Goldrich Şarku’l Avsat’a konuştu: ABD askerleri Suriye'den çekilmeyecek

ABD Dışişleri Bakanlığı’nda Suriye dosyasından sorumlu yetkili Ethan A. Goldrich, Suriye Devlet Başkanı Beşşar Esed ile normalleşme için ABD'nin hangi şartları öne sürdüğünü Şarku’l Avsat’a anlattı

ABD Dışişleri Bakanlığı Yakın Doğu İlişkilerinden Sorumlu Müsteşar Yardımcısı Ethan A. Goldrich (ABD Dışişleri Bakanlığı)
ABD Dışişleri Bakanlığı Yakın Doğu İlişkilerinden Sorumlu Müsteşar Yardımcısı Ethan A. Goldrich (ABD Dışişleri Bakanlığı)
TT

Goldrich Şarku’l Avsat’a konuştu: ABD askerleri Suriye'den çekilmeyecek

ABD Dışişleri Bakanlığı Yakın Doğu İlişkilerinden Sorumlu Müsteşar Yardımcısı Ethan A. Goldrich (ABD Dışişleri Bakanlığı)
ABD Dışişleri Bakanlığı Yakın Doğu İlişkilerinden Sorumlu Müsteşar Yardımcısı Ethan A. Goldrich (ABD Dışişleri Bakanlığı)

ABD Dışişleri Bakanlığı Yakın Doğu İlişkilerinden Sorumlu Müsteşar Yardımcısı Ethan A. Goldrich, ABD güçlerinin Suriye'den çekilmeyeceğini vurgulayarak ABD Başkanı Joe Biden yönetiminin Suriye’den çekilme planları olduğu iddialarını yalanladı.

Görevinden ayrılmasına kısa bir süre kala Şarku’l Avsat’a özel bir röportaj veren Goldrich, “ABD, Suriye'deki yerel güçlerle kurduğu ortaklığa bağlı kalıyor” dedi.

Goldrich, Suriye Devlet Başkanı Beşşar Esed rejimi ile normalleşmeye dair yorumunda, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin (BMGK) 2254 sayılı kararının hedefleri konusunda gerçek ve sürekli bir ilerleme sağlanana kadar ABD'nin Suriye'deki rejimle normalleşmeyeceğinin altını çizdi. ABD’li yetkili, Esed ile ilişkilere sahip ülkelerin bu ilişkilerini söz konusu karar kapsamındaki ortak uluslararası hedefler için kullanmaları gerektiğini belirtti.

Siyasi çözüm ve DEAŞ’ın yeniden ortaya çıkmasının önlenmesi

Goldrich, ABD Dışişleri Bakanlığı Yakın Doğu İlişkilerinden Sorumlu Müsteşar Yardımcısı olarak Suriye dosyasından sorumlu olduğu üç yıl boyunca elde edilen ve elde edilemeyen başarıları değerlendirirken “Bugün çok şey başardığımızı görüyorum, ama daha yapılacak çok şey var. Görevimin başında Suriye politikamızın gözden geçirilmesini henüz tamamlamıştık. Suriye halkının acılarını hafifletmeye odaklanmamız gerektiğini düşündük, şiddeti hafifletmemiz gerekiyordu. Rejimi yaptıklarından dolayı sorumlu tutmamız ve en önemlisi de ABD açısından DEAŞ’ın ülkemize ve diğer ülkelere yönelik bir tehdit olarak yeniden ortaya çıkmasını engellememiz gerekiyor” ifadelerini kullandı.

