Hizbullah'a uluslararası alanda etkileşim sağlamak için ateşkes görüşmelerine şans vermesi yönünde diplomatik tavsiye

Hizbullah lideri Fuad Şükür'ü anma töreninde çekilmiş bir fotoğraf (EPA)
Hizbullah lideri Fuad Şükür'ü anma töreninde çekilmiş bir fotoğraf (EPA)
TT

Hizbullah'a uluslararası alanda etkileşim sağlamak için ateşkes görüşmelerine şans vermesi yönünde diplomatik tavsiye

Hizbullah lideri Fuad Şükür'ü anma töreninde çekilmiş bir fotoğraf (EPA)
Hizbullah lideri Fuad Şükür'ü anma töreninde çekilmiş bir fotoğraf (EPA)

Önde gelen Lübnanlı kaynaklar, ‘diplomatik taraflar, özellikle de Mısır, Katar ve Batı menşeli çok uluslu şirketler ile Hizbullah liderliği arasındaki iletişimin kesilmediğini’ açıklığa kavuşturdu. Bu taraflar, Gazze Şeridi'nde ateşkes görüşmelerinin yeniden başlaması için Hizbullah'ı ikna etmeye çalıştı. ABD Başkanı Joe Biden, Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah Sisi ve Katar Emiri Şeyh Temim bin Hamad es-Sani'nin daveti üzerine görüşmelerin önümüzdeki perşembe günü yapılması planlanıyor. Görüşmelere ilişkin olarak askeri lider Fuad Şükür'e yönelik suikast nedeniyle Hizbullah'ın İsrail'e vermeye hazırlandığı yanıtın masada olacağı söylenebilir.

Şarku’l Avsat'a konuşan kaynaklar, söz konusu tarafların, özellikle de davetin ilk kez üç liderden gelmesi ve kendilerini desteklemekte tereddüt etmeyen uluslararası toplum nezdinde güvenilirliklerini tehlikeye atması nedeniyle, Hizbullah’a görüşmelere yeniden başlama fırsatı vermesini tavsiye etme konusunda birleştiklerini söyledi.

Lübnanlı kaynaklar, Hizbullah yönetiminin Mısır, Katar ve Fransa başta olmak üzere Avrupa ülkelerine dayatılan olumlu gerekçeleri dikkatle dinlediğini doğruladı. Bu hamle, Şükür'e yönelik suikastı nedeniyle İsrail'e cevap verme hakkı olduğunu ileri sürerek temsilcilerine tatmin edici bir cevap vermeden, üç liderin girişimini destekleyen en büyük uluslararası seferberliği güvence altına alma çerçevesinde gerçekleşti. Zira İsrail kırmızı çizgileri aştı ve angajman kurallarını ihlal etti. Diğer yandan İsrail'in Hamas Siyasi Büro Başkanı İsmail Heniyye'ye yönelik suikastına İran'ın vereceği yanıtla aynı zamana denk gelmesinden bahsetmeksizin uygun zamanlamayı seçmek ve yanıtın niteliğini belirlemek Hizbullah'ın kendisine kalıyor.

fdergth5y6j
Hizbullah lideri Fuad Şükür'ü anma töreninde çekilmiş bir fotoğraf (EPA)

Şarku’l Avsat'ın edindiği bilgiye göre Hizbullah liderliği ile temasa geçenler, Gazze'de ateşkes sağlanması amacıyla görüşmelerin yeniden başlaması için ortamın hazırlanması gerektiği konusunda mutabık kaldılar. Bunun için de İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu'yu köşeye sıkıştırmak için tek seferlik bir fırsat olarak görülmek yerine, görüşmeleri sekteye uğratmakla suçlanmamak için görüşmeler başlamadan önce yanıtın zamanlamasını başlatmamak gerekiyor. Zira Hizbullah'ın Gazze'deki savaşın sona ermesinde çıkarı var ve saldırganlığını durdurması için Tel Aviv'e baskı yapmak üzere Hamas'ı destekleme girişiminde bulundu.

Bekleme ihtiyacı

Kaynaklar, Hizbullah'ın Arap ve Batılı ülkelerin görüşmelerin yeniden başlamasını ve Netanyahu'nun bu görüşmelere vereceği tepkiyi beklemesi yönündeki çağrılarına cevap vermesi halinde, cevap verme hakkını saklı tuttuğu sürece, kendisine hiçbir zarar gelmeyeceğini vurguladılar. Ayrıca varılacak mutabakatı kasıtlı olarak sabote etmekle suçlanmaması için durum hakkında peşin hüküm vermekte bir çıkar görmediklerini ifade ettiler.

