İsrail ile Hizbullah arasında yeni bir istihbarat savaşı

Bu kez durum öncekilerden çok farklı

Beyrut'un güney banliyösünde Aşure Günü etkinlikleri sırasında İHA’lara engel olduğu düşünülen bir silah tutan Hizbullah üyesi, 17 Temmuz 2024 (Reuters)
Beyrut'un güney banliyösünde Aşure Günü etkinlikleri sırasında İHA’lara engel olduğu düşünülen bir silah tutan Hizbullah üyesi, 17 Temmuz 2024 (Reuters)
TT

İsrail ile Hizbullah arasında yeni bir istihbarat savaşı

Beyrut'un güney banliyösünde Aşure Günü etkinlikleri sırasında İHA’lara engel olduğu düşünülen bir silah tutan Hizbullah üyesi, 17 Temmuz 2024 (Reuters)
Beyrut'un güney banliyösünde Aşure Günü etkinlikleri sırasında İHA’lara engel olduğu düşünülen bir silah tutan Hizbullah üyesi, 17 Temmuz 2024 (Reuters)

Bilal Saab

İsrail işgali altındaki Suriye toprağı Golan Tepeleri’nde bulunan Mecdel Şems beldesinde çok sayıda sivilin ölümüne yol açan roket saldırısının ardından gözler, saldırının arkasında olmakla suçlanan, ancak bunu reddeden Lübnan’daki Hizbullah Hareketi ile İsrail arasında topyekûn bir savaş ihtimaline çevrildi. Peki ya Tel Aviv ile Hizbullah arasındaki istihbarat savaşı ne durumda?

İsrail'in Hizbullah'ın üst düzey isimlerine suikastlar düzenlemesi yeni bir olgu değilse de son birkaç ayda örgüte karşı bu tür saldırılar önemli ölçüde arttı. İsrail, 7 Ekim'deki istihbarat başarısızlığının ardından Lübnan'da Hizbullah’a güçlü ve hızlı bir karşılık verdi. Ancak şimdi asıl sorulması gereken soru şu: İsrail nasıl son dönemde Hizbullah’ın bu kadar çok üst düzey ismini ortadan kaldırmakta başarılı oldu? Bu taktiksel başarılar herhangi bir fark yaratacak mı?

İsrail, Lübnan’daki istihbarat faaliyetlerine yeni başlamadı. Hiç kimsenin İsrail'in genel istihbarat kabiliyetlerine ilişkin yargısı 7 Ekim olayından etkilenmemeli. İsrail'in 7 Ekim'deki Hamas saldırısını öngörememesi bilgi eksikliğinden ya da kötü analizden değil, öngörüsüzlükten ve düşmanı hafife almaktan kaynaklanıyordu. İsrail istihbaratı ya da en azından istihbarat teşkilatlarının bazıları Hamas'ın saldırı planladığı ve bir saldırı gerçekleştirme kabiliyeti konusunda uyarıda bulunmuş olsa da hükümet, Hamas'ın böylesine felaket boyutlarında bir saldırı gerçekleştireceğine inanmadığından bu uyarıları görmezden gelmeyi tercih etti.

Ancak İsrail'in Lübnan’daki son faaliyetleri öncekilerden çok farklı. İstihbarat operasyonları geleneksel bilgi toplama, analiz etme, yayma ve uygulama modelini takip ediyor ve bunların hepsi üst düzey politikalar tarafından destekleniyor. İsrail 7 Ekim'den önce Hamas'a karşı ağırlıklı olarak savunmacı bir tutum sergilerken, istihbarat faaliyetleri açısından Hizbullah'a karşı saldırgan davranıyor. İnisiyatifi elinde tuttuğunu ve operasyonlarının hükümet tarafından siyasi ve maddi olarak desteklendiğini görüyoruz.

