İsrail Lübnan'da haritaları değiştirmeye başlarken İran ‘Hasani yaklaşımına’ geri döndü

Tahran iç ve dış politika arasında kalmış durumda

İsrail’in Lübnan'ın güneyindeki Zevtar beldesine düzenlediği füzeli saldırıda etrafa saçılan kıvılcımlar (AFP)
İsrail’in Lübnan'ın güneyindeki Zevtar beldesine düzenlediği füzeli saldırıda etrafa saçılan kıvılcımlar (AFP)
TT

İsrail Lübnan'da haritaları değiştirmeye başlarken İran ‘Hasani yaklaşımına’ geri döndü

İsrail’in Lübnan'ın güneyindeki Zevtar beldesine düzenlediği füzeli saldırıda etrafa saçılan kıvılcımlar (AFP)
İsrail’in Lübnan'ın güneyindeki Zevtar beldesine düzenlediği füzeli saldırıda etrafa saçılan kıvılcımlar (AFP)

Husam İtani

Hizbullah'a yakın analistler ve yazarlar, Hizbullah destekçilerine İsrail basınını takip etmelerini tavsiye ediyor ve Haaretz, Yediot Ahronot ve Maariv gibi İsrail gazetelerindeki makalelerin ve İsrail televizyonlarındaki siyasi programların, İsrail’de kötüye giden ve tam bir çöküşe ve Hizbullah liderlerinin Mescid-i Aksa'da namaz kılma vaatlerinin yerine getirilmesine gittikçe yaklaşan iç siyasi, ekonomik ve sosyal durum hakkında önemli bilgiler barındırdığını söylüyorlar.

Ancak bahsi geçen analistler ve yazarlar, İsrail toplumunun yakında çökeceğine dair kötümser makaleler ve tahminlerden çok daha fazlasını kaçırmış görünüyorlar. Örneğin, Binyamin Netanyahu hükümetinin, Hizbullah'ın felaketle sonuçlanan Aksa Tufanı Operasyonu'nun ardından Hamas'ı desteklemek için sözde oyalama savaşının ilk günlerinden beri Lübnan için neler hazırladığına dair açık ve net bir şekilde yapılan açıklamaları gözden kaçırdılar. İsrailli yetkililerin, 60 bin kişinin yerinden edildiği kuzeydeki statükoya müsamaha göstermeyeceklerine dair uzun süredir yapılan tehditlerden ve uyarılardan habersizler.

İsraillilerin Hamas gibi kendilerine karşı tehdit olarak gördükleri bir örgütün sınırlarının hiçbir yerinde var olmasına ve Aksa Tufanı’nın ne pahasına olursa olsun tekrarlanmasına izin vermeyeceklerini duyurmalarının üzerinden çok zaman geçmedi. Bu sözler açık bir şekilde, 2018 yılında İsrailliler tarafından keşfedilen ve İsrail içlerine kadar uzanan tünelleri, Hizbullah sözcüleri ve diğer yetkilileri tarafından geniş başlıkları ve hatta detaylarıyla anlatılan ‘Celile'yi Kurtarma Operasyonu’ planında kullanılmak üzere inşa edilen tünelleri, Hizbullah’ın Rıdvan Gücü’nün İsrail'in kuzeyindeki yerleşim birimlerini ele geçirmedeki rolü ve benzerleri hakkında çok şey söylenen Hizbullah'a yönelikti.

‘Dikkat dağıtma savaşının’ ilk günlerinden itibaren İsrail'in kendisine yönelik roket saldırılarına karşılık verme biçiminde köklü bir değişiklik olduğu görüldü. İsrail, çağrı cihazlarının ve telsizlerin patlatılmasından ve son büyük hava saldırılarından önce Lübnan’da siviller dışında 426 Hizbullah üyesi ve 26 Emel Hareketi üyesini öldürdü. Yaklaşık bir yıldır aralıklarla devam eden çatışmalarda ölen Hizbullah üyesi sayısının İsrail ile çatışma tarihinde daha önce görülmemiş bir rakam olduğu açıktı. Çağrı cihazı ve telsiz saldırıları, Rıdvan Gücü komutanlığına yapılan hava saldırısı ve şiddetli bombardımanlarla tablo daha da kötüleşti.

