Ortadoğu, İran’daki mevcut dönemin sonunun başlangıcına mı tanık oluyor?

İsrail’in ‘beka savaş’ iddiasıyka İran’ın ‘stratejik sabır’ politikası arasında

Tahran'da Hamas'ın merhum lideri İsmail Heniyye ve Kudüs Gücü Komutanı Kasım Süleymani'nin portrelerinin yer aldığı bir duvar resmi, 27 Ağustos (Reuters)
Tahran'da Hamas'ın merhum lideri İsmail Heniyye ve Kudüs Gücü Komutanı Kasım Süleymani'nin portrelerinin yer aldığı bir duvar resmi, 27 Ağustos (Reuters)
TT

Ortadoğu, İran’daki mevcut dönemin sonunun başlangıcına mı tanık oluyor?

Tahran'da Hamas'ın merhum lideri İsmail Heniyye ve Kudüs Gücü Komutanı Kasım Süleymani'nin portrelerinin yer aldığı bir duvar resmi, 27 Ağustos (Reuters)
Tahran'da Hamas'ın merhum lideri İsmail Heniyye ve Kudüs Gücü Komutanı Kasım Süleymani'nin portrelerinin yer aldığı bir duvar resmi, 27 Ağustos (Reuters)

Hattar Ebu Diyab

İsrail ve İran, sadece bölgesel nüfuzla ilgili olmayan bir çatışmanın içine her geçen gün daha fazla sürükleniyorlar. Bu çatışma sadece iki taraf arasındaki caydırıcılık denklemini değiştirmeyi amaçlamıyor, aynı zamanda geçtiğimiz yüzyılda imzalanan Sykes-Picot Anlaşması sonrasında yapılan düzenlemelere benzer şekilde bölgenin yeniden yapılandırılması üzerine yoğunlaştıkça daha geniş bir boyut kazanıyor.

Bir ‘beka savaşı’ verdiğini söyleyen İsrail ile ‘stratejik sabır’ ve ‘sınırlı çatışma’ arasında gidip gelen İran arasındaki çatışmanın 7 Ekim'in birinci yıldönümü arifesinde evrildiği açıkça görülüyor. ABD’de kasım ayında yapılacak seçimlerle önümüzdeki ocak ayında Beyaz Saray'da başkanlık döneminin başlaması arasındaki süreçte ‘sıcak bir sonbahar’ ve ‘kritik aylar’ ile karşı karşıya kalabiliriz. Bu yüzden İran, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu'nun kırmızı çizgileri çiğnemeye devam etmesinden, manevra alanını arttırmasından ve ‘savaş maestrosu’ olarak ABD’nin koyduğu kurallardan kaçınmasından korkuyor. İran destekli direniş ekseninin, özellikle de ilk savunma hattı olan Hizbullah'ın aldığı darbelerden sonra Tahran, İran coğrafyasını ve rejimini korumaya çalıştığına şüphe yok. İran, bölgesel kazanımlarından taviz vermekle güç unsurlarına darbe indirilmesi korkusu arasında gidip geliyor.

İran’ın nisan ve ekim ayları arasındaki endişesi

Geçtiğimiz nisan ayında iki ülke arasında yaşanan karşılıklı saldırıların ardından Tahran'ın İsrail'le kurduğu caydırıcılık denkleminde bir değişiklik olmamış, ardından İran içinde bazıları muğlak olan bir dizi gelişme yaşandı.

İran Cumhurbaşkanı İbrahim Reisi'nin 19 Mayıs'ta bir helikopter kazasında ölmesi ve yerine geçecek kişinin seçiminde yaşanan tereddüt sonrasında olaylar hızlandı. İran’ın Dini Lideri Ali Hamaney’e derinden bağlı olan katı muhafazakar Said Celili'nin ‘tavsiye edilmemesi’ ve Batı ile bağları koparmak yerine ABD ile anlaşma arayışında olan, silik ve açık fikirli bir siyasi figür olan Dr. Mesud Pezeşkiyan'ın getirilmesi dikkati çekti.

