Erdoğan ve Esed'in Ankara-Şam ilişkilerinin yeniden başlamasına yönelik olumlu mesajlarının arkasında ne var?

Ankara, Kürt seçimleri konusunda endişeli

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan dün yaptığı açıklamada, Suriye ile ilişkilerin yeniden tesis edilmemesi için hiçbir neden olmadığını vurguladı. (Türkiye Cumhurbaşkanlığı)
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan dün yaptığı açıklamada, Suriye ile ilişkilerin yeniden tesis edilmemesi için hiçbir neden olmadığını vurguladı. (Türkiye Cumhurbaşkanlığı)
TT

Erdoğan ve Esed'in Ankara-Şam ilişkilerinin yeniden başlamasına yönelik olumlu mesajlarının arkasında ne var?

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan dün yaptığı açıklamada, Suriye ile ilişkilerin yeniden tesis edilmemesi için hiçbir neden olmadığını vurguladı. (Türkiye Cumhurbaşkanlığı)
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan dün yaptığı açıklamada, Suriye ile ilişkilerin yeniden tesis edilmemesi için hiçbir neden olmadığını vurguladı. (Türkiye Cumhurbaşkanlığı)

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Suriye Devlet Başkanı Beşşar Esed'in Türkiye ile ilişkilerin normalleşmesi için her türlü girişime açık olduklarına dair sözlerine olumlu yanıt vererek, Türkiye ile Suriye arasında ilişki kurulmaması için hiçbir neden olmadığını vurguladı.

İstanbul'da dün Cuma namazı çıkışı gazetecilerin sorularını yanıtlayan Erdoğan, Esed’in çarşamba günü Şam'da Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin'in Suriye Özel Temsilcisi Alexander Lavrentiev ile yaptığı görüşme sırasında sarfettiği sözlerini değerlendirerek, ‘Esed'in, Türkiye ile ilgili açıklamasının olumlu olduğunu’ belirtti. Erdoğan, “Geçmişte olduğu gibi Suriye ile ilişkilerimizi geliştirmek için birlikte çalışacağız. Geçmişte Esed ile aile düzeyinde bile bir araya geldik. Yarın olmaz diye bir şey kesinlikle mümkün değil, yine olur. Bizim Suriye'nin içişlerine karışmak gibi bir niyetimiz ya da hedefimiz asla olamaz” ifadelerini kullandı.

Karşılıklı mesajlar

Esed, Şam'ın, bir yandan Suriye devletinin tüm toprakları üzerindeki egemenliği, diğer yandan da terörün her türüne ve örgütlerine karşı mücadele temelinde Türkiye ile ilişkilerle ilgili tüm girişimlere açık olduğunu vurguladı.

Lavrentiev ise ülkesinin Suriye ve Türkiye arasındaki ilişkilerle ilgili tüm girişimlere desteğini yineleyerek, arabuluculuğun başarısı için koşulların her zamankinden daha elverişli göründüğünü belirtti. Özel Temsilci, Rusya'nın müzakereleri ilerletmek için çalışmaya hazır olduğunu ve amacın Suriye ile Türkiye arasındaki ilişkileri yeniden tesis etmeyi başarmak olduğunu vurguladı.

Şam, Ankara ile normalleşme görüşmelerinin ilerlemesini Türkiye'nin güçlerini Suriye'nin kuzeyinden çekmesine bağlıyor. Ankara ise şu anda Suriye ordusunun sınırı kontrol edemeyeceğini düşündüğü için bunu reddediyor.

Rusya yeniden harekete geçti

Rusya'nın bu hamlesi ve Ankara-Şam hattında Haziran 2023'ten bu yana dondurulmuş olan normalleşme görüşmelerinin yeniden başlayabileceğine ilişkin karşılıklı olumlu açıklamalar, Erdoğan ile Putin'in 3-4 Temmuz'da Astana'da düzenlenecek Şanghay İşbirliği Örgütü (ŞİÖ) zirvesi kapsamında yapacakları görüşmeden birkaç gün önce gerçekleşti.

Putin ile 11 Haziran'da Moskova'da bir araya gelen Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, Erdoğan-Putin görüşmesinde Suriye meselesinin tüm boyutlarıyla gündeme geleceğini belirtmişti.

