Sinvar'ı Hamas'ın lideri seçmek Tahran'ın kollarına atılmak anlamına mı geliyor?

İran Genelkurmay Başkanı ve Hizbullah bu seçimi memnuniyetle karşılarken, İsrail, Hamas hareketini ortadan kaldırmak için başka bir neden olarak gördü

Hareket için bir sonraki aşama, yok olmaktan kurtulmak için İran liderliğindeki direniş eksenini kazanmaya çalışmak olacak (Getty)
Hareket için bir sonraki aşama, yok olmaktan kurtulmak için İran liderliğindeki direniş eksenini kazanmaya çalışmak olacak (Getty)
TT

Sinvar'ı Hamas'ın lideri seçmek Tahran'ın kollarına atılmak anlamına mı geliyor?

Hareket için bir sonraki aşama, yok olmaktan kurtulmak için İran liderliğindeki direniş eksenini kazanmaya çalışmak olacak (Getty)
Hareket için bir sonraki aşama, yok olmaktan kurtulmak için İran liderliğindeki direniş eksenini kazanmaya çalışmak olacak (Getty)

İzzeddin Ebu Ayşe

Gözlemcilere göre Hamas, Yahya Sinvar'ı lider olarak seçerek İran eksenine bağlılığını teyit etti ve Filistin meselesinin çözümünde ılımlı bir üyenin tercih edilmesini reddetti.

Hamas, Sinvar'ın hareketin liderliğini üstlenmesinin uluslararası ve bölgesel sahneyi karmaşık hale getirebileceğinin ve bunun Gazze savaşının gidişatına yansımaları olacağının farkında. Nitekim Siyasi Büro Müdürü Musa Ebu Marzuk açıkça şöyle dedi: “Bir sonraki aşamanın doğasının farkındayız. Bu nedenle bu kişi Siyasi Büro başkanlığına seçildi.”

Sahnenin doğası gereği

İsrail açısından bundan sonraki aşamanın doğası, Gazze ve dışında Hamas hareketini tamamen ortadan kaldırmak olacak ve bu konuda ABD, İngiltere, Fransa ve diğer ülkelerin desteğini aldı. Ancak birçok kişiye göre hareket için bir sonraki aşamanın doğası, yok olmaktan kurtulmak için İran liderliğindeki “direniş eksenini” kazanmak için çabalamak olacak.

Sinvar'ın İsrail'den nefret ettiği biliniyor ve ne güvenlik ve siyasi çevreler ne de yerleşimciler ona olumlu bakmıyorlar. Dahası Sinvar, Tel Aviv, Washington ve diğerlerinin terör listelerinde yer alıyor.  7 Ekim 2023'teki saldırıyı planlayıp yönettikten sonra bölgenin en tehlikeli adamı olarak görülmeye başlandı.

Sinvar hakkında bilinenler sadece bununla sınırlı değil, aynı zamanda kendisi İran'a olan bağlılığıyla da ünlü olan, onunla yakın iş birliği içinde çalışan, Gazze Şeridi'ndeki planlarını hayata geçiren bir isim. Yeni Hamas lideri yakın zamanda; "Tahran'ın desteği olmasaydı askeri gücümüzü inşa edemez ve geliştiremezdik" demişti.

Hamas hareketini takip eden gözlemciler, hareketin dış politikasını değiştirebilecek olmasına rağmen, Sinvar'ı başkan seçerek, kendisini İran ekseninin bir parçası olarak konumlandırdığına inanıyorlar. Filistin Çalışma ve Araştırma Merkezi'nin siyasi ve askeri analiz departmanı başkanı Şükri Sukkar, "Bu seçim, hareketin liderleri üzerindeki büyük baskının ardından gelmiş olabilir" diyor ve şöyle açıklıyor; "Rahmetli Hamas lideri İsmail Heniyye, Gazze Şeridi'nde İran'ın politikalarını uyguluyordu ve Tahran'ı sık sık ziyaret ediyordu. İran ittifakına ve direniş eksenine dahil olması için harekete önderlik etti. İsrail ona suikast düzenleyerek, bu çevreden çıkması yönünde harekete zorla bir değişiklik dayatmaya çalıştı.”

