Direniş ekseni efsanesinin sonu

İran ancak kendi bekasına yönelik bir tehditle karşı karşıya kalırsa vekillerini harekete geçirir

Direniş ekseni efsanesinin sonu
TT

Direniş ekseni efsanesinin sonu

Direniş ekseni efsanesinin sonu

Lina el-Hatib

Artık ‘direniş ekseni’ ifadesinin kullanımına bir son vermenin zamanı geldi. Son 20 yıldır İran'ın Ortadoğu’daki vekillerinden oluşan ağına atıfta bulunmak için kullanılan bu ifade, İran ve müttefiklerinin gerçek hedeflerini ve ilişkilerini gizledi. Gazze’de devam eden savaş ise direniş ekseninin bir efsane olduğunu ve hiçbir zaman var olmadığını açıkça ortaya koydu.

Çift yönlü

ABD’nin Irak'ın işgali öncesinde 2002 ocağında dönemin ABD Başkanı George W. Bush, ‘Birliğin Durumu’ konuşmasında ünlü ‘şer ekseni’ ifadesini kullandı. İran, Irak ve Kuzey Kore'yi bu eksenin üyeleri olarak tanımlayan Bush, bu ülkeleri teröristleri barındırmakla ve desteklemekle suçladı. Bush'un konuşması çift yönlü bir dünya görüşü yarattı. ABD'nin düşmanlarını, ‘başkalarının çocuklarını intihar ve cinayet görevlerine gönderen, zulüm ve ölümü bir dava ve ideoloji olarak benimseyenler’ olarak tasvir eden Bush, ABD ve müttefiklerini bu düşmanlara karşı mücadelede ‘özgürlüğün savunucuları’ olarak sundu.

Bush'un bu sözleri, İran'ın 1979 yılındaki İslam devriminden bu yana sergilediği ve devrimi ihraç etmeyi temel dayanaklarından biri haline getiren tutumuna atıfta bulunuyordu. İran, Ruhullah Humeyni döneminde Lübnan'daki Hizbullah Hareketi gibi kendi sınırlarının ötesindeki vekillerini desteklemeye ve ‘şehitliği kurtuluşa giden bir yol’ olarak tanıtmaya başladı. İran, Humeyni'nin ölümünden sonra da bu senaryoyu ‘tiranlıkla mücadele için bir gereklilik’ olarak sunmaya devam etti, ABD ile İsrail'i karşı koymaya çalıştığı ‘başlıca iki şer odağı’ olarak niteledi.

Ancak İran’ın altını oymak için kullanılan bu ifade, istemeden de olsa İran’ın 2004 yılından bu yana devrimin ihraç edilmesine ilişkin yayılmacı gündemini desteklemek için kullandığı başka bir ifadenin ortaya çıkmasına neden oldu. İran, geçtiğimiz yirmi yıl boyunca Bush’un ikilemine karşı bir panzehir olarak direniş ekseni ifadesini benimsedi. Meşruiyet ve adalet kavramlarını kapsayan bu ifade, İran'ın kamusal söyleminin çoğunda devrimi ihraç etme ifadesinin yerini aldı. Bu ifade İran'ın Ortadoğu'da nüfuzunu yayma hedefine ulaşmasında daha faydalı olduğu da kanıtladı.

İran, Ortadoğu'da lider bir ülke olarak konumunu güçlendirmek için yeni vekiller ediniyor.

Bush'un 2002 yılında yaptığı konuşma, İran'ın devrimci çerçevesine doğrudan bir meydan okuma niteliği taşırken İran'ın direniş ekseni söylemini benimsemesi sadece otoriterlik suçlamalarını saptırmaya hizmet etmekle kalmadı, aynı zamanda ABD ve İsrail'in aktif bir muhalifi olarak tasvir edilmesine de katkıda bulundu. Bu direniş, İran'ın tek başına sürdürdüğü bir çabadan ziyade daha geniş bir bölgesel ittifakın parçası haline geldi.

