Lahad Ordu Radyosu’nun yeniden faaliyete geçmesi, İsrail'in Lübnan'daki planlarının ifşası mı?

Tel Aviv, Beyrut banliyölerinde kaos yaratmak için psikolojik savaş başlattı

Beyrut'ta Hizbullah’ın silah depolarından uzak durması için cep telefonuna gelen mesajı okuyan Lübnanlı bir adam, 23 Eylül 2024 (AFP)
Beyrut'ta Hizbullah’ın silah depolarından uzak durması için cep telefonuna gelen mesajı okuyan Lübnanlı bir adam, 23 Eylül 2024 (AFP)
TT

Lahad Ordu Radyosu’nun yeniden faaliyete geçmesi, İsrail'in Lübnan'daki planlarının ifşası mı?

Beyrut'ta Hizbullah’ın silah depolarından uzak durması için cep telefonuna gelen mesajı okuyan Lübnanlı bir adam, 23 Eylül 2024 (AFP)
Beyrut'ta Hizbullah’ın silah depolarından uzak durması için cep telefonuna gelen mesajı okuyan Lübnanlı bir adam, 23 Eylül 2024 (AFP)

Samir Zureyk

İsrail, internet, Wi-Fi yönlendiricileri ve güvenlik kameralarının hacklenmesinden, çağrı cihazı ve telsiz patlamalarına ve Lübnan’ın telekomünikasyon ağına sızmaya kadar teknoloji ve iletişim dünyasındaki muazzam üstünlüğünü kullanarak Hizbullah çevrelerinde şüphe uyandırmayı ve Lübnanlılar ile siyasetçiler arasında yaygın bir kafa karışıklığına neden olmayı başardı.

Panik yaratan ihlaller

Başkent Beyrut, Güney ve Bekaa Vadisi'nde (Doğu Lübnan) yaşayan onlarca Lübnanlı, İsrail tarafından 23 Eylül Pazartesi günü sabaha karşı sabit hatlarından evlerini boşaltmaları istenen telefonlar aldı. Lübnan hükümetinin de kapısına dayanan aynı aramalar Enformasyon ve Kültür bakanlıklarına da yapıldı. Böylece İsrail'in açıkça yaptığı uyarılar, yaklaşık yirmi yıl sonra ilk kez resmi makamlara kadar ulaşmış oldu.

Lübnan Telekomünikasyon Bakanlığı tarafından yapılan açıklamaya göre yerel telekomünikasyon ağında kullanılan sistem, İsrail telefon koduyla yapılan aramaları kabul etmiyor. Dolayısıyla burada ‘teknik anlamda bir ihlal değil, başka ülkelere ait kodlar kullanılarak uluslararası kod sisteminin atlatılması’ söz konusu. Aramanın gerçek kaynağını değiştirmeye ya da gizlemeye olanak tanıyan, sistemin aramayı başka bir yerden geliyormuş gibi göstermesini sağlayan birçok uygulama bulunuyor. Reuters haber ajansı, İsrail'den uyarı telefonları alan Lübnanlıların sayısının, ülkenin kuzeyinde yaşayanlar da dahil olmak üzere 80 bin civarında olduğunu tahmin ediyor.

Bu uyarı aramalarından sonra İsrail, ülkenin güneyinde şiddetli hava saldırıları düzenledi. Bu durum, birkaç gün önce yaşanan ve şok dalgası yarayan çağrı cihazı ve telsiz patlamalarının ardından Lübnan'da zaten ağırlaşmaya başlayan kafa karışıklığını daha da arttırdı. Özellikle söylentilerin ve yanıltıcı haberlerin yayılması, bazılarının Lübnanlıların büyük bir kısmının elektrik kesintilerinin sıklığı nedeniyle kullandıkları güneş enerjisiyle elektrik üreten cihazlarının fişini çekmelerine neden oldu.

Dahası, Lübnan hükümetinin verdiği zayıf tepki, Lübnanlıların endişelerinin artmasına katkıda bulunurken hafta sonu boyunca perakende satış mağazalarına ve benzin istasyonlarına akın etmelerine yol açtı. İnsanlar, güney vilayetinin derinliklerindeki şehirlere ve Beyrut'un güney banliyölerine doğru yerinden edildiler. İsrail ile sınır hattına yakın köylerinden aylar önce yerlerinden edilen ailelerse yerinden edilmeyi ikinci kez yaşadılar.

Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı habere göre resmi kurumlardaki kaos, birkaç gün önce özel okullarda başlayan, ancak devlet okullarında başlamayan eğitim yılının nasıl idare edileceği konusundaki kafa karışıklığıyla zirveye ulaştı. Eğitim Bakanı Abbas el-Halebi'nin güneyde ve Bekaa Vadisi'nde eğitime ara verilmesi, Beyrut ve diğer bölgelerde ise eğitime devam edilmesi yönündeki kararı, başkent sokaklarında panik hava estirirken, İsrail'den gelen uyarı telefonlarının ardından çocuklarını almak için okullara koşan veliler, Lübnanlıların zihninde iç savaşın acı hatıralarını canlandırdı. Trafiğin kilitlenmesi ve yerinden edilenlerin oluşturduğu uzun araç kuyruklarıyla durum daha da kötüleşti.

Lahad Radyosu’nun yeniden faaliyete geçmesi

İsrail sadece Lübnan'ın sabit telekomünikasyon ağına sızmakla kalmadı, aynı zamanda cep telefonu ağını da sızarak binlerce Lübnanlıya kısa mesaj (SMS) gönderdi. Söz konusu SMS’lerde “Eğer Hizbullah silahlarının bulunduğu bir binadaysanız, ikinci bir emre kadar bu binalardan uzak durun” ifadeleri yer aldı. İsrail, Lübnan’daki radyo yayınlarına da sızdı. Güney vilayetleri ve Bekaa Vadisi arasındaki geniş bir bölgeyi işgali sırasında güvenlikten sorumlu olan ve Lübnan ordusunun eski generallerinden Antoine Lahad'ın ismi verilen ‘Lahad Ordusu’ adlı Lübnanlı Hristiyanların çoğunlukta olduğu milis güç; Güney Lübnan Ordusu'na ait bir radyo istasyonunu yeniden faaliyete geçirdi. Yeniden faaliyete geçen radyo istasyonunun yayınlarından İsrail ordusundan Güney Lübnan sakinlerine bir uyarı mesajı yayınlandı. Mesajda, “İsrail Savunma Kuvvetleri'nden Güney Lübnan sakinlerine eğer Hizbullah tarafından da kullanılan bir binanın içinde ya da yakınlarındaysanız, ikinci bir mesaj alana kadar iki saat içinde bölgeyi terk etmeli ve bin metre uzağa gitmelisiniz” ifadeleri yer aldı.

İsrail'in bu tür uyarı mesajları, psikolojik savaşın ötesinde birtakım amaçlara hizmet ediyor. Zira bu mesajlar, içinde silah bulunan sivil binaların, sakinleri uyarıldıktan sonra bombalanmasını öngören Cenevre Sözleşmeleri ve ek protokolleriyle ilgili.

İsrail'in, İsrail ordusunun Lübnan'dan çekilmesinin ardından 2000 yılında yayınlarını durduran Lahad Ordusu Radyosu’nun yeniden faaliyete geçirilmesi, teknik ihlal ve teknolojik hakimiyet fikrinin ötesinde, üyelerinin büyük bir kısmı işgal altındaki Filistin topraklarına kaçan ve burada büyük bir kısmı İsrail vatandaşı olan, bir kısmı da ABD ve Avrupa ülkelerine göç eden Lahad Ordusu üyelerinin yeniden sahaya sürülmesi ihtimaline kadar uzanan tehlikeli bir göstergedir. Lahad Ordusu üyelerinin yeniden sahaya sürülmesi tehlikesi, İsrail'in Hizbullah'ı güvenli bir tampon bölge oluşturmak amacıyla işgal altındaki Filistin sınır hattından geri çekilmeye zorlamak için Lübnan topraklarına kara harekatı düzenleme planının ifşasıdır.

Bu tampon bölge, Lübnan arasında arabulucu konumundaki ABD Başkanı Joe Biden'ın Kıdemli Danışmanı Amos Hochstein’ın Hizbullah'ın İsrail'le savaşa girmesinin ardından Beyrut'a yaptığı ilk ziyaretten bu yana çantasında bulunuyor ve Hizbullah'la yapılan dolaylı müzakerelerde masaya yatırılanlar arasında yer alıyor. İsrail, işgal altındaki Filistin topraklarının kuzeyinde yaşayan İsraillilerin geri dönmeleri için bölgede bir tampon bölge oluşturulmasını talep ediyor.