Bu değişiklik, asıl karar alıcının Dini Lider olduğu ve cumhurbaşkanının dar bir yetki alanı bulunduğu iktidar sistemi içindeki rol dağılımından kaynaklanıyor. Dolayısıyla, Reisi olsun ya da olmasın, İran rejimi vekilleri aracılığıyla İsrail'e karşı yıpratma stratejisini sürdürmeye devam etti. Rejim çevreleri bunun Washington ile müzakere için sahip olunan kartları güçlendireceğine inandı. Bunun en büyük kanıtı, Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan'ın ABD’nin New York şehrinden ülkesinin ABD ile yeni bir nükleer anlaşma imzalamak istediğini duyururken, Biden yönetiminin ‘İsrail'i dizginlemeye’ devam edeceğini açıklamasıydı.

Ancak Hamas Siyasi Büro Başkanı İsmail Heniyye'nin Cumhurbaşkanı Pezeşkiyan'ın yemin törenine katılmak üzere geldiği Tahran'da öldürülmesi, İran Devrim Muhafızları Ordusu (DMO) içindeki bir dengesizliğin ortaya çıkmasına neden oldu. Bu olay, ‘kanatların oyunu’ ya da ‘bazı silahlı kolları feda etme’ pahasına Washington'la gelecekte bir çözüme ulaşmaya yönelik gerçek bir kararın alınıp alınmadığına ilişkin şüphelere yol açtı.

Heniyye'nin Tahran'ın ortasında suikasta uğraması, ‘kanatların oyunu’ ya da ‘bazı silahlı kolları feda etme’ pahasına Washington'la gelecekte bir çözüme ulaşmaya yönelik gerçek bir kararın alınıp alınmadığına ilişkin şüphelere yol açtı.

Olayların kronolojisine bakıldığında Tahran'ın Heniyye suikastına misillemede bulunmaktan kaçındığı, bunun karşılığında da ABD'nin Gazze'de ateşkes anlaşmasına varılması sürecini hızlandırma sözü verdiği görülüyor. İran destekli direniş ekseni bunun bir ‘zafer’ olacağına ve İsrail'in saldırılarını durduracağına inanıyordu. Ancak İsrail bu çabaları da engelledi ve ‘stratejik bir atılım’ gerçekleştirmekte kararlı olduğunu gösterdi.

İran destekli direniş ekseni son dönemde Gazze ve Suriye'den İran ve Lübnan'a kadar ağır darbeler aldı. Bu durum, özellikle Hizbullah'ın zayıflamasıyla birlikte savunma sistemlerini tehdit ederken rejimin hegemonyasını ve çıkarlarını güvence altına almak ve İsrail’in yayılmacılığı ve Türkiye'nin Arap dünyası aleyhine olan hırslarıyla güçlenen Ortadoğu'daki ‘emperyal projenin’ genişlemesini sürdürmek için geliştirilen güvenlik ortamının sütunlarının ve bölgesel silah ve ittifak ağının çökmesi korkusunu arttırdı.

Sahnenin İran'ın lehine değişme olasılığı karşısında, Washington'la ilişkilere bel bağlayan kanat (mevcut Cumhurbaşkanı Pezeşkiyan, Stratejik İşlerden Sorumlu Cumhurbaşkanı Yardımcısı Muhammed Cevad Zarif ve DMO da dahil olmak üzere derin devlet içindeki bazı isimler) direniş ekseninin ve silahlı kanatlarının bazı kazanımlarına tutunmaktan vazgeçti. Bu bedelini şu ya da bu şekilde Hizbullah'ın ödediği İran içindeki sızıntının boyutunu açıklayabilir.

