Duhok'ta Türk operasyonları devam ederken Bağdat ve Erbil'de sessizlik hakim

Irak siyasi güçlerinden oluşan bir koalisyon, Ankara'yı durdurma çağrısında bulundu

Ankara, PKK'nın Irak'ı saldırı düzenlemek için kullanmasını engellemeyi amaçladığını söylüyor (Reuters)
Ankara, PKK'nın Irak'ı saldırı düzenlemek için kullanmasını engellemeyi amaçladığını söylüyor (Reuters)
TT

Duhok'ta Türk operasyonları devam ederken Bağdat ve Erbil'de sessizlik hakim

Ankara, PKK'nın Irak'ı saldırı düzenlemek için kullanmasını engellemeyi amaçladığını söylüyor (Reuters)
Ankara, PKK'nın Irak'ı saldırı düzenlemek için kullanmasını engellemeyi amaçladığını söylüyor (Reuters)

Türk güçlerinin Irak Kürdistan Bölgesi'ndeki Duhok vilayeti merkezli bombardıman ve saldırılarının arttığına dair sık sık gelen haberlere rağmen hem Bağdat'taki federal hem de Erbil'deki bölgesel yetkililer sessizliğini sürdürüyor. Iraklı siyasi güçler ise Ankara'nın saldırılarını reddettiklerini ifade ederek durdurulması çağrısında bulundular.

Ancak Iraklı bir güvenlik kaynağı Şarku’l Avsat'a yaptığı açıklamada, bir yandan Ankara, diğer yandan Bağdat ve Erbil arasında "Türk güçlerinin PKK’LILARI Irak toprakları içinde takip etmesine izin verilmesini" içeren bir "zımni anlaşma" olduğuna inanıldığını söyledi.

Türk kuvvetleri dün Duhok'un kuzeyindeki Rashafa vadisinde bulunan PKK mevzilerine hava ve topçu bombardımanı düzenledi.

Ancak Iraklı güvenlik kaynağı "Türk operasyonlarının yeni olmadığını, zira yıllardır devam ettiğini ve genellikle her yıl haziran ve ekim ayları arasında aktif olduğunu, çünkü iklim koşullarının buna izin verdiğini, kışın Türk güçlerinin kötü hava koşulları nedeniyle geri çekildiğini" belirtti.

Rudaw’da yer alan habere göre Türk güçleri, 24 Haziran'da Duhok vilayetindeki "Bamerni ve Kani Masi" ilçeleri arasındaki ana yol üzerinde bulunan "Kani Blavi ve Belizani" yol kavşağında bir kontrol noktası kurdu.

Şarku’l Avsat’ın Rudaw’dan aktardığına göre "Türk askerleri ağır silahlarıyla bölgede bulunuyor" ve Türkiye son iki yılda Bativa ve Amadiya bölgelerinde iki operasyon gerçekleştirdi. Türkiye, şu ana kadar "Kürdistan Bölgesi'nin 35 kilometre içinde 150 askeri nokta" kurdu.

Kürt medyasında dün yer alan haberlerde, Türk güçlerinin, Ankara'nın Irak sınırına komşu bölgelerde aktif olduğuna inandığı PKK’yı takip etmek üzere, sınır bölgelerinde kontrollerini genişletmek için Duhok vilayetinin kuzeyinde yeni askeri karakollar kurduğu bildirildi.

Kaynaklara göre "Türk güçleri Duhok'un kuzeyindeki Amadiya ilçesinin Nahli bölgesinde yeni askeri operasyonlar gerçekleştirdi ve burada Metin Dağı'nın yamaçlarında, Sergele Vadisi ile Vadi Raşafa arasında birkaç askeri nokta kurdu. Bu noktalar, yol açmak ve askeri üsler kurmak için gerekli mekanizmalara ek olarak silah ve askeri araçlarla donatıldı."

300 tank

Kürt kaynakları, ABD merkezli Hristiyan Barış Timi "Peacemaker Teams" (CPT) örgütünün, geçtiğimiz haziran ayı sonunda Türk ordusunun 300 tank ve zırhlı araçla Irak Kürdistan Bölgesi'ne girişini izlediğini ve Badinan bölgesi sınırları içinde bir güvenlik kontrol noktası kurduğunu bildirdi.

