Batı Şeria'nın ‘sessizce’ İsrail'e ilhakının önünü açan idari uygulamalar

Smotrich, Batı Şeria’nın yönetim yetkilerini İsrail Savunma Bakanı'na bağlı Sivil İdare'den alınıp alt kadrolara verileceğini ve Savunma Bakanlığı'nda 26 üyeli hukuk danışmanlığı birimi oluşturulacağını açıkladı

Filistin Başbakanı Muhammed Mustafa’nın el-Halil şehrinin güneyindeki Masafer Yatta bölgesini ziyaretinden bir kare (WAFA)
Filistin Başbakanı Muhammed Mustafa’nın el-Halil şehrinin güneyindeki Masafer Yatta bölgesini ziyaretinden bir kare (WAFA)
TT

Batı Şeria'nın ‘sessizce’ İsrail'e ilhakının önünü açan idari uygulamalar

Filistin Başbakanı Muhammed Mustafa’nın el-Halil şehrinin güneyindeki Masafer Yatta bölgesini ziyaretinden bir kare (WAFA)
Filistin Başbakanı Muhammed Mustafa’nın el-Halil şehrinin güneyindeki Masafer Yatta bölgesini ziyaretinden bir kare (WAFA)

Halil Musa

İsrail Maliye Bakanı Bezalel Smotrich, Batı Şeria'nın fiilen İsrail'e ilhak edilmesinin önünü açan bazı idari uygulamaları duyurdu. Filistinliler "kararlılıklarının ve fedakarlıklarının tüm Yahudileştirme ve sömürgeleştirme projelerini başarısızlığa uğratacağını" söyleyerek bu uygulamalara karşı çıktılar.

Kalkaliye yakınlarındaki bir İsrail yerleşim biriminde partisinin üyeleriyle bir araya gelen Smotrich, Batı Şeria’nın İsrail’e ilhakına giden adımları açıkladı. Ancak bu adımlara dair resmi bir duyuru yapılmazken İsrail tarafından herhangi bir yasa da çıkarılmadı.

Söz konusu uygulamalar arasında, Batı Şeria'da yönetimin yetkilerini İsrail Savunma Bakanı'na bağlı Sivil İdare'den alınarak Smotrich'e bağlı sivil yetkililere verilmesi ve yerleşimcilere İsrail yasalarının uygulanması yer alıyor.

Smotrich, ‘İsrail Başbakanı Benjamin Netanyahu tarafından desteklendiğini’ söylediği politikasının genel amacının bir Filistin devletinin kurulmasını engellemek olduğunu belirterek, “Bu topraklara yerleşmek, onu inşa etmek ve bölünmesini önlemek için geldik” ifadelerini kullandı.

Smotrich’e göre bu politika ‘uzun soluklu yapısal değişiklikler’ öngörüyor.

Dini Siyonizm Partisi'nin lideri Smotrich, 9 Mart'ta parti içi düzenlenen bir kongrede yaptığı konuşmada ‘Sivil İdare’nin lağvedilmesi sürecinin sona erdiğini ve Savunma Bakanlığı bünyesinde yeni bir yapı oluşturulduğunu’ söylemişti.

Smotrich'in ofisinden dün yapılan açıklamada, “Gazze Şeridi’nden başlatılan 7 Ekim 2023 katliamı, İsrail bir bölgeden çekildiğinde boşluğu terörizmin doldurduğunu kanıtladı” denildi.

Yüksek sesle

İsrail merkezli Peace Now örgütü, ‘Batı Şeria'nın ilhakını aktif olarak takip ettiklerini’ belirterek Smotrich'in ‘Netanyahu'nun saklamaya çalıştıklarını yüksek sesle söylediğini’ vurguladı.

Peace Now, İsrail'in ‘Batı Şeria’nın yönetim yetkilerini ordudan alıp sivil bir oluşuma devrederek uluslararası hukuku açıkça ihlal ettiğini’ kaydetti.

Peace Now’a göre yasadışı ilhak, şu an resmi olarak Filistinliler için ve İsrailli yerleşimciler için iki yasal sistemin işlediğini gösteriyor.

İsrailli bakanın konuşması sızdı

The New York Times (NYT) gazetesinin haberine göre Smotrich, sızdırılan konuşmasında Batı Şeria üzerinde İsrail'in sivil kontrolünü dayatmaya yönelik hükümet planını ifşa etti. Smotrich, 9 Haziran’da Batı Şeria’da partisinin düzenlediği toplantıda, İsrail hükümetinin, yasadışı İsrailli yerleşimcilere Batı Şeria’nın yönetilme şeklini değiştirmek ve resmi olarak ilhak ile suçlanmadan bölgedeki kontrolünü sağlamlaştırmak için gizli çabalar içinde olduğunu söyledi.

