İsrail'in en büyük korkusu Hayfa'nın hedef alınması

Tel Aviv, bölgesel koalisyonla iş birliği yaparken Yadlin, ‘Fuat Şükür’e ulaşan Hasan Nasrallah’a da ulaşır’ tehdidinde bulundu

Hayfa şehrinden ve limanından bir kare, 3 Ağustos 2024 (AFP)
Hayfa şehrinden ve limanından bir kare, 3 Ağustos 2024 (AFP)
TT

İsrail'in en büyük korkusu Hayfa'nın hedef alınması

Hayfa şehrinden ve limanından bir kare, 3 Ağustos 2024 (AFP)
Hayfa şehrinden ve limanından bir kare, 3 Ağustos 2024 (AFP)

Emel Şehade

Hayfa artık çoğu kişinin tanımladığı gibi ‘yaşama ve dinlenme şehri’ ya da 48 Araplarının (İsrail vatandaşı Filistinliler) dediği gibi ‘denizin gelini’ olmaktan çıktı ve buraya ayak basan herkesin her köşe başında korkuya kapıldığı bir şehir haline geldi.

Bomboş kalan sokaklarıyla limana bakan Kermil Dağı’nın sık ağaçlarının hışırtısı, uçakların aralıksız uğultusuna karışıyor. Huzur ve sükûnet arayanlar için çoğu zaman bir dinlenme mekanı ve eğlence cenneti olan denizinin sakin dalgalarının sesi, savaş gemileri ve askeri tatbikatlar nedeniyle savaş sireni haline geldi. Bu tablo, bugün ‘denizin gelini’ diye bilinen Hayfa’da hüküm süren dehşeti daha da arttırıyor.

Siyasetçiler, askerler ve emniyet yetkilileri arasında İsrail'in Lübnan'a savaş açması mı yoksa Hizbullah’ın üst düzey komutanlarından Fuad Şükür'ün öldürülmesiyle birden fazla cepheden misillemede bulunulmasını mı beklemesi gerektiğine dair yapılan tartışmalar ve konuya ilişkin anlaşmazlıklar durumu daha da kötüleştiriyor. Bu da endişe ve paniğe nede oluyor.

Televizyon yayınları ve ‘yağmur’ senaryosu

Eski İsrail Askeri İstihbarat (AMAN) Başkanı Amos Yadlin, dün İsrail Ordu Radyosuna verdiği yaptığı açıklamada, “Fuad Şükür'e ulaşan Nasrallah'a da ulaşır” tehdidinde bulundu. Bunun üzerine İsrailliler, Lübnan, İran ve Husiler tarafından her an bir saldırı düzenlenebileceğine dair belirsizlik ve beklentiyle geçen bir gecenin ardından güne başladılar. Halk evlerinden çıkmayıp programlarını durumu tartışmaya, ordu tatbikatlarını göstermeye ve daha güvenli bir bölgeye gidebilecek olanlara öncelik verilerek güvenli yerlere yakın olmaya yönelik talimatları aktarmaya ayıran televizyon kanallarına kilitlendiler.

Yadlin'e göre masada çeşitli senaryolar yer alıyor ve bunlara karşı hazırlıklar yapılıyor, ancak saldırının zamanlaması ve niteliği konusunda kafa karışıklığı söz konusu olduğundan çoğunlukla askeri bir saldırı olacağı ya da önemli bir ismin hedef alınacağı tahmin ediliyor. İran ve direniş ekseni arasında ortak bir acil durum hattı kurulduğuna dair çıkan haberlere rağmen, bunun kendilerini endişelendirmemesi gerektiğini düşündüğünü ifade eden Yadlin, “Şahsen ben böyle bir açıklamadan etkilenmedim. İran ve Hizbullah'ın savaş istemediğini vurgulamak önemli. (Hizbullah Genel Sekreteri Hasan) Nasrallah, yardımcısı Şükür'e ulaşanın kaçınılmaz olarak kendisine de ulaşacağını biliyor. Bu yüzden herhangi bir misillemede bulunmadan evvel bunu dikkatlice düşünecektir. Tüm bunlarla birlikte Amerikalılar sadece konuşmuyorlar, sahada pratik adımlar da atıyorlar. ABD, bölgede nüfuz sahibi süper bir güç” diye konuştu.

