Batı Şeria'nın ‘sessizce’ İsrail'e ilhakının önünü açan idari uygulamalar

Smotrich, Batı Şeria’nın yönetim yetkilerini İsrail Savunma Bakanı'na bağlı Sivil İdare'den alınıp alt kadrolara verileceğini ve Savunma Bakanlığı'nda 26 üyeli hukuk danışmanlığı birimi oluşturulacağını açıkladı

Filistin Başbakanı Muhammed Mustafa’nın el-Halil şehrinin güneyindeki Masafer Yatta bölgesini ziyaretinden bir kare (WAFA)
Filistin Başbakanı Muhammed Mustafa’nın el-Halil şehrinin güneyindeki Masafer Yatta bölgesini ziyaretinden bir kare (WAFA)
TT

Batı Şeria'nın ‘sessizce’ İsrail'e ilhakının önünü açan idari uygulamalar

Filistin Başbakanı Muhammed Mustafa’nın el-Halil şehrinin güneyindeki Masafer Yatta bölgesini ziyaretinden bir kare (WAFA)
Filistin Başbakanı Muhammed Mustafa’nın el-Halil şehrinin güneyindeki Masafer Yatta bölgesini ziyaretinden bir kare (WAFA)

Halil Musa

İsrail Maliye Bakanı Bezalel Smotrich, Batı Şeria'nın fiilen İsrail'e ilhak edilmesinin önünü açan bazı idari uygulamaları duyurdu. Filistinliler "kararlılıklarının ve fedakarlıklarının tüm Yahudileştirme ve sömürgeleştirme projelerini başarısızlığa uğratacağını" söyleyerek bu uygulamalara karşı çıktılar.

Kalkaliye yakınlarındaki bir İsrail yerleşim biriminde partisinin üyeleriyle bir araya gelen Smotrich, Batı Şeria’nın İsrail’e ilhakına giden adımları açıkladı. Ancak bu adımlara dair resmi bir duyuru yapılmazken İsrail tarafından herhangi bir yasa da çıkarılmadı.

Söz konusu uygulamalar arasında, Batı Şeria'da yönetimin yetkilerini İsrail Savunma Bakanı'na bağlı Sivil İdare'den alınarak Smotrich'e bağlı sivil yetkililere verilmesi ve yerleşimcilere İsrail yasalarının uygulanması yer alıyor.

Smotrich, ‘İsrail Başbakanı Benjamin Netanyahu tarafından desteklendiğini’ söylediği politikasının genel amacının bir Filistin devletinin kurulmasını engellemek olduğunu belirterek, “Bu topraklara yerleşmek, onu inşa etmek ve bölünmesini önlemek için geldik” ifadelerini kullandı.

Smotrich’e göre bu politika ‘uzun soluklu yapısal değişiklikler’ öngörüyor.

Dini Siyonizm Partisi'nin lideri Smotrich, 9 Mart'ta parti içi düzenlenen bir kongrede yaptığı konuşmada ‘Sivil İdare’nin lağvedilmesi sürecinin sona erdiğini ve Savunma Bakanlığı bünyesinde yeni bir yapı oluşturulduğunu’ söylemişti.

Smotrich'in ofisinden dün yapılan açıklamada, “Gazze Şeridi’nden başlatılan 7 Ekim 2023 katliamı, İsrail bir bölgeden çekildiğinde boşluğu terörizmin doldurduğunu kanıtladı” denildi.

Yüksek sesle

İsrail merkezli Peace Now örgütü, ‘Batı Şeria'nın ilhakını aktif olarak takip ettiklerini’ belirterek Smotrich'in ‘Netanyahu'nun saklamaya çalıştıklarını yüksek sesle söylediğini’ vurguladı.

Peace Now, İsrail'in ‘Batı Şeria’nın yönetim yetkilerini ordudan alıp sivil bir oluşuma devrederek uluslararası hukuku açıkça ihlal ettiğini’ kaydetti.

Peace Now’a göre yasadışı ilhak, şu an resmi olarak Filistinliler için ve İsrailli yerleşimciler için iki yasal sistemin işlediğini gösteriyor.

İsrailli bakanın konuşması sızdı

The New York Times (NYT) gazetesinin haberine göre Smotrich, sızdırılan konuşmasında Batı Şeria üzerinde İsrail'in sivil kontrolünü dayatmaya yönelik hükümet planını ifşa etti. Smotrich, 9 Haziran’da Batı Şeria’da partisinin düzenlediği toplantıda, İsrail hükümetinin, yasadışı İsrailli yerleşimcilere Batı Şeria’nın yönetilme şeklini değiştirmek ve resmi olarak ilhak ile suçlanmadan bölgedeki kontrolünü sağlamlaştırmak için gizli çabalar içinde olduğunu söyledi.

Smotrich, ses kaydının sızmasının ardından ‘planın sırlarını ifşa etmediğini, ne yaptığının açık olduğunu’ söylediği bir açıklama yaptı.

‘İsrail’e karşı bir Filistin devleti kurulması tehdidini engellemek için tüm gücüyle mücadele edeceği’ sözünü veren Smotrich, yetkileri sayesinde yerleşim yerlerini geliştirmeye ve güvenliği güçlendirmeye devam edeceğini kaydetti.

