İsrail ile Hizbullah arasında yeni bir istihbarat savaşı

Bu kez durum öncekilerden çok farklı

Beyrut'un güney banliyösünde Aşure Günü etkinlikleri sırasında İHA’lara engel olduğu düşünülen bir silah tutan Hizbullah üyesi, 17 Temmuz 2024 (Reuters)
Beyrut'un güney banliyösünde Aşure Günü etkinlikleri sırasında İHA’lara engel olduğu düşünülen bir silah tutan Hizbullah üyesi, 17 Temmuz 2024 (Reuters)
TT

İsrail ile Hizbullah arasında yeni bir istihbarat savaşı

Beyrut'un güney banliyösünde Aşure Günü etkinlikleri sırasında İHA’lara engel olduğu düşünülen bir silah tutan Hizbullah üyesi, 17 Temmuz 2024 (Reuters)
Beyrut'un güney banliyösünde Aşure Günü etkinlikleri sırasında İHA’lara engel olduğu düşünülen bir silah tutan Hizbullah üyesi, 17 Temmuz 2024 (Reuters)

Bilal Saab

İsrail işgali altındaki Suriye toprağı Golan Tepeleri’nde bulunan Mecdel Şems beldesinde çok sayıda sivilin ölümüne yol açan roket saldırısının ardından gözler, saldırının arkasında olmakla suçlanan, ancak bunu reddeden Lübnan’daki Hizbullah Hareketi ile İsrail arasında topyekûn bir savaş ihtimaline çevrildi. Peki ya Tel Aviv ile Hizbullah arasındaki istihbarat savaşı ne durumda?

İsrail'in Hizbullah'ın üst düzey isimlerine suikastlar düzenlemesi yeni bir olgu değilse de son birkaç ayda örgüte karşı bu tür saldırılar önemli ölçüde arttı. İsrail, 7 Ekim'deki istihbarat başarısızlığının ardından Lübnan'da Hizbullah’a güçlü ve hızlı bir karşılık verdi. Ancak şimdi asıl sorulması gereken soru şu: İsrail nasıl son dönemde Hizbullah’ın bu kadar çok üst düzey ismini ortadan kaldırmakta başarılı oldu? Bu taktiksel başarılar herhangi bir fark yaratacak mı?

İsrail, Lübnan’daki istihbarat faaliyetlerine yeni başlamadı. Hiç kimsenin İsrail'in genel istihbarat kabiliyetlerine ilişkin yargısı 7 Ekim olayından etkilenmemeli. İsrail'in 7 Ekim'deki Hamas saldırısını öngörememesi bilgi eksikliğinden ya da kötü analizden değil, öngörüsüzlükten ve düşmanı hafife almaktan kaynaklanıyordu. İsrail istihbaratı ya da en azından istihbarat teşkilatlarının bazıları Hamas'ın saldırı planladığı ve bir saldırı gerçekleştirme kabiliyeti konusunda uyarıda bulunmuş olsa da hükümet, Hamas'ın böylesine felaket boyutlarında bir saldırı gerçekleştireceğine inanmadığından bu uyarıları görmezden gelmeyi tercih etti.

Ancak İsrail'in Lübnan’daki son faaliyetleri öncekilerden çok farklı. İstihbarat operasyonları geleneksel bilgi toplama, analiz etme, yayma ve uygulama modelini takip ediyor ve bunların hepsi üst düzey politikalar tarafından destekleniyor. İsrail 7 Ekim'den önce Hamas'a karşı ağırlıklı olarak savunmacı bir tutum sergilerken, istihbarat faaliyetleri açısından Hizbullah'a karşı saldırgan davranıyor. İnisiyatifi elinde tuttuğunu ve operasyonlarının hükümet tarafından siyasi ve maddi olarak desteklendiğini görüyoruz.

