Başkanlığı kazanması halinde Harris'in dış politikada izleyeceği yol nasıl olacak?

Kamala Harris (AP)
Kamala Harris (AP)
TT

Başkanlığı kazanması halinde Harris'in dış politikada izleyeceği yol nasıl olacak?

Kamala Harris (AP)
Kamala Harris (AP)

ABD Başkan Yardımcısı Kamala Harris'in Çin, İran ve Ukrayna gibi konularda Başkan Joe Biden'ın dış politika yaklaşımını büyük ölçüde sürdürmesi bekleniyor. Ancak Demokrat Parti adaylığını garantilemesi ve kasım ayındaki seçimleri kazanması halinde Gazze savaşı konusunda İsrail'e karşı daha sert bir ton benimseyebilir.

Şarku’l Avsat’ın Reuters haber ajansından aktardığına göre, Biden'ın yarıştan çekilmesi ve dün (pazar) kendisini desteklemesinin ardından partinin adaylığını kazanma ihtimali en yüksek aday olan Harris, Senato'da ve Biden'ın yardımcısı olarak görev yaptığı süre boyunca edindiği iş deneyimini, dünya liderleriyle kişisel ilişkilerini ve küresel meselelere aşinalığını kullanacak.

Ancak Cumhuriyetçi aday Donald Trump'a karşı yarışırken önemli bir zayıflığı da olacak ki, o da şu: Biden'ın kafasını karıştıran ve kampanyasında önemli bir konu haline gelen ABD-Meksika sınırındaki çalkantılı durum.

Biden döneminin başında yüksek yasadışı göç oranlarının temel nedenleriyle mücadele etmekle görevlendirilen Harris, bu konuda Cumhuriyetçiler tarafından suçlanmıştı.

Analistler, bir dizi küresel öncelik konusunda Harris'in başkanlığının ‘Biden’ın ikinci dönemi gibi’ olabileceğini ifade ediyor.

Demokrat ve Cumhuriyetçi yönetimlerin eski Ortadoğu müzakerecisi Aaron David Miller, “Harris daha aktif bir oyuncu olabilir. Ancak beklememeniz gereken şey, Biden'ın dış politikasının özünde hemen büyük değişiklikler olması” ifadelerini kullandı.

Harris, yaygın olarak cansız olarak nitelendirilen bir kampanyanın ardından 2020 başkanlık seçimleri için Demokratların adaylığını kazanamamıştı.

zxcdvf
Kamala Harris mart ayında Colorado'da seçim kampanyası kapsamında düzenlenen bir miting sırasında (AFP)

Harris bu kez partinin adaylığını kazanmayı başarırsa, Demokratlar onun platformunun dış politikalarını daha iyi destekleyebileceğini umuyor.

Ülkenin ilk Afro-Amerikan ve Asya-Amerikan başkan yardımcısı olan Harris, Biden'ın başkanlığının ikinci yarısında Çin ve Rusya'dan Gazze'ye kadar çeşitli konularda pozisyonunu sağlamlaştırdı ve birçok dünya lideri için tanıdık bir figür haline geldi.

NATO ve Ukrayna

Harris, Biden'ın Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü'ne (NATO) verdiği güçlü destekten sapmayacağının ve Rusya'ya karşı savaşında Ukrayna'yı desteklemeye devam edeceğinin sinyallerini verdi.

Harris, bu yılki Münih Güvenlik Konferansı'nda Rusya'yı Ukrayna'yı işgali nedeniyle eleştiren ve ABD'nin NATO Karşılıklı Savunma Anlaşması'nın 5. Maddesi'nin gerekliliklerine ‘katı’ bir şekilde uyacağını taahhüt eden sert bir konuşma yaptı.

Bu durum, ABD'nin NATO ile ilişkilerinde radikal değişiklik sözü veren eski Başkan Trump'ın tutumuyla ve Kiev'e gelecekte yapılacak silah sevkiyatı konusunda dile getirdiği kuşkularla keskin bir tezat oluşturuyor.

Asya

Çin konusunda ise Harris, ABD'nin özellikle Asya'da Çin'in etkisine karşı koyması gerektiği konusunda uzun süredir Washington'daki iki partili ana akım içinde yer alıyor.

