Gazze savaşının üçüncü aşaması: Özel operasyonlar, baskınlar ve Gazze Şeridi'nin ikinci bir Batı Şeria'ya dönüştürülmesi

Gazze Şeridi'nin kuzeyindeki Cibaliye Mülteci Kampı’nda yıkılan binaların enkazının yanından geçerken küçük bir çocuğun elini tutan Filistinli bir adam, 3 Haziran 2024 (AFP)
Gazze Şeridi'nin kuzeyindeki Cibaliye Mülteci Kampı’nda yıkılan binaların enkazının yanından geçerken küçük bir çocuğun elini tutan Filistinli bir adam, 3 Haziran 2024 (AFP)
TT

Gazze savaşının üçüncü aşaması: Özel operasyonlar, baskınlar ve Gazze Şeridi'nin ikinci bir Batı Şeria'ya dönüştürülmesi

Gazze Şeridi'nin kuzeyindeki Cibaliye Mülteci Kampı’nda yıkılan binaların enkazının yanından geçerken küçük bir çocuğun elini tutan Filistinli bir adam, 3 Haziran 2024 (AFP)
Gazze Şeridi'nin kuzeyindeki Cibaliye Mülteci Kampı’nda yıkılan binaların enkazının yanından geçerken küçük bir çocuğun elini tutan Filistinli bir adam, 3 Haziran 2024 (AFP)

Salim er-Reyyis

İsrail Yayın Kurumu'na (IBA) bağlı Makan televizyon kanalı İsrail ordusunun, 7 Ekim 2023 tarihinde başlayan Gazze Şeridi'ne yönelik savaşın dokuzuncu ayına girilmesinden bir hafta sonra savaşın üçüncü aşamasının birkaç hafta içinde başlayacağını duyurduğunu bildirdi. Öte yandan hatırlanacağı üzere ABD Başkanı Joe Biden, savaşın sona erdirilmesi, esir takası, yerinden edilmiş kişilerin Gazze Şeridi'nin kuzeyine geri dönmesi ve Gazze’nin yeniden inşasını içeren ateşkes için üç aşamalı bir teklif sunmuştu.

Başkan Biden İsrail'in teklifi koşulsuz olarak kabul ettiğini açıklarken, siyasi analistler, teklifin İsrail’in Gazze’de ateşkes için sunduğu bir öneri olduğunu ve teklifin İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu'nun ofisi tarafından hazırlandığını söylediler. Teklifin duyurulmasını Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'nde (BMGK) Gazze Şeridi’ndeki savaşı sona erdirme kararı ve Hamas’ın 11 Haziran'da yanıt verdiği ateşkes teklifine destek talep edilen karar tasarısı kabul edilmesi izledi. Hamas birkaç gözlemde bulunduktan ve başta Gazze Şeridi’nde ateşkes ilan edilmesi, İsrail ordusunun Gazze Şeridi'nden tamamen geri çekilmesi ve durumun 7 Ekim öncesine döndürülmesine dair açık bir şartın yer almasını talep ettikten sonra teklifi onayladığını açıkladı. Siyasi analistler, İsrail’in bu şartları kabul etmesinin imkânsız olduğunu düşünüyorlar.

Gazze Şeridi’nde yaşayan iki milyon 300 binden fazla Filistinlinin sekiz ay içinde 50 binden fazla ölü ve 85 binden fazla yaralıya mal olan savaşın seyrine ve geçirdiği aşamalara dönecek olursak siyasi analistler, savaşın yaklaşık üç hafta süren ilk aşamasında, Gazze Şeridi’nin çeşitli şehirleri, kampları ve mahallelerinin büyük bir bölümünü etkileyen havadan, karadan ve denizden gerçekleştirilen bombardımanlarla başladığına, ardından İsrail ordusunun tümenleri ve tugayları tarafından kara saldırılarının gerçekleştirildiği ikinci aşamaya geçildiğine dikkati çektiler.

Bugüne kadar devam eden ikinci aşama, Gazze Şeridi'nin bölünmesinin, kuzeyin orta ve güney kesimlerinden ayrılmasının, 700 binden fazla Gazzelinin Gazze Şeridi’nin orta ve güney kesimlerine kaçmak zorunda kalmasının ve yerinden edilmiş kişilerin geri dönüşünün engellenmesinin yanında İsrail'in Gazze Şeridi ile Mısır arasındaki Refah Sınır Kapısı da dahil olmak üzere Gazze Şeridi'ndeki tüm sınır kapılarını yeniden işgal ve kontrol etmesine ve Philadelphia (Salahaddin) Koridoru olarak bilinen Mısır ile Gazze arasındaki sınır şeridinin kontrolünü ele geçirmesine neden oldu.