İsrail'in Lübnan'da kullandığı istihbarat araçlarında olağandışı bir değişiklik olmasa da yeni olan, İsrail'in Hizbullah ajanlarını takip etmek ve öldürmek için sahip olduğu imkânları kullanma biçimidir. İsrail hedeflerine ulaşmak için insansız hava araçları (İHA), güvenlik kameraları ve uzaktan algılama sistemleri gibi elektronik gözetleme araçları kullandı, cep telefonlarını ve bilgisayarları hackledi ve Lübnan vatandaşlarını kendi adına casus olarak işe aldı. Bu faaliyetler o kadar etkili oldu ki Hizbullah Genel Sekreteri Hasan Nasrallah destekçilerini telefonlarını emniyete almaları ve şifrelemeleri konusunda uyardı.

xscdvfbgth
Bikâ vadisinin batısındaki el-Hayara beldesinde İsrail bombardımanında isabet alan bir aracın enkazı etrafındaki kurtarma görevlileri, 22 Haziran 2024 (AFP)

Lübnan’ın içinde bulunduğu ağır ekonomik kriz nedeniyle İsrail için casusluk yapmaya istekli olanları işe alma süreci İsrail için zor olmadı. Esasında Lübnan, ülkenin ekonomik çöküşünden önce bile İsrail için her zaman zengin bir bilgi kaynağı olmuştu. Lübnan’da devlet kurumları İsrail'in sızmasına karşı etkili bir savunmaya sahip değil. Lübnan toplumundaki mezhep grupları siyasi olarak parçalanmış durumda. Bu mezhep grupları, ülkenin kimliği ile müttefik ve düşmanlarının kimler olduğu da dahil olmak üzere pek çok siyasi konuda görüş ayrılığı yaşıyor. Bu durum İsrail'in istihbarat operasyonlarında çok faydalı olan bir muhbir ağı kurmasına olanak sağladı. ABD tarafından donatılan ve ülkenin istihbarat servisleri arasında en yeteneklisi olarak kabul edilen Lübnan İç Güvenlik Güçleri İstihbarat Birimi, aralarında Hizbullah üyelerinin de olduğu İsrail adına çalışan 20'den fazla ajanı tutukladı.

İsrail son haftalarda ve aylarda Hizbullah'ın Lübnan'ın güneyindeki üst düzey isimlerinin yarısını öldürdüğünü iddia ediyor, ancak Hizbullah bu iddiayı reddediyor.

Yine de Hizbullah'ın İsrail'in tekrarlanan müdahaleleri karşısında çaresiz kaldığı sonucuna varmamalıyız, aksine kendini daha iyi korumaya odaklandığını söyleyebiliriz. Öyle ki Hizbullah, İsrail'in yüksek teknolojili yeteneklerinin etkisini en aza indirmek ve önlemek için düşük teknolojili karşı önlemler kullandı. İsrail gibi o da kendi hava gözetleme araçlarını İsrail hava sahasına sokarak ve İsrail'deki hassas bölgelere saldırarak caydırıcılık kabiliyetini yeniden tesis etmek amacıyla saldırıya geçti.

İsrail son haftalarda ve aylarda Hizbullah'ın Lübnan'ın güneyindeki üst düzey isimlerinin yarısını öldürdüğünü iddia etse de Hizbullah, İsrail’in iddiasını reddediyor. Bu iddia doğru olsun ya da olmasın, İsrail’in uyguladığı hedefli suikast politikasının Hizbullah'ı stratejik olarak zayıflatmak ya da dağıtmak açısından başarmalı olması beklenmiyor. Hizbullah kendini onarma ve üst düzey isimlerine yönelik suikastlardan sonra toparlanma yeteneğine sahip. Ancak bir istisnası var, o da Genel Sekreter Hasan Nasrallah. Tarih de bunu doğruluyor. İsrail'in 1992 yılında Abbas el-Musavi'yi ve 2008 yılında İmad Muğniye'yi öldürmesinin ardından çok az kişi Hizbullah'ın hayatta kalmaya devam edeceğine ya da aynı etkinlikle faaliyet göstereceğine inanıyordu. Çok geçmeden bunun yanlış olduğu anlaşıldı.

