ABD-İsrail ve ikisinin arasında ‘İran Ortadoğusu’

İki köklü müttefik arasındaki çekim azalıyor mu?

ABD Savunma Bakanı Lloyd Austin, İsrailli mevkidaşı Yoav Gallant’ı Pentagon'da ağırladı, 25 Haziran 2024 (AFP)
ABD Savunma Bakanı Lloyd Austin, İsrailli mevkidaşı Yoav Gallant’ı Pentagon'da ağırladı, 25 Haziran 2024 (AFP)
TT

ABD-İsrail ve ikisinin arasında ‘İran Ortadoğusu’

ABD Savunma Bakanı Lloyd Austin, İsrailli mevkidaşı Yoav Gallant’ı Pentagon'da ağırladı, 25 Haziran 2024 (AFP)
ABD Savunma Bakanı Lloyd Austin, İsrailli mevkidaşı Yoav Gallant’ı Pentagon'da ağırladı, 25 Haziran 2024 (AFP)

Elie el-Kasifi

İran, İsrail'in Gazze Şeridi'nde yürüttüğü savaşın başlangıcında ve savaşın sonlarına doğru geri planda kalmaya çalıştı. Bu nedenle, Hamas'ı ve ‘destekçi cepheleri' desteklemekten tamamen kopmuş gibi görünmemek için diplomasi ve medya politikasına yöneldi. Bunun yaparken, vekillerini arka planda yönlendirerek savaşı uzaktan yönetiyor gibi de görünmüyor. İran Dışişleri Bakanı Hüseyin Emir Abdullahiyan bu politikayı Cumhurbaşkanı İbrahim Reisi ile aynı helikopter kazasında hayatını kaybetmeden önce ifade etmişti.

Ancak Abdullahiyan’ın vefatından önce de özellikle 4 Ocak'ta et-Tanf Askeri Üssüne yapılan saldırı ve ABD'nin bu saldırıya verdiği yanıttan sonra, İran yönetiminin kendisine bağlı Iraklı grupları ‘ABD’nin çıkarlarına’ saldırmaktan vazgeçirmeye zorlamasıyla İran'ın savaşla ilgili kullandığı dil değişmeye başladı. Tahran'ın, vekillerinin ‘destek cephelerini’ yönetmedeki bağımsızlığına yapılan vurgu azaldı. Tahran, Irak’taki vekillerini kontrol edeceğini ve ABD'nin kırmızı çizgilerine uymayı isteğini dile getirmemiş olsaydı, tansiyon daha da tırmanabilirdi.

Hizbullah ve İsrail arasında Lübnan-İsrail sınırında yaşanan çatışmaların artan temposu bu cepheyi neredeyse bölgedeki ana cephe haline getirirken, Iraklı silahlı gruplar için doğru olan, Gazze'ye ‘desteğini’ sürdüren Yemen'deki Ensarullah ya da Güney Lübnan'daki Hizbullah için doğru değildi. Hizbullah Genel Sekreteri Hasan Nasrallah, çarşamba günü yaptığı son konuşmada, bu cephenin bir ‘destek’ ve yıpratma cephesi olmaktan ‘üst sınırı ve kontrolü olmayan’ topyekûn bir savaş cephesine dönüştüğünü söyledi. Ancak ‘destek cepheleri’, özellikle de Güney Lübnan cephesi ile ilgili en önemli değişiklik, İran'ın bu cephelerdeki vekillerinin, özellikle de Hizbullah'ın kararlarını kasıtlı olarak benimsemekten, bu cepheler hakkında sessiz kalmaya ve buradaki milislerinin özerkliğini vurgulamaya doğru kayan politikasıdır.

Aslında bölge, İran’ın Dini Lideri (Rehber) Ali Hamaney’in 3 Haziran'da yaptığı ve Aksa Tufanı Operasyonu'na övgüde bulunup, Hamas'ı ABD Başkanı Joe Biden'ın açıkladığı ateşkes teklifini reddetmeye çağırdığı konuşmasında da görülebileceği üzere İran, Gazze’deki savaşa ve paralel cephelere yönelik farklı bir yaklaşıma sahip.

İran'ın 13 Nisan’ı 14 Nisan’a bağlayan gece İsrail'e düzenlediği saldırı, ‘stratejik sabır’ stratejisinden tam bir sapma teşkil etmese de kuşkusuz İran'ın savaşa yaklaşımındaki en önemli değişiklikti.

