Netanyahu hükümeti Batı Şeria'daki Filistin bölgelerini ilhak etmek için önlemler alıyor

İnsan hakları uzmanı: Dünya, Kırım'ı ilhak eden Rusya'ya büyük yaptırımlar uyguladı... Peki burada neden sessizlik hâkim?

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, İsrail'in Ramat Gan kentindeki Sheba Tel-HaShomer Tıp Merkezi'nde düzenlenen basın toplantısında, 8 Haziran 2024. (DPA)
İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, İsrail'in Ramat Gan kentindeki Sheba Tel-HaShomer Tıp Merkezi'nde düzenlenen basın toplantısında, 8 Haziran 2024. (DPA)
TT

Netanyahu hükümeti Batı Şeria'daki Filistin bölgelerini ilhak etmek için önlemler alıyor

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, İsrail'in Ramat Gan kentindeki Sheba Tel-HaShomer Tıp Merkezi'nde düzenlenen basın toplantısında, 8 Haziran 2024. (DPA)
İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, İsrail'in Ramat Gan kentindeki Sheba Tel-HaShomer Tıp Merkezi'nde düzenlenen basın toplantısında, 8 Haziran 2024. (DPA)

Dünya Gazze Şeridi'ndeki savaşı durdurma ve bölgesel bir savaşa dönüşmesini önleme çabalarıyla meşgulken ve İsrail ordusu Batı Şeria'da geniş ve derin askeri operasyonlar yürütürken, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu hükümeti Batı Şeria'yı ‘yasalarla ve yeni arazi ve gayrimenkulleri kontrol ederek’ ilhak etmeyi amaçlayan birçok tedbiri uygulamaya koyuyor.

İsrail Maliye Bakanı Bezalel Smotrich tarafından denetlenen bu önlemler, Batı Şeria yönetim sisteminde bir darbe içeriyor; güvenlikle ilgili yetkiler hariç Batı Şeria'daki neredeyse tüm yetki ordudan Smotrich başkanlığındaki bir yapıya devrediliyor.

Bu darbe Mayıs ayı sonunda sessiz sedasız, törensiz ve açıklamasız bir şekilde doğrudan uygulanmaya başlandı. Dönemin İsrail Ordusu Orta Bölge Komutanı Yehuda Fox, Sivil İdare'de yeni bir pozisyon yaratan (Nüfus İşlerinden Sorumlu Sivil İdare Vekili) bir karar imzaladı. Sivil İdare Başkanı da yetkilerini vekiline devreden yazıyı imzaladı. Ancak vekil, Smotrich tarafından atanan bir sivildir ve aslında vekil değildir; Sivil İdare başkanına hesap vermez, faaliyetleri için onay almaz, ona danışmaz ve ona rapor vermez. Smotrich'e bağlıdır. Sivil İdare Başkanı’nın neredeyse tüm yetkileri (Batı Şeria topraklarının idaresi, planlama ve inşaat, yasadışı inşaatların kontrolü ve yaptırımı, yerel yönetimlerin kontrolü ve idaresi, meslekler, ticaret ve ekonomi için lisansların verilmesi ve doğa rezervleri ile arkeolojik alanların yönetimi) bu yardımcısına devredilmiştir. Smotrich'e Sivil İdare Başkanı’nın tüm yetkilerini elinden alan talimatlar verildi. Uygulamada, Batı Şeria'daki yetki ordudan Smotrich'in çalışanına geçti.

