Netanyahu... Dünyayı kendisine hizmet etmesi için nasıl kullandı?

Binyamin Netanyahu'nun 1999'daki yırtık seçim posteri (Getty)
Binyamin Netanyahu'nun 1999'daki yırtık seçim posteri (Getty)
TT

Netanyahu... Dünyayı kendisine hizmet etmesi için nasıl kullandı?

Binyamin Netanyahu'nun 1999'daki yırtık seçim posteri (Getty)
Binyamin Netanyahu'nun 1999'daki yırtık seçim posteri (Getty)

Binyamin Netanyahu Amerika Birleşik Devletleri'nde mobilya satıcılığından İsrail Başbakanlığına nasıl yükseldi?

Bugün Ortadoğu ve dünyadaki olayların merkezinde yer alan bir ülkeyi yönetiyor. Ülkelerin ve insanların kaderlerini kontrol ediyor, başkanlar, krallar, ordu ve istihbarat şefleriyle muhatap oluyor. Oysa normal bir durumda herhangi bir siyasi rakibinin kolayca kurbanı olabilirdi. Kişiliğini deşifre etmek çok zor, şaşırtıcı ve şok edici, ancak çok iyi ustalaştığı bir şey var. Bu da pazarlama yönetimi ve kişisel çıkarlarını her şeyin üstünde tutmak. Eğer bir şey istiyorsa, onu elde etmek için her yolu deneyecektir.

İsveç kerestesini kayın ağacı gibi göstererek işe yarayan ve yaramayan şeyleri sattığı biliniyordu. Şarku’l Avsat’ın elde ettiği bilgiye göre dükkân sahibi kötü bir üründen kurtulmaya karar verirse, bu görevi Netanyahu'ya verir ve Netanyahu da onu en iyi ürünmüş gibi tanıtırdı. Yüzünde hiçbir belirti olmadan yalan söylerdi. Alır ve ödeme yapmaz. Atlatma, dolandırıcılık ve sahtekârlık, yüksek seviyedeki konuşma yeteneği sayesinde müşterilere aktarılır. Keşfedilmeden önce, tüm pazarlama becerilerini de beraberinde getirerek siyasete atılmıştı. Politikaları radikal kapitalist ve kendisi kibirli bir Aşkenaz olmasına rağmen, Doğu yoksullarının çoğunluğu arasında popüler bir taban oluşturmayı başardı.



Melania Trump'ın beklenmedik Epstein açıklamasının nedeni nihayet ortaya çıktı

ABD First Lady'si Melania Trump, kendisi ve ABD Başkanı'nın hayatını kaybetmiş seks suçlusu Jeffrey Epstein'le ilişkisine dair nisanda yaptığı ayrıntılı konuşmayla Washington'ı şaşkına çevirmişti (Reuters)
ABD First Lady'si Melania Trump, kendisi ve ABD Başkanı'nın hayatını kaybetmiş seks suçlusu Jeffrey Epstein'le ilişkisine dair nisanda yaptığı ayrıntılı konuşmayla Washington'ı şaşkına çevirmişti (Reuters)
TT

Melania Trump'ın beklenmedik Epstein açıklamasının nedeni nihayet ortaya çıktı

ABD First Lady'si Melania Trump, kendisi ve ABD Başkanı'nın hayatını kaybetmiş seks suçlusu Jeffrey Epstein'le ilişkisine dair nisanda yaptığı ayrıntılı konuşmayla Washington'ı şaşkına çevirmişti (Reuters)
ABD First Lady'si Melania Trump, kendisi ve ABD Başkanı'nın hayatını kaybetmiş seks suçlusu Jeffrey Epstein'le ilişkisine dair nisanda yaptığı ayrıntılı konuşmayla Washington'ı şaşkına çevirmişti (Reuters)

Josh Marcus ABD Muhabiri 

ABD First Lady'si Melania Trump'ın, Jeffrey Epstein skandalı ve Trump ailesinin hayatını kaybetmiş seks suçlusuyla bağları hakkında nisanda yaptığı konuşma, Washington'ı şaşırtmıştı. First Lady, kamuoyu karşısındaki açıklamasında mağdurların yanında yer alıyor ve dolaylı olarak, Epstein belgelerinin tamamen yayımlanmasına aylarca direnen Trump yönetimine karşı iki partinin ABD Kongresi'nde başlattığı isyanı destekliyordu.