İsrail'in Lübnan'da kullandığı istihbarat araçlarında olağandışı bir değişiklik olmasa da yeni olan, İsrail'in Hizbullah ajanlarını takip etmek ve öldürmek için sahip olduğu imkânları kullanma biçimidir. İsrail hedeflerine ulaşmak için insansız hava araçları (İHA), güvenlik kameraları ve uzaktan algılama sistemleri gibi elektronik gözetleme araçları kullandı, cep telefonlarını ve bilgisayarları hackledi ve Lübnan vatandaşlarını kendi adına casus olarak işe aldı. Bu faaliyetler o kadar etkili oldu ki Hizbullah Genel Sekreteri Hasan Nasrallah destekçilerini telefonlarını emniyete almaları ve şifrelemeleri konusunda uyardı.

xscdvfbgth
Bikâ vadisinin batısındaki el-Hayara beldesinde İsrail bombardımanında isabet alan bir aracın enkazı etrafındaki kurtarma görevlileri, 22 Haziran 2024 (AFP)

Lübnan’ın içinde bulunduğu ağır ekonomik kriz nedeniyle İsrail için casusluk yapmaya istekli olanları işe alma süreci İsrail için zor olmadı. Esasında Lübnan, ülkenin ekonomik çöküşünden önce bile İsrail için her zaman zengin bir bilgi kaynağı olmuştu. Lübnan’da devlet kurumları İsrail'in sızmasına karşı etkili bir savunmaya sahip değil. Lübnan toplumundaki mezhep grupları siyasi olarak parçalanmış durumda. Bu mezhep grupları, ülkenin kimliği ile müttefik ve düşmanlarının kimler olduğu da dahil olmak üzere pek çok siyasi konuda görüş ayrılığı yaşıyor. Bu durum İsrail'in istihbarat operasyonlarında çok faydalı olan bir muhbir ağı kurmasına olanak sağladı. ABD tarafından donatılan ve ülkenin istihbarat servisleri arasında en yeteneklisi olarak kabul edilen Lübnan İç Güvenlik Güçleri İstihbarat Birimi, aralarında Hizbullah üyelerinin de olduğu İsrail adına çalışan 20'den fazla ajanı tutukladı.

İsrail son haftalarda ve aylarda Hizbullah'ın Lübnan'ın güneyindeki üst düzey isimlerinin yarısını öldürdüğünü iddia ediyor, ancak Hizbullah bu iddiayı reddediyor.

Yine de Hizbullah'ın İsrail'in tekrarlanan müdahaleleri karşısında çaresiz kaldığı sonucuna varmamalıyız, aksine kendini daha iyi korumaya odaklandığını söyleyebiliriz. Öyle ki Hizbullah, İsrail'in yüksek teknolojili yeteneklerinin etkisini en aza indirmek ve önlemek için düşük teknolojili karşı önlemler kullandı. İsrail gibi o da kendi hava gözetleme araçlarını İsrail hava sahasına sokarak ve İsrail'deki hassas bölgelere saldırarak caydırıcılık kabiliyetini yeniden tesis etmek amacıyla saldırıya geçti.

İsrail son haftalarda ve aylarda Hizbullah'ın Lübnan'ın güneyindeki üst düzey isimlerinin yarısını öldürdüğünü iddia etse de Hizbullah, İsrail’in iddiasını reddediyor. Bu iddia doğru olsun ya da olmasın, İsrail’in uyguladığı hedefli suikast politikasının Hizbullah'ı stratejik olarak zayıflatmak ya da dağıtmak açısından başarmalı olması beklenmiyor. Hizbullah kendini onarma ve üst düzey isimlerine yönelik suikastlardan sonra toparlanma yeteneğine sahip. Ancak bir istisnası var, o da Genel Sekreter Hasan Nasrallah. Tarih de bunu doğruluyor. İsrail'in 1992 yılında Abbas el-Musavi'yi ve 2008 yılında İmad Muğniye'yi öldürmesinin ardından çok az kişi Hizbullah'ın hayatta kalmaya devam edeceğine ya da aynı etkinlikle faaliyet göstereceğine inanıyordu. Çok geçmeden bunun yanlış olduğu anlaşıldı.

