Çin, ABD'nin Gazze’deki politikasından istifade ediyor

Pekin'in çatışma konusundaki bahislerini artırmaya niyeti yok gibi görünüyor

Fotoğraf: Nash Weerasekera
Fotoğraf: Nash Weerasekera
TT

Çin, ABD'nin Gazze’deki politikasından istifade ediyor

Fotoğraf: Nash Weerasekera
Fotoğraf: Nash Weerasekera

Christopher Phillips

Gazze Şeridi’ndeki acı savaş küresel jeopolitiği derinden etkilerken, ABD için de geniş kapsamlı sonuçları oldu. ABD Başkanı Joe Biden, kararlı bir şekilde İsrail'in yanında yer alsa da İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu'yu dizginlemekte defalarca kez başarısız oldu. Bu ise Başkanın zayıf ve etkisiz görünmesine yol açtı.

ABD merkezli kamuoyu araştırma kuruluşu Arap Barometresi (Arab Barometer) tarafından her iki yılda bir yapılan 16 Arap ülkesini kapsayan araştırma raporu, Gazze’deki savaşın ABD'nin Ortadoğu'daki itibarına ciddi zarar verdiğini ortaya koydu. Foreign Affairs tarafından yayınlanan araştırmanın yazarları, son on yılda ABD'nin popülaritesinde istikrarlı bir artış görüldüğünü ve 2003 yılındaki Irak işgalinin ardından dip seviyelerden toparlandığını belirtiyor. Yazarlar, 7 Ekim 2023 tarihinden bu yana bu rakamların yeniden düştüğünü ve özellikle coğrafi olarak savaş bölgesine yakın ülkelerde bu düşüşün sert olduğunu ifade etti. Örneğin, 2021-2022 yıllarında Ürdün halkının yüzde 50'sinden fazlası ABD'ye olumlu bakarken, bu oran 2023-2024 yıllarında yüzde 28'e geriledi. Lübnan'da ise bu oran yüzde 42'den yüzde 27'ye düştü. Aynı dönemde Ürdün'de Çin’e olumlu bakanların oranı yüzde 14'ten yüzde 34'e, Lübnan'da ise yüzde 10'dan yüzde 27'ye yükseldi. Kısa süre önce anketin yapıldığı beş ülkeden üçünde soruları yanıtlayanlar, Çin'in politikalarının Ortadoğu’nun güvenliği için ABD politikalarından daha iyi olduğuna inandıklarını belirtti.

Bu rakamların Pekin'i memnun edeceğine ve Gazze savaşına yönelik şimdiye kadarki stratejik yaklaşımını haklı çıkaracağına şüphe yok. Çin, ABD'nin İsrail'e verdiği desteğin yarattığı hayal kırıklığından istifade ederek Ortadoğu'daki konumunu güçlendirmeyi amaçladığı anlaşılan bir yaklaşıma sahip. Bu yaklaşım, kapsamlı üç cepheden oluşuyor. Bunlardan ilki Çin, Gazze'deki şiddet olaylarını ABD politikasıyla ilişkilendirmeye ve İsrail'i eleştirirken, yaşanan acıların çoğunun sorumlusu olarak ABD'yi göstermeye çalıştı. Örneğin, geçtiğimiz mayıs ayında Çin’in Birleşmiş Milletler (BM) temsilcileri, Filistin’e tam BM üyeliği verilmesini veto ettiği için ABD'yi sert dille eleştirdi. Bu strateji, Gazze’deki savaşı kullanarak Ortadoğu’daki müttefiklerine ABD’nin kendi çıkarlarını düşündüğünü ve güvenilmez olduğunu göstermeyi amaçlarken, karşılığında Çin, daha iyi bir müttefik olmaya çalışıyor.

İkincisi, Çin geçmişte olduğundan daha fazla Arap ülkeleriyle ittifak kurdu. Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) gibi birçok Arap ülkesi Pekin'in önemli ticaret ortakları olmaya devam ederken, Ürdün dışında tüm Arap ülkeleri Pekin’in Çin'i dünyaya bağlamak için eski İpek Yolu'nun kalıntıları üzerine inşa ettiği Kuşak-Yol Girişimi'ne katıldı.

