Filistin ve Lübnan çıkmazlarının bir ifadesi olarak ‘ertesi gün’

Savaşla şiddetlenen iç çatışmalar

Şu an ‘Rehine Meydanı’ olarak bilinen Hamas'a ait bir tünelin içinde yürüyen silahlı bir adam, Tel Aviv, 15 Temmuz 2024 (Reuters)
Şu an ‘Rehine Meydanı’ olarak bilinen Hamas'a ait bir tünelin içinde yürüyen silahlı bir adam, Tel Aviv, 15 Temmuz 2024 (Reuters)
TT

Filistin ve Lübnan çıkmazlarının bir ifadesi olarak ‘ertesi gün’

Şu an ‘Rehine Meydanı’ olarak bilinen Hamas'a ait bir tünelin içinde yürüyen silahlı bir adam, Tel Aviv, 15 Temmuz 2024 (Reuters)
Şu an ‘Rehine Meydanı’ olarak bilinen Hamas'a ait bir tünelin içinde yürüyen silahlı bir adam, Tel Aviv, 15 Temmuz 2024 (Reuters)

Elie Kossaifi

Ortadoğu’da hiçbir savaşın bir istisna ya da acil bir durum olmaması, İsrail'in Gazze Şeridi'nde yürüttüğü savaşı ve bunun ciddi ve devam eden yansımalarını okurken göz ardı edilemeyecek bir husustur. Bu savaşın İsrail ve Filistinliler arasında uzun süredir devam eden çatışma içinde kendi bağlamı ve tarihi nedenleri olsa da bölgedeki tüm savaşların da çeşitli düzeylerde bu çatışmanın uzantısı ya da bu çatışma nedeniyle olduğu da bir gerçek. Bu durum, özellikle ABD’nin 2003 yılında Irak'ı işgalinden ve on yıl önce başlayan ‘Arap Baharı savaşlarından’ bu yana bir ülkeden diğerine ve farklı zaman dilimlerinde seyreden bölgesel savaşlar ile bu savaş arasında bir bağlantı kurulmasına neden oluyor.

Bir ön sonuç olarak, modern tarihi boyunca sayısız ve uzun savaşlara tanıklık etmiş olan bölgenin mevcut savaşla baş edebileceği ve hayatını bu savaş yıllarca sürecekmiş gibi inşa edebileceği söylenebilir. Halihazırda İsrailliler de zaman zaman Filistinlilerle sürekli bir savaş halinde olduklarını ve mevcut savaşın taraflar arasındaki ihtilafın uzun ve ucu açık tarihinde sadece yeni bir aşama olduğunu söylemek istercesine bunu ima ediyorlar.

Bu yüzden Hamas ve İsrail arasındaki mevcut müzakereler, siyasi olarak ve medyada sanki savaş sona ermiş gibi bir iyimserlikle yani, savaşan tarafların sonsuza kadar savaşmaya devam edemeyeceği ya da savaşın devam etmesinin tehlikeli olduğu göz önüne alındığında, yakın bir zamanda sona ermesi kaçınılmazmış gibi ele alındığında buna biraz daha ihtiyatla yaklaşılmalı. Çünkü bu savaş bir noktada bölgesel bir savaşa dönüşebilir.

sdfrgthy
İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, Tel Aviv'deki Savunma Bakanlığı'nda yapılan haftalık kabine toplantısı sırasında Maliye Bakanı Bezalel Smotrich ile konuşurken, 7 Ocak 2024 (Reuters)

Bu savaşın jeopolitik bağlamı göz önüne alındığında, 13’üncü yılına giren Suriye iç çatışmasına ya da 1980'lerde 15 yıl süren Lübnan iç çatışmasına çözüm arayan müzakereler gibi olmazsa, bu müzakerelerin başarısız olmasının ya da uzun sürmesinin bölgesel, uluslararası ve özellikle ABD tarafından mümkün ya da izin verilebilir olmadığı da düşünülemez.

Başka bir deyişle, uluslararası ve bölgesel düzeyde savaşın sona erdirilmesi arzusu, müzakerelerin sağladığı ‘altın fırsattan’ yararlanılması çağrısında bulunan tüm İsrailli taraflara rağmen Tel Aviv'de savaşı sürdürme arzusu hâkim olduğu sürece, savaşın hemen ya da yakın zaman sona ereceği anlamına gelmiyor. Yani İsrail'de savaş ya da savaşın yönetimi konusundaki görüş ayrılıkları ve aşırı sağcı hükümeti üzerindeki uluslararası baskı, Başbakan Binyamin Netanyahu kendi siyasi çıkarının ve aşırı sağcı görüşüne göre İsrail'in çıkarının savaşı sürdürmek olduğuna inandığı sürece, Gazze'deki savaşı durdurmak ve Lübnan-İsrail sınırındaki çatışmaların yayılmasını önlemek zorunda kalacağına inanmak için yeterli bir neden değil.

Bu da İsrail hükümeti üzerindeki uluslararası baskının ne ölçüde etkili olduğu sorusunu gündeme getiriyor. Aslında, Netanyahu'nun bu baskılara uyma ihtiyacı hissetmediği düşünüldüğünde, bu baskıların mevcut hızıyla savaşın devam etmesinin nedenlerinden biri olup olmadığı da sorulabilir. Radikal bir okumayla bu durum, savaşın nasıl yürütüldüğü konusundaki çelişkinin nihai hedefleri konusunda çelişki anlamına gelmediği gibi savaşın devam etmesini sağlayan bir tür danışıklı dövüş olarak yorumlanabilir. Bu aynı zamanda sanki İsrail'in bu savaştaki asıl amacı iki devletli çözümü tamamen ortadan kaldırmakmış gibi, Batı'nın ve özellikle de ABD’nin ‘ertesi güne’ ve iki devletli çözüme giden sürece ilişkin anlatısı ile İsrail'in iki devletli çözümün temellerini baltalaması arasındaki temel çelişkiyi düşünmeye sevk ediyor

Ertesi gün ile ilgili seçenekler sadece ABD ve İsrail'in ne istediğine değil, aynı zamanda Filistinli taraflar arasındaki bölünmenin gerçekliğine de bağlı.

