Arakçi, Hamaney'in direktifleriyle tutarlı bir dış politika sözü verdi

Önceliği Çin ve Rusya ile iyi ilişkileri sürdürüp, Washington'la ‘düşmanlığı yönetmek’

Abbas Arakçi güven oylaması öncesinde milletvekillerine programını açıkladı. (Tesnim)
Abbas Arakçi güven oylaması öncesinde milletvekillerine programını açıkladı. (Tesnim)
TT

Arakçi, Hamaney'in direktifleriyle tutarlı bir dış politika sözü verdi

Abbas Arakçi güven oylaması öncesinde milletvekillerine programını açıkladı. (Tesnim)
Abbas Arakçi güven oylaması öncesinde milletvekillerine programını açıkladı. (Tesnim)

Yeni hükümette dışişleri bakanı adayı olan deneyimli diplomat Abbas Arakçi programlarını sunarken, milletvekilleri 2015 nükleer anlaşma müzakerelerindeki rolüne yönelik sert eleştiriler ile Dini Lider'in tavsiyelerine bağlılığı ve Devrim Muhafızları Ordusu'nun (DMO) bölgesel dış politikadaki rolüne atıfta bulunarak diplomasi ile ‘saha’ arasında etkileşim yaratmaktan duyduğu memnuniyet arasında bölündü.

İran Meclisi, Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan tarafından aday gösterilen bakanların niteliklerini görüşmek üzere oturumlarına devam etti. Üçüncü ve dördüncü oturumlarda milletvekilleri istihbarat, ekonomi ve sağlık bakanlıklarının yanı sıra dışişleri bakanlıkları için aday gösterilenlerin dosyalarını görüştü.

Arakçi, bölgesel ve küresel zorluklar karşısında ‘kapsamlı, etkili ve nüfuzlu’ bir dış politika izleyeceğini, herhangi bir siyasi akım ya da hizipten yana olmayacağını, ‘ulusal çıkarları güvence altına almak’, ‘ulusal güvenliği güçlendirmek’ ve ‘ülkenin saygınlığını ve prestijini korumak ve arttırmak’ olmak üzere üç ana görevi yerine getireceğini taahhüt etti.

cdvfg
Dışişleri Bakanı adayı Abbas Arakçi, parlamentoda Pezeşkiyan'ın kabinesindeki bakanların onaylandığı ilk oturuma katıldı. (Reuters)

Arakçi, “Rejimin sabit pozisyonları, parlamentonun yasaları ve Dini Lider’in talimatları her aşamada ana unsur olacak. Parlamentoya karşı sorumlu bir yetkili olacağım ve milletimin çıkarlarını koruyacağım” ifadelerini kullandı. ‘Yaptırımları iptal etme’ politikasına bağlılığını dile getiren Arakçi, ekibinin ‘müzakereleri tüketme tuzağına düşmeyeceğini’, ancak ‘uluslararası sistemdeki değişikliklerin bilinçle karşılanması gerektiğini’ belirtti.

‘Çatışma yönetimi’

Arakçi dış politika önceliklerinin ana hatlarını çizerek şunları söyledi: “Çin ve Rusya'nın yanı sıra yaptırımlar döneminde yanımızda duran Afrika, Latin Amerika ve Doğu Asya'daki yükselen güçler dış politika önceliklerinin başında yer alacak. ‘İyi komşuluk’ her zaman çalışmalarımın odağında olacak. Bu politika güçlü bir şekilde devam edecek ve komşuluk alanındaki büyük siyasi ve ekonomik fırsatları hayata geçirmeye çalışacağız.”

Arakçi sözlerini şöyle sürdürdü: “Avrupa'nın İran’a yönelik yanlış ve düşmanca tutumunu düzeltmesi önceliklerimiz arasında yer alacak. Son olarak, ABD'ye yönelik politikamız ‘çatışmaları ortadan kaldırmak’ yerine ‘çatışmaları yönetmek’ şeklinde olacak.”

grthy
İran parlamentosu, bakan adaylarının programlarının görüşülmesinin ardından güven oylamasına gidecek. (DPA)

Nükleer müzakerelerle ilgili programından da bahseden Arakçi şu ifadeleri kullandı: “Nisan 2021'de nükleer anlaşmayı yeniden canlandırmak için müzakereler başladığında, süreç Stratejik Eylem Yasası’na ve rejimin pozisyonlarına dayanıyordu. O zamandan beri bu pozisyonlara bağlılığımı gösterdim. Bu konudaki tartışmalar mevcut hükümette de devam etti. Müzakereler bazı nedenlerden dolayı sonuçlandırılamadı. Trump'ın direnişinden bahsettim ve anlaşmadan çekildiğinde bunun doğru olduğu ortaya çıktı. Beklendiği gibi, ABD'nin Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi'nde anlaşmayı yok etme girişimleri başarısız oldu, bu da politikamızın doğruluğunu teyit ediyor.”

