İsrail Lübnan’a karşı savaşında Gazze'deki hatalarından ders çıkardı mı?

Askeri yetkililer ‘aynı hatayı tekrarlayıp farklı sonuçlar beklemeye’ ve stratejik bir plan olmadan savaşa girmeye karşı uyardı

İsrail Lübnan’ın güneyinde geniş çaplı bir operasyon yürütüyor (AFP)
İsrail Lübnan’ın güneyinde geniş çaplı bir operasyon yürütüyor (AFP)
TT

İsrail Lübnan’a karşı savaşında Gazze'deki hatalarından ders çıkardı mı?

İsrail Lübnan’ın güneyinde geniş çaplı bir operasyon yürütüyor (AFP)
İsrail Lübnan’ın güneyinde geniş çaplı bir operasyon yürütüyor (AFP)

Emel Şehade

İsrail ordusu tarafından dün Lübnan'a yapılan ve ilk saatlerde 400'ü aşan yoğun ve yaygın hava saldırıları, İsrail ile Hizbullah arasındaki çatışmalarda yeni bir aşamaya geçildiğini gösterdi. Güvenlik yetkilileri ve siyasetçiler, topyekûn bir savaş riskine karşı uyardılar. Siyasetçiler, Lübnan'daki çatışmaların ne zaman sona ereceğine dair herhangi bir tarih belirtilmeden, Hizbullah üzerinde bir baskı aracı oluşturacağı ve barışçıl bir çözüme doğru ilerleneceği düşüncesiyle, başta Rıdvan Gücü üyelerinin Litani Nehri’nin kuzeyine ve sınırdan 10 kilometre uzağa çekilmesi olmak üzere askeri planları onayladılar.

İsrail saldırılarını yoğunlaştırdı ve planlarını ‘çatışmaları yoğunlaştırmak İsrail'in taleplerini gerçekleştirmek için baskı yaratır’ denklemi çerçevesinde uygulamaya başladı. İsrail daha önce de Gazze Şeridi’nde Hamas Hareketi’ne karşı bu yöntemi kullanmış, çatışmaları yoğunlaştırmanın ve Hamas liderlerinin peşine düşmenin ona boyun eğdireceğini ve İsrail ordusunun Philadelphia (Salahaddin) Koridorunda kalması da dahil olmak üzere kendi şartlarına uygun bir esir takası anlaşmasına varmak zorunda bırakacağını duyurmuştu.

İsrail, Gazze'de başarısız olan bu denklemi şimdi Lübnan'da ve dün başlattığı yoğun saldırılarla bir kez daha harekete geçirdi. Güvenlik yetkililerine göre İsrail, ordunun planının ilk aşaması olan kuzey sakinlerinin evlerine dönmesi sağlanana kadar günlerce sürmesi beklenen Hizbullah üzerindeki baskıyı yoğunlaştırmayı hedefliyor.

İsrail, bu denkleme bağlı kalmasına rağmen Gazze'nin bazı bölgelerinden çekildikten sonra Hamas'ın yeniden toparlandığı bu bölgelere geri dönmesinin ardından yapılan yoğun eleştiriler üzerine Lübnan'daki çatışmaların günlerce sürmesini ve Hizbullah'ın askeri altyapısı ile silah depolarının tamamen ortadan kaldırılmasını istiyor.

Tel Aviv, çağrı cihazı saldırılarının ve geniş alanlardaki askeri çatışmaların Hizbullah üzerinde, kuzeydeki Litani Nehri'nden ve İsrail'den uzaklaşması sağlayacak  şekilde bir barış anlaşması taslağını kabul etmesi için büyük bir baskı oluşturmasını umuyordu.

Stratejik plan eksikliği

İsrail'in 7 Ekim 2023 saldırısının üzerinden bir yıl geçmesine rağmen Hamas'ın ortadan kaldırılması, altyapısının yok edilmesi ve rehinelerin kurtarılması gibi açıkladığı hedeflerden bir tanesine dahi ulaşamamış olması, İsrail hükümetinin Hamas’ın saldırısının ardından benimsediği ve koalisyon hükümetinin görevine devam etmesinin yanı sıra Başbakan Binyamin Netanyahu'nun kişisel çıkarlarının sağlanmasına dayalı politikanın bir yansıması. Bu önermeye uygun olarak İsrail yaklaşık bir yıldır Gazze Şeridi’nde yürüttüğü savaşa ve sonrasına ilişkin bir takvimin yer aldığı stratejik bir plan olmaksızın hareket etti.

