Gazze savaşı ve Lübnan'daki gerilim üzerine sessiz savaşlar ve Netanyahu

Netanyahu 'Bay güvenlik',  Gantz ise 'devlet adamı'

Görsel: Jay Torres
Görsel: Jay Torres
TT

Gazze savaşı ve Lübnan'daki gerilim üzerine sessiz savaşlar ve Netanyahu

Görsel: Jay Torres
Görsel: Jay Torres

Michael Horowitz

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu'nun İsrail'in önde gelen siyasi figürü olarak uzun kariyerinden öğrendiği bir şey varsa o da zamanlamanın her şey demek olduğudur. Karşınıza bir fırsat çıkarsa onu değerlendirin, ama daha da önemlisi, eğer şartlar aleyhinize ise krizi daha da kötüleştirse bile, koşullar daha elverişli hale gelene kadar ayak sürüyün, erteleyin ve işi mümkün olduğunca yokuşa sürün. Yeterince uzun süre beklerseniz, yıldızlar sizin için yeniden aynı hizaya gelebilir. Bu basit bir strateji olsa da Netanyahu'yu defalarca kez kurtardı. Şimdi de karşılaştığı en kötü krizden kurtulmak için bu stratejiyi yeniden kullanmayı umuyor. Pek çok kişi Netanyahu'nun siyasi kariyerinin ‘bittiğini’ söylese de o hala burada onları beklemeyi sürdürüyor.

Etrafı sarılmış olan Netanyahu, mayıs ayı sonlarında stratejisinin işe yarayabileceğine dair ilk sinyali aldı. Bir anket ilk kez İsraillilerin Netanyahu'yu en büyük rakibi olan Benny Gantz'a tercih ettiğini gösterdi. Gantz, ekim ayında İsrail Savaş Kabinesi’ne girmiş, ancak daha o zamanlar istifa edeceğinin sinyallerini vermişti. Gantz, söz konusu anketten önce geçtiğimiz yıl aralık ayında yapılan bir ankette açık ara Netanyahu'nun önündeydi. Aralık ayındaki ankette İsraillilerin yüzde 45'i eski Genelkurmay Başkanı’nı tercih ederken, yüzde 27'si Netanyahu'yu İsrail Başbakanı olarak görev yapmaya en uygun kişi olarak gördü.

Gantz’ın destekçilerinin bir bölümü, onun Savaş Kabinesi’nden istifa etmesinden dolayı hayal kırıklığına uğrarken, bazıları onun kalış süresini uzattığını ve aylar önce istifa etmesi gerektiğini savundu.

Anketin sonucu açık olsa da Gantz'a verilen desteğin azaldığının tek işareti bu anket değildi. Gantz'ın partisi Ulusal Birlik, Netanyahu'nun partisi Likud’un önündeydi ve hala da öyle. Ancak ikisi arasındaki fark, Gantz'ın partisinin Netanyahu'ya karşı 19 sandalyelik büyük bir üstünlüğe sahip olduğu aralık ayına kıyasla son zamanlarda yapılan bazı anketlere göre dört sandalye kadar geriledi.

Netanyahu'nun başlıca rakibi Gantz’a verilen destek, Gantz'ın sekiz ay önce katıldığı Savaş Kabinesi’nden çekilmek gibi zor bir hamleye kalkıştığı bir dönemde azaldı.

İsrail, bundan 9 ay önce tarihinin en kötü saldırılarından birine uğradıktan günler sonra Gantz, ‘Önceliğinin İsrail olduğunu’ söyleyerek Netanyahu'nun Savaş Kabinesi’ne katıldı. Bu kolay bir seçim değildi, ancak Gantz anketlerde üst sıralarda yer almaya devam ederek aylarca bunun karşılığını aldı. Bunu yaparken, Netanyahu'nun zayıf liderliği nedeniyle hayal kırıklığına uğrayanları bir araya getirmeyi başardı. Ayrıca İsrail'in Hamas saldırılarına karşılık verirken siyasetin geri planda kalması gerektiğini düşünen İsraillilerin büyük bir bölümünü de birleştirebildi.

