ABD-İsrail ve ikisinin arasında ‘İran Ortadoğusu’

İki köklü müttefik arasındaki çekim azalıyor mu?

ABD Savunma Bakanı Lloyd Austin, İsrailli mevkidaşı Yoav Gallant’ı Pentagon'da ağırladı, 25 Haziran 2024 (AFP)
ABD Savunma Bakanı Lloyd Austin, İsrailli mevkidaşı Yoav Gallant’ı Pentagon'da ağırladı, 25 Haziran 2024 (AFP)
TT

ABD-İsrail ve ikisinin arasında ‘İran Ortadoğusu’

ABD Savunma Bakanı Lloyd Austin, İsrailli mevkidaşı Yoav Gallant’ı Pentagon'da ağırladı, 25 Haziran 2024 (AFP)
ABD Savunma Bakanı Lloyd Austin, İsrailli mevkidaşı Yoav Gallant’ı Pentagon'da ağırladı, 25 Haziran 2024 (AFP)

Elie el-Kasifi

İran, İsrail'in Gazze Şeridi'nde yürüttüğü savaşın başlangıcında ve savaşın sonlarına doğru geri planda kalmaya çalıştı. Bu nedenle, Hamas'ı ve ‘destekçi cepheleri' desteklemekten tamamen kopmuş gibi görünmemek için diplomasi ve medya politikasına yöneldi. Bunun yaparken, vekillerini arka planda yönlendirerek savaşı uzaktan yönetiyor gibi de görünmüyor. İran Dışişleri Bakanı Hüseyin Emir Abdullahiyan bu politikayı Cumhurbaşkanı İbrahim Reisi ile aynı helikopter kazasında hayatını kaybetmeden önce ifade etmişti.

Ancak Abdullahiyan’ın vefatından önce de özellikle 4 Ocak'ta et-Tanf Askeri Üssüne yapılan saldırı ve ABD'nin bu saldırıya verdiği yanıttan sonra, İran yönetiminin kendisine bağlı Iraklı grupları ‘ABD’nin çıkarlarına’ saldırmaktan vazgeçirmeye zorlamasıyla İran'ın savaşla ilgili kullandığı dil değişmeye başladı. Tahran'ın, vekillerinin ‘destek cephelerini’ yönetmedeki bağımsızlığına yapılan vurgu azaldı. Tahran, Irak’taki vekillerini kontrol edeceğini ve ABD'nin kırmızı çizgilerine uymayı isteğini dile getirmemiş olsaydı, tansiyon daha da tırmanabilirdi.

Hizbullah ve İsrail arasında Lübnan-İsrail sınırında yaşanan çatışmaların artan temposu bu cepheyi neredeyse bölgedeki ana cephe haline getirirken, Iraklı silahlı gruplar için doğru olan, Gazze'ye ‘desteğini’ sürdüren Yemen'deki Ensarullah ya da Güney Lübnan'daki Hizbullah için doğru değildi. Hizbullah Genel Sekreteri Hasan Nasrallah, çarşamba günü yaptığı son konuşmada, bu cephenin bir ‘destek’ ve yıpratma cephesi olmaktan ‘üst sınırı ve kontrolü olmayan’ topyekûn bir savaş cephesine dönüştüğünü söyledi. Ancak ‘destek cepheleri’, özellikle de Güney Lübnan cephesi ile ilgili en önemli değişiklik, İran'ın bu cephelerdeki vekillerinin, özellikle de Hizbullah'ın kararlarını kasıtlı olarak benimsemekten, bu cepheler hakkında sessiz kalmaya ve buradaki milislerinin özerkliğini vurgulamaya doğru kayan politikasıdır.

Aslında bölge, İran’ın Dini Lideri (Rehber) Ali Hamaney’in 3 Haziran'da yaptığı ve Aksa Tufanı Operasyonu'na övgüde bulunup, Hamas'ı ABD Başkanı Joe Biden'ın açıkladığı ateşkes teklifini reddetmeye çağırdığı konuşmasında da görülebileceği üzere İran, Gazze’deki savaşa ve paralel cephelere yönelik farklı bir yaklaşıma sahip.

