Gazze’deki savaş ve dünya savaşlarının yıl dönümü

Gazze Savaşı ve uluslararası krizlerin çağrışımları

Gazze Şeridi'nin güneyindeki Han Yunus'ta yıkılmış binaların yanındaki dar bir sokakta yürüyen Filistinliler, 11 Haziran 2024 (AFP)
Gazze Şeridi'nin güneyindeki Han Yunus'ta yıkılmış binaların yanındaki dar bir sokakta yürüyen Filistinliler, 11 Haziran 2024 (AFP)
TT

Gazze’deki savaş ve dünya savaşlarının yıl dönümü

Gazze Şeridi'nin güneyindeki Han Yunus'ta yıkılmış binaların yanındaki dar bir sokakta yürüyen Filistinliler, 11 Haziran 2024 (AFP)
Gazze Şeridi'nin güneyindeki Han Yunus'ta yıkılmış binaların yanındaki dar bir sokakta yürüyen Filistinliler, 11 Haziran 2024 (AFP)

Elie el Kaşif

ABD Başkanı Joe Biden’ın Gazze için ateşkes teklifi, muhtemelen Ramazan ayı arifesinde ateşkes ve esir takası anlaşması amacıyla yapılan, ancak tökezleyip başarısızlıkla sonuçlanan müzakerelerle aynı kaderi paylaşacak gibi görünüyor. ABD yönetiminin ister doğrudan İsrail'e ister Arap ülkeleri aracılığıyla Hamas’a olmak üzere savaşan taraflara yönelik tüm baskılarına rağmen, kendisi de bunu öngörmeye ve işaret etmeye başladı. ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken savaşın başlamasından bu yana bölgeye gerçekleştirdiği sekizinci ziyarette bunu yapmaya çalışsa da şimdiye kadar pek başarılı olamadı.

Ne zaman savaşın müzakereler yoluyla durdurulabileceğine dair bir umut doğsa, bu müzakerelerin başarısızlıkla sonuçlanacağına dair kötümser bir rüzgâr esmeye başlıyor. Eğer müzakere girişimi bu kez de başarısız olursa, karamsarlık geçen seferkinden daha da yoğun olacak. Teklif, gerek müzakerelerin başarısız olması ve İsrail ile Hamas'ın Biden'ın teklifine yanıt vermemesi bakımından, gerek savaşın doğrudan tarafları olan Hamas ve İsrail'in, özellikle de Binyamin Netanyahu ve Yahya Sinvar'ın hesapları bakımından gerekse özellikle önümüzdeki kasım ayında yapılması planlanan ABD seçimlerinin arifesinde bölgesel ve uluslararası sahnedeki kaos bakımından İsrail'in Gazze Şeridi'ne yönelik savaşının en karmaşık hale geldiği zor bir zamanda ortaya atıldı. Bu da haftalardır hatta aylardır konuşulan Hamas ve İsrail arasındaki yıpratma savaşının aslında bölgesel ve uluslararası bir çatışmanın yansıması olup olmadığı, yani bölgesel ve uluslararası tarafların kendi hesapları için mi bu çatışmayı derinleştirmeye çalıştıkları ya da söz konusu uluslararası tarafların başında gelen ABD’yi bu savaşta boğmak, dikkatini dağıtmak ve çözümsüzlüğe itmeye mi çalışıldığı gibi önemli bir soruyu gündeme getiriyor.

Aslında, Rusya-Ukrayna savaşıyla ilgili sahada ve siyaset sahnesinde yaşanan gerilim, Doğu Avrupa'daki gelişmeleri Filistin topraklarındaki çatışmayla ilişkilendirmeye giderek daha fazla itiyor. Çünkü ABD ve Batı ülkelerinin her iki bölgede de var olması, rakiplerinin bu savaşlara katılmaları için net bir davet anlamına geliyor. Eğer Rusya Avrupa'daki savaşın tarafı ise Gazze’deki savaşta rolü ne olacak? Ya da Hizbullah ve İsrail arasındaki cephede nasıl bir rol üstlenecek? Aksa Tufanı Operasyonu'na ilişkin bazı geç okumalar, Moskova'nın bu operasyona yakından ya da uzaktan müdahil olmuş olma ihtimalini sorgulasa da elbette net cevaplara ulaşamadı. Şu sıralar sorular, Rusya'nın Ukrayna savaşındaki hesapları ya da başta Çin olmak üzere diğer ülkeler arasında yeni bir uluslararası düzen inşa etme girişimleri bağlamında, savaşı uzatma ve ABD'yi bu savaşla meşgul etme konusundaki çıkarları üzerinde yoğunlaşıyor. Dolayısıyla, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin'in Gazze’deki savaşın patlak vermesinin bir nedeni olarak gördüğü ABD’nin Ortadoğu'daki başarısızlığı, ABD liderliğindeki liberal uluslararası düzenin parçalanmasına yol açıyor.