Smotrich, ses kaydının sızmasının ardından ‘planın sırlarını ifşa etmediğini, ne yaptığının açık olduğunu’ söylediği bir açıklama yaptı.

‘İsrail’e karşı bir Filistin devleti kurulması tehdidini engellemek için tüm gücüyle mücadele edeceği’ sözünü veren Smotrich, yetkileri sayesinde yerleşim yerlerini geliştirmeye ve güvenliği güçlendirmeye devam edeceğini kaydetti.

Smotrich, İsraillilerin ezici çoğunluğunun Batı Şeria'da bir Filistin devletinin kurulmasının İsrail’in bekasını tehlikeye atacağının farkında olduğunu öne sürdü.

Smotrich, yaklaşık bir ay önce Hillel Roth'u Sivil İdare'nin Başkan Yardımcısı olarak atamış, ona yerleşim yerleri inşa etme ve Filistinlilerin topraklarına el koyma yetkisi vermişti.

Smotrich'e göre Roth, emirleri imzalama, Yüksek Planlama Komitesi’ni toplamaya, devlet arazisi ilan etme, yol kamulaştırmalarını imzalama gibi tüm yetkiye sahip olacak.

Geniş kapsamlı yetkiler

Şarku’l Avsat’ın Times of Israel'den aktardığı habere göre göreve atanan Roth, aynı zamanda Savunma Bakanlığı'nda Smotrich için çalışıyor ve Batı Şeria üzerinde geniş yetkilere sahip.

Smotrich, bu adımın esasen Batı Şeria'daki sivil işlerle ilgili yetkilerin büyük bir kısmını Savunma Bakanlığı dışında faaliyet gösteren bir sivilin eline vermeyi amaçladığını da sözlerine ekledi.

İsrail Savunma Bakanlığı'ndan bir yetkili, hukuki konularla ilgili yaptığı açıklamada, tüm yerleşim birimleri ve arazi konularının Askeri Hukuk Danışmanlığı’ndan İsrail Savunma Bakanlığı'na devredileceğini söyledi.

Smotrich, İsrail Savunma Bakanlığı'nda 26 üyeli hukuk danışmanlığı birimi oluşturulacağını belirterek askeri hukuk danışmanı askeri özelliklere sahipken, Savunma Bakanlığı'ndaki hukuk danışmanlığı departmanının tamamen farklı bir görevi olduğunu kaydetti.

İsrailli bakan İsrail Savunma Bakanlığı'nda oluşturulması planlanan birime atıfla ‘ayrı bir sivil sistem kurulduğunu ve Savunma Bakanlığı bünyesinde olduğunu’ açıkladı.

Smotrich'in politikasının pratiğe geçirilmesinin bir işareti olarak Yerleşim Birimleri İdaresi, 63 yerleşim karakolunu yasallaştırmak amacıyla bir liste üzerinde çalışmaya başladı. Maliye Bakanı görevini yürüten Smotrich, bunun için gerekli bütçenin ayrıldığını belirtti.

Tarımsal yerleşim

Arazi korumanın en etkili yönetimi olarak tarımsal yerleşimden bahseden Smotrich, “Bir çiftçi ve bin inek alıyorsunuz ve 40 bin dönüm sizi koruyor. Yakında bu çiftliklerin yasallaştırılması için bir model oluşturacağız” diye konuştu.

Smotrich'e göre bu modelin uygulanması, hükümetin altyapıya yatırım yapmasının, su, elektrik ve yol sağlamasının önünü açacak ve bu büyük bir strateji.

Önümüzdeki beş yıl içinde Batı Şeria'daki yerleşim birimlerine giden ve bu yerleşim birimlerini İsrail’e bağlayan yolların geliştirilmesi için yaklaşık 2 milyar dolar tahsis eden Maliye Bakanı bu planın bir milyondan fazla İsrailliyi çekmeyi hedeflediğini belirtti.

Smotrich, yol ağının Batı Şeria’daki yerleşim birimlerinin İsrail şehirlerine bağlanmalarını hızlandırmayı amaçladığını söyledi.

Buna karşın Smotrich, özellikle Batı Şeria'nın yüzde 60'ını kapsayan C Bölgesi'nde Filistinlilere ait evlerin yıkım çalışmalarına hız verdi.