İsrail’deki emniyet birimlerinin başındaki isimler, Başbakan Binyamin Netanyahu ve Savunma Bakanı Yoav Gallant'ın da katılımıyla gerçekleştirdikleri toplantıda böyle bir senaryoyu değerlendirdiler.

Yadlin, tıpkı İsrail'deki diğer yetkililer gibi Washington'ın hazırlıklarını ve denizde savunma sistemleri ve araçları konuşlandırmasını, ‘Fuat Şükür ve ardından İsmail Heniyye suikastıyla istihbaratının güçlendiği görülen’ İsrail'in caydırıcılığının arttırılması olarak değerlendirdi.

İsrail halkına seslenen Yadlin, "Herkesin, her birini sardığını hissettiğim histeriden çıkması gerekiyor. Daha önce zorlukların üstesinden nasıl geldiysek bu kez de bize yönelik her türlü tehdidin üstesinden geleceğiz” ifadelerini kullandı.

Savaşın yayılmasına ilişkin göstergeler

Öte yandan İsrail'deki iç ve dış hazırlıklar ve hamleler Aksa Tufanı Operasyonu’nun ardından başlayan savaşın birçok cepheye yayılacağının habercisi olarak görülüyor. İsrail ordusu tüm askerlerin izinlerini iptal edip yedekleri çağırmaya başlarken, savaşmak için yeniden Gazze'ye dönme ya da askeri üslere gitme emirlerine uymayı reddeden yedeklerin sayısı da arttı. Bu yüzden İsrail Genelkurmay Başkanı Herzi Halevi, yedek askerlerle sahadaki birliklerinde bir araya gelerek morallerini yükseltmeye ve komuta kademesine ve kararlarına olan güvenlerini artırmaya çalıştı.

Yedek birliklerin ‘savaşta büyük ve önemli bir role sahip olduğunu’ vurgulayan Halevi, İsrail ordusunun Ortadoğu'daki diğer ordulara olan üstünlüğünün ve kabiliyetinin altını çizerek “Tüm Orta Doğu'ya mesajımız şu: İsrail vatandaşlarına ya da İsrail Devleti'ne saldırmayı düşünen kim olursa olsun, hepimiz sonuna kadar gitmeye hazırız. En doğru istihbarat bilgisine ulaşmak, hepsine zarar vermek, hasar vermek ve öldürmek için nasıl çaba sarf edeceğimizi, ne zaman ve nasıl risk alacağımızı biliyoruz" dedi.

Halevi, yedek askerlere hitaben de şunları ekledi:

Bugün, güvenlik alanındaki son gelişmelerle, yedek askerlerin çok yüksek bir hazırlık durumunda olmaları için eğitimleri yoğunlaştırmaya çalışıyoruz.

İsrail hava ve deniz kuvvetleri, İsrail'i çeşitli cephelerden vurması beklenen özellikle de isabet kabiliyeti yüksek, orta ve uzun menzilli füzeleri ve roketleri engellemek amacıyla tatbikatlarını yoğunlaştırdı. İsrail donanması, denizde, orta ve uzun menzilli füzelere karşı koymak için Sa'ar sınıfı bir korvetten fırlatılan yeni bir yıldırım savunma füzesinin testini gerçekleştirdi.

İsrail Başbakanlık Ofisi Genel Müdürü Yossi Shelley, hükümetteki yetkililerin korunması ve aralarındaki iletişimin devamının sağlanması amacıyla tüm bakanlıkların genel müdürleriyle bir durum değerlendirmesi yaptı. Genel müdürlere, hükümet yetkililerini korumaya yönelik tedbirlerin mümkün olan en kısa sürede uygulamaya konulduğu ‘yağmur’ adı verilen senaryoda acil bir durum sırasında nasıl hareket edeceklerine dair özel talimatlar verildi. Alınan tedbirler arasında, bakanlıkların genel müdürlerinin cep telefonlarını yedeklemeleri ve jeneratörler için mazot depolarının dolu olduğundan emin olmaları gerekiyor. Ayrıca İran ve Hizbullah'ın telekomünikasyon altyapısını hedef alması ve hücresel ağların çökmesi ihtimaline karşı, en tehlikeli senaryolarda bakanlıkların çalışmaya devam etmesini sağlamak amacıyla bakanlara uydu telefonları verildi.

