Gazze savaşının üçüncü aşaması: Özel operasyonlar, baskınlar ve Gazze Şeridi'nin ikinci bir Batı Şeria'ya dönüştürülmesi

Gazze Şeridi'nin kuzeyindeki Cibaliye Mülteci Kampı’nda yıkılan binaların enkazının yanından geçerken küçük bir çocuğun elini tutan Filistinli bir adam, 3 Haziran 2024 (AFP)
Gazze Şeridi'nin kuzeyindeki Cibaliye Mülteci Kampı’nda yıkılan binaların enkazının yanından geçerken küçük bir çocuğun elini tutan Filistinli bir adam, 3 Haziran 2024 (AFP)
TT

Gazze savaşının üçüncü aşaması: Özel operasyonlar, baskınlar ve Gazze Şeridi'nin ikinci bir Batı Şeria'ya dönüştürülmesi

Gazze Şeridi'nin kuzeyindeki Cibaliye Mülteci Kampı’nda yıkılan binaların enkazının yanından geçerken küçük bir çocuğun elini tutan Filistinli bir adam, 3 Haziran 2024 (AFP)
Gazze Şeridi'nin kuzeyindeki Cibaliye Mülteci Kampı’nda yıkılan binaların enkazının yanından geçerken küçük bir çocuğun elini tutan Filistinli bir adam, 3 Haziran 2024 (AFP)

Salim er-Reyyis

İsrail Yayın Kurumu'na (IBA) bağlı Makan televizyon kanalı İsrail ordusunun, 7 Ekim 2023 tarihinde başlayan Gazze Şeridi'ne yönelik savaşın dokuzuncu ayına girilmesinden bir hafta sonra savaşın üçüncü aşamasının birkaç hafta içinde başlayacağını duyurduğunu bildirdi. Öte yandan hatırlanacağı üzere ABD Başkanı Joe Biden, savaşın sona erdirilmesi, esir takası, yerinden edilmiş kişilerin Gazze Şeridi'nin kuzeyine geri dönmesi ve Gazze’nin yeniden inşasını içeren ateşkes için üç aşamalı bir teklif sunmuştu.

Başkan Biden İsrail'in teklifi koşulsuz olarak kabul ettiğini açıklarken, siyasi analistler, teklifin İsrail’in Gazze’de ateşkes için sunduğu bir öneri olduğunu ve teklifin İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu'nun ofisi tarafından hazırlandığını söylediler. Teklifin duyurulmasını Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'nde (BMGK) Gazze Şeridi’ndeki savaşı sona erdirme kararı ve Hamas’ın 11 Haziran'da yanıt verdiği ateşkes teklifine destek talep edilen karar tasarısı kabul edilmesi izledi. Hamas birkaç gözlemde bulunduktan ve başta Gazze Şeridi’nde ateşkes ilan edilmesi, İsrail ordusunun Gazze Şeridi'nden tamamen geri çekilmesi ve durumun 7 Ekim öncesine döndürülmesine dair açık bir şartın yer almasını talep ettikten sonra teklifi onayladığını açıkladı. Siyasi analistler, İsrail’in bu şartları kabul etmesinin imkânsız olduğunu düşünüyorlar.

Gazze Şeridi’nde yaşayan iki milyon 300 binden fazla Filistinlinin sekiz ay içinde 50 binden fazla ölü ve 85 binden fazla yaralıya mal olan savaşın seyrine ve geçirdiği aşamalara dönecek olursak siyasi analistler, savaşın yaklaşık üç hafta süren ilk aşamasında, Gazze Şeridi’nin çeşitli şehirleri, kampları ve mahallelerinin büyük bir bölümünü etkileyen havadan, karadan ve denizden gerçekleştirilen bombardımanlarla başladığına, ardından İsrail ordusunun tümenleri ve tugayları tarafından kara saldırılarının gerçekleştirildiği ikinci aşamaya geçildiğine dikkati çektiler.

