Yeni teknoloji baronlarının yükselişiyle insanlığın yok olma olasılıkları

Fotoğraf: (Shutterstock)
Fotoğraf: (Shutterstock)
TT

Yeni teknoloji baronlarının yükselişiyle insanlığın yok olma olasılıkları

Fotoğraf: (Shutterstock)
Fotoğraf: (Shutterstock)

Osama Esber

İtalya asıllı ABD’li düşünür Loretta Napoleoni'nin kısa bir süre önce Seven Stories Press yayınevi tarafından çıkarılan yeni kitabı ‘Technocapitalism: The Rise of the New Robber Barons and the Fight for the Common Good’ (Teknokapitalizm: Yeni Soyguncu Baronların Yükselişi ve Kamu Yararı İçin Mücadele) küresel durumu modern şirketlerin yükselişi, halklar pahasına zenginliğin zirveleri ve insanoğlunun bekasını tehdit eden felaket sonuçları açısından analiz eden bir eleştirel düşünce tezi olarak görülebilir.

Yazar, yeniyi anlama ve baş döndürücü hızla değişen bir gerçekliğe uyum sağlama konusundaki yetersizliğimizin neden olduğu ‘kaygı salgını’ adını verdiği yeni bir olgudan bahsediyor. Hatta beynimizin bu kadar yüksek düzeyde bir belirsizlikle baş edemediği bile söylenebilir. Çünkü biz, şimdiki zaman ile gelecek arasındaki sınırların kaybolduğu bir zaman ölçeğinde, olanlar ile olabileceklerin kesiştiği 'geleceğin şimdisinde' yaşıyoruz. Yazar, insanların atalarının, belirsizlik içinde, sınırlı bilgiye sahip oldukları ve değişimin kaprislerinin insafına kaldıkları, ancak çevrelerine uyum sağladıkları ve acılara ve zorluklara rağmen yaşamlarını sürdürdükleri, bugünkü yaşamlarımıza benzer tehlikeli ve değişken dünyalardaki yaşamlarına da geri dönüp değiniyor. Ancak Napoleoni'ye göre asıl korkutucu olansa insanların geçmişte kullandıkları araçların artık işe yaramaması ve başta insanlar arasındaki dayanışma olmak üzere varlıklarını koruyan değerlerin buharlaşması ve romancı Haruki Murakami'nin "Herkes, derinlerde bir yerde, dünyanın sonunu bekliyor” diye tanımladığı imrenilmeyecek bir duruma gelene kadar ‘tarihin bencil bir dönemine’ girmiş olmamızdır. Napoleoni, içinde bulunduğumuz yeni varoluşsal paranoya durumunu, insanlığın gezegeni kurtarmak için rasyonel bir seçim yapması halinde anlaşılabilecek ve yüzleşilebilecek tehlikelerle dolu ve giderek karanlıklaşan bir geleceği ortaya çıkarırken, insan direncini yok eden bir ‘korku politikası’ olarak tanımlıyor.

Karamsarlık çağı

Yazar yeni insan jeolojik çağını (antroposen) ele alıyor ve bu çağı karamsarlık çağı, doğanın artık değişimi yönlendirmediği ve Frankenstein’ın canavarının, yani yapay zekanın (AI) gezegenin dümenini ele geçirdiği bir çağ olarak tanımlıyor. Yazara göre bu durum şimdiye kadar sadece büyük bir kaygı üretti. Çünkü temelde olumsuzluklara odaklanıyoruz ve hayat artık iyi olmasa ve umut alanı daralmış olsa bile bizi umutlu hissettirecek olumlu şeyler kalmadı. Yapay zekanın ortaya çıktığı, temiz havayı kaybettiğimiz, buzdağlarının eridiği ve rengarenk mercan resiflerinin yok olduğu bir dönemde yaşıyoruz. On binlerce hayvan türünün nesli tükeniyor, ara mevsimler kalkıyor ve teknolojik dönüşümün, tüm dünya nüfusu pahasına bencil bir azınlığın kârını en üst düzeye çıkarmak için kontrol ve tekelleşme dışında herhangi bir olası tezahürünü ayırt etmek zorlaşıyor.

