Lahad Ordu Radyosu’nun yeniden faaliyete geçmesi, İsrail'in Lübnan'daki planlarının ifşası mı?

Tel Aviv, Beyrut banliyölerinde kaos yaratmak için psikolojik savaş başlattı

Beyrut'ta Hizbullah’ın silah depolarından uzak durması için cep telefonuna gelen mesajı okuyan Lübnanlı bir adam, 23 Eylül 2024 (AFP)
Beyrut'ta Hizbullah’ın silah depolarından uzak durması için cep telefonuna gelen mesajı okuyan Lübnanlı bir adam, 23 Eylül 2024 (AFP)
TT

Lahad Ordu Radyosu’nun yeniden faaliyete geçmesi, İsrail'in Lübnan'daki planlarının ifşası mı?

Beyrut'ta Hizbullah’ın silah depolarından uzak durması için cep telefonuna gelen mesajı okuyan Lübnanlı bir adam, 23 Eylül 2024 (AFP)
Beyrut'ta Hizbullah’ın silah depolarından uzak durması için cep telefonuna gelen mesajı okuyan Lübnanlı bir adam, 23 Eylül 2024 (AFP)

Samir Zureyk

İsrail, internet, Wi-Fi yönlendiricileri ve güvenlik kameralarının hacklenmesinden, çağrı cihazı ve telsiz patlamalarına ve Lübnan’ın telekomünikasyon ağına sızmaya kadar teknoloji ve iletişim dünyasındaki muazzam üstünlüğünü kullanarak Hizbullah çevrelerinde şüphe uyandırmayı ve Lübnanlılar ile siyasetçiler arasında yaygın bir kafa karışıklığına neden olmayı başardı.

Panik yaratan ihlaller

Başkent Beyrut, Güney ve Bekaa Vadisi'nde (Doğu Lübnan) yaşayan onlarca Lübnanlı, İsrail tarafından 23 Eylül Pazartesi günü sabaha karşı sabit hatlarından evlerini boşaltmaları istenen telefonlar aldı. Lübnan hükümetinin de kapısına dayanan aynı aramalar Enformasyon ve Kültür bakanlıklarına da yapıldı. Böylece İsrail'in açıkça yaptığı uyarılar, yaklaşık yirmi yıl sonra ilk kez resmi makamlara kadar ulaşmış oldu.

Lübnan Telekomünikasyon Bakanlığı tarafından yapılan açıklamaya göre yerel telekomünikasyon ağında kullanılan sistem, İsrail telefon koduyla yapılan aramaları kabul etmiyor. Dolayısıyla burada ‘teknik anlamda bir ihlal değil, başka ülkelere ait kodlar kullanılarak uluslararası kod sisteminin atlatılması’ söz konusu. Aramanın gerçek kaynağını değiştirmeye ya da gizlemeye olanak tanıyan, sistemin aramayı başka bir yerden geliyormuş gibi göstermesini sağlayan birçok uygulama bulunuyor. Reuters haber ajansı, İsrail'den uyarı telefonları alan Lübnanlıların sayısının, ülkenin kuzeyinde yaşayanlar da dahil olmak üzere 80 bin civarında olduğunu tahmin ediyor.

Bu uyarı aramalarından sonra İsrail, ülkenin güneyinde şiddetli hava saldırıları düzenledi. Bu durum, birkaç gün önce yaşanan ve şok dalgası yarayan çağrı cihazı ve telsiz patlamalarının ardından Lübnan'da zaten ağırlaşmaya başlayan kafa karışıklığını daha da arttırdı. Özellikle söylentilerin ve yanıltıcı haberlerin yayılması, bazılarının Lübnanlıların büyük bir kısmının elektrik kesintilerinin sıklığı nedeniyle kullandıkları güneş enerjisiyle elektrik üreten cihazlarının fişini çekmelerine neden oldu.

Dahası, Lübnan hükümetinin verdiği zayıf tepki, Lübnanlıların endişelerinin artmasına katkıda bulunurken hafta sonu boyunca perakende satış mağazalarına ve benzin istasyonlarına akın etmelerine yol açtı. İnsanlar, güney vilayetinin derinliklerindeki şehirlere ve Beyrut'un güney banliyölerine doğru yerinden edildiler. İsrail ile sınır hattına yakın köylerinden aylar önce yerlerinden edilen ailelerse yerinden edilmeyi ikinci kez yaşadılar.

Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı habere göre resmi kurumlardaki kaos, birkaç gün önce özel okullarda başlayan, ancak devlet okullarında başlamayan eğitim yılının nasıl idare edileceği konusundaki kafa karışıklığıyla zirveye ulaştı. Eğitim Bakanı Abbas el-Halebi'nin güneyde ve Bekaa Vadisi'nde eğitime ara verilmesi, Beyrut ve diğer bölgelerde ise eğitime devam edilmesi yönündeki kararı, başkent sokaklarında panik hava estirirken, İsrail'den gelen uyarı telefonlarının ardından çocuklarını almak için okullara koşan veliler, Lübnanlıların zihninde iç savaşın acı hatıralarını canlandırdı. Trafiğin kilitlenmesi ve yerinden edilenlerin oluşturduğu uzun araç kuyruklarıyla durum daha da kötüleşti.

Lahad Radyosu’nun yeniden faaliyete geçmesi

İsrail sadece Lübnan'ın sabit telekomünikasyon ağına sızmakla kalmadı, aynı zamanda cep telefonu ağını da sızarak binlerce Lübnanlıya kısa mesaj (SMS) gönderdi. Söz konusu SMS’lerde “Eğer Hizbullah silahlarının bulunduğu bir binadaysanız, ikinci bir emre kadar bu binalardan uzak durun” ifadeleri yer aldı. İsrail, Lübnan’daki radyo yayınlarına da sızdı. Güney vilayetleri ve Bekaa Vadisi arasındaki geniş bir bölgeyi işgali sırasında güvenlikten sorumlu olan ve Lübnan ordusunun eski generallerinden Antoine Lahad'ın ismi verilen ‘Lahad Ordusu’ adlı Lübnanlı Hristiyanların çoğunlukta olduğu milis güç; Güney Lübnan Ordusu'na ait bir radyo istasyonunu yeniden faaliyete geçirdi. Yeniden faaliyete geçen radyo istasyonunun yayınlarından İsrail ordusundan Güney Lübnan sakinlerine bir uyarı mesajı yayınlandı. Mesajda, “İsrail Savunma Kuvvetleri'nden Güney Lübnan sakinlerine eğer Hizbullah tarafından da kullanılan bir binanın içinde ya da yakınlarındaysanız, ikinci bir mesaj alana kadar iki saat içinde bölgeyi terk etmeli ve bin metre uzağa gitmelisiniz” ifadeleri yer aldı.

İsrail'in bu tür uyarı mesajları, psikolojik savaşın ötesinde birtakım amaçlara hizmet ediyor. Zira bu mesajlar, içinde silah bulunan sivil binaların, sakinleri uyarıldıktan sonra bombalanmasını öngören Cenevre Sözleşmeleri ve ek protokolleriyle ilgili.

İsrail'in, İsrail ordusunun Lübnan'dan çekilmesinin ardından 2000 yılında yayınlarını durduran Lahad Ordusu Radyosu’nun yeniden faaliyete geçirilmesi, teknik ihlal ve teknolojik hakimiyet fikrinin ötesinde, üyelerinin büyük bir kısmı işgal altındaki Filistin topraklarına kaçan ve burada büyük bir kısmı İsrail vatandaşı olan, bir kısmı da ABD ve Avrupa ülkelerine göç eden Lahad Ordusu üyelerinin yeniden sahaya sürülmesi ihtimaline kadar uzanan tehlikeli bir göstergedir. Lahad Ordusu üyelerinin yeniden sahaya sürülmesi tehlikesi, İsrail'in Hizbullah'ı güvenli bir tampon bölge oluşturmak amacıyla işgal altındaki Filistin sınır hattından geri çekilmeye zorlamak için Lübnan topraklarına kara harekatı düzenleme planının ifşasıdır.

