İsrail’in bahanelere değil, fırsatlara ihtiyacı var

Filistinliler için ulusal süreç iki yönde çalışmayı gerektiriyor

Fotoğraf: Reuters
Fotoğraf: Reuters
TT

İsrail’in bahanelere değil, fırsatlara ihtiyacı var

Fotoğraf: Reuters
Fotoğraf: Reuters

Macid Kayali

“İsrail henüz hedeflerine ulaşamadı” ve “Filistinlilerin kaybedecek hiçbir şeyi yok” ifadelerinden sonra, artık İsrail'in Filistinlilere karşı yürüttüğü savaş bağlamında pazarlanan bir başka ifade daha var; o da sahip olduğu tüm öldürme, yok etme ve kökünden söküp atma araçlarıyla, “İsrail'in Filistinlilere saldırmak ve öldürmek için bahanelere ihtiyacı yok” ifadesidir.

İsrail'in Gazze'deki Filistinlilere karşı 11 aydır yürüttüğü soykırım savaşında gerçekleştirdiklerine bakıldığında, ilk ifade yanlıştır. Bilindiği üzere Binyamin Netanyahu savaşın devamını meşrulaştırmak için bu söylemi yayıyor. Gerçek amacı, güçlerinin sahada izlediği politikanın da gösterdiği gibi, Gazze örneğiyle nehirden denize kadar Filistinlileri terörize etmektir. Onlar üzerinde hegemonya kurmak, Gazze'yi Filistin bedeninden kalıcı olarak ayırmaya çalışarak, devlet hayallerini bastırmak ve Filistinlilerin temsil ettiği demografik ağırlığı mümkün olduğu kadar azaltmaktır. Yani savaşın amacı, Filistin halkını belki de ilkinden daha dehşet verici yeni bir Nekbe ile 1948’deki Nekbe zamanına döndürerek siyasi haritadan silmektir.

İkinci ifade ise başlı başına bir değermiş gibi, fedakarlık uğruna halktan fedakarlık isteyen naif ve taraflı bir siyasi bilinci teşvik ediyor. Liderlerden siyasi ve mücadele tercihleri için hesap sormadan, neden olabileceği olumsuz veya aksi sonuçlar ne olursa olsun, direniş kendisi için gerekliymiş gibi direniş isteniyor. Ancak bu ifade aynı zamanda insanın canını, malını feda etmesini küçük görmeyi, acılarına kayıtsızlığı da içeriyor. Dahası oğlunu, kardeşini, organlarından herhangi birini veya evini kaybeden bir Filistinliyi sanki hiçbir şey kaybetmemiş biri gibi varsayıyor. O sanki dünyevi siyasi çatışmalarla hiçbir ilgisi olmayan nihilist bir ruhtur.

Bu, ilgili Filistin liderliğinin, Filistin halkı için ulusal sürecin, özel koşulları ve düşmanın doğasıyla birlikte, iki yönde çalışmayı gerektirdiğinin farkına varması gerektiğini gösteriyor. Birinci yön İsrail'e ve politikalarına karşı direniş, ikincisi ise içeride ve dışarıda Filistin toplumunu inşa etmektir. Birinci yöne öncelik verip ikinci yönü göz ardı etmek ne bir şey katar ne de biriktirir; aksine Filistinlilerin fedakarlıklarını, acılarını ve kahramanlıklarını boşa harcar. Bu aynı zamanda bu liderlerin sorununun, seçimlerinde halklarının imkanları ile dayanma güçlerinden çok, inatlarına ve fedakarlık ruhuna güvenmeleri olduğunu gösteriyor. Liderlerin bilinçlerinde şu veya bu seçeneği değerlendirmelerini sağlayacak uygun Arap ve uluslararası verilerin mevcudiyetini hesaba katmadıklarını da ortaya koyuyor.

Aksa Tufanı bir gün sürerken, İsrail’in başlattığı eşi görülmemiş imha savaşı 330'uncu gününe girdi.