Ancak Hizbullah, Genel Sekreteri Hasan Nasrallah ve çok sayıda önde gelen askeri komutanının yanı sıra yüzlerce üyesini ve cephaneliğinin önemli bir bölümünü kaybetti. Bunun sonucunda en önemli kalkanı olarak Hizbullah’a bel bağlayan İran’ın stratejisi ağır bir darbe aldı. Dini Lider Ali Hamaney, moralleri yükseltmek ve direniş ekseni içinde Tahran'ın kendisine verilen zararın bir kısmından sorumlu olduğuna dair kafa karışıklığını önlemek için isteksizce İsrail'e bir füze saldırısı düzenlemeye karar verdi. Belki de böylece alınan hasarın sınırlandırılması, direniş ekseninin dağılmasının ve 2003 yılında Bağdat'ın düşmesinden sonra başlayan ‘İran döneminin’ sonunun başlangıcının önlenmesi amaçlanıyordu.

İran'ın İsrail’e yönelik füze saldırısı ve sonrasındaki riskler

İran, bu atmosferde 1 Ekim'de İsrail'e füze saldırısı düzenledi. Bunun 13 Nisan'daki saldırıdan farklı olmasını istiyordu. Toplamda 200 adet balistik füze kullanan İran, Tel Aviv’i ve Necef Çölü’nü (Negev) hedef aldı.

Ancak rejimi ve nükleer programını korumaya, direniş eksenini ve en önemli kalkanı olan Hizbullah'ı ayakta tutmaya öncelik veren İran, kendisini yeni bir tablo çizme mebcuriyetiyle karşı karşıya buldu. Şarku’l Avsat’ın Majalla'dan aktardığı analize göre bu yüzden Netanyahu'nun Hizbullah Genel Sekreteri Nasrallah’ın öldürülmesinin ardından açıkladığı ‘yeni düzen’ projesini hayata geçirme arzusuna karşı koyma kararı aldı. Dolayısıyla mevcut savaş İran'da bölgenin gelecekteki düzeni üzerine bir savaş olarak görülüyor. Tahran için kazanımlarını pekiştirmek, nükleer programına dokunulmasını engellemek ve İsrail'e karşı yürütülen yıpratma savaşının gölgesinde bunu sonuca ulaştırmak önemli.

Rejimi ve nükleer programını korumaya, direniş eksenini ve en önemli kalkanı olan Hizbullah'ı ayakta tutmaya öncelik veren İran, kendisini yeni bir tablo çizme mebcuriyetiyle karşı karşıya buldu.

fvrbrb
İsfahan'daki bir askeri sergi sırasında üzerinde İbranice “Kahrolsun İsrail” yazan İran yapımı Kadir füzesi, 8 Şubat 2023 (AFP)

Ancak İsrail'in beklenen tepkisi, niteliği ve boyutu ne olursa olsun, bölgedeki iki büyük askeri güç arasında doğrudan çatışma riskini arttıracağına şüphe yok. Şu an başkanlık seçimleriyle meşgul olan Washington'ın çekinceleri ve bazı Batı ülkelerinin başkentlerinin eleştirileri ne olursa olsun, savaş daha uzak bir bağlamda gerçekleşiyor. Batılı güçler İran'a ve onun bölgesel rolüne farklı bir yaklaşım geliştirilmesi konusunda hemfikir görünüyorlar.

İranlı bir kaynağa göre Tahran, bu durum karşısında ABD'nin bölgede yeni bir düzen getirmesini ve İsrail'in ‘Batı Asya'da askeri teknolojiye dayalı hegemonya’ kurmasını engellemek amacıyla nükleer doktrinini değiştirmekle tehdit ediyor.

Hamaney'in Nasrallah için yazdığı methiyede geçen suçlamalar dikkat çekiciydi. İran’ın Dini Lideri, methiyede “ABD ve uzantılarının gaspla oluşturduğu Siyonist varlık, bölgenin tüm doğal kaynaklarını ele geçirip bunları büyük küresel çatışmalarda finansman olarak kullanmak için bir araca dönüştürüyor. Bu varlığı bölgeden Batı ülkelerine enerji ihracatı ve Batı'dan bölgeye mal ve teknoloji ithalatı için bir geçit haline getirmeyi amaçlıyorlar” ifadelerini kullandı.