İsrail bugün Lübnan'a karşı yürüttüğü savaşa, halkı evlerine geri döndürme hedefine ulaşmak için stratejik bir planı olmadan giriyor. Stratejik bir plan sadece askeri eylemleri değil, halkın nasıl korunacağını ve tüm sınır bölgelerinde sükunetin nasıl sağlanacağını da içerir.

İsrail gazetesi Yedioth Ahronoth tarafından yayınlanan ve Gazze ile Lübnan arasındaki durumu karşılaştıran bir analize, İsrail'in bu yılın başlarından bu yana Gazze'de ‘üçüncü aşama stratejisi’ benimsediği belirtiliyor. Lokal saldırılara ve sonrasındaki akınlara odaklanan bu stratejide Hamas, ağır darbeler alsa da varlığını sürdürüyor ve Gazze'de baskın güç olan askeri gücünü korumaya devam ediyor. Analize göre Lübnan'da ise amaç Gazze Şeridi'nde olduğu gibi düşmanı zayıflatmaktan ziyade Hizbullah'a ciddi zarar verebilecek ve karşılık vermesi için bir ikilem yaratabilecek, ancak askeri kapasitesini azaltmayacak ve kesinlikle beyaz bayrak çekmeye itmeyecek şekilde üst düzey komutanlarının topluca tasfiye edilmesi.

Gazze'de uygulanan bu taktik, çok sayıda güvenlik uzmanı ve askeri uzman tarafından da teyit edildiği üzere, İsrail için tatmin edici bir sonuç doğurmadı. Fakat İsrail, Hizbullah'ın askeri kapasitesinin Hamas'ınkinden 10 kat daha fazla olmasına rağmen Lübnan'da bu taktiği yeniden uygulamaya koydu. İsrailli emekli Tümgeneral Yitzhak Brik’e göre bu durum İsrail'i tıpkı Gazze'de olduğu gibi büyük bir başarısızlığa sürükleyecek. Brik, yaptığı değerlendirmede “İsrail ordusu Gazze'den ders almalı ve Lübnan ile sadece bizi Lübnan çamurunda boğmakla kalmayacak, aynı zamanda İsrail'e büyük zarar verecek bölgesel bir savaşın kapılarını açacak tehlikeli bir savaşa girmemeliydi” ifadelerini kullandı.

İsrailli emekli Tümgeneral, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Kuzeyde tırmanan savaşı yöneten hükümet, neredeyse bir yıldır Gazze Şeridi'nde kanlı bir savaşın içinde olan hükümetle aynı hükümet. Bu hükümet hala Binyamin Netanyahu başkanlığındaki aşırı sağcı hükümet. Netanyahu da geniş kapsamlı adımlar atmakta zorlanan ve bunun yerine geçici olanın kalıcı olmasına izin veren dar görüşlü biri.”

Birçok hata yapıldı

Askeri uzmanlara ve güvenlik uzmanlarına göre İsrail'in Gazze'deki çatışmaları çözmeden ve hatta bir esir takası anlaşmasına varmadan kuzey cephesini açma kararı alması, bu savaşın ilk hatasıydı. Uzmanlar, karar vericilerin bu riski bilmelerine rağmen İsrail'in iç cephesinin yüzlerce kişinin hayatını tehlikeye atacak güçlü saldırılara maruz kalacağını tahmin ediyorlar.

