İsrail ile Hizbullah arasında yeni bir istihbarat savaşı

Bu kez durum öncekilerden çok farklı

Beyrut'un güney banliyösünde Aşure Günü etkinlikleri sırasında İHA’lara engel olduğu düşünülen bir silah tutan Hizbullah üyesi, 17 Temmuz 2024 (Reuters)
Beyrut'un güney banliyösünde Aşure Günü etkinlikleri sırasında İHA’lara engel olduğu düşünülen bir silah tutan Hizbullah üyesi, 17 Temmuz 2024 (Reuters)
TT

İsrail ile Hizbullah arasında yeni bir istihbarat savaşı

Beyrut'un güney banliyösünde Aşure Günü etkinlikleri sırasında İHA’lara engel olduğu düşünülen bir silah tutan Hizbullah üyesi, 17 Temmuz 2024 (Reuters)
Beyrut'un güney banliyösünde Aşure Günü etkinlikleri sırasında İHA’lara engel olduğu düşünülen bir silah tutan Hizbullah üyesi, 17 Temmuz 2024 (Reuters)

Bilal Saab

İsrail işgali altındaki Suriye toprağı Golan Tepeleri’nde bulunan Mecdel Şems beldesinde çok sayıda sivilin ölümüne yol açan roket saldırısının ardından gözler, saldırının arkasında olmakla suçlanan, ancak bunu reddeden Lübnan’daki Hizbullah Hareketi ile İsrail arasında topyekûn bir savaş ihtimaline çevrildi. Peki ya Tel Aviv ile Hizbullah arasındaki istihbarat savaşı ne durumda?

İsrail'in Hizbullah'ın üst düzey isimlerine suikastlar düzenlemesi yeni bir olgu değilse de son birkaç ayda örgüte karşı bu tür saldırılar önemli ölçüde arttı. İsrail, 7 Ekim'deki istihbarat başarısızlığının ardından Lübnan'da Hizbullah’a güçlü ve hızlı bir karşılık verdi. Ancak şimdi asıl sorulması gereken soru şu: İsrail nasıl son dönemde Hizbullah’ın bu kadar çok üst düzey ismini ortadan kaldırmakta başarılı oldu? Bu taktiksel başarılar herhangi bir fark yaratacak mı?

İsrail, Lübnan’daki istihbarat faaliyetlerine yeni başlamadı. Hiç kimsenin İsrail'in genel istihbarat kabiliyetlerine ilişkin yargısı 7 Ekim olayından etkilenmemeli. İsrail'in 7 Ekim'deki Hamas saldırısını öngörememesi bilgi eksikliğinden ya da kötü analizden değil, öngörüsüzlükten ve düşmanı hafife almaktan kaynaklanıyordu. İsrail istihbaratı ya da en azından istihbarat teşkilatlarının bazıları Hamas'ın saldırı planladığı ve bir saldırı gerçekleştirme kabiliyeti konusunda uyarıda bulunmuş olsa da hükümet, Hamas'ın böylesine felaket boyutlarında bir saldırı gerçekleştireceğine inanmadığından bu uyarıları görmezden gelmeyi tercih etti.

Ancak İsrail'in Lübnan’daki son faaliyetleri öncekilerden çok farklı. İstihbarat operasyonları geleneksel bilgi toplama, analiz etme, yayma ve uygulama modelini takip ediyor ve bunların hepsi üst düzey politikalar tarafından destekleniyor. İsrail 7 Ekim'den önce Hamas'a karşı ağırlıklı olarak savunmacı bir tutum sergilerken, istihbarat faaliyetleri açısından Hizbullah'a karşı saldırgan davranıyor. İnisiyatifi elinde tuttuğunu ve operasyonlarının hükümet tarafından siyasi ve maddi olarak desteklendiğini görüyoruz.

İsrail'in Lübnan'da kullandığı istihbarat araçlarında olağandışı bir değişiklik olmasa da yeni olan, İsrail'in Hizbullah ajanlarını takip etmek ve öldürmek için sahip olduğu imkânları kullanma biçimidir. İsrail hedeflerine ulaşmak için insansız hava araçları (İHA), güvenlik kameraları ve uzaktan algılama sistemleri gibi elektronik gözetleme araçları kullandı, cep telefonlarını ve bilgisayarları hackledi ve Lübnan vatandaşlarını kendi adına casus olarak işe aldı. Bu faaliyetler o kadar etkili oldu ki Hizbullah Genel Sekreteri Hasan Nasrallah destekçilerini telefonlarını emniyete almaları ve şifrelemeleri konusunda uyardı.