Hizbullah’a, Netanyahu'nun Gazze'nin ed-Derac mahallesindeki okulu bombalayarak gerçekleştirdiği ve daha önce benzeri görülmemiş bir Arap ve uluslararası kınama dalgasını tetikleyen katliamı beklemesini tavsiye ettiler. Hizbullah’a, tepkilere ve ülkelerin Cezayir'in talebi üzerine salı günü acil bir oturum düzenleyecek olan Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi ile ciddi bir şekilde ilgilenmelerine fırsat vermek için yanıt vermek üzere beklemesini tavsiye ettiler. Ayrıca Hizbullah’ın şu anda sorumluluğundan kaçmak için bahaneler arayan İsrail'i tuzağa düşüren böyle bir kartı yakmakta hiçbir çıkarı olmadığını savundular.

Katliamın etkileri

Onlar, bu durumda verilecek bir yanıtın dikkatleri, katliamın siyasi yansımalarından uzaklaştıracağını vurguladılar. Böylece Netanyahu'nun yanıt vermesi için bir bahane yaratılmış olacak. Bu da onun doğrudan sorumlu tutularak uluslararası ilginin seviyesini düşürmenin kapısını açacak. Özellikle de görüşmelerin yeniden başlamasına bir haftadan az bir süre kala bu suçu işlediği için vaziyet bu şekle bürünecek. Sanki ilgililere sakıncalı bir mesaj iletmek istemiş ve bu mesajla başına gelecekleri önceden savuşturmak istemiş gibi davranacak. Eğer Gazze'de ateşkes sağlanırsa bunlar yaşanacak.

Dolayısıyla karar Hizbullah'ın. Ancak Hizbullah tek yanıt veren taraf olmayacak. Hatta kaynakların söylediği gibi, İran'ın yanıtından önce ya da sonra gelmesine bakılmaksızın İran'la koordinasyon için inisiyatif alacak. Tavsiyeler ışığında siyasi takdir yetkisi kendisine yani Hizbullah'a ait. Kendisine verilen bu tavsiyeler, ABD'nin Tahran'a yaptığı uyarılarla da uyum içinde görünüyor. Tahran yönetiminin, Suudi Arabistan ve Ürdün'ün, egemenliklerine saldırı manası taşıyan hava sahalarının herhangi bir tarafça ihlal edilmesine izin verilmemesi yönündeki tutumlarını dikkate alması bekleniyor. Bu hem Tahran'a hem de Tel Aviv'e tarafsız kaldıklarını teyit eden açık bir mesaj.

Bu nedenle şu soru sorulmalıdır: Cevap, görüşmeler yeniden başlamadan önce mi gelecek? Yoksa Avrupa ve Arapların Hizbullah'a yönelik tavsiyelerine karşılık olarak, en azından bu kez ciddi olduğu teyit edilene kadar, beklenti içinde olmaya devam mı edilecek? Bu kez görüşmeler Gazze'deki ateşi durdurma hedefine ulaşacak ve öncekiler gibi yerinde saymayacak olduğu teyit edildikten sonra mı beklentiye girilecek? Bu da Lübnan'ın bugünkünden farklı yeni bir siyasi aşamaya gireceği anlamına geliyor. Hizbullah'ın Hamas'a verdiği destek İsrail'in Gazze Şeridi'ne yönelik saldırılarını durdurma hedefine ulaştığında güneyde sürdürülebilir huzuru yeniden tesis edecek bir çözüm arayışına girilecek. Aynı şekilde Gazze ve güney cephelerini birbirine bağlamak için artık hiçbir gerekçe kalmayacak.

Her ne kadar İran'ın tutumunun niteliğini tahmin etmek tarafların ne karar vereceğine bağlı olsa da, cevapta tutarlılık olmaması eğer işlerine karar vermişlerse ve bunu sıcak çatışmaya bırakmaktan başka seçenekleri yoksa siyasi olarak şu anlama gelir: Bu kez uluslararası toplum tarafından desteklenen görüşmelerin yeniden başlamasını bekledikleri takdirde bunun sonuçlarına her düzeyde katlanacakları için ortaklığın önemi azalmıyor. Netanyahu'nun görüşmeleri sekteye uğratmak için hazırladığı siyasi ve güvenlik paketlerini, görüşme zamanı gelmeden önce patlatacak bir mayın tarama gemisi olması beklenen eşi benzeri görülmemiş bir Amerikan desteği ortada bekliyor.