Bugüne kadar devam eden ikinci aşama, Gazze Şeridi'nin bölünmesine, kuzeyin orta ve güney kesimlerinden ayrılmasına, 700 binden fazla Gazzelinin Gazze Şeridi’nin orta ve güney kesimlerine kaçmak zorunda kalmasına ve yerinden edilmiş kişilerin geri dönüşünün engellenmesine neden oldu.

Filistinli siyasi analist Dr. Sufyan Ebu Zaide, yakın gelecekte siyasi bir anlaşmaya varılamaması halinde üçüncü aşamayı Gazze Şeridi'nin ikinci bir Batı Şeria'ya dönüşmesi olarak tanımlıyor. Dr. Ebu Zaide, Hamas Hareketi ve İsrail arasında bir anlaşmaya varılamaması halinde Gazze'nin Batı Şeria'nın Cenin, Tulkarim ve Nablus bölgelerindekine benzer bir duruma dönüşeceğini, yani İsrail'in uzun süreli askeri operasyonlara girişmeksizin, özellikle de Hamas’ın elinde İsrailli rehineler olduğu sürece yoğunlaştırılmış operasyonlarla bombardımanlara, işgale ve suikastlara devam edeceği değerlendirmesinde bulundu.

Filistinli İsrail uzmanı İsmet Mansur da üçüncü aşamanın şekli konusunda Dr. Ebu Zaide ile aynı düşünüyor. Mansur, İsrail ordusunun Gazze Şeridi’ndeki savaşın üçüncü aşamasında son bir buçuk yıldır Batı Şeria’nın çeşitli şehirlerinde yürüttüğü operasyonlara ve saldırılara benzeyen askeri faaliyetlerde bulunmasını öngörüyor. İsrail'in üçüncü aşamada kendi kontrolünü dayatmak ve Gazze Şeridi üzerinde tam güvenlik kontrolü elde etmek istediğini belirten Mansur, “İsrail, Gazze Şeridi'nin yönetimini Filistinliler ya da uluslararası örgütler gibi başka bir oluşuma devretse bile Netzarim Koridoru, Philadelphia Koridoru ve muhtemelen Refah Sınır Kapısı’ndan geri çekilmeyecektir” ifadelerini kullandı.

xcdfgs
Gazze Şeridi’nde hareket eden İsrail tankları (Reuters)

Mansur, İsrail'in savaşın ikinci aşamasında yeniden işgal ettiği söz konusu noktalarda güvenlik kontrolünü dayatmak ve burada konuşlu kalmak konusundaki ısrarının nedeninin, güvenlik kontrolünü dayatmak için bu noktalara ihtiyaç duymasına ve başta Hamas ve askeri kanadı İzzettin el-Kassam Tugayları olmak üzere Filistinli örgütlerin altyapısına yönelik neredeyse her gün düzenlediği saldırılar olduğunu söyledi.

Netanyahu'nun Gazze Şeridi’ndeki savaşı uzatmak için öne sürdüğü bahaneler

Savaşın mevcut aşamasında bir anlaşmaya varılabileceğine şüpheyle yaklaşan Filistinli siyasi analist Dr. Ebu Zaide, “Hamas'ın ifade ettiği çekincelerden sonra Biden’ın teklifinde yer alan anlaşmayı kabul edeceğine şüpheliyim. İsrail hükümetinin de teklifi olduğu gibi kabul edeceğine dair şüphelerim var. Netanyahu'nun Hamas ile bir anlaşmaya varmamak için bahaneler uyduracağına inanıyorum. Bu da savaşın üçüncü aşamasının, Batı Şeria'daki duruma benzer şekilde, İsrail ordusunun dayatmaya niyetli olduğu şekilde devam edeceğini düşünmeye itiyor” diye konuştu.

Hamas, İsrail ordusunun Philadelphia Koridoru’ndan çekilmesini, Gazze Şeridi'nin kuzeyini diğer şehirlerden ve kamplardan ayıran Nitzarim ekseni de dahil olmak üzere İsrail ordusu tarafından Gazze Şeridi içinde inşa edilen tüm askeri yapıların sökülmesini, Gazzelilerin evlerine dönmesini ve durumun 7 Ekim öncesine dönmesini istiyor. İsrail uzmanı Mansur'a göre İsrail, bu talepleri kabul etmeyecek.

Dr. Sufyan Ebu Zaide: İsrail uzun süreli askeri operasyonlara girişmeksizin, yoğunlaştırılmış operasyonlarla bombardımanlara, işgale ve suikastlara devam edecek.