xscdvfbgth
Bikâ vadisinin batısındaki el-Hayara beldesinde İsrail bombardımanında isabet alan bir aracın enkazı etrafındaki kurtarma görevlileri, 22 Haziran 2024 (AFP)

Lübnan’ın içinde bulunduğu ağır ekonomik kriz nedeniyle İsrail için casusluk yapmaya istekli olanları işe alma süreci İsrail için zor olmadı. Esasında Lübnan, ülkenin ekonomik çöküşünden önce bile İsrail için her zaman zengin bir bilgi kaynağı olmuştu. Lübnan’da devlet kurumları İsrail'in sızmasına karşı etkili bir savunmaya sahip değil. Lübnan toplumundaki mezhep grupları siyasi olarak parçalanmış durumda. Bu mezhep grupları, ülkenin kimliği ile müttefik ve düşmanlarının kimler olduğu da dahil olmak üzere pek çok siyasi konuda görüş ayrılığı yaşıyor. Bu durum İsrail'in istihbarat operasyonlarında çok faydalı olan bir muhbir ağı kurmasına olanak sağladı. ABD tarafından donatılan ve ülkenin istihbarat servisleri arasında en yeteneklisi olarak kabul edilen Lübnan İç Güvenlik Güçleri İstihbarat Birimi, aralarında Hizbullah üyelerinin de olduğu İsrail adına çalışan 20'den fazla ajanı tutukladı.

İsrail son haftalarda ve aylarda Hizbullah'ın Lübnan'ın güneyindeki üst düzey isimlerinin yarısını öldürdüğünü iddia ediyor, ancak Hizbullah bu iddiayı reddediyor.

Yine de Hizbullah'ın İsrail'in tekrarlanan müdahaleleri karşısında çaresiz kaldığı sonucuna varmamalıyız, aksine kendini daha iyi korumaya odaklandığını söyleyebiliriz. Öyle ki Hizbullah, İsrail'in yüksek teknolojili yeteneklerinin etkisini en aza indirmek ve önlemek için düşük teknolojili karşı önlemler kullandı. İsrail gibi o da kendi hava gözetleme araçlarını İsrail hava sahasına sokarak ve İsrail'deki hassas bölgelere saldırarak caydırıcılık kabiliyetini yeniden tesis etmek amacıyla saldırıya geçti.

İsrail son haftalarda ve aylarda Hizbullah'ın Lübnan'ın güneyindeki üst düzey isimlerinin yarısını öldürdüğünü iddia etse de Hizbullah, İsrail’in iddiasını reddediyor. Bu iddia doğru olsun ya da olmasın, İsrail’in uyguladığı hedefli suikast politikasının Hizbullah'ı stratejik olarak zayıflatmak ya da dağıtmak açısından başarmalı olması beklenmiyor. Hizbullah kendini onarma ve üst düzey isimlerine yönelik suikastlardan sonra toparlanma yeteneğine sahip. Ancak bir istisnası var, o da Genel Sekreter Hasan Nasrallah. Tarih de bunu doğruluyor. İsrail'in 1992 yılında Abbas el-Musavi'yi ve 2008 yılında İmad Muğniye'yi öldürmesinin ardından çok az kişi Hizbullah'ın hayatta kalmaya devam edeceğine ya da aynı etkinlikle faaliyet göstereceğine inanıyordu. Çok geçmeden bunun yanlış olduğu anlaşıldı.

Sonuçta bu adamlar örgütün sıradan üyeleri değillerdi. İlki Nasrallah'ın selefiydi, Hizbullah üyeleri ve İran yönetimi tarafından sevilen ve güvenilen biriydi. İkincisi ise Hizbullah'ın en üst düzey askeri yetkilisi ve Hasan Nasrallah'ın en yakın arkadaşlarındandı. Muğniye, Lübnan ve ötesinde ABD ve İsrail hedeflerine yönelik çok sayıda ölümcül saldırıya karıştığından on yıl İsrail ve ABD istihbarat servislerinin arananlar listelerinde yer alan gizemli bir figürdü.

sdfvbgy
Beyrut'ta bir binanın çatısında iki Hizbullah savaşçısı, 17 Temmuz 2024 (Reuters)

