Gazze savaşının üçüncü aşaması: Özel operasyonlar, baskınlar ve Gazze Şeridi'nin ikinci bir Batı Şeria'ya dönüştürülmesi

Gazze Şeridi'nin kuzeyindeki Cibaliye Mülteci Kampı’nda yıkılan binaların enkazının yanından geçerken küçük bir çocuğun elini tutan Filistinli bir adam, 3 Haziran 2024 (AFP)
Gazze Şeridi'nin kuzeyindeki Cibaliye Mülteci Kampı’nda yıkılan binaların enkazının yanından geçerken küçük bir çocuğun elini tutan Filistinli bir adam, 3 Haziran 2024 (AFP)
TT

Gazze savaşının üçüncü aşaması: Özel operasyonlar, baskınlar ve Gazze Şeridi'nin ikinci bir Batı Şeria'ya dönüştürülmesi

Gazze Şeridi'nin kuzeyindeki Cibaliye Mülteci Kampı’nda yıkılan binaların enkazının yanından geçerken küçük bir çocuğun elini tutan Filistinli bir adam, 3 Haziran 2024 (AFP)
Gazze Şeridi'nin kuzeyindeki Cibaliye Mülteci Kampı’nda yıkılan binaların enkazının yanından geçerken küçük bir çocuğun elini tutan Filistinli bir adam, 3 Haziran 2024 (AFP)

Salim er-Reyyis

İsrail Yayın Kurumu'na (IBA) bağlı Makan televizyon kanalı İsrail ordusunun, 7 Ekim 2023 tarihinde başlayan Gazze Şeridi'ne yönelik savaşın dokuzuncu ayına girilmesinden bir hafta sonra savaşın üçüncü aşamasının birkaç hafta içinde başlayacağını duyurduğunu bildirdi. Öte yandan hatırlanacağı üzere ABD Başkanı Joe Biden, savaşın sona erdirilmesi, esir takası, yerinden edilmiş kişilerin Gazze Şeridi'nin kuzeyine geri dönmesi ve Gazze’nin yeniden inşasını içeren ateşkes için üç aşamalı bir teklif sunmuştu.

Başkan Biden İsrail'in teklifi koşulsuz olarak kabul ettiğini açıklarken, siyasi analistler, teklifin İsrail’in Gazze’de ateşkes için sunduğu bir öneri olduğunu ve teklifin İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu'nun ofisi tarafından hazırlandığını söylediler. Teklifin duyurulmasını Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'nde (BMGK) Gazze Şeridi’ndeki savaşı sona erdirme kararı ve Hamas’ın 11 Haziran'da yanıt verdiği ateşkes teklifine destek talep edilen karar tasarısı kabul edilmesi izledi. Hamas birkaç gözlemde bulunduktan ve başta Gazze Şeridi’nde ateşkes ilan edilmesi, İsrail ordusunun Gazze Şeridi'nden tamamen geri çekilmesi ve durumun 7 Ekim öncesine döndürülmesine dair açık bir şartın yer almasını talep ettikten sonra teklifi onayladığını açıkladı. Siyasi analistler, İsrail’in bu şartları kabul etmesinin imkânsız olduğunu düşünüyorlar.

Gazze Şeridi’nde yaşayan iki milyon 300 binden fazla Filistinlinin sekiz ay içinde 50 binden fazla ölü ve 85 binden fazla yaralıya mal olan savaşın seyrine ve geçirdiği aşamalara dönecek olursak siyasi analistler, savaşın yaklaşık üç hafta süren ilk aşamasında, Gazze Şeridi’nin çeşitli şehirleri, kampları ve mahallelerinin büyük bir bölümünü etkileyen havadan, karadan ve denizden gerçekleştirilen bombardımanlarla başladığına, ardından İsrail ordusunun tümenleri ve tugayları tarafından kara saldırılarının gerçekleştirildiği ikinci aşamaya geçildiğine dikkati çektiler.