Hazırlık durumu

Hazırlıklar çerçevesinde hastanelerin çok sayıda hastayı yeraltındaki sığınaklara tahliye etmeye hazır olma durumları da değerlendirildi.

Tüm bu hazırlıklar en kuzeyden en güneye kadar İsrail'in tüm şehirlerini ve bölgelerini kapsarken, saldırılara ve saldırıların etkilerine karşı koymanın yollarına ilişkin değerlendirmeler devam ediyor. İsrailli askeri analist Yoav Limor'a göre direniş ekseninin misillemesi, tarafları arasında koordinasyon sağlamak ve İsrail'i beklenti içinde tutmak için bir süre gecikebilir ve bu bekleyiş İsrail'in çıkarına değil. Çünkü uçuşlar iptal edildi, dolar yükselişe geçti ve çoğu kişi evlerini terk etmekte isteksiz davranıyor.

Limor ve birçok güvenlik ve askeri analiste göre direniş ekseninin yanıtı güçlü olacak. Başlıca tahminlere göre bu misilleme Tel Aviv ve Hayfa Körfezi'ni de kapsayacak. Limor, İsrail'in ağır bir darbe alması halinde, karşılık vermek zorunda kalacağını ve tekrar vurulacağını ve bölgenin topyekûn bir savaşın eşiğine geleceği belirtti.

İsrailli siyasi ve askeri yetkililerin Lübnan'a karşı geniş çaplı bir savaş çağrısına yanıt verilmemesi konusunda uyaran Limor, “Gazze'de öğrendiğimiz bir şey varsa o da savaşın kolay bir iş olmadığı, zaman alıcı, karmaşık ve yüksek maliyetli olduğudur. Lübnan Gazze'den çok daha zor. Hizbullah, Hamas'tan yüz kat daha güçlü. Bu yüzden hızlı çözümler ve kapsamlı zaferler olmayacaktır” diye konuştu.

Hayfa Körfezi ve limanı

Limor'un Hizbullah'la savaşa ilişkin uyarıları sadece Hizbullah'ın sahip olduğu, farklı boyutlarda ve özelliklerdeki gelişmiş ve hassas füzeler ve roketlerle sınırlı değil. Hizbullah'ın ‘Hudhud’ isimli insansız hava aracına (İHA) ait videolarda görüldüğü üzere bu İHA ile Hayfa Körfezi ve limanı başta olmak üzere en tehlikeli ve önemli stratejik bölgeler de dahil onlarca kritik bölgeyi vurma riski de var.

Söz konusu bölgeler arasında bazı petrol rafinerileri de bulunuyor. Ancak kimyasal tesisleri, 2006 temmuzundaki İkinci Lübnan Savaşı sırasında oluşturdukları tehlike nedeniyle güneye taşınmıştı. Birçok rapor, bir füze ya da İHA’nın bir varili vurması ve içindeki maddeleri serbest bırakması halinde, riskin Hayfa ve Krayot olarak bilinen çevredeki en az çeyrek milyon insana ulaşacağını belirtiyor.

Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı habere göre Hayfa Belediye Başkanı Yona Yahav, Hayfa'daki fabrikaların savaş durumunda ciddi hasara yol açabileceği göz önünde bulundurularak tüm yetkilileri Hayfa'yı korumak için acil adımlar atmaya çağırdı. Hayfa büyükşehir ve ilçe belediye başkanları arasında yapılan bir toplantıda şehrin, çevresinin ve bölgenin karşı karşıya olduğu tehlikelere karşı hazırlıklar ele alındı.