Ancak İran’ın bu yeni yaklaşımını anlamak için onu savaşa yönelik söylemindeki değişim ya da Gazze Şeridi’nde ve özellikle Güney Lübnan'daki ‘destek cephelerinde’ yaşanan değişimler bağlamında değerlendirmek gerekiyor. “Savaşın İsrail iç siyasetine yansımaları, siyasi ve askeri kurumlar arasındaki gerilim ve anlaşmazlıkların ve İsrail hükümeti ile ABD yönetimi arasındaki ilişkiye yansımaların yanı sıra gerek Batı ülkelerinde sokaklarda ve üniversitelerde olsun, gerek daha fazla ülkenin Filistin Devleti'ni tanıması açısından siyasi düzeyde olsun, gerekse Uluslararası Adalet Divanı (UAD) ve Uluslararası Ceza Mahkemesi (UCM) tarafından alınan kararlar çerçevesinde hukuki düzeyde olsun, Filistinli sivil can kayıplarının rekor sayılara yükselmesi nedeniyle İsrail'e karşı oluşan küresel tepki açısından da göz ardı edilemez. Tüm bunlar savaşın İsrail'in istediğinden ve büyük olasılıkla ettiğinden farklı yol izlemesine neden oldu. İsrail, Hamas Hareketi’nin 7 Ekim saldırısının ardından kaçınılmaz ve zorunlu bir seçenek olarak ‘Demir Kılıçlar’ adlı operasyonunu başlattığında, özellikle iç dürtüleri tarafından yönlendirilen savaşın uzaması ve aynı zamanda aşırı sağcı hükümetinin ‘mutlak zafere’ ya da savaşın başlıca iki hedefi olan; ‘Hamas'ı ortadan kaldırma ve İsrailli rehineleri kurtarma’ hedeflerine ulaşmasını engelleyen Gazze'deki karmaşık saha gerçekliği gibi zorluklarla aynı anda yüzleşmeyi muhtemelen beklemiyordu.

zasxcdvefrt
Gazze Şeridi açıklarında ABD tarafından inşa edilen yüzer iskelede yürüyen ABD’li bir asker, 25 Haziran 2024 (Reuters)

Savaşın başlarında ‘İsrail'i haritadan silme’ çağrısı yapan devrimci ideolojisi ile doğrudan savaşa girme konusundaki isteksizliği ve yetersizliği, hatta ABD'nin caydırıcılığı nedeniyle gerek Gazze Şeridi’nde gerek ‘destek cephelerinde’ olsun, bölgedeki müttefiklerine ve vekillerine askeri destek beyan edememesi arasındaki derin uçurumdan dolayı geri çekilmek ve karmaşık hesaplar yapmak zorunda kalan İran, şimdi, sanki Gazze'deki ve bölgedeki çatışmanın dengesi kendi lehine değişmiş gibi daha cesur davranıyor.

İran'ın 13 nisanı 14 nisana bağlayan gece İsrail'e düzenlediği saldırının, Tahran'ın 7 Ekim öncesinden beri sürdürdüğü savaşa yaklaşımındaki en belirgin değişim olduğuna şüphe yok. Bu aynı zamanda İran'ın caydırıcılık sistemini güçlendirmek için risk almayı göze aldığını da gösterdi. Ancak bunu büyük bir ihtiyatla, doğuda ve batıda, özellikle de ABD'ye yönelik siyasi ve diplomatik çabalarla yaptı.

Burada Tahran'ın, 2 Haziran'da İsrail'in Halep'in çevresine düzenlediği hava saldırısında İran Devrim Muhafızları Ordusu’ndan (DMO) bir danışmanının öldürülmesine henüz yanıt vermediği belirtilmeli. Bu da İran'ın stratejik sabır stratejisini katı bir şekilde uyguladığına, ancak 13-14 Nisan gecesinden beri bu stratejinin dinamiklerinin, savunmadan saldırıya doğru evrildiğine işaret ediyor olabilir.

Bu, Lübnan’ın güney cephesi ve bu cephenin Hizbullah tarafından nasıl yönetildiği ile ilgili. Zira bu cephenin de son zamanlarda, özellikle de Hizbullah'ın gerilimi artırma ve saldırıya geçme konusunda daha istekli olması açısından, İran'ın savaşa yaklaşımındaki farklılıkla uyumlu değişimlere tanık olduğu görülüyor. Nasrallah'ın geçtiğimiz çarşamba günü yaptığı konuşmada Güney Kıbrıs'a yönelik tehdidi, bu bağlamda gözden kaçırılmamalı. Hizbullah'ın bu tehdidi, İranlılarla koordinasyon kurmadan ya da onlardan talimat almadan kendi başına yaptığına inanmak zor. Nasrallah'ın çatışmanın geleneksel coğrafyasından uzaklaşması, İran'ın bölgesel çatışmaya, sınırlarına ve geleceğine yönelik genel stratejisinin dışında olması mümkün değil.

