Sisi Türkiye'de: Zorlu uzlaşıya giden yolda yeni bir adım

Sisi'nin Türkiye’ye gerçekleştirdiği ilk ziyarette, iki ülkenin cumhurbaşkanlarının katılacağı Yüksek Düzeyli Stratejik İşbirliği Konseyi'nin ilk toplantısı da yapılacak (Independent Arabia)
Sisi'nin Türkiye’ye gerçekleştirdiği ilk ziyarette, iki ülkenin cumhurbaşkanlarının katılacağı Yüksek Düzeyli Stratejik İşbirliği Konseyi'nin ilk toplantısı da yapılacak (Independent Arabia)
TT

Sisi Türkiye'de: Zorlu uzlaşıya giden yolda yeni bir adım

Sisi'nin Türkiye’ye gerçekleştirdiği ilk ziyarette, iki ülkenin cumhurbaşkanlarının katılacağı Yüksek Düzeyli Stratejik İşbirliği Konseyi'nin ilk toplantısı da yapılacak (Independent Arabia)
Sisi'nin Türkiye’ye gerçekleştirdiği ilk ziyarette, iki ülkenin cumhurbaşkanlarının katılacağı Yüksek Düzeyli Stratejik İşbirliği Konseyi'nin ilk toplantısı da yapılacak (Independent Arabia)

Ahmed Abdulhakim

Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah es-Sisi, 2013 yılından bu yana bir Mısır cumhurbaşkanı tarafından Türkiye'ye gerçekleştirilen ilk ziyarette, bölgenin iki önemli gücü arasında yaklaşık on yıldır süren gerginlik ve soğukluğun ardından ilişkilerin iyileştiğinin yeni işareti olarak Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile üst düzey görüşmelerde bulunmak üzere dün başkent Ankara'ya geldi.

Resmi açıklamalara göre Sisi'nin ikili ve bölgesel olmak üzere çeşitli konularda derinlemesine görüşmeler yapması beklenen ziyaretinin amacı, iki ülke arasında yeni bir dostluk ve ortak iş birliği aşaması tesis etmek. İki ülkenin cumhurbaşkanlıkları tarafından yapılan resmi açıklamalara göre iki ülke arasında dostluk ve iş birliğinde yeni bir ivme elde etmek amacıyla kendilerinin de katılacağı Yüksek Düzeyli Stratejik İşbirliği Konseyi'nin ilk toplantısı da gerçekleştirilecek.

Kahire ile Ankara arasındaki ilişkiler, yıllarca süren soğukluğun ve anlaşmazlıkların ardından iyileşirken son yıllarda iki ülke dışişleri bakanları düzeyinde karşılıklı ziyaretler gerçekleştirdi. Erdoğan ve Sisi’nin, 2022 kasımında Katar'ın başkenti Doha'da FIFA Dünya Kupası açılış töreni sırasında tokalaşmaları, iki ülke arasındaki ilişkilerde asıl dönüm noktası oldu. İki lider uluslararası zirvelerin oturum aralarında bir araya gelmeye devam etti ve bunu Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın geçtiğimiz şubat ayında Kahire'ye yaptığı ilk ziyaret takip etti.

İlişkilerde yeni dönemin inşası

İki ülkenin cumhurbaşkanlıkları tarafından yapılan açıklamalara göre ‘tarihi’ olarak nitelendirilen ziyaretin amacı, Türkiye-Mısır ilişkilerini tüm yönleriyle gözden geçirmek ve iş birliğini daha da geliştirmek için önümüzdeki dönemde atılabilecek ortak adımları görüşmek. Ayrıca iki ülke arasında istişare ve koordinasyon gerektiren büyük zorluklara tanık olan bölgedeki en önemli meseleler de ele alınacak.

Mısır Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Büyükelçi Ahmed Fehmi, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Cumhurbaşkanı Sisi’yi daveti üzerine gerçekleşen ziyaretin, Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın geçtiğimiz şubat ayında Mısır'a gerçekleştirdiği tarihi ziyaretin ardından iki ülke arasındaki ilişkilerin güçlendirilmesi sürecinde yeni bir kilometre taşı olduğunu ve iki ülke arasında hem ikili hem de bölgesel düzeyde yeni bir dostluk ve iş birliği aşaması oluşturduğunu söyledi.