Bugüne kadar devam eden ikinci aşama, Gazze Şeridi'nin bölünmesinin, kuzeyin orta ve güney kesimlerinden ayrılmasının, 700 binden fazla Gazzelinin Gazze Şeridi’nin orta ve güney kesimlerine kaçmak zorunda kalmasının ve yerinden edilmiş kişilerin geri dönüşünün engellenmesinin yanında İsrail'in Gazze Şeridi ile Mısır arasındaki Refah Sınır Kapısı da dahil olmak üzere Gazze Şeridi'ndeki tüm sınır kapılarını yeniden işgal ve kontrol etmesine ve Philadelphia (Salahaddin) Koridoru olarak bilinen Mısır ile Gazze arasındaki sınır şeridinin kontrolünü ele geçirmesine neden oldu.

Bugüne kadar devam eden ikinci aşama, Gazze Şeridi'nin bölünmesine, kuzeyin orta ve güney kesimlerinden ayrılmasına, 700 binden fazla Gazzelinin Gazze Şeridi’nin orta ve güney kesimlerine kaçmak zorunda kalmasına ve yerinden edilmiş kişilerin geri dönüşünün engellenmesine neden oldu.

Filistinli siyasi analist Dr. Sufyan Ebu Zaide, yakın gelecekte siyasi bir anlaşmaya varılamaması halinde üçüncü aşamayı Gazze Şeridi'nin ikinci bir Batı Şeria'ya dönüşmesi olarak tanımlıyor. Dr. Ebu Zaide, Hamas Hareketi ve İsrail arasında bir anlaşmaya varılamaması halinde Gazze'nin Batı Şeria'nın Cenin, Tulkarim ve Nablus bölgelerindekine benzer bir duruma dönüşeceğini, yani İsrail'in uzun süreli askeri operasyonlara girişmeksizin, özellikle de Hamas’ın elinde İsrailli rehineler olduğu sürece yoğunlaştırılmış operasyonlarla bombardımanlara, işgale ve suikastlara devam edeceği değerlendirmesinde bulundu.

Filistinli İsrail uzmanı İsmet Mansur da üçüncü aşamanın şekli konusunda Dr. Ebu Zaide ile aynı düşünüyor. Mansur, İsrail ordusunun Gazze Şeridi’ndeki savaşın üçüncü aşamasında son bir buçuk yıldır Batı Şeria’nın çeşitli şehirlerinde yürüttüğü operasyonlara ve saldırılara benzeyen askeri faaliyetlerde bulunmasını öngörüyor. İsrail'in üçüncü aşamada kendi kontrolünü dayatmak ve Gazze Şeridi üzerinde tam güvenlik kontrolü elde etmek istediğini belirten Mansur, “İsrail, Gazze Şeridi'nin yönetimini Filistinliler ya da uluslararası örgütler gibi başka bir oluşuma devretse bile Netzarim Koridoru, Philadelphia Koridoru ve muhtemelen Refah Sınır Kapısı’ndan geri çekilmeyecektir” ifadelerini kullandı.

xcdfgs
Gazze Şeridi’nde hareket eden İsrail tankları (Reuters)

Mansur, İsrail'in savaşın ikinci aşamasında yeniden işgal ettiği söz konusu noktalarda güvenlik kontrolünü dayatmak ve burada konuşlu kalmak konusundaki ısrarının nedeninin, güvenlik kontrolünü dayatmak için bu noktalara ihtiyaç duymasına ve başta Hamas ve askeri kanadı İzzettin el-Kassam Tugayları olmak üzere Filistinli örgütlerin altyapısına yönelik neredeyse her gün düzenlediği saldırılar olduğunu söyledi.

Netanyahu'nun Gazze Şeridi’ndeki savaşı uzatmak için öne sürdüğü bahaneler

Savaşın mevcut aşamasında bir anlaşmaya varılabileceğine şüpheyle yaklaşan Filistinli siyasi analist Dr. Ebu Zaide, “Hamas'ın ifade ettiği çekincelerden sonra Biden’ın teklifinde yer alan anlaşmayı kabul edeceğine şüpheliyim. İsrail hükümetinin de teklifi olduğu gibi kabul edeceğine dair şüphelerim var. Netanyahu'nun Hamas ile bir anlaşmaya varmamak için bahaneler uyduracağına inanıyorum. Bu da savaşın üçüncü aşamasının, Batı Şeria'daki duruma benzer şekilde, İsrail ordusunun dayatmaya niyetli olduğu şekilde devam edeceğini düşünmeye itiyor” diye konuştu.

