Rusya Federasyonu’nun Kuzey Kafkasya bölgesinde terör krizinin kökleri ve giderek büyüyen kartopu

‘Yumuşak karında’ safların yeniden düzenlenmesi

Dağıstan Özerk Cumhuriyeti Başkanı Sergey Melikov, Derbent'teki son terör saldırısına uğrayan sinagogu ziyaret etti (AP)
Dağıstan Özerk Cumhuriyeti Başkanı Sergey Melikov, Derbent'teki son terör saldırısına uğrayan sinagogu ziyaret etti (AP)
TT

Rusya Federasyonu’nun Kuzey Kafkasya bölgesinde terör krizinin kökleri ve giderek büyüyen kartopu

Dağıstan Özerk Cumhuriyeti Başkanı Sergey Melikov, Derbent'teki son terör saldırısına uğrayan sinagogu ziyaret etti (AP)
Dağıstan Özerk Cumhuriyeti Başkanı Sergey Melikov, Derbent'teki son terör saldırısına uğrayan sinagogu ziyaret etti (AP)

Samir İlyas

Rusya'ya bağlı Dağıstan Özerk Cumhuriyeti’nde meydana gelen son terör saldırıları, Rusya Federasyonu’nun Kuzey Kafkasya bölgesinde yer alan cumhuriyetleri yeniden şiddet sarmalına girmesine dair korkuları artırdı.

Rus yetkililer, her ne kadar 2000'li yılların başlarındaki terör eylemlerinin yeniden başlaması olasılığını en aza indirmiş olsalar da ‘Rusya artık farklı’. Terörist gruplar, Moskova'nın, istihbarat ve güvenlik servislerinin Ukrayna'ya ve Batı ittifakına karşı savaşla meşgul olmasından faydalanarak Rusya'nın ‘yumuşak karnı’ olan, yoksulluk, işsizlik, yolsuzluk, dini öğretilere karşı cahillik ve geçmişten günümüze devam eden problemlerle her an patlama hazır bir ortam olarak Kuzey Kafkasya'da yeniden örgütlenmiş gibi görünüyor.

Rus yetkililerin sahadaki yeni gerçekleri inkar etmesi ve her türlü terör eyleminden Ukrayna ve Batı ülkelerinin istihbarat servislerini sorumlu tutması, terörün Rusya Federasyonu’nun diğer bölgelerin yayılma riskini artırıyor. Putin rejiminin güvenlik ve istikrar temellerini sarsan bu terör eylemlerinin geçmişi yaklaşık çeyrek asır önce İkinci Çeçen Savaşı'nın (1999-2009) başlarına kadar uzanıyor.

Dağıstan’daki son terör saldırıları, daha önce 145'ten fazla kişinin ölümüne neden olan Moskova’nın kuzeybatısındaki Crocus City Hall saldırısının ardından Rus güvenlik servisleri için büyük bir istihbarat başarısızlığıydı. Dağıstan'ın başkenti Mahaçkale ve Derbent kentinde 23 Haziran Pazar günü eş zamanlı olarak gerçekleştirilen terör saldırılarının ayrıntıları, saldırıların koordineli ve iyi hazırlanmış gösteriyor. Son kanlı terör saldırıları, tehlikeli bir aşamanın başladığının ve DEAŞ'ın Rusya Federasyonu’na bağlı bölgeleri vurmak amacıyla Kuzey Kafkasya kolu olan ‘Kafkas Vilayeti’ni kurduğunu yüksek sesle ilan ettiğinin bir göstergesi olabilir.

Kafkasya Vilayeti'nin kuruluşu, geçtiğimiz mart ayı sonlarında Moskova'da meydana gelen ve terör örgütü DEAŞ’ın Afganistan kolu olan Horasan Vilayeti'nin üstlendiği terör saldırısından kısa bir süre sonra DEAŞ'ın medya kaynaklarında gündeme gelmeye başlamıştı. Teröristler, her zaman olduğu gibi Rusya'daki radikal örgütlere daha fazla genci çekmek için Moskova'da 2010 baharından bu yana düzenlenen en büyük saldırıyı fırsat bildi.

Kafkas Vilayeti’nin kurulduğuna dair açıklama, liderinin adı açıklanmadığı için pek dikkat çekmedi. Dolayısıyla terör eylemlerinin ciddiyeti, radikalleri bir araya getirip getiremeyeceği ve yeni oluşumun çalışmaları için gerekli finansmanın nasıl sağlanacağı konusunda şüpheler vardı. Öte yandan eğer Dağıstan’daki son terör saldırılarını Kafkasya Vilayeti’nin gerçekleştirdiğine dair haberler doğruysa, bu, örgütün Rusya Federasyonu’na bağlı bölgelere yönelik saldırılar düzenlemeyi ihmal etmeden saflarını hızlıca düzenleyebildiği ve Kafkasya'da istikrarı bozan bir unsur haline gelebildiği anlamına gelir.