First Lady'nin üst düzey danışmanlarından biri, onu sesini çıkarmaya iten nedenler hakkında daha fazla ayrıntı verdi.

First Lady'nin kıdemli danışmanlarından Marc Beckman, Politico'ya yaptığı açıklamada "Mesele, First Lady'nin Jeffrey Epstein'le geçmişte de şimdi de hiçbir bağlantısı olmadığı gerçeğini kamuoyuna açıkça belirtmekti" dedi.

Mağdurların savunucusu ve lideri olmak istedi ve sonunda da Kongre'ye, mağdurlara isterlerse Kongre kayıtlarına geçme, Kongre huzuruna çıkma ve kayıtlara geçme imkanı vermesi çağrısında bulundu.

Nisandaki konuşmasında Trump, Epstein'le hiçbir zaman arkadaşlık kurmadığını, onun kurbanı olmadığını, suçlarına hiçbir zaman tanıklık etmediğini ve bu suçlarda yer almadığını söylemişti. Ayrıca Epstein'in kendisini Donald Trump'la tanıştırdığı iddialarını da yalanlayarak Kongre'yi, mağdurların sesini kamuya açık bir oturumda doğrudan dinlemeye çağırmıştı.

First Lady, "Bu mağdurlara, yeminli ifade yetkisiyle Kongre karşısında yeminli ifade verme fırsatı sunun" demişti. 

Her bir kadın, hikayesini bir gün kamuoyuna anlatabilmeli.

Trump'ın konuşması şaşkınlık, övgü ve eleştiri gibi karışık tepkiler almıştı.

Bir grup Epstein mağduru o ay yaptıkları açıklamada Trump'ı, davalarını sürdürme yükümlülüğünü ABD Adalet Bakanlığı'na değil de mağdurlara yüklemekle suçlamış, Adalet Bakanlığı ise ABD Başkanı'nın itirazlarına rağmen Kongre'nin zorlamasıyla Epstein belgelerini 2025'te yayımlamaya başlamıştı.

Açıklamada "First Lady Melania Trump; Adalet Bakanlığı, kolluk kuvvetleri, savcılar ve hâlâ Epstein Belgeleri Şeffaflık Yasası'na tam uymayan Trump Yönetimi gibi iktidar sahiplerini koruyan siyasileşmiş koşullar altında, yükü mağdurların omuzlarına yüklüyor" diye yazılmıştı.

Diğerleri ise Melania Trump'ın kamuoyu karşısındaki tutumunu övmüştü.

Kendi cinsel istismar deneyimlerini açıkça paylaşan Temsilciler Meclisi Üyesi Nancy Mace, konuşmanın ardından X'te, "Bir mağdur olarak, bu siyasi değil, kişisel bir mesele ve ABD First Lady'sinin ayağa kalkıp Epstein kurbanları için adalet talep etmesi gerçekten çok önemli bir adım" diye yazmıştı. 

Bu kadınlar duyulmayı hak ediyor. Bugün duyuldular.

ABD Adalet Bakanlığı, mağdurların gizliliğini korumak amacıyla açıklanmaması gerektiğini savunarak Epstein'le ilgili bazı belgelerin yayımlanmasına karşı çıkmaya devam ediyor (AFP)ABD Adalet Bakanlığı, mağdurların gizliliğini korumak amacıyla açıklanmaması gerektiğini savunarak Epstein'le ilgili bazı belgelerin yayımlanmasına karşı çıkmaya devam ediyor (AFP)

ABD Başkanı Trump, First Lady'nin bir açıklama yapacağından haberdar olduğunu ancak açıklamanın içeriğini bilmediğini söylemişti.