Gazze’deki askeri operasyonların sınırları ve savaşın ‘ertesi günü’ konusunda ABD-İsrail arasında son zamanlarda yaşanan çekişme sona mı eriyor?

Bu manada Hizbullah Genel Sekreteri'nin Avrupa Birliği (AB) üyesi olan Güney Kıbrıs’a yönelik tehdidi, İran'ın şimdiye kadar bölgesel oyunun esnek kurallarına bağlı kalmış olsa da bölge ülkelerine ve Batı'ya karşı müttefiklerini ve dolayısıyla bölgedeki nüfuzunu korumak için daha fazla risk almaya istekli olduğu mesajını taşıyor. Ancak bu, doğası gereği değişken olan ve İran tarafından tırmandırılmaya ve saldırıya maruz kalan bir mesajdır. Tahran, topyekûn bir savaşa girmekten kaçınsa da hızla sonuca varmaya yönelik bir çatışmadan ziyade, rakiplerinin gücünü kademeli olarak zayıflatmak için onları yıpratmaya dayanan uzun vadeli bir çatışmayı tercih ediyor. İsrail, Gazze'de ve Lübnan sınırında bir yıpratma savaşına girmesi nedeniyle şu an içinde bulunduğu durum bu. ABD Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Matthew Miller, pazartesi günü İsrail Savunma Bakanı Yoav Gallant’ın Washington ziyareti sırasında yaptığı açıklamada, bu savaşın devam etmesi halinde, İsrail'in kafasının daha da karışacağını ve zayıflayacağını söyledi. Miller, açıklamasında, “Gazze'de askeri operasyonun devam etmesi İsrail'i daha da zayıflatır. Çünkü bu, kuzeyde (Hizbullah ile) bir çözüme ulaşmayı zorlaştırır ve Batı Şeria'daki istikrarsızlığı arttırır” değerlendirmesinde bulundu. Miller’ın sözleri, Washington'ın Gazze ve Lübnan cepheleri arasında ve buna ek olarak Batı Şeria ile kurmaya başladığı bağlantıyı gösterirken, Biden'ın İsrail'i kuşatan ve onu en başta İran'ın faydalandığı yıpratma döngüsünden çıkarmak için önerdiği Gazze'de ateşkese varma konusundaki ısrarcı tutumunu da açıklıyor.

dvfbg
İsrail’in Lübnan'ın güneyindeki Hiyam beldesine düzenlediği hava saldırısı sonucu yükselen dumanlar, 25 Haziran 2024 (Reuters)

Dolayısıyla, Gazze Şeridi’nde ve Güney Lübnan'daki gelişmeleri, bölgede ve uluslararası arenadaki çatışmaların dışında, özellikle de İran'ın sadece bölgesel nüfuzunu güçlendirmesi ve sürdürmesi açısından değil, aynı zamanda bir nükleer güce dönüşmesiyle birlikte bu nüfuzu daha da genişletme arzusu açısından okumak artık her zamankinden daha zor. Bu yüzden mevcut gelişmeler, ABD'nin İran'la başa çıkma stratejisine ilişkin eski bir soruyu; ‘Bu bir çevreleme stratejisi mi, yoksa Tahran'ın nüfuzunu arttırma ve başta İsrail olmak üzere ABD’nin bölgedeki müttefiklerini tehdit etme kabiliyetini azaltmaya yönelik bir baskı stratejisi mi?’ sorusunu yeniden gündeme getiriyor.

İsrail'de bazı çevreler ‘İran Ortadoğusu’ tabirini kullanmaya ve bundan bahsetmeye başladı. Hizbullah da mevcut savaştan doğacak yeni bir Ortadoğu'dan bahsediyor.

