Yeni teknoloji baronlarının yükselişiyle insanlığın yok olma olasılıkları

Fotoğraf: (Shutterstock)
Fotoğraf: (Shutterstock)
TT

Yeni teknoloji baronlarının yükselişiyle insanlığın yok olma olasılıkları

Fotoğraf: (Shutterstock)
Fotoğraf: (Shutterstock)

Osama Esber

İtalya asıllı ABD’li düşünür Loretta Napoleoni'nin kısa bir süre önce Seven Stories Press yayınevi tarafından çıkarılan yeni kitabı ‘Technocapitalism: The Rise of the New Robber Barons and the Fight for the Common Good’ (Teknokapitalizm: Yeni Soyguncu Baronların Yükselişi ve Kamu Yararı İçin Mücadele) küresel durumu modern şirketlerin yükselişi, halklar pahasına zenginliğin zirveleri ve insanoğlunun bekasını tehdit eden felaket sonuçları açısından analiz eden bir eleştirel düşünce tezi olarak görülebilir.

Yazar, yeniyi anlama ve baş döndürücü hızla değişen bir gerçekliğe uyum sağlama konusundaki yetersizliğimizin neden olduğu ‘kaygı salgını’ adını verdiği yeni bir olgudan bahsediyor. Hatta beynimizin bu kadar yüksek düzeyde bir belirsizlikle baş edemediği bile söylenebilir. Çünkü biz, şimdiki zaman ile gelecek arasındaki sınırların kaybolduğu bir zaman ölçeğinde, olanlar ile olabileceklerin kesiştiği 'geleceğin şimdisinde' yaşıyoruz. Yazar, insanların atalarının, belirsizlik içinde, sınırlı bilgiye sahip oldukları ve değişimin kaprislerinin insafına kaldıkları, ancak çevrelerine uyum sağladıkları ve acılara ve zorluklara rağmen yaşamlarını sürdürdükleri, bugünkü yaşamlarımıza benzer tehlikeli ve değişken dünyalardaki yaşamlarına da geri dönüp değiniyor. Ancak Napoleoni'ye göre asıl korkutucu olansa insanların geçmişte kullandıkları araçların artık işe yaramaması ve başta insanlar arasındaki dayanışma olmak üzere varlıklarını koruyan değerlerin buharlaşması ve romancı Haruki Murakami'nin "Herkes, derinlerde bir yerde, dünyanın sonunu bekliyor” diye tanımladığı imrenilmeyecek bir duruma gelene kadar ‘tarihin bencil bir dönemine’ girmiş olmamızdır. Napoleoni, içinde bulunduğumuz yeni varoluşsal paranoya durumunu, insanlığın gezegeni kurtarmak için rasyonel bir seçim yapması halinde anlaşılabilecek ve yüzleşilebilecek tehlikelerle dolu ve giderek karanlıklaşan bir geleceği ortaya çıkarırken, insan direncini yok eden bir ‘korku politikası’ olarak tanımlıyor.

Karamsarlık çağı

Yazar yeni insan jeolojik çağını (antroposen) ele alıyor ve bu çağı karamsarlık çağı, doğanın artık değişimi yönlendirmediği ve Frankenstein’ın canavarının, yani yapay zekanın (AI) gezegenin dümenini ele geçirdiği bir çağ olarak tanımlıyor. Yazara göre bu durum şimdiye kadar sadece büyük bir kaygı üretti. Çünkü temelde olumsuzluklara odaklanıyoruz ve hayat artık iyi olmasa ve umut alanı daralmış olsa bile bizi umutlu hissettirecek olumlu şeyler kalmadı. Yapay zekanın ortaya çıktığı, temiz havayı kaybettiğimiz, buzdağlarının eridiği ve rengarenk mercan resiflerinin yok olduğu bir dönemde yaşıyoruz. On binlerce hayvan türünün nesli tükeniyor, ara mevsimler kalkıyor ve teknolojik dönüşümün, tüm dünya nüfusu pahasına bencil bir azınlığın kârını en üst düzeye çıkarmak için kontrol ve tekelleşme dışında herhangi bir olası tezahürünü ayırt etmek zorlaşıyor.

Yazar Loretta Napoleoni'ye göre teknoloji, insanlığın yeni jeolojik çağının bir ürünü ve onu kontrol edersek yüce hedeflere ulaşmamıza yardımcı olabilir, ama tekelleştirilirse bize büyük zarar verir. Modern teknolojiyi kontrol edenlerin nihai hedefi kâr etmektir. Tıpkı geleneksel arabalara kıyasla hidrokarbon enerjisinin çok daha azını tüketen ve yenilenebilir kaynaklardan elde edilen enerjiyle hareket eden elektrikli arabalar gibi. Ancak bu gelişmeler, imha edilmeleri için halen net bir mekanizma olmadığı için tehlikeli olan elektrikli araç bataryalarının üretimi sorununa bir çözüm getirmedi. 2017 yılında yapılan araştırmalar, tek bir elektrikli otomobilin üretiminin, bataryanın karbon ayak izi nedeniyle geleneksel bir otomobile göre yüzde 60 daha fazla CO2 yaydığını gösterdi.

Yazar, yeniyi anlama ve baş döndürücü bir hızla değişen bir gerçekliğe uyum sağlama konusundaki yetersizliğimizin neden olduğu ‘kaygı salgını’ adını verdiği yeni bir olgudan bahsediyor.

