Gazze savaşının üçüncü aşaması: Özel operasyonlar, baskınlar ve Gazze Şeridi'nin ikinci bir Batı Şeria'ya dönüştürülmesi

Gazze Şeridi'nin kuzeyindeki Cibaliye Mülteci Kampı’nda yıkılan binaların enkazının yanından geçerken küçük bir çocuğun elini tutan Filistinli bir adam, 3 Haziran 2024 (AFP)
Gazze Şeridi'nin kuzeyindeki Cibaliye Mülteci Kampı’nda yıkılan binaların enkazının yanından geçerken küçük bir çocuğun elini tutan Filistinli bir adam, 3 Haziran 2024 (AFP)
TT

Gazze savaşının üçüncü aşaması: Özel operasyonlar, baskınlar ve Gazze Şeridi'nin ikinci bir Batı Şeria'ya dönüştürülmesi

Gazze Şeridi'nin kuzeyindeki Cibaliye Mülteci Kampı’nda yıkılan binaların enkazının yanından geçerken küçük bir çocuğun elini tutan Filistinli bir adam, 3 Haziran 2024 (AFP)
Gazze Şeridi'nin kuzeyindeki Cibaliye Mülteci Kampı’nda yıkılan binaların enkazının yanından geçerken küçük bir çocuğun elini tutan Filistinli bir adam, 3 Haziran 2024 (AFP)

Salim er-Reyyis

İsrail Yayın Kurumu'na (IBA) bağlı Makan televizyon kanalı İsrail ordusunun, 7 Ekim 2023 tarihinde başlayan Gazze Şeridi'ne yönelik savaşın dokuzuncu ayına girilmesinden bir hafta sonra savaşın üçüncü aşamasının birkaç hafta içinde başlayacağını duyurduğunu bildirdi. Öte yandan hatırlanacağı üzere ABD Başkanı Joe Biden, savaşın sona erdirilmesi, esir takası, yerinden edilmiş kişilerin Gazze Şeridi'nin kuzeyine geri dönmesi ve Gazze’nin yeniden inşasını içeren ateşkes için üç aşamalı bir teklif sunmuştu.

Başkan Biden İsrail'in teklifi koşulsuz olarak kabul ettiğini açıklarken, siyasi analistler, teklifin İsrail’in Gazze’de ateşkes için sunduğu bir öneri olduğunu ve teklifin İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu'nun ofisi tarafından hazırlandığını söylediler. Teklifin duyurulmasını Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'nde (BMGK) Gazze Şeridi’ndeki savaşı sona erdirme kararı ve Hamas’ın 11 Haziran'da yanıt verdiği ateşkes teklifine destek talep edilen karar tasarısı kabul edilmesi izledi. Hamas birkaç gözlemde bulunduktan ve başta Gazze Şeridi’nde ateşkes ilan edilmesi, İsrail ordusunun Gazze Şeridi'nden tamamen geri çekilmesi ve durumun 7 Ekim öncesine döndürülmesine dair açık bir şartın yer almasını talep ettikten sonra teklifi onayladığını açıkladı. Siyasi analistler, İsrail’in bu şartları kabul etmesinin imkânsız olduğunu düşünüyorlar.

Gazze Şeridi’nde yaşayan iki milyon 300 binden fazla Filistinlinin sekiz ay içinde 50 binden fazla ölü ve 85 binden fazla yaralıya mal olan savaşın seyrine ve geçirdiği aşamalara dönecek olursak siyasi analistler, savaşın yaklaşık üç hafta süren ilk aşamasında, Gazze Şeridi’nin çeşitli şehirleri, kampları ve mahallelerinin büyük bir bölümünü etkileyen havadan, karadan ve denizden gerçekleştirilen bombardımanlarla başladığına, ardından İsrail ordusunun tümenleri ve tugayları tarafından kara saldırılarının gerçekleştirildiği ikinci aşamaya geçildiğine dikkati çektiler.

Bugüne kadar devam eden ikinci aşama, Gazze Şeridi'nin bölünmesinin, kuzeyin orta ve güney kesimlerinden ayrılmasının, 700 binden fazla Gazzelinin Gazze Şeridi’nin orta ve güney kesimlerine kaçmak zorunda kalmasının ve yerinden edilmiş kişilerin geri dönüşünün engellenmesinin yanında İsrail'in Gazze Şeridi ile Mısır arasındaki Refah Sınır Kapısı da dahil olmak üzere Gazze Şeridi'ndeki tüm sınır kapılarını yeniden işgal ve kontrol etmesine ve Philadelphia (Salahaddin) Koridoru olarak bilinen Mısır ile Gazze arasındaki sınır şeridinin kontrolünü ele geçirmesine neden oldu.

Bugüne kadar devam eden ikinci aşama, Gazze Şeridi'nin bölünmesine, kuzeyin orta ve güney kesimlerinden ayrılmasına, 700 binden fazla Gazzelinin Gazze Şeridi’nin orta ve güney kesimlerine kaçmak zorunda kalmasına ve yerinden edilmiş kişilerin geri dönüşünün engellenmesine neden oldu.