Trump, konuşmanın ardından The New York Times'a "Bu beni rahatsız etmiyor" demişti. 

Açıklamanın ne olduğunu bilmiyordum ama bir açıklama yapacağını biliyordum.

Bir federal yargıcın belgeleri ya yayımlaması ya da neden gizlendiğini açıklaması yönündeki emrine rağmen Adalet Bakanlığı, Jeffrey Epstein'le ilgili soruşturma dosyalarındaki bazı sansürlenmiş bilgileri paylaşmayı reddetmeyi sürdürüyor.

Bu belgeler arasında, Başkan Trump hakkında doğrulanmamış saldırı iddialarında bulunan bir kadınla görüşen müfettişlerin sorgu notları da var.

Başkan, Epstein'le bağlantılı herhangi bir cezai eylemle suçlanmadı.

Independent Türkçe,independent.co.uk/news


50 Avrupa Parlamentosu üyesinden FIFA'ya çağrı: Trump'a verilen “Barış Ödülü” soruşturulsun

ABD Başkanı Donald Trump ve FIFA Başkanı Gianni Infantino, Barış Ödülü töreninde (Reuters)
ABD Başkanı Donald Trump ve FIFA Başkanı Gianni Infantino, Barış Ödülü töreninde (Reuters)
TT

50 Avrupa Parlamentosu üyesinden FIFA'ya çağrı: Trump'a verilen “Barış Ödülü” soruşturulsun

ABD Başkanı Donald Trump ve FIFA Başkanı Gianni Infantino, Barış Ödülü töreninde (Reuters)
ABD Başkanı Donald Trump ve FIFA Başkanı Gianni Infantino, Barış Ödülü töreninde (Reuters)

Avrupa Parlamentosu'ndan 50 milletvekili, FIFA Başkanı Gianni Infantino'nun ABD Başkanı Donald Trump'a verdiği "Barış Ödülü"nün soruşturulması için Uluslararası Futbol Federasyonu'na (FIFA) çağrıda bulundu. Çağrı, insan hakları kuruluşu FairSquare'ın aralık ayında yaptığı başvuruya destek niteliği taşıyor.

FairSquare, dün yaptığı açıklamada, söz konusu mektubun, 2015 yılında Avrupa Parlamentosu'nun dönemin FIFA Başkanı Sepp Blatter'i istifaya çağırmasından bu yana, dünya futbolunun yönetimindeki kötü yönetişim ve kural ihlallerine karşı Avrupalı siyasetçiler tarafından yapılan en önemli girişim olduğunu belirtti.

Pazartesi tarihli mektupta, 13 Avrupa ülkesinden çoğunluğu Sosyal Demokrat, Liberal ve Yeşiller grubuna mensup 50 milletvekili, FIFA Etik Komitesi'ne soruşturmayı "en kısa sürede ve ciddiyetle" başlatması çağrısında bulundu. İngiltere merkezli FairSquare, yaklaşık yedi aydır bu soruşturmanın açılmasını talep ediyor.

İrlandalı Barry Andrews, Hollandalı Lara Wolters ve Danimarkalı Niels Fuglsang öncülüğünde kaleme alınan mektupta, 2026 Dünya Kupası nedeniyle bu yaz dünya kamuoyunun FIFA'ya odaklandığı belirtilerek, bunun kurumun siyasi tarafsızlık, şeffaflık ve hesap verebilirlik ilkelerine bağlılığını göstermesi için önemli bir fırsat olduğu ifade edildi.

FairSquare, geçen ay yalnızca Norveç Futbol Federasyonu'nun destek verdiği başvurusunda, Infantino'yu FIFA Etik Kuralları'nın 15. maddesinde yer alan tarafsızlık yükümlülüğünü, Donald Trump'ı kayırarak ihlal etmekle suçlamıştı.

