neden olduğu için seçimlerde ABD’lilerin kendisine yönelik tepkisini hafifletmek gibi sebeplerden ötürü üç aşamalı ateşkes anlaşmasının imzalanması için acele ediyor.

xscdvfbg
İsrailli rehinelerin aileleri, Blinken’ın Tel Aviv ziyaretine denk gelecek şekilde, rehinelerin derhal serbest bırakılması talebiyle protesto gösterisi düzenledi 11 Haziran 2024 (Reuters)

Öte yandan Gazze'deki ateşkes, Washington ile Riyad arasında bir savunma anlaşmasından oluşan ve Washington'ın İsrail'i Suudi Arabistan ile normalleşme anlaşması yoluyla bölgeye daha fazla entegre etme çabaları çerçevesinde Tel Aviv'in de katılabileceği, ancak Tel Aviv'in Riyad'ın talep ettiği gibi iki devletli bir çözüm ile ilgili somut adımlar atmasına bağlı olan, ABD himayesinde ‘bölgesel bir yapı’ inşa etmeye doğru ilerliyor. Dolayısıyla, Gazze’deki savaş da dahil olmak üzere bölgedeki olayların çoğu, ABD’nin bölgedeki yeni mühendisliğinin bir parçası olarak ABD-Suudi Arabistan anlaşması etrafında dönüyor. Bu sebeple, İran’ın Dini Lideri Ali Hamaney’in kısa süre önce Aksa Tufanı Operasyonu’nu, bölgedeki denklemleri değiştirmeye yönelik bir Amerikan projesini engellediğini söyleyerek övmesi kimseyi şaşırtmadı.

Hamas Hareketi’nin Gazze’deki lideri Yahya Sinvar'ın özellikle de esir kartını elinde tuttuğu sürece, elinde kalanlarla savaşmaya devam etme isteğine ilişkin kendi hesaplarıyla kesiştiğinde İran'dan gelen sinyalleri aldığına şüphe yok. İşte şimdi Washington ona ABD vatandaşı olan rehineler için arada İsrail olmadan müzakere etme teklifinde bulunuyor. Sinvar’ın sadece iki seçeneği var. Ya İsrail, uluslararası tarafların garantörlüğünde kalıcı bir ateşkesi kabul edecek ya da savaşmaya devam edecek. Şimdiye kadar bu iki seçenek dışında üçüncü bir seçeneği kabul etmeye istekli görünmedi. Sinvar'ın tutumunun, özellikle Hamas’ın Doha'daki lider kadrosuna uygulanan baskı çerçevesinde bir bütün olarak Hamas'ın tutumu olup olmadığı da tartışmalı bir konu. Ancak İran Hamas'ın ana şemsiyesi olmaya devam ediyor. Bu da Hamas'ın genel tutumunu anlamada önemli bir unsur.

Netanyahu'nun siyasi ve şahsi hesapları, Washington ile ilişkilerinin sınırları ve koşulları da dahil olmak üzere savaştaki seçeneklerini belirlemede önemli rol oynuyor.

İsrail'e ve özellikle Netanyahu'ya gelince; Netanyahu, iki devletli bir çözümü kabul etmeye hazır değil. Çünkü böyle bir durum onu hükümetinin düşmesi ve aşırı sağın yeri doldurulamaz desteğini kaybetmesi tehdidiyle karşı karşıya bırakacaktır. Yani ya hem Filistinlilerle savaşı hem de İsrail içindeki siyasi çatışmayı kazanarak ikisi de kazanacak ya da ikisini birden kaybedecek. Tecrübeli bir siyasetçi olan Netanyahu, İsrail'deki siyasi ve demografik geleceğin özellikle savaş sonrasında aşırı sağcı eğilimlerden yana olduğunu çok iyi biliyor. Bu nedenle önceliklerinin, görev süresi sona ermekte olan Biden yönetimiyle ilişkileri pahasına da olsa aşırı sağcı akımların kendisine olan desteğini sürdürmek olması gerektiğini bilen Bibi (Netanyahu), İsrail sağının değirmenine su taşıyan Donald Trump'ın seçimleri kazanması üzerine de bahis oynuyor olabilir. Nihayetinde Netanyahu'nun siyasi ve şahsi hesapları, Washington'la ilişkinin sınırları ve koşulları da dahil olmak üzere savaştaki seçeneklerini belirlemede önemli rol oynuyor. İsrail sağının anlatısı, Biden'ın İsrail'e yardım etmek yerine, onu bölgeye yönelik projesinin bir parçası olarak kullandığı yönünde ve bu da elbette Netanyahu ve danışmanları tarafından çok iyi biliniyor.