Özel birim

İsrail Maliye Bakanı, Savunma Bakanı Yoav Gallant ile bu konuda yeni bir mekanizma ve Filistinlilerin ‘kaçak’ olduğu öne sürülen evlerinin yıkımını gerçekleştirmek üzere İsrail ordusunda özel bir birimin kurulması üzerinde çalışıyor.

Smotrich, bu çabaları ‘jeopolitik, stratejik ve güvenlik’ meselesi olarak tanımladı.

Öte yandan Filistin Başbakanı Muhammed Mustafa, ‘Filistinlilerin topraklarında kalmaktaki kararlılıklarının ve fedakârlıklarının tüm Yahudileştirme ve yerleşim birimi inşa etme projelerini başarısızlığa uğratacağını’ vurguladı.

Batı Şeria’nın el-Halil şehrinin güneyindeki Masafer Yatta bölgesinde Filistinlileri ziyaret eden Mustafa burada yaptığı açıklamada " Bugün Masafer Yatta'da olmamız Smotrich ve diğerlerine verilecek en iyi cevaptır” dedi.

Filistin Başbakanı, sözlerini şöyle sürdürdü:

Smotrich'in bir programı varsa bizim de bir programımız var. O halkımızı buradan çıkarmak istiyor, bizse burayı istikrara kavuşturmak için çalışıyoruz. Yahudi devletinin sınırlarını nehirden denize kadar genişletmek istiyor, ama biz ona bunun olmayacağını söylüyoruz.

Yaşananlar ‘irade ve beka mücadelesinin bir başka tezahürü’ olarak nitelendiren Başbakan Mustafa, işgalci İsrail’in amacının halkımızı kontrol etmek ve ortadan kaldırmak olduğunu da sözlerine ekledi.

Filistin Başbakanı, İsrail’in projesi karşısında kararlılığın, amaç birliğinin, araçlara odaklanmanın ve işgalci İsrail’in yükümlülüğünü artırmanın yanı sıra makul düzeyde kendine güven, azim ve sıkı çalışmanın başarıya götüren en iyi yol olduğunu da sözlerine ekledi.

“Büyük İsrail”

İsrail uzmanı Muhammed Helse, Smotrich'in sızdırılan açıklamalarının, İsrail hükümetinin Filistin varlığını ortadan kaldırmaya ve Batı Şeria'yı ilhak etmeye yönelik uygulamaları ve hamleleriyle her gün pratiğe döküldüğünü söyledi.

Helse, Smotrich'in lideri olduğu Dini Siyonizm Partisi’nin tüzüğünün, merkezinde Batı Şeria'nın olduğu Büyük İsrail'in kurulması çağrısında bulunduğunu belirtti.

Smotrich'in Netanyahu'nun söz konusu uygulamaları desteklediğini söylemesini değerlendiren Helse, Netanyahu'nun hükümetteki taraflar arasında Batı Şeria'da kalma konusundaki görüş birliği çerçevesinde aşırı sağı yatıştırmaya çalıştığını ifade etti.

Helse, sözlerine şöyle devam etti:

“Netanyahu, Gazze Şeridi’ndeki savaşın sona ermesinin ardından Batı Şeria’yı ve buradaki Filistin varlığını tehdit etmesine rağmen aşırı sağa özgürlük tanıyacak gibi görünüyor” dedi.

Helse, İsrail sağının ‘Batı Şeria'daki eylemleri yasallaştırmak ve burayı resmen ve yasal olarak İsrail'e katmak için Knesset'te (İsrail parlamentosu) bir yasa tasarısı sunulduğunda bir karar anına gelmiş olacağını’ da sözlerine ekledi.

Netanyahu'nun desteği

İsrail uzmanı İsmet Mansur ise Smotrich'in eylemlerinin ‘Netanyahu hükümeti değişse ya da görevden ayrılsa bile geri alınması zor olacak büyük bir değişim teşkil ettiğini ve bir oldu-bitti dayattığını’ söyledi.

Bu önlemlerin Smotrich'in Batı Şeria'daki Filistin varlığını zayıflatma ve Filistin Yönetimi'nin altını oyma programıyla uyumlu olduğunu söyledi.

Smotrich'in açıklamasında şaşırtıcı olanın Netanyahu'nun bu uygulamaları ve ‘sessiz’ ilhakı desteklediğini beyan etmesi olduğunu söyleyen Mansur, İsrail’in ‘ABD ve dünyanın geri kalanının tepkisini çekmeden Batı Şeria'yı sessizce ve fiili bir şekilde ilhak etmeye çalıştığı’ yorumunda bulundu.