Mansur, değerlendirmesini şöyle sürdürdü:

İsrail hükümetinin, ordunun Gazze Şeridi’nden tamamen geri çekilmesi ve diğer koşullar da dahil olmak üzere Hamas'ın talep ettiği ve talep etmekte ısrar ettiği şartları kabul etmesi mümkün değil. Çünkü İsrail hükümeti için bu, Gazze'deki güvenlik tehdidinin savaştan önceki haline dönmesi demek.

İsrail'in üçüncü aşamada taviz vermeyeceği güvenlik meselesine odaklandığını vurgulayan Mansur, “Anlaşma olsun ya da olmasın İsrail, savaşı şimdi ya da uzun bir süre sonra durdurabilir, ama Hamas liderlerini ve direnişçilerini takip etme hakkını elinde tutacaktır. Ayrıca direnişe karşı istihbarat bilgisi alır almaz yoğun bir saldırı başlatacak şekilde güvenlik kontrolünü dayatacaktır” dedi.

Hamas'ın durumun asla eskisi gibi olmayacağını farkında olduğunu ve bunu bildiğini ifade eden İsrail uzmanı Mansur, “Bundan dolayı Hamas'ın kendisini her zaman takip edileceği bir duruma adapte edebilir ve tüm çalışmalarını yeraltına, İsrail'in gözünden uzağa taşıyabilir. İsrail, Gazze’den çekilse bile Hamas'a liderleri ve üyelerine güvenlik garantisi vermeyi kabul etmeyecektir” diye konuştu.

Üçüncü aşama yaklaşıyor

İsrail ordusu tarafından yapılan açıklamaya göre ikinci aşamadaki operasyonlar önümüzdeki birkaç hafta içinde sona erecek ve üçüncü aşamaya geçilecek. Fakat bunun nedeni Gazze Şeridi'ndeki savaşın sona ermesi değil. Daha ziyade İsrail'in 11 Haziran'da Hizbullah'ın askeri komutanı Talib Abdullah Ebu Talib'i öldürmesinin ardından Hizbullah’ın İsrail’e yönelik saldırılarının arttığı Filistin'in kuzeyinde ve Lübnan’ın güney sınırında askeri faaliyetlerin tırmanacağı anlaşılırken üçüncü aşamanın ikinci aşamadan daha az asker ve araç gerektiriyor olması.

Filistinli siyasi analist Dr. Ebu Zaide’ye göre İsrail'in Gazze Şeridi'nde üç hatta iki ordu tümeni bulunduramayacak olması da şu an Gazze'ye yönelik savaşın üçüncü aşamasına geçilmesine elverişli faktörlerden biri. Bunun nedeni kuzey cephesindeki tırmanış ve ordunun bu tümenlere ve onları oraya taşıyacak askeri araçlara ihtiyaç duyması. Bunun da Gazze'ye yönelik savaşın üçüncü aşamasının başlamasını hızlandıracağını düşünen Dr. Ebu Zaide, “Kuzey cephesi sakinleşse ve savaş başlamasa bile İsrail, en geç üç ya da dört hafta içinde Refah'tan çekilip üçüncü aşamaya geçecektir” ifadelerini kullandı.

İsrail şu an Gazze Şeridi'ni ortadan ikiye bölen Netzarim Koridoru’nda faaliyet gösteren 99. Tümeni, bir çözüme ya da anlaşmaya varılana ya da Hamas birkaç adım geri atıp Gazze'nin gelecekte herhangi bir güvenlik tehdidi oluşturmamasını sağlayana kadar burada tutmaya kararlı görünüyor. Ancak Dr. Ebu Zaide, 99. Tümeni’nin geri çekilmesi için gereken şartların yakın gelecekte gerçekleşmeyeceğini, çünkü ne İsrail’in ne de Hamas’ın tutumlarından taviz verdiğini vurguladı.

İsrail'in iddiasına göre Mısır'ın Sina bölgesine açılan ve Hamas'ın silah ve patlayıcı kaçakçılığında kullandığı yeni tünellerin kazılmaması için İsrail ordusu şu an yerin altına ve üstüne sensörler ve izleme cihazları yerleştirdiği Philadelphia Koridoru’nu koruyor. Mayıs ayının ilk haftasından bu yana kapalı olan Refah Sınır Kapısı meselesi üzerindeki anlaşmazlık ise devam ediyor. Öte yandan Mısır, hem Hamas'ı hem de İsrail'i Refah Sınır Kapısı'nın Filistin tarafı idaresini Filistin Yönetimi'ne devretmeye ikna etmeye çalışıyor. Ancak her iki taraf da Filistin Yönetimi’nin Gazze Şeridi’nin idaresine geri dönmesini reddediyor. İsrail, sınır kapısını kontrol etmeye ve kapalı tutmaya devam ederken Hamas sınır kapısının Filistin tarafı idaresinde görevli personelinin yeniden iş başı yapması ve önceki aşamada olduğu gibi hiçbir değişiklik yapılmadan sınır kapısının faaliyetlerinin devam etmesinde ısrar ediyor.

