Lübnan ve İran bölgesi üzerine güçlü ve başarısız bahisler

Ülkenin neredeyse iki yıldır cumhurbaşkanının olmaması ve Hizbullah'ın tek başına “direniş ekseni” içinde Gazze için İsrail’e karşı bir savaş yürütmesi artık ironik değil.

Lübnan Temsilciler Meclisi Başkanı Nebih Berri, Avrupa Birliği Dış Politika Yüksek Temsilcisi Josep Borrell ile 12 Eylül Perşembe günü Beyrut'ta bir araya geldi (Reuters)
Lübnan Temsilciler Meclisi Başkanı Nebih Berri, Avrupa Birliği Dış Politika Yüksek Temsilcisi Josep Borrell ile 12 Eylül Perşembe günü Beyrut'ta bir araya geldi (Reuters)
TT

Lübnan ve İran bölgesi üzerine güçlü ve başarısız bahisler

Lübnan Temsilciler Meclisi Başkanı Nebih Berri, Avrupa Birliği Dış Politika Yüksek Temsilcisi Josep Borrell ile 12 Eylül Perşembe günü Beyrut'ta bir araya geldi (Reuters)
Lübnan Temsilciler Meclisi Başkanı Nebih Berri, Avrupa Birliği Dış Politika Yüksek Temsilcisi Josep Borrell ile 12 Eylül Perşembe günü Beyrut'ta bir araya geldi (Reuters)

Refik Huri

Papa Francis, Papa İkinci John Paul'un Lübnan'a yönelik “ülke – mesaj” vizyonunu hatırlatıyor. Tekrar tekrar “Lübnan bir barış projesidir ve öyle kalmalıdır” diyor. Ama ülke ne anayasasında belirtildiği gibi yalnızca “tüm vatandaşlarının nihai vatanı” ne de özü siyasi anlamda “birlikte yaşamak” olan mesaj, ülkeyi kalıcı barış içinde yönetecek sosyal demokrat bir devlet olmadan tamamlanarak “dünyaya bir model” olamaz. Ama bugün Lübnan sanki bir anıya dönüşmüş ya da sanal bir dünyaya aitmiş gibi görünüyor. Bir “barış projesi” olan ülke, bağımsızlığından bu yana yalnızca savaşlar arasında birkaç istisnai barışçıl yıl yaşadı. İç savaşlar ve dış savaşlar eksik olmadı. Filistin silahlı mücadelesi günlerinde, Filistin Kurtuluş Örgütü ve İsrail güçlerinin oynadığı “Lübnan arenası” olarak anılıyordu. Suriye vesayeti döneminde lakabı “Suriye'nin arka bahçesi” oldu. Batı'ya karşı Beyrut'ta sert, Şam'da ise yumuşak bir oyun oynanıyordu. İran'ın açıklanmamış vesayeti döneminde ise yeniden sadece bir “arena” değil, “arenalar birliği” stratejisinin bir parçası oldu. Gazze savaşında Hamas'a destek arenası ve İran İslam Cumhuriyeti ve bölgesel projesinin savunma alanına dönüştü. Filistin'in kurtuluşu için direniş ekseninin arenalarından biri, Tahran'ın “Batı Asya” olarak adlandırdığı Ortadoğu bölgesinden Batı nüfuzunu uzaklaştırmak için ABD ve Avrupalı ​​Batı ile mücadele alanı oldu. Dahası, değişim sosyal dokuyu da etkiledi. Bir dini grup lehine diğer dini grupları etkileyen demografik bir değişim yaşandı. Dar Lübnan'da 2 milyondan fazla yerinden edilmiş Suriyelinin varlığı nedeniyle toplumsal değişim artık geçici değil. Partiler ve akımlar arasındaki bölünmenin yoğunluğunun ve derinliğinin artması anlamında siyasi değişim, siyasi krizi ulusal bir kriz haline getiriyor. Ülkenin neredeyse iki yıldır cumhurbaşkanının olmaması, Hizbullah’ın direniş ekseni içinde tek başına Gazze için İsrail’e karşı bir savaş yürütmesi artık ironik değil. Anayasayı perde arkasında ya da özel meclislerde fısıltılarla gizlice askıya alan “Şii İkilisinin” hakimiyetindeki “başka bir Lübnan”dan söz etmek artık ironik değil. Başka bir Lübnan ne bir ülke ne de bir mesaj, daha ziyade İran'ın bölgesel projesi içerisinde kalıcı bir savaşın alanı. Bugünlerde duyduklarımız arasında en hafifi, Lübnan’ın geçmişini, dengelerini, politikalarını, uzlaşılarını, Mişel Şiha’nın “yanlış anlama üzerinde anlaşmaya varma” hilesini unutma çağrısıdır. Lübnan'daki oyunda, uzlaşıları ve dengeleri “dizayn etme”yi bilenler değil, aşırı güce sahip olanlar öne çıkıyor. Bölgedeki oyunu ise İranlı, Türk ve İsrailli bölgesel oyuncular yönetiyor. Netanyahu ne yaparsa yapsın, ABD ne yaparsa yapsın ve Arap liderlerin hareketlerinin temeli ne olursa olsun Gazze savaşı iki şey gösteriyor; birincisi İran, Devrim Muhafızları'na bağlı örgütler aracılığıyla vekaleten İsrail’e karşı savaşta tek güç haline geldi. Bölgenin jeopolitik haritasında müzakere saati vurduğunda ABD ile müzakere masasında öne çıkacak birinci bölgesel güce, Çin ve Rusya'nın yanındaki güçlü oyuncuya dönüştü. İkincisi ise uluslararası toplumun Lübnan adına muhatap aldığı tarafın artık “Şii İkilisi” olduğudur. Lübnan Cumhuriyeti’nin bir cumhurbaşkanı yok, sadece Şii İkilisinin elinde bir araç olan geçici bir hükümet var.

