Putin'in pragmatizmi ve ABD'nin artan rolü arasında Güney Kafkasya

Azerbaycan'ın Ermenistan'dan geri aldığı Ağdam'daki yıkımdan (Arşiv - Reuters)
Azerbaycan'ın Ermenistan'dan geri aldığı Ağdam'daki yıkımdan (Arşiv - Reuters)
TT

Putin'in pragmatizmi ve ABD'nin artan rolü arasında Güney Kafkasya

Azerbaycan'ın Ermenistan'dan geri aldığı Ağdam'daki yıkımdan (Arşiv - Reuters)
Azerbaycan'ın Ermenistan'dan geri aldığı Ağdam'daki yıkımdan (Arşiv - Reuters)

Dünyadaki tüm sorunlara, özellikle de Gazze ve Ukrayna'daki en patlayıcı iki odağa rağmen, Azerbaycan'ın Karabağ'ı kontrol etmesi ve Eylül 2023'te Karabağ'ın Ermeni sakinlerinin Ermenistan'a göç etmesiyle dramatik bir değişime tanık olan hassas bölge Güney Kafkasya'ya yeterince ışık tutulmuyor. Tarihsel nedenler ve çatışmanın iki tarafının argümanları bir yana, Gürcistan'ı da içeren tiyatrodaki oyunculara bakmakta fayda var. Elbette doğrudan varlık gösteren Rusya, Türkiye, İran ve dolaylı olarak varlık gösteren Avrupa Birliği (AB) ve ABD tarafından temsil edilen Batı, bölgedeki oyuncular arasında. Söz konusu güçlerin hepsi çıkarlarını arıyor ve aynı anda hem Avrupa hem de Asya arasında bir bağlantı ve bölücü olan noktada, bir itme ve çekme oyunu oynuyor.

Azerbaycan'ın Karabağ üzerindeki kontrolünü geri kazanması meseleyi sona erdirmedi. Bakü, topraklarını özerk Nahçıvan bölgesine bağlayan Zengezur Koridoru’nu aktif hale getirmek istiyor. Bu koridor Asya ve Avrupa'yı birbirine bağlıyor, ticaret için hayati bir arter oluşturuyor ve Güney Kafkasya'nın küresel çıkarlar haritasındaki konumunu güçlendiriyor.

Karabağ'ın başkenti Hankendi (Stepanakert) (Reuters arşivi) Karabağ'ın başkenti Hankendi (Stepanakert) (Reuters arşivi)

Kontrol için rekabetin yoğunlaşması şaşırtıcı değil. 2008'de Rusya-Batı çatışmasına sahne olan Gürcistan, henüz gideceği yere karar vermedi. Uzun zamandır Rusya'ya organik olarak bağlı olan Ermenistan ise yıllardır Karabağ (Ermeniler Artsakh diyor) konusunda kendisine yardım etmeyen Batı'ya doğru ilerliyor. Çünkü bu arenada ayrıcalıklı bir konum elde etmek isteyen Türkiye, doğal müttefiki olan petrol ve gaz zengini Azerbaycan'la daha çok ilgileniyor.

ABD'nin rolü ve Zengezur Koridoru

Bu kırılgan durum, ABD için büyük bir fırsat teşkil ediyor. ABD, Azerbaycan ve Ermenistan arasındaki barış görüşmelerini mutlu bir sonuca ulaştırabilirse, Güney Kafkasya'daki nüfuzunu genişletecek ve Karadeniz ile Hazar Denizi arasındaki geleneksel Rus nüfuz alanında bir dayanak daha kazanacak. Washington yönetimi bunu başarmak için hem Azerbaycan hem de Ermenistan ile ilişkilerini geliştirmeli.

Zengezur Koridoru'nun şu anda Kafkasya satranç tahtasındaki ana hamle olduğuna şüphe yok. Ermenistan koridoru kontrol etmek istiyor, ancak İran, koridorun, sınırlarını bozacağından ve dolayısıyla Azerbaycan'la ilişkilerini daha da karmaşık hale getireceğinden korkuyor. Türkiye ise koridoru Bakü ile yakın bağlarını güçlendirici, Asya, Avrupa ve Ortadoğu'yu birbirine bağlayan önemli rolünü pekiştirici bir unsur olarak görüyor. Çünkü Türkiye eş zamanlı olarak Hazar Denizi üzerinden uluslararası ulaşım yolunu etkinleştirmeye çalışıyor. Ayrıca Türkiye, Azerbaycan, Kazakistan, Kırgızistan ve Özbekistan'ı içeren Türk Devletleri Teşkilatı'nın rolünü genişletmeye çalışıyor. Macaristan, Türkmenistan ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti de bu teşkilatta gözlemci üye olarak bulunuyor.

Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev (Reuters) Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev (Reuters)

Bakü ve Erivan arasındaki sınır belirleme görüşmelerinde ilerleme kaydedildiğine dair iyimserlik yayılırken, ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken, Azerbaycan ve Ermenistan arasında bir barış anlaşmasının mümkün olduğunu söyledi. Ermenistan Başbakanı Nikol Paşinyan, ‘Azerbaycan'ın hırsları’ karşısında gevşek davranmakla suçlandığı için karşılaştığı iç muhalefete rağmen, ülkesinin kasım ayına kadar bir anlaşma imzalamaya hazır olduğunu belirtti. Erivan'ın, dört kilit köyün kontrolünü Bakü'ye iade etmesi ise Ermenistan'da geniş halk kesimlerini kızdırdı.

Ermenistan'ın pragmatizmi mi?

Paşinyan'ın tutumu, Ermenistan'ın Karabağ'da pahalıya mal olan bir askeri yenilgiye uğraması, iki ülke arasında uzun süredir devam eden ilişkilere ve Ermenistan'daki Rus askeri varlığına rağmen Rusya'nın yardımına gelmeyi reddetmesi ve Batı'nın -Fransa hariç- Azerbaycan'ın yanında yer alması ile büyük bir askeri güç olan Türkiye tarafından doğrudan ve açıkça desteklenmesi karşısında maruz kaldığı jeopolitik izolasyondan anlaşılabilir.

Ermenistan Başbakanı Nikol Paşinyan (AFP)Ermenistan Başbakanı Nikol Paşinyan (AFP)

Ermenistan'ın karşı karşıya olduğu sorun, Rusya'ya yenilmemesi için yüzünü Ukrayna ile meşgul olan ve ona destek olmanın yollarını arayan Batı'ya çevirmesi ve tarihi müttefiki Rusya'ya sırtını dönmesidir. Ukrayna savaşı ve çevresinde sıkışıp kalan ve Azerbaycan ile daha yakın ilişkiler kurarak Güney Kafkasya'da nüfuzunu sağlamaya çalışan bir ülke. Dolayısıyla Erivan'ın toprak bütünlüğünü korumak adına barış yapmaktan başka bir seçeneği yok.

İşte bu noktada ABD'nin rolü daha da önem kazanıyor. Çünkü Washington hem Bakü hem de Erivan'la yakın ilişkiler kurarak ve onları Rusya ve Türkiye'yi endişelendirmeyen ama kendileri için tatmin edici bir barış anlaşması imzalamaya ikna ederek, Güney Kafkasya'da bir denge kurmaya en muktedir ülke.

Peki ya Putin 

Rusya'nın Karabağ krizi sırasında ‘saldırgan’ bir rol oynamaya neredeyse isteksiz göründüğü, durumun kötüleşmesini ve savaşın olduğu gibi sona ermesini engellemeyen bir barışı koruma rolüyle yetindiği bir sır değil.

Gerçekten de Şubat 2022'den bu yana Ukrayna'daki ‘özel askeri operasyon’ ile meşgul olan Vladimir Putin, Güney Kafkasya'daki birincil rolünü ve ülkesinin jeopolitik konumunu büyük ölçüde kaybetti.

Bazıları Putin'in 2018'den beri Ermenistan Başbakanı olan ve Cumhurbaşkanı Serj Sarkisyan'ı düşüren bir ‘devrim’ ile iktidara gelen Nikol Paşinyan'ı desteklemek zorunda olmadığını iddia ediyor ki,Şarku'l Avsat'ın edindiği bilgiye göre bu devrimin Rusya'nın başına bela olmak için Batı tarafından kışkırtıldığı, finanse edildiği ve ‘yönlendirildiği’ yaygın olarak söyleniyor.

Bu nedenle Rusya Devlet Başkanı, Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev ile bağlarını güçlendirmek ve Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile anlayışını derinleştirmekle daha çok ilgileniyor gibi görünüyor. Çünkü bu iki liderle ittifak yapmak ve İran ile uyum sağlamak, Rusya'ya Ermenistan'ı desteklemenin garanti etmediği bir rol sağlıyor. Putin'in, Ermenistan'ın neredeyse çeyrek asırdır hâkim olduğu ve 2020'den bu yana Azerbaycan'ın saha kazanımlarıyla kurulan denklemi bozmak gibi bir niyeti yok. Kesin olan şu ki, Türkiye'nin Azerbaycan'a askeri desteği olmasaydı bu saha değişimi gerçekleşmezdi.