Gantz'ın Savaş Kabinesi’nden ayrılması önemli bir riski de beraberinde getiriyordu. Çünkü çekilmek kolaydı, ama bunu siyasi olarak zarar görmeden yapmak tam bir güç gösterisi olacaktı. Gantz’ın destekçilerinin bir bölümü, onun Savaş Kabinesi’nden istifa etmesinden dolayı hayal kırıklığına uğrarken, bazıları onun kalış süresini uzattığını ve aylar önce istifa etmesi gerektiğini savundu.

xcdfg
Görsel: Jay Torres

Bir kez daha zamanlama çok önemli bir rol oynuyor. Gantz, mayıs ayında Savaş Kabinesi’nden ayrılmak için ilk hamlesini yaptı. Netanyahu'ya bir ültimatom verdiği açıklamasında hükümetten rehinelerin kurtarılması, Gazze'deki Hamas yönetimine bir alternatif bulunması, Lübnan sınırındaki çatışmalar nedeniyle yerlerinden edilen İsraillilerin güvenli bir şekilde geri dönüşünün sağlanması ve Suudi Arabistan ile ilişkilerin normalleştirilmesi gibi altı temel hedefi yerine getirecek bir plan yapmasını istedi. Netanyahu, sadece birkaç içinde Gantz’ın ültimatomu reddetti.

Benny Gantz'ın başlıca müttefiki ve bir diğer eski Genelkurmay Başkanı Gadi Eisenkot, Gantz’a Netanyahu'nun reddi karşısında mümkün olan en kısa sürede Savaş Kabinesi’nden ayrılmasını tavsiye etti. Gantz buna itiraz etti ve Netanyahu'ya üç haftalık bir süre verdi. Bibi (Binyamin Netanyahu) bu süreyi, İsrail ve Gazze'de tırmanan olayların da yardımıyla, Gantz’ın ayaklarının altındaki halıyı çekmek ve hikayeyi lehine çevirmek için kullandı.

Bu üç hafta boyunca durum Gantz için daha da kötüleşti. İlk olarak İsrail, Uluslararası Ceza Mahkemesi (UCM) Başsavcısı Kerim Han'ın İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ile Savunma Bakanı Yoav Gallant hakkında ‘yakalama kararı’ çıkarılması için başvuruda bulunması da dahil olmak üzere uluslararası toplumun kınamalarıyla karşı karşıya kaldı. Bunlar Bibi için iyi bir haber değildi, ama Gantz'ın İsrail'in dünyadaki itibarının en çok zedelendiği bir dönemde Savaş Kabinesi’nden ayrılmasının da kendi lehine olabileceği anlamına geliyordu.

Isınan gündemin ortasında Hizbullah’ın birçok yangına neden olan saldırılarını yoğunlaştırmasıyla İsrail’in kuzeyi -kelimenin tam anlamıyla- yanarken İsrailli yetkililerin çoğu, Lübnan'da topyekûn bir savaş başlatılıp başlatılmayacağına dair kararın yakında verilebileceği açıklamalarında bulundu. Eğer Gantz'ın istifasından hemen sonra savaş patlak verirse, bu onu zor bir duruma sokabilir ve rakibi Netanyahu, onu siyasete öncelik veren bir adam olarak gösterebilir. Bu suçlama Gantz'dan çok Netanyahu için geçerli olsa da siyasette halkın algısı gerçekliğe dönüşür. Tüm bunlar olurken Gazze'deki savaş, İsrail'in Refah'ın derinliklerine kadar ilerlemesiyle kritik bir aşamaya ulaştı.

Mevcut hükümeti değiştirmek için Gantz ve Yair Lapid liderliğindeki İsrail muhalefetinin koalisyondan ayrılanları bulması gerekiyor, ama bu hiç kolay değil.

Nihayet bardağı taşıran son damla geldi ve Benny Gantz, sürenin dolmasıyla birlikte Savaş Kabinesi’nden ayrıldığını açıklaması gereken gün İsrail tarafından düzenlenen bir operasyonla Gazze Şeridi’nde tutulan İsrailli dört rehine kurtarıldı. Bunun üzerine Gantz, açıklamasını ertelemek zorunda kaldı. Gantz, bir gün önce rehinelerin aileleriyle bir araya gelerek sekiz aydır sevdiklerinin geri dönmesini bekleyenlerin öfke ve hayal kırıklıklarıyla yüzleşmişti. Netanyahu, bunu kamuoyu önünde yapmaktan hep kaçındı. Ancak saatler sonra Netanyahu, kurtarılan dört rehineyi ziyaret ederek, iyi gün dostu olduğunu, kara günde ise ortada olmadığını gösterdi. Bu gerçek, Gazze'de rehinken ölen İsrailli askerlerden birinin babası tarafından "Başbakan, işler kötü gittiğinde gelmiyor, aramıyor bile” sözleriyle acı bir şekilde ifade edildi. Ama yine de Bibi, 7 Ekim başarısızlığının sorumluluğunu üstlenmemek için aylarca elinden geleni yaptıktan sonra zaferi kutlamak için burada olmaya devam etti.