İran'ın 13 Nisan’ı 14 Nisan’a bağlayan gece İsrail'e düzenlediği saldırı, ‘stratejik sabır’ stratejisinden tam bir sapma teşkil etmese de kuşkusuz İran'ın savaşa yaklaşımındaki en önemli değişiklikti.

Ancak İran’ın bu yeni yaklaşımını anlamak için onu savaşa yönelik söylemindeki değişim ya da Gazze Şeridi’nde ve özellikle Güney Lübnan'daki ‘destek cephelerinde’ yaşanan değişimler bağlamında değerlendirmek gerekiyor. “Savaşın İsrail iç siyasetine yansımaları, siyasi ve askeri kurumlar arasındaki gerilim ve anlaşmazlıkların ve İsrail hükümeti ile ABD yönetimi arasındaki ilişkiye yansımaların yanı sıra gerek Batı ülkelerinde sokaklarda ve üniversitelerde olsun, gerek daha fazla ülkenin Filistin Devleti'ni tanıması açısından siyasi düzeyde olsun, gerekse Uluslararası Adalet Divanı (UAD) ve Uluslararası Ceza Mahkemesi (UCM) tarafından alınan kararlar çerçevesinde hukuki düzeyde olsun, Filistinli sivil can kayıplarının rekor sayılara yükselmesi nedeniyle İsrail'e karşı oluşan küresel tepki açısından da göz ardı edilemez. Tüm bunlar savaşın İsrail'in istediğinden ve büyük olasılıkla ettiğinden farklı yol izlemesine neden oldu. İsrail, Hamas Hareketi’nin 7 Ekim saldırısının ardından kaçınılmaz ve zorunlu bir seçenek olarak ‘Demir Kılıçlar’ adlı operasyonunu başlattığında, özellikle iç dürtüleri tarafından yönlendirilen savaşın uzaması ve aynı zamanda aşırı sağcı hükümetinin ‘mutlak zafere’ ya da savaşın başlıca iki hedefi olan; ‘Hamas'ı ortadan kaldırma ve İsrailli rehineleri kurtarma’ hedeflerine ulaşmasını engelleyen Gazze'deki karmaşık saha gerçekliği gibi zorluklarla aynı anda yüzleşmeyi muhtemelen beklemiyordu.

zasxcdvefrt
Gazze Şeridi açıklarında ABD tarafından inşa edilen yüzer iskelede yürüyen ABD’li bir asker, 25 Haziran 2024 (Reuters)

Savaşın başlarında ‘İsrail'i haritadan silme’ çağrısı yapan devrimci ideolojisi ile doğrudan savaşa girme konusundaki isteksizliği ve yetersizliği, hatta ABD'nin caydırıcılığı nedeniyle gerek Gazze Şeridi’nde gerek ‘destek cephelerinde’ olsun, bölgedeki müttefiklerine ve vekillerine askeri destek beyan edememesi arasındaki derin uçurumdan dolayı geri çekilmek ve karmaşık hesaplar yapmak zorunda kalan İran, şimdi, sanki Gazze'deki ve bölgedeki çatışmanın dengesi kendi lehine değişmiş gibi daha cesur davranıyor.

İran'ın 13 nisanı 14 nisana bağlayan gece İsrail'e düzenlediği saldırının, Tahran'ın 7 Ekim öncesinden beri sürdürdüğü savaşa yaklaşımındaki en belirgin değişim olduğuna şüphe yok. Bu aynı zamanda İran'ın caydırıcılık sistemini güçlendirmek için risk almayı göze aldığını da gösterdi. Ancak bunu büyük bir ihtiyatla, doğuda ve batıda, özellikle de ABD'ye yönelik siyasi ve diplomatik çabalarla yaptı.