Smotrich, İsraillilerin ezici çoğunluğunun Batı Şeria'da bir Filistin devletinin kurulmasının İsrail’in bekasını tehlikeye atacağının farkında olduğunu öne sürdü.

Smotrich, yaklaşık bir ay önce Hillel Roth'u Sivil İdare'nin Başkan Yardımcısı olarak atamış, ona yerleşim yerleri inşa etme ve Filistinlilerin topraklarına el koyma yetkisi vermişti.

Smotrich'e göre Roth, emirleri imzalama, Yüksek Planlama Komitesi’ni toplamaya, devlet arazisi ilan etme, yol kamulaştırmalarını imzalama gibi tüm yetkiye sahip olacak.

Geniş kapsamlı yetkiler

Şarku’l Avsat’ın Times of Israel'den aktardığı habere göre göreve atanan Roth, aynı zamanda Savunma Bakanlığı'nda Smotrich için çalışıyor ve Batı Şeria üzerinde geniş yetkilere sahip.

Smotrich, bu adımın esasen Batı Şeria'daki sivil işlerle ilgili yetkilerin büyük bir kısmını Savunma Bakanlığı dışında faaliyet gösteren bir sivilin eline vermeyi amaçladığını da sözlerine ekledi.

İsrail Savunma Bakanlığı'ndan bir yetkili, hukuki konularla ilgili yaptığı açıklamada, tüm yerleşim birimleri ve arazi konularının Askeri Hukuk Danışmanlığı’ndan İsrail Savunma Bakanlığı'na devredileceğini söyledi.

Smotrich, İsrail Savunma Bakanlığı'nda 26 üyeli hukuk danışmanlığı birimi oluşturulacağını belirterek askeri hukuk danışmanı askeri özelliklere sahipken, Savunma Bakanlığı'ndaki hukuk danışmanlığı departmanının tamamen farklı bir görevi olduğunu kaydetti.

İsrailli bakan İsrail Savunma Bakanlığı'nda oluşturulması planlanan birime atıfla ‘ayrı bir sivil sistem kurulduğunu ve Savunma Bakanlığı bünyesinde olduğunu’ açıkladı.

Smotrich'in politikasının pratiğe geçirilmesinin bir işareti olarak Yerleşim Birimleri İdaresi, 63 yerleşim karakolunu yasallaştırmak amacıyla bir liste üzerinde çalışmaya başladı. Maliye Bakanı görevini yürüten Smotrich, bunun için gerekli bütçenin ayrıldığını belirtti.

Tarımsal yerleşim

Arazi korumanın en etkili yönetimi olarak tarımsal yerleşimden bahseden Smotrich, “Bir çiftçi ve bin inek alıyorsunuz ve 40 bin dönüm sizi koruyor. Yakında bu çiftliklerin yasallaştırılması için bir model oluşturacağız” diye konuştu.

Smotrich'e göre bu modelin uygulanması, hükümetin altyapıya yatırım yapmasının, su, elektrik ve yol sağlamasının önünü açacak ve bu büyük bir strateji.

Önümüzdeki beş yıl içinde Batı Şeria'daki yerleşim birimlerine giden ve bu yerleşim birimlerini İsrail’e bağlayan yolların geliştirilmesi için yaklaşık 2 milyar dolar tahsis eden Maliye Bakanı bu planın bir milyondan fazla İsrailliyi çekmeyi hedeflediğini belirtti.

Smotrich, yol ağının Batı Şeria’daki yerleşim birimlerinin İsrail şehirlerine bağlanmalarını hızlandırmayı amaçladığını söyledi.

Buna karşın Smotrich, özellikle Batı Şeria'nın yüzde 60'ını kapsayan C Bölgesi'nde Filistinlilere ait evlerin yıkım çalışmalarına hız verdi.

Özel birim

İsrail Maliye Bakanı, Savunma Bakanı Yoav Gallant ile bu konuda yeni bir mekanizma ve Filistinlilerin ‘kaçak’ olduğu öne sürülen evlerinin yıkımını gerçekleştirmek üzere İsrail ordusunda özel bir birimin kurulması üzerinde çalışıyor.

Smotrich, bu çabaları ‘jeopolitik, stratejik ve güvenlik’ meselesi olarak tanımladı.

Öte yandan Filistin Başbakanı Muhammed Mustafa, ‘Filistinlilerin topraklarında kalmaktaki kararlılıklarının ve fedakârlıklarının tüm Yahudileştirme ve yerleşim birimi inşa etme projelerini başarısızlığa uğratacağını’ vurguladı.

Batı Şeria’nın el-Halil şehrinin güneyindeki Masafer Yatta bölgesinde Filistinlileri ziyaret eden Mustafa burada yaptığı açıklamada " Bugün Masafer Yatta'da olmamız Smotrich ve diğerlerine verilecek en iyi cevaptır” dedi.

Filistin Başbakanı, sözlerini şöyle sürdürdü:

Smotrich'in bir programı varsa bizim de bir programımız var. O halkımızı buradan çıkarmak istiyor, bizse burayı istikrara kavuşturmak için çalışıyoruz. Yahudi devletinin sınırlarını nehirden denize kadar genişletmek istiyor, ama biz ona bunun olmayacağını söylüyoruz.