Filistinli siyasi analist Dr. Sufyan Ebu Zaide, yakın gelecekte siyasi bir anlaşmaya varılamaması halinde üçüncü aşamayı Gazze Şeridi'nin ikinci bir Batı Şeria'ya dönüşmesi olarak tanımlıyor. Dr. Ebu Zaide, Hamas Hareketi ve İsrail arasında bir anlaşmaya varılamaması halinde Gazze'nin Batı Şeria'nın Cenin, Tulkarim ve Nablus bölgelerindekine benzer bir duruma dönüşeceğini, yani İsrail'in uzun süreli askeri operasyonlara girişmeksizin, özellikle de Hamas’ın elinde İsrailli rehineler olduğu sürece yoğunlaştırılmış operasyonlarla bombardımanlara, işgale ve suikastlara devam edeceği değerlendirmesinde bulundu.

Filistinli İsrail uzmanı İsmet Mansur da üçüncü aşamanın şekli konusunda Dr. Ebu Zaide ile aynı düşünüyor. Mansur, İsrail ordusunun Gazze Şeridi’ndeki savaşın üçüncü aşamasında son bir buçuk yıldır Batı Şeria’nın çeşitli şehirlerinde yürüttüğü operasyonlara ve saldırılara benzeyen askeri faaliyetlerde bulunmasını öngörüyor. İsrail'in üçüncü aşamada kendi kontrolünü dayatmak ve Gazze Şeridi üzerinde tam güvenlik kontrolü elde etmek istediğini belirten Mansur, “İsrail, Gazze Şeridi'nin yönetimini Filistinliler ya da uluslararası örgütler gibi başka bir oluşuma devretse bile Netzarim Koridoru, Philadelphia Koridoru ve muhtemelen Refah Sınır Kapısı’ndan geri çekilmeyecektir” ifadelerini kullandı.

xcdfgs
Gazze Şeridi’nde hareket eden İsrail tankları (Reuters)

Mansur, İsrail'in savaşın ikinci aşamasında yeniden işgal ettiği söz konusu noktalarda güvenlik kontrolünü dayatmak ve burada konuşlu kalmak konusundaki ısrarının nedeninin, güvenlik kontrolünü dayatmak için bu noktalara ihtiyaç duymasına ve başta Hamas ve askeri kanadı İzzettin el-Kassam Tugayları olmak üzere Filistinli örgütlerin altyapısına yönelik neredeyse her gün düzenlediği saldırılar olduğunu söyledi.

Netanyahu'nun Gazze Şeridi’ndeki savaşı uzatmak için öne sürdüğü bahaneler

Savaşın mevcut aşamasında bir anlaşmaya varılabileceğine şüpheyle yaklaşan Filistinli siyasi analist Dr. Ebu Zaide, “Hamas'ın ifade ettiği çekincelerden sonra Biden’ın teklifinde yer alan anlaşmayı kabul edeceğine şüpheliyim. İsrail hükümetinin de teklifi olduğu gibi kabul edeceğine dair şüphelerim var. Netanyahu'nun Hamas ile bir anlaşmaya varmamak için bahaneler uyduracağına inanıyorum. Bu da savaşın üçüncü aşamasının, Batı Şeria'daki duruma benzer şekilde, İsrail ordusunun dayatmaya niyetli olduğu şekilde devam edeceğini düşünmeye itiyor” diye konuştu.

Hamas, İsrail ordusunun Philadelphia Koridoru’ndan çekilmesini, Gazze Şeridi'nin kuzeyini diğer şehirlerden ve kamplardan ayıran Nitzarim ekseni de dahil olmak üzere İsrail ordusu tarafından Gazze Şeridi içinde inşa edilen tüm askeri yapıların sökülmesini, Gazzelilerin evlerine dönmesini ve durumun 7 Ekim öncesine dönmesini istiyor. İsrail uzmanı Mansur'a göre İsrail, bu talepleri kabul etmeyecek.

Dr. Sufyan Ebu Zaide: İsrail uzun süreli askeri operasyonlara girişmeksizin, yoğunlaştırılmış operasyonlarla bombardımanlara, işgale ve suikastlara devam edecek.

Mansur, değerlendirmesini şöyle sürdürdü:

İsrail hükümetinin, ordunun Gazze Şeridi’nden tamamen geri çekilmesi ve diğer koşullar da dahil olmak üzere Hamas'ın talep ettiği ve talep etmekte ısrar ettiği şartları kabul etmesi mümkün değil. Çünkü İsrail hükümeti için bu, Gazze'deki güvenlik tehdidinin savaştan önceki haline dönmesi demek.

İsrail'in üçüncü aşamada taviz vermeyeceği güvenlik meselesine odaklandığını vurgulayan Mansur, “Anlaşma olsun ya da olmasın İsrail, savaşı şimdi ya da uzun bir süre sonra durdurabilir, ama Hamas liderlerini ve direnişçilerini takip etme hakkını elinde tutacaktır. Ayrıca direnişe karşı istihbarat bilgisi alır almaz yoğun bir saldırı başlatacak şekilde güvenlik kontrolünü dayatacaktır” dedi.