Napoleoni, günlük hayatımızda artık kendimizi huzurlu hissetmediğimizi, adımlarımızı endişe ve korkunun yönlendirdiğini, yarına ve onun getireceklerine dair endişe duyduğumuzu ve iyi bir hayat yaşayamayacağımız bir zamanın geleceğinden korktuğumuzu ekliyor. Napoleoni’nin analizine dayanarak, dünyadaki mevcut durumun milyonlarca insanın bu acı gerçekle yüzleştiğini ve bunun bedelini ödediğini söyleyebiliriz. Çünkü Ukrayna'da ya da başka bir yerde yaşananlar Ortadoğu'daki bir insanın iflas etmesine ya da aç kalmasına neden olabilir. Gazze’deki savaş, içinde savaşıldığı ve sakinlerinin başlarına acımasızca yıkıldığı coğrafyanın ötesinde amaçlara hizmet ediyor. ABD'li gazeteci Chris Hedges bu savaşı Kuzey'in Güney'e verdiği ‘Bize itaat etmezseniz sizi ezeriz’ mesajı olarak tanımlıyor. Dünyanın dört bir yanında insanların elektrik, su, gaz, telefon, internet ve temizlik faturaları için ödedikleri paralar sadece birkaç kişinin cebine giriyor. Devlet öldü, Ortadoğu'da ve başka yerlerde artık yoksulları koruyacak bir kurum yok. Yazarın yeni ‘baronlar’ ve ‘hırsızlar’ olarak adlandırdığı teknoloji alanındaki ilerlemenin tekelcileri, kişisel çıkarları için gece gündüz dünyanın boğazını sıkmaya çalışıyorlar. İklim değişikliğinin kötüleşmesi ve doğal felaketlerin gezegeni harap etmesi onlar için önemli değil.

Yeni yaradılış

Yazar bu olguları, zamanın olağanüstü hızlanmasının şimdiki zaman ile geleceğin kesiştiği olağanüstü bir değişim döneminde doğan yeni bir oluşum olarak tanımlıyor. Teknoloji ve yapay zeka dönüşümün hızını belirlerken, bu geçiş çoğu insan için zihinsel, duygusal ve varoluşsal olarak dayanılmaz bir hızda gerçekleşiyor. Her şey bir anda değiştiğinden, her türlü çaba boşa görünüyor. Çoğu insan her türlü başarının göz açıp kapayıncaya kadar kıymetini yitirdiğini hissediyor. Yazara göre şimdiki zamanın beyhudeliği o kadar rahatsız edici ki, kaygı bazen bizi felç ediyor.

zaxscdfvgb
Loretta Napoleoni (Facebook)

Önemli ve tehlikeli bir noktaya değinen Napoleoni, Kovid-19 pandemisinin, pandemik anksiyete olgusunu tetikleyen olaylardan biri olduğunu ve bunun sonucunda ortaya çıkan akıl hastalığı, bilinmeyene karşı duyulan korkunun tetiklediği bir dizi olumsuz düşünce olarak tanımlanabileceğini söylüyor. Napoleoni’ye göre belki de bu anksiyete, mevcut kesinliklerin parçalanma ve yeni ufukların ortaya çıkma hızından kaynaklanıyordu. Doğru cevabı bulmaya yardımcı olabileceği için geçmişe geri dönen Napoleoni, her büyük dönüşümün şafağında, bilinmeyeni kucaklayan vizyon sahiplerinin, neler olup bittiğini diğerlerinden daha hızlı fark eden ve bazen toplumun tamamına fayda sağlayan olumlu bir dönüşüme katkıda bulunan insanların olduğunu söylüyor. Örneğin çeliğin endüstriyel kullanımı modern şehirlerin doğuşuna yol açtı. Çelik 4 bin yıldır alet yapımında kullanılıyor olsa da demir cevherinden çelik üretmek için ilk ucuz endüstriyel süreç olan ‘Bessemer süreci’ gerçekten devrim niteliğindeydi. Yöntem, 1855 yılında sürecin patentini alan Henry Bessemer tarafından bulundu. Süreç, erimiş demire hava basarak demiri oksitlemek suretiyle demirdeki safsızlıkların (empürite) giderilmesine dayanıyor. Safsızlıklar oksitlenir ve oksitlenmeden kaynaklanan ısının bir sonucu olarak demir erir. Bu işlem çeliği köprü, demiryolu, makine ve gökdelen yapımında yaygın olarak kullanılan dünyanın en büyük endüstrilerinden biri haline getirdi. ABD’de etkili olduğu kanıtlanan bu yöntemin kullanılması hem kapitalistler hem de işçiler olmak üzere herkese fayda sağladı.

Yazar, dönüşümü onu Amerikan tarihinin en zengin adamlarından biri haline getiren, ancak zekası sadece kendisi ve ailesi için muazzam bir servet yaratmakla kalmayıp aynı zamanda diğer insanların yaşamlarını da iyileştiren Andrew Carnegie'ye övgüde bulunuyor. Napoleoni, bu kapitalistlerin biriktirdikleri servet ne olursa olsun ‘Büyük Dönüşüm’ sırasında başarılı vizyonerlerin gerçek başarısının, insanlığın ilerlemesine katkıda bulundukları sıçramanın boyutu olduğunu savunuyor.

Yapay zekanın ortaya çıktığı, temiz havayı kaybettiğimiz, buzdağlarının eridiği bir zamanda yaşıyoruz.