İsrail'in Gazze Şeridi'ni bölmeye ve ordusunu Gazze’nin orta ve güney kesimlerindeki ana eksenlerde yoğun olarak konuşlandırmaya devam etmesi bekleniyor. Çünkü bu eksenler baskınlarda, tutuklamalarda ve hatta rehine kurtarma operasyonlarında en önemli rolü oynayacak. Tıpkı İsrailli özel bir timin 8 Haziran’da Refah’tan gelen yerinden edilmiş kişiler kılığında iki araçla Nuseyrat Mülteci Kampı’na gelerek gerçekleştirdikleri rehine kurtarma operasyonu gibi. İsrail ordusu, Netzarim Koridoru’nun güneybatısının yakınlarında özel timi askeri olarak destekledi ve Netzarim Koridoru’nun batı bölgesine çekilmesi sırasında güvenliğini sağlamak için karadan, denizden ve havadan bombardımanlar düzenledi. Gazze’deki Sağlık Bakanlığı tarafından yapılan açıklamaya göre İsrail’in düzenlediği rehine kurtarma operasyonunda 274 Filistinli öldürüldü. İsrail tarafından yapılan açıklamaya göre ise operasyonda Hamas'ın elindeki İsrailli dört rehine kurtarıldı.



Ankara'dan göründüğü şekliyle sahne: İç içe geçmiş krizler ve değişen ittifaklar

Doğu Akdeniz'de, Muğla ilinin Aksaz açıklarında düzenlenen “Deniz Kurdu-1/2026” tatbikatları sırasında bir Türk Deniz Kuvvetleri S-70B Seahawk helikopteri ve bir T-129 ATAK saldırı helikopteri gösteri yapıyor. (AFP)
Doğu Akdeniz'de, Muğla ilinin Aksaz açıklarında düzenlenen “Deniz Kurdu-1/2026” tatbikatları sırasında bir Türk Deniz Kuvvetleri S-70B Seahawk helikopteri ve bir T-129 ATAK saldırı helikopteri gösteri yapıyor. (AFP)
TT

Ankara'dan göründüğü şekliyle sahne: İç içe geçmiş krizler ve değişen ittifaklar

Doğu Akdeniz'de, Muğla ilinin Aksaz açıklarında düzenlenen “Deniz Kurdu-1/2026” tatbikatları sırasında bir Türk Deniz Kuvvetleri S-70B Seahawk helikopteri ve bir T-129 ATAK saldırı helikopteri gösteri yapıyor. (AFP)
Doğu Akdeniz'de, Muğla ilinin Aksaz açıklarında düzenlenen “Deniz Kurdu-1/2026” tatbikatları sırasında bir Türk Deniz Kuvvetleri S-70B Seahawk helikopteri ve bir T-129 ATAK saldırı helikopteri gösteri yapıyor. (AFP)

Ömer Önhon

Halihazırda çatışmaların odağı Yemen'e kaydı; İran destekli Husiler, İran'ın enerji akışını aksatmaya ve küresel piyasaları istikrarsızlaştırmaya çalıştığı bir dönemde Suudi Arabistan'daki havaalanlarına, şehirlere, petrol tesislerine ve altyapıya saldırılar düzenliyor.

Krizle ilgili ana taraflar, dikkate alınması gereken çok sayıda faktörün iç içe geçmiş olduğu göz önüne alındığında, yükselen tansiyonu kontrol altına almanın ve durumu yönetmenin bir yolunu bulmaya çalışıyor. Amerika Birleşik Devletleri'nde Başkan Donald Trump, ara dönem kongre seçimlerine sadece birkaç hafta kalmışken, kendisi için iyiye işaret etmeyen göstergeler arasında, tehlikeli bir konumda bulunuyor.

ABD güçlerinin Irak ve Suriye'den çekilmesine rağmen, Trump ülkesini Ortadoğu'daki çatışmalardan kurtaramadı. Zira Amerika Birleşik Devletleri zaten bir savaşın içinde ve diğer savaşlara da sürüklenme riskiyle karşı karşıya. Trump’ın zafer duyurusuna ve İran aldığı ağır darbelere rağmen, yenilgiyi kabul etmeyi reddetmeye devam ediyor.