Hamas'ın durumun asla eskisi gibi olmayacağını farkında olduğunu ve bunu bildiğini ifade eden İsrail uzmanı Mansur, “Bundan dolayı Hamas'ın kendisini her zaman takip edileceği bir duruma adapte edebilir ve tüm çalışmalarını yeraltına, İsrail'in gözünden uzağa taşıyabilir. İsrail, Gazze’den çekilse bile Hamas'a liderleri ve üyelerine güvenlik garantisi vermeyi kabul etmeyecektir” diye konuştu.

Üçüncü aşama yaklaşıyor

İsrail ordusu tarafından yapılan açıklamaya göre ikinci aşamadaki operasyonlar önümüzdeki birkaç hafta içinde sona erecek ve üçüncü aşamaya geçilecek. Fakat bunun nedeni Gazze Şeridi'ndeki savaşın sona ermesi değil. Daha ziyade İsrail'in 11 Haziran'da Hizbullah'ın askeri komutanı Talib Abdullah Ebu Talib'i öldürmesinin ardından Hizbullah’ın İsrail’e yönelik saldırılarının arttığı Filistin'in kuzeyinde ve Lübnan’ın güney sınırında askeri faaliyetlerin tırmanacağı anlaşılırken üçüncü aşamanın ikinci aşamadan daha az asker ve araç gerektiriyor olması.

Filistinli siyasi analist Dr. Ebu Zaide’ye göre İsrail'in Gazze Şeridi'nde üç hatta iki ordu tümeni bulunduramayacak olması da şu an Gazze'ye yönelik savaşın üçüncü aşamasına geçilmesine elverişli faktörlerden biri. Bunun nedeni kuzey cephesindeki tırmanış ve ordunun bu tümenlere ve onları oraya taşıyacak askeri araçlara ihtiyaç duyması. Bunun da Gazze'ye yönelik savaşın üçüncü aşamasının başlamasını hızlandıracağını düşünen Dr. Ebu Zaide, “Kuzey cephesi sakinleşse ve savaş başlamasa bile İsrail, en geç üç ya da dört hafta içinde Refah'tan çekilip üçüncü aşamaya geçecektir” ifadelerini kullandı.

İsrail şu an Gazze Şeridi'ni ortadan ikiye bölen Netzarim Koridoru’nda faaliyet gösteren 99. Tümeni, bir çözüme ya da anlaşmaya varılana ya da Hamas birkaç adım geri atıp Gazze'nin gelecekte herhangi bir güvenlik tehdidi oluşturmamasını sağlayana kadar burada tutmaya kararlı görünüyor. Ancak Dr. Ebu Zaide, 99. Tümeni’nin geri çekilmesi için gereken şartların yakın gelecekte gerçekleşmeyeceğini, çünkü ne İsrail’in ne de Hamas’ın tutumlarından taviz verdiğini vurguladı.

İsrail'in iddiasına göre Mısır'ın Sina bölgesine açılan ve Hamas'ın silah ve patlayıcı kaçakçılığında kullandığı yeni tünellerin kazılmaması için İsrail ordusu şu an yerin altına ve üstüne sensörler ve izleme cihazları yerleştirdiği Philadelphia Koridoru’nu koruyor. Mayıs ayının ilk haftasından bu yana kapalı olan Refah Sınır Kapısı meselesi üzerindeki anlaşmazlık ise devam ediyor. Öte yandan Mısır, hem Hamas'ı hem de İsrail'i Refah Sınır Kapısı'nın Filistin tarafı idaresini Filistin Yönetimi'ne devretmeye ikna etmeye çalışıyor. Ancak her iki taraf da Filistin Yönetimi’nin Gazze Şeridi’nin idaresine geri dönmesini reddediyor. İsrail, sınır kapısını kontrol etmeye ve kapalı tutmaya devam ederken Hamas sınır kapısının Filistin tarafı idaresinde görevli personelinin yeniden iş başı yapması ve önceki aşamada olduğu gibi hiçbir değişiklik yapılmadan sınır kapısının faaliyetlerinin devam etmesinde ısrar ediyor.

İsrail'in Gazze Şeridi'ni bölmeye ve ordusunu Gazze’nin orta ve güney kesimlerindeki ana eksenlerde yoğun olarak konuşlandırmaya devam etmesi bekleniyor. Çünkü bu eksenler baskınlarda, tutuklamalarda ve hatta rehine kurtarma operasyonlarında en önemli rolü oynayacak. Tıpkı İsrailli özel bir timin 8 Haziran’da Refah’tan gelen yerinden edilmiş kişiler kılığında iki araçla Nuseyrat Mülteci Kampı’na gelerek gerçekleştirdikleri rehine kurtarma operasyonu gibi. İsrail ordusu, Netzarim Koridoru’nun güneybatısının yakınlarında özel timi askeri olarak destekledi ve Netzarim Koridoru’nun batı bölgesine çekilmesi sırasında güvenliğini sağlamak için karadan, denizden ve havadan bombardımanlar düzenledi. Gazze’deki Sağlık Bakanlığı tarafından yapılan açıklamaya göre İsrail’in düzenlediği rehine kurtarma operasyonunda 274 Filistinli öldürüldü. İsrail tarafından yapılan açıklamaya göre ise operasyonda Hamas'ın elindeki İsrailli dört rehine kurtarıldı.