Şimdi ise ‘son dönemde Gazze'deki askeri operasyonların sınırları ve savaşın ertesi günü konusunda ABD ile İsrail arasında yaşanan çekişme, İran ve müttefiklerinin artan özgüveninin ardından Tel Aviv'i içinde bulunduğu çıkmazdan kurtarmak ve bölgedeki kartları yeniden karmak konusundaki ABD ve İsrail’in ortak çıkarları nedeniyle gerileyecek mi?’ sorusu ortaya çıktı. İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu'nun bahsettiği savaşın üçüncü aşamasına geçiş, savaşın hızı değişse bile savaşın sonuna doğru atılmış bir adım olmadığı dikkate alındığında, Netanyahu'nun kendisinin de ifade ettiği üzere gerek Yahya es-Sinvar ve/veya Muhammed ed-Deyf'in öldürülmesiyle olsun, gerekse daha az ölçüde Nuseyrat Mülteci Kampı’nda yaklaşık on gün önce gerçekleştirilen kanlı operasyonun bir tekrarı olarak daha fazla esirin kurtarılmasıyla olsun, ‘zafer imajı’ verilmesine ABD kadar İsrail de ihtiyaç duyuyor. Fakat söz konusu zafer imajı olayların gidişatını değiştirmeye ve İran'ın İsrail'in etrafında oluşturduğu ‘ateş çemberini’ zayıflatmaya yeter mi? Bu soruya belki de 7 Ekim öncesinden beri masada olan ‘ABD’nin bölgedeki çıkarlarının sınırları ne? 7 Ekim saldırısı, ABD’nin bölgedeki varlığını yeniden gözden geçirmesine neden oldu mu, olmadı mı?’ sorularına yanıt verilmesi halinde cevap bulunabilir.



Trump bugün Barış Konseyi’nin ilk toplantısına başkanlık edecek

ABD Başkanı Donald Trump (AFP)
ABD Başkanı Donald Trump (AFP)
TT

Trump bugün Barış Konseyi’nin ilk toplantısına başkanlık edecek

ABD Başkanı Donald Trump (AFP)
ABD Başkanı Donald Trump (AFP)

ABD Başkanı Donald Trump bugün (Perşembe) kendi çağrısıyla oluşturulan Barış Konseyi’nin ilk toplantısına başkanlık edecek. Toplantıya 45’ten fazla ülkeden temsilcinin katılması beklenirken, Gazze’nin geleceğine ilişkin çözümsüz başlıkların gündeme damga vurması bekleniyor.

Hamas mensuplarının silahsızlandırılması, yeniden imar fonunun büyüklüğü ve savaş nedeniyle ağır yıkıma uğrayan Gazze halkına insani yardım akışının sağlanması gibi konuların, Konsey’in önümüzdeki haftalar ve aylardaki etkinliğinin sınanacağı temel dosyalar olması bekleniyor.

Trump’ın Washington’da kısa süre önce adını verdiği “Donald J. Trump Barış Enstitüsü” binasında katılımcılara hitap etmesi ve katılımcı ülkelerin yeniden imar fonu için 5 milyar dolar topladığını açıklaması planlanıyor. Söz konusu tutarın, ilerleyen dönemde milyarlarca dolarlık ek kaynağa ihtiyaç duyulması beklenen fon için ilk katkı niteliğinde olacağı belirtiliyor.

Trump’ın çağrısıyla kurulan Barış Konseyi geniş tartışmalara yol açtı. Konsey’de İsrail yer alırken Filistinli temsilcilerin bulunmaması dikkat çekiyor. Trump’ın Konsey’in ilerleyen aşamada Gazze’nin ötesindeki küresel meydan okumaları da ele alabileceğini önermesi, bunun Birleşmiş Milletler’in küresel diplomasi ve ihtilaf çözümündeki merkezi rolünü zayıflatabileceği yönündeki kaygıları artırdı.

Üst düzey ABD’li yetkililer, Trump’ın ayrıca bazı ülkelerin Gazze’de barışın korunmasına yardımcı olmak amacıyla kurulacak uluslararası bir istikrar gücüne binlerce asker göndermeyi planladığını açıklayacağını bildirdi.

Hamas mensuplarının silahsızlandırılması ve böylece barış gücü birliklerinin göreve başlayabilmesi konusu ise temel anlaşmazlık başlıklarından biri olmaya devam ediyor. Hamas, İsrail’in olası misilleme adımlarına ilişkin endişeler nedeniyle silah bırakmaya yanaşmıyor. Silahsızlandırma, Trump’ın iki yıl süren Gazze savaşının ardından Ekim ayında başlayan kırılgan ateşkese zemin hazırlayan planının maddeleri arasında yer alıyor.

