Filistin ve Lübnan çıkmazlarının bir ifadesi olarak ‘ertesi gün’

Savaşla şiddetlenen iç çatışmalar

Şu an ‘Rehine Meydanı’ olarak bilinen Hamas'a ait bir tünelin içinde yürüyen silahlı bir adam, Tel Aviv, 15 Temmuz 2024 (Reuters)
Şu an ‘Rehine Meydanı’ olarak bilinen Hamas'a ait bir tünelin içinde yürüyen silahlı bir adam, Tel Aviv, 15 Temmuz 2024 (Reuters)
TT

Filistin ve Lübnan çıkmazlarının bir ifadesi olarak ‘ertesi gün’

Şu an ‘Rehine Meydanı’ olarak bilinen Hamas'a ait bir tünelin içinde yürüyen silahlı bir adam, Tel Aviv, 15 Temmuz 2024 (Reuters)
Şu an ‘Rehine Meydanı’ olarak bilinen Hamas'a ait bir tünelin içinde yürüyen silahlı bir adam, Tel Aviv, 15 Temmuz 2024 (Reuters)

Elie Kossaifi

Ortadoğu’da hiçbir savaşın bir istisna ya da acil bir durum olmaması, İsrail'in Gazze Şeridi'nde yürüttüğü savaşı ve bunun ciddi ve devam eden yansımalarını okurken göz ardı edilemeyecek bir husustur. Bu savaşın İsrail ve Filistinliler arasında uzun süredir devam eden çatışma içinde kendi bağlamı ve tarihi nedenleri olsa da bölgedeki tüm savaşların da çeşitli düzeylerde bu çatışmanın uzantısı ya da bu çatışma nedeniyle olduğu da bir gerçek. Bu durum, özellikle ABD’nin 2003 yılında Irak'ı işgalinden ve on yıl önce başlayan ‘Arap Baharı savaşlarından’ bu yana bir ülkeden diğerine ve farklı zaman dilimlerinde seyreden bölgesel savaşlar ile bu savaş arasında bir bağlantı kurulmasına neden oluyor.

Bir ön sonuç olarak, modern tarihi boyunca sayısız ve uzun savaşlara tanıklık etmiş olan bölgenin mevcut savaşla baş edebileceği ve hayatını bu savaş yıllarca sürecekmiş gibi inşa edebileceği söylenebilir. Halihazırda İsrailliler de zaman zaman Filistinlilerle sürekli bir savaş halinde olduklarını ve mevcut savaşın taraflar arasındaki ihtilafın uzun ve ucu açık tarihinde sadece yeni bir aşama olduğunu söylemek istercesine bunu ima ediyorlar.

Bu yüzden Hamas ve İsrail arasındaki mevcut müzakereler, siyasi olarak ve medyada sanki savaş sona ermiş gibi bir iyimserlikle yani, savaşan tarafların sonsuza kadar savaşmaya devam edemeyeceği ya da savaşın devam etmesinin tehlikeli olduğu göz önüne alındığında, yakın bir zamanda sona ermesi kaçınılmazmış gibi ele alındığında buna biraz daha ihtiyatla yaklaşılmalı. Çünkü bu savaş bir noktada bölgesel bir savaşa dönüşebilir.

sdfrgthy
İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, Tel Aviv'deki Savunma Bakanlığı'nda yapılan haftalık kabine toplantısı sırasında Maliye Bakanı Bezalel Smotrich ile konuşurken, 7 Ocak 2024 (Reuters)

Bu savaşın jeopolitik bağlamı göz önüne alındığında, 13’üncü yılına giren Suriye iç çatışmasına ya da 1980'lerde 15 yıl süren Lübnan iç çatışmasına çözüm arayan müzakereler gibi olmazsa, bu müzakerelerin başarısız olmasının ya da uzun sürmesinin bölgesel, uluslararası ve özellikle ABD tarafından mümkün ya da izin verilebilir olmadığı da düşünülemez.

