İsrail’de askeri düzeyde duyurulan “taktik ateşkes” anlaşmazlıklara neden oldu

Taktik ateşkes BM tarafından memnuniyetle karşılanırken, Netanyahu ve Ben-Gvir karşı çıktı, Gallant karardan daha önce haberdar olduğu iddialarını reddetti

İsrail Genelkurmay Başkanı Herzi Halevi (ortada) 23 Aralık'ta Han Yunus'ta subaylarla yaptığı toplantı sırasında. (İsrail ordusu - AFP)
İsrail Genelkurmay Başkanı Herzi Halevi (ortada) 23 Aralık'ta Han Yunus'ta subaylarla yaptığı toplantı sırasında. (İsrail ordusu - AFP)
TT

İsrail’de askeri düzeyde duyurulan “taktik ateşkes” anlaşmazlıklara neden oldu

İsrail Genelkurmay Başkanı Herzi Halevi (ortada) 23 Aralık'ta Han Yunus'ta subaylarla yaptığı toplantı sırasında. (İsrail ordusu - AFP)
İsrail Genelkurmay Başkanı Herzi Halevi (ortada) 23 Aralık'ta Han Yunus'ta subaylarla yaptığı toplantı sırasında. (İsrail ordusu - AFP)

İsrail'in Yedioth Ahronoth gazetesi, İsrail ordusunun dün sabah Gazze Şeridi'nin güneyinde duyurduğu, ancak Savunma Bakanı Yoav Gallant’ın karardan daha önce haberdar olmadığını iddia ettiği askeri düzeyde açıklanan ‘taktik ateşkesin’ anlaşmazlıklara yol açtığını bildirdi.

İsrail ordusu, insani yardımların girişine izin vermek için Gazze Şeridi'nin güneyindeki bir bölgede günün belirli saatlerinde askeri faaliyetlerde taktiksel bir ateşkesten söz etti.

İsrail ordusu tarafından yapılan açıklamada, insani yardımların Kerem Şalom Sınır Kapısı’ndan girip Selahaddin Caddesi’ne ve oradan da kuzeye doğru gitmek üzere Gazze Şeridi’ne ulaştırılması için askeri operasyonlarda yerel bir taktik ateşkesin bir sonraki duyuruya kadar her gün 08.00-19.00 saatleri arasında uygulanacağı belirtildi.

Netanyahu ve Ben-Gvir öfkeli

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, kabine toplantısında yaptığı açıklamada “İsrail, ordusu olan bir ülkedir, tersi değil” diyerek ordu tarafından yapılan açıklamayı sert bir eleştiriyle karşıladı. Netanyahu, ‘bu tür kararların kabul edilemez olduğunu ve askeri düzeyde alındığını’ da sözlerine ekledi.

İsrail Ulusal Güvenlik Bakanı Itamar Ben-Gvir, X platformundaki hesabından yaptığı açıklamada, taktiksel ateşkes kararına öfke kustu. Ben-Gvir, “İnsani yardımların ulaştırılması için taktiksel ateşkes kararı veren her kimse, görevde kalmaması gereken kötü ve aptal bir ‘kişi’” ifadelerini kullandı.

Şarku’l Avsat’ın Fransız Haber Ajansı AFP’den  aktardığına göre Ben-Gvir, “Bize sadece daha fazla ölüm getiren bu çılgınca ve hayalci yaklaşımı durdurmanın zamanı geldi” diye ekledi.

gumu7m
İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu (AFP)

Ancak İsrail ordusu, tepkiler üzerine bir açıklama daha yaptı. Açıklamada, Gazze Şeridi'nin güneyinde çatışmaların durdurulmadığı, Refah'taki askeri operasyonların devam ettiği belirtildi.

Gazze Şeridi'ne ticari malların girişinde herhangi bir değişiklik olmadığı ifade edilen açıklamada, Gazze Şeridi'ne ticari malların girişinin yapıldığı koridorun, uluslararası örgütlerle koordinasyon halinde, sadece insani yardımların taşınması için gün boyunca açık olacağı vurgulandı.

İsrail ordusunun bu açıklamasından önce Gazze Şeridi'nde sekizi bir bombanın infilak etmesi sonucu olmak üzere 11 İsrail askeri öldü.

