Gazze savaşının üçüncü aşaması: Özel operasyonlar, baskınlar ve Gazze Şeridi'nin ikinci bir Batı Şeria'ya dönüştürülmesi

Gazze Şeridi'nin kuzeyindeki Cibaliye Mülteci Kampı’nda yıkılan binaların enkazının yanından geçerken küçük bir çocuğun elini tutan Filistinli bir adam, 3 Haziran 2024 (AFP)
Gazze Şeridi'nin kuzeyindeki Cibaliye Mülteci Kampı’nda yıkılan binaların enkazının yanından geçerken küçük bir çocuğun elini tutan Filistinli bir adam, 3 Haziran 2024 (AFP)
TT

Gazze savaşının üçüncü aşaması: Özel operasyonlar, baskınlar ve Gazze Şeridi'nin ikinci bir Batı Şeria'ya dönüştürülmesi

Gazze Şeridi'nin kuzeyindeki Cibaliye Mülteci Kampı’nda yıkılan binaların enkazının yanından geçerken küçük bir çocuğun elini tutan Filistinli bir adam, 3 Haziran 2024 (AFP)
Gazze Şeridi'nin kuzeyindeki Cibaliye Mülteci Kampı’nda yıkılan binaların enkazının yanından geçerken küçük bir çocuğun elini tutan Filistinli bir adam, 3 Haziran 2024 (AFP)

Salim er-Reyyis

İsrail Yayın Kurumu'na (IBA) bağlı Makan televizyon kanalı İsrail ordusunun, 7 Ekim 2023 tarihinde başlayan Gazze Şeridi'ne yönelik savaşın dokuzuncu ayına girilmesinden bir hafta sonra savaşın üçüncü aşamasının birkaç hafta içinde başlayacağını duyurduğunu bildirdi. Öte yandan hatırlanacağı üzere ABD Başkanı Joe Biden, savaşın sona erdirilmesi, esir takası, yerinden edilmiş kişilerin Gazze Şeridi'nin kuzeyine geri dönmesi ve Gazze’nin yeniden inşasını içeren ateşkes için üç aşamalı bir teklif sunmuştu.

Başkan Biden İsrail'in teklifi koşulsuz olarak kabul ettiğini açıklarken, siyasi analistler, teklifin İsrail’in Gazze’de ateşkes için sunduğu bir öneri olduğunu ve teklifin İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu'nun ofisi tarafından hazırlandığını söylediler. Teklifin duyurulmasını Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'nde (BMGK) Gazze Şeridi’ndeki savaşı sona erdirme kararı ve Hamas’ın 11 Haziran'da yanıt verdiği ateşkes teklifine destek talep edilen karar tasarısı kabul edilmesi izledi. Hamas birkaç gözlemde bulunduktan ve başta Gazze Şeridi’nde ateşkes ilan edilmesi, İsrail ordusunun Gazze Şeridi'nden tamamen geri çekilmesi ve durumun 7 Ekim öncesine döndürülmesine dair açık bir şartın yer almasını talep ettikten sonra teklifi onayladığını açıkladı. Siyasi analistler, İsrail’in bu şartları kabul etmesinin imkânsız olduğunu düşünüyorlar.

Gazze Şeridi’nde yaşayan iki milyon 300 binden fazla Filistinlinin sekiz ay içinde 50 binden fazla ölü ve 85 binden fazla yaralıya mal olan savaşın seyrine ve geçirdiği aşamalara dönecek olursak siyasi analistler, savaşın yaklaşık üç hafta süren ilk aşamasında, Gazze Şeridi’nin çeşitli şehirleri, kampları ve mahallelerinin büyük bir bölümünü etkileyen havadan, karadan ve denizden gerçekleştirilen bombardımanlarla başladığına, ardından İsrail ordusunun tümenleri ve tugayları tarafından kara saldırılarının gerçekleştirildiği ikinci aşamaya geçildiğine dikkati çektiler.

Bugüne kadar devam eden ikinci aşama, Gazze Şeridi'nin bölünmesinin, kuzeyin orta ve güney kesimlerinden ayrılmasının, 700 binden fazla Gazzelinin Gazze Şeridi’nin orta ve güney kesimlerine kaçmak zorunda kalmasının ve yerinden edilmiş kişilerin geri dönüşünün engellenmesinin yanında İsrail'in Gazze Şeridi ile Mısır arasındaki Refah Sınır Kapısı da dahil olmak üzere Gazze Şeridi'ndeki tüm sınır kapılarını yeniden işgal ve kontrol etmesine ve Philadelphia (Salahaddin) Koridoru olarak bilinen Mısır ile Gazze arasındaki sınır şeridinin kontrolünü ele geçirmesine neden oldu.

Bugüne kadar devam eden ikinci aşama, Gazze Şeridi'nin bölünmesine, kuzeyin orta ve güney kesimlerinden ayrılmasına, 700 binden fazla Gazzelinin Gazze Şeridi’nin orta ve güney kesimlerine kaçmak zorunda kalmasına ve yerinden edilmiş kişilerin geri dönüşünün engellenmesine neden oldu.

