Batı Şeria'nın ‘sessizce’ İsrail'e ilhakının önünü açan idari uygulamalar

Smotrich, Batı Şeria’nın yönetim yetkilerini İsrail Savunma Bakanı'na bağlı Sivil İdare'den alınıp alt kadrolara verileceğini ve Savunma Bakanlığı'nda 26 üyeli hukuk danışmanlığı birimi oluşturulacağını açıkladı

Filistin Başbakanı Muhammed Mustafa’nın el-Halil şehrinin güneyindeki Masafer Yatta bölgesini ziyaretinden bir kare (WAFA)
Filistin Başbakanı Muhammed Mustafa’nın el-Halil şehrinin güneyindeki Masafer Yatta bölgesini ziyaretinden bir kare (WAFA)
TT

Batı Şeria'nın ‘sessizce’ İsrail'e ilhakının önünü açan idari uygulamalar

Filistin Başbakanı Muhammed Mustafa’nın el-Halil şehrinin güneyindeki Masafer Yatta bölgesini ziyaretinden bir kare (WAFA)
Filistin Başbakanı Muhammed Mustafa’nın el-Halil şehrinin güneyindeki Masafer Yatta bölgesini ziyaretinden bir kare (WAFA)

Halil Musa

İsrail Maliye Bakanı Bezalel Smotrich, Batı Şeria'nın fiilen İsrail'e ilhak edilmesinin önünü açan bazı idari uygulamaları duyurdu. Filistinliler "kararlılıklarının ve fedakarlıklarının tüm Yahudileştirme ve sömürgeleştirme projelerini başarısızlığa uğratacağını" söyleyerek bu uygulamalara karşı çıktılar.

Kalkaliye yakınlarındaki bir İsrail yerleşim biriminde partisinin üyeleriyle bir araya gelen Smotrich, Batı Şeria’nın İsrail’e ilhakına giden adımları açıkladı. Ancak bu adımlara dair resmi bir duyuru yapılmazken İsrail tarafından herhangi bir yasa da çıkarılmadı.

Söz konusu uygulamalar arasında, Batı Şeria'da yönetimin yetkilerini İsrail Savunma Bakanı'na bağlı Sivil İdare'den alınarak Smotrich'e bağlı sivil yetkililere verilmesi ve yerleşimcilere İsrail yasalarının uygulanması yer alıyor.

Smotrich, ‘İsrail Başbakanı Benjamin Netanyahu tarafından desteklendiğini’ söylediği politikasının genel amacının bir Filistin devletinin kurulmasını engellemek olduğunu belirterek, “Bu topraklara yerleşmek, onu inşa etmek ve bölünmesini önlemek için geldik” ifadelerini kullandı.

Smotrich’e göre bu politika ‘uzun soluklu yapısal değişiklikler’ öngörüyor.

Dini Siyonizm Partisi'nin lideri Smotrich, 9 Mart'ta parti içi düzenlenen bir kongrede yaptığı konuşmada ‘Sivil İdare’nin lağvedilmesi sürecinin sona erdiğini ve Savunma Bakanlığı bünyesinde yeni bir yapı oluşturulduğunu’ söylemişti.

Smotrich'in ofisinden dün yapılan açıklamada, “Gazze Şeridi’nden başlatılan 7 Ekim 2023 katliamı, İsrail bir bölgeden çekildiğinde boşluğu terörizmin doldurduğunu kanıtladı” denildi.

Yüksek sesle

İsrail merkezli Peace Now örgütü, ‘Batı Şeria'nın ilhakını aktif olarak takip ettiklerini’ belirterek Smotrich'in ‘Netanyahu'nun saklamaya çalıştıklarını yüksek sesle söylediğini’ vurguladı.

Peace Now, İsrail'in ‘Batı Şeria’nın yönetim yetkilerini ordudan alıp sivil bir oluşuma devrederek uluslararası hukuku açıkça ihlal ettiğini’ kaydetti.