Peki İsrail neyin peşinde?

Başbakan Netanyahu, Savunma Bakanı Yoav Gallant ve (genellikle pek ciddiye alınmayan Avichai Adrai de dahil) ordu sözcüleri tarafından yapılan sözlü ve yazılı açıklamalar yan yana konulduğunda, İsrail'in planı büyük bir doğruluk ve netlikle çizilebilir. İsrail, Lübnan topraklarından on ila on beş kilometre içerideki tüm yaşam unsurlarını yok edecek ve sadece sivil halkın değil, Lübnan ordusunun da geri dönüşünü engelleyecek. Dolayısıyla bu bölge Hizbullah üyelerine de yasaklanacak. İsrail sınırından yaklaşık yirmi kilometre uzaklıktaki Litani Nehri'ne kadar uzanan bölgeler sıkı güvenlik kontrolü altına alınacak ve sivillerin hareket etmesinin zor olduğu bir ‘ölüm bölgesi’ haline getirilecek.

İsrail, Lübnan topraklarından on ila on beş kilometre içerideki tüm yaşam unsurlarını yok edecek.

İsrail Gazze'de yaptığını Lübnan'da iki aşamalı olarak tekrarlıyor. Bu aşamalardan birincisi, Güney Lübnan'ın büyük bir bölümünü doğrudan ateşle kontrol altına almak, ikincisi ise durumu 7 Ekim 2023'teki haline getirecek diplomatik bir çözümü kabul etmemek.

ABD Başkanı Joe Biden’ın Özel Temsilcisi Amos Hochstein, bölgeye gerçekleştirdiği son ziyarette Lübnan’ın geçici Başbakanı Necip Mikati ve Meclis Başkanı Nebih Berri ile görüşerek Hizbullah'ı ateşkes için diplomatik çabalara yanıt vermeye ikna etmelerini istedi. Ancak Hizbullah'ın Gazze'yi desteklemeye devam etme ve Gazze'de ateşkes sağlanmadan İsrail’in kuzeyinde yaşayanların geri dönmelerine izin vermeme konusundaki kararlı duruşuyla karşılaştı. Hochstein, İsrail'de de kuzey sakinlerinin gerekirse zorla geri döneceklerine dair Hizbullah'ınkine benzer bir uzlaşmazlıkla karşılandı. Burada İsrail'in Lübnanlıların ve Filistinlilerin yaşamlarına ve haklarına değer vermediğini ve hiçbir zaman da vermeyeceğini söylemeye bile gerek yok.

rthth
İsrail'in kuzey semalarında uçan bir savaş uçağı, 23 Eylül (Reuters)

Nasıl ki Netanyahu hükümeti 7 Ekim saldırısının tekrarlanmasını önlemek bahanesiyle Hamas'ın ya da Filistin Yönetimi’nin Gazze'de iktidara geri dönmesine karşı çıkıyorsa aynı şekilde Hizbullah'ın hatta Lübnan'daki meşru yönetimin iktidara geri dönmesini de engellemeyi planlıyor. Buna hem Lübnan'da hem de Filistin'de siyasi bir çözümün tartışılmaması eşlik ediyor.

İsrail planının ikinci aşaması çağrı cihazlarının patlatılmasıyla başladı. İsrail, bunun hemen akabinde Hizbullah'ın hareket etme ve karşılık verme yeteneği en yüksek birimini vurmak için ‘kafa kesme operasyonları’ diye adlandırılan operasyonlarla Rıdvan Gücü komutanlarını öldürdü.

Elit birliğin karar merkezini ortadan kaldırılarak Hizbullah'ın taarruz kabiliyetlerinin sekteye uğratılması ve ardından 23 Eylül Pazartesi günü gerçekleştirilen yoğun saldırılar, bir yandan Radvan Gücü’nün misilleme niteliğinde bir kara harekatı başlatmasını, diğer yandan birçoğu araç ve kamyonlar üzerinde taşınan Hizbullah füzelerinin tahkimatlarından çıkarılarak hazır müdahale planlarına göre önceden belirlenmiş ateşleme noktalarına ulaşmasını engellemeyi amaçlıyordu.

