Savaş ve yansımaları: İsrail'de kuruntuların ötesinde neler oluyor?

Bu hususta dikkatli ve ideolojik olmayan bir okuma yapılması gerekiyor

Gazze'deki İsrailli rehinelerin bir an önce kurtarılması talebiyle düzenlenen bir protesto sırasında tartışan iki İsrailli, Tel Aviv, 26 Haziran 2024 (Reuters)
Gazze'deki İsrailli rehinelerin bir an önce kurtarılması talebiyle düzenlenen bir protesto sırasında tartışan iki İsrailli, Tel Aviv, 26 Haziran 2024 (Reuters)
TT

Savaş ve yansımaları: İsrail'de kuruntuların ötesinde neler oluyor?

Gazze'deki İsrailli rehinelerin bir an önce kurtarılması talebiyle düzenlenen bir protesto sırasında tartışan iki İsrailli, Tel Aviv, 26 Haziran 2024 (Reuters)
Gazze'deki İsrailli rehinelerin bir an önce kurtarılması talebiyle düzenlenen bir protesto sırasında tartışan iki İsrailli, Tel Aviv, 26 Haziran 2024 (Reuters)

Esad Ganim

Filistin meselesinin tarihteki gelişim sürecine, bu meselenin anlaşılmasına, geçmişi anlamaya, mevcut durumu incelemeye ve geleceği öngörmeye yönelik birçok girişim eşlik etti. Filistin meselesi, her zaman bir anlaşmazlık ve tartışma konusu olmuştur. Filistin, neredeyse tarihi boyunca her dönemde tartışılmış ve etkili bir olaya tanıklık etmiştir. Algılar genellikle gerçeklikten uzak olabilecek ölçüde ideolojik, siyasi veya tutkulu bağlılıklara göre örülür. Bu durum hem geçmişte hem de günümüzde, Gazze Şeridi’ndeki savaş bağlamında da geçerli olmaya devam ediyor.

Geçmişi bir kenara bırakıp 7 Ekim’den bu yana Gazze Şeridi’nde devam eden savaşa ve İsrail'in soykırım suçu işlediğine dair ciddi göstergeler de dahil olmak üzere Gazze'ye ve halkına yönelik yıkıcı saldırılarının sonuçlarını ele alacak olursak Güney Afrika'nın geçtiğimiz  yılın sonlarında Uluslararası Adalet Divanı'na (UAD) sunduğu davada belgelediği ve UAD’ın bu yıl ocak ayı sonlarında verdiği kararın ardından daha da pekiştiği üzere Filistinlilerin kuruntuları o kadar yaygınlaştı ki -buna Filistinlilerin Arap ülkeleri ve uluslararası toplumdan ortakları da dahil- tartışmasız gerçeklermiş gibi dillendiriliyorlar.

Son aylarda İsrail'in Gazze'ye yönelik uzun süreli savaş bağlamında çıkış yolunda olduğu ve Filistin'in ‘nehirden denize kadar’ özgürlüğüne giden sürecin çok yaklaştığı düşüncesinin yaygınlaşması dikkatimi çekti. Bir yandan Gazze'de ve tüm Filistin topraklarında ‘Filistinlilerin kararlılığı’ tanımlaması, diğer yandan Hizbullah ve İsrail arasındaki yıpratma savaşının derinleşmesi ve savaşa karşı uluslararası arenadaki protestoların artmasının yanı sıra İsrail'e karşı boykot çağrılarının belirgin bir şekilde yükselişe geçmesi, UAD ve UAD Başsavcısı’nın genel olarak savaşla ilgili kararları ve Binyamin Netanyahu başta olmak üzere İsrailli liderleri Gazze'de insanlığa karşı işledikleri suçlardan dolayı hakim karşısına çıkarma düşüncesi, üçüncü olarak da ‘İsrail'in sonu’ ve Arap bölgesindeki sömürgeci projesiyle karşı karşıya olduğumuza dair diğer ‘göstergeler’ bu düşüncenin yaygınlaşmasının bir delili.

Kırk yılı aşkın bir süredir İsrail'in çöküşü ve ‘Siyonist projenin sonu’ hakkında siyasi, bilimsel ve objektif değerlendirmeler duyuyorum. Elbette bunların hiçbiri gerçekleşmedi. Bu konuda genellikle İsrail'in içten çökeceği ve içerideki anlaşmazlıkların bir patlama ve yok olma noktasına ulaşacağına dair tahminler yapılıyor. Bu da İsrail'in başarısızlığının ve yok oluşunun faktörlerini içinde taşıyan sömürgeci, göçmen ve doğal olmayan bir toplum olduğu iddiasına dayandırılıyordu.