Yaşananlar ‘irade ve beka mücadelesinin bir başka tezahürü’ olarak nitelendiren Başbakan Mustafa, işgalci İsrail’in amacının halkımızı kontrol etmek ve ortadan kaldırmak olduğunu da sözlerine ekledi.

Filistin Başbakanı, İsrail’in projesi karşısında kararlılığın, amaç birliğinin, araçlara odaklanmanın ve işgalci İsrail’in yükümlülüğünü artırmanın yanı sıra makul düzeyde kendine güven, azim ve sıkı çalışmanın başarıya götüren en iyi yol olduğunu da sözlerine ekledi.

“Büyük İsrail”

İsrail uzmanı Muhammed Helse, Smotrich'in sızdırılan açıklamalarının, İsrail hükümetinin Filistin varlığını ortadan kaldırmaya ve Batı Şeria'yı ilhak etmeye yönelik uygulamaları ve hamleleriyle her gün pratiğe döküldüğünü söyledi.

Helse, Smotrich'in lideri olduğu Dini Siyonizm Partisi’nin tüzüğünün, merkezinde Batı Şeria'nın olduğu Büyük İsrail'in kurulması çağrısında bulunduğunu belirtti.

Smotrich'in Netanyahu'nun söz konusu uygulamaları desteklediğini söylemesini değerlendiren Helse, Netanyahu'nun hükümetteki taraflar arasında Batı Şeria'da kalma konusundaki görüş birliği çerçevesinde aşırı sağı yatıştırmaya çalıştığını ifade etti.

Helse, sözlerine şöyle devam etti:

“Netanyahu, Gazze Şeridi’ndeki savaşın sona ermesinin ardından Batı Şeria’yı ve buradaki Filistin varlığını tehdit etmesine rağmen aşırı sağa özgürlük tanıyacak gibi görünüyor” dedi.

Helse, İsrail sağının ‘Batı Şeria'daki eylemleri yasallaştırmak ve burayı resmen ve yasal olarak İsrail'e katmak için Knesset'te (İsrail parlamentosu) bir yasa tasarısı sunulduğunda bir karar anına gelmiş olacağını’ da sözlerine ekledi.

Netanyahu'nun desteği

İsrail uzmanı İsmet Mansur ise Smotrich'in eylemlerinin ‘Netanyahu hükümeti değişse ya da görevden ayrılsa bile geri alınması zor olacak büyük bir değişim teşkil ettiğini ve bir oldu-bitti dayattığını’ söyledi.

Bu önlemlerin Smotrich'in Batı Şeria'daki Filistin varlığını zayıflatma ve Filistin Yönetimi'nin altını oyma programıyla uyumlu olduğunu söyledi.

Smotrich'in açıklamasında şaşırtıcı olanın Netanyahu'nun bu uygulamaları ve ‘sessiz’ ilhakı desteklediğini beyan etmesi olduğunu söyleyen Mansur, İsrail’in ‘ABD ve dünyanın geri kalanının tepkisini çekmeden Batı Şeria'yı sessizce ve fiili bir şekilde ilhak etmeye çalıştığı’ yorumunda bulundu.



Çıkmaz, uzlaşma ve gerilim arasında Ukrayna savaşı senaryoları

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ve ABD Başkanı Donald Trump, Alaska Zirvesi sırasında (AP)
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ve ABD Başkanı Donald Trump, Alaska Zirvesi sırasında (AP)
TT

Çıkmaz, uzlaşma ve gerilim arasında Ukrayna savaşı senaryoları

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ve ABD Başkanı Donald Trump, Alaska Zirvesi sırasında (AP)
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ve ABD Başkanı Donald Trump, Alaska Zirvesi sırasında (AP)

Rus kuvvetlerinin Doğu Ukrayna’daki cephelerde kaydettiği yavaş kara ilerlemesine rağmen, ‘özel askerî operasyon’ olarak başlayıp dört yıl içinde yıpratıcı bir savaşa dönüşen süreçte Rusya açısından askerî zafer hâlâ uzak görünüyor. Bu süre zarfında Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, hedeflerine ulaşmayı başaramadı. Bazı Amerikalı uzmanlar artık sahadaki verilerin, Putin’in Ukrayna’yı boyun eğdiremediğini; hatta Rusya’nın stratejik bir yenilgiyle karşı karşıya kalabileceğini gösterdiğini düşünüyor.

dscd
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, savunma bütçesini ve asker emeklisi maaşlarını artırarak kapsamlı bir askeri reform gerçekleştirdi. (AP)

Diplomatlar ve dış politika gözlemcileri, öngörüde bulunmanın her zaman riskli bir girişim olduğunu vurgular. Ancak eski ABD Büyükelçisi ve RAND Corporation uzmanı William Courtney, ABD ile Rusya arasındaki stratejik ilişkilerde (Sovyetler Birliği dönemi de dahil olmak üzere) kilit roller üstlenmiş bir isim olarak, Ukrayna’nın işgalini malî, beşerî, askerî ve siyasî açılardan değerlendiriyor. Courtney, ABD Başkanı Donald Trump yönetiminin yoğun çabalarına rağmen henüz somut sonuç alınamayan süreçte, savaşın muhtemel sonlarına dair daha net bir tablo çizmeye çalışıyor. Bu görüşe, Demokrasileri Savunma Vakfı (FDD) bünyesindeki Rusya Programı Direktör Yardımcısı John Hardie de katılıyor. Hardie, Putin’in ‘katı tutumlarının’, ABD’nin arzuladığı barışın önündeki başlıca engel olduğunu savunuyor.