Kuraklık İran’ı vurdu: Ülkenin en önemli barajlarından biri elektrik üretimini durdurdu

İran'ın kuzeyindeki Elburz sıradağlarındaki Karkheh Nehri kıyısındaki barajın düşük su seviyelerini gösteren fotoğraf (AFP)
İran'ın kuzeyindeki Elburz sıradağlarındaki Karkheh Nehri kıyısındaki barajın düşük su seviyelerini gösteren fotoğraf (AFP)
TT

Kuraklık İran’ı vurdu: Ülkenin en önemli barajlarından biri elektrik üretimini durdurdu

İran'ın kuzeyindeki Elburz sıradağlarındaki Karkheh Nehri kıyısındaki barajın düşük su seviyelerini gösteren fotoğraf (AFP)
İran'ın kuzeyindeki Elburz sıradağlarındaki Karkheh Nehri kıyısındaki barajın düşük su seviyelerini gösteren fotoğraf (AFP)

İranlı yetkililer, ülkenin en büyük barajlarından birinde su seviyesinin önemli ölçüde düşmesi nedeniyle dün elektrik üretimini durdurdu.

İran'ın resmi haber ajansı IRNA'ya göre Karkheh Barajı ve ilgili santralinin müdürü Emir Mahmudi, "Karkheh Barajı rezervuarındaki düşük su seviyesi nedeniyle santralin üniteleri devre dışı bırakıldı" dedi.

Şarku'l Avsat'ın AFP'den aktardığına göre Mahmudi, halkın ihtiyaçlarını karşılamak için barajın alt vanalarından su verildiğini belirtti.

Mahmudi, barajın rezervuarında şu anda yaklaşık bir milyar metreküp su depolandığını belirterek, "Şu an su seviyesi 180 metre olup, elektrik üretimi için normal işletme seviyesinden 40 metre daha düşüktür" dedi.

IRNA'ya göre Karkheh Barajı, dünyanın en büyük toprak barajlarından biri ve İran ile Ortadoğu'nun en büyüğü. Baraj, İran'ın güneybatısındaki Huzistan eyaletinin Andimeşk şehrinin 22 kilometre kuzeybatısındaki Karkheh Nehri üzerine inşa edilmiş olup, suları İran ve Irak sınırında bulunan Hawizeh (El-Azim) bataklıklarına akmaktadır.

Baraj, ülkenin batısındaki nehirleri merkeze yönlendirmeyi amaçlayan birkaç projeden biri.

Bu gelişme, İran'ın altmış yıl önce kayıtları tutmaya başlamasından bu yana en kötü kuraklıklarından biriyle karşı karşıya olduğu bir dönemde yaşanıyor.

İran medyası son haftalarda, yağış seviyelerinin bu yıl uzun vadeli ortalamaya kıyasla yaklaşık yüzde 90 oranında düştüğünü bildirdi.

Birçok ile su sağlayan barajlardaki su seviyeleri rekor seviyelerde düştü ve son birkaç haftadır birçok şehirde yağmur duası yapılıyor.

İranlı yetkililer ayrıca yağış sağlamak için bulut tohumlama operasyonları başlattı ve tüketimi azaltmak için periyodik su kesintilerine başvurdu. Büyük ölçüde kurak bir ülke olan İran, yıllardır kronik kuraklık ve sıcak hava dalgalarından muzdarip ve bu durumun iklim değişikliği nedeniyle daha da kötüleşmesi bekleniyor.


Taliban, İngiliz ordusuyla çalışan Afganları Batı teknolojisiyle izledi

Paktiya vilayetinin Gardez kenti yakınlarındaki 203 Mansuri Kolordusu Eğitim Merkezi’nde düzenlenen mezuniyet töreninde bir askeri aracın üzerinde poz veren Taliban ordusuna yeni katılan askerler, 2 Kasım 2025 (AFP)
Paktiya vilayetinin Gardez kenti yakınlarındaki 203 Mansuri Kolordusu Eğitim Merkezi’nde düzenlenen mezuniyet töreninde bir askeri aracın üzerinde poz veren Taliban ordusuna yeni katılan askerler, 2 Kasım 2025 (AFP)
TT

Taliban, İngiliz ordusuyla çalışan Afganları Batı teknolojisiyle izledi

Paktiya vilayetinin Gardez kenti yakınlarındaki 203 Mansuri Kolordusu Eğitim Merkezi’nde düzenlenen mezuniyet töreninde bir askeri aracın üzerinde poz veren Taliban ordusuna yeni katılan askerler, 2 Kasım 2025 (AFP)
Paktiya vilayetinin Gardez kenti yakınlarındaki 203 Mansuri Kolordusu Eğitim Merkezi’nde düzenlenen mezuniyet töreninde bir askeri aracın üzerinde poz veren Taliban ordusuna yeni katılan askerler, 2 Kasım 2025 (AFP)

Şarku’l Avsat’ın İngiliz gazetesi The Telegraph’tan katardığı habere göre Afganistan'da bırakılan ‘hassas malzeme ve ekipmanlar’ Taliban'ın İngiliz ordusuyla çalışan Afganların izini sürmesini sağladı. Bu bilgi, casusların ve İngiliz özel kuvvetleri üyelerinin kimliklerini ortaya çıkaran veri sızıntısı ile ilgili devam eden resmi soruşturmada bir ihbarcının ifadesine göre ortaya çıktı.