İsrail'in yakında çökeceği fikri, İsrail'in sona yaklaştığı ya da "Siyonist projenin sonu" olduğu şeklindeki hayali bir algıya dayanıyor.

Bu analizler gerçeklerden ziyade kuruntulara dayanıyor. Aslında İsrail şu an daha güçlü, daha etkin ve toplumsal olarak daha bütünleşmiş bir halde. Söz konusu değerlendirmelerin İsrail'in içeriden çökeceği beklentisinden kaynaklandığına inanıyorum. Böylece bunu söyleyenler - en azından çoğunluğu – Filistin’deki durumu değiştirmek ve düzeltmek için Filistinlileri, Arapları ve uluslararası toplumu düşünme ve ısrarla teşvik etme ihtiyacından muaf oluyor. “Eğer İsrail siyasi bir sistem olarak çöküşün ve yok oluşun eşiğindeyse, neden ilk etapta politikalarıyla yüzleşmek için düşünmeye ve çalışmaya zahmet ediyor?” diyorlar.

İsrail Gazzelilere karşı savaşını sürdürürken, onları her gün hedef alıyor, öldürüyor, yaralıyor, yerinden ediyor, aç bırakıyor, tutukluyor ve diğer her türlü zulüm ve işkenceyi yapıyor. Filistinlilerin Gazzelilere yönelik saldırıları durdurmak için halen ne ciddi bir kolektif eylemde bulunulabildi ne uluslararası toplum tam bir ateşkes dayatabildi ne de en azından bu konuda sözlü bir mutabakata varılabildi. Filistinliler, Araplar ve uluslararası çevreler, savaşla yüzleşme konusunda yaygın olan yanılsamalar içindeler. İsrail'in eylem ve politikalarına karşı küresel bir uyanış olduğu, İsrail’in politikalarına ve Gazze'de işlediği suçlara karşı daha önce eşi ve benzeri görülmemiş bir protesto dalgası yaşandığı, bir Filistin devletinin tanınması ve hatta İsrailli liderlerin Uluslararası Ceza Mahkemesi (UCM) önünde hesap vermesi ve belki de bazıları hakkında tutuklama emri çıkarılması tartışmaların arttığı ve Birleşmiş Milletler’in (BM) çeşitli çevrelerde, en önemlisi de UAD nezdinde önemli kararlar aldığı doğru.

dfvrgbthyujık
ABD Savunma Bakanı Lloyd Austin (sağda) İsrail Savunma Bakanı Yoav Gallant (solda) ile Pentagon'da bir araya geldi, 25 Haziran 2024 (Getty Images)

Tüm bu gelişmelerden yola çıkarak İsrail'in durumunda ve Filistinlilerin haklarının hayata geçirilmesinde köklü ve ciddi bir değişimle karşı karşıya olduğumuzu analiz etmek, gerçeklikle hiçbir ilgisi olmayan kuruntu senaryolarından ibarettir. Bu yanılsamayı netleştirmek yahut ortadan kaldırmak, yukarıdakileri ve diğer gelişmeleri, gelecekte ciddi bir değişim elde etmek için çok fazla planlama ve eylem gerektiren uzun vadeli kapsamlı değişim açısından düşünen stratejik bir bağlama taşımak için çok önemli bir adımdır. Bununla birlikte bu değişim, yirmi yıl ya da yarım yüzyıl sonra gelebilir de gelmeyebilir de.

Yaygın bir söylem haline gelen İsrail'in çöküşü fikri, sanki bir ay içinde ya da en geç bir yıl içinde gerçekleşecekmiş, sanki diğer ülkeler, özellikle de güçlü olanlar, kendi anlaşmazlıkları içinde boğuşmuyormuş ve iç bütünlüklerini tehdit etmiyormuş gibi, yerel ve küresel krizlerle boğuşan İsrail'in sona ya da Siyonist projenin sonuna yaklaştığına dair hayali bir algıya dayanıyor. Bu durum İsrail'in içinde bulunduğu durumun dikkatli bir şekilde okunmasını, ideolojik güdüler ya da siyasi bir tavan tarafından yönetilmeyen, bilimsel bilgiye dayalı objektif bir okuma yapılmasını gerektiriyor. Bunun için her dilde pek çok kaynak ve İsrail'de ne olduğu ya da ne olmakta olduğu konusunda bizi bilgilendirebilecek çok sayıda uzman var. Çoğumuzun hoşuna gitmeyen yahut beklentilerine uymayan olaylar ve analizler de dahil olmak üzere İsrail'de neler olduğunu anlamak için onların çalışmalarına güvenmemiz önemli.