Sonuçta bu adamlar örgütün sıradan üyeleri değillerdi. İlki Nasrallah'ın selefiydi, Hizbullah üyeleri ve İran yönetimi tarafından sevilen ve güvenilen biriydi. İkincisi ise Hizbullah'ın en üst düzey askeri yetkilisi ve Hasan Nasrallah'ın en yakın arkadaşlarındandı. Muğniye, Lübnan ve ötesinde ABD ve İsrail hedeflerine yönelik çok sayıda ölümcül saldırıya karıştığından on yıl İsrail ve ABD istihbarat servislerinin arananlar listelerinde yer alan gizemli bir figürdü.

sdfvbgy
Beyrut'ta bir binanın çatısında iki Hizbullah savaşçısı, 17 Temmuz 2024 (Reuters)

İsrail’e ait iki Apache model helikopter, Lübnan güney beldelerinden biri olan Cebşit'teki bir toplantıdan Beyrut'a dönerken Musavi, eşi ve küçük oğlunun bulunduğu aracı hedef aldı. İsrail, Musavi'nin ortadan kaldırılmasının daha çok yeni olan örgütü dağıtacağını ve çıkarlarına karşı oluşturduğu tehdidi kontrol altına almış olacağını sanıyordu, fakat yanılıyordu. Nasrallah kısa bir süre sonra Musavi'nin yerine Hizbullah'ın liderliğine geçerek örgütü dünyanın en güçlü devlet dışı aktörü, kendisini de Ortadoğu'nun en güçlü siyasetçilerinden biri haline getirdi. Musavi'nin öldürülmesinden bir ay sonra Hizbullah, İran'ın da yardımıyla Arjantin’in başkenti Buenos Aires'teki İsrail Büyükelçiliği'ni bombalayarak 29 kişinin ölümüne neden oldu. Bu olay, Hizbullah'ın sahip olduğu kabiliyetler hakkındaki tüm şüpheleri ortadan kaldırdı.

İsrail'in Hizbullah’a yönelik saldırıları kendisi için büyük risk taşıyor. Çünkü Hizbullah, İsrail ile topyekûn bir savaşa girmek istemediğini açıklasa da Nasrallah’ın tıpkı Hizbullah’ın önde gelen diğer isimlerini hedef alınması gibi bir saldırıya uğraması halinde tutumunu değiştirebilir.

Ancak Hizbullah’ın İsrail istihbaratı ve ABD Merkezi İstihbarat Teşkilatı (CIA) tarafından 2008 yılının şubat ayında Şam'da düzenlenen ortak operasyonla öldürülen İmad Muğniye'nin kaybının yerini doldurması kolay olmadı.

Hizbullah, Musavi ve Muğniye’nin (ve daha düşük rütbeli de olsa pek çok önemli üyesinin) kaybından sonra ayakta kalmayı başardı. Çünkü Hizbullah, Hamas'ın aksine, kelimenin tam anlamıyla Samuel P. Huntington’un kurumsallaşma ölçütlerine göre örgütsel bir bütünlüğe sahip. Hizbullah bürokratik yapıyla askeri esnekliği ideal bir şekilde bünyesinde bir araya getirebildi. Kararları Nasrallah verse de sahadaki üyeleri operasyonel görevlerini yerine getirmek için yeterli özerkliğe sahipler.

Hizbullah (tıpkı geleneksel siyasi partiler ve hareketlerde olduğu gibi) siyasi güç peşinde koşan bir örgüt değil. İdeoloji, din, kardeşlik, misyon duygusu ve İran'ın Dini Lideri Ayetullah Ali Hamaney'e derin bir yakınlık duyan bir örgüttür. Bunun yanında Güney Lübnan coğrafyası ve nüfusu üzerinde kontrole sahip ve burasını üs edinmiş durumda. Ayrıca Tahran tarafından sürekli ve cömertçe destekleniyor.

dsfvbgn
Hizbullah Genel Sekreter Yardımcısı Naim Kasım ve Hizbullah’ın üst düzey yetkilisi Haşim Safieddine Aşura vesilesiyle düzenlenen yürüyüşe katıldılar (Reuters)

Elbette bu özellikler Hizbullah'ı risklerden ve dalgalanmalardan muaf tutmuyor, ancak diğer örgütlerinin çoğundan daha dirençli kılıyor. İsrail son günlerde ve haftalarda aralarında Meysam el-Attar, Abbas Kasım, Abbas Raad, Visam et-Tavil, Talib Abdullah ve Muhammed Nimah Nasır’ın da bulunduğu Hizbullah’ın üst düzey isimlerinden bazılarını öldürdü.

