İsrail'deki aşırı sağ, küresel aşırı sağ eğilimlerinin bir parçası mı?

İsrail’deki aşırı sağın dinamikleri de aynı argümana, yani tek ve saf bir kimliğin diğer tüm kimlikler pahasına savunulmasına dayanıyor

Eduardo Ramon/Getty Images
Eduardo Ramon/Getty Images
TT

İsrail'deki aşırı sağ, küresel aşırı sağ eğilimlerinin bir parçası mı?

Eduardo Ramon/Getty Images
Eduardo Ramon/Getty Images

Michael Horowitz

İsrail'deki aşırı sağ, küresel aşırı sağ akımının bir parçası olarak nadiren tartışılıyor. Bunun nedeni Yahudi devletinin ve İsrail-Filistin çatışmasının kendine özgü doğasıdır. İsrail İç Güvenlik Bakanı Itamar Ben-Gvir, Maliye Bakanı Bezalel Smotrich ve hatta bizzat Başbakan Binyamin Netanyahu gibi isimlerin savunduğu ideolojinin küresel aşırı sağ ile pek çok ortak noktası var ve başarıları da aynı temellere dayanıyor olabilir.

İsrailli aşırı sağcılar da artık bu yakın ilişkinin farkındalar. Netanyahu, örneğin Macaristan Devlet Başkanı Viktor Orban, eski Brezilya Devlet Başkanı Jair Bolsonaro ve eski ABD Başkanı Donald Trump gibi aşırı sağcı isimlerle arkadaş olmayı, diğer bazı dünya liderlerine (ya da Netanyahu'nun aşırı sağcı arkadaşlarını takip etmeyenlere) kıyasla daha kolay buluyor.

Bunun bir tesadüf olduğu söylenemez. İsrail'deki aşırı sağın dinamikleri de aynı mekanizmalara ve aynı argümanlara, yani tek ve saf bir kimliğin diğer tüm kimlikler pahasına ya da demokrasi ilkesi pahasına savunulmasına dayanıyor.

Esasen Yahudilerin üstünlüğünü savunan Ben-Gvir, İsrail’deki Yahudilerin diğerlerinden daha fazla hakka sahip olması gerektiğine inanıyor. Bunu birden fazla kez dile getirdi. Lideri olduğu Yahudi Gücü Partisi’nin adı dahi başka bir yoruma yer bırakmıyor.

Yukarıdaki argüman İsrail'de daha derin bir anlam kazanıyor. İsrail'in temel kimliği iki ana ilkeye; ‘İsrail bir Yahudi devletidir ve demokratik bir devlettir’ ilkelerine dayanıyor. Ancak bu iki kavramın her zaman kolayca bir araya gelmesi pek mümkün değildir, aslına bakılırsa birçok yönden birbiriyle çelişir. Eğer İsrail bir Yahudi devletiyse, azınlıklara ne olacak? Eğer İsrail bir Yahudi devletiyse, Tevrat yasaları devletin -belirli bir anayasası olmayan bir devletin- yasalarının üstünde mi olmalı?

dfvbg
Eduardo Ramon/Getty Images

Bu çelişkiler her zaman var olsa da son yıllarda yeni bir önem kazandı. İsrail siyaset sahnesinin bir bölümü, eğer bu iki kurucu ilke arasında bir çatışma olursa, ülkenin Yahudi kimliği her zaman öncelikli olmasını seçti ve bu seçim giderek daha da güçleniyor.

Itamar Ben-Gvir'in başarısının kaynağı fikirleri ve sahne performansları. Destekçileri onu ‘açık sözlü ve her şeyi olduğu gibi anlatan biri’ olarak görüyor.

Destekçilerince sık sık ‘Kral Bibi’ ve ‘İsrail'in Kralı Bibi’ tezahüratları yapılan Netanyahu kendine devletin kurucu ilkelerinden biri olan demokrasinin altını oymaktan mutluluk duyan ortaklar buldu. Ancak demokrasiye karşı artan bu saldırı, demokrasiyi İsrail tarihinde daha büyük şeylerin (ya da daha büyük adamların) önünde boyun eğmesi gereken bir dipnottan ibaret olarak görmeyen İsraillilerin uyuyan çoğunluğunu beklenmedik bir şekilde uyandırdı. İsrail’de geçtiğimiz yıl düzenlenen protestolar, İsrail'in bir Yahudi devleti ve demokratik bir devlet olarak kimliğinin ciddi bir tehlike altında olduğunun halk kesimleri arasında daha derinden fark edilmesinin sonucuydu.

