İsrail, Hizbullah ve İran: Çıkarların buluşması ve uyumsuzluğu

İsrail'in Lübnan'ın güneyindeki Tayr Harfa köyüne düzenlediği hava saldırısı sonucu dumanlar yükseliyor. (AFP)
İsrail'in Lübnan'ın güneyindeki Tayr Harfa köyüne düzenlediği hava saldırısı sonucu dumanlar yükseliyor. (AFP)
TT

İsrail, Hizbullah ve İran: Çıkarların buluşması ve uyumsuzluğu

İsrail'in Lübnan'ın güneyindeki Tayr Harfa köyüne düzenlediği hava saldırısı sonucu dumanlar yükseliyor. (AFP)
İsrail'in Lübnan'ın güneyindeki Tayr Harfa köyüne düzenlediği hava saldırısı sonucu dumanlar yükseliyor. (AFP)

Macid Kayali

Geçtiğimiz aylarda herkesin ve tüm tarafların aklını kurcalayan soru şuydu: İsrail'in Gazze'deki imha savaşı ne zaman sona erecek? Bugünün sorusu ise şu: İsrail'in Lübnan'a karşı savaşı ne zaman başlayacak? Her iki durumda da kastedilen, Hamas'ın Gazze'de, Hizbullah'ın da Lübnan'da yaptığı coşkulu ve tehditkar konuşmalar bir yana, savaşı yürüten, öldüren, yok eden, yerinden edenin İsrail olduğu dolayısıyla onu durduracak tarafın da o olduğudur.

Yine kastedilen, Gazze'deki savaştan Lübnan'daki savaşa geçişe zorlayan faktörleri biriktirenin de İsrail olduğudur. Bunu da ordusunu hazırlayarak, meşru müdafaa ve Hizbullah'ın gelecekte (geçtiğimiz 7 Ekim'deki) Hamas saldırısına benzer bir “Tufan 2” ile onu hedef almasına izin vermeme bahanesiyle savaşın meşruiyetini güvence altına alacak iç ve dış siyasi ortamı sağlayarak yapıyor. Buna bir de İran'ın artan nüfuzunun ve hem kendisine hem de bölgesel ve uluslararası istikrara tehdit oluşturan bölgedeki milislerinin oluşturduğu tehlikeyi bertaraf etme gerekçesini ekliyor. Yemen'de, Babu’l Mendeb ve Hürmüz boğazlarında olup bitenleri örnek gösteriyor.

Pratikte hiçbir şey İsrail'i, varlığı ve güvenliği için hayati önemde gördüğü böyle bir adımı atmaktan alıkoyamaz.  Yenilmez İsrail ordusu imajını yeniden tesis etme çabası kapsamında kendisini caydırıcı bir devlet olarak kanıtlamasını engelleyemez. Bütün bunlar, İsrail'in bölgesel ve uluslararası düzeyde statüsünü ve imajını yeniden tesis etmesi ve güvenli bir yer olarak Yahudi vatandaşlarının kendisine güvenini pekiştirmesi açısından son derece önemli konular. İsrail'in Lübnan'da savaşa yönelmesini destekleyen faktörlerden bir diğeri radikal hükümeti, sınırsız Amerikan desteği ve nisan ayında İran füzelerinin püskürtülmesi olayında olduğu gibi Batılı ülkelerin kendisine yönelik her türlü tehdide karşı onu savunma eğilimidir.

Ancak açıkça görüldüğü gibi İsrail, İkinci Lübnan Savaşı'ndan (2006) sonra alınan 1701 sayılı BM Güvenlik Konseyi Kararını uygulamaya Lübnan'ı zorlamak için siyasi fırsatlardan sonuna kadar yararlanmadan savaşa girmeyecek. Bahsi geçen savaş Beyrut’un güney banliyösünün büyük bir bölümünün ve Güney Lübnan'daki bölgelerin yerle bir olması ve 1.200 Lübnanlının ölümüyle sonuçlanmıştı. Savaştan sonra alınan 1701 sayılı karar ise Litani Nehri’nin güneyindeki bölgenin Hizbullah güçlerinden boşaltılmasını ve oraya Lübnan ordusu ile uluslararası güçlerin yerleştirilmesini gerektiriyor.