Bugüne kadar devam eden ikinci aşama, Gazze Şeridi'nin bölünmesinin, kuzeyin orta ve güney kesimlerinden ayrılmasının, 700 binden fazla Gazzelinin Gazze Şeridi’nin orta ve güney kesimlerine kaçmak zorunda kalmasının ve yerinden edilmiş kişilerin geri dönüşünün engellenmesinin yanında İsrail'in Gazze Şeridi ile Mısır arasındaki Refah Sınır Kapısı da dahil olmak üzere Gazze Şeridi'ndeki tüm sınır kapılarını yeniden işgal ve kontrol etmesine ve Philadelphia (Salahaddin) Koridoru olarak bilinen Mısır ile Gazze arasındaki sınır şeridinin kontrolünü ele geçirmesine neden oldu.

Bugüne kadar devam eden ikinci aşama, Gazze Şeridi'nin bölünmesine, kuzeyin orta ve güney kesimlerinden ayrılmasına, 700 binden fazla Gazzelinin Gazze Şeridi’nin orta ve güney kesimlerine kaçmak zorunda kalmasına ve yerinden edilmiş kişilerin geri dönüşünün engellenmesine neden oldu.

Filistinli siyasi analist Dr. Sufyan Ebu Zaide, yakın gelecekte siyasi bir anlaşmaya varılamaması halinde üçüncü aşamayı Gazze Şeridi'nin ikinci bir Batı Şeria'ya dönüşmesi olarak tanımlıyor. Dr. Ebu Zaide, Hamas Hareketi ve İsrail arasında bir anlaşmaya varılamaması halinde Gazze'nin Batı Şeria'nın Cenin, Tulkarim ve Nablus bölgelerindekine benzer bir duruma dönüşeceğini, yani İsrail'in uzun süreli askeri operasyonlara girişmeksizin, özellikle de Hamas’ın elinde İsrailli rehineler olduğu sürece yoğunlaştırılmış operasyonlarla bombardımanlara, işgale ve suikastlara devam edeceği değerlendirmesinde bulundu.

Filistinli İsrail uzmanı İsmet Mansur da üçüncü aşamanın şekli konusunda Dr. Ebu Zaide ile aynı düşünüyor. Mansur, İsrail ordusunun Gazze Şeridi’ndeki savaşın üçüncü aşamasında son bir buçuk yıldır Batı Şeria’nın çeşitli şehirlerinde yürüttüğü operasyonlara ve saldırılara benzeyen askeri faaliyetlerde bulunmasını öngörüyor. İsrail'in üçüncü aşamada kendi kontrolünü dayatmak ve Gazze Şeridi üzerinde tam güvenlik kontrolü elde etmek istediğini belirten Mansur, “İsrail, Gazze Şeridi'nin yönetimini Filistinliler ya da uluslararası örgütler gibi başka bir oluşuma devretse bile Netzarim Koridoru, Philadelphia Koridoru ve muhtemelen Refah Sınır Kapısı’ndan geri çekilmeyecektir” ifadelerini kullandı.

xcdfgs
Gazze Şeridi’nde hareket eden İsrail tankları (Reuters)

Mansur, İsrail'in savaşın ikinci aşamasında yeniden işgal ettiği söz konusu noktalarda güvenlik kontrolünü dayatmak ve burada konuşlu kalmak konusundaki ısrarının nedeninin, güvenlik kontrolünü dayatmak için bu noktalara ihtiyaç duymasına ve başta Hamas ve askeri kanadı İzzettin el-Kassam Tugayları olmak üzere Filistinli örgütlerin altyapısına yönelik neredeyse her gün düzenlediği saldırılar olduğunu söyledi.