Hamas, İsrail ordusunun Philadelphia Koridoru’ndan çekilmesini, Gazze Şeridi'nin kuzeyini diğer şehirlerden ve kamplardan ayıran Nitzarim ekseni de dahil olmak üzere İsrail ordusu tarafından Gazze Şeridi içinde inşa edilen tüm askeri yapıların sökülmesini, Gazzelilerin evlerine dönmesini ve durumun 7 Ekim öncesine dönmesini istiyor. İsrail uzmanı Mansur'a göre İsrail, bu talepleri kabul etmeyecek.

Dr. Sufyan Ebu Zaide: İsrail uzun süreli askeri operasyonlara girişmeksizin, yoğunlaştırılmış operasyonlarla bombardımanlara, işgale ve suikastlara devam edecek.

Mansur, değerlendirmesini şöyle sürdürdü:

İsrail hükümetinin, ordunun Gazze Şeridi’nden tamamen geri çekilmesi ve diğer koşullar da dahil olmak üzere Hamas'ın talep ettiği ve talep etmekte ısrar ettiği şartları kabul etmesi mümkün değil. Çünkü İsrail hükümeti için bu, Gazze'deki güvenlik tehdidinin savaştan önceki haline dönmesi demek.

İsrail'in üçüncü aşamada taviz vermeyeceği güvenlik meselesine odaklandığını vurgulayan Mansur, “Anlaşma olsun ya da olmasın İsrail, savaşı şimdi ya da uzun bir süre sonra durdurabilir, ama Hamas liderlerini ve direnişçilerini takip etme hakkını elinde tutacaktır. Ayrıca direnişe karşı istihbarat bilgisi alır almaz yoğun bir saldırı başlatacak şekilde güvenlik kontrolünü dayatacaktır” dedi.

Hamas'ın durumun asla eskisi gibi olmayacağını farkında olduğunu ve bunu bildiğini ifade eden İsrail uzmanı Mansur, “Bundan dolayı Hamas'ın kendisini her zaman takip edileceği bir duruma adapte edebilir ve tüm çalışmalarını yeraltına, İsrail'in gözünden uzağa taşıyabilir. İsrail, Gazze’den çekilse bile Hamas'a liderleri ve üyelerine güvenlik garantisi vermeyi kabul etmeyecektir” diye konuştu.

Üçüncü aşama yaklaşıyor

İsrail ordusu tarafından yapılan açıklamaya göre ikinci aşamadaki operasyonlar önümüzdeki birkaç hafta içinde sona erecek ve üçüncü aşamaya geçilecek. Fakat bunun nedeni Gazze Şeridi'ndeki savaşın sona ermesi değil. Daha ziyade İsrail'in 11 Haziran'da Hizbullah'ın askeri komutanı Talib Abdullah Ebu Talib'i öldürmesinin ardından Hizbullah’ın İsrail’e yönelik saldırılarının arttığı Filistin'in kuzeyinde ve Lübnan’ın güney sınırında askeri faaliyetlerin tırmanacağı anlaşılırken üçüncü aşamanın ikinci aşamadan daha az asker ve araç gerektiriyor olması.

Filistinli siyasi analist Dr. Ebu Zaide’ye göre İsrail'in Gazze Şeridi'nde üç hatta iki ordu tümeni bulunduramayacak olması da şu an Gazze'ye yönelik savaşın üçüncü aşamasına geçilmesine elverişli faktörlerden biri. Bunun nedeni kuzey cephesindeki tırmanış ve ordunun bu tümenlere ve onları oraya taşıyacak askeri araçlara ihtiyaç duyması. Bunun da Gazze'ye yönelik savaşın üçüncü aşamasının başlamasını hızlandıracağını düşünen Dr. Ebu Zaide, “Kuzey cephesi sakinleşse ve savaş başlamasa bile İsrail, en geç üç ya da dört hafta içinde Refah'tan çekilip üçüncü aşamaya geçecektir” ifadelerini kullandı.