Üst düzey bir yönetim yetkilisi, “Silahsızlanmaya ilişkin zorlukların tamamen farkındayız, ancak arabuluculardan gelen mesajlar bizi cesaretlendiriyor” dedi.

Güvenlik Konseyi üyelerinin çoğu yok

ABD’li yetkililer, etkinliğe 47 ülkeden heyetlerin ve Avrupa Birliği’nin katılımının beklendiğini belirtti. Listede İsrail’in yanı sıra Arnavutluk’tan Vietnam’a kadar geniş bir ülke yelpazesi yer alıyor.

Ancak Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin daimi üyeleri olan Fransa, Birleşik Krallık, Rusya ve Çin listede bulunmuyor.

Etkinlikte Trump’ın yanı sıra ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, ABD’nin özel temsilcileri Steve Witkoff ve Jared Kushner ile eski Birleşik Krallık Başbakanı Tony Blair’in konuşma yapması bekleniyor. Konsey’de önemli bir rol üstlenmesi öngörülen Blair’in yanı sıra, ABD’nin Birleşmiş Milletler Daimi Temsilcisi Mike Waltz ve Gazze Yüksek Temsilcisi Nickolay Mladenov’un da etkinlikte yer alacağı ifade ediliyor.

İsmini açıklamak istemeyen bir Konsey üyesi, Gazze planının ciddi engellerle karşı karşıya olduğunu belirtti. Yetkili, diğer alanlarda ilerleme sağlanabilmesi için Gazze’de güvenliğin tesis edilmesinin temel şart olduğunu, ancak polis güçlerinin henüz yeterince hazır ve eğitimli olmadığını kaydetti.

Açıklamaya göre henüz karara bağlanmamış temel soru, Hamas’la görüşmeleri kimin yürüteceği. Konsey temsilcilerinin, örgüt üzerinde nüfuz sahibi aktörler — özellikle Katar ve Türkiye — aracılığıyla süreci ilerletebileceği değerlendiriliyor. Ancak İsrail’in bu iki ülkeye mesafeli yaklaşımı sürecin önündeki başlıca engellerden biri olarak görülüyor.

İnsani yardımın ulaştırılması da çözüm bekleyen başlıklar arasında yer alıyor. Yetkili, mevcut durumu “katastrofik” olarak nitelendirirken, yardım akışının süratle genişletilmesi çağrısında bulundu. Buna karşın, dağıtımın sahada hangi yapı tarafından koordine edileceğinin netleşmediğini belirtti.


İsrail, ABD'nin yakında İran'a saldıracağı beklentisiyle hazırlık yapıyor

İsrail'in Demir Kubbe Savunma Sistemi Tel Aviv semalarında roketleri imha ederken (Arşiv - Reuters)
İsrail'in Demir Kubbe Savunma Sistemi Tel Aviv semalarında roketleri imha ederken (Arşiv - Reuters)
TT

İsrail, ABD'nin yakında İran'a saldıracağı beklentisiyle hazırlık yapıyor

İsrail'in Demir Kubbe Savunma Sistemi Tel Aviv semalarında roketleri imha ederken (Arşiv - Reuters)
İsrail'in Demir Kubbe Savunma Sistemi Tel Aviv semalarında roketleri imha ederken (Arşiv - Reuters)

İsrail gazetesi Yedioth Ahronoth, İsrailli yetkililerin, Tahran'ın Cenevre'de yapılan son müzakerelerde ABD'nin taleplerini karşılamaması üzerine, ABD Başkanı Donald Trump'ın ‘yakında’ İran'a karşı büyük çaplı bir askeri saldırı başlatabileceğini öngördüklerini aktardı. Gazeteye göre Trump yönetiminin yetkilileri, İranlıların zaman kazanmaya ve ABD'yi yanıltmaya çalıştığını düşünüyor.

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu başkanlığında kısa bir süre önce gerçekleşen istişarelerde, İran'ın İsrail ordusu olası bir ABD saldırısına katılmasa bile İsrail'e füze saldırısı düzenleyebileceği yönünde bir değerlendirme yapıldı. Buna göre acil durum hizmetleri ve sivil savunmadan sorumlu askeri kurum olan İç Cephe Komutanlığı'ndan savaşa hazırlık yapması istendi. Çeşitli güvenlik kurumları da en yüksek savunma hazırlık seviyesine geçtiklerini açıklarken, güvenlik kurumları da yüksek alarm durumuna geçti.