Tüm bunlar, İsrail ile ABD arasında savaşla ilgili çelişkiyi, Netanyahu’nun stratejisine göre yönetmeye devam etmek yerine savaştan nasıl çıkılacağı ve çatışmaya nasıl bir çözüm bulunacağı açısından içeriğinden ziyade ABD seçimlerine birkaç ay kala zamanlamasıyla ilgili ikincil bir çelişki olarak okuma yapmaya itiyor. ABD’nin bölgeyi nasıl değerlendirdiği sorusu bile Washington tarafından desteklenen istikrarın aslında göreceli bir istikrar, yani tıpkı geçtiğimiz yıllarda olduğu gibi savaşın eşiğinde bir istikrar olduğu ihtimalini gündeme getiriyor.

Burada müzakerelerin ana başlığı ve müzakerelerdeki başlıca düğüm olan ertesi gün meselesi karşımıza çıkıyor. Dolayısıyla ertesi gün Hamas ile İsrail arasında bir anlaşmaya varılmasını öngörmenin zor olması, savaşın sonsuza kadar, yani bir taraf diğer tarafı tam bir yenilgiye uğratana kadar sürebileceği inancını güçlendiriyor. Bunun için şimdiye kadar yeterli belirti yok. İsrail ve Hamas arasındaki askeri yetenekler arasındaki büyük fark göz önüne alındığında, dokuz aylık savaşın da gösterdiği gibi, savaşı belirleyen tek şey bu fark değil. Ancak, önceki savaşlardan farklı olarak, bu kez savaşın gerçek anlamda bir galip ve bir mağlup olacağını söyleyen bir okuma var. Bu sadece Gazze Şeridi'ndeki savaşı değil, aynı zamanda özellikle Lübnan'ın güneyindeki ‘destek cephelerini’ de kapsıyor. Bu da savaşın temposu değişse bile devam etmesini beklemek için bir başka neden.

juıkolpş90ğ*-
Gazze Şeridi'nin güneyindeki Han Yunus'ta bir çöplükte kullanılabileceği bir şeyler arayan Filistinli bir çocuk, 15 Temmuz 2024 (Reuters)

Fakat ertesi gün ile ilgili seçenekler sadece ABD ve İsrail'in ne istediğine yani bu konuda iki taraf arasındaki çelişkiye değil, aynı zamanda Filistinli taraflar arasındaki bölünmenin ve başta Suriye, Irak, Lübnan ve hatta nispeten uzaktaki Yemen olmak üzere bölge ülkelerindeki bölünmeler, çatışmalar ve iç savaşların gerçekliğine de bağlı.

İsrail'in Gazze Şeridi'nde yürüttüğü savaş ve bunun bölgesel yansımaları, İsrail'e karşı savaşan Filistin'deki Hamas'tan Irak'taki Haşdi Şabi’ye Lübnan'daki Hizbullah'a ve Yemen'deki Husilere kadar güçler göz önüne alındığında, bir kez daha bölgedeki savaşlar ve iç çatışmalarla bağlantılı olduğu görülebilir. Yukarıda geçen bu ülkelerde zaten kırılgan olan devlet ve toplum yapılarının parçalanmasına yol açan çatışmalar, bu milislerin güç kazanması ve bu gücü pekiştirmesi için elverişli bir zemin oluşturuyor. Dolayısıyla, Gazze Şeridi'nde ve bölgenin geri kalanındaki uzantılarında, mevcut savaşın şiddetlendireceğine ve özellikle Filistin ve Lübnan topraklarında yeni bir aşama oluşturacağına dair sinyaller vermeye başlayan bölgedeki açık çatışmalara bir çözüm düşünmeden, Gazze Şeridi'nde ve bölgenin geri kalanındaki uzantılarında ertesi gün meselesine bir çözüm düşünmek mümkün değil.

Bölge kısır bir şiddet döngüsü içinde dönmeye devam edecek gibi görünüyor. Sanki şiddet, siyaseti kontrol etmek, kurallarını ve sınırlarını belirlemek için tek araç haline gelmiş gibi ve bu, İran destekli milisler için olduğu kadar İsrail için de geçerli.

Filistinli taraflar; Filistin Yönetimi ile Hamas arasındaki bölünme ve Lübnan’da Hizbullah ile muhalifleri arasındaki bölünme, bu savaşın ardından Filistin ve Lübnan krizlerini çözme olasılığını öngörmeyi daha da zorlaştırdı. Öyle ki Filistin ve Lübnan krizlerinin çözülebileceğini düşünmek artık çok zor. Bundan dolayı savaşın ertesi günü, Filistin ve Lübnan çıkmazlarının derinleştiğini daha net bir şekilde ortaya koyacak.

Hamas ve Hizbullah destekçilerinin ya da üyelerinin hem Lübnan'da hem de Gazze'de muhaliflerine saldırdığı sahneler, savaşın durması halinde bizi nelerin beklediğine dair bir fikir veriyor. Ancak daha da önemlisi, Hamas ve Hizbullah'ın ‘zafer’ söylemi, İran'ın bölgedeki etkisiyle ilgili jeopolitik bir çerçevede olsa da öncelikle Filistin ve Lübnan kamuoyuna yönelik olduğu bir gerçek.