xcdvf
Eduardo Ramon/Getty Images

Ancak benzerlikler burada bitmiyor. İsrail’deki aşırı sağcı akım da küresel aşırı sağ ile aynı eski argümana ‘elit kesim ile halkın karşı karşıya olduğu’ argümanına dayanıyor. Netanyahu, yargıyla ilgili sorunları arttıkça, dünyanın başka yerlerinde aşırı sağ tarafından kullanılan argümanları ve söylemi giderek daha fazla kullanır oldu. Netanyahu, hem kendisinin hem de destekçilerinin ifadelerine göre demokratik yollarla görevden alınamadığı için kendisini devirmenin yollarını arayan 'derin devlet' unsurları tarafından yürütülen bir cadı avının kurbanı. İsrail Yüksek Mahkemesi'ni eleştiren Netanyahu, mahkemeyi ‘seçilmemiş bir otorite’ olarak tanımladı. Netanyahu’nun destekçileri İsrail Başsavcısı’nı bir ‘hain’ olarak niteliyor ve İsrail'in aşırı solu tarafından kullanılan bir ‘Truva atı’ olmakla suçladı.

Bu klasik ‘elitlere karşı halk’ argümanının kullanımı İsrail'de daha derin yankılara sahip. İsrail, kuruluşunun ilk yıllarında Avrupa'dan gelen ve solun değerlerini ve hassasiyetlerini beraberinde getiren Yahudilerden (Aşkenaz Yahudileri) büyük ölçüde etkilendi. Erken dönem Siyonist hareket de öyle. İsrail onlarca yıl boyunca sol görüşlü bir parti tarafından yönetildi ve 1970'lerin sonlarına kadar sağ kanat iktidara gelemedi. Sovyetler Birliği, 1948 yılında İsrail'in gelişmekte olan komünist bloğun yanında yer alacağı umuduyla (İsrail'in kurucuları sol görüşlü olduğu için bu umut yersiz değildi) İsrail'in kurulması lehinde oy kullandı.

Günümüze doğru hızla ilerlediğimizde, sol kanadın ilk birkaç on yıl boyunca süren hegemonyasından geriye çok az şey kaldığını görüyoruz. İsrail solu bugün eski halinin sadece bir gölgesine dönüşmüş durumda. Öyle ki (İsrail parlamentosu) Knesset'e bile zar zor girebiliyor. Yine de Aşkenaz Yahudileri halen akademik çevrelerde ve bazı devlet kurumlarında - özellikle de İsrail Yüksek Mahkemesi'nde - yoğun olarak temsil ediliyor olabilir. Ancak ayrımcılık duygusu, özellikle Ortadoğu ve Kuzey Afrika'daki ülkelerden kovulduktan sonra İsrail'e gelen Arap Yahudileri (İsrail'de Sefarad ya da Mizrahi Yahudileri olarak adlandırılırlar) arasında halen İsrail ruhunun bir özelliği olmaya devam ediyor. Ayrımcılıktan ve ‘ikinci sınıf’ Yahudi olduklarına dair genel algıdan şikayetçiydiler ve banliyölerde yaşamaya gönderildiler.

Aşkenaz ve Sefarad Yahudileri arasındaki eşitsizlik meselesi bugün de İsrail'in gündemini meşgul etmeye devam ediyor.

Netanyahu’nun kafasında ‘hayali bir derin devlette saklanan eski solcu Aşkenaz Yahudilerin, seçilmiş başbakanı devirmek için fildişi kulelerinden aşağıya baktıkları’ bir görüntü canlanıyor.

Bu imaj İsrail'e özgü olsa da aynı zamanda dünyanın dört bir yanındaki aşırı sağcı liderler ve popülistler tarafından kullanılan söylemi andırdığı şüphesiz.

Nihayetinde kullanılan dil de aynı. Örneğin Itamar Ben-Gvir'in başarısı fikirlerinden olduğu kadar sahne performanslarından da kaynaklanıyor. Destekçileri onu ‘açık sözlü, her şeyi olduğu gibi anlatan ve siyaseten doğru olup olmamayı önemsemeyen biri’ olarak görüyor. Son on yılın önde gelen aşırı sağcı isimlerinin neredeyse tamamı için aynı şey söyleniyor. İsrail 7 Ekim saldırılarının ardından karmaşık bir krizle karşı karşıya kalırken, bu durum basit çözümler isteyen ve dünya önünde provakatif bir şekilde sesini duyurmaktan mutlu olan bazı seçmenlerin ilgisini çekecektir.