Şimdi Gantz'ın nihayet Savaş Kabinesi’nden ayrılmasıyla birlikte İsrail'in geleceğine yönelik siyasi mücadelenin daha da kızışması bekleniyor. Gantz'ın ayrılması Netanyahu hükümetinin çöküşü anlamına gelmiyor. Zira Netanyahu’nun koalisyon ortakları hala İsrail parlamentosu Knesset'teki çoğunluğu ellerinde tutmaya devam ediyor.

Mevcut hükümetin yerini almak için Gantz ve Yair Lapid liderliğindeki İsrail muhalefetinin koalisyon içinde açıklar bulması gerekecek, ama bu hiç kolay olmayacak. Çünkü Netanyahu'nun etrafı, bazıları gerçeklikten tamamen kopuk görünen ‘her zaman kendisiyle aynı fikirde olan insanlarla’ çevrili. Örneğin, İsrail Ulaştırma Bakanı Miri Regev, hükümeti ‘harika işler’ yaptığı için överken, evleri yıkılan ya da güvenli olmayan on binlerce yerinden edilmiş İsrailliye atıfla ‘pek çok insanın tamamı hükümet tarafından finanse edilen otellerde kaldığı’ gerçeğini görmezden geldi.

Diğerleri ise Netanyahu'yu kamuoyu önünde ya da kapalı kapılar ardında eleştirdi. Bunların başında Gantz'ın istifa mektubunda özellikle bahsettiği ve ‘doğru olanı yapması’ çağrısında bulunduğu Savunma Bakanı Gallant geliyor. İsrail'in eşi benzeri görülmemiş güvenlik sorunlarıyla karşı karşıya olduğu bir dönemde, biri Din Hizmetleri Bakanlığı’nın yetkilerini genişletmek, diğeri de ultra-Ortodoks Yahudileri (Harediler) askerlik hizmetinden muaf tutmak için iki yasa tasarısı sunmayı amaçlayan dini bir kampanya nedeniyle iktidardaki koalisyon partileri arasında da tansiyon yükseliyor. Netanyahu'nun partisi Likud’un pek çok üyesi bu yasalara karşı olduklarını açıkça dile getirerek Bibi'yi ilk yasa konusunda en azından geçici olarak geri adım atmaya çağırsa da aşırı sağcı partilerin hükümetten çekilebilecekleri uyarısı sonrası Netanyahu, bu konuda devam etmek zorunda kalacak. Bu da Netanyahu liderliğindeki koalisyon hükümetinin, özellikle de koalisyon partileri arasında gerilim tırmandıkça, kendi kendine çökmesi senaryosunun ihtimal dışı olmadığı anlamına geliyor. Fakat şu an hükümette yer alan partiler kaybedecek çok şeyleri, ancak kazanacak hiçbir şeyleri olmadığı bildiklerinden genel olarak seçimlere gitmekten korkuyorlar. Aşırı sağcı partiler, destekçilerinin disiplini sayesinde seçimlerde daha başarılı olsalar da hükümet değişikliğinden kazanacakları hiçbir şey yok. Çünkü muhtemelen çoğunlukla laik partiler tarafından desteklenecek olan yeni hükümet, Netanyahu'nun vermeye isteksiz olduğu tavizleri onlara vermeyecek. Net bir siyasi stratejinin yokluğunda, Netanyahu'nun muhalefeti pasif bir şekilde hükümetinin çökmesini beklemekle sınırlı kalacaktır ki bu da genellikle gerçekleşmez.

Ben-Gvir ve Smotrich hükümet üzerinde daha fazla kontrol sahibi olmak için nüfuzlarını kullandıkça Gantz’ın ayrılığı tekne şimdilik daha da sağa doğru yatacak.