İnsan hakları derneklerini temsil eden bir avukat olan Michael Sfard şunları söyledi: “Yetkinin Batı Şeria'da orduya rapor veren subaydan Savunma Bakanlığı'nda Smotrich'in karakoluna rapor veren vatandaşa devredilmesi, sadece vardiya ve çalışma düzenlemelerinin değiştirilmesinden çok daha fazla etkiye sahiptir. Bu, işgal altındaki topraklardaki rejimin yapısında, uluslararası hukuk tarafından işgal altındaki nüfusun ihtiyaçlarını karşılamakla görevlendirilen askeri yönetim tarafından yönetilen bölgelerden, doğrudan idari personel ve İsrail halkı tarafından seçilen bir kişi tarafından yönetilen bölgelere dramatik bir dönüş anlamına gelmektedir. Dolayısıyla bu, tanımı gereği tek sadakati ve bağlılığı genel olarak İsrail vatandaşlarına ve somut olarak da işgal altındaki topraklarda yaşayan İsrail vatandaşlarına olan bir yönetimdir. Bu değişimin ne kadar dramatik olduğunu anlamak için, uluslararası hukukun işgal altındaki toprakların askeri yönetimle idare edilmesine karar verirken neyi amaçladığını anlamak gerekir. Uluslararası hukuk, işgalin etkisini işgalcinin kontrolü altındaki bölgelerin geçici yönetimi olarak düzenler ve tek taraflı ilhakı kesinlikle yasaklar. Bu sadece basit bir yasak değildir; meşru müdafaa dışında başka amaçlarla güç kullanımının yasak olduğunu vurgulamak üzere tasarlanmış kilit bir kuraldır. Egemenliğin silah zoruyla elde edilemeyeceği açıksa, savaş açmak için daha az teşvik olacaktır. Başka bir deyişle, İkinci Dünya Savaşı'ndan sonra kurulan uluslararası düzenin özünde yer alan ve merkezinde savaşı ortadan kaldırma arzusu bulunan bir ilkedir. İşgal edilen bölgelerin doğrudan işgalci hükümet tarafından değil de askeri yönetim tarafından yönetileceğinin belirtilmesinin amacı, egemen olan işgal edilen devletin vatandaşları ile işgal edilen bölgelerdeki otorite arasında bir duvar oluşturmaktır.”

Sfard sözlerini şöyle sürdürdü: “Yönetim yetkilerinin işgalci hükümetin çalışanlarına ve seçilmiş yetkililerine devredilmesi, işgalci devletin vatandaşlarının işgal altındaki topraklar üzerinde doğrudan kontrol sahibi olmasını sağlar. Bu aslında egemenlik sınırlarının işgal altındaki topraklara genişletilmesi, yani ilhaktır. Smotrich'in yapmayı başardığı şey de budur. Güvenliği doğrudan etkileyen her konuda orduyu (ve askeri yargı tavsiyelerini) karar alma sürecinden tamamen çıkarmış ve pratikte İsrail'in egemenliğini buna uygulamıştır. Bunun sonucunda Filistinlilerin hakları açısından feci sonuçlar ortaya çıkmıştır ve çıkacaktır. Ordunun Filistinlilerin mülksüzleştirilmesi, sürülmesi ve zarar görmesi konusunda getirdiği kısıtlamaların çok azı artık kaldırılacak. Smotrich tarafından Batı Şeria'daki yeni sivil yönetimde ilgili pozisyonlara atanan aşırı sağcı aktivistler, az sayıdaki kısıtlamayı kaldıracak ve zavallı Filistinli koyunların üzerine saldıracak, onları kesecek, derilerini yüzecek, etlerini dağıtacak ve kemiklerini emecek. Şu anda olan da budur: Yeni yerleşim yerleri inşa etmek... Benzeri görülmemiş bir hızla yeni mahalleler inşa ediliyor; şiddet yanlısı İsrailliler çiftlikler için on binlerce dönüm arazi alacak; yasadışı yerleşimci inşaatları yasallaştırılırken yasadışı Filistin yapıları yıkılacak. Bu, korkusuz ve utanmaz bir apartheiddır. Apartheid bir iş planı gibidir.”

Sfard şu sonuca varıyor: “En büyük utanç, ne İsrail’de ne de dünyada hiç kimsenin ayağa kalkmamasıdır. Dünya, Kırım'ı ilhak eden ve ardından Ukrayna'yı işgal etmeye başlayan Rusya'ya büyük yaptırımlar uyguladı… Şimdi bu dünya İsrail söz konusu olduğunda sessiz kalıyor ve tek kelime etmiyor. Dünya İsrail'e farklı bir standart uyguluyor. Ancak İsrail'in propaganda saçmalıklarının aksine, bu bir ayrıcalık ve hukuktan muafiyettir. İlhak suçlularının şimdi kendilerine söylemeleri gereken tek şey var: Neden 57 yıl bekledik? Bu çok kolaydı.”