ABD bölgede daha fazla uçak gemisi konuşlandırarak İran'a yönelik deniz ablukasını sıkılaştırıyor

ABD Deniz Piyadeleri birliklerini taşıyan USS Boxer, Ortadoğu'da seyrediyor (AFP)
ABD Deniz Piyadeleri birliklerini taşıyan USS Boxer, Ortadoğu'da seyrediyor (AFP)
TT

ABD bölgede daha fazla uçak gemisi konuşlandırarak İran'a yönelik deniz ablukasını sıkılaştırıyor

ABD Deniz Piyadeleri birliklerini taşıyan USS Boxer, Ortadoğu'da seyrediyor (AFP)
ABD Deniz Piyadeleri birliklerini taşıyan USS Boxer, Ortadoğu'da seyrediyor (AFP)

ABD, USS George H.W. Bush uçak gemisinin operasyon sahasına yaklaşmasıyla birlikte Ortadoğu'daki askeri konuşlanmasını artırdı. Bu sırada USS Gerald Ford da bölgeye geri dönerek USS Abraham Lincoln'a katıldı.

ABD, üç uçak gemisini aynı ya da birbirine yakın bir operasyon sahasında konuşlandırırken yaklaşık 5 bin personel ve üç refakatçi muhrip gemisi ekleyen üçüncü bir taarruz grubuyla birlikte bu hamle, İran’a yönelik deniz ablukasının genişletilmesi bağlamında 2003 yılından bu yana bu türden gerçekleştirilen en büyük deniz yığınağı oluyor.

Verilere göre ABD Donanması, Kızıldeniz'den Arabistan Denizi ve Hint Okyanusu'na uzanan kademeli bir deniz kuşatması oluşturmaya çalışıyor. Bu yapı, İran limanlarına giden deniz ulaşım hatlarının kontrolüne olanak tanırken muharebe birliklerini Arap (Basra) Körfezi ve Hürmüz Boğazı'na hızlı hareket edebilecek hazırlık durumunda tutuyor.

USS Gerald Ford’un bölgeye dönüşü

USS Gerald Ford, iki muhriple birlikte Süveyş Kanalı'nı geçerek Kızıldeniz'e girdikten sonra Ortadoğu'ya geri döndü. Gemi, Mart ayında iç bölümlerinden birinde çıkan yangın nedeniyle daha önce operasyonlarına ara vermişti. Hasar onarıldıktan sonra konuşlanmasını sürdüren USS Gerald Ford, ABD Merkez Komutanlığı'nın operasyon sahasına katıldı.

USS Gerald Ford, Kuzey Arabistan Denizi'nde görev yapan Abraham Lincoln'a katıldı. Bu durum, eş zamanlı hava ve deniz operasyonları icra edebilen iki uçak gemisinin varlığı anlamına geliyor. Bu operasyonlar arasında muharebe uçuşları, keşif ve lojistik destek ile deniz ablukası operasyonları yer alıyor.

USS Abraham Lincoln ve Arap (Basra) Denizi ablukası

USS Abraham Lincoln, Kuzey Arabistan Denizi'ndeki görevini sürdürüyor ve hava operasyonları ile deniz gözetiminde kilit bir rol üstleniyor. Gemi, refakatçi gemiler ve hava-füze savunma sistemlerini bünyesinde barındıran bir vurucu grup içinde faaliyet gösteriyor. Bu yapı gemiye; deniz koruma, gemi refakati ile müdahale ve denetleme operasyonlarına destek sağlama gibi çok sayıda görevi yerine getirebilme kapasitesi kazandırıyor.

USS George H.W. Bush operasyon sahasına yaklaşıyor

USS George H.W. Bush, Bab’ul Mendeb Boğazı’ndan geçmek yerine Ümit Burnu'nun güneyinden dolaşan güney güzergahı üzerinden Ortadoğu’ya doğru ilerliyor. Financial Times'ın haberine göre geminin önümüzdeki günlerde Arap Denizi'ne ulaşması bekleniyor. Geminin ulaşmasıyla birlikte bölgedeki ve bölge yakınlarındaki Amerikan uçak gemisi taarruz grubu sayısını üçe çıkaracak.

USS George H.W. Bush'a üç muhrip gemi eşlik ediyor. Bu durum grubun koruma, saldırı ve hava savunma kapasitelerini güçlendiriyor. Bu konuşlanma, Kızıldeniz, Arabistan Denizi ve Hint Okyanusu'nun iç içe geçen bir şekilde örtülmesine olanak tanırken operasyonların gerektirmesi halinde Arap Körfezi'ne hızlı yeniden konuşlanma kapasitesi de sağlıyor.

Geminin bölgeye varışıyla üçüncü taarruz grubu çerçevesinde yaklaşık 5 bin personel daha eklenecek. Böylece ABD'nin bölgedeki deniz yığınağı 2003 yılındaki Irak Savaşı'ndan bu yana en yüksek düzeyine ulaşacak.

