NATO, kuruluşunun Elmas Jübilesini nasıl kutluyor?

NATO içindeki kazara patlamalar fırsata dönüştü

Görsel: Eduardo Ramon
Görsel: Eduardo Ramon
TT

NATO, kuruluşunun Elmas Jübilesini nasıl kutluyor?

Görsel: Eduardo Ramon
Görsel: Eduardo Ramon

Ömer Önhon

NATO üyesi 32 ülkenin devlet ve hükümet başkanları, kuruluşunun 75. yıldönümü çerçevesinde 9-11 Temmuz tarihlerinde Washington'da, 1949 yılındakine benzer distopik bir küresel güvenlik ortamında NATO Liderler Zirvesi gerçekleştiriyor. O yıl, savaş yorgunu Avrupa ülkelerini yutmaya hazır bir Sovyetler Birliği'nin oburluğundan korkan Avrupa’nın on ülkesi, ABD ve Kanada ile müzakere ederek 4 Nisan'da Washington'da Kuzey Atlantik Paktı'nı imzalamıştı.

Dönemin ABD Başkanı Harry Truman, bu transatlantik askeri yapının kurulmasındaki amaçları açıklarken “Bu anlaşmayla, saldırganlığa ve saldırganlık korkusuna karşı bir kalkan oluşturmayı umuyoruz. Bu kalkan, hükümetin ve toplumun asıl işi olan, tüm vatandaşlarımız için daha dolu ve daha mutlu bir yaşam sağlama işine devam etmemize olanak tanıyacak” ifadelerini kullanmıştı.

Kuruluşundan bu yana NATO'nun üye sayısı, yıllar içinde yeni üyelerin de katılımıyla 32’ye ulaştı. Türkiye ve Yunanistan 1952 yılında, Batı Almanya 1955 yılında, İspanya 1982 yılında, Polonya, Macaristan ve Çek Cumhuriyeti 1999 yılında, Bulgaristan, Estonya, Letonya, Litvanya, Romanya, Slovakya ve Slovenya 2004 yılında, Arnavutluk ve Hırvatistan 2009 yılında, Karadağ 2017 yılında, Kuzey Makedonya 2020 yılında, Finlandiya 2023 yılında ve İsveç 2024 yılında NATO’ya katıldı.

NATO'nun başlıca felsefesi, saldırganları caydırmak ve caydırıcılığın başarısız olması halinde müttefikleri savunmak amacıyla ‘hepimiz birimiz, birimiz hepimiz için’ sloganıyla kolektif savunma çerçevesinde yer alıyor. NATO'nun kurulmasını sağlayan anlaşmanın özünü oluşturan 5. Maddesi “Taraflar, Kuzey Amerika'da veya Avrupa'da içlerinden bir veya daha çoğuna yöneltilecek silahlı bir saldırının hepsine yöneltilmiş bir saldırı olarak değerlendirilir ve eğer böyle bir saldın olursa BM Yasası'nın 51. Maddesinde tanınan bireysel ya da toplu öz savunma hakkını kullanarak, Kuzey Atlantik bölgesinde güvenliği sağlamak ve korumak için bireysel olarak ve diğerleri ile birlikte, silahlı kuvvet kullanımı da dahil olmak üzere gerekli görülen eylemlerde bulunulur” der.

Paktın 5. Maddesi sadece bir kez, 11 Eylül 2001’deki terör saldırıları sırasında, ABD ile dayanışma amacıyla devreye sokuldu.

NATO, Soğuk Savaş'tan sağ çıktı ve galip geldi. Rakipleri Sovyetler Birliği ve Varşova Paktı ise tarihe karıştı. Üç Baltık cumhuriyeti bağımsızlıklarını yeniden kazandı. Sovyet birlikleri Doğu ve Orta Avrupa'dan çekildi ve Almanya birleşti.

Rusya, NATO'nun eskiden Varşova Paktı’na taraf olan ülkeleri de bünyesine katarak genişlemesini, NATO'nun kendisini kuşatma ve zayıflatma niyetinin bir kanıtı olarak görüyor.