Daha da tehlikelisi, Lübnan'ın stratejisiyle ilişkilendirildiği arenalar birliği, sadece Gazze savaşında Hamas’ı desteklemek için mevcut değil. Bugün Gazze için yarın Yemen'deki Husi Ensarullah için yarından sonraki gün Iraklı Haşdi Şabi Güçleri, ondan sonraki gün de Suriye rejimi için var. Ama dün, bugün, yarın ve her zaman İran rejimi, nüfuzu ve bölgesel projesi için var. Batı, Gazze savaşı ve diğer savaşlardan sonra müzakere masasında Tahran'a istediğini sunmadan önce İran’ın Batı ile mücadelesi için mevcut. Ancak karmaşık bir dünyanın kendisi için rekabet ettiği karmaşık bir Ortadoğu'da mesele bu kadar basit değil. Basit soru şu; Lübnan'da bir dini grup diğer dini gruplara üstün gelebilir mi? Arap dünyası kendisini, rolünü ve geleceğini savunma yeteneğinden yoksun, yalnızca bölgesel nüfuz mücadelesinin sahnesi haline mi geldi? Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı analize göre bunun en basit yanıtı,18 dini gruptan oluşan ülkede, bir dini grubun hakimiyetinin sonuçta başarısızlığa mahkûm bir proje olduğudur. İran'ın bölgesel hakimiyeti de ne kadar füze, İHA ve silahlı ideolojik örgüt toplarsa toplasın, bir yanılsamaya yakın proje ve kabusa dönüşmesi muhtemel bir rüyadır. Çağlar boyunca hiçbir güç Lübnan'ın kimliğini değiştirmeyi başaramadı. Ortadoğu'yu tekeline alan, Arap dünyasına hâkim olabilen bölgesel veya uluslararası bir güç olmadı. Ayrıca Gazze'deki Hamas hareketine arenalar birliği üzerinden verilen destek savaşı, tarafların birbirine zarar verebileceği bir yıpratma savaşıdır. Ancak bu savaş, Tahran'ın bahse girdiği gibi hiçbir yere götürmez ya da jeopolitik haritada dramatik bir değişikliğe yol açmaz. İsrail projesi, kendi askeri gücünün unsurları ne olursa olsun ve doğrudan Amerikan desteğine rağmen, silinmesi, topraklarından çıkarılması ve direnişinin engellenmesi mümkün olmayan bir Filistin halkıyla karşı karşıyadır. Türk projesi, Mısır ve Tunus'ta Müslüman Kardeşler’in çöküşü ve Suriye'de Arap Baharı olarak adlandırılan dönemde başarısızlığa uğramasıyla çöktü. Görünmezlik ile gücün birleşimi üzerine inşa edilen İran projesi, sonuçta bölgedeki ezici çoğunluğa ve büyüklerin çıkarlarına tosladı. Büyük İngiliz tarihçi Arnold Toynbee'nin dediği gibi; zorluk ne kadar büyükse, teşvik de o kadar büyük olur.