Bu tampon bölge, Lübnan arasında arabulucu konumundaki ABD Başkanı Joe Biden'ın Kıdemli Danışmanı Amos Hochstein’ın Hizbullah'ın İsrail'le savaşa girmesinin ardından Beyrut'a yaptığı ilk ziyaretten bu yana çantasında bulunuyor ve Hizbullah'la yapılan dolaylı müzakerelerde masaya yatırılanlar arasında yer alıyor. İsrail, işgal altındaki Filistin topraklarının kuzeyinde yaşayan İsraillilerin geri dönmeleri için bölgede bir tampon bölge oluşturulmasını talep ediyor.

Burada bu talebin, işgal altındaki Filistin toprakları ile uluslararası sınırdan Litani Nehri'nin yaklaşık 30 kilometre güneyine kadar uzanan askerden arındırılmış bir bölge oluşturulmasını öngören 2006 tarihli 1701 sayılı Birleşmiş Milletler (BM) Kararı'nın hükümlerinden biri olması nedeniyle geniş bir uluslararası desteğe sahip olduğunu belirtmekte fayda var.

Hochstein, Lübnan tarafına yaptığı ziyaretler ve kesintisiz temaslar sırasında, Lübnan ordusunun ve BM Lübnan Geçici Görev Gücü (UNIFIL) unsurlarının konuşlandırılmasıyla talep edilen tampon bölgenin derinliğini 8 kilometreye indirerek esneklik gösterdi. Amaç Hizbullah'ı bu teklifi kabul etmeye zorlamak ve karşılığında da işgal altındaki Filistin topraklarının kuzeyinde yaşayanların geri dönüşünü sağlamak için savaşın gidişatından tamamen dışlamaktı. Ancak Hizbullah, askeri operasyonlarını askıya almanın tek koşulu olarak Gazze'deki savaşın sona erdirilmesinde ısrar etti.

Uyarı mesajları ve uluslararası hukuk

Aşırı sağcı Netanyahu hükümeti Lahad Ordusu kartını, savaşta kullanılan yanıltma taktiklerinden biri olarak Hizbullah'ı kara harekatı yapacağına inandırmak için kasıtlı olarak oynamış olabilir. Böylece Hizbullah’ı askeri kartlarını ifşa etmeye zorlayacaktı. Buna karşın Hizbullah, başka bir senaryoyu hayata geçirmek istiyor. Ancak İsrail'in hazır olma durumuna yönelik attığı adımlar, ordusunun hazırlıklarını yoğunlaştırması ve Lübnan sınırı yakınlarına birliklerini ve araçlarını konuşlandırması göz önüne alındığında kara harekâtı fikri daha olası görünüyor.

Bazı uluslararası hukuk uzmanları, yaptıkları değerlendirmelerde, İsrail'in uyarı mesajlarının psikolojik savaşın ötesinde amaçlar taşıdığına ve 1949 Cenevre Sözleşmeleri ve 1977 Ek Protokolleri ile ilgili olduğuna dikkati çektiler. Aynı uzmanlar, Cenevre Sözleşmeleri ve Ek Protokolleri’nin savaş silahlarının bulunduğu sivil binaların bombalanmasına, ancak o binalardaki ve çevresindeki bölge sakinlerinin uyarılması ve binayı terk etmeleri için zaman tanınmasının ardından izin verildiğinin altını çizdiler.

Uzmanlar, İsrail'in sivillere yönelik katliamlar yapmakta olduğunu, ancak bu mesajlarla, özellikle de Uluslararası Ceza Mahkemesi (UCM) Başsavcısı Kerim Han’ın Başbakan Binyamin Netanyahu ve Savunma Bakanı Yoav Gallant hakkında ‘yakalama kararı’ başvurusunda bulunmasından sonra uluslararası yasalara saygılı görünmeye çalıştığını düşünüyor. UCM Başsavcısı Han, Gazze Şeridi'nde savaş suçu ve insanlığa karşı suç işledikleri gerekçesiyle Netanyahu ve Gallant hakkın uluslararası yakalama emri çıkarılması talebinde bulunmuştu.

Aşırı sağcı Netanyahu hükümeti Lahad Ordusu kartını, savaşta kullanılan yanıltma taktiklerinden biri olarak Hizbullah'ı kara harekatı yapacağına inandırmak için kasıtlı olarak oynamış olabilir.