İsrail'in Lübnan'da savaşa yönelmesini destekleyen faktörlerden bir diğeri radikal hükümeti, Amerikan desteği ve Batılı ülkelerin kendisini tehdit eden her türlü tehdide karşı onu savunma eğilimidir.

Hizbullah ise bu taleplere boyun eğmeyi reddediyor. Bunun yerine, üzerinde anlaşmaya varılan ve özellikle İsrail tarafından bazen ihlal edilen kurallara uygun olarak kendisi ile İsrail arasında devam eden çatışmayı durdurmayı reddediyor. Hizbullah bu çatışmayı Gazze'ye destek olarak değerlendirerek 8 Ekim'den beri sürdürüyor. Hizbullah Genel Sekreteri Hasan Nasrallah'ın 19 Haziran’daki konuşmasında İsrail'e yönelttiği tehdit bunun en belirgin kanıtı olabilir. Bu konuşmasında Nasrallah, Hizbullah ile İran'ın bölgedeki milislerini birleşik bir cephe sayıp İsrail'e acı darbeler indirebileceklerini söyledi. İsrail'i “direnişe karada, denizde ve havada kapsamlı bir savaş dayatılması halinde kontroller, kurallar ve çıtalar olmadan savaşacağı” gözdağını verdi. Direnişin Celile'ye girebileceği ve düşmanın, tüm kıyılarının ve gemilerinin hedef alınacağı Akdeniz'de kendisini neyin beklediğini çok iyi bildiği imasında bulundu. Hatta Avrupa Birliği üyesi Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’ni tehdit edecek kadar ileri gitti.

Hizbullah, tüm tezlerinde, özellikle önceki yıllarda kendisini karakterize eden “stratejik sabır” politikasından vazgeçmeye yönelen İran'ın kendisine sağladığı sınırsız desteğe güveniyor. İran bu strateji kapsamında İsrail'in Lübnan'da, Suriye'de ve hatta kendi sınırları içindeki saldırılarına kendisine doğrudan karşılık vermeden maruz kalıyordu. Dini Lider Ali Hamaney, Aksa Tufanı operasyonundan İran’ı uzak tutma politikasından geri adım atıldığını söylediği konuşması (6/3/2024) ile İran’ın bu stratejik sabır politikasından vazgeçtiğini duyurmuştu. Aynı konuşmada Hamaney, Gazze'de ateşkes konusunda her türlü müzakereyi reddetti, İsrail'in kurtarılmasına izin vermeyeceklerini söyledi ve Tufan operasyonunun ABD'nin Ortadoğu'daki düzenlemelerini engellemek için gerekli olduğunu ifade etti.

Şimdi temel soru şu; İran, İsrail'e karşı doğrudan veya dolaylı savaş seçeneğini İran’ın kendi içinde İran rejimini tehdit edecek noktaya getirmeye hazır mı? Yoksa Aksa Tufanı'nın ilk gününde aralarında Dini Lider'in de bulunduğu yetkililerin açıklamalarında görüldüğü üzere, İsrail'in Gazze'de başlattığı tüm savaşlara karışmaktan her zamanki gibi kaçınarak savaştan uzakta pazarlık pozisyonunu güçlendirmek için mi tehdit ediyor? İsrail'in Lübnan'da Hizbullah’a karşı başlatacağı bir savaş ile ilgili olsa da bunu sürdürecek mi?

İran'ın kendisini korumak ve kapasitesini güçlendirmek, bölgesel ve uluslararası konumunu pekiştirmek ve aynı zamanda kendini savunmak için farklı kalkanlar bulma yönünde bir yaklaşım üzerinde çalıştığı aşikar. Yani İran rejiminin hedefi, her iki durumda da  ABD'nin (ve İsrail'in) İran'ın Irak, Suriye, Lübnan ve Yemen'deki politikalarına yaptığı yatırımlarla aynı çizgide veya onlarla uyumlu. Zira bu politikalar, İsrail'in bölgedeki konumunu güçlendirmeye hizmet etti. ABD'nin İran etkisini kullanarak Arap ülkelerine şantaj yapmasını kolaylaştırdı. Bu olası pazarlıkta İran rejimi, ABD'de İsrail'in Arap Maşrık (Levant) bölgesini zayıflatma, toplumsal birliğine mezhepsel gerekçelerle darbe indirme çıkarlarına hizmet edecek politikaları ile anlaşanların veya onlara yatırım yapanların olduğunun farkında. Nitekim İran Maşrık’ta bunu başardı. Öte yandan İran, ABD'nin bu politikasından bir nevi dolaylı faydalanma ve gizli iş birliği yoluyla yurt içinde ve bölgede otoritesini güçlendirmek için bir fırsat olarak yararlandı. İran'ın belki de şu anda bahis oynadığı şey de budur.

