Gazze’deki savaş ve dünya savaşlarının yıl dönümü

Gazze Savaşı ve uluslararası krizlerin çağrışımları

Gazze Şeridi'nin güneyindeki Han Yunus'ta yıkılmış binaların yanındaki dar bir sokakta yürüyen Filistinliler, 11 Haziran 2024 (AFP)
Gazze Şeridi'nin güneyindeki Han Yunus'ta yıkılmış binaların yanındaki dar bir sokakta yürüyen Filistinliler, 11 Haziran 2024 (AFP)
TT

Gazze’deki savaş ve dünya savaşlarının yıl dönümü

Gazze Şeridi'nin güneyindeki Han Yunus'ta yıkılmış binaların yanındaki dar bir sokakta yürüyen Filistinliler, 11 Haziran 2024 (AFP)
Gazze Şeridi'nin güneyindeki Han Yunus'ta yıkılmış binaların yanındaki dar bir sokakta yürüyen Filistinliler, 11 Haziran 2024 (AFP)

Elie el Kaşif

ABD Başkanı Joe Biden’ın Gazze için ateşkes teklifi, muhtemelen Ramazan ayı arifesinde ateşkes ve esir takası anlaşması amacıyla yapılan, ancak tökezleyip başarısızlıkla sonuçlanan müzakerelerle aynı kaderi paylaşacak gibi görünüyor. ABD yönetiminin ister doğrudan İsrail'e ister Arap ülkeleri aracılığıyla Hamas’a olmak üzere savaşan taraflara yönelik tüm baskılarına rağmen, kendisi de bunu öngörmeye ve işaret etmeye başladı. ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken savaşın başlamasından bu yana bölgeye gerçekleştirdiği sekizinci ziyarette bunu yapmaya çalışsa da şimdiye kadar pek başarılı olamadı.

Ne zaman savaşın müzakereler yoluyla durdurulabileceğine dair bir umut doğsa, bu müzakerelerin başarısızlıkla sonuçlanacağına dair kötümser bir rüzgâr esmeye başlıyor. Eğer müzakere girişimi bu kez de başarısız olursa, karamsarlık geçen seferkinden daha da yoğun olacak. Teklif, gerek müzakerelerin başarısız olması ve İsrail ile Hamas'ın Biden'ın teklifine yanıt vermemesi bakımından, gerek savaşın doğrudan tarafları olan Hamas ve İsrail'in, özellikle de Binyamin Netanyahu ve Yahya Sinvar'ın hesapları bakımından gerekse özellikle önümüzdeki kasım ayında yapılması planlanan ABD seçimlerinin arifesinde bölgesel ve uluslararası sahnedeki kaos bakımından İsrail'in Gazze Şeridi'ne yönelik savaşının en karmaşık hale geldiği zor bir zamanda ortaya atıldı. Bu da haftalardır hatta aylardır konuşulan Hamas ve İsrail arasındaki yıpratma savaşının aslında bölgesel ve uluslararası bir çatışmanın yansıması olup olmadığı, yani bölgesel ve uluslararası tarafların kendi hesapları için mi bu çatışmayı derinleştirmeye çalıştıkları ya da söz konusu uluslararası tarafların başında gelen ABD’yi bu savaşta boğmak, dikkatini dağıtmak ve çözümsüzlüğe itmeye mi çalışıldığı gibi önemli bir soruyu gündeme getiriyor.

Aslında, Rusya-Ukrayna savaşıyla ilgili sahada ve siyaset sahnesinde yaşanan gerilim, Doğu Avrupa'daki gelişmeleri Filistin topraklarındaki çatışmayla ilişkilendirmeye giderek daha fazla itiyor. Çünkü ABD ve Batı ülkelerinin her iki bölgede de var olması, rakiplerinin bu savaşlara katılmaları için net bir davet anlamına geliyor. Eğer Rusya Avrupa'daki savaşın tarafı ise Gazze’deki savaşta rolü ne olacak? Ya da Hizbullah ve İsrail arasındaki cephede nasıl bir rol üstlenecek? Aksa Tufanı Operasyonu'na ilişkin bazı geç okumalar, Moskova'nın bu operasyona yakından ya da uzaktan müdahil olmuş olma ihtimalini sorgulasa da elbette net cevaplara ulaşamadı. Şu sıralar sorular, Rusya'nın Ukrayna savaşındaki hesapları ya da başta Çin olmak üzere diğer ülkeler arasında yeni bir uluslararası düzen inşa etme girişimleri bağlamında, savaşı uzatma ve ABD'yi bu savaşla meşgul etme konusundaki çıkarları üzerinde yoğunlaşıyor. Dolayısıyla, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin'in Gazze’deki savaşın patlak vermesinin bir nedeni olarak gördüğü ABD’nin Ortadoğu'daki başarısızlığı, ABD liderliğindeki liberal uluslararası düzenin parçalanmasına yol açıyor.