Toplantıda ele alınan başlıca endişe kaynağı, Hayfa Körfezi'ndeki devasa fabrikalarda bulunan tehlikeli maddelerdi. Tüm tehlikeli maddelerin tahliye edilmesi çağrısında bulunulan toplantıda en öne çıkan talep ise petrol rafinerilerinin tahliyesi oldu. Birçok yetkili ilgili bakanlıklara başvurarak rafinerilerin taşınmasını talep etti, ancak bir sonuç alınamadı.

Uzmanlar ve yetkililer, İsrail'in tehlikeli fabrikaları tahliye edemeyeceğini ve bu fabrikaları bugün taşımaya başlasa bile tahliyenin aylar süreceğini belirtiyor.

Hayfa Limanı da sevkiyat bekleyen konteynırlar ve büyük miktarlardaki tehlikeli madde içeren tankerler nedeniyle tehlikeli bir stratejik konum olarak kabul ediliyor. Hayfa Körfezi ve limanı arasında yer alan bölgede çok sayıda askeri üs ve silah deposu bulunuyor ve bunların hepsi adeta birer barut fıçısı. Dolayısıyla en küçük bir kıvılcım felakete neden olabilir. Güvenlik uzmanları, bu bölgenin sınırın diğer tarafından gelen füzelerin ve İHA’ların menziline girmesi halinde yaşanabilecekler konusunda uyardılar.



Pezeşkiyan: İran, küresel güçlerin baskısına boyun eğmeyecek

İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, (Reuters)
İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, (Reuters)
TT

Pezeşkiyan: İran, küresel güçlerin baskısına boyun eğmeyecek

İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, (Reuters)
İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, (Reuters)

İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan bugün yaptığı açıklamada, ülkesinin ABD ile nükleer görüşmeler sürerken dünya güçlerinin baskısına "boyun eğmeyeceğini" söyledi.

Reuters'ın haberine göre Pezeşkiyan televizyonda yayınlanan konuşmasında, "Dünya güçleri bizi boyun eğmeye zorlamak için sıraya giriyor... ama bize yarattıkları tüm sorunlara rağmen başımızı eğmeyeceğiz" ifadelerini kullandı.

ABD Başkanı Donald Trump perşembe günü, İran'a iki taraf arasındaki devam eden müzakerelerde "anlamlı bir anlaşmaya" varması için 15 günlük bir ültimatom verdi, aksi takdirde "kötü sonuçlarla" karşılaşacakları uyarısında bulundu. Tahran ise uranyum zenginleştirme hakkını yineledi.

ABD'nin bölgedeki askeri yığılması devam ederken, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, ABD müttefiki olan ülkesinin Tahran'ın herhangi bir saldırısına güçlü bir şekilde karşılık vereceği konusunda uyardı.

ABD ve İran, Umman'ın arabuluculuğuyla 6 Şubat'ta dolaylı görüşmelere yeniden başladı. Salı günü Cenevre'de ikinci tur görüşmeleri gerçekleştirdikten sonra müzakerelere devam etme niyetlerini açıkladılar.

İran çarşamba günü bu müzakereleri ilerletmek için bir taslak çerçeve hazırladığını açıklarken, ABD, Tahran'a saldırmak için "birden fazla neden" olduğunu belirterek uyarı tonunu korudu.

Trump, “Yıllar içinde İran'la uygulanabilir bir anlaşmaya varmanın kolay olmadığı kanıtlandı. Uygulanabilir bir anlaşmaya varmalıyız, yoksa kötü şeyler olacak” dedi.

Şöyle devam etti: “Bir adım daha ileri gitmemiz gerekebilir, gitmeyebiliriz veya bir anlaşmaya varabiliriz. Bunu muhtemelen önümüzdeki 10 gün içinde öğreneceksiniz.” Daha sonra Trump, gazetecilere sürenin “10-15 gün” olduğunu söyledi.