Tahran, savaşın kaynaklar ve bölgesel rolle ilgili olduğunu bu şekilde belirlese de Tahran'daki stratejistler, bu çatışmanın 2024 İran'ını Kuveyt'in işgali sonrası 1991 Irak'ına benzetmesinden ve Batılı ülkelerin füze ve füzeyle ilgili tüm ayrıcalıkları ve İran'ın bölgesel, askeri ve savunma gücünü kısıtlayan önlemler almasından korkuyorlar.

İran’daki Washington'la müzakerelerin yeniden başlaması üzerine bahis oynayan kanat, bölgesel bir savaş durumunda rejimin sarsılmasından ya da İran coğrafyasının parçalanmasından endişe duyuyor. Bu da Tahran'ın bölgenin çağdaş dönemindeki kritik bir kavşakta yaşadığı stratejik ikilemi teşkil ediyor.

*Bu makale Şarku’l Avsat tarafından Londra merkezli Al Majalla dergisinden çevrilmiştir.



Beklenen saldırı dalgası İran savaşını sona erdirebilir mi?

Ortadoğu üzerinde gündüz devriye uçuşu yapan ABD’ye ait iki A-10 tipi savaş uçağı. (CENTCOM)
Ortadoğu üzerinde gündüz devriye uçuşu yapan ABD’ye ait iki A-10 tipi savaş uçağı. (CENTCOM)
TT

Beklenen saldırı dalgası İran savaşını sona erdirebilir mi?

Ortadoğu üzerinde gündüz devriye uçuşu yapan ABD’ye ait iki A-10 tipi savaş uçağı. (CENTCOM)
Ortadoğu üzerinde gündüz devriye uçuşu yapan ABD’ye ait iki A-10 tipi savaş uçağı. (CENTCOM)

ABD’nin İran’a yönelik geniş çaplı saldırıları yeniden başlatmaya hazırlandığı görülüyor. Ancak uzmanlara göre taraflardan herhangi birinin yıkıcı savaşı askerî yollarla kesin bir sonuca ulaştırması pek olası değil.

ABD ve İran güçleri, ticari gemilere yönelik saldırıların öne çıktığı bir çatışma düzenine yerleşmiş durumda. ABD, İran limanlarına abluka uygulamaya çalışırken, İran İslam Cumhuriyeti ise stratejik öneme sahip Hürmüz Boğazı üzerindeki kontrolünü pekiştirmeyi hedefliyor.

İki ülke de eylül ayının başından bu yana kara hedeflerine yönelik büyük çaplı saldırılar düzenlemedi. Ancak bu durum yakında değişebilir.

Şarku’l Avsat'ın AFP’den aktardığına göre Brookings Enstitüsü Dış Politika Programı Direktörü Susan Maloney ajansa yaptığı açıklamada, “Şu anda ara seçimlerin hemen ardından saldırıların düzenlenebileceğini düşünüyorum” dedi. Maloney, 3 Kasım’da yapılacak ABD ara seçimlerine işaret etti.

ABD Başkanı Donald Trump, 28 Şubat sabahı Mar-a-Lago’da, CIA Direktörü John Ratcliffe, Dışişleri Bakanı Marco Rubio ve Beyaz Saray Özel Kalem Müdürü Susie Wiles ile birlikte İran’a yönelik “Destansı Öfke” operasyonunun başlangıcını takip ediyor. (AP)
ABD Başkanı Donald Trump, 28 Şubat sabahı Mar-a-Lago’da, CIA Direktörü John Ratcliffe, Dışişleri Bakanı Marco Rubio ve Beyaz Saray Özel Kalem Müdürü Susie Wiles ile birlikte İran’a yönelik “Destansı Öfke” operasyonunun başlangıcını takip ediyor. (AP)

Maloney, Ortadoğu’ya ek ABD askerî birlikleri ve teçhizatının sevk edilmesi, bölgedeki Amerikalılara yönelik uyarılar ve İsrail ordusunda alarm seviyesinin yükseltilmesi gibi olası saldırılara işaret eden gelişmelere dikkat çekti.

Maloney, Trump’ın “ara seçimlerden önce saldırı düzenlemeyeceğini açıkça ilan ettiğini” belirterek, böyle bir adımın seçim sandığında kendisine avantaj sağlamayacağını ifade etti.