Ziyaret sırasında Sisi ve Erdoğan arasında derinlemesine görüşmelerin yapılmasının beklendiğini belirten Fehmi, iki liderin, ülkeleri arasındaki Yüksek Düzeyli Stratejik İşbirliği Konseyi'nin ilk toplantısına katılacaklarını da sözlerine ekledi. Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın 14 Şubat'ta Kahire'ye gerçekleştirdiği ziyaret sırasında imzalanan Yüksek Düzeyli Stratejik İşbirliği Konseyi Toplantılarının Yeniden Yapılandırılmasına İlişkin Ortak Bildiri uyarınca yeniden oluşturulan konseyin bu ilk toplantısında çeşitli alanlarda iki ülke arasındaki ilişkileri geliştirmenin yolları ele alınacak.

Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı'ndan yapılan açıklamada, Yüksek Düzeyli Stratejik İşbirliği Konseyi toplantısında, Türkiye-Mısır ilişkilerinin tüm yönleriyle gözden geçirileceği, iki ülke arasındaki iş birliğinin daha da geliştirilmesine yönelik önümüzdeki dönemde atılabilecek ortak adımların ele alınacağı belirtildi.

Açıklamada şu ifadeler yer aldı:

“Görüşmelerde ikili münasebetlerin yanı sıra, Gazze ve işgal edilmiş Filistin topraklarında yaşanan İsrail saldırıları başta olmak üzere, güncel bölgesel ve küresel meseleler hakkında fikir teatisinde bulunulacaktır.”

Ziyaret sırasında iki ülkenin cumhurbaşkanlarının katılımıyla Yüksek Düzeyli Stratejik İşbirliği Konseyi'nin ilk toplantısının gerçekleştirileceği belirtilen açıklamaya göre ilişkilerin ahdi zeminini güçlendirmeye yönelik çeşitli belgelerin imzalanması bekleniyor.

zxcdvfgb
Sisi ve eşi, şubat ayında Cumhurbaşkanı Erdoğan ve eşini Kahire'de ağırladı (AFP)

Cumhurbaşkanı Erdoğan, 21 Temmuz 2023 tarihinde yaptığı bir açıklamada, Mısır’la ilişkilerin geliştirilmesinin Türkiye’nin ekonomik potansiyelini artıracağını söyledi. Anadolu Ajansı’nın (AA) haberine göre iki ülkenin ticari ilişkilerinin yanı sıra enerji, savunma, turizm, sağlık, kültür ve eğitim alanlarındaki iş birliğini güçlendirmek için yaklaşık 20 anlaşma imzalanacak. Haberde yenilenebilir enerji ve sıvılaştırılmış doğal gaz (LNG) alanlarındaki iş birliğinin de güçlendirileceği belirtildi.

Türkiye'nin Kahire Büyükelçisi Salih Mutlu Şen, Cumhurbaşkanı Sisi'nin Türkiye ziyaretinin tarihi ve özel bir öneme sahip olduğunu söyledi. Mısır basınında yer alan açıklamalarında Şen, ziyaretin amacının, iki ülke arasında yaşanan durgunluk döneminden sonra Mısır ile ilişkileri yeniden tesis etmek olduğunu belirtti. Ziyaretin önemli anlamlar taşıdığını ve Mısır ile Türkiye'nin taviz verilemeyecek dostane bir ilişkiye sahip olduğunu belirtti.

İki ülke arasındaki ekonomik iş birliği hacminin bu yıl rekor seviyeye ulaşmasını beklediğini ifade eden Büyükelçi Şen, iki ülke arasındaki ticaret hacminin önümüzdeki beş yıl içinde 15 milyar dolara ulaşacağına dikkati çekti.

Zorluklar, koordinasyon ve iş birliği ihtiyacını da beraberinde getirdi

Şarku’l Avsat Independent Arabia'dan aktardığı habere göre gözlemciler Cumhurbaşkanı Sisi’nin Türkiye ziyareti, zamanlama ve bölgenin karşı karşıya olduğu zorlukların büyüklüğü açısından önemi ön plana çıkan ve bölgedeki iki önemli ülke arasında koordinasyon ve iş birliği ihtiyacını dayatan ortak anlayışların tesis edilmesi için bir fırsat sunduğunu belirtiyor.

Mısır'ın eski dışişleri bakan yardımcılarından Büyükelçi Hüseyin Heridi, Mısır-Türkiye ilişkilerinin artık daha net temellere dayandığını ve 2013-2021 yılları arasında iki ülke arasındaki ilişkileri gölgeleyen ciddi anlaşmazlıkların aşıldığını söyledi. Heridi, Independent Arabia'ya yaptığı değerlendirmede, ziyaretin iki ülke arasındaki bu büyük uzlaşmanın bir teyidi olduğunu, ikili ilişkiler açısından her iki ülkeye de fayda sağlayacağına şüphe olmadığını ve Ortadoğu’nun bölgesel meselelerine olumlu yansıyacağını ifade etti.