İsrail'in Filistinlileri öldürmek, tutuklamak veya onların bireysel ve kolektif, sivil ve ulusal haklarına el koymak için bahanelere ihtiyacı yoktur şeklindeki üçüncü ifadeye gelince, buradaki can alıcı noktadır çünkü ilgili liderleri seçimlerinin doğruluğu konusunda sorgulamaya veya eleştirmeye yönelik herhangi bir girişimin tam aksini ortaya koyuyor. Özellikle de İsrail'in yapay, sömürgeci, yerleşimci, ırkçı ve dini bir devlet olması nedeniyle doğasının ve Filistinlilere yönelik politikalarının bu açıklamayı destekler nitelikte olduğu göz önüne alındığında. Dahası İsrail kendisini Yahudilerin devleti olarak görüyor ve bu insanların ve devletlerinin güvenliğinin her şeyin üzerinde olduğunu düşünüyor. Nitekim Gazze'de rehin tutulan onlarca İsraillinin hayatı, oradaki iki milyon Filistinliden daha önemlidir. Radikal Bakan Itamar Ben Gvir'e göre, "ailesinin Batı Şeria'da rahatça hareket etme hakkı Filistinlilerin hakkından daha önemlidir.” Bir diğer radikal Bakan Bezalel Smotrich ise (Nablus yakınlarındaki) Huvara’nın silinmesi çağrısında bulunmuştu. Miras Bakanı Amihay Eliyahu ise daha da ileri giderek “Gazze'ye nükleer bomba atılması” çağrısı yapmıştı.

Dolayısıyla İsrail'in sömürgeleştirme, yerleşme, öldürme, tutuklama ve evleri yıkma bahanelerine ihtiyacı olmadığı sözü doğruysa da İsrail'in uzun bir savaş yürütmediği, büyük insan kayıplarına hazır olmadığı, Holokost kurbanı imajına önem verdiği yönündeki tüm önceki algıları ihlal eden bir soykırım savaşını seçmesini açıklamıyor. Aksine bu söz, kendi politikalarını hayata geçirmek ve kendisine yönelik sürekli bir tehdit olarak gördüğü Filistinlilerden mümkün olduğunca kurtulmak için böyle bir savaş başlatmak için uygun bir fırsata acil ihtiyaç duyduğunu gösteriyor. Bir gün süren Aksa Tufanı da ona bu fırsatı verdi. Aksa Tufanına karşı İsrail’in başlattığı eşi görülmemiş imha savaşıysa şimdi 330'uncu gününe girdi.

Şimdi eğer İsrail'in bahaneye ihtiyacı yoksa ve bu savaşın nedeni Hamas’ın operasyonu değilse, bahsi geçen operasyon, yürütüldüğü şekliyle İsrail'e, varlığını hedef alan bir saldırıya maruz kalmış olarak kendisini dünyaya tanıtma ve iç uzlaşıyı yeniden tesis etme fırsatı sağladı. Amerika Birleşik Devletleri liderliğindeki Batılı hükümetler de onu kurtarmak ve siyasi, askeri ve mali açıdan desteklemek için bir araya gelerek ona bu konuda yardımcı oldular. Bunlar Netanyahu ile milliyetçi ve dinci sağın savaşlarını sürdürmesine olanak tanıyan fırsat için ideal koşullardı.

Hamas aracılığıyla Gazze'nin yönlendirildiği seçenek, tehlikeli sonuçlarına tahammül edilebilecek bir halk tercihi değil