Gazze’deki savaştan nasıl çıkılacağı ve ‘ertesi günü’ belirsizliğini korurken Ortadoğu’da bu savaşın ortaya çıkardığı yeni bir soğuk savaş biçimiyle karşı karşıya olabiliriz.

Ancak Rusya ile ilgili soruların sorulması, kaçınılmaz olarak Çin ile ilgili sorular da sorulması anlamına geliyor. Pekin, Moskova’nın aksine çatışmaya doğrudan müdahil olmasına dair herhangi bir sinyal vermiyor. Putin geçtiğimiz hafta, Batılı ülkelerin Ukrayna’yı silahlandırmasına ve Rusya'ya saldırmasına izin vermesine karşılık, Moskova'nın dünyanın dört bir yanındaki ABD karşıtı grupları desteklemeye hazır olduğunu söylemişti. Bu da İran ile silah anlaşmaları yapmaya ya da bölgedeki İran yanlısı grupları doğrudan ya da Tahran üzerinden silahlandırmaya hazır olduğu şeklinde yorumlandı. Hizbullah'a yakın çevreler Moskova ile ilişkilerinin şu an her zamankinden daha güçlü olduğundan bahsediyor. Peki, bu Rusya'nın Hizbullah'a silah ya da teknoloji sağladığı anlamına mı geliyor? Her halükârda özellikle Ukrayna ve genel olarak Avrupa kıtasının güvenliği konusunda ABD ve Batı ülkeleri ile derinleşen çatışması çerçevesinde, Rusya'nın Gazze’deki savaşa müdahil olmuş olabileceğinden endişe duymak gerekiyor.

Son yıllarda İsrail, Körfez Arap ülkeleri ve İran'la birlikte bölgedeki varlığının kapsamını genişleten Çin ise Filistin'deki bölünmüşlüğün tarafları olan Fetih Hareketi (El Fetih) ve Hamas Hareketi arasında uzlaşı sağlayama çalışarak ve Filistinliler ile İsrail arasındaki çatışmayı çözmek için uluslararası konferans çağrısında bulunarak, savaşa diplomatik bir pencereden bakıyor.

svdfbgnh
Ürdün'ün ev sahipliğinde yapılan “Eylem Çağrısı: Gazze'ye Acil İnsani Müdahale” konulu Ölüdeniz Konferansı'na katılan ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken (ortada) sağında Arap Birliği Genel Sekreteri Ahmed Ebu Gayt ile, 11 Haziran 2024 (AFP)

Gazze Şeridi’ndeki savaşın büyük resmi böyle, ancak uluslararası ve bölgesel ittifakların karmaşıklığı ve çakışmaları çerçevesinde, uluslararası ve bölgesel safların daha açık dizildiği Soğuk Savaş dönemindeki durumun aksine, bugün bölgedeki ve dünyadaki tüm ülkeler ilişkilerini ve ittifaklarını mümkün olduğunca genişletmeye çalışıyor. Bu ise bölgedeki uluslararası rekabetin, özellikle de günümüzün iki büyük kutbu olan ABD ve Çin arasındaki rekabetin ek bir nedeni haline geliyor. Hem ABD hem de Çin, İsrail'den Körfez ülkelerine ve İran'a kadar bölgedeki diğer ülkelerle ilişkilere sahip. Dolayısıyla Gazze’deki savaştan nasıl çıkılacağı ve ‘ertesi günü’ belirsizliğini korurken, Ortadoğu’da bu savaşın ortaya çıkardığı yeni bir soğuk savaş biçimiyle karşı karşıya olabiliriz.

