Sih diasporası siyaseti: Hindistan ve Kanada arasında bir beka mücadelesi

Halistan Hareketi, iki ülke arasındaki ilişkileri tehdit ediyor

Eduardo Ramon/Al Majalla
Eduardo Ramon/Al Majalla
TT

Sih diasporası siyaseti: Hindistan ve Kanada arasında bir beka mücadelesi

Eduardo Ramon/Al Majalla
Eduardo Ramon/Al Majalla

Şakir Hüseyin

Hindistan ve Kanada, hızlı ve yoğun gelişmelerin yaşandığı bir günde karşılıklı olarak üst düzey diplomatlarını sınır dışı ederek Kanada Başbakanı Justin Trudeau'nun Eylül 2023'teki G20 zirvesi için Yeni Delhi'ye yaptığı ziyaretten bu yana tırmanan diplomatik krizi daha da kötüleştirdi.

İki ülke arasındaki bu gerginliğin geçmişi, ayrılıkçı Halistan Hareketi’nin önde gelen destekçilerinden Hardeep Singh Nijjar'ın geçtiğimiz yıl haziran ayında Kanada'nın British Columbia eyaletinin Surrey kentinde maskeli saldırganlar tarafından öldürülmesine kadar uzanıyor. Hindistan, Nijjar'ı ‘terörist’ olarak ilan etmiş ve Nijjar'ın davasını Kanadalı ve Hint yetkililer arasındaki üst düzey toplantılarda görüşmelerin başlıca gündem maddelerinden biri haline getirmişti.

Ancak anlaşmazlığı arkasında Hint diasporası, özellikle de Kanada toplumu ve siyasetinde önemli bir rol oynayan Sih diasporası gibi geniş çaplı bir bağlam yatıyor. Hindistan hükümetinin endişeleri muhtemelen Kanada'daki Sih diasporasının siyasi faaliyetleri ve etkisinin ötesine kadar uzanıyor. Ancak Hint yetkililer, yerel ve diplomatik hassasiyetler nedeniyle bu konuları doğrudan tartışmaktan kaçınıyor olabilir. Hindistan, Kanada'yı yıllardır defalarca kez Halistan Hareketi’nin yanında ‘teröristlere ve suçlulara’ güvenli bir liman olmakla suçladı.

Hindistan'ın Pencap bölgesinde bir Sih devleti kurmayı amaçlayan Halistan Hareketi, 1980'li yıllarda zirveye ulaştı, ancak Hint güvenlik güçleri tarafından düzenlenen ve büyük insani kayıplara neden olan operasyonlar sonucu bastırıldı. Bugün Halistan fikri Hindistan içinde aktif bir desteğe sahip değil. Olaylar, Sihlerde derin yaralar açarken olayların anıları hala acı veriyor.

Hindistan Hükümeti, Halistan Hareketi’nin şimdi ya da gelecekte herhangi bir şekilde yeniden ortaya çıkmasını sağlayabilecek her türlü girişime karşı temkinli olmaya devam ediyor. Böyle bir olasılık Hindistan’ın başlıca endişe kaynağı olmaya devam ediyor. Bu durum, sık sık yapılan resmi açıklamalar ve Yeni Delhi ile Ottawa arasında devam eden anlaşmazlıkların yanı sıra Hindistan'daki kamuoyu söyleminde de açıkça görülüyor.

Kanada, yaklaşık 800 bin Sih'in yaşadığı Pencap dışındaki en büyük Sih topluluğuna ev sahipli yapıyor. Sihler, kendilerini Hindistan'daki baskın din olan Hinduizm'den ayıran tek tanrılı bir dine mensuplar. Öte yandan Hindistan kökenli Kanada vatandaşlarının sayısı geçtiğimiz yıl itibariyle 1,5 milyonu aşarken aralarında Sihlerin de bulunduğu 178 bin yerleşik olmayan Hindistan vatandaşı Kanada'da ikamet ediyor.