Radikalleşmenin gerçek nedenlerini görmezden gelmek Rusya'ya bağlı Kuzey Kafkasya bölgesinin şiddet sarmalına girmesine kapıyı aralıyor.

Teröristler geçtiğimiz pazar günü Mahaçkale ve Derbent'te iki sinagog, iki Ortodoks kilisesi ve bir polis kontrol noktasına eşzamanlı olarak saldırılar düzenledi. Beş teröristin etkisiz hale getirilmesine karşılık 16 güvenlik görevlisi ve bir Hıristiyan rahip de dahil olmak üzere en az 21 kişi öldü. Sokaklar ve hatta bazı plajlar yaklaşık sekiz saat boyunca teröristler ve güvenlik güçleri arasında yaşanan çatışmalar nedeniyle adeta savaş alanına döndü. Her iki tarafın kayıpları, kullanılan silahlar ve terörle mücadele operasyonunun aktif aşaması için geçen süre karşılaştırıldığında, teröristlerin kendilerini askeri, psikolojik ve fiziksel olarak hazırladıkları anlaşılıyor. Bunun yanında Dağıstan’ın önde gelen isimlerinden birinin iki oğlunun ve bir akrabasının terör eylemlerine karıştığını doğrulayan haberler de basında yer aldı. Bazı yerel yetkililerin ya da bölgenin önde gelen ailelerinin mensuplarının, radikal İslamcıların eylemlerini desteklemesi ve modern silahlara ve eğitim alanlarına erişimlerini kolaylaştırması göz ardı edilemez. Sadece pitoresk dağlık manzaralarıyla değil, aynı zamanda etnik, dilsel ve dini çeşitliliğiyle de öne çıkan bu Kuzey Kafkasya cumhuriyetinde, büyük miktarlarda silah bulundurmayı gerektiren aile ve aşiret ilişkilerinin öncelenmesi, yolsuzluk ve adam kayırmacılık da bölgede oldukça yaygın.

Mahaçkale ve Derbent’teki terör saldırıları dünya genelinde manşetlere taşınırken, Rusya'nın güneyindeki Rostov-na-Donu bölgesindeki bir hapishanede meydana gelen rehine krizi, DEAŞ tehdidinin büyüdüğüne dair açık sinyaller göndermesine rağmen çok az dikkat çekti. Rostov-na-Donu’da 16 Haziran'da bir hapishanede DEAŞ’ın parmağının olduğu kanlı bir isyan patlak verdi. Rus Özel Kuvvetleri rehin alınan altı mahkumu öldürerek krizi hızla sona erdirmeyi başardı. Şans Rus yetkililerden yanaydı, çünkü şüpheli terör örgütü üyeleri silah odasına girip makineli tüfekleri ve mühimmatı ele geçirmeyi başaramadı. Bu da operasyon düzenleyen özel kuvvetlerin işini kolaylaştırdı.

Kuzey Kafkasya'nın en zayıf halkası

DEAŞ’ın Kuzey Kafkasya kolu olan Kafkasya Vilayeti, son terör saldırılarını üstlenmemiş ve faillerin hedeflerini ve saldırıların nedenlerini açıklayan videolar yayınlamamış olsa da saldırılar, Kuzey Kafkasya'daki en zayıf halka olan Dağıstan'ı kullanarak yeni bir şiddet dönemin başlangıcı oldu. iİstihbarat raporları Orta Asya'da geniş çaplı kanlı saldırılarla ilgili tahminlere yer verse de DEAŞ’ın Afganistan kolu olan Horasan Vilayeti’nin ‘Kafkasya'dan gelen kardeşler’ hakkındaki memnuniyet ve övgü dolu ifadeleri, Horasan Vilayeti’nin medya ve muhtemelen mali destek vererek faaliyetlerini daha çok Kuzey Kafkasya ve Rusya'ya kaydırdığını gösteriyor.

Mahaçkale ve Derbent'te meydana gelen terör saldırıları, Rusya’nın emniyet ve istihbarat servislerinin terör tehditleriyle yüzleşmeye hazır olmadığını, istihbarat servislerinin tehlikeli saldırılar hakkında bilgi edinip bunları önlemede başarısız olduğunu gösterdi. Polisin de terör eylemlerinin Ortodoks Kilisesi'nin Pentekost Bayramı (Hamsin Yortusu) kutlamaları sırasında gerçeklemesine ve 23 Ekim'de Mahaçkale Uluslararası Havalimanı'na düzenlenen baskının ardından İsrail karşıtlığının artmasına rağmen yeterli güvenlik önlemi almadığı anlaşıldı. Yaklaşık bin Dağıstanlı Mahaçkale Uluslararası Havalimanı'nı basarak İsrail'den gelen bir uçaktaki yolcuların inişini engellemişti. Derbent'te yaklaşık 400 Yahudi ailenin yaşadığı ve Dağıstan ile Moskova'nın ekonomisi için önemli bir rol oynadığı biliniyor.