Örgütün raporuna göre Türkiye, Şiladze bölgesinden başlayarak Bativa ilçesine kadar uzanan ve Derluk, Bamerni ve Bekova ilçelerinden geçen bir güvenlik hattı çizerek, bu hattın gerisindeki tüm köy, kasaba, ilçe, banliyö, vadi, topraklarını Türk ordusunun askeri kontrolü altına almayı amaçlıyor.

Kürdistan Demokrat Partisi (KDP) liderinin medya danışmanı Kifah Mahmud, Şarku'l Avsat'a yaptığı açıklamada, federal hükümet ve bölgesel yetkililerin Türkiye'nin müdahalesine ilişkin açıklama yapmamasını değerlendirerek, "Türkiye'nin gerçekleştirdiği hareketler yeni değil ve uzun yıllardır devam ediyor, maalesef Kürdistan topraklarındaki (PKK) güçlerinin varlığı nedeniyle Duhok ve Erbil'in kuzeyinde konuşlanmış onlarca Türk üssü var" dedi.

Mahmud, "Türkiye ve PKK çatışmalarını Türkiye topraklarının dışına, Irak Kürdistan'ına, Suriye'ye ve muhtemelen Başika bölgesindeki askeri üs de dahil olmak üzere, Ninova eyaletinin diğer bölgelerine taşımak istiyorlar" dedi.

Kifah'a göre PKK, hükümetteki etkili partiler ve Haşdi Şabi arasında stratejik bir iş birliği var. Bu da federal hükümetin sessizliğini açıklıyor; hatta Türkiye Cumhurbaşkanı'nın Bağdat'a yaptığı son ziyaret bile Haşdi Şabi ile PKK arasında Sincar ve diğer bölgelerdeki ilişkinin doğası nedeniyle bir sonuç vermedi.

Mahmut, "Şu anda Duhok'ta ve Erbil'in yaklaşık 40 kilometre kuzeyinde yaşananlar, Türkiye'nin PKK ile çatışması nedeniyle yaptığı müdahalenin sonucudur. Bu müdahale, Ankara ile Bağdat arasında yapılan ve her iki tarafın da sınırın her iki tarafında yaklaşık beş kilometre derinliğe kadar müdahale etmesine izin veren eski bir anlaşma ile desteklenmektedir" şeklinde konuştu.

xsdvfbgrthy
Irak'ın Duhok kenti yakınlarındaki "Mam Rashan" kampları (AP)

Kifah'a göre "KBY, Türkiye'nin müdahalelerine karşı bir şey yapamaz çünkü Türk kuvvetleriyle kıyaslanabilecek askeri güçlere sahip değil. Peşmerge güçlerinin Türk ya da diğer güçlerle çatışmaya girme yetkisi yok ve bu, Irak-Türkiye-Suriye üçgeni ile Irak-İran-Türkiye üçgeni arasında konuşlanmış üç askeri tümene sahip olan federal hükümetin egemen görevidir, ancak bu güçler de uygun silahlarla donatılmamıştır."

Irak First Lady'si Shanaz İbrahim Ahmed, daha önce Duhok'taki gelişmelerden duyduğu endişeyi dile getirerek "Irak'ın egemenliği risk altında ve kimse konuşmuyor... Uluslararası hukukun açık bir ihlali olarak, komşu bir ülkenin silahlı kuvvetleri (...) Duhok'taki topraklarımızda kontrol noktaları kuruyor ve devriye geziyor" dedi.

Siyasi ret

Aralarında Irak Komünist Partisi'nin de bulunduğu birçok sivil hareket ve partiyi bünyesinde barındıran "Sivil Değerler" ittifakı pazar günü yaptığı açıklamada, vatandaşları Türkiye'nin Duhok iline bağlı Amadiya ilçesine yönelik bombardımanından korumak için uygun ve güçlü pozisyonlar alınması çağrısında bulundu.

"Sivil Değerler" ittifakı açıklamasında: "Türk güçlerinin uzunca bir süredir Irak'ın egemenliğini ihlal etmesi, Duhok vilayetine, özellikle de Amadiye bölgesine yönelik askeri saldırılarını ve neredeyse aralıksız bombardımanlarını sürdürmesi, sabit ve mobil kamplar ile kontrol noktaları kurmaya devam etmesi ve çok sayıda vatandaşı köylerinden etmesi, Türk hükümetinin PKK'yı takip ettiği iddiasını çürütmektedir" ifadeleri yer aldı.

