Arakçi, Hamaney'in direktifleriyle tutarlı bir dış politika sözü verdi

Önceliği Çin ve Rusya ile iyi ilişkileri sürdürüp, Washington'la ‘düşmanlığı yönetmek’

Abbas Arakçi güven oylaması öncesinde milletvekillerine programını açıkladı. (Tesnim)
Abbas Arakçi güven oylaması öncesinde milletvekillerine programını açıkladı. (Tesnim)
TT

Arakçi, Hamaney'in direktifleriyle tutarlı bir dış politika sözü verdi

Abbas Arakçi güven oylaması öncesinde milletvekillerine programını açıkladı. (Tesnim)
Abbas Arakçi güven oylaması öncesinde milletvekillerine programını açıkladı. (Tesnim)

Yeni hükümette dışişleri bakanı adayı olan deneyimli diplomat Abbas Arakçi programlarını sunarken, milletvekilleri 2015 nükleer anlaşma müzakerelerindeki rolüne yönelik sert eleştiriler ile Dini Lider'in tavsiyelerine bağlılığı ve Devrim Muhafızları Ordusu'nun (DMO) bölgesel dış politikadaki rolüne atıfta bulunarak diplomasi ile ‘saha’ arasında etkileşim yaratmaktan duyduğu memnuniyet arasında bölündü.

İran Meclisi, Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan tarafından aday gösterilen bakanların niteliklerini görüşmek üzere oturumlarına devam etti. Üçüncü ve dördüncü oturumlarda milletvekilleri istihbarat, ekonomi ve sağlık bakanlıklarının yanı sıra dışişleri bakanlıkları için aday gösterilenlerin dosyalarını görüştü.

Arakçi, bölgesel ve küresel zorluklar karşısında ‘kapsamlı, etkili ve nüfuzlu’ bir dış politika izleyeceğini, herhangi bir siyasi akım ya da hizipten yana olmayacağını, ‘ulusal çıkarları güvence altına almak’, ‘ulusal güvenliği güçlendirmek’ ve ‘ülkenin saygınlığını ve prestijini korumak ve arttırmak’ olmak üzere üç ana görevi yerine getireceğini taahhüt etti.

cdvfg
Dışişleri Bakanı adayı Abbas Arakçi, parlamentoda Pezeşkiyan'ın kabinesindeki bakanların onaylandığı ilk oturuma katıldı. (Reuters)

Arakçi, “Rejimin sabit pozisyonları, parlamentonun yasaları ve Dini Lider’in talimatları her aşamada ana unsur olacak. Parlamentoya karşı sorumlu bir yetkili olacağım ve milletimin çıkarlarını koruyacağım” ifadelerini kullandı. ‘Yaptırımları iptal etme’ politikasına bağlılığını dile getiren Arakçi, ekibinin ‘müzakereleri tüketme tuzağına düşmeyeceğini’, ancak ‘uluslararası sistemdeki değişikliklerin bilinçle karşılanması gerektiğini’ belirtti.

‘Çatışma yönetimi’

Arakçi dış politika önceliklerinin ana hatlarını çizerek şunları söyledi: “Çin ve Rusya'nın yanı sıra yaptırımlar döneminde yanımızda duran Afrika, Latin Amerika ve Doğu Asya'daki yükselen güçler dış politika önceliklerinin başında yer alacak. ‘İyi komşuluk’ her zaman çalışmalarımın odağında olacak. Bu politika güçlü bir şekilde devam edecek ve komşuluk alanındaki büyük siyasi ve ekonomik fırsatları hayata geçirmeye çalışacağız.”

Arakçi sözlerini şöyle sürdürdü: “Avrupa'nın İran’a yönelik yanlış ve düşmanca tutumunu düzeltmesi önceliklerimiz arasında yer alacak. Son olarak, ABD'ye yönelik politikamız ‘çatışmaları ortadan kaldırmak’ yerine ‘çatışmaları yönetmek’ şeklinde olacak.”

grthy
İran parlamentosu, bakan adaylarının programlarının görüşülmesinin ardından güven oylamasına gidecek. (DPA)

Nükleer müzakerelerle ilgili programından da bahseden Arakçi şu ifadeleri kullandı: “Nisan 2021'de nükleer anlaşmayı yeniden canlandırmak için müzakereler başladığında, süreç Stratejik Eylem Yasası’na ve rejimin pozisyonlarına dayanıyordu. O zamandan beri bu pozisyonlara bağlılığımı gösterdim. Bu konudaki tartışmalar mevcut hükümette de devam etti. Müzakereler bazı nedenlerden dolayı sonuçlandırılamadı. Trump'ın direnişinden bahsettim ve anlaşmadan çekildiğinde bunun doğru olduğu ortaya çıktı. Beklendiği gibi, ABD'nin Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi'nde anlaşmayı yok etme girişimleri başarısız oldu, bu da politikamızın doğruluğunu teyit ediyor.”