Burada bu talebin, işgal altındaki Filistin toprakları ile uluslararası sınırdan Litani Nehri'nin yaklaşık 30 kilometre güneyine kadar uzanan askerden arındırılmış bir bölge oluşturulmasını öngören 2006 tarihli 1701 sayılı Birleşmiş Milletler (BM) Kararı'nın hükümlerinden biri olması nedeniyle geniş bir uluslararası desteğe sahip olduğunu belirtmekte fayda var.

Hochstein, Lübnan tarafına yaptığı ziyaretler ve kesintisiz temaslar sırasında, Lübnan ordusunun ve BM Lübnan Geçici Görev Gücü (UNIFIL) unsurlarının konuşlandırılmasıyla talep edilen tampon bölgenin derinliğini 8 kilometreye indirerek esneklik gösterdi. Amaç Hizbullah'ı bu teklifi kabul etmeye zorlamak ve karşılığında da işgal altındaki Filistin topraklarının kuzeyinde yaşayanların geri dönüşünü sağlamak için savaşın gidişatından tamamen dışlamaktı. Ancak Hizbullah, askeri operasyonlarını askıya almanın tek koşulu olarak Gazze'deki savaşın sona erdirilmesinde ısrar etti.

Uyarı mesajları ve uluslararası hukuk

Aşırı sağcı Netanyahu hükümeti Lahad Ordusu kartını, savaşta kullanılan yanıltma taktiklerinden biri olarak Hizbullah'ı kara harekatı yapacağına inandırmak için kasıtlı olarak oynamış olabilir. Böylece Hizbullah’ı askeri kartlarını ifşa etmeye zorlayacaktı. Buna karşın Hizbullah, başka bir senaryoyu hayata geçirmek istiyor. Ancak İsrail'in hazır olma durumuna yönelik attığı adımlar, ordusunun hazırlıklarını yoğunlaştırması ve Lübnan sınırı yakınlarına birliklerini ve araçlarını konuşlandırması göz önüne alındığında kara harekâtı fikri daha olası görünüyor.

Bazı uluslararası hukuk uzmanları, yaptıkları değerlendirmelerde, İsrail'in uyarı mesajlarının psikolojik savaşın ötesinde amaçlar taşıdığına ve 1949 Cenevre Sözleşmeleri ve 1977 Ek Protokolleri ile ilgili olduğuna dikkati çektiler. Aynı uzmanlar, Cenevre Sözleşmeleri ve Ek Protokolleri’nin savaş silahlarının bulunduğu sivil binaların bombalanmasına, ancak o binalardaki ve çevresindeki bölge sakinlerinin uyarılması ve binayı terk etmeleri için zaman tanınmasının ardından izin verildiğinin altını çizdiler.

Uzmanlar, İsrail'in sivillere yönelik katliamlar yapmakta olduğunu, ancak bu mesajlarla, özellikle de Uluslararası Ceza Mahkemesi (UCM) Başsavcısı Kerim Han’ın Başbakan Binyamin Netanyahu ve Savunma Bakanı Yoav Gallant hakkında ‘yakalama kararı’ başvurusunda bulunmasından sonra uluslararası yasalara saygılı görünmeye çalıştığını düşünüyor. UCM Başsavcısı Han, Gazze Şeridi'nde savaş suçu ve insanlığa karşı suç işledikleri gerekçesiyle Netanyahu ve Gallant hakkın uluslararası yakalama emri çıkarılması talebinde bulunmuştu.

Aşırı sağcı Netanyahu hükümeti Lahad Ordusu kartını, savaşta kullanılan yanıltma taktiklerinden biri olarak Hizbullah'ı kara harekatı yapacağına inandırmak için kasıtlı olarak oynamış olabilir.

Uzmanlar İsrail'in mesajlarının yoğunluğuna ve çeşitliliğine dikkati çekti. Bunlar arasında İsrail Ordu Sözcüsü Avichay Adraee’nin videoları da dahil olmak üzere sosyal medya platformlarında dolaşan kısa videolar da yer aldı. İsrail gazetesi Israel Hayom'a göre İsrail ordusu, ‘Lübnan vatandaşlarına yönelik güvenlikleri için uyarı mesajları yayınlamak amacıyla’ ‘Kurtarıcı’ adlı bir internet sitesi açtı. Gazete, Tel Aviv'in bu mesajları gerektiğinde ‘delil’ olarak kullanmak ve daha da önemlisi sahip olduğu geniş uluslararası desteği korumak için belgelediğine işaret etti.