Bir başka deyişle İsrail güçleri istihbarat servisleriyle iş birliği yaparak çağrı cihazı ve telsiz patlamaları saldırısından bu yana art arda gerçekleştirilen saldırıların yarattığı şok halinden faydalanarak askeri operasyonlarda üstünlüğü ele geçirdi ve Hizbullah’ı hazırladığı güçle karşılık verme imkanından mahrum bıraktı.

Dikkat edilmesi gereken ikinci bir nokta ise İsrail'in Lübnanlı sivillere Hizbullah'ın silah depoladığı evlerden uzak durmaları yönünde yaptığı çağrıların pratikte Hizbullah üyelerinin konuşlandığı tüm bölgelerin boşaltılması çağrısı olması. Hizbullah üyelerinin konuşlandığı tüm bölgelerin boşaltılması çağrısı, siviller arasında herhangi bir evin silah deposu olabileceği ve dolayısıyla İsrail’in hava saldırılarına açık hedef olduğu şüphesi uyandırıyor.

Bu plan ve İsrail bombardımanının ilk dalgası sırasında onlarca köyün acımasızca bombalanması ve yaklaşık 200 sivilin öldürülmesi, güney bölgelerinden Beyrut'un güney banliyölerine ve dağlarına doğru kaçış şeklinde bir panik durumu yaratmayı başardı. Durum, İsrail Ordusu Sözcüsü tarafından yapılan Bekaa Vadisi’nin köylerinin iki saat içinde boşaltılması tehdidiyle daha da kötüleşti.

Yukarı Cubeyl'deki İhmec bölgesinin bombalanması aynı zamanda Lübnanlı Hıristiyanlara, el-Avni Hareketi gibi bazı akımların Hizbullah'a destek vermeye çalışması halinde İsrail'in hedefinden kaçamayacakları mesajı veriyor.

Son günlerde ortaya çıkan bir başka husus da Hizbullah’ın ve onun emniyet ve askeri birimlerinin 8 Ekim 2023 tarihinden bu yana aldığı darbelerden ders çıkaramaması ve alternatifler geliştirememesi. Bu durum Hizbullah’ın imajına ciddi zarar verdi. Hizbullah uzun yıllar boyunca Lübnanlıları – hem Hizbullah destekçilerini hem de diğerlerini- başta güvenlik ve askeri alanlar olmak üzere tüm alanlarda yüksek yetkinliklere sahip olduğuna ikna etmeye çalıştı. Ancak son birkaç gün içinde yaşananlar, bunun tam tersini gösterdi. Hava saldırıları Hizbullah’ın lojistik sistemini darmadağın ederken Hizbullah’ın kendi ekosistemi olarak gördüğü yüz binlerce sivilin durumunun ele alınması için gerekli insani boyutların ihmal ettiği de ortada.

İran ve Hasani ve Hüseyni yaklaşımları

Hizbullah'ın üst düzey komutanlarından Fuad Şükür’ün öldürülmesi ve ertesi gün Hamas'ın Siyasi Büro Başkanı İsmail Heniyye'nin Tahran'ın merkezinde Devrim Muhafızları Ordusu’na (DMO) ait bir konutta öldürülmesinden bu yana Lübnanlılar arasında sık sık “İran şimdi ne yapacak? İran ne yapacak? Şam'daki İran konsolosluğunun bombalanmasına verilen tepkinin çok ‘ölçülü’ ve ‘önlenebilir’ olmasının ardından Hizbullah'ı kendi kaderine mi terk edecek?” soruları sorulmaya başladı.

İsrail güçleri istihbarat servisleriyle iş birliği yaparak çağrı cihazı ve telsiz patlamaları saldırısından bu yana art arda gerçekleştirilen saldırıların yarattığı şok halinden faydalanarak askeri operasyonlarda üstünlüğü ele geçirdi.