Refah bombalandı

Öte yandan AFP, dün, Gazze Şeridi'nin orta kesimleri ve diğer bölgelerinde herhangi bir hava saldırısı, bombardıman ya da çatışma yaşanmadığını, ancak Gazze Şeridi’nin güneyindeki Refah şehrinin bombalandığını ve çatışma sesleri duyulduğunu bildirdi.

Gazze Şeridi’nin kuzeyindeki Gazze şehrinde yaşayan Hayti el-Guta (30) dün “Sabah saatlerinden beri ortalık birden sessizleşti, ateş edilmiyor, bombardıman yok. Bu çok garip.” diyerek bunun kalıcı bir ateşkesin ayak sesleri olmasını umduğunu ifade etti.

BM memnuniyetle karşıladı

Cenevre'de bir BM sözcü tarafından yapılan açıklamaya göre BM, İsrail'in Gazze'nin güneyindeki askeri operasyonlara bir gün ara verildiğini açıklamasını memnuniyetle karşılayarak bunun insani yardımların ulaştırılmasını kolaylaştıracak ‘başka somut bir adımın önünü açmasını’ istedi.

BM, Kerem Şalom Sınır Kapısı’ndan Gazze Şeridi'ne giren yardım tırlarının, bombardıman ve çatışmalar nedeniyle su, gıda ve ilaçtan yoksun olan Gazzelilere ulaştırılmasının ve dağıtılmasının zor olduğuna dikkati çekti.

Diğer taraftan İsrail ordusu tarafından cumartesi günü yapılan açıklamada Gazze Şeridi’nin güneyindeki Refah şehrinde sekiz askerin öldürüldüğünü bildirdi. Açıklamaya göre İsrail askerlerinin içinde bulunduğu zırhlı araç ‘bir bombanın infilak etmesi sonucu’ havaya uçtu. Daha sonra Gazze Şeridi’nin kuzeyinde iki askerinin öldüğünü duyuran İsrail ordusu, bir askerinin de aldığı yaralar nedeniyle öldüğünü ekledi.

İsrail Başbakanı Netanyahu’nun ofisinden yapılan açıklamaya göre Netanyahu, “Tüm İsrail ulusunun bu zor anda (ölen askerlerin) sevgili ailelerini kucaklıyor” dedi.

Netanyahu, özellikle Hamas'ın askeri ve hükümet kabiliyetlerinin yok edilmesine ve rehinelerin geri verilmesine atıfla savaşın hedeflerinin ‘büyük bir bedeli olmasına rağmen’ korunması gerektiğinin altını çizdi.

dthryjuk
Gazze Şeridi'nin tüm mahalleleri harabeye döndü (AFP)

ABD Savunma Bakanlığı (Pentagon), İsrail Savunma Bakanı Yoav Gallant’ın, ABD'li mevkidaşı Lloyd Austin'in daveti üzerine Gazze'deki savaşı görüşmek üzere yakında Washington'a gideceğini açıkladı.

Yiyecek eksikliği

Dünyanın dört bir yanındaki Müslümanlar Kurban Bayramı’nı kutlarken, Gazze’deki Filistinliler temel ihtiyaç maddelerine ulaşmakta ciddi bir sıkıntı yaşıyor.

Onlarca kişi Gazze'de İsrail’in bombardımanları sonucu hasar gören Ömeri Camii’nin yıkıntıları önünde bayram namazı kılarken, diğer Filistinliler de savaşta ölen yakınlarının mezarları başına giderek dua ettiler.

Cibaliye Mülteci Kampı sakinlerinden Ümmü Muhammed el-Katari, “Bu bayram çok farklı. Çok fazla insan kaybettik ve çok fazla yıkım var. Bayram namazına üzgün geldim. Çünkü en büyük oğlumu kaybettim” diye konuştu.

BM’nin verilerine göre savaş Gazze'nin 2,4 milyonluk nüfusunun yüzde 75'ini yerinden ederken bu nüfus açlık tehlikesiyle karşı karşıya.

Bu arada, İsrail ve Hamas'ın birbiriyle çelişen talepleri nedeniyle ateşkes umutları azalıyor. Bu da ABD Başkanı Joe Biden'ın iki hafta önce açıkladığı teklif temelinde Gazze’de bir ateşkese ulaşma şansının çok az olduğu anlamına geliyor.