İnfaz fotoğrafları gündem oldu: Yunanistan "ülke mirasını" satın alıyor

İnfazdan hemen önce 200 komünistin fotoğrafları çekilmiş (Ebay/Greece at WW2 archives)
İnfazdan hemen önce 200 komünistin fotoğrafları çekilmiş (Ebay/Greece at WW2 archives)
TT

İnfaz fotoğrafları gündem oldu: Yunanistan "ülke mirasını" satın alıyor

İnfazdan hemen önce 200 komünistin fotoğrafları çekilmiş (Ebay/Greece at WW2 archives)
İnfazdan hemen önce 200 komünistin fotoğrafları çekilmiş (Ebay/Greece at WW2 archives)

Yunanistan Kültür Bakanlığı, Naziler tarafından kurşuna dizilen 200 komünistin son anlarına ait olduğu belirtilen fotoğrafları bir Belçikalı koleksiyoncudan almak için ön anlaşma imzaladı.

Bu fotoğrafların ülke mirası olduğunu kabul eden Atina yönetimi, anlaşmanın detaylarını açıklamadı.

Anlaşma üzerine internetteki satış ilanı yayından kaldırıldı. 

Kültür Bakanı Lina Mendoni, koleksiyoncu Tim de Craene'nin yanına giden uzmanların, fotoğrafların gerçek olduğunu tespit ettiğini cuma günü duyurdu. 

200 komünistin, 1 Mayıs 1944'te Atina'nın banliyölerinden Kesariani'de infaz edilmeden önce çekildiği bildirilen 12 fotoğraf, geçen hafta eBay'de satışa çıkarılmıştı. 

Yunanistan Kültür Bakanlığı'nın Belçika'ya gönderdiği uzmanlar, bunların 1943-1944'teki Nazi işgali sırasında Yunanistan'da görevlendirilen Alman komutanlarından Hermann Heuer'ın imzasını taşıyan 262 fotoğraflık koleksiyonun bir parçası olduğunu fark etti. 

Ölüme yürüyen direnişçilerin marş söylediği görülüyor (Ebay/Greece at WW2 archives)Ölüme yürüyen direnişçilerin marş söylediği görülüyor (Ebay/Greece at WW2 archives)

200 komünist siyasi mahkumun Naziler tarafından kurşuna dizilmesi, o dönemin en büyük katliamlarından biri olarak kabul ediliyor. Olaya dair fotoğraflar ilk kez gün yüzüne çıkarken açık artırma girişimi tepki çekti.

Teselya Üniversitesi'nde toplumsal tarih dersleri veren Polymeris Voglis, New York Times'a şu yorumu yaptı:

Kendi infazlarına yürüyen bu kişilerin yüzlerini 82 yıl sonra ilk kez görüyoruz. Boyun eğmeyen duruşları beni çok etkiledi.

Voglis bu fotoğrafların ders kitaplarına eklenmesi gerektiğini ifade etti. 

Kesariani'de Nazilerin öldürdüğü komünistler için yapılan bir anıt, fotoğrafların gündem olmasının ardından tahrip edildi. 

Anıtı onaracağını bildiren Kesariani Belediyesi, "Bazılarını ne kadar rahatsız ederse etsin tarihi hafıza silinemez" dedi.

II. Dünya Savaşı biterken Batı destekli yönetimle komünistler arasında patlak veren iç savaş 1949'a kadar sürmüştü. O dönemde yaşanan kutuplaşmaların etkileri, günümüzde de hissediliyor. 

Independent Türkçe, New York Times, France24, AP


Amerika ve Avrupa... Zorlu evlilik ve acı boşanmanın alternatifi olarak zorunlu birlikte yaşama

Almanya’nın Düsseldorf kentinde düzenlenen bir festivalde sergilenen heykelde, ABD Başkanı Donald Trump ve Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in bir ineği yediği, ineğin üzerinde ise Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen'in oturduğu görülüyor. (AFP)
Almanya’nın Düsseldorf kentinde düzenlenen bir festivalde sergilenen heykelde, ABD Başkanı Donald Trump ve Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in bir ineği yediği, ineğin üzerinde ise Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen'in oturduğu görülüyor. (AFP)
TT

Amerika ve Avrupa... Zorlu evlilik ve acı boşanmanın alternatifi olarak zorunlu birlikte yaşama