Açıklamada, "Türk güçlerinin saldırganlığını ve egemenliği sürekli ihlal etmesini" tamamen reddettiğini vurgulayan koalisyon, "Şu ana kadar ister Türk güçleri ister Irak topraklarını ülkemizin istikrar ve güvenliğine zarar veren faaliyetler için kullanan Kürdistan İşçi Partisi (PKK) tarafından olsun, bu ihlalleri durdurmak için hiçbir caydırıcı adım atılmamıştır" ifadeleri kullanıldı.



Husilerin Suudi Arabistan’a yönelik saldırılarını sürdürmesi BM’yi endişelendiriyor

Antonio Guterres, perşembe günü New York’ta gazetecilere açıklamalarda bulunurken (BM)
Antonio Guterres, perşembe günü New York’ta gazetecilere açıklamalarda bulunurken (BM)
TT

Husilerin Suudi Arabistan’a yönelik saldırılarını sürdürmesi BM’yi endişelendiriyor

Antonio Guterres, perşembe günü New York’ta gazetecilere açıklamalarda bulunurken (BM)
Antonio Guterres, perşembe günü New York’ta gazetecilere açıklamalarda bulunurken (BM)

Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Antonio Guterres, Husilerin Suudi Arabistan’daki sivil hedeflere yönelik saldırılarını sürdürmesinden ve Yemen’in Taiz kenti çevresinde çatışmaların tırmanmasından endişe duyduğunu belirtti. Guterres, söz konusu gelişmelerin sivillere büyük acılar yaşattığını ve bölgesel gerilimi artırdığını vurguladı.

Guterres, perşembe günü New York’ta gazetecilere yaptığı açıklamada, evlerin, hastanelerin, okulların, havalimanlarının ve enerji tesislerinin hedef alınmasına son verilmesini istedi. Çatışmaların tırmanmasının insani acıları derinleştirdiği uyarısında bulunan Guterres, bunun enerji piyasaları, tedarik zincirleri ve finansal sistemler üzerinde de etkili olduğunu, dünya genelinde yaşam maliyetine ilişkin baskıları artırdığını ifade etti.

Genel Sekreter, Yemen’de itidal çağrısında bulunarak siyasi çözüm için bir perspektif oluşturulması gerektiğini belirtti. Birleşmiş Milletler’in bu yöndeki çabalarına dikkati çeken Guterres, çatışmaların durdurulması, uluslararası hukuka uyulması, sivillerin korunması ve uluslararası deniz ulaşımının hak ve özgürlüklerinin güvence altına alınması gerektiğini vurguladı.

Avrupa’dan dayanışma

Avrupa Parlamentosu üyeleri, perşembe günü kabul ettikleri kararda Suudi Arabistan’la dayanışma içinde olduklarını ve Yemen’deki meşru hükümeti desteklediklerini teyit etti. Üyeler, iki ülkenin güvenliğine, egemenliğine ve toprak bütünlüğüne yönelik taahhütlerini yineledi.

Avrupa Parlamentosu üyeleri, Husilerin Suudi Arabistan’a yönelik füze ve insansız hava aracı (İHA) saldırılarını şiddetle kınadı. Enerji altyapısını, Kızıldeniz’deki ticari gemileri ve Babülmendep Boğazı’nı hedef alan saldırıların uluslararası hukuk ve uluslararası insancıl hukukun açık ihlalleri olduğunu belirtti.

Üyeler ayrıca Yemen’deki askeri tırmanışı kınayarak saldırıların çok sayıda Yemenli sivilin ölümüne ve yerinden edilmesine yol açtığını, ülkedeki insani krizi daha da ağırlaştırdığını kaydetti.

Avrupa Parlamentosu üyeleri, Avrupa Birliği Konseyi’ne Husilerin siyasi ve askeri kanatlarıyla birlikte liderliğinin, askeri ve güvenlik birimlerinin de AB’nin terör örgütleri listesine alınması çağrısında bulundu. Üyeler ayrıca Husilerin finansman kanallarının dağıtılmasını, mali kaynaklarının ve ekonomik varlıklarının dondurulmasını, faaliyetlerini kolaylaştıran kuruluşların varlıklarına da el konulmasını istedi.

Kararda Husilere, Yemen içinde ve dışında tüm düşmanca faaliyetlerini derhal durdurma ve toprakları kontrol altına almaya yönelik her türlü hedeften vazgeçme çağrısı yapıldı. Ayrıca Avrupa Birliği ile Körfez’deki ortakları arasında güvenlik ve savunma alanlarındaki iş birliğinin güçlendirilmesi istendi.