Yararın evrenselleştirilmesine ilişkin bu farkındalık olmaksa ilerleme, ya yoksullaştırma ya baskı ya da dolandırıcılık ve sahtekarlık yoluyla topluma zararlı olmaya mahkumdur. Tıpkı açgözlülük nedeniyle büyük iş ve para kayıplarına yol açan kripto para borsalarını hileli bir şekilde yöneten Sam Bankman-Fried gibilerinin yaptığı gibi. Ayrıca kan dökmeye dayalı pazarlama kaynaklarını güvence altına almak için siyaseti yönlendiren ve savaşları körükleyen silah şirketlerini de eleştiren yazar, bu şirketlerin başındaki soyguncu baronların, kâr ve faydaların yalnızca kendilerine ait olması ve hiçbirinin genel olarak insanların içinde bulundukları mevcut koşulları iyileştirmeye fayda sağlamaması bakımından önceki kapitalistlerden farklı oldukları sonucuna varıyor.

Adaptasyonun tarihçesi

Yazar, insan türünün Dünya gezegenindeki yolculuğundaki uzun soluklu adaptasyonun tarihçesinden bahsediyor. Eğer merakımız ve sezgilerimiz bilinmeyene karşı duyduğumuz korkunun üstesinden gelmeseydi, muhtemelen hayatta kalamayacağımızı savunuyor. Taş Devri’ndeki atalarımızı korkularının üstesinden gelip ailelerinin ve kabilelerinin güvenliğini terk etmeye iten, evimizin ve çevremizin sınırlarının ötesinde ne olduğuna dair merak ve daha zengin bir yaşam olduğunun farkına varmaktı. İçinde bulunduğumuz durumda da farklı değiliz. Ancak kaygımızı besleyen şey yalnızca bilinmeyene karşı duyduğumuz korku değil, aynı zamanda şimdiki zamanın geleceğe dönüşme ve gerçekliğin değiştirilip yeniden keşfedilme hızıydı. Bu da hepimizi kesinliklerin hızla paramparça olduğu bir dünyayla başa çıkmaya karşı bizi hazırlıksız yakalıyor.

cdvfrgbthy
Teknokapitalizm: Yeni Soyguncu Baronların Yükselişi ve Kamu Yararı İçin Mücadele kitabının kapağı

Yazar Napoleoni'ye göre şu an yaşanan, birkaç yeni vizyonerin, ileri teknolojiyle donanmış küçük bir grup zeki girişimcinin, değişimin hızını kendi avantajlarına kullanabilmeleri ve evrimi tekellerine alarak şimdiki zamandan/gelecekten faydalanabilmelerinden ibaret. Onlar teknolojiyi anladılar ve bunu kurnazlıkla kendi avantajları için kullandılar. Ancak bunu yaparken de benzersiz faydasını kötüye kullandılar ve nihayetinde topluma zarar verdiler.

Kitap, modern teknolojinin seçkinler lehine iş yapma hızının yarattığı yeni bir yasal belirsizliğe işaret ediyor. Bu durum yasaların karışmasına, güvenilmesinin zorlaşmasına ve yoruma açık hale gelmesine yol açtı. Böylece yetenekli avukatlar, bu tür hızlı gelişmelerle başa çıkmaya hazır olmayan işçilerin zararına olacak şekilde her davayı kazanabilir hale geldi. Amazon'un ve Uber'in işgücü piyasasını yok ederek yaptığı da budur. Buna karşı düzenlenen gösteriler ve grevler hiçbir işe yaramadı.

İleri teknolojiyle donanmış küçük bir grup bilgili müteahhit, değişimin hızını kendi avantajlarına kullanmayı başardı.

Kitap aynı zamanda yapay zekanın potansiyelini ve doğru şekilde kullanılması halinde oynayabileceği son derece olumlu rolü vurguluyor. Yapay zeka, insanların yaşamlarını iyileştirmek ve gezegeni kurtarmak için alçak Dünya yörüngesindeki uzay istasyonlarından yönetebileceğimiz ve denetleyebileceğimiz robotlarla uzayı kolonileştirmemize yardımcı olabilir. Ancak yazar, yapay zekanın yanlış ellere düştüğüne ve kapınıza gelen posta paketinden, cep telefonunuza yanıt veren ve sizi gideceğiniz yere ulaştıran arabaya ve insansız hava araçları (İHA) tarafından fırlatılan füzeye kadar gezegendeki her şeyi yönlendiren korku politikası altında belli başlı kişilerin ceplerine hizmet etmek için kullanıldığına inanıyor.

Kitabın bazı bölümleri, uzayın kolonileştirilmesi ve düşük maliyetli bir uzay sömürüsü yarışının önünü açan küçük uyduların icadına dikkati çekiyor. Küçük uydular Dünya tarafından yayınlanan radyo sinyallerini algılayabilir. Bu da bir felaket durumunda, etkinin derecesi ve en çok etkilenebilecek alanlar hakkında ön bilgi sağlayabilecekleri anlamına geliyor. Ancak şu anda yaşanmakta olan, yazarın ‘uzayın özelleştirilmesi’ olarak adlandırdığı, özellikle de Rusya, Çin, Hindistan ve ABD için bir çöplük ve silah deneme alanı haline gelen alçak Dünya yörüngesi aracılığıyla uzayı tekelleştirmeye yönelik farklı türde bir yarış. Gezegendeki bu çöplük, Dünyanın tüm uzay çevresini tehdit ediyor. Parçalanma, yüksek yayılma hızı ve bir yerden diğerine hızlı hareket olarak tanımlanıyor. Böylece gelecekteki herhangi bir uzay aracı, eğer bunu başarabilirse, yolculuğuna devam etmek için bir mayın tarlasını ya da uzayda yüzen enkaz ve döküntü bataklığını geçmek zorunda kalacak. Birleşmiş Milletler (BM) üyesi devletler tarafından 1967 yılında imzalanan ve ulusların ve bireylerin uzay nesneleri üzerinde mülkiyet ya da egemenlik iddiasında bulunmalarını yasaklayan Dış Uzay Anlaşması’na rağmen, uzayı gayrimenkul gibi bölmek için organize girişimler olduğu görülüyor.