*Bu analiz Şarku’l Avsat tarafından Independent Arabia’dan çevrilmiştir.



Pezeşkiyan: İran, küresel güçlerin baskısına boyun eğmeyecek

İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, (Reuters)
İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, (Reuters)
TT

Pezeşkiyan: İran, küresel güçlerin baskısına boyun eğmeyecek

İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, (Reuters)
İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, (Reuters)

İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan bugün yaptığı açıklamada, ülkesinin ABD ile nükleer görüşmeler sürerken dünya güçlerinin baskısına "boyun eğmeyeceğini" söyledi.

Reuters'ın haberine göre Pezeşkiyan televizyonda yayınlanan konuşmasında, "Dünya güçleri bizi boyun eğmeye zorlamak için sıraya giriyor... ama bize yarattıkları tüm sorunlara rağmen başımızı eğmeyeceğiz" ifadelerini kullandı.

ABD Başkanı Donald Trump perşembe günü, İran'a iki taraf arasındaki devam eden müzakerelerde "anlamlı bir anlaşmaya" varması için 15 günlük bir ültimatom verdi, aksi takdirde "kötü sonuçlarla" karşılaşacakları uyarısında bulundu. Tahran ise uranyum zenginleştirme hakkını yineledi.

ABD'nin bölgedeki askeri yığılması devam ederken, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, ABD müttefiki olan ülkesinin Tahran'ın herhangi bir saldırısına güçlü bir şekilde karşılık vereceği konusunda uyardı.

ABD ve İran, Umman'ın arabuluculuğuyla 6 Şubat'ta dolaylı görüşmelere yeniden başladı. Salı günü Cenevre'de ikinci tur görüşmeleri gerçekleştirdikten sonra müzakerelere devam etme niyetlerini açıkladılar.

İran çarşamba günü bu müzakereleri ilerletmek için bir taslak çerçeve hazırladığını açıklarken, ABD, Tahran'a saldırmak için "birden fazla neden" olduğunu belirterek uyarı tonunu korudu.

Trump, “Yıllar içinde İran'la uygulanabilir bir anlaşmaya varmanın kolay olmadığı kanıtlandı. Uygulanabilir bir anlaşmaya varmalıyız, yoksa kötü şeyler olacak” dedi.

Şöyle devam etti: “Bir adım daha ileri gitmemiz gerekebilir, gitmeyebiliriz veya bir anlaşmaya varabiliriz. Bunu muhtemelen önümüzdeki 10 gün içinde öğreneceksiniz.” Daha sonra Trump, gazetecilere sürenin “10-15 gün” olduğunu söyledi.


İnfaz fotoğrafları gündem oldu: Yunanistan "ülke mirasını" satın alıyor

İnfazdan hemen önce 200 komünistin fotoğrafları çekilmiş (Ebay/Greece at WW2 archives)
İnfazdan hemen önce 200 komünistin fotoğrafları çekilmiş (Ebay/Greece at WW2 archives)
TT

İnfaz fotoğrafları gündem oldu: Yunanistan "ülke mirasını" satın alıyor

İnfazdan hemen önce 200 komünistin fotoğrafları çekilmiş (Ebay/Greece at WW2 archives)
İnfazdan hemen önce 200 komünistin fotoğrafları çekilmiş (Ebay/Greece at WW2 archives)

Yunanistan Kültür Bakanlığı, Naziler tarafından kurşuna dizilen 200 komünistin son anlarına ait olduğu belirtilen fotoğrafları bir Belçikalı koleksiyoncudan almak için ön anlaşma imzaladı.