Ancak İsrail-Filistin çatışması konusunda Çin temkinli davranmaya devam ediyor. Çin, Filistin'i tanımasına rağmen, İsrail ile yakın ekonomik bağlara sahip olmasından dolayı son yıllarda eleştirilerini daha alt tonda dile getirdi. Ancak 7 Ekim’den sonra bu durum değişti. Çin Devlet Başkanı Şi Cinping ile Mısır, BAE, Bahreyn ve Tunus liderleri arasında geçtiğimiz mayıs ayında Pekin'de düzenlenen zirvede Çin, İsrail'e karşı bugüne kadarki en sert dilini kullandı. Daha önce yayınlanan ortak bildiride de Çin ve 22 Arap ülkesinden heyetler, ‘İsrail'in Filistin halkına yönelik saldırganlığını’ kınanmış, İsrail’in Gazze Şeridi’nde yürüttüğü savaşı ‘aç bırakma politikası ve ölümcül bir abluka’ olarak tanımlanmıştı.

Zirvedeki konuşmasında Çin ve Arap ülkeleri arasındaki ilişkilerde yeni bir dönemin başlamasının ortak arzu olduğunu söyleyen Şi, bu ilişkilerin ‘küresel barış ve istikrarın korunması için bir model’ olabileceğini vurguladı.

Çin'e yönelik olumlu görüşler önemli ölçüde arttı. Örneğin, Ürdün’de Çin’e olumlu bakanların oranı yüzde 14'ten yüzde 34'e, Lübnan'da ise yüzde 10'dan yüzde 27'ye yükseldi.

Üçüncü olarak Çin potansiyel arabuluculuk kapasitesini güçlendirdi. Pekin, geçtiğimiz yıl İran ve Suudi Arabistan arasında imzalanan uzlaşı anlaşmasına arabuluculuk yaptıktan sonra, mayıs ayında Filistinli rakipler Hamas Hareketi ve Fetih Hareketi (El Fetih) arasında uzlaşma görüşmelerine ev sahipliği yaparak, arabulucu olarak güvenilirliğini arttırdı. Çin, tüm bu çabalarla kendisini, geçmişten beri bölgede arabulucu rolünü oynamış olan ABD'den daha güvenilir bir arabulucu olarak sunmaya çalışıyor. Hamas Hareketi Sözcüsü The Guardian gazetesine yaptığı açıklamada, Hamas’ın, Washington'a güvenmediği için Pekin’in Gazze’de ateşkes için herhangi bir anlaşmanın garantörlerinden biri olması için baskı yaptığını söylemesi, Pekin ile ilgili olumlu bir etkinin oluşturulduğunu gösterdi.

Ancak Çin'in Gazze stratejisinin göze çarpan özelliklerinden biri de nispeten risksiz olması. Çin kaynaklarını çatışma bölgesine akıtmıyor, aksine müttefiki olan Arap ülkelerinin ve Filistinli tarafların görüşmelerine ev sahipliği yapmak Çin için hem az maliyetli oluyor hem de Pekin'in Ortadoğu'da bir aktör olarak imajını güçlendiriyor. Savaş konusundaki daha sert tutumu İsrail ile ilişkilerine bir ölçüde zarar verebilir. Ancak iki ülke arasındaki ticaret hacmi, ABD'nin Çin tarafından yapılan yatırımların sınırlanması için İsrail’e yaptığı baskı nedeniyle 7 Ekim’den önce gerilemeye başlamıştı. Çin'in bölgeye barış gücü göndermek gibi çatışmaya daha fazla dahil olmak yerine, savaşın, ABD'nin bölgesel güvenilirliğine zarar vermesine ve sonuçlarından otomatik olarak yararlanmasına izin vermekten memnun görünüyor.