Kanada'daki Sih siyaseti, Hindistan'ın yargı yetkisi ve kontrolü dışında gerçekleştiğinden Hindistan için endişe kaynağı olmaya devam ediyor. Burada “Hindistan, Justin Trudeau iktidarda olsun ya da olmasın Sih göç politikalarını etkileyebilir mi?” sorusu ortaya çıkıyor.

Hindistan ve Kanada arasındaki diplomatik anlaşmazlık, uluslararası hukuk bölümünde okuyan öğrencilerin için uzun yıllar boyunca önemli bir çalışma konusu olacağa benziyor.

Tartışma Trudeau ile mi sınırlı?

İster Hindu milliyetçisi Hindistan Halk Partisi (Bharatiya Janata Partisi/BJP) iktidarda olsun, ister muhalefetteki seküler eğilimli Hindistan Kongre Partisi (INC) yeniden iktidara gelsin, isterse de inançsız Marksistler Delhi'de kontrolü ele geçirsin, bu mesele var olmaya devam edecek.

Hindistan Dışişleri Bakanlığı tarafından yapılan açıklamalarda Kanada Başbakanı Justin Trudeau sorunlu ilişkilerin arkasındaki başlıca suçlu olarak gösteriliyor. Hindistan, Liberal Parti lideri olarak 2015 yılından bu yana üç seçim kazanan Trudeau'dan genel olarak rahatsızlık duyuyor.

Sih protestocular bir protesto gösterisi sırasında Kanada ulusal bayrağını ve Kanada Başbakanı Justin Trudeau'yu tasvir eden pankartları ateşe verdiler, 23 Eylül 2023 (AFP)

Hindistan ve Kanada arasındaki diplomatik anlaşmazlık, uluslararası hukuk bölümünde okuyan öğrencilerin için uzun yıllar boyunca önemli bir çalışma konusu olacağa benziyor. Altı Hint ve altı Kanadalı diplomatın karşılıklı olarak sınır dışı edilmelerinden önce Hindistan tarafından yapılan açıklamalar krizin tırmanacağının açık sinyallerini veriyordu.

Hindistan Dışişleri Bakanlığı tarafından o gün Kanada'ya ilişkin yapılan üç yazılı açıklamadan ilkinde Hindistan'ın Kanada'dan, Hindistan Yüksek Komiseri (İngiliz Milletler Topluluğu ülkelerindeki büyükelçiye eşdeğer) ve diğer diplomatların Kanada'da devam eden bir soruşturma davasıyla ilgili olabileceğini belirten diplomatik bir mesaj aldığı duyuruldu.

Birkaç saat sonra Kanada Büyükelçiliği maslahatgüzarı bakanlığa çağrıldı. Bunu, aralarında Yüksek Komiser Vekili Stuart Ross Wheeler'ın da olduğu Kanadalı diplomatların sınır dışı edildiğini duyuran bir başka açıklama izledi.

Mevcut dinamikler, Trudeau yönetimindeki Hindistan-Kanada ilişkilerinde önemli zorluklar olduğunu gösteriyor.

Wheeler bakanlıktaki toplantıdan çıktıktan sonra gazetecilere yaptığı açıklamada şunları söyledi:

“Kanada, Hindistan hükümetinin ajanları ile Kanada topraklarında bir Kanada vatandaşının öldürülmesi arasında bağlantı olduğuna dair inandırıcı ve tartışılmaz kanıtlar sundu. Şimdi Hindistan'ın yapacağını söylediği şeyi yapma ve bu iddiaları soruşturma zamanı. Bu olayın aydınlatılması her iki ülkenin ve her iki ülke halkının menfaatine olacaktır. Kanada, Hindistan ile iş birliği yapmaya hazır.”

Kanada'ya kadar ulaştı. Trudeau, yaptığı bir açıklamada “Yabancı bir hükümetin Kanada topraklarında Kanada vatandaşlarını tehdit etmesine ya da öldürmesine asla müsamaha göstermeyeceğiz” dedi. Kanada Başbakanı, Hint diplomatları ‘gizli-kapaklı ve zorlayıcı uygulamalarla’ bilgi toplamak ve bunları Kanadalıları hedef almak üzere organize suç gruplarına aktarmakla suçladı.

