Esed ve Hizbullah: 2024, 2006 değil

Esed ve Hizbullah: 2024, 2006 değil
TT

Esed ve Hizbullah: 2024, 2006 değil

Esed ve Hizbullah: 2024, 2006 değil

İbrahim Hamidi

Emareler, Şam'ın Gazze savaşındaki tutumunun devam edeceğini ve 18 yıl önceki Lübnan savaşındaki tutumundan farklı olacağını gösteriyor.

Dikkatler Gazze'den, Şeridi'nden ve trajedilerinden Lübnan'a ve güneyine kayıyor. İsrail ile Hizbullah arasında, asıl ve değiştirilmiş "angajman kurallarından" saparak kapsamlı bir savaşa dönüşebilecekleri yönündeki uyarıların ortasında karşılıklı saldırılar, açıklamalar, tehditler, sızıntılar yaşanıyor.

Endişenin kaynağı, Hizbullah'tan ve İsrail ordusundan yapılan “caydırma” amaçlı sızıntıları, Binyamin Netanyahu'nun savaşa girmek için bazı “pencerelerden” yararlanarak savaş kararı alıp tırmandırması. Bu pencereler şunlardır; İsrail Knesseti'nin yaz tatiline girmesi, ABD Kongresi'ndeki konuşması, ABD Kongresi’ne girmesine izin verilmesi, başkanlık seçimi sezonu. Yaz ayları genellikle İsrail- Arap savaşlarının dönemleridir.

Eğer Hizbullah ile Tel Aviv arasında bir çatışma çıkarsa, Tahran'ın, vekillerinin ve müttefiklerinin tutumunun ne olacağı ile ilgili pek çok soru öne çıkıyor. En önemli sorular arasında ise Şam'ın tutumunun ne olacağı yer alıyor. Şam’ın tutumu birkaç nedenden dolayı önemli; bunlardan biri İran ve Irak'tan Hizbullah'a silah ve uzmanlık aktarımı için bir koridor olması.

Suriye Devlet Başkanı Beşşar Esed'in tutumu ne olacak? Lübnan savaşına yönelik tutumu Gazze savaşındakinden farklı mı olacak? 2024'teki savaşa katılımı, Temmuz 2006'daki savaştan farklı mı olacak?

Kısaca bütün göstergeler, Şam'ın böyle bir savaştaki tutumunun Gazze saldırısına ilişkin tutumunun devamı olacağını ve 18 yıl önceki Lübnan savaşına ilişkin tutumundan farklı olacağını gösteriyor. Ancak müdahale etmesi ve Hizbullah’a silah ulaştırılmasını kolaylaştırması yönünde daha fazla İran baskısına maruz kalacak ki, Hamas için bu tür bir baskıya maruz kalmamıştı. Bu konu daha önce el-Mecelle’de meslektaşımız Hayed Hayed tarafından irdelenmişti.

Bugünkü durumu anlayabilmek için 18 yıl öncesine gitmemiz gerekiyor. Temmuz 2006'daki savaş şimdikinden farklı koşullar altında gerçekleşmişti. Suriye ordusu, aynı yılın şubat ayında Lübnan eski başbakanı Refik Hariri'nin öldürülmesinin ardından, Nisan 2005'te Lübnan'dan çekilmişti. O dönemde Şam'a Arap ve uluslararası izolasyon uygulanıyordu.

Şam’ın ne Hamas için ne de İran'ın taleplerini yerine getirmek amacıyla Golan cephesini açmaya niyeti yok

Temmuz Savaşı, Şam için askeri olarak geri çekilmesinden sonra Lübnan'daki nüfuzunun etkilenmediğini "söylemek" için kullandığı bir sınav oldu. Daha da önemlisi, Lübnan'da kartları olduğunu göstermek için savaşı kullanarak izolasyonunu kırmaya çalıştı. Nitekim tüm bilgiler Şam'ın savaşta rol oynadığını, zorlu yollar ile tünellerden Lübnan ve Hizbullah'a silah ulaştırmak için "kaçakçılık becerileri" karşılığında hapishaneden serbest bırakılan kaçakçılar ve tüneller aracılığıyla füze ve mühimmat gönderdiğini gösteriyor.

Zaman ve yıllar geçtikçe işler değişti. Hizbullah, 2011'den sonra Suriye ordusunu siyasal, medyatik ve askeri yollarla desteklemek için müdahale etti. Sayıları binleri bulan unsurları savaş alanlarına, özellikle de hâlihazırda üç nüfuz alanına bölünmüş olan Suriye topraklarının hayati bağlantı noktalarına yayıldı.