Stratejik Eylem Yasası

Meclisin nükleer programa ilişkin Stratejik Eylem Yasası’na bağlılığını yineleyen Arakçi, Nisan 2021'de ABD'nin nükleer anlaşmaya geri dönme arzusunu ifade etmesiyle birlikte İran Dini Lideri Ali Hamaney'in ana hatlarını çizdiği ‘rejimin kararlı tutumları’ politikasının uygulandığını kaydetti.

Arakçi, “Dini Lider’in rehberliğine dayanan yaptırım politikamız, yaptırımları etkisiz hale getirmeye odaklanırken aynı zamanda onları kaldırmaya da çalışıyor. Dışişleri Bakanlığı, yaptırımların kaldırılması konusundaki sorumluluğunu göz ardı etmeyecek ve geçmiş deneyimler temelinde, hızlanmadan ya da hantal müzakerelerin tuzağına düşmeden çalışacak” şeklinde konuştu.

Direniş eksenini ve Filistin'i desteklemenin İran'ın dış politikasının önemli bir parçası olduğunu ve bu yaklaşımı sürdüreceğini ifade eden Arakçi, ‘çeşitli alanlardaki güçlü yönler sayesinde İran'ın bölgedeki stratejik dengesinin arttığını’ belirtti. “Diplomatik aygıt bu kazanımları korumalıdır” diyen Arakçi, “Eğer parlamentodan onay alırsak, direniş diplomasisi 14'üncü hükümetin dış politikasının merkezinde yer alacak” ifadesini kullandı. Arakçi ayrıca, İranlı general Kasım Süleymani'yi ‘direniş eksenini tasarladığı’ için övdü.

Ülkenin genel politikalarına uygun olarak ekonomik diplomasiyi yeniden canlandırma sözü veren Arakçi, “Küresel pazarlardan adil bir pay elde etmek için tüm diplomatik imkanlar kullanılacaktır” dedi. Arakçi ayrıca, komşu ülkelerle ilişkileri güçlendirirken sınır illerine odaklanan ‘sınır diplomasisinin’ önemini vurguladı.

‘Diplomasi ve saha’

Dışişleri Bakanı adayı Abbas Arakçi kürsüye çıkmadan önce İran Meclisi Ulusal Güvenlik ve Dış Politika Komisyonu Arakçi'nin programlarının ve dışişleri portföyüne uygunluğunun onaylandığını duyurdu.

Komisyon Sözcüsü İbrahim Rızai, “Onaylanmasının en önemli nedenlerinden biri, diplomasi ve sahanın tam dengesi ve koordinasyonu ile kapsamlı, etkili ve nüfuzlu diplomasidir” diyerek DMO'nun özellikle bölgesel faaliyetleriyle bilinen ismine üstü kapalı bir göndermede bulundu.

xcdvf
Milletvekili Manuçehr Muttaki Arakçi'nin adaylığını savundu. (Tesnim)

Rızai, Arakçi'nin programlarının Avrupa ile ‘ciddi, pragmatik ve fırsatçı’ bir şekilde etkileşimde bulunmayı, BM Güvenlik Konseyi'nde İran'a karşı bir güvenlik konsensüsünün yeniden inşasını önlemeyi ve yaptırımları ‘onurlu bir şekilde, hedefli ve aşırı uzatılmayan müzakereler yoluyla’ kaldırmayı içerdiğini sözlerine ekledi.

Rızai, İran Meclisi internet sitesine verdiği demeçte, “Arakçi'nin bakış açısına göre direniş ekseni gücümüzün unsurlarından biridir ve kendisi bu ekseni bölgede ve dünyada desteklemeye kararlıdır” ifadesini kullandı.

Destekçiler ve muhalifler

Eski Dışişleri Bakanı ve şu an milletvekili olan Manuçehr Muttaki, Arakçi'ye oy verilmesi çağrısında bulunarak, oylamanın ‘uluslararası öneme sahip olduğunu’ vurguladı. Muttaki, Arakçi'yi savunurken ‘Dışişleri Bakanlığı'nda Arakçi'den daha bilgili ve modern birini tanımadığını’ ve onun ‘bu bakanlık için mümkün olan en iyi seçim’ olduğuna inandığını söyledi.

