Filistin ve Lübnan çıkmazlarının bir ifadesi olarak ‘ertesi gün’

Savaşla şiddetlenen iç çatışmalar

Şu an ‘Rehine Meydanı’ olarak bilinen Hamas'a ait bir tünelin içinde yürüyen silahlı bir adam, Tel Aviv, 15 Temmuz 2024 (Reuters)
Şu an ‘Rehine Meydanı’ olarak bilinen Hamas'a ait bir tünelin içinde yürüyen silahlı bir adam, Tel Aviv, 15 Temmuz 2024 (Reuters)
TT

Filistin ve Lübnan çıkmazlarının bir ifadesi olarak ‘ertesi gün’

Şu an ‘Rehine Meydanı’ olarak bilinen Hamas'a ait bir tünelin içinde yürüyen silahlı bir adam, Tel Aviv, 15 Temmuz 2024 (Reuters)
Şu an ‘Rehine Meydanı’ olarak bilinen Hamas'a ait bir tünelin içinde yürüyen silahlı bir adam, Tel Aviv, 15 Temmuz 2024 (Reuters)

Elie Kossaifi

Ortadoğu’da hiçbir savaşın bir istisna ya da acil bir durum olmaması, İsrail'in Gazze Şeridi'nde yürüttüğü savaşı ve bunun ciddi ve devam eden yansımalarını okurken göz ardı edilemeyecek bir husustur. Bu savaşın İsrail ve Filistinliler arasında uzun süredir devam eden çatışma içinde kendi bağlamı ve tarihi nedenleri olsa da bölgedeki tüm savaşların da çeşitli düzeylerde bu çatışmanın uzantısı ya da bu çatışma nedeniyle olduğu da bir gerçek. Bu durum, özellikle ABD’nin 2003 yılında Irak'ı işgalinden ve on yıl önce başlayan ‘Arap Baharı savaşlarından’ bu yana bir ülkeden diğerine ve farklı zaman dilimlerinde seyreden bölgesel savaşlar ile bu savaş arasında bir bağlantı kurulmasına neden oluyor.

Bir ön sonuç olarak, modern tarihi boyunca sayısız ve uzun savaşlara tanıklık etmiş olan bölgenin mevcut savaşla baş edebileceği ve hayatını bu savaş yıllarca sürecekmiş gibi inşa edebileceği söylenebilir. Halihazırda İsrailliler de zaman zaman Filistinlilerle sürekli bir savaş halinde olduklarını ve mevcut savaşın taraflar arasındaki ihtilafın uzun ve ucu açık tarihinde sadece yeni bir aşama olduğunu söylemek istercesine bunu ima ediyorlar.

Bu yüzden Hamas ve İsrail arasındaki mevcut müzakereler, siyasi olarak ve medyada sanki savaş sona ermiş gibi bir iyimserlikle yani, savaşan tarafların sonsuza kadar savaşmaya devam edemeyeceği ya da savaşın devam etmesinin tehlikeli olduğu göz önüne alındığında, yakın bir zamanda sona ermesi kaçınılmazmış gibi ele alındığında buna biraz daha ihtiyatla yaklaşılmalı. Çünkü bu savaş bir noktada bölgesel bir savaşa dönüşebilir.

sdfrgthy
İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, Tel Aviv'deki Savunma Bakanlığı'nda yapılan haftalık kabine toplantısı sırasında Maliye Bakanı Bezalel Smotrich ile konuşurken, 7 Ocak 2024 (Reuters)

Bu savaşın jeopolitik bağlamı göz önüne alındığında, 13’üncü yılına giren Suriye iç çatışmasına ya da 1980'lerde 15 yıl süren Lübnan iç çatışmasına çözüm arayan müzakereler gibi olmazsa, bu müzakerelerin başarısız olmasının ya da uzun sürmesinin bölgesel, uluslararası ve özellikle ABD tarafından mümkün ya da izin verilebilir olmadığı da düşünülemez.