ABD’li yetkili sözlerini şöyle sürdürdü:

“Aynı zamanda, 2254 sayılı karar kapsamında siyasi bir çözüm dışında krize bir çözüm bulunamayacağını öğrendik. Tüm bu dosyalarda ilerleme kaydedildiğini ve zorlukların devam ettiğini gördük, ancak elbette Suriye'nin kuzeydoğusundaki (DEAŞ) tehdidin yeniden ortaya çıkmasını engelledik. Hapishaneden çıkarılması gereken insanlarla ilgili işlemlere yardımcı olduk. El Hol Mülteci Kampı’nda kalan yerlerinden edilmiş kişilerle ilgilenerek oradaki sayıyı azalttık. Suriye’nin bu bölgelerinde istikrarın sağlanmasına yardımcı olduk.”

Suriye'den çekilme yok

Biden yönetiminin Suriye'den çekilme niyetinde olduğuna dair haberlerin ardından ABD askerlerinin Suriye'den çekilmesi için bir takvim olup olmadığı sorusuna Goldrich, şu yanıtı verdi:

“Şu an odaklandığımız hedef DEAŞ'ın yeniden ortaya çıkmaması. Bu tür haberlerin yapıldığını biliyorum, ancak Suriye'nin o bölgesinde oynadığımız role bağlı kaldığımızı açıkça belirtmek isterim. Birlikte çalıştığımız yerel güçlerle olan ortaklığımız ve bu tehdidin geri dönmesini engelleme ihtiyacımız devam ediyor.”

Goldrich, Şarku’l Avsat’ın kendisine yönelttiği ABD askerlerinin geri çekilmeyeceğini teyit edip edemeyeceğini sorusuna ise “Evet. Sürdürmemiz gereken bu göre halen bağlıyız” yanıtını verdi.

Yardım etmeye devam ediyoruz

ABD'nin Suriye halkına insani yardım sağlama konusundaki kararlılığını vurgulayan Goldrich, “Suriye'ye insani yardımların ulaştırılması ve Brüksel'de taahhüt edilen fonların sağlanması konusunda üstlendiğimiz role bağlıyız. İlkbaharda 593 milyon dolar taahhüt ettik. Çatışmanın başlangıcından bu yana Suriye içindeki Suriyelilere ve komşu ülkelerdeki mültecilere yardım etmek için 18 milyar dolar sağladık. Bu yardımı sağlama konusundaki kararlılığımızı sürdürüyoruz. Suriyelilerin yüzde 90'ının şu anda yoksulluk sınırının altında yaşadığını ve acıların devam ettiğini biliyoruz” diye konuştu.

Goldrich, şöyle devam etti:

“Bu acıyı hafifletmek için elimizden gelen her şeyi yapıyoruz, ancak aynı zamanda Suriye halkının daha iyi bir konumda olabilmesi ve bu yardımlara ihtiyaç duymaması için krize daha geniş kapsamlı bir çözümün bulunduğu bir yerde olmak istediğimizi düşünüyorum.”

Esed ile normalleşme yok

Goldrich, ABD'nin bölgedeki bazı ülkelerin ve Avrupa Birliği'nin (AB) Suriye rejimine açık olması konusundaki tutumuna ilişkin şunları söyledi:

“ABD olarak politikamız çerçevesinde BMGK’nın 2254 sayılı kararının hedefleri doğrultusunda gerçek ve sürdürülebilir bir ilerleme sağlanana, Suriye halkının insan haklarına saygı duyulana ve hak ettikleri medeni hakları elde kadar Suriye'deki rejimle normalleşmeyeceğiz.”

ABD’li yetkili, şunları söyledi:

“Rejimle ilişkileri olan ülkeler olduğunu biliyoruz. Bunu desteklemiyoruz, bilakis bu ülkelere rejimle ilişkilerini BMGK’nın 2254 sayılı kararı kapsamındaki ortak uluslararası hedeflere ulaşmak için kullanmaları gerektiğini ve yaptıkları şeyin Suriye halkının durumunu iyileştirmeye yönelik olması gerektiğini hatırlatıyoruz.”