Bu fotoğrafların ülke mirası olduğunu kabul eden Atina yönetimi, anlaşmanın detaylarını açıklamadı.

Anlaşma üzerine internetteki satış ilanı yayından kaldırıldı. 

Kültür Bakanı Lina Mendoni, koleksiyoncu Tim de Craene'nin yanına giden uzmanların, fotoğrafların gerçek olduğunu tespit ettiğini cuma günü duyurdu. 

200 komünistin, 1 Mayıs 1944'te Atina'nın banliyölerinden Kesariani'de infaz edilmeden önce çekildiği bildirilen 12 fotoğraf, geçen hafta eBay'de satışa çıkarılmıştı. 

Yunanistan Kültür Bakanlığı'nın Belçika'ya gönderdiği uzmanlar, bunların 1943-1944'teki Nazi işgali sırasında Yunanistan'da görevlendirilen Alman komutanlarından Hermann Heuer'ın imzasını taşıyan 262 fotoğraflık koleksiyonun bir parçası olduğunu fark etti. 

Ölüme yürüyen direnişçilerin marş söylediği görülüyor (Ebay/Greece at WW2 archives)Ölüme yürüyen direnişçilerin marş söylediği görülüyor (Ebay/Greece at WW2 archives)

200 komünist siyasi mahkumun Naziler tarafından kurşuna dizilmesi, o dönemin en büyük katliamlarından biri olarak kabul ediliyor. Olaya dair fotoğraflar ilk kez gün yüzüne çıkarken açık artırma girişimi tepki çekti.

Teselya Üniversitesi'nde toplumsal tarih dersleri veren Polymeris Voglis, New York Times'a şu yorumu yaptı:

Kendi infazlarına yürüyen bu kişilerin yüzlerini 82 yıl sonra ilk kez görüyoruz. Boyun eğmeyen duruşları beni çok etkiledi.

Voglis bu fotoğrafların ders kitaplarına eklenmesi gerektiğini ifade etti. 

Kesariani'de Nazilerin öldürdüğü komünistler için yapılan bir anıt, fotoğrafların gündem olmasının ardından tahrip edildi. 

Anıtı onaracağını bildiren Kesariani Belediyesi, "Bazılarını ne kadar rahatsız ederse etsin tarihi hafıza silinemez" dedi.

II. Dünya Savaşı biterken Batı destekli yönetimle komünistler arasında patlak veren iç savaş 1949'a kadar sürmüştü. O dönemde yaşanan kutuplaşmaların etkileri, günümüzde de hissediliyor. 

Independent Türkçe, New York Times, France24, AP


Amerika ve Avrupa... Zorlu evlilik ve acı boşanmanın alternatifi olarak zorunlu birlikte yaşama

Almanya’nın Düsseldorf kentinde düzenlenen bir festivalde sergilenen heykelde, ABD Başkanı Donald Trump ve Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in bir ineği yediği, ineğin üzerinde ise Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen'in oturduğu görülüyor. (AFP)
Almanya’nın Düsseldorf kentinde düzenlenen bir festivalde sergilenen heykelde, ABD Başkanı Donald Trump ve Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in bir ineği yediği, ineğin üzerinde ise Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen'in oturduğu görülüyor. (AFP)
TT

Amerika ve Avrupa... Zorlu evlilik ve acı boşanmanın alternatifi olarak zorunlu birlikte yaşama

Almanya’nın Düsseldorf kentinde düzenlenen bir festivalde sergilenen heykelde, ABD Başkanı Donald Trump ve Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in bir ineği yediği, ineğin üzerinde ise Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen'in oturduğu görülüyor. (AFP)
Almanya’nın Düsseldorf kentinde düzenlenen bir festivalde sergilenen heykelde, ABD Başkanı Donald Trump ve Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in bir ineği yediği, ineğin üzerinde ise Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen'in oturduğu görülüyor. (AFP)