*Bu makale Şarku'l Avsat tarafından Londra merkezli Al Majalla dergisinden çevrilmiştir.

 



Mısır'ın Sudan'daki saldırıları bölgesel karşı saldırının habercisi

Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah es-Sisi ve Sudan Egemenlik Konseyi Başkanı ve Ordu Komutanı Orgeneral Abdulfettah el-Burhan, Kahire’de bir araya geldi, 18 Aralık 2025 (AFP)
Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah es-Sisi ve Sudan Egemenlik Konseyi Başkanı ve Ordu Komutanı Orgeneral Abdulfettah el-Burhan, Kahire’de bir araya geldi, 18 Aralık 2025 (AFP)
TT

Mısır'ın Sudan'daki saldırıları bölgesel karşı saldırının habercisi

Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah es-Sisi ve Sudan Egemenlik Konseyi Başkanı ve Ordu Komutanı Orgeneral Abdulfettah el-Burhan, Kahire’de bir araya geldi, 18 Aralık 2025 (AFP)
Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah es-Sisi ve Sudan Egemenlik Konseyi Başkanı ve Ordu Komutanı Orgeneral Abdulfettah el-Burhan, Kahire’de bir araya geldi, 18 Aralık 2025 (AFP)

Amr İmam

Mısır'ın Hızlı Destek Kuvvetleri’ne (HDK) ait bir askeri ikmal konvoyuna 9 Ocak'ta düzenlediği hava saldırıları, aylar süren ihtiyatlı diplomasi ile uzun süredir ilan edilmiş kırmızı çizgilerin uygulanmasında kararlılığın başladığı yeni bir dönemin başlangıcı olarak bir dönüm noktası oluşturdu. Çeşitli medya haberlerine göre saldırılar Mısır, Sudan ve Libya'yı birbirine bağlayan uzak sınır üçgeninde konvoyu hedef aldı. Konvoyda, HDK’yı takviye etmek üzere Libya'dan yola çıkan zırhlı araçlar ve diğer malzemelerin bulunduğu belirtildi. Bu operasyon, Kahire'nin Sudan'da 2023 yılının nisan atında savaşın patlak vermesinden bu yana benimsediği hassas dengeleme politikasından daha kararlı bir tutuma geçtiğinin sinyaliydi.

Mısır, Sudan'ın birliğini, toprak bütünlüğünü ve devlet kurumlarını korumak için Sudan ordusunu diplomatik olarak sürekli destekledi ve HDK'nın bölgedeki başlıca destekçilerini kışkırtmamak için itidalli bir tutum sergiledi.

Kahire, Sudan’daki savaş boyunca, paramiliter bir güç olan HDK’nın ilerleyişini durdurmak ve yabancı müdahaleyi engellemek umuduyla, Sudan Dörtlüsü (Suudi Arabistan, Mısır, Birleşik Arap Emirlikleri/BAE ve ABD) içindeki çok sayıda görüşme turu da dahil olmak üzere tüm diplomatik yolları denedi, ancak bu çabalar kalıcı bir başarı sağlamadı.

Müzakerelerin tıkanması ve sınırlarındaki tehditlerin artmasıyla Mısır, bölgeyi istikrarsızlaştırmaya devam eden çatışmada itidal politikasını uzatmak yerine, önceliklerini doğrudan dayatmaya yöneliyor.

İlmeğin daha da sıkılması

Sudan'da üçüncü yılına giren savaş güney sınırının çok ötesine yayılarak, Mısır'ın ulusal güvenliği ve hayati damarları için varoluşsal bir tehdit haline geldi. Diplomatik girişimler çatışmayı durdurmada veya yabancı müdahaleyi engellemede başarılı olamadı. Bu da şiddetin tırmanmasına ve Sudan'ın daha küçük, daha kırılgan varlıklara bölünme tehlikesiyle karşı karşıya kalmasına neden oldu.

Çatışmanın etkileri ortada. Bir milyondan fazla Sudanlı mülteci Mısır'a geçti ve mevcut ekonomik baskılar altında kaynakları, ortak sınırları ve sosyal hizmetleri zorladı.

Ekonomik açıdan, daha önce yıllık yaklaşık 1,4 milyar dolar olarak tahmin edilen ikili ticaret keskin bir düşüş yaşadı ve mal, yakıt ve temel malzemelerin akışındaki aksaklıklar nedeniyle piyasalar yüz milyonlarca dolar kaybetti.

Jeostratejik düzeyde, Sudan'ın parçalanması, Mısır'ın tatlı su ihtiyacının yüzde 90'ından fazlasını karşılayan Nil sularındaki payını korumak için önemli bir müttefikini kaybetme potansiyeli taşıyor.

Sudan'daki savaş, Ortadoğu ve Afrika Boynuzu'nu saran yaygın kargaşadan ayrı düşünülemez.

Bu durum, Büyük Etiyopya Hedasi (Rönesans) Barajı konusunda Etiyopya ile devam eden gerginlikte Kahire'nin konumunu zayıflatıyor. Addis Ababa, kuraklık dönemlerinde su tahliyesini sınırlayan bağlayıcı bir anlaşmayı imzalamayı reddederken, baraj 2025 sonlarından bu yana tam kapasiteyle çalışıyor ve aşağı havza ülkelerine akan su miktarında önemli bir azalma tehdidi oluşturuyor.

Sudan'daki çatışma, Mısır'ın bir başka can damarı ve ulusal gelirin önemli bir kaynağı olan Süveyş Kanalı için de bir tehdit teşkil ediyor.