Hindistan aynı gün Trudeau'yu Hindistan’a karşı ‘düşmanlık yapmakla’ suçlayan bir açıklama yayınladı. Açıklamada Kanada Başbakanı’nın 2018 yılında Agra, Ahmedabad, Mumbai, Amritsar ve Mumbai'yi ziyaret ettiği ve Delhi'deki etkinliklere katıldığı yedi günlük resmi ziyaretine atıfta bulunuldu.

Siyasi gözlemciler, Hindistan hükümetinin açıkça istekli görünmediği ziyaretle ilgili gerginliğe dikkat çekmişlerdi. Hindistan basını da o dönemde Hindistan hükümetinin ‘ziyaretin düzeyini düşürdüğünü’ bildirmişti. Hindistan Başbakanı Narendra Modi de Trudeau'ya Gujarat gezisinde eşlik etmezken diğer yabancı ülke liderlerinin ziyaretleri sırasında alışılageldiği üzere bir karşılama tweeti atmadı.

Ancak Trudeau, mevcut duruma meydan okumaya karar verdi ve turu kendi ülkesindeki siyasi profilini yükseltmek için kullanıyor gibi bir tablo çizdi. Sihizm'in en kutsal dini mekânı olan Altın Tapınak'ı ziyaret ederken büyük bir saygı gösteren Trudeau, Sihlerin en kutsal dini mekanını ziyaret eden Trudeau, o zamanki eşi Sophie, c ve oğlu Xavier James ile Mumbai'de film yıldızı Shah Rukh Khan ve ailesiyle birlikte poz verirken Bollywood yıldızlarından daha göz alıcı görünüyordu.

Hindistan Dışişleri Bakanlığı tarafından geçtiğimiz hafta pazartesi günü yapılan açıklamada, ‘2018 yılında Hindistan'a yaptığı ve belirli bir seçmen kitlesinin gözüne girme çabası olarak görülen ziyaretin geri teptiği ve kendisini utandırdığı’ sözleriyle Hindistan'ın Trudeau'ya yönelik rahatsızlığı bir kez daha ifade edildi.

Hindistan, bu ziyaret sırasında Trudeau'yu görmezden gelirken Hint basını onun abartılı kıyafetleriyle alay etti. Trudeau, Hindistan'ın umduğunun aksine, 2019 yılında ve iki yıl erken yapılan 2021 seçimlerinde yeniden galip çıktı.

Mevcut dinamikler, Trudeau iktidarı sırasında Hindistan-Kanada ilişkilerinde önemli zorluklar olduğunu gösterirken Kanada’da farklı bir partinin iktidara gelmesi halinde ilişkilerin iyileşmesinin umulmasa da Kanada'da hangi parti iktidarda olursa olsun sorunların var olmaya devam edeceği ön görülüyor.

Hindistan, bu yılın nisan ayında Toronto'da Sih topluluğunun düzenlediği ve Halistan Hareketi yanlısı sloganların atıldığı bir etkinlik nedeniyle sert bir diplomatik protestoda bulunmuştu. Etkinliğe Trudeau'nun yanı sıra muhalefet Lideri ve Muhafazakar Parti Başkanı Pierre Poilievre, Yeni Demokrat Parti (NDP) lideri Jagmeet Singh, Toronto Belediye Başkanı Olivia Chow ve çok sayıda milletvekili katıldı.