ABD’nin İran’a karşı İsrail’le birlikte yürüttüğü savaş, özellikle akaryakıt fiyatlarını ciddi ölçüde artırması nedeniyle ABD kamuoyunda büyük ölçüde destek görmüyor. Savaşın, kritik öneme sahip ara seçimlerde Trump’ın mensubu olduğu Cumhuriyetçi Parti’ye yük getirmesi bekleniyor.

Maloney, mevcut durumun sürdürülebilir olmadığını belirterek, ABD ablukasının “İranlılara daha fazla zarar verdiğini”, ancak Washington’ıun da çok sayıda deniz unsurunu ablukayı sürdürmekle meşgul ettiğini belirtti.

Trump cuma günü yaptığı açıklamada, Tahran’la bir anlaşmaya varılamaması hâlinde, şubat ayının sonlarında başlatılan İran’a yönelik ABD operasyonuna atıfla, “Destansı Öfke kapsamında küçük çaplı bir operasyon daha düzenleyebiliriz” dedi. Trump, bunun ne zaman gerçekleşebileceğine ilişkin bir tarih vermedi.

Öngörmek imkânsız

Ortadoğu Enstitüsü kıdemli araştırmacısı Jason Campbell, yeni saldırıların yakın olabileceğine ya da ABD’nin, İran veya Yemen’deki müttefiki Husiler tarafından düzenlenebilecek saldırıları beklediğine ilişkin “kesinlikle güncel işaretler bulunduğunu” söyledi.

Campbell, USS Theodore Roosevelt uçak gemisinin Ortadoğu’ya konuşlandırılmasının planlandığını belirtti. Bu adımın, bölgedeki uçak gemisi taarruz gruplarının sayısını geçici olarak üçe çıkarabileceğini kaydetti. Ayrıca yeni bir ABD Deniz Piyadeleri seferî birliğinin bölgeye gönderilmesi kararına dikkat çekti.

Campbell, İsrail savaş uçaklarının yakın zamanda İran’a yönelik önceki saldırıları andıran bir “güç gösterisi” gerçekleştirdiğini de belirtti. ABD Savunma Bakanı Pete Hegseth’in İsrail’de Başbakan Binyamin Netanyahu ile görüştüğünü hatırlattı.

Ancak Campbell, “Burada zamanlamayı öngörmek imkânsız” dedi. Söz konusu adımların, yalnızca İran’ı müzakere masasına geri dönmeye zorlamak amacıyla atılıyor olması hâlinde, bunların kapsamının oldukça geniş olduğuna dikkat çekti.

Campbell’a göre Trump’ın seçenekleri, çatışmanın başlangıcına kıyasla daralmış durumda. Bölgedeki ABD üslerinin uğradığı hasar, olası bir kara harekâtını daha da zorlaştırıyor.

Tahran sokaklarından birinde sergilenen İran füzeleri. (Reuters)
Tahran sokaklarından birinde sergilenen İran füzeleri. (Reuters)

Campbell, “Bu aşamada, böyle bir operasyonun gerektireceği binlerce, hatta bazı senaryolarda on binlerce askerin güvenli biçimde toplanabileceği bir yer yok” değerlendirmesinde bulundu.

Maloney ise İran’daki geleneksel askerî hedeflerin büyük bölümünün önceki saldırılarda ciddi ölçüde zayıflatıldığını söyledi. Bu nedenle yeni bir saldırı dalgasının, sivil altyapıya ve İran halkını doğrudan etkileyen hedeflere yönelik daha fazla saldırıyı içerebileceğini belirtti.

Ancak Maloney’ye göre bu tür saldırıların veya başka herhangi bir askerî müdahalenin savaşı kesin bir sonuca ulaştırması beklenmiyor.

Maloney, “En başından beri bu, taraflardan herhangi birinin gerilimi daha da artırmasıyla sona erdirilemeyecek bir savaştı” dedi.

