Libya'da yeni bir 'iç savaş' türü: Artık mermiler değil, para konuşuyor

Ülkenin zenginliğini kontrol etme mücadelesi çerçevesinde yeni bir savaş türü yaşanıyor

Libya Merkez Bankası'nın Trablus'taki merkezinde nöbet tutan polis memurları, 27 Ağustos 2024 (AFP)
Libya Merkez Bankası'nın Trablus'taki merkezinde nöbet tutan polis memurları, 27 Ağustos 2024 (AFP)
TT

Libya'da yeni bir 'iç savaş' türü: Artık mermiler değil, para konuşuyor

Libya Merkez Bankası'nın Trablus'taki merkezinde nöbet tutan polis memurları, 27 Ağustos 2024 (AFP)
Libya Merkez Bankası'nın Trablus'taki merkezinde nöbet tutan polis memurları, 27 Ağustos 2024 (AFP)

Ben Fishman

Libya Merkez Bankası Başkanı Sıddık el-Kebir'in kendisine ve çalışanlarının güvenliğine yönelik tehditler nedeniyle ülkeden kaçması ve bankanın faaliyetlerinin fiilen durma noktasına gelmesinin ardından bankanın geleceğine ilişkin tartışmalar şiddetlenirken, Libya derin bir kaosun içine sürüklenmeye devam ediyor. Bu durum Libya'nın finansal sistemini tehlikeye atarken, ülkenin bankacılık sisteminin istikrarına yönelik uluslararası güveni de sarstı.

Libya’da bu kez geçmişte yaşanan iç savaşların aksine ülkenin önemli zenginliklerinin, özellikle de Merkez Bankası ve petrol üretim faaliyetlerinin kontrolü etrafında dönen bir mücadele yaşanıyor. Gayrimeşru olan yönetici sınıfı, bu kaynakları sömürerek kişisel çıkarları için ülkeyi daha fazla kaosa sürüklüyor. Uluslararası taraflardan istikrarı desteklemede etkili olabilecek müdahale gelmezken, bankacılık sistemindeki kriz geçici olarak çözülse bile, Libya'nın siyasi manzarası daha da kötüleşebilir.

Ülkenin istikrarına yönelik Birleşmiş Milletler (BM) tarafından desteklenen ve 2 Eylül'de açıklanan son girişim, Libya'nın siyasi kurumlarındaki karmaşık durumunu ortaya koydu. Merkez Bankası'nın geleceğine ilişkin anlaşmada, 2014 yılında seçilen Temsilciler Meclisi (TM), 2015 tarihli Libya Siyasi Anlaşması uyarınca kurulan Devlet Yüksek Konseyi (DYK) ve Başkanlık Konseyi yer aldı. TM ve DYK nadiren anlaşabilecekleri ortak bir zemin bulabildiklerinden anlaşmaya varmaları alışılmadık bir tablo ortaya çıkardı. Ancak bu kez Merkez Bankası'nın geleceği konusunda ortak bir zemin bulabildiler. Bu zeminde Sıddık el-Kebir yeniden Merkez Bankası Başkanlığına atanabilir ya da yeni bir geçiş süreci başlatılabilir.

xsdvf
Misrata'da bir banka şubesindeki Libya parası biriminden banknotlar (AFP)

Libya’da 2019-2020 iç savaşının ardından 2021 yılında, Libya Siyasi Diyalog Forumu'nun (LSDF) çıktılarından biri olan ve üç üyeden oluşan Başkanlık Konseyi, özellikle de yetkilerinin çoğunu iki yılı aşkın bir süre önce görev süresi dolan ve halen görevde kalmaya devam eden Ulusal Birlik Hükümeti'ne (UBH) ve UBH Başbakanı Abdulhamid ed-Dibeybe’ye devrettiği için etkisiz kalırken, son finansal krizin arkasında da Dibeybe’nin Kebir ile olan anlaşmazlığı yatıyor.