İsrail’e ait iki Apache model helikopter, Lübnan güney beldelerinden biri olan Cebşit'teki bir toplantıdan Beyrut'a dönerken Musavi, eşi ve küçük oğlunun bulunduğu aracı hedef aldı. İsrail, Musavi'nin ortadan kaldırılmasının daha çok yeni olan örgütü dağıtacağını ve çıkarlarına karşı oluşturduğu tehdidi kontrol altına almış olacağını sanıyordu, fakat yanılıyordu. Nasrallah kısa bir süre sonra Musavi'nin yerine Hizbullah'ın liderliğine geçerek örgütü dünyanın en güçlü devlet dışı aktörü, kendisini de Ortadoğu'nun en güçlü siyasetçilerinden biri haline getirdi. Musavi'nin öldürülmesinden bir ay sonra Hizbullah, İran'ın da yardımıyla Arjantin’in başkenti Buenos Aires'teki İsrail Büyükelçiliği'ni bombalayarak 29 kişinin ölümüne neden oldu. Bu olay, Hizbullah'ın sahip olduğu kabiliyetler hakkındaki tüm şüpheleri ortadan kaldırdı.

İsrail'in Hizbullah’a yönelik saldırıları kendisi için büyük risk taşıyor. Çünkü Hizbullah, İsrail ile topyekûn bir savaşa girmek istemediğini açıklasa da Nasrallah’ın tıpkı Hizbullah’ın önde gelen diğer isimlerini hedef alınması gibi bir saldırıya uğraması halinde tutumunu değiştirebilir.

Ancak Hizbullah’ın İsrail istihbaratı ve ABD Merkezi İstihbarat Teşkilatı (CIA) tarafından 2008 yılının şubat ayında Şam'da düzenlenen ortak operasyonla öldürülen İmad Muğniye'nin kaybının yerini doldurması kolay olmadı.

Hizbullah, Musavi ve Muğniye’nin (ve daha düşük rütbeli de olsa pek çok önemli üyesinin) kaybından sonra ayakta kalmayı başardı. Çünkü Hizbullah, Hamas'ın aksine, kelimenin tam anlamıyla Samuel P. Huntington’un kurumsallaşma ölçütlerine göre örgütsel bir bütünlüğe sahip. Hizbullah bürokratik yapıyla askeri esnekliği ideal bir şekilde bünyesinde bir araya getirebildi. Kararları Nasrallah verse de sahadaki üyeleri operasyonel görevlerini yerine getirmek için yeterli özerkliğe sahipler.

Hizbullah (tıpkı geleneksel siyasi partiler ve hareketlerde olduğu gibi) siyasi güç peşinde koşan bir örgüt değil. İdeoloji, din, kardeşlik, misyon duygusu ve İran'ın Dini Lideri Ayetullah Ali Hamaney'e derin bir yakınlık duyan bir örgüttür. Bunun yanında Güney Lübnan coğrafyası ve nüfusu üzerinde kontrole sahip ve burasını üs edinmiş durumda. Ayrıca Tahran tarafından sürekli ve cömertçe destekleniyor.

dsfvbgn
Hizbullah Genel Sekreter Yardımcısı Naim Kasım ve Hizbullah’ın üst düzey yetkilisi Haşim Safieddine Aşura vesilesiyle düzenlenen yürüyüşe katıldılar (Reuters)

Elbette bu özellikler Hizbullah'ı risklerden ve dalgalanmalardan muaf tutmuyor, ancak diğer örgütlerinin çoğundan daha dirençli kılıyor. İsrail son günlerde ve haftalarda aralarında Meysam el-Attar, Abbas Kasım, Abbas Raad, Visam et-Tavil, Talib Abdullah ve Muhammed Nimah Nasır’ın da bulunduğu Hizbullah’ın üst düzey isimlerinden bazılarını öldürdü.

Öte yandan İsrail Dış İstihbarat Servisi Mossad’ın Hizbullah'la bağlantılı olduğu ve Hamas'a mali yardım sağladığı iddiasıyla Washington tarafından 2019 yılında yaptırım listesine alınan Muhammed Surur’u da nisan ayı başlarında öldürdüğünden şüpheleniliyor. Attar, Hizbullah'ın hava savunma biriminde deneyimli bir mühendisti. Baalbek'te aracı seyir halindeyken İsrail’e ait bir İHA tarafından hedef alındı. Raad, Hizbullah'ın üst düzey bir yetkilisinin oğlu ve Hacı Rıdvan kod adlı merhum Muğniye'nin adını taşıyan elit gücü Rıdvan Tugayı’nın bir üyesiydi. Kasım ise Lübnan’ın güneyindeki bir bölgeden sorumlu üst düzey bir subaydı. Tavil, Abdullah ve Nasır 8 Ekim'den bu yana Lübnan’ın güneyindeki operasyonlara komuta ediyorlardı.