Kuşkusuz senaryolardan biri İsrail’in sona doğru bir gerileme yaşanması olsa da bu ancak mevcut yankıların ya da tezahürlerin derinliğine ve alternatif oluşturan örgütlü bir gücün varlığına bağlı olabilir.

Bilimsel verilere dayanan derinlemesine okumalar, İsrail'deki iç anlaşmazlıkların derinleştiğine, ekonomik durumun ve resmi kurumların prestijinin gerilediğine, özellikle Hamas'ın 7 Ekim 2023'teki saldırısı ve Gazze’deki acımasız savaşa rağmen Hamas'ın elindeki tüm İsrailli rehinelerin kurtarılamaması nedeniyle halkın devlet kurumlarına ve vatandaşları koruma kabiliyetlerine olan güvenin kaybedildiğine ve İsrail'in küresel prestijinin azaldığına işaret ediyor. Fakat tüm bunlar bilimsel olarak İsrail'in sona yaklaştığını ya da Siyonist projenin sonuna geldiğini değil, genel olarak İsrailliler ve özelde karar alıcılar arasında daha fazla Filistin karşıtı bir değişim sürecinin parçası olarak İsrail’in daha da vahşileşebileceğine işaret ediyor.

Kuşkusuz senaryolardan biri İsrail’in sona doğru bir gerileme yaşanması olsa da bu ancak mevcut yankıların ya da tezahürlerin derinliğine ve alternatif oluşturan örgütlü bir gücün varlığına bağlı olabilir. Bu da gelecek için kolektif bir Filistin vizyonuna sahip olmak anlamına geliyor. Şu an böyle bir vizyon yok ve oluşması için de büyük olasılıkla bir şeyleri değiştirmek isteyen İsrailli güçlerin de katılımıyla Filistinlilerin çok fazla çaba sarf etmesinin yanı sıra mevcut duruma alternatif bir Filistin vizyonunun gerçekleştirilmesi için uluslararası faktörlerin ve aktörlerin devreye sokulması gerekiyor. Geleceğin beklenene yakın olacağını ve İsrail'in iç anlaşmazlıklarının bunda önemli olduğu, ancak bunun tek başına hiçbir şeyi garanti etmediğini söylemeye çalışıyorum.

ABD’nin Boston eyaletindeki prestijli Tufts Üniversitesi'nde uluslararası ilişkiler ve çatışmalar alanında öğretim görevlisi olan Filistinli Profesör Nedim Ruhana, kırk yılı aşkın bir süre boyunca Filistin'deki sömürgeci-kolonyal projenin gelişimini inceleme ve anlama çabalarına ciddi katkılarda bulundu. Prof. Ruhana, özellikle İbraniceyi akıcı bir şekilde konuşması ve İsrail'deki tüm gelişmeleri ilk elden takip etmesi nedeniyle İsrail'i anlamak için kesinlikle en önemli akademik kaynaklardan biridir.

Prof. Ruhana, öncelikle Siyonist projenin başlangıcından günümüze kadar Siyonizm ve İsrail'in bu toprakların yerli halkı olan Filistinlilerle ilişkilerinde geçirdiği evrimle ilgileniyor. Prof. Ruhana, geçtiğimiz mayıs ayında Lübnan’ın başkenti Beyrut’taki Filistin Araştırmaları Enstitüsü’nde İsrail’in Gazze'de yürüttüğü soykırım savaşı çerçevesinde İsrail’deki ve Siyonizm projesindeki değişimler üzerine önemli bir konferans verdi.

Ruhana, Siyonizm ve İsrail'de başlıca üç önemli tezahürle devam eden dönüşümler olduğunu belirtti ve bunları şöyle sıraladı:

1 - İsrail'de geleceğe dair bireysel korkuların derinleşmesi ve Filistinlilerin Yahudileri hedef alma girişimlerinden koruması konusunda devlete duyulan güvenin giderek azalması.

2 - İsraillilerin çoğunluğu tarafından kabul edilen ve dünyanın büyük bir kısmı tarafından paylaşılan İsrail Devleti'nin meşruiyetinin çöküşü. Bu durum, İsrail'in eylemlerini savunmak için Nazilerin Yahudilere karşı uyguladığı soykırımı (Holokost) kullanmaya devam edilebilmesini güçleştiriyor.