Stratejik Eylem Yasası

Meclisin nükleer programa ilişkin Stratejik Eylem Yasası’na bağlılığını yineleyen Arakçi, Nisan 2021'de ABD'nin nükleer anlaşmaya geri dönme arzusunu ifade etmesiyle birlikte İran Dini Lideri Ali Hamaney'in ana hatlarını çizdiği ‘rejimin kararlı tutumları’ politikasının uygulandığını kaydetti.

Arakçi, “Dini Lider’in rehberliğine dayanan yaptırım politikamız, yaptırımları etkisiz hale getirmeye odaklanırken aynı zamanda onları kaldırmaya da çalışıyor. Dışişleri Bakanlığı, yaptırımların kaldırılması konusundaki sorumluluğunu göz ardı etmeyecek ve geçmiş deneyimler temelinde, hızlanmadan ya da hantal müzakerelerin tuzağına düşmeden çalışacak” şeklinde konuştu.

Direniş eksenini ve Filistin'i desteklemenin İran'ın dış politikasının önemli bir parçası olduğunu ve bu yaklaşımı sürdüreceğini ifade eden Arakçi, ‘çeşitli alanlardaki güçlü yönler sayesinde İran'ın bölgedeki stratejik dengesinin arttığını’ belirtti. “Diplomatik aygıt bu kazanımları korumalıdır” diyen Arakçi, “Eğer parlamentodan onay alırsak, direniş diplomasisi 14'üncü hükümetin dış politikasının merkezinde yer alacak” ifadesini kullandı. Arakçi ayrıca, İranlı general Kasım Süleymani'yi ‘direniş eksenini tasarladığı’ için övdü.

Ülkenin genel politikalarına uygun olarak ekonomik diplomasiyi yeniden canlandırma sözü veren Arakçi, “Küresel pazarlardan adil bir pay elde etmek için tüm diplomatik imkanlar kullanılacaktır” dedi. Arakçi ayrıca, komşu ülkelerle ilişkileri güçlendirirken sınır illerine odaklanan ‘sınır diplomasisinin’ önemini vurguladı.

‘Diplomasi ve saha’

Dışişleri Bakanı adayı Abbas Arakçi kürsüye çıkmadan önce İran Meclisi Ulusal Güvenlik ve Dış Politika Komisyonu Arakçi'nin programlarının ve dışişleri portföyüne uygunluğunun onaylandığını duyurdu.

Komisyon Sözcüsü İbrahim Rızai, “Onaylanmasının en önemli nedenlerinden biri, diplomasi ve sahanın tam dengesi ve koordinasyonu ile kapsamlı, etkili ve nüfuzlu diplomasidir” diyerek DMO'nun özellikle bölgesel faaliyetleriyle bilinen ismine üstü kapalı bir göndermede bulundu.

xcdvf
Milletvekili Manuçehr Muttaki Arakçi'nin adaylığını savundu. (Tesnim)

Rızai, Arakçi'nin programlarının Avrupa ile ‘ciddi, pragmatik ve fırsatçı’ bir şekilde etkileşimde bulunmayı, BM Güvenlik Konseyi'nde İran'a karşı bir güvenlik konsensüsünün yeniden inşasını önlemeyi ve yaptırımları ‘onurlu bir şekilde, hedefli ve aşırı uzatılmayan müzakereler yoluyla’ kaldırmayı içerdiğini sözlerine ekledi.

Rızai, İran Meclisi internet sitesine verdiği demeçte, “Arakçi'nin bakış açısına göre direniş ekseni gücümüzün unsurlarından biridir ve kendisi bu ekseni bölgede ve dünyada desteklemeye kararlıdır” ifadesini kullandı.

Destekçiler ve muhalifler

Eski Dışişleri Bakanı ve şu an milletvekili olan Manuçehr Muttaki, Arakçi'ye oy verilmesi çağrısında bulunarak, oylamanın ‘uluslararası öneme sahip olduğunu’ vurguladı. Muttaki, Arakçi'yi savunurken ‘Dışişleri Bakanlığı'nda Arakçi'den daha bilgili ve modern birini tanımadığını’ ve onun ‘bu bakanlık için mümkün olan en iyi seçim’ olduğuna inandığını söyledi.

Arakçi yanlısı milletvekilleri, parlamentonun nükleer programla ilgili yasasına bağlılığının yanı sıra DMO'nun bölgesel faaliyetlerini destekleme ve füze programı konusunda pazarlık yapmama konusundaki kararlılığından duydukları memnuniyeti dile getirdiler.