İsrail’in düzenlediği bu saldırılar önemsiz değil. Geçici de olsa Hizbullah'ın askeri kabiliyetlerini azaltıyor, İsrail'in istihbaratının moralini yükseltiyor ve siyasi önem taşıyor. Ancak, tüm faydalarına rağmen İsrail, bu saldırıların çok az stratejik değer karşısında büyük risk taşıdığını da farkında. Çünkü Hizbullah İsrail ile topyekûn bir savaş istemediğini açıklamış olsa da Nasrallah’ın tıpkı örgütün Genel Sekreter Yardımcısı Naim Kasım ve üst düzey yetkilisi Haşim Safieddine gibi önemli isimlerini hedef alan saldırılardan birine uğraması halinde tutumunu değiştirebilir ve bu da tüm denklemleri alt-üst edebilir.

*Bu makale Şarku’l Avsat tarafından Londra merkezli  Al Majalla dergisinden çevrilmiştir.



Trump'ın İran'a saldırı kararını altı faktör belirleyecek

ABD Başkanı Donald Trump'ın bir resmi (Reuters/Majalla)
ABD Başkanı Donald Trump'ın bir resmi (Reuters/Majalla)
TT

Trump'ın İran'a saldırı kararını altı faktör belirleyecek

ABD Başkanı Donald Trump'ın bir resmi (Reuters/Majalla)
ABD Başkanı Donald Trump'ın bir resmi (Reuters/Majalla)

Brian Katulis

Başkan Donald Trump'ın önümüzdeki haftalarda İran konusunda ne karar vereceğini tahmin etmek zor ve hatta kendisi bile pozisyonunu henüz kesinleştirmemiş olabilir. Hem rakiplerini hem de müttefiklerini kasıtlı olarak diken üstünde tutan bir başkan için dış politikasının bugüne kadarki sonucu muğlaklık oldu. Göreve geri döndüğü ilk yılda uluslararası sahnede bazı kazanımlar elde etti, ancak aynı zamanda açık gerilemeler de yaşadı. Ukrayna'daki savaştan küresel ticaret savaşına kadar, genel yaklaşımının başarısını değerlendirmek için henüz çok erken.

Trump'ın İran ile mücadelesi bu bağlamda değerlendirilebilir. Tam teşekküllü bir savaşa girme olasılığı veya “baş kesme”yi hedefleyen taktiksel bir saldırıyla yetinme olasılığı değerlendirmelere ve spekülasyonlara tabi. Ancak, Trump'ın birkaç hafta önce İranlı protestoculara “kurumlarınızı ele geçirin” çağrısında bulunup “yardım yolda” sözü vererek yaptığı tehditlerden geri adım atıyor gibi görünmesine rağmen, Washington bazı adımlar atmaya hazır görünüyor.

dfvgthy
Arap bölgesine varmadan önce Hint Okyanusu'nda seyreden USS Abraham Lincoln uçak gemisinde bir ABD askeri bakım çalışması yapıyor, 26 Ocak 2026 (CENTCOM)

O zamandan beri Trump, İran meselesini ele alırken seçeneklerini genişletti. Diplomasiye kapıyı açık tutarken, aynı zamanda USS Abraham Lincoln uçak gemisi ve ona eşlik eden savaş gemileri de dahil olmak üzere Ortadoğu'ya askeri takviye gönderdi. Trump, askeri danışmanlarından “kesin ve kati seçenekleri” incelemelerini isterken, Ortadoğu’daki baş temsilcisi Steve Witkoff ise bu ayın başlarında İsviçre'deki Davos Forumu'nda ABD'nin Tahran ile diplomatik bir yol arayışında olmaya devam ettiğini belirtti.

Şarku'l Avsat'ın al Majalla'dan aktardığı analize göre Trump'ın İran'a yönelik izleyeceği yolu belirleyebilecek veya etkileyebilecek temel faktörler aşağıda verilmektedir.

Birincisi: Bölgedeki ABD askeri yığınağı

Trump'ın Ortadoğu'ya daha fazla askeri güç konuşlandırması, yönetiminin bölgedeki ABD kaynaklarını ve taahhütlerini azaltmayı, Batı Yarımküre'ye odaklanmayı öngören “Ulusal Güvenlik Stratejisi” ve “Ulusal Savunma Stratejisi” belgelerini yayınlamasıyla eş zamanlı olarak geliyor. Bu durum, İran'a karşı bir saldırının yakın olduğu tahminlerini destekliyor.