Uzmanlar İsrail'in mesajlarının yoğunluğuna ve çeşitliliğine dikkati çekti. Bunlar arasında İsrail Ordu Sözcüsü Avichay Adraee’nin videoları da dahil olmak üzere sosyal medya platformlarında dolaşan kısa videolar da yer aldı. İsrail gazetesi Israel Hayom'a göre İsrail ordusu, ‘Lübnan vatandaşlarına yönelik güvenlikleri için uyarı mesajları yayınlamak amacıyla’ ‘Kurtarıcı’ adlı bir internet sitesi açtı. Gazete, Tel Aviv'in bu mesajları gerektiğinde ‘delil’ olarak kullanmak ve daha da önemlisi sahip olduğu geniş uluslararası desteği korumak için belgelediğine işaret etti.

Askeri ve stratejik analist General Yaarob Sakhr ise yaptığı değerlendirmede, “İsrail düşmanı kısa bir süre önce dört milyon (Lübnan nüfusunun tahmini sayısı) Lübnanlının veri tabanına sahip olduğunu kanıtladı” dedi.

Aslında İsrail, geliştirdiği ve yıkıcı yeteneklerine eklediği psikolojik savaş araçlarıyla Lübnanlılar arasında dehşet tohumları ekmeyi başardı. Yerinden edilenlerin oluşturduğu uzun araç kuyruklarının sabahtan gece geç saatlere kadar trafik sıkışıklığı içinde kalması da bunun bir göstergesiydi. Sadece bir günde yaklaşık 500 kişinin ölümüne ve binden fazla kişinin yaralanmasına neden olan yoğun hava saldırıları, İsrail'in tampon bölge talebini dayatmak için yeni bir kan denizine girmekten çekinmeyeceğini gösterdi.



İran savaşı, Güney Asya ekonomilerini Rusya’ya yakınlaştırdı

İran savaşının yarattığı enerji krizi, Cakarta'daki benzin istasyonlarında uzun kuyruklar oluşmasına yol açmıştı (Reuters)
İran savaşının yarattığı enerji krizi, Cakarta'daki benzin istasyonlarında uzun kuyruklar oluşmasına yol açmıştı (Reuters)
TT

İran savaşı, Güney Asya ekonomilerini Rusya’ya yakınlaştırdı

İran savaşının yarattığı enerji krizi, Cakarta'daki benzin istasyonlarında uzun kuyruklar oluşmasına yol açmıştı (Reuters)
İran savaşının yarattığı enerji krizi, Cakarta'daki benzin istasyonlarında uzun kuyruklar oluşmasına yol açmıştı (Reuters)

Enerji ve gübrede büyük ölçüde Ortadoğu'ya bağımlı Güneydoğu Asya ülkeleri, Hürmüz Boğazı'ndaki krizin yarattığı tedarik sıkıntısı sebebiyle oluşan açığı kapatmak için Rusya'ya yanaşıyor.

Endonezya Devlet Başkanı Prabowo Subianto, Moskova'da Rusya lideri Vladimir Putin'le görüşmesinin ardından 150 milyon varile kadar Rus ham petrolü ithal edeceklerini açıkladı.

ABD müttefiki Filipinler de 5 yıl aradan sonra geçen ay Rusya'dan ilk petrol sevkıyatını tamamladı.

Tayland, Rusya'dan gübre alımı için görüşmeleri sürdürürken, Vietnam da İran savaşı öncesinde Kremlin'le imzaladığı nükleer santral anlaşmasıyla ilgili çalışmaları hızlandırdı.

Enerji fiyatlarındaki yükseliş ve ABD'nin Rus petrolüne yönelik yaptırımları geçici olarak gevşetmesi, Moskova'ya milyarlarca dolarlık gelir sağladı.

Guardian'ın analizine göre bu gelişmeler, Batı'nın Rusya'yı uluslararası alanda izole etme çabalarının sınırlı kaldığı yönündeki Kremlin söylemini de güçlendirdi.