3 - Filistinlilerin yok edilmesi fikrinin derinleşmesi ve yok etmekten ziyade sürgüne dayalı olarak haritadan silme düşüncesinin yerini kısmen de olsa güçlü bir şekilde alması, yani ‘soykırımcı Siyonizmin’ derinleşmesi ve sol görüşlüler de dahil olmak üzere İsraillilerin çoğunluğunun fikir birliğinin ya da desteğinin merkezine yerleştirilmesi.

Özetle Prof. Ruhana, genel olarak Filistinlilerin ve özelde ise Gazze'nin fiziksel olarak hedef alınmasıyla tırmanması muhtemel tarihi bir gelişmeyle karşı karşıya olduğumuzu vurguluyor. Ayrıca İsrail'in durumunu daha da kötüleştiren ve sömürgeci yerleşim birimleri projesinde köklü bir değişimin habercisi olabilecek büyük gelişmelere işaret ediyor.

Filistin’de ve dünya genelindeki tarihi gelişmelerin araştırılması ve kodlanması gerekiyor. Ancak Filistin’in mevcut ulusal durumunda bu pek mümkün değil.

Siyonist İsrail projesindeki dönüşüm tek bir yükseliş çizgisinden ziyade İsrail, Filistin ve uluslararası birçok faktörle ilişkili olarak gerçekleşiyor. Bunların başında, bahsettiğimiz gibi şu anda mevcut olmayan ve Filistinlilerin büyük ve ciddi bir çabası ve bugüne kadar sarf edilen çabaların ciddi bir şekilde gözden geçirilmesini gerektiren alternatif bir Filistin projesinin varlığı geliyor. Ancak bu proje de bu yöndeki ciddi çabalara rağmen mevcut değil.

Prof. Ruhana ve diğer uzmanların bilimsel analizleri önemli. Çünkü gerçeği tasvir ediyorlar ve olası Filistin, Arap ve uluslararası ortak eylemiyle ilgili beklentilerde bize karşı karşıya olduğumuz ciddi zorlukları gösteriyorlar. İsrail çöküşün eşiğinde değil; Filistinlilere karşı acımasız savaşını hala sürdürüyor ve dünya onu izliyor. Dünya İsrail’i savaşmayı ve Filistinli sivilleri hedef almayı bırakmaya çağırıyor, ancak İsrail resmi olarak bunu yapmayı hala reddediyor. İsrail’in ‘çöküşte’ olduğu söylenen toplumu, Filistinlilerin hedef alınmasını ve Gazzelilerin yok edilmesini destekleme konusunda birleşmiş durumda. Batı dünyası resmi olarak tutumunu yavaş yavaş ateşkesi desteklemeye doğru kaydırsa da İsrail'i desteklemeyi asla bırakmıyor. ABD Başkanı Joe Biden yönetimi, savaş sırasında ve sonrasında İsrail'i desteklemek, ordusunun ve toplumunun durumunu iyileştirmek için milyarlarca dolar daha harcamaya hazır ve biz bu durumu değiştirebilmekten kesinlikle çok uzağız.

Daha da önemlisi çekilen tüm acılara rağmen aydınları, örgütleri ve liderleri de dahil olmak üzere Filistinliler, Gazze savaşının yankılarından faydalanarak Filistin'in geleceğine dair ciddi ve üzerinde geniş ölçüde uzlaşılmış bir vizyon ya da -Prof. Ruhana'ya göre- elde etmek istedikleri zaferin biçimini geliştirmek için hazırlık yapmaya başlamadılar bile. Dolayısıyla Filistinlilerin ulusal ve kolektif performansı, yerleşimci-sömürgeci projenin değişmesine ya da çökmesine, Filistin'de alternatif bir sivil ve demokratik projenin inşasına katkıda bulunma konusunda pek de umut verici değil.

Gerçek şu ki, İsrail’le ilgili olanlar da dahil olmak üzere Filistin'in gelişiminin en önemli aşamalarından biri olabilecek çok önemli tarihi anlar yaşıyoruz. Ancak çeşitli yönlere evrilebilecek senaryolarla da karşı karşıyayız. Olası en önemli gelişme, İsrail'i boykot eden ya da cezalandırılmasını isteyenlerin sesleri yükselse bile, Filistin genelinde Yahudi üstünlükçü kontrolün derinleşmesidir. Öte yandan Filistinlilerin mevcut ulusal performansı, Filistinlilerin yenilgisine ve çabalarının ve varlıklarının parçalanmasına daha fazla katkıda bulunabilir.