Arap Barometresi tarafından yapılan son anket sonuçları, bu stratejinin işe yaradığını gösteriyor. Küresel Güney'in diğer bölgelerinde olduğu gibi Çin de ABD'ye karşı oluşan olumsuz algıdan faydalanıyor. ABD merkezli düşünce kuruluşu Atlantik Konseyi'nin geçtiğimiz yıl hazırladığı bir rapora göre Pekin’in son birkaç yıldır kendisini Küresel Güney'in savunucusu olarak konumlandırmak için sarf ettiği ‘amansız çabalar’ şimdi meyvelerini vermeye başlamış gibi görünüyor. Gazze'deki çatışma ve ABD'nin Filistinlilerin çektiği acıları görmezden gelmesi, Çin'in Arap dünyası için süper güç olarak ,Pekin'in çok daha iyi bir ortak olduğu yönündeki söylemini güçlendiriyor.

*Bu makale Şarku’l Avsat tarafından Londra merkezli Al Majalla dergisinden çevrilmiştir.



Pezeşkiyan: İran, küresel güçlerin baskısına boyun eğmeyecek

İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, (Reuters)
İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, (Reuters)
TT

Pezeşkiyan: İran, küresel güçlerin baskısına boyun eğmeyecek

İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, (Reuters)
İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, (Reuters)

İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan bugün yaptığı açıklamada, ülkesinin ABD ile nükleer görüşmeler sürerken dünya güçlerinin baskısına "boyun eğmeyeceğini" söyledi.

Reuters'ın haberine göre Pezeşkiyan televizyonda yayınlanan konuşmasında, "Dünya güçleri bizi boyun eğmeye zorlamak için sıraya giriyor... ama bize yarattıkları tüm sorunlara rağmen başımızı eğmeyeceğiz" ifadelerini kullandı.

ABD Başkanı Donald Trump perşembe günü, İran'a iki taraf arasındaki devam eden müzakerelerde "anlamlı bir anlaşmaya" varması için 15 günlük bir ültimatom verdi, aksi takdirde "kötü sonuçlarla" karşılaşacakları uyarısında bulundu. Tahran ise uranyum zenginleştirme hakkını yineledi.

ABD'nin bölgedeki askeri yığılması devam ederken, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, ABD müttefiki olan ülkesinin Tahran'ın herhangi bir saldırısına güçlü bir şekilde karşılık vereceği konusunda uyardı.

ABD ve İran, Umman'ın arabuluculuğuyla 6 Şubat'ta dolaylı görüşmelere yeniden başladı. Salı günü Cenevre'de ikinci tur görüşmeleri gerçekleştirdikten sonra müzakerelere devam etme niyetlerini açıkladılar.

İran çarşamba günü bu müzakereleri ilerletmek için bir taslak çerçeve hazırladığını açıklarken, ABD, Tahran'a saldırmak için "birden fazla neden" olduğunu belirterek uyarı tonunu korudu.

Trump, “Yıllar içinde İran'la uygulanabilir bir anlaşmaya varmanın kolay olmadığı kanıtlandı. Uygulanabilir bir anlaşmaya varmalıyız, yoksa kötü şeyler olacak” dedi.

Şöyle devam etti: “Bir adım daha ileri gitmemiz gerekebilir, gitmeyebiliriz veya bir anlaşmaya varabiliriz. Bunu muhtemelen önümüzdeki 10 gün içinde öğreneceksiniz.” Daha sonra Trump, gazetecilere sürenin “10-15 gün” olduğunu söyledi.


İnfaz fotoğrafları gündem oldu: Yunanistan "ülke mirasını" satın alıyor

İnfazdan hemen önce 200 komünistin fotoğrafları çekilmiş (Ebay/Greece at WW2 archives)
İnfazdan hemen önce 200 komünistin fotoğrafları çekilmiş (Ebay/Greece at WW2 archives)
TT

İnfaz fotoğrafları gündem oldu: Yunanistan "ülke mirasını" satın alıyor

İnfazdan hemen önce 200 komünistin fotoğrafları çekilmiş (Ebay/Greece at WW2 archives)
İnfazdan hemen önce 200 komünistin fotoğrafları çekilmiş (Ebay/Greece at WW2 archives)

Yunanistan Kültür Bakanlığı, Naziler tarafından kurşuna dizilen 200 komünistin son anlarına ait olduğu belirtilen fotoğrafları bir Belçikalı koleksiyoncudan almak için ön anlaşma imzaladı.