Soğuk Savaş'ın hemen ardından ortaya çıkan en büyük sorular yeni güvenlik ortamının nasıl şekilleneceği ve NATO'nun gerekli ve ilgili kalıp kalmayacağıyla ilgiliydi. Bunun yanında NATO, ‘seni öldürmeyen şey güçlendirir’ sözünün doğruluğunu kanıtlayarak büyük önem taşımaya devam ediyor.

Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron'un ‘NATO’nun Beyin Ölümü Gerçekleşti’ açıklaması veya Donald Trump'ın ABD'yi NATO’dan çekme tehditleri gibi ittifak içinden zaman zaman gelen olumsuz sinyaller fırsata dönüştü. NATO kendini gözden geçirme ve yenileme sürecine girdi.

Ancak NATO, tarihi boyunca, her 8 ila 10 yılda bir amaçlarının ve ilkelerinin ana hatlarını belirleyen ‘stratejik konseptlerinin’ periyodik olarak gözden geçirilmesinin de yardımıyla dirençli olduğunu kanıtladı.

Soğuk Savaş sonrası dönemin ilk ikisi olan 1991 ve 1999 stratejik konseptleri etnik rekabetler ve bölgesel anlaşmazlıklar, terörizm, siyasi istikrarsızlık ve kitle imha silahlarının yayılması gibi yeni riskleri ve zorlukları tanımlıyordu. Ayrıca eski düşmanlarla ortaklık ve iş birliği yoluyla güvenlik artırılmaya çalışıldı.

NATO Barış İçin Ortaklık Programı, Avrupa-Atlantik Ortaklık Konseyi, Akdeniz Diyaloğu ve İstanbul İşbirliği Girişimi gibi iş birliği modelleri geliştirildi. Dünyanın dört bir yanından yaklaşık 40 ortak ülke ile siyasi ve güvenlikle ilgili çeşitli konularda diyalog ve pratik iş birliği gerçekleştirildi.

Kriz yönetimi yeni dönemde kritik bir görev haline geldi. NATO Bosna Hersek, Kosova ve Kuzey Makedonya dahil olmak üzere çeşitli bölgelerde barışı destekleme operasyonları, Irak'ta yardım misyonları, Aden Körfezi ve Hint Okyanusu'nda korsanlıkla mücadele operasyonları ve Afganistan ve Libya'da güvenlik misyonları düzenledi.

Yugoslavya'nın çöküşü ve ardından Orta Avrupa'da başlayan savaş NATO için büyük bir sınavdı. Çünkü doğrudan askeri harekata girişen ve çatışmanın sona erdirilmesinde öncü bir rol oynayan NATO, daha sonra Birleşmiş Milletler’in (BM) yetkisi altında güçlerini konuşlandırarak Dayton Barış Anlaşması'nın uygulanmasına yardımcı oldu.

NATO, 11 Eylül saldırılarının ardından Afganistan'daki koalisyon ülkeleriyle birlikte El Kaide'ye karşı askeri harekata katılıp Afganistan'daki Uluslararası Güvenlik Yardım Gücü'nün (ISAF) bir parçası olarak orada kalmaya devam etti.

NATO'nun başlıca odak noktası, stratejik konseptte ‘müttefiklerin güvenlik, barış ve istikrarına yönelik en önemli ve acil tehdit’ olarak tanımlanan Rusya olmuştu. Ancak Soğuk Savaş'ın sona ermesinden sonra NATO ile Rusya arasındaki ilişkiler her zaman düşmanlık düzeyinde değildi. Başlangıçta iki taraf istikrarlı bir ilişki kurmaya çalışmış, 2002 yılında NATO-Rusya Ortak Konseyi'ni (NRC) kurmuşlardı.