İran'ın Tel Aviv'e düzenlediği füze saldırısında 6 kişi yaralandı

İran'ın füze saldırısında İsrail'in merkezindeki bir bina hasar gördü (Reuters)
İran'ın füze saldırısında İsrail'in merkezindeki bir bina hasar gördü (Reuters)
TT

İran'ın Tel Aviv'e düzenlediği füze saldırısında 6 kişi yaralandı

İran'ın füze saldırısında İsrail'in merkezindeki bir bina hasar gördü (Reuters)
İran'ın füze saldırısında İsrail'in merkezindeki bir bina hasar gördü (Reuters)

İsrail'in Magen David Adom (MDA) acil sağlık hizmetlerine göre, İran'ın Tel Aviv'e düzenlediği füze saldırısında altı kişi hafif yaralandı.

Şarku’l Avsat’ın Times of Israel’den aktardığına göre son İran füze saldırısının ardından Tel Aviv'in merkezine şarapnel parçaları düştü ve birçok bina ve araç hasar gördü.

Acil durum ekipleri, İran füze saldırısının olduğu bölgede çalışıyor (Reuters)

İsrail ordusu bugün erken saatlerde İran'dan İsrail'e roket atıldığını tespit ettiğini ve bunları önlemeye çalıştığını açıklamıştı.

Resmi televizyonun bildirdiğine göre İran, bugün İsrail'e yeni bir roket saldırısı düzenlediğini duyurdu; kısa bir süre sonra ise “İran roketlerinin İsrail'in füze savunma sistemlerini birkaç kez aştığı” ifade edildi.

İsrail ordusundan yapılan açıklamada, hasar ihbarları üzerine arama kurtarma ekiplerinin İsrail'in güneyindeki çeşitli noktalara doğru yola çıktığı belirtildi.

İsrail ambulans servisi ise kuzey İsrail'deki hasar görmüş bir binanın videosunu yayınlayarak, olay sonucunda herhangi bir can kaybı olmadığını duyurdu.


İran’ın askeri gücündeki gerileme, Körfez üzerindeki tehdidi ortadan kaldırmıyor

14 Mart 2026 tarihinde el-Fuceyre’deki bir petrol tesisinden yükselen dumanlar (AP)
14 Mart 2026 tarihinde el-Fuceyre’deki bir petrol tesisinden yükselen dumanlar (AP)
TT

İran’ın askeri gücündeki gerileme, Körfez üzerindeki tehdidi ortadan kaldırmıyor

14 Mart 2026 tarihinde el-Fuceyre’deki bir petrol tesisinden yükselen dumanlar (AP)
14 Mart 2026 tarihinde el-Fuceyre’deki bir petrol tesisinden yükselen dumanlar (AP)

Körfez İşbirliği Konseyi (KİK) ülkeleri, ABD-İsrail ile İran arasında patlak veren savaşın başlangıcından bu yana, balistik füzeler ve insansız hava araçlarıyla (İHA) düzenlenen 5 binden fazla İran saldırısına maruz kaldı. Söz konusu saldırıların, ağırlıklı olarak sivil ve kritik altyapı tesislerini hedef aldığı belirtildi.

Körfez Araştırma Merkezi (GRC) tarafından bugün yayımlanan bir raporda, Körfez ülkelerinin çatışmanın tarafı olmamasına rağmen bu saldırıların gerçekleştiği vurgulandı. Rapora göre, İran’ın bu ülkeleri çatışma alanına çekmeye ve savaşın kapsamını genişletmeye yönelik girişimlerine rağmen, Körfez ülkeleri gerilimi tırmandırmama ve doğrudan çatışmaya dahil olmama politikasını sürdürdü.

İran’dan Körfez’e yönelik 5 bin 61 saldırı

Rapora göre, 28 Şubat ile 24 Mart 2026 tarihleri arasında toplam 5 bin 61 saldırı kaydedildi. Bunların bin 131’i balistik füze, 3 bin 930’u ise İHA saldırısı olarak gerçekleşti. Saldırıların Körfez ülkelerine dağılımına bakıldığında, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) 2 bin 156 saldırıyla en fazla hedef alınan ülke oldu (bin 789 İHA ve 367 füze). Onu 953 saldırıyla Suudi Arabistan (850 İHA ve 103 füze) izledi. Ayrıca Kuveyt 807 saldırıya (542 İHA ve 265 füze), Katar 694 saldırıya (449 İHA ve 249 füze) ve Bahreyn 429 saldırıya (282 İHA ve 147 füze) maruz kaldı. Umman ise tamamı İHA’larla gerçekleştirilen 22 saldırıyla en az etkilenen ülke oldu.