ABD'nin ilkelerine, politikalarına ve yasalarına bağlı kalmaya devam ettiğini vurgulayan Goldrich, “Bizim için Suriye rejimi ile ilişkimizi değiştirmenin yolu çok açıktır; eğer rejim burada kabul edilen yasalar ve uyguladığımız politikalar çerçevesinde davranışlarını değiştirirse ve Suriye’deki koşullar değişirse, o zaman farklı bir ilişkiye sahip olabiliriz, ancak bunun oradan başlaması gerekiyor” diye konuştu.

Zorla kaybetmelerden sorumlu olanlara hesap verdirilmesi

Goldreich, Suriye'de neyi başarmayı umduğu sorusuna ise şu yanıtı verdi:

“Her zaman devam edecek birtakım şeyler var. Bizim de yapmaya ve başarmaya çalışacağımız şeyler var. Suriye'deki insanları yaşananlardan sorumlu tutmak istiyoruz. 30 Ağustos’ta Uluslararası Zorla Kaybedilme Mağdurları Günü'nü andık. Kayıp insanlar var ve bu insanların durumundan sorumlu olanların hesap vermesi gerektiğini vurgulamaya çalışıyoruz. Bundan dolayı zorla kaybetmelerden sorumlu olanlara yaptırımlar uyguladık. Ayrıca bu kişilerin ailelerine siyasi olmayan bir şekilde onlar hakkında bilgi edinmelerine yardımcı olmak için bağımsız bir Kayıp Kişiler Derneği kurduk. Bu ailelerden bazılarının huzura kavuştuğunu ve siyasi bir sürecin başladığını görmek istiyorum.”

ABD Dışişleri Bakanlığı Yakın Doğu İlişkilerinden Sorumlu Müsteşar Yardımcısı Goldrich, son olarak şunları söyledi:

“Rejimin iş birliği yapmaması ve siyasi sürece yönelik adımlar atmaması nedeniyle son Anayasa Komisyonu toplantısının üzerinden iki yıl geçti. Dolayısıyla durumu değiştirmek zorundayız. DEAŞ'ın yeniden ortaya çıkmasını önlemek ve insani yardımları sürdürmek gibi bahsettiğimiz konularda sürdürülebilirliğin olması önemli. Bunlardan bazıları yolunda gidiyor olsa da diğerlerinde henüz istikrar sağlanmış değil. Suriye halkı, politikamızın tüm yönlerinin uygulandığını görmeyi ve normal yaşamlarına dönebilmeyi hak ediyor.”



Melania Trump, en sevilen First Lady'ler listesinde sondan ikinci çıktı

YouGov'un yeni bir anketine göre Melania Trump, yakın tarihin en az popüler ikinci first lady'si seçildi (Reuters)
YouGov'un yeni bir anketine göre Melania Trump, yakın tarihin en az popüler ikinci first lady'si seçildi (Reuters)
TT

Melania Trump, en sevilen First Lady'ler listesinde sondan ikinci çıktı

YouGov'un yeni bir anketine göre Melania Trump, yakın tarihin en az popüler ikinci first lady'si seçildi (Reuters)
YouGov'un yeni bir anketine göre Melania Trump, yakın tarihin en az popüler ikinci first lady'si seçildi (Reuters)

Yeni bir ankete göre Melania Trump, yakın tarihin en az popüler ikinci First Lady'si seçildi ancak en sevilmeyen First Lady unvanını Trump'ın rakibi Hillary Clinton aldı.

YouGov'a göre bu ay 2 bin 255 ABD vatandaşından son 11 First Lady'yi "Mükemmel"den "Kötü"ye uzanan bir ölçekte sıralamaları istendi.

Yüzde 36'sı Melania'yı "kötü", yüzde 10'u da "ortalama altı" olarak değerlendirdi. Ankete katılanların yaklaşık yüzde 18'i Melania'yı "mükemmel", yüzde 12'si de "ortalama üstü" notu verdi. Böylece net onay oranı -16 çıktı.