Sukkar, "Heniyye'nin tasfiye edilmesinin Hamas'a, Arap toplumuna yakın olan ve hareketi yönetme konusunda daha ılımlı niteliklere sahip bir alternatif seçme fırsatı sunduğunu, ancak hareketin İran'ın kucağında kalmayı tercih ederek, Yahya Sinvar'ı başkan olarak seçtiğini” belirtiyor.

Sukkar, "Hamas, Halid Meşal'i veya Musa Ebu Marzuk'u lider olarak seçmiş olsaydı, direniş ekseninin çemberinden çıkar ve İran'ın diktalarından kurtulurdu. Bu iki ismin Arap ülkelerinin tarafında yer aldığı ve bölge liderleriyle iyi ilişkileri olduğu biliniyor. Bunlardan biri seçilseydi Hamas, savaşın durdurulması ve Gazze'nin akan kandan kurtarılması konusunda Araplardan büyük destek alırdı” değerlendirmesinde bulundu.

Aslında Halid Meşal, Suriye'deki devrimi destekledi ve ardından Hamas hareketiyle birlikte oradan ihraç edildi. Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı analize göre o zamandan beri İran ile ilişkileri çok gergin veya neredeyse yok denecek kadar az, öyle ki, 2011'den bu yana Tahran'ı ziyaret etmedi. Bunun aksine birçok Arap başkenti arasında dolaşıyor ve bölge liderleriyle iyi ilişkileri var.

Sukkar, İran'ın Meşal'i yeni Cumhurbaşkanının göreve başlama ve yemin törenine katılması için davet etmediğine işaret ediyor. Lider olarak seçilseydi, Hamas’a bölgede kabul görme fırsatı sunacağına, Gazze'deki savaşı durdurmak için kendisine güçlü bir koruma sağlayacağına dikkat çekiyor.

Ancak Hamas'ın bu seçimi yapamadığına ve Sinvar'ı başkan olarak atamak zorunda kaldığına inandığını ifade ediyor. Hamas’a "ya savaşta destek bulmak ve Heniyye’nin intikamını almak için Tahran'a sadakat göstermesi ya da bu karmaşık aşamada İran’ın ondan tamamen vazgeçmesi" seçeneklerinin sunulduğunu söylüyor.

Direniş ekseni Sinvar’ın seçilmesini memnuniyetle karşılıyor, İsrail ise tehdit ediyor

İsrailli siyasi analist Yoni Ben Menachem, İsrail'in Yahya Sinvar'ın Hamas'ın lideri olarak seçilmesiyle ilgili görüşleri hakkında, “Bu, İran için bir zafer olarak değerlendiriliyor. Zira Tel Aviv'de Sinvar'ı lider olarak atayanların Hamas’ın kendisinin değil, Tahran liderleri olduğuna inanılıyor" diyor.

"Hareket İran'ın komutası altına girdi ​​ve ben Sinvar'ın seçimi konusunda Doha'daki siyasi kanat ile Gazze'deki askeri kanat arasında anlaşmazlıklar olduğuna inanıyorum. Yurt dışındaki Hamas liderleri radikallerden ziyade ılımlıları tercih ediyor” görüşünü dile getiriyor.

Ben Menachem; “Hamas’ın Heniyye tasfiye edildiğinde politikasını değiştirme fırsatı vardı. İsrail, Heniyye tasfiye edildiğinde Hamas’a ılımlı bir lider seçme yolu sundu. Tahran ekseni dışında bir lider seçebilirdi ama görünen o ki, hareket artık kararında bağımsız değil ve kendisini İran'ın emrine vermiş durumda” değerlendirmesinde bulundu.