Ancak Sıddık el-Kebir'i ‘anayasal hakkı’ olduğu gerekçesiyle görevden alan Başkanlık Konseyi oldu. Bu şüpheli yasal iddiaya hemen itiraz edildi. Öte yandan Kebir’in yerine geçici olarak Abdulfettah el-Abdulgaffar atandı. 2 Eylül’de yeniden yapılandırılan Libya Merkez Bankası’nın X hesabından bankanın ‘her zamanki çalışmalarına geri döndüğü’ paylaşımı yapıldı.

Abdulgaffar, geçtiğimiz cuma günü düzenlediği basın toplantısında, hiçbir verinin gizlenmeyeceğini belirterek, ‘şeffaflık ve bankayla ilgili tüm verilerin denetleyici makamlara açıklanması’ sözü verdi. Her ne kadar yeni Libya Merkez Bankası artık fiziki merkezi ve SWIFT işlemlerini kontrol ediyor olsa da bankacılık krizine küresel olarak kabul gören bir çözüm bulunmadan, bankanın uluslararası ilişkilerinin normale dönmesi pek olası görünmüyor. Banka kamu sektörü çalışanlarının çoğunun maaşlarını dinar olarak ödeyebilse de daha geniş kapsamda bankacılık sistemi risk altında olduğundan, yerel para biriminin değeri muhtemelen düşmeye devam edecek.

Bankacılık krizine küresel olarak kabul gören bir çözüm bulunmadan, bankanın uluslararası ilişkilerinin normale dönmesi pek olası görünmüyor.

Libya'nın ulaşabileceği anlaşmalar yıllardır Halife Hafter, dış güçler ya da her ikisi tarafından engellendi. Hafter, Libya siyasi anlaşması için yapılan müzakereler sırasında, her defasında önerilere itiraz etmenin bir yolunu buldu. Onu destekleyen Batılı taraflar da en az onun kadar suçlu. Özellikle Hafter’in 2019 yılında Trablus'a başlattığı saldırı, onu desteklemenin boşuna olduğunu kanıtladı. Seçimlerin 2021 yılı sonlarında yapılması kararlaştırıldığında, Hafter'in adaylığı seçimlerin süresiz olarak ertelenmesine yol açan ana faktörlerden biriydi.

Mısır sürekli olarak Hafter'i desteklerken, Türkiye 2020 yılında Trablus'u Hafter’in saldırısından kurtarmak için müdahale etti. Ancak Hafter bugün en endişe verici ittifakını, özellikle Libya'nın petrol üretimini manipüle etmek söz konusu olduğunda, Libya'nın servetini kullanma fırsatının elinden kaçmasına izin vermeyecek olan Rusya ile kurmuş durumda.

Libya Ulusal Petrol Şirketi (NOC) tarafından yapılan açıklamaya göre ağustos ayı başlarında Halife Hafter'in oğlu Saddam Hafter, Libya'nın güneybatısındaki Şarara petrol sahasında üretimi durdurdu ve temmuz ayı sonlarında yaklaşık 1,3 milyon varil olan günlük üretimi 300 bin varil azalttı.

Şarara petrol sahasındaki petrol üretimi 24 Ağustos itibariyle günlük 600 bin varilin altına düşerken NOC, Halife Hafter'in Libya Merkez Bankasının kontrolünü ele geçirmek için kapattığı birçok sahada ‘mücbir sebep’ ilan etti. Ardından petrol üretimi günlük 300 bin varile geriledi. Şu an sadece ülkenin en batısında yer alan Vaha petrol sahası tam kapasiteyle çalışıyor.

sdevrgtbh
Libya'daki petrol kuyuları (Reuters)

NOC tarafından mücbir sebep ilan edilmesinin ardından, küresel petrol fiyatları yüzde 2-3 oranında yükseldi. OPEC+ çerçevesinde üye ülkelerin petrol üretiminde artışa gitmeleri ve Çin'in petrol talebinin azalması gibi diğer faktörler nedeniyle petrol fiyatları istikrara kavuşmuş olsa da Libya'nın petrol üretimindeki dalgalanmalar, üretim değişikliklerinin küresel petrol fiyatları üzerinde nasıl önemli bir etkiye sahip olmaya devam edeceğini gösterdi.