İran’ın gücünün azalması, bölgeye yönelik tehdidini ortadan kaldırmıyor

Raporda, savaşın başlangıcından bu yana İran’ın ABD ve İsrail tarafından 9 binden fazla askeri saldırıya maruz kaldığı, bu saldırılar sonucunda ülkenin özellikle füze, deniz ve İHA kapasitesinin önemli ölçüde tahrip edildiği ve işlevsiz hale getirildiği belirtildi. Ancak rapor, bu durumun Körfez ülkeleri için İran kaynaklı tehdidin sona erdiği anlamına gelmediğini vurguladı.

df fd
İran Devrim Muhafızları Ordusu (DMO) Kara Kuvvetleri Komutanı Muhammed Keremi, İran’ın kuzeybatısındaki sınır bölgelerini denetledi. (Fars Haber Ajansı)

GRC bünyesinde savunma ve güvenlik çalışmaları kıdemli danışmanı olan Abdullah ez-Zayidi, mevcut verilerin İran’ın kalan askeri kapasitesinin yeniden değerlendirilmesini zorunlu kıldığını ifade etti. Ez-Zayidi özellikle İran Devrim Muhafızları Ordusu (DMO) kontrolünde bulunan unsurların önemine dikkat çekti.

Ez-Zayidi, değerlendirmelerin artık İran’ın saldırılar öncesindeki askeri gücünden ziyade, geriye kalan kapasitenin niteliği ve bu kapasitenin Körfez ülkelerine yönelik tehdit oluşturma potansiyeline odaklanması gerektiğini belirtti. Bu kapsamda, balistik füzeler, İHA’lar ve Hürmüz Boğazı’ndaki deniz unsurlarının öne çıktığı ifade edildi.

DMO Deniz Kuvvetleri’nin yetenekleri

Raporda, yoğun askeri kampanyaya rağmen Hürmüz Boğazı’na yönelik İran tehdidinin tamamen ortadan kalkmadığı, ancak önceki döneme kıyasla daha düşük yoğunlukta sürdüğü belirtildi. Şarku’l Avsat’ın GRC’den aktardığı rapora göre DMO, deniz mayınları, sürat tekneleri, İHA’lar ve gemi savar füzeleri gibi asimetrik kapasiteyi elinde tutmaya devam ediyor. Raporda, bu unsurların, dar ve kritik deniz geçişlerinde seyrüseferi aksatmak ve geçiş maliyetlerini artırmak amacıyla tasarlandığı ifade edildi.

Raporda ayrıca, bu kapasitenin asıl riskinin geleneksel deniz hakimiyeti kurmadan da deniz trafiğini sekteye uğratabilme yeteneği olduğu vurgulandı. Söz konusu durumun küresel piyasaları sürekli bir tedirginlik içinde tuttuğu ve tedarik hatlarının güvenliğini sağlamak için ayrılan askeri kaynaklar üzerinde ek baskı oluşturduğu kaydedildi.

Dolaylı tehditler

Raporda, İran’ın tehditlerinin yalnızca geleneksel unsurlarla sınırlı olmadığına dikkat çekilerek, deniz ve deniz altı altyapılarının da hedef alınabileceği belirtildi. Bu kapsamda iletişim kabloları ve kıyıya yakın tesislerin risk altında olduğu vurgulandı. Bu durumun, Hürmüz Boğazı’nın önemine ek bir boyut kazandırdığı ifade edildi. Boğazın yalnızca enerji ve ticaret geçişi açısından değil, aynı zamanda küresel iletişim ağları için de hayati bir koridor olması nedeniyle, olası saldırıların etkisinin çok daha geniş çaplı olabileceği değerlendirildi.

Özet

Raporda, 28 Şubat 2026’da başlayan askeri operasyonun İran’ın deniz kapasitesini büyük ölçüde zayıflattığı, ancak DMO’nun Körfez güvenliği ve Hürmüz Boğazı üzerindeki tehdit oluşturma kabiliyetini tamamen ortadan kaldırmadığı sonucuna varıldı.

fvdvfd
Muharrek’teki havaalanı yakınlarında bulunan yakıt depolarında yangın çıktı. (Reuters)

Raporda görüşlerine yer verilen ez-Zayidi, geriye kalan kapasitenin büyük ölçüde asimetrik unsurlarda yoğunlaştığını belirtti. Buna, sürat tekneleri ve insansız sistemler aracılığıyla mayın döşeme, İHA’lar ve kıyı konuşlu füze platformları gibi unsurların dahil olduğu ifade edildi. Ez-Zayidi, bu kapasitenin İran’a sınırlı da olsa sürekli bir bozma ve aksatma yeteneği sağladığını, ancak bu kapasitenin yapısal olarak zayıfladığı ve sürdürülebilirliğinde belirgin bir aşınma yaşandığını vurguladı.