Bu sorular, İran'ın içinde bulunduğu durumun aşırı basitleştirilmiş şekilde yapılan bir okumasından kaynaklanıyor. Bu okumada, İranlı liderlerin söyledikleri yüzeysel sözler ve attıkları sloganlar, Dini Lider (Rehber) Ali Hamaney'in ve siyasi ve medya cephelerinin değil, gerçek otoriteyi elinde tutan kurumların efendilerinin sözleriyle karıştırılıyor.

zxscdvfg
Lübnanlılar Sayda kentinde kuzeye doğru kaçarken, 23 Eylül 2024 (Reuters)

İran’ın stratejisinin temelinde, 1980-1988 yılları arasında yaşanan İran-Irak savaşındaki deneyimine dayanarak, rejimin hayatta kalması ve ağır sınavlara tutulmaması amaçlanıyor. Irak, Suriye, Yemen ve Lübnan'ın bu stratejide tampon bölge ve manivela görevi gördüğünü söylemek çok da büyük bir keşif sayılmaz. Çünkü içeride durumunun doğrudan müdahil olduğu yurt dışı askeri maceralara tahammülü olmadığının farkında olan Tahran'ın omuzlarındaki yük çok hafif olmalı. DMO’nun yurt dışı kolu Kudüs Gücü Komutanı Kasım Süleymani'nin ya da nükleer bilimci Muhsin Fahrizade'nin tasfiyesi, Natanz'daki nükleer araştırma merkezlerine yapılan saldırılar ve nükleer arşivlerin çalınması gibi yönetici elit kesimi vuran büyük operasyonların hepsi, ima ettikleri meydan okumanın seviyesine uygun misillemelerle karşılık verilmeden geçiştirildi. Çünkü Tahran'da, başvuracağı herhangi bir şiddet içeren misillemeye İsraillilerin (ve Süleymani suikastı sonrası ABD’nin) rejimin istikrarını bozacak şekilde karşılık vereceğine dair bir inanç vardı. Ne var ki geçtiğimiz günlerde İran Cumhurbaşkanı’nın ve Dışişleri Bakanı'nın ‘ABD’li kardeşlerden’ eğer ‘karşı taraf isterse’ New York'ta nükleer anlaşmayla ilgili müzakerelere başlamaktan ve ‘dünyayı barış içinde yaşanacak bir yer haline getirmekten’ söz ettiklerini duyduk. Şarku’l Avsat’ın Majalla'dan aktardığı analize göre  İran, ABD’nin başkanlık seçimleriyle meşgul olmasından faydalanmak ve İran'ın ülke genelindeki nükleer tesislerine saldırmak isteyen Netanyahu liderliğindeki İsrail hükümetinin sert misillemesine karşı duracak güce sahip değil.

ABD ve İran 2015 yılında nükleer anlaşmaya varmadan önce Hamaney'in ‘Hüseyni yaklaşımına’ karşı ‘Hasani yaklaşımı’ olarak adlandırdığı yaklaşımı öven açıklamaları yoğun şekilde gündeme geldi. Hamaney, söz konusu açıklamalarında Kerbela Savaşı sırasında Hz. Hüseyin’in ölümüyle sonuçlanan trajik çatışmada kendini gösteren ‘Hüseyni yaklaşımın’ aksine, Hz. Hasan’ın kan dökülmesini önlemek ve Müslümanlar arasındaki ihtilafları ortadan kaldırmak için halifeliği Muaviye bin Ebu Sufyan'a bırakmayı kabul ettiğini hatırlattı.

‘İlkelerinden’ geri adım atmadan yıkıcı bir çatışmadan kaçınmak isteyen İran'ın bugünkü durumu Hasani yaklaşımın olumlu yönlerini anımsatıyor. İran'ın Heniyye suikastına misillemede bulunma konusundaki isteksizliği de bundan kaynaklanıyor. Çünkü İran’ın böyle bir misillemesi, Netanyahu'nun istediğinin olmasına, yani İran'ın açıklamaları bağlamında ele alınırsa sonucu zaten bilinen topyekun bir savaşın fitilinin ateşlenmesi demektir.

Ancak bu da “İran Hizbullah'ı tek başına bırakıp İsrail'in pençelerinde kaderine mi terk etti?” sorusunu akla getiriyor. Bu sorunun yanıtı gayet basit, “hayır”. Hizbullah, İran'ın dış başarılarının ‘baş tacı’ ve Gazze'de, Lübnan'da ve hatta Suriye topraklarında olup bitenlere sessiz ve kayıtsız kalan Suriye Devlet Başkanı Beşşar Esed'in davranışlarının da gösterdiği gibi son zamanlarda sessiz hoşnutsuzluk belirtileri gösteren ‘Direniş Ekseni’ ülkeleri üzerindeki siyasi ve askeri kontrolünü genişletmek için vazgeçilmez bir araç olmaya devam ediyor. İran, bölgedeki stratejisinin önemli bir ayağının çökmemesi için Hizbullah'a desteğini sürdürecektir. Bu da İran’ın diğer domino taşlarının düşmesine yol açabilir. Yine de bu, ‘stratejik sabrı’ ve ‘ihtiyatı’ tercih eden İran’ın saldırgan bir politikaya ve her türlü doğrudan müdahaleye yöneleceği anlamına gelmiyor.

