NATO Genel Sekreteri Stoltenberg, Şarku’l Avsat’a konuştu: Çin'e ‘güçlü bir mesaj’ gönderdik… ABD'nin Ukrayna'ya desteğinin devam etmesini bekliyorum

Stoltenberg, Ukrayna’nın Rusya içindeki askeri hedefleri vurmasına yönelik kısıtlamaların gevşetilmesinden duyduğu memnuniyeti ifade etti

TT

NATO Genel Sekreteri Stoltenberg, Şarku’l Avsat’a konuştu: Çin'e ‘güçlü bir mesaj’ gönderdik… ABD'nin Ukrayna'ya desteğinin devam etmesini bekliyorum

NATO Genel Sekreteri Stoltenberg, Şarku’l Avsat’a konuştu: Çin'e ‘güçlü bir mesaj’ gönderdik… ABD'nin Ukrayna'ya desteğinin devam etmesini bekliyorum

Jens Stoltenberg 2014 yılında Kuzey Atlantik Antlaşması Teşkilat’nın (NATO) başına geçtiğinde muhtemelen Avrupa'nın İkinci Dünya Savaşı'ndan bu yana en büyük savaşı yaşayacağını tahmin etmiyordu. NATO Genel Sekreterliği görevini ekim ayında Mark Rutte'a devretmeye hazırlanan eski Norveç Başbakanı Stoltenberg, Batılı müttefikleri bir araya getirmeyi ve NATO’ya üye ülke sayısını 32’ye yükseltmeyi başardı. Bunun yanında NATO üyesi devletlerden, Rusya ile savaşında Ukrayna'yı mali ve askeri olarak desteklemeye devam etmeleri için söz aldı.

ABD’de kasım ayında yapılması planlanan başkanlık seçimlerinde eski Başkan Donald Trump'ın yeniden seçilmesi olasılığı NATO’nun çalışmalarına gölge düşürürken Stoltenberg, ABD'nin Ukrayna’ya verdiği desteğin ve NATO'yu güçlendirme konusundaki kararlılığının devam etmesi konusunda iyimser olduğunu ifade etti.

NATO Genel Sekreteri Stoltenberg, Washington’daki 75. NATO Zirvesi sonunda Şarku’l Avsat’a verdiği röportajda, ABD'nin Ukrayna’yı desteklemeyi sürdürmesinin ‘özellikle bugün Ukrayna'da olanların yarın Asya'da tekrarlanması ihtimalinden dolayı’ kendi güvenlik çıkarlarına da uygun olduğunu söyledi.

NATO üyesi ülkelerin, Ukrayna’nın Rusya içindeki meşru askeri hedefleri vurmasına yönelik kısıtlamaların gevşetilmesinden duyduğu memnuniyeti dile getiren Stoltenberg, Batı'nın Ukrayna'ya desteğinin devam etmesi gerektiğini vurguladı.

saxcdvf
NATO üyesi ülkelerin liderleri Washington'daki zirvede bir araya geldiler (DPA)

Pekin'in NATO'nun Hint-Pasifik bölgesini istikrarsızlaştırdığı yönündeki suçlamasını reddederek, Belarus ile yaptığı askeri tatbikatlarla NATO üyesi ülkelerin sınırlarına yaklaşanın Çin olduğunu söyleyen NATO Genel Sekreteri, Washington'daki zirvede NATO'nun Rusya'nın Ukrayna’da yürüttüğü savaşa destek verdiği için Çin'e ilk kez ‘güçlü bir mesaj’ verdiğini ve bundan memnuniyet duyduğunu belirtti.

Ortadoğu ile ilgili olarak Gazze'de ateşkes için sürdürülen çabaları desteklediğini, ancak çatışmada ‘NATO'nun doğrudan bir rol oynamadığını’ ifade eden Stoltenberg, NATO'nun Ortadoğu'daki ortaklıklarından Suudi Arabistan ile terörle mücadele, İran'ın bölgenin istikrarını bozan faaliyetleri ve deniz seyrüsefer güvenliği konularında yapılan iş birliğine övgüde bulundu.

İşte NATO Genel Sekreteri Jens Stoltenberg ile yapılan röportajın tam metni:

 Ukrayna'nın sağlamlığı ve NATO'nun sorumluluğu

NATO’nun kuruluşunun 75. yıldönümü münasebetiyle bu hafta Washington’da bir araya gelen NATO ülkeleri liderleri, Ukrayna için en büyük yardım paketlerinden birini onayladı. Rusya’nın 2022 yılının şubat ayında Ukrayna’ya karşı açtığı savaşın başlamasından bu yana ABD ve müttefikleri ilk kez Kiev'e F-16 savaş uçakları göndermeyi kabul etti. Ayrıca önümüzdeki yıl en az 40 milyar euroluk yardım taahhüdünde bulundular. NATO ülkeleri liderleri, bu yardımın Ukrayna ordusunun doğu ve güney cephelerinde yaşanan ve NATO’dan üst düzey bir yetkilinin ifadesiyle ‘Birinci ve İkinci Dünya Savaşları sırasındaki siper savaşlarını andıran’ şiddetli çatışmalara dayanma gücünü arttırmasını umuyor.

Ukrayna'daki zorlukları kabul eden Stoltenberg, Rusya’nın NATO Zirvesi’nden hemen önce Ukrayna’daki bir çocuk hastanesine düzenlediği saldırıya atıfta bulunarak “Savaş sahasındaki durum zor. Rusların yeni saldırılar düzenlemeye çalıştıklarını, Ukrayna şehirlerini vurduklarını ve masum sivilleri öldürdüklerini görüyoruz" dedi.

Ukrayna’daki savaş başladığında çoğu uzmanın ve Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin'in Kiev'i birkaç gün içinde, Ukrayna'nın geri kalanını ise birkaç hafta içinde kontrol altına alınacağını düşündüğünü belirten Stoltenberg, “Ancak böyle bir şey olmadı” dedi.