Burada Tahran'ın, 2 Haziran'da İsrail'in Halep'in çevresine düzenlediği hava saldırısında İran Devrim Muhafızları Ordusu’ndan (DMO) bir danışmanının öldürülmesine henüz yanıt vermediği belirtilmeli. Bu da İran'ın stratejik sabır stratejisini katı bir şekilde uyguladığına, ancak 13-14 Nisan gecesinden beri bu stratejinin dinamiklerinin, savunmadan saldırıya doğru evrildiğine işaret ediyor olabilir.

Bu, Lübnan’ın güney cephesi ve bu cephenin Hizbullah tarafından nasıl yönetildiği ile ilgili. Zira bu cephenin de son zamanlarda, özellikle de Hizbullah'ın gerilimi artırma ve saldırıya geçme konusunda daha istekli olması açısından, İran'ın savaşa yaklaşımındaki farklılıkla uyumlu değişimlere tanık olduğu görülüyor. Nasrallah'ın geçtiğimiz çarşamba günü yaptığı konuşmada Güney Kıbrıs'a yönelik tehdidi, bu bağlamda gözden kaçırılmamalı. Hizbullah'ın bu tehdidi, İranlılarla koordinasyon kurmadan ya da onlardan talimat almadan kendi başına yaptığına inanmak zor. Nasrallah'ın çatışmanın geleneksel coğrafyasından uzaklaşması, İran'ın bölgesel çatışmaya, sınırlarına ve geleceğine yönelik genel stratejisinin dışında olması mümkün değil.

Gazze’deki askeri operasyonların sınırları ve savaşın ‘ertesi günü’ konusunda ABD-İsrail arasında son zamanlarda yaşanan çekişme sona mı eriyor?

Bu manada Hizbullah Genel Sekreteri'nin Avrupa Birliği (AB) üyesi olan Güney Kıbrıs’a yönelik tehdidi, İran'ın şimdiye kadar bölgesel oyunun esnek kurallarına bağlı kalmış olsa da bölge ülkelerine ve Batı'ya karşı müttefiklerini ve dolayısıyla bölgedeki nüfuzunu korumak için daha fazla risk almaya istekli olduğu mesajını taşıyor. Ancak bu, doğası gereği değişken olan ve İran tarafından tırmandırılmaya ve saldırıya maruz kalan bir mesajdır. Tahran, topyekûn bir savaşa girmekten kaçınsa da hızla sonuca varmaya yönelik bir çatışmadan ziyade, rakiplerinin gücünü kademeli olarak zayıflatmak için onları yıpratmaya dayanan uzun vadeli bir çatışmayı tercih ediyor. İsrail, Gazze'de ve Lübnan sınırında bir yıpratma savaşına girmesi nedeniyle şu an içinde bulunduğu durum bu. ABD Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Matthew Miller, pazartesi günü İsrail Savunma Bakanı Yoav Gallant’ın Washington ziyareti sırasında yaptığı açıklamada, bu savaşın devam etmesi halinde, İsrail'in kafasının daha da karışacağını ve zayıflayacağını söyledi. Miller, açıklamasında, “Gazze'de askeri operasyonun devam etmesi İsrail'i daha da zayıflatır. Çünkü bu, kuzeyde (Hizbullah ile) bir çözüme ulaşmayı zorlaştırır ve Batı Şeria'daki istikrarsızlığı arttırır” değerlendirmesinde bulundu. Miller’ın sözleri, Washington'ın Gazze ve Lübnan cepheleri arasında ve buna ek olarak Batı Şeria ile kurmaya başladığı bağlantıyı gösterirken, Biden'ın İsrail'i kuşatan ve onu en başta İran'ın faydalandığı yıpratma döngüsünden çıkarmak için önerdiği Gazze'de ateşkese varma konusundaki ısrarcı tutumunu da açıklıyor.

dvfbg
İsrail’in Lübnan'ın güneyindeki Hiyam beldesine düzenlediği hava saldırısı sonucu yükselen dumanlar, 25 Haziran 2024 (Reuters)