*Bu makale Şarku'l Avsat tarafından Londra merkezli Al Majalla dergisinden çevrilmiştir.



Donald Trump'ı onaylamayanların oranı yüzde 60'a çıktı

Fotoğraf: Reuters
Fotoğraf: Reuters
TT

Donald Trump'ı onaylamayanların oranı yüzde 60'a çıktı

Fotoğraf: Reuters
Fotoğraf: Reuters

Amerikalıların 10'da 6'sı artık Başkan Donald Trump'ın yaptığı işi onaylamıyor. Bu oran, şiddete başvuran destekçilerinden oluşan grubun 6 Ocak 2021'de ABD Kongre Binası'na saldırmasından bu yana en düşük seviye.

12 - 17 Şubat'ta yapılan yeni Washington Post/Ipsos anketine göre, kayıtlı seçmenlerin yüzde 58'i ve genel olarak Amerikalıların yüzde 60'ı Trump'ın başkanlık performansının kötü olduğunu düşünüyor. Amerikalıların yaklaşık yüzde 50'si ise görev performansını "kesinlikle" onaylamıyor.

Başkan, ülke çapında kitlesel sınır dışı etme kampanyası ve sürekli yüksek tüketici fiyatları nedeniyle, en önemli iki konusu olan göç ve ekonomide kan kaybetmeye devam ediyor.

Trump'ın Amerikalıları enflasyon baskılarının ya hiç olmadığı ya da hızla azaldığı konusunda ikna etme çabaları şimdiye kadar sonuç vermedi. Ankete göre Amerikalıların yaklaşık yüzde 65'i başkanın fiyatları düşürmede kötü bir iş çıkardığını söylüyor.

Ayrıca çok sayıda Amerikalı, Trump'ın küresel gümrük vergilerine de karşı çıkıyor. Son ankete göre, Amerikalıların yüzde 64'ü bu stratejiye karşı çıktı; bu oran, göreve başlamasından bu yana neredeyse hiç değişmedi. Cuma günü Yüksek Mahkeme, Trump'ın gümrük vergisi gündeminin büyük bölümünün yasadışı olduğuna karar verdi.

Anketteki en yüksek onaylamama oranlarından biri (yüzde 58), Trump'ın göçmenlik konusundaki tutumuna yönelikti. Yönetimi, geniş çaplı sınır dışı etme tutuklamaları yapmak için bazı Amerikan şehirlerine ICE ajanlarını gönderdi. Minneapolis'te bu durum, protestocularla şiddetli çatışmalara ve bu kış ICE ajanları tarafından iki Amerikalı, Alex Pretti ve Renee Good'un öldürülmesine yol açtı.

Trump'ın bu konuda daha kötü bir onaylanmama oranıyla karşılaştığı tek zaman, Post/Ipsos anketinde, ABD'ye küçük yaşta getirilen göçmenleri sınır dışı edilmekten koruyan DACA programını (Çocukluk Çağında Gelenler İçin Ertelenmiş Eylem) iptal etmesinden günler sonra, Eylül 2017'ydi.

Başkan, ABD'nin yabancı müttefikleriyle ilişkilerini sürdürme yeteneği konusunda düşük notlar aldı. Kanada'yla ticaret anlaşmazlıkları, Grönland konusunda NATO'yla yaşanan çekişmeler ve İran'a yönelik olası bir askeri saldırı nedeniyle onaylanmama oranı yüzde 62'ye ulaştı.

bghyju
Donald Trump'ın göçmenlik konusundaki onay oranları, 2017'de DACA'yı iptal etmesinden bu yana en düşük seviyede (AFP)

Cumhuriyetçiler, ağır kayıpların yaşanma ihtimallerinin giderek arttığı ara seçim dönemine doğru bocalayarak ilerliyor. Bunun sebepleri arasında Senato tablosunun bir anda kendileri için olumsuz hale gelmesi ve çekişmeli seçim bölgelerinde Demokratların açık ara önde olmasının Cumhuriyetçi üyeleri terletmesi var. Emeklilik dalgası da Cumhuriyetçilerin Temsilciler Meclisi'ndeki çoğunluğunu düşük tek haneli rakamlara indirirken, Senato'daki çoğunluğu koruma çabalarını da zorlaştırıyor.