Netanyahu'nun Gazze Şeridi’ndeki savaşı uzatmak için öne sürdüğü bahaneler

Savaşın mevcut aşamasında bir anlaşmaya varılabileceğine şüpheyle yaklaşan Filistinli siyasi analist Dr. Ebu Zaide, “Hamas'ın ifade ettiği çekincelerden sonra Biden’ın teklifinde yer alan anlaşmayı kabul edeceğine şüpheliyim. İsrail hükümetinin de teklifi olduğu gibi kabul edeceğine dair şüphelerim var. Netanyahu'nun Hamas ile bir anlaşmaya varmamak için bahaneler uyduracağına inanıyorum. Bu da savaşın üçüncü aşamasının, Batı Şeria'daki duruma benzer şekilde, İsrail ordusunun dayatmaya niyetli olduğu şekilde devam edeceğini düşünmeye itiyor” diye konuştu.

Hamas, İsrail ordusunun Philadelphia Koridoru’ndan çekilmesini, Gazze Şeridi'nin kuzeyini diğer şehirlerden ve kamplardan ayıran Nitzarim ekseni de dahil olmak üzere İsrail ordusu tarafından Gazze Şeridi içinde inşa edilen tüm askeri yapıların sökülmesini, Gazzelilerin evlerine dönmesini ve durumun 7 Ekim öncesine dönmesini istiyor. İsrail uzmanı Mansur'a göre İsrail, bu talepleri kabul etmeyecek.

Dr. Sufyan Ebu Zaide: İsrail uzun süreli askeri operasyonlara girişmeksizin, yoğunlaştırılmış operasyonlarla bombardımanlara, işgale ve suikastlara devam edecek.

Mansur, değerlendirmesini şöyle sürdürdü:

İsrail hükümetinin, ordunun Gazze Şeridi’nden tamamen geri çekilmesi ve diğer koşullar da dahil olmak üzere Hamas'ın talep ettiği ve talep etmekte ısrar ettiği şartları kabul etmesi mümkün değil. Çünkü İsrail hükümeti için bu, Gazze'deki güvenlik tehdidinin savaştan önceki haline dönmesi demek.

İsrail'in üçüncü aşamada taviz vermeyeceği güvenlik meselesine odaklandığını vurgulayan Mansur, “Anlaşma olsun ya da olmasın İsrail, savaşı şimdi ya da uzun bir süre sonra durdurabilir, ama Hamas liderlerini ve direnişçilerini takip etme hakkını elinde tutacaktır. Ayrıca direnişe karşı istihbarat bilgisi alır almaz yoğun bir saldırı başlatacak şekilde güvenlik kontrolünü dayatacaktır” dedi.

Hamas'ın durumun asla eskisi gibi olmayacağını farkında olduğunu ve bunu bildiğini ifade eden İsrail uzmanı Mansur, “Bundan dolayı Hamas'ın kendisini her zaman takip edileceği bir duruma adapte edebilir ve tüm çalışmalarını yeraltına, İsrail'in gözünden uzağa taşıyabilir. İsrail, Gazze’den çekilse bile Hamas'a liderleri ve üyelerine güvenlik garantisi vermeyi kabul etmeyecektir” diye konuştu.

Üçüncü aşama yaklaşıyor

İsrail ordusu tarafından yapılan açıklamaya göre ikinci aşamadaki operasyonlar önümüzdeki birkaç hafta içinde sona erecek ve üçüncü aşamaya geçilecek. Fakat bunun nedeni Gazze Şeridi'ndeki savaşın sona ermesi değil. Daha ziyade İsrail'in 11 Haziran'da Hizbullah'ın askeri komutanı Talib Abdullah Ebu Talib'i öldürmesinin ardından Hizbullah’ın İsrail’e yönelik saldırılarının arttığı Filistin'in kuzeyinde ve Lübnan’ın güney sınırında askeri faaliyetlerin tırmanacağı anlaşılırken üçüncü aşamanın ikinci aşamadan daha az asker ve araç gerektiriyor olması.