Gazete, sadece ‘Şahıs E’ kod adlı ihbarcının, 18 Kasım’da kapalı bir oturumda Avam Kamarası Savunma Seçme Komitesi üyelerine, Afganistan Özel Kuvvetleri üyeleri ve diğerlerinin Taliban üyelerinin saldırılarından kaçmak için evlerini terk etmek zorunda kaldıklarını söylediğini ve bu oturumun tutanaklarının cuma günü yayınlandığını bildirdi.

gynt
Kandahar vilayetinin Sipin Buldak ilçesinde hasar görmüş bir evin yanında duran bir Taliban güvenlik görevlisi, 16 Ekim 2025 (EPA)

İhbarcı, Afganistan Özel Kuvvetleri üyeleri ve diğerleri, Taliban'a karşı operasyonlarda İngiliz ordusuyla birlikte çalışmışlardı ve Taliban'ın artık onların peşine düşebilecek teknolojiye sahip olması nedeniyle kendilerini korumak için telefon numaralarını değiştirmek zorunda kaldıklarını da ekledi.

İhbarcı, 2022 yılında bir İngiliz deniz piyadesi yanlışlıkla paylaştığı için yaklaşık 33 bin kişinin isminin çevrimiçi olarak yayınlandığı veri sızıntısını İngiliz hükümetine ilk bildiren kişiydi. Sızıntı 2023 yılına kadar fark edilemedi. Bu olay hükümeti, yaklaşık 24 bin Afgan askeri ve ailelerine gizlice acil yeniden yerleştirme teklifinde bulunmaya itti. Bu hatanın sonucu olarak, İngiliz hükümeti, kimlikleri sızdırılan Afganları İngiltere’ye götürmek ve barındırmalarını sağlamak için beş yıllık bir plan çerçevesinde 7 milyar sterlin harcadı.

Gazetenin aktardığına göre İhbarcı şöyle dedi:

“Taliban'ın bizim sahip olduğumuz yeteneklere sahip olmadığına dair bir yanılgı var gibi görünüyor. Afganistan'da her şeyi geride bıraktık ve onlar da buna sahip. Telefon numaranız varsa, sizi bulabilirler.”

İngiltere Avam Kamarası Üyesi Jesse Norman, ihbarcıya Taliban'ın verilerin şifresini çözme ve kullanma kapasitesine sahip olup olmadığını sorduğunda, ihbarcı “Her şeye sahipler” şeklinde kısa ve öz bir şekilde cevap verdi. Norman, “Bu, onlara bize karşı kullanılan hassas malzemeleri ve ekipmanları bıraktığımız anlamına mı geliyor?” diye açıklığa kavuşturması istendiğinde, tek kelimeyle “Evet” yanıtını verdi. Taliban, 2021 yılının ağustos ayında Kabil'in düşüşünün ardından Afganistan'ın kontrolünün tamamını yeniden ele geçirdi ve daha sonra, 2022'deki sızıntının hemen ardından İngiltere Savunma Bakanlığı'na ait hassas verileri ele geçirdiğini duyurdu.

sdfrg
Sipin Buldak ilçesinde Taliban güvenlik devriyesi, 15 Ekim 2025 (EPA)

Avam Kamarası üyeleri bu olayı ve geçtiğimiz ay ortaya çıkan kanıtları soruşturuyor. Savunma Seçme Komitesi’ne sızıntının, bundan etkilenen kişilerden 49’unun ölümüne yol açtığının tahmin edildiği bildirildi.

Ağustos 2023'te, sızıntı ile ilgili herhangi bir bilginin bu yılın temmuz ayına kadar yayınlanmasını yasaklayan bir mahkeme kararı çıkarıldı ve ihbarcı, korumaya çalıştığı Afganlara sızıntı konusunda uyarıda bulunması da yasaklandı.

İngiltere Savunma Bakanlığı Sözcüsü, “Vakaya ilişkin bağımsız bir inceleme sonucunda, sızan verilerde isimlerin bulunmasının tek başına bir kişiyi hedef almaya neden olmasının olası olmadığı sonucuna varıldı” dedi.


30 yıl sonra “Barselona ruhu” geri mi dönüyor? Akdeniz ülkeleri yeni yol haritası mı arıyor?