NATO Genel Sekreteri, şöyle devam etti:

“Ukraynalılar savaşın başında Rusya tarafından işgal edilen toprakların yüzde 50'sini geri almayı başardılar. Tahıl ve diğer ürünleri dünya pazarına ihraç etmek için Karadeniz'de bir koridor açabildiler. Ayrıca Rus işgalcilere saldırıp ağır kayıplar verdirebildiler. Savaşlar doğası gereği öngörülemez olsa da Ukraynalılar Rusya’nın savunma güçlerine karşı koyabileceklerini kanıtladılar. Biz, önemli ölçüde destek sağlamaya devam etmekle yükümlüyüz.”

NATO Genel Sekreteri, bu çerçevede NATO üyesi ülkelerin Washington'daki NATO zirvesinde Ukrayna'ya yönelik önemli askeri desteğin yoğunlaştırılması ve sürdürülmesi konusunda vardıkları mutabakata övgüde bulundu.

Rusya içindeki askeri hedeflerin vurulması

Başta ABD olmak üzere bazı Batılı ülkelerin Ukrayna'ya saldırı silahları vermeyi kabul etmelerinin önündeki en büyük engel, Rusya içindeki hedeflerin vurulmasına karşı çıkmalarıydı. Ancak Rusya içindeki hedeflerin vurulmasını ‘meşru müdafaa’ hakkı olarak gören Stoltenberg, “Bunun Rusya tarafından Avrupa’da barışçıl, bağımsız ve egemen bir devlet olan Ukrayna’ya karşı yürütülen bir saldırı savaşı olduğu unutulmamalı. Bu uluslararası hukukun açıkça ihlali. Uluslararası hukuka göre Ukrayna meşru müdafaa hakkına sahip” ifadelerini kullandı.

Söz konusu meşru müdafaa hakkının saldırganın, yani Rusya'nın topraklarındaki meşru askeri hedeflere saldırma ya da onları vurma hakkını da içerdiğini vurgulayan NATO Genel Sekreteri, bu yüzden Ukrayna’nın Rusya’nın derinliklerinde saldırılar gerçekleştirdiğini söyledi.

Stoltenberg, NATO üyesi ülkeler arasında Ukrayna’ya verilen silahlara getirilen kısıtlamalar konusunda   anlaşmazlıklar olmasına rağmen kısıtlama getiren ülkelerin, özellikle de çatışmaların çoğu Ukrayna'nın derinliklerinde gerçekleştiğinden bu kısıtlamaları gevşettiklerini vurguladı.

Ukrayna'nın Rusya topraklarına saldırmasına izin verilmesinin önemini açıklamak için Harkiv cephesini örnek gösteren Stoltenberg, “Rusya şimdi Harkiv bölgesinde yeni bir cephe açtı, cephe hattı ile sınır hattı aşağı yukarı aynı. Doğal olarak Ukrayna'nın kendini savunmasının tek yolu cephe hattının dışında saldırmak. Bu da Rusya toprakları içinde saldırılar düzenlemek anlamına geliyor. Dolayısıyla önemli olan Ukrayna'ya ihtiyaç duyduğu imkanları sağlayabilmemiz. Müttefiklerimizin bu silahların kullanımına yönelik kısıtlamaları gevşetmesini memnuniyetle karşılıyorum” diye konuştu.

İran ve Kuzey Kore'nin rolü

NATO üyesi ülkelerin liderleri Washington’daki zirvede Rusya'nın Ukrayna'da yürüttüğü savaşta İran, Kuzey Kore ve Çin'den aldığı desteğin etkisini ele aldılar.

Stoltenberg, bu hususta şunları söyledi:

“Görüyoruz ki otoriter güçler, Rusya'yı desteklemek ve bu acımasız savaşı yürütmesini sağlamak için ittifak halindeler. Buna Kuzey Kore gibi ülkelerin yanı sıra Çin ve İran da dâhil. İran, Ukrayna'da çok fazla acıya ve hasara neden olan ve Rusya'nın bu savaşı yürütmesine yardımcı olan çok sayıda Şahid model insansız hava aracını (İHA) Moskova’ya teslim etti.”

İran'ın Rusya’ya balistik füze tedarik etme olasılığının Ukrayna'daki savaşın şiddetlenmesi açısından son derece tehlikeli olacağı uyarısında bulunan Stoltenberg, “NATO müttefikleri, bölgede ve ötesinde istikrarı bozucu faaliyetleri nedeniyle İran'a uzun yıllardır sert yaptırımlar uyguluyor. Elbette bu yaptırımlar İran'ın nükleer programının yanı sıra füze programını da hedef alıyor. İran'ın Rusya'ya verdiği destek, bu yaptırımların İran'ın, Rusya'yı desteklerken yaptığı gibi, yasadışı savaşını destekleme imkanlarını sınırlamasının önemini ortaya koyuyor” şeklinde konuştu.

NATO Genel Sekreteri Jens Stoltenberg: İran yapımı Şahid model İHA’lar Ukrayna'da büyük acılara neden oldu.

Pekin’in Moskova'yı güçlendirmesi

NATO Zirvesi sırasında Çin'i Rusya’yı desteklediği için sert bir dille eleştiren Stoltenberg, “Her şeyden önce Çin'in Rusya'nın Ukrayna’ya karşı yürüttüğü savaşın kritik bir destekçisi olduğuna şüphe yok. Çünkü Rusya'nın Ukrayna'ya saldırmak için kullandığı bombaları, uçakları ve füzeleri üretmek için ihtiyaç duyduğu elektronik parçalar, mikroçipler, çift kullanımlı ekipmanlar ve araçların neredeyse tamamını Çin sağlıyor. Çin'in Rusya'nın savaş ekonomisine verdiği destek olmasaydı, Rusya Ukrayna'ya açtığı bu savaşı yürütemezdi” dedi.