Kuruluş, özellikle FIFA Etik Komitesi'nden, Trump'a geçen kasım ayında verilen ve daha önce benzeri bulunmayan "FIFA Barış Ödülü"nün hangi koşullarda verildiğinin incelenmesini talep ediyor. FairSquare, ödülün kriterleri ve verilme sürecine ilişkin FIFA'nın kamuoyuna herhangi bir açıklama yapmadığını savunuyor.

Şarku’l Avsat’ın edindiği bilgiye göre Kuruluş ayrıca, Infantino'nun geçen ekim ayında Trump'ın Nobel Barış Ödülü'ne aday gösterilmesi çağrısında bulunmasını ve ABD Başkanının iç politikalarına destek veren açıklamalarını da eleştirdi.

FairSquare, Infantino'nun "Trump'ın ulusal ve uluslararası siyasi gündemine açık desteğinin", hem futbolun hem de FIFA'nın tarafsızlığına ve itibarına zarar verdiğini öne sürdü.

FIFA ise Avrupa Parlamentosu üyelerinin mektubuna ilişkin AFP'nin yönelttiği sorulara dün ycevap vermedi. Kurum daha önce de FairSquare'ın başvurusu ve "Barış Ödülü"ne yönelik eleştiriler hakkında açıklama yapmamıştı.


NATO, transatlantik ortaklığını yeniden şekillendiriyor ve Türkiye bu denklemin merkezinde

Yapay zekâ tarafından oluşturulmuş illüstrasyon
Yapay zekâ tarafından oluşturulmuş illüstrasyon
TT

NATO, transatlantik ortaklığını yeniden şekillendiriyor ve Türkiye bu denklemin merkezinde

Yapay zekâ tarafından oluşturulmuş illüstrasyon
Yapay zekâ tarafından oluşturulmuş illüstrasyon

Antoine El Hac yazdı

Donald Trump'ın 20 Ocak 2025'te yeniden Beyaz Saray'a dönmesinin ardından transatlantik ortaklığının zayıfladığı yönündeki tartışmalar hız kazandı. Hatta bazı analistler, Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü'nün (NATO) tarihsel bir gerileme sürecine girdiğini öne sürdü. Ancak mevcut gelişmeler farklı bir tablo ortaya koyuyor. NATO dağılmaktan ziyade, ABD ile Avrupa arasındaki ilişkilerin kurallarını yeniden tanımlıyor ve onlarca yıldır Amerikan liderliğine dayanan modelden, sorumlulukların daha dengeli paylaşıldığı yeni bir yapıya geçiş yaşanıyor.

70 yılı aşkın süredir ABD'nin güvenlik şemsiyesi, NATO aracılığıyla Avrupa savunmasının temel dayanağını oluşturdu. Ancak uluslararası dengelerde yaşanan değişimler, Washington'un önceliklerinin farklılaşması ve Çin ile stratejik rekabetin artması, ardı ardına gelen ABD yönetimlerini Avrupalı müttefiklerden güvenlik alanında daha fazla sorumluluk üstlenmelerini istemeye yöneltti.

Kuzey Carolina kıyılarında ABD deniz kuvvetleriyle ortak eğitim tatbikatındaki iki Norveçli asker (Reuters)Kuzey Carolina kıyılarında ABD deniz kuvvetleriyle ortak eğitim tatbikatındaki iki Norveçli asker (Reuters)

Trump bu talepleri yüksek sesle dile getirse de Washington'un yaklaşımının temelleri daha önce atıldı. ABD, Çin'i en büyük stratejik rakip olarak görerek dikkatini giderek Hint-Pasifik bölgesine çevirmeye başlamıştı.