Başka bir deyişle, uluslararası ve bölgesel düzeyde savaşın sona erdirilmesi arzusu, müzakerelerin sağladığı ‘altın fırsattan’ yararlanılması çağrısında bulunan tüm İsrailli taraflara rağmen Tel Aviv'de savaşı sürdürme arzusu hâkim olduğu sürece, savaşın hemen ya da yakın zaman sona ereceği anlamına gelmiyor. Yani İsrail'de savaş ya da savaşın yönetimi konusundaki görüş ayrılıkları ve aşırı sağcı hükümeti üzerindeki uluslararası baskı, Başbakan Binyamin Netanyahu kendi siyasi çıkarının ve aşırı sağcı görüşüne göre İsrail'in çıkarının savaşı sürdürmek olduğuna inandığı sürece, Gazze'deki savaşı durdurmak ve Lübnan-İsrail sınırındaki çatışmaların yayılmasını önlemek zorunda kalacağına inanmak için yeterli bir neden değil.

Bu da İsrail hükümeti üzerindeki uluslararası baskının ne ölçüde etkili olduğu sorusunu gündeme getiriyor. Aslında, Netanyahu'nun bu baskılara uyma ihtiyacı hissetmediği düşünüldüğünde, bu baskıların mevcut hızıyla savaşın devam etmesinin nedenlerinden biri olup olmadığı da sorulabilir. Radikal bir okumayla bu durum, savaşın nasıl yürütüldüğü konusundaki çelişkinin nihai hedefleri konusunda çelişki anlamına gelmediği gibi savaşın devam etmesini sağlayan bir tür danışıklı dövüş olarak yorumlanabilir. Bu aynı zamanda sanki İsrail'in bu savaştaki asıl amacı iki devletli çözümü tamamen ortadan kaldırmakmış gibi, Batı'nın ve özellikle de ABD’nin ‘ertesi güne’ ve iki devletli çözüme giden sürece ilişkin anlatısı ile İsrail'in iki devletli çözümün temellerini baltalaması arasındaki temel çelişkiyi düşünmeye sevk ediyor

Ertesi gün ile ilgili seçenekler sadece ABD ve İsrail'in ne istediğine değil, aynı zamanda Filistinli taraflar arasındaki bölünmenin gerçekliğine de bağlı.

Tüm bunlar, İsrail ile ABD arasında savaşla ilgili çelişkiyi, Netanyahu’nun stratejisine göre yönetmeye devam etmek yerine savaştan nasıl çıkılacağı ve çatışmaya nasıl bir çözüm bulunacağı açısından içeriğinden ziyade ABD seçimlerine birkaç ay kala zamanlamasıyla ilgili ikincil bir çelişki olarak okuma yapmaya itiyor. ABD’nin bölgeyi nasıl değerlendirdiği sorusu bile Washington tarafından desteklenen istikrarın aslında göreceli bir istikrar, yani tıpkı geçtiğimiz yıllarda olduğu gibi savaşın eşiğinde bir istikrar olduğu ihtimalini gündeme getiriyor.

Burada müzakerelerin ana başlığı ve müzakerelerdeki başlıca düğüm olan ertesi gün meselesi karşımıza çıkıyor. Dolayısıyla ertesi gün Hamas ile İsrail arasında bir anlaşmaya varılmasını öngörmenin zor olması, savaşın sonsuza kadar, yani bir taraf diğer tarafı tam bir yenilgiye uğratana kadar sürebileceği inancını güçlendiriyor. Bunun için şimdiye kadar yeterli belirti yok. İsrail ve Hamas arasındaki askeri yetenekler arasındaki büyük fark göz önüne alındığında, dokuz aylık savaşın da gösterdiği gibi, savaşı belirleyen tek şey bu fark değil. Ancak, önceki savaşlardan farklı olarak, bu kez savaşın gerçek anlamda bir galip ve bir mağlup olacağını söyleyen bir okuma var. Bu sadece Gazze Şeridi'ndeki savaşı değil, aynı zamanda özellikle Lübnan'ın güneyindeki ‘destek cephelerini’ de kapsıyor. Bu da savaşın temposu değişse bile devam etmesini beklemek için bir başka neden.

juıkolpş90ğ*-
Gazze Şeridi'nin güneyindeki Han Yunus'ta bir çöplükte kullanılabileceği bir şeyler arayan Filistinli bir çocuk, 15 Temmuz 2024 (Reuters)

Fakat ertesi gün ile ilgili seçenekler sadece ABD ve İsrail'in ne istediğine yani bu konuda iki taraf arasındaki çelişkiye değil, aynı zamanda Filistinli taraflar arasındaki bölünmenin ve başta Suriye, Irak, Lübnan ve hatta nispeten uzaktaki Yemen olmak üzere bölge ülkelerindeki bölünmeler, çatışmalar ve iç savaşların gerçekliğine de bağlı.