Askeri uzman Omer Dink yaptığı değerlendirmede şunları söyledi:

“İsrail Gazze'de birçok hata yaptı. Lübnan'a geçerken de bundan hiç ders almadı. İsrail Gazze'de kısa sürede ulaşacağını söylediği hedefler koydu, ama bu hedefler kendi başlarına uygulanamaz. Özellikle ordunun (Hamas’a) ağır darbeler indirme ve hedeflere kısa sürede ulaşma sözü vermesine rağmen yaklaşık bir yıllık bir sürenin ardından bugün bu hedefler başarısız olduktan sonra, İsrail geniş çaplı bir askeri operasyon başlattı. Beyrut’un banliyölerini hedef alan yoğun hava saldırıları başlattı ve herkesin topyekûn bir savaşa yol açacağı konusunda uyardığı adımlar attı. Bu, savaşın yönetiminde İsrail'e orta ve uzun vadede ağır ekonomik bedele ve sivil kayıplara mal olacak stratejik bir hatadır.”

İsrail Gazze'de olduğu gibi Lübnan'da da stratejisi olmayan bir savaş yürütüyor.

İsrail planında bir tampon bölge kurmayı hedefliyor. Bu hedef, bir yandan İsrail için zorluklara yol açarken diğer yandan da istenen hedefe ulaşmadan sınır bölgelerinde çatışmaları yoğunlaştırmasına neden oluyor. İsrail, bugün Lübnan’da Gazze'dekiyle aynı hedefi koyuyor. Bir tampon bölge oluşturma ve Hizbullah üyelerini sınırdan ve Litani Nehri’nin kuzeyinden uzaklaştırma hedefine ulaşana kadar Lübnan’ı bombalamaktan ve çatışmaların kapsamını genişletmekten geri adım atmayacağını ilan ediyor.

Uzmanlara göre bu hedefi koyarak, planladığı gibi kısa sürede hedefe ulaşmasını önleyen engelleri ve daha ziyade izole bölgeyi işgal etmesini önlemek için bir muhalefet oluşturuyor. Bu da Dink’e göre Lübnan içinde uzun süreli bir işgalin yanı sıra aynı hatanın tekrarlanıp farklı sonuçlar beklenmesi anlamına geliyor. Dink, “Ayrıca Hizbullah'ın sınırdan Litani Nehri’ne kadar konuşlandığını ve güçlü olduğunu, sağlam bir askeri altyapısının bulunduğunu ve silahlanma kanallarının Philadelphia Koridoru gibi tek bir güzergâha dayanmadığını unutmamalıyız” diye ekledi.

*Bu makale Şarku’l Avsat tarafından Independent Aarbia’dan çevrilmiştir.



Washington: ABD'nin İsrail Büyükelçisi'nin Ortadoğu hakkındaki açıklamaları bağlamından koparılarak yorumlandı

ABD'nin İsrail Büyükelçisi Mike Huckabee (Arşiv- Reuters)
ABD'nin İsrail Büyükelçisi Mike Huckabee (Arşiv- Reuters)
TT

Washington: ABD'nin İsrail Büyükelçisi'nin Ortadoğu hakkındaki açıklamaları bağlamından koparılarak yorumlandı

ABD'nin İsrail Büyükelçisi Mike Huckabee (Arşiv- Reuters)
ABD'nin İsrail Büyükelçisi Mike Huckabee (Arşiv- Reuters)

ABD'nin İsrail Büyükelçisi Mike Huckabee'nin İsrail'in Ortadoğu'nun büyük bir bölümü üzerinde hakkı olduğunu söylemesinin ardından öfke dalgası dün de devam etti; Arap ve Müslüman ülkeler de bu açıklamaya itiraz ederken, Amerika Birleşik Devletleri ise açıklamaların bağlamından koparıldığını belirtti.

Alman Haber Ajansı'nın (DPA) haberine göre Huckabee bu açıklamaları cuma günü yayınlanan muhafazakar yorumcu Tucker Carlson’a verdiği röportajda yaptı.

Carlson, Yaratılış 15'ten alıntı yaparak, İncil'in İbrahim'in soyundan gelenlerin bugün Ürdün, Suriye, Irak ve Lübnan'ın bazı bölgelerini de içeren Ortadoğu'nun çoğunu kapsayan toprakları alacağını belirttiğini söyledi ve Huckabee'ye İsrail'in bu topraklara hakkı olup olmadığını sordu. Huckabee şöyle cevap verdi: “Hepsini alsalar da olur.”

ABD büyükelçiliği sözcüsü dün, Huckabee'nin sözlerinin bağlamından koparıldığını ve ABD'nin İsrail politikasında herhangi bir değişiklik olmadığını söyledi.