Heridi’ye göre ziyaretin gündeminde ikili ilişkilerin güçlendirilmesi ve desteklenmesinin yanı sıra başta İsrail'in Gazze Şeridi ve işgal altındaki Batı Şeria'da yürüttüğü savaş olmak üzere bölgesel krizler ile Libya, Sudan, Afrika Boynuzu, Akdeniz’deki doğalgaz kaynakları, Kızıldeniz, Etiyopya ve Somali dosyaları yer alacak. Tüm bu dosyalarda daha önce eşi ve benzeri görülmemiş gelişmelerin ve gerginliklerin yaşandığı bir döneme denk geldiğini belirten Mısırlı eski yetkili, iki ülkenin şu anki hedefinin bu gerginlikleri azaltmak için birlikte çalışmak ve bunlara acil çözümler bulunmasına katkıda bulunmak olduğuna inandığını ifade etti.

Yazar ve siyasi analist Cevad Gök, Türkiye’deki resmi ve gayri resmi çevrelerin, iki ülke arasındaki ilişkilerin iyileştirilmesi ve geliştirilmesinin yanı sıra Ortadoğu’da devam eden gerginliklere ve zorluklara ilişkin iki ülkenin tutumlarının koordine edilmesi için bu ziyarete büyük umutlar bağladığı yorumunda bulundu. Independent Arabia’ya konuşan Gök, “Bu ziyaret, bir protokol ziyareti olmasının ötesine geçip iki ülke arasındaki ilişkilerin Mısır ve Türkiye halklarının çıkarlarına hizmet edecek şekilde stratejisini vurgulayacak somut sonuçlar ve pratik adımlar barındırmasını umuyorum” ifadelerini kullandı.

Filistin meselesi ve İsrail'in Gazze'de yürüttüğü savaşa ilişkin tutum ve savaşın başka yerlere yayılmasına ilişkin endişelerin yanında Afrika Boynuzu'ndaki Etiyopya-Somali çatışması ve Sudan savaşı gibi çeşitli bölgesel konularda iki ülke arasında görüş birliği olduğuna dikkati çeken Gök, “Bu ziyaretin, iki ülkenin siyasi, askeri ve ekonomik kapasiteleri ve aralarındaki koordinasyon ve istişarenin güçlendirilmesi ve desteklenmesi halinde bölgesel olayları olumlu yönde etkilemedeki rollerinden ötürü önemli olduğuna şüphe yok” dedi.

xcdvf
İki ülkenin Dışişleri Bakanları, geçtiğimiz üç yıl içinde çok sayıda karşılıklı ziyaretler gerçekleştirirken Gazze'deki savaş iki ülke arasındaki koordinasyonun yoğunlaşmasına neden oldu (AFP)

İsrail'in geçtiğimiz ekim ayında Gazze'ye savaş açmasından bu yana Türkiye ile Mısır arasındaki temaslar yoğunlaşırken Filistin meselesi konusunda iki ülke arasındaki koordinasyon arttı. Bu dönemde Kahire'yi birkaç kez ziyaret eden Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, Mısır yönetiminin Gazze'ye insani yardımların ulaştırılması ve ateşkes anlaşmasına varılması için sarf ettiği çabalara övgüde bulundu.

Yıllar süren yabancılaşma ve normalleşme anları

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın geçtiğimiz şubat ayında Kahire’ye gerçekleştirdiği ziyaretin ardından Cumhurbaşkanı Sisi’nin Ankara’ya gerçekleştirdiği bu ilk ziyaret, iki ülke arasında geçtiğimiz yıllarda başlayan normalleşme sürecinin doruk noktasını oluşturuyor. İki ülke geçtiğimiz yıl temmuz ayında büyükelçiler atamışlardı. İki liderin 2022 kasımında Katar’ın başkenti Doha’da FIFA Dünya Kupası'nın açılış töreninde tokalaşmaları, iki ülkenin ilişkileri ve iş birliğini güçlendirme, diplomatik ilişkileri arttırma ve büyükelçiler atamalarıyla devam eden, ilişkilerde bir ivmeye yol açtı. İki lider Doha’da tokalaşmalarından yaklaşık bir yıl sonra geçtiğimiz yıl eylül ayında Hindistan'ın başkenti Yeni Delhi'de düzenlenen G20 Liderler Zirvesi’nin oturum aralarında da bir araya geldiler.