Hamas'ın yeniden kendisini İran'ın kucağına teslim etmesinin, Tahran'ın bölgedeki planlarını hayata geçirmek için bir araç olduğu anlamına geldiğine inanıyor. Zira hareketin liderleri, İsrail'in Hamas’ı yok etme kararı ile birlikte Tahran'ın ve onun bölgeye yönelik proje ve planlarının, onu Gazze'deki varlığının sonlanmasından koruyabileceğine inanıyor.

Aslında Sinvar'ın Hamas'ın başına atanmasını memnuniyetle karşılayan tek taraf İran ve Hizbullah'tı. İran Genelkurmay Başkanı Abdurrahim Musevi, "Sinvar'ın seçilmesi, İsrail'in geleceğine dair hiçbir umudunun olmadığı anlamına geliyor" ifadelerini kullandı.

Hizbullah, Sinvar'ın Hamas Siyasi Bürosunun başına getirilmesi kararının "Filistinli hareketin ana tercihlerinde kararlı olduğunu, birçok cephede kahramanca ve tarihi bir mücadele yürüten direniş ekseni yolunda diğer Filistinli örgütlerle birlikte ilerlemekte azimli olduğunu" kanıtladığı görüşünde.

Hareketin resmi düzeydeki açıklamalarına gelince, Siyasi Büro üyelerinden biri olan Musa Ebu Marzuk, Sinvar'ın Tel Aviv'e meydan okuması, karmaşık yerel, bölgesel ve uluslararası koşulların gölgesinde hassas aşamadaki planlarla yüzleşebilecek kapasitede olması nedeniyle seçildiğini vurguladı.

İsrail'de ise Dışişleri Bakanı Yisrael Katz, Yahya Sinvar'ın Hamas'ın liderliğine seçilmesini, onu ortadan kaldırmak ve hareketi yok etmek için bir başka neden olarak gördü.

*Bu analiz Şarku’l Avsat tarafından Independent Arabia’dan çevrilmiştir.



Yeni hukukun üstünlüğü raporu: Yalnızca bir AB üyesi ilerleme gösteriyor

Pazartesi yayımlanan raporda AB de eleştirildi (Reuters)
Pazartesi yayımlanan raporda AB de eleştirildi (Reuters)
TT

Yeni hukukun üstünlüğü raporu: Yalnızca bir AB üyesi ilerleme gösteriyor

Pazartesi yayımlanan raporda AB de eleştirildi (Reuters)
Pazartesi yayımlanan raporda AB de eleştirildi (Reuters)

Avrupa Sivil Özgürlükler Birliği yeni yayımladığı raporda Avrupa Birliği (AB) üyelerinden 5'i, hukukun üstünlüğünü "kasten ve sürekli" yok etmekle suçlandı. 6 ülkede de standartların gerilediği bildirildi. 

22 ülkedeki 40 sivil toplum örgütünden alınan verilere dayandırılan raporda Bulgaristan, Hırvatistan, İtalya, Macaristan ve Slovakya yönetimlerinin hukukun üstünlüğüne bilerek zarar verdiği iddia edildi. 

Özellikle Slovakya'ya dikkat çekilirken Moskova yanlısı hükümetin hukukun üstünlüğüne dair tüm başlıklarda ülkeyi gerilettiği ileri sürüldü. 

Robert Fico yönetiminin sivil toplumun denetim ve denge görevi, medya özgürlüğü, yolsuzlukla mücadele ve adalet üzerindeki olumsuz etkilerine dikkat çekildi. 

12 Nisan'da genel seçime gidecek Macaristan'da da 16 yıllık Viktor Orbán iktidarının gerilemede "başlı başına bir kategori" oluşturduğu ifade edildi. 

Budapeşte yönetiminin hiçbir olumlu değişim emaresi göstermediği ve yeni kanunların standartları daha da gerilettiği dile getirildi. 