Çin Cumhurbaşkanı "adil çok kutuplu bir dünya" çağrısında bulundu

Şi ve Orsi, Pekin'de bugün yaptıkları görüşmede, (AP)
Şi ve Orsi, Pekin'de bugün yaptıkları görüşmede, (AP)
TT

Çin Cumhurbaşkanı "adil çok kutuplu bir dünya" çağrısında bulundu

Şi ve Orsi, Pekin'de bugün yaptıkları görüşmede, (AP)
Şi ve Orsi, Pekin'de bugün yaptıkları görüşmede, (AP)

Çin Devlet Başkanı Şi Cinping, bugün Uruguaylı mevkidaşı Yamandu Orsi'ye, iki ülkenin "adil ve düzenli çok kutuplu bir dünya"ya doğru ilerlemek için birlikte çalışması gerektiğini söyledi.

İki ülke, ticaret ve çevre de dahil olmak üzere çeşitli alanlarda iş birliği anlaşmaları imzaladı.

Orsi'nin ziyareti, ABD'nin geçen ocak ayında Venezuela Devlet Başkanı Nicolás Maduro'yu tutuklamasından bu yana bir Güney Amerika liderinin Çin başkentine yaptığı ilk ziyaret olma özelliğini taşıyor.

Medyada yer alan bir haberde Şi'nin, Çin'in Latin Amerika ve Karayip ülkelerini egemenliklerini, güvenliklerini ve kalkınma çıkarlarını korumada ve uluslararası gerilimleri hafifletmeye yardımcı olmada desteklediğini söylediği belirtildi.

Şi, Çin ve Uruguay'ın "adil ve düzenli çok kutuplu bir dünyaya ve kapsayıcı ve karşılıklı yarar sağlayan ekonomik küreselleşmeye doğru ilerlemek için iş birliği yapması" gerektiğini ifade etti.

Bu görüşme, bu yıl Batılı başbakanların Çin'e yaptığı bir dizi ziyaretin ardından gerçekleşti.

Haberde, Orsi'nin Çin ve Uruguay arasındaki stratejik ortaklığın "en iyi noktasında" olduğunu söylediği ve her iki ülkeyi de "ortaklığı yeni bir seviyeye yükseltmeye kararlı olmaya" çağırdığı belirtildi.

Çin ve Uruguay bugün, stratejik ortaklıklarını güçlendirmek için bir bildiri imzaladı ve bilim ve teknolojiden çevreye, fikri mülkiyete ve et ticaretine kadar çeşitli alanları kapsayan 12 iş birliği belgesini imzaladı.


İran Cumhurbaşkanı, ABD ile müzakereye şartlı olarak hazır olduğunu açıkladı

İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, geçtiğimiz pazar günü hükümet toplantısına başkanlık etti. (İran Cumhurbaşkanlığı)
İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, geçtiğimiz pazar günü hükümet toplantısına başkanlık etti. (İran Cumhurbaşkanlığı)
TT

İran Cumhurbaşkanı, ABD ile müzakereye şartlı olarak hazır olduğunu açıkladı

İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, geçtiğimiz pazar günü hükümet toplantısına başkanlık etti. (İran Cumhurbaşkanlığı)
İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, geçtiğimiz pazar günü hükümet toplantısına başkanlık etti. (İran Cumhurbaşkanlığı)

İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, ABD Başkanı Donald Trump’ın anlaşmaya varılmaması halinde ‘kötü sonuçlar’ doğabileceği yönündeki uyarısının ardından, Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi’ye ABD ile müzakereler için gerekli zeminin hazırlanması talimatını verdiğini açıkladı.