Yazar Loretta Napoleoni'ye göre teknoloji, insanlığın yeni jeolojik çağının bir ürünü ve onu kontrol edersek yüce hedeflere ulaşmamıza yardımcı olabilir, ama tekelleştirilirse bize büyük zarar verir. Modern teknolojiyi kontrol edenlerin nihai hedefi kâr etmektir. Tıpkı geleneksel arabalara kıyasla hidrokarbon enerjisinin çok daha azını tüketen ve yenilenebilir kaynaklardan elde edilen enerjiyle hareket eden elektrikli arabalar gibi. Ancak bu gelişmeler, imha edilmeleri için halen net bir mekanizma olmadığı için tehlikeli olan elektrikli araç bataryalarının üretimi sorununa bir çözüm getirmedi. 2017 yılında yapılan araştırmalar, tek bir elektrikli otomobilin üretiminin, bataryanın karbon ayak izi nedeniyle geleneksel bir otomobile göre yüzde 60 daha fazla CO2 yaydığını gösterdi.

Yazar, yeniyi anlama ve baş döndürücü bir hızla değişen bir gerçekliğe uyum sağlama konusundaki yetersizliğimizin neden olduğu ‘kaygı salgını’ adını verdiği yeni bir olgudan bahsediyor.

Napoleoni, günlük hayatımızda artık kendimizi huzurlu hissetmediğimizi, adımlarımızı endişe ve korkunun yönlendirdiğini, yarına ve onun getireceklerine dair endişe duyduğumuzu ve iyi bir hayat yaşayamayacağımız bir zamanın geleceğinden korktuğumuzu ekliyor. Napoleoni’nin analizine dayanarak, dünyadaki mevcut durumun milyonlarca insanın bu acı gerçekle yüzleştiğini ve bunun bedelini ödediğini söyleyebiliriz. Çünkü Ukrayna'da ya da başka bir yerde yaşananlar Ortadoğu'daki bir insanın iflas etmesine ya da aç kalmasına neden olabilir. Gazze’deki savaş, içinde savaşıldığı ve sakinlerinin başlarına acımasızca yıkıldığı coğrafyanın ötesinde amaçlara hizmet ediyor. ABD'li gazeteci Chris Hedges bu savaşı Kuzey'in Güney'e verdiği ‘Bize itaat etmezseniz sizi ezeriz’ mesajı olarak tanımlıyor. Dünyanın dört bir yanında insanların elektrik, su, gaz, telefon, internet ve temizlik faturaları için ödedikleri paralar sadece birkaç kişinin cebine giriyor. Devlet öldü, Ortadoğu'da ve başka yerlerde artık yoksulları koruyacak bir kurum yok. Yazarın yeni ‘baronlar’ ve ‘hırsızlar’ olarak adlandırdığı teknoloji alanındaki ilerlemenin tekelcileri, kişisel çıkarları için gece gündüz dünyanın boğazını sıkmaya çalışıyorlar. İklim değişikliğinin kötüleşmesi ve doğal felaketlerin gezegeni harap etmesi onlar için önemli değil.

Yeni yaradılış

Yazar bu olguları, zamanın olağanüstü hızlanmasının şimdiki zaman ile geleceğin kesiştiği olağanüstü bir değişim döneminde doğan yeni bir oluşum olarak tanımlıyor. Teknoloji ve yapay zeka dönüşümün hızını belirlerken, bu geçiş çoğu insan için zihinsel, duygusal ve varoluşsal olarak dayanılmaz bir hızda gerçekleşiyor. Her şey bir anda değiştiğinden, her türlü çaba boşa görünüyor. Çoğu insan her türlü başarının göz açıp kapayıncaya kadar kıymetini yitirdiğini hissediyor. Yazara göre şimdiki zamanın beyhudeliği o kadar rahatsız edici ki, kaygı bazen bizi felç ediyor.