Knesset’teki mevcut durum, muhalefetin son kozunun Netanyahu'nun koalisyon hükümetindeki partileri hükümetten ayrılmaya ikna etmek olacağını gösteriyor. Tüm olumsuz sonuçlar gösteren anketlere ve Gantz'ın Savaş Kabinesi’nden ayrılmasına rağmen Netanyahu'nun aşırı sağcı hükümeti hala Knesset'teki 120 sandalyeden 64'ünü elinde tutuyor. İsrail'in Temel Yasalarına göre muhalefetin Netanyahu'yu devirmek için en iyi şansı olan Knesset'i feshetme ve ardından seçimlerin yeniden yapılması amacıyla oylama için 61 sandalyelik bir oy oranına sahip olması gerekiyor. Bu da muhalefetin hedefine ulaşması için iktidar koalisyonundan beş üyenin ayrılması gerektiği anlamına geliyor.

Bibi'nin saflarında artan gerilime rağmen, bu bastırılmış hayal kırıklığını kamusal bir meydan okumaya dönüştürmek zor olacak ve Gantz'ın yeterli baskıyı uygulayabilmesi için tabuları yıkması gerekecek. Buna halka protesto çağrısı yapma ihtimali de dahil. Ancak eski Genelkurmay Başkanı olarak Gantz'ın devam eden savaşın gölgesinde böyle bir hamle yapması ihtimali oldukça zayıf. Gantz’ın ekibi, muhalefete yeni katılan ismin kelimenin tam anlamıyla bir ‘devlet adamı’ olmasını istediklerini vurgularken, aynı zamanda sol görüşlü İşçi Partisi'nin yeni lideri Yair Golan'ı ‘yedek askerlere askerlik hizmetini yerine getirmemeleri çağrısında bulunarak çok ileri gittiği’ gerekçesiyle eleştirdi. Gantz’ın ekibi, değişime giden yolun uzun olabileceği ve dramatik çıkışların sadece bir başlangıç olduğunu çok iyi biliyor.

Şarku’l Avsat’ın Majalla’dan aktardığı habere göre Gantz, istifasından birkaç gün sonra İsrail'in güneyinde küçük bir protesto gösterisine katılarak ilk adımını attıysa da henüz herhangi bir protesto çağrısında bulunmadı. Çünkü Gantz’ın ekibi, onu protestoların lideri olarak göstermeyi hedeflemiyor, daha çok Bibi'yi uzun vadede yenebilmek için bir devlet adamı olarak kalması gerektiğini düşünüyor. Ayrıca bunun bir koşudan ziyade bir maraton olabileceğinin de farkında.

Gantz'ın terk ettiği tekne şimdilik daha da sağa yatacak ve Ulusal Güvenlik Bakanı Itamar Ben-Gvir Ben-Gvir ile Maliye Bakanı Bezalel Smotrich, Bibi’nin geriye kalan son müttefiklerinden bazıları olarak yeni nüfuzlarını hükümet üzerinde daha fazla kontrol sahibi olmak için kullanacaklar. Bu çok endişe verici bir durum, çünkü savaşın kritik bir dönemecinde yönetimde olacaklar. Muhalefet mevcut hükümeti düşürmek için eksik oyları bulabilse bile seçimlerin yapılması üç ay sürecek. Gantz'ın söylediği gibi bu sonbaharda seçimlerin yapılması şansı ise oldukça zayıf. Öyle ki Knesset, bu ayın sonlarında oturumlarını tamamlayacağı, tatile gireceği ve bir sonraki oturum ekim ayı sonunda başlayacağı için bu şans yok denecek kadar az.



Trump: İran'a karşı sınırlı bir saldırı düzenlemeyi değerlendiriyorum

Başkan Donald Trump, Beyaz Saray Devlet Yemek Salonu'nda Valiler Birliği ile yaptığı kahvaltıda konuşuyor (AP)
Başkan Donald Trump, Beyaz Saray Devlet Yemek Salonu'nda Valiler Birliği ile yaptığı kahvaltıda konuşuyor (AP)
TT

Trump: İran'a karşı sınırlı bir saldırı düzenlemeyi değerlendiriyorum

Başkan Donald Trump, Beyaz Saray Devlet Yemek Salonu'nda Valiler Birliği ile yaptığı kahvaltıda konuşuyor (AP)
Başkan Donald Trump, Beyaz Saray Devlet Yemek Salonu'nda Valiler Birliği ile yaptığı kahvaltıda konuşuyor (AP)

ABD Başkanı Donald Trump bugün İran'a karşı sınırlı bir askeri saldırı düzenlemeyi düşündüğünü söyledi, ancak daha fazla ayrıntı vermedi.