Buna karşılık Avrupa ülkeleri tehdit algısında farklı bir öncelik sıralamasına sahipler. Avrupa başkentlerinin büyük bölümü için Rusya kıta güvenliği açısından hâlâ en büyük tehdit olarak görülüyor. Ukrayna savaşı da kolektif savunmayı yeniden NATO'nun merkezine taşıdı. Washington ise Avrupa'nın savunmasına bağlılığını sürdürmekle birlikte, önümüzdeki on yıllarda uluslararası düzeni belirleyecek temel unsurun Çin ile rekabet olacağını değerlendiriyor.

NATO'nun uyum sağlama kapasitesi

Önceliklerdeki bu farklılık, ittifakın çöktüğü anlamına gelmiyor. Aksine, transatlantik ilişkinin daha gerçekçi temeller üzerinde yeniden şekillenmesini zorunlu kılıyor. NATO hiçbir zaman üyeler arasında tam bir siyasi görüş birliği üzerine kurulmadı. İttifakın temelini ortak güvenlik çıkarları ve ortak tehdit algısı oluşturdu.

ABD Başkanı Donald Trump ve NATO Genel Sekreteri Mark Rutte, 26 Haziran'da Beyaz Saray'da (Reuters)ABD Başkanı Donald Trump ve NATO Genel Sekreteri Mark Rutte, 26 Haziran'da Beyaz Saray'da (Reuters)

Bu nedenle NATO'nun geleceği, Soğuk Savaş sonrası dönemin modeline geri dönmekten ziyade, üyelerinin daha karmaşık stratejik ortama uyum sağlayabilme yeteneğine bağlı olacak.

Yeni güvenlik ortamı, Avrupa ülkelerini savunma harcamalarında benzeri görülmemiş adımlar atmaya yöneltti. ABD'nin yıllardır dile getirdiği yük paylaşımı eleştirilerinin ardından NATO üyelerinin büyük bölümü savunma bütçelerini önemli ölçüde artırdı.

Almanya savunma harcamalarına ilişkin geleneksel politikasını gözden geçirirken, Polonya ve eski Sovyet etki alanındaki doğu kanadı ülkeleri Rusya tehdidi nedeniyle askerî kapasitelerini hızla güçlendirmeyi sürdürüyor.

Bu gelişmeler, Avrupa'nın kıta güvenliğinin artık tamamen ABD güvencelerine dayandırılamayacağı yönündeki farkındalığın giderek arttığını ortaya koyuyor.

Askerî alanın ötesinde yeni denge arayışı

Transatlantik ilişkilerde yeniden müzakere süreci yalnızca savunma alanıyla sınırlı değil. Ekonomi, teknoloji ve savunma sanayii de bu dönüşümün önemli başlıkları arasında yer alıyor.

ABD ile Avrupa arasındaki karşılıklı yatırımlar dünyanın en büyük ekonomik ortaklıklarından biri olmayı sürdürürken, Amerikan savunma sanayii Avrupa'nın silahlanma programlarını önemli bir ticari fırsat olarak görüyor.

Fransa, Avrupa'da nispeten bütünleşmiş bir savunma sanayii altyapısına sahip tek ülke konumunda bulunurken, diğer Avrupa ülkelerinin büyük bölümü silah ve askerî teknoloji alanında değişen oranlarda dışa bağımlı durumda.

Buna karşılık Avrupa ülkeleri de Washington ile ittifakı korurken, aynı zamanda savunma sanayii ve teknolojide daha fazla stratejik özerklik kazanmayı hedefliyor. Böylece stratejik bağımsızlık ile transatlantik ortaklık arasında hassas bir denge kurulmaya çalışılıyor.

Ankara Zirvesi'nin önemi

Bu çerçevede Ankara'da düzenlenecek NATO Zirvesi, sıradan bir liderler toplantısından daha büyük anlam taşıyor.Zirve, ABD ile Avrupa'nın transatlantik ilişkiyi yeni koşullara uygun biçimde yeniden tanımlayıp tanımlayamayacağının önemli bir sınavı olarak görülüyor.