Hukukun üstünlüğüne dair bazı alanlarda 6 ülkenin gerilemeye girdiği belirtilirken bunların Almanya, Belçika, Danimarka, İsveç, Fransa ve Malta olduğu açıklandı. 

844 sayfalık raporda Çekya, Estonya, İrlanda, İspanya, Hollanda, Litvanya, Polonya, Romanya, Slovenya, Yunanistan'ın hukuk devleti nitelikleri açısından ne uzadığı ne de kısaldığı öne sürüldü. 

Letonya'nınsa bu konuda olumlu yönde adım atan tek devlet olduğu bildirildi. 

Avrupa Sivil Özgürlükler Birliği, AB'nin hukukun üstünlüğünü korumak ve teşvik etmek için yeterli mekanizmalara sahip olmadığını vurguladı. 

Avrupa Komisyonu'nun 2025'te hazırladığı hukukun üstünlüğü raporundaki önerilerin yüzde 93'ünün bir önceki yıllarda da dile getirildiği aktarıldı. 

Independent Türkçe, Guardian, Balkan Insight


İsrail'in kayaklı askerleri Lübnan'a girdi

İsrail'in kayaklı askerleri Lübnan'a girdi
TT

İsrail'in kayaklı askerleri Lübnan'a girdi

İsrail'in kayaklı askerleri Lübnan'a girdi

Pazar sabahı erken saatlerde İsrail birlikleri, Suriye'de kısa süre önce ele geçirdikleri topraklardan güney Lübnan'a kayakla geçti.

Bu, İsrail Savunma Kuvvetleri (IDF) Dağcı Birliği tarafından gerçekleştirilen bu türdeki ilk sınır ötesi operasyon oldu.

İsrail, haftalardır Lübnan'ın güneyindeki Tahran destekli Hizbullah güçleriyle çatışırken, ülkenin doğusundaki ve başkent Beyrut'taki önemli altyapı tesisleriyle sivil yapılara da hava saldırıları düzenliyor.

IDF'in açıklamasına göre, 810. "Dağlar" Bölgesel Tugayı'nın yedek Dağcı Birliği, "karmaşık dağlık arazide faaliyet gösterdi ve Suriye'deki Hermon'dan güney Lübnan'daki Dov Dağı bölgesine karda tırmanarak geçti; bölgeyi taradı, istihbarat topladı ve bölgedeki düşman terör altyapısını tespit etti".

Bu birlikler, Litani Nehri'ne doğru kuzeye ilerleyen, Lübnan'ın güneyinde bir düzineden fazla köyde faaliyet gösteren daha geniş İsrail güçlerine katılıyor.

vfd
26 Mart'ta Lübnan'ın güneyindeki Kfar Roummane köyünü hedef alan İsrail hava saldırısının ardından olay yerine gelen ilk yardım ekipleri (AFP)

IDF'in bölgedeki operasyonel hedefleri daha da netleştikçe, uzun süreli işgal endişeleri artıyor. İsrail Savunma Bakanı Yisrael Katz, bölgenin tüm sakinlerinden arındırılacağını ve "temas hattı köylerindeki" evlerin "Gazze'deki Beyt Hanun ve Refah modeline uygun olarak" yıkılacağını duyurdu.

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu pazar günü yaptığı açıklamada, "Mevcut güvenlik tampon bölgesini daha da genişletme talimatını az önce verdim. [İsrail'in] kuzeyindeki durumu kökten değiştirmeye kararlıyız" dedi.

Lübnan, İran'ın dini lideri Ayetullah Ali Hameney'in öldürülmesinin ardından Hizbullah'ın İsrail'e füze fırlatmasıyla ABD - İsrail'in Ortadoğu'da süregelen savaşına 2 Mart'ta dahil olmuştu.