Melania'dan daha düşük sırada yer alan tek First Lady, 2016 başkanlık seçimini Donald Trump'a kaybeden Hillary Clinton'dı. Ankete katılanların yüzde 33'ü onu "kötü", yüzde 11'i de "ortalama altı" diye değerlendirdi ve net onay oranı -17 oldu.

Öte yandan en popüler First Lady'ler sırasıyla +56, +32 ve +25 net puanla Jackie Kennedy, Rosalynn Carter ve Nancy Reagan'dı.

Michelle Obama da katılımcılar arasında favori olarak öne çıktı; yüzde 33'ü onu "mükemmel", yüzde 12'si ise "ortalama üstü" olarak değerlendirdi ve bu da ona +21 net onay puanı kazandırdı. Yaklaşık yüzde 22'si onu "kötü" buldu.

Ortalama olarak son 11 First Lady'nin çoğu, eşlerinden daha yüksek net puanlar aldı.

Hillary Clinton, -3 net puanlı eşinden önemli ölçüde daha düşük olan tek First Lady'ydi.

Birçok başkan ve First Lady benzer puanlar aldı; Jacqueline Kennedy Onassis ve John F. Kennedy (+56'ya karşı +61), Nancy ve Ronald Reagan (+25'e karşı +22), Michelle ve Barack Obama (+21'e karşı +15) bunlardan bazıları.

Melania ve Donald Trump da benzer ancak olumsuz puanlar aldı (-16'ya karşı -20).

Anket ayrıca, katılımcıların yüzde 48'inin Donald Trump'ı "kötü" bulduğunu, yüzde 6'sının ise "ortalama altı" olarak değerlendirdiğini ortaya koydu. Trump, YouGov'un katılımcılara sorduğu 20 başkan arasında en düşük puanı aldı. Katılımcıların yaklaşık yüzde 19'u 45 ve 47. başkanı "olağanüstü" olarak değerlendirdi.

Trump'tan sonra, selefi Joe Biden, katılımcıların yüzde 38'inin "kötü", yüzde 12'sinin ise "ortalama altı" şeklinde değerlendirdiği en az popüler eski başkan oldu. Sadece yüzde 7'si Biden'ı "mükemmel" olarak değerlendirdi.

Ankete göre, "First Lady'ler hakkındaki genel görüşler, eşleri hakkındaki görüşlere benzer şekilde siyasi olarak kutuplaşmış durumda".

Anket, tartışmalı belgeseli Melania'nın gösterime girmesiyle birlikte Melania Trump hakkında kamuoyunun ne düşündüğüne dair fikir veriyor. Belgeselin ilk hafta sonu 7 milyon dolar kazandığı bildirilse de bilet satışları ikinci haftada düşerek sadece 2,4 milyon dolar getirdi.

Amazon, belgeselin haklarını satın almak için 40 milyon, tanıtımı içinse 35 milyon dolar daha harcamıştı.

Independent Türkçe


Ortadoğu diken üstünde: “Irak işgalinden bu yana en büyük hava gücü toplandı”

ABD ordusu, onlarca savaş jetini taşıyan USS Abraham Lincoln ve USS Gerald Ford'la Ortadoğu'daki yığınağı güçlendiriyor (AFP)
ABD ordusu, onlarca savaş jetini taşıyan USS Abraham Lincoln ve USS Gerald Ford'la Ortadoğu'daki yığınağı güçlendiriyor (AFP)
TT

Ortadoğu diken üstünde: “Irak işgalinden bu yana en büyük hava gücü toplandı”

ABD ordusu, onlarca savaş jetini taşıyan USS Abraham Lincoln ve USS Gerald Ford'la Ortadoğu'daki yığınağı güçlendiriyor (AFP)
ABD ordusu, onlarca savaş jetini taşıyan USS Abraham Lincoln ve USS Gerald Ford'la Ortadoğu'daki yığınağı güçlendiriyor (AFP)

ABD Başkanı Donald Trump, Ortadoğu'daki askeri yığınağını artırarak İran'a saldırı hazırlığı yapıyor.