zaxscdfvgb
Loretta Napoleoni (Facebook)

Önemli ve tehlikeli bir noktaya değinen Napoleoni, Kovid-19 pandemisinin, pandemik anksiyete olgusunu tetikleyen olaylardan biri olduğunu ve bunun sonucunda ortaya çıkan akıl hastalığı, bilinmeyene karşı duyulan korkunun tetiklediği bir dizi olumsuz düşünce olarak tanımlanabileceğini söylüyor. Napoleoni’ye göre belki de bu anksiyete, mevcut kesinliklerin parçalanma ve yeni ufukların ortaya çıkma hızından kaynaklanıyordu. Doğru cevabı bulmaya yardımcı olabileceği için geçmişe geri dönen Napoleoni, her büyük dönüşümün şafağında, bilinmeyeni kucaklayan vizyon sahiplerinin, neler olup bittiğini diğerlerinden daha hızlı fark eden ve bazen toplumun tamamına fayda sağlayan olumlu bir dönüşüme katkıda bulunan insanların olduğunu söylüyor. Örneğin çeliğin endüstriyel kullanımı modern şehirlerin doğuşuna yol açtı. Çelik 4 bin yıldır alet yapımında kullanılıyor olsa da demir cevherinden çelik üretmek için ilk ucuz endüstriyel süreç olan ‘Bessemer süreci’ gerçekten devrim niteliğindeydi. Yöntem, 1855 yılında sürecin patentini alan Henry Bessemer tarafından bulundu. Süreç, erimiş demire hava basarak demiri oksitlemek suretiyle demirdeki safsızlıkların (empürite) giderilmesine dayanıyor. Safsızlıklar oksitlenir ve oksitlenmeden kaynaklanan ısının bir sonucu olarak demir erir. Bu işlem çeliği köprü, demiryolu, makine ve gökdelen yapımında yaygın olarak kullanılan dünyanın en büyük endüstrilerinden biri haline getirdi. ABD’de etkili olduğu kanıtlanan bu yöntemin kullanılması hem kapitalistler hem de işçiler olmak üzere herkese fayda sağladı.

Yazar, dönüşümü onu Amerikan tarihinin en zengin adamlarından biri haline getiren, ancak zekası sadece kendisi ve ailesi için muazzam bir servet yaratmakla kalmayıp aynı zamanda diğer insanların yaşamlarını da iyileştiren Andrew Carnegie'ye övgüde bulunuyor. Napoleoni, bu kapitalistlerin biriktirdikleri servet ne olursa olsun ‘Büyük Dönüşüm’ sırasında başarılı vizyonerlerin gerçek başarısının, insanlığın ilerlemesine katkıda bulundukları sıçramanın boyutu olduğunu savunuyor.

Yapay zekanın ortaya çıktığı, temiz havayı kaybettiğimiz, buzdağlarının eridiği bir zamanda yaşıyoruz.

Yararın evrenselleştirilmesine ilişkin bu farkındalık olmaksa ilerleme, ya yoksullaştırma ya baskı ya da dolandırıcılık ve sahtekarlık yoluyla topluma zararlı olmaya mahkumdur. Tıpkı açgözlülük nedeniyle büyük iş ve para kayıplarına yol açan kripto para borsalarını hileli bir şekilde yöneten Sam Bankman-Fried gibilerinin yaptığı gibi. Ayrıca kan dökmeye dayalı pazarlama kaynaklarını güvence altına almak için siyaseti yönlendiren ve savaşları körükleyen silah şirketlerini de eleştiren yazar, bu şirketlerin başındaki soyguncu baronların, kâr ve faydaların yalnızca kendilerine ait olması ve hiçbirinin genel olarak insanların içinde bulundukları mevcut koşulları iyileştirmeye fayda sağlamaması bakımından önceki kapitalistlerden farklı oldukları sonucuna varıyor.