Şimdi temel soru şu; İran, İsrail'e karşı doğrudan veya dolaylı savaş seçeneğini İran’ın kendi içinde İran rejimini tehdit edecek noktaya getirmeye hazır mı?

Bu varsayımın sorunu, İsrail'in Gazze savaşında yaşananlardan sonra artık önceki formülle bir arada yaşamamakla ilgilenmeye başlamasıdır. Yani kuzey sınırlarında Hizbullah'ın varlığı, İran'ın sahip olduğu füze gücü ve sahip olabileceği nükleer güç ile artık yaşamak istememesidir. Dolayısıyla mevcut hükümeti, İran'a ve nükleer projesine bir darbe indirilsin ya da indirilmesin, Hizbullah'ı devre dışı bırakmak ya da ona ağır bir darbe indirmekle ilgileniyor. Netanyahu hükümeti ile Biden yönetimi arasındaki anlaşmazlığın belki de en önemli noktalarından biri bu. Bu nedenle ister sınırlı isterse kapsamlı bir savaş ya da hiç savaş olmasın ne olacağını kimse tahmin edemez. Zira İsrail Lübnan'ı, Gazze'ye çevirmek ya da Taş Devri'ne geri döndürmekle tehdit ediyor. Hizbullah, İsrail'i her açıdan zayıflatacak saldırılar düzenleme tehdidinde bulunuyor ve durum tüm taraflar için son derece karmaşık.

Ancak burada ve Hizbullah'ın İran'a bağımlılığı göz önüne alındığında büyük olasılıkla önemli olan, öncelikle Hizbullah’ın hayatta kalması ve savaşın İran’a kadar ulaşmaması veya onun savaşa dahil olmamasıdır. İran kimse için hatta Hizbullah için bile hayatını tehlikeye atmayacaktır. Çünkü onun çıkarı her şeyin üstündedir ve Batılı ülkelerin desteklediği İsrail'e kıyasla kendi gücünün ve varsa müttefik ülkelerin sınırlarını en iyi bilen de odur.

İkinci öncelik ise Hizbullah'ı yıkıcı bir savaştan kurtarmaktır. Dahası Hizbullah'ın önceliği, eğer koşullar uygun olursa Gazze'deki savaşı durdurma ve İsrail ile kara sınırlarının çizilmesi yönünde siyasi bir çözüm ile çıktığı ağaçtan onurlu bir şekilde inmeyi garantilemektir. Lübnan'daki hegemonyasını korumak ve İran'ın Suriye'deki bölgesel kolu olarak varlığını sürdürmek adına, kara sınırlarının çizilmesini, sınırın 10 kilometre ötesine şimdilik de olsa geri çekilmek için kullanacağı bir gerekçe olarak görecektir. Özellikle de ABD'de İran'ın bölgedeki politikalarına yatırım yapmanın İsrail için bile bir kazanç olduğunu düşünenler halen varken, İsrail'i dizginleyebilecek tek şey bu olabilir.

Bütün bu nedenlerle, tüketime yönelik sloganlar ve Filistin meselesinin bazı kişiler tarafından başka amaçlarla kullanılması bir yana, savaşı başlatma inisiyatifi, birçok nedenden dolayı kendisini isteyen İsrail'in elinde. Bu sürecin durdurulması ise Hizbullah'ın ne yapacağına ve İsrail'in kendi rızası olmadan Lübnan'da bir savaşa girişemeyeceği ABD'ye bağlı.

*Bu makale Şarku'l Avsat tarafından Londra merkezli Al Majalla dergisinden çevrilmiştir.