Filistin’de ve dünya genelindeki tarihi gelişmelerin araştırılması ve kodlanması gerekiyor. Ancak Filistin’in mevcut ulusal durumunda bu pek mümkün değil. Ne Fetih Hareketi (El Fetih) ne Hamas ne Filistin Yönetimi ne de Filistin Kurtuluş Örgütü (FKÖ) ve ona bağlı gruplar, Filistin için arzu edilen değişim projesini kaldırabilecek kapasitedeler.

Burada Filistinli aydınların, Filistin içini düzenleme, Gazzelilerin ve diğerlerinin acılarına ve fedakarlıklarına karşılık vermek için ciddi şekilde çalışma, Filistin Yönetimi’ni onarmaya devam etme ve belki de hem İsraillilerin hem de Filistinlilerin geleceği için ilerici ve insancıl bir ulusal vizyonun da yer aldığı, mevcut çıkmazı sona erdirme ufkuna doğru ulusal mücadeleye liderlik etmeyi hak eden ciddi bir yönetim oluşturma çabalarını bir kez daha teyit ediyoruz.

*Bu makale Şarku’l Avsat tarafından Londra merkezli Al Majalla dergisinden çevrilmiştir.



Melania Trump, en sevilen First Lady'ler listesinde sondan ikinci çıktı

YouGov'un yeni bir anketine göre Melania Trump, yakın tarihin en az popüler ikinci first lady'si seçildi (Reuters)
YouGov'un yeni bir anketine göre Melania Trump, yakın tarihin en az popüler ikinci first lady'si seçildi (Reuters)
TT

Melania Trump, en sevilen First Lady'ler listesinde sondan ikinci çıktı

YouGov'un yeni bir anketine göre Melania Trump, yakın tarihin en az popüler ikinci first lady'si seçildi (Reuters)
YouGov'un yeni bir anketine göre Melania Trump, yakın tarihin en az popüler ikinci first lady'si seçildi (Reuters)

Yeni bir ankete göre Melania Trump, yakın tarihin en az popüler ikinci First Lady'si seçildi ancak en sevilmeyen First Lady unvanını Trump'ın rakibi Hillary Clinton aldı.

YouGov'a göre bu ay 2 bin 255 ABD vatandaşından son 11 First Lady'yi "Mükemmel"den "Kötü"ye uzanan bir ölçekte sıralamaları istendi.

Yüzde 36'sı Melania'yı "kötü", yüzde 10'u da "ortalama altı" olarak değerlendirdi. Ankete katılanların yaklaşık yüzde 18'i Melania'yı "mükemmel", yüzde 12'si de "ortalama üstü" notu verdi. Böylece net onay oranı -16 çıktı.

Melania'dan daha düşük sırada yer alan tek First Lady, 2016 başkanlık seçimini Donald Trump'a kaybeden Hillary Clinton'dı. Ankete katılanların yüzde 33'ü onu "kötü", yüzde 11'i de "ortalama altı" diye değerlendirdi ve net onay oranı -17 oldu.

Öte yandan en popüler First Lady'ler sırasıyla +56, +32 ve +25 net puanla Jackie Kennedy, Rosalynn Carter ve Nancy Reagan'dı.

Michelle Obama da katılımcılar arasında favori olarak öne çıktı; yüzde 33'ü onu "mükemmel", yüzde 12'si ise "ortalama üstü" olarak değerlendirdi ve bu da ona +21 net onay puanı kazandırdı. Yaklaşık yüzde 22'si onu "kötü" buldu.

Ortalama olarak son 11 First Lady'nin çoğu, eşlerinden daha yüksek net puanlar aldı.

Hillary Clinton, -3 net puanlı eşinden önemli ölçüde daha düşük olan tek First Lady'ydi.

Birçok başkan ve First Lady benzer puanlar aldı; Jacqueline Kennedy Onassis ve John F. Kennedy (+56'ya karşı +61), Nancy ve Ronald Reagan (+25'e karşı +22), Michelle ve Barack Obama (+21'e karşı +15) bunlardan bazıları.

Melania ve Donald Trump da benzer ancak olumsuz puanlar aldı (-16'ya karşı -20).

Anket ayrıca, katılımcıların yüzde 48'inin Donald Trump'ı "kötü" bulduğunu, yüzde 6'sının ise "ortalama altı" olarak değerlendirdiğini ortaya koydu. Trump, YouGov'un katılımcılara sorduğu 20 başkan arasında en düşük puanı aldı. Katılımcıların yaklaşık yüzde 19'u 45 ve 47. başkanı "olağanüstü" olarak değerlendirdi.