Pekin'in NATO’nun nihai bildirisine verdiği öfkeli tepkiye değinen NATO Genel Sekreteri “Çin'in bu tepkisinin, doğru bir noktaya temas ettiğimizi gösterdiğine yürekten inanıyorum” ifadelerini kullandı. Stoltenberg, küresel ekonominin yüzde 50'sini oluşturan NATO üyesi 32 ülkenin ilk kez Çin'in rolünü açıkça vurgulama kararının ‘güçlü bir mesaj’ olduğunu da sözlerine ekledi.

Pekin'in NATO'ya yönelik Hint-Pasifik bölgesini istikrarsızlaştırdığı suçlamasına yanıt veren Stoltenberg, “Mesele NATO'nun Hint-Pasifik bölgesine girmesi değil, Çin'in bize yaklaşması. Biz konuşurken Çin, Belarus ile birlikte NATO ve Ukrayna sınırında askeri tatbikatlar gerçekleştiriyor. Ayrıca Çin'in Afrika'da ve Kuzey Kutbu'nda kritik altyapıları kontrol etmeye çalıştığını görüyoruz” ifadelerini kullandı.

Stoltenberg, sözlerine şöyle devam etti:

İkinci olarak, Japonya, Güney Kore, Yeni Zelanda ve Avustralya’daki ortaklarımızla birlikte çalışıyoruz. Bunlar NATO ile güçlü bir ilişki içinde olmak isteyen bağımsız ve egemen ülkelerdir. Bunu memnuniyetle karşılıyoruz.

NATO’nun Kuzey Amerika ve Avrupa arasında bir ittifak olarak kalacağını vurgulayan Stoltenberg, “Küresel bir ittifak haline gelmeyeceğiz, ama küresel riskler, siber tehditler, terörizm ve aynı zamanda Çin'in modern askeri yeteneklere yaptığı büyük yatırımın güvenlik açısından doğurduğu sonuçları ele almak için elbette küresel ortaklarımızla birlikte çalışacağız” diye konuştu.

Batılı ülkelerin verdiği destekteki çatlaklar

ABD’nin Ukrayna'yı ve genel olarak NATO'yu desteklemekten vazgeçebileceği korkusu Washington’daki zirveye damgasını vururken Stoltenberg, ABD’de kasım ayında yapılması planlanan başkanlık seçimleri çerçevesinde oluşan belirsizliğe ve Kiev'e destek konusunda Avrupa'da yaşanan görüş ayrılıklarına rağmen iyimser konuştu. Avrupa'daki NATO müttefiklerinin yanı sıra Kanada gibi ABD'nin de Ukrayna'ya güçlü destek vermeyi sürdüreceğini umduğunu ifade eden Stoltenberg, “Rusya'nın Ukrayna'da zafer kazanmaması bizim güvenlik çıkarlarımızla da örtüşüyor” yorumunda bulundu. Bu desteğin çekilmesinin Rusya Devlet Başkanı Putin'in yanı sıra Çin Devlet Başkanı Şi Cinping ve diğer otoriter ülkelerin liderlerine de uluslararası hukuku ihlal ettiklerinde ya da başka bir ülkeyi işgal ettiklerinde ‘istediklerini alacakları mesajını vereceği’ konusunda uyardı. Stoltenberg, bunun da tüm dünyayı daha tehlikeli hale getireceğinin altını çizdi.

Stoltenberg, kurallara dayalı bir uluslararası düzeni ve tanınmış uluslararası sınırlara saygıyı önemseyen her ülkenin, Rusya'nın Ukrayna'ya yönelik acımasız saldırısının yanına kar kalmasından büyük endişe duyması gerektiğini, zira bu durumun diğer otoriter devletleri de Rusya'yı örnek almaya iteceği uyarısında bulundu.

zaxsdf
Trump ve Stoltenberg'in İngiltere’deki NATO Zirvesi sırasında çekilmiş bir fotoğrafı, Aralık 2019 (AP)

Ukrayna’nın işgalinden birkaç gün önce Çin Devlet Başkanı Şi ve Rusya Devlet Başkanı Putin'in bir ortaklık anlaşması imzaladığını hatırlatan NATO Genel Sekreteri, “Birbirlerine sınırsız ortaklık sözü verdiler. Bu nedenlerle ABD'nin Ukrayna'yı desteklemeye devam etmesini bekliyorum” dedi.

ABD'nin bu desteği taahhüt etmesinin sadece Çin’e dair endişelerden dolayı değil, ABD’nin güvenlik çıkarlarına da uygun olduğu için de önemli olduğunu ifade eden Stoltenberg, “Japonya Başbakanı Fumiyo Kişida'nın kısa süre önce söylediği gibi, bugün Ukrayna'da olanlar yarın Asya'da da olabilir. Yani Ukrayna ve Asya arasında bir bağ var” değerlendirmesinde bulundu. Donald Trump’ın yeniden başkan seçilmesi ihtimaliyle ilgili olarak ise Stoltenberg, eski ABD Başkanı’nın Ukrayna'ya ‘Amerikan yapımı Javelin tank savar sistemleri sağlama kararını hatırlattı. Stoltenberg, “Bu karar, Rusya’nın Ukrayna’yı işgali karşısında çok önemliydi” dedi.

NATO Genel Sekreteri Jens Stoltenberg: Bugün Ukrayna'da yaşananlar yarın Asya'da yaşanabilir.

Gazze’deki savaş

NATO’nun dünya genelindeki ortaklıklarını, özellikle de ‘Güney komşuları’ olarak adlandırdığı ülkeler aracılığıyla genişletmeye çalıştığını belirten Stoltenberg, buna karşın NATO’nun Gazze'deki insani kayıpların boyutu ve bu eşi benzeri görülmemiş şiddetin bölgesel ve uluslararası yansımaları göz önüne alındığında şaşkınlık ve eleştirilere neden olan Gazze'deki savaşla ilgili bir politikasını ya da tutumunu açıklamaktan kaçındı.