Analistler, Harris'in, Biden'ın gerektiğinde Pekin'le yüzleşirken aynı zamanda iş birliği alanları arayan tutumunu sürdüreceğini belirtiyor.

Harris, eylül ayında Güneydoğu Asya Ülkeleri Birliği (ASEAN) Zirvesi’nde Biden'a vekalet etmek üzere Cakarta'ya yaptığı ziyaret de dahil olmak üzere, ekonomik açıdan önemli Asya bölgesindeki bağları güçlendirmeyi amaçlayan çeşitli ziyaretler gerçekleştirdi. Ziyaret sırasında Harris, Çin'i küçük komşularını tartışmalı Güney Çin Denizi'ndeki bölgeler üzerinde egemenlik iddiasında bulunmaya zorlamaya çalışmakla suçladı.

Biden Harris'i, Trump'ın güvenliklerine olan bağlılığından endişe duyan kilit müttefikler Japonya ve Güney Kore ile ittifakları güçlendirmek için ziyaretlere gönderdi.

Washington Stratejik ve Uluslararası Çalışmalar Merkezi'nde Güneydoğu Asya programında araştırmacı olan Murray Hiebert, “Bu, Biden'ın Hint-Pasifik bölgesine odaklanmasını pekiştirmeye istekli olduğunu gösterdi” dedi.

Hiebert, Harris’in, Biden'ın on yıllar boyunca edindiği ‘diplomatik becerileri’ yakalayamadığını, ancak ‘iyi bir iş çıkardığını’ da sözlerine ekledi.

zasdvfb
Biden ve Harris (AP)

Diğer yandan Harris de Biden gibi zaman zaman dil sürçmeleri yaşadı. Eylül 2022'de Güney ve Kuzey Kore arasındaki askerden arındırılmış bölgeye yaptığı bir gezide Washington'un Seul'e olan desteğini yinelerken ‘ABD'nin Kuzey Kore Cumhuriyeti ile olan ittifakı’ demiş, ancak daha sonra yardımcıları bunu düzeltmişti.

Filistin ve İsrail

Harris partisinin bayrağını taşır ve Trump'ın seçim öncesi anketlerdeki liderliğini aşmayı başarırsa, özellikle Gazze savaşı halen devam ediyorsa, İsrail-Filistin çatışması gündeminin üst sıralarında yer alacak.

Harris, Hamas'ın 7 Ekim'de İsrail'e saldırı başlatmasının ardından ‘İsrail'in kendini savunma hakkını destekleme’ konusunda yardımcısı olarak Biden'ı desteklemiş olsa da zaman zaman İsrail'in askeri yaklaşımını eleştirdi.

Mart ayında İsrail'in Gazze'ye kara harekâtı sırasında meydana gelen ‘insani felaketi’ hafifletmek için yeterince çaba göstermediğini söyleyen Harris, aynı ayın ilerleyen günlerinde ise İsrail'in Gazze Şeridi'nin güneyindeki yoğun nüfuslu Refah kentini işgal etmesi halinde yaşayacağı ‘sonuçları’ göz ardı etmedi.

Analistler böyle bir üslubun, Harris'in başkan olması halinde en azından İsrail'e karşı Biden'dan daha güçlü bir ton benimseyeceği ihtimalini artırdığını söylüyor.

81 yaşındaki Biden, kendisini ‘Siyonist’ olarak tanımlayacak kadar bir dizi İsrailli liderle uzun bir geçmişe sahipken, 59 yaşındaki Harris'in İsrail ile bu kadar yoğun bir kişisel bağı yok.

Harris, bazıları Gazze'deki çatışmalarda çok sayıda Filistinli sivilin ölmesinden endişe duydukları için ABD'nin İsrail'e silah sevkiyatına koşullar getirmesi amacıyla Biden'a baskı yapan Demokrat ilericilerle daha yakın bağlara sahip.

Ancak analistler, Washington'un Ortadoğu'daki en yakın müttefiki olan İsrail'e yönelik ABD politikasında büyük bir değişiklik beklemiyor.