Adaptasyonun tarihçesi

Yazar, insan türünün Dünya gezegenindeki yolculuğundaki uzun soluklu adaptasyonun tarihçesinden bahsediyor. Eğer merakımız ve sezgilerimiz bilinmeyene karşı duyduğumuz korkunun üstesinden gelmeseydi, muhtemelen hayatta kalamayacağımızı savunuyor. Taş Devri’ndeki atalarımızı korkularının üstesinden gelip ailelerinin ve kabilelerinin güvenliğini terk etmeye iten, evimizin ve çevremizin sınırlarının ötesinde ne olduğuna dair merak ve daha zengin bir yaşam olduğunun farkına varmaktı. İçinde bulunduğumuz durumda da farklı değiliz. Ancak kaygımızı besleyen şey yalnızca bilinmeyene karşı duyduğumuz korku değil, aynı zamanda şimdiki zamanın geleceğe dönüşme ve gerçekliğin değiştirilip yeniden keşfedilme hızıydı. Bu da hepimizi kesinliklerin hızla paramparça olduğu bir dünyayla başa çıkmaya karşı bizi hazırlıksız yakalıyor.

cdvfrgbthy
Teknokapitalizm: Yeni Soyguncu Baronların Yükselişi ve Kamu Yararı İçin Mücadele kitabının kapağı

Yazar Napoleoni'ye göre şu an yaşanan, birkaç yeni vizyonerin, ileri teknolojiyle donanmış küçük bir grup zeki girişimcinin, değişimin hızını kendi avantajlarına kullanabilmeleri ve evrimi tekellerine alarak şimdiki zamandan/gelecekten faydalanabilmelerinden ibaret. Onlar teknolojiyi anladılar ve bunu kurnazlıkla kendi avantajları için kullandılar. Ancak bunu yaparken de benzersiz faydasını kötüye kullandılar ve nihayetinde topluma zarar verdiler.

Kitap, modern teknolojinin seçkinler lehine iş yapma hızının yarattığı yeni bir yasal belirsizliğe işaret ediyor. Bu durum yasaların karışmasına, güvenilmesinin zorlaşmasına ve yoruma açık hale gelmesine yol açtı. Böylece yetenekli avukatlar, bu tür hızlı gelişmelerle başa çıkmaya hazır olmayan işçilerin zararına olacak şekilde her davayı kazanabilir hale geldi. Amazon'un ve Uber'in işgücü piyasasını yok ederek yaptığı da budur. Buna karşı düzenlenen gösteriler ve grevler hiçbir işe yaramadı.

İleri teknolojiyle donanmış küçük bir grup bilgili müteahhit, değişimin hızını kendi avantajlarına kullanmayı başardı.

Kitap aynı zamanda yapay zekanın potansiyelini ve doğru şekilde kullanılması halinde oynayabileceği son derece olumlu rolü vurguluyor. Yapay zeka, insanların yaşamlarını iyileştirmek ve gezegeni kurtarmak için alçak Dünya yörüngesindeki uzay istasyonlarından yönetebileceğimiz ve denetleyebileceğimiz robotlarla uzayı kolonileştirmemize yardımcı olabilir. Ancak yazar, yapay zekanın yanlış ellere düştüğüne ve kapınıza gelen posta paketinden, cep telefonunuza yanıt veren ve sizi gideceğiniz yere ulaştıran arabaya ve insansız hava araçları (İHA) tarafından fırlatılan füzeye kadar gezegendeki her şeyi yönlendiren korku politikası altında belli başlı kişilerin ceplerine hizmet etmek için kullanıldığına inanıyor.