Gazze’deki savaştan nasıl çıkılacağı ve ‘ertesi günü’ belirsizliğini korurken Ortadoğu’da bu savaşın ortaya çıkardığı yeni bir soğuk savaş biçimiyle karşı karşıya olabiliriz.

Ancak Rusya ile ilgili soruların sorulması, kaçınılmaz olarak Çin ile ilgili sorular da sorulması anlamına geliyor. Pekin, Moskova’nın aksine çatışmaya doğrudan müdahil olmasına dair herhangi bir sinyal vermiyor. Putin geçtiğimiz hafta, Batılı ülkelerin Ukrayna’yı silahlandırmasına ve Rusya'ya saldırmasına izin vermesine karşılık, Moskova'nın dünyanın dört bir yanındaki ABD karşıtı grupları desteklemeye hazır olduğunu söylemişti. Bu da İran ile silah anlaşmaları yapmaya ya da bölgedeki İran yanlısı grupları doğrudan ya da Tahran üzerinden silahlandırmaya hazır olduğu şeklinde yorumlandı. Hizbullah'a yakın çevreler Moskova ile ilişkilerinin şu an her zamankinden daha güçlü olduğundan bahsediyor. Peki, bu Rusya'nın Hizbullah'a silah ya da teknoloji sağladığı anlamına mı geliyor? Her halükârda özellikle Ukrayna ve genel olarak Avrupa kıtasının güvenliği konusunda ABD ve Batı ülkeleri ile derinleşen çatışması çerçevesinde, Rusya'nın Gazze’deki savaşa müdahil olmuş olabileceğinden endişe duymak gerekiyor.

Son yıllarda İsrail, Körfez Arap ülkeleri ve İran'la birlikte bölgedeki varlığının kapsamını genişleten Çin ise Filistin'deki bölünmüşlüğün tarafları olan Fetih Hareketi (El Fetih) ve Hamas Hareketi arasında uzlaşı sağlayama çalışarak ve Filistinliler ile İsrail arasındaki çatışmayı çözmek için uluslararası konferans çağrısında bulunarak, savaşa diplomatik bir pencereden bakıyor.

svdfbgnh
Ürdün'ün ev sahipliğinde yapılan “Eylem Çağrısı: Gazze'ye Acil İnsani Müdahale” konulu Ölüdeniz Konferansı'na katılan ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken (ortada) sağında Arap Birliği Genel Sekreteri Ahmed Ebu Gayt ile, 11 Haziran 2024 (AFP)

Gazze Şeridi’ndeki savaşın büyük resmi böyle, ancak uluslararası ve bölgesel ittifakların karmaşıklığı ve çakışmaları çerçevesinde, uluslararası ve bölgesel safların daha açık dizildiği Soğuk Savaş dönemindeki durumun aksine, bugün bölgedeki ve dünyadaki tüm ülkeler ilişkilerini ve ittifaklarını mümkün olduğunca genişletmeye çalışıyor. Bu ise bölgedeki uluslararası rekabetin, özellikle de günümüzün iki büyük kutbu olan ABD ve Çin arasındaki rekabetin ek bir nedeni haline geliyor. Hem ABD hem de Çin, İsrail'den Körfez ülkelerine ve İran'a kadar bölgedeki diğer ülkelerle ilişkilere sahip. Dolayısıyla Gazze’deki savaştan nasıl çıkılacağı ve ‘ertesi günü’ belirsizliğini korurken, Ortadoğu’da bu savaşın ortaya çıkardığı yeni bir soğuk savaş biçimiyle karşı karşıya olabiliriz.