Yani uygun fırsat bahaneden farklıdır. Karşılaştırmak için şu örnekleri verelim; Japonya İkinci Dünya Savaşı sırasında Pearl Harbor'ı bombalamasaydı, ABD Japonya'ya iki nükleer bomba atar mıydı? Eğer Nazi Almanyası Avrupa'da yaptıklarını yapmasaydı, Rusya ve Müttefik orduları Alman şehirlerini yakıp yıkarak Berlin'e birlikte girer miydi? Kuveyt'in işgali, New York ve Washington'daki terör saldırısı (9/11/2001) olmasaydı Irak'ta olanlar yaşanabilir miydi? Dahası Filistin roketleri kuzey Filistin/İsrail'i vurmasaydı (Temmuz 1981’de) İsrail Lübnan'a girip Beyrut'u kuşatır mıydı? İkinci İntifada sırasındaki bombalı saldırılar olmasaydı İsrail Batı Şeria'yı yeniden işgal eder, Ayrım Duvarını inşa eder, köprülerle, tünellerle, çevre yollarıyla Batı Şeria'nın birbiri ile iletişimini keser miydi?

Burada önemli olan nokta, bir tarafın doğasının tek başına onun nasıl tepki vereceğini belirlemediği, doğası gereği iyi bir fırsata ve belirli yararlı koşulların mevcudiyetine de ihtiyaç duyduğudur.

Şahsen on yıl önce en çok korktuğum ve uyardığım husus, İsrail'in Filistinlilerin tahminleri aşan bir eylemini fırsat bilip, son 10 yılda Suriye'de yaşananları (ve sonrasında Ukrayna ve Sudan'da yaşananları) dikkate alarak halkımızın bir kısmını yerinden etmesine olanak tanıyan bir tepki vermesiydi.

Bu arada iki durumu iyi düşünmek ve karşılaştırmak gerekiyor. Mesela Kudüs'teki “Şeyh Cerrah” Mahallesi için çıkan çatışmada (2021), nehirden denize kadar tüm Filistinliler bir araya gelerek kitlesel bir halk ayaklanması başlatmışlardı. Gazzeli Filistinlilerin maruz kaldığı dehşete ise böyle bir tepki verilmedi. Bunun açıklaması öncelikle Batı Şeria, Kudüs ve 1948 Filistinlilerinin, derin bilinçleri ile onlar için uygun olmayan bu durum ve koşullar altında, İsrail'e kendi topraklarındaki varlıklarını sarsmak için bir fırsat sunacak tehlikelerin farkında olmalarıdır. İkincisi, Hamas aracılığıyla Gazze'nin yönlendirildiği tercih, tehlikeli sonuçlarına katlanılabilecek bir halk tercihi değildir. Bu da, daha düşük düzeyde ve daha fazla fikir birliğine dayanan bir mücadele biçiminin, bazılarının üstün gördüğü ancak imkanların ve fikir birliğinin eksik olduğu bir direniş biçiminden daha iyi olduğu anlamına geliyor.

*Bu makale Şarku'l Avsat tarafından Londra merkezli Al Majalla dergisinden çevrilmiştir.



Melania Trump, en sevilen First Lady'ler listesinde sondan ikinci çıktı

YouGov'un yeni bir anketine göre Melania Trump, yakın tarihin en az popüler ikinci first lady'si seçildi (Reuters)
YouGov'un yeni bir anketine göre Melania Trump, yakın tarihin en az popüler ikinci first lady'si seçildi (Reuters)
TT

Melania Trump, en sevilen First Lady'ler listesinde sondan ikinci çıktı

YouGov'un yeni bir anketine göre Melania Trump, yakın tarihin en az popüler ikinci first lady'si seçildi (Reuters)
YouGov'un yeni bir anketine göre Melania Trump, yakın tarihin en az popüler ikinci first lady'si seçildi (Reuters)

Yeni bir ankete göre Melania Trump, yakın tarihin en az popüler ikinci First Lady'si seçildi ancak en sevilmeyen First Lady unvanını Trump'ın rakibi Hillary Clinton aldı.

YouGov'a göre bu ay 2 bin 255 ABD vatandaşından son 11 First Lady'yi "Mükemmel"den "Kötü"ye uzanan bir ölçekte sıralamaları istendi.

Yüzde 36'sı Melania'yı "kötü", yüzde 10'u da "ortalama altı" olarak değerlendirdi. Ankete katılanların yaklaşık yüzde 18'i Melania'yı "mükemmel", yüzde 12'si de "ortalama üstü" notu verdi. Böylece net onay oranı -16 çıktı.