Hamas ve Hizbullah'ın muhaliflerine karşı davranışlarının nedeni de tam olarak bu. Savaşın sona ermesi Filistin'deki iç krizi ve Lübnan'daki iç bölünmeyi derinleştirecek. Başka bir deyişle, ‘zaferleri’ bir kez daha Lübnan ve Filistin ulusal yenilgisinin bir ifadesi haline gelecek ve bu kez önceki zamanlardan daha ciddi sonuçları olacak. Çünkü bu ‘zafer’ hem Lübnan’da hem de Filistin’de daha sağlam bir ulusal bölünmenin üzerine inşa ediliyor.

Tüm bunlar, bölgenin kısır bir şiddet döngüsü içinde dönmeye devam edeceğine inanmak için yeterli. Sanki şiddet, siyaseti kontrol etmek, kurallarını ve sınırlarını belirlemek için tek araç haline gelmiş gibi ve bu, İran destekli milisler için olduğu kadar İsrail için de geçerli. Bu milislerin son yıllarda kendi ülkelerinde şiddete yatırım yapmış olmaları durumu daha da ciddileştiriyor. Bir bakıma İsrail'in Filistinlilere yönelik saldırganlığına bir kılıf oluşturuyor. Zira İsrail kendisini bölgedeki şiddetin tek başlatıcısı değilmiş, şiddet ve savaşlar bölgede bir istisna değil de süregelen bir durummuş gibi gösteriyor.

*Bu makale Şarku’l Avsat tarafından Londra merkezli Al  Majalla dergisinden çevrilmiştir.



İran halkı: Trump'ın mesajının öngördüğünden daha karmaşık hesaplar

Fotoğraf: Majalla/Reuters
Fotoğraf: Majalla/Reuters
TT

İran halkı: Trump'ın mesajının öngördüğünden daha karmaşık hesaplar

Fotoğraf: Majalla/Reuters
Fotoğraf: Majalla/Reuters

Ahmed Mahir

Donald Trump'ın, görünen o ki rejimi devirmek için başlatılan ABD-İsrail savaşının başlangıcında İran halkına “özgürlük saatiniz yakın” şeklindeki doğrudan çağrısı, ABD Başkanı’nın saldırı anında çağrısına nasıl karşılık vereceklerinden ziyade, İranlılar hakkındaki varsayımları ile ilgili pek çok ipucu veriyordu.

Trump şunu da söyledi: “Biz işimizi bitirdiğimizde gidin ve iktidarı alın. Ondan sonra İran'ın kaderini İranlılar çizecektir. Bu, muhtemelen gelecek nesiller boyunca tek şansınız.” Bu sözler muhtemelen hayali bir halka hitap ediyordu; ABD-İsrail'in ülkesine yönelik saldırısını memnuniyetle karşılamasını ve minnettar olmasını umduğu bir halka.

Hem uzak hem de yakın tarih bir gösterge ise, İranlıların çoğunluğu İran rejimine muhalif olabilir, ülkelerinin son on yıllarda düştüğü durumdan dolayı üzgün olabilir ve bu yükün omuzlarından kalkmasını isteyebilirler, fakat aynı zamanda, yabancı bir gücün topraklarını bombalamasına ve ne zaman ve nasıl özgür olacaklarını dikte etmesine izin vermeyi reddetmektedirler. Bu iki pozisyon hiç de çelişkili değil; aksine, tarihin en eski medeniyetlerinden birine sahip olmakla övünen bir ulusun mantıklı düşüncesidir.

Savaşın ilk saatinden itibaren, herhangi bir büyük Amerikan haber kanalının yayınlarını takip ettiğinizde, “İran uzmanları” ve sürgündeki bazı muhalif seslerin siyasi yorumlarında, beklenen İran tepkisini çerçevelemede “seçicilik sorunu” olarak adlandırılabilecek bir durumu keşfedersiniz.

İster eski Amerikalı yetkililerin isterse on yıllar önce İran'ı terk eden, hatta bazıları 1979 İslam Devrimi'nden sonra doğmuş olan İran kökenli Amerikalıların yorumlarında olsun, hakim analitik çerçeve, Amerikan stratejik çıkarlarına dayanıyor. Bu yorum, rejimin gücünü pekiştirdiği son 47 yılda şekillenen siyasi gerçeklikten derin bir kopukluğu ortaya koyuyor. Siyasi tarihin İran'ın iç işlerine müdahale eden her yabancı gücün sadece kendi çıkarlarını birincil, nihai itici güç olarak gördüğünü İranlılara defalarca göstermiş olduğu gerçeğinden kopuk olduklarındansa bahsetmiyoruz bile.

Tarih İran'ın iç işlerine müdahale eden her yabancı gücün sadece kendi çıkarlarını birincil, nihai itici güç olarak gördüğünü İranlılara defalarca göstermiştir

1907'de İngiltere ve Rusya, İran'a danışmadan onu kendi aralarında nüfuz alanlarına böldüler: Güneyde İngiltere, kuzeyde Rusya etkiliydi. Bu, yalnızca Orta Asya'daki İngiliz-Rus emperyal rekabetini çözmeyi amaçlıyordu; İran ise egemen bir devlet olarak değil, coğrafi bir konu olarak ele alınmıştı.

Rıza Şah, 1941'de İkinci Dünya Savaşı'nın başında İran'ın tarafsızlığını deklare ettiğinde, İngiltere ve Sovyetler Birliği -İngiltere güneyden, Sovyetler kuzeyden- İran'ı işgal ettiler. Gerekçeleri Nazi Almanyası'na karşı savaşlarında tedarik hatlarının güvenliği için İran topraklarına ihtiyaç duymalarıydı. Ama gerçek çıkarları, lojistik ve petrol güvenliğiydi.

vfdvv
ABD-İsrail saldırısının başlamasından saatler sonra Tahran'ın merkezinde dalgalanan bir İran bayrağı (Reuters)

1951'de İran'ın demokratik olarak seçilmiş başbakanı Muhammed Musaddık, İranlıların ulusal egemenliğin bir ifadesi olarak geniş çapta desteklediği bir adımla Anglo-İran Petrol Şirketi'ni millileştirdi. İki yıl sonra, ABD ve İngiliz istihbaratı, Musaddık'ı deviren ve Şah rejimini Muhammed Rıza Pehlevi yönetiminde yeniden kuran bir darbe düzenledi; Rıza Pehlevi'nin babası da 1941'deki İngiliz-Sovyet işgali sırasında tahttan feragat etmek zorunda bırakılmıştı.