Fakat savaşı çevreleyen bu uluslararası sahne tek başına savaşın gelişimini ve geleceğini açıklamaya yetmiyor. Zira yerel aktörlerin, Hamas ve İsrail'in, özellikle de Sinvar ve Netanyahu'nun hesapları, çatışmanın geleceği üzerinde çok etkili ve hatta belirleyici. İran’ın Dini Lideri Ali Hamaney'in geçtiğimiz günlerde Hamas Hareketi’ne Biden'ın teklifini kabul etmemesi yönünde yaptığı dolaylı çağrıdan da anlaşılacağı üzere, İran'ın Hamas'ın önemli bir destekçisi olarak savaştaki varlığı, hatta onun tercihlerini yönlendirmesi göz ardı edilemez. Tüm bu aktörlerin, Gazze Şeridi'ndeki savaşta yaşanan gelişmelerin de kanıtladığı üzere, başta bölgedeki başlıca uluslararası aktör olan ABD olmak üzere, savaştaki başlıca ülkelerin çıkarlarını ve tedbirlerini dikkate aldıklarına hiç şüphe yok.

Gazze’deki savaş da dahil olmak üzere bölgedeki olayların çoğu, ABD’nin bölgedeki yeni mühendisliğinin bir parçası olarak, ABD-Suudi Arabistan anlaşması etrafında dönüyor.

Nihayetinde ister müttefikleri ister muhalifleri tarafından olsun, tüm yerel, bölgesel ve uluslararası hesaplar ABD ve onun yakın ve uzak hedefleri etrafında dönüyor. Hamas, İran ve Hizbullah, İsrail ile ABD arasındaki anlaşmazlıkların ve bu anlaşmazlıkların merkezinde yer alan ABD’nin bölgedeki önceliklerinin üzerine bahis oynuyorlar. Biden yönetimi, ABD'nin Doğu Avrupa, Pasifik ya da Çin Denizi gibi önemli uluslararası çatışma bölgelerine yeniden odaklanmasıyla ilgili jeopolitik nedenlerinin yanı sıra Gazze’deki savaşta İsrail'i desteklediği ve gönderdiği çok sayıda silahla on binlerce Filistinli sivilin ölümüne neden olduğu için seçimlerde ABD’lilerin kendisine yönelik tepkisini hafifletmek gibi sebeplerden ötürü üç aşamalı ateşkes anlaşmasının imzalanması için acele ediyor.

xscdvfbg
İsrailli rehinelerin aileleri, Blinken’ın Tel Aviv ziyaretine denk gelecek şekilde, rehinelerin derhal serbest bırakılması talebiyle protesto gösterisi düzenledi 11 Haziran 2024 (Reuters)

Öte yandan Gazze'deki ateşkes, Washington ile Riyad arasında bir savunma anlaşmasından oluşan ve Washington'ın İsrail'i Suudi Arabistan ile normalleşme anlaşması yoluyla bölgeye daha fazla entegre etme çabaları çerçevesinde Tel Aviv'in de katılabileceği, ancak Tel Aviv'in Riyad'ın talep ettiği gibi iki devletli bir çözüm ile ilgili somut adımlar atmasına bağlı olan, ABD himayesinde ‘bölgesel bir yapı’ inşa etmeye doğru ilerliyor. Dolayısıyla, Gazze’deki savaş da dahil olmak üzere bölgedeki olayların çoğu, ABD’nin bölgedeki yeni mühendisliğinin bir parçası olarak ABD-Suudi Arabistan anlaşması etrafında dönüyor. Bu sebeple, İran’ın Dini Lideri Ali Hamaney’in kısa süre önce Aksa Tufanı Operasyonu’nu, bölgedeki denklemleri değiştirmeye yönelik bir Amerikan projesini engellediğini söyleyerek övmesi kimseyi şaşırtmadı.