İsrail şu an Gazze Şeridi'ni ortadan ikiye bölen Netzarim Koridoru’nda faaliyet gösteren 99. Tümeni, bir çözüme ya da anlaşmaya varılana ya da Hamas birkaç adım geri atıp Gazze'nin gelecekte herhangi bir güvenlik tehdidi oluşturmamasını sağlayana kadar burada tutmaya kararlı görünüyor. Ancak Dr. Ebu Zaide, 99. Tümeni’nin geri çekilmesi için gereken şartların yakın gelecekte gerçekleşmeyeceğini, çünkü ne İsrail’in ne de Hamas’ın tutumlarından taviz verdiğini vurguladı.

İsrail'in iddiasına göre Mısır'ın Sina bölgesine açılan ve Hamas'ın silah ve patlayıcı kaçakçılığında kullandığı yeni tünellerin kazılmaması için İsrail ordusu şu an yerin altına ve üstüne sensörler ve izleme cihazları yerleştirdiği Philadelphia Koridoru’nu koruyor. Mayıs ayının ilk haftasından bu yana kapalı olan Refah Sınır Kapısı meselesi üzerindeki anlaşmazlık ise devam ediyor. Öte yandan Mısır, hem Hamas'ı hem de İsrail'i Refah Sınır Kapısı'nın Filistin tarafı idaresini Filistin Yönetimi'ne devretmeye ikna etmeye çalışıyor. Ancak her iki taraf da Filistin Yönetimi’nin Gazze Şeridi’nin idaresine geri dönmesini reddediyor. İsrail, sınır kapısını kontrol etmeye ve kapalı tutmaya devam ederken Hamas sınır kapısının Filistin tarafı idaresinde görevli personelinin yeniden iş başı yapması ve önceki aşamada olduğu gibi hiçbir değişiklik yapılmadan sınır kapısının faaliyetlerinin devam etmesinde ısrar ediyor.

İsrail'in Gazze Şeridi'ni bölmeye ve ordusunu Gazze’nin orta ve güney kesimlerindeki ana eksenlerde yoğun olarak konuşlandırmaya devam etmesi bekleniyor. Çünkü bu eksenler baskınlarda, tutuklamalarda ve hatta rehine kurtarma operasyonlarında en önemli rolü oynayacak. Tıpkı İsrailli özel bir timin 8 Haziran’da Refah’tan gelen yerinden edilmiş kişiler kılığında iki araçla Nuseyrat Mülteci Kampı’na gelerek gerçekleştirdikleri rehine kurtarma operasyonu gibi. İsrail ordusu, Netzarim Koridoru’nun güneybatısının yakınlarında özel timi askeri olarak destekledi ve Netzarim Koridoru’nun batı bölgesine çekilmesi sırasında güvenliğini sağlamak için karadan, denizden ve havadan bombardımanlar düzenledi. Gazze’deki Sağlık Bakanlığı tarafından yapılan açıklamaya göre İsrail’in düzenlediği rehine kurtarma operasyonunda 274 Filistinli öldürüldü. İsrail tarafından yapılan açıklamaya göre ise operasyonda Hamas'ın elindeki İsrailli dört rehine kurtarıldı.



“Tekstil Fabrikası”... İsrail ve ABD, İsrail'in nükleer cephaneliğinin gerçek boyutunu nasıl gizledi?

İsrail'in Dimona yakınlarındaki nükleer tesisleri. Görüntü, İsrail'in Kanal 10 televizyonunda yayımlandı. (Arşiv – AP)
İsrail'in Dimona yakınlarındaki nükleer tesisleri. Görüntü, İsrail'in Kanal 10 televizyonunda yayımlandı. (Arşiv – AP)
TT

“Tekstil Fabrikası”... İsrail ve ABD, İsrail'in nükleer cephaneliğinin gerçek boyutunu nasıl gizledi?

İsrail'in Dimona yakınlarındaki nükleer tesisleri. Görüntü, İsrail'in Kanal 10 televizyonunda yayımlandı. (Arşiv – AP)
İsrail'in Dimona yakınlarındaki nükleer tesisleri. Görüntü, İsrail'in Kanal 10 televizyonunda yayımlandı. (Arşiv – AP)

1960 yılının başlarında bir grup Amerikalı diplomat, İsrail'e ait bir helikopterle seyahat ederken, Necef Çölü'nde, Ölü Deniz'in yaklaşık 20 mil batısında uzanan bir inşaat alanını fark etti.