Öte yandan İsrail Dış İstihbarat Servisi Mossad’ın Hizbullah'la bağlantılı olduğu ve Hamas'a mali yardım sağladığı iddiasıyla Washington tarafından 2019 yılında yaptırım listesine alınan Muhammed Surur’u da nisan ayı başlarında öldürdüğünden şüpheleniliyor. Attar, Hizbullah'ın hava savunma biriminde deneyimli bir mühendisti. Baalbek'te aracı seyir halindeyken İsrail’e ait bir İHA tarafından hedef alındı. Raad, Hizbullah'ın üst düzey bir yetkilisinin oğlu ve Hacı Rıdvan kod adlı merhum Muğniye'nin adını taşıyan elit gücü Rıdvan Tugayı’nın bir üyesiydi. Kasım ise Lübnan’ın güneyindeki bir bölgeden sorumlu üst düzey bir subaydı. Tavil, Abdullah ve Nasır 8 Ekim'den bu yana Lübnan’ın güneyindeki operasyonlara komuta ediyorlardı.

İsrail’in düzenlediği bu saldırılar önemsiz değil. Geçici de olsa Hizbullah'ın askeri kabiliyetlerini azaltıyor, İsrail'in istihbaratının moralini yükseltiyor ve siyasi önem taşıyor. Ancak, tüm faydalarına rağmen İsrail, bu saldırıların çok az stratejik değer karşısında büyük risk taşıdığını da farkında. Çünkü Hizbullah İsrail ile topyekûn bir savaş istemediğini açıklamış olsa da Nasrallah’ın tıpkı örgütün Genel Sekreter Yardımcısı Naim Kasım ve üst düzey yetkilisi Haşim Safieddine gibi önemli isimlerini hedef alan saldırılardan birine uğraması halinde tutumunu değiştirebilir ve bu da tüm denklemleri alt-üst edebilir.

*Bu makale Şarku’l Avsat tarafından Londra merkezli  Al Majalla dergisinden çevrilmiştir.



Grönland tartışması büyüyor: Birleşik Krallık anlaşma için devreye girecek

Grönland'da 150 askeri personelin görev yaptığı Pituffik Uzay Üssü, ABD ordusunun en kuzeydeki askeri üssü konumunda (AFP)
Grönland'da 150 askeri personelin görev yaptığı Pituffik Uzay Üssü, ABD ordusunun en kuzeydeki askeri üssü konumunda (AFP)
TT

Grönland tartışması büyüyor: Birleşik Krallık anlaşma için devreye girecek

Grönland'da 150 askeri personelin görev yaptığı Pituffik Uzay Üssü, ABD ordusunun en kuzeydeki askeri üssü konumunda (AFP)
Grönland'da 150 askeri personelin görev yaptığı Pituffik Uzay Üssü, ABD ordusunun en kuzeydeki askeri üssü konumunda (AFP)

ABD Başkanı Donald Trump'ın Grönland'a müdahale tehditleri devam ederken, Avrupa ülkeleri adaya askeri personel konuşlandırıyor. Birleşik Krallık'ın ise anlaşma için arabuluculuk yapmak istediği belirtiliyor.

Guardian'ın analizinde, Trump'ın uluslararası hukuku hiçe sayan tavrının "Avrupa'nın ABD'ye askeri güvenlik için bağımlılığını gözler önüne serdiği" belirtiliyor.

Amerikan özel harekatçılarının 3 Ocak'ta Venezuela'ya baskın düzenleyip ülkenin lideri Nicolas Maduro ve eşi Cilia Flores'i kaçırmasının Avrupa'da "sağır edici bir sessizlikle karşılandığına" da dikkat çekiliyor.

Analizde, Birleşik Krallık Başbakanı Keir Starmer'ın Grönland meselesinde ABD'yle anlaşma yapmaya çalışacağı yazılıyor.

Eski Almanya Ekonomi ve İklimi Koruma Bakanı Habeck, Guardian'da pazartesi yayımlanan yazısında, Grönland'a Avrupa Birliği (AB) üyeliğine geri dönme teklifinde bulunulması gerektiğini belirtmişti. Ayrıca ABD'nin tehditlerinin savuşturulması için kapsamlı bir yatırım paketi sunulmasını istemişti.

Grönland, 1979'da Danimarka'dan özerkliğini kazansa da dışişleri, güvenlik ve mali konularda bu ülkeye bağlı. Ada ülkesi, balıkçılık haklarını geri kazanmak için AB'nin önceli olan Avrupa Ekonomik Topluluğu'ndan 1985'te ayrılmıştı.