Stoltenberg, bu konuya şunları söyledi:

Tüm NATO müttefikleri ateşkes çağrısında bulundu. Ben de müttefiklerin müzakereleri, ateşkes çabalarını kolaylaştırma ve bu çatışmaya siyasi bir çözümle son verme yönündeki çabalarını destekliyorum. NATO müttefikleri, özellikle Gazze'deki yeni savaşın ardından iki devletli çözümü desteklediklerini ifade ettiler.

NATO Genel Sekreteri, sözlerine şöyle devam etti:

“NATO bir ittifak olarak (bu çatışmada) doğrudan bir rol üstlenmiyor. Bence şu an (bu çatışmada) yeterince aktör var. Başka bir kuruluşun doğrudan müdahil olmasına gerek yok. Ancak elbette ABD ve diğer arabulucuların müzakereleri kolaylaştırma, ateşkes sağlama ve siyasi bir çözüme ulaşma çabalarını destekliyoruz. İnsanların çektiği acıları, son aylarda tanık olduğumuz ölüm ve yıkımı görmek elbette yürek parçalayıcı. Tamda bu yüzden ben ve NATO müttefikleri siyasi bir çözüm bulunması yönündeki tüm çabaları destekliyoruz.”

xcsdfvfd b
NATO üyesi ülkelerin liderleri Washington'daki zirveye katıldılar, 9 Temmuz 2024 (DPA)

Bölgesel iş birliği

Gazze’deki savaşta NATO'nun bir rolü olmadığını belirtirken ittifakın Ortadoğu ülkeleriyle iş birliğinin ve ortaklığının altını çizen Stoltenberg, “NATO'nun Ortadoğu'da bir varlığı ve Körfez bölgesinde ortaklarımız var. Kısa bir süre önce terörle mücadele ve İran'ın istikrarı bozucu davranışları gibi konularda görüşmelerde bulunmak üzere Suudi Arabistan'ın başkenti Riyad'ı ziyaret ettim. Tüm bunlar NATO için olduğu kadar bölgedeki birçok ülke için de büyük bir endişe kaynağı” diye konuştu.

NATO’nun Ortadoğu’daki ortaklarıyla olan iş birliğini ve Suudi Arabistan'la terörizm ve deniz seyrüsefer güvenliği gibi birçok ortak problemi ele almak üzere yürüttüğü çalışmaları geliştirip genişletebileceklerini umduğunu ifade eden Stoltenberg, “NATO müttefikleri elbette Husilerin eylemleri karşısında derin bir endişe duyuyor. Bazı NATO müttefikleri seyrüsefer rotalarını korumak üzere deniz güçlerini bölgeye konuşlandırdı” ifadelerini kullandı.

Öte yandan NATO’nun Irak’ta DEAŞ’ın yeniden harekete geçmesini engellemeye yardımcı olmak üzere bir eğitim ve kapasite geliştirme misyonundan, Kuveyt'te bir eğitim merkezi kurduğundan ve Washington’daki zirvede duyurulan Amman'daki yeni irtibat ofisi açtığından bahseden Stoltenberg, Amman’daki ofisin NATO’nun Ürdün'le ortaklığını güçlendireceğini ve ‘siyasi diyaloğu ve operasyonel iş birliğini derinleştirmek için araçlar sağlayacağını’ belirtti.

Stoltenberg, devamında şöyle konuştu:

“Bunlar bölge ülkeleriyle farklı şekillerde ve farklı çerçevelerde nasıl çalıştığımıza dair sadece birkaç örnek. Irak'taki kapasite geliştirme misyonu, Amman'daki yeni irtibat ofisi, deniz seyrüsefer güvenliği, terörle mücadele ve İran'ın istikrarı bozucu davranışlarını ele aldığımız Riyad ziyaretim ve Tunus ile yürüttüğümüz ortak çalışmalar, bunların hepsi, farklı şekillerde de olsa, bölge ülkeleriyle ortak çalışmalarımız.”

NATO Genel Sekreteri Jens Stoltenberg: Gazze'de ateşkes için sarf edilen çabaları destekliyoruz. İnsanların çektiği acılar yürek parçalayıcı.

Elde edilen başarılar ve sonraki adımlar

Stoltenberg, Şarku’l Avsat’ın NATO Genel Sekreteri olarak görev yaptığı uzun süre boyunca elde ettiği başarıları ve başarısızlıklarıyla ilgili sorusuna şu yanıtı verdi:

“Her şeyden önce, başarısızlıklarım ya da hatalarımın bir listesini tutmuyorum. Sanırım Genel Sekreter olarak görev yaptığım süre boyunca parçası olduğum en önemli karar Rusya'nın Ukrayna'yı acımasızca işgaline verdiğim yanıt ve aynı zamanda bu çatışmanın Ukrayna'nın ötesine geçmesini önlemek için yaptıklarımdı. NATO'nun burada iki görevi var. Bunlardan birincisi Ukrayna'yı desteklemek ki bunu yapıyoruz. İkincisi ise Moskova'ya bir NATO müttefikine yapılacak herhangi bir saldırının NATO'nun misillemesiyle sonuçlanacağına dair açık bir mesaj göndermekti. Bu mesajı vermek için NATO’nun doğu kanadına daha fazla asker konuşlandırdık bile.”

xscdfe
ABD Başkanı Joe Biden, NATO Genel Sekreteri Jens Stoltenberg'e Başkanlık Özgürlük Madalyası verirken (AFP)

Farklı bir hayat sürmeyi sabırsızlıkla beklediğini söyleyen Stoltenberg, “NATO Genel Sekreteri olarak görev yapmak benim için bir onurdu. Hem NATO üyesi 32 müttefikle hem de Ortadoğu da dahil olmak üzere ortak ülkelerle çalışma ayrıcalığına sahip oldum. Artık Norveç'e döneceğim. Tam olarak ne yapacağımı bilmiyorum. Aslında merkez bankası başkanlığına atanmıştım, ama NATO'ya devam edebilmek için bu görevden vazgeçtim ve bu kararımdan bir an bile pişmanlık duymadım” dedi.