Guterres’ten Husilerin Suudi arabistan’daki sivil hedeflere yönelik saldırılarına tepki: Bölgesel gerilimi artırıyor

Guterres’ten Husilerin Suudi arabistan’daki sivil hedeflere yönelik saldırılarına tepki: Bölgesel gerilimi artırıyor
TT

Guterres’ten Husilerin Suudi arabistan’daki sivil hedeflere yönelik saldırılarına tepki: Bölgesel gerilimi artırıyor

Guterres’ten Husilerin Suudi arabistan’daki sivil hedeflere yönelik saldırılarına tepki: Bölgesel gerilimi artırıyor

Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Antonio Guterres, Husilerin Suudi Arabistan’daki sivil hedeflere yönelik saldırılarını sürdürmesinden ve Yemen’in Taiz çevresinde çatışmaların tırmanmasından endişe duyduğunu belirtti. Guterres, söz konusu saldırıların sivillerin büyük acılar yaşamasına neden olduğunu ve bölgesel gerilimi artırdığını vurguladı.

Guterres, perşembe günü New York’ta gazetecilere yaptığı açıklamada, evlerin, hastanelerin, okulların, havalimanlarının ve enerji tesislerinin hedef alınmasına son verilmesini istedi. Çatışmaların tırmanmasının insani acıları daha da derinleştirdiği uyarısında bulunan Guterres, bunun enerji piyasaları, tedarik zincirleri ve finansal sistemler üzerinde de etkili olduğunu, dünya genelinde yaşam maliyetine ilişkin baskıları artırdığını ifade etti.

Yemen’de itidal çağrısında bulunan ve siyasi çözüm için bir perspektif oluşturulması gerektiğini belirten Guterres, Birleşmiş Milletler’in bu yöndeki çabalarına dikkati çekti. Guterres ayrıca çatışmaların durdurulması, uluslararası hukuka uyulması, sivillerin korunması ve uluslararası deniz ulaşımının hak ve özgürlüklerinin güvence altına alınması gerektiğini vurguladı.

Öte yandan, Dammam’daki Kral Fahd Uluslararası Havalimanı’nı hedef alan ve iki kişinin hayatını kaybetmesine, 8 kişinin yaralanmasına yol açan saldırıya yönelik Arap ve uluslararası düzeyde kınama mesajları gelmeye devam etti. Açıklamalarda, sivil ve hayati öneme sahip tesislerin hedef alınması reddedilirken Suudi Arabistan’ın güvenliğini, egemenliğini, vatandaşlarının ve ülkede yaşayanların can güvenliğini koruma çabalarına destek verildi.

Sahadaki gelişmeler

Yemen’de meşru hükümeti destekleyen koalisyon, perşembe günü Suudi Arabistan’ın Necran kentine yönelen bir balistik füze ile Doğu Bölgesi, Riyad ve Medine’yi hedef alan 9 insansız hava aracını (İHA) imha etti.

Koalisyon güçleri sözcüsü Tümgeneral Türki el-Maliki, hava savunma sistemlerinin Doğu Bölgesi’ne doğru fırlatılan 4 İHA’yı önleyerek imha ettiğini, Riyad ve Medine bölgelerini hedef alan 5 İHA’nın da etkisiz hale getirildiğini açıkladı.

El-Maliki ayrıca, terörist Husilerin perşembe günü Suudi Arabistan’ın güneybatısında bulunan Necran kentine doğru fırlattığı bir balistik füzenin önlenerek imha edildiğini bildirdi.


IMF: Bölge ekonomilerinin 2027’de toparlanması, çatışmanın azalmasına ve ticaretin yeniden canlanmasına bağlı

IMF Ortadoğu ve Orta Asya Departmanı Direktörü Cihad Azur, geçtiğimiz hafta Bangkok’ta düzenlenen IMF ve Dünya Bankası yıllık toplantılarında konuşma yaptı. (AFP)
IMF Ortadoğu ve Orta Asya Departmanı Direktörü Cihad Azur, geçtiğimiz hafta Bangkok’ta düzenlenen IMF ve Dünya Bankası yıllık toplantılarında konuşma yaptı. (AFP)
TT

IMF: Bölge ekonomilerinin 2027’de toparlanması, çatışmanın azalmasına ve ticaretin yeniden canlanmasına bağlı