Hamas Hareketi’nin Gazze’deki lideri Yahya Sinvar'ın özellikle de esir kartını elinde tuttuğu sürece, elinde kalanlarla savaşmaya devam etme isteğine ilişkin kendi hesaplarıyla kesiştiğinde İran'dan gelen sinyalleri aldığına şüphe yok. İşte şimdi Washington ona ABD vatandaşı olan rehineler için arada İsrail olmadan müzakere etme teklifinde bulunuyor. Sinvar’ın sadece iki seçeneği var. Ya İsrail, uluslararası tarafların garantörlüğünde kalıcı bir ateşkesi kabul edecek ya da savaşmaya devam edecek. Şimdiye kadar bu iki seçenek dışında üçüncü bir seçeneği kabul etmeye istekli görünmedi. Sinvar'ın tutumunun, özellikle Hamas’ın Doha'daki lider kadrosuna uygulanan baskı çerçevesinde bir bütün olarak Hamas'ın tutumu olup olmadığı da tartışmalı bir konu. Ancak İran Hamas'ın ana şemsiyesi olmaya devam ediyor. Bu da Hamas'ın genel tutumunu anlamada önemli bir unsur.

Netanyahu'nun siyasi ve şahsi hesapları, Washington ile ilişkilerinin sınırları ve koşulları da dahil olmak üzere savaştaki seçeneklerini belirlemede önemli rol oynuyor.

İsrail'e ve özellikle Netanyahu'ya gelince; Netanyahu, iki devletli bir çözümü kabul etmeye hazır değil. Çünkü böyle bir durum onu hükümetinin düşmesi ve aşırı sağın yeri doldurulamaz desteğini kaybetmesi tehdidiyle karşı karşıya bırakacaktır. Yani ya hem Filistinlilerle savaşı hem de İsrail içindeki siyasi çatışmayı kazanarak ikisi de kazanacak ya da ikisini birden kaybedecek. Tecrübeli bir siyasetçi olan Netanyahu, İsrail'deki siyasi ve demografik geleceğin özellikle savaş sonrasında aşırı sağcı eğilimlerden yana olduğunu çok iyi biliyor. Bu nedenle önceliklerinin, görev süresi sona ermekte olan Biden yönetimiyle ilişkileri pahasına da olsa aşırı sağcı akımların kendisine olan desteğini sürdürmek olması gerektiğini bilen Bibi (Netanyahu), İsrail sağının değirmenine su taşıyan Donald Trump'ın seçimleri kazanması üzerine de bahis oynuyor olabilir. Nihayetinde Netanyahu'nun siyasi ve şahsi hesapları, Washington'la ilişkinin sınırları ve koşulları da dahil olmak üzere savaştaki seçeneklerini belirlemede önemli rol oynuyor. İsrail sağının anlatısı, Biden'ın İsrail'e yardım etmek yerine, onu bölgeye yönelik projesinin bir parçası olarak kullandığı yönünde ve bu da elbette Netanyahu ve danışmanları tarafından çok iyi biliniyor.

Tüm bu üst üste binen uluslararası, bölgesel ve yerel sahneler açısından Gazze’deki savaştan çıkış yolunu hayal etmek daha da zorlaşıyor. O halde bölge uzun bir ‘yıpratma savaşına’ mı hazırlanmalı? Nihayetinde böyle bir savaşın bedelini öncelikle Filistinli siviller, ikinci olarak da Lübnan'da, Suriye'de, hatta biraz daha uzaktaki Irak'ta olsun, uzun savaşlara alışkın olan ‘Bereketli Hilalin’ halkları ödeyecek.



Ukrayna’nın Bryansk Bölgesi'ne gerçekleştirdiği İHA saldırısında 2 kişi öldü

İtfaiyeciler, Rusya'nın Ukrayna'nın Harkiv kentine düzenlediği hava saldırısının ardından bir yerleşim bölgesinde çıkan yangını söndürmeye çalışıyor. (AP)
İtfaiyeciler, Rusya'nın Ukrayna'nın Harkiv kentine düzenlediği hava saldırısının ardından bir yerleşim bölgesinde çıkan yangını söndürmeye çalışıyor. (AP)
TT