Melania'dan daha düşük sırada yer alan tek First Lady, 2016 başkanlık seçimini Donald Trump'a kaybeden Hillary Clinton'dı. Ankete katılanların yüzde 33'ü onu "kötü", yüzde 11'i de "ortalama altı" diye değerlendirdi ve net onay oranı -17 oldu.

Öte yandan en popüler First Lady'ler sırasıyla +56, +32 ve +25 net puanla Jackie Kennedy, Rosalynn Carter ve Nancy Reagan'dı.

Michelle Obama da katılımcılar arasında favori olarak öne çıktı; yüzde 33'ü onu "mükemmel", yüzde 12'si ise "ortalama üstü" olarak değerlendirdi ve bu da ona +21 net onay puanı kazandırdı. Yaklaşık yüzde 22'si onu "kötü" buldu.

Ortalama olarak son 11 First Lady'nin çoğu, eşlerinden daha yüksek net puanlar aldı.

Hillary Clinton, -3 net puanlı eşinden önemli ölçüde daha düşük olan tek First Lady'ydi.

Birçok başkan ve First Lady benzer puanlar aldı; Jacqueline Kennedy Onassis ve John F. Kennedy (+56'ya karşı +61), Nancy ve Ronald Reagan (+25'e karşı +22), Michelle ve Barack Obama (+21'e karşı +15) bunlardan bazıları.

Melania ve Donald Trump da benzer ancak olumsuz puanlar aldı (-16'ya karşı -20).

Anket ayrıca, katılımcıların yüzde 48'inin Donald Trump'ı "kötü" bulduğunu, yüzde 6'sının ise "ortalama altı" olarak değerlendirdiğini ortaya koydu. Trump, YouGov'un katılımcılara sorduğu 20 başkan arasında en düşük puanı aldı. Katılımcıların yaklaşık yüzde 19'u 45 ve 47. başkanı "olağanüstü" olarak değerlendirdi.

Trump'tan sonra, selefi Joe Biden, katılımcıların yüzde 38'inin "kötü", yüzde 12'sinin ise "ortalama altı" şeklinde değerlendirdiği en az popüler eski başkan oldu. Sadece yüzde 7'si Biden'ı "mükemmel" olarak değerlendirdi.

Ankete göre, "First Lady'ler hakkındaki genel görüşler, eşleri hakkındaki görüşlere benzer şekilde siyasi olarak kutuplaşmış durumda".

Anket, tartışmalı belgeseli Melania'nın gösterime girmesiyle birlikte Melania Trump hakkında kamuoyunun ne düşündüğüne dair fikir veriyor. Belgeselin ilk hafta sonu 7 milyon dolar kazandığı bildirilse de bilet satışları ikinci haftada düşerek sadece 2,4 milyon dolar getirdi.

Amazon, belgeselin haklarını satın almak için 40 milyon, tanıtımı içinse 35 milyon dolar daha harcamıştı.

Independent Türkçe


Ortadoğu diken üstünde: “Irak işgalinden bu yana en büyük hava gücü toplandı”

ABD ordusu, onlarca savaş jetini taşıyan USS Abraham Lincoln ve USS Gerald Ford'la Ortadoğu'daki yığınağı güçlendiriyor (AFP)
ABD ordusu, onlarca savaş jetini taşıyan USS Abraham Lincoln ve USS Gerald Ford'la Ortadoğu'daki yığınağı güçlendiriyor (AFP)
TT

Ortadoğu diken üstünde: “Irak işgalinden bu yana en büyük hava gücü toplandı”

ABD ordusu, onlarca savaş jetini taşıyan USS Abraham Lincoln ve USS Gerald Ford'la Ortadoğu'daki yığınağı güçlendiriyor (AFP)
ABD ordusu, onlarca savaş jetini taşıyan USS Abraham Lincoln ve USS Gerald Ford'la Ortadoğu'daki yığınağı güçlendiriyor (AFP)

ABD Başkanı Donald Trump, Ortadoğu'daki askeri yığınağını artırarak İran'a saldırı hazırlığı yapıyor.