Filistinli siyasi analist Dr. Ebu Zaide’ye göre İsrail'in Gazze Şeridi'nde üç hatta iki ordu tümeni bulunduramayacak olması da şu an Gazze'ye yönelik savaşın üçüncü aşamasına geçilmesine elverişli faktörlerden biri. Bunun nedeni kuzey cephesindeki tırmanış ve ordunun bu tümenlere ve onları oraya taşıyacak askeri araçlara ihtiyaç duyması. Bunun da Gazze'ye yönelik savaşın üçüncü aşamasının başlamasını hızlandıracağını düşünen Dr. Ebu Zaide, “Kuzey cephesi sakinleşse ve savaş başlamasa bile İsrail, en geç üç ya da dört hafta içinde Refah'tan çekilip üçüncü aşamaya geçecektir” ifadelerini kullandı.

İsrail şu an Gazze Şeridi'ni ortadan ikiye bölen Netzarim Koridoru’nda faaliyet gösteren 99. Tümeni, bir çözüme ya da anlaşmaya varılana ya da Hamas birkaç adım geri atıp Gazze'nin gelecekte herhangi bir güvenlik tehdidi oluşturmamasını sağlayana kadar burada tutmaya kararlı görünüyor. Ancak Dr. Ebu Zaide, 99. Tümeni’nin geri çekilmesi için gereken şartların yakın gelecekte gerçekleşmeyeceğini, çünkü ne İsrail’in ne de Hamas’ın tutumlarından taviz verdiğini vurguladı.

İsrail'in iddiasına göre Mısır'ın Sina bölgesine açılan ve Hamas'ın silah ve patlayıcı kaçakçılığında kullandığı yeni tünellerin kazılmaması için İsrail ordusu şu an yerin altına ve üstüne sensörler ve izleme cihazları yerleştirdiği Philadelphia Koridoru’nu koruyor. Mayıs ayının ilk haftasından bu yana kapalı olan Refah Sınır Kapısı meselesi üzerindeki anlaşmazlık ise devam ediyor. Öte yandan Mısır, hem Hamas'ı hem de İsrail'i Refah Sınır Kapısı'nın Filistin tarafı idaresini Filistin Yönetimi'ne devretmeye ikna etmeye çalışıyor. Ancak her iki taraf da Filistin Yönetimi’nin Gazze Şeridi’nin idaresine geri dönmesini reddediyor. İsrail, sınır kapısını kontrol etmeye ve kapalı tutmaya devam ederken Hamas sınır kapısının Filistin tarafı idaresinde görevli personelinin yeniden iş başı yapması ve önceki aşamada olduğu gibi hiçbir değişiklik yapılmadan sınır kapısının faaliyetlerinin devam etmesinde ısrar ediyor.

İsrail'in Gazze Şeridi'ni bölmeye ve ordusunu Gazze’nin orta ve güney kesimlerindeki ana eksenlerde yoğun olarak konuşlandırmaya devam etmesi bekleniyor. Çünkü bu eksenler baskınlarda, tutuklamalarda ve hatta rehine kurtarma operasyonlarında en önemli rolü oynayacak. Tıpkı İsrailli özel bir timin 8 Haziran’da Refah’tan gelen yerinden edilmiş kişiler kılığında iki araçla Nuseyrat Mülteci Kampı’na gelerek gerçekleştirdikleri rehine kurtarma operasyonu gibi. İsrail ordusu, Netzarim Koridoru’nun güneybatısının yakınlarında özel timi askeri olarak destekledi ve Netzarim Koridoru’nun batı bölgesine çekilmesi sırasında güvenliğini sağlamak için karadan, denizden ve havadan bombardımanlar düzenledi. Gazze’deki Sağlık Bakanlığı tarafından yapılan açıklamaya göre İsrail’in düzenlediği rehine kurtarma operasyonunda 274 Filistinli öldürüldü. İsrail tarafından yapılan açıklamaya göre ise operasyonda Hamas'ın elindeki İsrailli dört rehine kurtarıldı.