Ancak Arakçi karşıtı milletvekilleri, 2015 nükleer anlaşması müzakerelerine ve eski Dışişleri Bakanı Muhammed Cevad Zarif ile yaptığı çalışmalara odaklandı. Muhafazakâr Milletvekili Emir Hüseyin Sabiti Munferid, “Tehlikeli bir oyun başladı. Birileri Arakçi'nin bakan olması gerektiğini söyledi ve Ulusal Güvenlik Komisyonu Sözcüsü bizden tüm bakanlar için oy kullanmamızı istedi. Bu nasıl mantık? Madem öyle parlamentoyu kapatın. Parlamentoyu baştan etkisiz hale mi getirmek istiyorsunuz? İmam Humeyni’nin her şeyin başı olduğunu söylediği parlamento bu mu?” şeklinde konuştu.

İran'da nükleer anlaşmanın en önde gelen muhalifi olan cumhurbaşkanı adayı Said Celili'nin müttefiki olan Sabiti, nükleer anlaşmayı ‘çok zararlı’ olarak nitelendirdi ve “Arakçi neden şimdi Zarif'le arasına mesafe koymak istediğini açıklıyor?” diye sordu. Milletvekili Meysem Zuhuriyan ise Arakçi'nin ‘halen insanların hayatlarını yabancıların iradesine bağlayan sistemin bir parçası mı olmak istediğini’ sordu. Zuhuriyan, “Arakçi kendisinin Zarif olmadığını belirtti. Bence bu iyi bir şey ama bu farkı ve farklılıkların nerede olduğunu açıkça ortaya koymak daha iyi olur. Çünkü 2013'ten 2021'e kadar Sayın Zarif'in tamamlayıcı imajı olarak görülüyordu” dedi.

Milletvekili Muhammad Rıza Ahmedi, “ABD nükleer anlaşmadan çekildi, İran ise tüm taahhütlerine bağlı kaldı. Dışişleri bakanının geçmişinde yetenek ve güç olması gerekir ama Arakçi müzakere ekibinin başındayken pek çok şeyi dikkate almadı” ifadelerini kullandı.

Ahmedi, Arakçi ve Hasan Ruhani hükümetini Stratejik Eylem Yasası'ndan kaçmaya çalışmakla suçlayarak, “Birçok bahane ürettiniz, uygulamadınız ve nükleer anlaşma metninde gerekli hassasiyeti göstermediniz” dedi.

Ahmedi sözlerini şöyle sürdürdü: “Nükleer anlaşmayı neden Trump'ın biz hiçbir şey yapmadan anlaşmadan çekildiği zaman iptal etmesine izin verecek şekilde yazdınız? Anlaşmanın bizim üzerimizde önemli olumsuz etkileri olduğu söylenebilir. Gülümseme diplomasisine devam etmemesi için Arakçi'ye oy vermeye nasıl cesaret edebiliriz? Arakçi'nin müzakereler sırasında olumlu bir sicili yok. İç meseleler dışarıya bağlanmadan çözülmeli.”

Milletvekili Muhammad Rıza Sabbagiyan nükleer anlaşmayı eleştirerek, “Neden siz tek taraflı nükleer anlaşmayı imzaladınız ve uyguladınız da diğer taraf anlaşmadan çekildi ve uygulamadı? Trump'ın anlaşmadan çekildiğini söylemek doğru değil” diye konuştu.

Milletvekili Hadi Kavvami, Arakçi'nin ‘ABD ile düşmanlığı yönetme ve düşmanca politikalarına karşı koyma’ planlarına atıfta bulunarak, “Parlamentonun Arakçi lehine verdiği büyük oy dünyaya önemli bir mesaj gönderiyor” dedi.

Milletvekili Ahad Azadi Havah ise “Arakçi'nin 15 komşu ülke için İran ile uyumlu iyi programları var” dedi. Arakçi'nin DMO'daki geçmişine atıfta bulunan Havah şu ifadeleri kullandı: “1980'lerdeki savaş sırasında subaydı. Yaptırımları engellemeye ve hükümet ile saha arasında etkileşim yaratmaya çalışıyor.”