Campbell da bu görüşe katılarak, “Savaşın ilk 50 günündekilere benzer yeni İran saldırılarının, İran yönetimi açısından stratejik dengeyi nasıl değiştirebileceğini göremiyorum” ifadelerini kullandı.

Campbell, İran’ın büyük çaplı fiziksel hasara katlanmaya istekli olduğunu gösterdiğini belirterek, “Hedeflerin önemli bir bölümünü karma kullanımlı temel altyapıyı, hatta doğrudan sivil altyapıyı kapsayacak şekilde değiştirmek bile bu durumu kayda değer ölçüde değiştirmeyecektir” değerlendirmesinde bulundu.


Musk, Ukrayna ordusunu Starlink kullanım koşullarını ihlal etmekle suçladı

Elon Musk’un silüeti, Starlink logosunun yanında görülüyor. (Reuters)
Elon Musk’un silüeti, Starlink logosunun yanında görülüyor. (Reuters)
TT

Musk, Ukrayna ordusunu Starlink kullanım koşullarını ihlal etmekle suçladı

Elon Musk’un silüeti, Starlink logosunun yanında görülüyor. (Reuters)
Elon Musk’un silüeti, Starlink logosunun yanında görülüyor. (Reuters)

ABD’li milyarder Elon Musk dün yaptığı açıklamada, Ukrayna ordusunu Starlink uydu internet hizmetini saldırı amaçlı insansız hava aracı (İHA) operasyonlarında kullanarak sivilleri öldürmekle suçladı. Musk, bu kullanımın hizmet şartlarını ihlal ettiğini öne sürdü.

Musk, sahibi olduğu X platformunda yaptığı paylaşımda, “Ukrayna ordusu Starlink hizmetinin kullanım şartlarını ihlal ederek insanları öldürmek amacıyla saldırı amaçlı İHA operasyonları düzenledi. Bu açık geçen hafta kapatıldı” ifadelerini kullandı.

Musk, iddialarını destekleyecek herhangi bir kanıt veya somut örnek sunmadı.

Musk’ın sahibi olduğu SpaceX tarafından işletilen Starlink, kendi açıklamasına göre askerî saldırı operasyonları için değil, sivil ve savunma amaçlı kullanım için tasarlanmış ticari bir hizmet. Musk, şirketin askerî amaçlara yönelik diğer hizmeti Starshield’ın ise ABD hükümetinin kontrolünde olduğunu belirtti.

Ukrayna ordusu, Rusya’nın işgaline karşı hava savunmasında Starlink’ten yararlanıyor. Şarku’l Avsat’ın edindiği bilgiye göre  uydu internet hizmeti, İHA operasyonlarının yanı sıra lojistik faaliyetler ve askerî iletişim açısından da önemli bir rol oynuyor.

Ukrayna, son günlerde ABD merkezli uydu internet hizmetine erişimin yavaşlatıldığından şikâyet etmişti. Ancak yaşanan aksaklıktan kimin sorumlu olduğu netlik kazanmamıştı.

Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy, dün yaptığı açıklamada Starlink ve Starshield iletişim hizmetlerinin yeniden çalışır duruma getirildiğini söyledi.

Zelenskiy, “Starlink ve Starshield hizmetleri, tüm kısıtlamalar uygulanmadan önceki hızlarına yeniden kavuştu. Şu anda hızlar olması gereken seviyede” dedi.


Pezeşkiyan, Putin ile görüşmek üzere gelecek hafta Moskova’yı ziyaret edecek

İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, 19 Ekim 2026 Pazartesi günü Tahran’da Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov’u kabul etti. (AP)
İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, 19 Ekim 2026 Pazartesi günü Tahran’da Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov’u kabul etti. (AP)
TT

Pezeşkiyan, Putin ile görüşmek üzere gelecek hafta Moskova’yı ziyaret edecek

İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, 19 Ekim 2026 Pazartesi günü Tahran’da Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov’u kabul etti. (AP)
İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, 19 Ekim 2026 Pazartesi günü Tahran’da Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov’u kabul etti. (AP)

İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan’ın gelecek hafta Rusya’nın başkenti Moskova’ya giderek Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile görüşeceğini açıkladı. Ziyaretin, iki ülke arasında ikili iş birliği ve bölgesel gelişmelere ilişkin istişarelerin sürdürülmesi kapsamında gerçekleştirileceği belirtildi.