Bir enerji analiz firması, Vaha petrol sahasının düşük seviyelerde de olsa faaliyette kalması ve Arap Körfezi Petrol Şirketi (AGOCO) tarafından işletilen sahaların çalışmaya devam etmesi halinde, Libya’nın petrol üretiminin günlük 300 bin ila 400 bin varil civarında istikrar kazanmasını beklediğini açıkladı.

Diğer uzmanlar ise daha iyimserler ve krizin daha çabuk çözüleceğini düşünüyorlar. Bugün petrol istasyonları, talebi karşılayabilmek için stok petrolü kullanıyorlar. Ancak bu stok tükenmeye başladı ve tükendiğinde üretimin durmasının etkileri daha da belirginleşecek. Petrol sahaları kısa süre içinde yeniden faaliyete geçse bile hemen sonuç alınması mümkün değil.

Şarara petrol sahasındaki petrol üretimi 24 Ağustos itibariyle günlük 600 bin varilin altına düşerken NOC, birçok sahada ‘mücbir sebep’ ilan etti.

ABD şimdi daha önce yapılan ve Avrupa ülkeleriyle birlikte Libya'da istikrarın sağlanmasını engelleyen Libyalı ve uluslararası aktörler üzerinde yeterli baskı kuramadığı siyasi müzakerelerin aksine, Libya Merkez Bankası krizini ele almak için daha güçlü.

BM Libya Destek Misyonu (UNSMIL), Libya Merkez Bankası krizini çözmek üzere bir forum düzenledi. ABD, söz konusu müzakereleri desteklemek için kabul edilebilir ve şeffaf bir çözüme ulaşılana kadar bankaları Libya Merkez Bankası ile işlem yapmamaları konusunda uyarmakla tehdit edebilir. Büyük bankalar, Libya Merkez Bankası ile dolar işlemlerini durdurduğundan, ABD'nin UNSMIL’in başlattığı süreci desteklemesinin, geleneksel olarak Libya’daki istikrarı bozan tarafların çabalarının çok daha ötesinde önemli bir etkisi olacağına şüphe yok.

ABD ve Avrupalı müttefiklerinin atacağı en cesur adım, Libya’da uzun yıllardır devam eden çatışmayı çözmek için çalışmak ve ülkenin istikrara kavuşması amacıyla, siyasetçilerden ziyade teknokratlar tarafından yönetilecek yeni bir hükümetin kurulmasına yardımcı olmak olacak. Böyle bir hükümetin silahlı grupların tehditleriyle karşı karşıya kalacağı aşikâr, ancak bu gruplar fonlardan mahrum bırakılırsa, böyle davranmaktan vazgeçebilirler. Belki bu aynı zamanda Libya'da alternatif halk koalisyonlarının kurulmasını ve Libya'ya uzun süredir bireysel banka hesapları gibi davranan siyasi elitin değişmesi için zaman ve alan oluşmasını sağlar.

*Bu makale Şarku'l Avsat tarafından Londra merkezli Al Majalla dergisinden çevrilmiştir.



Çin ordusu, Tayvan Boğazı'ndan geçen iki ABD gemisini "izliyor"

Panama'da bir ABD Donanması savaş gemisi (Arşiv- AFP)
Panama'da bir ABD Donanması savaş gemisi (Arşiv- AFP)
TT

Çin ordusu, Tayvan Boğazı'ndan geçen iki ABD gemisini "izliyor"

Panama'da bir ABD Donanması savaş gemisi (Arşiv- AFP)
Panama'da bir ABD Donanması savaş gemisi (Arşiv- AFP)

Çin ordusu bugün resmi WeChat hesabından yaptığı açıklamada, ABD'ye ait güdümlü füze destroyeri USS Finn ve okyanus araştırma gemisi USS Mary Sears'ın 16 ve 17 Ocak tarihlerinde Tayvan Boğazı'ndan geçişini izlediğini belirtti.