O tarihten bu yana Lübnan’da 1200’den fazla kişi öldürüldü ve bir milyon kişi yerinden edildi; bu da ülke nüfusunun beşte birine denk geliyor.

Hafta sonu öldürülenler arasında üç gazeteci ve 10 kurtarma görevlisi de bulunuyor; böylece İsrail ateşiyle öldürülen sağlık çalışanlarının toplam sayısı 52'ye ulaştı.

Hermon Dağı, Suriye - Lübnan sınırında yer alıyor ancak eski başkan Beşar Esad'ın devrilmesinin hemen ardından Aralık 2024'te IDF tarafından ele geçirilmişti.

Bu, İsrail'in Suriye'de daha önce elde ettiği toprak kazanımlarını genişletmişti. Bunlar arasında 1967'de Golan Tepeleri'nin ele geçirilmesi de yer alıyor; İsrail hükümetinin 1981'de resmileştirdiği bu ilhakı sadece Birleşik Devletler tanıyor.

İsrail, Suriye'nin güneyinde en az 9 askeri üs bulunduruyor; bunlardan ikisi Hermon Dağı'nın Suriye tarafında yer alıyor ve bu üslerden topçu birlikleri 35 kilometre uzaklıktaki Şam'ı vurabiliyor. Ayrıca 1974'te kurulan ve BM gözetiminde olan bir tampon bölgede de 7 üs daha bulunuyor.

İsrail ordusu, buradaki varlığının, "düşman güçlerin" kullanabileceği silahları ele geçirmek için gerekli olduğunu iddia ediyor.

Independent Türkçe


Savaşın gölgesinde 2028 seçimleri: Vance–Rubio rekabetinde Trump kimi destekleyecek?

Donald Trump ile birlikte, Başkan Yardımcısı J. D. Vance ve Dışişleri Bakanı Marco Rubio, 25 Haziran 2025’te Oval Office’te (AP)
Donald Trump ile birlikte, Başkan Yardımcısı J. D. Vance ve Dışişleri Bakanı Marco Rubio, 25 Haziran 2025’te Oval Office’te (AP)
TT

Savaşın gölgesinde 2028 seçimleri: Vance–Rubio rekabetinde Trump kimi destekleyecek?

Donald Trump ile birlikte, Başkan Yardımcısı J. D. Vance ve Dışişleri Bakanı Marco Rubio, 25 Haziran 2025’te Oval Office’te (AP)
Donald Trump ile birlikte, Başkan Yardımcısı J. D. Vance ve Dışişleri Bakanı Marco Rubio, 25 Haziran 2025’te Oval Office’te (AP)

İran savaşı, ABD Başkanı Donald Trump’ın mirasını tehdit ederken, halef adayları arasında öne çıkan iki isim olan Başkan Yardımcısı J.D. Vance ve Dışişleri Bakanı Marco Rubio üzerindeki siyasi bahisler de artıyor.

Her iki isim de geniş çapta Trump sonrası başkanlık yarışında öne çıkan adaylar olarak görülüyor ve savaşın sona erdirilmesine yönelik müzakerelerde ön plana çıkarılmış durumda. Cumhuriyetçi Parti ise şimdiden Trump sonrası dönemi planlamaya başladı. Vance, ABD’nin savaşa katılımına karşı  temkinli bir tutum sergilerken, Rubio Trump ile yakın bir pozisyonda, askeri harekâtın açık bir savunucusu olarak öne çıkıyor.

Trump, her iki ismin de İran’ı nükleer ve füze programlarını tasfiye etmeye ve Hürmüz Boğazı’ndan petrol geçişinin güvenliğini sağlamaya ikna etme çabalarına katıldığını ifade etti. Yaklaşan 2028 başkanlık seçimleri öncesinde Trump, özel görüşmelerde müttefiklerine ve danışmanlarına “J.D. mi, yoksa Marco mu?” sorusunu yöneltti.