Ukrayna’nın Bryansk Bölgesi'ne gerçekleştirdiği İHA saldırısında 2 kişi öldü

İtfaiyeciler, Rusya'nın Ukrayna'nın Harkiv kentine düzenlediği hava saldırısının ardından bir yerleşim bölgesinde çıkan yangını söndürmeye çalışıyor. (AP)
İtfaiyeciler, Rusya'nın Ukrayna'nın Harkiv kentine düzenlediği hava saldırısının ardından bir yerleşim bölgesinde çıkan yangını söndürmeye çalışıyor. (AP)

Rusya'nın Bryansk Bölgesi Valisi, bugün Ukrayna'ya ait insansız hava aracının (İHA) Klimovo yerleşim bölgesindeki müstakil bir eve isabet etmesi sonucu iki kişinin hayatını kaybettiğini, beş kişinin yaralandığını açıkladı.

Şarku’l Avsatın Reuters'ten aktardığına göre Vali ayrıca Rus güçlerinin son 24 saat içinde bölge üzerinde 29 Ukrayna İHA'sını imha ettiğini belirtti.

Alman Haber Ajansı'nın (DPA) haberine göre Rus kuvvetleri, dün gece Kiev ve Harkiv'de Ukrayna'nın askerî sanayisi için kullanılan enerji altyapısını ve lojistik merkezlerini İHA'larla hedef aldı.

Rusya Savunma Bakanlığı bugün yaptığı açıklamada, gece düzenlenen saldırılarda Kiev'de askerî lojistik tesislerine, silah ve askerî teçhizat depolarına elektrik sağlayan 6 No'lu kojenerasyon santralinin (elektrik ve ısı üretim tesisi) vurulduğunu bildirdi.

Açıklamada ayrıca Harkiv'deki Proton sanayi bölgesinde Ukrayna ordusuna yönelik silah ve askerî teçhizat bileşenleri üreten atölyelerin ve İHA montajı ile depolanması için hazırlandığı belirtilen depoların hedef alındığı ifade edildi.

Bakanlık, Odessa'nın 18 kilometre güneyinde denizde seyreden ve Ukrayna Silahlı Kuvvetleri için yük taşıdığı belirtilen bir kargo gemisinin de vurulduğunu kaydetti.

Rusya Savunma Bakanlığı, bugün sabah yayımladığı ayrı bir açıklamada ise gece boyunca Rusya'nın 19 bölgesinde 433 Ukrayna İHA'sının önlenerek imha edildiğini duyurdu.


ABD Federal İletişim Komisyonu (FCC), Çin'deki laboratuvarlarda elektronik cihazların test edilmesini yasakladı

ABD'de onaylanan cihazların yüzde 82'si, Çin'de akredite edilmiş laboratuvarlarda test ediliyor. (AP)
ABD'de onaylanan cihazların yüzde 82'si, Çin'de akredite edilmiş laboratuvarlarda test ediliyor. (AP)
TT

ABD Federal İletişim Komisyonu (FCC), Çin'deki laboratuvarlarda elektronik cihazların test edilmesini yasakladı

ABD'de onaylanan cihazların yüzde 82'si, Çin'de akredite edilmiş laboratuvarlarda test ediliyor. (AP)
ABD'de onaylanan cihazların yüzde 82'si, Çin'de akredite edilmiş laboratuvarlarda test ediliyor. (AP)

Oybirliğiyle karar alan ABD'li düzenleyici kurum, akıllı telefonlardan kameralara kadar elektronik cihazların ABD'de kullanılabilmesi için Çin'deki laboratuvarlarda test edilmesini yasakladı.

Federal İletişim Komisyonu (FCC), kararın güvenliği artırmayı amaçladığını belirtti. Şarku’l Avsat'ın AFP’den aktardığına göre karar, kurumun bir yıl önce “yabancı hasımların mülkiyetinde veya kontrolünde bulunan” laboratuvarların ürün onaylama yetkisini engelleyen düzenlemeleri kabul etmesinin ardından geldi.

Komisyon, ABD'de onaylanan cihazların yaklaşık yüzde 82'sinin Çin'de akredite edilmiş laboratuvarlarda test edildiğini tahmin ediyor.