Çin Halk Kurtuluş Ordusu Doğu Harekat Komutanlığı sözcüsü yaptığı açıklamada, ordunun "ulusal egemenliği ve güvenliği kararlılıkla savunmak için her zaman yüksek alarmda" olduğunu ifade etti.

ABD Savunma Bakanlığı (Pentagon) ise Çin ordusunun açıklamasına henüz yorum yapmadı.


Mısırlı ve yedi çocuk annesi... Londra Belediye Başkan Adayı Laila Cunningham hakkında ne biliyoruz?

Reform UK Partisi'nin Londra Belediye Başkan Adayı Laila Cunningham, ExCel London'da düzenlenen seçim mitinginde konuşma yapıyor. (Reuters)
Reform UK Partisi'nin Londra Belediye Başkan Adayı Laila Cunningham, ExCel London'da düzenlenen seçim mitinginde konuşma yapıyor. (Reuters)
TT

Mısırlı ve yedi çocuk annesi... Londra Belediye Başkan Adayı Laila Cunningham hakkında ne biliyoruz?

Reform UK Partisi'nin Londra Belediye Başkan Adayı Laila Cunningham, ExCel London'da düzenlenen seçim mitinginde konuşma yapıyor. (Reuters)
Reform UK Partisi'nin Londra Belediye Başkan Adayı Laila Cunningham, ExCel London'da düzenlenen seçim mitinginde konuşma yapıyor. (Reuters)

Son aylarda Laila Cunningham’ın adı, Birleşik Krallık siyasetinin en karmaşık ve hassas yarışlarından biri olarak görülen Londra Belediye Başkanlığı seçimlerinde öne çıkan isimler arasında yer aldı.

Birleşik Krallık’taki Reform UK Partisi’nin lideri Nigel Farage, Laila Cunningham’ın 2028 yılında başkentte yapılacak Londra Belediye Başkanlığı seçimlerinde partisinin adayı olacağını açıkladı.

Mısır kökenli

Eski bir savcı olan Cunningham, 1960’lı yıllarda Birleşik Krallık’a göç eden Mısırlı bir anne ve babanın çocuğu olarak dünyaya geldi. Cunningham ile Farage, 7 Ocak Çarşamba günü düzenlenen bir basın toplantısında birlikte kamuoyunun karşısına çıktı. Toplantıda, üzerinde ‘Londra reform istiyor’ ifadelerinin yer aldığı pankartlar dikkat çekti.

Basın toplantısında konuşan Farage, Cunningham’ın, mayıs ayında yapılacak ve bir sonraki genel seçimler öncesinde ‘en önemli seçim sınavı’ olarak nitelenen seçimlerde, partinin Londra’daki kampanyasının merkezindeki isim olacağını söyledi.

Reform UK Partisi'nin Londra Belediye Başkan Adayı Laila Cunningham, parti lideri Nigel Farage ile Southwark'taki Glaziers Hall'da düzenlenen basın toplantısında (DPA)Reform UK Partisi'nin Londra Belediye Başkan Adayı Laila Cunningham, parti lideri Nigel Farage ile Southwark'taki Glaziers Hall'da düzenlenen basın toplantısında (DPA)

Cunningham, 2022 yılında Muhafazakâr Parti’den Westminster Belediye Meclisi üyeliğine seçildikten sonra, yedi çocuk annesi olarak geçen yıl haziran ayında Reform UK Partisi’ne katıldı. Cunningham, bu adımını ‘vergileri düşürmek, sınırları kontrol altına almak ve Birleşik Krallık’ın çıkarlarını her şeyin önüne koymak’ amacıyla attığını açıkladı.

Orta sınıf bir sosyal çevreden gelen Laila Cunningham, Güney Londra’da büyüdü. Konut sorunu, hayat pahalılığı ve kamu hizmetlerine ilişkin meselelerin, erken dönem siyasi bilincinin şekillenmesinde etkili olduğunu ifade ediyor.