Dolayısıyla, Gazze Şeridi’nde ve Güney Lübnan'daki gelişmeleri, bölgede ve uluslararası arenadaki çatışmaların dışında, özellikle de İran'ın sadece bölgesel nüfuzunu güçlendirmesi ve sürdürmesi açısından değil, aynı zamanda bir nükleer güce dönüşmesiyle birlikte bu nüfuzu daha da genişletme arzusu açısından okumak artık her zamankinden daha zor. Bu yüzden mevcut gelişmeler, ABD'nin İran'la başa çıkma stratejisine ilişkin eski bir soruyu; ‘Bu bir çevreleme stratejisi mi, yoksa Tahran'ın nüfuzunu arttırma ve başta İsrail olmak üzere ABD’nin bölgedeki müttefiklerini tehdit etme kabiliyetini azaltmaya yönelik bir baskı stratejisi mi?’ sorusunu yeniden gündeme getiriyor.

İsrail'de bazı çevreler ‘İran Ortadoğusu’ tabirini kullanmaya ve bundan bahsetmeye başladı. Hizbullah da mevcut savaştan doğacak yeni bir Ortadoğu'dan bahsediyor.

Şimdi ise ‘son dönemde Gazze'deki askeri operasyonların sınırları ve savaşın ertesi günü konusunda ABD ile İsrail arasında yaşanan çekişme, İran ve müttefiklerinin artan özgüveninin ardından Tel Aviv'i içinde bulunduğu çıkmazdan kurtarmak ve bölgedeki kartları yeniden karmak konusundaki ABD ve İsrail’in ortak çıkarları nedeniyle gerileyecek mi?’ sorusu ortaya çıktı. İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu'nun bahsettiği savaşın üçüncü aşamasına geçiş, savaşın hızı değişse bile savaşın sonuna doğru atılmış bir adım olmadığı dikkate alındığında, Netanyahu'nun kendisinin de ifade ettiği üzere gerek Yahya es-Sinvar ve/veya Muhammed ed-Deyf'in öldürülmesiyle olsun, gerekse daha az ölçüde Nuseyrat Mülteci Kampı’nda yaklaşık on gün önce gerçekleştirilen kanlı operasyonun bir tekrarı olarak daha fazla esirin kurtarılmasıyla olsun, ‘zafer imajı’ verilmesine ABD kadar İsrail de ihtiyaç duyuyor. Fakat söz konusu zafer imajı olayların gidişatını değiştirmeye ve İran'ın İsrail'in etrafında oluşturduğu ‘ateş çemberini’ zayıflatmaya yeter mi? Bu soruya belki de 7 Ekim öncesinden beri masada olan ‘ABD’nin bölgedeki çıkarlarının sınırları ne? 7 Ekim saldırısı, ABD’nin bölgedeki varlığını yeniden gözden geçirmesine neden oldu mu, olmadı mı?’ sorularına yanıt verilmesi halinde cevap bulunabilir.



Danimarka, usulsüz kayıt nedeniyle İran bayraklı bir gemiyi alıkoydu

Danimarka polis memurları (AFP- Arşiv)
Danimarka polis memurları (AFP- Arşiv)
TT

Danimarka, usulsüz kayıt nedeniyle İran bayraklı bir gemiyi alıkoydu

Danimarka polis memurları (AFP- Arşiv)
Danimarka polis memurları (AFP- Arşiv)

Danimarka denizcilik yetkilileri dün, ülkenin sularında demirlemiş olan İran bayraklı bir konteyner gemisinin, usulüne uygun olarak kayıtlı olmadığı gerekçesiyle alıkonulduğunu açıkladı.

Londra Borsası Grubu'ndan alınan verilere göre konteyner gemisinin adı "Nora" idi ve Komor Adaları bayrağı taşıyordu; ancak Danimarka yetkilileri Reuters'e e-posta yoluyla Komor Adaları'nın Kopenhag'a gemiyi kayıtlarında bulamadığını bildirdiğini söyledi.