Akdeniz için Birlik, Avrupa-Akdeniz ortaklığını teşvik etmek amacıyla 1995 tarihli Barselona Süreci’nden yola çıkarak 2008 yılında kurulmuştur (AiB)
Akdeniz için Birlik, Avrupa-Akdeniz ortaklığını teşvik etmek amacıyla 1995 tarihli Barselona Süreci’nden yola çıkarak 2008 yılında kurulmuştur (AiB)
TT

30 yıl sonra “Barselona ruhu” geri mi dönüyor? Akdeniz ülkeleri yeni yol haritası mı arıyor?

Akdeniz için Birlik, Avrupa-Akdeniz ortaklığını teşvik etmek amacıyla 1995 tarihli Barselona Süreci’nden yola çıkarak 2008 yılında kurulmuştur (AiB)
Akdeniz için Birlik, Avrupa-Akdeniz ortaklığını teşvik etmek amacıyla 1995 tarihli Barselona Süreci’nden yola çıkarak 2008 yılında kurulmuştur (AiB)

Ahmed Abdulhakim

Akdeniz için Birlik (AiB) üyesi ülkelerin dışişleri bakanları ve temsilciler cuma günü Barselona'daki Akdeniz için Birlik 10. Bölgesel Forumu'na katılarak güney Akdeniz'i etkileyen jeopolitik krizler, siyasi ve güvenlik sorunları ile güney ve kuzey arasındaki büyüme oranlarındaki eşitsizlikler çerçevesinde ortak sorunları ele alma ve Avrupa-Akdeniz ortaklığını derinleştirme konusundaki taahhütlerini yenilemeyi görüştüler. Bölge halkları, ekonomileri ve ülkelerini birbirine bağlamaya odaklanan forum, Akdeniz Paktı'nı siyasi olarak destekleyen yeni bir stratejik vizyon onaylandı.

Ancak, birçok Avrupa ve Kuzey Afrika ülkelerinin dışişleri bakanının da belirttiği üzere AiB’e Avrupa ve Akdeniz Havzası'ndan üye olan 43 ülkenin bu ‘tarihi’ yeni başlangıca verdiği siyasi desteğin ivmesine rağmen, siyasi ve güvenlikle ilgili zorluklar, Akdeniz'in iki yakasındaki ülkeler arasındaki ortaklığı derinleştirmek amacıyla başlatılan Barselona Süreci’nin 30’uncu yıldönümünde düzenlenen forumu gölgede bıraktı.

Yeni bir strateji ve Akdeniz Paktı

Barselona'da ‘Daha güçlü bir Avrupa-Akdeniz ortaklığı için birlik’ sloganı altında düzenlenen 10. Bölgesel Forumu'nda yapılan görüşme ve tartışmaların ardından, AiB yetkilileri yaptıkları açıklamalarda forumun ‘verimli’ geçtiğini söylediler. Akdeniz'in iki yakası arasında 2008 yılında kurulan ortaklığı teşvik etmek amacıyla 1995 yılında başlayan Barselona Süreci olarak da bilinen Avrupa-Akdeniz Ortaklığı’ndan (EUROMED) doğan AiB’e üye üyelerin temsilcileri, ‘bölgesel zorluklar karşısında birlik olma’ çabası çerçevesinde aralarındaki iş birliği ve koordinasyonu derinleştirmek için ‘önemli bir adım’ attılar.

Avrupa Birliği (AB) Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi ve Avrupa Komisyonu Başkan Yardımcısı Kaja Kallas ve Ürdün Dışişleri Bakanı Eymen Safadi başkanlığında, AiB Genel Sekreteri Nasır Kamil ve AB Komisyonunun Akdeniz'den sorumlu üyesi Dubravka Suica’nın katılımıyla gerçekleşen forumda katılımcılar, Akdeniz bölgesinin ‘barış, refah ve karşılıklı anlayış için ortak bir alan’ olarak kalmasının önemini vurguladılar. Ayrıca “Çok taraflılık bir seçenek değil, bir zorunluluktur” diyen katılımcılar, Barselona Süreci'nin ve sürekliliğinin öneminin altını bir kez daha çizdiler.

rfhy
AiB üyeleri, insanları, ekonomileri ve ülkeleri birbirine bağlamaya ve Akdeniz Paktı'nı siyasi olarak desteklemeye odaklanan yeni bir stratejik vizyon benimsedi (AiB)

Forum katılımcıları, geniş kapsamlı bölgesel istişareler sonucunda geliştirilen ve önümüzdeki yıllarda AiB’in çalışmalarını yönlendirecek olan örgüt için yeni bir stratejik vizyonu onayladılar. Bu stratejik çerçeve, ‘eğitim, gençlerin hareketliliği, beceri geliştirme, cinsiyet eşitliği ve sosyal içerme yoluyla’ insanları, ‘gelişmiş diyalog, iklim direnci, su ve enerji güvenliği ve krizlere hazırlık yoluyla’ ülkeleri ve ‘gelişmiş ticaret, dijital iş birliği, sürdürülebilir altyapı ve yeşil yatırım yoluyla’ ekonomileri olmak üzere birbiriyle bağlantılı üç temel unsur üzerine inşa edildi.