Filistinli siyasi analist Dr. Sufyan Ebu Zaide, yakın gelecekte siyasi bir anlaşmaya varılamaması halinde üçüncü aşamayı Gazze Şeridi'nin ikinci bir Batı Şeria'ya dönüşmesi olarak tanımlıyor. Dr. Ebu Zaide, Hamas Hareketi ve İsrail arasında bir anlaşmaya varılamaması halinde Gazze'nin Batı Şeria'nın Cenin, Tulkarim ve Nablus bölgelerindekine benzer bir duruma dönüşeceğini, yani İsrail'in uzun süreli askeri operasyonlara girişmeksizin, özellikle de Hamas’ın elinde İsrailli rehineler olduğu sürece yoğunlaştırılmış operasyonlarla bombardımanlara, işgale ve suikastlara devam edeceği değerlendirmesinde bulundu.

Filistinli İsrail uzmanı İsmet Mansur da üçüncü aşamanın şekli konusunda Dr. Ebu Zaide ile aynı düşünüyor. Mansur, İsrail ordusunun Gazze Şeridi’ndeki savaşın üçüncü aşamasında son bir buçuk yıldır Batı Şeria’nın çeşitli şehirlerinde yürüttüğü operasyonlara ve saldırılara benzeyen askeri faaliyetlerde bulunmasını öngörüyor. İsrail'in üçüncü aşamada kendi kontrolünü dayatmak ve Gazze Şeridi üzerinde tam güvenlik kontrolü elde etmek istediğini belirten Mansur, “İsrail, Gazze Şeridi'nin yönetimini Filistinliler ya da uluslararası örgütler gibi başka bir oluşuma devretse bile Netzarim Koridoru, Philadelphia Koridoru ve muhtemelen Refah Sınır Kapısı’ndan geri çekilmeyecektir” ifadelerini kullandı.

xcdfgs
Gazze Şeridi’nde hareket eden İsrail tankları (Reuters)

Mansur, İsrail'in savaşın ikinci aşamasında yeniden işgal ettiği söz konusu noktalarda güvenlik kontrolünü dayatmak ve burada konuşlu kalmak konusundaki ısrarının nedeninin, güvenlik kontrolünü dayatmak için bu noktalara ihtiyaç duymasına ve başta Hamas ve askeri kanadı İzzettin el-Kassam Tugayları olmak üzere Filistinli örgütlerin altyapısına yönelik neredeyse her gün düzenlediği saldırılar olduğunu söyledi.

Netanyahu'nun Gazze Şeridi’ndeki savaşı uzatmak için öne sürdüğü bahaneler

Savaşın mevcut aşamasında bir anlaşmaya varılabileceğine şüpheyle yaklaşan Filistinli siyasi analist Dr. Ebu Zaide, “Hamas'ın ifade ettiği çekincelerden sonra Biden’ın teklifinde yer alan anlaşmayı kabul edeceğine şüpheliyim. İsrail hükümetinin de teklifi olduğu gibi kabul edeceğine dair şüphelerim var. Netanyahu'nun Hamas ile bir anlaşmaya varmamak için bahaneler uyduracağına inanıyorum. Bu da savaşın üçüncü aşamasının, Batı Şeria'daki duruma benzer şekilde, İsrail ordusunun dayatmaya niyetli olduğu şekilde devam edeceğini düşünmeye itiyor” diye konuştu.

Hamas, İsrail ordusunun Philadelphia Koridoru’ndan çekilmesini, Gazze Şeridi'nin kuzeyini diğer şehirlerden ve kamplardan ayıran Nitzarim ekseni de dahil olmak üzere İsrail ordusu tarafından Gazze Şeridi içinde inşa edilen tüm askeri yapıların sökülmesini, Gazzelilerin evlerine dönmesini ve durumun 7 Ekim öncesine dönmesini istiyor. İsrail uzmanı Mansur'a göre İsrail, bu talepleri kabul etmeyecek.

Dr. Sufyan Ebu Zaide: İsrail uzun süreli askeri operasyonlara girişmeksizin, yoğunlaştırılmış operasyonlarla bombardımanlara, işgale ve suikastlara devam edecek.

Mansur, değerlendirmesini şöyle sürdürdü:

İsrail hükümetinin, ordunun Gazze Şeridi’nden tamamen geri çekilmesi ve diğer koşullar da dahil olmak üzere Hamas'ın talep ettiği ve talep etmekte ısrar ettiği şartları kabul etmesi mümkün değil. Çünkü İsrail hükümeti için bu, Gazze'deki güvenlik tehdidinin savaştan önceki haline dönmesi demek.

İsrail'in üçüncü aşamada taviz vermeyeceği güvenlik meselesine odaklandığını vurgulayan Mansur, “Anlaşma olsun ya da olmasın İsrail, savaşı şimdi ya da uzun bir süre sonra durdurabilir, ama Hamas liderlerini ve direnişçilerini takip etme hakkını elinde tutacaktır. Ayrıca direnişe karşı istihbarat bilgisi alır almaz yoğun bir saldırı başlatacak şekilde güvenlik kontrolünü dayatacaktır” dedi.