Sonuçta bu adamlar örgütün sıradan üyeleri değillerdi. İlki Nasrallah'ın selefiydi, Hizbullah üyeleri ve İran yönetimi tarafından sevilen ve güvenilen biriydi. İkincisi ise Hizbullah'ın en üst düzey askeri yetkilisi ve Hasan Nasrallah'ın en yakın arkadaşlarındandı. Muğniye, Lübnan ve ötesinde ABD ve İsrail hedeflerine yönelik çok sayıda ölümcül saldırıya karıştığından on yıl İsrail ve ABD istihbarat servislerinin arananlar listelerinde yer alan gizemli bir figürdü.

sdfvbgy
Beyrut'ta bir binanın çatısında iki Hizbullah savaşçısı, 17 Temmuz 2024 (Reuters)

İsrail’e ait iki Apache model helikopter, Lübnan güney beldelerinden biri olan Cebşit'teki bir toplantıdan Beyrut'a dönerken Musavi, eşi ve küçük oğlunun bulunduğu aracı hedef aldı. İsrail, Musavi'nin ortadan kaldırılmasının daha çok yeni olan örgütü dağıtacağını ve çıkarlarına karşı oluşturduğu tehdidi kontrol altına almış olacağını sanıyordu, fakat yanılıyordu. Nasrallah kısa bir süre sonra Musavi'nin yerine Hizbullah'ın liderliğine geçerek örgütü dünyanın en güçlü devlet dışı aktörü, kendisini de Ortadoğu'nun en güçlü siyasetçilerinden biri haline getirdi. Musavi'nin öldürülmesinden bir ay sonra Hizbullah, İran'ın da yardımıyla Arjantin’in başkenti Buenos Aires'teki İsrail Büyükelçiliği'ni bombalayarak 29 kişinin ölümüne neden oldu. Bu olay, Hizbullah'ın sahip olduğu kabiliyetler hakkındaki tüm şüpheleri ortadan kaldırdı.

İsrail'in Hizbullah’a yönelik saldırıları kendisi için büyük risk taşıyor. Çünkü Hizbullah, İsrail ile topyekûn bir savaşa girmek istemediğini açıklasa da Nasrallah’ın tıpkı Hizbullah’ın önde gelen diğer isimlerini hedef alınması gibi bir saldırıya uğraması halinde tutumunu değiştirebilir.

Ancak Hizbullah’ın İsrail istihbaratı ve ABD Merkezi İstihbarat Teşkilatı (CIA) tarafından 2008 yılının şubat ayında Şam'da düzenlenen ortak operasyonla öldürülen İmad Muğniye'nin kaybının yerini doldurması kolay olmadı.

Hizbullah, Musavi ve Muğniye’nin (ve daha düşük rütbeli de olsa pek çok önemli üyesinin) kaybından sonra ayakta kalmayı başardı. Çünkü Hizbullah, Hamas'ın aksine, kelimenin tam anlamıyla Samuel P. Huntington’un kurumsallaşma ölçütlerine göre örgütsel bir bütünlüğe sahip. Hizbullah bürokratik yapıyla askeri esnekliği ideal bir şekilde bünyesinde bir araya getirebildi. Kararları Nasrallah verse de sahadaki üyeleri operasyonel görevlerini yerine getirmek için yeterli özerkliğe sahipler.

Hizbullah (tıpkı geleneksel siyasi partiler ve hareketlerde olduğu gibi) siyasi güç peşinde koşan bir örgüt değil. İdeoloji, din, kardeşlik, misyon duygusu ve İran'ın Dini Lideri Ayetullah Ali Hamaney'e derin bir yakınlık duyan bir örgüttür. Bunun yanında Güney Lübnan coğrafyası ve nüfusu üzerinde kontrole sahip ve burasını üs edinmiş durumda. Ayrıca Tahran tarafından sürekli ve cömertçe destekleniyor.

dsfvbgn
Hizbullah Genel Sekreter Yardımcısı Naim Kasım ve Hizbullah’ın üst düzey yetkilisi Haşim Safieddine Aşura vesilesiyle düzenlenen yürüyüşe katıldılar (Reuters)

Elbette bu özellikler Hizbullah'ı risklerden ve dalgalanmalardan muaf tutmuyor, ancak diğer örgütlerinin çoğundan daha dirençli kılıyor. İsrail son günlerde ve haftalarda aralarında Meysam el-Attar, Abbas Kasım, Abbas Raad, Visam et-Tavil, Talib Abdullah ve Muhammed Nimah Nasır’ın da bulunduğu Hizbullah’ın üst düzey isimlerinden bazılarını öldürdü.