Pakistan aracılığıyla Çin ve İran ile diyalog: Orta güç perspektifi

Pakistan Dışişleri Bakanı İshak Dar ve İranlı mevkidaşı Abbas Arakçi, İslamabad'daki Dışişleri Bakanlığı'ndaki toplantı sırasında, 2 Ağustos 2025 (AFP)
Pakistan Dışişleri Bakanı İshak Dar ve İranlı mevkidaşı Abbas Arakçi, İslamabad'daki Dışişleri Bakanlığı'ndaki toplantı sırasında, 2 Ağustos 2025 (AFP)
TT

Pakistan aracılığıyla Çin ve İran ile diyalog: Orta güç perspektifi

Pakistan Dışişleri Bakanı İshak Dar ve İranlı mevkidaşı Abbas Arakçi, İslamabad'daki Dışişleri Bakanlığı'ndaki toplantı sırasında, 2 Ağustos 2025 (AFP)
Pakistan Dışişleri Bakanı İshak Dar ve İranlı mevkidaşı Abbas Arakçi, İslamabad'daki Dışişleri Bakanlığı'ndaki toplantı sırasında, 2 Ağustos 2025 (AFP)

Kemal Allam

Financial Times, yıllık yıl sonu değerlendirme serisi kapsamında, 2026 yılının İkinci Dünya Savaşı'ndan bu yana en büyük belirsizlikle başladığını ve orta güçlerin önümüzdeki dönemde küresel düzeni ya pekiştirmede ya da zayıflatmada belirleyici faktör olabileceğini yazdı. Habere  göre, şaşırtıcı bir şekilde, Pakistan’ın adı, Amerikan hegemonyasını öngören “Donroe Doktrini”nde şimdiye kadarki en büyük kazanan olarak anılıyor. Pakistan, Beyaz Saray ziyaretlerinden Gazze barış planına kadar Donald Trump'ın çevresinde önemli bir yer edinmeyi açıkça başardı.

Ancak, Ortadoğu'ya askeri ve güvenlik tedarikçisi olarak geleneksel rolünün yanı sıra, Pakistan, İran gibi karmaşık çatışmalarda köprü görevi görmesi ve Çin ile ABD gibi daha büyük güçler arasında daha yakın bağlar kurması gereken bir orta güç olarak yeniden öne çıktı. Pakistan, daha önce, Nixon döneminde de ABD ve Çin arasındaki ilk diplomatik görüşmeye arabuluculuk yapmıştı. Bugün, on yıllık diplomatik boşluğun ardından, Pakistan, İran ile gizli görüşmeler yürütebilen ve Çin ile ortaklığı aracılığıyla bölgedeki askeri dengeyi yeniden ayarlayabilen bir güç olarak yeniden öne çıktı.

Trump'ın İran sorununu çözmek için Pakistan'a güvenmesi

Trump'ın ikinci başkanlığının başlangıcında, geçmiş dönemde Hindistan ile yakın ilişkisi ve Hindistan'ı Çin'e karşı tercih edilen stratejik ortak olarak görmesi nedeniyle Pakistan'da önemli bir belirsizlik hakim oldu. Ancak, görevdeki ilk yılından sonra Pakistan, sadece bölgede değil, küresel ölçekte de Trump'ın favorilerinden biri olarak görülmeye başladı. İsrail ve İran arasında yazın yaşanan 12 günlük savaş sırasında, Mareşal Asım Münir'in başkent Washington ve Langley'in koridorlarında neredeyse bir hafta boyunca bulunması tesadüf değildi. Dönemin Merkez Kuvvetler Komutanı Orgeneral Michael Eric Kurilla'nın Pakistan'ı terörizm ile mücadelede bir ortak olarak savunması da pek çok kişiyi şaşırttı. Zira bu açıklama, Kongre'nin önde gelen üyelerinin, Senato'nun ve generallerin Pakistan'ı sürekli olarak terörizmi destekleyen bir devlet olarak nitelendirdiği on yıllık bir dönemle çelişiyordu. Peki ne değişti?

Birincisi, Kurilla, Soğuk Savaş döneminde olduğu gibi, Washington'un istenmeyen saydığı ve ABD'nin doğrudan, en azından kamuoyu önünde, ilişki kuramadığı rejimlerle Pakistan'ın ilişki kurma yeteneğine yeniden güvenmeye başladı. İsrail-İran çatışması sırasında, ABD İran nükleer tesislerini vurduktan sonra, Pakistan gerilimin daha fazla yükselmesinin sonuçlarını hafifletmede sessiz, perde arkası bir rol oynadı. Pakistan, Tahran ve Washington arasında mesajları taşımakla kalmadı, aynı zamanda Trump'a İran’a nasıl davranması gerektiği konusunda doğrudan tavsiyelerde de bulundu. Nitekim Trump, Asım Münir ile yaptığı ve ABD'nin İran'a yönelik saldırılarının yankılarını kontrol altına alma stratejisinin ele alındığı görüşmenin ardından, “Pakistan İran'ı çoğu ülkeden daha iyi tanıyor” açıklamasını yaptı. Bu, Trump'ın ilk döneminde Irak'ta Kasım Süleymani'nin öldürülmesiyle sonuçlanan önceki hamlesinden sonra yaşananları hatırlattı. O zaman, 2020'de de suikasttan sonra ilk olarak dönemin Pakistan Genelkurmay Başkanı Orgeneral Kamar Cavid Bacva ile telefonla görüşmüştü.