Hamas'ın durumun asla eskisi gibi olmayacağını farkında olduğunu ve bunu bildiğini ifade eden İsrail uzmanı Mansur, “Bundan dolayı Hamas'ın kendisini her zaman takip edileceği bir duruma adapte edebilir ve tüm çalışmalarını yeraltına, İsrail'in gözünden uzağa taşıyabilir. İsrail, Gazze’den çekilse bile Hamas'a liderleri ve üyelerine güvenlik garantisi vermeyi kabul etmeyecektir” diye konuştu.

Üçüncü aşama yaklaşıyor

İsrail ordusu tarafından yapılan açıklamaya göre ikinci aşamadaki operasyonlar önümüzdeki birkaç hafta içinde sona erecek ve üçüncü aşamaya geçilecek. Fakat bunun nedeni Gazze Şeridi'ndeki savaşın sona ermesi değil. Daha ziyade İsrail'in 11 Haziran'da Hizbullah'ın askeri komutanı Talib Abdullah Ebu Talib'i öldürmesinin ardından Hizbullah’ın İsrail’e yönelik saldırılarının arttığı Filistin'in kuzeyinde ve Lübnan’ın güney sınırında askeri faaliyetlerin tırmanacağı anlaşılırken üçüncü aşamanın ikinci aşamadan daha az asker ve araç gerektiriyor olması.

Filistinli siyasi analist Dr. Ebu Zaide’ye göre İsrail'in Gazze Şeridi'nde üç hatta iki ordu tümeni bulunduramayacak olması da şu an Gazze'ye yönelik savaşın üçüncü aşamasına geçilmesine elverişli faktörlerden biri. Bunun nedeni kuzey cephesindeki tırmanış ve ordunun bu tümenlere ve onları oraya taşıyacak askeri araçlara ihtiyaç duyması. Bunun da Gazze'ye yönelik savaşın üçüncü aşamasının başlamasını hızlandıracağını düşünen Dr. Ebu Zaide, “Kuzey cephesi sakinleşse ve savaş başlamasa bile İsrail, en geç üç ya da dört hafta içinde Refah'tan çekilip üçüncü aşamaya geçecektir” ifadelerini kullandı.

İsrail şu an Gazze Şeridi'ni ortadan ikiye bölen Netzarim Koridoru’nda faaliyet gösteren 99. Tümeni, bir çözüme ya da anlaşmaya varılana ya da Hamas birkaç adım geri atıp Gazze'nin gelecekte herhangi bir güvenlik tehdidi oluşturmamasını sağlayana kadar burada tutmaya kararlı görünüyor. Ancak Dr. Ebu Zaide, 99. Tümeni’nin geri çekilmesi için gereken şartların yakın gelecekte gerçekleşmeyeceğini, çünkü ne İsrail’in ne de Hamas’ın tutumlarından taviz verdiğini vurguladı.

İsrail'in iddiasına göre Mısır'ın Sina bölgesine açılan ve Hamas'ın silah ve patlayıcı kaçakçılığında kullandığı yeni tünellerin kazılmaması için İsrail ordusu şu an yerin altına ve üstüne sensörler ve izleme cihazları yerleştirdiği Philadelphia Koridoru’nu koruyor. Mayıs ayının ilk haftasından bu yana kapalı olan Refah Sınır Kapısı meselesi üzerindeki anlaşmazlık ise devam ediyor. Öte yandan Mısır, hem Hamas'ı hem de İsrail'i Refah Sınır Kapısı'nın Filistin tarafı idaresini Filistin Yönetimi'ne devretmeye ikna etmeye çalışıyor. Ancak her iki taraf da Filistin Yönetimi’nin Gazze Şeridi’nin idaresine geri dönmesini reddediyor. İsrail, sınır kapısını kontrol etmeye ve kapalı tutmaya devam ederken Hamas sınır kapısının Filistin tarafı idaresinde görevli personelinin yeniden iş başı yapması ve önceki aşamada olduğu gibi hiçbir değişiklik yapılmadan sınır kapısının faaliyetlerinin devam etmesinde ısrar ediyor.

İsrail'in Gazze Şeridi'ni bölmeye ve ordusunu Gazze’nin orta ve güney kesimlerindeki ana eksenlerde yoğun olarak konuşlandırmaya devam etmesi bekleniyor. Çünkü bu eksenler baskınlarda, tutuklamalarda ve hatta rehine kurtarma operasyonlarında en önemli rolü oynayacak. Tıpkı İsrailli özel bir timin 8 Haziran’da Refah’tan gelen yerinden edilmiş kişiler kılığında iki araçla Nuseyrat Mülteci Kampı’na gelerek gerçekleştirdikleri rehine kurtarma operasyonu gibi. İsrail ordusu, Netzarim Koridoru’nun güneybatısının yakınlarında özel timi askeri olarak destekledi ve Netzarim Koridoru’nun batı bölgesine çekilmesi sırasında güvenliğini sağlamak için karadan, denizden ve havadan bombardımanlar düzenledi. Gazze’deki Sağlık Bakanlığı tarafından yapılan açıklamaya göre İsrail’in düzenlediği rehine kurtarma operasyonunda 274 Filistinli öldürüldü. İsrail tarafından yapılan açıklamaya göre ise operasyonda Hamas'ın elindeki İsrailli dört rehine kurtarıldı.



Hürmüz Boğazı: İran’ın ekonomik bombası nasıl etkisiz hale getirilebilir?