Başka bir deyişle, uluslararası ve bölgesel düzeyde savaşın sona erdirilmesi arzusu, müzakerelerin sağladığı ‘altın fırsattan’ yararlanılması çağrısında bulunan tüm İsrailli taraflara rağmen Tel Aviv'de savaşı sürdürme arzusu hâkim olduğu sürece, savaşın hemen ya da yakın zaman sona ereceği anlamına gelmiyor. Yani İsrail'de savaş ya da savaşın yönetimi konusundaki görüş ayrılıkları ve aşırı sağcı hükümeti üzerindeki uluslararası baskı, Başbakan Binyamin Netanyahu kendi siyasi çıkarının ve aşırı sağcı görüşüne göre İsrail'in çıkarının savaşı sürdürmek olduğuna inandığı sürece, Gazze'deki savaşı durdurmak ve Lübnan-İsrail sınırındaki çatışmaların yayılmasını önlemek zorunda kalacağına inanmak için yeterli bir neden değil.

Bu da İsrail hükümeti üzerindeki uluslararası baskının ne ölçüde etkili olduğu sorusunu gündeme getiriyor. Aslında, Netanyahu'nun bu baskılara uyma ihtiyacı hissetmediği düşünüldüğünde, bu baskıların mevcut hızıyla savaşın devam etmesinin nedenlerinden biri olup olmadığı da sorulabilir. Radikal bir okumayla bu durum, savaşın nasıl yürütüldüğü konusundaki çelişkinin nihai hedefleri konusunda çelişki anlamına gelmediği gibi savaşın devam etmesini sağlayan bir tür danışıklı dövüş olarak yorumlanabilir. Bu aynı zamanda sanki İsrail'in bu savaştaki asıl amacı iki devletli çözümü tamamen ortadan kaldırmakmış gibi, Batı'nın ve özellikle de ABD’nin ‘ertesi güne’ ve iki devletli çözüme giden sürece ilişkin anlatısı ile İsrail'in iki devletli çözümün temellerini baltalaması arasındaki temel çelişkiyi düşünmeye sevk ediyor

Ertesi gün ile ilgili seçenekler sadece ABD ve İsrail'in ne istediğine değil, aynı zamanda Filistinli taraflar arasındaki bölünmenin gerçekliğine de bağlı.

Tüm bunlar, İsrail ile ABD arasında savaşla ilgili çelişkiyi, Netanyahu’nun stratejisine göre yönetmeye devam etmek yerine savaştan nasıl çıkılacağı ve çatışmaya nasıl bir çözüm bulunacağı açısından içeriğinden ziyade ABD seçimlerine birkaç ay kala zamanlamasıyla ilgili ikincil bir çelişki olarak okuma yapmaya itiyor. ABD’nin bölgeyi nasıl değerlendirdiği sorusu bile Washington tarafından desteklenen istikrarın aslında göreceli bir istikrar, yani tıpkı geçtiğimiz yıllarda olduğu gibi savaşın eşiğinde bir istikrar olduğu ihtimalini gündeme getiriyor.

Burada müzakerelerin ana başlığı ve müzakerelerdeki başlıca düğüm olan ertesi gün meselesi karşımıza çıkıyor. Dolayısıyla ertesi gün Hamas ile İsrail arasında bir anlaşmaya varılmasını öngörmenin zor olması, savaşın sonsuza kadar, yani bir taraf diğer tarafı tam bir yenilgiye uğratana kadar sürebileceği inancını güçlendiriyor. Bunun için şimdiye kadar yeterli belirti yok. İsrail ve Hamas arasındaki askeri yetenekler arasındaki büyük fark göz önüne alındığında, dokuz aylık savaşın da gösterdiği gibi, savaşı belirleyen tek şey bu fark değil. Ancak, önceki savaşlardan farklı olarak, bu kez savaşın gerçek anlamda bir galip ve bir mağlup olacağını söyleyen bir okuma var. Bu sadece Gazze Şeridi'ndeki savaşı değil, aynı zamanda özellikle Lübnan'ın güneyindeki ‘destek cephelerini’ de kapsıyor. Bu da savaşın temposu değişse bile devam etmesini beklemek için bir başka neden.

juıkolpş90ğ*-
Gazze Şeridi'nin güneyindeki Han Yunus'ta bir çöplükte kullanılabileceği bir şeyler arayan Filistinli bir çocuk, 15 Temmuz 2024 (Reuters)

Fakat ertesi gün ile ilgili seçenekler sadece ABD ve İsrail'in ne istediğine yani bu konuda iki taraf arasındaki çelişkiye değil, aynı zamanda Filistinli taraflar arasındaki bölünmenin ve başta Suriye, Irak, Lübnan ve hatta nispeten uzaktaki Yemen olmak üzere bölge ülkelerindeki bölünmeler, çatışmalar ve iç savaşların gerçekliğine de bağlı.