Bu fotoğrafların ülke mirası olduğunu kabul eden Atina yönetimi, anlaşmanın detaylarını açıklamadı.

Anlaşma üzerine internetteki satış ilanı yayından kaldırıldı. 

Kültür Bakanı Lina Mendoni, koleksiyoncu Tim de Craene'nin yanına giden uzmanların, fotoğrafların gerçek olduğunu tespit ettiğini cuma günü duyurdu. 

200 komünistin, 1 Mayıs 1944'te Atina'nın banliyölerinden Kesariani'de infaz edilmeden önce çekildiği bildirilen 12 fotoğraf, geçen hafta eBay'de satışa çıkarılmıştı. 

Yunanistan Kültür Bakanlığı'nın Belçika'ya gönderdiği uzmanlar, bunların 1943-1944'teki Nazi işgali sırasında Yunanistan'da görevlendirilen Alman komutanlarından Hermann Heuer'ın imzasını taşıyan 262 fotoğraflık koleksiyonun bir parçası olduğunu fark etti. 

Ölüme yürüyen direnişçilerin marş söylediği görülüyor (Ebay/Greece at WW2 archives)Ölüme yürüyen direnişçilerin marş söylediği görülüyor (Ebay/Greece at WW2 archives)

200 komünist siyasi mahkumun Naziler tarafından kurşuna dizilmesi, o dönemin en büyük katliamlarından biri olarak kabul ediliyor. Olaya dair fotoğraflar ilk kez gün yüzüne çıkarken açık artırma girişimi tepki çekti.

Teselya Üniversitesi'nde toplumsal tarih dersleri veren Polymeris Voglis, New York Times'a şu yorumu yaptı:

Kendi infazlarına yürüyen bu kişilerin yüzlerini 82 yıl sonra ilk kez görüyoruz. Boyun eğmeyen duruşları beni çok etkiledi.

Voglis bu fotoğrafların ders kitaplarına eklenmesi gerektiğini ifade etti. 

Kesariani'de Nazilerin öldürdüğü komünistler için yapılan bir anıt, fotoğrafların gündem olmasının ardından tahrip edildi. 

Anıtı onaracağını bildiren Kesariani Belediyesi, "Bazılarını ne kadar rahatsız ederse etsin tarihi hafıza silinemez" dedi.

II. Dünya Savaşı biterken Batı destekli yönetimle komünistler arasında patlak veren iç savaş 1949'a kadar sürmüştü. O dönemde yaşanan kutuplaşmaların etkileri, günümüzde de hissediliyor. 

Independent Türkçe, New York Times, France24, AP


Amerika ve Avrupa... Zorlu evlilik ve acı boşanmanın alternatifi olarak zorunlu birlikte yaşama

Almanya’nın Düsseldorf kentinde düzenlenen bir festivalde sergilenen heykelde, ABD Başkanı Donald Trump ve Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in bir ineği yediği, ineğin üzerinde ise Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen'in oturduğu görülüyor. (AFP)
Almanya’nın Düsseldorf kentinde düzenlenen bir festivalde sergilenen heykelde, ABD Başkanı Donald Trump ve Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in bir ineği yediği, ineğin üzerinde ise Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen'in oturduğu görülüyor. (AFP)
TT

Amerika ve Avrupa... Zorlu evlilik ve acı boşanmanın alternatifi olarak zorunlu birlikte yaşama

Almanya’nın Düsseldorf kentinde düzenlenen bir festivalde sergilenen heykelde, ABD Başkanı Donald Trump ve Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in bir ineği yediği, ineğin üzerinde ise Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen'in oturduğu görülüyor. (AFP)
Almanya’nın Düsseldorf kentinde düzenlenen bir festivalde sergilenen heykelde, ABD Başkanı Donald Trump ve Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in bir ineği yediği, ineğin üzerinde ise Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen'in oturduğu görülüyor. (AFP)