Ancak o tarihten bu yana Rusya, NATO'nun kendisine yönelik niyetlerine her zaman şüpheyle yaklaşıp NATO2nun eski Varşova Paktı üyesi ülkeleri de üyesi yaparak genişlemesini, Rusya'yı kuşatma ve zayıflatma niyetinin bir kanıtı olarak görmüştür.

NATO ise Rusya'nın eski Sovyet cumhuriyetleri ve Varşova Paktı’na taraf ülkelere yönelik politikalarından endişeliydi. Bu yüzden Rusya Federasyonu tarafından Sovyetler Birliği'nin dağılmasıyla ortaya çıkan on dört ülke için ‘yakın çevre’ kavramı kullanılıyor.

Rusya'nın 2014 yılında Kırım'ı ilhak etmesinin ardından NATO ile ilişkileri ciddi şekilde gerildi. Ardından 2022 yılının şubat ayında Ukrayna'yı işgal etmesinin ardından da tamamen koptu. NATO Ukrayna'nın kendini savunmasına yardım ediyor, ancak Rus yetkililer, Rusya ve NATO'nun şu an doğrudan çatışma halinde olduğu açıklamasında bulundular. NATO Genel Sekreteri Jens Stoltenberg bu desteğin arkasındaki neden hakkında yaptığı açıklamada, ‘bunun bir hayır işi olarak değil, Avrupa'nın güvenliğine yapılan bir yatırım olarak görülmesi gerektiğini’ belirtti.

NATO yetkilileri ittifakın Ukrayna'ya sadece ‘insani ve ölümcül olmayan yardım’ sağladığını, üye ülkelerin bireysel olarak silah ve mühimmat gönderdiğini ve Ukrayna güçlerini eğittiğini söylediler. Bunun Rusya'nın düşüncesini değiştirmek anlamına gelmediğini belirtmek gerekir.

“Çin NATO için doğrudan bir askeri tehdit oluşturmasa da güvenlik gelişmeleri küresel olduğu için NATO bölgeye olan ilgisini yenilemiş ve Avustralya, Japonya, Yeni Zelanda ve Güney Kore ile ortaklıklar kurmuştur.

NATO üyesi ülkeler, Ukrayna'yı NATO'ya kabul etme konusunda anlaştılar. Ancak Ukrayna'nın üyeliğinin nasıl, ne zaman ve hatta gerçekleşip gerçekleşmeyeceğine ilişkin ayrıntılar, kamuoyuna yapılan destek açıklamalarına ve Ukrayna için Üyelik Eylem Planı şartının iptali gibi eylemlere rağmen belirsizliğini halen koruyor.

Ukrayna’nın NATO’ya hemen üye olması mevcut koşullar altında 5. Maddeyi devreye sokacak ve NATO'yu savaşa sürükleyecektir. Rusya’nın saldırganlığı ve değişen güvenlik ortamı NATO'yu askeri stratejilerini ve yapılarını yeniden gözden geçirmeye itti. NATO, diğer önlemlerin yanı sıra muharebe gruplarının sayısını ve hazırlık seviyelerini arttırıp yeni güç modelleri geliştirmiştir.

NATO'nun kuzeyde Baltık Denizi'nden güneyde Karadeniz'e kadar uzanan doğu kanadındaki ileri varlığı, müdahale güçlerinin büyüklüğü üç katına çıkarılarak güçlendirildi. Bu çok uluslu güçler teknolojik olarak gelişmiş ve hazır durumdalar. Baltık ülkeleri ve Polonya'ya çok uluslu muharebe grupları konuşlandırılırken Orta ve Doğu Avrupa'daki Müttefik topraklarında ilave muharebe grupları kuruldu.

Konvansiyonel gücünün yanı sıra nükleer bir ittifak olmaya devam eden NATO’daki nükleer silahlar ‘müttefiklerin güvenliğinin nihai ve en yüksek garantisini’ oluşturuyor. Bu da ihtiyaç duyulması halinde kullanılabilir oldukları anlamına geliyor.