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin (EPA)Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin (EPA)

Putin'in Rusya'nın artık Güney Kafkasya'da geçmişte olduğu gibi mutlak bir kontrole sahip olmadığının, bu nedenle ,Türkiye ve İran'la çatışmaya girmek yerine anlaşmaya varmanın kendi çıkarına olduğunun farkında olduğuna şüphe yok. Ayrıca Bakü'nün Batı Avrupa başkentleriyle olan ilişkilerinin, bu başkentlerin Azerbaycan'ın 2,6 trilyon metreküplük kanıtlanmış doğal gaz rezervine ek olarak yedi milyar varillik tahmini bir rezerve sahip olan petrolüne duydukları ihtiyaca dayanan gücünün de farkında.

Rusya'nın bu pragmatizmi, küresel satranç tahtasında Amerikan politikalarının başlıca hedefi olan Çin'e uzanan bir yay üzerinde, Avrasya'nın kalbinde yer alan bölgede kalıcı barışı tesis ederek Washington'un Güney Kafkasya'da daha büyük bir rol oynama fırsatının bulunduğu inancını daha da güçlendiriyor.



Pezeşkiyan: Vatandaşların geçim kaynakları ‘kırmızı çizgimiz’

İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan ve sağında Yargı Erki Başkanı Gulam Hüseyin Muhsini Ejei, Tahran'da General Kasım Süleymani'nin ölümünün altıncı yıldönümü için düzenlenen törende Devrim Muhafızları Ordusu (DMO) komutanları arasında duruyorlar. (İran Cumhurbaşkanlığı)
İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan ve sağında Yargı Erki Başkanı Gulam Hüseyin Muhsini Ejei, Tahran'da General Kasım Süleymani'nin ölümünün altıncı yıldönümü için düzenlenen törende Devrim Muhafızları Ordusu (DMO) komutanları arasında duruyorlar. (İran Cumhurbaşkanlığı)
TT

Pezeşkiyan: Vatandaşların geçim kaynakları ‘kırmızı çizgimiz’

İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan ve sağında Yargı Erki Başkanı Gulam Hüseyin Muhsini Ejei, Tahran'da General Kasım Süleymani'nin ölümünün altıncı yıldönümü için düzenlenen törende Devrim Muhafızları Ordusu (DMO) komutanları arasında duruyorlar. (İran Cumhurbaşkanlığı)
İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan ve sağında Yargı Erki Başkanı Gulam Hüseyin Muhsini Ejei, Tahran'da General Kasım Süleymani'nin ölümünün altıncı yıldönümü için düzenlenen törende Devrim Muhafızları Ordusu (DMO) komutanları arasında duruyorlar. (İran Cumhurbaşkanlığı)

İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, hükümetinin rant, kaçakçılık ve rüşvetle mücadeleyi hedefleyen ekonomik reformları hayata geçirmekte kararlı olduğunu söyledi. Bu sürecin zorluğuna dikkat çeken Pezeşkiyan, vatandaşların geçim koşullarının korunmasının hükümeti için ‘kırmızı çizgi’ olduğunu vurguladı. Söz konusu açıklamalar, İran’da geçim sıkıntısına yönelik protestoların beşinci gününe girdiği ve ülke genelinde yayıldığı bir dönemde geldi.

Pezeşkiyan, reform sürecini sekteye uğratmak ve istikrarsızlık yaratmak amacıyla bazı bakanlar ve yetkililer üzerinde baskı kurulduğu uyarısında bulundu. Protestocuların, ekonomik krizin derinleşmesi ve ulusal para biriminin değer kaybı karşısında somut adımlar talep ettiği belirtildi.

Tahran’da General Kasım Süleymani’nin ölümünün altıncı yıl dönümü dolayısıyla düzenlenen resmî törende konuşan Pezeşkiyan, hükümetin sübvansiyonları dağıtım zincirinin başından sonuna taşımayı ve doğrudan vatandaşların hesaplarına aktarmayı planladığını söyledi. Pezeşkiyan, “Adalet, ülke kaynaklarının belirli bir kesime tahsis edilmesi, onlara sübvansiyonlu döviz verilmesi ve ardından malların vatandaşlara piyasa fiyatından satılmasıyla sağlanamaz” ifadesini kullandı.