Tüm bu üst üste binen uluslararası, bölgesel ve yerel sahneler açısından Gazze’deki savaştan çıkış yolunu hayal etmek daha da zorlaşıyor. O halde bölge uzun bir ‘yıpratma savaşına’ mı hazırlanmalı? Nihayetinde böyle bir savaşın bedelini öncelikle Filistinli siviller, ikinci olarak da Lübnan'da, Suriye'de, hatta biraz daha uzaktaki Irak'ta olsun, uzun savaşlara alışkın olan ‘Bereketli Hilalin’ halkları ödeyecek.



ABD Enerji Bakanı: Suudi Arabistan’a desteğimiz sarsılmaz… Krallığı hedef alan ‘korkakça’ saldırıları kınıyoruz

(foto altı) ABD Enerji Bakanı Chris Wright, Riyad’da düzenlenen 25. Dünya Enerji Kongresi’ne video konferans yoluyla katılarak bir konuşma yaptı. (Şarku’l Avsat)
(foto altı) ABD Enerji Bakanı Chris Wright, Riyad’da düzenlenen 25. Dünya Enerji Kongresi’ne video konferans yoluyla katılarak bir konuşma yaptı. (Şarku’l Avsat)
TT

ABD Enerji Bakanı: Suudi Arabistan’a desteğimiz sarsılmaz… Krallığı hedef alan ‘korkakça’ saldırıları kınıyoruz

(foto altı) ABD Enerji Bakanı Chris Wright, Riyad’da düzenlenen 25. Dünya Enerji Kongresi’ne video konferans yoluyla katılarak bir konuşma yaptı. (Şarku’l Avsat)
(foto altı) ABD Enerji Bakanı Chris Wright, Riyad’da düzenlenen 25. Dünya Enerji Kongresi’ne video konferans yoluyla katılarak bir konuşma yaptı. (Şarku’l Avsat)

ABD Enerji Bakanı Chris Wright, ülkesinin Suudi Arabistan’a yönelik ‘sarsılmaz’ desteğini yineleyerek, Krallığı, altyapısını ve vatandaşlarını hedef alan ‘korkakça’ saldırıları kınadı. Wright, ABD’nin Körfez bölgesindeki müttefiklerinin ve ortaklarının yanında olduğunu vurguladı.

Riyad’da düzenlenen 25. Dünya Enerji Kongresi’ne video konferans yoluyla katılarak konuşan Wright, enerji güvenliği açısından benzeri görülmemiş zorlukların yaşandığı bir dönemde bölge liderleriyle birlikte çalışmaktan duyduğu memnuniyeti dile getirdi.

Wright, küresel piyasalarda enerji arzının istikrarını sağlamak ve Körfez’deki üretici ülkelerin ekonomilerini desteklemeyi ve vatandaşlarını korumayı sürdürmelerine imkân tanımak için uluslararası iş birliğinin güçlendirilmesinin önemine dikkat çekti.

İran’ı bölge ekonomilerine ve enerji güvenliğine zarar vermeye çalışmakla suçlayan Wright, arz güvenliğini ve küresel enerji piyasalarının istikrarını tehdit eden zorluklarla mücadele etmek amacıyla ABD ile ortakları arasındaki koordinasyonun güçlendirilmesi gerektiğini belirtti.

Wright, ABD’nin foruma katılımının, enerji konusundaki tartışmaları siyasallaşma ve ideolojiden uzak, ‘sakin ve gerçeklere dayalı bir zemine’ yeniden taşıma isteğini yansıttığını söyledi. Enerji sistemlerinin farklı teknolojilere ve kaynaklara dayanacağını belirten Wright, tek bir kaynağa bağımlı kalınmaması gerektiğini ifade etti.

Enerji güvenliğinin teknoloji güvenliği ve uluslararası güvenlikle bağlantılı olduğunu kaydeden Wright, mevcut gelişmelerin enerji akışlarının izlenmesinin ve enerji taşımacılığı için gerekli altyapının korunmasının önemini ortaya koyduğunu dile getirdi.

Wright, enerjinin yaşamın ve kalkınmanın temelini oluşturduğunu belirterek daha fazla enerjiye uygun fiyatlarla erişimin bireyler için fırsatları artırabileceğini ve yaşam standartlarını iyileştirebileceğini vurguladı.