Cunningham, sosyal bilimler ve kentsel siyaset alanında eğitim aldı. Siyasete girmeden önce, sosyal konut ve kentsel yoksullukla mücadele eden sivil toplum kuruluşlarında uzun yıllar görev yaptı.

Eski savcı... Basketbolu çok seviyor

Cunningham, başkente duyduğu sevgiden söz ederken, Londra Gençlik Oyunları’nda basketbol oynayarak ‘takım ruhunun önemini’ öğrendiğini söyledi. Birleşik Krallık merkezli Independent’a konuşan Cunningham, “Burada kıdemli bir savcı oldum, yedi çocuğumu burada büyütüyorum ve bunlar bu göreve talip olmam için makul nedenler” ifadelerini kullandı.

Cunningham, Reform UK Partisi’ne katıldığını açıkladığı sırada yaptığı bir dizi siyasi içerikli açıklamanın ardından, geçtiğimiz yıl haziran ayında savcılıktaki görevinden ayrılmıştı. Savcı olarak yürüttüğü görevin, tarafsızlığı zedeleyebilecek her türlü siyasi faaliyeti sınırlayan sıkı kurallara tabi olduğu, bunun da kamu görevlileri için geçerli düzenlemelerle uyumlu olduğu belirtildi.

Cunningham’ın açıklamalarının The Standard gazetesinde yayımlanmasının ardından Başsavcılık, istifasının sunulduğunu ve kabul edildiğini duyurdu. Cunningham daha sonra yaptığı açıklamada, bir toplantıya çağrıldığını ve kamu hizmeti etik kurallarını ihlal etmiş olabileceğinin kendisine bildirildiğini söyledi.

Londra için güvenlik planı

Reform UK Partisi’nin Londra Belediye Başkan Adayı Cunningham, kampanyasında suçla mücadeleye odaklanacağını belirtti. Bu kapsamda, İşçi Partisi’nden eski Londra Belediye Başkanı Sir Sadık Han’ın bu alandaki sicilini eleştirdi ve Londralılara ‘farklı bir mesaj’ sunduğunu söyledi. Cunningham, “Şehir için yeni bir lider olacak ve suça karşı kapsamlı bir mücadele başlatacağım” ifadesini kullandı.

 Reform UK Partisi'nin Londra Belediye Başkan Adayı Laila Cunningham, Londra'da düzenlenen seçim mitinginde konuşma yapıyor. (EPA)Reform UK Partisi'nin Londra Belediye Başkan Adayı Laila Cunningham, Londra'da düzenlenen seçim mitinginde konuşma yapıyor. (EPA)

Cunningham, “Londra Metropolitan Polisi için bıçaklı saldırılar, uyuşturucu suçları, hırsızlık, mağaza hırsızlığı ve tecavüzle mücadeleye odaklanan net ve üst düzey öncelikler belirleyeceğim” dedi. Ayrıca polise, ‘Londra’daki tecavüz çetelerini hedef alma, takip etme ve yargı önüne çıkarma’ talimatı vereceğini açıkladı.

Suç oranlarının nasıl düşürüleceğine ilişkin bir soruya yanıt veren Cunningham, Suçla Mücadele Planı’nı yeniden şekillendireceğini ve Metropolitan Polisi için ‘ağır suçlarla mücadeleye yönelik yeni talimatlar’ yayımlayacağını söyledi.

Tartışmalı ifadeler

Londra Belediye Başkanlığı’na aday olan Cunningham, peçe ve burkaya ilişkin açıklamalarının hakaret içeren ve kışkırtıcı bulunduğu bir tartışmanın da odağına yerleşti. Cunningham’ın, burka giyen kadınların durdurulup aramaya tabi tutulması çağrısı yapması, çok kültürlü bir toplumda inanç özgürlüğü ve siyasi söylemin sınırları konusunda geniş bir tartışma başlattı.

The Standard gazetesinin podcastine konuşan Cunningham, “Londra’nın bazı bölgelerine gittiğinizde, gerçekten Müslüman bir şehirdeymişsiniz gibi hissedebilirsiniz. Tabelalar farklı dillerde yazılmış, pazarlarda burka satılıyor” ifadelerini kullandı. Cunningham, ‘tek bir sivil kültüre’ ihtiyaç olduğunu savunarak, bunun da ‘Britanyalı olmak’ anlamına geldiğini söyledi.