Washington'ın işgal tehditleri sürerken Almanya, İsveç, Fransa ve Norveç ada ülkesine askeri personel gönderiyor.

Kanada ve Fransa, Grönland'ın başkenti Nuuk'ta konsolosluk açmayı da planlıyor.

Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, Grönland'da halihazırda görev yapan askerlerin gelecek günlerde "hava, deniz ve kara yoluyla güçlendirileceğini" söyledi.

Almanya Savunma Bakanlığı'ndan yapılan açıklamada da Berlin yönetiminin, Danimarka'nın daveti üzerine 15-17 Ocak'ta diğer Avrupa ülkeleriyle birlikte Grönland'da keşif çalışmalarına katılacağı belirtildi.

NATO ülkelerinin ittifaka üye diğer ülkelere eğitim, ortak tatbikat ve keşif çalışmaları için asker göndermesi olağandışı bir durum değil.

Ancak CNN'in analizinde, Avrupa ülkelerinin zamanlamasının "NATO'da benzeri görülmemiş bir gerginliğin yaşandığı dönemde bir dayanışma göstergesi olduğu" yazılıyor.

Danimarka Dışişleri Bakanı Lars Lokke Rasmussen ve Grönlandlı mevkidaşı Vivian Motzfeldt, dün Washington'da ABD Başkan Yardımcısı JD Vance ve Dışişleri Bakanı Marco Rubio'yla bir araya geldi.

Rasmussen, toplantının ardından yaptığı açıklamada "Hâlâ temel anlaşmazlıklarımız var ancak görüşmelere devam edeceğiz" dedi.

Danimarka Savunma Bakanı Troels Lund Poulsen de ABD'nin Grönland'a askeri müdahalede bulunmasını "hayal bile edemediğini" söyleyerek, bunu "varsayımsal bir durum olarak" gördüğünü belirtti.

Grönland ve Danimarka defalarca Trump'ın adayı alma söylemlerine karşı çıktı. Ancak ABD Başkanı, Çin ve Rusya'ya ait denizaltı ve diğer savaş gemilerinin Grönland çevresinde konuşlandığını belirterek adayı ABD toprağına katmanın "ulusal güvenlik meselesi olduğunu" iddia ediyor. 

Independent Türkçe, Guardian, CNN


GKRY’de Rus diplomatın ölümü ve kayıp oligark: Bağlantılı çıkarsa şaşırmam

Lefkoşa'daki Rus Büyükelçiliği, Aleksey Panov'un ölümünü doğrularken, olaya dair herhangi bir detay paylaşmadı (Cyprus.mid.ru)
Lefkoşa'daki Rus Büyükelçiliği, Aleksey Panov'un ölümünü doğrularken, olaya dair herhangi bir detay paylaşmadı (Cyprus.mid.ru)
TT

GKRY’de Rus diplomatın ölümü ve kayıp oligark: Bağlantılı çıkarsa şaşırmam

Lefkoşa'daki Rus Büyükelçiliği, Aleksey Panov'un ölümünü doğrularken, olaya dair herhangi bir detay paylaşmadı (Cyprus.mid.ru)
Lefkoşa'daki Rus Büyükelçiliği, Aleksey Panov'un ölümünü doğrularken, olaya dair herhangi bir detay paylaşmadı (Cyprus.mid.ru)

Güney Kıbrıs Rum Yönetimi (GKRY) Rus istihbaratı adına çalıştığı ve intihar ettiği öne sürülen diplomat Aleksey Panov'un ölümüyle ilgili inceleme başlattı.

GKRY Polisi Sözcüsü Viron Vironos, "otopsi sonuçlarına göre olayın intihar gibi göründüğünü" belirterek inceleme yürütüldüğünü söyledi.

Guardian'ın aktardığına göre Rus Büyükelçiliği, 41 yaşındaki diplomatın yazdığı iddia edilen intihar notunu GKRY yetkililerine teslim etmeye yanaşmadı. Ayrıca polisin olay yerine erişimi de engellendi.

Bunun yerine polisin Panov'un cesedini büyükelçiliğin avlusundan teslim aldığı aktarılıyor.