Antoine el-Hac

ABD Başkan Yardımcısı J. D. Vance’ın geçen yılki Münih Güvenlik Konferansı’nda yaptığı konuşma, Avrupa için adeta bir alarm zili oldu. Eleştirel ve suçlayıcı tonuyla dikkat çeken konuşma, Başkan Donald Trump’ın ikinci döneminin, Beyaz Saray’ın NATO ve Avrupa ile ilişkilerinde daha sert bir tutum benimseyeceğinin en açık işareti olarak değerlendirildi.

Bu yıl ise ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, Münih’teki konuşmasında başkanına olan bağlılığı ile Avrupa ile derin ilişkiler arasında bir denge kurdu. Ülkesini Avrupa’nın ‘çocuğu’ olarak tanımlayan Rubio, eski kıta liderlerine, “Sevgili müttefiklerimiz ve eski dostlarımızla birlikte yeni bir küresel düzen inşa etmeye kararlıyız” mesajını verdi. Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen ise bu açıklamalardan ‘çok memnun’ olduğunu belirtti.

Miami’de Kübalı ebeveynlerden doğan Rubio, ortak kültürel bağlara da dikkat çekti; Beethoven ve Mozart’ın yanı sıra The Beatles ve The Rolling Stones gibi grupları örnek gösterdi. Rubio, “Geleceğiniz ve geleceğimiz bizim için çok önemli. Bazen görüş ayrılıkları yaşayabiliriz, ancak bu farklılıklar, Avrupa’ya duyduğumuz derin kaygıdan kaynaklanıyor” dedi.

ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, 14 Şubat 2026 tarihinde Münih Güvenlik Konferansı’nda konuşma yapıyor. (AFP)ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, 14 Şubat 2026 tarihinde Münih Güvenlik Konferansı’nda konuşma yapıyor. (AFP)

Ancak Foreign Policy dergisinde konferansın ardından yapılan değerlendirmede, “Birçok Avrupa lideri özel oturumlarda endişelerini dile getirdi; Trump’ın son dönemde Grönland’ı ele geçirme tehdidini kırmızı çizgiyi aşma olarak gördüler. Rubio’nun Hristiyanlık ve Batı uygarlığına yaptığı vurgular ise bazıları için etnik çağrışımlar içeriyormuş gibi göründü” ifadeleri yer aldı.

Batı dışından konferansa katılanlar, Rubio’nun Avrupa’yı ABD’nin yanında Batı’yı genişletme yoluna davet etmesini, yeni kıtalara yerleşme ve dünya çapında imparatorluklar kurma vurgusuyla birlikte, yeniden sömürgeleştirme mesajı olarak yorumladı.

Rubio, Trump’ın Avrupa’nın göç ve iklim değişikliği konularındaki yaklaşımına yönelik eleştirilerini de yineleyerek, ABD’nin gerekirse kendi yolunu tek başına açmaya hazır olduğunu belirtti. Rubio, ülkesinin NATO ittifakını canlandırmak istediğini vurgulasa da Avrupa’nın buna olan iradesi ve kapasitesine şüpheyle yaklaştı.

Konuşma, Rubio’nun Trump’ın politik önceliklerine uyum ile Avrupa ortaklarını güvence altına alma arasında dikkatle kurması gereken dengeyi ortaya koydu. Cumhuriyetçi yönetimdeki birçok kişiden farklı olarak Rubio, ABD’nin dış politika hedeflerini gerçekleştirebilmesi için Avrupa ile ilişkilerde daha fazla diplomasiye ihtiyaç duyduğunu biliyor.