ABD-İsrail’in İran’a yönelik savaşı, dünya genelindeki stratejik deniz boğazlarının önemini yeniden gündeme taşıdı. (Şarku’l Avsat)
ABD-İsrail’in İran’a yönelik savaşı, dünya genelindeki stratejik deniz boğazlarının önemini yeniden gündeme taşıdı. (Şarku’l Avsat)
TT

Hürmüz Boğazı: İran’ın ekonomik bombası nasıl etkisiz hale getirilebilir?

ABD-İsrail’in İran’a yönelik savaşı, dünya genelindeki stratejik deniz boğazlarının önemini yeniden gündeme taşıdı. (Şarku’l Avsat)
ABD-İsrail’in İran’a yönelik savaşı, dünya genelindeki stratejik deniz boğazlarının önemini yeniden gündeme taşıdı. (Şarku’l Avsat)

Prusyalı strateji düşünürü Karl von Clausewitz, savaşı bir “bukalemuna” benzetmişti. Ona göre savaşı siz başlatırsınız, ancak ilk kurşundan sonra süreç sizi yönetmeye başlar. Savaşın dinamikleri, siyasi ve askeri liderlerin karar alma süreçlerinden daha hızlı işler. Eski İngiltere Başbakanı Winston Churchill’in de ifade ettiği gibi, savaş başladığında devlet adamları ve siyasetçiler lider olmaktan çıkar, savaşın ürettiği ve çoğu zaman öngörülemeyen olayların esiri haline gelir.

Almanya, Birinci Dünya Savaşı’nın kısa süreceğini ve Paris’in kolayca işgal edileceğini düşünüyordu. Ancak savaş dört yıldan uzun sürdü; Almanya yaklaşık 2,1 milyon asker kaybetti ve sonunda Versay (Versailles) Antlaşması’nın ağır şartlarıyla karşı karşıya kaldı.

1905’te Çarlık Rusyası, sıcak denizlere ulaşmak amacıyla doğuya doğru genişleyebileceğine inanıyordu. Ancak Japonya karşısında ağır bir deniz yenilgisi aldı. Bu yenilgi, daha sonra Çar II. Nikolay rejiminin çöküşüne ve 1917’deki Bolşevik Devrimi’ne giden sürecin önemli etkenlerinden biri oldu.

Japonya ise Batılı bir gücü mağlup eden ilk Asya ülkesi olmanın verdiği özgüvenle bölgesel nüfuzunu genişletmeye çalıştı. 1941’de Pearl Harbor saldırısını gerçekleştirdi, ancak bu hamle ABD’nin İkinci Dünya Savaşı’na doğrudan katılmasına ve nihayetinde Japonya’ya karşı nükleer silah kullanmasına yol açtı.

dbfbvf
Hürmüz Boğazı'nda bekleyen gemiler. (Reuters)

Günümüzde de Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, 2022’de Ukrayna’ya yönelik “özel askeri operasyonun” birkaç gün içinde sonuçlanacağını ve Ukrayna halkının Rus ordusunu destekleyeceğini hesaplamıştı. Ancak savaş hâlâ sürüyor. Rusya hem askeri kapasitesinde ciddi kayıplar verdi hem de yaklaşık bir milyon askerini ölü veya yaralı olarak kaybetti. Ayrıca geleneksel nüfuz alanı olarak gördüğü yakın çevresindeki etkisini zayıflattı ve giderek yükselen Çin’in yanında daha ikincil bir konuma sürüklendi. Uzmanlar, savaşın toplam ekonomik maliyetini 2,4 ila 2,5 trilyon dolar arasında hesaplıyor.

İsrail, 1982’de Lübnan’ı işgal ederek Filistin Kurtuluş Örgütü’nü askeri açıdan etkisiz hale getirdi. Ancak daha sonra Hizbullah’ın yükselişiyle karşı karşıya kaldı. İran, “cephelerin birliği” stratejisi çerçevesinde bölgesel vekil ağları oluşturarak İsrail’i çevrelemeye ve caydırıcılık mekanizması kurmaya çalıştı. Bu stratejinin bir parçası olarak Gazze’deki müttefiklerini de çatışma sürecine dahil etti. 7 Ekim 2023’te başlayan savaşın etkileri bugün de sürüyor.

Şubat ayında ise ABD ve İsrail, İran’a yönelik hızlı bir hava operasyonunun hem ülke içindeki hem de bölgesel güç dengelerini değiştireceğini düşündü. Ancak savaşın “istenmeyen sonuçlar yasası” devreye girdi. Asıl hedef İran’ın nükleer programını sınırlamaktı. Fakat süreç, Hürmüz Boğazı’nın dünya ekonomisi açısından adeta bir “ekonomik atom bombası” niteliği taşıdığını yeniden ortaya koydu.

Dünyanın en kritik deniz geçitleri

Dünyada 100’den fazla deniz boğazı bulunuyor. Ancak bazıları küresel ekonomi ve enerji güvenliği açısından özel önem taşıyor:

Hürmüz Boğazı: Dünya petrol ticaretinin yaklaşık yüzde 20’si, yani günde 20 milyon varil petrol bu geçitten taşınıyor. Ayrıca Katar’ın ihraç ettiği petrokimya ürünleri ve yapay zekâ teknolojileri için kritik öneme sahip helyum da bu rotadan geçiyor. Körfez’den çıkış için deniz yolunda gerçek anlamda bir alternatif bulunmuyor.