Husilerin Kızıldeniz’deki saldırıları küresel deniz taşımacılığının rotasını değiştirmeye zorlar ve Kızıldeniz'de karışıklıklar devam ederken, bazı uluslararası aktörler, Sudan'ın Kızıldeniz kıyılarında nüfuz elde etmek karşılığında Sudan ordusunu desteklemeye istekli görünüyorlar, bu da deniz güvenliğini tehlikeye atabilir.

Kahire'nin kuşatılma endişelerinin yanında, İsrail'in geçtiğimiz aralık ayı sonlarında Somaliland'ı tanıma kararı alması, İsrail, (Kızıldeniz'e erişim arayışında olan) Etiyopya ve diğerlerinden oluşan yeni bir eksenin ortaya çıkacağına dair korkuları artırdı. Bu eksen, Aden Körfezi'nde denizcilik alanında bir dayanak noktası oluşturabilir ve Mısır'ın denizcilik alanındaki etkisini daha da zorlayabilir.

Sudan'ın Darfur bölgesindeki Faşir sokaklarında silahlarıyla kutlama yapan HDK üyeleri, 26 Ekim 2025 (AFP)Sudan'ın Darfur bölgesindeki Faşir sokaklarında silahlarıyla kutlama yapan HDK üyeleri, 26 Ekim 2025 (AFP)

Dolayısıyla Sudan'ın parçalanması, Mısır'ın su, ekonomi ve stratejik açıdan hassas noktalarını doğrudan etkileyen bir çatışma olduğu için uzak bir kriz olarak değerlendirilmemeli.

Parçalama stratejisi

Sudan'daki savaş, Ortadoğu ve Afrika Boynuzu'nu saran yaygın kargaşadan ayrı düşünülemez.

Savaşın seyri ve aynı dış aktörlerin tekrar tekrar müdahil olması arasındaki bariz benzerlikler, Sudan'daki iç savaşın, zaten kırılgan olan devletleri zayıflatan, parçalanmalarını derinleştiren ve onları dış aktörlerin çıkarlarına hizmet eden arenalara dönüştüren, ortaya çıkan jeostratejik sistemin bir parçası olduğunu gösteriyor.

Bu model, bölgedeki paralel sıcak noktalar göz önüne alındığında netleşiyor. Suriye fiilen nüfuz alanlarına bölünmüş durumda, Yemen güneyde tekrarlanan ayrılıkçı çabalarla karşı karşıya, Somali Somaliland'ın bağımsızlık çabalarından şikayetçi ve Libya rakip gruplar arasındaki derin bölünmelerle boğuşuyor.

Sudan'da ise HDK'nın özellikle Darfur gibi ülkenin batı illerinde elde ettiği geniş kazanımlar, ülkeyi batıda HDK'nın doğuda ise Sudan ordusunun hakimiyetinde olmak üzere iki düşman taraf arasında bölünmeye sürüklüyor gibi görünüyor. Ülkenin doğusu Sudan ordusunun aylardır fiili başkenti ve ana uluslararası kapısı olarak kabul ettiği Port Sudan çevresindeki hayati Kızıldeniz kıyılarını da kapsıyor.

Eğer çatışmalar ülkenin doğusuna yayılırsa veya kıyıların kontrolü için rekabet şiddetlenirse, daha fazla parçalanma meydana gelebilir ve bu da dış güçlerin Sudan'ın Kızıldeniz limanları üzerindeki etkilerini genişletmeleri için daha fazla fırsat yaratabilir.

Görüşmelerin ardından yapılan resmi açıklamada Kahire, 1976 tarihli karşılıklı savunma anlaşmasına açıkça atıfta bulundu. Kritik kırmızı çizgileri korumak için uluslararası hukuka uygun olarak gerekli tüm önlemleri alma ‘tam hakkını’ teyit etti.

Bu tehlike, Kızıldeniz'in güney girişinde, özellikle de Yemen'in Güney Geçiş Konseyi'nin son zamanlarda yaşadığı aksiliklere rağmen ayrılma hedefiyle daha da artmaktadır, zira bu durum bölgedeki güç dengesini değiştirebilir.

İsrail'in Somaliland'ı tanıması, ardından Dışişleri Bakanı Gideon Saar'ın bu ayın başlarında Somaliland'ın başkenti Hargeisa'ya yaptığı ziyaret ve muhtemelen güvenlik düzenlemelerini de içeren iş birliğinin genişletilmesi konusundaki görüşmeler, Kahire'nin endişelerini keskin bir şekilde artırdı.

Bu gelişmeler, Aden Körfezi yakınlarında İsrail'in varlığının artacağına dair korkuları güçlendiriyor. Bu durum, İsrail'e denizdeki varlığını sağlamlaştırma veya Mısır'ın denizcilik çıkarlarını kuşatabilecek bir ittifak ağı kurma imkanı sağlayabilir.

Sudan'ın Kuzey Darfur’un Faşir şehri yakınlarındaki Zemzem Mülteci Kampı, Ocak 2024 (Reuters)Sudan'ın Kuzey Darfur’un Faşir şehri yakınlarındaki Zemzem Mülteci Kampı, Ocak 2024 (Reuters)

Husilerin Kızıldeniz'deki seyir faaliyetlerini kesintiye uğratan saldırıları, Etiyopya'nın denize doğrudan erişim sağlamak için gösterdiği aralıksız çabalar ve kıyı devletleri dışındaki aktörlerin manevraları da eklendiğinde, Mısır'ı çevreleyen stratejik kıskaç daralmakta ve seyrüsefer özgürlüğünü, Süveyş Kanalı gibi ekonomik can damarlarını ve ülkenin ulusal güvenliğini tehdit etmektedir.