Erdoğan, Fidan'ın, BRICS+ dışişleri bakanları toplantıları için Moskova'ya yaptığı ziyaret sırasında Devlet Başkanı Vladimir Putin, Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov ve diğer üst düzey Rus yetkililerle Haziran'dan Ağustos'a ertelenen Suriye'nin kuzey ve kuzeydoğusundaki Kürt özyönetim bölgelerindeki seçimler konusunu ayrıntılı olarak ele aldıklarını söyledi. Erdoğan, “Bölücü terör örgütü PKK’nın ve diğerlerinin Suriye'de serbestçe faaliyet gösteremeyeceğini umuyoruz. Şüphesiz ki Şam yönetimi, onlara seçim yapma ya da bu yönde özgürce adım atma izni vermeyecektir” dedi.

Türk-Rus koordinasyonunun geri dönüşü

Hakan Fidan'ın Rusya Devlet Başkanı ile görüşmesini takip eden günlerde, Suriye Demokratik Güçleri (SDG) tarafından kontrol edilen bölgeler ile Türk güçleri ve Türkiye yanlısı Suriye Millî Ordusu gruplarının kontrolündeki Barış Pınarı bölgesini ayıran hatlarda ortak devriyelerin yeniden başlaması gibi Türk-Rus koordinasyonunun yeniden canlandığını gösteren yoğun faaliyetlere tanık olundu. Ayrıca El-Bab kırsalında Suriye ordusu tarafından kontrol edilen bölgeler ile Türk güçlerinin desteğiyle Suriye Millî Ordusu tarafından kontrol edilen Fırat Kalkanı ve Zeytin Dalı bölgeleri arasındaki Ebu Zindeyn geçişini açmak için ortak hareket edildi.

Bu koordinasyonun diğer işaretleri de İdlib'de, Putin-Erdoğan bölgesi olarak bilinen ve son haftalarda Rus hava desteğiyle Suriye güçleri tarafından kayda değer bir gerilime sahne olan bölgede ortaya çıktı. Türk ordusu İdlib'in güney, doğu ve batı eksenlerindeki noktalarına yoğun takviyeler yaptı.

Esed'in Türkiye ile ilişkilerin normalleştirilmesine yönelik girişimlere olumlu yaklaştığını ifade etmesine rağmen bu açıklama, Şam'ın, girişimlerin Suriye'nin kendi toprakları üzerindeki egemenliği ile tutarlı olması gerektiği yönündeki tutumundan geri adım attığını göstermiyor. Zira normalleşme görüşmelerinin ilerlemesini engelleyen düğüm, Şam'ın ‘işgal’ olarak gördüğü Kuzey Suriye'deki Türk askeri varlığı.

Olumlu Türk sinyalleri

Ankara daha önce Suriye'de süresiz olarak kalmak istemediğine dair sinyaller vermiş ve askeri çekilmeyi defalarca siyasi bir çözüme ulaşılması, anayasa ve seçimlerin sonuçlandırılması ile Suriye ordusunun Türkiye sınırındaki kontrolünü genişletme kabiliyetinin doğrulanması şartlarına bağlamıştı.

Türkiye, Dışişleri Bakanı Hakan Fidan'ın pazartesi günü yaptığı ve Türkiye ile Rusya'nın Suriye'deki ‘ana başarısı’ olarak nitelendirdiği, Suriye ordusu ile muhalif gruplar arasındaki çatışmanın durdurulmasından bahsetti. Fidan Şam'ı, krizin siyasi bir çözüme kavuşturulması için bu başarıdan daha fazla yararlanmaya çağırdığı açıklamalarla, Suriye hükümeti ile muhalefet arasında uzlaşma sağlanması yönündeki önceki talebini hatırlattı.

Bunu, Türkiye'nin Birleşmiş Milletler (BM) Daimî Temsilcisi Ahmet Yıldız'ın salı günü BM Güvenlik Konseyi'nde Suriye'deki insani durumla ilgili bir oturumda yaptığı konuşmada, Suriyeli tüm tarafların durumun ciddiyetini kabul etmeleri, ‘gerçek bir ulusal uzlaşı’ sağlamaları ve BM Güvenlik Konseyi'nin 2254 sayılı kararı temelinde siyasi bir çözüme ulaşmaları gerektiğini söylemesi izledi.