Ne zaman olacağı bilinmiyor

ABD, Trump'ın ‘güzel filo’ olarak nitelendirdiği, İran ile kısa süreli bir çatışma yerine uzun süreli bir savaş yürütebilecek güçleri bölgeye çoktan konuşlandırdı. Ancak İsrailli yetkililer, ABD'nin saldırısının kesin zamanlamasının bilinmediğini ve nihai olarak Trump'ın kararına bağlı olduğunu belirtiyor. Karar verildikten sonra bile planlar değişebilir. İsrail'de karar anının yaklaştığı ve zamanın daraldığı yönünde bir izlenim hakim. Yetkililer birkaç gün önce iki haftalık bir süreden, ondan önce de yaklaşık bir aydan bahsetmişlerdi, ancak şimdi birkaç gün içinde harekete geçilebileceğine dair işaretler var.

Öte yandan saldırıyı geciktirebilecek birkaç faktör de söz konusu. Gazze Barış Kurulu, perşembe günü Washington'da toplanacak ve İtalya'daki Kış Olimpiyatları 22 Şubat'ta sona erecek. Trump'ın bu faktörlere ne kadar ağırlık vereceği belirsiz.

Her ne kadar kesin bir tarih belirlenmemiş olsa da ABD'nin İran ile uzun süreli bir çatışmaya hazırlandığına dair işaretler giderek artıyor. Geçtiğimiz yıl haziran ayında yaşanan 12 günlük savaştan bu yana yüksek seviyede olan gerginlik, İran rejiminin son zamanlarda protestoculara yönelik sert müdahalelerinin ardından daha da tırmandı. ABD'li yetkililer, büyük çaplı bir operasyonun hızlı bir saldırı olmayacağını, aksine haftalarca sürebilecek bir kampanya olacağını tahmin ediyorlar. Bu da Ortadoğu'daki askeri yığınağı açıklıyor.

Herhangi bir saldırının olası hedeflerinden biri İran'da rejim değişikliği olacak. Ancak ABD yetkilileri, bu hedefin tek bir saldırıyla değil, haftalarca sürecek bir dizi saldırıyla gerçekleştirilebileceğini kabul ediyor.

Bu da İran’ın Dini Lideri Ali Hamaney'in yanı sıra, bazıları toplu katliamlardan sorumlu tutulan İran Devrim Muhafızları Ordusu’nun (DMO) kurumlarını da hedef alabilir. Washington ayrıca İranlıların sokaklara dökülmesini istiyor, ancak bunun için rejim muhaliflerini ABD'nin onları desteklemeye hazır olduğuna ikna etmek gerekiyor.

CNN'in haberine göre iki İsrailli yetkili, önümüzdeki günlerde ABD ve İsrail'in İran'a ortak bir saldırı düzenleyeceğine dair ‘artan işaretler’ üzerine İsrail'in askeri alarm ve hazırlık seviyesini yükselttiğini söyledi.

Haberin kaynaklarından biri olan bir askeri yetkiliye göre İsrail operasyonel ve savunma planlamasını hızlandırdı. Bir kaynak, Trump tarafından onaylanması halinde beklenen saldırının önceki 12 gün süren savaşın ötesine geçeceğini ve ABD ile İsrail arasında koordineli saldırılar içereceğini ekledi.

Diğer taraftan bugün yapılması planlanan İsrail Savaş Kabinesi toplantısı pazar gününe ertelendi. Bu ertelemenin nedeni, ABD ve İsrail'in herhangi bir karar vermeden önce İran'ın yanlış bir hesap yapıp önleyici bir saldırı düzenlemesini önlemek olabilir.

Hizbullah ve Husiler hesapların merkezinde

Son iki gün içinde, Ortadoğu'ya doğru takviye savaş uçakları, yakıt ikmal uçakları, keşif ve istihbarat uçakları ile komuta ve kontrol uçaklarının yola çıktığı görüldü. Bu hareketlilik, bölgede uzun zamandır görülmemiş büyüklükte bir ABD askeri gücü oluşturuyor. Bu devasa bir savaş makinesi ve bölgede sadece ‘pozisyon almak’ için konuşlandırılmış olması pek olası değil. Amaç sadece müzakerelerde baskı uygulamaksa, bu olağanüstü bir baskı olur, çünkü ABD İran'a çok daha az güçle saldırabilir.

Bu büyük ölçekli tehdit ve caydırıcı etkisinin, İran'ı son dakikada ABD'nin taleplerini kabul etmeye zorlayabileceği ihtimali göz ardı edilemez. Trump daha önce tehditlerinin boş olmadığını göstermişti ve müzakereler sırasında Washington’ın Tahran'a ilettiği mesaj açıktı: “Sabrımı sınama!”