Biden, Gazze için ateşkes teklifinin İsrail tarafından önerildiğini açıklamıştı. Ancak Netanyahu, teklifi eksik bulduğunu belirterek, hükümetinin Hamas yenilgiye uğratılana kadar savaşı sürdürmeye kararlı olduğunu yineledi.

sdcfvgb
Gazzeliler gıda ve ilaç konusunda giderek kötüleşen bir krizle karşı karşıya (AFP)

ABD Başkanı Biden, bu bağlamda Hamas’ı, İsrail'in Gazze'deki yerleşim alanlarından çekilmesi, İsrailli rehinelerden bazılarının serbest bırakılması ve İsrail tarafından hapiste tutulan Filistinlilerin salıverilmesiyle birlikte altı haftalık bir ateşkes öngören teklifini engellemekle suçladı.

Taraflar arasındaki dolaylı müzakereleri yakından takip eden bir kaynak, Hamas’ın arabulucular Katar, Mısır ve ABD'ye, ateşkes teklifinde bazı değişikliklerin’ olduğu bir ön yanıt gönderdi. İsrail, Hamas’ın ‘kalıcı bir ateşkes ve İsrail güçlerinin Gazze'den tamamen çekilmesi için bir takvim belirlenmesi’ taleplerini sürekli olarak reddediyor.

Savaşta ölenler

Gazze Şeridi’ndeki Sağlık Bakanlığı tarafından yapılan açıklamaya göre İsrail ile Hamas Hareketi arasında sekiz ayı aşkın süredir devam eden savaşta ölenlerin sayısının en az 37 bin 337'ye yükseldi.

Açıklamada, son 24 saat içinde 41 kişinin daha öldüğü ve 7 Ekim 2023 tarihinden bu yana yaralı sayısının 85 bin 299'a ulaştığı belirtildi.

Savaş, Hamas'ın İsrail'e düzenlediği, daha önce eşi ve benzeri görülmemiş bir saldırının ardından patlak verdi. AFP'nin İsrail'in resmi verilerine dayandırdığı haberine göre saldırı, çoğu sivil bin 194 kişinin ölümüne neden oldu.

İsrail ordusu, saldırı sırasında 251 kişinin kaçırıldığını, bunlardan 116'sının halen Gazze'de rehin tutulduğunu ve 41'inin öldüğünü açıkladı.



Trump'ın son Grönland hamlesi kafa karıştırdı: Yolda!

Trump'ın son Grönland hamlesi kafa karıştırdı: Yolda!
TT

Trump'ın son Grönland hamlesi kafa karıştırdı: Yolda!

Trump'ın son Grönland hamlesi kafa karıştırdı: Yolda!

Trump, Beyaz Saray'da valiler için akşam yemeği düzenlemeden kısa süre önce Grönland'a hastane gemisi göndereceğini duyurdu (Reuters)

Ancak adanın neden böyle bir gemiye ihtiyaç duyduğu, Trump'ın hangi gemiyi ne zaman göndereceği belirsiz.

Başkan, duyurusunu cumartesi akşamı, Beyaz Saray'da valiler için akşam yemeği düzenlemeden kısa süre önce Truth Social hesabından paylaştı. Trump, geçen yılın sonlarında Grönland'a ABD özel elçisi olarak atadığı Louisiana'nın Cumhuriyetçi valisi Jeff Landry'yle birlikte çalıştığını belirtti.

Trump, Truth Social'da şöyle yazdı:

Louisiana'nın harika valisi Jeff Landry'yle birlikte, orada hasta ve bakıma muhtaç birçok insanın bakımını üstlenecek büyük bir hastane gemisini Grönland'a göndereceğiz. Yolda!!!

Başkanın paylaşımında, ABD Donanması'nda faaliyet gösteren iki hastane gemisinden biri olan USNS Mercy'nin resmi de vardı. Geminin ne zaman varacağı veya ne kadar süre kalacağı konusunda bilgi vermedi. Trump'ın bu kararına neyin sebep olduğu da belirsiz. Grönland hükümeti sakinlerine ücretsiz sağlık hizmeti sağlıyor.
 

Görsel kaldırıldı.
Başkan Donald Trump'ın Truth Social'daki duyurusunda, ABD Donanması'nda faaliyet gösteren iki hastane gemisinden biri olan USNS Mercy'nin resmi yer aldı (Donald Trump/Truth Social)

Donanma takip sistemlerine göre USNS Mercy ve kardeş gemisi USNS Comfort, Alabama eyaletinin Mobile kentinde demirli durumda.