Türk muhalefetinden destek

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Özgür Özel, Esed ile Erdoğan'ın müzakere masasına oturması için arabuluculuk yapmaya hazır olduğunu ifade etti.

Cuma günü bir televizyon kanalında gündeme ilişkin soruları yanıtlayan Özel, mülteci sorununu çözmek ve Suriye ile Türkiye arasında diyalog kanalları açmak için gerekirse Esed ile görüşmeye gidebileceğini söyledi. Özel, “Üzerinde çalışıyoruz. Zamanı geldiğinde olumlu gelişmeleri açıklayacağız. Esed ile görüşüp Türkiye ile masaya oturma konusundaki net talebimizi ileteceğiz” ifadelerini kullandı.

Muhalefet lideri Özel sözlerini şöyle sürdürdü: “Yarın öbür gün Esed meselesinde bir mesafe alırsak, ben Sayın Erdoğan'dan randevu da alırım. Gerekirse Esed'le Erdoğan görüşmesine aracılık da yaparım. Yeter ki masaya oturalım.”



İttifakların hüküm sürdüğü dünyada ABD ile Çin arasında büyük bir çatışma yaşanacak mı?

ABD Başkanı Donald Trump ve Çin Devlet Başkanı Şi Cinping (Reuters)
ABD Başkanı Donald Trump ve Çin Devlet Başkanı Şi Cinping (Reuters)
TT

İttifakların hüküm sürdüğü dünyada ABD ile Çin arasında büyük bir çatışma yaşanacak mı?

ABD Başkanı Donald Trump ve Çin Devlet Başkanı Şi Cinping (Reuters)
ABD Başkanı Donald Trump ve Çin Devlet Başkanı Şi Cinping (Reuters)

Antoine el-Hac

Dünya, Ortadoğu’da devam eden savaşın sonuçlarından ve çatışmanın genişleyerek başka tarafların da dahil olmasıyla Üçüncü Dünya Savaşı’na dönüşme ihtimalinden endişe duyuyor. Ancak bazı çevreler, bu savaşın aslında yıllar önce başladığını, fakat henüz klasik askeri ve coğrafi biçimde doğrudan bir çatışma niteliği kazanmadığını savunuyor.

Bu çerçevede Washington’da birçok kişi, İran’a yönelik saldırının Çin açısından ne anlama geldiğini tartışıyor. Bu değerlendirmeleri yapanlar arasında, Rusya, Çin, Kuzey Kore ve İran’ı ABD’nin gücünü zayıflatmayı ve uluslararası sistemi yeniden şekillendirmeyi amaçlayan tek bir eksen içinde gören sertlik yanlısı siyaset çevreleri bulunuyor.

Dolayısıyla Washington’daki bazı sertlik yanlısı çevreler, mevcut savaşın daha derin düzeyde Çin’e karşı stratejik bir adım olduğunu düşünüyor. ABD dış politika çevrelerinde ise Çin’in, ülkenin küresel konumunu; ekonomi, siyaset ve askeri güç alanlarındaki liderliğini, kısacası dünya çapındaki nüfuzunu tehdit eden birinci rakip olduğu konusunda geniş bir mutabakat bulunduğu ifade ediliyor.

ABD ile Çin arasında olası bir çatışmanın nedenleri neler ve böyle bir çatışmanın gerçekleşme olasılığı ne?

ABD’ye ait iki F/A-18 Hornet savaş uçağı, Ortadoğu’daki USS Abraham Lincoln uçak gemisinden kalkış yapıyor. (Reuters)ABD’ye ait iki F/A-18 Hornet savaş uçağı, Ortadoğu’daki USS Abraham Lincoln uçak gemisinden kalkış yapıyor. (Reuters)

Ekonomik rekabet

ABD ile Çin arasındaki ekonomik rekabet, 2025 yılı ve 2026’nın başlarında belirleyici bir aşamaya girdi. Taraflar arasında yüksek gümrük tarifelerinin uygulanmasıyla tırmanan gerilim, Cenevre’de yapılan görüşmelerin ardından geçici olarak yumuşadı. 2018’de başlayan ticaret savaşının şiddeti ise Donald Trump’ın 2025 başında yeniden başkanlığa dönmesiyle birlikte daha da arttı.