Pezeşkiyan, X platformundaki paylaşımında, Dışişleri Bakanı’nı ‘adil ve eşitlikçi müzakerelere’ hazırlıkla görevlendirdiğini belirterek, bunun tehditten arındırılmış ve gerçekçi olmayan beklentilerden uzak bir ortamda, ‘ulusal çıkarlar ile izzet, hikmet ve maslahat ilkeleri’ gözetilerek yapılması gerektiğini vurguladı. İran Cumhurbaşkanı Yardımcısı Muhammed Cafer Gaimpenah da X hesabından yaptığı açıklamada, “İyi bir savaş yoktur, her barış da teslimiyet değildir” ifadesini kullandı.

Washington, İran yönetiminin geçen ay zirveye ulaşan hükümet karşıtı protestolara sert müdahalesinin ardından Ortadoğu’ya uçak gemileri göndermişti. ABD Başkanı Donald Trump, saatler önce yaptığı açıklamada, büyük savaş gemilerinin İran’a doğru yola çıktığını duyurarak, temsilcilerinin Tahran’la görüşmeler yürüttüğünü ve bu temasların olumlu sonuçlar doğurmasını umduğunu söyledi. Trump dün, anlaşmaya varılamaması halinde ‘kötü şeyler’ yaşanabileceği uyarısında bulundu.

Bu gelişmelerin ardından gözler İstanbul’a çevrildi. ABD ve İranlı kaynakların doğruladığına göre, ABD’nin Ortadoğu Özel Temsilcisi Steve Witkoff’un, nükleer müzakerelerin yeniden başlatılması amacıyla İstanbul’da Abbas Arakçi ile bir araya gelmesi bekleniyor. Söz konusu görüşmeler, İsrail’in haziran ayında İran’ın askeri ve nükleer tesislerine saldırması ve ABD’nin de bu operasyona katılmasıyla patlak veren 12 günlük savaş nedeniyle kesintiye uğramıştı.

Buna karşılık Tahran, diplomatik bir çözüme ulaşmak istediğini belirtirken, kendisine yönelik herhangi bir saldırıya sert karşılık verileceği uyarısında bulundu. İran yönetimi, görüşmelerin yalnızca nükleer dosyayla sınırlı olması gerektiğini vurgulayarak, füze programı ya da savunma kapasitesine ilişkin herhangi bir müzakereyi reddetti.

Bölgesel bir yetkili bugün yaptığı açıklamada, bu hafta İstanbul’da İran ile ABD arasında yapılması öngörülen görüşmelerin önceliğinin, olası bir çatışmanın önlenmesi ve iki taraf arasındaki gerilimin düşürülmesi olduğunu söyledi.

Reuters’a konuşan ve isminin açıklanmasını istemeyen yetkili, dışişleri bakanları düzeyinde görüşmelere davet edilen ülkeler arasında Suudi Arabistan, Katar, Mısır, Umman, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) ve Pakistan’ın bulunduğunu aktardı.

Kaynak, görüşmelerin çerçevesinin henüz netleşmediğini, ancak ‘ana toplantının’ cuma günü yapılmasının planlandığını belirterek, daha fazla gerilimin önüne geçilmesi için taraflar arasında diyaloğun başlatılmasının önemine dikkat çekti.

İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, ABD ile nükleer bir anlaşmaya varılmasının mümkün olduğunu söyledi. CNN’e konuşan Arakçi, “Başkan Trump nükleer silah istemediğini söyledi, biz de buna tamamen katılıyoruz. Bu çok iyi bir anlaşma olabilir” dedi. Arakçi, Tahran’ın beklentisinin yaptırımların kaldırılması olduğunu da sözlerine ekledi. Birkaç gün önce İran Dini Lideri Ali Hamaney, ABD’nin ülkesine yönelik bir saldırı düzenlemesi halinde ‘bölgesel bir savaş’ çıkabileceği uyarısında bulunmuştu.

Hamaney’in danışmanı Ali Şemhani ise İran’ın beş tur önceki müzakerelerde nükleer silah edinme peşinde olmadığını açıkça ortaya koyduğunu, ancak ‘bunun bir bedeli olması gerektiğini’ söyledi.