Saldırılar, şu an Kuzey Kafkasya'daki en zayıf halka olan Dağıstan'ı kullanarak yeni bir şiddet döneminin başlangıcı oldu.

Birçok Rus yetkili, terör saldırılarının sorumlusu olarak Ukrayna’yı ve Batı ülkelerini suçlamakta gecikmeyip Dağıstan'da dini nedenler ya da İslamcı radikalleşme belirtileri olduğunu göz ardı ettiler.

 Kremlin, Dağıstan Cumhuriyeti'nde pazar günü yaşanan kanlı olayları, İkinci Çeçen Savaşı döneminde 2002 yılında yaşanan Nord Ost rehine krizi, 2004 yılında Beslan okul kuşatması ve Moskova metrosu bombalamaları gibi menfur terör saldırıları gibi ülkenin 2000’li yılların başlarına geri dönmesine yol açabilecek büyük bir risk olarak görmüyor.

Kremlin sözcüsü Dmitriy Peskov, terör saldırılarıyla ilgili yaptığı açıklamada, “Toplum kesinlikle bütünleşmiştir. Dün Dağıstan'da gördüğümüze benzer terörist tezahürler Rusya'da ya da Dağıstan'da toplum tarafından desteklenmiyor” ifadelerini kullandı. Peskov'un açıklamaları, Moskova'daki Crocus City Hall saldırısından Ukrayna'yı sorumlu tutan, ancak bu kez Dağıstan’daki saldırılara değinmemeyi tercih eden Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin'in genel kanaatlerinden çok da uzaklaşmıyor. Rusya’nın radikal İslamcılar tarafından gerçekleştirilen terör saldırılarının hedefi olamayacağını söyleyen Peskov, “Çünkü Rusya, dinler arası uyumun yanı sıra farklı etnik kökenler ve dinler arasındaki birliğin eşsiz bir örneğini sunuyor” diye konuştu.

Giderek büyüyen kartopu

Öte yandan bağımsız araştırmacılar, DEAŞ gibi radikal terör örgütlerinin Dağıstan da dahil olmak üzere Kuzey Kafkasya cumhuriyetlerindeki gençler arasında giderek artan bir popülarite elde ettiğine dair uzun süredir uyarıyorlar. Rus yetkililer, Batı'yı ve beşinci kolcuları işaret etmek bir yana, ortada bir sorun olduğunu bile görmezden geliyorlar. Son olaylar, hükümetin Kuzey Kafkasya'da gençlerin radikalleşmesinin altında yatan nedenleri ele almakta başarısız olduğunu ortaya koyarken söz konusu nedenler arasında zorlu hayat şartları ve Kafkas halklarının Rus İmparatorluğu ve Sovyetler Birliği dönemlerinden kalma geçmişten gelen mağduriyetleri yer alıyor. Bunlara bir de yabancı düşmanlığı ve İslamofobinin ülke genelinde yükselişte olması ekleniyor. Bu durum, Dağıstan yerel yönetiminden ve iktidardaki Birleşik Rusya Partisi’nden üst düzey bir yetkilinin, çocukları ve akrabalarıyla birlikte eğitim, para, olanak ve kariyer fırsatlarına erişebilmelerine rağmen neden terör eylemlerine katıldıklarını açıklıyor.

Kuzey Kafkasya bölgesinde Sovyetler Birliği'nin dağılmasından bu yana artan huzursuzluk, ayrılıkçı hareketlerin ve radikalizmin ortaya çıkmasıyla Moskova'daki merkezi otorite için kronik bir baş ağrısına neden oldu. Buradaki terör eylemleri Rusya'ya da sıçradı.

1999 yazında Moskova'da çok sayıda binanın bombalanması, Moskova’nın terörist olarak gördüğü Şamil Basayev ve Hattab liderliğindeki silahlı grupların Çeçenistan’ı işgali ve DEAŞ’ın ilanı, İkinci Çeçen Savaşı'nı tetikledi.

Çeçen militanlar 2002 yılında Moskova'nın güneydoğusundaki Dubrovka Tiyatrosunu ele geçirerek yaklaşık 750 kişiyi rehin aldı. Rehinelerin 100'den fazlası güvenlik güçlerinin tiyatroya baskın düzenlemek için kullandığı zehirli gazlar nedeniyle öldü. Bu olaydan iki yıl sonra Çeçen militanlar bu kez Kafkasya'da Beslan'daki bir okula benzer bir saldırı düzenleyerek binden fazla kişiyi esir aldı. Rus güvenlik güçlerinin binaya düzenlediği operasyonda 300'den fazla kişi öldü. Terör eylemlerine katılanlar ‘küresel cihat’ hareketleriyle ilişkilerini inkar etmediler.