Büyükelçiliğin Facebook sayfasından 8 Ocak'ta yapılan paylaşımda, diplomatın yaşamını yitirdiği ve ailesine gerekli tüm desteğin sağlandığı ifade edilmişti. Ölüm nedenine dairse bir bilgi paylaşılmamıştı.

Rusya hakkında yazan Berlin'den bağımsız araştırmacı Dmitri Kmelnitski, büyükelçilik tarafından kimliği "AV Panov" olarak paylaşılan diplomatın, Rus Askeri İstihbarat Teşkilatı (GRU) üyesi olduğunu savunmuştu.

Haberde, bu iddianın GKRY içinde bilgi sahibi kişilerce doğrulandığı belirtiliyor.

Telegram'daki Echo kanalı üzerinden yaptığı açıklamada Kmelnitski, Panov'un büyükelçilikteki casusluk ekipmanının bakım ve denetiminden sorumlu olduğunu ileri sürmüştü.

Araştırmacı, olayda Panov'un kaçmak isteyebileceği ihtimalinin göz ardı edilemeyeceğini savunmuştu.

Birleşik Krallık'ın tanınmış tabloid gazetelerinden The Sun da Panov'un taraf değiştirerek kaçma hazırlığında olduğu gerekçesiyle elçilik binasında öldürülmüş olabileceğini öne sürmüştü.

Panov'un ölümünün, dünyanın en büyük potasyum üreticisi Uralkali şirketinin eski CEO'su Vladislav Baumgartner'ın kaybolduğunun bildirilmesinden bir gün sonra gerçekleşmesi de dikkat çekti.

56 yaşındaki oligarkın en son görüldüğü yer, Rus göçmenlerin tercih ettiği sahil kenti Limasol'dü.  

Zengin Ruslar için bir sığınak haline geldiğinden "Akdeniz'in Moskova'sı" diye de anılan GKRY'deki iki olayın birbiriyle bağlantılı olabileceği iddiaları da gündemde.

Polis sözcüsü Vironos, Baumgartner'ı arama çalışmalarının sürdüğünü belirtirken, iki olay arasında bağlantı olduğuna dair şimdiye dek bir delil bulunmadığını söylüyor.

Kimliğinin paylaşılmaması şartıyla konuşan Batılı bir diplomatsa "İki olayın birbiriyle bağlantılı çıkması beni şaşırtmaz" diyor.

Adının gizli tutulmasını isteyen bir Avrupa Birliği (AB) diplomatı da aynı görüşü paylaşıyor.

GKRY'nin bir zamanlar Rus yanlısı olarak tanınan eski dışişleri bakanı Nikos Hristodulidis'in yönetimi, diğer yandan yolsuzluk iddialarıyla mücadele ediyor.

9 Ocak'ta sızdırılan bir videoyla başlayan olayda GKRY lideri Hristodulidis'in, 2023'teki seçim kampanyası harcamalarına ilişkin 1 milyon euroluk sınırı aşmak için yasadışı yöntemlere başvurduğu iddia edilmişti.

İddiaların ardından Hristodulidis'in başdanışmanı Haralambos Haralambus istifa etmişti.

GKRY yönetimi, videodaki iddiaları yalanlarken servis edilen görüntülerden Rusya'yı sorumlu tutmuştu. Moskova'nın, Ukrayna savaşında Kiev ve Batılı yönetimleri desteklediği için GKRY'ye hibrit saldırı düzenlediği ileri sürülmüştü.

Independent Türkçe, Guardian, Cyprus Mail, The Sun


ABD, İran’a saldırı planından vazgeçmedi: Harekat yakın görünüyor

İran'daki rejim karşıtı protestolarda Tahran yönetimini savunanlar da sokakta (AP)
İran'daki rejim karşıtı protestolarda Tahran yönetimini savunanlar da sokakta (AP)
TT

ABD, İran’a saldırı planından vazgeçmedi: Harekat yakın görünüyor

İran'daki rejim karşıtı protestolarda Tahran yönetimini savunanlar da sokakta (AP)
İran'daki rejim karşıtı protestolarda Tahran yönetimini savunanlar da sokakta (AP)

ABD Başkanı Donald Trump, İran'da "ölümlerin durdurulduğunu" söylese de ülkeye saldırı planı hâlâ masada.