Kitabın bazı bölümleri, uzayın kolonileştirilmesi ve düşük maliyetli bir uzay sömürüsü yarışının önünü açan küçük uyduların icadına dikkati çekiyor. Küçük uydular Dünya tarafından yayınlanan radyo sinyallerini algılayabilir. Bu da bir felaket durumunda, etkinin derecesi ve en çok etkilenebilecek alanlar hakkında ön bilgi sağlayabilecekleri anlamına geliyor. Ancak şu anda yaşanmakta olan, yazarın ‘uzayın özelleştirilmesi’ olarak adlandırdığı, özellikle de Rusya, Çin, Hindistan ve ABD için bir çöplük ve silah deneme alanı haline gelen alçak Dünya yörüngesi aracılığıyla uzayı tekelleştirmeye yönelik farklı türde bir yarış. Gezegendeki bu çöplük, Dünyanın tüm uzay çevresini tehdit ediyor. Parçalanma, yüksek yayılma hızı ve bir yerden diğerine hızlı hareket olarak tanımlanıyor. Böylece gelecekteki herhangi bir uzay aracı, eğer bunu başarabilirse, yolculuğuna devam etmek için bir mayın tarlasını ya da uzayda yüzen enkaz ve döküntü bataklığını geçmek zorunda kalacak. Birleşmiş Milletler (BM) üyesi devletler tarafından 1967 yılında imzalanan ve ulusların ve bireylerin uzay nesneleri üzerinde mülkiyet ya da egemenlik iddiasında bulunmalarını yasaklayan Dış Uzay Anlaşması’na rağmen, uzayı gayrimenkul gibi bölmek için organize girişimler olduğu görülüyor.

*Bu makale Şarku'l Avsat tarafından Londra merkezli Al Majalla dergisinden çevrilmiştir.

 



ABD’nin olası İran operasyonu: Hangi seçenekler masada?

Londra'daki İran Büyükelçiliği önünde dün toplanan göstericiler arasında ABD'nin İran'a askeri müdahalesini savunanlar da vardı (Reuters)
Londra'daki İran Büyükelçiliği önünde dün toplanan göstericiler arasında ABD'nin İran'a askeri müdahalesini savunanlar da vardı (Reuters)
TT

ABD’nin olası İran operasyonu: Hangi seçenekler masada?

Londra'daki İran Büyükelçiliği önünde dün toplanan göstericiler arasında ABD'nin İran'a askeri müdahalesini savunanlar da vardı (Reuters)
Londra'daki İran Büyükelçiliği önünde dün toplanan göstericiler arasında ABD'nin İran'a askeri müdahalesini savunanlar da vardı (Reuters)

ABD, İran'a yönelik gizli operasyon ve askeri stratejiler üzerinde çalışıyor.

Kimliklerinin paylaşılmaması şartıyla New York Times'a (NYT) konuşan yetkililer, ABD Savunma Bakanlığı'nın (Pentagon) Başkan Donald Trump'a çeşitli saldırı seçenekleri sunduğunu söylüyor.

Bunlar arasında ABD'nin haziranda vurduğu nükleer tesislere ek olarak balistik füze üretimi merkezlerinin hedef alınması da var.

İran ve İsrail arasında Gazze savaşı nedeniyle tırmanan gerginlik haziranda sıcak çatışmaya dönüşmüştü. İsrail'in 13 Haziran'daki saldırısıyla başlayan çatışmalarda İran vakit kaybetmeden misilleme yapmıştı.

Çatışmalarda ABD'ye ait bombardıman uçakları İran'daki İsfahan, Fordo ve Natanz tesislerine 22 Haziran'da hava saldırısı düzenlemiş, operasyonda 14 "sığınak delici" GBU-57 bombası kullanılmıştı.

Yetkililer, böyle bir saldırı senaryosunda operasyonun "birkaç gün" sürebileceğini ve İran'ın "şiddetli misilleme yapabileceğini" belirtiyor.

İran, ABD'nin saldırısına cevap olarak 23 Haziran'da Amerikan ordusunun Katar'daki El-Udeyd Hava Üssü'ne saldırmıştı. Operasyonda Tahran'ın önceden Washington'a haber verdiği ve hiçbir can kaybı yaşanmadığı aktarılmıştı.