Post/Ipsos anketi, Trump'ın ekonomiyle ilgili rakamlarının son aylarda biraz toparlandığını gösterse de genel beğenilmeme oranının Cumhuriyetçi Parti için sorun olmaya devam ettiğini ve gelecek aylarda iyileşme olmazsa kasımdaki seçimlerdeki parti sonuçlarını kolayca aşağı çekebileceğine işaret ediyor.

Post/Ipsos anketinden elde edilen veriler, 12 - 17 Şubat'ta ​​2 bin 589 ABD'li yetişkinden oluşan bir örneklemden toplandı ve hata payı +/- yüzde 2. Kayıtlı seçmen örnekleminde ise 2 bin 87 seçmenin yanıtı yer alıyor ve ve hata payı +/- yüzde 2,2.

Independent Türkçe


Mar-a-Lago'ya silahla girmeye çalışan şüpheli hakkında tüm bilinenler

Kuzey Karolina'dan 21 yaşındaki bir adam, 22 Şubat'ta Trump'ın Florida'daki Mar-a-Lago yerleşkesinin arazisine girmeye çalışırken Gizli Servis tarafından vurularak öldürüldü (AP)
Kuzey Karolina'dan 21 yaşındaki bir adam, 22 Şubat'ta Trump'ın Florida'daki Mar-a-Lago yerleşkesinin arazisine girmeye çalışırken Gizli Servis tarafından vurularak öldürüldü (AP)
TT

Mar-a-Lago'ya silahla girmeye çalışan şüpheli hakkında tüm bilinenler

Kuzey Karolina'dan 21 yaşındaki bir adam, 22 Şubat'ta Trump'ın Florida'daki Mar-a-Lago yerleşkesinin arazisine girmeye çalışırken Gizli Servis tarafından vurularak öldürüldü (AP)
Kuzey Karolina'dan 21 yaşındaki bir adam, 22 Şubat'ta Trump'ın Florida'daki Mar-a-Lago yerleşkesinin arazisine girmeye çalışırken Gizli Servis tarafından vurularak öldürüldü (AP)

21 yaşındaki Austin Tucker Martin'in, Mar-a-Lago'nun kuzey kapısının hemen ardında, saat 01.30 civarında, iki Gizli Servis ajanı ve bir Palm Beach County şerif yardımcısıyla karşılaştığında, elinde bir av tüfeği ve bir gaz tüpü olduğu iddia edildi. Başkan ve eşi o sırada Washington DC'deydi.

Palm Beach County Şerifi Ric Bradshaw pazar günü gazetecilere yaptığı açıklamada, memurların Martin'e teçhizatını bırakmasını emrettiğini söyledi. Martin daha sonra gaz tüpünü indirdi ancak "av tüfeğini ateş etmeye hazır konuma kaldırdı".

Şerif, "O anda, şerif yardımcısı ve iki Gizli Servis ajanı silahlarını ateşledi" dedi.

Aile üyeleri, hafta sonu Martin'in kaybolduğunu bildirmişti ve haber karşısında şaşkına döndüler.

İşte silahlı saldırgan olduğu iddia edilen Martin hakkında bildiklerimiz:

"Karıncayı bile incitmezdi"
Martin'i tanıyanlar, haneye tecavüz ve silahlı saldırıyı öğrenince şoke oldu.

Kuzeni Braeden Fields, Associated Press'e, "İyi bir çocuktu" diye konuştu.

Böyle bir şey yapacağına inanmazdım. Akıl almaz bir şey.

Fields, "Karıncayı bile incitmezdi" diye ekledi.

Silah kullanmayı bile bilmiyor.