Daha yakın bir bölgesel bağlamda, Irak'a 2003 yılında özgürlüğün yakın olduğu söylendi. Libya'ya da 2011 yılında aynı şey söylendi. Her iki ülke de rejimin devrilmesinden sonra Washington'un vaat ettiği özgürlüğü bulamadı. Her iki deneyime de tanık olan İranlılar bunu çok iyi biliyor.

İran'daki son protesto dalgaları sadece tarihi olaylar değil, aksine bunlar, Trump'ın mesajlarının ve daha geniş anlamda ABD medyasının analizlerinin temelindeki varsayımı, yani halkın yabancı müdahaleyi memnuniyetle karşılayacağı varsayımını çürüten doğrudan kanıtlardır.

 İran'ın 2009, 2019, 2022 ve 2026 yıllarında ürettiği her protesto dalgası tamamen İran toplumunun kalbinden doğuyordu ve tamamen İran'a özgü şikayetlere dayanıyordu. Rejime karşı birbirini takip eden protesto dalgaları, seçim hileleri suçlamalarından ekonomik krizlere ve tutuklandıktan sonra genç bir İranlı- Kürt kadının ölümüne kadar çeşitli yerel kıvılcımlarla tetiklendi. Bu protesto dalgalarının hiçbirinin, İranlılara özgürlük zamanlarının geldiğini söyleyen bir Amerikan başkanına ihtiyacı yoktu.

Siyasi ironi, rejimin her defasında yargısız infazlar ve aktivistlerin hapsedilmesiyle kendini gösteren baskıcı stratejisinin, hem resmi açıklamalarda hem de devlet medyasının yayınladığı analiz ve yorumlarda, yabancı müdahale anlatısını sürekli olarak gündeme getirmesidir.

dfsvf
Tahran'da bir genç kızın, Mahsa Amini'nin öldürülmesine tepki olarak protestocular lastik yakıyor, 19 Eylül 2022 (AFP)

Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre ekonomik olarak, Washington İran halkını önemsediğini iddia ederken aynı zamanda onu on yıllardır yoksullaştıran ekonomik yaptırımlar uyguladığında, İranlılar bunu siyasi bir argüman olarak görmüyorlar. Onlar, siyasi mesajlar ile yaşanan gerçeklik arasında günlük yaşamlarında keskin bir çelişki görüyorlar.

Hem Dünya Bankası hem de Uluslararası Para Fonu (IMF), “azami baskı” yaptırımlarının ağırlığı altında İran'ın yaşam standartlarında sürekli bir kötüleşme olduğunu belgeledi; astronomik enflasyon, para biriminin değerinde çöküş ve sıradan vatandaşları etkileyen ilaç ve tıbbi ekipman kıtlığı. Washington'un İran halkına yönelik açık ilgisi ile yaptırımlar altındaki yaşam deneyimleri arasındaki büyük uçurum, İranlıların kendileri tarafından da fark ediliyor.

Trump'ın mesajları basit, ticari bir mantığa dayanıyor; siz rejimden nefret ediyorsunuz ve biz de rejimi yıkıyoruz, bu yüzden minnettar olmalısınız. Ancak, hem ülke içinde hem de dışında birçok İranlının rejimi devirmeyi amaçlayan yabancı müdahaleyi güçlü bir şekilde reddedişi, ulusal kimliğin pazarlık konusu olmadığını kanıtlamaktadır.


Humeyni’nin gölgesinden çıkan Dini Lider: Hamaney

(foto altı) İran Dini Lideri Ali Hamaney (Reuters)
(foto altı) İran Dini Lideri Ali Hamaney (Reuters)
TT

Humeyni’nin gölgesinden çıkan Dini Lider: Hamaney

(foto altı) İran Dini Lideri Ali Hamaney (Reuters)
(foto altı) İran Dini Lideri Ali Hamaney (Reuters)

İran devlet televizyonu bugün, dün düzenlenen İsrail hava saldırılarında İran Dini Lideri Ali Hamaney’in hayatını kaybettiğini doğruladı. Açıklama, ABD Başkanı Donald Trump’ın saatler önce Hamaney’in öldüğünü duyurmasının ardından geldi.

İran hükümeti ülkede 40 gün süreyle genel yas ilan ederken, resmî kurumların 7 gün boyunca kapalı olacağını bildirdi. İran Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi ise yaptığı açıklamada, “Dini Lider Ali Hamaney’in şehadeti, dünya zalimlerine karşı büyük bir ayaklanmanın başlangıcı olacaktır” ifadesini kullandı.

Hamaney’in ölümü, 1989 yılından bu yana liderliğini yürüttüğü İran İslam Cumhuriyeti için ağır bir darbe olarak değerlendiriliyor. Hamaney, şah rejimini deviren devrimin ardından en üst makama yükselmişti.

Hamaney yönetiminin en ciddi krizi

86 yaşındaki Hamaney, daha önce de dış baskılardan kurtulmayı başarmıştı. Ancak dünkü saldırıdan önce dahi, 36 yılı bulan iktidarının en ciddi krizlerinden biriyle karşı karşıyaydı ve İran’ın nükleer programına ilişkin ABD ile yürütülen müzakereleri uzatmaya çalışıyordu.