NDP lideri Singh

Kanada’da NDP lideri Jagmeet Singh, Sih meselelerine ilişkin açık sözlü tutumları, özellikle de Hindistan'daki 1984 yılında yaşanan olayları ‘soykırım’ olarak tanınması yönündeki çağrıları nedeniyle Hindistan hükümeti için tartışmalı bir isim. Jagmeet Singh, geçtiğimiz nisan ayında Khalsa Günü münasebetiyle düzenlenen bir etkinlikte Sihleri Hindistan'daki 1984 olaylarını ‘soykırım’ olarak tanımaya çağırdı.

scsdvd
Yeni Delhi'deki Kanada Yüksek Komisyonu, 16 Ekim 2024 (AFP)

Dönemin Hindistan Başbakanı Indira Gandhi, 1984 yılının haziran ayında bir grup silahlı Sih ayrılıkçıyı Sihler için en kutsal dini mekan olan Altın Tapınak'tan çıkarmayı amaçlayan bir askeri operasyon olan 'Mavi Yıldız Operasyonu' için talimat verdi. Operasyon, aynı yılın ekim ayında kendisine suikast düzenleyen İndira Gandhi'nin Sih korumaları da dahil olmak üzere pek çok Sih'i kızdırdı. Suikast, Sihlere karşı aşırı bir şiddet ve kaos dalgasının fitilini ateşledi.

O yıl yaşanan olaylar Sihlerin zihninde hâlâ tazeliğini koruyor.

Mavi Yıldız Operasyonu sırasında iktidarda olan INC, son yıllarda Sih toplumunun desteğini yeniden kazanmayı başardı. INC tarafından geçtiğimiz ay yapılan açıklamada BJP ve Rashtriya Swayamsevak Sangh'ın (RSS) Indira Gandhi hükümetine Altın Tapınak'a askeri operasyon düzenlemesi için ‘baskı yaptığı’ öne sürüldü.

INC, Sihlerin BJP'nin Pencap'ın çıkarlarına zarar verdiğini düşündükleri, Hindistan'daki Hindu milliyetçiliğinin en yaygın şekli olan ‘Hindutva’ ideolojisine uygun politikalarına ilişkin artan endişelerinden faydalanıyor. BJP hükümetini 2021 yılında tartışmalı tarım yasalarını kabul edildikten bir yıl sonra yürürlükten kaldırmaya zorlamayı başaran Pencap liderliğindeki ‘çiftçi hareketi’ de INC’nin son zamanlarda çıkarı için kullandığı en önemli konulardan biri.

1984 yılında yaşanan olaylar Sihlerin zihninde hâlâ tazeliğini koruyor.

Kanada'daki ve başka ülkelerdeki Sih diasporası çiftçilerin hükümete karşı başlattığı protesto hareketini destekliyor. Sihler – tıpkı diğer dini azınlıklar ve Müslümanlar gibi - Hindistan'ın Hindutva politikalarını, kimliklerine yönelik bir tehdit olarak görüyor. BJP'nin ideolojik babası olarak RSS, Hindistan siyasetini büyük ölçüde etkiliyor. RSS’nin amacının Hindistan'ı bir ‘Hindu devletine’ (Hindu Rashtra) dönüştürmek olduğu biliniyor.

NDP lideri Jagmeet Singh, Hindistan hükümetini ve politikalarını şiddetle eleştiren bir bildiri yayınladı. Singh’in lideri olduğu NDP ise Kanada hükümetinden Hindistan'a karşı diplomatik yaptırımlar uygulamasını istedi ve RSS’nin Kanada'da yasaklanması çağrısında bulundu.

Bu siyasi ortamın Hindistan ve Kanada'nın aralarındaki anlaşmazlıkları gidermelerini kolaylaştırması pek mümkün görünmüyor. Kanada'da Başbakan Justin Trudeau, Dışişleri Bakanı Melanie Joly ve Kamu Güvenliği Bakanı Dominic LeBlanc'ın Hintli diplomatları sınır dışı etme kararlarını desteklemek için kullandıkları belgeleri polis ve güvenlik kurumları sağladı. Kanada Kraliyet Atlı Polisi (RCMP) tarafından ‘Kanada'da Hindistan hükümeti ajanlarıyla bağlantılı şiddet içeren suçların işlendiği’ belirtilen yazılı bir açıklama yayınlandı. Bu açıklamada, Kanada siyasi liderliği tarafından yapılan suçlamaları güçlendirdi.