İsrail'in Gazze Şeridi'nde yürüttüğü savaş ve bunun bölgesel yansımaları, İsrail'e karşı savaşan Filistin'deki Hamas'tan Irak'taki Haşdi Şabi’ye Lübnan'daki Hizbullah'a ve Yemen'deki Husilere kadar güçler göz önüne alındığında, bir kez daha bölgedeki savaşlar ve iç çatışmalarla bağlantılı olduğu görülebilir. Yukarıda geçen bu ülkelerde zaten kırılgan olan devlet ve toplum yapılarının parçalanmasına yol açan çatışmalar, bu milislerin güç kazanması ve bu gücü pekiştirmesi için elverişli bir zemin oluşturuyor. Dolayısıyla, Gazze Şeridi'nde ve bölgenin geri kalanındaki uzantılarında, mevcut savaşın şiddetlendireceğine ve özellikle Filistin ve Lübnan topraklarında yeni bir aşama oluşturacağına dair sinyaller vermeye başlayan bölgedeki açık çatışmalara bir çözüm düşünmeden, Gazze Şeridi'nde ve bölgenin geri kalanındaki uzantılarında ertesi gün meselesine bir çözüm düşünmek mümkün değil.

Bölge kısır bir şiddet döngüsü içinde dönmeye devam edecek gibi görünüyor. Sanki şiddet, siyaseti kontrol etmek, kurallarını ve sınırlarını belirlemek için tek araç haline gelmiş gibi ve bu, İran destekli milisler için olduğu kadar İsrail için de geçerli.

Filistinli taraflar; Filistin Yönetimi ile Hamas arasındaki bölünme ve Lübnan’da Hizbullah ile muhalifleri arasındaki bölünme, bu savaşın ardından Filistin ve Lübnan krizlerini çözme olasılığını öngörmeyi daha da zorlaştırdı. Öyle ki Filistin ve Lübnan krizlerinin çözülebileceğini düşünmek artık çok zor. Bundan dolayı savaşın ertesi günü, Filistin ve Lübnan çıkmazlarının derinleştiğini daha net bir şekilde ortaya koyacak.

Hamas ve Hizbullah destekçilerinin ya da üyelerinin hem Lübnan'da hem de Gazze'de muhaliflerine saldırdığı sahneler, savaşın durması halinde bizi nelerin beklediğine dair bir fikir veriyor. Ancak daha da önemlisi, Hamas ve Hizbullah'ın ‘zafer’ söylemi, İran'ın bölgedeki etkisiyle ilgili jeopolitik bir çerçevede olsa da öncelikle Filistin ve Lübnan kamuoyuna yönelik olduğu bir gerçek.

Hamas ve Hizbullah'ın muhaliflerine karşı davranışlarının nedeni de tam olarak bu. Savaşın sona ermesi Filistin'deki iç krizi ve Lübnan'daki iç bölünmeyi derinleştirecek. Başka bir deyişle, ‘zaferleri’ bir kez daha Lübnan ve Filistin ulusal yenilgisinin bir ifadesi haline gelecek ve bu kez önceki zamanlardan daha ciddi sonuçları olacak. Çünkü bu ‘zafer’ hem Lübnan’da hem de Filistin’de daha sağlam bir ulusal bölünmenin üzerine inşa ediliyor.

Tüm bunlar, bölgenin kısır bir şiddet döngüsü içinde dönmeye devam edeceğine inanmak için yeterli. Sanki şiddet, siyaseti kontrol etmek, kurallarını ve sınırlarını belirlemek için tek araç haline gelmiş gibi ve bu, İran destekli milisler için olduğu kadar İsrail için de geçerli. Bu milislerin son yıllarda kendi ülkelerinde şiddete yatırım yapmış olmaları durumu daha da ciddileştiriyor. Bir bakıma İsrail'in Filistinlilere yönelik saldırganlığına bir kılıf oluşturuyor. Zira İsrail kendisini bölgedeki şiddetin tek başlatıcısı değilmiş, şiddet ve savaşlar bölgede bir istisna değil de süregelen bir durummuş gibi gösteriyor.