Hizbullah üyelerinin ve İranlı milislerin Suriye’den çıkarılması, askeri baskı veya teşvikler yoluyla Batı ile Arapların talebine dönüştü. Birkaç yıldır da İsrail, Suriye'de en güçlü askeri nüfuza sahip Rusya'nın onayıyla, İran ve Hizbullah mevzilerine yönelik bir dizi saldırı başlattı. Geçtiğimiz aylarda İran Devrim Muhafızları ve Hizbullah'ın güney, orta, batı ve doğu Suriye'deki liderlerini hedef alan operasyonlarını artırdı.

Şam'a gelince, Suriye topraklarındaki İsrail-İran savaşını en azından takip ediyordu. Bazı yetkililerinin, “kendilerinden uzakta ikisinin birbirini yemesini” izlemekten mutluluk duyduklarını söyleyenler de var. Ekim ayında Gazze'deki savaş Suriye'nin yeni pozisyonunu ortaya çıkardı. Aslında Suriyeli yetkililer ile Hamas arasında İran arabuluculuğunun tamamen ortadan kaldıramadığı büyük bir örtülü gerilim var, bu nedenle Şam savaştan yararlanarak tarafsızlığını açıkladı. Ancak bu tutumunun özünde Hamas ile gerilimi yoktu. Aksine bunun özünde, Şam'ın tutumunun Tahran'dan farklı olduğunu söyleme isteği yatıyordu. İran'ın Kızıldeniz, Irak, Suriye ve Lübnan'daki vekilleri ABD'ye saldırıyor veya İsrail'i tehdit ediyorlar ama Şam’ın ne Hamas için ne de Tahran'ın isteklerini yerine getirmek amacıyla Golan cephesini açmaya niyeti yok. Bu tutum, Suriye Devlet Başkanı Beşşar Esed'in İran Cumhurbaşkanı İbrahim Reisi'nin cenaze törenine katılmamasıyla daha da güçlenen Suriye-İran gerginliğine yol açtı (Esed cenazeden sonra Tahran'ı ziyaret etti).

Şam'ın 2006 savaşına katılmayı Arap ve Batı izolasyonunu kırmak için kullandığı göz önüne alındığında, 2024'te çıkacak herhangi bir savaşa katılmamayı da aynı amaç için kullanacaktır.

Şam, Lübnan savaşında da aynı tutumu benimseyecek mi?

Rejimin ayakta kalması artık İran ve Hizbullah'ın müdahalesine bağlı değil. Bu ikisinin müdahalesi sadece ABD, Türkiye ve onların Suriyeli müttefiklerinin ülkenin kuzeyi ile doğusundaki müdahalelerini sınırlamak için önemli. Ancak tüm Suriye topraklarında, özellikle de başkent Şam ve çevresinde o kadar önemli değil. Dolayısıyla Suriye’nin Lübnan savaşı ile ilgili kararının unsurları muhtemelen aşağıdakilere dayanacak:

Birincisi, Şam'ın 2006 savaşına katılmayı izolasyondan çıkmak için kullandığı dikkate alındığında, 2024'te olası herhangi bir savaşa katılmamayı da aynı amaç için kullanacak. Bu kez savaşa girmeyerek ve “direniş ekseninden” uzak durarak, bir kez daha izolasyonunu kıracak.

İkincisi, Şam'da Hizbullah ile İsrail arasında gelecekte yaşanacak herhangi bir savaşın, bazı Hizbullah oluşumlarının Suriye topraklarından çekilmesi, yani Batı’nın ve Arapların bu talebinin bir anlaşma ile değil fiili olarak karşılanması için fırsat oluşturmasını ümit edenler var. Zira söz konusu oluşumların varlığı artık “rejimin hayatta kalması” açısından on yıl önceki kadar hayati öneme sahip değil.

Arap normalleşmesi ve ivme kazanması, aktif "askeri" üyeliğini dondurarak direniş ekseninde kalma yoluyla Şam'ın Tahran'ın baskısı ve Hizbullah'ın hesapları ile başa çıkması için ek cephane sağlıyor.

Üçüncüsü, bir “kemik kırma” savaşı yaşanması durumunda Tahran, tüm ağırlığını ve araçlarını, bölgeye yönelik saldırılarının, nükleer programının ve ABD ile olan anlaşmalarının temel garantisi olan Hizbullah için seferber edecektir. Bu nedenle Şam'ı doğrudan ya da Irak, Suriye ve diğer yerlerdeki vekilleri veya silahları Suriye toprakları üzerinden Lübnan'a nakletmeye çalışma yoluyla bu savaşın içine itmek için kendisine ek baskı uygulayacaktır.