Peace Now’a göre yasadışı ilhak, şu an resmi olarak Filistinliler için ve İsrailli yerleşimciler için iki yasal sistemin işlediğini gösteriyor.

İsrailli bakanın konuşması sızdı

The New York Times (NYT) gazetesinin haberine göre Smotrich, sızdırılan konuşmasında Batı Şeria üzerinde İsrail'in sivil kontrolünü dayatmaya yönelik hükümet planını ifşa etti. Smotrich, 9 Haziran’da Batı Şeria’da partisinin düzenlediği toplantıda, İsrail hükümetinin, yasadışı İsrailli yerleşimcilere Batı Şeria’nın yönetilme şeklini değiştirmek ve resmi olarak ilhak ile suçlanmadan bölgedeki kontrolünü sağlamlaştırmak için gizli çabalar içinde olduğunu söyledi.

Smotrich, ses kaydının sızmasının ardından ‘planın sırlarını ifşa etmediğini, ne yaptığının açık olduğunu’ söylediği bir açıklama yaptı.

‘İsrail’e karşı bir Filistin devleti kurulması tehdidini engellemek için tüm gücüyle mücadele edeceği’ sözünü veren Smotrich, yetkileri sayesinde yerleşim yerlerini geliştirmeye ve güvenliği güçlendirmeye devam edeceğini kaydetti.

Smotrich, İsraillilerin ezici çoğunluğunun Batı Şeria'da bir Filistin devletinin kurulmasının İsrail’in bekasını tehlikeye atacağının farkında olduğunu öne sürdü.

Smotrich, yaklaşık bir ay önce Hillel Roth'u Sivil İdare'nin Başkan Yardımcısı olarak atamış, ona yerleşim yerleri inşa etme ve Filistinlilerin topraklarına el koyma yetkisi vermişti.

Smotrich'e göre Roth, emirleri imzalama, Yüksek Planlama Komitesi’ni toplamaya, devlet arazisi ilan etme, yol kamulaştırmalarını imzalama gibi tüm yetkiye sahip olacak.

Geniş kapsamlı yetkiler

Şarku’l Avsat’ın Times of Israel'den aktardığı habere göre göreve atanan Roth, aynı zamanda Savunma Bakanlığı'nda Smotrich için çalışıyor ve Batı Şeria üzerinde geniş yetkilere sahip.

Smotrich, bu adımın esasen Batı Şeria'daki sivil işlerle ilgili yetkilerin büyük bir kısmını Savunma Bakanlığı dışında faaliyet gösteren bir sivilin eline vermeyi amaçladığını da sözlerine ekledi.

İsrail Savunma Bakanlığı'ndan bir yetkili, hukuki konularla ilgili yaptığı açıklamada, tüm yerleşim birimleri ve arazi konularının Askeri Hukuk Danışmanlığı’ndan İsrail Savunma Bakanlığı'na devredileceğini söyledi.

Smotrich, İsrail Savunma Bakanlığı'nda 26 üyeli hukuk danışmanlığı birimi oluşturulacağını belirterek askeri hukuk danışmanı askeri özelliklere sahipken, Savunma Bakanlığı'ndaki hukuk danışmanlığı departmanının tamamen farklı bir görevi olduğunu kaydetti.

İsrailli bakan İsrail Savunma Bakanlığı'nda oluşturulması planlanan birime atıfla ‘ayrı bir sivil sistem kurulduğunu ve Savunma Bakanlığı bünyesinde olduğunu’ açıkladı.

Smotrich'in politikasının pratiğe geçirilmesinin bir işareti olarak Yerleşim Birimleri İdaresi, 63 yerleşim karakolunu yasallaştırmak amacıyla bir liste üzerinde çalışmaya başladı. Maliye Bakanı görevini yürüten Smotrich, bunun için gerekli bütçenin ayrıldığını belirtti.