Tüm bu konular oldukça tartışmalı. 32 ülkeli bir yapıda ortak kararlar almak oldukça güç. Yapıdaki her ülke eşit söz hakkına sahip ve kararların alınabilmesi için oybirliği gerekiyor. Her ülkenin ulusal politikaları, Ukrayna’daki savaş ve Çin ile ilişkiler gibi hassas konular da dahil olmak üzere çeşitli konularda bazen farklılık gösteriyor ve bu farklılıklar zaman zaman oldukça keskinleşebiliyor.

Türkiye ile Yunanistan ya da Kuzey Makedonya ile Yunanistan arasında olduğu gibi bazı NATO üyeleri arasında uzun süredir devam eden rekabet ve anlaşmazlıklar da işleri zorlaştırıyor. Finlandiya ve İsveç'in siyasi ve askeri açıdan önemli olan üyelik başvuruları Türkiye ve Macaristan tarafından engellendi. Bu sorunların üstesinden gelmek ve iki Baltık ülkesinin üyeliğine izin vermek için aylarca müzakereler yapıldı.

NATO'ya göre tüm bu durumlarda olduğu gibi, üye ülkeler her zaman anlaşmazlıkları uzlaştırmayı ve ilerleyebilmeyi başardı. Eski ABD Başkanı Donald Trump'ın sorumluluk paylaşımı konusundaki şikâyet ve tehditleri NATO'yu savunma harcamalarını ele almak için yeni yollar aramaya itti. O tarihten bu yana her üye gayri safi yurtiçi hasılasının (GSYİH) en az yüzde 2'sini savunma harcamalarına ayırmayı kabul etti, ancak bugüne kadar sadece 23 ülke bu taahhüdü yerine getirdi.

Kararın alındığı 2014 yılında sadece üç müttefikin savunma harcamalarında GSYİH'nin yüzde 2'si bariyerini aşabildiğinden bu oldukça önemli bir başarı.

Ukrayna'daki savaş mali kaynaklar üzerinde yeni baskılar yarattı. NATO Genel Sekreteri Stoltenberg başlangıçta Ukrayna'ya beş yıl boyunca yardım etmek için 100 milyar dolarlık bir fon önerdi. Ancak müttefikler arasındaki anlaşmazlıklar nedeniyle geri adım atmak zorunda kaldı. Stoltenberg bunun yerine Kiev'e yardım için yılda en az 43 milyar dolar harcanmasını önerdi. Bu konu Washington’da yapılması planlanan bir sonraki NATO zirvesinde tartışılacak ve karara bağlanacak.

NATO’nun güvenliğe bakışı geleneksel sorumluluk alanının ötesine doğru genişledikçe, Çin Halk Cumhuriyeti önemli bir endişe kaynağı olarak ortaya çıktı. NATO, Çin'in hırslarının ve iddialı tutumlarının uluslararası kurallara dayalı düzene ve ittifakın güvenliğiyle ilgili alanlara sistemik zorluklar getirdiğini açıklamaktan geri durmadı.

NATO’nun 2023 yılındaki Vilnius Zirvesi’den sonra yayınlanan nihai bildiride, Çin'in siber ve dezenformasyon alanındaki eylemleriyle ve hayati önem taşıyan sanayi sektörlerini ve tedarik zincirlerini kontrol etme girişimleriyle ilgili başka türden endişelerin altını çizildi. Çin ve Rusya arasındaki derinleşen ve Çin'in Rusya'nın savaş çabalarına yardım etmesinin yanında Batı tarafından uygulanan yaptırımlardan kaçınmasına yardımcı olmasını öngören stratejik ortaklık, NATO üyeleri için başlıca bir endişe kaynağı oldu. NATO üyeleri, Rusya, Çin, İran ve Kuzey Kore gibi dünyadaki otoriter ülkeler arasındaki yakınlaşmayı yakından izliyorlar.