Bu söylem, 2011 yılında Suriye’deki halk ayaklanmasının ardından İran ve Hizbullah'ın Beşşar Esed rejimini desteklemek için Suriye'ye müdahale etmesiyle özel bir önem kazandı. İran, müdahalesini meşrulaştırmak için Suriye’deki çatışmayı direniş ekseni ile düşmanları arasındaki bir mücadele olarak tasvir etti. Husilerin lideri Abdulmelik el-Husi, geçtiğimiz ay İsrail'in Yemen'in Hudeyde Limanı’na yönelik saldırısına misilleme yapmak için Husilerin direniş ekseni ile koordinasyon içinde olacağını açıkladı.

Direniş ekseni hakkındaki gerçekler

İran'ı ve vekil ağını tanımlamak için direniş ekseni ifadesinin kullanılmasındaki temel sorun, İran'ın kendisini ve müttefiklerini birleşik ve koordineli bir güç olarak gösteren anlatısını güçlendirmesidir. Ancak bu ifade, gerçek durumu tam olarak yansıtmakta yetersiz kalıyor. Zira gerçekte İran ve vekilleri arasında daha karmaşık ve birbirinden kopuk bir ilişki söz konusu.

İran, Ortadoğu'da lider bir ülke olarak konumunu güçlendirmek için yeni vekiller ediniyor. Yerel aktörlerin hırslarını kullanarak onları mali, askeri ve siyasi destek karşılığında harekete geçirerek nüfuz elde etti. Filistin'i tüm vekillerinin kendi yerel gündemlerinin yanı sıra benimsediği ortak bir bölgesel dava olarak ön plana çıkardı. Ancak Filistin'in direniş ekseni ifadesindeki merkezi konumu, bu ifadenin içinin boşluğunu ve vekillerin yerel hedeflerinin diğer pek çok hususa göre önceliğini ortaya koymuş gibi görünüyor.

xcdvfbgnhtmj
Hamas'ın merhum lideri İsmail Heniyye’nin Tahran'daki bir caddede asılı bir resmi ve İran ve Filistin bayraklarıyla, 12 Ağustos 2024 (Reuters)

İran Devrim Muhafızları Ordusu (DMO), Tahran ile Ortadoğu'daki vekilleri arasındaki koordinasyonda önemli bir rol oynuyor. DMO, Hamas ve Hizbullah da dahil olmak üzere desteklediği gruplar için ortak bir askeri komuta yapısı kurdu. DMO ile koordinasyon sayesinde Irak’taki Halk Seferberlik Güçleri (Haşdi Şabi), Husiler, Hamas ve Hizbullah gibi grupların liderleri Lübnan'da sık sık bir araya geliyor. Şarku’l Avsat’ın Majalla'dan aktadığı analize göre bu toplantılar mali kaynak aktarımını kolaylaştırırken bahsi geçen örgütlerin askeri yeteneklerini de arttırdı. DMO'nun gözetimi altındaki Hizbullah da Husilere, Haşdi Şabi’ye ve Hamas'a askeri eğitim verdi.

Teoride bu karşılıklı bilgi ve uzmanlık alışverişi İsrail için önemli bir tehdit oluşturabilir, zira İran prensipte İsrail'e karşı koordineli ve çok cepheli bir askeri harekat başlatmak için çeşitli vekillerini harekete geçirebilir. Ancak gerçek şu ki İsrail böyle çok taraflı ve eş zamanlı bir çatışmayla en son 1973 yılında Yom Kippur Savaşı sırasında Arap devletlerinden oluşan bir koalisyon İsrail'e saldırdığında karşılaşmıştı.

Direniş ekseni ifadesi, İran ve vekillerinin kendilerini gerçekte olduklarından çok daha güçlü göstermelerine olanak tanıyor, çünkü birleşik bir varlık olarak hareket eden bir müttefik ağı imajı yaratıyor.

Gerçekte ise İran destekli çok taraflı bir kampanya senaryosu sadece retorik olarak dile getirildi. Tıpkı Abdulmelik el-Husi ya da Hizbullah Genel Sekreteri Hasan Nasrallah'ın Gazze'deki çatışmayı çok cepheli açık bir savaş olarak tanımlayan konuşmalarında olduğu gibi.