Pakistan, ABD ve Körfez ülkeleri gibi, İran'ın bölgeye yönelik niyetlerine güvenmiyor, ancak Suudi Arabistan ve Türkiye ile birlikte bir rejim değişikliği de istemiyor

Bunu anlamanın kilit noktası, Pakistan'ın, İsviçre, Katar, Umman ve İran görüşmelerindeki diğer bazı arabuluculardan farklı olarak, İran ile uzun bir sınıra sahip olması ve İran ile sürekli gerilimler yaşamasıdır. İranlılar, tam ölçekli bir çatışma durumunda Pakistan'ın kendileri için gerçek bir tehdit oluşturduğunun ve tüm Körfez ülkelerinin Pakistan'ın arkasında duracağının farkındalar. Daha önce yine el-Mecelle’de, İran ve Pakistan'ın, açık ve tam ölçekli bir çatışmayı önlemesi gereken dini, kültürel ve dilsel bağlara rağmen, açıkça duyurulmamış bir istihbarat ve vekalet savaşı içinde olduklarını yazmıştım. Süleymani sık sık Pakistan ile açık savaş tehdidinde bulunmuştu ve İsrail ile Amerika Birleşik Devletleri'nin yanı sıra, İran'a hava saldırıları düzenleyen tek ülke Pakistan'dır. Bu durum, Pakistan'ı İran’a karşı havuç-sopa yaklaşımını uygulamak için önemli bir arka kapı haline getiriyor.

Mevcut Maskat görüşmelerinin nereye varacağını, Trump'ın İran'a saldırıp saldırmayacağını veya gerilimi azaltıp azaltmayacağını bilmesek de, Pakistan'ın rolü önemli olmaya devam ediyor. ABD, çatışma tırmandığında Beluç sınırının tarihi ve Pakistanlı Şiilerin devlete karşı kullanılması nedeniyle İran’ın Pakistan ile de ters düşebileceğinin farkında olarak kendisine mesajlar gönderebilir. İran, geçtiğimiz yaz yaşanan 12 günlük savaş sırasında ve protestoların başlamasından bu yana yaşanan son gerilimlerde Pakistan'ın gerilimi azaltmadaki rolü için de kamuoyu önünde kendisine teşekkür etti.

dvbfrg
Çin'in doğusundaki Shandong eyaletinin Qingdao kentinde Şanghay İşbirliği Örgütü üye devletlerinin savunma bakanlarının çektirdiği toplu fotoğraf, 26 Haziran 2025 (AFP)

Pakistan, ABD ve Körfez ülkeleri gibi, İran'ın bölgeye yönelik niyetlerine güvenmiyor. Ancak Suudi Arabistan ve Türkiye ile birlikte bir rejim değişikliği de istemiyor. Bu da onu aradaki uçurumu kapatmada önemli bir oyuncu haline getiriyor. Pakistan’ın kendisi de nükleer güç olma yolunda benzer bir süreçten geçti ve nükleer meselede nasıl başarılı bir şekilde müzakere edeceğini biliyor. Askeri kapasiteye dayanma gücü olmadığında müzakerelerin ne kadar sınırlı olabileceğini biliyor. Pakistan ayrıca, Çin’in dünyadaki en yakın diplomatik ve askeri müttefiki olma avantajına da sahip.

Çin ve etkiyi kullanma sanatı

Eski ABD Dışişleri Bakanı Henry Kissinger ve Başkan Richard Nixon'ın Pakistan aracılığıyla Çin ile yaptıkları görüşmeler ve gerçekleştirdikleri ziyaretler, İslamabad’ın eski Amerikan ulusal güvenlik uzmanlarının uzun zamandır minnettar olduğu önemli bir köprü olmasına olanak tanıdı. Pervez Müşerref dönemine kadar Pakistan, Çin ve ABD'nin kendi nüfuz alanlarındaki dengeleyici rolünde denklik konumunu korudu. Yine Müşerref dönemine kadar Pakistan ordusu, F-16 savaş uçaklarından Bell AH-1 Cobra saldırı helikopterlerine kadar neredeyse tamamen Amerikan kaynaklı ekipmanlara güveniyordu.

Çin'in etkisi, İslamabad'ı bir dönem Pekin'e karşı yanlış tarafta duran birçok güç için bir köprü kurucu haline getirdi

Ancak bu değişim daha sonra gerçekleşti ve Pakistan, Çin'in en yeni savaş uçakları ve füze teknolojilerini paylaştığı dünyadaki tek ordu haline geldi; bu da geçen yılki kısa savaşta Hindistan'a karşı üstün gelmesine yardımcı oldu. Böylece Çin, en yeni ekipmanlarını test etmek için Pakistan’ı kullanmaya başladı ve bunları Hint güçlerine karşı ve Pakistan'ın İran ile olan birkaç sınır çatışmasında test etti. Bu durum Pakistan'ı, Çin'in nasıl düşündüğünü ve gelecekteki savaşlara nasıl hazırlandığını anlamada ABD için bir kez daha vazgeçilmez bir ortak haline getiriyor. Dünyada hiçbir ordu, Pakistan ordusu gibi bir yandan Trump ile doğrudan ve hızlı iletişim kurma yeteneğine, diğer yandan da Çin ile en yakın askeri ittifaka sahip değil. Pakistan ayrıca tarihsel olarak Çin'in hem Türkiye hem de Suudi Arabistan ile olan ilişkisinde de bağlantı noktası görevi

Türkiye'nin önde gelen askeri stratejistlerinden ve Erdoğan'a yakın isimlerden sayılan Türk Amiral Cihat Yaycı, Pakistan'ın Soğuk Savaş sırasında Çin'in yükselişinde çok önemli bir rol oynadığını ve 1980'lerde ABD, Türkiye ve Suudi Arabistan ile olan ilişkilerini kullanarak bu tarafları Çin'e yaklaştırdığını düşünüyor. Yaycı ayrıca, kıdemli bir Türk subayı olarak, Çin'in kendisini Pakistan'ın en yakın müttefiki olarak nasıl gösterdiğine ve bunun Ankara'yı Uygur sorunu nedeniyle aralarında gerilim tırmandığında Pekin ile açılıma nasıl ittiğine bizzat şahit olduğunu belirtiyor. Bu Çin etkisi, İslamabad'ı bir zamanlar Pekin'e karşı yanlış tarafta duran birçok güç için bir köprü kurucu haline getirdi. Hudson Enstitüsü de yakın zamanda aynı konuyu, yani Çin'in Pakistan'ı Batı ve Avrasya arasındaki güç dengesini yeniden şekillendirmek için nasıl kullandığını gündeme getirdi.