Rubio’nun görevi ve diplomasiye liderlik etmesi, tonunun göreceli olarak ılımlı olmasının nedeni olarak görülüyor. Rubio, güvenlik ve askeri kurumların varlığını -özellikle NATO’yu- her zaman desteklemişti. Örneğin 2019’da herhangi bir ABD başkanının NATO’dan çekilmesini engellemek için Cumhuriyetçi ve Demokrat partiler arasında yürütülen ortak çabanın parçası olmuştu. O dönemde, “Ulusal güvenliğimiz ve Avrupa’daki müttefiklerimizin güvenliği için ABD’nin NATO içinde etkin bir rol oynamaya devam etmesi hayati önemdedir” demişti.

Ukrayna’nın doğusundaki Donetsk cephesinde top ateşleyen Ukraynalı bir asker (AFP)Ukrayna’nın doğusundaki Donetsk cephesinde top ateşleyen Ukraynalı bir asker (AFP)

Başka bir örnekte, Rubio’nun, ABD’nin taahhüdü konusunda Vladimir Zelenskiy’ye belirli güvence verdiği belirtiliyor. Aynı zamanda, savaşın sona ermesi için Ukrayna’nın zor tavizler kabul etmesi gerektiği uyarısında bulundu. Bu yaklaşım, Vance’in daha önce ABD’nin ‘birkaç mil toprak için’ on milyonlarca dolar harcamasının gerekçelerine şüpheyle bakmasından farklı.

Rubio’nun Münih’teki konuşması, Vance’in bir yıl önceki konuşmasına göre daha az bölücü olsa da Trump döneminde ABD dış politikasında herhangi bir temel değişikliği yansıtmıyor. Yeni denklem şöyle özetlenebilir: ABD, bazı çıkarlarını Avrupa ile paylaşsa da değerlerini paylaşmıyor.

Büyük Atlantik mesafeleri

Konu sadece konuşmalar, anlatılar veya dil üslubu meselesi değil; dünya, ittifakların, çekişmelerin ve hatta düşmanlıkların değiştiği yeni bir gerçekliği yaşamaya başladı.

Özellikle Avrupa’da, yüzyıllar boyunca en yıkıcı savaşları yaşamış kıtada birçok kişi, kendilerini Rusya’nın yayılmacı eğilimleri ile Çin’in saldırgan ekonomik politikaları arasında ve hızla değişen eski yakın müttefik ABD’nin arasında açıkta ve tehlikeye maruz hissediyor.

Eurobarometer tarafından yapılan yakın tarihli bir ankete göre, Avrupalıların yüzde 68’i ülkelerinin  tehdit altında olduğunu düşünüyor.

Bugün Atlantik ötesi ilişkiler incelendiğinde, bu yılki Münih Güvenlik Konferansı’nın manzarası, stratejik bir ‘bilişsel uyumsuzluk’ durumunu yansıtıyor. Psikolojide bilişsel uyumsuzluk, inançlar ile davranışlar arasında uyumsuzluk olduğunda ortaya çıkan zihinsel gerilimi ifade eder.  Antoine el-Hac’ın Şarku’l Avsat için kaleme aldığı analize göre Münih’te bu çelişki açıkça görüldü: dostluk açıklamaları, derin güvensizlik sinyalleriyle yan yana, stratejik güvence ise politik kararlarla çelişiyordu. Sonuç, biçimde birleşik ama özde sıkıntılı bir Avrupa-Amerika ittifakı oldu; bu durum, uygun önlem alınmazsa açık bir çatışma riski taşıyor.

Bu bağlamda Almanya Savunma Bakanı Boris Pistorius, ABD’nin Avrupa’yı sonsuza dek koruyamayacağını kabul etti, ancak bölgesel baskılara -özellikle Grönland konusuna- kesin bir şekilde karşı çıktı. Pistorius, “Barış ve güvenliği sağlamak için uluslararası kuruluşlara başvurulmalı” dedi ve Avrupa Birliği (AB) ile ABD’nin bunu ancak birlikte başarabileceğini vurguladı. Bu tutum, ABD’nin iş birliği ve kolektif disiplin çağrısını temel alan yaklaşımıyla çelişiyor; söz konusu yaklaşım, İkinci Dünya Savaşı’ndan bu yana geçerli olan kurallara ters düşen yeni bir oyun kuralı öneriyor.