İran pratikte çeşitli vekillerinin eylemlerini İsrail'e karşı güçlü ve birleşik bir saldırı oluşturacak şekilde koordine etmiyor, daha ziyade İran'ın Filistinli olmayan vekilleri sınırlı askeri faaliyetler yürütüyor. İran ile birlikte bu faaliyetleri, Filistin yanlısı direniş söyleminin bir parçası olarak imajı kurtarma çabasıyla İsrail'e farklı yönlerden baskı yapmayı amaçlayan eş zamanlı saldırılar olarak konuşmalar ve açıklamalar yoluyla teşvik ediyorlar.

İran’ın vekilleri, İran'ın Filistin davasını sadece kendi iç siyasi ve askeri hedeflerine ulaşmak için bir bahane olarak eylemlerini meşrulaştırmak amacıyla gündeme getirme yaklaşımını takip ediyorlar. Ne var ki İsrail'e karşı yürüttükleri askeri operasyonlar, bölgesel bir savaşın içine çekilmeden bu hedefleri desteklemek üzere tasarlandı.

Bu yüzden İran’ın vekillerinin hiçbiri Filistin için kendilerini feda etmez. İran'ın kendisi de bölgesel kaynaklarını İsrail'e karşı fazlaca kullanmaktan kaçınıyor ve daha çok kendisini ve vekillerini İsrail'in misillemesinden korumak amacıyla gerilimi tırmandırmamak adına vekillerinin ortak bir noktadan komuta ediyor.

Direniş ekseni aslında hiç var olmadı

Direniş ekseninin bir seraptan ibaret olduğu ilk kez anlaşılmıyor. Böyle bir eksen hiçbir zaman var olmadı. Böyle bir eksen var olmuş olsaydı, İsrail büyük bir güvenlik tehdidiyle karşı karşıya kalacak ve uluslararası müttefikleri de eksendeki tüm aktörlere karşı bölgesel bir savaş vermek zorunda kalacaklardı.

Gerçekte var olan, İran ve vekillerinin direniş ekseni olarak tanımladığı bir çıkar eksenidir. Bu tanım, bahsi geçen örgütlerin yerel hedeflerine ulaşmak için İran kaynaklarına erişmelerine olanak tanıyor. Aynı zamanda İran'ın Filistin'i özgürleştirme ve ABD zulmüne direnme bahanesiyle Ortadoğu'daki nüfuzunu genişletmesine ve İran ekonomisi gerileme yaşarken bile vekillerine mali kaynak aktarmak için kendi kamuoyuna eylemlerini haklı göstermesine olanak sağlıyor.

Direniş ekseni ifadesi, İran ve vekillerinin kendilerini gerçekte olduklarından çok daha güçlü göstermelerine olanak tanıyor, çünkü birleşik bir varlık olarak hareket eden bir müttefik ağı imajı yaratıyor. Ancak gerçek şu ki İran ancak kendi bekasına yönelik bir tehditle karşı karşıya kalırsa vekillerini harekete geçirir.

Özetle direniş ekseni yanıltıcı bir ifade. Bununla birlikte İran ile vekillerini sadece kesişen çıkarlar, tutumlar ve kayırmalar bir araya getiriyor.

*Bu makale Şarku’l Avsat tarafından Londra merkezli Al Majalla dergisinden çevrilmiştir.



Kiev’den Varşova’ya giden trene yönelik Rus saldırısı sonrası Polonya’da endişe

Polonya ile Ukrayna sınırı yakınlarındaki bir tren istasyonunda, Rusya’nın İHA saldırısı sonucu hasar gören lokomotif. (AP)
Polonya ile Ukrayna sınırı yakınlarındaki bir tren istasyonunda, Rusya’nın İHA saldırısı sonucu hasar gören lokomotif. (AP)
TT

Kiev’den Varşova’ya giden trene yönelik Rus saldırısı sonrası Polonya’da endişe

Polonya ile Ukrayna sınırı yakınlarındaki bir tren istasyonunda, Rusya’nın İHA saldırısı sonucu hasar gören lokomotif. (AP)
Polonya ile Ukrayna sınırı yakınlarındaki bir tren istasyonunda, Rusya’nın İHA saldırısı sonucu hasar gören lokomotif. (AP)

Rus ordusu, dün Polonya sınırındaki Ukrayna topraklarında seyir halindeki bir yolcu trenine insansız hava aracıyla (İHA) saldırdı. Ukrayna Demiryolları şirketi daha sonra yaptığı açıklamada, saldırının hedefinde Batılı diplomatlar ve eski siyasetçilerin bulunmuş olabileceğini değerlendirdi.