Rakamlarla ifade edildiğinde Çin’in gayrisafi yurt içi hasılası (GSYİH) 20,6 trilyon dolar seviyesinde bulunuyor ve 2026 için yüzde 5 büyüme öngörülüyor. ABD ekonomisinin büyüklüğü ise 31,4 trilyon dolar olarak hesaplanırken, 2026 için yüzde 2,2 büyüme bekleniyor. Citi Group analistleri, iki ülkenin büyüme hızları dikkate alındığında Çin ekonomisinin 2030’lu yılların ortalarında ABD ekonomisini geride bırakabileceğini öngörüyor. Ancak bazı analistler, ABD’nin sahip olduğu büyük ekonomik güç ve jeopolitik avantajlar nedeniyle Çin ekonomisinin en azından öngörülebilir gelecekte ABD’yi geçemeyebileceğini savunuyor.

New York merkezli Dış İlişkiler Konseyi’nin (CFR) yayımladığı bir raporda araştırmacı Yanzhong Huang, Çin Devlet Başkanı Şi Cinping’in yıllar önce ‘Doğu’nun yükselişi ve Batı’nın gerilemesi’ ifadesini kullandığını hatırlatarak, bu söylemin Çin’in yükselişinin Batı uygarlığının ve özellikle ABD’nin yerini alacağı yönündeki bir beklentiyi yansıttığını belirtti. Ancak özellikle Kovid-19 salgını sonrasında dengelerin kısmen değiştiği ifade ediliyor. ABD ekonomisi güçlü bir toparlanma gösterirken Çin ekonomisinin büyüme hızı yavaşladı ve yıllarca yüzde 7’nin üzerinde seyreden büyüme oranlarının gerisinde kaldı.

Buna rağmen iki ülke arasındaki ekonomik rekabetin devam etmesi bekleniyor. Her iki taraf da kendi araçlarına dayanıyor: Çin yenilikçilik kapasitesini güçlendirirken, ABD küresel ölçekteki nüfuzunu ve gücünü kullanıyor. Washington ve Pekin’in birbirlerine temkin ve kuşkuyla yaklaştığı, bu nedenle ABD’nin Çin üzerindeki baskıyı artırma politikasını sürdürdüğü; Çin’in ise ekonomik ilerlemesini güvence altına almak için askeri kapasitesini güçlendirmeye devam ettiği belirtiliyor.

Etkileşim noktaları

Ekonomik ve ticari rekabetin (gümrük tarifeleri, nadir metaller, Kuşak ve Yol Girişimi vb.) yanı sıra, daha büyük bir çatışmayı tetikleyebilecek bazı hassas gerilim noktaları da bulunuyor. Bunlar kısaca şöyle sıralanabilir:

1- Doğu Çin Denizi: Çin ile Japonya arasında Doğu Çin Denizi’nde uzun süredir ciddi bir gerilim yaşanıyor. ABD’nin, Japonya’nın yönettiği Senkaku Adaları’nın (Çin’in Diaoyu adını verdiği adalar) Japon yönetiminde kalması gerektiğini ve ABD-Japonya güvenlik ittifakının koruması altında olduğunu vurgulaması, Pekin ile Washington arasında olası bir çatışma ihtimalini canlı tutuyor. Hatta Çin ile Japonya arasında çıkabilecek bir askeri çatışma, ABD’yi Tokyo’ya destek vermeye ve doğrudan Pekin’le karşı karşıya gelmeye zorlayabilir.

2- Güney Çin Denizi: Amerikalı siyasi yazar Robert Kaplan, Güney Çin Denizi’ni ‘Asya’nın kaynayan kazanı’ olarak nitelendiriyor. Bölge, Çin ile kıyıdaş ülkeler arasında sürekli bir gerilim alanı olmaya devam ediyor. Özellikle Tayvan, Filipinler, Malezya, Brunei, Endonezya ve Vietnam ile çeşitli anlaşmazlıklar bulunuyor. Pekin’in ‘dokuz çizgili hat’ olarak bilinen iddiasını ilan etmesi, fiilen bu denizin büyük bölümünü Çin’e ait geniş bir ‘Çin gölü’ gibi gördüğü anlamına geliyor. Bu nedenle küçük bir sürtüşmenin bile daha büyük bir krize dönüşme ihtimali bulunuyor. ABD de böyle bir durumda müdahale etmek zorunda kalabileceğini düşünüyor. Çünkü bu denizden trilyonlarca dolar değerinde ticari mal geçişi yapılıyor ve deniz tabanında petrol, doğal gaz ve değerli madenler gibi yine trilyonlarca dolar değerinde kaynak bulunduğu tahmin ediliyor.