Danimarka Kutup Komutanlığı tarafından Grönland’da düzenlenen bir eğitim tatbikatına katılan askerler (Reuters)Danimarka Kutup Komutanlığı tarafından Grönland’da düzenlenen bir eğitim tatbikatına katılan askerler (Reuters)

Ada ve buz

İstikrarı en çok sarsan anlaşmazlıklardan biri Grönland meselesi oldu. Danimarka Başbakanı Mette Frederiksen, konunun hâlâ açık bir yara olduğunu belirtti. Donald Trump, Danimarka ve Avrupa’nın tepkilerini dikkate almadan, Danimarka egemenliğine bağlı ada ile ilgili cesur pozisyonunu açıkladı.

Bazı gözlemciler ve analistler, Münih’te ve diğer duraklarda gözlemlenen tutumların, mevcut krizin yalnızca siyasi elitler arasındaki iletişim eksikliğinden kaynaklanmadığını, daha geniş bir uyumsuzluk olduğunu gösterdiğini belirtiyor. Avrupa halkının kayda değer bir kısmı, ABD’nin kendilerini askeri saldırılara karşı korumayacağına inanıyor.

Bu nedenle Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, Fransa’nın caydırıcı şemsiyesini Avrupa’nın geri kalanını kapsayacak şekilde genişletme tartışmasını yeniden açtı. Ancak bu güç gösterisi sağlam temellere dayanmıyor; yaklaşık 300 Fransız nükleer başlığı, 4 bin 309 nükleer başlığa sahip Rus cephaneliği karşısında caydırıcı olamaz. Avrupa ortaklarıyla bütünleşik bir komuta, kontrol ve iletişim sistemi olmadan hiçbir savunma sistemi anlam ifade etmiyor.

Öte yandan Birleşik Krallık Başbakanı Keir Starmer Fransa ile iş birliğine hazır olduğunu ifade etse de Fransa’nın nükleer silahları yerel üretimken, İngiltere’nin nükleer caydırıcılığı, İngiliz yapımı savaş başlıkları taşıyan ve Kraliyet Donanması’nın denizaltılarında konuşlandırılan ABD yapımı Trident 2 D5 füzelerine dayanıyor. Bu nedenle İngiliz caydırıcılığı bağımsız değil ve bu stratejik açıdan kritik bir gerçek.

Avrupa liderleri, ülkelerinin mali, sosyal ve yaşam koşullarıyla ilgili sorunlar yaşadığını bilerek, ekonomik çıkar çatışmaları ve farklı söylemlere rağmen ‘Atlantik boşanmasının’ mümkün olmadığını anlıyor. Zor bir evliliğin maliyeti, acı bir boşanmadan daha azdır. Dolayısıyla zayıf taraf, ilişki sürekli gerilimli olsa da güçlü tarafla kalmak zorunda.

ABD Başkanı Donald Trump ve Çin Devlet Başkanı Şi Cinping’in birleştirilmiş görüntüsü (Reuters)ABD Başkanı Donald Trump ve Çin Devlet Başkanı Şi Cinping’in birleştirilmiş görüntüsü (Reuters)

Bu liderler, Donald Trump ve ekibinin söyleminin değişmeyeceğini ve mesajının AB’yi zayıf ve yönelimlerinde hatalı gösterme amacını sürdüreceğini de biliyor. Ancak AB’nin sosyal piyasa ekonomisi modeli ve açıklık taahhüdü hâlâ somut kazançlar sağlıyor. Tereddüt ve şüphe yerine, AB’nin güçlü yönlerine yatırımını artırması ve deneyimini, özellikle ABD ile Çin arasındaki jeopolitik rekabetin yoğunlaştığı bu dönemde, iş birliği ve entegrasyon modeli olarak öne çıkarması gerekiyor. Avrupa başarılı olursa, bu sürekli dengesi bozulan bir dünya için yararlı olur; başarısız olur ise kıta, yıkıcı çatışmaların sahnesi haline gelebilir.