Polonya Başbakanı Donald Tusk (Reuters)
Polonya Başbakanı Donald Tusk (Reuters)

Polonya Başbakanı Donald Tusk, olayın ardından düzenlenen kriz yönetimi toplantısında yaptığı açıklamada, “Rusya tarafından gerçekleştirilen gerilim artık bir gerçek ve bunun örnekleri her zamankinden daha fazla sınırlarımıza yaklaşıyor” ifadelerini kullandı.

Polonya Dışişleri Bakanı Radosław Sikorski ise X platformunda yaptığı paylaşımda, “Putin gerilimi artırıyor” ifadelerini kullandı.

Ukrayna Demiryolları, Kiev’den Varşova’ya giden yolcu treninin lokomotifinin dün Yahodyn sınır istasyonunda saldırıya uğradığını bildirdi. Şirket, yolcuların zamanında tahliye edildiğini ve olayda kimsenin yaralanmadığını açıkladı. Ukrayna hava sahasının kapalı olması nedeniyle Kiev’e giden Batılı siyasetçiler de Polonya ile Ukrayna arasındaki demiryolu hattını kullanıyor.

Ukrayna Demiryolları: Diplomatları taşıyan tren de yakındaydı

Ukrayna Demiryolları dün yaptığı açıklamada, diplomatları taşıyan bir trenin saldırıdan kısa süre önce Yahodyn istasyonunda durduğunu bildirdi. Trende, aralarında bazı Avrupa Birliği ülkelerinden güvenlik danışmanlarının yanı sıra eski İngiltere Başbakanı Boris Johnson’ın da bulunduğu önde gelen Avrupalı eski siyasetçilerin yer aldığı belirtildi. Johnson, Rusya’nın Ukrayna’ya yönelik geniş çaplı işgalini başlattığı Şubat 2022’de İngiltere Başbakanı olarak görev yapıyordu. Söz konusu grup, bir gün önce Kiev’de düzenlenen bir konferansa katılmıştı.

Saldırı sırasında istasyonda bulunan bir başka trende ise ABD Merkezi İstihbarat Teşkilatı (CIA) eski Direktörü David Petraeus’un bulunduğu öne sürüldü.

Ukrayna Demiryolları, Telegram kanalından yaptığı açıklamada, “Rus İHA’sının asıl hedefinin diplomatları taşıyan tren olması da tamamen mümkün” değerlendirmesinde bulundu. Şirket, trenin Rus saldırısı tehdidi nedeniyle sefer tarifelerinde yapılan acil değişiklikler kapsamında planlanandan daha erken istasyondan ayrıldığını belirtti. Ukrayna Demiryolları, savaş nedeniyle tren seferlerinin zaman çizelgelerinin sürekli olarak değiştirildiğini kaydetti.

Boris Johnson ise Rus saldırısının Moskova’nın savaşta izlediği yaklaşımın bir başka örneği olduğunu söyledi.

Johnson, X platformundaki paylaşımında, “Putin’i bu sabah Polonya sınırında duran Ukrayna lokomotifini havaya uçurmaya iten çarpık mantığın ne olduğunu bilmiyorum. Ancak kesin olarak söyleyebileceğimiz şey, bu tür rastgele ve anlamsız saldırıların Ukraynalıların her gün maruz kaldığı saldırılar olduğudur” ifadelerini kullandı.

Moskova saldırıları doğruladı

Rusya Savunma Bakanlığı, Ukrayna’nın batısındaki demiryolu altyapısına yönelik saldırılar düzenlendiğini doğruladı. Moskova, söz konusu altyapının Avrupa ülkelerinden Ukrayna’ya askeri sevkiyatların yapılmasını kolaylaştırdığını savundu.

Hava saldırısı tehdidi nedeniyle Polonya tarafındaki iki sınır kapısında işlemler geçici olarak durduruldu. Birkaç yüz kişi kısa süreliğine tahliye edildi. Öğle saatlerine gelindiğinde ise sınırdaki durum yeniden normale döndü.

Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy daha önce yaptığı açıklamada, Rusya’nın Polonya-Ukrayna sınırı yakınındaki Volın bölgesine düzenlediği saldırıların bir lokomotifin alev almasına ve bir akaryakıt istasyonunun zarar görmesine yol açtığını bildirmişti.

Ukrayna Dışişleri Bakanı Andriy Sibiha da Moskova’ya karşı daha ağır sonuçlar uygulanması çağrısında bulundu. Sibiha, X platformunda yaptığı paylaşımda, Polonya-Ukrayna sınırına yönelik Rus saldırılarının yalnızca Ukrayna’nın uluslararası sınırlarına yönelik saldırıların devamı olmadığını belirtti.

Sibiha, “Bu, Putin’in Avrupa Birliği ve NATO’nun kapısını doğrudan çalan terörüdür. Rus barbarlar kapınızda, sevgili ortaklarımız” ifadelerini kullandı.

Johnson ise Batılı ülkeleri, Ukrayna’ya verdiği desteğin yetersiz olduğunu düşündüğü gerekçesiyle eleştirdi.

İngiltere Eski Başbakanı, “Onlara ihtiyaç duydukları hava savunma sistemlerini ne zaman vereceğiz? Putin’in dondurulmuş varlıklarını neden serbest bırakıp Ukrayna’ya vermiyoruz? Belçika’daki bir banka hesabında 140 milyar avrodan (163 milyar dolar) fazla, Londra’da ise yaklaşık 10 milyar sterlin (13,5 milyar dolar) bulunuyor. İngiltere bu konuda öncülük edebilir” dedi.

Ukrayna, Batılı ülkelerin desteğiyle dört buçuk yılı aşkın süredir Rusya’nın işgaline karşı mücadele ediyor. Rusya’nın saldırıları, demiryolu hatlarında ve istasyonlarda sık sık can kayıplarına ve hasara yol açıyor.


İsveç seçimlerinde baş başa yarış: Net bir kazanan yok

 İsveç genel seçimleri sırasında Malmö kentindeki bir oy sayım merkezinden (AFP)
İsveç genel seçimleri sırasında Malmö kentindeki bir oy sayım merkezinden (AFP)
TT

İsveç seçimlerinde baş başa yarış: Net bir kazanan yok

 İsveç genel seçimleri sırasında Malmö kentindeki bir oy sayım merkezinden (AFP)
İsveç genel seçimleri sırasında Malmö kentindeki bir oy sayım merkezinden (AFP)

İsveç'te bugün açıklanan genel seçim sonuçları, taraflar arasında baş başa bir tablo ortaya koydu. Net bir kazananın çıkmadığı seçimlerin ardından mevcut Başbakan ile sol muhalefetin lideri göreve hazır olduklarını ilan ederken, sağ blokta kan kaybı yaşandı.

Görevi sona eren Başbakan Kristersson oyunu kullanırken (EPA)
Görevi sona eren Başbakan Kristersson oyunu kullanırken (EPA)

Oyların yaklaşık %90'ının sayılmasıyla birlikte, Sosyal Demokrat Parti lideri Magdalena Andersson öncülüğündeki dört muhalefet partisi, 349 sandalyeli parlamentoda Başbakan Ulf Kristersson liderliğindeki merkez sağ ittifakına karşı 1 sandalyelik hassas bir çoğunluk elde etti. Merkez sağ ittifakı, göçmen karşıtı "İsveç Demokratları" partisini de bünyesinde barındırıyor.

2021-2022 yılları arasında İsveç'in ilk kadın başbakanı olarak görev yapan 59 yaşındaki Andersson, "Şu anda öndeyiz; bu durum kesinleşirse İsveç yeni bir hükümete kavuşacaktır" dedi.

Ancak 20. yüzyılın büyük bölümünde İskandinav ülkesini yöneten ve hâlâ İsveç'in en büyük partisi konumunda bulunan Sosyal Demokratlar, %28 oy oranıyla son yüzyılın en düşük seçim sonucunu almaya yakın görünüyor.