Harris'in Kongre'de görev yaptığı 2017-2018 yılları arasında ulusal güvenlik danışmanlığını yapan Halie Soifer, Harris'in de en az Biden kadar İsrail'i desteklediğini belirterek, “İkisi arasında çok az fark var” dedi.

İran

Harris'in ayrıca, İsrail'in bölgedeki baş düşmanı olan ve son nükleer gelişmeleri ABD'nin giderek artan kınamalarına neden olan İran konusunda da kararlı olması bekleniyor.

Ortadoğu'dan sorumlu eski ulusal istihbarat direktör yardımcısı Jonathan Panikoff, İran'ın nükleer programının ‘silahlandırılması’ tehdidinin artmasının Harris yönetimi için, özellikle de Tahran'ın yeni ABD liderini test etmeye karar vermesi halinde, erken dönemde büyük bir zorluk oluşturabileceğini söyledi.

Bir dizi başarısız girişimin ardından Biden, Trump'ın başkanlığı sırasında çekildiği 2015 nükleer anlaşmasına geri dönmek için Tahran ile müzakerelere geri dönmeye pek ilgi göstermedi.

Harris'in başkan olarak, İran'ın taviz vermeye istekli olduğuna dair ciddi işaretler olmadan önemli bir girişimde bulunması pek olası görünmüyor.

Washington merkezli bir düşünce kuruluşu olan Atlantik Konseyi'nde çalışan Panikoff, “Bu gerçekleşse bile, bir sonraki başkanın İran'la uğraşmak zorunda kalacağına inanmak için her türlü neden var. Bu kesinlikle en büyük sorunlardan biri” ifadelerini kullandı.



Pezeşkiyan: İran, küresel güçlerin baskısına boyun eğmeyecek

İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, (Reuters)
İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, (Reuters)
TT

Pezeşkiyan: İran, küresel güçlerin baskısına boyun eğmeyecek

İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, (Reuters)
İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, (Reuters)

İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan bugün yaptığı açıklamada, ülkesinin ABD ile nükleer görüşmeler sürerken dünya güçlerinin baskısına "boyun eğmeyeceğini" söyledi.

Reuters'ın haberine göre Pezeşkiyan televizyonda yayınlanan konuşmasında, "Dünya güçleri bizi boyun eğmeye zorlamak için sıraya giriyor... ama bize yarattıkları tüm sorunlara rağmen başımızı eğmeyeceğiz" ifadelerini kullandı.

ABD Başkanı Donald Trump perşembe günü, İran'a iki taraf arasındaki devam eden müzakerelerde "anlamlı bir anlaşmaya" varması için 15 günlük bir ültimatom verdi, aksi takdirde "kötü sonuçlarla" karşılaşacakları uyarısında bulundu. Tahran ise uranyum zenginleştirme hakkını yineledi.

ABD'nin bölgedeki askeri yığılması devam ederken, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, ABD müttefiki olan ülkesinin Tahran'ın herhangi bir saldırısına güçlü bir şekilde karşılık vereceği konusunda uyardı.

ABD ve İran, Umman'ın arabuluculuğuyla 6 Şubat'ta dolaylı görüşmelere yeniden başladı. Salı günü Cenevre'de ikinci tur görüşmeleri gerçekleştirdikten sonra müzakerelere devam etme niyetlerini açıkladılar.

İran çarşamba günü bu müzakereleri ilerletmek için bir taslak çerçeve hazırladığını açıklarken, ABD, Tahran'a saldırmak için "birden fazla neden" olduğunu belirterek uyarı tonunu korudu.

Trump, “Yıllar içinde İran'la uygulanabilir bir anlaşmaya varmanın kolay olmadığı kanıtlandı. Uygulanabilir bir anlaşmaya varmalıyız, yoksa kötü şeyler olacak” dedi.

Şöyle devam etti: “Bir adım daha ileri gitmemiz gerekebilir, gitmeyebiliriz veya bir anlaşmaya varabiliriz. Bunu muhtemelen önümüzdeki 10 gün içinde öğreneceksiniz.” Daha sonra Trump, gazetecilere sürenin “10-15 gün” olduğunu söyledi.