*Bu makale Şarku’l Avsat tarafından Londra merkezli Al  Majalla dergisinden çevrilmiştir.



Pestisit sorununa ucuz ve çevreci çözüm: Raf ömrünü de uzatıyor

Araştırmacılar yeni kaplamayla gıda kalitesi korunurken, meyvelerin daha uzun süre bozulmadan saklanabildiğini söylüyor (Sachi Wickramasinghe / British Columbia Üniversitesi)
Araştırmacılar yeni kaplamayla gıda kalitesi korunurken, meyvelerin daha uzun süre bozulmadan saklanabildiğini söylüyor (Sachi Wickramasinghe / British Columbia Üniversitesi)
TT

Pestisit sorununa ucuz ve çevreci çözüm: Raf ömrünü de uzatıyor

Araştırmacılar yeni kaplamayla gıda kalitesi korunurken, meyvelerin daha uzun süre bozulmadan saklanabildiğini söylüyor (Sachi Wickramasinghe / British Columbia Üniversitesi)
Araştırmacılar yeni kaplamayla gıda kalitesi korunurken, meyvelerin daha uzun süre bozulmadan saklanabildiğini söylüyor (Sachi Wickramasinghe / British Columbia Üniversitesi)

Bilim insanları meyvelerdeki pestisit kalıntılarını temizleyen ve gıdanın raf ömrünü uzatan bir temizlik ürünü geliştirdi.

Tarımda kullanılan pestisitler, yarattığı sağlık riskleri nedeniyle endişeye yol açıyor. Meyve-sebzeler yıkandıktan sonra bile genellikle pestisit kalıntısı taşıyor.

Diğer yandan da meyve-sebzelerin çabuk bozulması ciddi oranda gıdanın çöpe gitmesine yol açıyor. Dünya genelinde üretilen gıdaların yaklaşık üçte birinin hiç tüketilmeden atıldığı tahmin ediliyor.

Kanada'daki British Columbia Üniversitesi'nden araştırmacılar, doğada çözünebilen bir meyve yıkama ürünü geliştirerek bu iki soruna birden el attı.

Bilim insanları yeni karışımı, mısır ve patates gibi ürünlerden elde edilen nişasta bazlı parçacıkları kullanarak geliştirdi. Bu parçacıkları demir ve çayda yaygın bulunan tannik asitle birleştirdiler.

Bu maddelerin birleşimi yapışkan, süngerimsi yapılar oluşturarak pestisit moleküllerine bağlanıyor ve onları meyve yüzeyinden çekiyor.

Araştırmacılar yıkama ürününü, üç yaygın pestisitle kaplanmış elmalar üzerinde test etti.

Bulguları hakemli dergi ACS Nano'da 12 Nisan Pazar günü yayımlanan çalışmaya göre elmaların üzerindeki pestisitlerin yüzde 86 ila yüzde 94'ü temizlendi.

Bilim insanlarına göre musluk suyu, kabartma tozu veya sade nişasta genellikle kalıntıların yarısından daha azını ortadan kaldırıyor.

İşlemin sonraki aşamasında elmalar karışıma batırılarak etrafında yenilebilen ve doğada çözünebilen bir tabaka oluşturuldu.

Nefes alan bir bariyer işlevi gören bu tabaka, oksidasyonu yavaşlatıyor ve su kaybını azaltıyor.

Bu kaplamanın uygulandığı dilimlenmiş elmalar, buzdolabında iki gün boyunca çok daha yavaş karardı ve daha az su kaybetti.

Kaplama ayrıca üzümlerin oda sıcaklığında 15 gün boyunca formunu korumasını sağlarken, işlem görmeyen üzümler kısa sürede pörsüdü.

Makalenin kıdemli yazarı Dr. Tianxi Yang "Amacımız hem gıda güvenliğini hem de kalitesini iyileştiren basit, güvenli ve uygun fiyatlı bir yıkama yöntemi geliştirmekti" diyerek ekliyor:

İnsanlar taze ürün yemekle üzerindeki maddelerle ilgili endişelenmek arasında seçim yapmak zorunda kalmamalı.