Fields, Martin'in ailesini "tutkulu Trump destekçileri" diye tanımladı ve 21 yaşındaki gencin "çok sessiz, hiçbir şeyden bahsetmeyen biri" olduğunu söyledi. Fields, Martin'in yerel bir golf sahasında çalıştığını da ekledi.

cdfgt
Polis, Martin'in Trump'ın Mar-a-Lago malikanesinin sınırını ihlal ederken bir av tüfeği taşıdığını söylüyor (Palm Beach County Şerif Bürosu)

The News & Observer'ın ulaştığı belgelere göre, Cameron'daki Union Pines Lisesi'nden 2023'te mezun olan Martin, seçmen kayıtlarında herhangi bir partiye kayıtlı görünmüyordu.

Geçen yıl Martin, golf sahalarının el yapımı çizimlerini yapan bir iş kurdu.

Girişimin internet sitesinde, "Fresh Sky Illustrations, esas olarak golf sahası sahnelerini çizerek ve çeşitli golf sahası hediyelik eşya dükkanlarında el yapımı eserlerin çerçeveli kopyalarını sunarak, bir yandan da kişisel siparişleri yerine getirerek golf sahasında olmanın umut dolu hissini hayata geçirmeye odaklanan bir sanat şirketidir" diye yazıyor.

Kuzey Karolina'nın Sanford kentindeki Quail Ridge Golf Sahası'nın baş golf profesyoneli Brandon Huneycutt, The News & Observer'a birkaç yıl önce Martin'le kısaca tanıştığını, golf arabası kullanmasına ve sahanın bazı bölümlerini görmesine izin verdiğini söyledi.

Huneycutt, "Sanırım onların fotoğraflarını çekti ve eve gidip resimleri gerçekten de elle çizdi" dedi.

Son derece iyi çalışmalardı.

dfvgbh
Martin''in kuzeni Braeden Fields, 21 yaşındaki gencin "iyi bir çocuk" ve silahlı saldırı haberinin "akıl almaz" olduğunu söyledi (AP)

Mar-a-Lago yakınlarında bulunan bir arabanın Martin'in gümüş renkli Volkswagen'i olduğu düşünülüyor. Polis, arabada Martin'in av tüfeğini taşıdığı anlaşılan bir kutu buldu.

Gizli Servis Sözcüsü Anthony Guglielmi'ye göre, dedektifler Martin'in silahı Florida'ya doğru güneye giderken aldığına inanıyor.

Soruşturmayı FBI yürütüyor.

Trump ve Mar-a-Lago yakınlarında bir dizi tehdit
Trump ve mülkleri, 2024 seçim kampanyası sezonundan bu yana bir dizi güvenlik tehdidiyle karşı karşıya kaldı.

Temmuz 2024'te Pensilvanya'da düzenlenen bir miting sırasında, daha sonra öldürülen bir silahlı saldırganın kurşunu Cumhuriyetçi adayı sıyırmıştı.

Federal savcılara göre, 59 yaşındaki Ryan Wesley Routh, aynı yılın sonlarında Mar-a-Lago yakınlarında Trump'ı öldürmeye teşebbüs etmiş ve Trump Uluslararası Golf Kulübü'nü çevreleyen bir çitin üzerinden tüfek doğrultmuştu.

Bu ay Routh, federal hapishanede ömür boyu hapis cezasına çarptırıldı.

Mahkeme belgelerine göre Routh, mahkumiyetine ve cezasına itiraz başvurusunda bulundu.

Independent Türkçe


Londra polisi eski bakan Peter Mandelson’ı Epstein soruşturması kapsamında gözaltına aldı

Eski Birleşik Krallık Ekonomi Bakanı Peter Mandelson (AFP)
Eski Birleşik Krallık Ekonomi Bakanı Peter Mandelson (AFP)
TT

Londra polisi eski bakan Peter Mandelson’ı Epstein soruşturması kapsamında gözaltına aldı

Eski Birleşik Krallık Ekonomi Bakanı Peter Mandelson (AFP)
Eski Birleşik Krallık Ekonomi Bakanı Peter Mandelson (AFP)

İngiliz polisi, İngiltere'nin eski Ekonomi Bakanı ve Washington  Büyükelçisi  Peter Mandelson'ı, cinsel suçlu Jeffrey Epstein'la bağlantılı olarak yürütülen soruşturma kapsamında gözaltına aldı.