Netanyahu ve aşırı sağcı yoldaşları, dünyanın dört bir yanındaki benzer aşırı sağcı ve popülist gruplarla kurdukları bağları güçlendirecekler.

Yukarıda bahsi geçen argümanlar 7 Ekim'den sonra daha da güçlenmeye başladı. Netanyahu, ülke içinde bölücü bir söylem kullanarak kendisini gerçeklerden ve sorumluluklardan ayırma çabalarını iki katına çıkaracaktır. Netanyahu, aşırı sağcı fikirlere ‘gerçekten inanan’ biri olmaktan ziyade pragmatik biri. Netanyahu, ne kadar korkutucu olursa olsun, kendisine en iyi hizmet eden retoriği kullandı ve kullanmaya da devam edecek.

zcdvf
Eduardo Ramon/Getty Images

Netanyahu’nun (oğlu da dahil olmak üzere) bazı destekçileri 7 Ekim olaylarının ardından -günümüzün aşırı sağcı liderleri tarafından kullanılan bir başka klasik taktik olan- komplo teorilerine sarılarak ‘derin devlet’ ve ordu içindeki unsurların Netanyahu'yu devirmek için Hamas’ın saldırı düzenlenmesine ‘göz yumduğunu’ iddia ettiler.

Netanyahu’nun hükümet ortakları Ben-Gvir ve Smotrich, İsrail'in en kötü güvenlik felaketlerinden biri sırasında görevde oldukları için kendi krizleriyle karşı karşıyalar. Bu yüzden Netanyahu'nun söylemlerini tekrar edecek ve fikirlerinin her fırsatta bastırıldığını, marjinalleştirildiğini iddia edecekler. Keşke sonuna kadar takip edebilseydik diyecekler. Hesap verebilirlikteki bu eksikliği, seçmenlerin liderleri yaptıklarından ziyade kim olduklarına göre desteklemelerinin beklendiği kimlik siyasetinin de tipik bir örneği.

Netanyahu ve aşırı sağcı yoldaşları, dünyanın dört bir yanındaki benzer aşırı sağcı ve popülist gruplarla kurdukları bağları güçlendirecekler. Bibi’nin Biden'ın 7 Ekim'den sonra İsrail'e verdiği benzersiz desteğe rağmen ABD’de kasım ayında yapılması planlanan başkanlık seçimlerinde Trump'ın zaferine dair büyük umutları olması şaşırtıcı değil. Trump'ın yakın zamanda Gazze'deki çatışmayı sona erdirme arzusunu dile getirmesine ve geçtiğimiz yıl Netanyahu'nun kendisine ihanet ettiğini ve hızla Biden'a yöneldiğini açıklamasına rağmen bu durum değişmedi. Daha genel anlamda İsrail kendisini tüm dünyada izole edilmiş halde bulsa da Batı'yı düşman bir İslam dünyası tarafından kuşatma altında gören Batı'daki ve ötesindeki aşırı sağcı gruplar tarafından halen önemli bir kalkan olarak görülüyor.

Bu gidişat, İsrail'i sadece daha fazla bölünmeye, zehirli siyasete ve ortak değerlerden ziyade paylaşılan korkulara dayalı ittifaklara yol açacak tehlikeli bir kaygan zemine itiyor.

*Bu makale Şarku’l Avsat tarafından Londra merkezli Al Majalla dergisinden çevrilmiştir.



Lavrov: Avrupa, Rusya ve ABD arasında anlaşmazlık yaratmaya çalışıyor

Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov (DPA)
Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov (DPA)
TT

Lavrov: Avrupa, Rusya ve ABD arasında anlaşmazlık yaratmaya çalışıyor

Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov (DPA)
Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov (DPA)

Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, Avrupa'yı Rusya ve Amerika Birleşik Devletleri arasında anlaşmazlık çıkarmaya çalışmakla suçlayarak, Avrupalı ​​elitlerin Ukrayna rejimini Rusya'ya karşı savaş açmak için kullandığını belirtti.

RT televizyonunun haberine göre Lavrov, "Avrupa, (ABD Başkanı Donald) Trump'ın politikalarını Avrupa çıkarlarına zararlı gördüğü için Rusya ile Amerika Birleşik Devletleri arasında anlaşmazlık yaratmaya çalıştı ve hâlâ çalışıyor" ifadelerini kullandı.