Tarımsal yerleşim

Arazi korumanın en etkili yönetimi olarak tarımsal yerleşimden bahseden Smotrich, “Bir çiftçi ve bin inek alıyorsunuz ve 40 bin dönüm sizi koruyor. Yakında bu çiftliklerin yasallaştırılması için bir model oluşturacağız” diye konuştu.

Smotrich'e göre bu modelin uygulanması, hükümetin altyapıya yatırım yapmasının, su, elektrik ve yol sağlamasının önünü açacak ve bu büyük bir strateji.

Önümüzdeki beş yıl içinde Batı Şeria'daki yerleşim birimlerine giden ve bu yerleşim birimlerini İsrail’e bağlayan yolların geliştirilmesi için yaklaşık 2 milyar dolar tahsis eden Maliye Bakanı bu planın bir milyondan fazla İsrailliyi çekmeyi hedeflediğini belirtti.

Smotrich, yol ağının Batı Şeria’daki yerleşim birimlerinin İsrail şehirlerine bağlanmalarını hızlandırmayı amaçladığını söyledi.

Buna karşın Smotrich, özellikle Batı Şeria'nın yüzde 60'ını kapsayan C Bölgesi'nde Filistinlilere ait evlerin yıkım çalışmalarına hız verdi.

Özel birim

İsrail Maliye Bakanı, Savunma Bakanı Yoav Gallant ile bu konuda yeni bir mekanizma ve Filistinlilerin ‘kaçak’ olduğu öne sürülen evlerinin yıkımını gerçekleştirmek üzere İsrail ordusunda özel bir birimin kurulması üzerinde çalışıyor.

Smotrich, bu çabaları ‘jeopolitik, stratejik ve güvenlik’ meselesi olarak tanımladı.

Öte yandan Filistin Başbakanı Muhammed Mustafa, ‘Filistinlilerin topraklarında kalmaktaki kararlılıklarının ve fedakârlıklarının tüm Yahudileştirme ve yerleşim birimi inşa etme projelerini başarısızlığa uğratacağını’ vurguladı.

Batı Şeria’nın el-Halil şehrinin güneyindeki Masafer Yatta bölgesinde Filistinlileri ziyaret eden Mustafa burada yaptığı açıklamada " Bugün Masafer Yatta'da olmamız Smotrich ve diğerlerine verilecek en iyi cevaptır” dedi.

Filistin Başbakanı, sözlerini şöyle sürdürdü:

Smotrich'in bir programı varsa bizim de bir programımız var. O halkımızı buradan çıkarmak istiyor, bizse burayı istikrara kavuşturmak için çalışıyoruz. Yahudi devletinin sınırlarını nehirden denize kadar genişletmek istiyor, ama biz ona bunun olmayacağını söylüyoruz.

Yaşananlar ‘irade ve beka mücadelesinin bir başka tezahürü’ olarak nitelendiren Başbakan Mustafa, işgalci İsrail’in amacının halkımızı kontrol etmek ve ortadan kaldırmak olduğunu da sözlerine ekledi.

Filistin Başbakanı, İsrail’in projesi karşısında kararlılığın, amaç birliğinin, araçlara odaklanmanın ve işgalci İsrail’in yükümlülüğünü artırmanın yanı sıra makul düzeyde kendine güven, azim ve sıkı çalışmanın başarıya götüren en iyi yol olduğunu da sözlerine ekledi.

“Büyük İsrail”

İsrail uzmanı Muhammed Helse, Smotrich'in sızdırılan açıklamalarının, İsrail hükümetinin Filistin varlığını ortadan kaldırmaya ve Batı Şeria'yı ilhak etmeye yönelik uygulamaları ve hamleleriyle her gün pratiğe döküldüğünü söyledi.

Helse, Smotrich'in lideri olduğu Dini Siyonizm Partisi’nin tüzüğünün, merkezinde Batı Şeria'nın olduğu Büyük İsrail'in kurulması çağrısında bulunduğunu belirtti.