Pezeşkiyan, bazı hükümet atamalarına yönelik eleştirilere de yanıt vererek, kabinesinin kişisel ilişkiler ya da siyasi aidiyetler temelinde şekillenmediğini savundu. Pezeşkiyan, “Bu hükümete dostum olduğu için gelen kimse yok. Tüm üyeler liyakat ve uzmanlık esasına göre seçildi” dedi.

Pezeşkiyan’ın açıklamaları, protestoların beşinci gününde Tahran’dan daha küçük kentlere yayıldığı, gece eylemlerinin yeniden başladığı, güvenlik önlemlerinin artırıldığı ve gözaltıların genişlediği bir süreçte yapıldı. Resmi raporlara göre, mevcut protesto dalgasında ilk kez can kayıpları yaşandı; hayatını kaybedenler arasında sivillerin yanı sıra Devrim Muhafızları Ordusu’na (DMO) bağlı Besic güçlerinden bir unsurun da bulunduğu bildirildi.

xsdfrg
ABD Dışişleri Bakanlığı'nın Farsça hesabından paylaşılan bir fotoğrafta, İran'ın başkenti Tahran'da konuşlanmış çevik kuvvet polisleri görülüyor.

Hareketler, riyalin değer kaybı ve artan hayat pahalılığına tepki olarak çarşılar ve ticari faaliyet alanlarından başladı. Protestolar daha sonra başkent dışına taşarak kademeli biçimde genişledi. Paylaşılan görüntüler ve medya raporlarına göre, Çaharmahal ve Bahtiyari ile Luristan eyaletleri başta olmak üzere batı, orta ve güney bölgelerdeki bazı kentlerde gösteriler ve çatışmalar yaşandı.

Güvenlik boyutuyla eş zamanlı olarak Tahran yönetimi, yaşanan huzursuzluklara diyalog seçeneğini gündeme getirerek karşılık verdi. Bu yaklaşım, önceki protesto dalgalarının çoğuna kıyasla daha uzlaşıya yakın bir tutum olarak değerlendirildi. Ancak aktivistler, buna paralel şekilde güvenlik güçlerinin sokaklardaki polis varlığını artırdığını belirtti.

İran medyası da özellikle DMO’ya bağlı Fars ve Tesnim ajansları aracılığıyla, protestoların ikinci gününden itibaren sürece dâhil oldu. Söz konusu yayınlarda, eylemlerin sınırlı bir alanda kaldığı vurgulanırken, geçim talepleri ile ‘istismar’ ya da ‘güvenlik sızıntısı’ olarak nitelendirilen girişimler arasında ayrım yapılmaya çalışıldı.

Bu çerçevede Fars Haber Ajansı dün yaptığı değerlendirmede, son protestolarda sokaklardaki katılımın önceki dalgalara kıyasla daha düşük olduğunu, buna karşın hayat pahalılığı ve ekonomik istikrarsızlığa yönelik hoşnutsuzluğun yaygınlaştığını aktardı.

Ajans, polisin eylemlere ‘soğukkanlılıkla’ yaklaştığını, gereksiz temaslardan kaçınmaya ve gerginliğin artmasını önlemeye çalıştığını bildirdi.

Fars Haber Ajansı ayrıca, yetkililerin bu protestolar ile diğer ülkelerdeki gelişmeler arasında fark gördüğünü belirterek, özellikle ABD ve İsrail destekli olduğunu öne sürdüğü muhalif ağların varlığına dikkat çekti. Ajans, protestocuların büyük bölümünün şiddet içeren eylemlere yönelmediğini savundu.

Buna karşılık ‘kışkırtıcı’ olarak tanımlanan bazı unsurların sınırlı hareketlerinden söz edildi; bu grupların bir kısmının organize ve eğitimli olduğu ileri sürüldü. Güvenlik güçlerinin müdahalesinin kaosun önüne geçmeyi amaçladığı ifade edilirken, ‘sahadaki protesto yönetimi ve toplumsal teyakkuzun’ bu aşamada gerginliğin kontrol altına alınmasına katkı sağladığı belirtildi.

cdvfgt
Çevik kuvvet polisi, Tahran'da ekonomik koşulları protesto etmek amacıyla sokaklara çıkan göstericileri dağıtmak için göz yaşartıcı gaz kullandı. (EPA)

Şarku’l Avsat’ın Fars Haber Ajansı’ndan aktardığına göre, söz konusu gruplar vatandaşları kışkırtma ve barışçıl protestoların seyrini değiştirme yöntemleri konusunda eğitildi. Ajans, ‘lider’ olarak nitelediği kişiler arasında kadınların da bulunmasının dikkat çekici olduğunu aktardı. Bu grupların planlarının, gösterileri gece geç saatlere kadar sürdürmeye dayandığını belirterek, bu zaman dilimlerinin ‘sivil protesto kapsamında değerlendirilemeyeceğini’, aksine ‘kaos ve güvensizlik yaratmayı’ amaçladığını savundu.