Trump, Husilerin davranışlarını son derece kötü olarak nitelendirdi ve Suudi Arabistan'a yönelik saldırılarını unutmayacağını vurguladı, ancak şimdiye kadar ABD birliklerini göndermekten veya Krallığı desteklemek için askeri operasyonlara dahil etmekten kaçındı. Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'dan Suudi Arabistan'ı desteklemek için müdahale etmesini isteme olasılığına işaret etti, ancak Ankara'dan buna açık bir cevap gelmedi.

Trump'ın bu politikaları, Amerika Birleşik Devletleri'ne olan güvensizliği derinleştirecek ve ona olan güveni zedeleyecektir.

Yeni ittifaklar ve Mekke Anlaşması

Bölgedeki artan gerilimler ve gelişmeler, mekanizmaları ve rollerinin sınırları belirsiz kalsa da yeni ittifakların veya farklı iş birliği biçimlerinin ortaya çıkmasına neden oluyor. Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan tarafından 7 Ağustos'ta imzalanan “Mekke Anlaşması”, özellikle Kuzey Atlantik Antlaşması'nın (NATO) 5. maddesine benzeyen ve üç ülkeden birine yapılan herhangi bir saldırının üçüne de yapılmış sayılacağını öngören bir madde içermesi nedeniyle geniş yankı uyandırdı.

İsrail, bölgesel sahnenin çeşitli yönlerinde yer alıyor ve hesapları, mevcut sorunların ve krizlerin çoğuyla iç içe geçmiş durumda

Türkiye'de ise anlaşma, amaçları, hedef kitlesi, niteliği ve karşı koymayı amaçladığı tehditler hakkında soruları gündeme getirdi.

Dışişleri Bakanı Hakan Fidan'ın bu adım için hazırlıkların tamamlanmak üzere olduğunu açıklamasının ardından, “Mekke Ortak Savunma Anlaşması” 20 Ekim Salı günü onay için Türkiye Büyük Millet Meclisi'ne sunuldu.

Durumu açıklığa kavuşturmak amacıyla Fidan, anlaşmanın savunma amaçlı olduğunu ve saldırı hedefleri içermediğini vurguladı, ancak açıklamaları endişeleri gidermedi veya eleştirilere son vermedi.

cvfthy
Suudi Arabistan Savunma Bakanı Prens Halid bin Selman ve Dışişleri Bakanı Prens Faysal bin Ferhan, İstanbul'da Mekke Ortak Savunma Anlaşması çerçevesinde kurulan komitenin toplantısında, 31 Ağustos 2026 (Reuters)

Hükümete yakın kaynaklar, Türk rolünün savunma desteği sağlamakla sınırlı olacağını öngörüyor. Haberler, bu amaçla bazı Türk askeri personelinin ve teçhizatının zaten konuşlandırıldığına işaret ediyor.

Netanyahu'nun siyasi geleceği ve Türk-İsrail ilişkileri

İsrail, bölgesel sahnenin çeşitli yönlerinde yer alıyor ve hesapları, mevcut sorunların ve krizlerin çoğuyla iç içe geçmiş durumda.

Kamuoyu yoklamaları, 27 Ekim'de yapılması planlanan İsrail seçimleri öncesinde adayların birbirine çok yakın olduğunu gösteriyor. Binyamin Netanyahu, kendisini İsrail'i bütün tehditlerden koruyabilecek en güçlü lider olarak tanıtarak kampanya yürütüyor ve zaferi garantilemek için elindeki tüm araçlara başvuracağı beklentisi hâkim. Eski bir Şin Bet başkanı, bir röportajında ​​Netanyahu'nun seçimlerin arifesinde İsrail'in güvenlik cephelerinden birinde gerilimi kasıtlı olarak artırabileceği konusunda uyardı.

İsrail'in Suudi Arabistan ile diplomatik ilişkiler kurma konusundaki uzun süredir devam eden arzusu bir sır değil; Krallık ise Arap Barış Girişimi'nde belirtilen şartlara bağlılığını sürdürüyor.

Husi saldırıları, ABD, Suudi Arabistan, Türkiye ve Mısır'ı diğer taraflarla birlikte bu saldırılar konusunda pozisyonlarını birleştirmeye itti. Hepsi saldırıları kınadı ve her biri kendi yöntemleriyle Suudi Arabistan'a desteklerini ifade etti.