Babülmendep Boğazı: Kızıldeniz’i Hint Okyanusu’na bağlıyor. Günlük yaklaşık 8 milyon varil petrol ile dünya ticaretinin yüzde 12’si bu geçidi kullanıyor.

Süveyş Kanalı: Avrupa ile Asya arasındaki en kısa deniz yolu. Babülmendep ile doğrudan bağlantılı olması nedeniyle birindeki aksama diğerini de etkiliyor. Kanal, Mısır’a yılda yaklaşık 4 milyar dolar gelir sağlıyor.

Malakka Boğazı: Çin’in ticaretinin yüzde 60’tan fazlası ve enerji ithalatının büyük bölümü bu boğazdan geçiyor. ABD’nin deniz üstünlüğü nedeniyle Pekin açısından “Malakka ikilemi” olarak adlandırılan stratejik bir sorun oluşturuyor.

cvfdvbdf
Hürmüz Boğazı yakınlarında, Körfez sularında seyreden yük gemileri. (Reuters)

Panama Kanalı: Atlantik ve Pasifik okyanuslarını birbirine bağlayan kanal, ABD’nin doğu ve batı kıyıları arasındaki deniz ulaşımında kritik rol oynuyor.

İstanbul ve Çanakkale Boğazları: Karadeniz’e açılan tek deniz geçidi konumundaki bu boğazlardan dünya petrolünün yaklaşık yüzde 5’i taşınıyor. Rusya, Ukrayna, Romanya, Bulgaristan ve Kazakistan açısından yaşamsal öneme sahipler.

Bu geçitler, dünya ticaretinin ve enerji akışının ana damarlarını oluşturuyor. Aynı zamanda, onları kontrol eden ülkelere önemli bir jeopolitik avantaj sağlıyor.

Fransa’nın perspektifi

Fransa, kendisini hem kara hem de deniz gücü olarak tanımlıyor. Atlantik Okyanusu ve Akdeniz’e doğrudan kıyısı bulunurken, denizaşırı toprakları sayesinde Pasifik, Hint Okyanusu ve Karayipler’de de varlık gösteriyor.

Bu nedenle Paris yönetimi, küresel deniz geçitlerinin güvenliğine özel önem veriyor. Uçak gemisi Charles de Gaulle’ün Hürmüz Boğazı çevresindeki faaliyetleri ve Fransa’nın Körfez’deki deniz varlığı, bu stratejinin somut örnekleri olarak değerlendiriliyor.

Hürmüz Boğazı ve yeni arayışlar

Son çatışmalar, Hürmüz Boğazı’nın Körfez ülkeleri için hayati önemini bir kez daha ortaya koydu. Jeopolitik uzman Saul Bernard Cohen’in tanımladığı şekliyle bölge, büyük güçlerin çıkarlarının kesiştiği bir “parçalanma kuşağı” niteliği taşıyor.

1979 İran Devrimi, İran-Irak Savaşı, Körfez Savaşı, Irak’ın işgali ve son olarak ABD-İsrail ile İran arasındaki gerilimler, bu bölgenin sürekli çatışma üreten yapısını gözler önüne serdi.

Bölge ülkeleri son yıllarda kendilerini bir “jeopolitik kırılma alanı” olmaktan çıkarıp Doğu ile Batı arasında bir lojistik ve ticaret merkezi haline getirmeyi hedefliyordu. Ancak son savaşlar bu planları zora soktu. Bu nedenle, Hürmüz Boğazı’na alternatif enerji ve ulaşım koridorları oluşturma fikri yeniden gündeme geldi.

Olası alternatifler

Enerji ihracatında deniz geçitlerine bağımlılığı azaltmak amacıyla kara temelli ulaşım projeleri ön plana çıkıyor.

Bunların başında, Körfez, Hazar Denizi, Karadeniz ve Akdeniz’i birbirine bağlamayı hedefleyen “Dört Deniz” vizyonu geliyor. Amaç, enerji kaynaklarını Avrupa başta olmak üzere küresel pazarlara daha güvenli şekilde ulaştırmak.

Irak da ihracat seçeneklerini çeşitlendirmeye çalışıyor. Güneydeki petrol sahalarını Suudi Arabistan üzerinden uluslararası hatlara bağlayacak projeler ile Kerkük-Banyas ve Kerkük-Ceyhan hatlarının yeniden canlandırılması seçenekler arasında bulunuyor.

Birleşik Arap Emirlikleri, Füceyre’ye ulaşan petrol boru hatlarının kapasitesini günlük 3 milyon varile çıkarmayı hedefliyor.

Öte yandan Suudi Arabistan ve Türkiye, Ürdün ve Suriye üzerinden uzanan tarihi Hicaz Demiryolu güzergâhını yeniden canlandırmayı değerlendiriyor. Bu proje, Arap Yarımadası’nı Türkiye üzerinden Avrupa’ya bağlamayı amaçlıyor.