Antoine el-Hac

ABD Başkan Yardımcısı J. D. Vance’ın geçen yılki Münih Güvenlik Konferansı’nda yaptığı konuşma, Avrupa için adeta bir alarm zili oldu. Eleştirel ve suçlayıcı tonuyla dikkat çeken konuşma, Başkan Donald Trump’ın ikinci döneminin, Beyaz Saray’ın NATO ve Avrupa ile ilişkilerinde daha sert bir tutum benimseyeceğinin en açık işareti olarak değerlendirildi.

Bu yıl ise ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, Münih’teki konuşmasında başkanına olan bağlılığı ile Avrupa ile derin ilişkiler arasında bir denge kurdu. Ülkesini Avrupa’nın ‘çocuğu’ olarak tanımlayan Rubio, eski kıta liderlerine, “Sevgili müttefiklerimiz ve eski dostlarımızla birlikte yeni bir küresel düzen inşa etmeye kararlıyız” mesajını verdi. Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen ise bu açıklamalardan ‘çok memnun’ olduğunu belirtti.

Miami’de Kübalı ebeveynlerden doğan Rubio, ortak kültürel bağlara da dikkat çekti; Beethoven ve Mozart’ın yanı sıra The Beatles ve The Rolling Stones gibi grupları örnek gösterdi. Rubio, “Geleceğiniz ve geleceğimiz bizim için çok önemli. Bazen görüş ayrılıkları yaşayabiliriz, ancak bu farklılıklar, Avrupa’ya duyduğumuz derin kaygıdan kaynaklanıyor” dedi.

ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, 14 Şubat 2026 tarihinde Münih Güvenlik Konferansı’nda konuşma yapıyor. (AFP)ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, 14 Şubat 2026 tarihinde Münih Güvenlik Konferansı’nda konuşma yapıyor. (AFP)

Ancak Foreign Policy dergisinde konferansın ardından yapılan değerlendirmede, “Birçok Avrupa lideri özel oturumlarda endişelerini dile getirdi; Trump’ın son dönemde Grönland’ı ele geçirme tehdidini kırmızı çizgiyi aşma olarak gördüler. Rubio’nun Hristiyanlık ve Batı uygarlığına yaptığı vurgular ise bazıları için etnik çağrışımlar içeriyormuş gibi göründü” ifadeleri yer aldı.

Batı dışından konferansa katılanlar, Rubio’nun Avrupa’yı ABD’nin yanında Batı’yı genişletme yoluna davet etmesini, yeni kıtalara yerleşme ve dünya çapında imparatorluklar kurma vurgusuyla birlikte, yeniden sömürgeleştirme mesajı olarak yorumladı.

Rubio, Trump’ın Avrupa’nın göç ve iklim değişikliği konularındaki yaklaşımına yönelik eleştirilerini de yineleyerek, ABD’nin gerekirse kendi yolunu tek başına açmaya hazır olduğunu belirtti. Rubio, ülkesinin NATO ittifakını canlandırmak istediğini vurgulasa da Avrupa’nın buna olan iradesi ve kapasitesine şüpheyle yaklaştı.

Konuşma, Rubio’nun Trump’ın politik önceliklerine uyum ile Avrupa ortaklarını güvence altına alma arasında dikkatle kurması gereken dengeyi ortaya koydu. Cumhuriyetçi yönetimdeki birçok kişiden farklı olarak Rubio, ABD’nin dış politika hedeflerini gerçekleştirebilmesi için Avrupa ile ilişkilerde daha fazla diplomasiye ihtiyaç duyduğunu biliyor.