Arakçi yanlısı milletvekilleri, parlamentonun nükleer programla ilgili yasasına bağlılığının yanı sıra DMO'nun bölgesel faaliyetlerini destekleme ve füze programı konusunda pazarlık yapmama konusundaki kararlılığından duydukları memnuniyeti dile getirdiler.

Ancak Arakçi karşıtı milletvekilleri, 2015 nükleer anlaşması müzakerelerine ve eski Dışişleri Bakanı Muhammed Cevad Zarif ile yaptığı çalışmalara odaklandı. Muhafazakâr Milletvekili Emir Hüseyin Sabiti Munferid, “Tehlikeli bir oyun başladı. Birileri Arakçi'nin bakan olması gerektiğini söyledi ve Ulusal Güvenlik Komisyonu Sözcüsü bizden tüm bakanlar için oy kullanmamızı istedi. Bu nasıl mantık? Madem öyle parlamentoyu kapatın. Parlamentoyu baştan etkisiz hale mi getirmek istiyorsunuz? İmam Humeyni’nin her şeyin başı olduğunu söylediği parlamento bu mu?” şeklinde konuştu.

İran'da nükleer anlaşmanın en önde gelen muhalifi olan cumhurbaşkanı adayı Said Celili'nin müttefiki olan Sabiti, nükleer anlaşmayı ‘çok zararlı’ olarak nitelendirdi ve “Arakçi neden şimdi Zarif'le arasına mesafe koymak istediğini açıklıyor?” diye sordu. Milletvekili Meysem Zuhuriyan ise Arakçi'nin ‘halen insanların hayatlarını yabancıların iradesine bağlayan sistemin bir parçası mı olmak istediğini’ sordu. Zuhuriyan, “Arakçi kendisinin Zarif olmadığını belirtti. Bence bu iyi bir şey ama bu farkı ve farklılıkların nerede olduğunu açıkça ortaya koymak daha iyi olur. Çünkü 2013'ten 2021'e kadar Sayın Zarif'in tamamlayıcı imajı olarak görülüyordu” dedi.

Milletvekili Muhammad Rıza Ahmedi, “ABD nükleer anlaşmadan çekildi, İran ise tüm taahhütlerine bağlı kaldı. Dışişleri bakanının geçmişinde yetenek ve güç olması gerekir ama Arakçi müzakere ekibinin başındayken pek çok şeyi dikkate almadı” ifadelerini kullandı.

Ahmedi, Arakçi ve Hasan Ruhani hükümetini Stratejik Eylem Yasası'ndan kaçmaya çalışmakla suçlayarak, “Birçok bahane ürettiniz, uygulamadınız ve nükleer anlaşma metninde gerekli hassasiyeti göstermediniz” dedi.

Ahmedi sözlerini şöyle sürdürdü: “Nükleer anlaşmayı neden Trump'ın biz hiçbir şey yapmadan anlaşmadan çekildiği zaman iptal etmesine izin verecek şekilde yazdınız? Anlaşmanın bizim üzerimizde önemli olumsuz etkileri olduğu söylenebilir. Gülümseme diplomasisine devam etmemesi için Arakçi'ye oy vermeye nasıl cesaret edebiliriz? Arakçi'nin müzakereler sırasında olumlu bir sicili yok. İç meseleler dışarıya bağlanmadan çözülmeli.”

Milletvekili Muhammad Rıza Sabbagiyan nükleer anlaşmayı eleştirerek, “Neden siz tek taraflı nükleer anlaşmayı imzaladınız ve uyguladınız da diğer taraf anlaşmadan çekildi ve uygulamadı? Trump'ın anlaşmadan çekildiğini söylemek doğru değil” diye konuştu.

Milletvekili Hadi Kavvami, Arakçi'nin ‘ABD ile düşmanlığı yönetme ve düşmanca politikalarına karşı koyma’ planlarına atıfta bulunarak, “Parlamentonun Arakçi lehine verdiği büyük oy dünyaya önemli bir mesaj gönderiyor” dedi.