Kimliklerinin paylaşılmaması şartıyla CNN'e konuşan yetkililer, ordunun İran'a bu hafta sonu saldırı düzenlemeye hazır olduğunu ancak Trump'ın henüz son kararını vermediğini söylüyor.

Üst düzey güvenlik yetkililerinin çarşamba günü Beyaz Saray'da İran'daki durumla ilgili toplantı düzenlediği aktarılıyor. Trump'ın özel temsilcisi Steve Witkoff ve damadı Jared Kushner da İran'la müzakereler hakkında Cumhuriyetçi lideri bilgilendirmiş.  

Wall Street Journal (WSJ), Amerikan ordusunun 2003 Irak işgalinden bu yana Ortadoğu'daki en büyük hava gücünü topladığını yazıyor.

Son teknoloji F-35 ve F-22 jet avcı uçaklarının bölgeye yönlendirildiği, büyük hava harekatlarını koordine etmek için hayati önem taşıyan komuta ve kontrol uçaklarının da yola çıktığı aktarılıyor.

ABD ordusu, USS Abraham Lincoln'ın ardından, Venezuela'daki operasyon öncesinde Karayipler'e gönderilen dünyanın en büyük uçak gemisi USS Gerald Ford'u da Ortadoğu'ya yönlendirmişti. Bu gemide de çok sayıda saldırı ve elektronik harp uçağı olduğu ifade ediliyor.

Yetkililer, askeri harekat halinde iki seçeneğin masada olduğunu belirtiyor. ABD ordusu, Tahran yönetimini devirmek amacıyla çok sayıda İranlı siyasi ve askeri lideri hedef alabilir. Bunun yerine nükleer ve balistik füze tesislerinin vurulacağı hava saldırıları da düzenlenebilir. Her iki seçenek de potansiyel olarak haftalarca sürecek bir operasyon anlamına geliyor.

Analizde, geçen yıl haziranda İsrail'le yaşanan çatışmalar nedeniyle İran'ın hava savunma sisteminin ağır hasar aldığı savunuluyor. Buna rağmen Tahran yönetiminin, Hürmüz Boğazını kapatma ve çeşitli menzile sahip füzelerle misilleme yapma ihtimali olduğu vurgulanıyor.

ABD ve İsrail, İran'ın uranyum zenginleştirerek nükleer silah geliştirmeyi planladığını savunurken Tahran yönetimi bunu defalarca reddetmişti.

ABD ve İran arasında Umman'da 6 Şubat'ta başlayan müzakerelerde henüz somut bir sonuca varılamadı. Trump, İran'ın uranyum zenginleştirme faaliyetlerini tamamen durdurmasını isterken, Tahran ise zenginleştirme seviyelerinin değiştirilebileceğini fakat programın durdurulmayacağını belirtiyor.

Diğer yandan İsrail, İran'ın balistik füze programının ve bölgedeki örgütlere verdiği desteğin sonlanmasını da istiyor. Washington-Tahran müzakerelerinin şimdilik nükleer programa odaklandığı ifade ediliyor. WSJ'ye konuşan yetkililer, İran'ın Trump görevden gidene dek uranyum zenginleştirme programını askıya alabileceğini söylüyor.  

Independent Türkçe, Wall Street Journal, CNN


Ortadoğu’ya askeri yığınak sürerken Trump: İran’la ilgili her şey önümüzdeki 10 gün içinde netleşecek

ABD uçak gemisi USS Abraham Lincoln ve taarruz grubu, Umman Denizi’nde (Reuters)
ABD uçak gemisi USS Abraham Lincoln ve taarruz grubu, Umman Denizi’nde (Reuters)
TT

Ortadoğu’ya askeri yığınak sürerken Trump: İran’la ilgili her şey önümüzdeki 10 gün içinde netleşecek

ABD uçak gemisi USS Abraham Lincoln ve taarruz grubu, Umman Denizi’nde (Reuters)
ABD uçak gemisi USS Abraham Lincoln ve taarruz grubu, Umman Denizi’nde (Reuters)

ABD Başkanı Donald Trump, Perşembe günü yaptığı açıklamada, Washington’un İran ile “ciddi bir anlaşma” yapması gerektiğini belirterek, Tahran’la yürütülen görüşmelerin iyi gittiğini söyledi.