Dördüncüsü, Arap normalleşmesi ve ivme kazanması, Şam'a Tahran'ın baskısı ve Hizbullah'ın hesapları ile baş çıkması için ek cephane sağlıyor. Şam direniş ekseninde aktif “askeri” üyeliğini dondurarak kalmayı seçebilir.

İsrail'in Hizbullah ile herhangi bir savaşında Şam’ın önündeki manevra alanının Gazze savaşındakinden daha dar olduğu kesinlikle tartışılmaz. Gazze savaşında, Arapların kendileri veya ABD adına Esed ile temasları Suriye'nin tarafsızlığının sağlanmasına katkıda bulundu. İsrailli ateş topunun, Lübnan'ın güneyinden kuzeyine doğru yuvarlanması halinde, Şam’a yönelik Arap teşviklerinin ve İran baskılarının ayrıntılarını takip etmek önemli olacaktır.



Ukrayna barışına ilişkin kritik müzakereler

Cenevre görüşmelerindeki Amerikan ekibi (AP)
Cenevre görüşmelerindeki Amerikan ekibi (AP)
TT

Ukrayna barışına ilişkin kritik müzakereler

Cenevre görüşmelerindeki Amerikan ekibi (AP)
Cenevre görüşmelerindeki Amerikan ekibi (AP)

Ukrayna barış görüşmeleri dün Cenevre'de başladı ve gözlemciler bu görüşmelerin, ABD Başkanı Donald Trump tarafından başlatılan ve son dönemde üzerinde değişiklikler yapılan plana dayalı siyasi çözüm için temel bir çerçeve oluşturulması açısından çok önemli olacağını öngörüyor.

Bu, Rusya, Ukrayna ve Amerika Birleşik Devletleri'ni bir araya getiren üçüncü doğrudan müzakere turu. Daha önce Birleşik Arap Emirlikleri'nin başkenti Abu Dabi'de düzenlenen iki tur müzakere, çözümsüz kalan konularda görüşleri uzlaştırmada başarısız olmuştu.

Kremlin, erken tahminlerden kaçınılması gerektiğini belirterek, "Taraflar çarşamba günü (bugün) çalışmalarına devam edecekler" dedi.

Başkan Trump ise Kiev'i müzakereye ve "hızlı bir şekilde" anlaşmaya varmaya çağırdı.


85 ülke, İsrail'in Batı Şeria'da "genişleme" girişimlerini kınadı

İşgal altındaki Batı Şeria'da bulunan Hebron'da yerleşimcilere düzenlenen bir tur sırasında İsrail askerleri nöbet tutuyor (Reuters)
İşgal altındaki Batı Şeria'da bulunan Hebron'da yerleşimcilere düzenlenen bir tur sırasında İsrail askerleri nöbet tutuyor (Reuters)
TT

85 ülke, İsrail'in Batı Şeria'da "genişleme" girişimlerini kınadı

İşgal altındaki Batı Şeria'da bulunan Hebron'da yerleşimcilere düzenlenen bir tur sırasında İsrail askerleri nöbet tutuyor (Reuters)
İşgal altındaki Batı Şeria'da bulunan Hebron'da yerleşimcilere düzenlenen bir tur sırasında İsrail askerleri nöbet tutuyor (Reuters)

Birleşmiş Milletler'de 85 ülke, işgal altındaki Batı Şeria'da "yasadışı varlığını genişletmeyi" amaçlayan yeni önlemler aldığı gerekçesiyle dün İsrail'i ortak bir bildiriyle kınadı ve Filistin topraklarının ilhakının "demografik değişikliklere" yol açabileceği endişesini dile getirdi.

İsrail'in yerleşimcilerin arazi satın almasını kolaylaştıran önlemleri onaylamasından bir hafta sonra, İsrail hükümeti pazar günü, 1967'den beri işgal altında tuttuğu Batı Şeria'da arazi kayıt sürecini hızlandırmaya karar verdi.

Fransa, Çin, Suudi Arabistan ve Rusya da dahil olmak üzere Birleşmiş Milletler'in 85 üye ülkesi ve Avrupa Birliği ve Arap Birliği gibi çok sayıda kuruluş, "İsrail'in Batı Şeria'daki yasadışı varlığını genişletmeyi amaçlayan tek taraflı karar ve eylemlerini" kınadı.

New York'ta yayınlanan açıklamada ülkeler, "bu kararların İsrail'in uluslararası hukuk kapsamındaki yükümlülükleriyle bağdaşmadığını ve derhal geri alınması gerektiğini" belirterek, her türlü ilhak biçimine kesin olarak karşı olduklarını ifade ettiler.

 Ayrıca, "her türlü ilhak biçimine şiddetle karşı olduklarını" yinelediler.