Birleşik Krallık Müslüman Kadınlar Ağı’nın (Muslim Women’s Network UK – MWNUK) İcra Kurulu Başkanı Shaista Gohir, Cunningham’ın açıklamalarını ‘tehlikeli’ ve ‘ırkçıları kışkırtıcı’ olarak nitelendirdi. Gohir, bu söylemlerin, aralarında peçe takan küçük bir azınlığın da bulunduğu Müslüman kadınların daha fazla dışlanmasına yol açacağını belirtti. Cunningham’ın geçmişine rağmen Müslümanlara ‘buraya ait olmadıkları’ mesajını verdiğini savunan Gohir, bu tür açıklamaların Müslümanlara yönelik kötü muameleyi teşvik ettiğini ve yanlış bilgileri okuyanlar üzerinde olumsuz etki yarattığını ifade etti.

Şarku’l Avsat’ın Guardian’dan aktardığına göre peçe konusu Reform UK Partisi içinde de hassas bir başlık olarak öne çıkıyor. Temmuz ayında partinin eski başkanı Zia Yusuf, parti Milletvekili Sarah Pochin’in burkanın yasaklanmasını öngören bir sorusunu ‘aptalca’ olarak nitelendirmiş ve bunun parti politikasını yansıtmadığını söylemişti. Yusuf’un cuma günü Cunningham’ın X platformundaki bir röportajını yeniden paylaşması ise partinin tutumuna ilişkin tartışmaları yeniden alevlendirdi.


İran'ın başlıca nükleer tesislerinin mevcut durumu nedir?

Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı'ndan (UAEA) bir müfettiş, Ağustos 2005'te Natanz Nükleer Tesisi’ne güvenlik kameraları kuruyor. (AP)
Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı'ndan (UAEA) bir müfettiş, Ağustos 2005'te Natanz Nükleer Tesisi’ne güvenlik kameraları kuruyor. (AP)
TT

İran'ın başlıca nükleer tesislerinin mevcut durumu nedir?

Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı'ndan (UAEA) bir müfettiş, Ağustos 2005'te Natanz Nükleer Tesisi’ne güvenlik kameraları kuruyor. (AP)
Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı'ndan (UAEA) bir müfettiş, Ağustos 2005'te Natanz Nükleer Tesisi’ne güvenlik kameraları kuruyor. (AP)

ABD’nin İran’a saldırabileceğine yönelik bölgesel endişeler, Başkan Donald Trump’ın Tahran’ın kendisine protestocuların idam edilmeyeceği yönünde güvence verdiğini söylemesinin ardından azaldı. Buna rağmen Beyaz Saray, ‘tüm seçeneklerin masada olduğunu’ bildirdi.

İsrail ve ABD, İran’a yönelik son büyük saldırıları geçtiğimiz haziran ayında gerçekleştirdi. Saldırıların başlıca hedefi, ülkenin ana nükleer tesisleri oldu.

Hangi nükleer tesisler bombalandı?

İran’daki üç uranyum zenginleştirme tesisi bombalandı. Bunlardan ikisi Natanz’da, üçüncüsü ise Fordo’da bir dağın altında bulunuyordu. Ayrıca, nükleer yakıt döngüsüyle bağlantılı tesisleri barındıran geniş bir kompleksin yer aldığı İsfahan da hedef alındı. Diplomatlar, yer altındaki bir bölgede İran’ın zenginleştirilmiş uranyum stokunun önemli bir bölümünün depolandığını ifade etti.

ABD saldırıları sonrasında Natanz uranyum zenginleştirme tesisindeki kraterleri gösteren uydu görüntüsü (Arşiv – Reuters)ABD saldırıları sonrasında Natanz uranyum zenginleştirme tesisindeki kraterleri gösteren uydu görüntüsü (Arşiv – Reuters)

Ne kadar hasar meydana geldi?

Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı’nın (UAEA), saldırıdan önce Natanz ve Fordo dahil olmak üzere nükleer tesislerde düzenli denetimler yürüttüğü, ancak bombalamaların ardından bu tesislere erişimine izin verilmediği bildirildi.

Kum şehrinin dışındaki Fordo Nükleer Tesisi’nin girişi (Arşiv – IRNA)Kum şehrinin dışındaki Fordo Nükleer Tesisi’nin girişi (Arşiv – IRNA)

UAEA, zarar görmeyen diğer tesislerde denetimler gerçekleştirdi. Ancak bombalanan sahaların mevcut durumuna ilişkin kesin bilgilerin hâlâ bilinmediği belirtildi.

UAEA, kasım ayında yayımlanan İran’a ilişkin üç aylık raporunda, bilinen yedi nükleer tesisin ‘askeri saldırılardan etkilendiğini’, 13 tesisin ise etkilenmediğini açıkladı. Şarku’l Avsat’ın aldığı bilgiye göre raporda raporda, hasar gören sahalardaki zararın boyutuna ilişkin ayrıntılara yer verilmedi.  

Bombardımanın ardından UAEA, üç zenginleştirme tesisinden en küçüğü olan ve Natanz’da yer üstünde bulunan Yakıt Zenginleştirme Tesisi’nin tamamen tahrip edildiğini duyurdu.

UAEA, Natanz ve Fordo’da yer altındaki daha büyük tesislerin ise en azından ağır hasar görmüş olabileceğini değerlendirdi.

İran’ın nükleer programının ne ölçüde gerilediği ise tartışma konusu olmaya devam ediyor. Trump, İran’ın nükleer tesislerinin yok edildiğini defalarca dile getirirken, UAEA Genel Direktörü Rafael Grossi haziran ayında yaptığı açıklamada, İran’ın aylar içinde sınırlı ölçekte uranyum zenginleştirme faaliyetlerine yeniden başlayabileceğini söyledi.

Haziran 2025'te ABD'nin saldırısına uğramadan önce Natanz Nükleer Tesisi’ndeki uranyum zenginleştirme salonunda bulunan santrifüjler (İran Atom Enerjisi Kurumu)Haziran 2025'te ABD'nin saldırısına uğramadan önce Natanz Nükleer Tesisi’ndeki uranyum zenginleştirme salonunda bulunan santrifüjler (İran Atom Enerjisi Kurumu)

İran'ın zenginleştirilmiş uranyumuna ne oldu?

Zenginleştirilmiş uranyumun akıbeti ise tam olarak netlik kazanmış değil. Hava saldırılarında bir kısmının imha edildiği değerlendirilirken, İran, bombalanan tesislerine ve zenginleştirilmiş uranyum stokuna ne olduğu konusunda UAEA’ya henüz bir rapor sunmadı. Bunun acil bir konu olduğunu ve bildirimin geciktiğini vurgulayan UAEA, söz konusu durumu ancak İran’ın rapor sunmasının ardından doğrulayabilecek.

Grossi, eylül ayında Reuters’a yaptığı açıklamada, “Genel olarak malzemenin hâlâ mevcut olduğuna dair yaygın bir kanaat var. Ancak elbette bunun doğrulanması gerekiyor. Bir kısmı kaybolmuş olabilir” dedi. Diplomatlar, o tarihten bu yana durumun büyük ölçüde değişmediğini ifade ediyor.

Grossi, “Malzemelerin büyük çaplı bir şekilde taşındığına dair elimizde herhangi bir gösterge yok” diye konuştu.

Tahran'ın 270 kilometre güneyinde bulunan Natanz Nükleer Tesisi (Arşiv – AFP)Tahran'ın 270 kilometre güneyinde bulunan Natanz Nükleer Tesisi (Arşiv – AFP)

İran, saldırılar öncesinde uranyumu yüzde 60 saflık düzeyine kadar zenginleştiriyordu. Bu saflık oranı, nükleer silah yapımı için gerekli olan yaklaşık yüzde 90 seviyesine nispeten kolaylıkla çıkarılabiliyor.