İki ülke arasındaki ilişkiler, Mısır’daki Müslüman Kardeşler iktidarının 2013 yılında düşürülmesinden sonra bozuldu. Erdoğan'ın Sisi’yi ‘darbeci’ olarak nitelendirmesinin, Mısır’ın ise Ankara'nın Mısırlı yetkililer tarafından yasaklanan Müslüman Kardeşler'in ‘kaçak’ liderlerine kapılarını açmasının ardından Türkiye'yi ‘teröristleri finanse etmekle’ suçlamasının ardından iki ülke büyükelçilerini geri çekmişti.

Sisi, 2014 yılında iktidara geldiğinde, onu birçok kez sert bir dille eleştiren Erdoğan, Sisi ile hiçbir teması kabul etmeyeceğini söylemişti. O tarihten itibaren iki ülke arasında diplomatik ilişkiler maslahatgüzar düzeyinde kaldı. Daha önce planlanmış olan ortak askeri tatbikatlar iptal edildi. Kahire ile Ankara arasında basın üzerinden yapılan tartışmalar ve siyasi gerilimler sonraki yıllarda da devam ederken iki ülke arasındaki ticari faaliyetler bu gerilimden etkilenmedi.

İki ülke arasındaki yakınlaşma arzusu sinyallerinin karşılıklı olarak verilmesinin ardından 2021 yılında istihbarat servisleri ve ardından dışişleri bakan yardımları düzeyinde doğrudan görüşmelerle birlikte iki ülke arasındaki yakınlaşma da başlamış oldu. Ancak Mısır'ın tamamen normalleşme konusundaki tutumu olumsuz olmaya devam etti. Özellikle Müslüman Kardeşler’in Türkiye'den yayın yapan medya platformlarının yayınlarının kısıtlanmasında ısrar eden Mısır, Türkiye’nin açıklamalarına eylemlerin de eşlik etmesi gerektiğinin altını çizdi.

Sisi ve Erdoğan'ın 2022 ve 2023 yıllarında, Doha'da tokalaşmasının ardından, Türkiye'de 50 binden fazla kişinin ölümüne neden olan 6 Şubat 2023 depreminin ardından iki lider arasında yapılan telefon görüşmesiyle yakınlaşma daha ciddi bir hal aldı. Aynı yıl Temmuz ayında her iki ülke de büyükelçiler atadı. İki lider, yine 2023 yılının eylül ayında Yeni Delhi'de gerçekleşen G20 Liderler Zirvesi oturum aralarında ilk kez uzun bir yüz yüze görüşme gerçekleştirdi. Görüşme, iki ülkenin Libya'nın doğusunda ve batısındaki iki rakip tarafı desteklemesi nedeniyle iki ülke arasında önemli bir anlaşmazlık konusu olan Libya ve Sudan başta olmak üzere bazı bölgesel sıcak dosyada ortak çıkarlarının oluştuğu bir döneme denk geldi.

Türkiye’nin hem Mısır hem de Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) ile iş birliği yapma eğilimi çerçevesinde Ankara'nın Libya dosyasında benimsediği en önemli değişiklikler, kısa bir süre önce yaptığı açıklamada, özellikle yeniden yapılanma ve ülkenin doğusuyla batısı arasındaki bölünmenin sona erdirilmesi konularında Libya'nın doğusuna açık olduğunu ve orada bir konsolosluk açma niyetini duyurması oldu.

Bunun yanında Ankara’nın Türkiye'den yayın yapan Mısır rejimine muhalif medya kuruluşlarının çalışmalarını kısıtlamaya yönelik aldığı önlemler ve bazı muhalif gazetecilerin ve siyasi liderlerin başka ülkelere gitmesi Kahire'de olumlu karşılandı.

Öte yandan iki ülke arasındaki siyasi gerilimlerden etkilenmeyen ekonomik ilişkiler, son yıllarda gelişme gösterdi. Kahire, Ankara'nın Afrika kıtasındaki en büyük ticaret ortağı olmaya devam ederken, iki ülke önümüzdeki beş yıl içinde aralarındaki ticaret hacmini 10 milyar dolardan 15 milyar dolara çıkarmayı ve ticarette yerel para birimlerini kullanmayı hedefliyorlar.



Pezeşkiyan: İran, küresel güçlerin baskısına boyun eğmeyecek

İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, (Reuters)
İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, (Reuters)
TT

Pezeşkiyan: İran, küresel güçlerin baskısına boyun eğmeyecek

İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, (Reuters)
İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, (Reuters)

İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan bugün yaptığı açıklamada, ülkesinin ABD ile nükleer görüşmeler sürerken dünya güçlerinin baskısına "boyun eğmeyeceğini" söyledi.

Reuters'ın haberine göre Pezeşkiyan televizyonda yayınlanan konuşmasında, "Dünya güçleri bizi boyun eğmeye zorlamak için sıraya giriyor... ama bize yarattıkları tüm sorunlara rağmen başımızı eğmeyeceğiz" ifadelerini kullandı.