Trump, Washington’da düzenlenen Barış Konseyi’nin ilk toplantısında, “Görüşmeler iyi. Yıllar içinde İran’la ciddi bir anlaşma yapmanın kolay olmadığı kanıtlandı. Ciddi bir anlaşma yapmalıyız; aksi takdirde sonuçları ağır olur” dedi.

ABD Başkanı, “İran’la ilgili her şey önümüzdeki 10 gün içinde netleşecek” ifadelerini kullandı.

Washington ile Tahran arasındaki kriz hassas bir dönemece girerken, üst düzey ulusal güvenlik yetkililerinin Trump’a, ABD ordusunun olası bir saldırı için “hazır” olduğunu bildirdiği aktarıldı. Cumartesi gününden itibaren uygulanabilecek muhtemel bir operasyon seçeneğinin masada olduğu, ancak nihai kararın Beyaz Saray’da siyasi ve askerî değerlendirmeye tabi tutulduğu belirtildi.

dfvgthy
İranlı askerlerin, Rus askerlerle birlikte Umman Denizi’nde gerçekleştirdiği askerî tatbikattan bir kare (EPA)

Amerikan televizyon ağlarının kaynaklarına göre son günlerde Ortadoğu’ya sevk edilen güçler – ek hava ve deniz unsurları dâhil – konuşlanmalarını tamamladı. Olası bir harekâtın zaman çizelgesinin hafta sonrasına da sarkabileceği ifade edildi.

Kaynaklar, İran’dan gelebilecek misillemelere karşı Savunma Bakanlığı’nın bazı personeli geçici olarak Avrupa’ya ya da ABD içine kaydırdığını belirtti. Bunun rutin bir önleyici tedbir olduğu ve saldırının kaçınılmaz olduğu anlamına gelmediği vurgulandı.

Angajman kuralları değişebilir

Bu gelişme, Trump açısından karmaşık bir denkleme işaret ediyor. Olası bir askerî darbe, bölgede angajman kurallarını değiştirebilir ve Tahran’ın müzakere pozisyonunu zayıflatabilir. Ancak aynı zamanda Körfez’den Doğu Akdeniz’e uzanabilecek geniş çaplı bir bölgesel tırmanma riskini de beraberinde getirebilir.

Öte yandan bekleme stratejisi, ABD iç kamuoyunda ya da Washington’un müttefikleri nezdinde geri adım olarak yorumlanabilir. Bu durum, askerî tehdidin inandırıcılığının test edildiği bir an olarak değerlendiriliyor.

CNN’e konuşan kaynaklar, ABD ordusunun hafta sonu itibarıyla İran’a yönelik bir saldırıya hazır olduğunu, ancak Trump’ın henüz nihai kararını vermediğini bildirdi.

hyjuıko
İran yönetimi karşıtı göstericiler, 17 Şubat 2026’da Cenevre’deki Birleşmiş Milletler Ofisi önünde pankart ve fotoğraflar taşıyor (AFP)

Kaynaklara göre Trump, özel görüşmelerde askerî müdahaleyi destekleyen ve karşı çıkan argümanları dinledi, danışmanları ve müttefiklerinin görüşlerini aldı. Bir kaynak, “Bu konu üzerinde uzun süre düşünüyor” dedi.

Cumhuriyetçi Senatör Lindsey Graham ise televizyonda yaptığı açıklamada, İran’la ilgili kararın fiilen alındığını öne sürdü. Bölgeye yapılan büyük askerî yığınağa dikkat çeken Graham, savaş gemilerinin “bu mevsimde hava güzel olduğu için” bölgeye gelmediğini söyledi.