Şemhani, zenginleştirilmiş uranyum stokunun miktarının şu aşamada bilinmediğini belirterek, ‘Stok enkaz altında kaldığı için, tehlikeli olması nedeniyle şu ana kadar çıkarılmasına yönelik bir girişim bulunmuyor” ifadesini kullandı.

Şemhani, aynı zamanda Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (UAEA) ile güvenliğin korunması ve risk oluşturulmaması kaydıyla zenginleştirilmiş uranyum stokuna erişim ve miktarın tahmin edilmesine ilişkin müzakerelerin sürdüğünü kaydetti.

Şemhani, İran’ın ABD ile doğrudan ve somut müzakerelere hazır olduğunu, başka taraflarla yürütülecek görüşmeleri ise kabul etmediğini vurguladı.

Paris, ‘baskıya son verilmesi’ çağrısında bulundu

Bu arada Fransa Dışişleri Bakanı Jean-Noel Barrot, cuma günü yapılması planlanan müzakerelerin, nükleer dosyaya geçilmeden önce İran’daki baskı meselesine odaklanması gerektiğini söyledi.

Barrot bugün France Televisions’a verdiği demeçte şu ifadeleri kullandı: “Elbette alınması gereken ilk kararlar, bu kanlı baskıya son verilmesi, gözaltındakilerin serbest bırakılması, iletişimin yeniden sağlanması ve İran halkına özgürlüklerin iade edilmesidir. Bundan sonra nükleer meseleler, füzeler ve terör örgütlerine verilen destek ele alınmalıdır” dedi.

Fransa Dışişleri Bakanlığı da İran’ın nükleer dosyasına yönelik bir çözümün, İran halkı pahasına olmaması gerektiğini vurguladı.

cdfrgt
Avrupa Birliği (AB) Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Kaja Kallas, bugün Brüksel'de düzenlenen bakanlar toplantısının oturum aralarında Fransa Dışişleri Bakanı Jean-Noel Barrot ile görüştü. (EPA)

Barrot, “Bir kez daha vurguluyorum ki öncelik, devlet tarafından uygulanan bu baskı ve şiddetin sona ermesi ve cezasız kalmaması gereken bu geniş çaplı suçların durdurulmasıdır” dedi.

Barrot, bundan iki gün önce pazar günü yayımlanan Liberation gazetesine verdiği röportajda ise İran’ın topraklarına yönelik olası ABD saldırılarını önlemek için diplomatik müzakereler kapsamında ‘büyük tavizler’ vermesi gerektiğini söyledi. Barrot, ABD’nin ‘İran’a karşı askeri operasyon başlatabilecek bir konuma geldiğini’ belirterek, aynı zamanda rejimin değerlendirmesi gereken bir müzakere yolunun da sunulduğunu ifade etti. Barrot sözlerini şu ifadelerle noktaladı: “Rejimin bu fırsatı değerlendirmesi, büyük tavizleri kabul etmesi ve yaklaşımında köklü bir değişikliğe gitmesi gerekiyor. İran, bölgesel komşuları ve bizim güvenlik çıkarlarımız için bir tehdit kaynağı olmaktan çıkmalı. İran halkı özgürlüğünü yeniden kazanmalı.”


Kurbanlarla ilgili hassas verilerin ortaya çıkmasının ardından... ABD Adalet Bakanlığı Epstein’e ait binlerce belgeyi geri çekti

ABD Adalet Bakanlığı tarafından yayınlanan Jeffrey Epstein dosyalarındaki bir belgeden alınan fotoğraf, Epstein’ın 6 Temmuz 2019’da tutuklandığı sırada hazırlanan raporu gösteriyor. (AP)
ABD Adalet Bakanlığı tarafından yayınlanan Jeffrey Epstein dosyalarındaki bir belgeden alınan fotoğraf, Epstein’ın 6 Temmuz 2019’da tutuklandığı sırada hazırlanan raporu gösteriyor. (AP)
TT

Kurbanlarla ilgili hassas verilerin ortaya çıkmasının ardından... ABD Adalet Bakanlığı Epstein’e ait binlerce belgeyi geri çekti