ABD Başkanı Donald Trump perşembe günü, İran'a iki taraf arasındaki devam eden müzakerelerde "anlamlı bir anlaşmaya" varması için 15 günlük bir ültimatom verdi, aksi takdirde "kötü sonuçlarla" karşılaşacakları uyarısında bulundu. Tahran ise uranyum zenginleştirme hakkını yineledi.

ABD'nin bölgedeki askeri yığılması devam ederken, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, ABD müttefiki olan ülkesinin Tahran'ın herhangi bir saldırısına güçlü bir şekilde karşılık vereceği konusunda uyardı.

ABD ve İran, Umman'ın arabuluculuğuyla 6 Şubat'ta dolaylı görüşmelere yeniden başladı. Salı günü Cenevre'de ikinci tur görüşmeleri gerçekleştirdikten sonra müzakerelere devam etme niyetlerini açıkladılar.

İran çarşamba günü bu müzakereleri ilerletmek için bir taslak çerçeve hazırladığını açıklarken, ABD, Tahran'a saldırmak için "birden fazla neden" olduğunu belirterek uyarı tonunu korudu.

Trump, “Yıllar içinde İran'la uygulanabilir bir anlaşmaya varmanın kolay olmadığı kanıtlandı. Uygulanabilir bir anlaşmaya varmalıyız, yoksa kötü şeyler olacak” dedi.

Şöyle devam etti: “Bir adım daha ileri gitmemiz gerekebilir, gitmeyebiliriz veya bir anlaşmaya varabiliriz. Bunu muhtemelen önümüzdeki 10 gün içinde öğreneceksiniz.” Daha sonra Trump, gazetecilere sürenin “10-15 gün” olduğunu söyledi.


İnfaz fotoğrafları gündem oldu: Yunanistan "ülke mirasını" satın alıyor

İnfazdan hemen önce 200 komünistin fotoğrafları çekilmiş (Ebay/Greece at WW2 archives)
İnfazdan hemen önce 200 komünistin fotoğrafları çekilmiş (Ebay/Greece at WW2 archives)
TT

İnfaz fotoğrafları gündem oldu: Yunanistan "ülke mirasını" satın alıyor

İnfazdan hemen önce 200 komünistin fotoğrafları çekilmiş (Ebay/Greece at WW2 archives)
İnfazdan hemen önce 200 komünistin fotoğrafları çekilmiş (Ebay/Greece at WW2 archives)

Yunanistan Kültür Bakanlığı, Naziler tarafından kurşuna dizilen 200 komünistin son anlarına ait olduğu belirtilen fotoğrafları bir Belçikalı koleksiyoncudan almak için ön anlaşma imzaladı.

Bu fotoğrafların ülke mirası olduğunu kabul eden Atina yönetimi, anlaşmanın detaylarını açıklamadı.

Anlaşma üzerine internetteki satış ilanı yayından kaldırıldı. 

Kültür Bakanı Lina Mendoni, koleksiyoncu Tim de Craene'nin yanına giden uzmanların, fotoğrafların gerçek olduğunu tespit ettiğini cuma günü duyurdu. 

200 komünistin, 1 Mayıs 1944'te Atina'nın banliyölerinden Kesariani'de infaz edilmeden önce çekildiği bildirilen 12 fotoğraf, geçen hafta eBay'de satışa çıkarılmıştı. 

Yunanistan Kültür Bakanlığı'nın Belçika'ya gönderdiği uzmanlar, bunların 1943-1944'teki Nazi işgali sırasında Yunanistan'da görevlendirilen Alman komutanlarından Hermann Heuer'ın imzasını taşıyan 262 fotoğraflık koleksiyonun bir parçası olduğunu fark etti. 

Ölüme yürüyen direnişçilerin marş söylediği görülüyor (Ebay/Greece at WW2 archives)Ölüme yürüyen direnişçilerin marş söylediği görülüyor (Ebay/Greece at WW2 archives)

200 komünist siyasi mahkumun Naziler tarafından kurşuna dizilmesi, o dönemin en büyük katliamlarından biri olarak kabul ediliyor. Olaya dair fotoğraflar ilk kez gün yüzüne çıkarken açık artırma girişimi tepki çekti.

Teselya Üniversitesi'nde toplumsal tarih dersleri veren Polymeris Voglis, New York Times'a şu yorumu yaptı:

Kendi infazlarına yürüyen bu kişilerin yüzlerini 82 yıl sonra ilk kez görüyoruz. Boyun eğmeyen duruşları beni çok etkiledi.