Husi terörüne son verme zamanı geldi

Suudi Arabistan hükümeti, Husi saldırısını BM Güvenlik Konseyi’ne bildirmeli ve Konsey üyelerine, diğer diplomatik girişimlerinde sunduğu bilgilerin aynısını sağlamalıdır. (Independent Arabia)
Suudi Arabistan hükümeti, Husi saldırısını BM Güvenlik Konseyi’ne bildirmeli ve Konsey üyelerine, diğer diplomatik girişimlerinde sunduğu bilgilerin aynısını sağlamalıdır. (Independent Arabia)
TT

Husi terörüne son verme zamanı geldi

Suudi Arabistan hükümeti, Husi saldırısını BM Güvenlik Konseyi’ne bildirmeli ve Konsey üyelerine, diğer diplomatik girişimlerinde sunduğu bilgilerin aynısını sağlamalıdır. (Independent Arabia)
Suudi Arabistan hükümeti, Husi saldırısını BM Güvenlik Konseyi’ne bildirmeli ve Konsey üyelerine, diğer diplomatik girişimlerinde sunduğu bilgilerin aynısını sağlamalıdır. (Independent Arabia)

John Bolton

Ortadoğu’da barış ve güvenliğe yönelik Husi tehdidinden kimsenin en ufak bir şüphe duymaması gerekir. Nitekim Husilerin cumartesi günü Riyad’daki Kral Halid Uluslararası Havalimanı’na düzenlediği saldırı, açık bir savaş eylemi ve 12 kişinin hayatını kaybetmesine, 309 kişinin ise yaralanmasına yol açan kanlı bir terör saldırısıdır.

Yıllar içinde Husilerin Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) ve İsrail’deki sivil hedeflere yönelik şiddetinin dozu artarken, bu saldırıların faillerine karşı uluslararası toplum adeta utanç verici bir sessizliğe büründü.

Husilerin bugüne kadarki en kanlı eylemi olan bu son vahşet, aslında bundan on yıl önce yapılması gereken adımların atılması için tam bir gerekçe sunmakta. Yemen’in karmaşık yakın tarihi, uzun vadeli tek çözümün ülkenin yeniden birleşmesi olduğunu gösteriyor. Bu da tüm rakip grupların meşru tek bir hükümetin otoritesini kabul etmesini ve ardından ülkenin geleceğini barışçıl yollarla belirlemesini gerektiriyor. İstikrarlı bir Yemen olmaksızın, Arap Yarımadası’ndaki barış ve güvenlik defalarca tehdit altında kalmaya devam edecektir.

Kuşkusuz İran’ın sağladığı silahlar, mühimmat, finansman ve istihbarat desteği olmasaydı Husiler, komşu ülkeler bir yana, kendi halkı için bile ciddi bir tehdit oluşturamazdı. Tahran bugün dahi Husilerin askeri kapasitesini, Körfez’deki Arap ülkelerini kuşatmanın ve onları doğrudan yanı başlarından tehdit etmenin bir aracı olarak görüyor.

Ayrıca, artık net bir şekilde görüldüğü üzere İran, Husileri uluslararası deniz seyrüseferini engellemek ve seyrüsefer serbestisini ihlal etmek için de kullandı. İran’ın ve bünyesindeki Hamas, Hizbullah ile Iraklı silahlı grupların da yer aldığı terör uzantılarının nüfuz alanı oldukça genişti; ancak hepsinin durumu ciddi şekilde geriledi. İran’ın bir diğer müttefiki olan Suriye’deki Esed rejimi düştü, Hamas ve Hizbullah ağır darbeler alarak zayıflatıldı, İran’ın üst düzey liderliği ile askeri-endüstriyel kompleksi ise büyük bir yıkıma uğradı.

Dolayısıyla Husilerin temsil ettiği askeri ve terörist tehdide nihai bir son vermenin tam zamanı. Başta ABD olmak üzere Suudi Arabistan’ın müttefikleri, bu hedefe ulaşılmasına yardımcı olmak için ellerinden gelen her şeyi yapmalıdır. Avrupa ülkeleri ve diğer devletler; Süveyş Kanalı, Kızıldeniz ve Babu’l Mendeb üzerinden uzanan deniz yolunda hayati çıkarları olduğuna ve bu çıkarların korunması için barış içinde, birleşmiş bir Yemen’in kritik önem taşıdığına ikna edilmelidir.