The Independent, Beyaz Saray, ABD Savunma Bakanlığı ve Landry'nin ofisinden daha fazla bilgi talep etti.

Reuters'a göre, duyuru ayrıca Danimarka'nın Ortak Arktik Komutanlığı'nın Grönland sularında ABD denizaltısından bir mürettebat üyesini tahliye etmesinden saatler sonra geldi. Yetkililer, mürettebat üyesinin acil tıbbi müdahaleye ihtiyaç duyduğunu söyledi.

ABD Donanması denizcisi, görevinden ayrılan ve Grönland'ın Nuuk kentinden yaklaşık 13 km açıkta yüzeye çıkan nükleer denizaltıdan tıbbi sebeple tahliye edilmek zorunda kaldı.

Landry, Trump'ın duyurusunu X'te yeniden paylaşarak, "Teşekkürler Başkan @realDonaldTrump! Bu önemli konuda sizinle çalışmaktan gurur duyuyorum!" diye yazdı.

Önde gelen Grönlandlı aktivist Orla Joelsen, Trump'ın duyurusuna X'te "Hayır teşekkürler!!!" diye tepki gösterdi.

"Biz Grönlandlılar sağlıklı ve iyi durumdayız, nesillerdir nüfusumuzu güçlü tutan vitamin ve besin açısından zengin fok yağı da dahil kendi geleneksel yiyeceklerimizle besleniyoruz" dedi.

Trump ve müttefikleri, ulusal güvenlik amacıyla ABD'nin Danimarka'nın özerk bölgesi Grönland'ı satın alması gerektiğini defalarca savundu. Öte yandan Grönlandlı yetkililer adanın satılık olmadığını ve Danimarka'nın bir bölgesi olarak kalması gerektiğinde ısrar ediyor.

Geçen ayın sonlarında Trump, Grönland konusunda "gelecekteki bir anlaşmanın çerçevesini" duyurmuştu.

Truth Social'da, "NATO Genel Sekreteri Mark Rutte'yle yaptığım çok verimli görüşmeye dayanarak, Grönland ve aslında tüm Arktik Bölgesi'yle ilgili gelecekteki bir anlaşmanın çerçevesini oluşturduk" diye yazmıştı.

Trump'ın Grönland'a yönelik çabalarının birçok Amerikalı arasında popüler olmadığı anlaşılıyor. Bu ay yayımlanan AP-NORC anketine göre ABD'li yetişkinlerin yüzde 72'si Trump'ın Grönland'ı ele alma biçimini onaylamazken, sadece yüzde 24'ü onaylıyor.

Independent Türkçe


Umman Dışişleri Bakanı: ABD–İran müzakereleri Perşembe günü Cenevre’de yapılacak

Umman Dışişleri Bakanı Bedr el-Busaidi (sağda), İran-ABD müzakereleri öncesinde Maskat’ta düzenlenen toplantıda ABD Başkanı’nın özel temsilcisi Steve Witkoff (ortada) ve Jared Kushner’i (solda) karşılıyor – Maskat, 6 Şubat 2026 (EPA)
Umman Dışişleri Bakanı Bedr el-Busaidi (sağda), İran-ABD müzakereleri öncesinde Maskat’ta düzenlenen toplantıda ABD Başkanı’nın özel temsilcisi Steve Witkoff (ortada) ve Jared Kushner’i (solda) karşılıyor – Maskat, 6 Şubat 2026 (EPA)
TT

Umman Dışişleri Bakanı: ABD–İran müzakereleri Perşembe günü Cenevre’de yapılacak

Umman Dışişleri Bakanı Bedr el-Busaidi (sağda), İran-ABD müzakereleri öncesinde Maskat’ta düzenlenen toplantıda ABD Başkanı’nın özel temsilcisi Steve Witkoff (ortada) ve Jared Kushner’i (solda) karşılıyor – Maskat, 6 Şubat 2026 (EPA)
Umman Dışişleri Bakanı Bedr el-Busaidi (sağda), İran-ABD müzakereleri öncesinde Maskat’ta düzenlenen toplantıda ABD Başkanı’nın özel temsilcisi Steve Witkoff (ortada) ve Jared Kushner’i (solda) karşılıyor – Maskat, 6 Şubat 2026 (EPA)

Umman Dışişleri Bakanı Bedr el-Busaidi, ABD ile İran arasındaki yeni müzakere turunun önümüzdeki Perşembe günü Cenevre’de yapılmasına karar verildiğini açıkladı. Busaidi, nihai bir anlaşmaya varılması amacıyla “ilave çaba gösterilmesi için olumlu bir ivme” bulunduğunu belirtti.