Kimliklerinin paylaşılmaması şartıyla CNN'e konuşan yetkililer, ordunun İran'a bu hafta sonu saldırı düzenlemeye hazır olduğunu ancak Trump'ın henüz son kararını vermediğini söylüyor.

Üst düzey güvenlik yetkililerinin çarşamba günü Beyaz Saray'da İran'daki durumla ilgili toplantı düzenlediği aktarılıyor. Trump'ın özel temsilcisi Steve Witkoff ve damadı Jared Kushner da İran'la müzakereler hakkında Cumhuriyetçi lideri bilgilendirmiş.  

Wall Street Journal (WSJ), Amerikan ordusunun 2003 Irak işgalinden bu yana Ortadoğu'daki en büyük hava gücünü topladığını yazıyor.

Son teknoloji F-35 ve F-22 jet avcı uçaklarının bölgeye yönlendirildiği, büyük hava harekatlarını koordine etmek için hayati önem taşıyan komuta ve kontrol uçaklarının da yola çıktığı aktarılıyor.

ABD ordusu, USS Abraham Lincoln'ın ardından, Venezuela'daki operasyon öncesinde Karayipler'e gönderilen dünyanın en büyük uçak gemisi USS Gerald Ford'u da Ortadoğu'ya yönlendirmişti. Bu gemide de çok sayıda saldırı ve elektronik harp uçağı olduğu ifade ediliyor.

Yetkililer, askeri harekat halinde iki seçeneğin masada olduğunu belirtiyor. ABD ordusu, Tahran yönetimini devirmek amacıyla çok sayıda İranlı siyasi ve askeri lideri hedef alabilir. Bunun yerine nükleer ve balistik füze tesislerinin vurulacağı hava saldırıları da düzenlenebilir. Her iki seçenek de potansiyel olarak haftalarca sürecek bir operasyon anlamına geliyor.

Analizde, geçen yıl haziranda İsrail'le yaşanan çatışmalar nedeniyle İran'ın hava savunma sisteminin ağır hasar aldığı savunuluyor. Buna rağmen Tahran yönetiminin, Hürmüz Boğazını kapatma ve çeşitli menzile sahip füzelerle misilleme yapma ihtimali olduğu vurgulanıyor.

ABD ve İsrail, İran'ın uranyum zenginleştirerek nükleer silah geliştirmeyi planladığını savunurken Tahran yönetimi bunu defalarca reddetmişti.

ABD ve İran arasında Umman'da 6 Şubat'ta başlayan müzakerelerde henüz somut bir sonuca varılamadı. Trump, İran'ın uranyum zenginleştirme faaliyetlerini tamamen durdurmasını isterken, Tahran ise zenginleştirme seviyelerinin değiştirilebileceğini fakat programın durdurulmayacağını belirtiyor.

Diğer yandan İsrail, İran'ın balistik füze programının ve bölgedeki örgütlere verdiği desteğin sonlanmasını da istiyor. Washington-Tahran müzakerelerinin şimdilik nükleer programa odaklandığı ifade ediliyor. WSJ'ye konuşan yetkililer, İran'ın Trump görevden gidene dek uranyum zenginleştirme programını askıya alabileceğini söylüyor.  

Independent Türkçe, Wall Street Journal, CNN


Ortadoğu’ya askeri yığınak sürerken Trump: İran’la ilgili her şey önümüzdeki 10 gün içinde netleşecek

ABD uçak gemisi USS Abraham Lincoln ve taarruz grubu, Umman Denizi’nde (Reuters)
ABD uçak gemisi USS Abraham Lincoln ve taarruz grubu, Umman Denizi’nde (Reuters)
TT

Ortadoğu’ya askeri yığınak sürerken Trump: İran’la ilgili her şey önümüzdeki 10 gün içinde netleşecek

ABD uçak gemisi USS Abraham Lincoln ve taarruz grubu, Umman Denizi’nde (Reuters)
ABD uçak gemisi USS Abraham Lincoln ve taarruz grubu, Umman Denizi’nde (Reuters)

ABD Başkanı Donald Trump, Perşembe günü yaptığı açıklamada, Washington’un İran ile “ciddi bir anlaşma” yapması gerektiğini belirterek, Tahran’la yürütülen görüşmelerin iyi gittiğini söyledi.