Sert bir yaklaşımın başlangıcı

Birçoğu, 2023 yılının nisan ayında çatışmanın patlak vermesinden bu yana Kahire'nin güney komşusuna yönelik sertleşen söylemleri ışığında Mısır'ın Sudan iç savaşındaki rolünün derinleşeceğini bekliyordu.

Bu yoğunlaşmanın en açık işareti, 2025 yılının Aralık ayı ortasında Kahire'de Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah es-Sisi ile Sudan Ordu K         omutanı Abdulfettah el-Burhan arasında yapılan bir toplantıda ortaya çıktı.

Görüşmelerin ardından yapılan resmi açıklamada Kahire, 1976 tarihli karşılıklı savunma anlaşmasına açıkça atıfta bulunarak, Sudan'ın birliği, toprak bütünlüğü ve devlet kurumları da dahil olmak üzere kritik kırmızı çizgileri korumak için uluslararası hukuk çerçevesinde gerekli tüm önlemleri alma ‘hakkı olduğunu’ teyit etti ve bunlara yönelik herhangi bir tehdidi Mısır'ın ulusal güvenliğine doğrudan bir tehlike olarak değerlendirdi.

Bu sertleşen üslubun ardından, 9 Ocak'ta Kahire'ye atfedilen hava saldırıları şeklinde bir saha operasyonu gerçekleştirildi.

“Riyad, Yemen hükümet güçlerine askeri destek sağladı. Bu destek, güç dengesini değiştiren ve GGK’nın Hadramaut ve diğer bölgelerde elde ettiği kazanımları ortadan kaldıran hava saldırılarını da içeriyordu.

Saldırılar, Libya Ulusal Ordusu (LUO) Komutan Yardımcısı Saddam Hafter'in, Mısır Savunma Bakanı ve Genelkurmay Başkanı ile acil görüşmeler yapması için Kahire'ye çağrılmasından sadece iki gün önce gerçekleşti.Şarku'l Avsat'ın al Majalla'dan aktardığı analize göre görüşmelerin ana gündem maddeleri askeri iş birliği, sınır güvenliği ve Kahire ile doğu Libya liderliği arasında kronik bir gerginlik kaynağı olan güney Libya üzerinden silah akışının durdurulmasıydı.

HDK destekçilerine, özellikle Libya'dan gelen ikmal yolları konusunda aylarca tekrar tekrar uyarıda bulunan Mısır, ulusal güvenlik çıkarlarını önceliklendiren bir yaklaşıma kesin olarak geçmiş görünüyordu.

Bu tutum, 14 Ocak'ta Sisi'nin Kahire'de ABD Dışişleri Bakanlığı Afrika Kıdemli Danışmanı Massad Fares Boulos ile görüşmesi sırasında daha da güçlendi.

Mısır Cumhurbaşkanı Sisi, ABD’li yetkili Boulos'a, Mısır'ın Sudan'ın güvenliğini ve istikrarını baltalamaya yönelik girişimlerin başarılı olmasına izin vermeyeceğini açıkça belirtti ve iki ülkenin ulusal güvenliği arasındaki varoluşsal bağı vurguladı.

Sudan'ın Port Sudan kentinde, HDK’ya ait İHA’ların yakıt depolama tesislerini hedef alan saldırısının ardından yakıt deposundan yükselen alev ve dumanlar, 5 Mayıs 2025 (Reuters)Sudan'ın Port Sudan kentinde, HDK’ya ait İHA’ların yakıt depolama tesislerini hedef alan saldırısının ardından yakıt deposundan yükselen alev ve dumanlar, 5 Mayıs 2025 (Reuters)

Ancak Mısır'ın eylemleri Sudan'ın ötesine geçiyor. Çünkü bu eylemler, Yemen'in güneyinde Güney Geçiş Konseyi'nin (GGK) ayrılıkçı çabalarını durdurmak için kararlı bir şekilde müdahale eden Suudi Arabistan da dahil olmak üzere bölgesel güçler tarafından benimsenen daha geniş bir karşı stratejinin parçası.

Riyad, Yemen hükümet güçlerine askeri destek sağladı. Bu destek, güç dengesini değiştiren ve GGK’nın Hadramaut ve diğer bölgelerde elde ettiği kazanımları ortadan kaldıran hava saldırılarını da içeriyordu. Bu durum, Kahire'nin Sudan'da parçalanmayı önleme çabalarını yansıtıyor.

Bu adımlar bir arada değerlendirildiğinde, önemli Arap güçlerinin bölgesel dengeyi yeniden sağlamak, devleti korumak ve dış güçlerin çıkarlarına hizmet etmek için devletlerin kırılganlığını istismar eden parçalanma gündemini engellemek amacıyla koordineli bir çaba içinde olduklarını gösteriyor.

Hedeflerine ulaşmaya kararlı düşmanlarla yüzleşmenin önündeki zorluklara rağmen, Mısır'ın Sudan'a ve Suudi Arabistan'ın Yemen'e müdahalesi, bölgede daha fazla çöküşü önlemek için kararlı bir çabanın başlangıcını temsil ediyor.