Almanya’nın Düsseldorf kentinde düzenlenen bir festivalde sergilenen heykelde, ABD Başkanı Donald Trump ve Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in bir ineği yediği, ineğin üzerinde ise Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen'in oturduğu görülüyor. (AFP)
Almanya’nın Düsseldorf kentinde düzenlenen bir festivalde sergilenen heykelde, ABD Başkanı Donald Trump ve Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in bir ineği yediği, ineğin üzerinde ise Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen'in oturduğu görülüyor. (AFP)

Antoine el-Hac

ABD Başkan Yardımcısı J. D. Vance’ın geçen yılki Münih Güvenlik Konferansı’nda yaptığı konuşma, Avrupa için adeta bir alarm zili oldu. Eleştirel ve suçlayıcı tonuyla dikkat çeken konuşma, Başkan Donald Trump’ın ikinci döneminin, Beyaz Saray’ın NATO ve Avrupa ile ilişkilerinde daha sert bir tutum benimseyeceğinin en açık işareti olarak değerlendirildi.

Bu yıl ise ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, Münih’teki konuşmasında başkanına olan bağlılığı ile Avrupa ile derin ilişkiler arasında bir denge kurdu. Ülkesini Avrupa’nın ‘çocuğu’ olarak tanımlayan Rubio, eski kıta liderlerine, “Sevgili müttefiklerimiz ve eski dostlarımızla birlikte yeni bir küresel düzen inşa etmeye kararlıyız” mesajını verdi. Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen ise bu açıklamalardan ‘çok memnun’ olduğunu belirtti.

Miami’de Kübalı ebeveynlerden doğan Rubio, ortak kültürel bağlara da dikkat çekti; Beethoven ve Mozart’ın yanı sıra The Beatles ve The Rolling Stones gibi grupları örnek gösterdi. Rubio, “Geleceğiniz ve geleceğimiz bizim için çok önemli. Bazen görüş ayrılıkları yaşayabiliriz, ancak bu farklılıklar, Avrupa’ya duyduğumuz derin kaygıdan kaynaklanıyor” dedi.

ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, 14 Şubat 2026 tarihinde Münih Güvenlik Konferansı’nda konuşma yapıyor. (AFP)ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, 14 Şubat 2026 tarihinde Münih Güvenlik Konferansı’nda konuşma yapıyor. (AFP)

Ancak Foreign Policy dergisinde konferansın ardından yapılan değerlendirmede, “Birçok Avrupa lideri özel oturumlarda endişelerini dile getirdi; Trump’ın son dönemde Grönland’ı ele geçirme tehdidini kırmızı çizgiyi aşma olarak gördüler. Rubio’nun Hristiyanlık ve Batı uygarlığına yaptığı vurgular ise bazıları için etnik çağrışımlar içeriyormuş gibi göründü” ifadeleri yer aldı.

Batı dışından konferansa katılanlar, Rubio’nun Avrupa’yı ABD’nin yanında Batı’yı genişletme yoluna davet etmesini, yeni kıtalara yerleşme ve dünya çapında imparatorluklar kurma vurgusuyla birlikte, yeniden sömürgeleştirme mesajı olarak yorumladı.

Rubio, Trump’ın Avrupa’nın göç ve iklim değişikliği konularındaki yaklaşımına yönelik eleştirilerini de yineleyerek, ABD’nin gerekirse kendi yolunu tek başına açmaya hazır olduğunu belirtti. Rubio, ülkesinin NATO ittifakını canlandırmak istediğini vurgulasa da Avrupa’nın buna olan iradesi ve kapasitesine şüpheyle yaklaştı.

Konuşma, Rubio’nun Trump’ın politik önceliklerine uyum ile Avrupa ortaklarını güvence altına alma arasında dikkatle kurması gereken dengeyi ortaya koydu. Cumhuriyetçi yönetimdeki birçok kişiden farklı olarak Rubio, ABD’nin dış politika hedeflerini gerçekleştirebilmesi için Avrupa ile ilişkilerde daha fazla diplomasiye ihtiyaç duyduğunu biliyor.