Forum çerçevesinde, AiB Genel Sekreteri Kamil ve İspanya Dışişleri Bakanı José Manuel Albares, İspanya ile AiB arasında ‘AiB’in uluslararası bir kuruluş olarak statüsünü daha net hale getiren ve onu uluslararası en iyi uygulamalarla uyumlu hale getiren ve misyonunu yerine getirme kabiliyetini güçlendiren’ yeni bir genel merkez anlaşması imzaladılar.

AiB yetkililerine göre yeni stratejik vizyon ve genel merkez anlaşması, AiB’yi iklim değişikliği ve su kıtlığından gençler arasındaki işsizlik oranları ve kriz sonrası toparlanmaya kadar ortak zorluklara kolektif çözümler sunmak için kilit bir konuma yerleştiriyor. Akdeniz Paktı'nın resmi olarak yürürlüğe girmesi, AB ve güney Akdeniz ülkeleri tarafından yeşil dönüşüm, dijital dönüşüm, işgücü kaynağı ve bölgesel istikrar gibi ortak önceliklerin ilerletilmesi konusunda daha güçlü bir siyasi ve mali taahhüdü de yansıtıyor. Ayrıca, Akdeniz bölgesinin AB için stratejik önemi ve ortaklık ve entegrasyona dayalı ortak bir Akdeniz alanı oluşturmak için güney ülkeleriyle iş birliğini derinleştirme ihtiyacı da vurgulandı.

Anlaşma ayrıca, çatışmaların önlenmesi, arabuluculuk, organize suçla mücadele ve deniz güvenliği ve emniyeti dahil olmak üzere barış, güvenlik ve savunma alanlarında iş birliğinin kapsamının genişletilmesini öngörürken, Akdeniz ülkelerinde kapasite geliştirmeyi desteklemekte ve bölgesel alışverişi teşvik ediyor. Ayrıca, göç konusunda kapsamlı ve hak temelli bir yaklaşım çağrısında bulunan anlaşmada bu yaklaşım, düzensiz göçü azaltmak, göçmenleri, sığınmacıları ve mültecileri korumak ve etkili geri dönüş ve geri kabul politikalarını teşvik etmek amacıyla, tüm hükümet kademelerini ve göç sürecinin tamamını kapsıyor.

AB Konseyi, karşılıklı anlayışı derinleştirmek ve büyüme ve sürdürülebilir kalkınma için fırsatlar yaratmak amacıyla halklar ve ülkeler arasındaki bağların güçlendirilmesinin önemini vurgularken ekonomik entegrasyonu artırma, ticareti ve yatırımı kolaylaştırma, mavi ekonomi ve enerjiyi geliştirme ve Avrupa ile güneydeki ortakları arasındaki bağlantıları iyileştirme yoluyla istihdam yaratılmasına ve ekonomik dayanıklılığa katkıda bulunma konusunda önemli bir potansiyel olduğunun altını çizdi.

EUROMED’in temel taşı

Şarku’l Avsat’ın  Independent Arabia’dan aktardığı habere göre  AiB Genel Sekreteri Nasır Kamil, “Barselona Süreci, otuz yıl sonra, halen EUROMED’in temel taşı olmaya devam ediyor. Bugün, barış, refah ve dayanışma içinde bir Akdeniz bölgesi için ortak vizyonumuzu yeniliyoruz” dedi.

cfrgt
AB Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi ve Avrupa Komisyonu Başkan Yardımcısı Kaja Kallas ve AiB Genel Sekreteri Nasır Kamil (AiB)

AiB’in yeni vizyonunun, daha dinamik ekonomiler inşa etme gibi temel hedeflerini korurken, halklar, devletler ve ekonomiler arasındaki karşılıklı bağımlılık ilkesine dayandığını belirten Genel Sekreter Kamil, ayrıca, ticareti teşvik etmenin, iklim değişikliğinin getirdiği zorlukları ele almanın, kadınların işgücüne katılımını artırmanın ve cinsiyet eşitliğini sağlamanın da hedefler arasında yer aldığını belirtti. Kamil, serbest ticaret ve yatırım yoluyla ekonomik bağları güçlendirmenin, üretim merkezlerini tüketime yaklaştırmanın ve Güney ülkelerindeki güneş ve rüzgar enerjisinin muazzam potansiyelini kullanarak ortak bir enerji pazarı oluşturmaya çalışmanın yanı sıra, halklar arasında eğitim, değişim ve işbirliğine dayalı etkili programları daha iyi uygulayabilecek bir organizasyon oluşturmaya dayandığını açıkladı.