Milletvekili Ahad Azadi Havah ise “Arakçi'nin 15 komşu ülke için İran ile uyumlu iyi programları var” dedi. Arakçi'nin DMO'daki geçmişine atıfta bulunan Havah şu ifadeleri kullandı: “1980'lerdeki savaş sırasında subaydı. Yaptırımları engellemeye ve hükümet ile saha arasında etkileşim yaratmaya çalışıyor.”



Rapor: Buckingham Sarayı, vergi mükelleflerinin eski Prens Andrew’in savunma masraflarını üstlenmesini engelliyor

 İngiliz Kralı Charles (sağda), Londra’da kardeşi Prens Andrew ile konuşuyor. (AP)
İngiliz Kralı Charles (sağda), Londra’da kardeşi Prens Andrew ile konuşuyor. (AP)
TT

Rapor: Buckingham Sarayı, vergi mükelleflerinin eski Prens Andrew’in savunma masraflarını üstlenmesini engelliyor

 İngiliz Kralı Charles (sağda), Londra’da kardeşi Prens Andrew ile konuşuyor. (AP)
İngiliz Kralı Charles (sağda), Londra’da kardeşi Prens Andrew ile konuşuyor. (AP)

The Telegraph gazetesinin haberine göre Buckingham Sarayı, eski İngiliz prensi Andrew -kamuoyunda kullanılan adıyla Andrew Mountbatten-Windsor- için doğabilecek hukuki masrafların vergi mükelleflerine yüklenmemesini güvence altına alacak.

Konuya yakın bir kaynak, eski prensin avukatlık ücretlerini karşılayamaması halinde mali yükün ‘kamu hazinesine yansıtılmayacağını’ belirtti. Ancak sarayın söz konusu giderleri hangi kaynaktan karşılayabileceği henüz netlik kazanmadı. Kaynaklar, Kral Charles’ın kardeşinin faturalarını kişisel olarak ödemeyeceğini ifade etti.

Mountbatten-Windsor dün Sandringham House’taki evinde, kamu görevine ilişkin usulsüzlük şüphesiyle gözaltına alındı. Polis, ticari temsilci olarak görev yaptığı dönemde hassas bilgileri Jeffrey Epstein ile paylaştığı iddialarını soruşturuyor.

dfvgthy6yjy6
Andrew Mountbatten-Windsor, kamu görevinde suistimal şüphesiyle gözaltına alındığı gün polis karakolundan ayrılırken (Reuters)

Olası hukuki savunma sürecinde ise Andrew’in yakın çevresinde kalmayı sürdüren tek isim olarak ceza avukatı Gary Bloxsome öne çıkıyor. Bir kaynak dün, “Hâlâ yanında olan tek kişi o” ifadesini kullandı.

The Telegraph’ın haberine göre, Andrew’in gözaltına alınmasının ardından Bloxsome’un hizmetlerine duyulan ihtiyaç daha da artacak. Eski York Dükü, 2020 yılında ABD Federal Soruşturma Bürosu’nun (FBI), çocuklara yönelik cinsel istismar suçlamalarıyla anılan finansör Jeffrey Epstein ile ilişkisine dair yürüttüğü soruşturma sırasında da aynı avukatla çalışmıştı.

Sonrasında Bloxsome’un görevlendirilmesinin isabetli bir karar olduğu değerlendirildi. Prensi çevreleyen utanç verici kriz sürecinde dost ve tanıdıkların zamanla uzaklaştığı belirtilirken, avukatın Andrew’in yanında kalmayı sürdürdüğü aktarıldı. Zaman içinde en yakın isimlerinden biri haline gelen Bloxsome, ‘her an ulaşılabilen avukatı’ olarak tanımlandı; hukuk dosyalarını değerlendirdiği kadar golf sahasında da müvekkiliyle vakit geçirdiği ifade edildi.

Bloxsome’un, yakın zamana kadar Andrew’in Windsor’daki Royal Lodge adlı konutuna giderek yüksek profilli müvekkiliyle çay içmeyi sürdürdüğü kaydedildi.

dvfgthy
Kraliçe II. Elizabeth, 2013 yılında Buckingham Sarayı’nın balkonundan, oğulları Prens Charles (solda) ve Prens Andrew ile birlikte el sallıyor. (AFP)

Ceza avukatı Gary Bloxsome’un, Andrew Mountbatten-Windsor’ı kamu görevinde suistimal suçlamalarına karşı temsil etmesi en güçlü ihtimal olarak görülüyor. Konuya yakın bir kaynak, “Başka kime başvurabilir? O bir ceza avukatı ve bu Gary’nin uzmanlık alanı. Bu görev için ondan daha iyisi yok” dedi. Aynı kaynak, Mountbatten-Windsor’ın başka bir hukukçuya yönelmesinin mantıklı olmayacağını, zira Bloxsome’un geçmiş sürece hâkim olduğunu ve aralarında güçlü bir ilişki bulunduğunu belirtti.