Rusya'nın Çeçen ayrılıkçılara yönelik acımasız baskısı ve birinci ve ikinci Çeçen savaşlarındaki yakıp yıkma politikası bölgedeki bazı Müslümanları radikalleştirdi. Reuters'ın haberine göre Rusya, Suriye Devlet Başkanı Beşşar Esed'e karşı patlak veren ve savaşa dönüşen protestolardan yararlanarak Kafkasya'dan yüzlerce radikalin Suriye'ye gitmesini kolaylaştırmış olsa da Rusya'nın Suriye'ye askeri müdahalesi daha fazla radikalin ortaya çıkmasına ve terör örgütlerinin, vatandaşları Rusya'ya vizesiz girebilen Kafkasya ve Orta Asya ülkelerinden binlerce kişiyi saflarına katmasına katkıda bulundu. Dağıstan Vilayeti, 2015 yılının haziran ayında sosyal medyada DEAŞ’ın bir kolu olarak ilan edilirken Rusça konuşan kişiler Rusya'yı tehdit etti.

cvfgbhnyj
Grozni'den kaçan bir Çeçen kadını (Getty Images)

Rusya'nın Çeçen ayrılıkçılara yönelik acımasız baskısı ve yakıp yıkma politikası bölgedeki bazı Müslümanları radikalleştirdi.

Dağıstan'ın Kizlyar kentinde 18 Şubat 2018 tarihinde 22 yaşındaki militan Halil Halilov, Büyük Şehit Aziz Georgios Kilisesi'nde düzenlenen Bağışlanmanın Dirilişi ayininin ardından cemaatin üzerine ateş açtı. Saldırıda beş kişi hayatını kaybederken saldırgan ölü olarak ele geçirildi.

Pazar günü Derbent ve Mahaçkale'de gerçekleşen terör saldırılarına kadar bu olayların en büyüğü olan saldırı geçtiğimiz mart ayında meydana gelmiş, saldırının sorumluluğunu Horasan Vilayeti üstlenmişti.

Rus yetkililer, daha önce de olduğu gibi hiç vakit kaybetmeden terör eylemlerinden Ukrayna ve Batı'yı sorumlu tutarak halkın öfkesini başka yöne çekmeye dayalı kolay formüllere sarılırken etkili çözümler bulamamanın Kuzey Kafkasya'da daha fazla toplumsal bir bölünmeye neden olabileceği, öfkeyi artırabileceği ve Rusya'nın Ukrayna'daki savaşa odaklandığı bir dönemde ciddi patlamalarla tehdit edebileceği görülüyor.

Rus yetkililerin Batı’yı suçlamakta ısrar etmesi ve terörizmin gerçek nedenlerini görmezden gelmesi nedeniyle teröristlerin Dağıstan’dan diğer bölgelere sızma riski de artıyor. Rusya Soruşturma Komitesi Başkanı Alexander Bastrykin gibi Devlet Başkanı Putin'e yakın yetkililer tarafından Orta Asya'dan gelen ‘göçmen işçilere’ karşı yürütülen organize kampanya, bu bahar yaşanan Crocus City Hall saldırısından sonra Rusya'da Müslümanlara karşı artan nefretle birlikte yangını daha da körükleyebilir. Bu da Orta Asya ve Kafkasya'daki terörist gruplara daha fazla öfkeli ve dışlanmış genci saflarına katmak için altın bir fırsat verirken uzun zamandır ulusların ve dinlerin bir arada yaşamasına methiyeler düzen Rusya için ‘bir beka krizi’ haline gelebilir.

*Bu makale Şarku’l Avsat tarafından Londra merkezli Al Majalla dergisinden çevrilmiştir.



İran'daki savaşın gerçek ölü sayısı konusunda belirsizlik devam ediyor

14 Mart 2026'da İran'ın İsfahan kentine düzenlenen hava saldırılarının ardından kent üzerinde yükselen duman bulutları (AFP)
14 Mart 2026'da İran'ın İsfahan kentine düzenlenen hava saldırılarının ardından kent üzerinde yükselen duman bulutları (AFP)
TT

İran'daki savaşın gerçek ölü sayısı konusunda belirsizlik devam ediyor

14 Mart 2026'da İran'ın İsfahan kentine düzenlenen hava saldırılarının ardından kent üzerinde yükselen duman bulutları (AFP)
14 Mart 2026'da İran'ın İsfahan kentine düzenlenen hava saldırılarının ardından kent üzerinde yükselen duman bulutları (AFP)

İran'da üç haftadır süren savaşta hayatını kaybedenlerin gerçek sayısı, resmi bir güncelleme yapılmaması ve ülkedeki çatışmanın bilançosunu belgelemeye çalışan yabancı insan hakları örgütlerinin çalışmalarını engelleyen tekrarlanan internet kesintileri nedeniyle, büyük bir belirsizlikle örtülü.