Çin NATO için doğrudan bir askeri tehdit oluşturmuyor, ancak güvenlik gelişmeleri küresel çapta olduğundan ve özellikle Hint-Pasifik bölgesinde ve Avrupa-Atlantik güvenliğini doğrudan etkileyebileceğinden NATO Avustralya, Japonya, Yeni Zelanda ve Güney Kore ile yeni ortaklıklar kurarak bölgeye yeniden odaklandı.

Bu ülkeler artık Madrid ve Vilnius'taki son zirveler de dahil olmak üzere çeşitli NATO toplantılarına düzenli olarak katılıyor. NATO, özellikle siber savunma ve hibrid tehditlerle mücadele alanlarında bu ülkelerle iş birliğini genişletti.

“Trump'ın yeniden başkan seçilmesi halinde ABD'nin Ukrayna’daki savaşa müdahalesini en aza indirebileceğinden ve Rusya ile uzlaşı arayışına girebileceğinden korkuluyor.

Bu günlerde Washington'da yapılan zirvede üye ülkeler, NATO'nun küresel barış ve güvenliğin korunmasında oynadığı merkezi rolü bir kez daha teyit ederken ittifakın dayanışmasını ve kararlılığını da vurgulayacaklar. Zirve görüşmeleri öncelikle Ukrayna'daki savaşa, özellikle de Ukrayna'ya yapılacak askeri yardıma ve Ukrayna’nın NATO'ya üyeliğine değinecek. Askeri yardım alanında yeni adımlar atılabilecek olsa da Ukrayna'nın üyeliği konusunda önemli bir ilerleme kaydedilmesi beklenmiyor.

Washington’daki zirvede ele alınacak başlıca konular arasında adil finansman ve yük paylaşımı, Çin ile onu daha fazla tecrit etmeden kontrol altında tutacak şekilde ilgilenme, terörizme ve kitle imha silahlarına sahip düşmanlara karşı sürekli teyakkuz halinde olma, enerji güvenliğini sağlama ve çıkarlarını savunmanın yanı sıra hibrit tehditlere karşı alınacak önlemler yer alıyor.

Ayrıca NATO'nun Ortadoğu, Afrika ve Karadeniz'deki angajmanı da ele alınacak. Washington'daki zirve, NATO’nun önümüzdeki ekim ayında resmen göreve başlaması beklenen yeni genel sekreteri, eski Hollanda Başbakanı Mark Rutte için de bir ilk olacak.

Washington'daki zirve, ABD’de önümüzdeki kasım ayında yapılacak başkanlık seçimlerine birkaç ay kala yapılıyor. ABD, NATO içinde öncü ülke olduğundan, yeni seçilecek başkanın politikaları onun açısından her zaman büyük önem taşıyor. Ancak bu durum özellikle adaylardan birinin NATO ve çeşitli uluslararası siyasi meseleler hakkında alışılmadık fikirlere sahip olduğu durumlarda geçerli oluyor.

Demokrat Parti'nin adayı Başkan Joe Biden NATO'ya inanıyor ve onu güçlendirmeyi hedefliyor. Rakibi Donald Trump ise NATO ve ABD için farklı bir rol öngörüyor. Avrupalıları kendi güvenlikleri için ABD'ye bel bağlamayı bırakıp kendi sorumluluklarını üstlenmeye çağıran Trump, ABD'nin müdahalesini ve mali katkısını en aza indirip Avrupalıları mümkün olduğunca fazla yükü omuzlamaya zorlamak istiyor.

Trump'ın yeniden başkan seçilmesi halinde ABD'nin Ukrayna’daki savaşa müdahalesini en aza indirebileceğinden ve Rusya ile uzlaşı arayışına girebileceğinden korkuluyor.

Ancak NATO, şartlar ne olursa olsun misyonu gereği, üyeleri arasında ortak bir zemin bulmaya çalışarak çok katmanlı tehditlerle ve zorluklarla yüzleşmeye devam edecektir.

*Bu makale Şarku'l Avsat tarafından Londra merkezli Al Majalla dergisinden çevrilmiştir.