Smotrich'in Netanyahu'nun söz konusu uygulamaları desteklediğini söylemesini değerlendiren Helse, Netanyahu'nun hükümetteki taraflar arasında Batı Şeria'da kalma konusundaki görüş birliği çerçevesinde aşırı sağı yatıştırmaya çalıştığını ifade etti.

Helse, sözlerine şöyle devam etti:

“Netanyahu, Gazze Şeridi’ndeki savaşın sona ermesinin ardından Batı Şeria’yı ve buradaki Filistin varlığını tehdit etmesine rağmen aşırı sağa özgürlük tanıyacak gibi görünüyor” dedi.

Helse, İsrail sağının ‘Batı Şeria'daki eylemleri yasallaştırmak ve burayı resmen ve yasal olarak İsrail'e katmak için Knesset'te (İsrail parlamentosu) bir yasa tasarısı sunulduğunda bir karar anına gelmiş olacağını’ da sözlerine ekledi.

Netanyahu'nun desteği

İsrail uzmanı İsmet Mansur ise Smotrich'in eylemlerinin ‘Netanyahu hükümeti değişse ya da görevden ayrılsa bile geri alınması zor olacak büyük bir değişim teşkil ettiğini ve bir oldu-bitti dayattığını’ söyledi.

Bu önlemlerin Smotrich'in Batı Şeria'daki Filistin varlığını zayıflatma ve Filistin Yönetimi'nin altını oyma programıyla uyumlu olduğunu söyledi.

Smotrich'in açıklamasında şaşırtıcı olanın Netanyahu'nun bu uygulamaları ve ‘sessiz’ ilhakı desteklediğini beyan etmesi olduğunu söyleyen Mansur, İsrail’in ‘ABD ve dünyanın geri kalanının tepkisini çekmeden Batı Şeria'yı sessizce ve fiili bir şekilde ilhak etmeye çalıştığı’ yorumunda bulundu.



Trump: İran enerji tesislerine yönelik saldırılar 5 günlüğüne ertelendi

Trump: İran enerji tesislerine yönelik saldırılar 5 günlüğüne ertelendi
TT

Trump: İran enerji tesislerine yönelik saldırılar 5 günlüğüne ertelendi

Trump: İran enerji tesislerine yönelik saldırılar 5 günlüğüne ertelendi

ABD Başkanı Donald Trump, İran ile yürütülen görüşmelerde ilerleme kaydedildiğini belirterek, İran’ın enerji altyapısına yönelik planlanan askeri saldırıların 5 gün süreyle ertelenmesi talimatı verdiğini duyurdu. Trump ayrıca, bölgedeki askeri operasyonları sonlandırmak için 5 temel hedeflerinin olduğunu açıkladı.

Donald Trump, kendi sosyal medya platformu üzerinden peş peşe yaptığı açıklamalarda, İran ile Ortadoğu'daki gerilimi sona erdirecek kapsamlı bir çözüm üzerinde çalışıldığını belirtti.

Trump, son iki gündür süren yapıcı görüşmelerle, İran'ın enerji santralleri ve altyapısına yönelik saldırı planlarını geçici olarak askıya aldığını duyurdu.

Saldırılar 5 gün süreyle askıda

Trump, "Bu derinlemesine ve yapıcı görüşmelerin tonuna dayanarak, Savaş Bakanlığı'na, devam eden toplantıların başarısına bağlı kalmak kaydıyla, İran'ın enerji santrallerine ve enerji altyapısına yönelik tüm askeri saldırıları beş günlük bir süre için erteleme talimatı verdim" dedi.

Tahran yönetimini terör rejimi olarak nitelendiren Trump, İran’a yönelik askeri çabaların hedeflerine ulaşmaya çok yaklaştığını savundu.

Trump, bölgedeki askeri varlığı azaltmak veya sonlandırmak için şu 5 şartın yerine getirilmesi gerektiğini söyledi:

1 - İran'ın füze kapasitesinin, fırlatıcılarının ve bunlarla ilgili her şeyin tamamen etkisiz hale getirilmesi.