Trump İran'da: Yüksek riskli bir kumar

Fotoğraf: Majalla
Fotoğraf: Majalla
TT

Trump İran'da: Yüksek riskli bir kumar

Fotoğraf: Majalla
Fotoğraf: Majalla

Akil Abbas

Savaşın hedeflerinin net olmaması nedeniyle yönetime yönelik eleştiriler giderek artıyor. ABD'den gelen resmi açıklamalar, İran'daki dini rejimin çökertilmesi ile rejimin davranışlarının değiştirilmesi arasında gidip gelerek sıklıkla birbirleriyle çelişiyor

Savaş devam ederken ve Amerikan kamuoyunda kendisi ile ilgili anlaşmazlıklar büyürken, Amerikan medyasının ABD-İsrail savaşına ayırdığı zaman ve yer de genişliyor. Savaşın ikinci gününde Kuveyt'te İran füzesiyle altı Amerikan askerinin öldürülmesi, bu genişlemenin nedenlerinden biriydi. Zira bu, özellikle Başkan Donald Trump'ın “bu savaş bitene kadar daha fazla askerin ölebileceğini” vurgulaması ile birlikte daha fazla Amerikalının hayatını kaybedebileceği bir savaşın acı bir hatırlatıcısı oldu.

Ancak, Trump yönetiminin bastıramadığı veya ortadan kaldıramadığı bu savaşla ilgili genel Amerikan endişesinin ana kaynağı, şu anda yaklaşık yüzde 30 olan ve daha da yükselmesi beklenen yakıt fiyatlarındaki istikrarlı yükselişle bağlantılı.

Zamanla ve kademeli olarak bu artış, Amerikan ekonomisinin çoğu sektöründe, özellikle de gıda sektöründe, tüketim mallarının fiyatlarının yükselmesine neden oluyor. Bunun nedeni, devasa büyüklüğü nedeniyle geniş bir kıta olan ABD'deki mal tedarik ve dağıtım zincirlerinin, çalışması için büyük miktarda yakıt gerektiren büyük bir tır ve demiryolu filosuna bağlı olmasıdır. Ayrıca, evlerde günlük tüketim için veya işletmelerde, mağaza ve şirketlerde malların depolanması için gerekli olan elektriğin faturası, jeneratörleri çalıştırmak için gereken yakıtın artan maliyeti nedeniyle yükseliyor.

Cumhuriyetçi Parti’nin kaygısı ile zayıf resmi söylem arasında savaş

Cumhuriyetçi Parti, İran savaşından kaynaklanan sürekli fiyat artışlarından derin endişe duyuyor çünkü Kongre'deki temsilcilerinin büyük çoğunluğu kasım ayındaki ara seçimlerde yeniden seçilmek için yarışacak. Temsilciler Meclisi'ndeki yaklaşık 220 Cumhuriyetçi ve Senato'daki yaklaşık 34 üye bu seçimlerde yeniden rekabet edecek. Bu kritik seçimler, Cumhuriyetçi Parti'nin geleceğini ve Başkan Trump'ın gündemini en azından önümüzdeki iki yıl boyunca belirleyecek. Demokratların Kongre'nin bir veya her iki kanadını da kontrol altına almaları, Trump yönetiminin seçmen tabanına verdiği birçok sözü yerine getirememesi anlamına gelecektir.

Trump yönetimi üzerindeki İran'a karşı savaşın anlamı ve faydası konusundaki baskıyı daha da artıran, Amerikan kamuoyunu böyle bir savaşa hazırlama ve ABD'nin katılımının nedenlerini, özellikle de İran'ın Amerikan ulusal güvenliğine ciddi bir tehdit oluşturduğunu, dolayısıyla onu caydırmanın bir Amerikan askeri müdahalesini gerektirdiğini açıklama konusunda neredeyse kayıtsızlığa varan bir acizlik içinde olmasıdır.