Amerikalı yetkili, inşaat alanını işaret ederek kendilerine eşlik eden İsrail Maliye Bakanlığı görevlisi Adi Cohen'e burada nasıl bir tesis inşa edildiğini sordu. Cohen, aralarında dönemin ABD'nin İsrail Büyükelçisi Ogden Reid'in de bulunduğu Amerikalı heyete buranın bir “tekstil fabrikası” olduğunu söyledi.

Ancak helikopterdeki yolcunun gördüğü yer, bugün Ortadoğu'nun tek nükleer cephaneliğinin doğum yeri olarak bilinen Dimona nükleer tesisiydi. ABD istihbaratının inşaat alanının gerçek niteliğini tespit etmesinden yalnızca birkaç ay sonra Büyükelçi Reid, Cohen ile görüşmek için talepte bulundu.

Ulusal Güvenlik Arşivi tarafından derlenen ve gizliliği kaldırılan belgeler arasında yer alan, helikopter yolculuğunun ayrıntılarını içeren gizli bir ABD diplomatik telgrafında şu ifadeler yer aldı:

“Cohen başlangıçta konuyu hafife aldı. Ancak oluşan izlenim, reaktörün nihayetinde silah üretimi amacıyla kullanılabileceğine inandığı yönündeydi.”

Beş yıl sonra, nükleer meselelerden sorumlu ABD'li yetkililer, Pensilvanya eyaletindeki bir tesisten silah yapımına elverişli düzeyde zenginleştirilmiş yüzlerce libre uranyumun kaybolduğunu tespit etti. Bazı ABD'li istihbarat yetkilileri, bu miktarın İsrail'in nükleer programında kullanılmak üzere başka bir yere aktarıldığını düşündü. ABD merkezli CNN'e göre, yakın zamanda yayımlanan bir belgeselde de bu iddiaya atıfta bulunuldu.

Silahlar konusunda yaygın bir örtmece

ABD ve İsrail, sonraki 60 yıl boyunca İsrail'in nükleer cephaneliğini geliştirdiğini hiçbir zaman resmen kabul etmedi. Her iki ülke de bu konuda belirsizliğe dayalı bir tutum benimsedi.

Cohen'in Amerikalı diplomatlara Dimona tesisini “tekstil fabrikası” olarak tanımlarken verdiği doğaçlama yanıt, İsrailli yetkililerin ülkenin nükleer silahlarına üstü kapalı biçimde gönderme yapmak için kullandığı yaygın bir ifadeye dönüştü. Hatta İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu da 14 Temmuz'da yaptığı bir konuşmada, İsrail Atom Enerjisi Komisyonu Başkanı ile gerçekleştirdiği toplantıda “tekstil fabrikası” olayına atıfta bulundu.

Zamanla bu durum, İsrailli-Amerikalı tarihçi Avner Cohen'in “dünyanın en kötü saklanan sırrı” olarak nitelendirdiği bir meseleye dönüştü.

ABD ve İsrail'in bugün izlediği politika, İsrail'in nükleer silahlara sahip olduğunu ima etmekle birlikte, bunu resmen doğrulamamaya dayanan bir gizlilik, diğer bir ifadeyle nükleer belirsizlik politikası.

Bu politika, ABD'nin başka ülkelerin nükleer silah geliştirmesine karşı olduğunu açıklamayı sürdürmesine imkân tanırken, İsrail'i de bombayı nasıl elde ettiği veya gerçekten nükleer silaha sahip olup olmadığı yönündeki sorulardan uzak tuttu.

Ancak bölgedeki diğer ülkelerin nükleer programlarında kaydedilen ilerlemeyle birlikte bu istikrarlı durum değişme ihtimaliyle karşı karşıya.

ABD ve İsrail, kısmen Tahran'ın nükleer silah edinmesini engellemek amacıyla İran'la savaş yürütüyor. Buna karşın nükleer silahların yayılmasını önleme alanında önde gelen uzmanlar, bu çabaların sonuç vermeyebileceği görüşünde.