Huckabee röportajda, “Onlar geri dönüp her şeyi almayı talep etmiyorlar, ancak en azından şu anda işgal ettikleri, üzerinde yaşadıkları ve yasal olarak sahip oldukları, kendileri için güvenli bir sığınak olan toprakları talep ediyorlar” ifadelerini kullandı. İsrail'in Ürdün, Lübnan, Suriye veya Irak'ı kontrol etmeye çalışmadığını, ancak halkını korumaya çalıştığını belirtti.

Mısır, Suudi Arabistan, Ürdün, Bahreyn, Birleşik Arap Emirlikleri, Katar, Endonezya, Pakistan, Türkiye, Suriye, Kuveyt, Lübnan, Umman ve Filistin Yönetimi tarafından pazar günü yayınlanan ortak açıklamada, Huckabee'nin sözleri “tehlikeli ve kışkırtıcı” olarak nitelendirildi ve bölgenin istikrarını tehdit ettiği belirtildi.

Açıklamada, “Bu açıklamalar, ABD Başkanı Donald Trump'ın, gerilimi kontrol altına almak ve Filistin halkına bağımsız bir devleti garanti eden kapsamlı çözüm için siyasi bir ufuk yaratmak üzerine kurulu vizyonuyla doğrudan çelişmektedir” denildi.

Şarku’l Avsat’ın aldığı bilgiye göre Evangelist bir Hıristiyan ve İsrail ile Batı Şeria yerleşim hareketinin sadık bir destekçisi olan Huckabee, İsrail ile Filistinliler arasında “iki devletli çözüm” fikrine uzun süredir karşı çıkmasıyla tanınıyor.

Carlson ise ABD'nin Gazze savaşında İsrail'e verdiği desteği eleştirmiş ve beyaz insanların renkli tenli insanlar tarafından "yerlerinin alındığını" iddia eden beyaz üstünlükçü ideolojiyi benimsemesi de dahil olmak üzere aşırı sağcı görüşleri nedeniyle eleştirilmiştir.


Trump'ın son Grönland hamlesi kafa karıştırdı: Yolda!

Trump'ın son Grönland hamlesi kafa karıştırdı: Yolda!
TT

Trump'ın son Grönland hamlesi kafa karıştırdı: Yolda!

Trump'ın son Grönland hamlesi kafa karıştırdı: Yolda!

Trump, Beyaz Saray'da valiler için akşam yemeği düzenlemeden kısa süre önce Grönland'a hastane gemisi göndereceğini duyurdu (Reuters)

Ancak adanın neden böyle bir gemiye ihtiyaç duyduğu, Trump'ın hangi gemiyi ne zaman göndereceği belirsiz.

Başkan, duyurusunu cumartesi akşamı, Beyaz Saray'da valiler için akşam yemeği düzenlemeden kısa süre önce Truth Social hesabından paylaştı. Trump, geçen yılın sonlarında Grönland'a ABD özel elçisi olarak atadığı Louisiana'nın Cumhuriyetçi valisi Jeff Landry'yle birlikte çalıştığını belirtti.

Trump, Truth Social'da şöyle yazdı:

Louisiana'nın harika valisi Jeff Landry'yle birlikte, orada hasta ve bakıma muhtaç birçok insanın bakımını üstlenecek büyük bir hastane gemisini Grönland'a göndereceğiz. Yolda!!!

Başkanın paylaşımında, ABD Donanması'nda faaliyet gösteren iki hastane gemisinden biri olan USNS Mercy'nin resmi de vardı. Geminin ne zaman varacağı veya ne kadar süre kalacağı konusunda bilgi vermedi. Trump'ın bu kararına neyin sebep olduğu da belirsiz. Grönland hükümeti sakinlerine ücretsiz sağlık hizmeti sağlıyor.
 

Görsel kaldırıldı.
Başkan Donald Trump'ın Truth Social'daki duyurusunda, ABD Donanması'nda faaliyet gösteren iki hastane gemisinden biri olan USNS Mercy'nin resmi yer aldı (Donald Trump/Truth Social)

Donanma takip sistemlerine göre USNS Mercy ve kardeş gemisi USNS Comfort, Alabama eyaletinin Mobile kentinde demirli durumda.