Voglis bu fotoğrafların ders kitaplarına eklenmesi gerektiğini ifade etti. 

Kesariani'de Nazilerin öldürdüğü komünistler için yapılan bir anıt, fotoğrafların gündem olmasının ardından tahrip edildi. 

Anıtı onaracağını bildiren Kesariani Belediyesi, "Bazılarını ne kadar rahatsız ederse etsin tarihi hafıza silinemez" dedi.

II. Dünya Savaşı biterken Batı destekli yönetimle komünistler arasında patlak veren iç savaş 1949'a kadar sürmüştü. O dönemde yaşanan kutuplaşmaların etkileri, günümüzde de hissediliyor. 

Independent Türkçe, New York Times, France24, AP


Amerika ve Avrupa... Zorlu evlilik ve acı boşanmanın alternatifi olarak zorunlu birlikte yaşama

Almanya’nın Düsseldorf kentinde düzenlenen bir festivalde sergilenen heykelde, ABD Başkanı Donald Trump ve Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in bir ineği yediği, ineğin üzerinde ise Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen'in oturduğu görülüyor. (AFP)
Almanya’nın Düsseldorf kentinde düzenlenen bir festivalde sergilenen heykelde, ABD Başkanı Donald Trump ve Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in bir ineği yediği, ineğin üzerinde ise Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen'in oturduğu görülüyor. (AFP)
TT

Amerika ve Avrupa... Zorlu evlilik ve acı boşanmanın alternatifi olarak zorunlu birlikte yaşama

Almanya’nın Düsseldorf kentinde düzenlenen bir festivalde sergilenen heykelde, ABD Başkanı Donald Trump ve Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in bir ineği yediği, ineğin üzerinde ise Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen'in oturduğu görülüyor. (AFP)
Almanya’nın Düsseldorf kentinde düzenlenen bir festivalde sergilenen heykelde, ABD Başkanı Donald Trump ve Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in bir ineği yediği, ineğin üzerinde ise Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen'in oturduğu görülüyor. (AFP)

Antoine el-Hac

ABD Başkan Yardımcısı J. D. Vance’ın geçen yılki Münih Güvenlik Konferansı’nda yaptığı konuşma, Avrupa için adeta bir alarm zili oldu. Eleştirel ve suçlayıcı tonuyla dikkat çeken konuşma, Başkan Donald Trump’ın ikinci döneminin, Beyaz Saray’ın NATO ve Avrupa ile ilişkilerinde daha sert bir tutum benimseyeceğinin en açık işareti olarak değerlendirildi.

Bu yıl ise ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, Münih’teki konuşmasında başkanına olan bağlılığı ile Avrupa ile derin ilişkiler arasında bir denge kurdu. Ülkesini Avrupa’nın ‘çocuğu’ olarak tanımlayan Rubio, eski kıta liderlerine, “Sevgili müttefiklerimiz ve eski dostlarımızla birlikte yeni bir küresel düzen inşa etmeye kararlıyız” mesajını verdi. Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen ise bu açıklamalardan ‘çok memnun’ olduğunu belirtti.

Miami’de Kübalı ebeveynlerden doğan Rubio, ortak kültürel bağlara da dikkat çekti; Beethoven ve Mozart’ın yanı sıra The Beatles ve The Rolling Stones gibi grupları örnek gösterdi. Rubio, “Geleceğiniz ve geleceğimiz bizim için çok önemli. Bazen görüş ayrılıkları yaşayabiliriz, ancak bu farklılıklar, Avrupa’ya duyduğumuz derin kaygıdan kaynaklanıyor” dedi.

ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, 14 Şubat 2026 tarihinde Münih Güvenlik Konferansı’nda konuşma yapıyor. (AFP)ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, 14 Şubat 2026 tarihinde Münih Güvenlik Konferansı’nda konuşma yapıyor. (AFP)

Ancak Foreign Policy dergisinde konferansın ardından yapılan değerlendirmede, “Birçok Avrupa lideri özel oturumlarda endişelerini dile getirdi; Trump’ın son dönemde Grönland’ı ele geçirme tehdidini kırmızı çizgiyi aşma olarak gördüler. Rubio’nun Hristiyanlık ve Batı uygarlığına yaptığı vurgular ise bazıları için etnik çağrışımlar içeriyormuş gibi göründü” ifadeleri yer aldı.

Batı dışından konferansa katılanlar, Rubio’nun Avrupa’yı ABD’nin yanında Batı’yı genişletme yoluna davet etmesini, yeni kıtalara yerleşme ve dünya çapında imparatorluklar kurma vurgusuyla birlikte, yeniden sömürgeleştirme mesajı olarak yorumladı.