ABD ordusu, İran'a karşı birkaç hafta sürebilecek ve güvenlik tesislerinin yanı sıra nükleer altyapıyı da bombalamayı içerebilecek bir operasyona hazırlanıyor.

İran'ı nükleer programı konusunda anlaşmaya varmaya zorlamak için sınırlı bir saldırıyı düşünüp düşünmediği sorulduğunda, Beyaz Saray'da gazetecilere, "Sanırım bunu düşündüğümü söyleyebilirim" dedi.

Trump dün, İran'ın bir anlaşmaya varması için 10 ila 15 günlük bir sürenin "yeterli" olacağına inandığını söyledi. Ancak görüşmeler yıllardır tıkanmış durumda ve İran, füze programını kısıtlama ve silahlı gruplarla bağlarını koparma yönündeki daha geniş ABD ve İsrail taleplerini görüşmeyi reddediyor.

Şarku'l Avsat'ın Reuters'ten aktardığına göre iki ABD yetkilisi, İran'la ilgili ABD askeri planlamasının ileri bir aşamaya ulaştığını ve seçenekler arasında bireyleri hedef alan bir saldırı, hatta Trump'ın emriyle Tahran'da rejim değişikliğinin de yer aldığını söyledi. Bu askeri seçenekler, diplomatik çabaların başarısız olması durumunda ABD'nin İran'la ciddi bir çatışmaya hazırlandığının son göstergesi.

Son haftalarda yapılan dolaylı görüşmelerde çok az ilerleme kaydedildi ve taraflardan biri veya her ikisi bunu savaşa hazırlıkta geciktirme taktiği olarak kullanıyor olabilir.

İran, geçen yıl İsrail ve ABD'nin nükleer ve askeri tesislerini hedef alan 12 günlük saldırılarının yanı sıra ocak ayındaki kitlesel protestoların şiddetle bastırılmasının ardından, hiç olmadığı kadar savunmasız bir konumda bulunuyor.

 İran'ın BM Güvenlik Konseyi'ne dün yazdığı mektupta, BM Büyükelçisi Emir Said İrevani, ülkesinin "gerilim veya savaş aramadığını ve savaş başlatmayacağını", ancak herhangi bir ABD saldırganlığına "kararlı ve orantılı bir şekilde" karşılık vereceğini belirtti.

Şöyle devam etti: “Bu koşullar altında, bölgedeki tüm düşman üsleri, tesisleri ve varlıkları, İran'ın savunma yanıtı çerçevesinde meşru hedefler olarak kabul edilecektir.”

Bu haftanın başlarında İran, dünyanın ticareti yapılan petrolünün yaklaşık beşte birinin geçtiği Körfez'in dar su yolu olan Hürmüz Boğazı'nda gerçek mühimmatlı tatbikatlar gerçekleştirdi. Ülke içinde de gerilim artıyor; yas tutanlar, 40 gün önce güvenlik güçleri tarafından öldürülen protestocuları anmak için törenler düzenliyor ve bazı gösterilerde yetkililerin tehditlerine rağmen hükümet karşıtı sloganlar atılıyor.


İsrail'in Lübnan'ın güneyindeki Adise kasabası yakınlarında gerçekleştirdiği bombalama operasyonu

İsrail'in ocak ayında Lübnan'ın güneyindeki Kanarit köyüne düzenlediği hava saldırısının yol açtığı hasar, 16 Şubat 2026 (AFP)
İsrail'in ocak ayında Lübnan'ın güneyindeki Kanarit köyüne düzenlediği hava saldırısının yol açtığı hasar, 16 Şubat 2026 (AFP)
TT

İsrail'in Lübnan'ın güneyindeki Adise kasabası yakınlarında gerçekleştirdiği bombalama operasyonu

İsrail'in ocak ayında Lübnan'ın güneyindeki Kanarit köyüne düzenlediği hava saldırısının yol açtığı hasar, 16 Şubat 2026 (AFP)
İsrail'in ocak ayında Lübnan'ın güneyindeki Kanarit köyüne düzenlediği hava saldırısının yol açtığı hasar, 16 Şubat 2026 (AFP)

İsrail güçleri bu sabah erken saatlerde Lübnan'ın güneyindeki Adise kasabası yakınlarında bir bombalama operasyonu gerçekleştirdi.