İsrail, ABD'nin İran'a saldırması için baskı yaparken, Suudi Arabistan da dahil olmak üzere birçok Körfez Arap devleti, Tahran ile gerilimi azaltmaya dayalı farklı bir yaklaşım izliyor

Bu ay Ortadoğu'ya ilave güç sevk edilmesi, sadece bir pazarlık kozu olabilir veya ABD özel kuvvetlerinin bu ayın başlarında Venezuela Devlet Başkanı Nicolás Maduro'yu tutuklamasına benzer şekilde, yakın bir askeri harekatın göstergesi olabilir. Ancak, ABD bir saldırı başlatırsa, Irak ve Afganistan'da olduğu gibi yeniden uzun süreli bir kara harekatı beklenmemelidir.

Bölge genelinde, İsrail, Suriye, Irak ve bazı Körfez ülkeleri gibi çeşitli ülkelerde konuşlandırılmış ABD personelinin ve askeri yeteneklerinin savunmasızlığı göz önüne alındığında, olası bir saldırının kapsamının sınırlı kalması muhtemel. Buna karşılık İran, geçen yıl yaşanan 12 günlük savaş sırasında saldırıları büyük ölçüde İsrail ile sınırlı kalırken, bu kez sert bir misilleme sözü verdi.

İkinci faktör: ABD'nin İran ile diplomatik kanalları

Amerikalı müzakereciler, geçen bahar Umman'ın ev sahipliğinde Maskat ve Roma'da düzenlenen birkaç tur görüşmede İranlı yetkililerle doğrudan bir araya gelerek, 12 günlük savaşın başlamasından önce ana anlaşmazlık noktası haline gelen İran'ın nükleer programını görüşmüşlerdi. Ancak İsrail, bu müzakerelerin ortasında İran'a bir saldırı düzenleyerek Tahran'ın ABD'nin diplomatik süreç konusundaki ciddiyetine olan güvensizliğini derinleştirdi.

sdfryj
ABD Başkanı Donald Trump, başkent Washington'daki Beyaz Saray'da İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu'yu kabul ediyor, 29 Eylül 2025 (AFP)

Diplomatik kanalların bu kez aktif olup olmadığı belirsizliğini koruyor, ancak iletişim olduğuna dair herhangi bir açık göstergenin yokluğu endişe verici. Diplomasi ancak bir devlet sadece konuşmakla yetinmeyip, ciddi bir şekilde kendisini yürüttüğünde başarılı olur.

Üçüncü faktör: ABD'nin bölgesel müttefikleri

İsrail, ABD'nin İran'a saldırması için baskı yaparken, Suudi Arabistan da dahil olmak üzere birçok Körfez Arap devleti, Tahran ile gerilimi azaltmaya dayalı farklı bir yaklaşım izliyor. Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) de bu hafta, herhangi bir tarafın İran'a saldırı düzenlemek için hava sahasını kullanmasına karşı olduğunu açıkladı. Körfez müttefiklerinden gelen baskı, Trump'ın olası bir saldırının kapsamını daraltmasına ve hatta tamamen vazgeçmesine katkıda bulunabilir.

İkinci döneminin birinci yılında Trump'ın popülaritesi keskin bir düşüş yaşıyor. Göçmenlik Dairesi’nin düzenlediği baskınlara ilişkin olumsuz medya haberlerinden veya Epstein dosyalarının daha fazla ifşa edilmesi durumunda yapılacak olumsuz haberlerden dikkatleri uzaklaştırmak için İran'ı hedef alma eğiliminde olabilir

Dördüncü faktör: İran halkı

İranlıların rejimlerine karşı durma cesaretini göstermelerine rağmen, Trump'ın “yardım yolda” dedikten sonra geri adım atması, özellikle yaşadıkları acımasız baskı göz önüne alındığında, birçok kişinin sokaklara geri dönme coşkusunu azaltabilir.

gthyrth
İran'da bir binaya çizilmiş Amerikan karşıtı bir duvar resmi, Tahran, 24 Ocak 2026 (Reuters)

Buna ek olarak, ABD'nin Venezuela'da izlediği yol, İranlıların korkularını güçlendirebilir. Zira orada Maduro gözaltına alınırken, Chavez rejiminin yapısına dokunulmadı, bu da Trump'ın İran halkının pahasına Tahran ile bir anlaşma yapması gibi benzer bir senaryo hakkındaki endişeleri artırıyor.

Beşinci faktör: İran rejimi

Tahran'ın Trump'ın baskı ve tehditleri ile olası diplomatik girişimlere vereceği yanıt, bir sonraki aşama hakkında çok şey ortaya koyacaktır. Gözlemciler, rejim içindeki ve özellikle de güvenlik aygıtının başındakiler arasındaki bölünmelere ve çatlaklara dair herhangi bir işareti yakından takip edeceklerdir.