Rubio, Trump’ın Avrupa’nın göç ve iklim değişikliği konularındaki yaklaşımına yönelik eleştirilerini de yineleyerek, ABD’nin gerekirse kendi yolunu tek başına açmaya hazır olduğunu belirtti. Rubio, ülkesinin NATO ittifakını canlandırmak istediğini vurgulasa da Avrupa’nın buna olan iradesi ve kapasitesine şüpheyle yaklaştı.

Konuşma, Rubio’nun Trump’ın politik önceliklerine uyum ile Avrupa ortaklarını güvence altına alma arasında dikkatle kurması gereken dengeyi ortaya koydu. Cumhuriyetçi yönetimdeki birçok kişiden farklı olarak Rubio, ABD’nin dış politika hedeflerini gerçekleştirebilmesi için Avrupa ile ilişkilerde daha fazla diplomasiye ihtiyaç duyduğunu biliyor.

Rubio’nun görevi ve diplomasiye liderlik etmesi, tonunun göreceli olarak ılımlı olmasının nedeni olarak görülüyor. Rubio, güvenlik ve askeri kurumların varlığını -özellikle NATO’yu- her zaman desteklemişti. Örneğin 2019’da herhangi bir ABD başkanının NATO’dan çekilmesini engellemek için Cumhuriyetçi ve Demokrat partiler arasında yürütülen ortak çabanın parçası olmuştu. O dönemde, “Ulusal güvenliğimiz ve Avrupa’daki müttefiklerimizin güvenliği için ABD’nin NATO içinde etkin bir rol oynamaya devam etmesi hayati önemdedir” demişti.

Ukrayna’nın doğusundaki Donetsk cephesinde top ateşleyen Ukraynalı bir asker (AFP)Ukrayna’nın doğusundaki Donetsk cephesinde top ateşleyen Ukraynalı bir asker (AFP)

Başka bir örnekte, Rubio’nun, ABD’nin taahhüdü konusunda Vladimir Zelenskiy’ye belirli güvence verdiği belirtiliyor. Aynı zamanda, savaşın sona ermesi için Ukrayna’nın zor tavizler kabul etmesi gerektiği uyarısında bulundu. Bu yaklaşım, Vance’in daha önce ABD’nin ‘birkaç mil toprak için’ on milyonlarca dolar harcamasının gerekçelerine şüpheyle bakmasından farklı.

Rubio’nun Münih’teki konuşması, Vance’in bir yıl önceki konuşmasına göre daha az bölücü olsa da Trump döneminde ABD dış politikasında herhangi bir temel değişikliği yansıtmıyor. Yeni denklem şöyle özetlenebilir: ABD, bazı çıkarlarını Avrupa ile paylaşsa da değerlerini paylaşmıyor.

Büyük Atlantik mesafeleri

Konu sadece konuşmalar, anlatılar veya dil üslubu meselesi değil; dünya, ittifakların, çekişmelerin ve hatta düşmanlıkların değiştiği yeni bir gerçekliği yaşamaya başladı.

Özellikle Avrupa’da, yüzyıllar boyunca en yıkıcı savaşları yaşamış kıtada birçok kişi, kendilerini Rusya’nın yayılmacı eğilimleri ile Çin’in saldırgan ekonomik politikaları arasında ve hızla değişen eski yakın müttefik ABD’nin arasında açıkta ve tehlikeye maruz hissediyor.

Eurobarometer tarafından yapılan yakın tarihli bir ankete göre, Avrupalıların yüzde 68’i ülkelerinin  tehdit altında olduğunu düşünüyor.

Bugün Atlantik ötesi ilişkiler incelendiğinde, bu yılki Münih Güvenlik Konferansı’nın manzarası, stratejik bir ‘bilişsel uyumsuzluk’ durumunu yansıtıyor. Psikolojide bilişsel uyumsuzluk, inançlar ile davranışlar arasında uyumsuzluk olduğunda ortaya çıkan zihinsel gerilimi ifade eder.  Antoine el-Hac’ın Şarku’l Avsat için kaleme aldığı analize göre Münih’te bu çelişki açıkça görüldü: dostluk açıklamaları, derin güvensizlik sinyalleriyle yan yana, stratejik güvence ise politik kararlarla çelişiyordu. Sonuç, biçimde birleşik ama özde sıkıntılı bir Avrupa-Amerika ittifakı oldu; bu durum, uygun önlem alınmazsa açık bir çatışma riski taşıyor.