IMF Ortadoğu ve Orta Asya Departmanı Direktörü Cihad Azur, geçtiğimiz hafta Bangkok’ta düzenlenen IMF ve Dünya Bankası yıllık toplantılarında konuşma yaptı. (AFP)
IMF Ortadoğu ve Orta Asya Departmanı Direktörü Cihad Azur, geçtiğimiz hafta Bangkok’ta düzenlenen IMF ve Dünya Bankası yıllık toplantılarında konuşma yaptı. (AFP)

Uluslararası Para Fonu (IMF) Ortadoğu ve Orta Asya Departmanı Direktörü Cihad Azur, Ortadoğu’daki savaşın bölgenin ekonomik görünümünü olumsuz etkilediğini belirterek Ortadoğu, Kuzey Afrika, Afganistan ve Pakistan ekonomilerinin 2026 yılında yüzde 1,3 daralmasını beklediklerini söyledi. Azur, çatışmaların şiddetinin azalması ve ticaret hareketliliğinin kademeli olarak normale dönmesi koşuluyla ekonomilerin 2027 yılında güçlü bir toparlanma kaydedeceğini öngördü.

Azur, çatışmanın ekonomik sonuçlarına ve bölge ülkeleri üzerindeki farklı etkilerine dikkat çeken Bölgesel Ekonomik Görünüm Raporu’nu tanıtmak üzere bugün düzenlediği basın toplantısında açıklamalarda bulundu.

Savaşın etkileri enerji, deniz taşımacılığı, turizm, ticaret ve güvenlik gibi çeşitli kanallar üzerinden hissediliyor. Bölge ekonomileri üzerindeki etkilerin boyutu ise petrol ihraç eden ve ithal eden ülkelerin farklı koşullarına, yaşanan aksaklıklara ne ölçüde maruz kaldıklarına ve ekonomik sonuçları sınırlama kapasitelerine göre değişiyor.

2027’de toparlanma bekleniyor

IMF’nin açıkladığı büyüme tahminleri, çatışmanın 2027 yılının başlarında sona ermesini ve ticaretin kademeli olarak normale dönmesini öngören bir senaryoya dayanıyor. Bu senaryoya göre Ortadoğu, Kuzey Afrika, Afganistan ve Pakistan ekonomilerinin 2026 yılında yüzde 1,3 daralması, 2027 yılında ise yüzde 6,6 büyümesi bekleniyor.

2026 yılına ilişkin büyüme tahmini, çatışmanın bölgedeki ekonomik faaliyetler üzerindeki etkilerini yansıtacak şekilde, geçen nisan ayında açıklanan tahmine kıyasla yaklaşık 3 puan düşürüldü.

Savaşın etkileri, petrol ihraç eden ve petrol ithal eden ülkeler arasında farklılık gösteriyor. Petrol ihraç eden ekonomiler, enerji üretimi ve deniz taşımacılığıyla bağlantılı aksaklıklardan etkilenirken petrol ithal eden ekonomiler; iç talep, işçi dövizleri, turizm gelirleri ve finansal koşulların yanı sıra emtia fiyatlarındaki artışın tüketicilere yansımasını sınırlamaya yönelik hükümet tedbirlerinin desteğiyle direnç gösterdi.

Azur’un belirttiğine göre Körfez İşbirliği Konseyi (KİK) ülkelerinin ekonomilerinin, ekonomik faaliyetlerdeki gerilemenin ardından yeniden toparlanmayı ifade eden ‘V’ şeklinde bir iyileşme kaydetmesi bekleniyor. Ancak üretimin, orta vadede çatışma öncesinde öngörülen seviyelerin genel olarak altında kalacağı tahmin ediliyor.

Buna karşılık, petrol ithal eden ülkelerde ekonomik büyümenin 2026 ve 2027 yıllarında hızlanması bekleniyor.

Kafkasya ve Orta Asya ekonomilerinin ise enflasyondaki düşüşün sürmesiyle 2026 yılında yüzde 5,2, 2027 yılında da yüzde 5 büyüme kaydetmesi öngörülüyor.

IMF, nisan ayında açıkladığı tahminlerle karşılaştırıldığında Kafkasya ve Orta Asya’ya yönelik büyüme beklentilerini yükseltti. Bu artışta, petrol ithal eden ülkelerin ekonomik görünümündeki iyileşmenin, 2026 yılında bazı petrol ihracatçısı ülkeler için yapılan tahminlerdeki düşüşü telafi etmesi etkili oldu.

Enflasyon ve dış hesaplar baskı altında

Azur, Ortadoğu, Kuzey Afrika, Afganistan ve Pakistan’da enflasyonun 2026 yılında yükselmesini, Kafkasya ve Orta Asya’da ise düşüş eğilimini sürdürmesini beklediklerini belirtti.