Rubio’nun görevi ve diplomasiye liderlik etmesi, tonunun göreceli olarak ılımlı olmasının nedeni olarak görülüyor. Rubio, güvenlik ve askeri kurumların varlığını -özellikle NATO’yu- her zaman desteklemişti. Örneğin 2019’da herhangi bir ABD başkanının NATO’dan çekilmesini engellemek için Cumhuriyetçi ve Demokrat partiler arasında yürütülen ortak çabanın parçası olmuştu. O dönemde, “Ulusal güvenliğimiz ve Avrupa’daki müttefiklerimizin güvenliği için ABD’nin NATO içinde etkin bir rol oynamaya devam etmesi hayati önemdedir” demişti.

Ukrayna’nın doğusundaki Donetsk cephesinde top ateşleyen Ukraynalı bir asker (AFP)Ukrayna’nın doğusundaki Donetsk cephesinde top ateşleyen Ukraynalı bir asker (AFP)

Başka bir örnekte, Rubio’nun, ABD’nin taahhüdü konusunda Vladimir Zelenskiy’ye belirli güvence verdiği belirtiliyor. Aynı zamanda, savaşın sona ermesi için Ukrayna’nın zor tavizler kabul etmesi gerektiği uyarısında bulundu. Bu yaklaşım, Vance’in daha önce ABD’nin ‘birkaç mil toprak için’ on milyonlarca dolar harcamasının gerekçelerine şüpheyle bakmasından farklı.

Rubio’nun Münih’teki konuşması, Vance’in bir yıl önceki konuşmasına göre daha az bölücü olsa da Trump döneminde ABD dış politikasında herhangi bir temel değişikliği yansıtmıyor. Yeni denklem şöyle özetlenebilir: ABD, bazı çıkarlarını Avrupa ile paylaşsa da değerlerini paylaşmıyor.

Büyük Atlantik mesafeleri

Konu sadece konuşmalar, anlatılar veya dil üslubu meselesi değil; dünya, ittifakların, çekişmelerin ve hatta düşmanlıkların değiştiği yeni bir gerçekliği yaşamaya başladı.

Özellikle Avrupa’da, yüzyıllar boyunca en yıkıcı savaşları yaşamış kıtada birçok kişi, kendilerini Rusya’nın yayılmacı eğilimleri ile Çin’in saldırgan ekonomik politikaları arasında ve hızla değişen eski yakın müttefik ABD’nin arasında açıkta ve tehlikeye maruz hissediyor.

Eurobarometer tarafından yapılan yakın tarihli bir ankete göre, Avrupalıların yüzde 68’i ülkelerinin  tehdit altında olduğunu düşünüyor.

Bugün Atlantik ötesi ilişkiler incelendiğinde, bu yılki Münih Güvenlik Konferansı’nın manzarası, stratejik bir ‘bilişsel uyumsuzluk’ durumunu yansıtıyor. Psikolojide bilişsel uyumsuzluk, inançlar ile davranışlar arasında uyumsuzluk olduğunda ortaya çıkan zihinsel gerilimi ifade eder.  Antoine el-Hac’ın Şarku’l Avsat için kaleme aldığı analize göre Münih’te bu çelişki açıkça görüldü: dostluk açıklamaları, derin güvensizlik sinyalleriyle yan yana, stratejik güvence ise politik kararlarla çelişiyordu. Sonuç, biçimde birleşik ama özde sıkıntılı bir Avrupa-Amerika ittifakı oldu; bu durum, uygun önlem alınmazsa açık bir çatışma riski taşıyor.

Bu bağlamda Almanya Savunma Bakanı Boris Pistorius, ABD’nin Avrupa’yı sonsuza dek koruyamayacağını kabul etti, ancak bölgesel baskılara -özellikle Grönland konusuna- kesin bir şekilde karşı çıktı. Pistorius, “Barış ve güvenliği sağlamak için uluslararası kuruluşlara başvurulmalı” dedi ve Avrupa Birliği (AB) ile ABD’nin bunu ancak birlikte başarabileceğini vurguladı. Bu tutum, ABD’nin iş birliği ve kolektif disiplin çağrısını temel alan yaklaşımıyla çelişiyor; söz konusu yaklaşım, İkinci Dünya Savaşı’ndan bu yana geçerli olan kurallara ters düşen yeni bir oyun kuralı öneriyor.