Rapor: Buckingham Sarayı, vergi mükelleflerinin eski Prens Andrew’in savunma masraflarını üstlenmesini engelliyor

 İngiliz Kralı Charles (sağda), Londra’da kardeşi Prens Andrew ile konuşuyor. (AP)
İngiliz Kralı Charles (sağda), Londra’da kardeşi Prens Andrew ile konuşuyor. (AP)
TT

Rapor: Buckingham Sarayı, vergi mükelleflerinin eski Prens Andrew’in savunma masraflarını üstlenmesini engelliyor

 İngiliz Kralı Charles (sağda), Londra’da kardeşi Prens Andrew ile konuşuyor. (AP)
İngiliz Kralı Charles (sağda), Londra’da kardeşi Prens Andrew ile konuşuyor. (AP)

The Telegraph gazetesinin haberine göre Buckingham Sarayı, eski İngiliz prensi Andrew -kamuoyunda kullanılan adıyla Andrew Mountbatten-Windsor- için doğabilecek hukuki masrafların vergi mükelleflerine yüklenmemesini güvence altına alacak.

Konuya yakın bir kaynak, eski prensin avukatlık ücretlerini karşılayamaması halinde mali yükün ‘kamu hazinesine yansıtılmayacağını’ belirtti. Ancak sarayın söz konusu giderleri hangi kaynaktan karşılayabileceği henüz netlik kazanmadı. Kaynaklar, Kral Charles’ın kardeşinin faturalarını kişisel olarak ödemeyeceğini ifade etti.

Mountbatten-Windsor dün Sandringham House’taki evinde, kamu görevine ilişkin usulsüzlük şüphesiyle gözaltına alındı. Polis, ticari temsilci olarak görev yaptığı dönemde hassas bilgileri Jeffrey Epstein ile paylaştığı iddialarını soruşturuyor.

dfvgthy6yjy6
Andrew Mountbatten-Windsor, kamu görevinde suistimal şüphesiyle gözaltına alındığı gün polis karakolundan ayrılırken (Reuters)

Olası hukuki savunma sürecinde ise Andrew’in yakın çevresinde kalmayı sürdüren tek isim olarak ceza avukatı Gary Bloxsome öne çıkıyor. Bir kaynak dün, “Hâlâ yanında olan tek kişi o” ifadesini kullandı.

The Telegraph’ın haberine göre, Andrew’in gözaltına alınmasının ardından Bloxsome’un hizmetlerine duyulan ihtiyaç daha da artacak. Eski York Dükü, 2020 yılında ABD Federal Soruşturma Bürosu’nun (FBI), çocuklara yönelik cinsel istismar suçlamalarıyla anılan finansör Jeffrey Epstein ile ilişkisine dair yürüttüğü soruşturma sırasında da aynı avukatla çalışmıştı.

Sonrasında Bloxsome’un görevlendirilmesinin isabetli bir karar olduğu değerlendirildi. Prensi çevreleyen utanç verici kriz sürecinde dost ve tanıdıkların zamanla uzaklaştığı belirtilirken, avukatın Andrew’in yanında kalmayı sürdürdüğü aktarıldı. Zaman içinde en yakın isimlerinden biri haline gelen Bloxsome, ‘her an ulaşılabilen avukatı’ olarak tanımlandı; hukuk dosyalarını değerlendirdiği kadar golf sahasında da müvekkiliyle vakit geçirdiği ifade edildi.

Bloxsome’un, yakın zamana kadar Andrew’in Windsor’daki Royal Lodge adlı konutuna giderek yüksek profilli müvekkiliyle çay içmeyi sürdürdüğü kaydedildi.

dvfgthy
Kraliçe II. Elizabeth, 2013 yılında Buckingham Sarayı’nın balkonundan, oğulları Prens Charles (solda) ve Prens Andrew ile birlikte el sallıyor. (AFP)

Ceza avukatı Gary Bloxsome’un, Andrew Mountbatten-Windsor’ı kamu görevinde suistimal suçlamalarına karşı temsil etmesi en güçlü ihtimal olarak görülüyor. Konuya yakın bir kaynak, “Başka kime başvurabilir? O bir ceza avukatı ve bu Gary’nin uzmanlık alanı. Bu görev için ondan daha iyisi yok” dedi. Aynı kaynak, Mountbatten-Windsor’ın başka bir hukukçuya yönelmesinin mantıklı olmayacağını, zira Bloxsome’un geçmiş sürece hâkim olduğunu ve aralarında güçlü bir ilişki bulunduğunu belirtti.