Altıncı faktör: Amerikan kamuoyu

İkinci döneminin birinci yılında Trump'ın popülaritesi keskin bir düşüş yaşıyor. Eğer İran'a bir saldırı düzenlemenin, Maduro'nun tutuklanmasının ardından destek oranlarında görülen ani yükselişe benzer şekilde, kendisine iç kamuoyunda bir yükseliş sağlayacağına inanıyorsa, bu, seçeceği eylem biçimini etkileyebilir. Ayrıca, Göçmenlik ve Gümrük Muhafaza Dairesi’nin (ICE) düzenlediği baskınlara ilişkin olumsuz medya haberlerinden veya Epstein dosyalarının daha fazla ifşa edilmesi durumunda yapılacak olumsuz haberlerden dikkatleri uzaklaştırmak için İran'ı hedef alma eğiliminde olabilir.

Sonuç olarak, Trump, kendisini dizginleyebilecek tek gücün kendi ahlakı olduğunu açıkça ifade etti. Bundan sonra ne olacağı henüz belirsizliğini koruyor, ancak göstergeler İran'a yönelik bir saldırının yakın olabileceğini gösteriyor.


Tahran, diplomasiyi baskının durdurulmasına ve bölgesel gerilimin kontrol altına alınmasına bağlıyor

İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi'nin resmi Telegram hesabından paylaşılan videodan alınan ekran görüntüsünde, kabine toplantısı sonrası gazetecilere açıklama yaparken görülüyor.
İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi'nin resmi Telegram hesabından paylaşılan videodan alınan ekran görüntüsünde, kabine toplantısı sonrası gazetecilere açıklama yaparken görülüyor.
TT

Tahran, diplomasiyi baskının durdurulmasına ve bölgesel gerilimin kontrol altına alınmasına bağlıyor

İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi'nin resmi Telegram hesabından paylaşılan videodan alınan ekran görüntüsünde, kabine toplantısı sonrası gazetecilere açıklama yaparken görülüyor.
İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi'nin resmi Telegram hesabından paylaşılan videodan alınan ekran görüntüsünde, kabine toplantısı sonrası gazetecilere açıklama yaparken görülüyor.

İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi bugün yaptığı açıklamada, Tahran’ın Washington ile müzakere talebinde bulunmadığını, ancak ‘tehditlerin durması’ şartıyla diplomasinin yeniden canlandırılmasına kapıyı açık bıraktığını söyledi. Açıklama, ABD Başkanı Donald Trump’ın, İran’daki protestoların bastırılmasına karşı askeri müdahalenin bir seçenek olmaya devam ettiğini dile getirmesinin ardından geldi.

Bölgede gerilimi kontrol altına alma amacıyla diplomatik temaslar sürüyor. Bölgedeki etkili başkentleri kapsayan bir dizi görüşme yoluyla arabuluculuk kanallarının devreye sokulması ve Tahran ile Washington arasında siyasi diyaloğun yeniden başlatılması hedefleniyor. Bu çabalar, bölgesel tansiyonun arttığı son dönemde yoğunlaştı.

Bu çerçevede, ABD Donanması’na bağlı bir taarruz gücü dün Ortadoğu’da konuşlandırıldı. İran ise herhangi bir saldırıya karşılık vereceğini yineledi. Trump, Washington’un İran’a doğru ‘büyük bir savaş filosu’ gönderdiğini belirtirken, bunu kullanmak zorunda kalmamayı umduğunu ifade etti. Trump ayrıca, Tahran’ın hâlâ diyalog arayışında olduğunu savundu ve göstericilerin öldürülmesi ya da nükleer programın yeniden başlatılması konusunda uyarılarını yineledi.

dfrt
ABD Başkanı Donald Trump, Beyaz Saray'ın bahçesinde basın mensuplarına açıklamalarda bulunuyor. (EPA)

Tahran yönetimi, hükümet karşıtı protestoları sert biçimde bastırdı. Olaylarda binlerce kişinin hayatını kaybettiği ve on binlerce kişinin gözaltına alındığı bildirildi. İranlı yetkililer, yaşananlardan ABD ve İsrail’le bağlantılı olduklarını öne sürdükleri ‘silahlı teröristler ve kışkırtıcıları’ sorumlu tutarken, insan hakları örgütleri protestoları 1979 İslam Devrimi’nden bu yana görülen en büyük gösteriler olarak nitelendirdi.

ABD Başkanı Donald Trump’ın açıklamalarına yanıt veren Arakçi, bugün düzenlenen kabine toplantısı kapsamında gazetecilere yaptığı açıklamada, son günlerde ABD’nin Ortadoğu Özel Temsilcisi Steve Witkoff ile herhangi bir temasın gerçekleşmediğini söyledi. Arakçi, İran’ın müzakere talebinde bulunmadığını vurgulayarak, “Arabuluculuk yürüten bazı ülkeler var ve onlarla temas halindeyiz” dedi.