Yetkililer, "Gemi, bayrak devleti Danimarka denizcilik yetkililerine tam olarak kayıtlı ve yetkilendirilmiş olduğuna dair kanıt sunana kadar alıkonulacaktır" diyerek, gemiyi serbest bırakmadan önce inceleyeceklerini belirterek, "Denetim, hava koşulları güvenli bir şekilde izin verdiğinde gerçekleştirilecek" ifadelerini kullandı.

Londra Borsası Grubu'ndan alınan verilere göre, "Noura" gemisi şu anda İran bayrağı altında seyrediyor.

Şarku'l Avsat'ın Reuters'ten aktardığına göre haberi ilk duyuran Danimarka televizyon kanalı TV2, geminin çarşamba günü bayrağını Komor Adaları'ndan İran'a değiştirdiğini belirtti. Reuters, değişikliğin ne zaman gerçekleştiğini bağımsız olarak doğrulayamadı.

Londra Borsası Grubu'ndan alınan veriler, "Nora" gemisinin, ABD Hazine Bakanlığı'nın yaptırım listesinde yer alan ve daha önce "Cyrus" adıyla anılan bir konteyner gemisiyle aynı Uluslararası Denizcilik Örgütü (IMO) numarasına sahip olduğunu gösteriyor.

IMO numaraları, isim veya bayrak değişikliklerinden bağımsız olarak değişmeden kalan kalıcı gemi tanımlayıcılarıdır.

Cyrus, ABD Yabancı Varlık Kontrol Ofisi'nin İran yaptırım programı kapsamında belirlenmiş olup, Londra Borsası Grubu'ndan elde edilen veriler, şirketin Argon Shipping ve Rail Shipping ile bağlantılı olduğunu göstermektedir.

Reuters, Argon Shipping ve Rail Shipping şirketlerine yorum almak için ulaşamadı.

TV2, geminin son 25 gündür limanda demirli ve kullanılmadan beklediğini bildirdi.


İran'da bir askeri eğitim uçağı düştü bir pilot hayatını kaybetti

İran Hava Kuvvetlerine ait bir uçak enkazı (Arşiv)
İran Hava Kuvvetlerine ait bir uçak enkazı (Arşiv)
TT

İran'da bir askeri eğitim uçağı düştü bir pilot hayatını kaybetti

İran Hava Kuvvetlerine ait bir uçak enkazı (Arşiv)
İran Hava Kuvvetlerine ait bir uçak enkazı (Arşiv)

İran Radyo ve Televizyon Kurumu'nun bildirdiğine göre, İran'a ait bir savaş uçağı dün gece geç saatlerde batı İran'da bir eğitim görevi sırasında düştü ve pilotlardan biri hayatını kaybetti.

Kurumun açıklamasına göre uçak Hemedan vilayetinde gece eğitim görevi sırasında düştü. İran Hava Kuvvetleri Halkla İlişkiler Ofisi, resmi IRNA haber ajansı tarafından yayınlanan açıklamada, "Hava Kuvvetlerine ait bir uçak bu akşam Hemedan vilayetinde (batı İran) gece eğitim görevi sırasında düştü" denildi.

Haberde, "Kazada pilotlardan biri hayatını kaybetti, diğeri ise kurtuldu. Kazanın nedenini belirlemek için soruşturmaların devam ettiği" ifadeleri yer aldı.