The Independent, Beyaz Saray, ABD Savunma Bakanlığı ve Landry'nin ofisinden daha fazla bilgi talep etti.

Reuters'a göre, duyuru ayrıca Danimarka'nın Ortak Arktik Komutanlığı'nın Grönland sularında ABD denizaltısından bir mürettebat üyesini tahliye etmesinden saatler sonra geldi. Yetkililer, mürettebat üyesinin acil tıbbi müdahaleye ihtiyaç duyduğunu söyledi.

ABD Donanması denizcisi, görevinden ayrılan ve Grönland'ın Nuuk kentinden yaklaşık 13 km açıkta yüzeye çıkan nükleer denizaltıdan tıbbi sebeple tahliye edilmek zorunda kaldı.

Landry, Trump'ın duyurusunu X'te yeniden paylaşarak, "Teşekkürler Başkan @realDonaldTrump! Bu önemli konuda sizinle çalışmaktan gurur duyuyorum!" diye yazdı.

Önde gelen Grönlandlı aktivist Orla Joelsen, Trump'ın duyurusuna X'te "Hayır teşekkürler!!!" diye tepki gösterdi.

"Biz Grönlandlılar sağlıklı ve iyi durumdayız, nesillerdir nüfusumuzu güçlü tutan vitamin ve besin açısından zengin fok yağı da dahil kendi geleneksel yiyeceklerimizle besleniyoruz" dedi.

Trump ve müttefikleri, ulusal güvenlik amacıyla ABD'nin Danimarka'nın özerk bölgesi Grönland'ı satın alması gerektiğini defalarca savundu. Öte yandan Grönlandlı yetkililer adanın satılık olmadığını ve Danimarka'nın bir bölgesi olarak kalması gerektiğinde ısrar ediyor.

Geçen ayın sonlarında Trump, Grönland konusunda "gelecekteki bir anlaşmanın çerçevesini" duyurmuştu.

Truth Social'da, "NATO Genel Sekreteri Mark Rutte'yle yaptığım çok verimli görüşmeye dayanarak, Grönland ve aslında tüm Arktik Bölgesi'yle ilgili gelecekteki bir anlaşmanın çerçevesini oluşturduk" diye yazmıştı.

Trump'ın Grönland'a yönelik çabalarının birçok Amerikalı arasında popüler olmadığı anlaşılıyor. Bu ay yayımlanan AP-NORC anketine göre ABD'li yetişkinlerin yüzde 72'si Trump'ın Grönland'ı ele alma biçimini onaylamazken, sadece yüzde 24'ü onaylıyor.

Independent Türkçe


Umman Dışişleri Bakanı: ABD–İran müzakereleri Perşembe günü Cenevre’de yapılacak

Umman Dışişleri Bakanı Bedr el-Busaidi (sağda), İran-ABD müzakereleri öncesinde Maskat’ta düzenlenen toplantıda ABD Başkanı’nın özel temsilcisi Steve Witkoff (ortada) ve Jared Kushner’i (solda) karşılıyor – Maskat, 6 Şubat 2026 (EPA)
Umman Dışişleri Bakanı Bedr el-Busaidi (sağda), İran-ABD müzakereleri öncesinde Maskat’ta düzenlenen toplantıda ABD Başkanı’nın özel temsilcisi Steve Witkoff (ortada) ve Jared Kushner’i (solda) karşılıyor – Maskat, 6 Şubat 2026 (EPA)
TT

Umman Dışişleri Bakanı: ABD–İran müzakereleri Perşembe günü Cenevre’de yapılacak

Umman Dışişleri Bakanı Bedr el-Busaidi (sağda), İran-ABD müzakereleri öncesinde Maskat’ta düzenlenen toplantıda ABD Başkanı’nın özel temsilcisi Steve Witkoff (ortada) ve Jared Kushner’i (solda) karşılıyor – Maskat, 6 Şubat 2026 (EPA)
Umman Dışişleri Bakanı Bedr el-Busaidi (sağda), İran-ABD müzakereleri öncesinde Maskat’ta düzenlenen toplantıda ABD Başkanı’nın özel temsilcisi Steve Witkoff (ortada) ve Jared Kushner’i (solda) karşılıyor – Maskat, 6 Şubat 2026 (EPA)

Umman Dışişleri Bakanı Bedr el-Busaidi, ABD ile İran arasındaki yeni müzakere turunun önümüzdeki Perşembe günü Cenevre’de yapılmasına karar verildiğini açıkladı. Busaidi, nihai bir anlaşmaya varılması amacıyla “ilave çaba gösterilmesi için olumlu bir ivme” bulunduğunu belirtti.