Sonuç

Dünya, güç dengelerinin hızla değiştiği ve belirsizliklerin arttığı bir dönemden geçiyor. Devlet dışı aktörlerin etkisinin arttığı, küçük güçlerin bile büyük stratejileri sekteye uğratabildiği yeni bir uluslararası ortam şekilleniyor.

Bu yeni dönemde Hürmüz Boğazı yalnızca bir enerji geçiş noktası değil; aynı zamanda küresel ekonominin kırılganlığını ortaya koyan stratejik bir kaldıraç olarak öne çıkıyor. Bu nedenle bölge ülkeleri, boğaza bağımlılığı azaltacak alternatif koridorlar geliştirmeye çalışırken, aynı zamanda güvenlik mimarilerini de yeniden şekillendirmek zorunda kalacak.

*Bu makale Şarku’l Avsat için bir askeri analist tarafından kaleme alındı.


Washington, Lübnan’da İsrail’in elini mi bağlıyor?

Yıkımın her yeri sardığı Nebatiye’de bir Lübnan askeri (AFP)
Yıkımın her yeri sardığı Nebatiye’de bir Lübnan askeri (AFP)
TT

Washington, Lübnan’da İsrail’in elini mi bağlıyor?

Yıkımın her yeri sardığı Nebatiye’de bir Lübnan askeri (AFP)
Yıkımın her yeri sardığı Nebatiye’de bir Lübnan askeri (AFP)

ABD Başkanı Donald Trump yönetimi ile İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu hükümeti arasındaki görüş ayrılıkları artık Washington’ın İsrail yerine İran’ın yanında yer aldığı ya da Tahran’a Lübnan’ın geleceğini belirleme hakkı tanıdığı şeklindeki basit bir çerçeveye sığmıyor. ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio’nun açıklamaları, daha karmaşık bir denkleme işaret etti. Buna göre Lübnan-İsrail hattındaki süreç, İran ile imzalanan mutabakat zaptından resmî olarak ayrı tutulurken, Lübnan’ın geleceğinin de kendi hükümeti tarafından belirlenmesi öngörülüyor. Ancak İran’ın Hizbullah’a verdiği destek, ABD ile İran arasındaki görüşmelerin gündem maddelerinden biri olmaya devam edecek. Bu çerçevede Washington, ateşkesi tehlikeye atabilecek İsrail operasyonlarını sınırlandırmaya çalışırken, aynı zamanda müttefiklerinin tutumundan İran’ı sorumlu tutmayı hedefliyor. Ancak ABD, Hizbullah’ın saldırılarını yeniden başlatması durumunda Tahran’a yönelik nasıl bir yaptırım uygulanacağı konusunda açık bir taahhütte bulunmuyor. Bu durum İsrail’deki kaygıları ortadan kaldırmasa da niteliğini değiştiriyor. Endişe artık ABD’nin İsrail’den uzaklaşması değil, İsrail’in askerî hareket alanının Trump yönetiminin bölgesel ve iç siyasi önceliklerine tabi kılınması ihtimali üzerinde yoğunlaşıyor.

Endişe gerçek

Rubio, Washington’ın Lübnan’la doğrudan, ülkenin meşru hükümeti üzerinden muhatap olacağını belirterek, Lübnan’ın ‘egemen bir devlet’ olduğunu ve ülkenin geleceğinin Lübnan halkı tarafından, kendi hükümeti aracılığıyla belirleneceğini söyledi. Bununla birlikte Rubio, Lübnan’a ilişkin ‘İran boyutunun’ da bulunduğunu vurgulayarak, bunun Tahran’ın Hizbullah’a verdiği destek ve örgüt üzerindeki etkisiyle bağlantılı olduğunu ifade etti. Rubio, bu konunun ABD ile İran arasında yürütülen görüşmelerde ele alınacağını kaydetti. Rubio ayrıca, İran destekli grupların füze ve insansız hava araçlarıyla (İHA) saldırılar düzenlemeyi sürdürdüğü bir ortamda bölgedeki çatışmaların tamamen sona erdirilmesinin mümkün olmadığını söyledi.

sdfrvg
ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, bölge ülkelerini kapsayan gezisi kapsamında Abu Dabi’ye varışının hemen ardından (AP)

Bu açıklamalar, Washington’ın İran’ı sorumlu tutmaya yönelik resmî bir mekanizma ilan ettiği anlamına gelmiyor. Ancak tartışmanın çerçevesini değiştirerek, Lübnan’ı doğrudan Tahran’ın kontrol ettiği bir dosya olarak görmek yerine, Hizbullah’ın faaliyetlerini İran’ın sorumluluğu kapsamında değerlendirip daha geniş kapsamlı anlaşmanın bir unsuru olarak ele alıyor. Bu yaklaşım, İsrail’in yeni kurulan çatışmayı önleme koordinasyon mekanizmasına ilişkin kaygılarına da kısmen yanıt niteliği taşıyor. ABD, İran ve Lübnan’ın yanı sıra çeşitli arabulucuların yer aldığı, ancak İsrail’in dahil edilmediği bu yapının Tahran’a Lübnan üzerinde karar verici bir aktör olarak meşruiyet kazandırabileceği yönündeki endişeler, İsrail tarafında dile getiriliyordu.