Trump, Washington’da düzenlenen Barış Konseyi’nin ilk toplantısında, “Görüşmeler iyi. Yıllar içinde İran’la ciddi bir anlaşma yapmanın kolay olmadığı kanıtlandı. Ciddi bir anlaşma yapmalıyız; aksi takdirde sonuçları ağır olur” dedi.

ABD Başkanı, “İran’la ilgili her şey önümüzdeki 10 gün içinde netleşecek” ifadelerini kullandı.

Washington ile Tahran arasındaki kriz hassas bir dönemece girerken, üst düzey ulusal güvenlik yetkililerinin Trump’a, ABD ordusunun olası bir saldırı için “hazır” olduğunu bildirdiği aktarıldı. Cumartesi gününden itibaren uygulanabilecek muhtemel bir operasyon seçeneğinin masada olduğu, ancak nihai kararın Beyaz Saray’da siyasi ve askerî değerlendirmeye tabi tutulduğu belirtildi.

dfvgthy
İranlı askerlerin, Rus askerlerle birlikte Umman Denizi’nde gerçekleştirdiği askerî tatbikattan bir kare (EPA)

Amerikan televizyon ağlarının kaynaklarına göre son günlerde Ortadoğu’ya sevk edilen güçler – ek hava ve deniz unsurları dâhil – konuşlanmalarını tamamladı. Olası bir harekâtın zaman çizelgesinin hafta sonrasına da sarkabileceği ifade edildi.

Kaynaklar, İran’dan gelebilecek misillemelere karşı Savunma Bakanlığı’nın bazı personeli geçici olarak Avrupa’ya ya da ABD içine kaydırdığını belirtti. Bunun rutin bir önleyici tedbir olduğu ve saldırının kaçınılmaz olduğu anlamına gelmediği vurgulandı.

Angajman kuralları değişebilir

Bu gelişme, Trump açısından karmaşık bir denkleme işaret ediyor. Olası bir askerî darbe, bölgede angajman kurallarını değiştirebilir ve Tahran’ın müzakere pozisyonunu zayıflatabilir. Ancak aynı zamanda Körfez’den Doğu Akdeniz’e uzanabilecek geniş çaplı bir bölgesel tırmanma riskini de beraberinde getirebilir.

Öte yandan bekleme stratejisi, ABD iç kamuoyunda ya da Washington’un müttefikleri nezdinde geri adım olarak yorumlanabilir. Bu durum, askerî tehdidin inandırıcılığının test edildiği bir an olarak değerlendiriliyor.

CNN’e konuşan kaynaklar, ABD ordusunun hafta sonu itibarıyla İran’a yönelik bir saldırıya hazır olduğunu, ancak Trump’ın henüz nihai kararını vermediğini bildirdi.

hyjuıko
İran yönetimi karşıtı göstericiler, 17 Şubat 2026’da Cenevre’deki Birleşmiş Milletler Ofisi önünde pankart ve fotoğraflar taşıyor (AFP)

Kaynaklara göre Trump, özel görüşmelerde askerî müdahaleyi destekleyen ve karşı çıkan argümanları dinledi, danışmanları ve müttefiklerinin görüşlerini aldı. Bir kaynak, “Bu konu üzerinde uzun süre düşünüyor” dedi.

Cumhuriyetçi Senatör Lindsey Graham ise televizyonda yaptığı açıklamada, İran’la ilgili kararın fiilen alındığını öne sürdü. Bölgeye yapılan büyük askerî yığınağa dikkat çeken Graham, savaş gemilerinin “bu mevsimde hava güzel olduğu için” bölgeye gelmediğini söyledi.