Askeri ve stratejik analist General Yaarob Sakhr ise yaptığı değerlendirmede, “İsrail düşmanı kısa bir süre önce dört milyon (Lübnan nüfusunun tahmini sayısı) Lübnanlının veri tabanına sahip olduğunu kanıtladı” dedi.

Aslında İsrail, geliştirdiği ve yıkıcı yeteneklerine eklediği psikolojik savaş araçlarıyla Lübnanlılar arasında dehşet tohumları ekmeyi başardı. Yerinden edilenlerin oluşturduğu uzun araç kuyruklarının sabahtan gece geç saatlere kadar trafik sıkışıklığı içinde kalması da bunun bir göstergesiydi. Sadece bir günde yaklaşık 500 kişinin ölümüne ve binden fazla kişinin yaralanmasına neden olan yoğun hava saldırıları, İsrail'in tampon bölge talebini dayatmak için yeni bir kan denizine girmekten çekinmeyeceğini gösterdi.



Trump, İran’ın ‘çöküş sürecinde’ olduğunu iddia ederken medyada da uzun süreli abluka haberleri yer alıyor

Trump, İran’ın ‘çöküş sürecinde’ olduğunu iddia ederken medyada da uzun süreli abluka haberleri yer alıyor
TT

Trump, İran’ın ‘çöküş sürecinde’ olduğunu iddia ederken medyada da uzun süreli abluka haberleri yer alıyor

Trump, İran’ın ‘çöküş sürecinde’ olduğunu iddia ederken medyada da uzun süreli abluka haberleri yer alıyor

İran ile savaşı sonlandırma çabaları, ABD Başkanı Donald Trump’ın, Tahran’ın en son önerileri hakkında memnuniyetsizliğini dile getirmesiyle tıkandı. Trump, İran’ın ‘çöküş sürecinde’ olduğunu ve liderlik düzenlemeleri yapmaya çalıştığını belirtti.

İran’ın savaşın bitimine kadar nükleer programının tartışılmasının ertelenmesi ve denizcilik anlaşmazlıklarının çözülmesi önerisini içeren en son çözüm planı, Trump tarafından olumsuz karşılandı. Trump dün Truth Social platformunda yaptığı paylaşımda, “İran bize ‘çöküş aşamasında’ olduklarını bildirdi. Hemen Hürmüz Boğazı’nı açmamızı istiyorlar, bu sırada liderlik düzenlemelerini yapmaya çalışıyorlar (bence bunu başaracaklar)!” ifadelerini kullandı.

Wall Street Journal, ABD’li yetkililere dayanarak, başkanın yardımcılarına İran limanlarına yönelik uzun süreli bir abluka için hazırlık yapma talimatı verdiğini aktardı.


Devrim Muhafızları Ordusu savaş yetkisini ele geçiriyor ve Dini Lider’in rolünü zayıflatıyor

(foto altı) Dini Lider Mücteba Hamaney’in posterinin önünden geçen İranlılar, Tahran, 28 Nisan 2026 (EPA)
(foto altı) Dini Lider Mücteba Hamaney’in posterinin önünden geçen İranlılar, Tahran, 28 Nisan 2026 (EPA)
TT

Devrim Muhafızları Ordusu savaş yetkisini ele geçiriyor ve Dini Lider’in rolünü zayıflatıyor

(foto altı) Dini Lider Mücteba Hamaney’in posterinin önünden geçen İranlılar, Tahran, 28 Nisan 2026 (EPA)
(foto altı) Dini Lider Mücteba Hamaney’in posterinin önünden geçen İranlılar, Tahran, 28 Nisan 2026 (EPA)

İran, ABD-İsrail ile iki ay süren savaşın ardından, artık yönetimin zirvesinde tartışmasız tek bir lider figürüne sahip değil. Geçmişteki yönetim geleneğinden ani bir kopuşa işaret eden bu durumun, Tahran’ın daha sert bir tutum benimsemesine yol açabileceği değerlendiriliyor. Buna karşın ülkenin, Washington ile müzakereleri yeniden başlatma ihtimalini de ele aldığı belirtiliyor.