2 - İran'ın savunma sanayi altyapısının tamamen çökertilmesi.

3 - İran Deniz ve Hava Kuvvetleri ile hava savunma sistemlerinin ortadan kaldırılması.

4 - İran'ın nükleer kapasiteye yaklaşmasına asla izin verilmemesi ve ABD’nin olası bir durumda anında ve güçlü tepki verecek konumda kalması.

5 - İsrail, Suudi Arabistan, Katar, Birleşik Arap Emirlikleri, Bahreyn, Kuveyt ve diğer bölge müttefiklerinin en üst düzeyde korunması.

ABD Başkanı daha önce İran’a, dünya petrol ve doğal gaz sevkiyatının önemli bir bölümünün geçtiği Hürmüz Boğazı’nı açması için 48 saat süre tanımış ve aksi halde ülkenin enerji altyapısını hedef almakla tehdit etmişti.

İran’dan yanıt

İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, Hürmüz Boğazı’nın kapalı olmadığını belirtti. Arakçi, X (eski adıyla Twitter) üzerinden yaptığı açıklamada, gemilerin geçişten kaçınmasının nedeninin savaş riski ve sigorta şirketlerinin çekinceleri olduğunu ifade ederek, gerilimin sorumlusunun İran olmadığını savundu.

İran Ulusal Güvenlik Konseyi ise savaşa taraf olmayan ülkelerin Hürmüz Boğazı’ndan geçiş yapabilmesi için Tahran ile koordinasyon sağlaması gerektiğini açıkladı.

Açıklamada ayrıca, İran kıyıları veya güney adalarının hedef alınması durumunda deniz iletişim hatlarının kesileceği ve deniz mayınlarının döşeneceği uyarısında bulunuldu. Bu ifadelerin, ABD’nin İran’ın ana petrol ihracat noktası olan Hark Adası’na yönelik olası müdahale planlarına dolaylı bir yanıt olduğu değerlendiriliyor.

İran Devrim Muhafızları da enerji tesislerine yönelik herhangi bir saldırıya aynı düzeyde karşılık verileceğini belirterek, elektrik üretim tesislerinin hedef alınması halinde İsrail’deki enerji altyapısı ile bölgedeki ABD üslerine enerji sağlayan sistemlerin vurulacağını açıkladı.

Trump’ın bu açıklaması, son dönemdeki sert söylemlerinin ardından siyasi ve medya çevrelerinde sürpriz olarak değerlendirildi. ABD Başkanı kısa süre önce “güç yoluyla barış” yaklaşımını yinelemişti.

28 Şubat’ta başlayan çatışmaların ardından İsrail ve ABD, başta Tahran olmak üzere çeşitli bölgelere hava saldırıları düzenledi. İran ise İsrail ve bazı Körfez ülkelerine füze saldırılarıyla karşılık verdi ve Hürmüz Boğazı’ndan geçen gemileri tehdit etti.

Bu gelişmeler, boğazda fiili bir kapanmaya yol açarken küresel enerji piyasalarında dalgalanmalara ve petrol fiyatlarında artışa neden oldu.


Trump: 'Olumlu' görüşmelerin ardından İran enerji tesislerine yönelik saldırı 5 gün ertelendi

ABD Başkanı Donald Trump (DPA)
ABD Başkanı Donald Trump (DPA)
TT

Trump: 'Olumlu' görüşmelerin ardından İran enerji tesislerine yönelik saldırı 5 gün ertelendi

ABD Başkanı Donald Trump (DPA)
ABD Başkanı Donald Trump (DPA)

ABD Başkanı Donald Trump bugün yaptığı açıklamada, ABD ve İran'ın Ortadoğu'daki gerilimlere kapsamlı çözüm bulmak amacıyla son iki gündür "iyi ve verimli" görüşmeler gerçekleştirdiğini duyurdu.