Hamaney bu yıl ayrıca, 1979’daki devrimden bu yana en kanlı baskı dalgası olarak nitelendirilen protestolara yönelik sert bir müdahale talimatı vermişti. “Kışkırtıcıların eylemlerine son verilmeli” diyen Hamaney’in açıklamasının ardından güvenlik güçleri, “Diktatöre ölüm!” sloganları atan göstericilere ateş açmıştı.

erfgt
İran Dini Lideri Ali Hamaney, Kasım 2023'te Devrim Muhafızları Ordusu (DMO) için düzenlenen bir tören sırasında silahlı kuvvetlerin liderleriyle bir araya geldi. (AP)

Hamaney, haziran ayında aralarında yakın çevresinden isimler ve Devrim Muhafızları Ordusu (DMO) komutanlarının da bulunduğu kişilerin hayatını kaybettiği hava saldırıları nedeniyle 12 gün boyunca güvenli bir yerde saklanmak zorunda kalmıştı. Söz konusu bombardıman, İran destekli Hamas’ın 7 Ekim 2023’te İsrail’e düzenlediği saldırının dolaylı sonuçları arasında gösterilmişti. Bu saldırının ardından yalnızca Gazze Şeridi’nde yeni bir savaş başlamamış, İsrail bölgedeki Tahran yanlısı diğer gruplara yönelik operasyonlarını da artırmıştı.

İsrail’in Lübnan’daki Hizbullah’a yönelik saldırıları ve Suriye’de Beşşar Esed’in devrilmesiyle birlikte, Hamaney’in Ortadoğu’daki nüfuzunun zayıfladığı değerlendiriliyor. ABD ise İran’dan, elindeki son stratejik baskı unsuru olarak görülen balistik füze cephaneliğinden vazgeçmesini talep etmişti.

Tahran yönetiminin olası bir İsrail saldırısına karşı elinde kalan tek caydırıcılık aracı olarak gördüğü füze programını bırakmayı tartışmayı dahi reddeden Hamaney’in bu tutumunun, İran’a yönelik son hava saldırılarının nedenleri arasında yer almış olabileceği ifade ediliyor.

dfvfvf
Tahran’da Dini Lider Ali Hamaney’in resminin bulunduğu bir pankartın önünden geçen İranlı kadınlar (AFP)

ABD’nin askeri yığınağını artırmasıyla birlikte Hamaney’in hesapları; devrim süreci, iç karışıklık yılları, Irak’la savaş ve Washington ile on yıllara yayılan gerilimler içinde şekillenen bir liderlik profiline dayanıyor. Tüm temel yetki ve otoriteleri elinde toplayan Hamaney’in yaklaşımı, bu tarihsel deneyimlerin izlerini taşıyor.

Günlük idari işlerin seçilmiş yetkililer tarafından yürütülmesine rağmen, özellikle ABD ile ilgili olanlar başta olmak üzere temel siyasi konularda nihai söz Hamaney’e ait. İran’daki karmaşık din adamları yönetim sistemi ile sınırlı demokratik yapıyı sıkı biçimde kontrol altında tutan Hamaney, kararlarının başka herhangi bir merci tarafından sorgulanmasının önüne geçiyor.

Dini Lider’in konumu

Göreve geldiği ilk yıllarda Hamaney, İslam Cumhuriyeti’nin kurucusu ve geniş halk desteğine sahip Humeyni’nin halefi olmaya yeterli görülmeyen, zayıf bir lider olarak değerlendiriliyordu.

Atandığı sırada henüz ‘Ayetullah’ unvanını taşımaması, din adamları yönetim sisteminde dini merci üzerinden otorite kullanmasını zorlaştırdı. Bu durum, liderliğinin ilk döneminde önemli bir meşruiyet tartışmasına yol açtı.

vfbg
İran Dini Lideri Ali Hamaney, 1989 yılında Tahran’da Cuma namazı sırasında kalabalığı selamlıyor. (Reuters)

Uzun süren bir güç mücadelesinin ardından Hamaney, hocasının gölgesinden çıkarak yalnızca kendisine bağlı güçlü bir güvenlik aygıtı inşa etti ve konumunu sağlamlaştırdı. Batı’ya, özellikle de kendisini devirmeye çalışmakla suçladığı ABD’ye karşı derin bir güvensizlik besliyor.

Ocak ayındaki protestoların ardından yaptığı sert bir konuşmada ABD Başkanı Donald Trump’ı hedef alan Hamaney, “ABD Başkanı’nı, İran ulusuna verdiği can kayıpları, zararlar ve iftiralar nedeniyle suçlu görüyoruz” ifadesini kullandı.

Bununla birlikte ideolojik sertliğine rağmen, rejimin bekası söz konusu olduğunda geri adım atabileceğinin sinyallerini de verdi. Hamaney’in 2013’te ilk kez dile getirdiği ‘kahramanca esneklik’ kavramı, taktiksel tavizlerle stratejik hedeflere ulaşmayı öngörüyor. Bu yaklaşım, Humeyni’nin 1988’de İran-Irak Savaşı’nın yaklaşık sekiz yıl sürmesinin ardından ateşkesi kabul etmesine benzetiliyor.

Hamaney’in 2015’te altı dünya gücüyle imzalanan İran nükleer anlaşmasına temkinli desteği de benzer bir dönüm noktası olarak değerlendirildi. Bu süreçte yaptırımların hafifletilmesini, ekonomik istikrarın sağlanması ve iktidar üzerindeki kontrolünü pekiştirmesi açısından gerekli gördü. Ancak Trump, 2018’de ilk başkanlık döneminde söz konusu anlaşmadan çekildi ve İran’a yönelik ağır yaptırımları yeniden devreye soktu. Tahran yönetimi ise buna karşılık olarak nükleer programına getirilen kısıtlamaları aşamalı biçimde ihlal etti.

Gücün anahtarı

Hamaney, artan baskı dönemlerinde muhalefeti bastırmak için sık sık DMO ile yüz binlerce gönüllüden oluşan Besic güçlerine başvurdu. Söz konusu güçler, 2009’da Mahmud Ahmedinejad’ın oy hilesi iddiaları gölgesinde yeniden cumhurbaşkanı seçilmesinin ardından patlak veren protestoları sert şekilde bastırdı.