Uçak takip sitesi FlightRadar24 verilerine göre Komor Adaları yakınlarında bir V-22 Osprey tiltrotor platformu uçuşu gerçekleşti. Bu durum USS George H.W. Bush'un operasyon sahası yakınlarında olduğunun ya da yaklaştığının bir göstergesi olarak değerlendiriliyor. Bu uçaklar, kara üsleri ile denizde seyreden uçak gemileri arasında personel, posta, yük ve yedek parça taşımak için kullanılıyor.

V-22 Osprey tiltrotor platformunun sivil takip sistemlerinde görünmesi, deniz taarruz gruplarının konumlarına ilişkin dolaylı bir gösterge niteliği taşıyor. Çünkü askeri gemiler genellikle elektronik iz azaltma prosedürlerine uyarak konumlarını doğrudan yayınlamıyor.

Amfibi kuvvetler ve kapsamlı deniz konuşlanması

ABD, uçak gemilerinin yanı sıra bölgeye büyük çaplı deniz çıkarma kuvvetleri sevk etti. Aralarında 31. Keşif Birliği'nden 2 bin 200 personelin de bulunduğu yaklaşık 3 bin 500 denizci ve deniz piyadesi, USS Tripoli amfibi hücum gemisi ve USS New Orleans'a bindi. Bu iki gemiye daha sonra USS Rushmore çıkarma gemisi de katıldı.

Aralarında 11. Keşif Birliği personelinin de yer aldığı yaklaşık 4 bin 500 denizci ve deniz piyadesinden oluşan ikinci bir amfibi grup ise USS Boxer ve iki refakatçi gemiden meydana gelen Boxer Taaruz Grubu bünyesinde hareket ediyor. Pearl Harbor'dan 1 Nisan'da ayrılan bu grubun ayın sonlarında bölgeye ulaşması bekleniyor.

effrgrfg
V-22 Osprey tiltrotor platformu (AP)

Deniz piyadeleri, USS Tripoli'den hareket ederek helikopterlerle İran bandıralı kargo gemisi Touska’yı Arap Denizi'nde ele geçirdi. Böylece ABD, İran limanlarına yönelik deniz ablukasının başlamasından bu yana ilk kez bir gemiyi alıkoydu.

Tüm bu güç, helikopterler, çıkarma botları ve amfibi gemiler, gemilere çıkarma ya da denizden çıkarma yapma operasyonları icra edebilme imkanı sunuyor. Bu durum deniz ablukasının etkinliğini ve deniz ulaşım hatları üzerindeki denetim kapasitesini pekiştiriyor.

Kara kuvvetleri ve müdahale hazırlığı

ABD Savaş Bakanlığı (Pentagon), C-17 ve C-130 askeri nakliye uçaklarıyla hızlı konuşlanma kapasitesine sahip bir paraşüt birliği olan 82. Hava İndirme Tümeni'nden 3 bine yakın askerin bölgeye sevk edilmesi talimatı verdi. Bunun yanı sıra kara ele geçirme ve tutma operasyonlarında eğitimli yaklaşık 10 bin asker de bölgeye konuşlandırıldı.

Bu kuvvetler, saatler içinde hava indirme operasyonları icra edebilme kapasitesine sahip olup operasyon bölgelerine personel, araç ve topçu silahları indirebiliyor. Bu birlikler amfibi kuvvetlerle eş zamanlı faaliyet göstererek sahada çok sayıda konuşlanma seçeneği sunuyor.

USS Abraham Lincoln uçak gemisi, Arap Denizi'nde seyir halinde, 25 Şubat 2026 (Reuters)

Entegre bir deniz ablukası ağı

ABD muhripler, çıkarma gemileri, keşif platformları, P-8 Poseidon deniz devriye uçakları ve KC-135 yakıt ikmali uçaklarından oluşan bir konuşlanma gerçekleştirdi.

Bu konuşlanma, gemilerin gözetlenmesi ve durdurulması, deniz ulaşım hatlarının güvence altına alınması ve deniz uygulama operasyonlarının icrasında kilit bir rol üstleniyor.

Konuşlanma, Hürmüz Boğazı, Umman Körfezi ve Arap Denizi başta olmak üzere ana deniz geçitlerini kapsıyor. Bu sayede İran'la bağlantılı deniz trafiğine giren ve çıkan gemilerin takip edilmesi de mümkün hale geliyor.

gbgtb
Pasifik Okyanusu'nda gemiden karaya çıkarma operasyonları sırasında Wasp sınıfı amfibi saldırı gemisi USS Boxer'a ait bir bot (ABD Donanması)

Üç uçak gemisinin ya da buna yakın bir sayının varlığı ABD'ye hava uçuşlarının, deniz sseyrüsefer koruma görevlerinin ve uzun menzilli keşfin dağıtımında büyük bir kapasite sunuyor. Uçak gemileri, denetleme ve durdurma operasyonları için sürekli bir örtü sağlarken denizde konuşlu kuvvetlerin lojistik ve muharebe kapasitelerini de destekliyor.

Ablukanın sürmesiyle birlikte bu gemiler, yeni bir saldırı kampanyası ilan etmeye gerek kalmaksızın İran üzerinde kesintisiz baskı uygulamanın platformlarına dönüşüyor. Bu konuşlanma aynı zamanda siyasi girişimlerin başarısız olması ve Washington'ın operasyonları yeniden genişletmek zorunda kalması halinde hazırlıklı olma durumunun korunmasına da imkân tanıyor.