İsrail'in askerî hedeflerine uzun süredir güçlü destek veren ABD'nin tutumunda da aşınma belirtileri görülüyor. ABD Başkanı Donald Trump, salı günü yaptığı açıklamada, İsrail'in “artık buna ihtiyacı kalmadığı” gerekçesiyle yıl sonuna kadar yaklaşık 4 milyar dolarlık askerî yardımı durdurabileceklerini söyledi.

Öte yandan bazı Demokrat Kongre üyeleri ve lobi grupları, son yıllarda ABD'nin İsrail'in nükleer silahlarının varlığından habersizmiş gibi davranmasına son vermesi çağrısında bulunuyor.

Şarku’l Avsat’ın CNN'den aktardığına göre Demokrat Temsilciler Meclisi üyesi Joaquin Castro verdiği röportajda, İsrail'in nükleer cephaneliğine ilişkin ABD'nin mevcut belirsizlik politikasının artık çağdışı kaldığını ve “pervasız ve tehlikeli bir uygulamaya dönüştüğünü” söyledi.

Temsilciler Meclisi Dış İlişkiler ve İstihbarat Komitelerinin üyesi olan Castro, ABD'nin İsrail'le birlikte savaşa girdiği bir dönemde, İsrail'i nükleer silah kullanmaya yöneltebilecek “kırmızı çizginin” ne olduğunu bilmemesinin ciddi riskler taşıdığına dikkat çekti. Castro ayrıca, bu silahların kullanılması veya nükleer tesislerin askerî saldırılara hedef olması durumunda uygulanacak acil durum planlarının da açıklığa kavuşturulması gerektiğini belirtti.

Herkesin bildiği sır

Örtülü inkâr politikasından vazgeçilmesi, İsrail'in nükleer teknolojisinin kökenlerinin ve nükleer silah programının varlığına ilişkin kesin kanıtların ortaya çıkmasını önlemek amacıyla yıllarca yürütülen girişimlerin yeniden incelenmesinin önünü açabilir.

ABD'li denetçiler, Dimona'da bomba yapımına elverişli plütonyum üretiminde kullanılan gizli yer altı tesisini hiçbir zaman tespit edemedi.

2024 yılında yayımlanan İbranice televizyon belgeseli “Atom ve Ben”de, nükleer silah programına destek vermekle görevlendirilmiş eski bir İsrail istihbarat teşkilatı başkanının ölümünden sonra yayımlanan röportajlara yer verildi. Belgeselde, İsrailli yetkililerin denetçiler gelmeden önce söz konusu tesise inen asansörün girişini kapattıkları belirtildi.

Bu bilgilerin açığa çıkması, başka ülkelerin nükleer kulübe katılmasına karşı çıkmayı sürdüren ABD'nin güvenilirliğini de daha fazla zedeleyebilir. Ayrıca nükleer silah edinmeye çalışan ülkeleri cezalandırmak amacıyla ekonomik yaptırımlar uygulanmasına veya silah satışlarının yasaklanmasına yol açabilir.

ABD Dışişleri Bakanlığı sözcüsü, konuyla ilgili yaptığı açıklamada, “Uzun süredir izlenen politika, belirli askerî sistemler veya askerî durumlarla ilgili haberler hakkında kamuoyu önünde yorum yapmamaktır” dedi.

Beyaz Saray yorum talebine cevap vermezken, İsrail'in Washington Büyükelçiliği CNN'in sorusunu Başbakanlık Ofisi'ne yönlendirdi. Ancak Başbakanlık Ofisi de herhangi bir açıklama yapmadı.

Nükleer strateji uzmanı ve Georgetown Üniversitesi Siyaset Bilimi Profesörü Matthew Kroenig ise şu değerlendirmede bulundu:

“İsrail nükleer bir devlet olduğunu açıklarsa, bu durum bölgedeki diğer ülkelerin de aynı yolu izlemesi yönündeki baskıyı artırabilir. Ortadoğu'da kontrolden çıkmış bir nükleer silahlanma yarışı, ABD politikası açısından iyi bir gelişme olmaz.”