Kanada tarafından Hint diplomatlara sınır dışı edildikleri bildirmeden önce Kanada Dışişleri Bakanı Melanie Joly, yaptığı bir açıklamada, “Hindistan'dan soruşturmada iş birliği yapmak üzere diplomatik ve konsolosluk dokunulmazlıklarından feragat etmesi istendi” dedi.

Hindistan ise Kanada'yı Hint diplomatlara yöneltilen suçlamaları ‘uydurmakla’ suçladı ve bunları Trudeau hükümetinin ‘oy kazanma siyasetine odaklanan siyasi gündeminin’ bir parçası olduğunu öne sürdü.

Kanada Başbakanı Justin Trudeau, geçtiğimiz yıl G20 Liderler Zirvesi’nin oturum aralarında Hint mevkidaşı Narendra Modi ile bir görüşme gerçekleştirdi. Kanada Parlamentosu'nda yaptığı konuşmada bu görüşmeden duyduğu memnuniyetsizliği açıkça dile getiren Trudeau Nijjar'ın öldürülmesi konusunu doğrudan Modi'ye ‘kesin bir dille’ ilettiğini belirtti.

Trudeau'nun Parlamentonun alt kanadı Avam Kamarası’nda yaptığı konuşmadaki sert tutumu Hindistan ve Kanada arasındaki diplomatik gerilimi arttırdı. Trudeau bu konuşmasında Nijjar'ın öldürülmesiyle ‘Hindistan hükümeti ajanları arasında olası bir bağlantıya’ atıfta bulunarak iki ülke arasındaki gergin ilişkileri daha hassas bir aşamaya taşıdı. Bu gerilim çerçevesinde son tartışma kimseyi şaşırtmadı.

Kanada polisinin Hindistan hükümetini ‘31 yaşındaki azılı gangster Lawrence Bishnoi tarafından yönetilen suç şebekesiyle çalışmakla’ suçlaması sonrası suçlamalar yeni bir boyut kazandı. Hindistan’da bir hapishanede tutulan Bishnoi, halen suç şebekesine emirler vererek suç işlemeye devam ediyor gibi görünüyor. Bishnoi'nin adı, 2022 yılında Pencaplı şarkıcı Sidhu Musiwala'nın ve kısa bir süre Mumbai'de 66 yaşındaki eski Maharaştra Yasama Meclisi Üyesi Baba Siddique'nin öldürülmesi gibi yüksek profilli suçlarla ilişkilendirildi.

Bishnoi'nin suç şebekesinin geçtiğimiz yıl 20 Eylül'de Kanada'nın Winnipeg kentinin kuzeybatısında ölü bulunan Sukhdul Singh Gill cinayetinde de parmağı olduğundan şüpheleniliyor.

Kanada, Hindistan'a son derece ciddi ve uzun vadede diplomatik gerilimi tırmandırma potansiyeline sahip suçlamalar yöneltiyor. Şu an ne Kanada ne de Hindistan, gerilimin daha fazla tırmanmasını istiyor. Bunun nedeni, iki ülke arasındaki yakın ticari faaliyetler ve halkları arasındaki temas da dahil olmak üzere güçlü bağların olması.

Kanada'nın Trudeau'nun geçtiğimiz yıl yaptığı gibi Hindistan'dan kendileriyle iş birliği yapmasını istemeye devam etmesi, Hindistan'ın ise Kanada'nın baskılarına cevap vermeden Kanada'ya karşı sert bir tutum sergilemesi bekleniyor. Hindistan ayrıca Kanada'nın suçlamalarının Araştırma ve Analiz Kanadı (RAW) olarak bilinen dış istihbarat teşkilatınin üzerinde topladığı dikkatleri dağıtmak için elinden geleni yapacaktır.

Ancak Hindistan, son tartışmalarda daha özgüvenli ve iddialı görünen Kanada ile ilişkilerinde daha temkinli davranabilir. Kanada'nın kendine olan güveninin bir kısmı Avustralya, İngiltere, Yeni Zelanda ve ABD'den oluşan istihbarat ittifakı Beş Göz’den (FVEY) aldığı destekten kaynaklanıyor olabilir.