Öte yandan, partisi Muhafazakâr Ilımlı Parti %19,9 oy alan görevi sona eren Başbakan Kristersson, sonuçların bu şekilde kalması durumunda Andersson'ın diğer üç sol partiyle hükümet kurma çabalarına saygı duyacağını ifade etti.

Bununla birlikte Kristersson, dört sol parti arasında—özellikle Sol Parti ile Merkez Parti arasında—uzlaştırılması imkânsız derin görüş ayrılıkları bulunduğuna dikkat çekerek, ortak bir hükümet programında anlaşma sağlamalarını zor gördüğünü belirtti.

Kristersson destekçilerine yaptığı açıklamada, "Bu geceki sonuçlar değişmese bile, bu sosyalist olmayan parlamento çoğunluğu bünyesinde işleyen bir hükümet kurma imkanının olup olmadığını araştıracağım. Önümüzdeki yıllarda İsveç'i hangi hükümetin yöneteceği sorusu henüz cevap bulmuş değil" değerlendirmesinde bulundu.

Sürpriz bir gelişme olarak, aşırı sağcı "İsveç Demokratları" partisi parlamentoya girdiği 2010 yılından bu yana ilk kez ivme kaybederek ülkenin en büyük ikinci partisi konumunu kaybetti.

Şarku’l Avsatın AFP’den aktardığına göre Milletvekili Julia Kronlid, "Anketlerde artık ikinci büyük parti konumunu kaybetmiş olmamız elbette üzücü. Ancak süreç henüz tamamlanmadı ve dengeler değişebilir. Nitekim son seçimlerde de tablo son anda değişmişti" açıklamasını yaptı.

"Magda" ve ABBA desteği

Sosyal Demokrat aday Magdalena Andersson, 2022'den bu yana yeniden iktidara gelmeyi hedefliyordu.

Sosyal Demokrat Parti Lideri Magdalena Andersson (Reuters)
Sosyal Demokrat Parti Lideri Magdalena Andersson (Reuters)

İsveçlilerin "Magda" olarak hitap ettiği Andersson; sağlık hizmetleri ve alım gücü konularının ön plana çıktığı kampanya boyunca yarışta önde gitti. Yeni bir dönem için yetki isteyen mevcut Başbakan Ulf Kristersson ile arasındaki fark ise son günlerde giderek kapandı.

62 yaşındaki Kristersson, Donald Trump'ın sloganına gönderme yaparak "İsveç'i yeniden harika yapmak" ve 4 yıl daha görevde kalmak istediğini belirtmişti. Sert göç politikalarını ve suçla mücadele performansını savunan muhafazakâr lider, "Eskiden her gün yaşanan silahlı çatışmalar ve cinayetlerle anılırdık, bugün ise son derece başarılı girişimcilerimizle tanınıyoruz" ifadelerini kullandı.

Parlamentoda halihazırda "İsveç Demokratları" ile ittifak yapan Kristersson'ın, seçimi kazanması halinde bu aşırı sağcı partiyi hükümete dahil edeceğini açıklaması muhalefetin tepkisini çekmişti.

Magdalena Andersson cumartesi günkü son seçim mitinginde, "Artık takdir seçmenlerin: Benim liderliğimdeki bir hükümeti mi yoksa aşırı sağın domine ettiği bir hükümeti mi tercih edecekler?" diyerek seçmenlere çağrıda bulunmuştu.

Seçim yarışı toplumun geniş kesimlerinde derin bir kutuplaşma yaratırken, dünyaca ünlü İsveçli müzik grubu ABBA'nın üyesi Björn Ulvaeus da Sosyal Demokrat Parti genel merkezi önünde "Mamma Mia" şarkısını "Magdalena" olarak uyarlayıp seslendirerek desteğini ilan etti.

Magda İktidara Dönüyor mu?

Ancak sol blok içinde anlaşmaya varılması zaman alabilir. Sağ bloğun aksine sol kanat, merkezden aşırı sola kadar uzanan ve birçok konuda farklı düşünen oldukça parçalı bir yapıya sahip.

Lund Üniversitesi'nden Anders Sannerstedt, "Bu süreç zaman alacak ve partiler hemen uzlaşı sağlayamayacaktır" tahmininde bulundu.