İnfaz fotoğrafları gündem oldu: Yunanistan "ülke mirasını" satın alıyor

İnfazdan hemen önce 200 komünistin fotoğrafları çekilmiş (Ebay/Greece at WW2 archives)
İnfazdan hemen önce 200 komünistin fotoğrafları çekilmiş (Ebay/Greece at WW2 archives)
TT

İnfaz fotoğrafları gündem oldu: Yunanistan "ülke mirasını" satın alıyor

İnfazdan hemen önce 200 komünistin fotoğrafları çekilmiş (Ebay/Greece at WW2 archives)
İnfazdan hemen önce 200 komünistin fotoğrafları çekilmiş (Ebay/Greece at WW2 archives)

Yunanistan Kültür Bakanlığı, Naziler tarafından kurşuna dizilen 200 komünistin son anlarına ait olduğu belirtilen fotoğrafları bir Belçikalı koleksiyoncudan almak için ön anlaşma imzaladı.

Bu fotoğrafların ülke mirası olduğunu kabul eden Atina yönetimi, anlaşmanın detaylarını açıklamadı.

Anlaşma üzerine internetteki satış ilanı yayından kaldırıldı. 

Kültür Bakanı Lina Mendoni, koleksiyoncu Tim de Craene'nin yanına giden uzmanların, fotoğrafların gerçek olduğunu tespit ettiğini cuma günü duyurdu. 

200 komünistin, 1 Mayıs 1944'te Atina'nın banliyölerinden Kesariani'de infaz edilmeden önce çekildiği bildirilen 12 fotoğraf, geçen hafta eBay'de satışa çıkarılmıştı. 

Yunanistan Kültür Bakanlığı'nın Belçika'ya gönderdiği uzmanlar, bunların 1943-1944'teki Nazi işgali sırasında Yunanistan'da görevlendirilen Alman komutanlarından Hermann Heuer'ın imzasını taşıyan 262 fotoğraflık koleksiyonun bir parçası olduğunu fark etti. 

Ölüme yürüyen direnişçilerin marş söylediği görülüyor (Ebay/Greece at WW2 archives)Ölüme yürüyen direnişçilerin marş söylediği görülüyor (Ebay/Greece at WW2 archives)

200 komünist siyasi mahkumun Naziler tarafından kurşuna dizilmesi, o dönemin en büyük katliamlarından biri olarak kabul ediliyor. Olaya dair fotoğraflar ilk kez gün yüzüne çıkarken açık artırma girişimi tepki çekti.

Teselya Üniversitesi'nde toplumsal tarih dersleri veren Polymeris Voglis, New York Times'a şu yorumu yaptı:

Kendi infazlarına yürüyen bu kişilerin yüzlerini 82 yıl sonra ilk kez görüyoruz. Boyun eğmeyen duruşları beni çok etkiledi.

Voglis bu fotoğrafların ders kitaplarına eklenmesi gerektiğini ifade etti. 

Kesariani'de Nazilerin öldürdüğü komünistler için yapılan bir anıt, fotoğrafların gündem olmasının ardından tahrip edildi. 

Anıtı onaracağını bildiren Kesariani Belediyesi, "Bazılarını ne kadar rahatsız ederse etsin tarihi hafıza silinemez" dedi.

II. Dünya Savaşı biterken Batı destekli yönetimle komünistler arasında patlak veren iç savaş 1949'a kadar sürmüştü. O dönemde yaşanan kutuplaşmaların etkileri, günümüzde de hissediliyor. 

Independent Türkçe, New York Times, France24, AP


Amerika ve Avrupa... Zorlu evlilik ve acı boşanmanın alternatifi olarak zorunlu birlikte yaşama

Almanya’nın Düsseldorf kentinde düzenlenen bir festivalde sergilenen heykelde, ABD Başkanı Donald Trump ve Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in bir ineği yediği, ineğin üzerinde ise Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen'in oturduğu görülüyor. (AFP)
Almanya’nın Düsseldorf kentinde düzenlenen bir festivalde sergilenen heykelde, ABD Başkanı Donald Trump ve Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in bir ineği yediği, ineğin üzerinde ise Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen'in oturduğu görülüyor. (AFP)
TT