Bu savaş geniş çaplı Amerikan muhalefetiyle karşı karşıya olsa da (anketler Amerikalıların çoğunun buna karşı olduğunu gösteriyor) bu muhalefet, Trump yönetimi üzerinde önemli bir baskı oluşturacak kadar ciddi veya etkili değil

Aslında, yönetimin savaştan önce bu konudaki en ciddi çabası, çok uzun (bir saat 48 dakika süren) bir Birliğin Durumu konuşmasında, İran'ın Amerika Birleşik Devletleri'ne ulaşabilecek balistik füzeler geliştirmesiyle ilgili birkaç saniyelik kısa bir cümleydi. Savaşın patlak vermesi ve ABD yönetimi içindeki hoşnutsuzluğun artmasının ardından da yönetim Amerikan halkına İran'ın ABD ulusal güvenliğine neden doğrudan bir tehdit oluşturduğunu açıklamadı.

Bunun yerine Trump, kamuoyunu ikna edecek güvenilir kanıtlar sunmadan, İran'ın nükleer silah geliştirme niyetinde olduğu ile ilgili yeni iddialarda bulundu ve kendisi önce saldırmasaydı İran'ın ABD'ye saldıracağını “hissettiğinden” bahsetti. İran'ın ABD’ye yönelik sözde tehdidini ABD'nin başına dayatılmış bir silaha benzeterek, yakın bir tehlike gibi gösterdi. Hatta geçen yıl haziran ayında, İsrail'in İran'a karşı yürüttüğü 12 günlük savaş sırasında ABD’nin düzenlediği hava saldırısı ile ilgili anlatısını bile yeniden şekillendirerek, saldırının İran'ın neden olmak üzere olduğu bir “nükleer soykırımı” önlediğini iddia etti.

Net hedefleri olmayan bir savaş

Savaşın hedeflerinin net olmaması nedeniyle yönetime yönelik eleştiriler giderek artıyor. ABD'den gelen resmi açıklamalar, İran'daki dini rejimin çökertilmesi ile rejimin davranışlarının değiştirilmesi arasında gidip gelerek sıklıkla birbirleriyle çelişiyor. Amerikan askeri makinesinin İran'a uyguladığı mevcut ve muazzam askeri baskı yoluyla bu hedeflerin nasıl gerçekleştirileceği ise açıklanmıyor.

Yönetimin bu savaşla ilgili söylemindeki ve Amerikan kamuoyunu savaşın anlamı ve faydası konusunda ikna edememesindeki sorunun temel kısmı, Trump'ın kendi kişiliğinde yatıyor. O, açık, neredeyse dürtüsel ve içgüdüsel bir şekilde, o an aklına gelen her şeyi söyleme eğilimiyle tanınıyor; sözleri ile liderliğini yaptığı ve dünyaya karşı birincil yüzü olduğu ülkenin yerleşik kurumsal ve belgelenmiş gerçekleri arasındaki tutarlılığı dikkate almıyor.

fdvfd
Açıklanmayan bir konumda seyreden USS Gerald R. Ford uçak gemisinde nöbet tutan bir ABD Donanması astsubayı, 17 Mart 2026 (Reuters)

Bununla birlikte Dışişleri Bakanı Marco Rubio ve Savunma Bakanı Pete Hagseth gibi yönetiminin diğer yetkililerinin söylemleri tutarlı görünüyor ve savaşın amacının İran'daki rejimi devirmek değil, davranışını değiştirmek, askeri nükleer emellerinden vazgeçmeye zorlamak, balistik füze programını kısıtlamak ve “direniş ekseni” olarak bilinen İran'ın bölgesel nüfuzunu ortadan kaldırmak olduğunu ısrarla vurgulayarak, Başkan’ın sözlü “hatalarını” dolaylı olarak düzeltmeye çalışıyor. Ancak bu söylem de bu çok yönlü hedefin askeri yollarla nasıl gerçekleştirilebileceği sorusuna cevap veremiyor.

Başkan bir fiyat savaşıyla karşı karşıya

Bu savaş geniş çaplı Amerikan muhalefetiyle karşı karşıya olsa da (anketler Amerikalıların çoğunun buna karşı olduğunu gösteriyor) bu muhalefet şu ana kadar savaşı durdurması için Trump yönetimi üzerinde önemli bir baskı oluşturacak kadar ciddi veya etkili değil. Bu anketlere göre, Amerikalılar için en acil sorun İran'daki uzak savaş değil, ekonomidir.

İşte yönetimin karşı karşıya olduğu risk burada yatıyor. ABD'de yükselen yakıt fiyatlarının olumsuz etkisi Amerikan ekonomisinin çeşitli sektörlerine yayılır ve birçok tüketim malında fiyat artışlarıyla sıradan Amerikalılar için somut hale gelirse, yönetim, ekonomik etkisini hafifletmek ve önümüzdeki aylarda başlayacak ve yoğunlaşacak seçim kampanyalarında önemli bir faktör haline gelmesini önlemek için savaşı yeterince hızlı bir şekilde durdurmazsa, gelecek kasım ayındaki ara seçimlerde ağır bir siyasi bedel ödeyecektir. Şu ana kadar bu olumsuz etki Trump'a gerçek bir baş ağrısı verecek kadar yayılmadı.