Afganistan modeli

Daha önce ABD-Sovyet Nükleer Deneme Yasağı Anlaşması’nın uygulanmasına yönelik Amerikan-Sovyet komisyonunda görev alan, eski Başkan Bill Clinton’a özel danışmanlık görevinde bulunan ve ABD Ulusal Güvenlik Konseyi’nde Rusya, Ukrayna ve Avrasya işlerinden sorumlu direktörlük yapan William Courtney, Şarku’l Avsat’a verdiği demeçte, Rus ekonomisinin ABD ve Avrupa yaptırımlarından ‘giderek daha sert ve belirgin biçimde etkilendiğini’ belirtti.

dcdc
(foto altı) Eski ABD Büyükelçisi William Courtney (Şarku’l Avsat)

Courtney ayrıca, Rus kuvvetlerinin insan kayıplarının ‘son derece yüksek’ olduğunu ve bu kayıpların ‘Sovyetler Birliği’nin Afganistan savaşındaki kayıplarını açık ara aştığını’ söyledi.

Öte yandan, ‘ABD politikasının Ukrayna’ya güçlü destekten, daha çok tarafsız arabulucu konumuna yakın bir çizgiye kaydığını’ savunan Courtney, bu nedenle ‘ABD’nin artık Ukrayna veya Avrupa adına Rusya ile müzakere edebilecek bir konumda olmadığını’ dile getirdi. Birçok Avrupalı liderin, ‘Ukrayna’daki savaşı Avrupa güvenliğiyle yakından bağlantılı görmeye giderek daha fazla eğilim gösterdiğini’ de sözlerine ekleyen Courtney, Avrupa’da, Rusya’nın Ukrayna’da galip gelmesi halinde ‘diğer bazı Avrupa ülkelerinin de risk altına girebileceği’ yönündeki kaygıların arttığını vurguladı.

Bu yaklaşımı farklı bir açıdan teyit eden John Hardie ise ABD’nin Rusya’yı gerçek tavizler vermeye zorlamak amacıyla ‘azami baskı uygulamaya yönelik sürekli ve kapsamlı bir çaba’ ortaya koyduğunu henüz görmediğini ifade etti. Halihazırda ‘bazı diplomatik temaslar’ bulunduğunu, ancak taraflar arasındaki uçurumun genişliğini koruduğunu ve barış için gerekli belirleyici uzlaşıların henüz sağlanmadığını belirtti.

Dünya’dan uzak

Rusya’nın savaşı sona erdirmeye yönelik hedeflerine ilişkin olarak Hardie, Trump yönetiminin Ukrayna’nın Donbas bölgesinin geri kalan kısımlarından vazgeçmesi gerektiği görüşünde olduğunu; bunun savaşın sona ermesine imkân tanıyacağı ve ABD ile Rusya arasında ekonomik iş birliğinin yeniden başlamasının önünü açacağı varsayımının benimsendiğini aktardı. Ancak Hardie, bu değerlendirmenin isabetli olmadığını belirterek, ‘Putin’in on yıllardır Ukrayna üzerinde yeniden hakimiyet kurmaya odaklandığını’ ve ülkeyi Rus nüfuz alanına geri döndürmeyi amaçladığını ifade etti. Ona göre hedef, Ukrayna’yı Batı yönelimli bağımsız bir devletten ziyade Belarus’a daha yakın bir konuma getirmek. Bu nedenle Rusya’nın taleplerinin ‘toprak meselesinin çok ötesine geçtiğini’ vurguladı.

erfref
Amerikan araştırma kuruluşu Demokrasileri Savunma Vakfı (FDD) bünyesindeki Rusya Programı Direktör Yardımcısı John Hardie (Şarku’l Avsat)

Bu değerlendirmeye katılan Courtney, Rusya’nın “Rus İmparatorluğu’nun son dönemlerinden Sovyetler Birliği yıllarına kadar ABD’yi her zaman başlıca jeopolitik rakibi olarak gördüğünü; Avrupa’yı ise hiçbir zaman benzer stratejik önemde değerlendirmediğini” söyledi. Bu çerçevede Moskova’nın doğrudan Donald Trump ile müzakereye hazır göründüğünü ve işgal altındaki topraklar üzerindeki kontrolünün tanınması ile Donbas’ın geri kalanında hakimiyetini güçlendirme talepleri dahil olmak üzere azami taleplerini yinelemeyi sürdürdüğünü belirtti.

Askerî açıdan ise Courtney, sahadaki durumun ‘büyük ölçüde bir çıkmaz’ niteliği taşıdığını ifade ederek, ağır kayıplara rağmen Rus kuvvetlerinin Doğu Ukrayna’da ‘kayda değer bir ilerleme sağlayamadığını’ dile getirdi. Buna karşılık insansız hava araçları (İHA) savaşındaki gelişmelerin, Ukrayna tarafındaki insan kayıplarını azaltmaya katkı sağladığını kaydetti.