1979’daki kuruluşundan bu yana İran’da yönetim, devletin temel meselelerinde nihai yetkiye sahip bir ‘Dini Lider’ etrafında şekilleniyordu. Ancak savaşın ilk gününde Dini Lider Ali Hamaney’in öldürülmesi ve yaralı oğlu Mücteba Hamaney’in yükselişi, ülkeyi farklı bir yönetime taşıdı. Şarku’l Avsat’ın Reuters’tan aktardığı analize göre bu yeni yapı; Devrim Muhafızları Ordusu (DMO) komutanlarının ağırlık kazandığı, karar alma süreçlerinde belirleyici ve mutlak bir otoritenin bulunmadığı bir sistem olarak öne çıkıyor.

Mücteba Hamaney’in sistemin tepesindeki konumunu koruduğu, ancak iç görüşmelere aşina üç kaynağa göre rolünün büyük ölçüde generallerin aldığı kararları meşrulaştırmakla sınırlı kaldığı, doğrudan talimat vermediği ifade ediliyor.

İranlı yetkililer ve analistler, savaşın yarattığı baskının, gücün daha dar bir çekirdek içinde toplanmasına yol açtığını belirtiyor. Bu çekirdeğin; Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi, liderlik ofisi ve DMO etrafında şekillendiği, özellikle DMO’nun askeri strateji ve temel siyasi kararlarda belirleyici hale geldiği kaydediliyor.

Pakistan’ın arabuluculuk yaptığı İran-ABD barış görüşmeleri hakkında bilgi sahibi üst düzey bir Pakistanlı yetkili, “İranlılar yanıt vermekte son derece yavaş davranıyor… Karar alacak tek bir liderlik yapısı yok gibi görünüyor. Bazen yanıt vermeleri iki ya da üç gün sürebiliyor” ifadelerini kullandı.

DVFDV
İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, geçtiğimiz hafta Tahran’da Pakistan Genelkurmay Başkanı Asım Munir’i ağırladı.

Analistler, bir anlaşmaya varılmasının önündeki temel engelin Tahran’daki iç çekişmeler değil, Washington’un sunmaya hazır olduğu şartlarla, DMO içindeki sertlik yanlısı kanadın kabul edebilecekleri arasındaki fark olduğunu belirtiyor.

İran’ın ABD ile yürüttüğü görüşmelerde diplomatik yüz olarak Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi öne çıkarken, son dönemde kendisine Meclis Başkanı Muhammed Bakır Kalibaf eşlik etti. DMO kökenli olan Kalibaf’ın, savaş sırasında İran’daki siyasi, güvenlik ve dini elitler arasında önemli bir iletişim kanalı olarak öne çıktığı ifade ediliyor.

Sahadaki asıl muhatabın ise DMO Komutanı Ahmed Vahidi olduğu belirtiliyor. Vahidi’nin, ateşkesin ilan edildiği gece de dahil olmak üzere, ülkedeki kilit figürlerden biri olduğu kaydediliyor.

Mücteba Hamaney ise şu ana kadar kamuoyu önüne çıkmadı. Kendisine yakın iki kaynak, güvenlik kısıtlamaları nedeniyle DMO içindeki yardımcıları aracılığıyla ya da sınırlı sesli iletişimle temas kurduğunu aktardı. Mücteba’nın, İsrail-ABD tarafından düzenlenen ilk hava saldırıları dalgasında bacağından ağır yaralandığı, bu saldırılarda babası Ali Hamaney ile bazı akrabalarının hayatını kaybettiği ifade edildi.

Öte yandan İran Dışişleri Bakanlığı, söz konusu iddialara ilişkin yorum talebine henüz yanıt vermedi. İranlı yetkililer daha önce, ABD ile yürütülen müzakerelerde herhangi bir görüş ayrılığı bulunduğu yönündeki iddiaları reddetmişti.

Askeri liderlerin kontrolü altında

İran, pazartesi günü Washington’a yeni bir öneri sundu. Üst düzey İranlı yetkililere göre, öneri, müzakerelerin aşamalı bir şekilde yapılmasını öngörüyor. İlk aşamada, nükleer mesele bir kenara bırakılacak ve savaş sona erene kadar, Hürmüz Boğazı’ndaki denizcilik sorunları gibi diğer anlaşmazlıklar çözüme kavuşturulmaya çalışılacak. Ancak, Washington nükleer dosyanın ilk aşamada ele alınmasını ısrarla talep ediyor.