Mandelson'ın, bakanlık döneminde Epstein'a bilgi aktardığı iddiasıyla soruşturulduğu, incelemeler çerçevesinde Wiltshire ve Camden'daki iki mülkünde arama yapıldığı bildirildi.

Polis sözcüsü, "Görevi kötüye kullanma şüphesiyle 72 yaşındaki bir erkek gözaltına alınmıştır. Şüpheli, 23 Şubat Pazartesi günü Camden'daki bir adreste yakalanmış, Londra'daki bir polis merkezine götürülerek ifadesi alınmaktadır. Soruşturma kapsamında Wiltshire ve Camden'daki iki adreste arama kararı uygulanmıştır" açıklamasını yaptı.

Yetkililer, soruşturmanın sürdüğünü ve ayrıntıların kamuoyuyla daha sonra paylaşılacağını belirtti.

Mandelson'ın büyükelçi olarak atanması ve Epstein'la ilişkilerine dair iddialar, İngiltere Başbakanı Keir Starmer üzerindeki siyasi baskıyı da artırmıştı.

BBC ve Sky News, 72 yaşındaki Mandelson’ın Londra’nın merkezindeki evinden sivil kıyafetli bir erkek ve bir kadın eşliğinde çıkarılarak sivil bir araca bindirildiğini gösteren görüntüler yayımladı.

Bir dönem İşçi Partisi’nin önde gelen isimlerinden olan Mandelson’ın gözaltına alınması, Perşembe günü eski Prens Prens Andrew’ın Epstein davası kapsamında şüpheli sıfatıyla gözaltına alınmasından dört gün sonra gerçekleşti.

Eskiden York Dükü unvanını taşıyan Andrew’un, 2001–2011 yılları arasında Birleşik Krallık’ın uluslararası ticaret özel temsilcisi olarak görev yaptığı dönemde Epstein’a gizli nitelik taşıyabilecek bilgiler sızdırdığı şüphesi bulunuyor. Andrew, Perşembe akşamı birkaç saatlik gözaltının ardından “soruşturma kapsamında” serbest bırakıldı.

Londra polisi, 3 Şubat’ta Mandelson hakkında soruşturma başlatıldığını duyurmuştu. ABD Adalet Bakanlığı’nın Ocak ayı sonunda yayımladığı Epstein dosyalarındaki belgelerde, Mandelson’ın özellikle 2008–2010 yılları arasında Gordon Brown hükümetinde bakanlık yaptığı dönemde, piyasaları etkileyebilecek borsa bilgilerini Epstein’a sızdırmış olabileceğine işaret edildiği belirtilmişti.

Polis, üç gün sonra Mandelson’a ait iki konutta arama yapıldığını açıkladı. Bunlardan biri Londra’nın Camden semtinde, diğeri ise İngiltere’nin güneybatısındaki Wiltshire’da bulunuyor.

Bu gelişmeler, İşçi Partili Başbakan Keir Starmer hükümetini zayıflattı. Hükümet, 2024 yılı sonunda Mandelson’ı Washington’a büyükelçi olarak atamakla eleştiriliyor. Eleştiriler, eski bakan ve Avrupa Komiseri olan Mandelson’ın, cinsel suçlardan mahkûmiyetine rağmen Epstein ile yakın ilişkisini sürdürdüğünün bilindiği iddialarına dayanıyor.

Starmer, Mandelson’ı Aralık 2024’te, Donald Trump’ın Beyaz Saray’a dönüşü öncesinde bu hassas göreve atamıştı. Ancak Epstein ile ilişkisine dair ayrıntıların yer aldığı belgelerin yayımlanmasının ardından Eylül 2025’te görevden aldı.

Starmer, Jeffrey Epstein’ın mağdurlarından özür dilerken, özel kalem müdürü ve basın sorumlusu istifa etti.

Hükümet, Mandelson’ın atanması ve görevden alınmasına ilişkin tüm belgelerin yayımlanacağını taahhüt etti. Bir hükümet yetkilisinin Pazartesi günü verdiği bilgiye göre, ilk belge paketi Mart ayı başında kamuoyuna açıklanacak.