Trump, Adalet Bakanı Bondi'den şikayetçi: Sürekli yakınıyor

Başkan Yardımcısı JD Vance, Dışişleri Bakanı Marco Rubio ve Beyaz Saray Sözcüsü Karoline Leavitt gibi önemli isimler de WSJ'nin haberinin ardından Bondi'yi öven açıklamalar yaptı (Reuters)
Başkan Yardımcısı JD Vance, Dışişleri Bakanı Marco Rubio ve Beyaz Saray Sözcüsü Karoline Leavitt gibi önemli isimler de WSJ'nin haberinin ardından Bondi'yi öven açıklamalar yaptı (Reuters)
TT

Trump, Adalet Bakanı Bondi'den şikayetçi: Sürekli yakınıyor

Başkan Yardımcısı JD Vance, Dışişleri Bakanı Marco Rubio ve Beyaz Saray Sözcüsü Karoline Leavitt gibi önemli isimler de WSJ'nin haberinin ardından Bondi'yi öven açıklamalar yaptı (Reuters)
Başkan Yardımcısı JD Vance, Dışişleri Bakanı Marco Rubio ve Beyaz Saray Sözcüsü Karoline Leavitt gibi önemli isimler de WSJ'nin haberinin ardından Bondi'yi öven açıklamalar yaptı (Reuters)

Wall Street Journal (WSJ), ABD Başkanı Donald Trump'ın Adalet Bakanı Pam Bondi'den memnun olmadığını bildirdi. 

Amerikan gazetesinin kaynakları, 60 yaşındaki siyasetçiyi etkisiz ve zayıf bulan Trump'ın, onu kapalı kapılar ardında sürekli yerdiğini iddia etti.

Danışmanlara yapılan şikayetlerinin dozu ve sıklığının özellikle son aylarda çok arttığı belirtiliyor. 

WSJ, eski FBI Direktörü James Comey ve New York Başsavcısı Letitia James gibi Trump'ın rakip gördüğü kişilere karşı atılan yasal adımların yeterli bulunmadığını öne sürüyor. 

Trump'ın bu kişilere ve kaybettiği 2020 seçimlerine dair hile iddialarına karşı yürütülen yasal süreçlerin hızlandırılması için Adalet Bakanlığı'na özel savcılar atamayı planladığı da haberde dile getirilen iddialar arasında. 

Trump'ın, MAGA hareketinden de tepki alan Pondi'nin Jeffrey Epstein dosyalarını eline yüzüne bulaştırdığı eleştirilerine hak verdiği ifade ediliyor. 

Trump'ın bizzat eleştirilerini ilettiği Bondi'nin endişelerinin özellikle son bir aylık süreçte arttığı bildiriliyor.

WSJ'nin haberinin ardından Beyaz Saray'dan peş peşe açıklamalar geldi.

Trump, "Pam harika bir iş çıkarıyor. Uzun yıllardır benim arkadaşım. Radikal solcu çılgınlara karşı muazzam bir ilerleme kaydedildi. Onlar tek bir işte iyi, seçimlerde hile yapmak ve suç işlemek" dedi. 

Beyaz Saray Özel Kalem Müdürü Susie Wiles da Bondi'nin onlarca yıldır arkadaşı olduğunu söyleyip ekledi:

O inanılmaz derecede yetenekli, zeki ve çalışkan. Adalet Bakanlığı'nın başında olduğu için Trump Yönetimi şanslı.

Trump eylülde X'te yaptığı paylaşımda Adalet Bakanı Pam Bondi'ye seslenerek Comey ve James'in yanı sıra Demokrat Partili Senatör Adam Schiff'in de cezalandırılması gerektiğini savunmuştu.

Yanlışlıkla paylaşıldığı iddia edilen gönderide, "Aşırı suçlular ama hiçbir şey yapılmıyor. Daha fazla gecikemeyiz. Bu bizim itibarımızı ve inanırlığımızı öldürüyor" denmişti. 