Pentagon'un sunduğu diğer seçenekler arasında İran'ın güvenlik kurumlarına yönelik siber saldırı düzenlenmesi yer alıyor. Kaynaklara göre bu tarz saldırılarda "protestoculara karşı ölümcül güç kullanan iç güvenlik aygıtı" hedef alınacak.

Adlarının paylaşılmaması kaydıyla BBC'ye konuşan ABD'li yetkililer de İran'a yönelik olası operasyonda hava saldırılarının en muhtemel seçenekler arasında olduğunu belirtiyor. Bunlara ek olarak İran'ın "komuta ve telekomünikasyon sistemlerinin" hedef alınabileceğine işaret ediliyor.

Trump, sosyal medyadan dün paylaştığı gönderide İran'la iş yapan ülkelere yüzde 25 gümrük vergisi getirme tehdidinde bulundu.

NYT'nin analizinde, İran petrolünün en büyük alıcısı Çin'in yanı sıra Türkiye, Irak, Birleşik Arap Emirlikleri ve Hindistan'ın da böyle bir hamleden olumsuz etkilenebileceğine dikkat çekiliyor.

Trump'ın protestocuların öldürülmesi halinde askeri müdahale tehdidinde bulunduğu İran'ın ekonomisi, uzun süredir ABD ambargosunun da etkisiyle zor durumda.

İran riyalinin açık piyasada ABD doları karşısında rekor seviyede düşmesinin ardından başkent Tahran'daki Kapalı Çarşı'da esnaf 28 Aralık'ta greve gitmişti.

Gösterilerde ölen ya da yaralananlara ilişkin resmi açıklama yapılmazken, Norveç merkezli insan hakları örgütü İran İnsan Hakları (IHRNGO) verilerine göre, protestolarda en az 648 eylemci öldürüldü, bunlardan 9'u 18 yaşın altındaydı. BBC'nin İran'daki kaynaklarıysa ölü sayısının çok daha yüksek olabileceğini belirtiyor.

İran İnsan Hakları Aktivistleri Haber Ajansı (HRANA), öğrencilerin de katılımıyla büyüyen gösterilerin 16. gününe ilişkin raporunda, 133'ü emniyet görevlisi ve biri savcı, 9'u 18 yaşın altında toplam 646 kişinin hayatını kaybettiğini, 10 bin 721 kişinin de gözaltına alındığını bildirdi.

ABD'nin İran'a yönelik operasyon başlatma ihtimali İsrail'i de harekete geçirdi. İsrail Savunma Kuvvetleri'nden (IDF) dün yapılan paylaşımda, İran'daki durumla ilgili "sürpriz senaryolara karşı" hazırlık yapıldığı ifade edildi.

Independent Türkçe, New York Times, BBC, Times of Israel


Çin’den AB’ye Tayvan baskısı: Kırmızı çizgimizi geçiyorsunuz

AB, Tayvan'ı egemen bir devlet olarak tanımasa da Taipei yönetimiyle gayriresmi bağlantılara sahip (Reuters)
AB, Tayvan'ı egemen bir devlet olarak tanımasa da Taipei yönetimiyle gayriresmi bağlantılara sahip (Reuters)
TT

Çin’den AB’ye Tayvan baskısı: Kırmızı çizgimizi geçiyorsunuz

AB, Tayvan'ı egemen bir devlet olarak tanımasa da Taipei yönetimiyle gayriresmi bağlantılara sahip (Reuters)
AB, Tayvan'ı egemen bir devlet olarak tanımasa da Taipei yönetimiyle gayriresmi bağlantılara sahip (Reuters)

Çin, Tayvanlı politikacıları kabul etmemeleri için Avrupa ülkelerine baskı yapıyor.