2022’de de Hamaney’in talimatları benzer bir sertlik taşıdı. Gözaltında hayatını kaybeden Kürt genç kadın Mahsa Amini’nin ölümü üzerine başlayan gösteriler sırasında çok sayıda protestocu gözaltına alındı, hapsedildi ve idam edildi. DMO ile Besic güçleri, ocak ayında düzenlenen son protesto dalgasını da dağıttı.

Hamaney’in gücünün önemli bir bölümü, doğrudan kontrolü altındaki ‘Setad’ olarak bilinen yarı resmî dev finans kurumundan kaynaklanıyor. Değeri on milyarlarca doları bulan bu yapı, Hamaney döneminde büyük ölçüde büyüdü ve DMO’ya milyarlarca dolarlık yatırım yaptı.

İran dışındaki araştırmacılar, Hamaney’i belirli bir ideolojiye sıkı sıkıya bağlı, gizliliği tercih eden ve ihanet korkusu taşıyan bir lider olarak tanımlıyor. Bu kaygının, Haziran 1981’de bir teyp cihazına yerleştirilen bombayla düzenlenen suikast girişiminde sağ kolunun felç kalmasıyla daha da derinleştiği belirtiliyor.

Resmî biyografisine göre Hamaney, 1963’te 24 yaşındayken, Şah dönemindeki siyasi faaliyetleri nedeniyle ilk hapis cezasını çektiği sırada ağır işkenceye maruz kaldı.

Devrimin ardından savunma bakan yardımcısı olarak görev yapan Hamaney, 1980-1988 yılları arasında Irak’la yürütülen ve yaklaşık bir milyon kişinin hayatını kaybettiği savaş sırasında DMO’ya yakınlaştı. Humeyni’nin desteğiyle cumhurbaşkanı seçilen Hamaney’in, dini yeterlilik ve halk desteği açısından sınırlı görülmesine rağmen, Dini Lider’in ölümü sonrası halef olarak belirlenmesi birçok çevre için sürpriz oldu.

Carnegie Uluslararası Barış Vakfı’ndan Karim Sadjadpour ise bu süreci “tarihsel bir tesadüfün, zayıf bir cumhurbaşkanını önce başlangıçta zayıf bir Dini Lider’e, ardından da son yüz yılın en güçlü beş İranlısından birine dönüştürmesi” sözleriyle değerlendirdi.


İran’da Dini Lider nasıl seçiliyor... Hamaney’in yerine geçmesi muhtemel adaylar kimler?

 İran Dini Lideri Ali Hamaney, Tahran’da yanında duran Hasan Humeyni ile birlikte destekçilerini selamlıyor. (İran Dini Lideri Ali Hamaney’in internet sitesi)
İran Dini Lideri Ali Hamaney, Tahran’da yanında duran Hasan Humeyni ile birlikte destekçilerini selamlıyor. (İran Dini Lideri Ali Hamaney’in internet sitesi)
TT

İran’da Dini Lider nasıl seçiliyor... Hamaney’in yerine geçmesi muhtemel adaylar kimler?

 İran Dini Lideri Ali Hamaney, Tahran’da yanında duran Hasan Humeyni ile birlikte destekçilerini selamlıyor. (İran Dini Lideri Ali Hamaney’in internet sitesi)
İran Dini Lideri Ali Hamaney, Tahran’da yanında duran Hasan Humeyni ile birlikte destekçilerini selamlıyor. (İran Dini Lideri Ali Hamaney’in internet sitesi)

İran Dini Lideri Ali Hamaney’in yaklaşık 37 yıllık iktidarının ardından öldürülmesi, ülkenin geleceğiyle ilgili önemli soruları gündeme getirdi. Hamaney suikastının ertesi sabahı, karmaşık bir halefiyet sürecinin ilk işaretleri ortaya çıkmaya başladı.

Hamaney’in öldüğünün doğrulanmasının ardından İran bugün anayasaya uygun olarak ülkeyi yönetmek ve liderlik görevlerini üstlenmek üzere bir konsey oluşturdu.

Bu konsey, mevcut İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, Yargı Erki Başkanı Gulam Hüseyin Muhsini Ejei ve Anayasayı Koruyucular Konseyi üyesi olarak, İran Dini Lideri’ne bağlı en yüksek danışma organı olan Düzenin Maslahatını Teşhis Konseyi tarafından seçilen bir üyeden oluşuyor. Konsey, hükümet ile parlamento arasındaki anlaşmazlıkları çözme yetkisine de sahip.

Konsey, geçici olarak ‘tüm liderlik görevlerini’ üstlenecek.

vvbf
İran Dini Lideri Ali Hamaney’in internet sitesinde yayınlanan bir fotoğrafta, kendisi 21 Eylül 2024’te Tahran’da Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, Meclis Başkanı Muhammed Bakır Kalibaf ve Yargı Erki Başkanı Gulam Hüseyin Muhsini Ejei ile birlikte görülüyor.

Hamaney ölmeden önce, İran’da üçüncü liderlik için resmi olarak tanınmış bir aday bulunmuyordu; ancak konu yıllardır İran siyaset çevrelerinde tartışılıyordu.

Geçiş döneminde liderliği konsey üstlenecek olsa da, İran yasalarına göre, 88 üyeden oluşan ve Uzmanlar Meclisi olarak bilinen etkili bir kurul, mümkün olan en kısa sürede yeni bir Dini Lider seçmekle yükümlü.

Konseyin tamamı Şii din adamlarından oluşuyor ve üyeler her 8 yılda bir halk tarafından seçiliyor. Aday listeleri, İran’daki anayasal denetim organı olan Anayasayı Koruyucular Konseyi tarafından onaylanıyor. Anayasayı Koruyucular Konseyi, İran’daki çeşitli seçimlerde adayları elemesiyle biliniyor ve Uzmanlar Meclisi seçimleri de bundan muaf değil.