Bilim insanları kaplamanın, meyve üzerinde zararlı bakterilerin gelişmesini sınırladığını da gözlemledi. Ayrıca karışım, gıdanın demir oranını artırıyor ancak bu, günlük tavsiye edilen miktarın çok küçük bir kısmı. 

Dr. Yang, "Güvenlik ve raf ömrünün yanı sıra formülümüz, demir ve fenolik bileşikler gibi ek sağlık yararları sunan mikro besin maddeleri kullanıyor" diye açıklıyor:

Riski azaltmakla kalmıyor, aynı zamanda besin değerini de artırabiliyor.

Araştırmacılar malzemelerin ucuz olması ve suyla karıştırılması nedeniyle yeni yöntemin endüstriyel ölçekte rahatlıkla kullanılmasını umuyor.

Sonraki aşamalarda ürünün ev versiyonunun da üretilebileceğini düşünüyorlar. Ancak bunun öncesinde daha fazla test yapılması gerektiğinin altını çiziyorlar.

Dr. Yang, "İnsanların eve getirdikleri ürünlere güven duymalarını, bunların daha güvenli olduğunu, daha uzun süre dayandığını ve daha az atık ürettiğini bilmelerini sağlamayı umuyoruz" ifadelerini kullanıyor.

Independent Türkçe, Interesting Engineering, Phys.org, ACS Nano, World Resources Institute


CNN'in veri analisti: Trump, Papa'yı kıskanıyor olabilir

Trump'ın Truth Social hesabında paylaşılan ve daha sonra silinen, Trump'ı İsa Mesih olarak gösteren bu görüntü, birçok Amerikalı Hıristiyan tarafından "dine küfür" olarak kınandı (Mandel NGAN/AFP)
Trump'ın Truth Social hesabında paylaşılan ve daha sonra silinen, Trump'ı İsa Mesih olarak gösteren bu görüntü, birçok Amerikalı Hıristiyan tarafından "dine küfür" olarak kınandı (Mandel NGAN/AFP)
TT

CNN'in veri analisti: Trump, Papa'yı kıskanıyor olabilir

Trump'ın Truth Social hesabında paylaşılan ve daha sonra silinen, Trump'ı İsa Mesih olarak gösteren bu görüntü, birçok Amerikalı Hıristiyan tarafından "dine küfür" olarak kınandı (Mandel NGAN/AFP)
Trump'ın Truth Social hesabında paylaşılan ve daha sonra silinen, Trump'ı İsa Mesih olarak gösteren bu görüntü, birçok Amerikalı Hıristiyan tarafından "dine küfür" olarak kınandı (Mandel NGAN/AFP)

CNN'in kadrolu anket uzmanı, Katolik Kilisesi lideriyle husumeti süren ABD Başkanı Donald Trump'ın Papa XIV. Leo'nun hızla yükselen onay oranını "kıskandığını" öne sürdü.

Pazartesi günü CNN'in News Central programında baş veri analisti Harry Enten, marta ait anket verilerini sunarak Trump'ın Amerikan halkı arasında Papa'dan neredeyse 50 puan daha az popüler olduğunu gösterdi.

Enten kendine özgü heyecanlı üslubuyla, "Biliyorsunuz, belki de Başkan Trump, Papa XIV. Leo'yu kıskanıyordur çünkü aradaki fark çok büyük. Çok büyük!" dedi .

Geçen ay yapılan NBC News anketine işaret eden Enten, Trump'ın -12 puanına kıyasla Papa'nın Amerikalılar arasında +34 puanlık net beğeni oranına sahip olduğunu belirtti.

Enten, "Yakın bile değil" dedi.

Papa Leo XIV, Başkan Trump'ı kesinlikle ezip geçiyor... Ve şunu da belirtmeliyim ki Papa Leo, NBC News anketlerindeki en popüler kişiydi. Başkanın Amerika’nın en popüler ismini hedef almasının son derece büyük bir hata olduğuna inanıyorum.