FCC açıklamasında, “Bu laboratuvarlar ABD telekomünikasyon altyapısının temel geçitlerinden birini oluşturuyor. Sahip oldukları özel konum sayesinde elektronik ürünlere ilişkin hassas ve gizli bilgilere, çoğu zaman cihazlar piyasaya sürülmeden aylar önce erişebiliyorlar” ifadelerine yer verdi.

2028 yılında yürürlüğe girecek yasak, ABD ile karşılıklı tanıma anlaşması bulunmayan ülkelerdeki test laboratuvarlarını ve uygunluk belgesi düzenleyen kuruluşları kapsıyor.

Komisyonun internet sitesine göre Çin ile FCC arasında bu tür bir anlaşma bulunmuyor.

Komisyon, 2024 yılında Çinli teknoloji devi Huawei'nin tanıdığı bir laboratuvar işlettiğini tespit etmesinin ardından “kurallara aykırı laboratuvarlar” hakkında soruşturma başlattığını bildirdi.

FCC daha önce de güvenlik endişelerini gerekçe göstererek Huawei ve diğer Çinli şirketlerin ürettiği telekomünikasyon ekipmanlarını kara listeye almıştı.

Komisyon, yeni yasağın ayrıca “elektronik cihaz üretiminin yurt dışına taşınmasının önüne geçerek” ABD teknoloji sektörünü koruyacağını belirtti. Açıklamada, cihazların çoğu zaman test edildikleri tesislerde üretildiğine dikkat çekildi.

Pekin önlemlerin derhal geri çekilmesini istiyor

Pekin, dünyanın en büyük iki ekonomisi arasındaki ticarete zarar verdiğini savunduğu politikayı eleştirdi.

Çin Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Guo Jiakun, dün düzenlenen olağan basın toplantısında, “ABD ulusal güvenlik kavramını aşırı genişletiyor, devlet yetkisini kötüye kullanıyor ve Çinli şirketlere haksız yere baskı uyguluyor” dedi.

Guo, “ABD'nin bu önlemleri, Çin ve ABD şirketleri arasındaki normal ekonomik ve ticari ilişkileri ciddi biçimde engelliyor. Şirketler ve Amerikalı tüketiciler de dahil olmak üzere bütün tarafların çıkarlarına aykırıdır” ifadelerini kullandı. Pekin'in çıkarlarını korumak için gerekli önlemleri alacağını da ifade etti.

Çin Ticaret Bakanlığı tarafından yapılan açıklamada ise “Çin'in kapısı, anlaşmazlıkların diyalog yoluyla çözülmesi için her zaman açıktır denilerek” Washington’a “bu önlemleri derhal geri çekme” çağrısında bulunuldu.

Açıklamada ayrıca, “ABD bu yönde ilerlemeye devam ederse Çin, meşru hak ve çıkarlarını kararlılıkla korumak için gerekli yeni tedbirleri alacaktır” ifadeleri kullanıldı.

Federal İletişim Komisyonu, Çinli kuruluşları ABD tedarik zincirlerinden dışlamaya yönelik adımlar atıyor.

Komisyon, mart ayında da ulusal güvenlik gerekçesiyle yurt dışında üretilen ve tüketicilere yönelik yeni internet yönlendiricilerine (router) lisans verilmesini yasaklamıştı.


Vance’in Rızai’ye yazdığı mektup, ABD’nin savaşlarından önce gelen uyarıları akla getiriyor

Eski ABD Dışişleri Bakanı James Baker’ın, Ocak 1991’de Cenevre’de Iraklı mevkidaşı Tarık Aziz ile el sıkışırken çekilmiş fotoğrafı (Arşiv)
Eski ABD Dışişleri Bakanı James Baker’ın, Ocak 1991’de Cenevre’de Iraklı mevkidaşı Tarık Aziz ile el sıkışırken çekilmiş fotoğrafı (Arşiv)
TT

Vance’in Rızai’ye yazdığı mektup, ABD’nin savaşlarından önce gelen uyarıları akla getiriyor