Ajans, gözaltına alınan bazı kargaşa hücrelerine ilişkin mevcut bilgilerin, bu yapıların organize biçimde eğitim aldığını ve polisi sert tepkilere sevk ederek ortamı germek amacıyla provokasyonlarla görevlendirildiğini ortaya koyduğunu bildirdi. Açıklamada, ‘polisin profesyonel yaklaşımı ve vatandaşların uyanıklığının’ şiddet senaryolarının boşa çıkarılmasında ve bu aşamada ulusal güvenliğin korunmasında temel rol oynadığı ifade edildi.

Söz konusu gelişmeler, Batı yaptırımları, yüksek enflasyon ve ulusal para birimindeki sert değer kaybının gölgesinde, iktidar yapısı açısından kritik bir dönemde yaşanıyor. Resmi istatistiklere göre riyal, geçen yıl dolar karşısında değerinin üçte birinden fazlasını kaybederken, yıllık enflasyon oranı Aralık ayında yüzde 50’nin üzerine çıktı. Bu durum, alım gücünün aşınmasına ve yaşam maliyetlerinin artmasına yol açtı. Ekonomik raporlar, söz konusu faktörlerin mevcut protesto dalgasının patlak vermesiyle doğrudan bağlantılı olduğunu ortaya koyuyor.


ABD, İsrail ve Brezilya... 2026'daki kritik seçimler uluslararası güç dengesini yeniden şekillendirecek

(sağdan sola) İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, ABD Başkanı Donald Trump ve Brezilya Devlet Başkanı Lula da Silva (Şarku’l Avsat)
(sağdan sola) İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, ABD Başkanı Donald Trump ve Brezilya Devlet Başkanı Lula da Silva (Şarku’l Avsat)
TT

ABD, İsrail ve Brezilya... 2026'daki kritik seçimler uluslararası güç dengesini yeniden şekillendirecek

(sağdan sola) İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, ABD Başkanı Donald Trump ve Brezilya Devlet Başkanı Lula da Silva (Şarku’l Avsat)
(sağdan sola) İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, ABD Başkanı Donald Trump ve Brezilya Devlet Başkanı Lula da Silva (Şarku’l Avsat)

2026 yılı, birçok etkili ülkede kritik seçimlerin yapılacağı bir yıl olarak öne çıkıyor ve uluslararası sistemin önümüzdeki yıllarda nasıl şekilleneceğini belirleyebilecek bir dönüm noktası olarak görülüyor. Fransa’daki yerel seçimlerin yanı sıra, gözler ABD, Rusya, İsrail, Brezilya ve Macaristan’a çevrilmiş durumda. Şarku’l Avsat’ın Le Figaro gazetesinden aktardığına göre, önde gelen liderler, konumlarını korumak veya siyasi meşruiyetlerini güçlendirmek için sandıklara güveniyor.

dfsvfd
ABD Başkanı Donald Trump, 29 Aralık 2025 tarihinde Florida'nın Mar-a-Lago tatil beldesinde İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ile düzenlediği basın toplantısında konuşuyor. (AP)

ABD’de 3 Kasım’da ara seçimler gerçekleştirilecek. Bu seçimlerde Temsilciler Meclisi’nin tamamı ve Senato’nun üçte biri yeniden belirlenecek. Bu seçimler, Başkan Donald Trump için zorlu bir sınav olarak görülüyor; zira ara seçimler genellikle görevdeki başkanlar için olumsuz sonuçlar doğuruyor. Cumhuriyetçilerin Kongre’deki dar çoğunluğu kaybetmesi, Trump’ın programını ciddi şekilde engelleyebilir. Özellikle ekonomik performansına dair halk memnuniyetinin yüzde 31’in altında olması, seçim öncesi baskıyı artırıyor.