Sonrasında Comey ve James hakkında iddianameler hazırlandı. Ancak yargı, Trump'ın eski avukatıyken Virginia Doğu Bölgesi Başsavcısı yapılan Lindsey Halligan'ın atanmasının kanunlara uymadığı neticesine varınca bu girişimler suya düştü. 

Independent Türkçe, Wall Street Journal, The Times, NBC


ABD'nin savaş suçu ortaya çıktı: Uçağı boyamışlar

Washington uyuşturucu kartellerine ait olduğu iddia edilen teknelerin meşru askeri hedefler olduğunu savunuyor (AFP)
Washington uyuşturucu kartellerine ait olduğu iddia edilen teknelerin meşru askeri hedefler olduğunu savunuyor (AFP)
TT

ABD'nin savaş suçu ortaya çıktı: Uçağı boyamışlar

Washington uyuşturucu kartellerine ait olduğu iddia edilen teknelerin meşru askeri hedefler olduğunu savunuyor (AFP)
Washington uyuşturucu kartellerine ait olduğu iddia edilen teknelerin meşru askeri hedefler olduğunu savunuyor (AFP)

ABD'nin eylülde Karayip Denizi'nin güneyinde uyuşturucu kaçakçılığı iddiasıyla vurduğu ilk teknenin sivil görünümlü bir uçak tarafından hedef alındığı ortaya çıktı. Bu durumun uluslararası hukuka aykırı olduğu bildiriliyor.

New York Times ve Washington Post'un kaynaklarına dayandırdığı haberlere göre bir askeri uçak, boyanarak sivil görünümlü hale getirilmiş. 

2 Eylül'deki saldırı öncesinde uçaktaki silahların da görünmemesi sağlanmış. Fırlatılan mühimmat kanat altında değil, gövdede tutulmuş.

Ad ve görevlerinin gizlenmesi koşuluyla konuşan yetkililer, 9 kişinin ilk saldırıda, iki kişinin de sonrasında öldürüldüğü bu operasyonda uluslararası hukukun ihlal edilmiş olabileceğini söylüyor. 

Hukukçular da askeri uçağın sivilmiş gibi gösterilmesiyle uluslararası hukuktaki hainlik (perfidy) suçunun işlendiğini vurguluyor.

Geçmişte ABD Özel Operasyon Birimleri'ne danışmanlık yapmış olan hukukçu Todd Huntley şöyle diyor:

Bu uçaklar özsavunma amacıyla silahlandırılsaydı herhangi bir ihlal olmazdı. Ancak saldırı amacıyla kullanılması ve düşmanın güvenini kazanmak için sivilmiş gibi gösterilmesi ihlal anlamına geliyor.

ABD eylülden beri Karayipler ve Pasifik Okyanusu'ndaki teknelere uyuşturucu ticaretiyle mücadele iddiasıyla saldırılar düzenliyor.

Toplamda en az 123 aşkın kişinin öldürüldüğü 35 operasyon, yargısız infaz eleştirilerinin hedefi oluyor. Uluslararası sulardaki şüphelilerin öldürülmesinin hukuku çiğnediği vurgulanıyor.

Herhangi bir yasal dayanağa sahip olmamakla suçlanan ABD ise "narkoterörizmle mücadele" için askeri güce ihtiyaç duyulduğunu savunuyor. Venezuela lideri Nicolas Maduro da aynı iddiayla kaçırılmıştı.

Donald Trump yönetiminin teknelere düzenlenen operasyonlar için bu argümanı kullanmasına karşı çıkan Huntley, sivil görünümlü uçak haberinin ardından "Bu bir savaş değil. Ancak işin gerçekten şaşırtıcı tarafı şu ki, bu argümanı kabul etseniz bile uluslararası hukuk ihlal edilmiş oluyor" diyor. 

Independent Türkçe, New York Times, Washington Post 


S-300’ler Venezuela’yı ABD’ye karşı neden koruyamadı?