Rusya Dışişleri Bakanı sözlerine şöyle devam etti: "Rusya ile Amerika Birleşik Devletleri arasındaki çıkar ayrışmasının sıcak bir çatışmaya dönüşmesine izin vermek suç olur."

Bu bağlamda, Rusya Devlet Başkanlığı sözcüsü Dmitry Peskov bugün yaptığı açıklamada, Polonya ve Baltık ülkelerinin, "Rusya'ya düşman olanlar" listesinde en üst sıralarda yer aldığını belirtti.

Şarku’l Avsat’ın Rus haber ajansı Sputnik'ten aktardığına göre Peskov, Rossiya 1 televizyon kanalından Pavel Zarubin'e, "Rus karşıtı saflarda Baltık ülkeleri ve Polonyalılar muhtemelen en ön sıralarda yer alıyor" dedi. Peskov ayrıca, "Rusya'ya ait her şeye duyulan nefret, Polonya liderliğinin tutumlarına da nüfuz etmiş durumda" ifadesini kullandı.

Peskov daha önce, Polonya ve Baltık yetkililerinin Rusya'ya karşı beslediği yoğun nefreti "ciddi bir hata" olarak nitelendirmiş ve Polonya ile Baltık devletlerinin, nedense Rusya'dan korktuğunu ve onu "şeytanlaştırdığını" belirtmişti. 

Peskov sözlerine şöyle sürdürdü: "Bu bir hata mı? Kesinlikle ciddi bir hata, çünkü bu ülkeler Rus kültüründen çok şey öğrenebilir ve Rusya ile etkileşim kurabilirlerdi."


İran’dan misilleme: Avrupa ordularını "terör örgütü" olarak tanımladı

İran Devrim Muhafızları askeri geçit töreninde, (AFP)
İran Devrim Muhafızları askeri geçit töreninde, (AFP)
TT

İran’dan misilleme: Avrupa ordularını "terör örgütü" olarak tanımladı

İran Devrim Muhafızları askeri geçit töreninde, (AFP)
İran Devrim Muhafızları askeri geçit töreninde, (AFP)

İran, Avrupa ordularını “terör örgütü” olarak sınıflandırdı. İran Meclis Başkanı Muhammed Bakır Kalibaf, bugün yaptığı açıklamada, söz konusu kararın Avrupa Birliği’nin (AB) İran Devrim Muhafızları’nı terör örgütleri listesine alma kararına misilleme olarak alındığını duyurdu.

Şarku'l Avsat'ın AFP'den aktardığına göre Kalibaf, diğer milletvekilleri gibi Devrim Muhafızları üniforması giyerek dayanışma mesajı verdiği meclis binasında yaptığı açıklamada, “İslami Devrim Muhafızları Ordusu’nun terör örgütü ilan edilmesine karşı alınacak tedbirler yasasının yedinci maddesi uyarınca, Avrupa ülkelerinin orduları terörist gruplar olarak kabul edilmektedir” dedi.

Avrupa Birliği dışişleri bakanları, Devrim Muhafızları’nı bütünüyle terör örgütleri listesine dahil etmişti. Bu adımı, İran’daki üst düzey yetkililer sert tepkilerle karşıladı.

İran düzenli ordusu tarafından yayımlanan resmi bildiride, “Avrupa bugün bölünmüşlük ve felç hali içindedir ve uluslararası sistemde etkili bir rol oynamamaktadır” ifadelerine yer verildi. Bildiride, Avrupa’nın bu kararının “ABD Başkanını memnun etmeye yönelik bir girişim” olduğu savunularak, Ukrayna savaşı, Grönland ve NATO krizi gibi dosyalarda Washington’un desteğini kazanma çabasına işaret edildi.

Açıklamada, Avrupa’nın aldığı karar, “Avrupa sömürgeciliğinin kara sayfalarına eklenen yeni bir utanç lekesi” olarak nitelendirildi. Kararın İran halkının direncini zayıflatmayacağı belirtilirken, silahlı kuvvetlerin “Batı destekli terörizme karşı durmayı sürdüreceği” ifade edildi.

İran ordusu, yayımladığı bildiride Devrim Muhafızları ile aynı safta kalma taahhüdünü vurguladı.