Pakistan aracılığıyla Çin ve İran ile diyalog: Orta güç perspektifi

Pakistan Dışişleri Bakanı İshak Dar ve İranlı mevkidaşı Abbas Arakçi, İslamabad'daki Dışişleri Bakanlığı'ndaki toplantı sırasında, 2 Ağustos 2025 (AFP)
Pakistan Dışişleri Bakanı İshak Dar ve İranlı mevkidaşı Abbas Arakçi, İslamabad'daki Dışişleri Bakanlığı'ndaki toplantı sırasında, 2 Ağustos 2025 (AFP)
TT

Pakistan aracılığıyla Çin ve İran ile diyalog: Orta güç perspektifi

Pakistan Dışişleri Bakanı İshak Dar ve İranlı mevkidaşı Abbas Arakçi, İslamabad'daki Dışişleri Bakanlığı'ndaki toplantı sırasında, 2 Ağustos 2025 (AFP)
Pakistan Dışişleri Bakanı İshak Dar ve İranlı mevkidaşı Abbas Arakçi, İslamabad'daki Dışişleri Bakanlığı'ndaki toplantı sırasında, 2 Ağustos 2025 (AFP)

Kemal Allam

Financial Times, yıllık yıl sonu değerlendirme serisi kapsamında, 2026 yılının İkinci Dünya Savaşı'ndan bu yana en büyük belirsizlikle başladığını ve orta güçlerin önümüzdeki dönemde küresel düzeni ya pekiştirmede ya da zayıflatmada belirleyici faktör olabileceğini yazdı. Habere  göre, şaşırtıcı bir şekilde, Pakistan’ın adı, Amerikan hegemonyasını öngören “Donroe Doktrini”nde şimdiye kadarki en büyük kazanan olarak anılıyor. Pakistan, Beyaz Saray ziyaretlerinden Gazze barış planına kadar Donald Trump'ın çevresinde önemli bir yer edinmeyi açıkça başardı.

Ancak, Ortadoğu'ya askeri ve güvenlik tedarikçisi olarak geleneksel rolünün yanı sıra, Pakistan, İran gibi karmaşık çatışmalarda köprü görevi görmesi ve Çin ile ABD gibi daha büyük güçler arasında daha yakın bağlar kurması gereken bir orta güç olarak yeniden öne çıktı. Pakistan, daha önce, Nixon döneminde de ABD ve Çin arasındaki ilk diplomatik görüşmeye arabuluculuk yapmıştı. Bugün, on yıllık diplomatik boşluğun ardından, Pakistan, İran ile gizli görüşmeler yürütebilen ve Çin ile ortaklığı aracılığıyla bölgedeki askeri dengeyi yeniden ayarlayabilen bir güç olarak yeniden öne çıktı.

Trump'ın İran sorununu çözmek için Pakistan'a güvenmesi

Trump'ın ikinci başkanlığının başlangıcında, geçmiş dönemde Hindistan ile yakın ilişkisi ve Hindistan'ı Çin'e karşı tercih edilen stratejik ortak olarak görmesi nedeniyle Pakistan'da önemli bir belirsizlik hakim oldu. Ancak, görevdeki ilk yılından sonra Pakistan, sadece bölgede değil, küresel ölçekte de Trump'ın favorilerinden biri olarak görülmeye başladı. İsrail ve İran arasında yazın yaşanan 12 günlük savaş sırasında, Mareşal Asım Münir'in başkent Washington ve Langley'in koridorlarında neredeyse bir hafta boyunca bulunması tesadüf değildi. Dönemin Merkez Kuvvetler Komutanı Orgeneral Michael Eric Kurilla'nın Pakistan'ı terörizm ile mücadelede bir ortak olarak savunması da pek çok kişiyi şaşırttı. Zira bu açıklama, Kongre'nin önde gelen üyelerinin, Senato'nun ve generallerin Pakistan'ı sürekli olarak terörizmi destekleyen bir devlet olarak nitelendirdiği on yıllık bir dönemle çelişiyordu. Peki ne değişti?

Birincisi, Kurilla, Soğuk Savaş döneminde olduğu gibi, Washington'un istenmeyen saydığı ve ABD'nin doğrudan, en azından kamuoyu önünde, ilişki kuramadığı rejimlerle Pakistan'ın ilişki kurma yeteneğine yeniden güvenmeye başladı. İsrail-İran çatışması sırasında, ABD İran nükleer tesislerini vurduktan sonra, Pakistan gerilimin daha fazla yükselmesinin sonuçlarını hafifletmede sessiz, perde arkası bir rol oynadı. Pakistan, Tahran ve Washington arasında mesajları taşımakla kalmadı, aynı zamanda Trump'a İran’a nasıl davranması gerektiği konusunda doğrudan tavsiyelerde de bulundu. Nitekim Trump, Asım Münir ile yaptığı ve ABD'nin İran'a yönelik saldırılarının yankılarını kontrol altına alma stratejisinin ele alındığı görüşmenin ardından, “Pakistan İran'ı çoğu ülkeden daha iyi tanıyor” açıklamasını yaptı. Bu, Trump'ın ilk döneminde Irak'ta Kasım Süleymani'nin öldürülmesiyle sonuçlanan önceki hamlesinden sonra yaşananları hatırlattı. O zaman, 2020'de de suikasttan sonra ilk olarak dönemin Pakistan Genelkurmay Başkanı Orgeneral Kamar Cavid Bacva ile telefonla görüşmüştü.