Amerika ve Avrupa... Zorlu evlilik ve acı boşanmanın alternatifi olarak zorunlu birlikte yaşama

Almanya’nın Düsseldorf kentinde düzenlenen bir festivalde sergilenen heykelde, ABD Başkanı Donald Trump ve Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in bir ineği yediği, ineğin üzerinde ise Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen'in oturduğu görülüyor. (AFP)
Almanya’nın Düsseldorf kentinde düzenlenen bir festivalde sergilenen heykelde, ABD Başkanı Donald Trump ve Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in bir ineği yediği, ineğin üzerinde ise Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen'in oturduğu görülüyor. (AFP)

Antoine el-Hac

ABD Başkan Yardımcısı J. D. Vance’ın geçen yılki Münih Güvenlik Konferansı’nda yaptığı konuşma, Avrupa için adeta bir alarm zili oldu. Eleştirel ve suçlayıcı tonuyla dikkat çeken konuşma, Başkan Donald Trump’ın ikinci döneminin, Beyaz Saray’ın NATO ve Avrupa ile ilişkilerinde daha sert bir tutum benimseyeceğinin en açık işareti olarak değerlendirildi.

Bu yıl ise ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, Münih’teki konuşmasında başkanına olan bağlılığı ile Avrupa ile derin ilişkiler arasında bir denge kurdu. Ülkesini Avrupa’nın ‘çocuğu’ olarak tanımlayan Rubio, eski kıta liderlerine, “Sevgili müttefiklerimiz ve eski dostlarımızla birlikte yeni bir küresel düzen inşa etmeye kararlıyız” mesajını verdi. Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen ise bu açıklamalardan ‘çok memnun’ olduğunu belirtti.

Miami’de Kübalı ebeveynlerden doğan Rubio, ortak kültürel bağlara da dikkat çekti; Beethoven ve Mozart’ın yanı sıra The Beatles ve The Rolling Stones gibi grupları örnek gösterdi. Rubio, “Geleceğiniz ve geleceğimiz bizim için çok önemli. Bazen görüş ayrılıkları yaşayabiliriz, ancak bu farklılıklar, Avrupa’ya duyduğumuz derin kaygıdan kaynaklanıyor” dedi.

ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, 14 Şubat 2026 tarihinde Münih Güvenlik Konferansı’nda konuşma yapıyor. (AFP)ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, 14 Şubat 2026 tarihinde Münih Güvenlik Konferansı’nda konuşma yapıyor. (AFP)

Ancak Foreign Policy dergisinde konferansın ardından yapılan değerlendirmede, “Birçok Avrupa lideri özel oturumlarda endişelerini dile getirdi; Trump’ın son dönemde Grönland’ı ele geçirme tehdidini kırmızı çizgiyi aşma olarak gördüler. Rubio’nun Hristiyanlık ve Batı uygarlığına yaptığı vurgular ise bazıları için etnik çağrışımlar içeriyormuş gibi göründü” ifadeleri yer aldı.

Batı dışından konferansa katılanlar, Rubio’nun Avrupa’yı ABD’nin yanında Batı’yı genişletme yoluna davet etmesini, yeni kıtalara yerleşme ve dünya çapında imparatorluklar kurma vurgusuyla birlikte, yeniden sömürgeleştirme mesajı olarak yorumladı.

Rubio, Trump’ın Avrupa’nın göç ve iklim değişikliği konularındaki yaklaşımına yönelik eleştirilerini de yineleyerek, ABD’nin gerekirse kendi yolunu tek başına açmaya hazır olduğunu belirtti. Rubio, ülkesinin NATO ittifakını canlandırmak istediğini vurgulasa da Avrupa’nın buna olan iradesi ve kapasitesine şüpheyle yaklaştı.

Konuşma, Rubio’nun Trump’ın politik önceliklerine uyum ile Avrupa ortaklarını güvence altına alma arasında dikkatle kurması gereken dengeyi ortaya koydu. Cumhuriyetçi yönetimdeki birçok kişiden farklı olarak Rubio, ABD’nin dış politika hedeflerini gerçekleştirebilmesi için Avrupa ile ilişkilerde daha fazla diplomasiye ihtiyaç duyduğunu biliyor.