Danimarka Kutup Komutanlığı tarafından Grönland’da düzenlenen bir eğitim tatbikatına katılan askerler (Reuters)Danimarka Kutup Komutanlığı tarafından Grönland’da düzenlenen bir eğitim tatbikatına katılan askerler (Reuters)

Ada ve buz

İstikrarı en çok sarsan anlaşmazlıklardan biri Grönland meselesi oldu. Danimarka Başbakanı Mette Frederiksen, konunun hâlâ açık bir yara olduğunu belirtti. Donald Trump, Danimarka ve Avrupa’nın tepkilerini dikkate almadan, Danimarka egemenliğine bağlı ada ile ilgili cesur pozisyonunu açıkladı.

Bazı gözlemciler ve analistler, Münih’te ve diğer duraklarda gözlemlenen tutumların, mevcut krizin yalnızca siyasi elitler arasındaki iletişim eksikliğinden kaynaklanmadığını, daha geniş bir uyumsuzluk olduğunu gösterdiğini belirtiyor. Avrupa halkının kayda değer bir kısmı, ABD’nin kendilerini askeri saldırılara karşı korumayacağına inanıyor.

Bu nedenle Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, Fransa’nın caydırıcı şemsiyesini Avrupa’nın geri kalanını kapsayacak şekilde genişletme tartışmasını yeniden açtı. Ancak bu güç gösterisi sağlam temellere dayanmıyor; yaklaşık 300 Fransız nükleer başlığı, 4 bin 309 nükleer başlığa sahip Rus cephaneliği karşısında caydırıcı olamaz. Avrupa ortaklarıyla bütünleşik bir komuta, kontrol ve iletişim sistemi olmadan hiçbir savunma sistemi anlam ifade etmiyor.

Öte yandan Birleşik Krallık Başbakanı Keir Starmer Fransa ile iş birliğine hazır olduğunu ifade etse de Fransa’nın nükleer silahları yerel üretimken, İngiltere’nin nükleer caydırıcılığı, İngiliz yapımı savaş başlıkları taşıyan ve Kraliyet Donanması’nın denizaltılarında konuşlandırılan ABD yapımı Trident 2 D5 füzelerine dayanıyor. Bu nedenle İngiliz caydırıcılığı bağımsız değil ve bu stratejik açıdan kritik bir gerçek.

Avrupa liderleri, ülkelerinin mali, sosyal ve yaşam koşullarıyla ilgili sorunlar yaşadığını bilerek, ekonomik çıkar çatışmaları ve farklı söylemlere rağmen ‘Atlantik boşanmasının’ mümkün olmadığını anlıyor. Zor bir evliliğin maliyeti, acı bir boşanmadan daha azdır. Dolayısıyla zayıf taraf, ilişki sürekli gerilimli olsa da güçlü tarafla kalmak zorunda.

ABD Başkanı Donald Trump ve Çin Devlet Başkanı Şi Cinping’in birleştirilmiş görüntüsü (Reuters)ABD Başkanı Donald Trump ve Çin Devlet Başkanı Şi Cinping’in birleştirilmiş görüntüsü (Reuters)

Bu liderler, Donald Trump ve ekibinin söyleminin değişmeyeceğini ve mesajının AB’yi zayıf ve yönelimlerinde hatalı gösterme amacını sürdüreceğini de biliyor. Ancak AB’nin sosyal piyasa ekonomisi modeli ve açıklık taahhüdü hâlâ somut kazançlar sağlıyor. Tereddüt ve şüphe yerine, AB’nin güçlü yönlerine yatırımını artırması ve deneyimini, özellikle ABD ile Çin arasındaki jeopolitik rekabetin yoğunlaştığı bu dönemde, iş birliği ve entegrasyon modeli olarak öne çıkarması gerekiyor. Avrupa başarılı olursa, bu sürekli dengesi bozulan bir dünya için yararlı olur; başarısız olur ise kıta, yıkıcı çatışmaların sahnesi haline gelebilir.