Öte yandan İsrail Dış İstihbarat Servisi Mossad’ın Hizbullah'la bağlantılı olduğu ve Hamas'a mali yardım sağladığı iddiasıyla Washington tarafından 2019 yılında yaptırım listesine alınan Muhammed Surur’u da nisan ayı başlarında öldürdüğünden şüpheleniliyor. Attar, Hizbullah'ın hava savunma biriminde deneyimli bir mühendisti. Baalbek'te aracı seyir halindeyken İsrail’e ait bir İHA tarafından hedef alındı. Raad, Hizbullah'ın üst düzey bir yetkilisinin oğlu ve Hacı Rıdvan kod adlı merhum Muğniye'nin adını taşıyan elit gücü Rıdvan Tugayı’nın bir üyesiydi. Kasım ise Lübnan’ın güneyindeki bir bölgeden sorumlu üst düzey bir subaydı. Tavil, Abdullah ve Nasır 8 Ekim'den bu yana Lübnan’ın güneyindeki operasyonlara komuta ediyorlardı.

İsrail’in düzenlediği bu saldırılar önemsiz değil. Geçici de olsa Hizbullah'ın askeri kabiliyetlerini azaltıyor, İsrail'in istihbaratının moralini yükseltiyor ve siyasi önem taşıyor. Ancak, tüm faydalarına rağmen İsrail, bu saldırıların çok az stratejik değer karşısında büyük risk taşıdığını da farkında. Çünkü Hizbullah İsrail ile topyekûn bir savaş istemediğini açıklamış olsa da Nasrallah’ın tıpkı örgütün Genel Sekreter Yardımcısı Naim Kasım ve üst düzey yetkilisi Haşim Safieddine gibi önemli isimlerini hedef alan saldırılardan birine uğraması halinde tutumunu değiştirebilir ve bu da tüm denklemleri alt-üst edebilir.

*Bu makale Şarku’l Avsat tarafından Londra merkezli  Al Majalla dergisinden çevrilmiştir.



İran ve “umutsuzların” ayaklanması

Tahran merkezinde protestocular, 29 Aralık 2025 (AP)
Tahran merkezinde protestocular, 29 Aralık 2025 (AP)
TT

İran ve “umutsuzların” ayaklanması

Tahran merkezinde protestocular, 29 Aralık 2025 (AP)
Tahran merkezinde protestocular, 29 Aralık 2025 (AP)

Rustem Mahmud

İran'da halk protestoları çeşitli şehirlere, bölgelere ve sosyal sınıflara yayılırken ABD Başkanı Donald Trump'ın “Sivil halk baskıya maruz kalırsa ABD İranlı protestocuları korumaya hazır” açıklaması ve İranlı yetkililerin tepkileri, olaylarda bir dönüm noktası haline geldi. Olaylar İran sınırlarının ötesine uzanan boyutlar ve etkiler kazandı.

“Tüm umudumuzu kaybettik”

Al Majalla, farklı bölgelerden birçok genç İranlı ile iletişime geçti. Gençler, protestolarının ana nedeninin, zaman geçtikçe giderek zorlaşan günlük yaşamlarındaki sorunların giderek artması olduğunu söylediler. Birçok İran şehrinde yaz aylarında içme suyu sıkıntısı yaşanıyor, kirlilik seviyeleri zirveye ulaşıyor, kış aylarında elektrik ve yakıt kesintileri yaşanıyor ve iki mevsim arasında eğitim, sağlık hizmetleri ve kamusal özgürlükler geriliyor. Bu durum, İranlıların ufukta herhangi bir değişiklik umudu veya vaadi olmadığı bir dönemde yaşanıyor. İktidardakiler, onlarca yıldır politikalarını ve stratejik yönelimlerini değiştirmediler ve ülkenin tüm krizlerinin temel nedeni olan yöneliminde herhangi bir gerçek değişikliğin rejimin devrilmesine yol açacağına dair sağlam bir inanca sahipler.