Polisin, prensin Sandringham Kraliyet Arazisi’ndeki geçici konutu Wood Farm’a baskın düzenlediği sırada, Bloxsome The Telegraph gazetesine yaptığı açıklamada gelişmelerden ‘hiçbir şekilde haberdar olmadığını’ söyledi. Avukatın, Andrew’in sorgulandığı polis merkezine gidip gitmediği ise henüz bilinmiyor.

Gözaltı işlemi, Andrew’in Windsor’daki Royal Lodge’dan ayrılarak Norfolk’ta yeni bir hayata başlamasından yalnızca iki hafta sonra gerçekleşti. Bloxsome dışında yakın çevresinin giderek daralması, prensin ruh sağlığına ilişkin endişeleri artırdı.

Taşınmadan önce her gün ata bindiği belirtilen Andrew’in, Windsor’daki geniş konutunda neredeyse tamamen izole bir yaşam sürdüğü ifade edildi. Haberlerde, birkaç ay önce haber takibini bıraktığı öne sürülürken, baskıların artmasıyla birlikte ağır bir depresyon sürecine girdiği de kaynaklar tarafından dile getirildi.

vfgthy
Andrew Mountbatten-Windsor, Royal Lodge yakınlarında ata binerken (Reuters)

Aralık ayında, Londra Metropolitan Polisi’nin ziyareti sonrasında Andrew silah ruhsatlarını ve av tüfeği sertifikalarını teslim etmek zorunda kaldı. Bu adımla ilgili resmi bir gerekçe açıklanmadı. Ancak kaynaklar, kişisel güvenliğinin aile için öncelik olmaya devam ettiğini belirterek, tüm aile üyelerinin emniyetini sağlamak amacıyla ‘özen yükümlülüğünün sürdüğünü’ vurguladı.


Trump: İran'a karşı sınırlı bir saldırı düzenlemeyi değerlendiriyorum

Başkan Donald Trump, Beyaz Saray Devlet Yemek Salonu'nda Valiler Birliği ile yaptığı kahvaltıda konuşuyor (AP)
Başkan Donald Trump, Beyaz Saray Devlet Yemek Salonu'nda Valiler Birliği ile yaptığı kahvaltıda konuşuyor (AP)
TT

Trump: İran'a karşı sınırlı bir saldırı düzenlemeyi değerlendiriyorum

Başkan Donald Trump, Beyaz Saray Devlet Yemek Salonu'nda Valiler Birliği ile yaptığı kahvaltıda konuşuyor (AP)
Başkan Donald Trump, Beyaz Saray Devlet Yemek Salonu'nda Valiler Birliği ile yaptığı kahvaltıda konuşuyor (AP)

ABD Başkanı Donald Trump bugün İran'a karşı sınırlı bir askeri saldırı düzenlemeyi düşündüğünü söyledi, ancak daha fazla ayrıntı vermedi.

ABD ordusu, İran'a karşı birkaç hafta sürebilecek ve güvenlik tesislerinin yanı sıra nükleer altyapıyı da bombalamayı içerebilecek bir operasyona hazırlanıyor.

İran'ı nükleer programı konusunda anlaşmaya varmaya zorlamak için sınırlı bir saldırıyı düşünüp düşünmediği sorulduğunda, Beyaz Saray'da gazetecilere, "Sanırım bunu düşündüğümü söyleyebilirim" dedi.

Trump dün, İran'ın bir anlaşmaya varması için 10 ila 15 günlük bir sürenin "yeterli" olacağına inandığını söyledi. Ancak görüşmeler yıllardır tıkanmış durumda ve İran, füze programını kısıtlama ve silahlı gruplarla bağlarını koparma yönündeki daha geniş ABD ve İsrail taleplerini görüşmeyi reddediyor.

Şarku'l Avsat'ın Reuters'ten aktardığına göre iki ABD yetkilisi, İran'la ilgili ABD askeri planlamasının ileri bir aşamaya ulaştığını ve seçenekler arasında bireyleri hedef alan bir saldırı, hatta Trump'ın emriyle Tahran'da rejim değişikliğinin de yer aldığını söyledi. Bu askeri seçenekler, diplomatik çabaların başarısız olması durumunda ABD'nin İran'la ciddi bir çatışmaya hazırlandığının son göstergesi.