İlk adım olarak Suudi Arabistan, kendi tutumunu açıkça ortaya koymak adına kapsamlı ve küresel bir diplomatik girişim başlatmalıdır. Bu doğrultuda Arap Birliği, İslam İşbirliği Teşkilatı (İİT) ve Körfez İşbirliği Konseyi’ni (KİK) toplantıya çağırmalıdır. Tüm Suudi büyükelçileri, görev yaptıkları ülkelerde en azından dışişleri bakanı düzeyinde resmi diplomatik girişimlerde bulunmakla görevlendirilmelidir. Her durumda Suudi diplomatlar, yaşananları olabildiğince ayrıntılı bir şekilde anlatmalı; insani kayıpları, maddi hasarı ve Husi saldırılarının diğer tüm sonuçlarını eksiksiz bir biçimde açıklamalıdır.

Suudi Arabistan hükümeti hiç şüphesiz, BM Güvenlik Konseyi’ni Husi saldırısı hakkında bilgilendirmeli ve diğer diplomatik temaslarında sunduğu bilgilerin aynısını Konsey üyelerine de sağlamalıdır. Aynı şekilde Konsey’e hitap ederken, BM Şartı’nın 51. Maddesi’nde düzenlenen ‘bireysel ve toplu meşru müdafaa hakkına’ dayanmalı; Suudi Arabistan’ın Husi tehdidine karşı askeri güç kullanmasının tamamen meşru olacağını kanıtlayan gerekçeleri ortaya koymalıdır. Nitekim 1990 yılında Saddam Hüseyin kuvvetleri ülkeyi işgal edip tüm Arap Yarımadası’nı işgal tehdidi altına soktuğunda Kuveyt de tam olarak bunu yapmıştı.

Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre Suudi Arabistan bu doğrultuda adım atmaya karar verirse; BM Güvenlik Konseyi üyelerinden Konsey’in Husilere ve onlara yardım eden herkese karşı harekete geçmesini talep edebilir. Müttefikler, örneğin 1990’da Kuveyt ve dostlarının 660, 661 ve 665 sayılı kararlarla yaptığı gibi, Husi saldırılarını kınayan, Husilere ve destekçilerine yaptırım uygulayan karar tasarıları sunabilirler.

665 sayılı karar yaptırımların uygulanma mekanizmasını sağlamış; Kuveyt ile iş birliği yapan ve ‘bölgede deniz kuvvetleri bulunduran BM üyelerini, temel yaptırım kararının katı bir şekilde uygulanmasını sağlamak için gerekli tedbirleri almaya’ çağırmıştı.

Riyad daha da ileri giderek, tıpkı Kuveyt’in yaptığı gibi, BM Güvenlik Konseyi’nden Husi saldırganlığına son vermek adına ‘gerekli tüm yolların kullanılması’ hususunda yetki talep edebilir. Nitekim Konsey, 1990 yılında Kuveyt’e ve onunla iş birliği yapan BM üyesi ülkelere işgalci Irak güçlerini püskürtmek için bu yetkiyi veren 678 sayılı kararı kabul ederek yanıt vermişti.

Şüphesiz mevcut uluslararası konjonktürde benzer bir girişimin başarıya ulaşacağının garantisi yok. Husiler fiilen İran’ın bir vekili konumunda olduğundan Tahran, Moskova ve Pekin’deki müttefiklerinden ‘gerekli tüm yolların kullanılmasına’ izin veren bir karar tasarısını veto etmelerini isteyebilir. Rusya veya Çin’in ‘veto’ hakkını kullanması halinde ise bu durum, her iki ülkenin Ortadoğu’da barış ve güvenlik konusundaki duruşunu ve kimleri gerçek dost olarak gördüğünü açıkça gözler önüne serecektir.

Diplomatik kulvar bir yana, nihai hedef Yemen devletinin meşru tek bir hükümetin otoritesi altında yeniden birleştirilmesi olmaya devam etmektedir. Husilerin askeri kapasitesinin ortadan kaldırılması, Yemen içinde kalıcı bir barış ve istikrarın sağlanmasının ön şartı, uluslararası düzeyde ise barış ve güvenliğin temelidir. Vakit kaybetmeye tahammülümüz yok; Kral Halid Uluslararası Havalimanı’nda yaşananların hafızalardan silinmesine izin vermeden hemen harekete geçmeliyiz.