Elbette Pakistan'ın gücünün de sınırları var; kırılgan ekonomisi Suudi Arabistan, Çin, BAE ve ABD dahil olmak üzere bir dizi uluslararası hamisine dayanıyor. Bu geniş bağışçı havuzu, Pakistan’ı çıkarlarını dengeleyebilen ve herhangi bir tarafla ittifak kurma tuzağına düşmeden aralarında manevra yapabilen bir köprü görevi görmesini sağlıyor. Avrupa Birliği ve Latin Amerika'daki birçok ülke, Trump taraf seçmeleri için baskı yaptığında ABD-Çin çatışmasında bir denge kurmakta zorlanırken, Pakistan bir anlamda tam tersi bir yaklaşım benimsedi. Sıfır toplamlı bir oyun tuzağına düşmek yerine, başkaları tarafından kullanılan bir köprü haline geldi. Bu da onu hem İran hem de Çin ile konuşmak için uygun bir muhatap yapıyor.


İran'da Ayetullah’ın sonu mu geliyor?

Trump ile İran arasındaki belirleyici çatışma (The Independent Arabia)
Trump ile İran arasındaki belirleyici çatışma (The Independent Arabia)
TT

İran'da Ayetullah’ın sonu mu geliyor?

Trump ile İran arasındaki belirleyici çatışma (The Independent Arabia)
Trump ile İran arasındaki belirleyici çatışma (The Independent Arabia)

John Bolton

Cenevre'de devam eden müzakerelerde hiçbir ilerleme kaydedilemediği için dünya, ABD'nin İran'daki Ayetullah rejimi konusunda ne yapacağını bekliyor. İran’daki son protesto gösterileri sırasında ABD Başkanı Donald Trump, Ayetullahlar ve Devrim Muhafızları Ordusu’na (DMO) karşı kırmızı çizgi çekti. Trump, İran muhalefetine hitaben yaptığı konuşmada, “İranlı vatanseverler, protestolara devam edin, kurumlarınızın kontrolünü ele geçirin, yardım yolda, İran'ı yeniden büyük yapalım” dedi.

Trump, geçtiğimiz yıl haziran ayında da Tahran'da rejim değişikliğini desteklediğini açıkça ilan etti ve bu tutumunu birkaç gün önce de yineledi. ABD Başkanı, kırmızı çizgisini korumak ve güvenilirliğini sürdürmek istiyorsa, şimdi İran'a karşı güç kullanmak zorunda. Aksi takdirde, Suriye'de kimyasal silah kullanımına karşı harekete geçmekle tehdit eden, ardından geri adım atan ve Beşşar Esed rejimine karşı koyamayan diplomatik yolu seçen eski ABD Başkanı Barack Obama'nın yeni versiyonu gibi görünecekti.

Donald Trump böylece, biri ‘hızlı ve kararlı’ bir saldırı emri vermek olmak üzere iki farklı seçenekle karşı karşıya. Trump, sıklıkla bu seçeneği tercih ediyor. Ardından, haklı olsun ya da olmasın, zaferini ilan edip yaklaşımının doğru olduğunu savunuyor.

İkinci seçenek ise İran'daki Ayetullahların ve DMO'nun iktidarını devirmek amacıyla askeri bir operasyon başlatmak. Bu seçenek, ABD Kara Kuvvetleri’nin bölgeye konuşlandırılmasını gerektirmese de İran'daki iktidar kurumlarını hedef alan bir hava harekâtını desteklemek için özel harekat yetenekleri kullanılabilir. Böylece Besic milisleri ve diğer dış genişleme ve iç baskı araçları da dahil olmak üzere DMO'yu kararlı bir şekilde zayıflatarak, Tahran rejimi çökebilir ve muhaliflerinin iktidara gelmesinin önü açılabilir. Aşağıda, ABD başkanı ikinci seçeneğe başvurursa Beyaz Saray'ın üstlenebileceği görevlerin kısmi de olsa kısa bir listesi yer alıyor.

Eylemsel değil, stratejik düşünüp hareket etmek

Bu, haftalar hatta aylar sürebilecek uzun bir süreç olabilir. Bu yüzden mevcut sonuçsuz müzakereleri sona erdiren ve İran'a bir son tarih belirleyen sistematik bir yaklaşım sergilenmesi gerekiyor. Bu, belki eski Başkan George H. W. Bush'un 1991 yılının ocak ayında dönemin Dışişleri Bakanı James Baker'ı Cenevre'ye gönderdiği gibi, mevcut Dışişleri Bakanı Marco Rubio'yu Cenevre'ye göndererek İran'a bu durumu bildirmek olabilir. Ardından İran'ın hava savunma sistemleri, DMO karargahları ve üsleri, Besic milisleri, Tahran'ın nükleer ve balistik füze programları, deniz kuvvetleri ve bölgedeki ABD güçleri ve müttefikleri için tehdit oluşturan diğer her şey hedef olarak belirlenmeli ve ortadan kaldırılmalı.

Sonra İsrail'in kampanyaya katılıp katılmaması sorusu var. Bu sorunun yanıtı açıkça ‘evet’. Çünkü İsrail'in İran'daki askeri ve istihbarat kapasitesi en üst düzeyde kullanılmalı. Bu operasyona katılmak isteyen Arap ülkeleri olup olmadığını araştırılabilir. Bu gerçekleşmeyebilir, ancak onlara bu seçeneğin sunulması önemli. Her halükârda, onların desteği sağlanmalı ve İran'ın herhangi birini hedef alması durumunda uygun bir yanıt verileceğine dair onlara açık garantiler verilmeli. Özellikle, Tahran'ın Hürmüz Boğazı'nı Körfez ülkelerine kapatmasına izin verilemez.