Fransa'nın Müslüman Kardeşler üzerindeki yeni baskısı, Batı'nın örgüt üzerindeki kuşatmasını derinleştiriyor

2013 yazında Kahire'deki Müslüman Kardeşler genel merkezi yandı (Getty)
2013 yazında Kahire'deki Müslüman Kardeşler genel merkezi yandı (Getty)
TT

Fransa'nın Müslüman Kardeşler üzerindeki yeni baskısı, Batı'nın örgüt üzerindeki kuşatmasını derinleştiriyor

2013 yazında Kahire'deki Müslüman Kardeşler genel merkezi yandı (Getty)
2013 yazında Kahire'deki Müslüman Kardeşler genel merkezi yandı (Getty)

Fransız yargısının, Müslüman Kardeşler (İhvan-ı Müslümin) örgütüne bağlı bir kongrenin Nantes şehrinde düzenlenmesini yasaklama kararı, bazı ülkelerde halihazırda yasaklı olan örgüte yönelik Batı kuşatmasını daha da derinleştirdi. Mısırlı uzmanlar ve analistler, bu adımı "Müslüman Kardeşler'in Batı'daki faaliyetlerini yasaklama sürecinde önemli bir gelişme" olarak nitelendirdi.

Nantes İdari Mahkemesi, "Batı'daki Müslümanların Buluşması" adlı kongrenin organizatörleri tarafından yapılan itirazı reddetti. Mahkeme; Loire-Atlantic Valiliği ile İçişleri Bakanlığı'nın, 23-24 Mayıs 2026 tarihlerinde Nantes kentinin Malakoff mahallesindeki Selam Camii'nde yapılması planlanan kongreyi yasaklama kararını onadı.

Fransa Başbakanı: Siyasal İslam'a karşı kararlı olmalıyız

Fransa Başbakanı Sébastien Lecornu, Nantes mahkemesinin kararını "Müslüman Kardeşler'in sızma girişimlerine karşı atılmış önemli bir adım" olarak değerlendirdi. Lecornu, cumartesi günü X platformunda yaptığı paylaşımda, "Siyasal İslam karşısında Fransa, yasal açıdan hiçbir kusura yer bırakmayacak şekilde kararlı ve titiz olmalıdır" ifadelerini kullandı.

Söz konusu yasak kararı, Paris yönetiminin "siyasal İslam" ve örgütün kendi topraklarındaki faaliyetleriyle mücadele amacıyla tırmandırdığı baskı dalgasının bir parçası olarak geldi. Fransa daha önce de derneklerin feshedilmesi, etkinliklerin engellenmesi ve camilerdeki hutbelerin denetlenmesi gibi benzer önlemler almıştı.

Uzmanlar: Eski mutabakatlar sona erdi

Bölgesel güvenlik ve terör uzmanı Ahmed Sultan, Fransa'nın kararını "Müslüman Kardeşler'in Batı'daki faaliyetlerini yasaklama sürecinde kritik bir dönemeç" olarak gördüğünü belirtti. Şarku'l Avsat'a konuşan Sultan, bu kararın "Avrupa başkentlerinin geçmişte hoşgörüyle yaklaştığı yapılar dahil olmak üzere, örgütün faaliyetlerine ve onunla bağlantılı veya ona yakın kabul edilen kurumlara yönelik kısıtlamaların artacağı bir eğilimi yansıttığı" değerlendirmesinde bulundu.

Sultan, sözlerini şöyle sürdürdü:

"Bu kararın, Avrupa'da yükselen sağ eğilimler ile kıta ülkelerinde ayrılıkçılık ve paralel toplumlar oluşmasına yönelik artan endişelerle ilgili daha geniş bir bağlamı var. Fransa'nın öncülük ettiği bu Avrupa kampanyası, diğer ülkeleri de harekete geçirdi. Geçmişte bazı Avrupa ülkeleri ile Müslüman Kardeşler arasında var olan eski mutabakatlar sona ermiştir; artık yeni bir gerçeklik söz konusudur."