Çin’in inşa ettiği ilk uçak gemisi ‘Liaoning’… Çin’in şu anda 3 uçak gemisi bulunuyor. (Arşiv – Reuters)Çin’in inşa ettiği ilk uçak gemisi ‘Liaoning’… Çin’in şu anda 3 uçak gemisi bulunuyor. (Arşiv – Reuters)

3- Tayvan: Çin, Tayvan’ın kendi topraklarının ayrılmaz bir parçası olduğunu vurgulayan ‘Tek Çin’ politikasından vazgeçmiş değil. Pekin yönetimi, Tayvan’ı er ya da geç ‘barışçıl yeniden birleşme’ yoluyla yeniden kendi yönetimine katmayı hedeflediğini söylüyor. Ancak Tayvan’ın bağımsızlık ilan etmesi ya da dış güçlerin anlaşmazlığa müdahale etmesi durumunda askeri güç kullanma ihtimalini de dışlamıyor.

Öte yandan ABD de ‘Tek Çin’ politikasını benimsediğini ifade ederek Çin Halk Cumhuriyeti’ni resmen tanıyor. Bununla birlikte Washington, Tayvan ile güçlü fakat resmî olmayan ilişkiler sürdürüyor. Amaç, mevcut statükoyu korumak ve taraflardan herhangi birinin tek taraflı adımlar atmasına karşı çıkmak. ABD ayrıca Tayvan’a savunma amaçlı askeri destek sağlıyor ve onu bir devlet olarak tanımadan uluslararası kuruluşlara katılımını destekliyor.

4- Kazara yaşanabilecek bir olay: ABD ile Çin arasında denizlerde veya hava sahasında meydana gelebilecek herhangi bir kazara olay, askeri bir sürtüşmeye ve çatışmaya, hatta daha geniş bir krize dönüşebilir. Bu bağlamda en hassas bölge dünyanın en büyük okyanusu olan Pasifik’tir. Pasifik, Çin ekonomisi için hayati bir geçiş yolu, adeta bir yaşam damarıdır. Çünkü bu bölgede seyrüsefer özgürlüğünün kısıtlanması, Çin’in ihracatını ve dolayısıyla genel ekonomik faaliyetlerini ciddi şekilde sekteye uğratabilir. Ayrıca 15 Eylül 2021’de kurulan Avustralya, Birleşik Krallık ve ABD arasındaki üçlü güvenlik ittifakı AUKUS’un da bu bağlamda önemli olduğu belirtiliyor. Bu ittifakın açık hedefi Hint-Pasifik bölgesini ‘açık ve serbest’ bir alan olarak korumak olsa da, bazı değerlendirmelere göre örtük hedeflerinden biri de Çin’in deniz yollarındaki hareket alanını mümkün olduğunca sınırlamak ve Pekin’in bölgesel nüfuzunu dengelemek.

Dünya izliyor

Açık olan şu ki Çin, geleneksel, nükleer ve elbette siber askerî kapasitesini güçlendirmek için yoğun çaba sarf etmesine rağmen, süren çatışmalar karşısında genellikle keskin ve doğrudan çatışmacı tutumlar almaktan kaçınmaya çalışıyor. Buna karşın Çin ile ABD arasındaki sert ekonomik rekabet devam ediyor ve giderek daha da yoğunlaşıyor. Bu durum doğal olarak şu soruyu gündeme getiriyor: Dünyanın birinci ve ikinci büyük ekonomileri gerçekten hiç karşı karşıya gelmeden yoluna devam edebilir mi?

 ABD destroyeri USS Delbert D. Black, Epic Fury Operasyonu kapsamında bir Tomahawk füzesi fırlatıyor. (Reuters)ABD destroyeri USS Delbert D. Black, Epic Fury Operasyonu kapsamında bir Tomahawk füzesi fırlatıyor. (Reuters)

Her ne kadar böyle bir çatışma ihtimali şu an için uzak görünse de iki ülke arasında gerilimi tetikleyebilecek noktaların sayısı oldukça fazla. Bu nedenle böyle bir senaryoyu tamamen dışlamak da mümkün görünmüyor. Özellikle Çin’in ABD’ye benzer bir jeopolitik strateji izlemeye karar vermesi durumunda risk daha da artabilir.