Açıklama şöyle devam etti: “1967’den beri işgal altında olan Filistin topraklarının, Doğu Kudüs de dahil olmak üzere, demografik yapısını, karakterini ve yasal statüsünü değiştirmeyi amaçlayan tüm önlemleri reddettiğimizi yineliyoruz.”

“Bu politikalar uluslararası hukukun ihlalini teşkil etmekte, bölgede barış ve istikrarı sağlamaya yönelik devam eden çabaları baltalamakta ve çatışmayı sona erdirecek bir barış anlaşmasına ulaşma olasılığını tehdit etmektedir” uyarısında bulundu.

BM Genel Sekreteri António Guterres pazartesi günü İsrail'i "sadece istikrarsızlaştırıcı olmakla kalmayıp, Uluslararası Adalet Divanı'nın da teyit ettiği gibi yasadışı olan yeni önlemlerini derhal geri çekmeye" çağırdı.

Şarku’l Avsat’ın aldığı bilgiye göre yerleşim faaliyetleri 1967'den bu yana tüm İsrail hükümetleri altında devam etti, ancak özellikle 7 Ekim 2023'te başlayan Gazze savaşından bu yana, İsrail tarihinin en sağcı hükümetlerinden biri olan Binyamin Netanyahu'nun mevcut hükümeti altında hızı önemli ölçüde arttı.

İsrail'in işgal edip ilhak ettiği Doğu Kudüs dışında, Batı Şeria'da yaklaşık üç milyon Filistinlinin arasında 500 binden fazla İsrailli yaşıyor ve bu yerleşim yerleri Birleşmiş Milletler tarafından uluslararası hukuka göre yasadışı kabul ediliyor.


İran ve Rusya yarın Umman Denizi ve Hint Okyanusu’nun kuzeyinde askeri tatbikat gerçekleştirecek

İran ve Rusya yarın Umman Denizi ve Hint Okyanusu’nun kuzeyinde askeri tatbikat gerçekleştirecek
TT

İran ve Rusya yarın Umman Denizi ve Hint Okyanusu’nun kuzeyinde askeri tatbikat gerçekleştirecek

İran ve Rusya yarın Umman Denizi ve Hint Okyanusu’nun kuzeyinde askeri tatbikat gerçekleştirecek

 

İran yarın müttefiki Rusya ile birlikte Umman Denizi’nde ortak deniz tatbikatı düzenleyecek. Bu bilgi, İranlı Öğrenciler Haber Ajansı’nın (ISNA) bugün aktardığı askeri yetkili beyanıyla duyuruldu. Tatbikat, ABD ile İran arasında gerçekleştirilen görüşme oturumunun hemen ardından geliyor.

Askeri Sözcü Hasan Maksudlu, ortak deniz tatbikatının Umman Denizi ve Hint Okyanusu’nun kuzeyinde yapılacağını ve ‘bölgedeki deniz güvenliğini ve iki ülkenin donanma birlikleri arasındaki ilişkileri güçlendirmeyi’ amaçladığını açıkladı. Sözcü, tatbikatın süresine dair bir bilgi vermedi.

İran, iki gün önce (pazartesi), stratejik Hürmüz Boğazı’nda Devrim Muhafızları Ordusu (DMO) denetiminde başlayan tatbikatları duyurmuştu.

İranlı yetkililer, özellikle Tahran ile Washington arasındaki gerilimin yükseldiği dönemlerde, dünyanın önemli petrol ve gaz nakil güzergâhlarından biri olan bu boğazı kapatmakla tehdit etmişti. İran televizyonu, askeri tatbikatlar sırasında boğazın dün birkaç saatliğine ‘güvenlik’ gerekçesiyle kapatıldığını bildirdi.

ABD, İran ile devam eden görüşmeler sırasında iki ülke arasında anlaşmaya varılamaması durumunda askeri müdahale tehdidi çerçevesinde, Arap Körfezi sularına büyük bir donanma gücü yerleştirdi.

Görüşmeler, şubat ayı başında Umman himayesinde yeniden başladı. Bu, haziran ayında Israil’in İran’a yönelik yürüttüğü savaşın ardından yapılan ilk oturumdu. O dönemde Washington, İran’ın nükleer tesislerini bombalamış; Tahran ise karşılık olarak İsrail ve bölgedeki Amerikan üslerini hedef almıştı.

İran, görüşmelerin yalnızca nükleer programla sınırlı olduğunu vurgularken, Washington, görüşmelere İran’ın balistik füze programı ve Ortadoğu’daki silahlı gruplara -özellikle Hizbullah- desteğinin de dahil edilmesini talep ediyor.