“Görüşmeler de benzer şekilde tıkanmış görünüyor” diyen Courtney, Rus yetkililerin (aralarında Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov’un da bulunduğu isimlerin) açıklamalarına atıfla, ‘ABD’li ve Ukraynalı bazı liderlerin zaman zaman dile getirdiği iyimser beyanlara rağmen tarafların hâlâ bir anlaşmaya varmaktan uzak olduğunu’ belirttiğini aktardı.

Çin ile ortaklık

Pekin’in Moskova’ya verdiği destekle ilgili bir soruya yanıt veren Courtney, ‘Çin’in Rusya’ya destek sağladığını; ancak bunun ölümcül silahlar şeklinde değil, teknoloji ve çift kullanımlı mallar tedariki yoluyla gerçekleştiğini’ belirtti.

Bununla birlikte Çin’in son dört yılda ‘nispeten temkinli bir tutum’ sergilediğini ifade eden Courtney, Putin’in Eylül 2022’de nükleer silah kullanma ihtimaline imada bulunmasının ardından, Çin Devlet Başkanı Şi Cinping’in nükleer silah kullanımına karşı defalarca uyarıda bulunduğunu hatırlattı. Dolayısıyla, Çin’in Rusya’ya ekonomik ve teknolojik alanlarda verdiği destek önemli olmakla birlikte askerî açıdan belirleyici olmadı ve koşulsuz bir siyasî desteğe de dönüşmedi. Oysa 2022’de Rusya’nın Ukrayna’ya yönelik kapsamlı işgalinden hemen önce Pekin ile Moskova ‘sınırsız ortaklık’ ilan etmişti. Ancak Courtney’nin ifadesiyle, ‘pratikte açık sınırlar vardı.’ Çin, en önemli ekonomik ilişkilerini Avrupa, ABD ve daha geniş küresel ekonomiyle riske atmaktan kaçınma çabası çerçevesinde Moskova’ya karşı ‘stratejik mesafeyi’ korudu.

Öte yandan Hardie, ‘Çin’in bu savaşta Rusya’nın en önemli ortağı olduğunu’ belirterek, Pekin’in büyük miktarlarda Rus petrolü satın alarak ve ikili ticareti genişleterek ekonomik destek sunduğunu vurguladı. Ayrıca Çin’in, mikroelektronikler, bilgisayar destekli sayısal kontrol makineleri (CNC) ve diğer çift kullanımlı teknolojiler gibi temel girdilerin aktarılmasında bir ‘kanal’ işlevi gördüğünü; bunun da Rus savunma sanayi tabanını desteklediğini ifade etti.

Hardie, ‘Ukrayna’daki savaşın ABD açısından Çin meydan okumasından tamamen ayrı olmadığını’ vurguladı. ABD’nin Rusya’nın Ukrayna üzerinde kontrol kurmasına izin vermesi halinde bunun ‘başka cephelerdeki caydırıcılığı zayıflatabileceğini; buna Çin’in Tayvan’a yönelik olası bir hamlesinin de dahil olduğunu’ belirtti. ABD içinde bazı çevrelerin Washington’un Ukrayna’ya desteğini azaltarak yalnızca Çin’i caydırmaya odaklanması gerektiğini savunduğunu kaydeden Hardie, Hint-Pasifik bölgesinde Çin nüfuzuna en açık ülkelerin ise ters yönde bir argüman ileri sürdüğünü ifade etti. Bu ülkelere göre Ukrayna’nın savunulması, daha geniş ölçekte caydırıcılığın güvenilirliğini güçlendiriyor.

Aynı bağlamda Courtney, Rus stratejistlerin ‘güç dengesi’ olarak adlandırdığı kavramın, Moskova’nın Avrupa ile ilişkilerinde aleyhine işlediğini söyledi. Ekonomik açıdan Rusya’nın Avrupa için önemi azalmış durumda; askerî bakımdan ise savaş bir çıkmaza girmiş bulunuyor. Courtney, ‘Rusya’nın bu eğilimleri belirleyici biçimde tersine çevirebileceğine dair kayda değer bir kanıt olmadığını’ vurguladı.

Courtney ayrıca, Rusya’nın Ukrayna’daki savaşını, 1979-1989 yılları arasındaki Sovyet-Afgan savaşıyla karşılaştırdı. O dönemde ‘mücahitler’, Sovyet kuvvetlerini ezici bir yenilgiye uğratamamış olsa da, Moskova’nın zafer elde etmesini engelleyecek ölçüde güçlüydü.

sdcs
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, 22 Ocak’ta ABD’nin Ortadoğu Özel Temsilcisi Steve Witkoff ve ABD Başkanı Donald Trump’ın damadı Jared Kushner’ı kabul etti. (EPA)

Sonuç olarak söz konusu çatışmada (Sovyet-Afgan savaşı) iki önemli gelişme öne çıkmıştı. İlki, savaşın ortasında yönetimde bir değişiklik yaşanması; Mihail Gorbaçov iktidara gelerek Sovyet askeri yükümlülüklerini hafifletmeye ve ekonomik nedenlerle Batı ile ilişkileri iyileştirmeye çalıştı. Bunun sonucunda Kremlin, savaşı süresiz olarak sürdürme konusunda tam bağlılık göstermemeye başladı. İkincisi ise, mücahitlerin Sovyet kuvvetlerini on yıl boyunca kademeli olarak yıpratmasıydı. Mücahitler Sovyetler Birliği’ni ezici biçimde yenemese de savaşı hem politik hem ekonomik hem de askerî açıdan son derece maliyetli hale getirerek Moskova’yı sonunda geri çekilmeye zorladı.