Pazar akşamı coşkulu bir havanın hâkim olduğu Sosyal Demokrat Parti genel merkezi önünde konuşan Emilia Wikström Melin durumun zorluğunu kabul etmekle birlikte, "Magdalena'ya güvenim tam; kendisi deneyimli bir müzakereci ve net bir planı var" değerlendirmesini yaptı.


Trump, Çinli kuruluşların İran’a istihbarat sağladığına ilişkin haberlerin önemini küçümsedi

Trump, İrlanda dönüşünde Air Force One uçağında gazetecilere açıklamalarda bulunuyor (AFP)
Trump, İrlanda dönüşünde Air Force One uçağında gazetecilere açıklamalarda bulunuyor (AFP)
TT

Trump, Çinli kuruluşların İran’a istihbarat sağladığına ilişkin haberlerin önemini küçümsedi

Trump, İrlanda dönüşünde Air Force One uçağında gazetecilere açıklamalarda bulunuyor (AFP)
Trump, İrlanda dönüşünde Air Force One uçağında gazetecilere açıklamalarda bulunuyor (AFP)

ABD Başkanı Donald Trump, dün Çinli kuruluşların İran’a, Ürdün’deki bir askeri üsse yönelik İran saldırısından önce ve sonra çekilmiş uydu görüntülerini sağladığına ilişkin basında yer alan haberlerin önemini küçümsedi. Saldırıda üç ABD askeri hayatını kaybetmişti.

Trump, Çin’in istihbarat bilgisi paylaştığını ortaya koyan Wall Street Journal (WSJ) haberinin yayımlanmasından bir gün sonra, başkanlık uçağında gazetecilere yaptığı açıklamada, “Çin’in bizi gözetlediğini söylediklerinde, ‘Haklılar, biz de onları gözetliyoruz’ diyorum” ifadelerini kullandı.

Trump, “Bizim yaptığımız şey bu. Esasen onlar da bizim yaptığımızı yapıyor” dedi.

Bu tür haberlerin, Çin Devlet Başkanı Şi Cinping’in 24 Eylül’de Beyaz Saray’a gerçekleştirmesi planlanan resmi ziyaret öncesinde Washington ile Pekin arasındaki gerilimi artırabileceği değerlendiriliyor.

İran, 17 Temmuz’da, ABD askerlerinin konuşlu bulunduğu Ürdün’deki Muvaffak es-Salti Hava Üssü’ne füze saldırıları düzenlemiş, saldırıda üç ABD askeri hayatını kaybetmişti.

WSJ’nin haberine dayanak gösterdiği ABD’li yetkililer, olaya karıştığı belirtilen Çinli kuruluşların isimlerini açıklamazken, Pekin’in doğrudan sorumluluğu bulunduğuna dair de bir ifade kullanmadı.

Gazetede cuma günü yer alan haberde, Çinli yetkililerin iddialarla karşı karşıya kaldıklarında ABD’den kanıt talep ettiğini ve söz konusu görüntülerin aktarılmasında herhangi bir Çinli kuruluşun rol oynadığını kabul etmeyi reddettiğini bildirdi.

Trump daha önce Pekin’i İran’a silah satmaması konusunda uyarmıştı. Washington ayrıca mayıs ayında, İran’ın askeri operasyonlarına destek sağladıkları gerekçesiyle uydu teknolojileri alanında faaliyet gösteren üç Çinli şirkete yaptırım uygulamıştı.

Şarku’l Avsat’ın aldığı bilgiye göre Çin, İran’ın başlıca ekonomik ortaklarından biri konumunda bulunuyor ve ülkenin petrol üretiminin önemli bir bölümünü satın alıyor.

Buna karşın Trump, pazar günü yaptığı açıklamada, Çin Devlet Başkanı Şi Cinping’in “makul davrandığını, bizim de makul davrandığımızı” söyledi.

Trump, Çin üretimi otomobillerin bir gün ABD’de satışına izin verip vermeyeceği sorusuna ise, “Bunu yapmadım. Ülkeye girmelerini ben engelledim; onları engelleyen gümrük vergileriydi” cevabını verdi.