Melania Trump, en sevilen First Lady'ler listesinde sondan ikinci çıktı

YouGov'un yeni bir anketine göre Melania Trump, yakın tarihin en az popüler ikinci first lady'si seçildi (Reuters)
YouGov'un yeni bir anketine göre Melania Trump, yakın tarihin en az popüler ikinci first lady'si seçildi (Reuters)
TT

Melania Trump, en sevilen First Lady'ler listesinde sondan ikinci çıktı

YouGov'un yeni bir anketine göre Melania Trump, yakın tarihin en az popüler ikinci first lady'si seçildi (Reuters)
YouGov'un yeni bir anketine göre Melania Trump, yakın tarihin en az popüler ikinci first lady'si seçildi (Reuters)

Yeni bir ankete göre Melania Trump, yakın tarihin en az popüler ikinci First Lady'si seçildi ancak en sevilmeyen First Lady unvanını Trump'ın rakibi Hillary Clinton aldı.

YouGov'a göre bu ay 2 bin 255 ABD vatandaşından son 11 First Lady'yi "Mükemmel"den "Kötü"ye uzanan bir ölçekte sıralamaları istendi.

Yüzde 36'sı Melania'yı "kötü", yüzde 10'u da "ortalama altı" olarak değerlendirdi. Ankete katılanların yaklaşık yüzde 18'i Melania'yı "mükemmel", yüzde 12'si de "ortalama üstü" notu verdi. Böylece net onay oranı -16 çıktı.

Melania'dan daha düşük sırada yer alan tek First Lady, 2016 başkanlık seçimini Donald Trump'a kaybeden Hillary Clinton'dı. Ankete katılanların yüzde 33'ü onu "kötü", yüzde 11'i de "ortalama altı" diye değerlendirdi ve net onay oranı -17 oldu.

Öte yandan en popüler First Lady'ler sırasıyla +56, +32 ve +25 net puanla Jackie Kennedy, Rosalynn Carter ve Nancy Reagan'dı.

Michelle Obama da katılımcılar arasında favori olarak öne çıktı; yüzde 33'ü onu "mükemmel", yüzde 12'si ise "ortalama üstü" olarak değerlendirdi ve bu da ona +21 net onay puanı kazandırdı. Yaklaşık yüzde 22'si onu "kötü" buldu.

Ortalama olarak son 11 First Lady'nin çoğu, eşlerinden daha yüksek net puanlar aldı.

Hillary Clinton, -3 net puanlı eşinden önemli ölçüde daha düşük olan tek First Lady'ydi.

Birçok başkan ve First Lady benzer puanlar aldı; Jacqueline Kennedy Onassis ve John F. Kennedy (+56'ya karşı +61), Nancy ve Ronald Reagan (+25'e karşı +22), Michelle ve Barack Obama (+21'e karşı +15) bunlardan bazıları.

Melania ve Donald Trump da benzer ancak olumsuz puanlar aldı (-16'ya karşı -20).

Anket ayrıca, katılımcıların yüzde 48'inin Donald Trump'ı "kötü" bulduğunu, yüzde 6'sının ise "ortalama altı" olarak değerlendirdiğini ortaya koydu. Trump, YouGov'un katılımcılara sorduğu 20 başkan arasında en düşük puanı aldı. Katılımcıların yaklaşık yüzde 19'u 45 ve 47. başkanı "olağanüstü" olarak değerlendirdi.

Trump'tan sonra, selefi Joe Biden, katılımcıların yüzde 38'inin "kötü", yüzde 12'sinin ise "ortalama altı" şeklinde değerlendirdiği en az popüler eski başkan oldu. Sadece yüzde 7'si Biden'ı "mükemmel" olarak değerlendirdi.

Ankete göre, "First Lady'ler hakkındaki genel görüşler, eşleri hakkındaki görüşlere benzer şekilde siyasi olarak kutuplaşmış durumda".

Anket, tartışmalı belgeseli Melania'nın gösterime girmesiyle birlikte Melania Trump hakkında kamuoyunun ne düşündüğüne dair fikir veriyor. Belgeselin ilk hafta sonu 7 milyon dolar kazandığı bildirilse de bilet satışları ikinci haftada düşerek sadece 2,4 milyon dolar getirdi.

Amazon, belgeselin haklarını satın almak için 40 milyon, tanıtımı içinse 35 milyon dolar daha harcamıştı.

Independent Türkçe