Son haftalarda yapılan dolaylı görüşmelerde çok az ilerleme kaydedildi ve taraflardan biri veya her ikisi bunu savaşa hazırlıkta geciktirme taktiği olarak kullanıyor olabilir.

İran, geçen yıl İsrail ve ABD'nin nükleer ve askeri tesislerini hedef alan 12 günlük saldırılarının yanı sıra ocak ayındaki kitlesel protestoların şiddetle bastırılmasının ardından, hiç olmadığı kadar savunmasız bir konumda bulunuyor.

 İran'ın BM Güvenlik Konseyi'ne dün yazdığı mektupta, BM Büyükelçisi Emir Said İrevani, ülkesinin "gerilim veya savaş aramadığını ve savaş başlatmayacağını", ancak herhangi bir ABD saldırganlığına "kararlı ve orantılı bir şekilde" karşılık vereceğini belirtti.

Şöyle devam etti: “Bu koşullar altında, bölgedeki tüm düşman üsleri, tesisleri ve varlıkları, İran'ın savunma yanıtı çerçevesinde meşru hedefler olarak kabul edilecektir.”

Bu haftanın başlarında İran, dünyanın ticareti yapılan petrolünün yaklaşık beşte birinin geçtiği Körfez'in dar su yolu olan Hürmüz Boğazı'nda gerçek mühimmatlı tatbikatlar gerçekleştirdi. Ülke içinde de gerilim artıyor; yas tutanlar, 40 gün önce güvenlik güçleri tarafından öldürülen protestocuları anmak için törenler düzenliyor ve bazı gösterilerde yetkililerin tehditlerine rağmen hükümet karşıtı sloganlar atılıyor.


İsrail'in Lübnan'ın güneyindeki Adise kasabası yakınlarında gerçekleştirdiği bombalama operasyonu

İsrail'in ocak ayında Lübnan'ın güneyindeki Kanarit köyüne düzenlediği hava saldırısının yol açtığı hasar, 16 Şubat 2026 (AFP)
İsrail'in ocak ayında Lübnan'ın güneyindeki Kanarit köyüne düzenlediği hava saldırısının yol açtığı hasar, 16 Şubat 2026 (AFP)
TT

İsrail'in Lübnan'ın güneyindeki Adise kasabası yakınlarında gerçekleştirdiği bombalama operasyonu

İsrail'in ocak ayında Lübnan'ın güneyindeki Kanarit köyüne düzenlediği hava saldırısının yol açtığı hasar, 16 Şubat 2026 (AFP)
İsrail'in ocak ayında Lübnan'ın güneyindeki Kanarit köyüne düzenlediği hava saldırısının yol açtığı hasar, 16 Şubat 2026 (AFP)

İsrail güçleri bu sabah erken saatlerde Lübnan'ın güneyindeki Adise kasabası yakınlarında bir bombalama operasyonu gerçekleştirdi.

Lübnan'ın resmi Ulusal Haber Ajansı'na göre, büyük patlama saat 02:20'de meydana geldi.

İsrail ile Lübnan Hizbullahı arasında, bir yıldan fazla süren ve partinin askeri ve liderlik altyapısına darbeler aldığı çatışmanın ardından, 27 Kasım'dan beri yürürlükte olan bir anlaşma bulunuyor.

Anlaşma, Lübnan ordusunun ve Lübnan'daki Birleşmiş Milletler Geçici Gücü'nün (UNIFIL) konuşlandırılmasının güçlendirilmesi karşılığında, Hizbullah savaşçılarının Litani Nehri'nin güneyindeki bölgeden (sınırdan yaklaşık 30 km uzaklıkta) çekilmesini ve askeri altyapısının tasfiye edilmesini öngörüyordu.

Anlaşma ayrıca İsrail'in savaş sırasında girdiği tüm bölgelerden çekilmesini de öngörüyordu. Bununla birlikte, İsrail sınırın her iki tarafını da izleyebilmek için beş yüksek noktada askeri varlığını sürdürdü. Ayrıca, askeri hedefler veya Hizbullah unsurları olduğunu iddia ettiği yerlere neredeyse her gün saldırılar düzenliyor ve güçleri buldozerle yıkım ve tahribat operasyonlarına devam ediyor.