Ancak, en azından kamuoyu önünde İran bu tür sonuçlara varmış gibi görünmüyor. Hatta Hamaney, Amerikan uçak gemilerini vurmakla tehdit etti. İsrail'de bu durum, iktidar sahibine pahalıya mal olabilecek aşırı bir kibir olarak görülüyor.

Çoğu gösterge, İsrail'in bu tür bir saldırıya katılacağını ve kenara çekilmesinin istenmeyeceğini işaret ediyor. ABD’li yetkililerin İsrail'in yeteneklerine, özellikle de İsrail ordusunun uzmanlığına ihtiyaç duyduğu söyleniyor. İsrail'in başlıca hedefi, İran'ın balistik füze sistemini yok etmek ya da ona ciddi şekilde hasar vermek olacak. Aynı zamanda, İsrail ordusundan iki cephede daha mücadele etmesi istenebilir. Bunlar Lübnan'daki Hizbullah ve Yemen'deki Husiler.

Husilerin hemen savaşa katılıp İsrail'e füze ve insansız hava araçları (İHA) ile saldıracağı tahmin ediliyor. Ayrıca, daha önce 12 gün süren savaşta olduğu gibi Hizbullah'ın bu kez tarafsız kalmayıp savaşa katılma ihtimali de var. Bu durumda İsrail, bunu hesaplaşmak için bir fırsat olarak görebilir.


İsrail muhalefet partileri kafa karışıklığı ve bölünmüşlük içinde… Netanyahu’yu devirme fırsatı kaçabilir

İsrail muhalefet lideri Yair Lapid ile Netanyahu’nun 2022’de gerçekleşen görüşmesinden (DPA)
İsrail muhalefet lideri Yair Lapid ile Netanyahu’nun 2022’de gerçekleşen görüşmesinden (DPA)
TT

İsrail muhalefet partileri kafa karışıklığı ve bölünmüşlük içinde… Netanyahu’yu devirme fırsatı kaçabilir

İsrail muhalefet lideri Yair Lapid ile Netanyahu’nun 2022’de gerçekleşen görüşmesinden (DPA)
İsrail muhalefet lideri Yair Lapid ile Netanyahu’nun 2022’de gerçekleşen görüşmesinden (DPA)

İsrail’de yaklaşan seçimler öncesinde kamuoyunda muhalefet partilerinin Binyamin Netanyahu hükümetini devirmeye yönelik mücadelede yeterince profesyonel davranmadığı ve seçim kazanma fırsatını heba edebileceği yönündeki görüşler güç kazanırken, sol eğilimli Demokratlar Partisi lideri Yair Golan, üç partinin birleşmesini önerdi. Golan, kendi liderliğini yaptığı Demokratlar Partisi’nin yanı sıra, Yair Lapid liderliğindeki Yesh Atid Partisi ve Gadi Eisenkot’un başında bulunduğu Yashar Partisi’nin tek çatı altında toplanmasını teklif etti. Golan, söz konusu ittifakın başına Eisenkot’un getirilmesi konusunda uzlaşmaya varılmasını önererek, “Çünkü anketler onun hem benden hem de Lapid’den daha fazla beğeni topladığını gösteriyor” ifadesini kullandı.

sdvfgt
İsrail muhalefet lideri Yair Lapid (Reuters)

Golan dün yaptığı basın açıklamasında, önerdiği üçlü ittifakın mevcut anketlere göre şimdiden 31-33 sandalye kazanabileceğini ve böylece en büyük parti konumuna yükselebileceğini söyledi. Golan, söz konusu bloğun kurulması ve Netanyahu’yu kendi seçmeni nezdinde de zorlayacak mücadeleci bir seçim kampanyası yürütmesi halinde, desteğini daha da artırabileceğini ve bir sonraki hükümeti kurabilecek güce ulaşabileceğini ifade etti.

Ancak Lapid teklifi kabul etmedi. Lapid, bu girişimin kendisini solcu bir parti lideri gibi göstermeyi amaçladığını savunurken, kendisini sağ liberal olarak tanımladığını belirtti. Golan’a saatler içinde yanıt veren Lapid, birlik önerisinin Golan’ın kendi popülaritesini artırma amacı taşıdığını öne sürdü. Lapid ayrıca Golan’ı ve ‘şu dönemde birlik adı altında safları dağıtmaya çalışan tüm muhalefet liderlerini’ sert sözlerle eleştirdi.