Rubio’nun görevi ve diplomasiye liderlik etmesi, tonunun göreceli olarak ılımlı olmasının nedeni olarak görülüyor. Rubio, güvenlik ve askeri kurumların varlığını -özellikle NATO’yu- her zaman desteklemişti. Örneğin 2019’da herhangi bir ABD başkanının NATO’dan çekilmesini engellemek için Cumhuriyetçi ve Demokrat partiler arasında yürütülen ortak çabanın parçası olmuştu. O dönemde, “Ulusal güvenliğimiz ve Avrupa’daki müttefiklerimizin güvenliği için ABD’nin NATO içinde etkin bir rol oynamaya devam etmesi hayati önemdedir” demişti.

Ukrayna’nın doğusundaki Donetsk cephesinde top ateşleyen Ukraynalı bir asker (AFP)Ukrayna’nın doğusundaki Donetsk cephesinde top ateşleyen Ukraynalı bir asker (AFP)

Başka bir örnekte, Rubio’nun, ABD’nin taahhüdü konusunda Vladimir Zelenskiy’ye belirli güvence verdiği belirtiliyor. Aynı zamanda, savaşın sona ermesi için Ukrayna’nın zor tavizler kabul etmesi gerektiği uyarısında bulundu. Bu yaklaşım, Vance’in daha önce ABD’nin ‘birkaç mil toprak için’ on milyonlarca dolar harcamasının gerekçelerine şüpheyle bakmasından farklı.

Rubio’nun Münih’teki konuşması, Vance’in bir yıl önceki konuşmasına göre daha az bölücü olsa da Trump döneminde ABD dış politikasında herhangi bir temel değişikliği yansıtmıyor. Yeni denklem şöyle özetlenebilir: ABD, bazı çıkarlarını Avrupa ile paylaşsa da değerlerini paylaşmıyor.

Büyük Atlantik mesafeleri

Konu sadece konuşmalar, anlatılar veya dil üslubu meselesi değil; dünya, ittifakların, çekişmelerin ve hatta düşmanlıkların değiştiği yeni bir gerçekliği yaşamaya başladı.

Özellikle Avrupa’da, yüzyıllar boyunca en yıkıcı savaşları yaşamış kıtada birçok kişi, kendilerini Rusya’nın yayılmacı eğilimleri ile Çin’in saldırgan ekonomik politikaları arasında ve hızla değişen eski yakın müttefik ABD’nin arasında açıkta ve tehlikeye maruz hissediyor.

Eurobarometer tarafından yapılan yakın tarihli bir ankete göre, Avrupalıların yüzde 68’i ülkelerinin  tehdit altında olduğunu düşünüyor.

Bugün Atlantik ötesi ilişkiler incelendiğinde, bu yılki Münih Güvenlik Konferansı’nın manzarası, stratejik bir ‘bilişsel uyumsuzluk’ durumunu yansıtıyor. Psikolojide bilişsel uyumsuzluk, inançlar ile davranışlar arasında uyumsuzluk olduğunda ortaya çıkan zihinsel gerilimi ifade eder.  Antoine el-Hac’ın Şarku’l Avsat için kaleme aldığı analize göre Münih’te bu çelişki açıkça görüldü: dostluk açıklamaları, derin güvensizlik sinyalleriyle yan yana, stratejik güvence ise politik kararlarla çelişiyordu. Sonuç, biçimde birleşik ama özde sıkıntılı bir Avrupa-Amerika ittifakı oldu; bu durum, uygun önlem alınmazsa açık bir çatışma riski taşıyor.

Bu bağlamda Almanya Savunma Bakanı Boris Pistorius, ABD’nin Avrupa’yı sonsuza dek koruyamayacağını kabul etti, ancak bölgesel baskılara -özellikle Grönland konusuna- kesin bir şekilde karşı çıktı. Pistorius, “Barış ve güvenliği sağlamak için uluslararası kuruluşlara başvurulmalı” dedi ve Avrupa Birliği (AB) ile ABD’nin bunu ancak birlikte başarabileceğini vurguladı. Bu tutum, ABD’nin iş birliği ve kolektif disiplin çağrısını temel alan yaklaşımıyla çelişiyor; söz konusu yaklaşım, İkinci Dünya Savaşı’ndan bu yana geçerli olan kurallara ters düşen yeni bir oyun kuralı öneriyor.