Arakçi, tehdit ortamında müzakerenin mümkün olmadığını belirterek, “Müzakerenin kendine özgü ilkeleri vardır; eşitlik temelinde ve karşılıklı saygı çerçevesinde yürütülmelidir. Eğer müzakerelerin sonuç vermesini istiyorlarsa, tehditlere ve aşırı taleplere son vermeleri gerekir” ifadelerini kullandı.

Arakçi’nin açıklamaları, bölgesel diplomatik temasların hız kazandığı bir döneme denk geldi. Mısır Dışişleri Bakanlığı bugün yaptığı açıklamada, Dışişleri Bakanı Bedr Abdulati’nin hem Witkoff hem de Arakçi ile ayrı ayrı telefon görüşmeleri gerçekleştirdiğini duyurdu. Görüşmelerde, ‘diplomatik sürece bağlı kalınmasının önemi ve Washington ile Tahran arasında diyaloğun yeniden başlatılması için uygun koşulların hazırlanması’ üzerinde durulduğu belirtildi.

rgty
İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, kabine toplantısı sonrası basın mensuplarına açıklamalarda bulundu. (İran Cumhurbaşkanlığı)

Doha yönetimi de Katar Başbakanı ve Dışişleri Bakanı Muhammed bin Abdurrahman Al Sani’nin, Abbas Arakçi ile telefon görüşmesi gerçekleştirdiğini duyurdu. Görüşmede ikili ilişkiler ile bölgesel ve uluslararası gelişmeler ele alınırken, ‘bölgesel istikrarın korunması ve gerilimin düşürülmesi için diplomatik çabaların sürdürülmesinin gerekliliği’ vurgulandı.

Aynı çerçevede Katar Başbakanı, İran Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi Genel Sekreteri Ali Laricani ile de telefon görüşmesi yaptı. Tahran’daki Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi’nden yapılan açıklamaya göre görüşmede, ‘mevcut aşamadaki son gelişmeler ve diplomatik çözümlerin ilerletilmesine yönelik yollar’ ele alındı.

Ankara’da ise Dışişleri Bakanı Hakan Fidan bugün yaptığı açıklamada, ABD’ye İran ile yaşanan ihtilaflı konuları kapsamlı bir anlaşma yerine ‘tek tek’ çözme çağrısında bulundu. Fidan, Tahran’ın nükleer programı konusunda görüşmelere açık olduğunu da ifade etti.

Şarku’l Avsat’ın Reuters’tan aktardığına göre Fidan, basın mensuplarına yaptığı değerlendirmede, Türkiye’nin İran’a yönelik herhangi bir yabancı müdahaleye ya da saldırıya karşı olduğunu belirterek, bunun “savaşı yeniden başlatmak anlamına geleceğini ve yanlış olacağını” söyledi.

Fidan, “Amerikalı dostlarıma her zaman tavsiyem, İranlılarla meseleleri birer birer çözmeleridir. Nükleer dosyayla başlayın ve kapatın, ardından diğer başlığa geçin” dedi. Tüm konuların tek bir paket halinde sunulmasının, İran açısından süreci zorlaştıracağını ve zaman zaman aşağılayıcı algılanabileceğini belirten Fidan, bunun yalnızca kamuoyuna değil, İran liderliğine de anlatılmasının güç olacağını vurguladı.

Geçtiğimiz haziran ayında ABD, Gazze savaşı nedeniyle İsrail ile bölgede artan gerilim ortamında İran’ın nükleer tesislerini vurmuştu. İran’ın barışçıl amaçlarla yürüttüğünü savunduğu nükleer programına ilişkin müzakerelerde ise kayda değer bir ilerleme sağlanamadı.

NATO üyesi ve İran’ın komşusu olan Türkiye, ABD ve İranlı yetkililerle temaslarını sürdürdüğünü belirterek, Tahran’a iç sorunlarını kendi başına çözmesi için fırsat tanınması gerektiğini ifade etti. Ankara ayrıca, bölgede yaşanacak herhangi bir istikrarsızlığın mevcut koşullarda bölgenin taşıyabileceği sınırları aşacağı uyarısında bulundu. Fidan, İsrail’in İran’a yönelik saldırı arayışını sürdürdüğünü de dile getirdi.