Son protestolar, başkent Tahran’ın merkezindeki Büyük Tahran Çarşısı’nda patlak verdi. Son birkaç hafta içinde yerel para biriminin hızla değer kaybetmesi ve bir ABD dolarının şu anda 1,5 milyon İran riyali değerinde olması üzerine başladı. Aynı zamanda, emtia fiyatları olağanüstü seviyelere yükseldi ve büyük tüccarlar, saat başı değer kaybeden ulusal para birimiyle satış yapmayı reddederek dükkanlarını ve depolarını kapatmaya başladı. Enflasyon aralık ayında yüzde 48'i aştı. Ancak protestolar kısa sürede açıkça siyasi bir nitelik kazandı ve muhalefet radikalleşti. “Diktatöre ölüm” ve İran'ın Dini Lideri Ali Hamaney'e atıfta bulunarak “Sonun geldi Ali” sloganları atıldı.

Kumaş ve hazır giyim dükkanlarının sıralandığı Abdalabad Çarşısı’nda faaliyet gösteren İranlı tüccar Aziz Haşremi, Al-Majalla’ya, enflasyon ve ulusal para biriminin değer kaybı nedeniyle tüccarların, iş sahiplerinin ve İran toplumunun genel olarak karşılaştığı zorlukları anlattı.

Haşremi, şunları söyledi:

“Yaklaşık üç ay önce Türkiye'den ithal ettiğim ve şu anda dükkanımda ve depomda bulunan malların toplam değeri 800 bin doları aşıyor. Ancak bunları şimdi yerel fiyatlardan satarsam, bu miktarın dörtte birini bile alamam. Aynı durum, perakendecilerle olan hesaplarımdaki para için de geçerli. Borç defterimin toplam değeri şu anda beş hafta öncesinin yarısından az ve durum böyle devam ederse, üçte birine düşebilir.”

sxdfgt
İran'ın güneyindeki Fasa kentinde protestocular bir hükümet binasını taşlarken, 31 Aralık 2025 (AFP)

Haşremi, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Önümüzdeki günlerde hükümet yetkililerinin iki paralel önlem almasını bekliyoruz. Bir yandan sokaklarda ve meydanlarda protestoculara sert müdahalede bulunacak diğer yandan bazı genel kararlar alacak ve bazı yerel yetkilileri değiştirecekler. Ancak bu uzun sürmeyecek ve her şey eski haline dönecek. 2006' yılından bu yana aynı durumu yaşıyoruz. Yetkililer, ekonomik ve idari konularda profesyonellerden çok, sadık kişileri tercih ediyor ve ülkemize uygulanan uluslararası yaptırımlar kaldırılana kadar askeri ve güvenlik yaklaşımlarını değiştirmek istemiyorlar. Bu iki faktör yıllardır herhangi bir değişiklik yapılmasını engelliyor. Her İranlı bu gerçeği biliyor ve artık büyük vaatlere güvenmiyor. Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan’ın bugün verdiği sözler, eski cumhurbaşkanları İbrahim Reisi, Hasan Ruhani ve Mahmud Ahmedinejad tarafından da verilmişti ve hiçbir şey değişmedi.”