Bu sonuçlar, Trump'la Papa arasındaki gerilimin tırmandığı bir süreçte ve Trump'ın İran'ın "tüm medeniyetini" yok etme tehdidinin ardından geldi; Papa Leo bu tehdidi "kesinlikle kabul edilemez" diye nitelemişti.

Pazar gecesi geç saatlerde Truth Social'da yaptığı uzun paylaşımda Trump, Katolik lideri suç konusunda "ZAYIF" ve dış politikada "berbat" diye nitelemiş, "kendini toparlamasını" ve "Radikal Sol'a hizmet etmeyi bırakmasını" istemişti.

Ancak yapay zeka tarafından oluşturulduğu anlaşılan ve kendisini hastaları iyileştiren İsa Mesih olarak tasvir eden bir görsel de paylaşması, muhafazakar Hıristiyanların öfkesini üzerine çekmişti.

Trump daha sonra paylaşımı sildi ve bunun sadece kendisini "insanları iyileştiren bir doktor" olarak gösterdiğini düşündüğünü iddia etti.

Bazı haberlerde, ocak ayındaki gergin bir toplantı sırasında ABD yetkililerinin Vatikan'ı askeri güçle tehdit ettiği bile öne sürüldü.

Pazartesi günü programın kendine ayrılan kısmında Harry Enten, CNN'in yaptığı çıkış anketine göre Trump'ın Kasım 2024 başkanlık seçiminde Amerikalı Katolikler arasında Kamala Harris'i 20 puan farkla geride bıraktığını belirtti.

Ancak mart sonlarında yapılan Fox News anketi, aynı grupta onu -4 puan geride gösterdi.

Enten, "Başkan Trump, Kamala Harris'i gerçekten de ezmişti" dedi.

Ama [artık] dibe doğru düşüyor da düşüyor. Başkan Katolik seçmenlerde zorlanıyor. Ve uzman görüşüme göre, Papa'ya saldırmanın Katoliklerle arayı düzeltmenin yolu olduğundan pek emin değilim.

Papa Leo'nun İran savaşı hakkındaki görüşlerinin "Amerika'daki Katoliklerin genel eğilimini yansıttığını" da ekleyen Enten, Fox News anketine atıfta bulundu. Ankete göre Katoliklerin ABD'nin İran'a yönelik askeri müdahalesine karşı oy oranı 10, Trump'ın İran'a yönelik tutumuna karşı oy oranıysa 20 puan daha yüksek.

Özetle Papa, Birleşik Devletler'deki Katoliklerin sembolü. Papa, Birleşik Devletler'de Trump'tan çok daha popüler...

[Trump] çok fazla zemin kaybediyor ve bu ona yardımcı olmayacak.

Independent Türkçe


Trump’ın akıl sağlığına ilişkin tartışmalar tekrar gündemde: Delinin teki

Trump, akıl sağlığının yerinde olmadığına dair eleştirileri defalarca reddetti (Reuters)
Trump, akıl sağlığının yerinde olmadığına dair eleştirileri defalarca reddetti (Reuters)
TT

Trump’ın akıl sağlığına ilişkin tartışmalar tekrar gündemde: Delinin teki

Trump, akıl sağlığının yerinde olmadığına dair eleştirileri defalarca reddetti (Reuters)
Trump, akıl sağlığının yerinde olmadığına dair eleştirileri defalarca reddetti (Reuters)

ABD Başkanı Donald Trump'ın son dönemdeki çelişkili açıklamaları ve saldırgan yorumları, akıl sağlığına ilişkin tartışmaları yeniden gündeme taşıdı.

Trump'ın İran'la ateşkes müzakereleri başlamadan önce Tahran yönetimine savurduğu "Bu gece bir medeniyet yok olacak" tehdidi büyük tepki çekmişti.

ABD Başkanı'nın Papa XIV. Leo hakkında "suç ve nükleer silahlar konusunda zayıf" ve "dış politikada berbat" demesi ve kendini İsa gibi gösterdiği izlenimi uyandıran bir görseli sosyal medyada paylaşması da tartışma yarattı.

Cumhuriyetçi lider, paylaşımını silerken ABD Başkanı'na yakın tavrıyla bilinen İtalya Başbakanı Giorgia Meloni, Trump'ın sözlerini "kabul edilemez" diye niteledi.