Fakat savaşı çevreleyen bu uluslararası sahne tek başına savaşın gelişimini ve geleceğini açıklamaya yetmiyor. Zira yerel aktörlerin, Hamas ve İsrail'in, özellikle de Sinvar ve Netanyahu'nun hesapları, çatışmanın geleceği üzerinde çok etkili ve hatta belirleyici. İran’ın Dini Lideri Ali Hamaney'in geçtiğimiz günlerde Hamas Hareketi’ne Biden'ın teklifini kabul etmemesi yönünde yaptığı dolaylı çağrıdan da anlaşılacağı üzere, İran'ın Hamas'ın önemli bir destekçisi olarak savaştaki varlığı, hatta onun tercihlerini yönlendirmesi göz ardı edilemez. Tüm bu aktörlerin, Gazze Şeridi'ndeki savaşta yaşanan gelişmelerin de kanıtladığı üzere, başta bölgedeki başlıca uluslararası aktör olan ABD olmak üzere, savaştaki başlıca ülkelerin çıkarlarını ve tedbirlerini dikkate aldıklarına hiç şüphe yok.

Gazze’deki savaş da dahil olmak üzere bölgedeki olayların çoğu, ABD’nin bölgedeki yeni mühendisliğinin bir parçası olarak, ABD-Suudi Arabistan anlaşması etrafında dönüyor.

Nihayetinde ister müttefikleri ister muhalifleri tarafından olsun, tüm yerel, bölgesel ve uluslararası hesaplar ABD ve onun yakın ve uzak hedefleri etrafında dönüyor. Hamas, İran ve Hizbullah, İsrail ile ABD arasındaki anlaşmazlıkların ve bu anlaşmazlıkların merkezinde yer alan ABD’nin bölgedeki önceliklerinin üzerine bahis oynuyorlar. Biden yönetimi, ABD'nin Doğu Avrupa, Pasifik ya da Çin Denizi gibi önemli uluslararası çatışma bölgelerine yeniden odaklanmasıyla ilgili jeopolitik nedenlerinin yanı sıra Gazze’deki savaşta İsrail'i desteklediği ve gönderdiği çok sayıda silahla on binlerce Filistinli sivilin ölümüne neden olduğu için seçimlerde ABD’lilerin kendisine yönelik tepkisini hafifletmek gibi sebeplerden ötürü üç aşamalı ateşkes anlaşmasının imzalanması için acele ediyor.

xscdvfbg
İsrailli rehinelerin aileleri, Blinken’ın Tel Aviv ziyaretine denk gelecek şekilde, rehinelerin derhal serbest bırakılması talebiyle protesto gösterisi düzenledi 11 Haziran 2024 (Reuters)

Öte yandan Gazze'deki ateşkes, Washington ile Riyad arasında bir savunma anlaşmasından oluşan ve Washington'ın İsrail'i Suudi Arabistan ile normalleşme anlaşması yoluyla bölgeye daha fazla entegre etme çabaları çerçevesinde Tel Aviv'in de katılabileceği, ancak Tel Aviv'in Riyad'ın talep ettiği gibi iki devletli bir çözüm ile ilgili somut adımlar atmasına bağlı olan, ABD himayesinde ‘bölgesel bir yapı’ inşa etmeye doğru ilerliyor. Dolayısıyla, Gazze’deki savaş da dahil olmak üzere bölgedeki olayların çoğu, ABD’nin bölgedeki yeni mühendisliğinin bir parçası olarak ABD-Suudi Arabistan anlaşması etrafında dönüyor. Bu sebeple, İran’ın Dini Lideri Ali Hamaney’in kısa süre önce Aksa Tufanı Operasyonu’nu, bölgedeki denklemleri değiştirmeye yönelik bir Amerikan projesini engellediğini söyleyerek övmesi kimseyi şaşırtmadı.