Trump'tan sonra, selefi Joe Biden, katılımcıların yüzde 38'inin "kötü", yüzde 12'sinin ise "ortalama altı" şeklinde değerlendirdiği en az popüler eski başkan oldu. Sadece yüzde 7'si Biden'ı "mükemmel" olarak değerlendirdi.

Ankete göre, "First Lady'ler hakkındaki genel görüşler, eşleri hakkındaki görüşlere benzer şekilde siyasi olarak kutuplaşmış durumda".

Anket, tartışmalı belgeseli Melania'nın gösterime girmesiyle birlikte Melania Trump hakkında kamuoyunun ne düşündüğüne dair fikir veriyor. Belgeselin ilk hafta sonu 7 milyon dolar kazandığı bildirilse de bilet satışları ikinci haftada düşerek sadece 2,4 milyon dolar getirdi.

Amazon, belgeselin haklarını satın almak için 40 milyon, tanıtımı içinse 35 milyon dolar daha harcamıştı.

Independent Türkçe


Ortadoğu diken üstünde: “Irak işgalinden bu yana en büyük hava gücü toplandı”

ABD ordusu, onlarca savaş jetini taşıyan USS Abraham Lincoln ve USS Gerald Ford'la Ortadoğu'daki yığınağı güçlendiriyor (AFP)
ABD ordusu, onlarca savaş jetini taşıyan USS Abraham Lincoln ve USS Gerald Ford'la Ortadoğu'daki yığınağı güçlendiriyor (AFP)
TT

Ortadoğu diken üstünde: “Irak işgalinden bu yana en büyük hava gücü toplandı”

ABD ordusu, onlarca savaş jetini taşıyan USS Abraham Lincoln ve USS Gerald Ford'la Ortadoğu'daki yığınağı güçlendiriyor (AFP)
ABD ordusu, onlarca savaş jetini taşıyan USS Abraham Lincoln ve USS Gerald Ford'la Ortadoğu'daki yığınağı güçlendiriyor (AFP)

ABD Başkanı Donald Trump, Ortadoğu'daki askeri yığınağını artırarak İran'a saldırı hazırlığı yapıyor.

Kimliklerinin paylaşılmaması şartıyla CNN'e konuşan yetkililer, ordunun İran'a bu hafta sonu saldırı düzenlemeye hazır olduğunu ancak Trump'ın henüz son kararını vermediğini söylüyor.

Üst düzey güvenlik yetkililerinin çarşamba günü Beyaz Saray'da İran'daki durumla ilgili toplantı düzenlediği aktarılıyor. Trump'ın özel temsilcisi Steve Witkoff ve damadı Jared Kushner da İran'la müzakereler hakkında Cumhuriyetçi lideri bilgilendirmiş.  

Wall Street Journal (WSJ), Amerikan ordusunun 2003 Irak işgalinden bu yana Ortadoğu'daki en büyük hava gücünü topladığını yazıyor.

Son teknoloji F-35 ve F-22 jet avcı uçaklarının bölgeye yönlendirildiği, büyük hava harekatlarını koordine etmek için hayati önem taşıyan komuta ve kontrol uçaklarının da yola çıktığı aktarılıyor.

ABD ordusu, USS Abraham Lincoln'ın ardından, Venezuela'daki operasyon öncesinde Karayipler'e gönderilen dünyanın en büyük uçak gemisi USS Gerald Ford'u da Ortadoğu'ya yönlendirmişti. Bu gemide de çok sayıda saldırı ve elektronik harp uçağı olduğu ifade ediliyor.

Yetkililer, askeri harekat halinde iki seçeneğin masada olduğunu belirtiyor. ABD ordusu, Tahran yönetimini devirmek amacıyla çok sayıda İranlı siyasi ve askeri lideri hedef alabilir. Bunun yerine nükleer ve balistik füze tesislerinin vurulacağı hava saldırıları da düzenlenebilir. Her iki seçenek de potansiyel olarak haftalarca sürecek bir operasyon anlamına geliyor.

Analizde, geçen yıl haziranda İsrail'le yaşanan çatışmalar nedeniyle İran'ın hava savunma sisteminin ağır hasar aldığı savunuluyor. Buna rağmen Tahran yönetiminin, Hürmüz Boğazını kapatma ve çeşitli menzile sahip füzelerle misilleme yapma ihtimali olduğu vurgulanıyor.

ABD ve İsrail, İran'ın uranyum zenginleştirerek nükleer silah geliştirmeyi planladığını savunurken Tahran yönetimi bunu defalarca reddetmişti.