Bu noktada asıl soru şu: Nükleer güce sahip bu iki devlet, doğrudan askerî bir çatışmaya yol açabilecek gerilimleri azaltacak yollar bulabilecek mi? Çünkü böyle bir çatışma, yalnızca iki ülkeyi değil, açık veya örtülü biçimde taraf tutmuş başka ülkeleri de içine çekebilir. Üstelik dünya hâlâ bloklaşma ve kutuplaşma siyasetinden çıkabilmiş değil.

İşte asıl mesele de tam olarak bu…


Yeni Epstein belgeleri: Trump fuhuş ağında mıydı?

Trump, Epstein'in fuhuş ağıyla herhangi bir bağlantısı olmadığını savunmuştu (Reuters)
Trump, Epstein'in fuhuş ağıyla herhangi bir bağlantısı olmadığını savunmuştu (Reuters)
TT

Yeni Epstein belgeleri: Trump fuhuş ağında mıydı?

Trump, Epstein'in fuhuş ağıyla herhangi bir bağlantısı olmadığını savunmuştu (Reuters)
Trump, Epstein'in fuhuş ağıyla herhangi bir bağlantısı olmadığını savunmuştu (Reuters)

ABD Adalet Bakanlığı, Başkan Donald Trump'a yönelik cinsel istismar iddialarını içeren yeni Jeffrey Epstein belgelerini yayımladı.

Dokümanlar, FBI'ın adı gizli tutulan bir kadınla yaptığı ve daha önce yayımlanmamış üç görüşmenin kaydını içeriyor.

FBI ajanları kadınla Temmuz–Ekim 2019'da 4 görüşme yapmıştı. Ancak daha önce yayımlanan belgelerde sadece Temmuz 2019'daki ilk görüşmenin kayıtları paylaşılmıştı.

O görüşmede kadın, Güney Carolina'da yaşarken reşit olmadığı dönemde Epstein tarafından defalarca istismara uğradığını öne sürmüş fakat Trump hakkında herhangi bir iddiada bulunmamıştı.

Trump'a yönelik hangi iddialar var?

Yeni belgelerde FBI'ın yaptığı diğer üç görüşmenin kaydı da yayımlandı.

Ağustos-Ekim 2019'daki görüşmelerin ikincisinde kadın, 13 ila 15 yaşlarındayken Epstein'in kendisini "New York veya New Jersey'e arabayla ya da uçakla götürdüğünü" söylüyor.

1980'lerde yaşanan olayda kadın, "çok yüksek bir binaya" girdiklerini ve Epstein'in kendisini Trump'la tanıştırdığını belirtiyor.

Trump, herkesin odayı terk etmesini isteyip şunları söylemiş:

Sana küçük kızların nasıl davranması gerektiğini öğreteyim.

Bunun ardından Trump'ın kız çocuğuna cinsel istismarda bulunduğu iddia ediliyor. O sırada çocuğun Trump'ı ısırdığı, bunun üzerine Trump'ın ona vurarak "Bu küçük sürtüğü alın defolup gitsin" diye bağırdığı aktarılıyor.

Kadın, buna ek olarak Trump'la Epstein'in birilerine şantaj yapma planlarına kulak misafiri olduğunu, Trump'ın "kumarhaneler aracılığıyla para aklamaktan bahsettiğini" duyduğunu ileri sürüyor.

FBI'yla yaptığı üçüncü görüşmedeyse kadın, Epstein veya Trump'la bağlantılı olduğunu savunduğu tehdit telefonları aldığını iddia ediyor.

Dördüncü görüşmede konuşmaların kayda alınmasından rahatsız olduğunu belirten kadın, söyledikleriyle ilgili bir şey yapılmayacağını düşündüğü için FBI'la daha fazla iletişime geçmek istemediğini belirtiyor.

FBI'ın iddialarla ilgili yürüttüğü soruşturmada ne sonuca varıldığı henüz bilinmiyor. CNN, New York Times ve Guardian'ın haberlerinde iddiaların doğrulanamadığına ve FBI'ın bugüne dek herhangi bir hukuki işlem başlatmadığına dikkat çekiliyor.