Umman’dan gelen bu teyit, İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi’nin bugün (Pazar) yaptığı açıklamanın ardından geldi. Arakçi, ABD’nin özel temsilcisi Steve Witkoff ile Perşembe günü Cenevre’de görüşmesinin muhtemel olduğunu söyledi ve Tahran’ın nükleer programına ilişkin diplomatik bir çözüme ulaşılması için hâlâ “iyi bir fırsat” bulunduğunu ifade etti.

Arakçi bu açıklamaları, ABD Başkanı Donald Trump’ın İran’a yönelik olası askeri saldırı seçeneğini değerlendirdiği bir dönemde, CBS News kanalına verdiği mülakatta yaptı.

Başkan Trump’ın özel temsilcisi Witkoff ise, İran’ın bugüne kadar neden “teslim olmadığını” ya da nükleer programını sınırlamayı kabul etmediğini başkanın sorguladığını söyledi. Washington’ın Ortadoğu’daki askeri kapasitesini artırmayı sürdürdüğü bir süreçte bu değerlendirmelerin yapıldığını kaydetti.

Witkoff, dün (Cumartesi) , Fox News’te yayımlanan ve başkanın gelini tarafından sunulan “My View with Lara Trump” programında şu ifadeleri kullandı: “Onu (Trump’ı) ‘hayal kırıklığına uğramış’ olarak tanımlamak istemem; çünkü önünde çok sayıda seçenek olduğunu biliyor. Ancak neden onların... ‘teslim oldular’ kelimesini kullanmak istemem ama neden teslim olmadıklarını soruyor. Bu baskılar altında ve orada bu kadar büyük bir deniz gücü varken neden bize gelip ‘Nükleer silah istemediğimizi ilan ediyoruz ve atmaya hazır olduğumuz adımlar şunlardır’ demediler?... Buna rağmen onları o aşamaya getirmek bir şekilde zor.”

Trump, Orta Doğu’da büyük çaplı bir askeri yığınak talimatı vermiş ve haftalar sürebilecek bir hava saldırısı ihtimaline karşı hazırlık yapılmasını istemişti. Tahran ise saldırıya uğraması hâlinde bölgedeki Amerikan üslerini vurmakla tehdit etmişti.

Tekrarlanan yalanlama

ABD, İran’dan Washington’a göre bomba yapımında kullanılabilecek zenginleştirilmiş uranyum stokundan vazgeçmesini, Ortadoğu’daki silahlı gruplara desteğini durdurmasını ve füze programına kısıtlamalar getirilmesini kabul etmesini talep ediyor.

Tahran ise nükleer programının barışçıl olduğunu vurguluyor. Bununla birlikte, mali yaptırımların kaldırılması karşılığında programa bazı kısıtlamalar getirilmesini kabul edebileceğini belirtiyor; ancak nükleer dosyanın füze programı ya da silahlı gruplara destek gibi diğer başlıklarla ilişkilendirilmesini reddediyor.

Witkoff, “Uranyumu sivil nükleer enerji için gerekli seviyenin çok üzerinde zenginleştirdiler. Saflık oranı yüzde 60’a ulaşıyor... ve muhtemelen bomba yapımına uygun endüstriyel düzeyde malzemeye sahip olmaya sadece bir hafta uzaktalar. Bu gerçekten tehlikeli” dedi.

Öte yandan, üst düzey bir İranlı yetkili bugün (Pazar) Reuters ajansına yaptığı açıklamada, Tahran ile Washington arasında yaptırımların hafifletilmesinin mekanizması ve kapsamı konusunda görüş ayrılıklarının sürdüğünü söyledi.