Polisin, prensin Sandringham Kraliyet Arazisi’ndeki geçici konutu Wood Farm’a baskın düzenlediği sırada, Bloxsome The Telegraph gazetesine yaptığı açıklamada gelişmelerden ‘hiçbir şekilde haberdar olmadığını’ söyledi. Avukatın, Andrew’in sorgulandığı polis merkezine gidip gitmediği ise henüz bilinmiyor.

Gözaltı işlemi, Andrew’in Windsor’daki Royal Lodge’dan ayrılarak Norfolk’ta yeni bir hayata başlamasından yalnızca iki hafta sonra gerçekleşti. Bloxsome dışında yakın çevresinin giderek daralması, prensin ruh sağlığına ilişkin endişeleri artırdı.

Taşınmadan önce her gün ata bindiği belirtilen Andrew’in, Windsor’daki geniş konutunda neredeyse tamamen izole bir yaşam sürdüğü ifade edildi. Haberlerde, birkaç ay önce haber takibini bıraktığı öne sürülürken, baskıların artmasıyla birlikte ağır bir depresyon sürecine girdiği de kaynaklar tarafından dile getirildi.

vfgthy
Andrew Mountbatten-Windsor, Royal Lodge yakınlarında ata binerken (Reuters)

Aralık ayında, Londra Metropolitan Polisi’nin ziyareti sonrasında Andrew silah ruhsatlarını ve av tüfeği sertifikalarını teslim etmek zorunda kaldı. Bu adımla ilgili resmi bir gerekçe açıklanmadı. Ancak kaynaklar, kişisel güvenliğinin aile için öncelik olmaya devam ettiğini belirterek, tüm aile üyelerinin emniyetini sağlamak amacıyla ‘özen yükümlülüğünün sürdüğünü’ vurguladı.


Trump: İran'a karşı sınırlı bir saldırı düzenlemeyi değerlendiriyorum

Başkan Donald Trump, Beyaz Saray Devlet Yemek Salonu'nda Valiler Birliği ile yaptığı kahvaltıda konuşuyor (AP)
Başkan Donald Trump, Beyaz Saray Devlet Yemek Salonu'nda Valiler Birliği ile yaptığı kahvaltıda konuşuyor (AP)
TT

Trump: İran'a karşı sınırlı bir saldırı düzenlemeyi değerlendiriyorum

Başkan Donald Trump, Beyaz Saray Devlet Yemek Salonu'nda Valiler Birliği ile yaptığı kahvaltıda konuşuyor (AP)
Başkan Donald Trump, Beyaz Saray Devlet Yemek Salonu'nda Valiler Birliği ile yaptığı kahvaltıda konuşuyor (AP)

ABD Başkanı Donald Trump bugün İran'a karşı sınırlı bir askeri saldırı düzenlemeyi düşündüğünü söyledi, ancak daha fazla ayrıntı vermedi.

ABD ordusu, İran'a karşı birkaç hafta sürebilecek ve güvenlik tesislerinin yanı sıra nükleer altyapıyı da bombalamayı içerebilecek bir operasyona hazırlanıyor.

İran'ı nükleer programı konusunda anlaşmaya varmaya zorlamak için sınırlı bir saldırıyı düşünüp düşünmediği sorulduğunda, Beyaz Saray'da gazetecilere, "Sanırım bunu düşündüğümü söyleyebilirim" dedi.

Trump dün, İran'ın bir anlaşmaya varması için 10 ila 15 günlük bir sürenin "yeterli" olacağına inandığını söyledi. Ancak görüşmeler yıllardır tıkanmış durumda ve İran, füze programını kısıtlama ve silahlı gruplarla bağlarını koparma yönündeki daha geniş ABD ve İsrail taleplerini görüşmeyi reddediyor.

Şarku'l Avsat'ın Reuters'ten aktardığına göre iki ABD yetkilisi, İran'la ilgili ABD askeri planlamasının ileri bir aşamaya ulaştığını ve seçenekler arasında bireyleri hedef alan bir saldırı, hatta Trump'ın emriyle Tahran'da rejim değişikliğinin de yer aldığını söyledi. Bu askeri seçenekler, diplomatik çabaların başarısız olması durumunda ABD'nin İran'la ciddi bir çatışmaya hazırlandığının son göstergesi.