Cumhuriyetçi üyeler, Başkan ile savaşın devamı konusunda açıkça anlaşmazlığa düşmeye başlarsa, o zaman Trump yönetimi için bu savaşla ilgili ciddi alarm zilleri çalacaktır

Bu nedenle, yönetimin karşı karşıya olduğu en büyük meydan okuma, küresel petrol fiyatlarında yükselişe neden olan Hürmüz Boğazı'nın kapanması krizidir. Şarku’l Avsat’ın al Majalla’dan aktardığı analize göre Yönetim bu krizi çözemezse veya İran'ın boğazdan geçişini engellediği Körfez petrolünü telafi etmek için küresel piyasalara daha fazla petrol sağlayarak krizi hafifletmek için diğer alternatif önlemleri almakta başarısız olursa, bu savaşı sürdürme kapasitesi azalacak ve istenen siyasi hedeflere ulaşmadan savaşı bitirmek zorunda kalacaktır.

Bu önlemler arasında Amerika Birleşik Devletleri'nin stratejik petrol rezervlerinin bir kısmını ve diğer büyük sanayileşmiş ülkelerin rezervlerini piyasaya sürmesi, Rusya'nın Ukrayna'yı işgalinden sonra ABD tarafından uygulanan Rus petrolüne yönelik ambargonun geçici olarak kaldırılması, son olarak da çoğu İran dışındaki uluslararası sularda depolanmış bulunan İran'ın yaklaşık 140 milyon varil petrolünün satışına izin verilmesi yer alıyor.

Cumhuriyetçi “muhalefet” bir uyarı zilidir

Cumhuriyetçi üyeler, Başkan ile savaşın devamı konusunda açıkça anlaşmazlığa düşmeye başlarsa, o zaman Trump yönetimi için bu savaşla ilgili ciddi alarm zilleri çalacaktır. Bu üyeler, Trump'ın kendisini eleştirenleri sert bir şekilde hedef alma eğilimi ve kendi seçim bölgelerindeki rakiplerine siyasi ve hatta mali destek sağlama isteği nedeniyle genellikle Trump ile alenen karşı karşıya gelmekten kaçınmaktadırlar.

vdfsvdfs
Demokrat Temsilciler Meclisi üyesi Yassamin Ansari, Washington'daki Capitol binası önünde, İran’da bir ilkokulun vurulması sonucu hayatını kaybeden öğrencileri ve öldürülen diğer sivilleri simgeleyen ayakkabı ve sırt çantalarından oluşan bir anıtın önünde konuşuyor, 18 Mart 2026 (AFP)

Bu nedenle, Cumhuriyetçilerin Trump'ın İran'daki savaşına yönelik kamuoyu önündeki eleştirileri nadirdir. Ancak birçok Cumhuriyetçi, özellikle Kongre üyeleri, bu savaşın devamına ilişkin çekincelerini öncelikle yönetimin diğer yetkilileriyle iletişim kurarak ve bu endişeleri Başkan’a iç kanallar aracılığıyla ileterek dile getiriyorlar.

Bu üyelerin asıl endişesi ve aynı zamanda çıkarlarını kendi çıkarları ile birleştirerek Trump'ı kazanmak için sahip oldukları en önemli koz, bu savaşın devamının ve olumsuz ekonomik etkilerinin ortaya çıkmasının, yaklaşan ara seçimlerde koltuklarını kaybetmelerine yol açacak olmasıdır. Bu, Trump'ın büyük ölçüde korktuğu bir kayıp çünkü Demokratların bir sonraki seçimlerde Kongre'nin her iki kanadına da hakim olması, siyasi ajandası için ölüm çanlarının çalması anlamına geliyor. Kısacası, Cumhuriyetçilerin bu savaşa karşı duydukları hoşnutsuzluk kamuoyuna yansıdığında, Trump'ın İran ile olan savaşı askeri olarak kazanması ve siyasi hedeflerine ulaşması durumunda bile, başkanlığını siyasi olarak kaybetme yolunda olduğu anlamına gelir. Trump'ın şu anda oynadığı kumar budur.

*Bu analiz Şarku'l Avsat tarafından Londra merkezli al Majalla dergisinden çevrilmiştir.