Bununla birlikte, iki sürecin siyasi açıdan birbirinden ayrılması, sahadaki fiilî bağlantıyı ortadan kaldırmıyor. İran, Hizbullah üzerinden etkide bulunma kapasitesini korurken; Washington da anlaşmayı tehlikeye atabilecek askerî operasyonları engellemek amacıyla İsrail üzerinde baskı kurabiliyor. Trump, Lübnan’daki konutların hedef alınmasını eleştirerek, Hizbullah mensubu bir kişinin takip edilmesinin tüm bir binanın yıkılmasını haklı göstermeyeceğini söyledi. Trump ayrıca Netanyahu’ya daha ‘sorumlu’ davranması çağrısında bulundu. Öte yandan ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı (CENTCOM) da gerilimin düşürülmesi, tarafların sahada taktik düzeyde ayrıştırılması ve çatışmaların durdurulmasına yönelik mutabakatın uygulanmasının doğrulanması yönündeki çalışmalarını sürdürüyor.

dfrtbghh
ABD Başkan Yardımcısı JD Vance, İsviçre’nin Bürgenstock kentinde Pakistan Başbakanı Şahbaz Şerif ve Katar Başbakanı Muhammed Abdurrahman bin Casim Al Sani ile birlikte (AFP)

Ortadoğu Enstitüsü araştırmacısı Brian Katulis, Şarku’l Avsat’a yaptığı değerlendirmede, İsrail’in duyduğu endişenin ‘gerçek ve anlaşılabilir’ olduğunu söyledi. Katulis’e göre Netanyahu, anlaşmanın ardından İsrail’in zayıf bir görüntü verdiği yönündeki iç eleştirilerle karşı karşıya bulunuyor. Ayrıca, Hizbullah’ın yeniden İsrail’i tehdit edebilecek kapasite kazanmasından duyulan kaygı da sürüyor. Katulis, en geç ekim ayı sonunda yapılması öngörülen İsrail seçimlerinin yaklaşmasının, geri çekilme ya da ordunun hareket serbestisine ilişkin her türlü tavizi siyasi açıdan daha hassas hale getirdiğini belirtti.

Öte yandan Demokrasileri Savunma Vakfı (FDD) araştırmacısı David Daoud, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada daha ileri bir değerlendirmede bulundu. Daoud, Trump yönetiminin tutumundaki değişimin gerçek olduğunu savunarak, Trump’ın ara seçimler öncesinde savaşı sonlandırmak istediğini öne sürdü. Daoud’a göre Trump, kasım ayında Cumhuriyetçilerin seçim kaybı yaşaması durumunda iç politika gündeminin sekteye uğramasından endişe ediyor. Bu nedenle yönetim, bölgesel gerilimleri azaltmaya öncelik veriyor. Daoud, İran’ın ABD ile yaşanan çatışmanın sona erdirilmesini Lübnan’daki savaşın durdurulmasına bağladığını, bunun da İsrail’in faaliyetlerinin sınırlandırılması yönündeki taleplerin tekrarlanmasına yol açtığını savundu. Daoud’a göre süreç, İsrail’in dizginlenmesi çağrıları, ardından Washington’ın baskısı sonucu İsrail operasyonlarının azaltılması ve sonrasında yeniden tırmanan gerilimlerden oluşan döngüsel bir yapıya dönüşebilir. Bununla birlikte, Rubio’nun açıklamaları bu değerlendirmeyi tamamen doğrulamaktan ziyade kısmen revize ediyor. Rubio, Lübnan’ın geleceğinin Tahran’la yapılacak bir pazarlığın parçası olmasını reddederken, İran’ın Hizbullah üzerindeki nüfuzunun ABD ile İran arasındaki müzakerelerde ele alınacak konulardan biri olduğunu kabul ediyor.

Dış politika konusunda anlaşmazlık

Washington’daki bölünme yalnızca İsrail’in güvenliği etrafında değil, aynı zamanda ‘Önce Amerika’ sloganının ne anlama geldiği konusunda da şekilleniyor. Trump ve yardımcısı JD Vance, mevcut anlaşmayı popüler olmayan bir savaştan çıkış yolu ve Hürmüz Boğazı’nın yeniden açılmasıyla birlikte enerji fiyatlarının düşmesini sağlayacak bir adım olarak sunuyor. Buna karşılık Cumhuriyetçi Parti içindeki şahin kanat, yönetimin İran’a yaptırımlarda gevşeme sağladığını, ancak füze programı ve silahlı gruplar üzerindeki etkisi gibi konularda yeterli kısıtlamalar getirmediğini savunuyor.

Cumhuriyetçi Senatör Lindsey Graham, İsrail’in çatışmayı önleme mekanizmasının dışında bırakılmasını ‘büyük bir hata’ olarak nitelendirdi. Senato Silahlı Hizmetler Komitesi Başkanı Roger Wicker ise İsrail’in Hizbullah’a karşı operasyonlarının sınırlandırılmasının elde edilen askerî kazanımları zayıflattığını söyledi. Senatör Bill Cassidy de anlaşmayı, onlarca yılın en kötü dış politika hatalarından biri olarak değerlendirdi. Trump ise Cumhuriyetçi eleştirmenlere sert yanıt vererek onları ‘aptallar’ olarak nitelendirdi ve petrol fiyatlarındaki düşüş ile piyasaların yükselişini politikalarının başarısı olarak gösterdi.