Örgütün bu süreci "kendisini kökünden sökmeyi amaçlayan bir fırtına" olarak gördüğünü belirten Sultan, Müslüman Kardeşler'in Avrupa hükümetleriyle doğrudan bir çatışmaya girmek yerine, "tebliğde aleniyet, teşkilatlanmada gizlilik" şeklindeki klasik yöntemine başvuracağını ve yargı yolunu deneyeceğini öngördü.

Küresel kuşatma çemberi genişliyor

Müslüman Kardeşler'e yönelik uluslararası baskı son aylarda gözle görülür şekilde arttı:

ABD: Geçen ocak ayında Washington, Müslüman Kardeşler'in Mısır, Ürdün ve Lübnan kollarını "terör örgütü" olarak tanıdı. Mart ayında ise Sudan kolu aynı listeye alındı. Ayrıca yakın tarihli bir Beyaz Saray raporunda, örgüt ile El-Kaide ve DEAŞ gibi yapılar arasında bağ kurularak, Müslüman Kardeşler "modern terörün kökeni" olarak tanımlandı.

Fransa: Geçen ocak ayında Fransız Parlamentosu'nun çoğunluğu, Avrupa Komisyonu'na "Müslüman Kardeşler ve liderlerinin terör örgütleri listesine alınması" çağrısında bulunan tasarıyı onayladı.

Hollanda: Amsterdam yönetimi de örgütü yasaklamak için harekete geçti. Geçen ay yerel basına yansıyan haberlerde, parlamentoda yapılacak bir oylamanın Avrupa genelinde büyük bir mücadeleyi başlatacağı belirtildi.

Radikal örgütler uzmanı Münir Edib ise Fransa'nın bu kararının arkasında, "Müslüman Kardeşler'in cumhuriyet değerlerine tehdit oluşturduğu ve Fransız toplumuna sinsice sızdığı" yönündeki endişelerin yattığını savundu. Şarku'l Avsat'a değerlendirmelerde bulunan Edib, bu tehlike algısının 2015'teki terör saldırılarından beri bütün Avrupa'ya yayıldığını ifade etti. Edib, dünya genelinde atılan bu adımların örgütü ciddi şekilde sarsacağını ve Batı'daki bu abluka sonucunda iki yıl içinde örgütün ve mali ağının çökebileceğini ileri sürdü.


Rubio, Hizbullah'ın Lübnan hükümetini devirme çağrısını kınadı ve örgütü ülkeyi istikrarsızlaştırmakla suçladı

ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio (EPA)
ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio (EPA)
TT

Rubio, Hizbullah'ın Lübnan hükümetini devirme çağrısını kınadı ve örgütü ülkeyi istikrarsızlaştırmakla suçladı

ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio (EPA)
ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio (EPA)

ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, dün yaptığı açıklamada, ABD’nin Hizbullah’ın “Lübnan’ın demokratik yollarla seçilmiş hükümetini devirmeye yönelik sorumsuz çağrısını en güçlü şekilde kınadığını” söyledi.

Rubio, yazılı açıklamasında, Hizbullah’ın Lübnan hükümetinin saldırıları durdurma ve ateşkese uyma yönündeki çağrılarını dikkate almadığını belirtti. Örgütün İsrail hedeflerine yönelik saldırıları sürdürdüğünü, ayrıca Güney Lübnan’a savaşçı ve silah sevkiyatı yaptığını ifade eden Rubio, bunu “ülkeyi istikrarsızlaştırmaya ve Lübnan halkının geleceği pahasına nüfuzunu korumaya yönelik kasıtlı bir girişim” olarak nitelendirdi.

Açıklamada, Lübnan hükümetinin ekonomik toparlanma, yeniden imar süreci, uluslararası yardım sağlanması ve ülkeye istikrar kazandırılması için çalıştığı; bu süreçte ABD’nin Beyrut yönetimine tam destek verdiği kaydedildi. Rubio, buna karşılık Hizbullah’ın “Lübnan’ı yeniden kaos ve yıkıma sürüklemeye çalıştığını” öne sürdü.