Beyaz Saray iddialara nasıl yanıt verdi?

Beyaz Saray Sözcüsü Karoline Leavitt, Guardian'a gönderdiği açıklamada iddiaları yalanladı:

Bu suçlamalar tamamen asılsızdır. Joe Biden yönetimindeki Adalet Bakanlığı'nın suçlamalardan haberdar olmasına rağmen 4 yıl boyunca hiçbir şey yapmaması da bunu kanıtlıyor. Çünkü onlar, Başkan Trump'ın kesinlikle hiçbir yanlış yapmadığını biliyordu. Defalarca söylediğimiz gibi, Epstein dosyalarının yayımlanmasıyla Başkan Trump tamamen aklanmıştır.

Trump, Epstein'in fuhuş ağıyla hiçbir ilgisi olmadığını, iş insanıyla irtibatını 2000'lerin ortasında sonlandırdığını öne sürmüştü.

Daha önce yayımlanan Epstein belgelerinde Trump'ın, 1990'larda Epstein'in özel jetiyle birkaç kez uçtuğu ortaya konmuş ancak Cumhuriyetçi lider iddiaları yalanlamıştı.

Dosyalar neden geç yayımlandı?

ABD Adalet Bakanlığı'ndan Trump dosyalarının neden geç yayımlandığına ilişkin bilgi paylaşılmadı.

Diğer yandan bakanlıktan perşembe günü yapılan açıklamada, bazı belgelerin eksik olduğu yönünde "kamuoyundaki iddiaların incelendiği" belirtilmiş, bunun üzerine "15 belgenin yanlışlıkla mükerrer olarak kodlandığının" tespit edildiği bildirilmişti.

Temsilciler Meclisi Denetim Komitesi'ndeki Demokratlar, Adalet Bakanlığı'nın Trump'a yönelik iddialara yer verilen belgeleri kasten yayımlayıp yayımlamadığının belirlenmesi için geçen hafta inceleme başlatmıştı.

Komite, ABD Adalet Bakanı Pam Bondi'yi Kongre'de ifade vermeye çağırmıştı. Bakanlık, Trump'la ilgili iddiaların bulunduğu belgeleri bu gelişmelerin ardından yayımladı.

Epstein olayı nedir?

18 yaş altındaki onlarca kız çocuğuna yönelik cinsel istismar ve fuhuş ağı kurma suçlamasıyla yargılanan Jeffrey Epstein, tutuklandıktan sonra nakledildiği New York Manhattan Metropolitan Merkez Hapishanesi'ndeki hücresinde 10 Ağustos 2019'da ölü bulunmuştu.

Epstein'in iş ortağı ve eski sevgilisi Ghislaine Maxwell de kız çocuklarının fuhuş ağına katılmasını sağladığı gerekçesiyle Aralık 2021'de suçlu bulunmuş, Haziran 2022'de de 20 yıl hapis cezasına çarptırılmıştı.

Şimdiye dek açıklanan dava dosyalarında Trump, eski ABD Başkanı Bill Clinton, dünyanın en zengin kişisi Elon Musk, Birleşik Krallık'ta prenslikten azledilen Andrew, eski İsrail Başbakanı Ehud Barak, eski ABD Başkan Yardımcısı Al Gore, aktör Kevin Spacey, şarkıcı Michael Jackson, illüzyonist David Copperfield, avukat Alan Dershowitz, sinemacı Woody Allen ve filozof Noam Chomsky gibi ünlü isimler de yer almıştı.

Independent Türkçe, New York Times, CNN, Guardian, USA Today, Reuters


İsrail ve Kürt örgütlerinin Tahran’a karşı planları neler?

PAK militanları, Erbil yakınındaki üste şubatta tatbikat düzenlemişti (Reuters)
PAK militanları, Erbil yakınındaki üste şubatta tatbikat düzenlemişti (Reuters)
TT

İsrail ve Kürt örgütlerinin Tahran’a karşı planları neler?

PAK militanları, Erbil yakınındaki üste şubatta tatbikat düzenlemişti (Reuters)
PAK militanları, Erbil yakınındaki üste şubatta tatbikat düzenlemişti (Reuters)

İsrail, Tahran yönetimine karşı saldırıya geçmeleri için Irak'taki İranlı Kürtlerle önceden görüşmüş.