Askeri planın yanı sıra siyasi bir plan da olmalı

Ayetullahların iktidarını devirmek ve çöküş sonrası dönemin başarısını sağlamak açısından İran muhalefet güçleriyle yakın iş birliği çok önemlidir. Rejim hiç bu kadar popüler olmamıştı ve halk her zamankinden daha fazla harekete geçmeye hazır. İran içinde reddetme ve direniş yaygınlaşıyor, ancak bu hareket hala yeterli örgütlenmeye sahip değil. Bu duruma, örneğin devam eden gösteriler sırasında 6 bin adet ‘Starlink’ cihazı sağlanacağına dair açıklanan karar gibi önlemlerle yardımcı olunabilir. İran muhalefet güçleriyle iş birliği yaparak rejim içindeki ayrılmaları teşvik etmek gibi çok daha fazlası da yapılabilir.

Öte yandan, İran'ın gelecekteki liderlerinin isimlerine takılmamalıyız, çünkü bu konu daha sonra tartışılabilir. Bu aşamada odak noktası, Ayetullahların ve DMO'nun iktidarını ortadan kaldırmak olan birincil hedef olmalı. Ayrıca, diplomatik beceri göstererek ABD'nin Avrupalı müttefiklerinden İran'a karşı askeri harekâta katılmalarını istemek de gerekir. Onlar mutlaka yanıt vermeyebilirler, ancak İran'da başarı elde edilmesi, onların dikkatini ABD'nin Grönland'a yönelik son askeri tehditlerinden başka yöne çeker.

Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre Çin ve Rusya, İran'ın kendileri için yasak bölge haline geldiği ve Tahran'a askeri veya başka türlü hiçbir destek sağlamamaları gerektiği bildirilerek ekonomik ve diplomatik olarak marjinalleştirilmeli. Rejim devrilene kadar, askeri veya başka türlü hiçbir destek sağlamamaları gerektiği bildirilmelidir. Tahran'ın nükleer veya balistik füze programlarına yardım eden tüm personelini geri çekmeli ve mevcut rejimden yeni petrol alımlarını durdurmalı.

Bu, Pekin ve Moskova'nın hoşuna gitmeyebilir, ancak ABD'nin düşmanlarına karşı güç kullanmasının ardındaki nedenleri anlayacaklardır, çünkü başka bir otoriter rejimin, özellikle de Pekin ve Moskova arasında büyüyen eksenle bağlantılı bir rejimin devrilmesi, onlar için caydırıcı bir etki yaratacak ve bu da ek bir avantaj olacak.

Sabırlı olmak gerekir

Bu süreç biraz zaman alabilir, bu nedenle ABD’nin askeri harekatını durdurup müzakerelere başlama baskısına kapılmamalı veya bu konuda endişelenmemeliyiz. Ayetullahlara fırsat verildi, ancak onlar da başka hiçbir taraf da yeni fikirler ortaya koymadı. Bu çabalar sırasında başarısızlıklar ve hatalar olabilir, ancak kısa vadeli aksilikler, odak noktasından uzaklaşmamıza veya uygulama sürecini aksatmamıza sebep olmamalı.

İran rejiminin düşüşüyle birlikte, sonraki gelişmelerin öngörülmesi gerekir. Hizbullah, Hamas, Husiler, Irak'taki Şii milisler ve diğerleri gibi Tahran'la bağlantılı terörist gruplar, Ayetullah rejiminin devrilmesinden sonra en büyük kaybedenler arasında yer alacak ve finansal destekçilerinin ortadan kalkmasıyla bu gruplar daha da zayıflayacak. ABD İsrail, Lübnan, Irak ve diğer ülkelerle iş birliği yaparak bu tehditleri ortadan kaldırmaya yardımcı olmak için eşi görülmemiş bir fırsata sahip olacak. Bizler de o an için hazırlıklı olmalıyız.

Bu sadece bir başlangıç olsa da Tahran'daki liderlere karşı kararlı bir eylem otomatik olarak gerçekleşmez, ama bazılarının riske değer gördüğü bir siyasi miras oluşturabilir.


İranlı yetkili: Mart ayı başında yapılacak yeni nükleer görüşmeler geçici bir anlaşmaya yol açabilir

İran’ın Buşehr nükleer reaktörü (Reuters)
İran’ın Buşehr nükleer reaktörü (Reuters)
TT

İranlı yetkili: Mart ayı başında yapılacak yeni nükleer görüşmeler geçici bir anlaşmaya yol açabilir

İran’ın Buşehr nükleer reaktörü (Reuters)
İran’ın Buşehr nükleer reaktörü (Reuters)

İranlı üst düzey bir yetkili bugün Reuters’a yaptığı açıklamada, Tahran ile Washington arasında ülkesine yönelik yaptırımların kaldırılmasının kapsamı ve mekanizması konusunda görüş ayrılıkları bulunduğunu belirtti.

Yetkili, nükleer programla ilgili yeni görüşmelerin mart ayı başında yapılmasının planlandığını söyledi.

Yetkili, İran’ın yüksek zenginleştirilmiş uranyum stokunun bir kısmını ihraç etme, saflığını düşürme ve uranyum zenginleştirme konusunda bölgesel bir birlik oluşturma seçeneğini ciddi şekilde değerlendirebileceğini ifade etti. Karşılığında ise İran’a barışçıl amaçlarla uranyum zenginleştirme hakkının tanınması gerektiğini vurguladı.

“Görüşmeler sürecek ve geçici bir anlaşmaya varma imkânı mevcut” diyen yetkili, sürecin devam edeceğini kaydetti.

İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, geçen hafta ABD ile yapılan nükleer görüşmelerin ardından birkaç gün içinde karşı öneri taslağı hazırlanmasını beklediğini açıklamıştı. Öte yandan Başkan Donald Trump, İran’a sınırlı askeri saldırılar düzenlemeyi değerlendirdiğini belirtmişti.

Yetkili, İran’ın petrol ve maden kaynaklarının kontrolünü Washington’a teslim etmeyeceğini, ancak Amerikan şirketlerinin İran’daki petrol ve gaz sahalarında her zaman faaliyet gösterebileceğini de ifade etti.