Umman’dan gelen bu teyit, İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi’nin bugün (Pazar) yaptığı açıklamanın ardından geldi. Arakçi, ABD’nin özel temsilcisi Steve Witkoff ile Perşembe günü Cenevre’de görüşmesinin muhtemel olduğunu söyledi ve Tahran’ın nükleer programına ilişkin diplomatik bir çözüme ulaşılması için hâlâ “iyi bir fırsat” bulunduğunu ifade etti.

Arakçi bu açıklamaları, ABD Başkanı Donald Trump’ın İran’a yönelik olası askeri saldırı seçeneğini değerlendirdiği bir dönemde, CBS News kanalına verdiği mülakatta yaptı.

Başkan Trump’ın özel temsilcisi Witkoff ise, İran’ın bugüne kadar neden “teslim olmadığını” ya da nükleer programını sınırlamayı kabul etmediğini başkanın sorguladığını söyledi. Washington’ın Ortadoğu’daki askeri kapasitesini artırmayı sürdürdüğü bir süreçte bu değerlendirmelerin yapıldığını kaydetti.

Witkoff, dün (Cumartesi) , Fox News’te yayımlanan ve başkanın gelini tarafından sunulan “My View with Lara Trump” programında şu ifadeleri kullandı: “Onu (Trump’ı) ‘hayal kırıklığına uğramış’ olarak tanımlamak istemem; çünkü önünde çok sayıda seçenek olduğunu biliyor. Ancak neden onların... ‘teslim oldular’ kelimesini kullanmak istemem ama neden teslim olmadıklarını soruyor. Bu baskılar altında ve orada bu kadar büyük bir deniz gücü varken neden bize gelip ‘Nükleer silah istemediğimizi ilan ediyoruz ve atmaya hazır olduğumuz adımlar şunlardır’ demediler?... Buna rağmen onları o aşamaya getirmek bir şekilde zor.”

Trump, Orta Doğu’da büyük çaplı bir askeri yığınak talimatı vermiş ve haftalar sürebilecek bir hava saldırısı ihtimaline karşı hazırlık yapılmasını istemişti. Tahran ise saldırıya uğraması hâlinde bölgedeki Amerikan üslerini vurmakla tehdit etmişti.

Tekrarlanan yalanlama

ABD, İran’dan Washington’a göre bomba yapımında kullanılabilecek zenginleştirilmiş uranyum stokundan vazgeçmesini, Ortadoğu’daki silahlı gruplara desteğini durdurmasını ve füze programına kısıtlamalar getirilmesini kabul etmesini talep ediyor.

Tahran ise nükleer programının barışçıl olduğunu vurguluyor. Bununla birlikte, mali yaptırımların kaldırılması karşılığında programa bazı kısıtlamalar getirilmesini kabul edebileceğini belirtiyor; ancak nükleer dosyanın füze programı ya da silahlı gruplara destek gibi diğer başlıklarla ilişkilendirilmesini reddediyor.

Witkoff, “Uranyumu sivil nükleer enerji için gerekli seviyenin çok üzerinde zenginleştirdiler. Saflık oranı yüzde 60’a ulaşıyor... ve muhtemelen bomba yapımına uygun endüstriyel düzeyde malzemeye sahip olmaya sadece bir hafta uzaktalar. Bu gerçekten tehlikeli” dedi.

Öte yandan, üst düzey bir İranlı yetkili bugün (Pazar) Reuters ajansına yaptığı açıklamada, Tahran ile Washington arasında yaptırımların hafifletilmesinin mekanizması ve kapsamı konusunda görüş ayrılıklarının sürdüğünü söyledi.