Bölge genelinde yapılan kamuoyu araştırmaları, Rusya ve Putin yönetimi hakkındaki olumlu algının sürdüğünü ortaya koyuyor. 2024'te yayımlanan bir ankete göre Endonezya ve Vietnam'da katılımcıların yüzde 50'den fazlası Rusya'nın Ukrayna savaşını kazanmasını istiyor. Pew Research'ün geçen yılki araştırmasında da Endonezyalıların yüzde 64'ünün Rusya'ya olumlu baktığı, aynı oranın ABD için yüzde 48'de kaldığı ortaya konmuştu.

Singapur merkezli düşünce kuruluşu ISEAS-Yusof Ishak Enstitüsü'nden araştırmacı Ian Storey, bölgede Moskova'nın imajına dair şunları söylüyor:

Putin, Batı'ya karşı duran güçlü lider ve geleneksel değerlerin savunucusu olarak görülüyor. Bu maço imajı, bölgedeki birçok ülkede çoğunlukla karşılık buluyor.

Analist ayrıca Rusya'nın, Vietnam ve Laos gibi komünist yönetimlerle tarihsel bağlara sahip olduğunu hatırlatarak, Kremlin'in İsrail'e karşı Filistin'e verdiği destek nedeniyle Müslüman dünyada da olumlu algılandığı yorumunu yapıyor. Çeçen savaşları ve Sovyetlerin Afganistan işgali gibi geçmiş olayların ise "büyük ölçüde unutulduğunu" savunuyor.

Bununla birlikte uzmanlara göre Rusya'nın bölgedeki etkisini artırma kapasitesinin sınırları var. Moskova'nın özellikle Çin yönetimine artan bağımlılığı, Güney Çin Denizi'nde Pekin'le sorun yaşayan ülkeleri temkinli davranmaya itebilir.

Avrupa Birliği (AB) ise bölgedeki gelişmeleri endişeyle takip ediyor. AB Avrupa Birliği Dış Politika Yüksek Temsilcisi Kaja Kallas, Brunei'de Güneydoğu Asya Uluslar Birliği (ASEAN) dışişleri bakanlarıyla salı günü düzenlediği görüşmenin ardından yaptığı açıklamada, bölge ülkelerine "büyük resmi görme" çağrısında bulundu.

Kallas, Rus petrolünün satın alınmasının Moskova'nın Ukrayna'daki savaşı sürdürmesine katkı sağlayacağını vurguladı.

Independent Türkçe, Guardian, Jakarta Globe, Channel News Asia


Kral III. Charles’a Epstein tepkisi: Mağdurlarla görüşmeliydin

Kral Charles, Trump'ı doğrudan karşısına almadan NATO'nun birliğinin önemini de vurguladı (Reuters)
Kral Charles, Trump'ı doğrudan karşısına almadan NATO'nun birliğinin önemini de vurguladı (Reuters)
TT

Kral III. Charles’a Epstein tepkisi: Mağdurlarla görüşmeliydin

Kral Charles, Trump'ı doğrudan karşısına almadan NATO'nun birliğinin önemini de vurguladı (Reuters)
Kral Charles, Trump'ı doğrudan karşısına almadan NATO'nun birliğinin önemini de vurguladı (Reuters)

Britanya monarşisinin başındaki Kral III. Charles'ın ABD ziyaretinde Jeffrey Epstein mağdurlarıyla görüşmemesi tepki çekti.

Epstein'in pedofili ağına karşı mücadelenin önde gelen isimlerinden Virginia Giuffre'nin kardeşi Sky Roberts, Epstein Dosyaları Şeffaflık Yasası'nın ortak yazarlarından Demokrat Temsilciler Meclisi üyesi Ro Khanna'nın düzenlediği etkinlikte şunları söyledi:

Mağdurlar burada Kongre üyeleriyle birlikte oturuyor, hâlâ seslerini duyurmak için mücadele ediyor, gerçek hesap verebilirlik için baskı yapıyorlar. Oysa bu sistemlerle bağlantılı birçok güçlü isim ulaşılamaz durumda ve mağdurlarla yüz yüze görüşmüyor. Kralın, mağdurların yanında olduğunu dünyaya duyurması için bu an uygun bir fırsattı.

Etkinliğe, Giufrre'nin yakınlarına ek olarak, Epstein mağdurları Sharlene Rochard ve Danielle Bensky'le insan hakları ve kadın hakları örgütlerinden temsilciler katıldı.