Pakistan aracılığıyla Çin ve İran ile diyalog: Orta güç perspektifi

Pakistan Dışişleri Bakanı İshak Dar ve İranlı mevkidaşı Abbas Arakçi, İslamabad'daki Dışişleri Bakanlığı'ndaki toplantı sırasında, 2 Ağustos 2025 (AFP)
Pakistan Dışişleri Bakanı İshak Dar ve İranlı mevkidaşı Abbas Arakçi, İslamabad'daki Dışişleri Bakanlığı'ndaki toplantı sırasında, 2 Ağustos 2025 (AFP)
TT

Pakistan aracılığıyla Çin ve İran ile diyalog: Orta güç perspektifi

Pakistan Dışişleri Bakanı İshak Dar ve İranlı mevkidaşı Abbas Arakçi, İslamabad'daki Dışişleri Bakanlığı'ndaki toplantı sırasında, 2 Ağustos 2025 (AFP)
Pakistan Dışişleri Bakanı İshak Dar ve İranlı mevkidaşı Abbas Arakçi, İslamabad'daki Dışişleri Bakanlığı'ndaki toplantı sırasında, 2 Ağustos 2025 (AFP)

Kemal Allam

Financial Times, yıllık yıl sonu değerlendirme serisi kapsamında, 2026 yılının İkinci Dünya Savaşı'ndan bu yana en büyük belirsizlikle başladığını ve orta güçlerin önümüzdeki dönemde küresel düzeni ya pekiştirmede ya da zayıflatmada belirleyici faktör olabileceğini yazdı. Habere  göre, şaşırtıcı bir şekilde, Pakistan’ın adı, Amerikan hegemonyasını öngören “Donroe Doktrini”nde şimdiye kadarki en büyük kazanan olarak anılıyor. Pakistan, Beyaz Saray ziyaretlerinden Gazze barış planına kadar Donald Trump'ın çevresinde önemli bir yer edinmeyi açıkça başardı.

Ancak, Ortadoğu'ya askeri ve güvenlik tedarikçisi olarak geleneksel rolünün yanı sıra, Pakistan, İran gibi karmaşık çatışmalarda köprü görevi görmesi ve Çin ile ABD gibi daha büyük güçler arasında daha yakın bağlar kurması gereken bir orta güç olarak yeniden öne çıktı. Pakistan, daha önce, Nixon döneminde de ABD ve Çin arasındaki ilk diplomatik görüşmeye arabuluculuk yapmıştı. Bugün, on yıllık diplomatik boşluğun ardından, Pakistan, İran ile gizli görüşmeler yürütebilen ve Çin ile ortaklığı aracılığıyla bölgedeki askeri dengeyi yeniden ayarlayabilen bir güç olarak yeniden öne çıktı.

Trump'ın İran sorununu çözmek için Pakistan'a güvenmesi

Trump'ın ikinci başkanlığının başlangıcında, geçmiş dönemde Hindistan ile yakın ilişkisi ve Hindistan'ı Çin'e karşı tercih edilen stratejik ortak olarak görmesi nedeniyle Pakistan'da önemli bir belirsizlik hakim oldu. Ancak, görevdeki ilk yılından sonra Pakistan, sadece bölgede değil, küresel ölçekte de Trump'ın favorilerinden biri olarak görülmeye başladı. İsrail ve İran arasında yazın yaşanan 12 günlük savaş sırasında, Mareşal Asım Münir'in başkent Washington ve Langley'in koridorlarında neredeyse bir hafta boyunca bulunması tesadüf değildi. Dönemin Merkez Kuvvetler Komutanı Orgeneral Michael Eric Kurilla'nın Pakistan'ı terörizm ile mücadelede bir ortak olarak savunması da pek çok kişiyi şaşırttı. Zira bu açıklama, Kongre'nin önde gelen üyelerinin, Senato'nun ve generallerin Pakistan'ı sürekli olarak terörizmi destekleyen bir devlet olarak nitelendirdiği on yıllık bir dönemle çelişiyordu. Peki ne değişti?