Şera, Suriye'deki Rus güçlerinin geleceğini görüşmek üzere Putin ile bir araya geliyor

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Kremlin'de Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şera ile bir araya geldi. (Arşiv – Kremlin – DPA)
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Kremlin'de Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şera ile bir araya geldi. (Arşiv – Kremlin – DPA)
TT

Şera, Suriye'deki Rus güçlerinin geleceğini görüşmek üzere Putin ile bir araya geliyor

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Kremlin'de Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şera ile bir araya geldi. (Arşiv – Kremlin – DPA)
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Kremlin'de Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şera ile bir araya geldi. (Arşiv – Kremlin – DPA)

Kremlin, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şera’nın, bugün Moskova’da yapacakları görüşmede Suriye’deki Rus askeri varlığını ele alacaklarını açıkladı.

Kremlin Sözcüsü Dmitriy Peskov, iki liderin ayrıca, ekonomik iş birliği ile Ortadoğu’daki durumu da görüşeceğini söyledi.

Peskov, Reuters’ın Beşşar Esed’in geleceğine ilişkin sorusuna, “Bu konu hakkında yorum yapmayacağız” yanıtını verdi.

Kremlin, Putin’in Şera ile ekonomik iş birliği ve bölgesel gelişmeleri masaya yatıracağını bildirdi.

Rus basını dün, Kremlin kaynaklarına dayandırdığı haberlerde, Putin ile Şera’nın ‘ikili ilişkilerin farklı alanlardaki durumu ve geleceği ile Ortadoğu’daki gelişmeleri’ ele alacaklarını bildirmişti.

Geçtiğimiz ekim ayında gerçekleştirilen ilk görüşmede iki lider uzlaşıcı bir dil kullanmıştı. Söz konusu ziyaret, Şera’nın Beşşar Esed’in devrilmesinin ardından göreve gelmesinden sonra Moskova’ya yaptığı ilk ziyaret olmuştu. Rusya, Esed yönetiminin en güçlü destekçileri arasında yer alıyordu.

Beşşar Esed, eşi Esma Esed ve kendisine yakın bazı yetkililerle birlikte, iktidarının 8 Aralık 2024’te sona ermesinin ardından Moskova’ya kaçmıştı. Şam’daki yeni yönetim, söz konusu isimlerin yargılanmak üzere iadesini talep ediyor.

Diğer yandan ABD Başkanı Donald Trump dün Şera’yı övdü. Trump, Şera ile yaptığı telefon görüşmesinin ardından gazetecilere verdiği demeçte, “Kendisine büyük saygı duyuyorum… İşler çok iyi gidiyor” ifadelerini kullandı.

Esed’in devrilmesinin ardından Ortadoğu’daki nüfuzu zayıflayan Putin, bölgede Rus askeri varlığını korumayı hedefliyor. Moskova, yeni yönetim döneminde Tartus’taki deniz üssü ile Hmeymim’deki hava üssünün geleceğini güvence altına almaya çalışıyor. Bu iki üs, Rusya’nın eski Sovyet coğrafyası dışında sahip olduğu tek askeri tesis olma özelliğini taşıyor. Öte yandan Rusya, 2019’dan bu yana kuzeydoğu Suriye’de Kürt güçlerinin nüfuz alanlarında askeri üs olarak kullandığı Kamışlı Havalimanı’ndan askeri teçhizat ve birliklerini ise dün çekti.

Rusya, Esed’in en önemli müttefiklerinden biri olmuş ve 2015’te çatışmaların başlamasının ardından askeri müdahalede bulunmuştu. Bu müdahale, sahadaki dengelerin rejim güçleri lehine değişmesinde belirleyici rol oynadı. Ancak Esed’in devrilmesi, Rusya’nın bölgedeki etkisine ağır bir darbe niteliği taşıdı ve Ukrayna savaşı sürerken Moskova’nın askeri kapasitesinin sınırlarını da ortaya koydu.

Buna karşılık, Esed’in düşüşünü memnuniyetle karşılayan Washington, Şera ile ilişkilerini güçlendirdi. ABD, 2014’ten bu yana Suriye ve komşu Irak’ta aşırılık yanlısı gruplara karşı uluslararası bir koalisyona liderlik ediyor.

Öte yandan Fransa, Birleşik Krallık, Almanya ve ABD, dün yayımladıkları ortak bildiride, ateşkesin sağlanmasının ardından Suriye ordusu ile Kürt savaşçıları, binlerce militanı ve aile fertleri kuzeydoğu Suriye’deki cezaevleri ve kamplarda tutulan DEAŞ’ın güvenlik boşluğundan yararlanmasını önlemek amacıyla ‘her türlü güvenlik boşluğundan kaçınmaya’ çağırdı.