Rubio’nun görevi ve diplomasiye liderlik etmesi, tonunun göreceli olarak ılımlı olmasının nedeni olarak görülüyor. Rubio, güvenlik ve askeri kurumların varlığını -özellikle NATO’yu- her zaman desteklemişti. Örneğin 2019’da herhangi bir ABD başkanının NATO’dan çekilmesini engellemek için Cumhuriyetçi ve Demokrat partiler arasında yürütülen ortak çabanın parçası olmuştu. O dönemde, “Ulusal güvenliğimiz ve Avrupa’daki müttefiklerimizin güvenliği için ABD’nin NATO içinde etkin bir rol oynamaya devam etmesi hayati önemdedir” demişti.

Ukrayna’nın doğusundaki Donetsk cephesinde top ateşleyen Ukraynalı bir asker (AFP)Ukrayna’nın doğusundaki Donetsk cephesinde top ateşleyen Ukraynalı bir asker (AFP)

Başka bir örnekte, Rubio’nun, ABD’nin taahhüdü konusunda Vladimir Zelenskiy’ye belirli güvence verdiği belirtiliyor. Aynı zamanda, savaşın sona ermesi için Ukrayna’nın zor tavizler kabul etmesi gerektiği uyarısında bulundu. Bu yaklaşım, Vance’in daha önce ABD’nin ‘birkaç mil toprak için’ on milyonlarca dolar harcamasının gerekçelerine şüpheyle bakmasından farklı.

Rubio’nun Münih’teki konuşması, Vance’in bir yıl önceki konuşmasına göre daha az bölücü olsa da Trump döneminde ABD dış politikasında herhangi bir temel değişikliği yansıtmıyor. Yeni denklem şöyle özetlenebilir: ABD, bazı çıkarlarını Avrupa ile paylaşsa da değerlerini paylaşmıyor.

Büyük Atlantik mesafeleri

Konu sadece konuşmalar, anlatılar veya dil üslubu meselesi değil; dünya, ittifakların, çekişmelerin ve hatta düşmanlıkların değiştiği yeni bir gerçekliği yaşamaya başladı.

Özellikle Avrupa’da, yüzyıllar boyunca en yıkıcı savaşları yaşamış kıtada birçok kişi, kendilerini Rusya’nın yayılmacı eğilimleri ile Çin’in saldırgan ekonomik politikaları arasında ve hızla değişen eski yakın müttefik ABD’nin arasında açıkta ve tehlikeye maruz hissediyor.

Eurobarometer tarafından yapılan yakın tarihli bir ankete göre, Avrupalıların yüzde 68’i ülkelerinin  tehdit altında olduğunu düşünüyor.

Bugün Atlantik ötesi ilişkiler incelendiğinde, bu yılki Münih Güvenlik Konferansı’nın manzarası, stratejik bir ‘bilişsel uyumsuzluk’ durumunu yansıtıyor. Psikolojide bilişsel uyumsuzluk, inançlar ile davranışlar arasında uyumsuzluk olduğunda ortaya çıkan zihinsel gerilimi ifade eder.  Antoine el-Hac’ın Şarku’l Avsat için kaleme aldığı analize göre Münih’te bu çelişki açıkça görüldü: dostluk açıklamaları, derin güvensizlik sinyalleriyle yan yana, stratejik güvence ise politik kararlarla çelişiyordu. Sonuç, biçimde birleşik ama özde sıkıntılı bir Avrupa-Amerika ittifakı oldu; bu durum, uygun önlem alınmazsa açık bir çatışma riski taşıyor.

Bu bağlamda Almanya Savunma Bakanı Boris Pistorius, ABD’nin Avrupa’yı sonsuza dek koruyamayacağını kabul etti, ancak bölgesel baskılara -özellikle Grönland konusuna- kesin bir şekilde karşı çıktı. Pistorius, “Barış ve güvenliği sağlamak için uluslararası kuruluşlara başvurulmalı” dedi ve Avrupa Birliği (AB) ile ABD’nin bunu ancak birlikte başarabileceğini vurguladı. Bu tutum, ABD’nin iş birliği ve kolektif disiplin çağrısını temel alan yaklaşımıyla çelişiyor; söz konusu yaklaşım, İkinci Dünya Savaşı’ndan bu yana geçerli olan kurallara ters düşen yeni bir oyun kuralı öneriyor.