İran konularında uzman olan eski ABD diplomatlarından Alan Eyre, “Hiçbir taraf müzakere yapmak istemiyor” diyerek, her iki tarafın da zamanın karşı tarafı zayıflatacağına inandığını belirtti. Eyre, İran’ın Hürmüz Boğazı’ndaki stratejik baskı kartını, Washington’un ise ekonomik baskı ve ablukayı kullanarak karşı tarafı zayıflatmayı umduğunu ifade etti.

Eyre’ye göre şu anda hiçbir tarafın esneklik göstermesi mümkün değil. DMO, Washington karşısında zayıf bir izlenim yaratmaktan kaçınırken, Başkan Donald Trump ise ara seçim baskılarıyla karşı karşıya ve büyük bir esneklik yapma lüksüne sahip değil, çünkü bu siyasi bir maliyet getirebilir.

Obama yönetimi döneminde nükleer müzakerelere katılan Eyre, “Her iki taraf için de esneklik, zayıflık olarak algılanacaktır” dedi.

HGYG
Tahran’da yeni Dini Lider Mücteba Hamaney ve askeri komutanların resmedildiği bir propaganda afişinin önünde duran İranlı bir asker (EPA)

Bu temkinli yaklaşım, sadece mevcut durumun baskılarını yansıtmakla kalmıyor, aynı zamanda şu anki İran yönetimindeki güç dinamiklerini de gözler önüne seriyor. Resmî olarak İran’ın son söz hakkına sahip olan Mücteba Hamaney, daha çok bir uzlaşmacı figür olarak öne çıkıyor ve liderlikten çok, kurumsal mutabakatlarla şekillenen kararların sonuçlarını onaylıyor; kendi otoritesini dayatmıyor. Gözlemcilere göre, gerçek güç, güvenlik politikalarına dair kararların alındığı, Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi etrafında toplanan birleşik bir savaş liderliğine geçmiş durumda.

Eski nükleer müzakereci Said Celili ve radikal milletvekilleri gibi sertlik yanlısı figürler, savaş sırasında sert söylemleriyle daha fazla görünürlük kazandılar, ancak kararları engelleyecek veya sonuçları şekillendirecek kurumsal güçten yoksunlar.

Mücteba, yükselişini, pragmatistleri dışlayan ve onun sertlik yanlısı ajandasının güvenilir koruyucusu olarak destek veren DMO’ya borçlu. İçeriden karar alma süreçlerine vakıf kaynaklar, savaşın etkisiyle daha da güçlenen DMO’nun, daha agresif bir dış politika ve içe dönük daha sert bir baskı politikası izlemeye işaret ettiğini belirtiyor.

DMO, ideolojik devrimci bir yönelim ve birincil olarak güvenlik vizyonu ile hareket ediyor; bu vizyon, içerde İslam Cumhuriyeti’ni koruma ve dışarıda caydırıcılık gösterme misyonunu benimsiyor.

Bu bakış açısı, genellikle yargı ve hükümet içindeki sertlik yanlılarıyla paylaşılıyor ve merkeziyetçi bir kontrol ile Batı’nın, özellikle de nükleer politika ve bölgesel etki alanındaki baskılarına karşı direnç gösterme önceliğini veriyor.

Güç, güvenlik güçlerinin elinde

Kaynaklar, DMO’nun ideolojisinin aslında İran’ın ana stratejisini şekillendirdiğini belirtiyor. Karar alma süreci, halen DMO’nun elinde sağlam bir şekilde duruyor. Kaynaklar, İran’ın savaş haline girmesi ve Ali Hamaney’in ölümünün ardından, rejim içinde hiçbir tarafın, DMO’nun gördüğü yolu engelleyecek güce veya etkiye sahip olmadığını, hatta böyle bir istek olsa bile buna karşı çıkamayacaklarını ifade ediyor.

İran liderliği için artık seçenek, ılımlı bir politika ile sert bir politika arasında değil; daha sert bir politika ile daha da sert bir politika arasında bir tercih yapmak. Güç çevrelerine yakın iki İranlı kaynak, küçük bir grubun daha radikal bir yönelim peşinde olduğunu, ancak DMO’nun bunu şu ana kadar kontrol altında tuttuğunu aktardı.