2028 için hazırlık

Analistler ve Cumhuriyetçi yetkililere göre, beşinci haftasına giren Amerikan askeri operasyonlarının seyri, her iki adayın 2028 şanslarını belirleyebilir. Savaşın hızlı bir şekilde sona ermesi, “krizlerde sabit bir el” olarak görülen ve aynı zamanda Ulusal Güvenlik Danışmanı görevini yürüten Rubio’nun konumunu güçlendirebilir. Öte yandan çatışmanın uzaması, Vance’a Trump tabanında savaş karşıtı eğilimleri temsil etme alanı sağlayabilir.

vcdvdf
ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, 9 Ekim 2025’te Washington, D.C.’daki Oval Office’te Başkan Yardımcısı J. D. Vance’e bir şey fısıldıyor (AP)

Trump’ın kendi konumu da test altında. Reuters/Ipsos tarafından geçen hafta yapılan bir ankete göre yakıt fiyatlarının artışı ve İran savaşına geniş çaplı muhalefet nedeniyle Trump’ın onayı son günlerde %36’ya gerileyerek Beyaz Saray’a dönüşünden bu yana en düşük seviyeye ulaştı.

Bazı Cumhuriyetçiler, Trump’ın tercih ettiği üst düzey yardımcıları dikkatle izliyor. Bazıları, Trump’ın Rubio’ya eğilim gösterdiğine dair işaretler gözlemliyor, ancak Trump’ın fikrini hızla değiştirebileceği de kabul ediliyor. Beyaz Saray ise, Trump’ın tercih sinyalleri verdiği iddialarını reddediyor. Sözcü Stephen Chung, “Vance ve Rubio hakkındaki medya spekülasyonları bu yönetimi Amerikan halkı için savaşma görevinden alıkoyamaz” dedi.

Rakiplerden olası mirasçılara

41 yaşındaki Vance, eski bir Deniz Piyadesi mensubu olarak Irak’ta görev yaptı ve uzun süredir ABD’nin dış savaşlara müdahalesine karşı çıktı. İran konusundaki kamuoyuna yönelik açıklamaları sınırlı ve ölçülü oldu. Trump ise aralarındaki “felsefi farklılıklar”a dikkat çekti.

Vance, siyasi kariyerinin başında kendisini “Trump karşıtı” olarak tanımlamıştı. 2023’te Wall Street Journal’da yayımlanan bir makalesinde, Trump’ın ilk dönemindeki en iyi dış politikasının savaş başlatmamak olduğunu savunmuştu. Beyaz Saray ise Başkan ile Başkan Yardımcısı arasındaki olası çatışmayı minimize etmeye çalıştı. Vance, bu ayın başında Trump’ın yanında Oval Ofis’te durarak, İran’ın nükleer silaha sahip olmasını engelleme konusunda Başkan’ın politikasını desteklediğini belirtti.

ferfer
J. D. Vance’in İran’a yönelik askeri harekâtı eleştirme konusunda temkinli davrandığı görülüyor (Reuters)

Vance, Başkan’ın özel temsilcisi Steve Witkoff ve Trump’ın damadı Jared Kushner’in ilerleme kaydetmesi halinde müzakerelerde daha doğrudan bir rol üstlenebilir. Vance’in sözcüsü, “Başkan Trump liderliğinde Amerika’yı daha güvenli ve refah içinde kılmak için etkili bir ekibin parçası olmaktan gurur duyuyoruz” dedi.

Beyaz Saray’daki üst düzey bir yetkili, Trump’ın yardımcılardaki ideolojik farklılıklara, sadık kaldıkları sürece tolerans gösterdiğini belirterek, Vance’in şüpheci tavrının Trump’a tabanının görüşlerini aktarmasına yardımcı olduğunu söyledi.