İsrail'in Gazze Şeridi'nde yürüttüğü savaş ve bunun bölgesel yansımaları, İsrail'e karşı savaşan Filistin'deki Hamas'tan Irak'taki Haşdi Şabi’ye Lübnan'daki Hizbullah'a ve Yemen'deki Husilere kadar güçler göz önüne alındığında, bir kez daha bölgedeki savaşlar ve iç çatışmalarla bağlantılı olduğu görülebilir. Yukarıda geçen bu ülkelerde zaten kırılgan olan devlet ve toplum yapılarının parçalanmasına yol açan çatışmalar, bu milislerin güç kazanması ve bu gücü pekiştirmesi için elverişli bir zemin oluşturuyor. Dolayısıyla, Gazze Şeridi'nde ve bölgenin geri kalanındaki uzantılarında, mevcut savaşın şiddetlendireceğine ve özellikle Filistin ve Lübnan topraklarında yeni bir aşama oluşturacağına dair sinyaller vermeye başlayan bölgedeki açık çatışmalara bir çözüm düşünmeden, Gazze Şeridi'nde ve bölgenin geri kalanındaki uzantılarında ertesi gün meselesine bir çözüm düşünmek mümkün değil.

Bölge kısır bir şiddet döngüsü içinde dönmeye devam edecek gibi görünüyor. Sanki şiddet, siyaseti kontrol etmek, kurallarını ve sınırlarını belirlemek için tek araç haline gelmiş gibi ve bu, İran destekli milisler için olduğu kadar İsrail için de geçerli.

Filistinli taraflar; Filistin Yönetimi ile Hamas arasındaki bölünme ve Lübnan’da Hizbullah ile muhalifleri arasındaki bölünme, bu savaşın ardından Filistin ve Lübnan krizlerini çözme olasılığını öngörmeyi daha da zorlaştırdı. Öyle ki Filistin ve Lübnan krizlerinin çözülebileceğini düşünmek artık çok zor. Bundan dolayı savaşın ertesi günü, Filistin ve Lübnan çıkmazlarının derinleştiğini daha net bir şekilde ortaya koyacak.

Hamas ve Hizbullah destekçilerinin ya da üyelerinin hem Lübnan'da hem de Gazze'de muhaliflerine saldırdığı sahneler, savaşın durması halinde bizi nelerin beklediğine dair bir fikir veriyor. Ancak daha da önemlisi, Hamas ve Hizbullah'ın ‘zafer’ söylemi, İran'ın bölgedeki etkisiyle ilgili jeopolitik bir çerçevede olsa da öncelikle Filistin ve Lübnan kamuoyuna yönelik olduğu bir gerçek.

Hamas ve Hizbullah'ın muhaliflerine karşı davranışlarının nedeni de tam olarak bu. Savaşın sona ermesi Filistin'deki iç krizi ve Lübnan'daki iç bölünmeyi derinleştirecek. Başka bir deyişle, ‘zaferleri’ bir kez daha Lübnan ve Filistin ulusal yenilgisinin bir ifadesi haline gelecek ve bu kez önceki zamanlardan daha ciddi sonuçları olacak. Çünkü bu ‘zafer’ hem Lübnan’da hem de Filistin’de daha sağlam bir ulusal bölünmenin üzerine inşa ediliyor.

Tüm bunlar, bölgenin kısır bir şiddet döngüsü içinde dönmeye devam edeceğine inanmak için yeterli. Sanki şiddet, siyaseti kontrol etmek, kurallarını ve sınırlarını belirlemek için tek araç haline gelmiş gibi ve bu, İran destekli milisler için olduğu kadar İsrail için de geçerli. Bu milislerin son yıllarda kendi ülkelerinde şiddete yatırım yapmış olmaları durumu daha da ciddileştiriyor. Bir bakıma İsrail'in Filistinlilere yönelik saldırganlığına bir kılıf oluşturuyor. Zira İsrail kendisini bölgedeki şiddetin tek başlatıcısı değilmiş, şiddet ve savaşlar bölgede bir istisna değil de süregelen bir durummuş gibi gösteriyor.

*Bu makale Şarku’l Avsat tarafından Londra merkezli Al  Majalla dergisinden çevrilmiştir.