ABD’nin “Lübnan’ın meşru hükümetinin yanında kararlılıkla durduğunu” vurgulayan Rubio, hükümetin devlet otoritesini yeniden tesis etme ve tüm Lübnanlılar için daha iyi bir gelecek kurma çabalarını desteklediklerini belirtti.

Rubio ayrıca, “Hizbullah’ın şiddet ve hükümeti devirme tehditleri başarılı olmayacak” ifadelerini kullanarak, “Bir terör örgütünün bütün bir ülkeyi rehin tuttuğu dönemin sonuna yaklaşıldığını” ifade etti.

Rubio’nun açıklamaları, Hizbullah Genel Sekreteri Naim Kasım’ın aynı gün yaptığı ve hükümetin İsrail ile yürüttüğü doğrudan müzakereler nedeniyle devrilmesini destekleyen açıklamalarına yanıt olarak geldi.

Şarku’l Avsat’ın edindiği bilgiye göre Kasım açıklamasında, “Halkın sokaklara çıkması, hükümeti düşürmesi ve Amerikan-İsrail projesine tüm gücüyle karşı koyması en doğal hakkıdır” ifadelerini kullandı. Ayrıca ABD arabuluculuğunda İsrail ile yürütülen doğrudan görüşmelere karşı olduğunu yineleyerek, mevcut koşullarda silah bırakmayacaklarını ifade etti.


Washington, hükümeti devirme tehdidinde bulunan Hizbullah'ı uyardı

İsrail bombardımanının hedefi olan Lübnan'ın güneyindeki Nabatiye kentinden dumanlar yükseliyor (AFP)
İsrail bombardımanının hedefi olan Lübnan'ın güneyindeki Nabatiye kentinden dumanlar yükseliyor (AFP)
TT

Washington, hükümeti devirme tehdidinde bulunan Hizbullah'ı uyardı

İsrail bombardımanının hedefi olan Lübnan'ın güneyindeki Nabatiye kentinden dumanlar yükseliyor (AFP)
İsrail bombardımanının hedefi olan Lübnan'ın güneyindeki Nabatiye kentinden dumanlar yükseliyor (AFP)

İsrail’in Güney Lübnan’daki kanlı saldırıları sürerken, Tel Aviv yönetiminin Lübnan’ı ABD ile İran arasında şekillenmesi beklenen anlaşmanın dışında tutmaya çalıştığı değerlendiriliyor.

Üst düzey bir İsrailli siyasi kaynak, dün yaptığı açıklamada, Washington ile Tahran arasında üzerinde çalışılan ön mutabakat metninin Lübnan’da da ateşkesi öngördüğünü, ancak anlaşmanın İsrail’e “Hizbullah saldırılarına karşı kendini savunma hakkı” tanıdığını söyledi. Kaynak, bu nedenle İsrail ordusunun Güney Lübnan’da kontrol altına aldığı bölgelerde kalmayı sürdüreceğini belirtti.

İsrail Kamu Yayın Kuruluşu’na göre Başbakan Binyamin Netanyahu, cumartesi gecesi ABD Başkanı Donald Trump ile yaptığı görüşmede, “Lübnan’daki ateşkes anlaşmasının İran’la yürütülen mutabakat süreciyle ilişkilendirilmesinden” duyduğu endişeyi dile getirdi. Şarku’l Avsat’ın haberden aktardığına göre Trump, Netanyahu’ya müzakerelerin başarıyla sonuçlanması için çalışacağı ve İsrail’in çıkarlarını korumaya büyük önem verdiği yönünde güvence verdi.

Öte yandan Hizbullah Genel Sekreteri Naim Kasım, Lübnan ile İsrail arasında olası müzakereleri bir kez daha reddederek, bunun “tamamen İsrail’in çıkarına” olduğunu savundu. “Direniş ve Kurtuluş Bayramı” arifesinde yaptığı konuşmada Kasım, “Boyun eğmeyeceğiz, sahada kalacağız ve bu savaştan başımız dik çıkacağız” ifadelerini kullandı.