Trump, açıklamasında bu "derinlemesine ve yapıcı" görüşmelerin hafta boyunca devam edeceğini belirterek, görüşmelerin "doğası ve atmosferi" göz önüne alındığında, İran'ın enerji santrallerini ve altyapısını hedef alabilecek olası askeri saldırıların beş gün ertelenmesi talimatını verdiğini söyledi.

Açıklamasında, bu ertelemenin "devam eden toplantı ve istişarelerin başarısına bağlı" olduğunu belirtti.

Trump, iki gün önce İran'a, Hürmüz Boğazı'nı deniz trafiğine yeniden açması için 48 saatlik bir ültimatom vermiş ve enerji altyapısını yok etmekle tehdit etmişti.

Trump, Truth Social platformunda şunları yazdı: “İran, herhangi bir tehdit olmaksızın, 48 saat içinde Hürmüz Boğazı'nı tamamen açmazsa, Amerika Birleşik Devletleri en büyüklerinden başlayarak tüm enerji tesislerine saldırıp imha edecektir!”

Trump'ın tehdidinden dakikalar sonra, İran ordusu, ABD başkanının enerji altyapısını yok etme tehditlerini yerine getirmesi halinde, bölgedeki enerji altyapısını ve tuzdan arındırma tesislerini hedef alacağını duyurdu.


Türkiye'nin İran’daki savaş kaynaklı endişeleri ve hesapları

 Türkiye'nin kuzeydoğusundaki Kapıköy (Razi) Sınır Kapısı’na ulaşan İranlılar, 3 Mart 2026 (AFP)
Türkiye'nin kuzeydoğusundaki Kapıköy (Razi) Sınır Kapısı’na ulaşan İranlılar, 3 Mart 2026 (AFP)
TT

Türkiye'nin İran’daki savaş kaynaklı endişeleri ve hesapları

 Türkiye'nin kuzeydoğusundaki Kapıköy (Razi) Sınır Kapısı’na ulaşan İranlılar, 3 Mart 2026 (AFP)
Türkiye'nin kuzeydoğusundaki Kapıköy (Razi) Sınır Kapısı’na ulaşan İranlılar, 3 Mart 2026 (AFP)

Rustem Mahmud

Türkiye, ABD ve İsrail’in İran'a karşı sürdürdüğü savaşın etkisiyle son derece tedirgin bir siyasi ve güvenlik ortamı yaşıyor. Karar alma merkezine yakın çevreler ve ‘derin devlete’ yakın siyasi güçler, bölgede Türkiye'nin bölgesel düzeydeki rolünü ve konumunu etkileyecek, hatta belki de iç kimliğini sarsacak jeopolitik dönüşümlerin yaşanacağını hissediyor. İran'da Kürt sorununun gündeme gelmesi, mezhepçi kutuplaşmanın artması ve tarihi bir imparatorluğun mirasçısı olan Türkiye ile benzerlikler taşıyan İran devletinin parçalanma olasılığı, Türkiye'de siyasi ve güvenlik açısından ‘endişe’ yaratıyor.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın iktidar koalisyonundaki ortağı ve ülkedeki derin devlet kurumları üzerindeki hakimiyetleriyle tanınan liderlerden biri olan Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) lideri Devlet Bahçeli, partisinin düzenlediği Ramazan iftarında yaptığı uzun konuşmada İran'da yaşananlarla ilgili Türkiye'nin endişelerini şu sözlerle özetledi:

“Suriye tecrübesi bize ağır bedeller ödeterek öğretmiştir ki, devlet otoritesinin zayıfladığı alanlar kısa sürede farklı silahlı grupların, vekâlet unsurlarının, düzensiz göç hareketlerinin, kaçak ekonomi ağlarının ve dış müdahalelerin sahasına dönüşmektedir. Bugün İran merkezli gelişmeler de aynı dikkatle okunmalıdır.