Demokrat siyasetçi Khanna, Kral III. Charles'a geçen ay gönderdiği mektupta, ABD ziyaretinde Epstein'in istismarına maruz kalan kişilerle görüşmesini talep etmişti.

Ancak Kral Charles ve Kraliçe Camilla'nın avukatı, böyle bir görüşmenin yapılmayacağını bildirmişti. Yanıt mektubunda Birleşik Krallık'ta "devam eden polis soruşturmalarına” atıfta bulunulmuş, Kral Charles'ın "kurbanlarla görüşemeyeceği veya soruşturma konusu olan meseleler hakkında doğrudan yorum yapamayacağı" ifade edilmişti.

Epstein dosyalarında adı geçen isimlerden biri de Kral III. Charles'ın kardeşi Andrew Mountbatten-Windsor. Virginia Giuffre, 2021'de ABD'de açtığı davada, 17 yaşındayken Andrew'la cinsel ilişkiye zorlandığını öne sürmüştü. Birleşik Krallık Kraliyet Ailesi mensubu bu iddiaları reddetse de 2022'de Giuffre'yle uzlaşmaya da varmıştı.

Mountbatten-Windsor, Kraliyet Ailesi'ne zarar vermemek adına York Dükü dahil tüm unvanlarından feragat etmişti. Ancak geçen yılın son aylarında artan baskılar ve yeni açıklanan belgeler neticesinde Kral Charles tarafından "Prens" unvanı da elinden alınmıştı.

Giuffre'nin kardeşi Sky Roberts, ABD Başkanı Donald Trump'ın da Epstein'le ilgili süreçte şeffaf davranmadığını vurguladı. Trump, dosyalarda kendisine yöneltilen tüm iddiaları reddetmişti.

ABD Adalet Bakanlığı, Epstein davasına ait yaklaşık 6 milyon belgenin sadece 3,5 milyonunu kamuoyuyla paylaştı.

Epstein olayı nedir?

En küçüğü 14 yaşında olmak üzere 18 yaş altındaki onlarca kız çocuğuna cinsel istismarda bulunmak ve fuhuş ağı oluşturmak suçlamasıyla yargılanan Epstein, tutuklu olduğu New York Manhattan Metropolitan Merkez Hapishanesi'ndeki hücresinde 10 Ağustos 2019'da ölü bulunmuştu.

Açıklanan Epstein dava dosyalarında Andrew Mountbatten-Windsor ve Trump'ın yanı sıra eski ABD Başkanı Bill Clinton, eski İsrail Başbakanı Ehud Barak, eski ABD Başkan Yardımcısı Al Gore, aktör Kevin Spacey, şarkıcı Michael Jackson, illüzyonist David Copperfield, avukat Alan Dershowitz ve eski New Mexico Valisi Bill Richardson gibi ünlü isimler var.

FBI, ABD Adalet Bakanlığı'yla yaptığı inceleme sonucunda, ünlü isimlerden oluşan "müşteri listesi"nin tutulduğuna dair herhangi bir kanıta ulaşılamadığını duyurmuştu. 

İstihbarat ajansı ayrıca hükümet yetkilileri, ünlüler ve iş insanlarının suçlarını örtbas amacıyla öldürüldüğü öne sürülen Epstein'in hücresinde intihar ettiği sonucuna varıldığını açıklamıştı.

Independent Türkçe, CNN, Guardian


BAE’nin OPEC’ten ayrılması petrol piyasasını nasıl etkileyecek?

BAE, OPEC'ten ayrılma kararını Hürmüz krizi derinleşirken aldı (Reuters)
BAE, OPEC'ten ayrılma kararını Hürmüz krizi derinleşirken aldı (Reuters)
TT

BAE’nin OPEC’ten ayrılması petrol piyasasını nasıl etkileyecek?

BAE, OPEC'ten ayrılma kararını Hürmüz krizi derinleşirken aldı (Reuters)
BAE, OPEC'ten ayrılma kararını Hürmüz krizi derinleşirken aldı (Reuters)

Birleşik Arap Emirlikleri'nin (BAE) Petrol İhraç Eden Ülkeler Örgütü (OPEC) ve OPEC+ üyeliğinden çekilme kararının yankıları sürüyor.