Hamas Hareketi’nin Gazze’deki lideri Yahya Sinvar'ın özellikle de esir kartını elinde tuttuğu sürece, elinde kalanlarla savaşmaya devam etme isteğine ilişkin kendi hesaplarıyla kesiştiğinde İran'dan gelen sinyalleri aldığına şüphe yok. İşte şimdi Washington ona ABD vatandaşı olan rehineler için arada İsrail olmadan müzakere etme teklifinde bulunuyor. Sinvar’ın sadece iki seçeneği var. Ya İsrail, uluslararası tarafların garantörlüğünde kalıcı bir ateşkesi kabul edecek ya da savaşmaya devam edecek. Şimdiye kadar bu iki seçenek dışında üçüncü bir seçeneği kabul etmeye istekli görünmedi. Sinvar'ın tutumunun, özellikle Hamas’ın Doha'daki lider kadrosuna uygulanan baskı çerçevesinde bir bütün olarak Hamas'ın tutumu olup olmadığı da tartışmalı bir konu. Ancak İran Hamas'ın ana şemsiyesi olmaya devam ediyor. Bu da Hamas'ın genel tutumunu anlamada önemli bir unsur.

Netanyahu'nun siyasi ve şahsi hesapları, Washington ile ilişkilerinin sınırları ve koşulları da dahil olmak üzere savaştaki seçeneklerini belirlemede önemli rol oynuyor.

İsrail'e ve özellikle Netanyahu'ya gelince; Netanyahu, iki devletli bir çözümü kabul etmeye hazır değil. Çünkü böyle bir durum onu hükümetinin düşmesi ve aşırı sağın yeri doldurulamaz desteğini kaybetmesi tehdidiyle karşı karşıya bırakacaktır. Yani ya hem Filistinlilerle savaşı hem de İsrail içindeki siyasi çatışmayı kazanarak ikisi de kazanacak ya da ikisini birden kaybedecek. Tecrübeli bir siyasetçi olan Netanyahu, İsrail'deki siyasi ve demografik geleceğin özellikle savaş sonrasında aşırı sağcı eğilimlerden yana olduğunu çok iyi biliyor. Bu nedenle önceliklerinin, görev süresi sona ermekte olan Biden yönetimiyle ilişkileri pahasına da olsa aşırı sağcı akımların kendisine olan desteğini sürdürmek olması gerektiğini bilen Bibi (Netanyahu), İsrail sağının değirmenine su taşıyan Donald Trump'ın seçimleri kazanması üzerine de bahis oynuyor olabilir. Nihayetinde Netanyahu'nun siyasi ve şahsi hesapları, Washington'la ilişkinin sınırları ve koşulları da dahil olmak üzere savaştaki seçeneklerini belirlemede önemli rol oynuyor. İsrail sağının anlatısı, Biden'ın İsrail'e yardım etmek yerine, onu bölgeye yönelik projesinin bir parçası olarak kullandığı yönünde ve bu da elbette Netanyahu ve danışmanları tarafından çok iyi biliniyor.

Tüm bu üst üste binen uluslararası, bölgesel ve yerel sahneler açısından Gazze’deki savaştan çıkış yolunu hayal etmek daha da zorlaşıyor. O halde bölge uzun bir ‘yıpratma savaşına’ mı hazırlanmalı? Nihayetinde böyle bir savaşın bedelini öncelikle Filistinli siviller, ikinci olarak da Lübnan'da, Suriye'de, hatta biraz daha uzaktaki Irak'ta olsun, uzun savaşlara alışkın olan ‘Bereketli Hilalin’ halkları ödeyecek.



Trump'ı Beyaz Saray'a taşıyan seçmenler desteğini çekiyor

ABD Başkanı Donald Trump'ın Hispanik erkekler arasındaki desteği, 2024 seçiminden bu yana çakılıyor (AFP)
ABD Başkanı Donald Trump'ın Hispanik erkekler arasındaki desteği, 2024 seçiminden bu yana çakılıyor (AFP)
TT

Trump'ı Beyaz Saray'a taşıyan seçmenler desteğini çekiyor

ABD Başkanı Donald Trump'ın Hispanik erkekler arasındaki desteği, 2024 seçiminden bu yana çakılıyor (AFP)
ABD Başkanı Donald Trump'ın Hispanik erkekler arasındaki desteği, 2024 seçiminden bu yana çakılıyor (AFP)

CNN'in baş veri analistine göre ABD Başkanı Donald Trump, 2024'te kendisini Beyaz Saray'a taşıyan Hispanik erkekler arasındaki desteğini kaybediyor.