ABD ve İran arasında Umman'da 6 Şubat'ta başlayan müzakerelerde henüz somut bir sonuca varılamadı. Trump, İran'ın uranyum zenginleştirme faaliyetlerini tamamen durdurmasını isterken, Tahran ise zenginleştirme seviyelerinin değiştirilebileceğini fakat programın durdurulmayacağını belirtiyor.

Diğer yandan İsrail, İran'ın balistik füze programının ve bölgedeki örgütlere verdiği desteğin sonlanmasını da istiyor. Washington-Tahran müzakerelerinin şimdilik nükleer programa odaklandığı ifade ediliyor. WSJ'ye konuşan yetkililer, İran'ın Trump görevden gidene dek uranyum zenginleştirme programını askıya alabileceğini söylüyor.  

Independent Türkçe, Wall Street Journal, CNN


Ortadoğu’ya askeri yığınak sürerken Trump: İran’la ilgili her şey önümüzdeki 10 gün içinde netleşecek

ABD uçak gemisi USS Abraham Lincoln ve taarruz grubu, Umman Denizi’nde (Reuters)
ABD uçak gemisi USS Abraham Lincoln ve taarruz grubu, Umman Denizi’nde (Reuters)
TT

Ortadoğu’ya askeri yığınak sürerken Trump: İran’la ilgili her şey önümüzdeki 10 gün içinde netleşecek

ABD uçak gemisi USS Abraham Lincoln ve taarruz grubu, Umman Denizi’nde (Reuters)
ABD uçak gemisi USS Abraham Lincoln ve taarruz grubu, Umman Denizi’nde (Reuters)

ABD Başkanı Donald Trump, Perşembe günü yaptığı açıklamada, Washington’un İran ile “ciddi bir anlaşma” yapması gerektiğini belirterek, Tahran’la yürütülen görüşmelerin iyi gittiğini söyledi.

Trump, Washington’da düzenlenen Barış Konseyi’nin ilk toplantısında, “Görüşmeler iyi. Yıllar içinde İran’la ciddi bir anlaşma yapmanın kolay olmadığı kanıtlandı. Ciddi bir anlaşma yapmalıyız; aksi takdirde sonuçları ağır olur” dedi.

ABD Başkanı, “İran’la ilgili her şey önümüzdeki 10 gün içinde netleşecek” ifadelerini kullandı.

Washington ile Tahran arasındaki kriz hassas bir dönemece girerken, üst düzey ulusal güvenlik yetkililerinin Trump’a, ABD ordusunun olası bir saldırı için “hazır” olduğunu bildirdiği aktarıldı. Cumartesi gününden itibaren uygulanabilecek muhtemel bir operasyon seçeneğinin masada olduğu, ancak nihai kararın Beyaz Saray’da siyasi ve askerî değerlendirmeye tabi tutulduğu belirtildi.

dfvgthy
İranlı askerlerin, Rus askerlerle birlikte Umman Denizi’nde gerçekleştirdiği askerî tatbikattan bir kare (EPA)

Amerikan televizyon ağlarının kaynaklarına göre son günlerde Ortadoğu’ya sevk edilen güçler – ek hava ve deniz unsurları dâhil – konuşlanmalarını tamamladı. Olası bir harekâtın zaman çizelgesinin hafta sonrasına da sarkabileceği ifade edildi.

Kaynaklar, İran’dan gelebilecek misillemelere karşı Savunma Bakanlığı’nın bazı personeli geçici olarak Avrupa’ya ya da ABD içine kaydırdığını belirtti. Bunun rutin bir önleyici tedbir olduğu ve saldırının kaçınılmaz olduğu anlamına gelmediği vurgulandı.

Angajman kuralları değişebilir

Bu gelişme, Trump açısından karmaşık bir denkleme işaret ediyor. Olası bir askerî darbe, bölgede angajman kurallarını değiştirebilir ve Tahran’ın müzakere pozisyonunu zayıflatabilir. Ancak aynı zamanda Körfez’den Doğu Akdeniz’e uzanabilecek geniş çaplı bir bölgesel tırmanma riskini de beraberinde getirebilir.

Öte yandan bekleme stratejisi, ABD iç kamuoyunda ya da Washington’un müttefikleri nezdinde geri adım olarak yorumlanabilir. Bu durum, askerî tehdidin inandırıcılığının test edildiği bir an olarak değerlendiriliyor.