Adlarının paylaşılmaması şartıyla Guardian'a konuşan diplomat ve yetkililer, Pekin'in Tayvanlı siyasetçilerin ülkelerine girişini yasaklaması için Avrupa Birliği (AB) hükümetlerine baskı yaptığını öne sürüyor. 

Kaynaklara göre Çin yönetimi, Avrupa'daki konsolosluklar üzerinden hükümet yetkililerine kasım ve aralıkta ulaşarak Tayvanlı politikacıların girişlerinin yasaklanması yönünde "hukuki tavsiye" verdi. 

Pekin yönetimi, Schengen Sınırları Kanunu diye bilinen ve AB vatandaşı olmayanların ülkelere girişi için "üye devletlerin uluslararası ilişkilerine tehdit oluşturmamasını" şart koşan kuralları öne sürerek uyarı yapıyor. 

Buna göre Çinli yetkililer, Tayvanlı siyasetçilerin Avrupa ülkelerine girişinin, mevzubahis ülkenin Çin'le uluslararası ilişkilerini tehdit edeceğini savunuyor. 

Diğer yandan Tayvan Ulusal Dong Hwa Üniversitesi'nden Zsuzsa Anna Ferenczy, "AB-Tayvan ilişkilerinin AB-Çin ilişkilerini tehdit ettiği yönündeki yorum Pekin'e ait. Bu, Avrupa'daki algı veya gerçeklikle hiç uyuşmuyor" diyor. 

Guardian'ın incelediği bazı notlarda "Tayvanlı personelin resmi temas için Avrupa'ya girmesinin yasaklanması" talep ediliyor. Bunun "Çin'in kırmızı çizgisinin ihlal edilmesi" anlamına geldiği ileri sürülüyor. 

Ayrıca bazı notlarda, AB hükümetlerinden Tayvan Devlet Başkanı Lai Ching-te, Devlet Başkanı Yardımcısı Hsiao Bi-khim ve Başbakan Cho Jung-tai'nin yanı sıra, bu pozisyonlarda önceden görev yapmış isimlerin de girişinin yasaklanması talep ediliyor. 

Çin yönetimine göre Tayvanlı yetkililerin Belçika, Çekya, Polonya, Hollanda, İtalya, Avusturya, Almanya, Litvanya, Danimarka, Estonya ve İrlanda'ya ziyaretleri, "Çin-AB ilişkilerini ciddi şekilde zedeleme" riski taşıyor. 

Guardian'ın aktardığına göre Norveç ve Finlandiya'ya da benzer uyarı notları gönderilmiş. 

Tayvan Dışişleri Bakanlığı gazeteye gönderdiği açıklamada, yetkililerin Avrupa ziyaretlerinin "Çin'le hiçbir ilgisi olmadığı, Çin'in bu konuda müdahale etme hakkının bulunmadığı" belirtildi. 

Çin'e odaklanan Alman düşünce kuruluşu Merics'ten Claus Soong, şu ifadeleri kullanıyor: 

Pekin, Tayvanlı yetkilileri ülkeye kabul etmeden önce iyice düşünmeniz gerektiğini söylemek için elinden geleni yapıyor. Bunun bir tehdit olduğunu söyleyemem, daha çok bir hatırlatma ancak pek de nazik bir hatırlatma değil.

AB, Çin ordusunun Tayvan etrafında geçen ay düzenlediği kapsamlı tatbikatı eleştirerek, "bölgedeki istikrarın tehlikeye girdiğini" bildirmişti.