Şemhani: İran nükleer silah edinmeyi hedeflemiyor

İran Dini Lideri Ali Hamaney’in danışmanı Ali Şemhani (AFP)
İran Dini Lideri Ali Hamaney’in danışmanı Ali Şemhani (AFP)
TT

Şemhani: İran nükleer silah edinmeyi hedeflemiyor

İran Dini Lideri Ali Hamaney’in danışmanı Ali Şemhani (AFP)
İran Dini Lideri Ali Hamaney’in danışmanı Ali Şemhani (AFP)

İran Dini Lideri Ali Hamaney’in danışmanı Ali Şemhani, bugün (Salı) yaptığı açıklamada, İran’ın nükleer silah edinmeyi hedeflemediğini söyledi.

İran devlet televizyonunun aktardığına göre Şemhani, Tahran’ın önceki beş müzakere turunda bu tutumunu açıkça dile getirdiğini belirterek, karşı tarafın da buna karşılık adımlar atması gerektiğini ifade etti.

Şemhani, zenginleştirilmiş uranyum stokunun miktarına ilişkin kesin bilginin bulunmadığını belirterek, “Stok enkaz altında kaldı. Güvenlik riskleri nedeniyle şu ana kadar çıkarılmasına yönelik bir girişim olmadı” dedi.

Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (UAEA) ile temasların sürdüğünü kaydeden Şemhani, zenginleştirilmiş uranyum stokuna erişim ve miktarın tahmin edilmesine yönelik görüşmelerin, güvenlik koşulları gözetilerek devam ettiğini söyledi.

Şemhani ayrıca, İran’ın başka taraflarla değil, yalnızca ABD ile doğrudan ve pratik müzakerelere hazır olduğunu yineledi.

Bu açıklamalar, ABD ile İran arasında nükleer görüşmelerin yeniden başlatılabileceğine dair işaretlerin arttığı bir dönemde geldi. Amerikan ve İranlı kaynaklar, ABD’nin Orta Doğu Özel Temsilcisi Steve Witkoff ile İran Dışişleri Bakanı Abbas Irakçi’nin, bölgesel arabuluculuk çabaları kapsamında cuma günü İstanbul’da bir araya gelebileceğini belirtti.

ABD Başkanı Donald Trump da dün (Pazartesi) yaptığı açıklamada, ABD’ye ait savaş gemilerinin İran’a doğru ilerlediğini söylemiş, Washington’un Tahran ile görüşmeler yürüttüğünü ifade etmişti. Trump, bir anlaşmaya varılmasını tercih ettiklerini, aksi halde “olumsuz sonuçlar” yaşanabileceğini dile getirmişti.


Rusya, nükleer kısıtlamaların olmadığı yeni bir dünyaya "hazır"

Sergei Ryabkov (Arşiv- Reuters)
Sergei Ryabkov (Arşiv- Reuters)
TT

Rusya, nükleer kısıtlamaların olmadığı yeni bir dünyaya "hazır"

Sergei Ryabkov (Arşiv- Reuters)
Sergei Ryabkov (Arşiv- Reuters)

Rusya Dışişleri Bakan Yardımcısı Sergey Ryabkov bugün yaptığı açıklamada, Moskova'nın bu hafta sona erecek Yeni START anlaşmasının ardından nükleer silah kısıtlamalarının olmadığı bir dünyanın yeni gerçekliğine hazır olduğunu söyledi.

Ryabkov, ABD'nin Grönland'a çok sayıda füze savunma sistemi konuşlandırması durumunda Rusya'nın askeri alanda telafi edici önlemler almak zorunda kalacağını ifade etti.

Rusya Devlet Başkanı Sözcüsü Dmitry Peskov dün yaptığı açıklamada, ülkesinin Kiev ve Washington ile ikinci tur görüşmeler için kararlaştırılan yeni tarihe katılacağını belirtti. Peskov, ABD arabuluculuğunda Ukrayna krizine ilişkin görüşmelerin bir sonraki turunun 4 ve 5 Şubat tarihlerinde Abu Dabi'de yapılacağını söyledi. "Bunu teyit ediyoruz... ve Ukrayna krizini çözmek için çalışmaya devam etmeye hazırız" ifadelerini kullandı.