Örneğin, Anayasayı Koruyucular Konseyi Mart 2024’te, İran’ın ilk lideri Ayetullah Humeyni’nin torunu Hasan Humeyni ile nispeten ılımlı olarak bilinen eski Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani’nin Uzmanlar Meclisi seçimlerine katılmasını engellemişti.

cddsc
İran Dini Lideri Ali Hamaney, Şubat 2023’te Uzmanlar Meclisi üyeleriyle bir araya geldi. (İran Dini Lideri Ali Hamaney’in internet sitesi)

Hamaney’in halefini belirleme süreci, haziran ayındaki savaştan sonra hız kazandı. İlk İsrail saldırılarında çok sayıda askeri lider ve nükleer program yetkilisi hayatını kaybetmişti. Şarku’l Avsat’ın Reuters’tan aktardığına göre Hamaney’in iki yıl önce atadığı ve halefini belirlemekle görevli üç kişilik Uzmanlar Meclisi alt komitesi, haziran ayındaki savaş sırasında planlarını hızlandırdı.

Komite, Hamaney’in halefi olarak iki isim üzerinde yoğunlaştı. Bunlar, 56 yaşındaki oğlu Mücteba Hamaney ve İran’ın ilk lideri Ayetullah Humeyni’nin torunu Hasan Humeyni.

Hamaney’in oğlu potansiyel aday

Din adamları arasındaki halefiyet tartışmaları ve buna bağlı siyasi düzenlemeler, halktan uzak şekilde yürütülüyor; bu durum, en güçlü adayın kim olabileceğini tahmin etmeyi zorlaştırıyor.

Daha önce, Hamaney’in müttefiki ve sert görüşlü Cumhurbaşkanı İbrahim Reisi’nin bu görevi üstlenebileceği düşünülüyordu. Ancak Reisi, Mayıs 2024’te meydana gelen bir helikopter kazasında hayatını kaybetti.

Bu gelişme, Hamaney’in 56 yaşındaki oğlu Mücteba’yı potansiyel bir aday olarak öne çıkardı. Mücteba daha önce herhangi bir devlet görevinde bulunmamış olsa da, babasının politikalarını sıkı bir şekilde sürdürmeye kararlı.

sdcdsv
Mücteba Hamaney (solda) kardeşleri Mesud ve Meysam ile birlikte dini bir tören sırasında (Jamaran)

Ancak liderlik makamının babadan oğula geçmesi, sadece din adamlarının yönetimini eleştiren İranlılar arasında değil, aynı zamanda rejim yanlıları arasında da tepki yaratabilir. Bazıları bunu, iktidarın miras yoluyla geçişine hazırlık olarak görebilir.

Hamaney, halefini seçmiş herhangi bir kişiyi resmi olarak açıklamadı ve geçmişteki halefiyet tartışmalarında oğlunun görevi devralması fikrine defalarca karşı çıktı.

ABD Hazine Bakanlığı, Mücteba Hamaney’e 2019 yılında yaptırım uyguladı. Bakanlık, Mücteba’nın resmen seçilmemiş veya atanmış olmasa da babasının ofisinde çalışıyor olmasının ötesinde, Dini Lider’i ‘resmen temsil ettiğini’ belirtti.

Eylül 2024’te, Mücteba Hamaney’in bir dersini internet üzerinden yayımladığı video sosyal medyada yayıldı. Videoda, Fıkhu’l Haric derslerini vermeyi bıraktığını açıklıyordu; bu, Şii din okullarındaki en yüksek mertebe olan ictihad seviyesine ulaşmasının ardından, olası halefiyet sinyali olarak yorumlandı.

Mücteba, dersleri bırakma kararını ‘kişisel bir tercih’ olarak nitelendirdi ve bunun ‘politik meselelerle ilgisi olmadığını’ vurguladı. “Bu sadece ben ve Allah arasındaki bir konu” dedi ve babasının kararından haberdar olduğunu ifade etti.

Uzmanlar Meclisi Üyesi Mahmud Muhammedi Irakî, Şubat 2024’te, Hamaney’in ‘oğullarından birinin liderlik makamına atanması değerlendirmesine karşı çıktığını; böylece iktidarın miras yoluyla geçmesi şüphesini önlemek istediğini’ iddia etti. Aynı yıl temmuz ayında sert görüşlü Uzmanlar Meclisi Üyesi Ahmed Hatemî, kasım ayı sonunda liderin halefinin belirlendiği yönündeki iddiaları yalanladı.

Hamaney, oğlunun görev üstlenmesini sağlama çabalarıyla suçlandı. 8 Ağustos 2023’te, Şubat 2011’den beri ev hapsinde bulunan reformist lider Mir Hüseyin Musevi, ‘halefiyet komplosu’ konusunda uyarıda bulundu. Musevi, resmi blogunda bazı çevrelerin ‘Şii liderin ölümünden sonra oğullarının görevi devralabileceğini’ söylediklerini aktardı. Musevi, yakın zamanda Hamaney yanlısı sitelerin, imametin babadan oğula geçmesiyle ilgili anlatıları öne çıkardığına dikkat çekti.

Yaklaşık üç hafta sonra Musevi’nin uyarısı daha ciddi bir boyut kazandı. Kum’daki bir dini eğitim kurumunun resmî sitesinde, Mücteba Hamaney’in adından önce ilk kez ‘Ayetullah’ unvanı kullanıldı. İran’da bu unvan, din adamlarının en yüksek mertebesine verilen dini bir sıfat olarak kabul ediliyor. Bu durum, Hamaney’in makamın miras yoluyla geçmesi ihtimaline işaret olarak yorumlandı.