Danimarka Kutup Komutanlığı tarafından Grönland’da düzenlenen bir eğitim tatbikatına katılan askerler (Reuters)Danimarka Kutup Komutanlığı tarafından Grönland’da düzenlenen bir eğitim tatbikatına katılan askerler (Reuters)

Ada ve buz

İstikrarı en çok sarsan anlaşmazlıklardan biri Grönland meselesi oldu. Danimarka Başbakanı Mette Frederiksen, konunun hâlâ açık bir yara olduğunu belirtti. Donald Trump, Danimarka ve Avrupa’nın tepkilerini dikkate almadan, Danimarka egemenliğine bağlı ada ile ilgili cesur pozisyonunu açıkladı.

Bazı gözlemciler ve analistler, Münih’te ve diğer duraklarda gözlemlenen tutumların, mevcut krizin yalnızca siyasi elitler arasındaki iletişim eksikliğinden kaynaklanmadığını, daha geniş bir uyumsuzluk olduğunu gösterdiğini belirtiyor. Avrupa halkının kayda değer bir kısmı, ABD’nin kendilerini askeri saldırılara karşı korumayacağına inanıyor.

Bu nedenle Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, Fransa’nın caydırıcı şemsiyesini Avrupa’nın geri kalanını kapsayacak şekilde genişletme tartışmasını yeniden açtı. Ancak bu güç gösterisi sağlam temellere dayanmıyor; yaklaşık 300 Fransız nükleer başlığı, 4 bin 309 nükleer başlığa sahip Rus cephaneliği karşısında caydırıcı olamaz. Avrupa ortaklarıyla bütünleşik bir komuta, kontrol ve iletişim sistemi olmadan hiçbir savunma sistemi anlam ifade etmiyor.

Öte yandan Birleşik Krallık Başbakanı Keir Starmer Fransa ile iş birliğine hazır olduğunu ifade etse de Fransa’nın nükleer silahları yerel üretimken, İngiltere’nin nükleer caydırıcılığı, İngiliz yapımı savaş başlıkları taşıyan ve Kraliyet Donanması’nın denizaltılarında konuşlandırılan ABD yapımı Trident 2 D5 füzelerine dayanıyor. Bu nedenle İngiliz caydırıcılığı bağımsız değil ve bu stratejik açıdan kritik bir gerçek.

Avrupa liderleri, ülkelerinin mali, sosyal ve yaşam koşullarıyla ilgili sorunlar yaşadığını bilerek, ekonomik çıkar çatışmaları ve farklı söylemlere rağmen ‘Atlantik boşanmasının’ mümkün olmadığını anlıyor. Zor bir evliliğin maliyeti, acı bir boşanmadan daha azdır. Dolayısıyla zayıf taraf, ilişki sürekli gerilimli olsa da güçlü tarafla kalmak zorunda.

ABD Başkanı Donald Trump ve Çin Devlet Başkanı Şi Cinping’in birleştirilmiş görüntüsü (Reuters)ABD Başkanı Donald Trump ve Çin Devlet Başkanı Şi Cinping’in birleştirilmiş görüntüsü (Reuters)

Bu liderler, Donald Trump ve ekibinin söyleminin değişmeyeceğini ve mesajının AB’yi zayıf ve yönelimlerinde hatalı gösterme amacını sürdüreceğini de biliyor. Ancak AB’nin sosyal piyasa ekonomisi modeli ve açıklık taahhüdü hâlâ somut kazançlar sağlıyor. Tereddüt ve şüphe yerine, AB’nin güçlü yönlerine yatırımını artırması ve deneyimini, özellikle ABD ile Çin arasındaki jeopolitik rekabetin yoğunlaştığı bu dönemde, iş birliği ve entegrasyon modeli olarak öne çıkarması gerekiyor. Avrupa başarılı olursa, bu sürekli dengesi bozulan bir dünya için yararlı olur; başarısız olur ise kıta, yıkıcı çatışmaların sahnesi haline gelebilir.