Savaş ve enflasyon İran piyasalarını darboğaza sürüklüyor: Esnaf ayakta kalma mücadelesi veriyor

Satın alma gücünün zayıflaması nedeniyle alışveriş yapanların sayısı azalıyor (AP)
Satın alma gücünün zayıflaması nedeniyle alışveriş yapanların sayısı azalıyor (AP)
TT

Savaş ve enflasyon İran piyasalarını darboğaza sürüklüyor: Esnaf ayakta kalma mücadelesi veriyor

Satın alma gücünün zayıflaması nedeniyle alışveriş yapanların sayısı azalıyor (AP)
Satın alma gücünün zayıflaması nedeniyle alışveriş yapanların sayısı azalıyor (AP)

Baharat ve ot kokularının yayıldığı İran’daki bir çarşıda, 61 yaşındaki esnaf Nasır, ABD-İran savaşının ticari hayatı nasıl değiştirdiğini gözlemliyor. Müşteriler eskiden kuruyemişi kilogramlarla satın alırken, fiyatlardaki sert artışlar birçok kişiyi alışveriş miktarını azaltmaya itti. Bu durum, mağaza ve işletmelerin faaliyetlerini sürdürmesini giderek zorlaştırıyor.

Tahran’ın kuzeyindeki çarşı, geçmişte alışveriş yapanlarla dolup taşarken, bugün dükkânların neredeyse tamamı boş. Dar ve tarihi koridorlarda yalnızca az sayıda müşteri dolaşıyor. Bu manzara, esnafın yüksek sesle mallarını tanıttığı ve alışverişin canlı olduğu bir pazarda yaşanan çarpıcı değişimi gözler önüne seriyor.

Nasır, “Eskiden iki ila beş kilogram arasında kuruyemiş alan müşterilerimiz vardı. Şimdi yalnızca bir kilogram, hatta yarım kilogram almakla yetiniyorlar” diyor.

Fiyat artışlarına değinen Nasır, “Fiyatlar gerçekten yüksek. Bunu hepimiz biliyoruz. Aksini söylemek yalan olur” ifadelerini kullandı.

Esnaf, işletmelerin geleceğe yönelik plan yapabilmesi için yetkililere döviz kurunu istikrara kavuşturma çağrısında bulundu. Nasır, “Hepimiz yolumuzu kaybetmiş durumdayız” diye konuştu.

Yılların birikmiş yaptırım yükü

Yıllardır uygulanan yaptırımlar İran ekonomisini ağır biçimde zorlarken, şubat ayında ABD ve İsrail’in saldırılarıyla başlayan savaş ve ABD’nin İran limanlarına uyguladığı abluka, ekonomik faaliyetler ve halkın günlük yaşamı üzerindeki baskıyı daha da artırdı.

Resmî verilere göre enflasyonun eylül ayında yıllık bazda yaklaşık yüzde 90’a ulaşmasıyla koşullar daha da ağırlaştı. Döviz kurundaki sert dalgalanmalar temel tüketim mallarının maliyetini yükseltirken, gıda fiyatları bir yıl önceki seviyelerinin iki katını aştı.

zx
Tahran Büyük Çarşısı’nda dükkânlar arasında dolaşan müşteriler (AFP)

Tahran’daki tarihi Tecriş Meydanı Çarşısı’nda halk, kötüleşen ekonomik koşullara uyum sağlamaya çalışıyor. İran bayrakları ve Farsça yazılmış tabelalar arasında dolaşan vatandaşlar, hafta sonu tatili öncesinde şekerlemeleri, mücevherleri, geleneksel kıyafetleri ve et ürünlerini inceliyor.

Ara sokaklardan birinde bir müzisyen gitar çalarken, bir başkası tahta bir kutuya elleriyle vurarak yoldan geçenlerden bahşiş almaya çalışıyor.

İstikrara ihtiyacımız var

Ancak bu görüntülerin ardında, talebin azalması ve işletme maliyetlerinin yükselmesi nedeniyle ticari faaliyetlerin geleceğine ilişkin kaygılar giderek artıyor.

Çarşıda spor giyim mağazası işleten 36 yaşındaki Ali Nevrûzi, esnafın “hayatta kalmak için son ve umutsuz bir mücadele” verdiğini söyledi. Nevrûzi, üreticilerin iflas ettiğini, çalışanlarını işten çıkardığını ve mağazalarını kapattığını belirterek, bu durumun ticari faaliyetlerin diğer halkalarını da olumsuz etkilediğini ifade etti.