‘Yeşil Devrim’in devamı

Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre Yurtdışında yaşayan İranlı araştırmacı Ronni Askar, İran'da bugün yaşananların, 2009 yılında yaşananların doğal bir devamı olduğuna inanıyor. İranlı yetkililer, 2009 yılında seçimlerde hile yapıldığını ve Ahmedinejad'ın cumhurbaşkanı olarak yeniden seçilmesini reddeden ‘büyük halk devrimini’ bastırmış ve başarısız olmuştu. Askar Al Majalla’ya verdiği uzun röportajda “İran'ın modern tarihinde, 1905 anayasal devriminden günümüze kadar, İran'daki tüm protestolar siyasi kökenli. Uzun imparatorluk ve devlet tarihleri boyunca İranlılar, ülkenin krizlerine net çözümler bulmanın tek yolunun siyaset olduğunu bilirler, çünkü krizlerin nedeni genellikle siyasettir. İran toplumu, 1979 yılında başlayan yeni rejim döneminde, yetkililerin Irak'ın onlara dayattığı savaş nedeniyle olduğunu söylediklerinde, neredeyse on beş yıl boyunca sessiz kalmayı kabul etti. Cumhurbaşkanı Muhammed Hatemi, 1997 yılında iktidara geldiğinde, İran toplumu ülkede bir değişim olabileceğini hissetti, ancak vaat ettiği tüm radikal değişiklikler buharlaşıp 2005'ten sonra Ahmedinejad'ın cumhurbaşkanlığı döneminde yeniden demir yumrukla yönetilmeye başlayınca şok oldu. 2009 yılında yetkililer ile İran toplumu arasında yaşanan çatışma belirleyici oldu, çünkü o dönemde ‘Yeşil Devrim’in bastırılması, güvenlik kontrolünün pekiştirilmesi ve siyasetin İran toplumundan tamamen çekilmesi, onu yönetişim ve kamu işlerinden uzaklaştırılması anlamına geliyordu. Devlet kurumları, toplumun dışında kapalı bir aygıt haline geldi ve sonraki krizlere de bu durum yol açtı. Bugün İranlılar, tek çözümün siyaset yoluyla olacağına inanıyor.

İran'daki son halk protestoları, İran ve siyasi sistemine baskı uygulayan bir siyasi ve askeri ortamda gerçekleşiyor.

İranlı araştırmacı sözlerini şöyle sürdürdü:

“Bugün her İranlının kendine sorduğu bir soru var: İranlı yetkililer, 2017-2018 yıllarında aylarca süren ve iktidar rejimine karşı politik olarak radikal olmayan ekonomik protestoların ardından göstericilerin taleplerine neden cevap veremediler? Yetkililer, onlarca protestocuyu öldürmek ve halk protestolarının her bir parçasını bastırmak yerine, o dönemde ülkeyi sarsan olaylara stratejik bir yanıt verebilirdi. Ancak, çeşitli koşullar ve jeopolitik ortamın birleşimi nedeniyle, özellikle de onları domine eden sürdürülebilir istikrar takıntısı nedeniyle, bunu yapamadıkları açıktı. Siyasi sistemin temellerini sarsan protestolar, neredeyse aynı nedenlerle bir yıl sonra, yetkililerin 2019 kasımında akaryakıt fiyatlarını artırmasıyla yeniden patlak verdi, ancak bu kez iktidarın sembol isimlerini hedef aldılar ve siyasi değişim talep ettiler. İki yıldan az bir süre sonra, su ve enerji krizi patlak verdi ve yetkililerin, gösterilerin başladığı ülkenin en zengin bölgesi olan ve nüfusunun çoğunluğu Araplardan oluşan Huzistan eyaletinde bile en temel kamu hizmetlerini yerine getiremediklerini gösterdi. Ancak, 2022-2023 protestoları ya da ‘Mahsa Amini Ayaklanması’ olarak adlandırılan olaylar, İran'da yetkililer ile toplum arasındaki sembolik, kültürel ve manevi uçurumu ortaya çıkardı. Asgari düzeyde haysiyet ve özel alanda kişisel özgürlükler hakkı talepleriyle bu talepleri bastırmak için ülkeyi izole etmekten ve toplu tutuklamalar ve infazlar gerçekleştirmekten çekinmeyen baskıcı otorite arasında geniş bir uçurum vardı. İranlı protestocular, İran toplumu ve duyarlılıklarının iktidarın merkezine nüfuz etme, onu etkileme ve onunla ortaklık kurma yeteneğine sahip olduğu yeni bir siyasi gerçeklik olmadan gerçek bir değişimin sağlanamayacağını biliyorlar. Bu da iktidarda olanlar için tamamen kabul edilemez bir durum gibi görünüyor.”