Lübnan'ın resmi Ulusal Haber Ajansı'na göre, büyük patlama saat 02:20'de meydana geldi.

İsrail ile Lübnan Hizbullahı arasında, bir yıldan fazla süren ve partinin askeri ve liderlik altyapısına darbeler aldığı çatışmanın ardından, 27 Kasım'dan beri yürürlükte olan bir anlaşma bulunuyor.

Anlaşma, Lübnan ordusunun ve Lübnan'daki Birleşmiş Milletler Geçici Gücü'nün (UNIFIL) konuşlandırılmasının güçlendirilmesi karşılığında, Hizbullah savaşçılarının Litani Nehri'nin güneyindeki bölgeden (sınırdan yaklaşık 30 km uzaklıkta) çekilmesini ve askeri altyapısının tasfiye edilmesini öngörüyordu.

Anlaşma ayrıca İsrail'in savaş sırasında girdiği tüm bölgelerden çekilmesini de öngörüyordu. Bununla birlikte, İsrail sınırın her iki tarafını da izleyebilmek için beş yüksek noktada askeri varlığını sürdürdü. Ayrıca, askeri hedefler veya Hizbullah unsurları olduğunu iddia ettiği yerlere neredeyse her gün saldırılar düzenliyor ve güçleri buldozerle yıkım ve tahribat operasyonlarına devam ediyor.


ABD Adalet Bakanlığı genel merkezine Trump'ın posteri asıldı

İşçiler, Donald Trump’ın fotoğrafını taşıyan yeni bir pankartı, Washington’daki ABD Adalet Bakanlığı binasının cephesine yerleştiriyor (AFP)
İşçiler, Donald Trump’ın fotoğrafını taşıyan yeni bir pankartı, Washington’daki ABD Adalet Bakanlığı binasının cephesine yerleştiriyor (AFP)
TT

ABD Adalet Bakanlığı genel merkezine Trump'ın posteri asıldı

İşçiler, Donald Trump’ın fotoğrafını taşıyan yeni bir pankartı, Washington’daki ABD Adalet Bakanlığı binasının cephesine yerleştiriyor (AFP)
İşçiler, Donald Trump’ın fotoğrafını taşıyan yeni bir pankartı, Washington’daki ABD Adalet Bakanlığı binasının cephesine yerleştiriyor (AFP)

ABD Başkanı Donald Trump’ın fotoğrafını taşıyan bir pankart, ABD Adalet Bakanlığı binasına asıldı. Bu adım, Trump’ın Washington’daki bir kuruma kimliğini yansıtma yönündeki son girişimi olarak değerlendiriliyor.

Mavi renkli pankart, dün (perşembe) binanın bir köşesindeki iki sütun arasına yerleştirildi. Pankartta “Amerika’yı Yeniden Güvenli Hale Getirelim” sloganı yer aldı.

Trump, geçen yıl Beyaz Saray’a dönüşünden bu yana federal kurumlar üzerindeki varlığını ve nüfuzunu pekiştirmek için güçlü adımlar atıyor.

Trump, kültürel ve siyasi kurumları yeniden şekillendirirken kendisine yakın isimleri görevlendiriyor, önde gelen kurumların adlarını değiştiriyor ve geçmiş soruşturmalarla bağlantılı yetkilileri geri plana itiyor. Eleştirmenler ise bu adımların, siyasi iktidar ile normal şartlarda bağımsız olması gereken kamu görevleri arasındaki sınırları ortadan kaldırdığını savunuyor.

Geçen yıl Trump’ın fotoğrafını taşıyan pankartlar, ABD Çalışma Bakanlığı, ABD Tarım Bakanlığı ve Amerikan Barış Enstitüsü binalarına da asılmıştı.

Trump tarafından atanan bir yönetim kurulu, Aralık ayında John F. Kennedy Sahne Sanatları Merkezi’ne Trump adının eklenmesi yönünde oy kullandı. Ayrıca Washington’daki Amerikan Barış Enstitüsü binasına da Trump’ın adı verildi.

Son pankarta ilişkin soruları Beyaz Saray, Adalet Bakanlığı’na yönlendirdi. Bakanlık ise şu ana kadar yorum talebine yanıt vermedi.