Kablolu yayın ağı CNN'den Harry Enten, 2024 seçiminde Hispanik erkeklerin Trump'ı eski Başkan Yardımcısı Kamala Harris'e tercih ettiğini gösteren istatistikleri sundu. Bu, Trump'ın 2020'de kaybettiği Arizona'yı geri almasına ve 2004'te George W. Bush'tan bu yana Nevada'yı kazanan ilk Cumhuriyetçi başkan adayı olmasını sağlamıştı.

Ancak Enten, artık Hispanik erkeklerin yüzde 51'inin Trump'ın başkanlık performansını onaylamadığını söyledi.

Veri uzmanı, "Bu, Birleşik Devletler Başkanı'na karşı 51 puanlık bir değişim" dedi.

Gördüğünüz tüm bu hareketlilikte, Başkan Trump'ın Hispanik erkekler arasında sergilediği tarihi performansta.

Bu rakamlar, Hispanik seçmenlerin 2025'te Virginia ve New Jersey'deki ara seçimlerde Demokratların kazanmasına yardımcı olmasının ardından geldi. Demokratlar ayrıca Trump'ın Hispanikler arasındaki düşüşünün, Teksas Senato yarışını, yoğun Porto Rikolu nüfusa sahip Lehigh Vadisi'ndeki bir kongre bölgesini ve Nevada valiliğini kazanmalarına yardımcı olacağını umuyor.

Teksas Senato adayı James Talarico gibi Demokrat adaylar, Dünya Kupası sırasında İspanyolca reklamlar yaparken, Demokratlar Rio Grande Vadisi'ndeki bazı eğilimleri tersine çevirmeyi umuyor.

Enten'a göre Trump'ın Hispanik erkekler arasındaki desteğinde yaşadığı en büyük sorun ekonomiden kaynaklanıyor. 2024'te Trump, Hispanik erkekler arasında Harris'e karşı 11 puanlık üstünlüğe sahipti. Birçok Hispanik erkek seçmen, Biden yönetimi döneminde özellikle benzin ve temel tüketim ürünlerindeki fiyat artışları nedeniyle yükselen hayat pahalılığından şikayet etmişti.

Enten, sunucu John Berman'a "Bakın şimdi, ortalama anketlerde net onay oranı 49 puan geride" dedi.

Bu, Birleşik Devletler başkanının ikinci dönem için yeniden seçilmesini sağlayan temel meselede kendisinin aleyhine 60 puanlık bir değişim yaşandığı anlamına geliyor.

Trump'ın politikalarının çoğu, başkanlığı döneminde yaşam maliyetinin artmasına neden oldu. Geçen yıl, karşılıklı gümrük vergileri açıkladığı "Kurtuluş Günü" duyurusu fiyatların fırlamasına yol açmış ancak Yüksek Mahkeme nihayetinde bunları iptal etmişti.

cdfrgthy
Teksas'tan James Talarico gibi Demokratlar, Trump'ın Hispanik erkek seçmenler arasındaki kayıplarından faydalanmayı umuyor (AFP)

Ardından Trump, İran'da bir savaş başlattı. Bu, İran rejiminin dünyanın petrol arzının beşte birinin geçtiği Hürmüz Boğazı'nı kapatmasına yol açtı. Bu da benzin fiyatlarının galon başına 4 doların çok üzerine çıkmasına neden oldu.

Enten, bu memnuniyetsizliğin Cumhuriyetçilerin tarihsel açıdan partinin güçlü yönlerinden olan ekonomi konusunda darbe almasına yol açtığını söyledi. 2024'te Cumhuriyetçiler Hispanik erkeklerin oylarını 8 puan farkla kazanmıştı. Ancak artık Demokratlar Hispanik erkekler arasında 20 puanlık avantaja sahip.

Enten, "Bu, sözlerimi bitirirken, Cumhuriyetçi Parti aleyhine 28 puanlık bir değişim anlamına geliyor" dedi.