Jeopolitik karmaşıklıklar

İran'daki son halk protestoları, İran ve siyasi sistemine baskı uygulayan bir siyasi ve askeri ortamda gerçekleşiyor. Bu protestolar, İran ile İsrail arasında geniş kapsamlı bir savaşın yaşanmasından sadece birkaç hafta sonra patlak verdi. Bu savaşta İsrail, İran'ın askeri altyapısının büyük bir kısmını yok etti, günlerce hava sahasını kontrol etti, nükleer tesislerini bombaladı ve İran'daki yüzlerce işbirlikçiyi ifşa etti. Protestolar ayrıca, İran'ın bölgedeki güvenlik rolü ve bölgesel etkisinin azaldığı bir dönemde ortaya çıktı. Gazze'deki uzun soluklu savaş Hamas Hareketi’nin askeri yeteneklerini yok etti ve Lübnan'daki savaş, İran yanlısı Lübnan Hizbullahı'nın temel kapasitesini yok etti. Bu olaylar, Suriye rejiminin yaklaşık bir yıl önce düşmesi ve Yemen'deki İran destekli Husilerin ağır darbeler almasıyla eş zamanlı gerçekleşti.

ABD ile Çin arasında yapılacak herhangi bir ekonomik anlaşma, İran'ın Çin'e petrol ihracatı yapmaya devam etme olasılığını ortadan kaldıracak ve böylece kamu hazinesi gelirlerini en az yüzde 30 oranında azaltacak.

ABD ile Çin arasında yapılacak herhangi bir ekonomik anlaşma, İran'ın Çin'e petrol ihracatı yapmaya devam etme olasılığını ortadan kaldıracak ve böylece kamu hazinesi gelirlerini en az yüzde 30 oranında azaltacak.

dfrgt
İran Cumhurbaşkanı Pezeşkiyan, Tahran'da, İran Devrim Muhafızları Ordusu’nun yurtdışı kolu Kudüs Gücü’nün eski komutanı Kasım Süleymani'nin suikastının yıl dönümünde düzenlenen anma töreninde bir konuşma yaptı, 1 Ocak 2026 (AP)

ABD Başkanı Donald Trump, İran’da yaşanan son olaylarla ilgili olarak yaptığı açıklamada “İranlı yetkililer daha önce yaptıkları gibi barışçıl protestocuları vurup öldürürlerse, ABD onlara yardım edecek. Tamamen tetikteyiz ve harekete geçmeye hazırız” dedi. Bu açıklama, İranlı yetkililerin şiddetli tepkisiyle karşılandı. İran Ulusal Yüksek Güvenlik Konseyi Sekreteri ve iktidardaki rejimin en güçlü isimlerinden biri olarak kabul edilen Ali Laricani, "İsrailli yetkililer ve Trump'ın açıklamalarıyla, perde arkasında neler olup bittiği açıkça ortaya çıktı. Protestocu tüccarların tutumuyla yıkıcı unsurların tutumunu birbirinden ayırıyoruz. ABD'nin bu iç meseleye müdahalesi, tüm bölgenin istikrarını bozmak ve Amerikan çıkarlarını zedelemek anlamına gelir” açıklamasında bulundu. Burada bir ABD başkanının İran'daki iç protestolara ilk kez bu şekilde bir yorum yaptığının altını çizmekte fayda var.


Kuzey Kore lideri, balistik füze denemelerini "son jeopolitik kriz" gerekçesiyle savundu

Kim Jong Un, yeri açıklanmayan bir taktik güdümlü silah fabrikasını ziyaret ederken (Kore Haber Ajansı - AFP)
Kim Jong Un, yeri açıklanmayan bir taktik güdümlü silah fabrikasını ziyaret ederken (Kore Haber Ajansı - AFP)
TT

Kuzey Kore lideri, balistik füze denemelerini "son jeopolitik kriz" gerekçesiyle savundu

Kim Jong Un, yeri açıklanmayan bir taktik güdümlü silah fabrikasını ziyaret ederken (Kore Haber Ajansı - AFP)
Kim Jong Un, yeri açıklanmayan bir taktik güdümlü silah fabrikasını ziyaret ederken (Kore Haber Ajansı - AFP)

Kuzey Kore resmi haber ajansı KCNA'nın bugün bildirdiğine göre, Kuzey Kore lideri Kim Jong Un, ABD'nin Venezuela Devlet Başkanı Nicolas Maduro'yu gözaltına almasından iki gün sonra, ülkenin ilk balistik füze fırlatmasını "son jeopolitik kriz"e atıfta bulunarak savundu.