Danimarka Kutup Komutanlığı tarafından Grönland’da düzenlenen bir eğitim tatbikatına katılan askerler (Reuters)Danimarka Kutup Komutanlığı tarafından Grönland’da düzenlenen bir eğitim tatbikatına katılan askerler (Reuters)

Ada ve buz

İstikrarı en çok sarsan anlaşmazlıklardan biri Grönland meselesi oldu. Danimarka Başbakanı Mette Frederiksen, konunun hâlâ açık bir yara olduğunu belirtti. Donald Trump, Danimarka ve Avrupa’nın tepkilerini dikkate almadan, Danimarka egemenliğine bağlı ada ile ilgili cesur pozisyonunu açıkladı.

Bazı gözlemciler ve analistler, Münih’te ve diğer duraklarda gözlemlenen tutumların, mevcut krizin yalnızca siyasi elitler arasındaki iletişim eksikliğinden kaynaklanmadığını, daha geniş bir uyumsuzluk olduğunu gösterdiğini belirtiyor. Avrupa halkının kayda değer bir kısmı, ABD’nin kendilerini askeri saldırılara karşı korumayacağına inanıyor.

Bu nedenle Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, Fransa’nın caydırıcı şemsiyesini Avrupa’nın geri kalanını kapsayacak şekilde genişletme tartışmasını yeniden açtı. Ancak bu güç gösterisi sağlam temellere dayanmıyor; yaklaşık 300 Fransız nükleer başlığı, 4 bin 309 nükleer başlığa sahip Rus cephaneliği karşısında caydırıcı olamaz. Avrupa ortaklarıyla bütünleşik bir komuta, kontrol ve iletişim sistemi olmadan hiçbir savunma sistemi anlam ifade etmiyor.

Öte yandan Birleşik Krallık Başbakanı Keir Starmer Fransa ile iş birliğine hazır olduğunu ifade etse de Fransa’nın nükleer silahları yerel üretimken, İngiltere’nin nükleer caydırıcılığı, İngiliz yapımı savaş başlıkları taşıyan ve Kraliyet Donanması’nın denizaltılarında konuşlandırılan ABD yapımı Trident 2 D5 füzelerine dayanıyor. Bu nedenle İngiliz caydırıcılığı bağımsız değil ve bu stratejik açıdan kritik bir gerçek.

Avrupa liderleri, ülkelerinin mali, sosyal ve yaşam koşullarıyla ilgili sorunlar yaşadığını bilerek, ekonomik çıkar çatışmaları ve farklı söylemlere rağmen ‘Atlantik boşanmasının’ mümkün olmadığını anlıyor. Zor bir evliliğin maliyeti, acı bir boşanmadan daha azdır. Dolayısıyla zayıf taraf, ilişki sürekli gerilimli olsa da güçlü tarafla kalmak zorunda.

ABD Başkanı Donald Trump ve Çin Devlet Başkanı Şi Cinping’in birleştirilmiş görüntüsü (Reuters)ABD Başkanı Donald Trump ve Çin Devlet Başkanı Şi Cinping’in birleştirilmiş görüntüsü (Reuters)

Bu liderler, Donald Trump ve ekibinin söyleminin değişmeyeceğini ve mesajının AB’yi zayıf ve yönelimlerinde hatalı gösterme amacını sürdüreceğini de biliyor. Ancak AB’nin sosyal piyasa ekonomisi modeli ve açıklık taahhüdü hâlâ somut kazançlar sağlıyor. Tereddüt ve şüphe yerine, AB’nin güçlü yönlerine yatırımını artırması ve deneyimini, özellikle ABD ile Çin arasındaki jeopolitik rekabetin yoğunlaştığı bu dönemde, iş birliği ve entegrasyon modeli olarak öne çıkarması gerekiyor. Avrupa başarılı olursa, bu sürekli dengesi bozulan bir dünya için yararlı olur; başarısız olur ise kıta, yıkıcı çatışmaların sahnesi haline gelebilir.