Daralan müzakere penceresi

Sahadaki gerilim tırmanırken diplomasi de temkinli adımlarla ilerliyor. İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, Cenevre’de yapılan dolaylı görüşmelerin ikinci turunda genel “yol gösterici ilkeler” üzerinde anlayış sağlandığını, ancak ihtilaflı başlıkların sürdüğünü açıkladı.

Bir ABD’li yetkili, Tahran’ın önümüzdeki iki hafta içinde yazılı bir teklif sunabileceğini belirterek “ilerleme sağlandı ancak pek çok ayrıntı hâlâ müzakere ediliyor” dedi.

Tahran, müzakerelerin yalnızca nükleer dosya ve yaptırımların kaldırılmasıyla sınırlı kalmasında ısrar ederken, Washington balistik füze programı ve İran’ın bölgesel müttefiklerine verdiği desteğin de gündeme alınmasını istiyor. Bu iki yaklaşım arasındaki siyasi mesafenin kısa sürede kapanması zor görünüyor.

İran Atom Enerjisi Kurumu Başkanı Muhammad Eslami, “Nükleer endüstrinin temeli zenginleştirmedir” diyerek, hiçbir ülkenin İran’ı barışçıl teknoloji hakkından mahrum bırakamayacağını söyledi.

Bu açıklama, ABD’nin diplomasi başarısız olursa askerî seçeneğin masada olduğunu hatırlatmasının hemen ardından geldi.

Rus haber ajansı Interfax, Rus devlet nükleer şirketi Rosatom CEO’su Aleksey Likhachev’in, anlaşma sağlanması hâlinde İran’dan zenginleştirilmiş uranyumu kabul etmeye hazır olduklarını söylediğini aktardı.

Rusya Dışişleri Bakanlığı ise uranyumun İran’dan çıkarılması önerisinin hâlâ masada olduğunu, ancak nihai kararın Tahran’a ait olduğunu belirtti.

İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, ülkesinin “ne pahasına olursa olsun Amerika’ya boyun eğmeyeceğini” söyledi. İran’ın savaş istemediğini, ancak “aşağılanmayı kabul etmeyeceğini” vurguladı.

Hürmüz mesajı

Tahran, askeri gücünü Hürmüz Boğazı’nda sergiledi. Bir askeri yetkili, boğazın “en kısa sürede kontrol altına alınabileceği ya da kapatılabileceği” uyarısında bulundu. İran Devrim Muhafızları “Hürmüz Boğazı’nda Akıllı Kontrol” adlı tatbikatını tamamladı.

Boğaz, küresel petrol ve doğalgaz ihracatının önemli bölümünün geçtiği stratejik bir hat olarak, İran’ın geleneksel caydırıcılık kartı olarak görülüyor.

Moskova’dan uyarı

Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, İran’a saldırının “ateşle oynamak” olacağını belirterek siyasi yöntemlere öncelik verilmesi çağrısında bulundu. Kremlin, Tahran’la yapılan ortak deniz tatbikatlarının önceden planlandığını açıkladı.

İsrail’de yayımlanan Maariv gazetesi, Washington’un olası bir saldırıdan kısa süre önce Tel Aviv’i bilgilendireceğinin değerlendirildiğini yazdı.

Polonya Başbakanı Donald Tusk, vatandaşlarına İran’ı derhal terk etmeleri çağrısında bulundu ve çatışma ihtimalinin “oldukça gerçekçi” olduğunu söyledi.

Öte yandan Avrupa Birliği Konseyi, 29 Ocak’taki Dışişleri Konseyi toplantısında varılan mutabakatın ardından 19 Şubat’ta İran Devrim Muhafızları’nı resmen terör örgütleri listesine ekledi. Böylece kurum, AB’nin terörle mücadele yaptırımlarına tabi olacak.