Azerbaycan'ın eğitim kurumlarındaki kıyafet kurallarıyla ilgili yakın zamanda çıkardığı bir yasa, öğrencilerin ve öğretmenlerin eğitimin laik doğasına aykırı kıyafetlerle okula girmesini yasakladığı için Türkiye ile ilişkilerine gölge düşürdü

Aynı zamanda, İsrail ve diğer taraflar mevcut gelişmeleri ikili ilişkileri ve bölgesel siyasi hesaplarıyla ilgili hedeflere ulaşmak için bir fırsat olarak görüyor.

Bu bağlamda Türk-İsrail ilişkileri önemli bir yer tutuyor. Türkiye, Netanyahu'nun politikalarını soykırımcı olarak nitelendirerek, en sert eleştirmenleri arasında yer alıyor. Netanyahu ise Cumhurbaşkanı Erdoğan'ı Yahudi karşıtı ve diktatör olarak nitelendirdi ve onu terörist olarak adlandırdığı Hamas liderlerini barındırmakla suçladı.

İki ülke arasındaki artan gerilim, doğrudan bir çatışmaya dönüşme olasılığı konusunda endişeleri artırıyor, ancak bu olasılık şimdilik uzak olmayı sürdürüyor. Her iki taraf da doğrudan askeri çatışmadan kaçınırken, diplomatik, ekonomik ve diğer yollarla karşılıklı baskı uygulamaya devam etmeyi tercih ediyor gibi görünüyor.

Mevcut koşullar altında, Türk-İsrail ilişkilerinde yakın vadede herhangi bir atılım olası görünmüyor. İki ülke lideri arasında el sıkışma bir yana, gerilimlerin basit bir şekilde azaltılması bile mümkün görünmüyor.

Türkiye-Azerbaycan ilişkilerinde gerilim

Azerbaycan'ın eğitim kurumlarındaki kıyafet kurallarıyla ilgili yakın zamanda çıkardığı bir yasa, öğrencilerin ve öğretmenlerin eğitimin laik doğasına aykırı kıyafetlerle okula girmesini yasakladığı için Türkiye ile ilişkilerine gölge düşürdü.

cdvf
Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev (sağda) ve Türkiye Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, Azerbaycan'ın başkenti Bakü'de düzenlenen Asya'da Etkileşim ve Güven Artırıcı Tedbirler Konferansı (CICA) çerçevesinde yaptıkları görüşmeler öncesinde, Perşembe, 15 Ekim 2026 (AP)

İlişkileri daha da hassalaştıran bir diğer konu ise Azerbaycan'ın İsrail'e yönelik tutumudur. Şarku’l Avsat’ın al Majalla'dan aktardığı analize göre Bakü, Filistinlilere ve diğerlerine yönelik İsrail politikalarını eleştirmekten kaçınırken, aynı zamanda İsrail ile bağlarını güçlendirmeye devam etti.

İki ülke arasındaki yakın ilişki, öncelikle İsrail'in işgal altındaki topraklarını geri almak için verdiği savaş sırasında Azerbaycan'a verdiği desteğe, İran'a duydukları ortak güvensizliğe ve “aşırıcılık” ile bağlantılı tehditler olarak algıladıkları konulardaki benzer tutumlarına dayanıyor.

İsrail Cumhurbaşkanı Isaac Herzog'un geçen hafta Bakü'nün ev sahipliğinde düzenlenen Asya'da Etkileşim ve Güven Artırıcı Tedbirler Konferansı'nın (CICA) yedinci zirvesine katılımı, gerilimleri yeniden alevlendirdi. Herzog konuşmasına başladığında, aralarında Türkiye, Suudi Arabistan ve Mısır'dan gelenlerin de bulunduğu birçok heyet protesto amacıyla toplantı salonundan ayrıldı.

Amerika Birleşik Devletleri ve İsrail'deki yaklaşan seçimlerin sonuçları, Ortadoğu'daki olayların seyrini doğrudan etkileyebilir; gerilimleri yatıştırmaya katkıda bulunabilir veya bölgeyi daha da istikrarsızlaştırabilir

İstanbul'daki Azerbaycan diplomatik misyonlarının önünde muhafazakâr gruplar tarafından düzenlenen protestolar ve bazı Türk yetkililerin açıklamaları da Bakü'de hoşnutsuzluğa yol açtı ve Bakü de bunlara benzer karşılıklar verdi.

Ankara şu anda krizi kontrol altına almaya ve Azerbaycan ile gerilimleri azaltmaya çalışıyor.

Türkiye’nin başkenti Ankara, Ekim ayı sonlarında Türk Devletleri Örgütü toplantısına ev sahipliği yapacak. Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev'in toplantıya katılıp katılmaması, iki ülke arasındaki ilişkilerin alacağı yönün önemli bir göstergesi olacaktır.