İran Sağlık Bakanlığı'nın son tahminleri, çatışmanın dokuzuncu günü olan 8 Mart'a dayanıyor.

O tarihte bakanlık, ülke genelinde ABD ve İsrail hava saldırılarında yaklaşık bin 200 sivilin öldüğünü açıklamıştı.

İran'da sansürün son derece sıkı olduğu bir ortamda, yabancı insan hakları örgütleri her zaman ülke içindeki yaşamla ilgili bilgi edinmek için en güvenilir kaynaklar arasında görülmüştür.

Ancak internet ve telefon bağlantılarının kesilmesi nedeniyle, bu örgütler sahadaki bilgi ağlarına ulaşmakta zorlanmaktadır.

ABD merkezli bir sivil toplum kuruluşu olan ve ocak ayında hükümet karşıtı protestoların şiddetle bastırılması sırasında ölenlerin sayısını belgelemede merkezi rol oynayan İnsan Hakları Aktivistleri Haber Ajansı (Hrana), çatışmalarda 214'ü çocuk olmak üzere bin 407 sivilin öldürüldüğünü tahmin ediyor.

Şarku'l Avsat'ın AFP'den aktardığına göre HRANA müdür yardımcısı Skylar Thompson ajansa yaptığı açıklamada, “Bunun asgari rakam olduğunu, mutlak asgari rakam olduğunu düşünüyorum, çünkü tek bir anda her yerde bulunup olan bitenin boyutunu tam olarak kavrayacak kapasitemiz yok” ifadelerini kullandı.

Thomson şöyle devam etti: «Saldırıların boyutu ve ülke genelindeki hedeflerin vurulma hızı göz önüne alındığında, kayıpları aynı hızda belgelemek imkansızdır.»

İran Kızılayı kurban sayısına ilişkin tahminlerde bulunmuyor, ancak en son verilerine göre, 28 Şubat'tan bu yana süren savaşta 61 bin 555 ev, 19 bin şirket, 275 sağlık merkezi ve yaklaşık 500 okul hasar gördü.

Tahran'da bulunan AFP muhabirleri, saldırılar sonucu birçok sivil binanın hasar gördüğünü doğrulayabildi; bunlara patlamaların şiddetiyle yerle bir olan konutlar da dahildi. Ancak gazetecilerin resmi izin olmadan ülke içinde seyahat etmesine izin verilmediğinden şehir dışındaki hasarın ne olduğu ve boyutu bilinmiyor.

İletişim sorunları

Özellikle ocak ayındaki protestoların şiddetli bir şekilde bastırılmasının ardından, insan hakları örgütlerinin İran’ın resmi rakamlarına yönelik şüpheleri giderek artırıyor.

İran, bu protestolarda çoğu güvenlik güçlerinden olmak üzere yaklaşık 3 bin kişinin öldüğünü açıklasa da yurtdışında yaşayan araştırmacı ve aktivistlerin tahminleri, ölü sayısının 7 bin ile 35 bin arasında değişen çok daha yüksek rakamlara işaret ediyor.

Norveç merkezli insan hakları örgütü “Hengaw”dan Oyar Şeyhi, AFP'ye verdiği demeçte, İran'ın “verileri yayınlamaktan veya toplamaktan kaçınma geçmişine" sahip olduğunu söyledi.

“Hengaw” ve eksik resmi verilere güvenilir bir alternatif sunmaya çalışan diğer kuruluşların karşılaştığı en büyük sorun, savaşın başlamasından bu yana İran’da internetin neredeyse tamamen kesilmiş olmasıdır.

Şeyhi, «İnternet bağlantısı hiç olmadığı kadar kötü, bu yüzden ölü sayısına ilişkin doğru verileri elde etmek çok zor ve elimizdeki bilgiler son derece sınırlı» dedi.

İranlı yetkililerin yurt dışına bilgi gönderen kişileri tutuklayabileceğini ve İran'a yurt dışından telefonla ulaşmanın neredeyse imkansız olduğunu vurguladı.

Minab Okulu

Resmi rakamlara göre, Minab'daki bir ilkokulu hedef alan ve en az 165 kişinin ölümüne yol açan hava saldırısı, savaşta bugüne kadar yaşanan en büyük sivil kayıp olarak kabul ediliyor.

New York Times gazetesi tarafından yayınlanan bir ABD askeri soruşturmasının ilk sonuçlarına göre okul, bir hedef belirleme hatası sonucu, çatışmaların ilk gününde bir Tomahawk füzesi ile vuruldu.

Ayrıca, «Hengaw» örgütü, 7 Mart'ta ülkenin batısındaki Nakde kentinde bir un fabrikasına düzenlenen hava saldırısını belgeledi; saldırı sonucunda 11 işçi hayatını kaybetti, 21 kişi ise yaralandı.