Son haftalarda yapılan dolaylı görüşmelerde çok az ilerleme kaydedildi ve taraflardan biri veya her ikisi bunu savaşa hazırlıkta geciktirme taktiği olarak kullanıyor olabilir.

İran, geçen yıl İsrail ve ABD'nin nükleer ve askeri tesislerini hedef alan 12 günlük saldırılarının yanı sıra ocak ayındaki kitlesel protestoların şiddetle bastırılmasının ardından, hiç olmadığı kadar savunmasız bir konumda bulunuyor.

 İran'ın BM Güvenlik Konseyi'ne dün yazdığı mektupta, BM Büyükelçisi Emir Said İrevani, ülkesinin "gerilim veya savaş aramadığını ve savaş başlatmayacağını", ancak herhangi bir ABD saldırganlığına "kararlı ve orantılı bir şekilde" karşılık vereceğini belirtti.

Şöyle devam etti: “Bu koşullar altında, bölgedeki tüm düşman üsleri, tesisleri ve varlıkları, İran'ın savunma yanıtı çerçevesinde meşru hedefler olarak kabul edilecektir.”

Bu haftanın başlarında İran, dünyanın ticareti yapılan petrolünün yaklaşık beşte birinin geçtiği Körfez'in dar su yolu olan Hürmüz Boğazı'nda gerçek mühimmatlı tatbikatlar gerçekleştirdi. Ülke içinde de gerilim artıyor; yas tutanlar, 40 gün önce güvenlik güçleri tarafından öldürülen protestocuları anmak için törenler düzenliyor ve bazı gösterilerde yetkililerin tehditlerine rağmen hükümet karşıtı sloganlar atılıyor.


İsrail'in Lübnan'ın güneyindeki Adise kasabası yakınlarında gerçekleştirdiği bombalama operasyonu

İsrail'in ocak ayında Lübnan'ın güneyindeki Kanarit köyüne düzenlediği hava saldırısının yol açtığı hasar, 16 Şubat 2026 (AFP)
İsrail'in ocak ayında Lübnan'ın güneyindeki Kanarit köyüne düzenlediği hava saldırısının yol açtığı hasar, 16 Şubat 2026 (AFP)
TT

İsrail'in Lübnan'ın güneyindeki Adise kasabası yakınlarında gerçekleştirdiği bombalama operasyonu

İsrail'in ocak ayında Lübnan'ın güneyindeki Kanarit köyüne düzenlediği hava saldırısının yol açtığı hasar, 16 Şubat 2026 (AFP)
İsrail'in ocak ayında Lübnan'ın güneyindeki Kanarit köyüne düzenlediği hava saldırısının yol açtığı hasar, 16 Şubat 2026 (AFP)

İsrail güçleri bu sabah erken saatlerde Lübnan'ın güneyindeki Adise kasabası yakınlarında bir bombalama operasyonu gerçekleştirdi.

Lübnan'ın resmi Ulusal Haber Ajansı'na göre, büyük patlama saat 02:20'de meydana geldi.

İsrail ile Lübnan Hizbullahı arasında, bir yıldan fazla süren ve partinin askeri ve liderlik altyapısına darbeler aldığı çatışmanın ardından, 27 Kasım'dan beri yürürlükte olan bir anlaşma bulunuyor.

Anlaşma, Lübnan ordusunun ve Lübnan'daki Birleşmiş Milletler Geçici Gücü'nün (UNIFIL) konuşlandırılmasının güçlendirilmesi karşılığında, Hizbullah savaşçılarının Litani Nehri'nin güneyindeki bölgeden (sınırdan yaklaşık 30 km uzaklıkta) çekilmesini ve askeri altyapısının tasfiye edilmesini öngörüyordu.

Anlaşma ayrıca İsrail'in savaş sırasında girdiği tüm bölgelerden çekilmesini de öngörüyordu. Bununla birlikte, İsrail sınırın her iki tarafını da izleyebilmek için beş yüksek noktada askeri varlığını sürdürdü. Ayrıca, askeri hedefler veya Hizbullah unsurları olduğunu iddia ettiği yerlere neredeyse her gün saldırılar düzenliyor ve güçleri buldozerle yıkım ve tahribat operasyonlarına devam ediyor.