Kimliğinin paylaşılmaması şartıyla Reuters'a konuşan ABD'li bir yetkili, İran'ın olası misillemesine karşı Washington'ın Ortadoğu'daki bazı üslerden askeri personelini çekmeye başladığını belirtiyor.

Bunlar arasında ABD'nin Ortadoğu'daki en büyük askeri üssü olan Katar'daki El Udeyd üssü de yer alıyor. Birleşik Krallık'ın da aynı üsteki askeri personel sayısını azalttığı aktarılıyor.

"Öngörülemezlik stratejisi"

Yetkili, Trump yönetiminin muhtemel saldırı planının belirsizliğini koruduğunu vurguluyor:

Tüm işaretler ABD'nin saldırısının yakın olduğunu gösteriyor ancak yönetim bir yandan da herkesi tetikte tutmak için böyle davranıyor. Öngörülemezlik bu stratejinin bir parçası.

Trump, İran riyalinin açık piyasada ABD doları karşısında rekor seviyede düşmesinin ardından 28 Aralık'ta patlak veren protestolarda, Tahran yönetimine karşı birçok kez askeri müdahale tehdidinde bulunmuştu.

ABD Başkanı, 13 Ocak'taki açıklamasında, eylemcilerin idam cezasına çarptırılması halinde "çok sert önlemler alacaklarını" söylemişti.

Diğer yandan Tahran yönetimi, gösterilerde gözaltına alınan eylemci İrfan Sultani'nin idam cezasına çarptırıldığına yönelik iddiaları yalanladı. İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi de dünkü açıklamasında "Geçen yıl haziranda yaptığını hatayı tekrarlamayın" diyerek Washington'ı uyardı.

İsrail'in saldırılarıyla tırmanan gerginlikte İran'ın da misilleme yapmasıyla haziranda iki ülke arasında 12 günlük çatışma yaşanmış, Amerikan savaş jetleri İran'daki üç nükleer tesisi bombalamıştı.

Trump, dünkü açıklamasında askeri seçeneklerin halen masada olup olmadığına ilişkin, "Sürecin nasıl gelişeceğini izleyip göreceğiz" dedi.

"İran'dan Türkiye'ye uyarı"

Adının paylaşılmaması kaydıyla Reuters'a konuşan üst düzey bir İranlı yetkili, Tahran yönetiminin bölgedeki ülkelerle iletişime geçerek Washington'ı saldırı planlarından caydırmalarını istediğini iddia ediyor:

Tahran, Suudi Arabistan ve BAE'den Türkiye'ye kadar bölgedeki ülkelere, ABD'nin İran'ı hedef alması halinde bu ülkelerdeki ABD üslerinin saldırıya uğrayacağını söyledi.

Karayipler'deki askeri yığınak seçenekleri daraltıyor

Wall Street Journal'ın analizinde, ABD ordusunun eylülden beri Venezuela üzerinde baskı oluşturmak için Karayipler'de yaptığı askeri yığınağın, Washington'ın olası İran saldırı planlarında seçeneklerini daralttığını yazıyor.

ABD ordusunun Karayipler'de 12, Ortadoğu'da ise 6 savaş gemisi var.

Ayrıca Trump'ın dünyanın en büyük uçak gemisi USS Gerald R. Ford'u ekimde Akdeniz'den Karayipler'e göndermesiyle, Ortadoğu veya Avrupa'da uçak gemisi saldırı grubu kalmadı.

Diğer yandan bu sınırlamalara rağmen ABD ordusu, Ortadoğu'daki muhriplerden Tomahawk füzeleriyle saldırı düzenleyebilir. Ayrıca bölgede konuşlandırılmış savaş jetlerinin yanı sıra ABD'deki üslerden İran'a ulaşabilen bombardıman uçaklarıyla operasyon yapabilir.

Gösterilerde ölen ya da yaralananlara ilişkin resmi açıklama yapılmazken, ABD merkezli İran İnsan Hakları Aktivistleri Haber Ajansı'na (HRANA) göre eylemlerde en az 2 bin 615 kişi hayatını kaybederken, 2 bin 54 kişi yaralandı ve 18 bin 470 kişi gözaltına alındı. 

Independent Türkçe, Reuters, Wall Street Journal, Washington Post