Kesintisiz operasyonel hazırlık

Botlar, helikopterler ve V-22 Osprey'ler kullanan deniz keşif birlikleri gemiden karaya hızlı çıkarma gerçekleştirme ve yakıt ile ikmal maddelerini doğrudan denizden transfer etme kapasitesi sunuyor. Bu kapasiteler, yakın seyreden gemilerden lojistik destek alınarak operasyonların uzun süreler boyunca kesintisiz yürütülmesine imkân tanıyor.

Buna karşın 82. Hava İndirme Tümeni kuvvetleri, hava yoluyla ya da ek destek hatları aracılığıyla yeniden ikmal yapılmadan önce yalnızca bir ila iki günlük ikmal malzemesiyle hızlı indirilmeye dayanıyor.

Bu askeri oluşumlar deniz ablukası, durdurma operasyonları, çıkarma ve hızlı müdahaleyi kapsayan eş zamanlı deniz, hava ve kara operasyonları icra etme kapasitesi sağlıyor. Üç uçak gemisi, iki amfibi grup ve hava indirme kuvvetlerinin bir araya gelmesiyle İran'ı çevreleyen tüm deniz operasyon sahasını kapsayan çok boyutlu bir askeri konuşlanma tamamlanmış oluyor. Bu yapı, farklı operasyonel görevlerin icrasına yönelik sürekli bir hazırlık durumunu da beraberinde getiriyor.

Bu yığınak, Destansı Öfke Operasyonu kapsamında gerçekleşiyor. Operasyonda ABD kuvvetleri arasında 271 kara gücü, 64 deniz gücü, 19 deniz piyadeleri ve 46 hava kuvvetleri personeli olmak üzere toplam 400 yaralı bulunuyor. Savaşın ilk aşamalarında ise 13 asker hayatını kaybetti.

Bu rakamlar, geniş çaplı askeri konuşlanmanın sürmesi bağlamında operasyonların kapsamını ve kara, deniz ile hava kollarının çeşitliliğini gözler önüne seriyor.

İran’ın halen sahip olduğu askeri yetenekler

Öte yandan CBS News'in aktardığı ABD’li yetkililerden sızdırılan bilgiler, İran'ın askeri kapasitesinin ABD yönetiminin açıkladığından çok daha büyük olduğuna işaret ediyor. Bu değerlendirmelere göre, ateşkes başladığında balistik füze stoğunun ve fırlatma platformlarının yaklaşık yarısı sağlam kalmıştı. İran Devrim Muhafızları Ordusu’nun (DMO) deniz kolunun ise hızlı saldırı botları dahil yaklaşık yüzde 60'ı hâlâ ayaktaydı.

Binlerce hedefi vuran yoğun hava kampanyasına karşın İran hava kuvvetlerinin yaklaşık üçte ikisinin halen operasyonel olduğu değerlendiriliyor. Bu durum, ABD konuşlanmasının askeri bir boşlukla değil, deniz trafiğini sekteye uğratma ve abluka maliyetini artırma kapasitesini korumaya devam eden bir rakiple yüzleştiği anlamına geliyor.


Nijerya’da şiddet artıyor ve terörist gruplar nüfuz alanlarını genişletiyor

Nijerya’daki terörist gruplar (Yerel medya)
Nijerya’daki terörist gruplar (Yerel medya)
TT

Nijerya’da şiddet artıyor ve terörist gruplar nüfuz alanlarını genişletiyor

Nijerya’daki terörist gruplar (Yerel medya)
Nijerya’daki terörist gruplar (Yerel medya)

Nijerya, seçimlere yaklaşılırken silahlı grupların yeniden artan şiddet dalgasıyla karşı karşıya bulunuyor. Ülkenin kuzeydoğusunda düzenlenen saldırılarda üst düzey subayların hayatını kaybettiği bildirilirken, analistler batı bölgelerinde terör örgütlerinin varlığının kalıcı hale gelme riski konusunda uyarıyor.

Nijerya’da güvenlik sorunu uzun süredir devam eden yapısal bir mesele olarak öne çıkıyor. ‘Haydutlar’ olarak bilinen silahlı kaçırma çetelerinden çiftçiler ile çobanlar arasındaki çatışmalara, güneydoğuda süren ayrılıkçı gerilime kadar farklı güvenlik başlıkları dikkat çekiyor. Ayrıca AFP verilerine göre ülkede 17 yıldır devam eden bir terör tehdidi bulunuyor.

rvbfr
Nijerya’nın kuzeyindeki Kaduna eyaletinde bir polis aracı (Reuters)

Bola Tinubu, ocak ayında yapılması planlanan seçimlerde yeniden aday olurken, geniş kapsamlı ekonomik reformlara dayanıyor. Ancak artan şiddet dalgası ve uluslararası ilginin yoğunlaşmasıyla birlikte ülkede ABD güçlerinin konuşlandırılmasına da öncülük ettiği belirtiliyor.