Arakçi, Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov’un yakın zamanda Tahran’a gerçekleştirdiği ziyarete ilişkin mesajında, görüşmelerde siyasi ve ekonomik iş birliğinin geliştirilmesi, ortak anlaşmaların uygulanması ve İran ile Rusya arasındaki kapsamlı stratejik ortaklığın güçlendirilmesinin ele alındığını ifade etti.

Şarku’l Avsat'ın Mehr Haber Ajansı’ndan aktardığına göre Arakçi, “Bu ziyarette ortak çıkarlarımızı korumak, bölgesel barış ve istikrarı güçlendirmek amacıyla istişarelerin sürdürülmesinin önemini vurguladık. Diyalog ve istişareler, gelecek hafta iki ülkenin cumhurbaşkanlarının Moskova’da bir araya gelmesiyle devam edecek” ifadelerini kullandı.

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ve İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan. (AFP)
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ve İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan. (AFP)

Lavrov’un Tahran ziyareti

Lavrov, 28 Şubat’ta savaşın başlamasından bu yana İran’a ilk ziyaretini geçen pazartesi günü gerçekleştirdi. Tahran’da Pezeşkiyan ve Arakçi ile bir araya gelen Lavrov, Arakçi ile düzenlediği ortak basın toplantısında Pezeşkiyan’ın “önümüzdeki günlerde” Moskova’yı ziyaret edebileceğini söylemiş, ancak kesin tarih vermemişti.

Lavrov, Tahran’dan yaptığı açıklamada Hürmüz Boğazı’nda savaş öncesindeki duruma dönülmesi çağrısında bulundu. Bu kapsamda “seyrüsefer özgürlüğünün yeniden sağlanması ve saldırıların tekrarlanmayacağına dair güvenceler verilmesi” gerektiğini belirten Rus Bakan, krize çözüm bulmak için çalışmaya hazır olduklarını ifade etti.

Rusya’nın “zor koşullara” rağmen İran ile ekonomik ve yatırım anlaşmalarını uygulamaktan vazgeçme niyetinde olmadığını söyleyen Lavrov, Rus uzmanların Buşehr Nükleer Santrali’ne kademeli olarak geri döndüğünü belirtti. Lavrov ayrıca iki ülke arasındaki ticaret hacminin geçen yıl yüzde 21 arttığını kaydetti.

İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, 19 Ekim Pazartesi günü Tahran’da Rus mevkidaşı Sergey Lavrov ile görüştü. (EPA)
İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, 19 Ekim Pazartesi günü Tahran’da Rus mevkidaşı Sergey Lavrov ile görüştü. (EPA)

Arakçi ise söz konusu görüşmeler sırasında bölgedeki “güvensizlikten” ABD’yi sorumlu tuttu. “Ekonomik abluka, bölgemizdeki güvensizliğin başlıca nedenidir” diyen Arakçi, Rusya ile ilişkilerini “stratejik” olarak nitelendirdi. Kapsamlı stratejik ortaklık anlaşmasının yürürlüğe girmesinin ardından bu ilişkilerin “yeni boyutlar kazandığını” belirtti.

Pezeşkiyan ile Putin son olarak Türkmenistan’da bir araya gelmişti. Putin, ekim ayının başında yaptığı görüşmede Moskova’nın arabuluculuk çabalarına katkıda bulunmaya hazır olduğunu Pezeşkiyan’a bildirmişti.

Lavrov, Tahran ziyaretinden bir gün önce yaptığı açıklamada ise Tahran ile Washington arasındaki görüşmelerin çıkmaza girdiği bir dönemde Rusya’nın çabalarının “geniş çaplı bir savaşın yeniden başlamasını önlemeyi” amaçladığını söyledi.