Destekler, fiyat kontrolleri ve sabit döviz kurları da dahil olmak üzere hükümetlerin aldığı tedbirler, bölgenin bazı kesimlerinde temel emtia fiyatlarındaki artışın tüketicilere yansımasını sınırladı. Ancak bu önlemler kamu maliyesi üzerinde maliyet oluşturuyor.

Tahminler, her iki bölgedeki ekonomilerin çoğunda dış dengelerin kötüleşeceğine işaret ediyor. KİK ülkelerinin cari işlemler fazlasının, 2025 yılında gayrisafi yurt içi hasılanın (GSYİH) yaklaşık yüzde 5’i düzeyindeyken 2026 yılında yüzde 1,3’e gerilemesi bekleniyor.

Belirsizliğin artması

Azur, ekonomik görünüme ilişkin belirsizliğin olağanüstü derecede yüksek olduğunu ve risklerin ağırlıklı olarak aşağı yönlü olduğunu söyledi. Bu risklerin başında, enerji üretiminde veya ticaret yollarında yeni aksaklıkların yaşanması geliyor. Böyle bir durumun enerji fiyatlarını yükselterek bölge ekonomileri üzerindeki baskıyı artırabileceği belirtiliyor.

Riskler arasında, piyasaların yapay zekâyla bağlantılı verimlilik artışından beklenen kazanımları yeniden değerlendirmesi sonucunda dış finansal koşulların sıkılaşması da bulunuyor. Ayrıca enflasyon ve kamu maliyesinin durumuna ilişkin endişeler nedeniyle faiz oranlarının yükselmesi de risk oluşturuyor.

Kafkasya ve Orta Asya ekonomileri ise Rusya’nın Ukrayna’ya karşı yürüttüğü savaşın yol açtığı aksaklıkların yeniden artması, petrol fiyatlarının düşmesi ve yapay zekâyla bağlantılı piyasalarda sert bir düzeltme yaşanması halinde dış talebin zayıflaması gibi ek risklerle karşı karşıya.

Düşük gelirli ve kırılgan ülkeler, gıda ithalatına bağımlılıkları, yüksek finansman ihtiyaçları ve resmî kalkınma yardımlarındaki azalma nedeniyle bu risklere karşı en savunmasız kesimi oluşturuyor. Bu durum, söz konusu ülkelerin ekonomik şoklarla başa çıkma kapasitesini sınırlıyor.

Mali esnekliğin artırılması ve reformların sürdürülmesi çağrısı

Azur, ekonomi politikalarındaki temel önceliklerin fiyat istikrarını korumak ve kamu maliyesinin sürdürülebilirliğini sağlamak olduğunu belirtti. Enflasyonun yükselmesi riskinin gerçekleşmesi halinde para politikasının ilk savunma hattı olması gerektiğini ifade etti.

Kafkasya ve Orta Asya’da ise enflasyonu düşürme konusunda elde edilen kazanımların korunması, enflasyon beklentilerinin sağlamlaştırılması ve gelecekte yaşanabilecek arz şoklarının fiyatlara yansımasının sınırlandırılması için merkez bankalarının bağımsızlığının güçlendirilmesi önem taşıyor.

Kamu maliyesi alanında, geniş kapsamlı ve kamu borcunu artırırken ekonomik faaliyetlerde kalıcı bir kazanım sağlamayan tedbirler yerine, en fazla etkilenen hane halkları ve şirketlere geçici ve hedefli destek verilmesi gerektiği vurgulanıyor.

Azur, bölge ülkelerine güvenilir para politikası çerçeveleri, yeterli rezervler ve sağlam kamu maliyesi aracılığıyla mali tamponlarını yeniden oluşturmaları çağrısında bulundu. Bu adımların, ülkelerin gelecekte karşılaşabilecekleri şoklarla başa çıkma kapasitelerini artıracağını belirtti.

Mevcut aksaklıkların uzun vadeli fırsatlardan yararlanmak için de bir teşvik oluşturduğunu söyleyen Azur, verimliliği artıran ve istihdam olanakları yaratan yapısal reformların hayata geçirilmesi, ticaretin ve ekonomik faaliyetlerin çeşitlendirilmesi, bölgesel bütünleşmenin derinleştirilmesi ve teknoloji ile yapay zekâdan yararlanılmasına uygun koşulların oluşturulması gerektiğini ifade etti.