Kuzeydoğudaki Borno eyaletini temsil eden Senatör Muhammed Ali Ndume, “Gerek sivillerin gerek askerlerin öldürülmesi, ayrıca kaçırma olayları açısından şiddette artış var” dedi.

Ndume, seçim bölgesinde yer alan Ngoshi köyünden yaklaşık 400 kişinin, nisan ayı başlarında kaçırılmalarının ardından halen örgütlerin elinde tutulduğunu ifade etti.

Nijerya’da terör faaliyetleri 2009 yılında Boko Haram isyanıyla başladı. Örgüt, yaklaşık on yıl önce geniş toprakları kontrol altına alarak en güçlü dönemine ulaşırken, güvenlik güçleri günümüzde birbiriyle zaman zaman rekabet eden ve ayrışmış farklı fraksiyonlarla mücadele ediyor.

rgbgrb
Nijerya’daki Boko Haram terör örgütü üyeleri (Sosyal medya)

Araştırmacılar, son bir yıl içinde çatışmaların şiddetlendiğine dikkat çekiyor. Beş ay içinde iki tümgeneral rütbesindeki subayın öldürülmesi, güvenlik durumundaki kötüleşmenin göstergesi olarak öne çıkıyor. Borno eyaletinin başkenti Maiduguri’de ise ocak ayında bir camiyi hedef alan saldırı dahil iki intihar eylemi düzenlenmesi, kent merkezlerinde kanlı saldırıların yeniden arttığına işaret ediyor.

ABD merkezli ACLED verilerine göre, 2025 yılında terör bağlantılı olaylarda yaklaşık 4 bin 518 kişi hayatını kaybetti. Bu rakam, 2015’ten bu yana kaydedilen en yüksek seviyeyi oluştururken, ölenler arasında siviller, güvenlik güçleri ve silahlı grup mensupları yer alıyor.

Aynı verilere göre, Borno eyaletinde geçen yıl terör gruplarının saldırılarında 500’den fazla sivil yaşamını yitirdi. Bu sayı, 2024’te kaydedilen 299 sivil kaybına kıyasla belirgin bir artışa işaret ediyor.

Ndume, şiddetteki yükselişi kısmen kasım ayında ilan edilen olağanüstü hâlin ardından artan askeri operasyonlara karşı düzenlenen ‘misilleme saldırılarıyla’ açıkladı.

Eski iç istihbarat şefi Mike Ejiofor ise seçimler yaklaştıkça saldırıların artma eğiliminde olduğunu belirterek, hükümetin bu durumu sona erdirmeyi hedeflediğini ancak alınan önlemlerin yeterli olup olmadığının henüz netlik kazanmadığını ifade etti.

vfd fd
Nijerya’da terör saldırısının ardından güvenlik alarmı (Arşiv)

ABD Başkanı Donald Trump, Abuja yönetimini ‘Hristiyanları korumak için yeterli çaba göstermemekle’ eleştirdi. Ancak uzmanlar, farklı dini gruplardan sivillerin hedef alındığı bir ülkede bu yaklaşımın durumu basitleştirdiğini belirtiyor.

Bola Tinubu ise Washington ile iş birliğini silah anlaşmaları, istihbarat paylaşımı ve eğitim amaçlı ABD askerlerinin konuşlandırılması yoluyla güçlendirdi. Bununla birlikte, 2019’dan bu yana askerlerin korunaklı üslerde yoğunlaştırılmasına dayanan stratejinin, kırsal bölgeleri saldırılara daha açık hale getirdiği ifade ediliyor.

Araştırmacılara göre, terör örgütlerinin değişen koşullara uyum sağlamasıyla birlikte, DEAŞ tarafından askeri hedeflere yönelik saldırılar artış gösterdi. Bu saldırıların, gece görüş ekipmanları ve insansız hava araçları (İHA) gibi teknolojik imkânlarla desteklendiği belirtiliyor.

Hükümet, orman koruma birimi kurulması gibi bazı reform adımları attı. Ayrıca Bola Tinubu, polis güçlerinin üst düzey yetkililere sağlanan özel koruma görevlerinden çekilmesi talimatını verdi. Ancak araştırmacılar, söz konusu kararın uygulamada karşılık bulmadığını ve ‘kâğıt üzerinde kaldığını’ ifade ediyor.

fdfrb
Nijerya’nın Baji kentindeki bir kampta Nijeryalı askerleri eğiten bir ABD askeri (Arşiv – Reuters)

Aynı zamanda analistler, Sahel bölgesinde faaliyet gösteren iki önde gelen terör örgütünün Batı Nijerya’da kalıcı hale gelme riski konusunda uyarıyor.

Bu ay yayımlanan görüntülerde, Kebbi eyaletinde Cemaat Nusret el-İslam vel-Müslimin ile DEAŞ mensupları arasında çatışmalar yaşandığı görülürken, taraflardan hiçbiri saldırıların sorumluluğunu üstlenmedi.

Araştırmacı Vesim Nasr, bu grupların Nijer, Nijerya ve Benin sınır bölgelerinde ‘serbestçe hareket ettiğini’ belirtti. Nasr ayrıca, DEAŞ’ın Nijerya’nın kuzeybatısındaki varlığını artırmaya çalıştığını ifade etti.