Birincisi, Kurilla, Soğuk Savaş döneminde olduğu gibi, Washington'un istenmeyen saydığı ve ABD'nin doğrudan, en azından kamuoyu önünde, ilişki kuramadığı rejimlerle Pakistan'ın ilişki kurma yeteneğine yeniden güvenmeye başladı. İsrail-İran çatışması sırasında, ABD İran nükleer tesislerini vurduktan sonra, Pakistan gerilimin daha fazla yükselmesinin sonuçlarını hafifletmede sessiz, perde arkası bir rol oynadı. Pakistan, Tahran ve Washington arasında mesajları taşımakla kalmadı, aynı zamanda Trump'a İran’a nasıl davranması gerektiği konusunda doğrudan tavsiyelerde de bulundu. Nitekim Trump, Asım Münir ile yaptığı ve ABD'nin İran'a yönelik saldırılarının yankılarını kontrol altına alma stratejisinin ele alındığı görüşmenin ardından, “Pakistan İran'ı çoğu ülkeden daha iyi tanıyor” açıklamasını yaptı. Bu, Trump'ın ilk döneminde Irak'ta Kasım Süleymani'nin öldürülmesiyle sonuçlanan önceki hamlesinden sonra yaşananları hatırlattı. O zaman, 2020'de de suikasttan sonra ilk olarak dönemin Pakistan Genelkurmay Başkanı Orgeneral Kamar Cavid Bacva ile telefonla görüşmüştü.

Pakistan, ABD ve Körfez ülkeleri gibi, İran'ın bölgeye yönelik niyetlerine güvenmiyor, ancak Suudi Arabistan ve Türkiye ile birlikte bir rejim değişikliği de istemiyor

Bunu anlamanın kilit noktası, Pakistan'ın, İsviçre, Katar, Umman ve İran görüşmelerindeki diğer bazı arabuluculardan farklı olarak, İran ile uzun bir sınıra sahip olması ve İran ile sürekli gerilimler yaşamasıdır. İranlılar, tam ölçekli bir çatışma durumunda Pakistan'ın kendileri için gerçek bir tehdit oluşturduğunun ve tüm Körfez ülkelerinin Pakistan'ın arkasında duracağının farkındalar. Daha önce yine el-Mecelle’de, İran ve Pakistan'ın, açık ve tam ölçekli bir çatışmayı önlemesi gereken dini, kültürel ve dilsel bağlara rağmen, açıkça duyurulmamış bir istihbarat ve vekalet savaşı içinde olduklarını yazmıştım. Süleymani sık sık Pakistan ile açık savaş tehdidinde bulunmuştu ve İsrail ile Amerika Birleşik Devletleri'nin yanı sıra, İran'a hava saldırıları düzenleyen tek ülke Pakistan'dır. Bu durum, Pakistan'ı İran’a karşı havuç-sopa yaklaşımını uygulamak için önemli bir arka kapı haline getiriyor.

Mevcut Maskat görüşmelerinin nereye varacağını, Trump'ın İran'a saldırıp saldırmayacağını veya gerilimi azaltıp azaltmayacağını bilmesek de, Pakistan'ın rolü önemli olmaya devam ediyor. ABD, çatışma tırmandığında Beluç sınırının tarihi ve Pakistanlı Şiilerin devlete karşı kullanılması nedeniyle İran’ın Pakistan ile de ters düşebileceğinin farkında olarak kendisine mesajlar gönderebilir. İran, geçtiğimiz yaz yaşanan 12 günlük savaş sırasında ve protestoların başlamasından bu yana yaşanan son gerilimlerde Pakistan'ın gerilimi azaltmadaki rolü için de kamuoyu önünde kendisine teşekkür etti.

dvbfrg
Çin'in doğusundaki Shandong eyaletinin Qingdao kentinde Şanghay İşbirliği Örgütü üye devletlerinin savunma bakanlarının çektirdiği toplu fotoğraf, 26 Haziran 2025 (AFP)

Pakistan, ABD ve Körfez ülkeleri gibi, İran'ın bölgeye yönelik niyetlerine güvenmiyor. Ancak Suudi Arabistan ve Türkiye ile birlikte bir rejim değişikliği de istemiyor. Bu da onu aradaki uçurumu kapatmada önemli bir oyuncu haline getiriyor. Pakistan’ın kendisi de nükleer güç olma yolunda benzer bir süreçten geçti ve nükleer meselede nasıl başarılı bir şekilde müzakere edeceğini biliyor. Askeri kapasiteye dayanma gücü olmadığında müzakerelerin ne kadar sınırlı olabileceğini biliyor. Pakistan ayrıca, Çin’in dünyadaki en yakın diplomatik ve askeri müttefiki olma avantajına da sahip.