Bir bölgede devlet boşluğu oluştuğu an oraya akıl, vicdan, izan ve merhamet yerleşmez; önce silah yerleşir, sonra istihbarat yerleşir, ardından vekâlet savaşı yerleşir. Sonrasında o coğrafyanın halkları başkalarının hesaplarının altında ezilir.

Tarihin ileride kayıt altına alacağı günleri yaşarken; bizler, bu sorunun cevabını aramak ve Türkiye’nin hangi istikamette yürümesi gerektiğini açık bir şekilde ortaya koymak durumundayız.”

Irak savaşlarının anıları

Türkiye’deki siyaset, medya ve halk çevreleri, 1980’li yılların başlarından itibaren arka arkaya yaşanan ‘Irak savaşları’ sırasında yaşadıklarına benzer bir genel durumla karşı karşıya. Şu anda yaşanan olağanüstü bölgesel dönüşümlerin Türkiye’deki iç dengeleri etkileyeceği ve ülkeye mülteci dalgalarının başlayacağı yönünde bir algı söz konusu. Savaş daha da uzarsa, Türk siyasi güçleri arasında olup bitenlerle ilgili anlaşmazlıklar ve iç kutuplaşmalar yaşanacak ve bu da Türk hükümetini iç ve bölgesel olarak zor kararlar almaya itecek.

Milli Savunma Bakanlığı, bu savaşta sahada yaşanabilecek her türlü gelişmeye karşı önlem almak ve hazırlıklı olmak amacıyla, İran topraklarından Türkiye'ye milyonlarca mültecinin akınını engellemek için Türkiye ile İran arasında bir ‘tampon bölge’ oluşturmaya çalışıyor.

Türk basını, Milli Savunma Bakanlığı'nın bu savaşta sahadaki olası gelişmelere karşı önlem almak amacıyla, İran topraklarından Türkiye'ye milyonlarca mültecinin akınını engellemek için Türkiye ile İran arasında bir ‘sınır tampon bölgesi’ oluşturmaya çalıştığına dair haberler yayınladı.

İran’da endişe verici üç konu

Savaş devam ederken Türkiye, İran’daki ve Türkiye üzerinde, özellikle de ülkedeki mevcut siyasi dengeler üzerinde somut etkisi olan üç iç meseleye ilişkin endişe duyuyor. Sayıları 7 ila 10 milyon arasında değişen milyonlarca İranlı Kürt, ortak sınır boyunca yaşıyor ve sınırdaki üç ilin nüfusunun çoğunluğunu oluşturuyor. İranlı Kürtlerin mevcut durumu, Türkiye’ye geçtiğimiz yıllarda Suriye'deki Kürtlerin durumunu hatırlatıyor. Suriye'deki Kürtler, on yıl boyunca Türkiye için jeopolitik bir sorun oluşturmuş, Türkiye'yi Suriye'de birden fazla savaşa girmeye zorlamış ve Türkiye'nin iç siyasi çatışmalara ve krizlere tanık olmasına neden olmuştu. İran Kürtleri siyasi açıdan son derece örgütlü ve PKK’ya yakınlığıyla bilinen Kürdistan Özgür Yaşam Partisi (PJAK) aralarında geniş bir nüfuza sahip. Bölgelerindeki saf Kürt coğrafyası ve demografisi, Suriye Kürtlerine uygulanan politikaların uygulamasına izin vermiyor. Buna, kolektif hafıza ve yaşadıkları tarihsel deneyimler de eklenmeli. İranlı Kürtler, 1946'da bir Kürt devletinin kurulduğunu ilan eden tek Kürt grubu olurken, 1980'lerin başında iktidara karşı uzun soluklu silahlı mücadeleye giriştiler. Savaşın sonuçları nedeniyle siyasi ve coğrafi alan kazanmaları, öncelikle bölgedeki tüm ülkelerde Kürt sorununun gelişimine yansıyacak, ancak aynı zamanda Türkiye’deki Kürtleri de siyasi taleplerinin sıklığını ve niteliğini artırmaya itecek.