Bu dönüşüm, gücün yeniden yapılandırılmasında önemli bir aşamaya işaret ediyor; din adamlarının önceliğinden, güvenlik sektörünün egemenliğine geçişi temsil ediyor. Eski ABD müzakerecisi Aaron David Miller, “Din adamlarının egemenliğinden askeri egemenliğe, yani DMO’nun nüfuzuna geçtik. İran böyle yönetiliyor” şeklinde bir değerlendirmede bulundu.

   VERFRE
Hayber Şekan balistik füzesinin maketinin yanından geçen İranlı bir kadın, Tahran, 27 Nisan 2026 (Reuters)

Ortadoğu Enstitüsü’nden kıdemli araştırmacı Alex Vatanka, İran’da görüş ayrılıklarının mevcut olduğunu, ancak karar alma sürecinin güvenlik kurumları etrafında yoğunlaştığını belirtti. Mücteba Hamaney’in, tek başına karar verici değil, merkezi bir birleştirici figür olarak rol oynadığını vurguladı.

ABD ve İsrail’den gelen sürekli askeri ve ekonomik baskılara rağmen, İran’ın yaklaşık 9 haftalık savaş süresince herhangi bir çözülme veya teslim olma belirtisi göstermediği gözlemleniyor.

Miller da, rejim içinde derin bir bölünme veya sokaklarda anlamlı bir muhalefet olmadığını ifade etti.

Bu tutarlılık, İran yönetiminin artık tamamen DMO ve güvenlik organlarının elinde olduğunu, bu organların savaşın yöneticisi olarak sadece askeri operasyonları gerçekleştirmekle kalmayıp, savaş stratejisinin liderliğini üstlendiğini gösteriyor. Miller, sistem içinde stratejik bir mutabakatın şekillendiğini belirtiyor: Kapsamlı bir savaşa geri dönmekten kaçınmak, özellikle Hürmüz Boğazı’ndaki baskı kartlarını elinde tutmak ve bu çatışmadan daha güçlü bir şekilde, hem politik, ekonomik hem de askerî açıdan çıkmak.


Rusya, 9 Mayıs'taki geçit törenine askeri teçhizat göndermeyecek

Moskova sokaklarında "Zafer Günü"nü kutlamak için düzenlenen askeri geçit töreninden- 9 Mayıs (Arşiv-Reuters)
Moskova sokaklarında "Zafer Günü"nü kutlamak için düzenlenen askeri geçit töreninden- 9 Mayıs (Arşiv-Reuters)
TT

Rusya, 9 Mayıs'taki geçit törenine askeri teçhizat göndermeyecek

Moskova sokaklarında "Zafer Günü"nü kutlamak için düzenlenen askeri geçit töreninden- 9 Mayıs (Arşiv-Reuters)
Moskova sokaklarında "Zafer Günü"nü kutlamak için düzenlenen askeri geçit töreninden- 9 Mayıs (Arşiv-Reuters)

Rusya Savunma Bakanlığı yaptığı açıklamada, Rusya’nın bu yılki askerî geçit töreninde askerî teçhizat sergilemeyeceğini bildirdi. Söz konusu tören, Sovyetler Birliği’nin II. Dünya Savaşı’nda Nazi Almanyası’na karşı kazandığı zaferin 81. yıl dönümünü anıyor.

Her yıl genellikle büyük bir askerî güç gösterisine sahne olan etkinlik, 9 Mayıs’ta Moskova’daki Kızıl Meydan’da düzenlenecek.

Bakanlık, Telegram üzerinden dün yaptığı açıklamada, “mevcut operasyonel durum” nedeniyle birçok askerî okul ve öğrenci birliğinin yanı sıra zırhlı araçların da bu yılki geçit törenine katılmayacağını belirtti.

Açıklamada, geçit töreninde Silahlı Kuvvetlerin tüm kollarından temsilcilerin yer almasının beklendiği, ayrıca “özel askerî operasyonlar” kapsamında görev yapan askerlerin görüntülerinin de olacağı ifade edildi. Bu ifade, Ukrayna’daki savaşa gönderme olarak değerlendirildi.

Törende ayrıca hava gösterilerinin de yer alacağı belirtildi.

Bakanlık, “Geçit töreninin hava bölümünde Rus hava akrobasi ekiplerine ait uçaklar Kızıl Meydan üzerinde uçacak. Gösterinin sonunda ise Su-25 pilotları Moskova semalarını Rusya Federasyonu bayrağının renkleriyle boyayacak” açıklamasını yaptı.