Lapid, “Kamuoyu blokların birleşmesini istemiyor; bizi olduğumuz gibi görmek istiyor. Her parti kendi ilkeleri temelinde mücadele etmeli. Seçimden sonra bloklar arasında bir birleşme yolu bulunabilir” dedi. Muhalefet liderlerini son dönemde ‘zırhlı aracın içinde ateş açmakla’ suçlayan Lapid, bunun ‘Netanyahu’nun iktidarını sonsuza dek sürdürmesine yol açabilecek bir intihar eylemi’ olduğunu söyledi.

Lapid, seçim hazırlıklarında kendisiyle çalışan uzmanların hükümetin düşmesinin ‘teorik olarak artık kesinleştiği’ görüşünde olduğunu belirterek, muhalefet partilerinin bu gerçeği pekiştirmeye odaklanması gerektiğini kaydetti. Lapid’e göre Netanyahu, yenilginin eşiğinde olduğunu biliyor ve iki hedefe yöneliyor: Araplar ile liberal kesim arasındaki katılım oranını düşürmek ve seçimlere hile karıştırmak. Bu çerçevede önceliğin, Yahudiler arasında yüzde 70, Araplar arasında ise yüzde 48 seviyesinde olan oy verme oranını artırmak ve özellikle kırsal bölgelerde seçim hilesini önlemek amacıyla sıkı denetim mekanizmaları oluşturmak olduğunu ifade etti.

juıo9
Tel Aviv’de düzenlenen Netanyahu karşıtı gösteriden (Arşiv – AFP)

Lapid iki gün önce yaptığı açıklamada, ‘liberal kamp içindeki tüm partilerin, Netanyahu’nun yer alacağı herhangi bir koalisyona katılmama taahhüdünde bulunmasını’ şart koştu. Lapid’in bu sözlerle, birlikte önceki hükümeti kurduğu müttefiki Naftali Bennett’e gönderme yaptığı değerlendirildi. Bennett, Netanyahu ile bir hükümet kurmayacağına dair açık bir taahhütte bulunmayı reddediyordu. Bennett’e yakın kaynaklar ise bu tutumun Likud’dan oy çekme amacı taşıdığını savundu. Nitekim Likudlu Bakan Idit Silman, Bennett’in açıklamalarını sert sözlerle eleştirerek sağ seçmene seslendi ve “Bennett sizi, geçmişte sağ seçmeni kandırdığı gibi kandırıyor; sol ve Araplarla hükümet kuruyor” ifadesini kullandı. Silman daha önce Lapid hükümetinde yer almış, ancak 2022 yılında koalisyondan çekilerek hükümetin düşmesine yol açmıştı.

Lapid’in bir yandan, sağ kanadın ise diğer yandan baskısı altında kalan Bennett, Netanyahu liderliğinde kurulacak bir hükümete katılmayacağını açıkladı. Ancak Likud ile Netanyahu’suz bir senaryoda iş birliğine açık olup olmadığı konusunda net bir ifade kullanmadı.

Öte yandan, Avigdor Lieberman liderliğindeki Yisrael Beiteinu Partisi de muhalefet cephesindeki yön arayışını yansıtan açıklamalarda bulundu. Lieberman, muhalefet partilerinin seçmenlere, Netanyahu ile ya da Arap partileriyle hükümet kurmayacaklarına dair açık ve samimi bir taahhüt vermeleri gerektiğini söyledi.

dfgthy
Netanyahu ve Bennett (İsrail medyası)

İsrail’de yayımlanan son Maariv gazetesi anketine göre, seçimlerin bugün yapılması halinde Arap partileri hesaba katılmaksızın muhalefet partileri 60 sandalye kazanıyor. Aynı ankette, Binyamin Netanyahu liderliğindeki koalisyonun sandalye sayısının 68’den 50’ye gerilediği belirtiliyor. Bu tablo karşısında Netanyahu’nun, özellikle Arap seçmenler arasında katılım oranını düşürmeye yönelik bir plan üzerinde çalıştığı öne sürülüyor. İddiaya göre bu plan, korku siyaseti yürütmeyi ve Arap listeleri ile adayları seçim sürecinden diskalifiye etmeyi içeriyor. Muhalefet ise Netanyahu’yu ve müttefiklerini ‘geniş çaplı bir seçim sahtekârlığı kampanyasına hazırlanmakla’ suçluyor.