Castro, haziran ayında Kongre'de düzenlenen açık oturumda da Dışişleri Bakanı Marco Rubio'ya bu konuyla ilgili sorular yöneltti.

Henry Kissinger'dan sonra hem ABD'nin en üst düzey diplomatı hem de Ulusal Güvenlik Danışmanı görevlerini aynı anda üstlenen ikinci isim olan Rubio, konuya ilişkin bir ABD'li diplomat tarafından yapılan en açık kamuoyu değerlendirmelerinden birini sundu.

Rubio şu ifadeleri kullandı:

“Dünyadaki ülkelerin çoğunun onların nükleer silahlara sahip olduğunu düşündüğüne inanıyorum. Ancak biz... Onlar bunu kamuoyu önünde kabul etmediler. Dış politikamızın bir parçası olarak biz de çeşitli nedenlerle bu konudan bu şekilde söz etmiyoruz.”

İnkâr politikasının inşası

CNN'e konuşan uzmanlara göre, gizlilik politikası Soğuk Savaş döneminin zorunlulukları nedeniyle ortaya çıktı. ABD ve İsrail, nükleer programın açığa çıkmasının Sovyetler Birliği'nin desteğiyle Arap ülkelerinde askerî nükleer programların başlatılmasına yol açmasından endişe ediyordu. İsrail ise nükleer silaha sahip bir devlet olduğunu resmen açıklamanın diplomatik sonuçlarından çekiniyordu.

Pensilvanya'daki tesisten uranyumun kaybolduğunun tespit edildiği yıl, Henry Kissinger Tel Aviv'i ziyaret etti ve ABD Büyükelçiliğindeki üst düzey yetkililere İsraillilerle yaptığı görüşmeler hakkında bilgi verdi.

O dönemde Harvard Üniversitesi Hükümet Bölümü'nde (Hükümet Dairesi), profesör olan Kissinger, Cumhuriyetçi Partinin önde gelen bazı isimlerine dış politika danışmanlığı yapıyordu. Dört yıldan kısa bir süre sonra, 1969 yılında, Richard Nixon yönetiminde Ulusal Güvenlik Danışmanı görevini üstlendi.


İran ve ABD arasında askerî söylemin gölgesinde müzakere süreci

ABD'ye ait “MH-60R Sea Hawk” tipi helikopter, dün Umman Denizi'nde USS Ross muhribinin güvertesinde (CENTCOM)
ABD'ye ait “MH-60R Sea Hawk” tipi helikopter, dün Umman Denizi'nde USS Ross muhribinin güvertesinde (CENTCOM)
TT

İran ve ABD arasında askerî söylemin gölgesinde müzakere süreci

ABD'ye ait “MH-60R Sea Hawk” tipi helikopter, dün Umman Denizi'nde USS Ross muhribinin güvertesinde (CENTCOM)
ABD'ye ait “MH-60R Sea Hawk” tipi helikopter, dün Umman Denizi'nde USS Ross muhribinin güvertesinde (CENTCOM)

ABD ile İran arasında gerilimi kontrol altına almaya yönelik diplomatik girişimler yoğunlaşırken, iki ülke müzakereye ilişkin öneri ve şartlar konusunda karşılıklı mesajlar veriyor. Ancak taraflar, anlaşmaya varılamaması halinde askerî seçeneğin gündeme gelebileceğine yönelik tehditkâr söylemlerini de sürdürüyor.

ABD Başkanı Donald Trump, dün Katar Emiri Şeyh Temim bin Hamed Al Sani ile yaptığı telefon görüşmesinde, gerilimin düşürülmesi ve anlaşmazlıkların diplomatik yollarla çözülmesine yönelik çabaları ele aldı. Pakistan'ın arabuluculuk rolünün zayıflamasının ardından Katar, süreçte başlıca arabulucu konumuna geldi.

İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi de dün Birleşik Arap Emirlikleri Dışişleri Bakanı Şeyh Abdullah bin Zayid Al Nahyan ile diplomatik girişimleri görüştü. Arakçi, perşembe günü ise Suudi Arabistan, Katar, Umman, Kuveyt, Türkiye ve Ürdün'lü mevkidaşlarıyla temaslarda bulunmuştu.