Öte yandan araştırmacı James Barnett, her iki grubun da bölgede diğer örgütlerle rekabet edebilecek ölçüde varlıklarını pekiştirdiklerini ve ‘nispeten rahat hareket ettiklerini’ söyledi.

Barnett, her iki yapı için en büyük tehdidin Nijerya güvenlik güçlerinden ziyade birbirleri olduğunu vurguladı.


Petrolün kalbi tehlikede: Hürmüz Boğazı’nda mayın temizliği 6 ay sürebilir

Hürmüz Boğazı’ndan bir kare (Reuters)
Hürmüz Boğazı’ndan bir kare (Reuters)
TT

Petrolün kalbi tehlikede: Hürmüz Boğazı’nda mayın temizliği 6 ay sürebilir

Hürmüz Boğazı’ndan bir kare (Reuters)
Hürmüz Boğazı’ndan bir kare (Reuters)

Ortdoğu’da artan askeri gerilim ve bunun küresel ekonomi üzerindeki olası etkilerine yönelik endişeler sürerken, dünyanın en kritik enerji geçiş noktalarından biri olan Hürmüz Boğazı yeniden gündemin merkezine yerleşti. Bu çerçevede, ABD Savunma Bakanlığı’ndan (Pentagon) gelen yeni bir uyarı, bu stratejik su yolundaki krizinin kısa sürede çözülemeyebileceğine işaret ediyor.

Şarku’l Avsat’ın Independent gazetesinden aktardığı bir habere göre İran tarafından döşendiği değerlendirilen deniz mayınlarının Hürmüz Boğazı’ndan tamamen temizlenmesi altı aya kadar sürebilir.

Washington Post gazetesi ise üç kaynağa dayandırdığı haberinde, bu değerlendirmenin ABD Savunma Bakanlığı’ndan bir yetkili tarafından salı günü Kongre’de gerçekleştirilen kapalı oturumda milletvekillerine sunulduğunu yazdı.

Bu tablo, ekonomik etkilerin uzun süre devam edebileceğine işaret ediyor. Zira Hürmüz Boğazı, küresel petrol taşımacılığının en kritik hatlarından biri olarak biliniyor. Savaş öncesinde dünya petrol arzının yaklaşık yüzde 20’si bu dar geçitten taşınıyordu. Ancak halihazırda ABD ile İran arasındaki karşılıklı abluka nedeniyle geçişler ciddi şekilde sekteye uğramış durumda.

Gelişmeler enerji piyasalarına da hızla yansıdı. ABD’de benzinin ortalama galon fiyatı çarşamba günü 4,02 dolara yükselirken, bu rakam ABD ve İsrail’in İran’a yönelik sürpriz saldırısından yalnızca iki gün önce 2,98 dolar seviyesindeydi.

Krizin etkileri yalnızca ekonomiyle sınırlı kalmıyor. ABD iç siyasetinde de yankı bulan gelişmelerin, özellikle yaklaşan ara seçimlerde Cumhuriyetçi Parti’nin performansını olumsuz etkileyebileceği değerlendiriliyor. Kamuoyu yoklamalarına göre savaş, Amerikan seçmeninin çoğunluğu tarafından desteklenmiyor. Ayrıca seçmenlerin yarıdan fazlası, artan akaryakıt fiyatları nedeniyle eski Başkan Donald Trump’ı büyük ölçüde sorumlu tutuyor.

Pentagon Sözcüsü Sean Parnell ise Washington Post’ta yer alan haberi “doğru değil” şeklinde nitelendirdi, ancak detay vermekten kaçındı.

Öte yandan kimliklerinin açıklanmasını istemeyen üç yetkili, Kongre üyelerine sunulan istihbaratın İran’ın Hürmüz Boğazı ve çevresine 20’den fazla deniz mayını yerleştirmiş olabileceğini gösterdiğini belirtti. Bu mayınların bir kısmının botlar aracılığıyla, bir kısmının ise GPS tabanlı yönlendirme sistemleri kullanılarak yerleştirildiği ifade ediliyor. Bu durum, mayınların tespitini ve etkisiz hale getirilmesini daha da zorlaştırıyor.

ABD’nin bu mayınlara nasıl müdahale edeceği henüz netlik kazanmış değil. Ancak bazı yetkililer, olası temizleme operasyonlarında insansız hava araçları ve helikopterlerin kullanılabileceğini dile getiriyor.

Şarku’l Avsat’ın CNN’den aktardığı habere göre İran, söz konusu mayınları mart ayından itibaren döşemeye başladı. Bu adım, ABD ve İsrail’in İran’a yönelik başlattığı askeri operasyonların ardından geldi.

ABD Savunma İstihbarat Ajansı’nın tahminlerine göre İran’ın envanterinde 5 binden fazla deniz mayını bulunuyor. Hürmüz Boğazı’nın sığ ve dar yapısı göz önüne alındığında, bu mayınlar hem son derece etkili hem de temizlenmesi oldukça zor bir tehdit oluşturuyor. Bu da uluslararası deniz ticareti açısından riskleri önemli ölçüde artırıyor.