Adlarının paylaşılmaması şartıyla Reuters'a konuşan yetkililer, İsrail hükümetinin Irak Kürt Bölgesel Yönetimi'ndeki (IKBY) Tahran yönetimine muhalif Kürt örgütleriyle yaklaşık bir yıldır görüştüğünü söylüyor.

İsrail hükümetinin İran'a karşı olası bir askeri harekatta bu örgütlerden destek istediği belirtiliyor.  

Planlar kapsamında örgütlerin ilk hedefinin İran'ın Batı Azerbaycan Eyaleti'ndeki Uşnu ve Piranşehr kentlerini ele geçirmek olduğu aktarılıyor. Sözkonusu şehirler İran, Irak ve Türkiye sınırlarının kesiştiği noktaya yakın.

Kaynaklar, binlerce savaşçının Irak-İran sınırında toplandığını ve bir hafta içinde saldırıya geçmeyi planladığını savunuyor. Tahminlere göre bölgede 5 bin ila 8 bin arasında İranlı Kürt milis var. Reuters, bu bilgilerin bağımsız olarak doğrulanamadığını yazıyor.

Kürt yetkililer, milislerin sadece hafif silahlarla donatıldığını, ABD ve İsrail'in yardımıyla sınırdan ilerlemeyi hedeflediğini söylüyor.

İsrailli bir kaynaksa örgütlerin Tahran rejimini devirmesini beklemediklerini ancak İran Devrim Muhafızları'nın dikkatini dağıtmayı amaçladıklarını belirtiyor.

Aralarında Kürdistan Özgür Yaşam Partisi (PJAK), İran Kürdistanı Demokratik Partisi (İDP-K) ve Kürdistan Özgürlük Partisi'nin (PAK) de yer aldığı 5 muhalif örgüt, 22 Şubat'ta düzenlenen toplantıda "İran Kürdistanı Siyasi Güçleri İttifakı" adı altında bir koalisyon oluşturmuştu.

Türkiye Savunma Bakanlığı'ndan 5 Mart'ta yapılan açıklamada, PKK'nın İran koluna dikkat çekilerek şu ifade kullanılmıştı:

Terör örgütü PJAK’ın İran’da yürütttüğü faaliyetleri ve bölgedeki gelişmeleri devletimizin ilgili kurumlarıyla koordineli olarak yakından takip etmekteyiz.

Öte yandan Reuters'ın irtibata geçtiği İsrailli yetkili, Iraklı Kürtlerin Tahran'a yönelik saldırılara katılmak istemediğine işaret ederek, onların desteği alınmadan İranlı Kürtlerin harekete geçmesinin zor olacağını belirtiyor.

Haberde, İran'daki Kürt örgütlerin sınır bölgelerindeki durumla ilgili İsrail ve ABD'yle istihbarat paylaştığı da ifade ediliyor. Örgütlerin saldırıya başlaması halinde Washington ve Tel Aviv'den hava savunma sistemleri, drone ve topçu desteği isteyeceği de aktarılıyor.

Analize göre örgütlerin amacı, Irak'taki modele benzer şekilde federal bir İran'da yarı özerk bir bölge kurmak.

New York Times'ın 4 Mart'taki haberinde, CIA'in İran savaşı başlamadan önce yürüttüğü gizli programla Irak'taki İranlı Kürt güçlerini silahlandırdığı yazılmıştı. Beyaz Saray ise iddiaları yalanlamıştı.

Kürdistan Demokrat Partisi (KDP) lideri Mesud Barzani, IKBY'nin "savaş ve felaketlerden uzak kalması için elimizden geleni yapacağız" demişti.

IKBY Başkanı Neçirvan Barzani de İran Dışişleri Bakanı Abbas Erakçi'yle 5 Mart'ta yaptığı telefon görüşmesinde, bölgedeki rekabetin bir parçası olmayacaklarını dile getirmişti.

Diğer yandan ABD Başkanı Donald Trump, aynı gün yaptığı açıklamada Irak'taki İranlı Kürt grupların sınırı geçip savaşa katılmasının "harika" olacağını söylemişti.

Independent Türkçe, Reuters, Times of Israel