Yahudi yerleşimcilerden Batı Şeria'da geniş çaplı saldırılar

İsrailli yerleşimcilerin Batı Şeria'nın Nablus kenti yakınlarındaki köylere düzenlediği saldırının ardından dün yanmış bir aracı inceleyen Filistinliler (AP)
İsrailli yerleşimcilerin Batı Şeria'nın Nablus kenti yakınlarındaki köylere düzenlediği saldırının ardından dün yanmış bir aracı inceleyen Filistinliler (AP)
TT

Yahudi yerleşimcilerden Batı Şeria'da geniş çaplı saldırılar

İsrailli yerleşimcilerin Batı Şeria'nın Nablus kenti yakınlarındaki köylere düzenlediği saldırının ardından dün yanmış bir aracı inceleyen Filistinliler (AP)
İsrailli yerleşimcilerin Batı Şeria'nın Nablus kenti yakınlarındaki köylere düzenlediği saldırının ardından dün yanmış bir aracı inceleyen Filistinliler (AP)

İsrailli yerleşimciler, Batı Şeria'daki yoğun ve geniş çaplı saldırılarına dün de devam ettiler. Batı Şeria’nın çeşitli noktalarında Filistinlilere ait daha fazla ev ve tesisi kundaklayan yerleşimciler, intikam sloganları attılar.

Yerleşimciler dün gece Deyr el-Hatab, Beyta, Karyut, Deyr Şeref ve Nablus yakınlarındaki Havara dahil olmak üzere yeni köyleri saldırdı. En şiddetli saldırılar Deyr el-Hatab'da gerçekleşti. Bu saldırılarda 9 Filistinli yaralandı ve evler ile araçlar ateşe verildi.

Nablus Kızılayı Acil Yardım ve Acil Durum Merkezi Müdürü Amid Ahmed, sağlık ekiplerinin saldırı sırasında ayağından kurşunla yaralanan 45 yaşındaki bir vatandaşa müdahale ettiğini, ayrıca yerleşimcilerin saldırısı sonucu meydana gelen 8 yaralanma vakası daha olduğunu, bunların arasında bir kadının çürükler ve sıkılan bir gaz sonucu boğulma şikayeti yaşadığını bildirdi. Yerleşimciler Deyr el-Hatab'da evleri ve arabaları yakarken Beyta beldesine saldırıp, tarım arazilerini tahrip ettiler, asırlık zeytin ağaçlarını söktüler, bir evin duvarını yıktılar, Filistinlilere saldırıp dövdüler ve ana elektrik trafosuna ateş açarak bölgenin elektriğini kestiler.

fd
Yahudi yerleşimcilerin saldırısı sonucu hasar gören bir aracın fotoğrafı. Yerleşimciler ayrıca Batı Şeria'nın Nablus'un doğusundaki Deyr el-Hatab köyünde evlerin duvarlarına İbranice sloganlar yazdı (DPA)

Yahudi yerleşimciler, Karyut'ta da köyün doğu kesimindeki evlere saldırdı ve Filistinlilerle çatıştı. Ayrıca Barka köyündeki tarihi Mesudiye bölgesinde bir turistik çadırı, Deyr Şerif köyünde bir araç parkının bir bölümünü ve bazı araçları yaktı.

Ramallah'ta ise Barka köyü gece saldırısına uğradı. Saldırıda bir ‘sağlık kliniği’ ile bir ticari kamyon yakıldı. Öte yandan yerleşimciler, Ramallah çevresindeki hayati öneme sahip yolları kapatarak vatandaşların hareketini kısıtladı.

Saldırılarda yerleşimcilerin baskın düzenleyerek Filistin bayrağını indirip yerine işgal bayrağını astıkları ve duvarlarına ırkçı sloganlar yazdıkları Havara Lisesi de zarar gördü. Eğitim Bakanlığı bu saldırıyı, ‘eğitim hakkı ve güvenli öğrenim ortamına yönelik bariz bir ihlal’ olarak değerlendirdi.

fvfdev
Filistinliler, Batı Şeria'nın Cenin kentinin güneyindeki el-Fandakumiye köyüne İsrailli yerleşimcilerin düzenlediği saldırının ardından Pazar günü yanmış bir aracı inceliyorlar (AFP)

Saldırılar, Batı Şeria'da yaklaşık 20 noktayı hedef alan ve Calud, el-Fandakumiye, Seylat el-Dahr ve Batı Şeria'nın kuzeyindeki Karyut köylerinde evlerin, araçların ve mülklerin yakılmasını içeren önceki saldırılardan birkaç saat sonra gerçekleşti.

Yerleşimciler, pazar günkü saldırının İran'ın roket saldırılarına misilleme olduğunu, dünkü saldırının ise Nablus yakınlarında bir trafik kazasında bir yerleşimcinin öldürülmesine misilleme olduğunu iddia etti.