Washington'dan gelen açıklamalarda diplomatik temaslarda ilerleme kaydedildiğine yönelik işaretlere rağmen ABD, askerî seçeneği gündemde tutuyor. Trump, partisinin Kongre seçimlerinde yaşayabileceği kayıpların İran'a ilişkin planlarını etkilemeyeceğini belirterek, Amerikan güçlerinin tam hazırlık durumunda olduğunu vurguladı.

Öte yandan İran Devrim Muhafızları, dün Hürmüz Boğazı yakınlarındaki Keşm Adası üzerinde ABD'ye ait MQ-1 tipi bir insansız hava aracını (İHA) düşürdüğünü duyurdu. Ayrıca Tahran'ın izin vermediği güzergâhtan geçmeye çalıştıkları sırada deniz mayınlarına çarpan iki petrol tankerinde yangın çıktığını ileri sürdü.


Trump'ı öven şarkılarıyla tanınan Cumhuriyetçi, Temsilciler Meclisi'nde koltuk kazandı

Cumhuriyetçi aday Anthony Constantino (solda), Griffiss Uluslararası Havalimanı'nda düzenlenen seçim mitinginde. (AP)
Cumhuriyetçi aday Anthony Constantino (solda), Griffiss Uluslararası Havalimanı'nda düzenlenen seçim mitinginde. (AP)
TT

Trump'ı öven şarkılarıyla tanınan Cumhuriyetçi, Temsilciler Meclisi'nde koltuk kazandı

Cumhuriyetçi aday Anthony Constantino (solda), Griffiss Uluslararası Havalimanı'nda düzenlenen seçim mitinginde. (AP)
Cumhuriyetçi aday Anthony Constantino (solda), Griffiss Uluslararası Havalimanı'nda düzenlenen seçim mitinginde. (AP)

ABD Başkanı Donald Trump'ı öven rap şarkılarından oluşan bir albüm çıkaran Cumhuriyetçi Anthony Constantino, ara seçimlerde ABD Temsilciler Meclisi'nde bir sandalye kazandı.

ABD medyası, 44 yaşındaki Constantino'nun New York eyaletinin 21. seçim bölgesinde Demokrat aday Blake Gendebien ile girdiği çekişmeli yarışı kazandığını duyurdu.

Constantino, seçim sonuçları kesinleşmeden önce, seçim gecesi zaferini ilan etti. Yaptığı konuşmada küfürlü ifadeler kullanan Constantino, “kötü niyetli medya” olarak nitelendirdiği basın kuruluşlarını hedef aldı ve kutlama yaptığı salondan bir televizyon ekibini dışarı çıkardı.

Constantino konuşmasında ayrıca Başkan Donald Trump'a, eski rapçi ve müzik yapımcısı Sean “Diddy” Combs için af çıkarmayı değerlendirmesi çağrısında bulundu. Constantino, Diddy'nin “New York eyaletine büyük katkılarda bulunmuş tarihî bir New York figürü” olduğunu söyledi.

Müzik dünyasında “Diddy” adıyla tanınan Sean John Combs, fuhuşla bağlantılı suçlamalar kapsamında 2025 yılında dört yılı aşkın hapis cezasına çarptırılmıştı.

Constantino, ilk kez 2024 yılında, sahibi olduğu ve yönettiği tabela şirketinin binasının çatısına “Trump'a Oy Verin” yazılı dev bir ışıklı reklam panosu yerleştirerek dikkatleri üzerine çekmişti.

Bu yıl ayrıca “Teşekkürler Başkan Trump” adlı bir albüm çıkaran Constantino, albümde Trump'ın sloganlarından, golf tutkusundan ve “Anlaşma Sanatı” adlı kitabından esinlenen rap şarkılarına yer verdi.

Öte yandan Demokratlar, ara seçimlerde büyük bir zafer elde ederek Kongre'nin her iki kanadında da çoğunluğu kazandı. Ayrıca Teksas ve Georgia gibi geleneksel olarak Cumhuriyetçilerin kalesi kabul edilen eyaletlerde valilik seçimlerini de kazandılar.