Devrim Muhafızları, İran’da düzenli orduya paralel bir yapı olarak faaliyet gösteriyor ve iki kurum Silahlı Kuvvetler Genelkurmayı tarafından koordine ediliyor. Doğrudan İran Silahlı Kuvvetleri Başkomutanı olan dini lider Ali Hamaney’e bağlı olan yapı, ekonomi ve medya alanlarında da geniş bir etkiye sahip. 1979 İslam Devrimi’nin ardından, dönemin lideri Ayetullah Humeyni’nin talimatıyla, devrimi korumak ve olası darbe girişimlerini önlemek amacıyla kurulan Devrim Muhafızları, İran-Irak Savaşı’nda faaliyet alanını genişletti.

Devrim Muhafızları’na bağlı Besic gücü, özellikle protesto dönemlerinde polis teşkilatına paralel bir görev yapıyor. Yapı ayrıca, kendi istihbarat ağına da sahip bulunuyor. Kudüs Gücü, sınır ötesi istihbarat ve askeri operasyonlar yürüten dış koldur. Kriz zamanlarında, Devrim Muhafızları'nın özel bir birimi başkent Tahran'ı korumakla görevlidir.


Hamaney, Amerika'nın İran'a saldırması halinde "bölgesel çatışma" çıkacağı konusunda uyardı

İran Yüksek Lideri Ali Hamaney (Reuters)
İran Yüksek Lideri Ali Hamaney (Reuters)
TT

Hamaney, Amerika'nın İran'a saldırması halinde "bölgesel çatışma" çıkacağı konusunda uyardı

İran Yüksek Lideri Ali Hamaney (Reuters)
İran Yüksek Lideri Ali Hamaney (Reuters)

İran'ın dini lideri Ali Hamaney, bugün yaptığı açıklamada, ABD'nin ülkesine saldırması durumunda bunun bölgesel bir çatışmaya dönüşeceğini söyledi.

İslam Devrim Muhafızları Ordusu'na bağlı Tesnim haber ajansına göre Hamaney sözlerine şöyle devam etti: "Biz hiçbir savaşın başlatıcısı değiliz, hiçbir ülkeye saldırmak da istemiyoruz, ancak İran halkı kendilerine saldıran herkese güçlü bir darbe indirecektir."

“Amerikalılar, savaş da dahil olmak üzere tüm seçeneklerin masada olduğunu iddia ediyorlar,” diye vurgulayan Hameney, “Bize karşı savaş ve askeri seferberlik söylemleri yeni bir şey değil ve İran tarihsel olarak bu tür olaylarla karşı karşıya kaldı” ifadelerini kullandı.

Son haftalarda İran'da yaşanan protestolara da değinen Hameney, “Son ayaklanma askeri darbeye benziyordu, ancak kesinlikle bastırıldı” dedi.

İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan dün yaptığı açıklamada, Amerika Birleşik Devletleri ve İsrail'in "düşmanlığı ve gerilimi artırma ve savaş dayatma yolunda ilerlemeye devam ettiğini" iddia etti.

İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, Mısırlı mevkidaşı Abdülfettah es-Sisi ile yaptığı telefon görüşmesinde, İran'ın savaştan ziyade diplomatik çözümlere öncelik verdiğini belirterek, ülkesinin savaş istemediğini ve istemeyeceğini, çünkü bunun "İran'ın, Amerika'nın veya bölgenin çıkarına olmadığını" vurguladı.

Ancak İran Cumhurbaşkanı, Tahran'ın önceliğinin "sorunları diplomasi yoluyla çözmek" olduğunu göz önünde bulundurarak, Amerika Birleşik Devletleri ile görüşmelerin sakin bir ortamda yürütülmesi gerektiğini vurguladı.

Pezeşkiyan, “Umarız karşı taraf, Tahran'ın tehdit ve güç yoluyla müzakereye zorlanamayacağını ve İran topraklarına yönelik herhangi bir saldırı veya girişimin kararlı ve güçlü bir şekilde karşılanacağını anlar” ifadesini kullandı.

Şarku'l Avsat'ın AFP'den aktardığına göre ABD Başkanı Donald Trump ise dün, Tahran'ı askeri bir saldırıyla tehdit ettikten ve bölgedeki güçlerini takviye ettikten sonra, iki taraf arasında çeşitli ülkeler tarafından yürütülen yoğun diplomatik çabalar arasında İran'ın ABD ile “görüşmelerde” bulunduğunu söyledi.

 ABD Başkanı Fox News'e verdiği demeçte, Tahran'ın "bizimle görüşüyor, bir şeyler yapabilir miyiz bakacağız, aksi takdirde ne olacağını göreceğiz" diyerek, "oraya doğru giden büyük bir filomuz var" ifadesini yineledi.