Eski ABD Dışişleri Bakanı James Baker’ın, Ocak 1991’de Cenevre’de Iraklı mevkidaşı Tarık Aziz ile el sıkışırken çekilmiş fotoğrafı (Arşiv)
Eski ABD Dışişleri Bakanı James Baker’ın, Ocak 1991’de Cenevre’de Iraklı mevkidaşı Tarık Aziz ile el sıkışırken çekilmiş fotoğrafı (Arşiv)

ABD Başkan Yardımcısı JD Vance’in perşembe günü kamuoyuna duyurulan İran Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi Genel Sekreteri Muhsin Rızai’ye gönderdiği mektup, ABD dış politikasının tarihsel ve geleneksel bir örüntüsünün devamı olabilir. Bu örüntü, kaçınılmaz görünen saldırılardan kaçınmak için son bir fırsat sunmak ile müzakere koşullarını kesin şartlar üzerinden yeniden şekillendirmek arasında gidip geliyor.

ABD’nin yürüttüğü savaşların tarihi, Washington yönetiminin dünyanın farklı bölgelerindeki rakipleriyle karşı karşıya gelmeden veya çatışmayı genişletmeden önce ‘son dakika’ mesajları gönderdiğini gösteriyor.

Washington’ın herhangi bir gerilimi azaltma adımının ön koşulu olarak İran’ın nükleer silah edinmesinin ‘kesinlikle’ engellenmesini şart koştuğu, buna karşılık Tahran’ın yıpranmış ekonomisini yeniden inşa etmesine yardımcı olmak amacıyla yaptırımların hafifletilmesini teklif ettiği Vance’in mesajına görece yakın dönemde verilmiş tarihsel örnekler de bulunuyor.

Şarku’l Avsat’ın Tesnim Haber Ajansı’ndan aktardığına göre Tahran, söz konusu mesajı aldığını doğrularken ‘yedi şarta’ bağlı kalacağını duyurdu ve önceden herhangi bir taviz vermeyi reddetti. Bu durum, mesajı ya son diplomatik fırsat ya da yakın bir askerî çatışmanın habercisi haline getiriyor.

Irak ordusunun 1991’de İkinci Körfez Savaşı’nın sona ermesiyle Kuveyt’ten çekilmesinin ardından ateşe verdiği petrol kuyularının üzerinde uçan Amerikan savaş uçakları (Arşiv – Pentagon)
Irak ordusunun 1991’de İkinci Körfez Savaşı’nın sona ermesiyle Kuveyt’ten çekilmesinin ardından ateşe verdiği petrol kuyularının üzerinde uçan Amerikan savaş uçakları (Arşiv – Pentagon)

James Baker ve Tarık Aziz

İran’ın şu ana kadar kamuoyuna açıkladığı ret tutumu, ABD Başkanı George H. W. Bush’un, Çöl Fırtınası Harekâtı’nın başlamasından kısa süre önce dönemin Irak Devlet Başkanı Saddam Hüseyin’e gönderdiği mektubun koşullarıyla büyük benzerlik taşıyor.

9 Ocak 1991’de, Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi’nin Irak’a Kuveyt’ten çekilmesi için tanıdığı sürenin dolmasına bir hafta kala, ABD Dışişleri Bakanı James Baker, son uzlaşma fırsatını değerlendirmek amacıyla Cenevre’de Iraklı mevkidaşı Tarık Aziz ile tarihe geçen bir görüşme gerçekleştirdi.

ABD diplomatik arşivleri, Baker’ın, Bush tarafından imzalanan ve doğrudan Saddam Hüseyin’e hitaben kaleme alınan bir mektubu Aziz’e teslim ettiğini ortaya koydu. Daha sonra yayımlanan mektupta şu ifadeler yer alıyordu: “Savaşın eşiğindeyiz... BM Güvenlik Konseyi kararına uymamanız ve Kuveyt’ten koşulsuz olarak çekilmemeniz halinde Irak kapsamlı bir yıkım ve sayısız felaketle karşı karşıya kalacak. Askerî hesaplarınız sizi bu sonuçlardan kurtaramayacak.”

Savaşın ardından aktarılan bilgilere göre Tarık Aziz, mektubun tercümesini okuduktan sonra belgeyi masanın üzerine bırakmış, teslim almayı ve Bağdat’a iletmeyi reddetmişti. Aziz, Baker’a mektubun dilinin, devletler arasındaki ilişkilere yakışmayan aşağılayıcı ve üstenci bir tehdit içerdiğini söylemişti.