Çin ve etkiyi kullanma sanatı

Eski ABD Dışişleri Bakanı Henry Kissinger ve Başkan Richard Nixon'ın Pakistan aracılığıyla Çin ile yaptıkları görüşmeler ve gerçekleştirdikleri ziyaretler, İslamabad’ın eski Amerikan ulusal güvenlik uzmanlarının uzun zamandır minnettar olduğu önemli bir köprü olmasına olanak tanıdı. Pervez Müşerref dönemine kadar Pakistan, Çin ve ABD'nin kendi nüfuz alanlarındaki dengeleyici rolünde denklik konumunu korudu. Yine Müşerref dönemine kadar Pakistan ordusu, F-16 savaş uçaklarından Bell AH-1 Cobra saldırı helikopterlerine kadar neredeyse tamamen Amerikan kaynaklı ekipmanlara güveniyordu.

Çin'in etkisi, İslamabad'ı bir dönem Pekin'e karşı yanlış tarafta duran birçok güç için bir köprü kurucu haline getirdi

Ancak bu değişim daha sonra gerçekleşti ve Pakistan, Çin'in en yeni savaş uçakları ve füze teknolojilerini paylaştığı dünyadaki tek ordu haline geldi; bu da geçen yılki kısa savaşta Hindistan'a karşı üstün gelmesine yardımcı oldu. Böylece Çin, en yeni ekipmanlarını test etmek için Pakistan’ı kullanmaya başladı ve bunları Hint güçlerine karşı ve Pakistan'ın İran ile olan birkaç sınır çatışmasında test etti. Bu durum Pakistan'ı, Çin'in nasıl düşündüğünü ve gelecekteki savaşlara nasıl hazırlandığını anlamada ABD için bir kez daha vazgeçilmez bir ortak haline getiriyor. Dünyada hiçbir ordu, Pakistan ordusu gibi bir yandan Trump ile doğrudan ve hızlı iletişim kurma yeteneğine, diğer yandan da Çin ile en yakın askeri ittifaka sahip değil. Pakistan ayrıca tarihsel olarak Çin'in hem Türkiye hem de Suudi Arabistan ile olan ilişkisinde de bağlantı noktası görevi

Türkiye'nin önde gelen askeri stratejistlerinden ve Erdoğan'a yakın isimlerden sayılan Türk Amiral Cihat Yaycı, Pakistan'ın Soğuk Savaş sırasında Çin'in yükselişinde çok önemli bir rol oynadığını ve 1980'lerde ABD, Türkiye ve Suudi Arabistan ile olan ilişkilerini kullanarak bu tarafları Çin'e yaklaştırdığını düşünüyor. Yaycı ayrıca, kıdemli bir Türk subayı olarak, Çin'in kendisini Pakistan'ın en yakın müttefiki olarak nasıl gösterdiğine ve bunun Ankara'yı Uygur sorunu nedeniyle aralarında gerilim tırmandığında Pekin ile açılıma nasıl ittiğine bizzat şahit olduğunu belirtiyor. Bu Çin etkisi, İslamabad'ı bir zamanlar Pekin'e karşı yanlış tarafta duran birçok güç için bir köprü kurucu haline getirdi. Hudson Enstitüsü de yakın zamanda aynı konuyu, yani Çin'in Pakistan'ı Batı ve Avrasya arasındaki güç dengesini yeniden şekillendirmek için nasıl kullandığını gündeme getirdi.

Elbette Pakistan'ın gücünün de sınırları var; kırılgan ekonomisi Suudi Arabistan, Çin, BAE ve ABD dahil olmak üzere bir dizi uluslararası hamisine dayanıyor. Bu geniş bağışçı havuzu, Pakistan’ı çıkarlarını dengeleyebilen ve herhangi bir tarafla ittifak kurma tuzağına düşmeden aralarında manevra yapabilen bir köprü görevi görmesini sağlıyor. Avrupa Birliği ve Latin Amerika'daki birçok ülke, Trump taraf seçmeleri için baskı yaptığında ABD-Çin çatışmasında bir denge kurmakta zorlanırken, Pakistan bir anlamda tam tersi bir yaklaşım benimsedi. Sıfır toplamlı bir oyun tuzağına düşmek yerine, başkaları tarafından kullanılan bir köprü haline geldi. Bu da onu hem İran hem de Çin ile konuşmak için uygun bir muhatap yapıyor.