Bu bağlamda Almanya Savunma Bakanı Boris Pistorius, ABD’nin Avrupa’yı sonsuza dek koruyamayacağını kabul etti, ancak bölgesel baskılara -özellikle Grönland konusuna- kesin bir şekilde karşı çıktı. Pistorius, “Barış ve güvenliği sağlamak için uluslararası kuruluşlara başvurulmalı” dedi ve Avrupa Birliği (AB) ile ABD’nin bunu ancak birlikte başarabileceğini vurguladı. Bu tutum, ABD’nin iş birliği ve kolektif disiplin çağrısını temel alan yaklaşımıyla çelişiyor; söz konusu yaklaşım, İkinci Dünya Savaşı’ndan bu yana geçerli olan kurallara ters düşen yeni bir oyun kuralı öneriyor.

Danimarka Kutup Komutanlığı tarafından Grönland’da düzenlenen bir eğitim tatbikatına katılan askerler (Reuters)Danimarka Kutup Komutanlığı tarafından Grönland’da düzenlenen bir eğitim tatbikatına katılan askerler (Reuters)

Ada ve buz

İstikrarı en çok sarsan anlaşmazlıklardan biri Grönland meselesi oldu. Danimarka Başbakanı Mette Frederiksen, konunun hâlâ açık bir yara olduğunu belirtti. Donald Trump, Danimarka ve Avrupa’nın tepkilerini dikkate almadan, Danimarka egemenliğine bağlı ada ile ilgili cesur pozisyonunu açıkladı.

Bazı gözlemciler ve analistler, Münih’te ve diğer duraklarda gözlemlenen tutumların, mevcut krizin yalnızca siyasi elitler arasındaki iletişim eksikliğinden kaynaklanmadığını, daha geniş bir uyumsuzluk olduğunu gösterdiğini belirtiyor. Avrupa halkının kayda değer bir kısmı, ABD’nin kendilerini askeri saldırılara karşı korumayacağına inanıyor.

Bu nedenle Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, Fransa’nın caydırıcı şemsiyesini Avrupa’nın geri kalanını kapsayacak şekilde genişletme tartışmasını yeniden açtı. Ancak bu güç gösterisi sağlam temellere dayanmıyor; yaklaşık 300 Fransız nükleer başlığı, 4 bin 309 nükleer başlığa sahip Rus cephaneliği karşısında caydırıcı olamaz. Avrupa ortaklarıyla bütünleşik bir komuta, kontrol ve iletişim sistemi olmadan hiçbir savunma sistemi anlam ifade etmiyor.

Öte yandan Birleşik Krallık Başbakanı Keir Starmer Fransa ile iş birliğine hazır olduğunu ifade etse de Fransa’nın nükleer silahları yerel üretimken, İngiltere’nin nükleer caydırıcılığı, İngiliz yapımı savaş başlıkları taşıyan ve Kraliyet Donanması’nın denizaltılarında konuşlandırılan ABD yapımı Trident 2 D5 füzelerine dayanıyor. Bu nedenle İngiliz caydırıcılığı bağımsız değil ve bu stratejik açıdan kritik bir gerçek.

Avrupa liderleri, ülkelerinin mali, sosyal ve yaşam koşullarıyla ilgili sorunlar yaşadığını bilerek, ekonomik çıkar çatışmaları ve farklı söylemlere rağmen ‘Atlantik boşanmasının’ mümkün olmadığını anlıyor. Zor bir evliliğin maliyeti, acı bir boşanmadan daha azdır. Dolayısıyla zayıf taraf, ilişki sürekli gerilimli olsa da güçlü tarafla kalmak zorunda.

ABD Başkanı Donald Trump ve Çin Devlet Başkanı Şi Cinping’in birleştirilmiş görüntüsü (Reuters)ABD Başkanı Donald Trump ve Çin Devlet Başkanı Şi Cinping’in birleştirilmiş görüntüsü (Reuters)

Bu liderler, Donald Trump ve ekibinin söyleminin değişmeyeceğini ve mesajının AB’yi zayıf ve yönelimlerinde hatalı gösterme amacını sürdüreceğini de biliyor. Ancak AB’nin sosyal piyasa ekonomisi modeli ve açıklık taahhüdü hâlâ somut kazançlar sağlıyor. Tereddüt ve şüphe yerine, AB’nin güçlü yönlerine yatırımını artırması ve deneyimini, özellikle ABD ile Çin arasındaki jeopolitik rekabetin yoğunlaştığı bu dönemde, iş birliği ve entegrasyon modeli olarak öne çıkarması gerekiyor. Avrupa başarılı olursa, bu sürekli dengesi bozulan bir dünya için yararlı olur; başarısız olur ise kıta, yıkıcı çatışmaların sahnesi haline gelebilir.