Pakistan, ABD ve Körfez ülkeleri gibi, İran'ın bölgeye yönelik niyetlerine güvenmiyor, ancak Suudi Arabistan ve Türkiye ile birlikte bir rejim değişikliği de istemiyor

Bunu anlamanın kilit noktası, Pakistan'ın, İsviçre, Katar, Umman ve İran görüşmelerindeki diğer bazı arabuluculardan farklı olarak, İran ile uzun bir sınıra sahip olması ve İran ile sürekli gerilimler yaşamasıdır. İranlılar, tam ölçekli bir çatışma durumunda Pakistan'ın kendileri için gerçek bir tehdit oluşturduğunun ve tüm Körfez ülkelerinin Pakistan'ın arkasında duracağının farkındalar. Daha önce yine el-Mecelle’de, İran ve Pakistan'ın, açık ve tam ölçekli bir çatışmayı önlemesi gereken dini, kültürel ve dilsel bağlara rağmen, açıkça duyurulmamış bir istihbarat ve vekalet savaşı içinde olduklarını yazmıştım. Süleymani sık sık Pakistan ile açık savaş tehdidinde bulunmuştu ve İsrail ile Amerika Birleşik Devletleri'nin yanı sıra, İran'a hava saldırıları düzenleyen tek ülke Pakistan'dır. Bu durum, Pakistan'ı İran’a karşı havuç-sopa yaklaşımını uygulamak için önemli bir arka kapı haline getiriyor.

Mevcut Maskat görüşmelerinin nereye varacağını, Trump'ın İran'a saldırıp saldırmayacağını veya gerilimi azaltıp azaltmayacağını bilmesek de, Pakistan'ın rolü önemli olmaya devam ediyor. ABD, çatışma tırmandığında Beluç sınırının tarihi ve Pakistanlı Şiilerin devlete karşı kullanılması nedeniyle İran’ın Pakistan ile de ters düşebileceğinin farkında olarak kendisine mesajlar gönderebilir. İran, geçtiğimiz yaz yaşanan 12 günlük savaş sırasında ve protestoların başlamasından bu yana yaşanan son gerilimlerde Pakistan'ın gerilimi azaltmadaki rolü için de kamuoyu önünde kendisine teşekkür etti.

dvbfrg
Çin'in doğusundaki Shandong eyaletinin Qingdao kentinde Şanghay İşbirliği Örgütü üye devletlerinin savunma bakanlarının çektirdiği toplu fotoğraf, 26 Haziran 2025 (AFP)

Pakistan, ABD ve Körfez ülkeleri gibi, İran'ın bölgeye yönelik niyetlerine güvenmiyor. Ancak Suudi Arabistan ve Türkiye ile birlikte bir rejim değişikliği de istemiyor. Bu da onu aradaki uçurumu kapatmada önemli bir oyuncu haline getiriyor. Pakistan’ın kendisi de nükleer güç olma yolunda benzer bir süreçten geçti ve nükleer meselede nasıl başarılı bir şekilde müzakere edeceğini biliyor. Askeri kapasiteye dayanma gücü olmadığında müzakerelerin ne kadar sınırlı olabileceğini biliyor. Pakistan ayrıca, Çin’in dünyadaki en yakın diplomatik ve askeri müttefiki olma avantajına da sahip.

Çin ve etkiyi kullanma sanatı

Eski ABD Dışişleri Bakanı Henry Kissinger ve Başkan Richard Nixon'ın Pakistan aracılığıyla Çin ile yaptıkları görüşmeler ve gerçekleştirdikleri ziyaretler, İslamabad’ın eski Amerikan ulusal güvenlik uzmanlarının uzun zamandır minnettar olduğu önemli bir köprü olmasına olanak tanıdı. Pervez Müşerref dönemine kadar Pakistan, Çin ve ABD'nin kendi nüfuz alanlarındaki dengeleyici rolünde denklik konumunu korudu. Yine Müşerref dönemine kadar Pakistan ordusu, F-16 savaş uçaklarından Bell AH-1 Cobra saldırı helikopterlerine kadar neredeyse tamamen Amerikan kaynaklı ekipmanlara güveniyordu.