Moskova yönetimi, Washington'ın Karakas baskınına tepki gösterse de Venezuela'ya sattığı S-300'ler saldırıda etkisiz kaldı (AFP)
Moskova yönetimi, Washington'ın Karakas baskınına tepki gösterse de Venezuela'ya sattığı S-300'ler saldırıda etkisiz kaldı (AFP)
TT

S-300’ler Venezuela’yı ABD’ye karşı neden koruyamadı?

Moskova yönetimi, Washington'ın Karakas baskınına tepki gösterse de Venezuela'ya sattığı S-300'ler saldırıda etkisiz kaldı (AFP)
Moskova yönetimi, Washington'ın Karakas baskınına tepki gösterse de Venezuela'ya sattığı S-300'ler saldırıda etkisiz kaldı (AFP)

Venezuela'nın Rusya'dan aldığı hava savunma sistemleri, ABD'nin düzenlediği askeri harekatta devreye girmedi.

New York Times'ın (NYT) haberinde, Amerikan helikopterleri Venezuela'ya girdiğinde Rus yapımı hava sistemlerinin radara bile bağlı olmadığı yazılıyor.

S-300 ve Buk-M2 hava savunma sistemlerinin devreye girmemesinin, Venezuela hava sahasının korumasız kalmasına yol açtığı belirtiliyor.

Amerikan gazetesinin incelediği fotoğraf, video ve uydu görüntülerine göre bunların bazıları depodan bile çıkarılmamış.

Haberde, ABD'nin aylarca süren askeri yığınağına rağmen "Venezuela’nın olası bir Amerikan operasyonuna hazırlıklı olmadığının görüldüğü" ifade ediliyor.

CIA'in Venezuela'daki eski istasyon şefi Richard de la Torre şunları söylüyor:

Yıllarca süren yolsuzluk, lojistik imkanların yetersizliği ve yaptırımlar Venezuela'nın hava savunma sistemlerinin hazır olmasını engelledi.

Adlarının paylaşılmaması şartıyla konuşan ABD'li yetkililer, Rusya'nın da bu durumda rol oynadığını savunuyor.

Moskova'nın Washington'la daha büyük bir çatışmayı önlemek için Venezuela'ya sattığı askeri teçhizatın bakımsız kalmasına "sessizce müsaade ettiği" ileri sürülüyor.

Kaynaklara göre Venezuela ordusu, Rus menşeli savunma sistemleriyle bir Amerikan uçağını düşürseydi Kremlin'e yönelik büyük tepkiler gelebilirdi.

Ayrıca Venezuela ordusunun, askeri teçhizatın bakımını ve onarımını yapmakta zorlandığı belirtiliyor.

ABD'nin 3 Ocak'ta eşi Cilia Flores'le ülkeden kaçırdığı Venezuela lideri Nicolas Maduro'nun selefi Hugo Chavez, sözkonusu hava savunma sistemlerini Rusya'dan 2009'da almıştı.

Kremlin'le anlaşmanın açıklanmasının ardından Chavez, "Bu roketlerle yabancı uçakların gelip bizi bombalaması çok zor olacak" ifadelerini kullanmıştı.

ABD Savunma Bakanı Pete Hegseth ise Venezuela operasyonunun ardından yaptığı açıklamada "Görünüşe göre Rus hava savunma sistemleri pek işe yaramadı, değil mi?" demişti.

Analizde, Rusya'nın Ukrayna cephesinde istediklerini elde edebilmek için Venezuela'ya yönelik ABD operasyonuna göz yumduğu da iddia ediliyor.

Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, kasımdaki bir basın toplantısında, Venezuela'nın savunmasını güçlendirmek için Belarus'a yaptıkları ülkeye silah konuşlandırıp konuşlandırmayacaklarına ilişkin soruyu, "Venezuela'yla ortaklığımızı Belarus'la işbirliğimizle karşılaştırmak doğru olmaz" diye yanıtlamıştı. 

Independent Türkçe, New York Times, Kyiv Post