Courtney, Ukrayna’daki mevcut savaşın ilk yıllarında Rusya’nın hızlı bir zafer beklediğini, ancak şiddetli bir direnişle karşılaştığını hatırlattı. Courtney, “Görünüşe göre Moskova, Kiev’i kendi azami taleplerini kabul etmeye zorlayamıyor. Öte yandan Ukrayna da Rusya’yı ateşkes imzalamaya zorlayacak güçte değil. Sonuç, yıpratıcı bir savaş” değerlendirmesinde bulundu.

sxdcsc
Çin Devlet Başkanı Şi Cinping, Çin Devrimi’nin zaferinin 80. yıldönümünde Pekin’de Putin ile bir araya geldi, 3 Eylül 2025. (EPA)

Hardie, tarihî ölçütlere göre değerlendirdiğinde, ‘Ukrayna’nın Rusya’nın kara kazanımlarını yüksek insan ve donanım maliyetiyle kademeli olarak sınırlamaya devam etmesi, savunma hatlarını güçlendirmesi ve egemenliğini koruması halinde, bu savaşın Rusya açısından stratejik bir başarısızlık olarak kabul edilmesinin muhtemel olduğunu’ belirtti. Bununla birlikte Hardie, ‘temkinli olunması gerektiğini’ vurguladı. Zira Rusya bu savaşı sona erdirip yeniden silahlanma ve yeniden yapılanma sürecine girerse, ardından belki daha iyi hazırlanmış ve başarılı bir başka işgale girişirse, tarihî değerlendirmeler önemli ölçüde değişebilir. Ayrıca Hardie, mevcut savaşın sona ermesinin, ‘daha geniş stratejik meydan okumanın kesin olarak son bulacağı anlamına gelmediğini’ de hatırlattı.

Kore Savaşı senaryosu

Ukrayna’daki savaşın farklı doğası nedeniyle Courtney, Afganistan’da Kremlin’deki değişim ve son Sovyet lideri Mihail Gorbaçov’un iktidara gelişine ilişkin olasılıkları temel alan bir tahminde bulunmaktan kaçındı. Ancak başka bir karşılaştırmayı Kore Savaşı üzerinden yaptı; Güney Kore’nin tek başına Kuzey Kore’yi ateşkesi kabul etmeye zorlamaya gücünün yetmediğini, fakat ABD müdahalesiyle ‘güç dengesinin değiştiğini ve sonucunda yetmiş yılı aşkın bir ateşkesin sağlandığını’ hatırlattı. Courtney, Batı’nın böyle bir dengeyi oluşturmak için müdahale edip etmeyeceğinin belirsiz olduğunu belirtti. Güncel değişkenler -Rusya’daki iç politika, Batı’nın birliği, sahadaki askerî gelişmeler ve gelecekteki ABD liderliği- dikkate alındığında, tek bir belirleyici sonucun öngörülmesinin imkânsız olduğunu; savaşın gidişatının hâlâ alınmamış politik kararlar tarafından belirleneceğini vurguladı.

Hardie, savaşın “Belki de sonunun başındayız” düşüncesini ifade etmekle birlikte, bunun ‘önümüzdeki birkaç ay içinde yakın bir barış anlaşması olacağı’ anlamına gelmediğini belirtti. Hardie’ye göre, başlıca engel, Vladimir Putin’in ‘katı talepleri’. Putin yalnızca Rusya’nın tamamen kontrol edemediği toprakların resmî olarak tanınmasını değil, aynı zamanda daha geniş bir dizi siyasî tavizi de hedefliyor.

Hardie, savaşın nasıl sona ereceğine dair değerlendirmesinde, “Nihayetinde Rusya’nın taleplerini gerçeklerle daha uyumlu hale getirmesi gerekecek” görüşünü dile getirdi. Öte yandan Ukrayna’nın şu anda ‘kaybedilmiş bir barışı kabul edecek anlamlı bir motivasyona sahip olmadığını’ vurguladı.


Devrim Muhafızları, İran'ın güney kıyılarında tatbikatlar yapıyor

İran devlet televizyonunun yayınladığı görüntülerde ülkenin güneyinde gerçekleştirilen ortak askeri tatbikatlar gösteriliyor.
İran devlet televizyonunun yayınladığı görüntülerde ülkenin güneyinde gerçekleştirilen ortak askeri tatbikatlar gösteriliyor.
TT

Devrim Muhafızları, İran'ın güney kıyılarında tatbikatlar yapıyor

İran devlet televizyonunun yayınladığı görüntülerde ülkenin güneyinde gerçekleştirilen ortak askeri tatbikatlar gösteriliyor.
İran devlet televizyonunun yayınladığı görüntülerde ülkenin güneyinde gerçekleştirilen ortak askeri tatbikatlar gösteriliyor.