Görüşme başarısızlıkla sonuçlandı ve birkaç gün sonra Çöl Fırtınası Harekâtı başladı.

Pentagon raporlarına göre, 20 yıl boyunca 800 binden fazla ABD askeri Afganistan Savaşı’na katıldı.
Pentagon raporlarına göre, 20 yıl boyunca 800 binden fazla ABD askeri Afganistan Savaşı’na katıldı.

Washington’dan Taliban’a uyarı

2000 yılında gerçekleşen 11 Eylül saldırılarının ardından, ABD’nin misilleme ve intikam arzusunun etkisiyle Washington, alışılagelmiş müzakere kanallarına başvurmak yerine kesin ifadeler içeren bir mektup kaleme alarak bunu Pakistan’ın resmî kanalları aracılığıyla Taliban’a iletti. Mesaj, kamuoyuna açıklanan bir ‘son ültimatom’ niteliği taşıyordu.

20 Eylül 2001’de Başkan George W. Bush, ABD’nin taleplerini Kongre önünde açıklayarak şu ifadeleri kullandı: “Topraklarınızda saklanan El Kaide örgütünün bütün liderlerini ABD makamlarına teslim edin. Terörist eğitim kamplarının tamamını derhal ve kalıcı olarak kapatın... Bu talepler müzakereye veya tartışmaya açık değildir. Taliban harekete geçmeli ve bunu derhal yapmalı; aksi takdirde teröristlerle aynı akıbeti paylaşacaktır.”

Birkaç gün içinde Taliban lideri Molla Ömer, ültimatomu reddettiğini açıkladı. Ömer, Usame bin Ladin teslim edilmeden önce ABD yönetiminin onun saldırılara karıştığına dair kanıt sunmasını istedi. Washington ise bu tutumu tanınan sürenin resmen reddedilmesi olarak değerlendirdi ve 7 Ekim 2001’de Afganistan’a yönelik hava saldırılarını başlattı.

1945 yılına ait bu fotoğraf, Hiroşima’ya atılan nükleer bombanın ardından bir binanın kalıntılarını gösteriyor… Bu kalıntılar günümüze kadar bir anıt olarak korunmuş durumda (AFP)
1945 yılına ait bu fotoğraf, Hiroşima’ya atılan nükleer bombanın ardından bir binanın kalıntılarını gösteriyor… Bu kalıntılar günümüze kadar bir anıt olarak korunmuş durumda (AFP)

Japonya ve Potsdam Deklarasyonu

İkinci Dünya Savaşı’nın son aşamasında, ABD Başkanı Harry Truman, Japonya’ya İsviçre kanalları aracılığıyla iletilen ve Potsdam Deklarasyonu başlığını taşıyan bir mesaj yayımladı. O dönemde bu bildiri, ‘Japonya’nın karadan işgalini önlemeye yönelik son ültimatom’ olarak nitelendirildi.

Mesaj, Truman’ın yanı sıra İngiltere Başbakanı Winston Churchill ve Çin Devlet Başkanı Çan Kay Şek tarafından kaleme alındı. Toplantıda hazır bulunmayan Çan Kay Şek ise imzasını telsiz aracılığıyla gönderdiği bir telgrafla iletti.

Bildirinin son bölümünde şu ifadeler yer alıyordu: “Japonya hükümetini, bütün Japon silahlı kuvvetlerinin koşulsuz teslimiyetini ilan etmeye çağırıyoruz... Japonya için diğer seçenek ise hızlı ve mutlak yıkımdır.”

Diğer örneklerde olduğu gibi, dönemin Japonya Başbakanı Kantaro Suzuki de bir basın toplantısı düzenleyerek hükümetinin cevabını açıkladı. Suzuki, Japon siyasi terminolojisinde ‘küçümseyerek tamamen görmezden gelmek’ anlamına gelen ‘Mokusatsu’ kelimesini kullandı. Bu tutumun ardından Truman, Ağustos 1945’te Hiroşima ve Nagazaki’ye atom bombası atılması emrini verdi.