Rusya ise sonuçları büyük ölçüde öngörülebilir olan yasama seçimlerine gidiyor. Duma’nın yenilenmesi sürecinde Kremlin yanlısı Birleşik Rusya Partisi’nin hakimiyetinin devam etmesi bekleniyor. Seçimlerin, Başkan Vladimir Putin’in politikalarına, özellikle de Ukrayna’daki savaşın sürdürülmesine desteğin devamını pekiştirmesi öngörülüyor. Bu süreçte medya ve muhalefet üzerindeki denetim de sıkılaştırılmış durumda.

frgt
İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, Kudüs'te düzenlenen basın toplantısında konuşuyor... 22 Aralık 2025 (Reuters)

İsrail’de ise Binyamin Netanyahu, 2026 sonbaharında yeni bir döneme başlamak istiyor. Netanyahu, güvenlik, savaş ve Gazze Şeridi’nde ateşkes konularını kampanyasının temeli olarak kullanıyor. Ancak hükümet, Gazze Şeridi’ndeki savaşın yönetimi, bölgesel çatışmalar ve yargı reformlarına karşı geniş çaplı protestolar nedeniyle sert eleştirilerle karşı karşıya. Bu durum, seçim sonuçlarının belirsiz ve çekişmeli olmasına yol açıyor.

xcgdvf
Brezilya Devlet Başkanı Lula da Silva, Planalto Sarayı'nda konuşma yapıyor... 23 Aralık 2025 (EPA)

Brezilya’da 80 yaşındaki solcu Başkan Lula da Silva, devlet başkanlığı, parlamento ve eyalet valiliklerini kapsayan kapsamlı bir seçim sürecine giriyor. Bu seçimler, iklim politikaları ve Avrupa Birliği (AB) ile ilişkiler konularında ayrı bir önem taşıyor.

dfgrth
Macaristan Başbakanı Viktor Orban (Reuters)

Macaristan’da Nisan 2026’da yapılması planlanan parlamento seçimlerinde, Başbakan Viktor Orban’ın partisi Fidesz - Macar Yurttaş Birliği ile Avrupa Parlamentosu üyesi ve Orban’ı 2010’dan beri süren iktidarından uzaklaştırmayı hedefleyen Peter Magyar liderliğindeki Tisza Partisi karşı karşıya geliyor. 44 yaşındaki Magyar, şu anki tüm anketlerde önde görünüyor ve Orban’ın ekonomi politikalarından memnun olmayan seçmenleri bir araya getirmeye çalışıyor. Program açısından Tisza, Fidesz’in sıkı göç politikalarını sürdürmeyi planlıyor, ancak Brüksel ile ilişkileri düzeltmeyi hedefliyor. Bu nedenle seçim, AB açısından da kritik öneme sahip.

Bunların yanı sıra, İsveç, Danimarka, Letonya, Portekiz ve Bulgaristan gibi ülkelerde de önemli seçimler düzenlenecek. Tüm bu gelişmeler, 2026’yı geniş kapsamlı siyasi ve jeopolitik etkiler taşıyan bir seçim yılı haline getiriyor.


İsrail ordusu: Lübnan sınırında sirenler çaldıktan sonra ‘yanlış hedef’ vuruldu

İsrail'in Demir Kubbe sistemi Lübnan'dan atılan roketleri önlüyor. (Reuters)
İsrail'in Demir Kubbe sistemi Lübnan'dan atılan roketleri önlüyor. (Reuters)
TT

İsrail ordusu: Lübnan sınırında sirenler çaldıktan sonra ‘yanlış hedef’ vuruldu

İsrail'in Demir Kubbe sistemi Lübnan'dan atılan roketleri önlüyor. (Reuters)
İsrail'in Demir Kubbe sistemi Lübnan'dan atılan roketleri önlüyor. (Reuters)

İsrail ordusu bugün, kuzey İsrail’deki Biram kasabasında sirenlerin çalmasının ardından ‘yanlış hedefi’ vurduğunu açıkladı. Sirenlerin çalmasına, şüpheli bir insansız hava aracının (İHA) neden olduğu bildirildi.

Reuters’a konuşan bir kaynak, İran destekli Hizbullah’ın olayla ilgisi olmadığını belirtti.

cdvfgth
Demir Kubbe sistemi, Gazze Şeridi'nden fırlatılan bir roketi önledi. (Arşiv – Reuters)

Öte yandan Lübnan, ABD ve İsrail’in Hizbullah’ın silahsızlandırılması yönündeki artan baskısıyla karşı karşıya. İsrail Savunma Bakanı Yisrael Katz, Beyrut’un örgütün cephaneliğini kontrol altına almaması durumunda ‘gerekli adımları atacaklarını’ vurguladı.