Demokratlar ise İsrail’e koşulsuz destek hattında değil. Eleştirileri daha çok Kongre yetkisinin devre dışı bırakılması, anlaşmanın belirsizliği, savaşın maliyeti ve yaptırımların kaldırılmasına ilişkin herhangi bir mutabakatın yasama denetimine tabi olması gerektiği noktasında yoğunlaşıyor. Bu tablo, bir yanda İsrail’e daha güçlü güvenlik garantileri isteyen şahin Cumhuriyetçileri, diğer yanda ise savaşın sonlandırılmasını ve Kongre’nin rolünün yeniden güçlendirilmesini savunan Demokratlar ile müdahaleci olmayan Cumhuriyetçileri aynı denklemde buluşturuyor.

Koşulları iyileştirmek için tehlikeyi abartmak

Bununla birlikte İsrail’in duyduğu endişe, aynı zamanda belirgin bir müzakere boyutu da taşıyor. ‘İran’ın güçlenmesi’ yönündeki uyarıların öne çıkarılması, Netanyahu’nun Kongre’deki müttefiklerini harekete geçirmesine, ABD’den daha güçlü güvenlik garantileri elde etmesine ve İsrail’in güç kullanımını meşrulaştıran tehdit tanımını genişletmesine imkân sağlıyor. Bu yaklaşım aynı zamanda olası bir geri çekilmenin, Lübnan ordusunun konuşlanması ve Hizbullah’ın silahsızlandırılması şartına bağlanmasını da içeriyor. Ayrıca Netanyahu’nun iç politikadaki tepkileri, Washington ile güvenlik kısıtlamaları üzerinden bir çatışma görüntüsüne dönüştürerek dış politikaya taşımasına da olanak tanıyor.

Axios’un aktardığına göre, Netanyahu’ya yakın isimlerden Ron Dermer’in acil şekilde devreye alınması, Tel Aviv’in bu değişimi nihai bir kopuş olarak görmediğini; bunun yerine ilişkiler içinde kuralları yeniden şekillendirmeye çalıştığını gösteriyor. ABD’li yetkililer ise Washington’ın yer aldığı çatışmayı önleme mekanizmasının, iki taraf arasındaki yoğun koordinasyon sayesinde İsrail’in güvenlik kaygılarını da sürece taşıyacağını belirtiyor. Reuters’a konuşan İsrailli yetkililer, Netanyahu’nun ABD’nin silah sevkiyatlarını yavaşlatması gibi ani bir değişiklik beklemediğini, Trump’ın bazı açıklamalarının ise daha çok yaklaşan ara seçimler öncesi Amerikan seçmenine yönelik olduğunu ifade ediyor.

Genel tabloya göre Rubio’nun açıklamaları İsrail’in kaygılarını ortadan kaldırmıyor, ancak ‘Washington’un Lübnan’ı İran’a bıraktığı’ yönündeki basit anlatıyı da geçersiz kılıyor. Böylece ilişkiler fiilen bir yeniden ayarlama sürecine giriyor: İsrail hâlâ temel bir müttefik olarak kalırken, askerî hareket alanı artık sınırsız bir ‘çek’ niteliğinde değil. İran ise Lübnan’ın geleceğini tek başına belirleyen bir aktör haline gelmiyor; ancak Hizbullah üzerinden yürüttüğü faaliyetler nedeniyle daha ağır siyasi ve müzakereci bir sorumluluk çerçevesine dahil ediliyor.


Trump, İran Hürmüz’de geçiş ücreti uygularsa müzakereleri bitirmekle tehdit etti

Fotoğraf: Reuters
Fotoğraf: Reuters
TT

Trump, İran Hürmüz’de geçiş ücreti uygularsa müzakereleri bitirmekle tehdit etti

Fotoğraf: Reuters
Fotoğraf: Reuters

ABD Başkanı Donald Trump, Çarşamba günü yaptığı açıklamada, İran’ın ABD’ye Hürmüz Boğazı’ndan geçen gemilerden herhangi bir geçiş ücreti alınmadığını belirtti. Trump, “Eğer bu bilgi yanlış çıkarsa, müzakereler derhal sona erer” dedi.

Bu arada Pakistan, ABD ile İran arasındaki teknik görüşmelerin gelecek hafta yeniden başlayacağını duyurdu. Açıklama, Washington ile Tahran arasında İran’ın nükleer tesislerinin denetlenmesi konusunda görüş ayrılıklarının sürdüğü bir dönemde geldi.

Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (UAEA) Başkanı Rafael Grossi de Çarşamba günü yaptığı açıklamada, ajans müfettişlerinin İran’daki nükleer tesisleri ziyaret edeceğini doğruladı.

Trump, dün yaptığı açıklamada İran’ın süresiz nükleer denetimleri kabul ettiğini söylemişti. Ancak Tahran, müzakerelerde böyle bir taviz verdiğini reddetti. Bu durum, taraflar arasında varılan kırılgan anlaşmanın geleceğine ilişkin soru işaretlerini artırdı.