Daralan müzakere penceresi

Sahadaki gerilim tırmanırken diplomasi de temkinli adımlarla ilerliyor. İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, Cenevre’de yapılan dolaylı görüşmelerin ikinci turunda genel “yol gösterici ilkeler” üzerinde anlayış sağlandığını, ancak ihtilaflı başlıkların sürdüğünü açıkladı.

Bir ABD’li yetkili, Tahran’ın önümüzdeki iki hafta içinde yazılı bir teklif sunabileceğini belirterek “ilerleme sağlandı ancak pek çok ayrıntı hâlâ müzakere ediliyor” dedi.

Tahran, müzakerelerin yalnızca nükleer dosya ve yaptırımların kaldırılmasıyla sınırlı kalmasında ısrar ederken, Washington balistik füze programı ve İran’ın bölgesel müttefiklerine verdiği desteğin de gündeme alınmasını istiyor. Bu iki yaklaşım arasındaki siyasi mesafenin kısa sürede kapanması zor görünüyor.

İran Atom Enerjisi Kurumu Başkanı Muhammad Eslami, “Nükleer endüstrinin temeli zenginleştirmedir” diyerek, hiçbir ülkenin İran’ı barışçıl teknoloji hakkından mahrum bırakamayacağını söyledi.

Bu açıklama, ABD’nin diplomasi başarısız olursa askerî seçeneğin masada olduğunu hatırlatmasının hemen ardından geldi.

Rus haber ajansı Interfax, Rus devlet nükleer şirketi Rosatom CEO’su Aleksey Likhachev’in, anlaşma sağlanması hâlinde İran’dan zenginleştirilmiş uranyumu kabul etmeye hazır olduklarını söylediğini aktardı.

Rusya Dışişleri Bakanlığı ise uranyumun İran’dan çıkarılması önerisinin hâlâ masada olduğunu, ancak nihai kararın Tahran’a ait olduğunu belirtti.

İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, ülkesinin “ne pahasına olursa olsun Amerika’ya boyun eğmeyeceğini” söyledi. İran’ın savaş istemediğini, ancak “aşağılanmayı kabul etmeyeceğini” vurguladı.

Hürmüz mesajı

Tahran, askeri gücünü Hürmüz Boğazı’nda sergiledi. Bir askeri yetkili, boğazın “en kısa sürede kontrol altına alınabileceği ya da kapatılabileceği” uyarısında bulundu. İran Devrim Muhafızları “Hürmüz Boğazı’nda Akıllı Kontrol” adlı tatbikatını tamamladı.

Boğaz, küresel petrol ve doğalgaz ihracatının önemli bölümünün geçtiği stratejik bir hat olarak, İran’ın geleneksel caydırıcılık kartı olarak görülüyor.

Moskova’dan uyarı

Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, İran’a saldırının “ateşle oynamak” olacağını belirterek siyasi yöntemlere öncelik verilmesi çağrısında bulundu. Kremlin, Tahran’la yapılan ortak deniz tatbikatlarının önceden planlandığını açıkladı.

İsrail’de yayımlanan Maariv gazetesi, Washington’un olası bir saldırıdan kısa süre önce Tel Aviv’i bilgilendireceğinin değerlendirildiğini yazdı.

Polonya Başbakanı Donald Tusk, vatandaşlarına İran’ı derhal terk etmeleri çağrısında bulundu ve çatışma ihtimalinin “oldukça gerçekçi” olduğunu söyledi.

Öte yandan Avrupa Birliği Konseyi, 29 Ocak’taki Dışişleri Konseyi toplantısında varılan mutabakatın ardından 19 Şubat’ta İran Devrim Muhafızları’nı resmen terör örgütleri listesine ekledi. Böylece kurum, AB’nin terörle mücadele yaptırımlarına tabi olacak.