İran Devrim Muhafızları’na bağlı kara kuvvetleri, ABD’nin İran’a yönelik hava saldırısı ihtimalini değerlendirdiği bir dönemde, ülkenin güney kıyılarında askeri tatbikatlar gerçekleştirdi.

İran medyasında yer alan haberlere göre tatbikat, güney bölgeleri ve Basra Körfezi’ndeki adalarda icra edildi. Operasyon bölgesinde bulunan farklı sınıf ve birliklerin katıldığı tatbikatta yeni taktikler ve modern teknolojiler kullanıldı. Devrim Muhafızları’na bağlı “Sepah News”, tatbikat kapsamında yaklaşan hedeflere karşı kıyıdan denize doğru topçu atışları yapıldığını, yakın mesafeli mühimmat kullanıldığını ve belirlenmiş düşman mevzilerine yoğun bombardıman gerçekleştirildiğini bildirdi.

Füze birliklerinin belirlenen hedeflere atış yaptığı ve Devrim Muhafızları Kara Kuvvetleri envanterine yeni giren bir füze sisteminin kullanıldığı bildirildi. Devlet haber ajansı ISNA, söz konusu sistemin farklı bir navigasyon altyapısına sahip olduğunu, yüksek isabet oranı ve düşmanın tahkimat ve siperlerini imha edebilen güçlendirilmiş bir savaş başlığı taşıdığını belirtti.

İran Savunma Bakanı Aziz Nasırzade bugün yaptığı açıklamada, İran’ın savaş arayışında olmadığını ancak herhangi bir çatışmanın dayatılması durumunda güçlü bir şekilde karşılık vereceğini söyledi. Ermenistanlı mevkidaşıyla görüşmesinde konuşan Nasırzade, Tahran’ın bölgenin jeopolitik yapısına yönelik herhangi bir müdahaleye ya da dengelerin değiştirilmesine karşı olduğunu belirterek, İran’ın “çatışma aramadığını” ancak “saldırıya uğraması halinde düşmanlarına unutamayacakları bir ders vereceğini” ifade etti.

Öte yandan ABD’nin en büyük uçak gemisi olan USS Gerald R. Ford, Doğu Akdeniz’deki askeri yığınak kapsamında Girit Adası’ndaki Suda Körfezi Deniz Destek Tesisi’ne ulaştı. Şarku'l Avsat'ın AFP'den aktardığına göre gemi adaya dün demirledi.

Suda Körfezi tesisinde aktif görevdeki askerler, sivil personel, sözleşmeli çalışanlar ve personelin aile fertleriyle birlikte yaklaşık bin kişi bulunuyor.

Geçen yıl İran’a yönelik saldırı emri veren ABD Başkanı Donald Trump, Tahran’ın nükleer programına ilişkin yeni bir anlaşmaya varılmaması halinde askeri seçeneğe başvurabileceği tehdidini yineledi. Batı ülkeleri, İran’ın nükleer programının nükleer silah geliştirmeye yönelik olmasından endişe ediyor.

ABD’nin Ortadoğu’da, aralarında USS Abraham Lincoln uçak gemisinin de bulunduğu 12’den fazla deniz unsuru konuşlandırdığı; bunlar arasında dokuz muhrip ve üç kıyı muharebe gemisinin yer aldığı belirtildi.

Bölgede aynı anda ABD’nin iki uçak gemisinin bulunması ender görülen bir durum olduğu ve her geminin onlarca savaş uçağı taşıdığı ve binlerce denizciye ev sahipliği yaptığı kaydedildi.

Trump, perşembe günü yaptığı açıklamada, İran’a karşı güç kullanımı konusunda karar vermek için kendisine “10 ila 15 gün” arasında bir süre tanıdığını söyledi. Pazartesi günü ise ABD Genelkurmay Başkanı’nın kapsamlı bir askeri müdahalenin riskleri konusunda kendisini uyardığına dair haberleri yalanladı.

Trump, Truth Social platformundaki paylaşımında, Genelkurmay Başkanı Orgeneral Dan Caine’in “hepimiz gibi savaş istemediğini”, ancak İran’a karşı askeri bir adım atılması yönünde karar alınması halinde bunun “kolaylıkla kazanılabilecek” bir adım olacağı görüşünde olduğunu ifade etti.

İran devlet medyası ise ülkenin orta kesimindeki İsfahan eyaletine bağlı Humeynişehr kentinde bir askeri helikopterin bugün bir meyve pazarına düştüğünü bildirdi. Kazada pilot ve yardımcısı ile iki pazar esnafı hayatını kaybetti. Resmi haber ajansı IRNA, olayın “teknik arıza” kaynaklı olduğunu ve çıkan yangının acil durum ekiplerince söndürüldüğünü duyurdu.

İran’da, eskiyen hava filosu ve yaptırımlar nedeniyle yedek parça temininde yaşanan zorluklar sebebiyle zaman zaman hava kazaları yaşanıyor. Geçen hafta da Hemedan eyaletinde gece eğitimi sırasında düşen bir F-4 savaş uçağında pilotlardan biri hayatını kaybetmişti.