Bazı Cumhuriyetçiler, başkanın ülkede yasadışı bulunabilecek ancak şiddet suçları işlememiş göçmenleri agresif bir şekilde sınır dışı etmeyi bırakması konusunda uyardı. Diğerleri ise Demokratların ön seçimlerde sosyalist adayları seçmesinin, Miami gibi yerlerdeki Küba kökenli Amerikalı seçmenleri caydırabileceğini umuyor. Bu seçmenlerin çoğu Fidel Castro rejiminden kaçanlar veya onların çocukları.

Ancak bunun şimdiye kadar ülke genelinde kayda değer bir etkisi olmadığı görülüyor.

Independent Türkçe


Putin'in Kuril Adaları ziyareti, Tokyo-Moskova ilişkilerini nasıl etkileyecek?

Putin'in ziyaret ettiği Rusya'ya bağlı Kuril Adaları, Büyük Okyanus'la Ohotsk Denizi'ni birbirinden ayıran 56 adadan oluşuyor (Reuters)
Putin'in ziyaret ettiği Rusya'ya bağlı Kuril Adaları, Büyük Okyanus'la Ohotsk Denizi'ni birbirinden ayıran 56 adadan oluşuyor (Reuters)
TT

Putin'in Kuril Adaları ziyareti, Tokyo-Moskova ilişkilerini nasıl etkileyecek?

Putin'in ziyaret ettiği Rusya'ya bağlı Kuril Adaları, Büyük Okyanus'la Ohotsk Denizi'ni birbirinden ayıran 56 adadan oluşuyor (Reuters)
Putin'in ziyaret ettiği Rusya'ya bağlı Kuril Adaları, Büyük Okyanus'la Ohotsk Denizi'ni birbirinden ayıran 56 adadan oluşuyor (Reuters)

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin'in, Japonya'yla ihtilaf yaratan Kuril Adaları'nı ziyaretinin yankıları sürüyor.

Putin, 13 Ağustos'ta Kuril Adaları'nın parçası olan İturup Adası'nı ziyaret etmişti. Bu, Putin'in Kuril Adaları'na gerçekleştirdiği ilk ziyaret olmuştu.

Rus liderin ziyareti, Moskova ve Tokyo arasında II. Dünya Savaşı'nın ardından büyüyen toprak anlaşmazlığını yeniden gündeme getirdi.

Japonya Başbakanı Sanae Takaiçi, Putin'in eylemlerini "kesinlikle kabul edilemez" diye nitelemişti. Japon lider, "Rus tarafının bu konunun ciddiyetini tam anlamıyla kavrayacağını umuyoruz" ifadelerini kullanmıştı. Dışişleri Bakanı Toşimitsu Motegi de ziyareti "şiddetle protesto ettiklerini" duyurmuştu.

Bu gelişmelerin ardından Japonya'nın Moskova Büyükelçisi Akira Muto, bugün Rusya Dışişleri Bakanlığı'na çağrıldı. Rus medyasının aktardığına göre Muto, bakanlıkta 25 dakika kaldı ve herhangi bir açıklama yapmadan binadan ayrıldı.

Guardian, iki ülke arasında patlak veren diplomatik krizin daha da büyüyebileceğini yazıyor.

Analizde, sağcı Japonya lideri Takaiçi'nin Rusya'yla ilişkileri daha ılımlı sürdürmek istediği ancak son dönemdeki gelişmelerin durumu değiştirebileceği belirtiliyor.

Japonya Dışişleri Bakanlığı, Kuril Adaları anlaşmazlığındaki tutumuna ilişkin farkındalığı artırmak amacıyla her yıl 7 Şubat'ta "Kuzey Toprakları Günü" adlı bir anma etkinliği düzenliyor.

Özellikle ultra milliyetçi kesimler bu tarihte Tokyo'daki Rusya Büyükelçiliği önünde protesto gösterileri düzenliyor.

Putin'in ziyaretinin, Takaiçi üzerindeki Moskova'ya karşı daha sert bir çizgi izlemesi yönündeki baskıyı artırabileceği yorumu yapılıyor.

Japon medya kuruluşu Asahi'nin analizinde, Takaiçi'nin göreve gelirken kendisini eski Başbakan Şinzo Abe'nin siyasi mirasçısı olarak konumlandırdığı hatırlatılıyor. Abe, başbakanlığı döneminde Putin'le 27 kez görüşmüştü.