Mücteba Hamaney, İran Dini Lideri’nin Kültür Danışmanı Gulam Ali Haddad Adil’in kızıyla evli. Babasının ofisindeki en etkili isim olarak biliniyor ve özellikle liderin ofisindeki özel koruma ekibi aracılığıyla Devrim Muhafızları Ordusu (DMO) liderleriyle yakın ilişkilere sahip. Kasım 2019’da ABD, Mücteba Hamaney’e, Hamaney’in dar çevresinden dokuz kişi ile birlikte yaptırım uyguladı.

Mücteba’nın babasının ofisindeki rolü, 2005 Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde ön plana çıktı. O dönemde reformist lider Mehdi Kerrubi, Hamaney’e Mücteba’nın seçimlere müdahale ederek belirli bir adayı desteklediği uyarısında bulunmuş, bu durum özellikle Mahmud Ahmedinejad’a yönelik olarak yorumlanmıştı.

2009 seçimlerinde Mücteba Hamaney daha geniş çapta tartışmaya girdi; bu kez protestoların bastırılması ve seçimlere müdahale ettiği iddiaları gündeme geldi. Yeşil Hareket protestolarına katılanlar, onun aleyhine sert sloganlar attı.

Aralık 2018’de Mehdi Kerrubi, Hamaney’e yönelik sert bir mektup yazarak 30 yıllık icraatlarından sorumlu olması gerektiğini belirtti. Mektubunda, “Oğlunun önünü kesmeni istedim ama engellemedin. 2009’da devrimci akımı destekleyerek ne yaptığını gördün, sistem ve devrim açısından neler yaptığı ortada” ifadelerini kullandı.

İlk Dini Lider’in torunu

53 yaşındaki Hasan Humeyni, sosyal ve siyasi kısıtlamaların hafifletilmesini savunan reformist kanadın yakın müttefiki olarak biliniyor. Bununla birlikte, devrim kurucusunun torunu olması nedeniyle üst düzey din adamları ve DMO arasında da saygı görüyor.

Uzun süredir Hasan Humeyni, reformistler tarafından üçüncü liderlik makamı için tercih edilen aday olarak değerlendiriliyor.

fvfdv
Ruhani’nin internet sitesinde yayınlanan bir fotoğrafta, eski Cumhurbaşkanı Muhammed Hatemi ve eski Meclis Başkanı Ali Ekber Natık Nuri’nin, 11 Ocak 2024’te eski Cumhurbaşkanı Ali Ekber Haşimi Rafsancani’nin yedinci ölüm yıldönümü töreninde Hasan Humeyni’nin yanında durdukları görülüyor.

Hasan Humeyni, 2016’da Uzmanlar Meclisi üyeliğine aday olmaktan menedildi ve 2021’de Hamaney tarafından Cumhurbaşkanlığı seçimlerine katılmaması yönünde uyarıldı.

Hasan’ın yıllardır Necef’te yaşayan kardeşi Ali Humeyni de olası adaylar arasında değerlendiriliyor.

Hamaney’in üçüncü oğlu Mesud Hamaney de babasının ofisindeki rolü nedeniyle potansiyel bir aday olarak görülüyor. Mesud, eski Dışişleri Bakanı Kemal Harazi’nin ağabeyinin kızıyla evli.

Hamaney’in çocukları ve Humeyni’nin torunlarının yanı sıra, yükselen bazı din adamlarının isimleri de öne çıkıyor. Bunların başında, ‘Ayetullah’ unvanına sahip 67 yaşındaki Ali Rıza Arafi geliyor. Arafi, İran’daki din eğitimi okullarının yöneticisi ve Uzmanlar Meclisi’nin başkan yardımcısı olarak görev yapıyor.

Benzer bir geçiş daha önce sadece bir kez gerçekleşti

İran’da 1979 devriminden bu yana son sözü söyleyen Dini Liderlik makamında yalnızca bir kez iktidar değişimi yaşandı.

1989 yılında, İran’ın ilk Dini Lideri Ayetullah Humeyni, 86 yaşında hayatını kaybetti.

Mevcut güç geçişi, Haziran 2025’te İsrail’in İran’a karşı 12 gün süren saldırılar düzenlemesinin ardından gerçekleşti.

scderdf
İran Dini Lideri Ali Hamaney, Haziran 2013’te ilk Dini Lider Humeyni’nin vefatını anmak için bir konuşma yaparken, oğlu Mesud da onu izliyor. (Arşiv – Tabnak)

Hamaney’in potansiyel halefleri arasında uzun süredir öne çıkan birçok kişi yaşamını yitirdi.

Eski Cumhurbaşkanı Haşimi Rafsancani 2017’de, eski Yargı Erki Başkanı Mahmud Haşimi Şahrudi doğal sebeplerle 2018’de, eski Cumhurbaşkanı İbrahim Reisi ise 2024’te bir helikopter kazasında öldü. Ayrıca, bir diğer yüksek rütbeli din adamı Sadık Amoli Laricani de dışlandı.

Dini Lider’in geniş yetkileri

Dini Liderlik makamı, İran’daki güç paylaşımı ve görev dağılımına dayalı karmaşık Velayet-i Fakih sisteminin kalbini oluşturuyor.

Dini Lider, İran Silahlı Kuvvetleri’nin başkomutanı olarak görev yapıyor. Bu kuvvetler arasında, düzenli orduya paralel yapıdaki DMO da bulunuyor. ABD, 2019 yılında DMO’yu ‘terör örgütü’ olarak sınıflandırmıştı. Hamaney, iktidarı süresince DMO’ya geniş yetkiler ve nüfuz sağladı.

DMO, ABD ve İsrail’e karşı mücadele amacıyla Ortadoğu’da faaliyet gösteren silahlı gruplar ve müttefiklerden oluşan ‘direniş eksenini’ yönetiyor. Ayrıca İran içinde geniş servet, varlık ve mülklere sahip.