Türkiye, İran’da devletin ve kamu düzeninin uzun süreli çöküşünden ve ülkenin zamanla bir dizi iç çatışmanın yanı sıra bölgesel ve uluslararası güç merkezlerinin sahnesine dönüşmesinden endişe duyuyor.

İkinci konu, Türkiye sınırına yakın Batı ve Doğu Azerbaycan eyaletlerinde yaşayan ve hatta başkent Tahran'da da nüfusa sahip olan yaklaşık 15 milyon Azeri ile ilgili. 1990'ların başlarından itibaren, Türkiye ve Azerbaycan Cumhuriyeti'nin ekonomik ve siyasi olarak öne çıkması ve onlar tarafından yakından takip edilen Türk basını bu nüfus üzerinde etkili. İran nüfusunun yaklaşık dörtte birini oluşturan İranlı Azeriler, bağımsızlık, konfederasyon ve federalizm gibi siyasi önerilerde bulunuyor ve bunların tümü Türkiye için birer zorluk teşkil ediyor.

Görsel kaldırıldı.
Irak'ın Erbil kenti dışındaki bir kampta eğitim gören Kürdistan Özgürlük Partisi’ne (PAK) üyesi İranlı Kürtler, 12 Şubat 2026 (Reuters)

Türkiye’nin İranlı Azerilerin taleplerine ilişkin tüm seçenekleri son derece zorlu. Çünkü bu talepleri kabul etmek, fiilen ya İran’ın parçalanması ya da federal bir siyasi düzeni kabul etmek anlamına geliyor. Dolayısıyla İranlı Kürtler için federal bir yapıyı kabul etmek ve Türkiye’ye komşu birçok bölgede Kürtler için federal modelin tekrarlanması demek oluyor. Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre Azerilerin beklentilerini engellemek, içerdeki Türk milliyetçiliği eğilimleriyle, özellikle de muhalefet partileriyle çatışmak anlamına gelecektir.

Kürtlerin ve Azerilerin beklentileri, talepler açısından birbiriyle örtüşse de gerçekte nesnel olarak çatışıyor. Batı Azerbaycan eyaletinde İranlı Kürtler ile Azeriler arasındaki siyasi, ekonomik ve sembolik çatışma yıllardır en şiddetli halini almış durumda. Bu da şimdiye kadar bu çatışmayı tek başına kontrol altında tutan ülkenin siyasi rejimi çökerse, geniş çaplı bir çatışmaya yol açabilir. Bu durum, Irak'ın Kerkük ilindeki Kürtler ile Türkmenler arasında yaşananlara ve bunun Türkiye'nin tutumuna etkisine benziyor.

Türkiye, İran’da devletin ve kamu düzeninin uzun süreli çöküşünden ve ülkenin zamanla bir dizi iç çatışmanın yanı sıra bölgesel ve uluslararası nüfuz merkezlerinin vekalet savaşları alanına dönüşmesinden endişe duyuyor. İran rejimi, geçtiğimiz yıllar boyunca devletin kurumlarını ve işleyiş mekanizmalarını parçaladı ve altyapıların hizmet, sağlık ve eğitim sektörlerinde köklü çöküş yaşadığı bir dönemde, devletin değil iktidarın etrafında yoğunlaşan sağlam bir yönetim çekirdeği oluşturdu. Büyük şehirler ise içme suyu sağlayamama da dahil olmak üzere giderek kötüleşen hizmet koşullarıyla boğuşuyor.

Türkiye, İran’ın içindeki patlamanın yeniden yapılanma sürecinin yıllar alacağını ve özellikle de istikrarı Türkiye’nin ulusal güvenliğinin bir parçası olan tarihi bir imparatorluğun yokluğu nedeniyle bunun kendisi üzerinde de yansımaları olacağını biliyor.

* Bu analiz Şarku'l Avsat tarafından Londra merkezli al Majalla dergisinden çevrilmiştir.