Analize göre Kremlin, Takaiçi hükümetinin Rusya'ya karşı Abe dönemindekine benzer şekilde daha ılımlı bir politika izlemesini beklemiş olabilir. Ancak Tokyo'nun Ukrayna savaşı nedeniyle Rusya'ya yönelik yaptırımları sürdürmesi, Moskova'nın bu beklentisinin karşılanmadığını gösteriyor.

Keio Üniversitesi'nden uluslararası siyaset uzmanı Yoko Hirose ise Putin'in ziyaretinin, Rusya'da "Militarist Japonya'ya Karşı Zafer Günü" olarak anılan 3 Eylül'ün öncesine denk gelmesine dikkat çekiyor.

Hirose'ye göre ziyaret, Putin'in Kuril Adaları üzerindeki Rus egemenliğini yeniden vurgulamasının yanı sıra Rusya'nın Uzak Doğusu'ndaki kamuoyuna da mesaj verme amacı taşıyor olabilir.

Akademisyen ayrıca Kuril Adaları'nın Rusya açısından yalnızca egemenlik meselesiyle sınırlı kalmadığını, ABD'ye karşı Pasifik'te yürütülen askeri stratejinin de önemli bir parçası olduğunu belirtiyor.

Rusya Bilimler Akademisi'nden Japonya uzmanı Valeri Kistanov ise Putin'in ziyaretinin Rusya-Japonya ilişkilerinde önemli bir değişime yol açmayacağını savunuyor. Akademisyene göre Tokyo yönetimi, Moskova'ya uygulayabileceği yaptırımların neredeyse tamamını zaten hayata geçirdi.  

Japonya ve Rusya arasındaki yaklaşık 150 yıllık toprak anlaşmazlığı

Japonya ve Rusya'nın 1855'te imzaladığı Şimoda Anlaşması'yla Kuril Adaları'ndaki sınır İturup'la Urup arasından geçecek şekilde çizilmişti. Bugün ihtilaf konusu olan İturup, Kunaşir, Şikotan ve Habomai adaları Japonya tarafında kalmıştı.  

1875'te ise St. Petersburg Anlaşması imzalandı. Çarlık Rusyası, Urup'un kuzeyindeki 18 Kuril Adası'nı Japonya'ya verdi. 1855'teki anlaşmayla zaten Japonya'nın kontrolündeki 4 ada bu takasın dışındaydı.

Japonya da bunun karşılığında Sahalin üzerindeki haklarından vazgeçti.

Asıl kırılmaysa II. Dünya Savaşı'nın ardından yaşandı. Sovyetler Birliği, Japonya'nın teslimiyet sürecine girdiği savaşın son günlerinde adaları ele geçirdi.

Diğer yandan Müttefik Kuvvetler'le Japonya arasında 1951'de imzalanan San Francisco Barış Antlaşması kapsamında Japonya, Kuril Adaları üzerindeki hak iddiasından vazgeçti.

Ancak Tokyo yönetimi İturup, Kunaşir, Şikotan ve Habomai'yi bu anlaşma kapsamında değerlendirmiyor ve bu adaların Japonya'nın egemenliğindeki "Kuzey Toprakları'nın" parçası olduğunu savunuyor.

Sovyetler Birliği ise konferansa katılmış ancak antlaşmayı imzalamayı reddetmişti.

Independent Türkçe, Guardian, Asahi, RIA Novosti, Reuters


Trump neden Umman'ı bombalamakla tehdit ediyor?

Hürmüz Boğazı'nın kuzey kıyısında İran, güney kıyısında ise Umman toprakları var (Reuters)
Hürmüz Boğazı'nın kuzey kıyısında İran, güney kıyısında ise Umman toprakları var (Reuters)
TT

Trump neden Umman'ı bombalamakla tehdit ediyor?

Hürmüz Boğazı'nın kuzey kıyısında İran, güney kıyısında ise Umman toprakları var (Reuters)
Hürmüz Boğazı'nın kuzey kıyısında İran, güney kıyısında ise Umman toprakları var (Reuters)

ABD Başkanı Donald Trump'ın, Hürmüz Boğazı'ndaki Amerikan faaliyetlerini engellemesi halinde Umman'ı bombalamakla tehdit etmesinin yankıları sürüyor.