Yerleşimcilerin her iki saldırısı da özel platformlar üzerinden yapılan çağrıların ardından gerçekleşti. Filistinliler de özel gruplar aracılığıyla, büyük savaşın gölgesinde Batı Şeria'da bir tür başka savaşın başladığı izlenimi veren bu durum karşısında dikkatli olunması ve yerleşimcilere karşı koyulması yönünde çağrılar ve uyarılar yayınladı.

fvfdv
İşgal altındaki Batı Şeria'nın Havara beldesinde silahlı İsrailli yerleşimciler ve askerler (Arşiv - AFP)

Yahudi yerleşimciler, saldırıları sırasında intikam sloganları attılar ve saldırdıkları yerlere intikam sloganları yazdılar.

Cumartesi günü Batı Şeria'nın kuzeyindeki Hermeş yerleşim birimi yakınlarında meydana gelen bir trafik kazası sonucu bir İsrailli yerleşimci hayatını kaybetti. İsrail polisi ve ordusu, olayın kaza mı yoksa Filistinliler tarafından gerçekleştirilen bir saldırı mı olduğunu belirlemek için soruşturma başlattıklarını açıkladı.

İsrail polisine teslim olan Filistinli, bunun bir trafik kazası olduğunu ısrarla savundu. Ancak İsrail Maliye Bakanı Bezalel Smotrich ve diğer yerleşimci aktivistler, resmî sonuçları beklemeden olayı cinayet ve saldırı olarak nitelendirdiler, bu da yerleşimcileri kışkırttı.

Smotrich, yerleşimcinin cenazesi sırasında yaptığı konuşmada, Filistin Yönetimi'ni ‘devirmek’ ve Batı Şeria'da tam bir İsrail kontrolü sağlamak için çalışacağına söz verdi. Smotrich, yerleşimcilere cenaze töreninin ardından intikam eylemleri gerçekleştirmeye çağırdı.

vdfv
Pazar günü Cenin'in güneyindeki Batı Şeria'daki el-Fandakumiye köyünde, İsrailli yerleşimcilerin saldırısının ardından hasar gören bir evi inceleyen Filistinliler (EPA)

Saldırılar, İsrail ordusunun yerleşimcilerin saldırılarının güvenliği etkileyebileceği gerekçesiyle Batı Şeria'ya bir piyade taburu gönderme kararı almasının ardından gerçekleşti.

İsrail Genelkurmay Başkanı Eyal Zamir, savaş sırasında artan milliyetçi suç olaylarını kınayarak, bunlara karşı mücadele etme söz verdi.

Son saldırılar, 7 Ekim 2023'ten bu yana Batı Şeria'daki yerleşimciler tarafından başlatılan tırmanışın bir uzantısı ve bu saldırılar, İran'a karşı devam eden savaşla birlikte arttı. Savaşın başlangıcından bu yana Batı Şeria'daki yerleşimciler, dünyanın büyük çatışmaya odaklanmış olmasını fırsat bilerek 8 Filistinliyi öldürdü.

Öte yandan Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas dün, İsrail’in yerleşim birimlerini genişletmesi, toprak ilhakı, artan yerleşimci terörü ve Filistin’in mahsup fonlarının dondurulması gibi politikalarının sonucu olarak Batı Şeria ve Doğu Kudüs’teki durumun ciddiyetine dikkati çekti.

Filistin Devlet Başkanlığı Sözcüsü Nebil Ebu Rudeyna, yaptığı açıklamada, “Gazze Şeridi’ne yönelik devam eden savaşın yanı sıra Batı Şeria’daki yerleşimcilerin işlediği cinayet, kundaklama ve yıkım saldırıları ne çatışmanın özünü değiştirecek ne de kimseye meşruiyet kazandıracak. Çünkü işgal devam ettiği sürece bölgede ve dünyada güvenlik ve istikrar sağlanamayacak” ifadelerini kullandı.

Ortadoğu’nun yaşadığı kriz ve savaşların tek çözümünün, Filistin meselesinin uluslararası meşru kararlar, Arap Barış Girişimi ve uluslararası hukuka uygun olarak adil bir şekilde çözülmesi olduğunu belirten Rudeyna, “Her ne kadar uzun, karmaşık ve kanlı bir süreç olsa da, dünyayı savaşların getireceği daha fazla felaketten kurtarmanın tek yolu budur” dedi.