UAEA’nın tahminlerine göre İran, bombardıman başladığında bu düzeyde zenginleştirilmiş 440 kilogram uranyuma sahipti. UAEA’nın ölçütlerine göre bu miktar, saflık derecesinin daha da artırılması halinde teorik olarak 10 nükleer silah üretmeye yetecek düzeyde. İran’ın ayrıca daha düşük seviyelerde zenginleştirilmiş uranyum stokları da bulunuyor.

UAEA, İran’ın bu malzemeleri nerede depoladığını açıklamıyor. Diplomatlar, İsfahan’daki ana yer altı depolama tesislerinden birinin, yalnızca ona ulaşan tünelin girişinin bombalanması dışında büyük ölçüde zarar görmemiş göründüğünü belirtiyor.

Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı'ndan (UAEA) bir müfettiş, 20 Ocak 2014 tarihinde Natanz Nükleer Tesisi’nde bir denetim gerçekleştiriyor. (Arşiv – AFP)Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı'ndan (UAEA) bir müfettiş, 20 Ocak 2014 tarihinde Natanz Nükleer Tesisi’nde bir denetim gerçekleştiriyor. (Arşiv – AFP)

Hangi endişeler devam ediyor?

ABD ve İsrail’in bombardımanı gerekçelendirmek için öne sürdüğü nedenlerden biri, İran’ın nükleer silah üretme kapasitesine tehlikeli biçimde yaklaşmış olmasıydı. Uranyum, silah yapımına elverişli düzeyde zenginleştirildiğinde nükleer bombanın çekirdeğinde kullanılabiliyor. Aynı zamanda, farklı zenginleştirme seviyelerinde nükleer santraller için yakıt olarak da değerlendirilebiliyor.

Batılı güçler, İran’ın uranyumu bu denli yüksek fisyon düzeyinde zenginleştirmesi için makul bir sivil gerekçe bulunmadığını savunuyor. UAEA da bunun ciddi endişe yarattığını belirtiyor. Ajansa göre, nihayetinde nükleer silah üretimine yönelmeden bu seviyede zenginleştirmeye giden başka bir ülke bulunmuyor.

Buna karşın, saldırılardan önce UAEA, İran’da nükleer silah edinmeye yönelik koordineli bir program olduğuna dair güvenilir bir gösterge bulunmadığını açıklamıştı. İran’ın böyle bir yola girmesi halinde nükleer bomba geliştirmesinin ne kadar süreceği ise yoğun tartışma konusuydu.

Tahran, nükleer silah edinme hedefi olduğunu reddediyor. Nükleer Silahların Yayılmasının Önlenmesi Anlaşması’na taraf olan İran’ın, nükleer silah geliştirmeye yönelmediği sürece enerji üretimi ve araştırma amaçlarıyla uranyum zenginleştirme hakkı bulunuyor.

İsfahan’da bulunan Natanz uranyum zenginleştirme tesisinin iç görünümü (Reuters)İsfahan’da bulunan Natanz uranyum zenginleştirme tesisinin iç görünümü (Reuters)

İran’ın, uranyumu zenginleştirebilen santrifüjlerden sayısı bilinmeyen bir miktarı, yeri açıklanmayan depolarda muhafaza ettiği belirtiliyor. Zenginleştirilmiş uranyum stokunun mevcut büyüklüğü de şu aşamada netlik kazanmadığı için, İran’ın bu iki unsuru gizlice bir araya getirerek silah yapımında kullanılabilecek düzeyde uranyum üretme riski bulunduğu ifade ediliyor. Bunun, Nükleer Silahların Yayılmasının Önlenmesi Anlaşması kapsamındaki yükümlülüklerin ihlali anlamına geleceği kaydediliyor.

Mevcut durumda, İran’ın zenginleştirilmiş uranyum stokunun tespitine yönelik arayışın bir süre daha devam etmesinin muhtemel olduğu değerlendiriliyor.