Trump'ın ABD'li Papa XIV. Leo'ya eleştirisi, Katoliklerin ruhani liderinin 11 Nisan'da Washington ve Tahran arasında Pakistan'daki görüşmeler sürerken, Vatikan'daki Aziz Petrus Bazilikası'nda dünya barışı için düzenlediği dua etkinliğinde dünyada savaşların son bulması gerektiğini belirtmesinin ardından gelmişti.

Trump, seçim kampanyasında selefi Joe Biden'ın akıl sağlığının yerinde olmadığına dair eleştirileriyle gündeme gelmişti ancak son dönemde söyledikleri nedeniyle kendi ruhsal durumuyla ilgili tartışmalar da yeniden alevlendi.

Şubat 2026'da yapılan Reuters/Ipsos anketinde, Amerikalıların yüzde 61'inin Trump'ın yaşlandıkça daha dengesiz hale geldiğini düşündüğü ortaya konmuştu.

Katılımcıların sadece yüzde 45'i Trump'ın "zihinsel olarak zorluklarla başa çıkabilecek durumda" olduğunu söylemişti. Bu oran, 2023'teki ankette yüzde 54'tü.

Eylül 2025'te yapılan YouGov anketinde de Amerikalıların yaklaşık yarısı (yüzde 49) Trump'ın başkanlık görevi için çok yaşlı olduğunu savunmuştu. Şubat 2025'teki ankette bu oran yüzde 34'tü.

İlk döneminde kendisini "zihinsel olarak çok dengeli bir dahi" diye tanımlayan 79 yaşındaki Cumhuriyetçi lider, geçen hafta bir gazetecinin sorusu üzerine akıl sağlığının yerinde olmadığına dair eleştirilerin gerçeği yansıtmadığını savunmuştu.

Eylül 2025'teki açıklamasında, Azerbaycan yerine Kamboçya diyerek "Kamboçya ve Ermenistan arasındaki savaşı bitirdiğini" öne süren Trump'ın akıl sağlığına ilişkin tartışmalar 2016'da ilk kez başkanlığa aday olduğundan beri ara ara gündeme taşınıyor.

​​​​​​Ancak ABD Başkanı, Trump'a "son derece hasta" diyen Senatör Chuck Schumer, "akıl sağlığını kaybetmiş" diyen Temsilciler Meclisi üyesi Hakeem Jeffries ve "delinin teki" diye hitap eden Ted Lieu gibi Demokratların yanı sıra Cumhuriyetçilerden de eleştiri alıyor.

Trump'a uzun süre destek verdikten sonra Cumhuriyetçi liderle arası bozulan Temsilciler Meclisi üyesi Marjorie Taylor Greene, X'teki açıklamasında, ABD Başkanı'nın "İran medeniyetini yok etme" tehdidine "Bu şeytani ve delice" diye tepki göstermişti.

Greene, daha sonra "25. Ek Madde!!!" paylaşımıyla Trump'ın görevden alınması gerektiğini savunmuştu.

ABD Anayasası'nın 25. Ek Maddesi, bir ABD başkanının görevini yerine getiremeyeceğine karar verilmesi durumunda, yerine başkan yardımcısının geçici olarak getirilmesini öngörüyor.

Radikal sağcı podcast sunucusu Candace Owens, ABD Başkanı'nı "soykırımcı bir deli" diye nitelerken, komplo teorisyeni Alex Jones da Trump'ın "saçma sapan konuştuğunu ve beynin pek iyi çalışmamaya başladığını" söylemişti.

Trump yanlılarıysa eleştirilere karşı çıkıyor. Muhafazakar medya kuruluşu Fox News'den yorumcu Liz Peek, "Trump ne yaptığını çok iyi biliyor" diyerek, İran'a karşı askeri ve diplomatik baskıyı sürdürmesi gerektiğini savundu.

Beyaz Saray Sözcüsü Davis Ingle da New York Times'a gönderdiği e-postada Trump'ın akıl sağlığına ilişkin eleştirilerin asılsız olduğunu ileri sürerek, Trump'ın "zekasının keskin, enerjisinin eşsiz" olduğunu iddia etti.

Independent Türkçe, New York Times, Prospect Magazine, Le Monde