BAE yönetiminden dün yapılan açıklamada, Körfez devinin 1 Mayıs itibarıyla OPEC ve OPEC+ üyeliğini sonlandıracağı duyuruldu.

Reuters'ın analizinde, bu hamlenin OPEC'in küresel petrol arzı üzerindeki kontrolünü zayıflatacağına dikkat çekiliyor. Ayrıca BAE'yle OPEC'in fiili lideri Suudi Arabistan arasında "uçurumun derinleşebileceği" ifade ediliyor.

BAE Enerji Bakanı Süheyl Muhammed el Mazravi, ajansa açıklamasında, kararı almadan önce herhangi bir ülkeye danışmadıklarını belirterek şunları söyledi:

Bu bir politika kararıdır; üretim seviyesiyle ilgili mevcut ve gelecekteki politikalar dikkatle incelendikten sonra alınmıştır.

Analize göre BAE'nin gruptan ayrılması, 2018'de BMGK'deki konuşmasında OPEC'i petrol fiyatlarını şişirerek "dünyanın geri kalanını dolandırmakla" suçlayan ABD Başkanı Donald Trump için zafer anlamına geliyor.

İran savaşı nedeniyle Hürmüz Boğazı'nda yaşanan krizin çözülmesinin ardından BAE artık OPEC kotalarına tabi olmayacağı için üretimini artırma imkanı da bulabilir. Uzmanlara göre bu, piyasalar ve küresel ekonomi açısından olumlu bir gelişme.

Ancak Wall Street Journal'ın (WSJ) analizinde, BAE'nin kararının OPEC'in petrol piyasasını yönetme kapasitesine ciddi darbe vuracağına dikkat çekiliyor.

Danışmanlık şirketi Rystad Energy'den Jorge Leon, "Günde 4,8 milyon varil üretim kapasitesine sahip ve daha fazla üretim yapma hedefi güden bir üyeyi kaybetmek, grubun önemli bir aracı da kaybettiğini gösteriyor" diyor.

Uluslararası Enerji Ajansı'nın verilerine göre, BAE'nin üyelikten çıkmasıyla OPEC'in üretim kapasitesinin yüzde 13'ü ortadan kalkacak.

İran, savaşta İsrail'in yanı sıra ABD'nin müttefiki Körfez ülkelerine misilleme yapmıştı. İran ordusu, ABD-İsrail'in 28 Şubat'taki saldırılarıyla başlayan savaşta BAE'ye en az 2 bin 200 füze ve drone fırlattı.

Uzmanlar, savaşın BAE'nin OPEC'ten çıkışını hızlandırdığını ancak Abu Dabi yönetiminin bir süredir zaten örgütten uzaklaştığını belirtiyor.

Guardian'ın analizinde, BAE'nin hamlesinin "Suudi Arabistan'ın itibarını zedeleyebileceği ve ABD'nin bölgedeki konumunu güçlendirebileceği" yazılıyor. Riyad yönetiminin petrol fiyatları üzerindeki kontrolünün zayıflayabileceği ve BAE'nin, uzun süredir OPEC'i eleştiren Trump yönetimine yaklaşarak ABD'yle ilişkilerini kuvvetlendirebileceği ifade ediliyor.

Ayrıca İran savaşı karşısında Körfez ülkelerinin birlik olamamasının da BAE'nin kararında önemli rol oynadığı vurgulanıyor.

WSJ ve Financial Times'ın analizlerinde, BAE'nin hamlesinin "OPEC için sonun başlangıcı olduğu" yorumu da paylaşılıyor.

14 Eylül 1960'ta petrol üreticisi ülkelerin arz politikalarını koordine etmek amacıyla kurulan OPEC'te Suudi Arabistan ve BAE'ye ek olarak Cezayir, Kongo, Ekvator Ginesi, Gabon, İran, Irak, Kuveyt, Libya, Nijerya ve Venezuela olmak üzere 12 üye yer alıyor.

2016'da yapılan anlaşmalarla daha esnek bir yapıya sahip OPEC+'ta Rusya ve Azerbaycan'ın yanı sıra 9 ülke daha var.

Independent Türkçe, Reuters, Wall Street Journal, Financial Times, Guardian