Pyongyang, on yıllardır Washington'u benzer bir şekilde hükümetini devirmeye çalışmakla suçluyor ve askeri ve nükleer programlarının caydırıcı bir unsur olarak hizmet ettiğini savunuyor.

Ülke, 2026 yılının ilk füze denemesini dün gerçekleştirdi. Kore Merkezi Haber Ajansı'nın "yeni ve gelişmiş" bir silah sistemi olarak tanımladığı ve ilk kez ekim ayında test edilen hipersonik füzeler kullanıldı.

fgthy
Kuzey Kore lideri Kim Jong Un, çeşitli roketatar üreten bir fabrikayı ziyaret ederken (Arşiv KCNA - AFP)

Şarku’l Avsat’ın KCNA’dan aktardığına göre Kim, dün yaptığı açıklamada, tatbikatı değerlendirirken, "Son jeopolitik kriz ve karmaşık uluslararası olaylar bunun neden gerekli olduğunu açıklıyor" dedi.

Kuzey Kore'nin nükleer güçlerinin "gerçek bir savaşa" hazırlanmasında "nihayet önemli ilerleme kaydedildiğini" ifade etti.

Kuzey Kore, devlet medyasına göre dün, ABD'nin Venezuela Devlet Başkanı Nicolas Maduro'yu tutuklamasını "Venezuela'nın egemenliğine bir ihlal" olarak nitelendirerek kınadı.

cdfvgthy
Kuzey Kore liderinin stratejik seyir füzesi denemesini denetlediği sırada fırlatılan bir füze (Arşiv-Reuters)

Kuzey Kore Dışişleri Bakanlığı sözcüsü, Merkezi Haber Ajansı'nın (KCNA) yayınladığı bir açıklamada, "Bu olay, Amerika Birleşik Devletleri'nin haydut ve acımasız doğasını bir kez daha açıkça teyit eden bir başka örnektir" ifadelerini kullandı.

Ajans, dün fırlatılan füze sayısını belirtmedi ancak bunların Japon Denizi'nde "1000 kilometre uzaklıktaki hedefleri vurduğunu" ifade etti.

Füze fırlatmaları, Güney Kore Cumhurbaşkanı Lee Jae-myung'un Çinli mevkidaşı Şi Cinping ile görüşmek üzere Pekin'e yapacağı ziyaretin başlamasından saatler önce gerçekleşti; görüşmelerde Koreler arası ilişkilerin de ele alınması bekleniyor.


Küba, Maduro'yu yakalama operasyonu sırasında 32 vatandaşının öldüğünü açıkladı

ABD Başkanı Donald Trump'ın, Venezuela Devlet Başkanı Nicolas Maduro'nun tutuklanmasının ardından paylaştığı fotoğraf (Truth Social)
ABD Başkanı Donald Trump'ın, Venezuela Devlet Başkanı Nicolas Maduro'nun tutuklanmasının ardından paylaştığı fotoğraf (Truth Social)
TT

Küba, Maduro'yu yakalama operasyonu sırasında 32 vatandaşının öldüğünü açıkladı

ABD Başkanı Donald Trump'ın, Venezuela Devlet Başkanı Nicolas Maduro'nun tutuklanmasının ardından paylaştığı fotoğraf (Truth Social)
ABD Başkanı Donald Trump'ın, Venezuela Devlet Başkanı Nicolas Maduro'nun tutuklanmasının ardından paylaştığı fotoğraf (Truth Social)

Küba hükümeti dün yaptığı açıklamada, ABD'nin Venezuela Devlet Başkanı Nicolas Maduro'yu ABD'de yargılanmak üzere yakalamak için düzenlediği saldırıda 32 Küba vatandaşının öldürüldüğünü bildirdi.

Küba, 5 ve 6 Ocak tarihlerini iki günlük yas ilan etti ve cenaze töreniyle ilgili ayrıntıların daha sonra açıklanacağını belirtti.