Trump, dün Fox News'a açıklamasında, ABD'nin Hürmüz'deki faaliyetlerine müdahale etmesi durumunda Umman'ı "fena bombalayacağını" söyledi.

İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü İsmail Bekayi de dünkü açıklamasında Tahran'la Maskat arasındaki görüşmelerin olumlu geçtiğini belirtti. Özellikle denizcilik güzergahlarını belirleyen harita hakkında uzlaşı sağlandığını duyurdu.

Trump'ın Umman'ı bombalama tehdidi de bu haberin ardından geldi.

İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, dün Dışişleri Bakanı Hakan Fidan'la telefon görüşmesinde, Umman'la diyaloğu ve Hürmüz Boğazı hakkındaki müzakereleri sürdürmeye kararlı olduklarını vurguladı. 

ABD ve İsrail'in 28 Şubat'taki saldırılarıyla başlayan savaşta Umman, İran'ın misillemelerinin hedefi olmuştu.

Beyaz Saray, Katar ve Pakistan arabuluculuğundaki müzakerelere yönelirken, Umman'ı genellikle sürecin dışında bırakmayı tercih etmişti. Ancak İran yönetimi, Hürmüz Boğazı'ndan geçişlerin düzenlenmesine ilişkin Umman'la bir süredir müzakere yürütüyor.

Wall Street Journal'ın analizine göre Umman ve İran arasındaki görüşmelerin olumlu sonuçlanması, Hürmüz'deki gemi trafiğinin nispeten normale dönmesini sağlayarak küresel enerji piyasaları üzerindeki yükü kısmen hafifletebilir.

Öte yandan Trump yönetiminden bazı isimler, Umman'ın Tahran açısından daha elverişli bir anlaşma yapmayı hedeflediğini ve gizlice İran'ın tarafında olduğunu savunuyor. Diğerleri ise İran'la bir türlü anlaşmaya varamayan Trump'ın Umman'ı "günah keçisi ilan ettiğini" söylüyor.

İran'la ABD arasında haziranda imzalanan 60 günlük mutabakatın süresi pazartesi günü (17 Ağustos) doldu.

ABD merkezli düşünce kuruluşu Atlantik Konseyi'nden Nate Swanson, Trump'ın Umman'a yönelik tehditlerine ilişkin şunları söylüyor:

Trump'ın Umman'ı tehdit etmesi, kendi yarattığı ve elinde iyi bir seçeneğin kalmadığı bu durumdan duyduğu hayal kırıklığının bir yansıması. Sadece refleks olarak saldırıyor.

ABD'li düşünce kuruluşu Cato Enstitüsü'nden Justin Logan ise "Asıl trajik olan ABD'nin Ortadoğu'daki savaş öncesi duruma dönmek için çabalayıp durması" diyor.

İran Dışişleri Bakan Yardımcısı Kazım Garibabadi, 5 Ağustos'taki açıklamasında müzakere edilen güzergahın 2 ila 4 ay sürmesi beklenen "geçici bir rota" olduğunu belirtmişti. Hürmüz Boğazı'nın tamamen açılmasının ABD'nin tutumuna bağlı olacağını vurgulamıştı.

Trump, mayısta da Umman'ı bombalamakla tehdit etmişti. ABD başkanının sert çıkışı, Amerikan istihbaratının, Umman'ın İran'la anlaşarak Hürmüz'deki geçişlerden para almayı planladığı değerlendirmesinin ardından gelmişti.

Umman, savaş öncesinde de ABD ve İran arasındaki nükleer müzakerelerde arabuluculuk yapıyordu. Körfez ülkesinin dışişleri bakanı Bedr bin Hamed el-Busaidi, müzakereler sürerken ABD'nin İsrail'le ortak operasyon düzenleyerek savaş başlatması üzerine "Hayal kırıklığına uğradım. Müzakereler bir kez daha baltalandı" demişti.

Independent Türkçe, Wall Street Journal, New York Times, Tesnim