Nevrûzi, rafların boş görünmesini önlemek amacıyla mağazası için artık sınırlı miktarda ürün sipariş ettiğini söyledi. Zayıf talep nedeniyle deposunun da neredeyse tamamen boşaldığını belirtti.

xscdfgth
Tahran Büyük Çarşısı çevresinde alışveriş yapan bir İranlı (AP)

“Geleceğe yönelik hiçbir planımız yok. İnsanlar alışveriş yapmayı bıraktığında, bu fiilen işletmenin iflas etmesi anlamına geliyor” diyen Nevrûzi, özellikle kira ve fatura giderlerindeki artışa dikkat çekti. Sözlerini, “Tek ihtiyacımız olan biraz istikrar” diyerek tamamladı.

Şu anda işsiz olan 45 yaşındaki Azade ise artık pazara yalnızca “mağazalara bakmak” için gittiğini söyledi. Bu durum, bazı vatandaşların satın alma gücünün ne ölçüde gerilediğini ortaya koyuyor.

Satın alma gücü geriliyor

Resmî veriler, savaşın yol açtığı baskılar altında İran’ın gayrisafi yurt içi hasılasının mart sonundan haziran sonuna kadar yıllık bazda yüzde 10,1 daraldığını gösteriyor.

Resmî olmayan döviz piyasasında İran para birimi geçen hafta dolar başına yaklaşık 2,7 milyon riyalden işlem gördü. Şarku’l Avsat’ın aldığı bilgiye göre savaş başlamadan önce bu rakam yaklaşık 1,7 milyon riyaldi.

Aylık asgari ücretin dolar karşılığı da bir yıl önce yaklaşık 120 dolar iken, bugün 65 dolar seviyesine geriledi. Bu tablo, yaşam maliyetleri yükselirken halkın satın alma gücünün nasıl aşındığını gösteriyor.

Buna karşılık İran Ekonomi Bakanı, ülkenin yakın zamanda ekonomik çöküş yaşayacağı yönündeki öngörüleri reddetti. Bakan, ülkenin karşıtlarını vatandaşlar arasında endişe yaratmaya ve döviz kurunu daha da yükseltmeye çalışmakla suçladı.

Fiyatlar uçtu, alışveriş miktarları küçüldü

Azade, fiyatlardaki artışın boyutlarını bir örnekle anlattı. Birkaç ay önce 22 sente satın aldığı bir mutfak bezinin fiyatının bugün 1,10 dolara çıktığını belirten Azade, ürünün fiyatının beş katına ulaştığını söyledi.

“Bu, fiyatların yalnızca artmadığını, gerçekten akıl almaz seviyelere fırladığını gösteriyor” dedi.

Azade, bazı meyveleri satın almaktan vazgeçmek zorunda kaldığını, tatil yapmanın maliyetini de artık karşılayamadığını ifade etti.

“Var olmamızın tek anlamı hayatta kalmak olmamalı. Gerçekten yaşamamız gerekiyor, öyle değil mi?” diye sordu.

x
Tahran’ın kuzeyindeki Tecriş Çarşısı’nda alışveriş yapan İranlılar (AP)

Krizin etkileri yalnızca mağazalar ve gıda pazarlarıyla sınırlı kalmıyor. Hane halkının harcamalarına bağlı hizmet sektörünü ve zanaatları da etkiliyor.

57 yaşındaki oto tamircisi Mücteba Rızai, müşteri sayısının geçmişteki seviyesinin onda birine gerilediğini, buna karşılık ürün fiyatlarının iki ila üç kat arttığını söyledi.

Şarku’l Avsat'ın AFP’den aktardığına göre Rızai, “Müşterilere fiyatları söylerken gerçekten utanıyorum. İnsanlar yalnızca fiyatı sormak için geliyor, sonra da gidiyor” ifadelerini kullandı.

Rızai, İranlıların günlük yaşamının bir parçası olan kıyafet alışverişi yapmak, eğlenmek için dışarı çıkmak ve restoranlarda yemek yemek gibi faaliyetlerin artık birçok kişi için karşılanamaz hâle geldiğini ifade etti.

Satışları düşen mağazalar, değer kaybeden ücretler ve alışverişlerini asgari düzeye indiren aileler, giderek ağırlaşan ekonomik baskılarla karşı karşıya. Yaptırımların, savaşın ve enflasyonun yıprattığı İran piyasasında ekonomik istikrar, acil bir ihtiyaç olmaya devam ediyor.