Günümüz uluslarının jeopolitik kaderi

Porto Riko'da eğitim tatbikatı sırasında ABD Ordusunun Yedek Kuvvetleri'ne bağlı askerler, 10 Ocak (Reuters)
Porto Riko'da eğitim tatbikatı sırasında ABD Ordusunun Yedek Kuvvetleri'ne bağlı askerler, 10 Ocak (Reuters)
TT

Günümüz uluslarının jeopolitik kaderi

Porto Riko'da eğitim tatbikatı sırasında ABD Ordusunun Yedek Kuvvetleri'ne bağlı askerler, 10 Ocak (Reuters)
Porto Riko'da eğitim tatbikatı sırasında ABD Ordusunun Yedek Kuvvetleri'ne bağlı askerler, 10 Ocak (Reuters)

Bolşevik siyasetçi, devrimci ve Marksist teorisyen Leon Troçki'nin “Savaşla ilgilenmiyor olabilirsiniz ama savaş sizinle ilgileniyor” sözünün, özellikle insan doğasının aynı kaldığı ve siyasi hedefleri gerçekleştirmek için savaşın kalıcı bir araç olduğu düşünüldüğünde, 21. yüzyılda da geçerliliğini koruduğu anlaşılıyor. Dolayısıyla biz de ‘jeopolitikle ilgilenmiyor olabilirsiniz, ama jeopolitik sizinle ilgileniyor’ diyebiliriz.

Ancak jeopolitik çıkarların kendi nesnel koşulları vardır. Bunlar zaman ve mekanda sabit olmamakla birlikte mevcut dünya düzeninin yapısının ürettiği jeopolitik oyunun dinamiklerine göre değişir.

Bir ülkenin jeopolitik kaderi, coğrafi konumu, doğal kaynakları ve bu kaynakların zenginlik üretmede oynadığı role dayanır ve bu da doğal olarak güce dönüşür. Bu güç, diplomasi veya hatta savaş yoluyla, ona sahip olanların ulusal hedeflerine ulaşmak için kullanılmalıdır.

Coğrafya değişmediğinden ve süper güçler arasındaki çatışma dinamikleri, özellikle tedarik zincirleri, imalat ve 21. yüzyıl endüstrileri için (nadir toprak elementleri gibi) hammaddeye erişim alanlarında henüz emekleme aşamasında olduğundan, jeopolitik durum 2026 yılı boyunca da devam edecek. Buna göre gelecekteki dünya düzeninin yapısına ilişkin öncül bir jeopolitik tablo üç düzeyde (üç katman) ortaya çıkacak. Birinci düzey süper güçlerden, ikinci düzey büyük bölgesel güçlerden ve üçüncü düzey ise çatışmanın yaşandığı ve üzerinde çatışmanın bulunduğu ülkelerden devletlerden oluşacak.

Büyük bölgesel güçler olan orta güçler, herhangi bir kontrolün olmadığı bir dünyada davranışları konusunda belirsizlikten şikayetçi olacaklar, ancak hedeflerini uygulamaya çalışacaklar, büyük güçlerin tepkisini bekleyecekler ve ardından yeniden hesaplama yapacaklar. Bunun yanında kazançlarını en üst düzeye çıkarmak için büyük çatışmanın çelişkilerini de kullanacaklar. Coğrafya önceden belirlenmişse, jeopolitik kader o coğrafyanın kaçınılmaz bir sonucudur. Coğrafya doğası gereği statikse, jeopolitik, savaş ya da mevcut dünya düzeninde bir süper gücün yükselişiyle küresel güç dengesindeki değişikliklerin sonucu olarak belirli koşulların yarattığı dinamiktir ve durgunluk halinde olduğu kabul edilir. Bu yüzden jeopolitik dinamiklerin değiştiği, coğrafi kaderin ise sabit kaldığı söylenebilir.

19. yüzyılın Büyük Oyunu, jeopolitik kaderin canlı bir örneğiydi. O dönemde (1830-1907), İngiliz topraklarında güneş hiç batmazdı. Hindistan, Britanya İmparatorluğu'nun tacındaki mücevherdi. Çarlık Rusya’sı, sıcak sulara erişim de dahil olmak üzere birçok hedefe ulaşmak için Orta Asya'ya yayılmaya çalışırken savaştan kaçınmak istediği için iki taraf 1907'de bir anlaşmaya vardı. Bu anlaşma, bugün tampon devlet olarak bildiğimiz Afganistan'ın doğuşuna yol açtı. Soğuk Savaş sırasında Pakistan, Orta Asya ülkeleriyle doğrudan sınır komşusu olan ve hem Çin'i hem de Sovyetler Birliği'ni gözetlemek için gelişmiş bir Amerikan üssü olarak kabul edilen ülke olduğundan, Sovyetler Birliği'ni kontrol altında tutmaya katkıda bulunan en önemli ülkelerden biriydi. Sovyetler Birliği, Afganistan'ı işgal ettiğinde, Pakistan Afganistan'daki Sovyet ordusunu zayıflatmada en önemli rolü oynadı.

Ancak, Rus ayısının düşüşünden sonra jeopolitik dinamik değişti. ABD, Pakistan'ı terk etti, ancak 11 Eylül 2001 olayından sonra, Amerikan güçlerinin Afganistan'a giriş koridoru ve fırlatma rampası olarak tekrar geri döndü. Pakistan'ın Çin'in yanında yer alması, özellikle de Çin Devlet Başkanı Şi Cinping’in Kuşak ve Yol Girişimi'ndeki ülkelerden biri olmasından dolayı, ABD Başkanı Donald Trump şimdi “Pakistan'ı seviyorum” diyerek Pakistanlı liderleri kazanmaya çalışıyor.

ABD, Atlantik ve Pasifik olmak üzere iki okyanusa bakmaktadır, bu da ona önemli bir deniz özgürlüğü ve önemli bir coğrafi tampon bölge oluşturdu.

Böylece, coğrafi kader, Sam Amca'nın jeopolitik kaderiyle doğrudan iç içe geçti.