İran hükümeti: Herhangi bir yanlış hesaplamayı önlemek için tüm caydırıcı araçları kullanacağız

ABD uçak gemisi USS Gerald Ford, Akdeniz'deki Yunan adası Girit'te mola verdi (AFP)
ABD uçak gemisi USS Gerald Ford, Akdeniz'deki Yunan adası Girit'te mola verdi (AFP)
TT

İran hükümeti: Herhangi bir yanlış hesaplamayı önlemek için tüm caydırıcı araçları kullanacağız

ABD uçak gemisi USS Gerald Ford, Akdeniz'deki Yunan adası Girit'te mola verdi (AFP)
ABD uçak gemisi USS Gerald Ford, Akdeniz'deki Yunan adası Girit'te mola verdi (AFP)

İran hükümeti bugün yaptığı açıklamada, savaşa kıyasla diplomasiyi tercih ettiğini, ancak her iki seçeneğe de hazır olduğunu ve herhangi bir yanlış hesaplamayı önlemek için tüm caydırıcılık araçlarını kullanacağını vurguladı.

İran Hükümet Sözcüsü Fatma Muhacerani, üniversite öğrencilerinin protesto hakkına sahip olduğunu, ancak ‘kırmızı çizgileri’ aşmamaları gerektiğini belirtti. Bu açıklama, hafta sonundan bu yana İran üniversitelerinde yeniden alevlenen protestolara ilişkin ilk resmî tepki oldu.

Muhacerani, “Kutsallar ve bayrak, öfkenin en yoğun anlarında dahi aşmamamız ya da sapmamamız gereken kırmızı çizgilerin iki örneğidir” ifadesini kullandı.

Görgü tanıkları ve internette paylaşılan videolara göre öğrenciler, İran’ın başkenti genelindeki üniversitelerde hükümet karşıtı protestolar düzenledi. Bu gelişme, ABD güçlerinin bölgede olası saldırılar için konuşlandırıldığı bir dönemde, yeni bir huzursuzluk işareti olarak değerlendirildi.

ABD’nin, Tahran’ın nükleer programı konusunda İranlı yetkililerle yeni bir müzakere turunu önümüzdeki perşembe günü Cenevre’de gerçekleştirmesi planlanıyor.

Umman Dışişleri Bakanı Bedr bin Hamed el-Busaidi X platformunda yaptığı paylaşımda, “ABD ile İran arasındaki müzakereler perşembe günü Cenevre’de yapılacak olup, bir anlaşmaya varmak amacıyla ilave bir adım atma yönünde olumlu bir niyet bulunmaktadır” ifadesini kullandı.

Görüşmeler, ABD Başkanı Donald Trump’ın Tahran’daki yönetime karşı askeri bir saldırı başlatabileceğine dair artan endişelerin gölgesinde yürütülüyor.

Trump dün, Genelkurmay Başkanı’nın İran’a yönelik büyük çaplı bir operasyonun riskleri konusunda uyarıda bulunduğuna ilişkin haberleri yalanlayarak, Washington’un herhangi bir çatışmada Tahran’ı ‘kolaylıkla’ yenilgiye uğratabileceğini vurguladı.

fevfr
Tahran’daki ez-Zehra Üniversitesi önünde hükümet karşıtı bir yürüyüş için toplanan kız öğrencileri gösteren videodan alınan ekran görüntüsü (AFP)

Amerikan medyasında yer alan haberlerde, Genelkurmay Başkanı Orgeneral Dan Caine’in, İran’a yönelik olası saldırıların çatışmanın uzaması da dahil olmak üzere çeşitli riskler barındırdığı konusunda uyarıda bulunduğu belirtilmişti. Ancak Trump, sahibi olduğu Truth Social platformundaki paylaşımında, Caine’in ‘İran’a karşı savaşa girilmesine karşı çıktığı’ yönündeki iddiaların ‘yüzde yüz yanlış’ olduğunu ifade etti.

Şarku’l Avsat’ın Axios internet sitesinden aktardığına göre, ABD’nin Ortadoğu Özel Temsilcisi Steve Witkoff ile Trump’ın damadı Jared Kushner, başkanı şu aşamada İran’a yönelik saldırı düzenlememesi ve diplomatik çabalara alan tanıması yönünde teşvik ediyor.

Ancak ABD Başkanı Donald Trump, Amerikan medyasını kasıtlı olarak ‘yanlış’ haberler yapmakla suçladı.

Trump, “Kararı veren benim. Bir anlaşmaya varmayı tercih ederim; ancak bir anlaşma yapamazsak, bu o ülke için çok kötü, halkı için ise son derece talihsiz bir gün olur” ifadelerini kullandı.

Trump, devam eden görüşmelerin ilk başkanlık döneminde 2018 yılında çekildiği nükleer anlaşmanın yerine geçecek bir düzenlemeyle sonuçlanmaması halinde, Tahran’a karşı ilave askerî adımlar atmakla da defalarca tehdit etmişti.

Washington yönetimi Ortadoğu’ya büyük bir askerî güç konuşlandırdı; bölgeye iki uçak gemisi, ondan fazla savaş gemisi ile çok sayıda savaş uçağı ve askerî teçhizat sevk edildi.