Görüşmelerin ertelenme nedenine ilişkin bir soruya yanıt olarak Peskov, "Konu, üç tarafın programlarının daha fazla gözden geçirilmesini ve koordinasyonunu gerektirdi ve bu da toplantının ertelenmesini zorunlu kıldı" dedi. Peskov, Moskova'nın "müzakerelere açık olduğunu" vurguladı. "Mevcut gruplar içinde çalışmalar devam ediyor ve biz bu çalışmaları memnuniyetle karşılıyoruz ve Ukrayna'daki krizi çözmek için devam etmeye hazırız."

Sözcü, "Moskova'nın Ukrayna ile temas konusundaki tutumu kesindir" diye belirtti. Bu bağlamda, sözcü, "(Ukrayna Cumhurbaşkanı Volodimir) Zelenskiy, cumhurbaşkanlığı düzeyinde doğrudan temas öneriyor ve cumhurbaşkanımız da herhangi bir görüşmenin Moskova'da yapılması şartıyla bunun mümkün olduğunu söyledi" dedi.

Peskov, Rusya'nın Ukrayna'ya yönelik hava saldırılarını askıya alma kararına değinerek, "Daha önce belirtilenlere ekleyecek bir şeyimiz yok. 1 Şubat tarihi, hava saldırılarının geçici olarak askıya alınması olarak ele alındı" dedi.


Trump, Meksika'nın Küba'ya petrol göndermeyi durduracağını söyledi

ABD Başkanı Donald Trump (EPA)
ABD Başkanı Donald Trump (EPA)
TT

Trump, Meksika'nın Küba'ya petrol göndermeyi durduracağını söyledi

ABD Başkanı Donald Trump (EPA)
ABD Başkanı Donald Trump (EPA)

ABD Başkanı Donald Trump yaptığı açıklamada, ABD'nin Küba'ya ham petrol sağlayan ülkelere gümrük vergisi uygulama tehdidinin ardından Meksika'dan Küba'ya petrol göndermeyi durduracağını belirtti.

Trump, Oval Ofis'te dün düzenlediği basın toplantısında, "Küba başarısız bir devlettir. Meksika onlara petrol göndermeyi durduracak" dedi.

Yıllardır zor durumdaki Küba ekonomisi, Venezuela'dan gelen ucuz petrol kaynaklarına bağımlıydı.

Meksika'dan gelecek tedarikin durması, Küba'nın 1991'de Sovyetler Birliği'nin dağılmasından bu yana karşılaştığı ciddi ekonomik krizi önemli ölçüde derinleştirecektir.

Meksika, konuyla ilgili henüz bir açıklama yapmadı.

Perşembe günü Trump, Havana'ya ham petrol sevkiyatı yapan ülkelere gümrük vergisi uygulama tehdidinde bulunan bir başkanlık kararnamesi imzaladı.

Havana, Trump'ı adanın ekonomisini "boğmaya" çalışmakla suçluyor; ada zaten giderek şiddetlenen günlük elektrik kesintileri ve benzin istasyonlarındaki uzun kuyruklarla boğuşuyor.

Bu arada, Meksika Cumhurbaşkanı Claudia Sheinbaum pazar günü, ABD'nin gümrük vergisi uygulama tehditlerinin ardından adaya petrol tedarikine devam etmenin bir mekanizmasını bulmak için çalışırken, aynı zamanda "gıda ve diğer ürünler" de dahil olmak üzere Küba'ya insani yardım göndermeyi planladığını açıkladı.

Meksika Devlet Başkanı, perşembe günü Trump ile yaptığı telefon görüşmesinin ardından, "Başkan Trump ile Küba petrolü konusunu hiç görüşmedik" ifadelerini kullandı.

Oval Ofis'ten konuşan Trump ise "Sanırım bir anlaşmaya çok yakınız, ancak şu anda Küba yönetimiyle görüşüyoruz" dedi ve ayrıntıya girmedi.

Ancak Küba Dışişleri Bakan Yardımcısı Carlos Fernandez de Cossío, dün AFP'ye verdiği röportajda, Küba ile Amerika Birleşik Devletleri arasında mesaj alışverişi olduğunu, ancak iki ülke arasında resmi bir görüşme yapılmadığını söyledi.

Şöyle açıkladı: "Şu anda kelimenin tam anlamıyla bir diyalog yok, ancak mesaj alışverişi yapıldı."