Çin'in etkisi, İslamabad'ı bir dönem Pekin'e karşı yanlış tarafta duran birçok güç için bir köprü kurucu haline getirdi

Ancak bu değişim daha sonra gerçekleşti ve Pakistan, Çin'in en yeni savaş uçakları ve füze teknolojilerini paylaştığı dünyadaki tek ordu haline geldi; bu da geçen yılki kısa savaşta Hindistan'a karşı üstün gelmesine yardımcı oldu. Böylece Çin, en yeni ekipmanlarını test etmek için Pakistan’ı kullanmaya başladı ve bunları Hint güçlerine karşı ve Pakistan'ın İran ile olan birkaç sınır çatışmasında test etti. Bu durum Pakistan'ı, Çin'in nasıl düşündüğünü ve gelecekteki savaşlara nasıl hazırlandığını anlamada ABD için bir kez daha vazgeçilmez bir ortak haline getiriyor. Dünyada hiçbir ordu, Pakistan ordusu gibi bir yandan Trump ile doğrudan ve hızlı iletişim kurma yeteneğine, diğer yandan da Çin ile en yakın askeri ittifaka sahip değil. Pakistan ayrıca tarihsel olarak Çin'in hem Türkiye hem de Suudi Arabistan ile olan ilişkisinde de bağlantı noktası görevi

Türkiye'nin önde gelen askeri stratejistlerinden ve Erdoğan'a yakın isimlerden sayılan Türk Amiral Cihat Yaycı, Pakistan'ın Soğuk Savaş sırasında Çin'in yükselişinde çok önemli bir rol oynadığını ve 1980'lerde ABD, Türkiye ve Suudi Arabistan ile olan ilişkilerini kullanarak bu tarafları Çin'e yaklaştırdığını düşünüyor. Yaycı ayrıca, kıdemli bir Türk subayı olarak, Çin'in kendisini Pakistan'ın en yakın müttefiki olarak nasıl gösterdiğine ve bunun Ankara'yı Uygur sorunu nedeniyle aralarında gerilim tırmandığında Pekin ile açılıma nasıl ittiğine bizzat şahit olduğunu belirtiyor. Bu Çin etkisi, İslamabad'ı bir zamanlar Pekin'e karşı yanlış tarafta duran birçok güç için bir köprü kurucu haline getirdi. Hudson Enstitüsü de yakın zamanda aynı konuyu, yani Çin'in Pakistan'ı Batı ve Avrasya arasındaki güç dengesini yeniden şekillendirmek için nasıl kullandığını gündeme getirdi.

Elbette Pakistan'ın gücünün de sınırları var; kırılgan ekonomisi Suudi Arabistan, Çin, BAE ve ABD dahil olmak üzere bir dizi uluslararası hamisine dayanıyor. Bu geniş bağışçı havuzu, Pakistan’ı çıkarlarını dengeleyebilen ve herhangi bir tarafla ittifak kurma tuzağına düşmeden aralarında manevra yapabilen bir köprü görevi görmesini sağlıyor. Avrupa Birliği ve Latin Amerika'daki birçok ülke, Trump taraf seçmeleri için baskı yaptığında ABD-Çin çatışmasında bir denge kurmakta zorlanırken, Pakistan bir anlamda tam tersi bir yaklaşım benimsedi. Sıfır toplamlı bir oyun tuzağına düşmek yerine, başkaları tarafından kullanılan bir köprü haline geldi. Bu da onu hem İran hem de Çin ile konuşmak için uygun bir muhatap yapıyor.


İran'da Ayetullah’ın sonu mu geliyor?

Trump ile İran arasındaki belirleyici çatışma (The Independent Arabia)
Trump ile İran arasındaki belirleyici çatışma (The Independent Arabia)
TT

İran'da Ayetullah’ın sonu mu geliyor?

Trump ile İran arasındaki belirleyici çatışma (The Independent Arabia)
Trump ile İran arasındaki belirleyici çatışma (The Independent Arabia)

John Bolton

Cenevre'de devam eden müzakerelerde hiçbir ilerleme kaydedilemediği için dünya, ABD'nin İran'daki Ayetullah rejimi konusunda ne yapacağını bekliyor. İran’daki son protesto gösterileri sırasında ABD Başkanı Donald Trump, Ayetullahlar ve Devrim Muhafızları Ordusu’na (DMO) karşı kırmızı çizgi çekti. Trump, İran muhalefetine hitaben yaptığı konuşmada, “İranlı vatanseverler, protestolara devam edin, kurumlarınızın kontrolünü ele geçirin, yardım yolda, İran'ı yeniden büyük yapalım” dedi.

Trump, geçtiğimiz yıl haziran ayında da Tahran'da rejim değişikliğini desteklediğini açıkça ilan etti ve bu tutumunu birkaç gün önce de yineledi. ABD Başkanı, kırmızı çizgisini korumak ve güvenilirliğini sürdürmek istiyorsa, şimdi İran'a karşı güç kullanmak zorunda. Aksi takdirde, Suriye'de kimyasal silah kullanımına karşı harekete geçmekle tehdit eden, ardından geri adım atan ve Beşşar Esed rejimine karşı koyamayan diplomatik yolu seçen eski ABD Başkanı Barack Obama'nın yeni versiyonu gibi görünecekti.