Kamil'e göre son 30 yıl, Akdeniz'in iki yakası arasında ortak bir kimlik oluşturulmasına ve iş birliği, girişimler ve ortak projeler için geniş çerçeveler kurulmasına katkıda bulundu ve böylece Avrupa-Akdeniz kimliği hem Güney hem de Kuzey'deki sıradan vatandaşların bilincinde sağlam bir şekilde yer edindi. Ancak, projenin henüz tüm hedeflerine ulaşamadığını ve elde edilenlerin başlangıçtaki hedeflerin sadece bir kısmını temsil ettiğini kabul eden Kamil, “Kuzey ve güney arasındaki ekonomik uçurum devam ediyor. Her iki kıyının ekonomilerindeki büyüme dengesizlikleri, adil ve dengeli bir kalkınmaya dayalı daha uyumlu bir Avrupa-Akdeniz alanı oluşturmak için daha fazla çalışma yapılması gerektiğini yansıtmaya devam ediyor” ifadelerini kullandı.

AB Komisyonunun Akdeniz'den sorumlu üyesi Dubravka Suica, forumun eğitim ve ekonomi alanlarında ortaklığın önemini vurguladığını, Kuzey Afrika'daki Avrupa ve Arap üniversiteleri arasında ortak projeler için temel oluşturduğunu, Körfez ve Kuzey Afrika ülkeleriyle yatırımları artırdığını, ayrıca yeni ve yenilenebilir enerji, göç, istihdam, güvenlik ve yeni proje ve girişimlerin geliştirilmesi alanlarında iş birliğini güçlendirdiğini belirtti. Suica, AB’nin ‘Güney Akdeniz bölgesinde kilit bir oyuncu olmayı hedeflediğini’ de sözlerine ekledi.

Barselona Süreci’nin 30’uncu yıldönümünün kutlama için değil, Avrupa ve Akdeniz havzası ülkeleri arasındaki ortaklığı güçlendirme konusundaki ortak taahhüdü yenilemek ve bölge ülkeleri arasındaki uzun ortaklık tarihini hatırlamak için ‘özel bir an’ olduğunu söyleyen Suica, AiB çerçevesindeki onlarca yıllık deneyimin ‘yararlı ve verimli’ sonuçlar verdiğini belirtti. Farklı aşamalar ve isimlere rağmen, 43 üyeli birlik artık daha derinlemesine stratejik çalışmalara, fırsatların daha net bir şekilde belirlenmesi ve güvenlik, istikrar, ikili işbirliği ve bölgesel kalkınma düzeylerini yükseltmek için çalışmalara, ayrıca dayanıklılığı güçlendirmeye ve karşılıklı güveni artırmaya ihtiyaç duyuyor.

AiB’nin, Suriye'nin yaklaşık 13 yıllık bir aradan sonra birliğe geri dönmesini onaylaması da dikkat çekiciydi. Şam, Suriye Dışişleri Bakanlığı Avrupa İşleri Direktörü Muhammed Bera Şukri başkanlığındaki diplomatik heyetle Barselona'daki görüşmelere katıldı.

Gazze krizi ve İsrail'in ihlalleri gündemi domine etti

Forum sırasında görüşmelerin ve hatta Avrupalı ve Arap yetkililerin açıklamalarının gündeminin başındaki konular arasında Gazze'deki insani kriz ve İsrail'in Gazze Şeridi'ne yönelik savaşının sonuçlarının yanı sıra Tel Aviv'in Lübnan ve Suriye'de sürdürdüğü ihlaller yer aldı. Yetkililer, tüm bunları Akdeniz'in iki yakasındaki ülkeler arasında arzu edilen iş birliği ve koordinasyonu engelleyebilecek ‘tehlikeli bir jeopolitik sorun’ olarak değerlendirildi.

İspanya Dışişleri Bakanı José Manuel Albares, forumda yaptığı konuşmada, ‘iki devletli çözümün’ Ortadoğu'da kalıcı barışı sağlamanın tek yolu olduğunu söyledi. Albares, “Tüm bu acıları sona erdirip kalıcı barışı inşa etmenin zamanı geldi” şeklinde konuştu. Bölgedeki tüm halklar için ‘adil ve kapsamlı bir barışa ihtiyaç olduğunu’ vurgulayan İspanyol Bakan, “Filistin halkına adil bir çözüm sunulmadan Ortadoğu'da barışın geleceği olamaz” dedi.