Independent Türkçe, Guardian, European Newsroom


Trump, Adalet Bakanı Bondi'den şikayetçi: Sürekli yakınıyor

Başkan Yardımcısı JD Vance, Dışişleri Bakanı Marco Rubio ve Beyaz Saray Sözcüsü Karoline Leavitt gibi önemli isimler de WSJ'nin haberinin ardından Bondi'yi öven açıklamalar yaptı (Reuters)
Başkan Yardımcısı JD Vance, Dışişleri Bakanı Marco Rubio ve Beyaz Saray Sözcüsü Karoline Leavitt gibi önemli isimler de WSJ'nin haberinin ardından Bondi'yi öven açıklamalar yaptı (Reuters)
TT

Trump, Adalet Bakanı Bondi'den şikayetçi: Sürekli yakınıyor

Başkan Yardımcısı JD Vance, Dışişleri Bakanı Marco Rubio ve Beyaz Saray Sözcüsü Karoline Leavitt gibi önemli isimler de WSJ'nin haberinin ardından Bondi'yi öven açıklamalar yaptı (Reuters)
Başkan Yardımcısı JD Vance, Dışişleri Bakanı Marco Rubio ve Beyaz Saray Sözcüsü Karoline Leavitt gibi önemli isimler de WSJ'nin haberinin ardından Bondi'yi öven açıklamalar yaptı (Reuters)

Wall Street Journal (WSJ), ABD Başkanı Donald Trump'ın Adalet Bakanı Pam Bondi'den memnun olmadığını bildirdi. 

Amerikan gazetesinin kaynakları, 60 yaşındaki siyasetçiyi etkisiz ve zayıf bulan Trump'ın, onu kapalı kapılar ardında sürekli yerdiğini iddia etti.

Danışmanlara yapılan şikayetlerinin dozu ve sıklığının özellikle son aylarda çok arttığı belirtiliyor. 

WSJ, eski FBI Direktörü James Comey ve New York Başsavcısı Letitia James gibi Trump'ın rakip gördüğü kişilere karşı atılan yasal adımların yeterli bulunmadığını öne sürüyor. 

Trump'ın bu kişilere ve kaybettiği 2020 seçimlerine dair hile iddialarına karşı yürütülen yasal süreçlerin hızlandırılması için Adalet Bakanlığı'na özel savcılar atamayı planladığı da haberde dile getirilen iddialar arasında. 

Trump'ın, MAGA hareketinden de tepki alan Pondi'nin Jeffrey Epstein dosyalarını eline yüzüne bulaştırdığı eleştirilerine hak verdiği ifade ediliyor. 

Trump'ın bizzat eleştirilerini ilettiği Bondi'nin endişelerinin özellikle son bir aylık süreçte arttığı bildiriliyor.

WSJ'nin haberinin ardından Beyaz Saray'dan peş peşe açıklamalar geldi.

Trump, "Pam harika bir iş çıkarıyor. Uzun yıllardır benim arkadaşım. Radikal solcu çılgınlara karşı muazzam bir ilerleme kaydedildi. Onlar tek bir işte iyi, seçimlerde hile yapmak ve suç işlemek" dedi. 

Beyaz Saray Özel Kalem Müdürü Susie Wiles da Bondi'nin onlarca yıldır arkadaşı olduğunu söyleyip ekledi:

O inanılmaz derecede yetenekli, zeki ve çalışkan. Adalet Bakanlığı'nın başında olduğu için Trump Yönetimi şanslı.

Trump eylülde X'te yaptığı paylaşımda Adalet Bakanı Pam Bondi'ye seslenerek Comey ve James'in yanı sıra Demokrat Partili Senatör Adam Schiff'in de cezalandırılması gerektiğini savunmuştu.

Yanlışlıkla paylaşıldığı iddia edilen gönderide, "Aşırı suçlular ama hiçbir şey yapılmıyor. Daha fazla gecikemeyiz. Bu bizim itibarımızı ve inanırlığımızı öldürüyor" denmişti. 

Sonrasında Comey ve James hakkında iddianameler hazırlandı. Ancak yargı, Trump'ın eski avukatıyken Virginia Doğu Bölgesi Başsavcısı yapılan Lindsey Halligan'ın atanmasının kanunlara uymadığı neticesine varınca bu girişimler suya düştü. 

Independent Türkçe, Wall Street Journal, The Times, NBC