Macron, Cubeyl Antik Kenti’ne ilişkin bir serginin açılışında ‘Lübnan'ın işgaline karşı’ uyardı

Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, Paris'teki Arap Dünyası Enstitüsü'nde düzenlenen ‘Lübnan'ın Milenyum Şehri, Cubeyl’ sergisini ziyareti sırasında konuşma yaptı, 23 Mart 2026 (AP)
Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, Paris'teki Arap Dünyası Enstitüsü'nde düzenlenen ‘Lübnan'ın Milenyum Şehri, Cubeyl’ sergisini ziyareti sırasında konuşma yaptı, 23 Mart 2026 (AP)
TT

Macron, Cubeyl Antik Kenti’ne ilişkin bir serginin açılışında ‘Lübnan'ın işgaline karşı’ uyardı

Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, Paris'teki Arap Dünyası Enstitüsü'nde düzenlenen ‘Lübnan'ın Milenyum Şehri, Cubeyl’ sergisini ziyareti sırasında konuşma yaptı, 23 Mart 2026 (AP)
Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, Paris'teki Arap Dünyası Enstitüsü'nde düzenlenen ‘Lübnan'ın Milenyum Şehri, Cubeyl’ sergisini ziyareti sırasında konuşma yaptı, 23 Mart 2026 (AP)

Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron dün yaptığı açıklamada, ‘hiçbir işgalin kimsenin güvenliğini garanti etmediğini’ vurguladı. Macron, Paris'teki Arap Dünyası Enstitüsü'nde Cubeyl (Biblos) Antik Kenti ile ilgili bir serginin açılışında, İsrail'i Lübnan'daki kara operasyonlarının riskleri konusunda uyardı.

Fransız Haber Ajansı AFP'ye göre Fransa Cumhurbaşkanı, Lübnan Kültür Bakanı Gassan Selame'nin de katıldığı bir toplantıda, “Ne işgal ne de herhangi bir sömürge biçimi, ne burada ne de Batı Şeria'da ya da başka herhangi bir yerde, hiç kimsenin güvenliğini garanti edemez” dedi.

İran Dini Lideri Ali Hamaney’in 2 Mart'ta öldürülmesi üzerine Hizbullah'ın İsrail'e roket saldırısı düzenlemesinin ardından savaş Lübnan'a da sıçradı. O günden bu yana İsrail, Lübnan’a geniş çaplı hava saldırıları düzenliyor ve birlikleri Lübnan'ın güneyine çeşitli cephelerden giriyor. Son resmi verilere göre savaş Lübnan'da en az bin 39 kişinin ölümüne yol açtı.

Fransa Cumhurbaşkanı Macron, dünkü konuşmasında sözlerini şöyle sürdürdü:

“Dini ayrışmaların yaşandığı bu dönemde, bazıları bizi giderek şiddetlenen savaşlara sürüklemeye çalışırken ve bazıları da bizi güvenliğin ancak korktuğumuz komşumuzu işgal ederek sağlanabileceğine inandırmaya çabalarken, Lübnan bize tek bir şeyi; uluslararası hukukun gücüne işaret ederek, evrenselliğin gücünü hatırlatıyor.”

vfgbvgf
Arap Dünyası Enstitüsü'nün yeni başkanı Anne-Claire Legendre, Paris'teki Arap Dünyası Enstitüsü'nde düzenlenen ‘Cubeyl, Lübnan'ın Milenyum Şehri’ sergisinin açılışında, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ve Lübnan Kültür Bakanı Gassan Selame'nin yanında bir konuşma yaparken, 23 Mart 2026 (AFP)

Lübnan'ın Cubeyl Antik Kenti’ne dair serginin ‘Lübnan'ın kaderine’ ve ‘mparatorluklara karşı direnişine’ dair ‘çok şey anlattığını’ belirten Macron’a göre bu sergi, Paris'te sergilenen çok sayıda eserin buraya ulaşmasını zorlaştıran «savaşa» karşı bir duruş sergiliyor.

Bugün açılacak ve 23 Ağustos'a kadar sürecek olan ‘Eski Bir Lübnan Şehri Olarak Biblos’ sergisi, MÖ 6900'den beri yerleşim yeri olan ve ‘dünyanın en eski limanı’ olarak kabul edilen bu Akdeniz kentinin tarihine derinlemesine bir bakış sunuyor.

Sergide, çoğu Lübnan'dan gelen yaklaşık 400 eseri ve Louvre Müzesi'nden seçilmiş bir koleksiyon yer alıyor.

Şubat ayında Beyrut'tan Paris'e sanat eserlerinin iki parti halinde nakliyesini denetleyen Lübnan Kültür Bakanlığı Arkeoloji Genel Müdürü Sarkis el-Huri, “Hazırlıklar zorluklarla doluydu” dedi.

Sevkiyatın üçüncü partisi mart ayı başlarında iptal edildi, ancak yaklaşık 20 taş yelken ve büyük bir mozaik tablosu, serginin açılışından birkaç gün önce sağ salim ulaştı.

Geçtiğimiz ay Jacques Lang'ın yerine Arap Dünyası Enstitüsü'nün yeni başkanı olan Anne-Claire Legendre, ‘bombardımanlara rağmen büyük bir cesaretle’ düzenlenen sergiye övgüde bulundu.