Öte yandan Çin Pasifik Okyanusu ve komşu denizlere bakmaktadır, ancak denizcilik özgürlüğü ABD'nin deniz hakimiyeti nedeniyle sınırlı kalıyor. Çin, ihracat ve ithalatının yüzde 90'ından fazlasını deniz taşımacılığına dayandırdığı için şu anda Kuşak ve Yol Girişimi kapsamında deniz ve kara alternatif rotalar oluşturarak Malakka Boğazı gibi yoğun deniz yollarını aşmaya çalışıyor.

Ancak ‘Malakka Boğazı'ndaki darboğazı nasıl aşabiliriz?’ sorusu geçerliliğini halen koruyor. Burada, coğrafi kader jeopolitik kaderle birleşerek Myanmar'ı (Burma) Çin'in en önemli seçeneği haline getiriyor. Peki neden? Çin ve Myanmar’ın yaklaşık 2 bin 185 kilometre uzunluğunda ortak sınırı bulunuyor. Benzer şekilde, Çin'in güneyinde Guangzhou ve Shenzhen gibi Çin'in en önemli sanayi şehirleri ile Yunnan eyaletinin başkenti Kunming şehri bulunuyor. Çin, Myanmar üzerinden Hint Okyanusu'na geçişi güvence altına alabilirse, başta Malakka Boğazı'ndaki darboğazı aşmak, ABD’nin boğazın yakın çevresindeki deniz hegemonyasını atlatmak ve Hindistan'ın hegemonyası altında olduğu varsayılan Bengal Körfezi üzerinden doğrudan Hint Okyanusu'na girerek ihracat ve ithalat işlemlerini kolaylaştıran bir kara-deniz rotası sağlamak olmak üzere birçok jeopolitik hedefe ulaşmış olacak. Özellikle Hindistan'ın Bangladeş ile ilişkileri iyi olmadığından, Hindistan'ı doğudan kuşatabilecek. Son olarak Çin, başlıca rakibi ABD gibi, Pasifik ve Hint olmak üzere iki okyanusa dolaylı olarak hakim olan bir ülke haline gelecek.

Sonuç olarak, küresel bir polis gücünün bulunmaması ve uluslararası kuruluşların rolünün azalması nedeniyle günümüz dünyasının bir dengesizlik durumu yaşadığı söylenebilir. Bunun sonucunda, yeni ve hızlı jeopolitik dinamikler şekillenmeye başladı. O halde İsrail'in kısa bir süre önce Somaliland’ı tanıma kararı alması bu dinamiklerin bir parçası olarak sınıflandırılabilir mi?


ABD, Birleşik Krallık'taki Yahudilere "iltica hakkı tanımaya hazırlanıyor"

Trump, Grönland konusunda Danimarka'nın tarafında durdukları için Birleşik Krallık'a da gümrük vergisi uygulayacağını açıklamıştı (AP)
Trump, Grönland konusunda Danimarka'nın tarafında durdukları için Birleşik Krallık'a da gümrük vergisi uygulayacağını açıklamıştı (AP)
TT

ABD, Birleşik Krallık'taki Yahudilere "iltica hakkı tanımaya hazırlanıyor"

Trump, Grönland konusunda Danimarka'nın tarafında durdukları için Birleşik Krallık'a da gümrük vergisi uygulayacağını açıklamıştı (AP)
Trump, Grönland konusunda Danimarka'nın tarafında durdukları için Birleşik Krallık'a da gümrük vergisi uygulayacağını açıklamıştı (AP)

7 Ekim 2023'teki Hamas saldırısı sonrasında başlayan Gazze savaşının ardından Filistinlilere destek gösterilerinin en fazla yapıldığı yerlerden biri de Birleşik Krallık (BK) oldu. 

Ülkedeki İsrail destekçileriyse onbinlerce sivilin öldürülmesinin protesto edilmesinin antisemitizmden kaynaklandığını öne sürerek Yahudilere yönelik saldırıların artmasına dikkat çekiyor. 

Gazze savaşının ardından BK'de de antisemitik saldırıların arttığını bildiriyorlar. 

Donald Trump'ın avukatı Robert Garson, ABD yönetiminin Birleşik Krallık'ı terk eden ya da ülkeden ayrılma planı yapan Yahudilere iltica hakkı tanımaya hazırlandığını söyledi. 

Telegraph'a konuşan Garson, ABD Dışişleri Bakanlığı'nın artan antisemitizmi gerekçe göstereceğini vurguladı. 

2008'de ABD'ye taşınana kadar Londra'da çalışan 49 yaşındaki avukat, Batı Avrupa ülkesinin artık Yahudiler için güvenli görülmediğini ve BK Başbakanı Keir Starmer'ın da politikalarıyla durumu daha da kötüleştirdiğini öne sürdü. 

Washington'ın bu yönde adım atmasının mantıklı olduğunu sözlerine ekledi:

Anadili İngilizce olan, eğitimli bir topluluk ve suçlu oranı da yüksek değil.

2025'te Yahudi Politika Araştırmaları Enstitüsü (JPR) tarafından yapılan bir anket, BK'deki Yahudi toplumunun son yıllarda güvende hissetmediğini ortaya koymuştu.

2023'te Büyük Britanya'daki Yahudilerin yüzde 9'u tehlike altında olduğunu düşünürken bu oran 2025'te yüzde 35'e çıktı. 

Bu topluluğun antisemitizmi "çok büyük" bir problem olarak görme oranı 2012'de yüzde 11'di. Geçen seneyse yüzde 47 bu kanıda olduğunu bildirdi. 

Donald Trump yönetimi ABD'nin kabul edeceği mülteci sayısını büyük oranda azaltma sözü veriyor. Diğer yandan Güney Afrika'daki beyazlara kucak açılıyor. 

Independent Türkçe, Telegraph, Guardian