Artık temel soru, ABD'nin Avrupa'nın tek güvenlik garantörü olarak kalıp kalmayacağı değil; tarafların daha dengeli bir ortaklığı nasıl inşa edebileceği.

Bu süreçte Türkiye, NATO'nun en etkili ve aynı zamanda en fazla tartışma yaratan üyelerinden biri olarak öne çıkıyor.

Askerî açıdan ittifakın ikinci büyük ordusuna sahip olan Türkiye, Karadeniz, Doğu Akdeniz, Ortadoğu ve Kafkasya'yı birbirine bağlayan stratejik konumuyla NATO açısından kritik önem taşıyor. Rusya ile gerilimin artması ve Avrupa'nın güney komşusundaki istikrarsızlığın sürmesi de Türkiye'nin jeopolitik değerini daha da artırıyor.

Ancak bu stratejik önem, siyasi anlaşmazlıklarla birlikte değerlendiriliyor. Son yıllarda Türkiye ile bazı NATO müttefikleri arasında Rus yapımı S-400 hava savunma sistemi, Suriye politikası, Yunanistan ve Kıbrıs'la yaşanan sorunlar ile Ankara'nın ittifak içindeki oy birliği mekanizmasını kendi güvenlik önceliklerini savunmak amacıyla kullanması nedeniyle çeşitli krizler yaşandı.

Bu nedenle birçok müttefik, Türkiye'yi vazgeçilmez ancak birlikte çalışılması kolay olmayan bir ortak olarak görüyor.

Bununla birlikte geçmiş deneyimler, Avrupa'nın güvenlik tehditleri arttıkça Türkiye'nin öneminin de yükseldiğini gösteriyor. Antoine el Hac’ın Şarku’l Avsat için kaleme aldığı analize göre kriz dönemlerinde jeopolitik konum ve askerî kapasite siyasi anlaşmazlıkların önüne geçerken, tehdit düzeyi azaldığında siyasi ihtilaflar yeniden ön plana çıkıyor.

Atlantik zirvesine ev sahipliği yapmaya hazırlanan Ankara'da bir polis devriyesi (Reuters)Atlantik zirvesine ev sahipliği yapmaya hazırlanan Ankara'da atlı bir polis devriyesi (Reuters)

Ukrayna savaşının sürmesi, büyük güçler arasındaki rekabetin derinleşmesi ve ABD'nin Avrupa'nın güvenlik yükünü tek başına üstlenme isteği ya da kapasitesinin azalması halinde bu eğilimin önümüzdeki yıllarda da devam etmesi bekleniyor.

Dolayısıyla NATO'nun önündeki temel mesele, mevcut yapıyı olduğu gibi korumak değil; değişen küresel güç dengelerine uygun yeni bir işleyiş modeli geliştirmek olacak.

İttifakın başarısı, Avrupa'nın daha bağımsız bir rol üstlenmesini sağlarken, ABD'nin güvenlik taahhüdünü koruyabilmesine ve Türkiye gibi stratejik öneme sahip üyelerin katkılarından, siyasi görüş ayrılıklarına rağmen, etkin biçimde yararlanabilmesine bağlı olacak.

Bu nedenle transatlantik ortaklığın sona erdiğini söylemek için henüz erken görünüyor. Yaşanan süreç, İkinci Dünya Savaşı'ndan bu yana transatlantik ilişkileri şekillendiren düzenin çöküşünden ziyade, uluslararası sistemdeki değişim ve büyük güçlerin önceliklerinin farklılaşması doğrultusunda ittifak içindeki rollerin yeniden dağıtılmasına işaret ediyor.

Ankara Zirvesi de NATO'nun bu geçiş dönemini, önümüzdeki on yılın güvenlik sınamalarına daha dengeli ve daha etkili cevap verebilecek yeni bir modele dönüştürüp dönüştüremeyeceğini gösterecek en önemli dönüm noktalarından biri olmaya aday görünüyor.