Donald Trump böylece, biri ‘hızlı ve kararlı’ bir saldırı emri vermek olmak üzere iki farklı seçenekle karşı karşıya. Trump, sıklıkla bu seçeneği tercih ediyor. Ardından, haklı olsun ya da olmasın, zaferini ilan edip yaklaşımının doğru olduğunu savunuyor.

İkinci seçenek ise İran'daki Ayetullahların ve DMO'nun iktidarını devirmek amacıyla askeri bir operasyon başlatmak. Bu seçenek, ABD Kara Kuvvetleri’nin bölgeye konuşlandırılmasını gerektirmese de İran'daki iktidar kurumlarını hedef alan bir hava harekâtını desteklemek için özel harekat yetenekleri kullanılabilir. Böylece Besic milisleri ve diğer dış genişleme ve iç baskı araçları da dahil olmak üzere DMO'yu kararlı bir şekilde zayıflatarak, Tahran rejimi çökebilir ve muhaliflerinin iktidara gelmesinin önü açılabilir. Aşağıda, ABD başkanı ikinci seçeneğe başvurursa Beyaz Saray'ın üstlenebileceği görevlerin kısmi de olsa kısa bir listesi yer alıyor.

Eylemsel değil, stratejik düşünüp hareket etmek

Bu, haftalar hatta aylar sürebilecek uzun bir süreç olabilir. Bu yüzden mevcut sonuçsuz müzakereleri sona erdiren ve İran'a bir son tarih belirleyen sistematik bir yaklaşım sergilenmesi gerekiyor. Bu, belki eski Başkan George H. W. Bush'un 1991 yılının ocak ayında dönemin Dışişleri Bakanı James Baker'ı Cenevre'ye gönderdiği gibi, mevcut Dışişleri Bakanı Marco Rubio'yu Cenevre'ye göndererek İran'a bu durumu bildirmek olabilir. Ardından İran'ın hava savunma sistemleri, DMO karargahları ve üsleri, Besic milisleri, Tahran'ın nükleer ve balistik füze programları, deniz kuvvetleri ve bölgedeki ABD güçleri ve müttefikleri için tehdit oluşturan diğer her şey hedef olarak belirlenmeli ve ortadan kaldırılmalı.

Sonra İsrail'in kampanyaya katılıp katılmaması sorusu var. Bu sorunun yanıtı açıkça ‘evet’. Çünkü İsrail'in İran'daki askeri ve istihbarat kapasitesi en üst düzeyde kullanılmalı. Bu operasyona katılmak isteyen Arap ülkeleri olup olmadığını araştırılabilir. Bu gerçekleşmeyebilir, ancak onlara bu seçeneğin sunulması önemli. Her halükârda, onların desteği sağlanmalı ve İran'ın herhangi birini hedef alması durumunda uygun bir yanıt verileceğine dair onlara açık garantiler verilmeli. Özellikle, Tahran'ın Hürmüz Boğazı'nı Körfez ülkelerine kapatmasına izin verilemez.

Askeri planın yanı sıra siyasi bir plan da olmalı

Ayetullahların iktidarını devirmek ve çöküş sonrası dönemin başarısını sağlamak açısından İran muhalefet güçleriyle yakın iş birliği çok önemlidir. Rejim hiç bu kadar popüler olmamıştı ve halk her zamankinden daha fazla harekete geçmeye hazır. İran içinde reddetme ve direniş yaygınlaşıyor, ancak bu hareket hala yeterli örgütlenmeye sahip değil. Bu duruma, örneğin devam eden gösteriler sırasında 6 bin adet ‘Starlink’ cihazı sağlanacağına dair açıklanan karar gibi önlemlerle yardımcı olunabilir. İran muhalefet güçleriyle iş birliği yaparak rejim içindeki ayrılmaları teşvik etmek gibi çok daha fazlası da yapılabilir.

Öte yandan, İran'ın gelecekteki liderlerinin isimlerine takılmamalıyız, çünkü bu konu daha sonra tartışılabilir. Bu aşamada odak noktası, Ayetullahların ve DMO'nun iktidarını ortadan kaldırmak olan birincil hedef olmalı. Ayrıca, diplomatik beceri göstererek ABD'nin Avrupalı müttefiklerinden İran'a karşı askeri harekâta katılmalarını istemek de gerekir. Onlar mutlaka yanıt vermeyebilirler, ancak İran'da başarı elde edilmesi, onların dikkatini ABD'nin Grönland'a yönelik son askeri tehditlerinden başka yöne çeker.

Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre Çin ve Rusya, İran'ın kendileri için yasak bölge haline geldiği ve Tahran'a askeri veya başka türlü hiçbir destek sağlamamaları gerektiği bildirilerek ekonomik ve diplomatik olarak marjinalleştirilmeli. Rejim devrilene kadar, askeri veya başka türlü hiçbir destek sağlamamaları gerektiği bildirilmelidir. Tahran'ın nükleer veya balistik füze programlarına yardım eden tüm personelini geri çekmeli ve mevcut rejimden yeni petrol alımlarını durdurmalı.

Bu, Pekin ve Moskova'nın hoşuna gitmeyebilir, ancak ABD'nin düşmanlarına karşı güç kullanmasının ardındaki nedenleri anlayacaklardır, çünkü başka bir otoriter rejimin, özellikle de Pekin ve Moskova arasında büyüyen eksenle bağlantılı bir rejimin devrilmesi, onlar için caydırıcı bir etki yaratacak ve bu da ek bir avantaj olacak.

Sabırlı olmak gerekir

Bu süreç biraz zaman alabilir, bu nedenle ABD’nin askeri harekatını durdurup müzakerelere başlama baskısına kapılmamalı veya bu konuda endişelenmemeliyiz. Ayetullahlara fırsat verildi, ancak onlar da başka hiçbir taraf da yeni fikirler ortaya koymadı. Bu çabalar sırasında başarısızlıklar ve hatalar olabilir, ancak kısa vadeli aksilikler, odak noktasından uzaklaşmamıza veya uygulama sürecini aksatmamıza sebep olmamalı.

İran rejiminin düşüşüyle birlikte, sonraki gelişmelerin öngörülmesi gerekir. Hizbullah, Hamas, Husiler, Irak'taki Şii milisler ve diğerleri gibi Tahran'la bağlantılı terörist gruplar, Ayetullah rejiminin devrilmesinden sonra en büyük kaybedenler arasında yer alacak ve finansal destekçilerinin ortadan kalkmasıyla bu gruplar daha da zayıflayacak. ABD İsrail, Lübnan, Irak ve diğer ülkelerle iş birliği yaparak bu tehditleri ortadan kaldırmaya yardımcı olmak için eşi görülmemiş bir fırsata sahip olacak. Bizler de o an için hazırlıklı olmalıyız.

Bu sadece bir başlangıç olsa da Tahran'daki liderlere karşı kararlı bir eylem otomatik olarak gerçekleşmez, ama bazılarının riske değer gördüğü bir siyasi miras oluşturabilir.


İranlı yetkili: Mart ayı başında yapılacak yeni nükleer görüşmeler geçici bir anlaşmaya yol açabilir

İran’ın Buşehr nükleer reaktörü (Reuters)
İran’ın Buşehr nükleer reaktörü (Reuters)
TT

İranlı yetkili: Mart ayı başında yapılacak yeni nükleer görüşmeler geçici bir anlaşmaya yol açabilir

İran’ın Buşehr nükleer reaktörü (Reuters)
İran’ın Buşehr nükleer reaktörü (Reuters)

İranlı üst düzey bir yetkili bugün Reuters’a yaptığı açıklamada, Tahran ile Washington arasında ülkesine yönelik yaptırımların kaldırılmasının kapsamı ve mekanizması konusunda görüş ayrılıkları bulunduğunu belirtti.

Yetkili, nükleer programla ilgili yeni görüşmelerin mart ayı başında yapılmasının planlandığını söyledi.

Yetkili, İran’ın yüksek zenginleştirilmiş uranyum stokunun bir kısmını ihraç etme, saflığını düşürme ve uranyum zenginleştirme konusunda bölgesel bir birlik oluşturma seçeneğini ciddi şekilde değerlendirebileceğini ifade etti. Karşılığında ise İran’a barışçıl amaçlarla uranyum zenginleştirme hakkının tanınması gerektiğini vurguladı.

“Görüşmeler sürecek ve geçici bir anlaşmaya varma imkânı mevcut” diyen yetkili, sürecin devam edeceğini kaydetti.

İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, geçen hafta ABD ile yapılan nükleer görüşmelerin ardından birkaç gün içinde karşı öneri taslağı hazırlanmasını beklediğini açıklamıştı. Öte yandan Başkan Donald Trump, İran’a sınırlı askeri saldırılar düzenlemeyi değerlendirdiğini belirtmişti.

Yetkili, İran’ın petrol ve maden kaynaklarının kontrolünü Washington’a teslim etmeyeceğini, ancak Amerikan şirketlerinin İran’daki petrol ve gaz sahalarında her zaman faaliyet gösterebileceğini de ifade etti.