CNN’e konuşan kaynaklar, ABD ordusunun hafta sonu itibarıyla İran’a yönelik bir saldırıya hazır olduğunu, ancak Trump’ın henüz nihai kararını vermediğini bildirdi.

hyjuıko
İran yönetimi karşıtı göstericiler, 17 Şubat 2026’da Cenevre’deki Birleşmiş Milletler Ofisi önünde pankart ve fotoğraflar taşıyor (AFP)

Kaynaklara göre Trump, özel görüşmelerde askerî müdahaleyi destekleyen ve karşı çıkan argümanları dinledi, danışmanları ve müttefiklerinin görüşlerini aldı. Bir kaynak, “Bu konu üzerinde uzun süre düşünüyor” dedi.

Cumhuriyetçi Senatör Lindsey Graham ise televizyonda yaptığı açıklamada, İran’la ilgili kararın fiilen alındığını öne sürdü. Bölgeye yapılan büyük askerî yığınağa dikkat çeken Graham, savaş gemilerinin “bu mevsimde hava güzel olduğu için” bölgeye gelmediğini söyledi.

Daralan müzakere penceresi

Sahadaki gerilim tırmanırken diplomasi de temkinli adımlarla ilerliyor. İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, Cenevre’de yapılan dolaylı görüşmelerin ikinci turunda genel “yol gösterici ilkeler” üzerinde anlayış sağlandığını, ancak ihtilaflı başlıkların sürdüğünü açıkladı.

Bir ABD’li yetkili, Tahran’ın önümüzdeki iki hafta içinde yazılı bir teklif sunabileceğini belirterek “ilerleme sağlandı ancak pek çok ayrıntı hâlâ müzakere ediliyor” dedi.

Tahran, müzakerelerin yalnızca nükleer dosya ve yaptırımların kaldırılmasıyla sınırlı kalmasında ısrar ederken, Washington balistik füze programı ve İran’ın bölgesel müttefiklerine verdiği desteğin de gündeme alınmasını istiyor. Bu iki yaklaşım arasındaki siyasi mesafenin kısa sürede kapanması zor görünüyor.

İran Atom Enerjisi Kurumu Başkanı Muhammad Eslami, “Nükleer endüstrinin temeli zenginleştirmedir” diyerek, hiçbir ülkenin İran’ı barışçıl teknoloji hakkından mahrum bırakamayacağını söyledi.

Bu açıklama, ABD’nin diplomasi başarısız olursa askerî seçeneğin masada olduğunu hatırlatmasının hemen ardından geldi.

Rus haber ajansı Interfax, Rus devlet nükleer şirketi Rosatom CEO’su Aleksey Likhachev’in, anlaşma sağlanması hâlinde İran’dan zenginleştirilmiş uranyumu kabul etmeye hazır olduklarını söylediğini aktardı.

Rusya Dışişleri Bakanlığı ise uranyumun İran’dan çıkarılması önerisinin hâlâ masada olduğunu, ancak nihai kararın Tahran’a ait olduğunu belirtti.

İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, ülkesinin “ne pahasına olursa olsun Amerika’ya boyun eğmeyeceğini” söyledi. İran’ın savaş istemediğini, ancak “aşağılanmayı kabul etmeyeceğini” vurguladı.

Hürmüz mesajı

Tahran, askeri gücünü Hürmüz Boğazı’nda sergiledi. Bir askeri yetkili, boğazın “en kısa sürede kontrol altına alınabileceği ya da kapatılabileceği” uyarısında bulundu. İran Devrim Muhafızları “Hürmüz Boğazı’nda Akıllı Kontrol” adlı tatbikatını tamamladı.

Boğaz, küresel petrol ve doğalgaz ihracatının önemli bölümünün geçtiği stratejik bir hat olarak, İran’ın geleneksel caydırıcılık kartı olarak görülüyor.

Moskova’dan uyarı

Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, İran’a saldırının “ateşle oynamak” olacağını belirterek siyasi yöntemlere öncelik verilmesi çağrısında bulundu. Kremlin, Tahran’la yapılan ortak deniz tatbikatlarının önceden planlandığını açıkladı.

İsrail’de yayımlanan Maariv gazetesi, Washington’un olası bir saldırıdan kısa süre önce Tel Aviv’i bilgilendireceğinin değerlendirildiğini yazdı.

Polonya Başbakanı Donald Tusk, vatandaşlarına İran’ı derhal terk etmeleri çağrısında bulundu ve çatışma ihtimalinin “oldukça gerçekçi” olduğunu söyledi.

Öte yandan Avrupa Birliği Konseyi, 29 Ocak’taki Dışişleri Konseyi toplantısında varılan mutabakatın ardından 19 Şubat’ta İran Devrim Muhafızları’nı resmen terör örgütleri listesine ekledi. Böylece kurum, AB’nin terörle mücadele yaptırımlarına tabi olacak.