Türkiye'nin Libya'daki atılımı

20 Ekim'de Tobruk'taki Libya Temsilciler Meclisi, Türkiye ve Libya arasında 2019'da imzalanan deniz sınırlandırma anlaşmasını onayladı. Bu gelişme, Ankara ve bölgesel nüfuzu için önemli bir kazanımı temsil ediyor.

Yakın zamana kadar Tobruk'a karşı Trablus'un yanında yer alan ve mevcut Libya sahnesinin şekillenmesinde önemli rol oynayan Türkiye, son zamanlarda Tobruk ile de ilişkilerini geliştirerek Ankara'da her iki taraftan temsilcileri ağırladı.

Libya parlamentosunun anlaşmayı onaylaması, Ankara'ya karşı birleşik bir cephe oluşturan İsrail, Yunanistan ve GKRY için olumsuz bir gelişme. Bu üç ülkenin bu gelişmeye karşılık adımlar atması, Doğu Akdeniz'de yeni gerilimlerin habercisi olması ve Türkiye'nin zaten gergin olan ilişkilerine bir zorluk katmanı daha eklemesi şaşırtıcı olmayacaktır.

Libya parlamentosunun Türkiye ile mutabakat zaptını onaylaması Mısır'da da itirazlara yol açtı. Mısır Dışişleri Bakanlığı, mutabakat zaptının onaylanmasını reddettiğini ve “hukuki etkisi olmayan, hükümsüz” bir anlaşma olduğunu belirterek, uluslararası hukuku ihlal ettiğini ve Mısır'ın egemenlik haklarını çiğnediğini savundu.

Mısır, açık deniz sınırlarına aykırı herhangi bir adımı reddettiğini teyit ederek, mutabakat zaptının Mısır için hiçbir hukuki etkisi olmadığını vurguladı.

cvfgbhyju
Türkiye Dışişleri Bakanı Hakan Fidan (solda), Bağdat'ta düzenlenen İslam İşbirliği Teşkilatı Dışişleri Bakanları Konseyi'nin 52. oturumu sırasında İranlı mevkidaşı Abbas Arakçi ile tokalaşıyor, 17 Ekim 2026 (AFP)

Ankara'dan göründüğü şekliyle sahne şöyle; Ortadoğu'nun genelinde çatışmalar alevlenmiş ve iç içe geçmiş durumda; bu da ittifakları ve rekabetleri kamuoyuna yansıyan açıklamalardan çok daha karmaşık hale getiriyor. Rakip devletler belirli bir konuda aynı tarafta yer alabilirken, müttefik devletler başka bir konuda karşıt taraflarda yer alabiliyorlar.

Körfez bölgesindeki son gelişmeler ve Türk-Azerbaycan ilişkilerindeki gerilimler, bu paradoksların iki önemli örneğini oluşturuyorlar.

Yaklaşan ABD ve İsrail seçimlerinin sonuçları, Ortadoğu'daki olayların seyrini doğrudan etkileyebilir, gerilimleri yatıştırmaya katkıda bulunabilir veya bölgeyi daha da istikrarsızlaştırabilir.

Her durumda, barış ve istikrarın sağlanabilmesi için bölgedeki krizleri ele alma yöntemine hâkim olan mevcut yaklaşımların ve düşünce biçimlerinin gözden geçirilmesi şart görünüyor.

İsrail saldırgan politikalarına devam ederse, İran vekilleri aracılığıyla çatışmanın kapsamını genişletmeye devam ederse ve ABD tereddütlü ve belirsiz politikalar izlemeyi sürdürürse, bölge kaos tehdidi altında kalacak ve mevcut çatışmaların üzerine yeni çatışmaların çıkma olasılığı yüksek olacaktır.

*Bu analiz Şarku’l Avsat tarafından Londra merkezli al Majalla dergisinden çevrilmiştir.


Demokratların seçimleri kazanmaları hâlinde hakkında soruşturma başlatmakla tehdit etmesine Musk’tan tehditkâr cevap

Elon Musk (Reuters)
Elon Musk (Reuters)
TT

Demokratların seçimleri kazanmaları hâlinde hakkında soruşturma başlatmakla tehdit etmesine Musk’tan tehditkâr cevap

Elon Musk (Reuters)
Elon Musk (Reuters)

ABD Başkanı Donald Trump’ın müttefiki milyarder Elon Musk, Demokratların gelecek ay yapılacak ara seçimlerin ardından Kongre’de yeniden çoğunluğu elde etmeleri hâlinde, ABD yönetimindeki rolü de dâhil olmak üzere yolsuzluk iddiaları kapsamında kendisi hakkında soruşturma açabilecekleri yönündeki açıklamalarına dün tehditkâr bir cevap verdi.