ABD Adalet Bakanlığı tarafından yayınlanan Jeffrey Epstein dosyalarındaki bir belgeden alınan fotoğraf, Epstein’ın 6 Temmuz 2019’da tutuklandığı sırada hazırlanan raporu gösteriyor. (AP)
ABD Adalet Bakanlığı tarafından yayınlanan Jeffrey Epstein dosyalarındaki bir belgeden alınan fotoğraf, Epstein’ın 6 Temmuz 2019’da tutuklandığı sırada hazırlanan raporu gösteriyor. (AP)

ABD Adalet Bakanlığı dün, Jeffrey Epstein ile ilgili birkaç bin belge ve ‘medya’ materyalini geri çektiğini açıkladı. Şarku’l Avsat’ın AP’den aktardığına göre, New York’ta bir mahkemeye başvuran avukatlar, hükümetin son yayınladığı belgelerdeki hassas bilgilerin sansürlenmesinde yapılan hatalar nedeniyle yaklaşık 100 mağdurun hayatının ‘alt üst olduğunu’ öne sürmüştü.

Yanlışlıkla ifşa edilen materyaller arasında mağdurların yüzlerinin göründüğü çıplak fotoğraflar, isimler, e-posta adresleri ve tam olarak gizlenmemiş diğer tanımlayıcı bilgiler yer alıyordu. Bakanlık, bunun ‘teknik veya insan hatasından’ kaynaklandığını belirtti.

ABD Başsavcısı Jay Clayton, Epstein ve ortağı Ghislaine Maxwell’e karşı açılan insan ticareti davalarını denetleyen yargıçlara yazdığı mektupta, bakanlığın mağdurların veya avukatlarının belirttiği materyallerin neredeyse tamamını, ayrıca hükümetin bağımsız olarak belirlediği ‘çok sayıda’ belgeyi geri çektiğini bildirdi.

Clayton, mağdurlar ve avukatlarının değişiklik talebinin ardından, bakanlığın ‘rapor edilen belgelerle ilgili protokollerini’ revize ettiğini açıkladı.

Yeni mekanizmaya göre, belgeler mağdurlar tarafından bildirildiği anda geri çekiliyor, ardından gözden geçirilip düzeltilmiş bir kopya yeniden yayımlanıyor ve işlemin ‘24 ila 36 saat içinde tamamlanması’ hedefleniyor.

Epstein mağdurlarını temsil eden iki avukat pazar günü, hükümetin isimleri ve diğer kişisel bilgileri gizleme konusundaki binlerce hatayı gerekçe göstererek mahkemeden ‘acil yargı müdahalesi’ talebinde bulundu.

Sekiz kadın, kendilerini Epstein mağduru olarak tanıtarak, yargıç Richard M. Berman’a gönderilen mektuba yorum ekledi. Kadınlardan biri, belgelerin açıklanmasının ‘hayatını tehdit ettiğini’ yazdı. Bir diğeri ise 51 materyalde banka bilgilerinin yer alması nedeniyle ölüm tehditleri aldığını, bunun sonucunda kredi kartlarını ve banka hesaplarını dondurmak zorunda kaldığını belirtti.

ABD Başsavcı Yardımcısı Todd Blanche, pazar günü ABC’nin ‘This Week’ programına verdiği röportajda, hassas bilgilerin gizlenmesi sürecinde bazı hataların meydana geldiğini, ancak Adalet Bakanlığı’nın hızlı bir şekilde müdahale etmeye çalıştığını söyledi.

Blanche, “Bir mağdur ya da avukatı, adının doğru şekilde gizlenmediğini bildirdiğinde, bunu derhal düzeltiyoruz. Bahsettiğimiz sayı, Amerikalıların anlayabilmesi için, toplam materyalin yüzde 0,001’ini geçmiyor” ifadelerini kullandı.

Buna karşın, AP’den onlarca gazeteci dosyaları inceleyerek, bazı belgelerde isimlerin gizlenmiş olmasına rağmen aynı dosyanın diğer kopyalarında açık bırakıldığını tespit etti.