Vance, Kasım’daki ara seçimler sonrasına kadar 2028 için aday olup olmayacağına karar vermeyi planlıyor. Conservative Political Action Conference (CPAC) katılımcıları arasında yapılan bir ankette, yaklaşık 1 bin 600 kişi arasından yüzde 53 oy alarak Cumhuriyetçi Parti’nin bir sonraki adayı olarak öne çıktı. Rubio ise yüzde 35 ile ikinci sırada yer aldı; geçen yıl sadece yüzde 3 oy almıştı.

54 yaşındaki Rubio, Vance aday olursa kendisinin başkanlığa aday olmayacağını belirtti ve kaynaklara göre Vance’in yanında bir başkan yardımcısı olarak yer almaktan memnuniyet duyacak. Ancak Vance’in herhangi bir zayıflığı, Rubio ve diğer Cumhuriyetçiler için cesaret verici olabilir. Stratejist Ron Bonjean, “Trump uzun hafızalıdır; Vance’in sadakat eksikliğini hatırlayabilir. MAGA tabanında Trump hâlâ popülerse, bu Vance için olumsuz olabilir” dedi.

dsgfr
ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, Perşembe günü White House’ta düzenlenen toplantıda Başkan Donald Trump ile birlikte (EPA)

Trump, Vance ve Rubio’nun birlikte aday olmasını önerdi; bunun olası rakipler için kazanmayı zorlaştıracağını düşündü. Rubio’nun 2016’daki başkanlık hedefleri Trump ile sert bir karşılaşma sonrası engellenmişti, ancak sonrasında ilişkileri düzeldi. Dışişleri Bakanlığı sözcüsü Tommy Beigot, Rubio’nun Trump ekibiyle hem profesyonel hem de kişisel olarak mükemmel bir ilişkiye sahip olduğunu belirtti.

Rubio ve Beyaz Saray, bazı açıklamalarının muhafazakar Trump destekçilerini öfkelendirmesi sonrası durumu kontrol altına almak zorunda kaldı. Rubio, savaşta ABD’nin İsrail’in yönlendirmesiyle hareket ettiği izlenimi vermişti, ancak Trump sonrasında Rubio’nun askeri harekâta verdiği desteği övdü. Rubio’nun uzun süren bir savaşın siyasi geleceğini etkileyeceği konusunda endişelenip endişelenmediği sorulduğunda, “Buna tek bir saniye bile düşünmedim” yanıtını verdi.

Belirgin Farklılıklar

CPAC yöneticisi Matt Schlapp, İran’a karşı yürütülen kampanyanın ABD iç siyasetinde önemli sonuçlar doğuracağını belirterek, “Bu savaş hedeflerini başarıyla gerçekleştirirse, insanlar siyasi olarak ödüllendirilecektir. Aksi takdirde maliyeti yüksek olacaktır” dedi.

Anketler, İran politikasının ABD iç siyasetinde keskin bir kutuplaşma yarattığını ortaya koyuyor. Reuters/Ipsos verilerine göre Cumhuriyetçi tabanın yüzde 75’i askeri operasyonları desteklerken, Demokrat seçmenlerde destek oranı yalnızca yüzde 6’da kalıyor. Bağımsızlar ise yüzde 24 ile iki blok arasında sınırlı bir destek sergiliyor.

ugt
ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, 27 Mart’ta Paris yakınlarında düzenlenen toplantı mekânına varırken (Reuters)

Geçen Perşembe televizyonda yayımlanan bir hükümet toplantısında, Rubio ve Vance’ın yaklaşım farkları öne çıktı. Rubio, Trump’ın İran’a yönelik saldırısını güçlü biçimde savunarak, Başkan’ın böylesi bir tehdidi görmezden gelemeyeceğini söyledi. Vance ise daha temkinli bir tutum sergileyerek, İran’ın nükleer silaha sahip olmasını engelleme seçeneklerine odaklandı. Askeri personele seslenirken, “Sizlerin yanındayız ve her adımda desteğimiz devam ediyor” ifadelerini kullandı.