ABD'nin Gazze’de barış planı ve bunu destekleyen Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'nin (BMGK) 2803 sayılı kararının ‘iki devletli çözümün uygulandığının kanıtı’ olduğunu belirten Albares, AiB'nin ‘Filistinlilerle İsraillileri aynı masaya oturtan tek kuruluş’ olduğunu dikkate alarak, “Bu, Ortadoğu'daki tüm halklara barış ve güvenliği geri getirebilecek tek alternatiftir” şeklinde konuştu.

İspanya Dışişleri Bakanı, İsrail'i Gazze Şeridi'ne yeterli insani yardımın girmesine izin vermemesi ve Lübnan ve Suriye'yi ihlal etmeye devam ederek bölgedeki istikrar ve güvenliği tehdit etmesi nedeniyle eleştirdi.

Öte yandan Ürdün Dışişleri Bakanı Eymen Safadi, İsrail'in Gazze, Batı Şeria, Lübnan ve Suriye'de devam eden ihlallerini eleştirdi. İsrail’in Gazze'de işlediği ‘soykırıma’ rağmen ‘uluslararası hukuku tanımayı reddetmesi ve cezasız kalmasına’ dikkati çeken Safadi, “Hiçbir şey olmamış gibi davranmaya devam edemeyiz” dedi. Filistinlilere karşı bir apartheid rejiminin kurulmasını asla kabul etmeyeceklerini vurgulayan Ürdünlü Bakan, iki devletli çözüm arayışının devam edeceğini ekledi.

Peki bu ivme devam edecek mi?

Güney Akdeniz ülkelerindeki karmaşık jeopolitik ve güvenlik durumu göz önüne alındığında ve Avrupa ve Akdeniz havzası ülkeleri arasındaki bu ivmeye rağmen, AiB koridorlarında ‘tüm bu zorlukların nasıl aşılacağı ve ortaklık ve koordinasyonun derinleştirilmesi hedeflerine nasıl ulaşılacağı’ sorusu dolaşıyordu. Bu konuda farklı görüşler dile getirildi. Overseas Development Institute (ODI) kıdemli araştırmacısı, İnsani yardım sistemlerini iyileştirmeye yönelik Grand Bargain (Büyük Pazarlık) Girişimi Eşbaşkanı Büyükelçi Michael Köhler, yaptığı değerlendirmede, “Bunun AiB için kararlı bir an olduğuna şüphe yok, ancak siyasi liderlerin çözülmemiş zorlukları aşmak ve belirtilen hedeflere ulaşmak için daha fazla istekli olmaları gerekiyor” ifadelerini kullandı.

Büyükelçi Köhler, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Akdeniz'in iki yakası arasındaki ortaklığı güçlendirmek ve derinleştirmek için tüm Akdeniz ülkelerinin acil bir ihtiyacı ve doğrudan menfaati olduğuna inanıyorum ve bu ülkelerin, bu iş birliğini siyasi ve güvenlik açısından engelleyen her türlü zorluğu ve krizi çözmek için büyük bir potansiyeli ve yeteneği var.”

Aynı bölgede yaşadıklarını ve zorlukları birlikte çözmeleri gerektiğini vurgulayan Büyükelçi Köhler, “Bu ortaklığı derinleştirmek için yeni bir stratejimiz var, ancak bu strateji belge ve planların sayısı ile ilgili değil, daha çok bu planın hedeflerine ulaşma kararlılığı ve çabasıyla bağlantılı. Bu yüzden bunu başarmak için gerekli siyasi iradenin olmasını umuyorum. Jeopolitik sorunlar ve krizler, AiB’nin ortak çalışmalarını kesinlikle etkili oluyor. Zira güney Akdeniz bölgesi, Filistin ve İsrail arasındaki çatışma, İsrail'in Lübnan ve Suriye'de devam eden ihlalleri, Fas ve Cezayir arasındaki çatışma ve krizler veya Libya ve diğer yerlerdeki karışıklıklar gibi siyasi ve güvenlik sorunlarıyla dolu. Ama tüm bu zorlukların esiri olmamalı, iş birliği için ortak bir zemin bulmalı ve hedeflerimize ulaşmalıyız” şeklinde konuştu.

Avrupa-Akdeniz İklim Değişikliği Merkezi (CMCC) Veronica Casertelli ise forumun Avrupa-Akdeniz Ortaklığı’nı güçlendirmek için kesinlikle önemli bir an olduğunu ve bu ortaklığın söz konusu anın üzerine geliştirilmesi ve derinleştirilmesi gerektiğini söylerken, bunu engelleyen krizlere siyasi çözümler bulunmasının önemini vurguladı. Casertelli, The Independent Arabia’ya yaptığı açıklamada, “Herhangi bir ortak kolektif eylemin karşılaşabileceği krizleri ve zorlukları çözmek için toplumlar ve hükümetler arasındaki doğrudan iletişim kanallarını güçlendirmeye ihtiyacımız var” dedi.