Şarku’l Avsat'ın AFP’den aktardığına göre Musk, sahibi olduğu X platformunda, Politico internet sitesinin Demokratların ara seçimleri kazanmaları durumunda faaliyetlerini soruşturmayı planladıklarına ilişkin haberine şu ifadelerle karşılık verdi: “Kılıçla yaşayan, kılıçla ölür.”

Komplo teorilerini yaymak için de sık sık kullandığı platform üzerinden açıklamalarını sürdüren Musk, “Benimle mücadele etmeyi seçenler, asıl ipleri kimin elinde tuttuğunu ortaya çıkaracağımı ve yalnızca onların kullandığı kuklaların değil, kendilerinin de peşine düşeceğimi anlamalı” ifadelerini kullandı.

ABD’de serveti 1 trilyon dolara ulaşan ilk kişi olarak anılan Musk, Trump’ın da mensubu olduğu Cumhuriyetçi Parti’nin en büyük bağışçıları arasında yer alıyor. Aynı zamanda Trump’ın sürekli danışmanlığını yapan Musk, sahibi olduğu SpaceX imparatorluğu aracılığıyla kamu ihalelerinden de yararlanıyor.

Musk, elektrikli otomobil sektörünün önde gelen şirketlerinden Tesla’nın da kontrolünü elinde bulunduruyor.

2024 seçimlerinde Trump’ın yeniden iktidara gelmesini finanse etmeye katkıda bulunan Musk, daha sonra ABD hükümet harcamalarını azaltmayı amaçlayan ve yaklaşık 300 bin kamu çalışanının işten çıkarılmasına yol açabilecek tartışmalı bir projeyi yönetti.

Cumhuriyetçiler hâlihazırda Senato ve Temsilciler Meclisi’nin her ikisinde de çoğunluğu elinde bulunduruyor. Ancak beklentiler, Demokratların 3 Kasım’da yapılacak ara seçimlerde Temsilciler Meclisi’nin kontrolünü yeniden ele geçirebileceğine işaret ediyor.

Böyle bir gelişme, Demokratlara geniş yetkilere sahip soruşturma komisyonlarını kontrol etme imkânı verecek. Bu yetkiler arasında kişileri ifade vermeye zorlama hakkı da bulunuyor. Dolayısıyla Musk, yürütülecek olası soruşturmaların hedefindeki isimlerden biri hâline gelebilir.

Politico, Demokrat Partili etkili Temsilciler Meclisi üyesi Zoe Lofgren’in şu sözlerine yer verdi: “Buradaki çıkar çatışmasının boyutu gerçekten şaşırtıcı.”


Meta’ya ABD’nin New Mexico eyaletindeki yasayı ihlal ettiği gerekçesiyle 25 milyar dolar para cezası

Brüksel’deki Meta logosu (Arşiv -Reuters)
Brüksel’deki Meta logosu (Arşiv -Reuters)
TT

Meta’ya ABD’nin New Mexico eyaletindeki yasayı ihlal ettiği gerekçesiyle 25 milyar dolar para cezası

Brüksel’deki Meta logosu (Arşiv -Reuters)
Brüksel’deki Meta logosu (Arşiv -Reuters)

ABD’nin New Mexico eyaletinde bir yargıç, teknoloji devi Meta’ya, Facebook kullanıcılarının verilerinin gizliliğinin ihlal edildiği ve Cambridge Analytica skandalı olarak bilinen olay kapsamında eyalet yasalarını çiğnediği gerekçesiyle 25 milyar dolar para cezası ödemesi kararı verdi.

Şarku’l Avsatın AP’den aktardığına göre Yargıç Francis Mathew, eyalet yönetiminin 35 ila 40 milyar dolar arasında tazminat talep ettiği davada bu kararı verdi.

Eylül ayında jüri, Meta’yı New Mexico’nun tüketiciyi koruma yasalarını ihlal etmekten sorumlu tutmuştu. Karara göre şirket, 43 milyondan fazla kullanıcının verilerinin istismar edilmesine yol açtı. Meta, siyasi danışmanlık şirketi Cambridge Analytica’nın Facebook kullanıcılarına ait verileri toplamasına izin vermiş, bu veriler 2016 ABD başkanlık seçimleri için hedefli siyasi reklamlar oluşturmak amacıyla kullanılmıştı.

Ülke genelinde yürütülen davada 48 eyalet Facebook ile uzlaşmaya varırken, New Mexico sosyal medya şirketine karşı tek başına dava açmayı tercih etti.