En nihayetinde Hindistan'ın Batı teknolojisine, finansına ve pazarlarına ihtiyaç duyması ve Hint diasporası ile olan bağları göz önüne alındığında, Kanada'ya karşı katı önlemler alma ihtimali oldukça zayıf. Buna karşın Kanada'nın FVEY ortaklarından gelen açıklamalar, Hindistan'ın bu ülkelerle iyi ilişkilere sahip olmasına rağmen Kanada'ya karşı tutumunu desteklemek için onlara güvenemeyeceğini gösteriyor.

Geçtiğimiz yıl yaşanan olaylar, Hindistan'ın Kanada'nın gelecekteki adımlarını garantili bir şekilde tahmin edemeyeceğini kanıtladı. Zira her an yeni bir diplomatik kriz patlak verebilir ve bu durum uzun vadeli iş ve yatırım kararları için önemli zorluklar yaratabilir. Nihai sonuçlara varmak için henüz çok erken olsa da kesin olan bir şey var ki o da Kanada'daki Sih diasporası siyasetinin etkisinin, Hindistan-Kanada ilişkilerinin Hindistan'ın çıkarlarının aksine şekillenmesinde rol oynayacağı gerçeğidir.

*Bu makale Şarku’l Avsat tarafından Lodra merkezli Al Majalla dergisinden çevrilmiştir.



Macaristan, Moskova'ya karşı Avrupa yaptırımlarının geçmesini Kiev'in bir petrol boru hattını yeniden açmasına bağlıyor

Macaristan Başbakanı Viktor Orban (Reuters)
Macaristan Başbakanı Viktor Orban (Reuters)
TT

Macaristan, Moskova'ya karşı Avrupa yaptırımlarının geçmesini Kiev'in bir petrol boru hattını yeniden açmasına bağlıyor

Macaristan Başbakanı Viktor Orban (Reuters)
Macaristan Başbakanı Viktor Orban (Reuters)

Macaristan ve Slovakya başbakanları, Kiev'in ülkeye Moskova'dan petrol sağlayan önemli bir petrol boru hattını yeniden açmadığı sürece, Avrupa Birliği'nin Rusya'ya uygulamayı planladığı 20 günlük yaptırım paketinin Macaristan tarafından onaylanmasını engelleyeceğini açıkladı.

Başbakan Viktor Orbán, X platformunda şöyle yazdı: “Yaptırımlara destek yok. 20. paket reddedilecek.”

Dışişleri Bakanı Peter Szijjarto ise şöyle yazdı: “Ukrayna, Druzhba boru hattı üzerinden Macaristan ve Slovakya'ya petrol sevkiyatını yeniden başlatana kadar, Kiev için önemli kararların alınmasına izin vermeyeceğiz.”

Ukrayna, kendi topraklarından geçen ve Rus petrolünü Slovakya ve Macaristan'a taşıyan boru hattının 27 Ocak'ta Moskova'nın düzenlediği saldırılarla hasar gördüğünü belirtiyor.

Şubat ayı başında, Avrupa Birliği Rusya'nın bankacılık ve enerji sektörlerini hedef alan yeni yaptırımlar önerdi. Bu önerilen paket, Moskova'nın 24 Şubat 2022'de Ukrayna'yı işgalinden bu yana 20. Yaptırım paketidir.

Şarku’l Avsat’ın aldığı bilgiye göre yaptırımların yürürlüğe girmesi için 27 AB üye ülkesinin tamamının onayı gerekiyor.

Avrupa Komisyonu ayrıca, Rusya'ya yeniden ihracat riski yüksek olan ülkelere tüm kablosuz cihaz ve ekipmanların ihracatını yasaklamak için ilk kez zorlama önleme aracını devreye sokmayı planlıyor.

Slovakya Başbakanı Robert Fico dün akşam, Kiev boru hattını yeniden açmazsa Ukrayna'ya acil elektrik tedarikini kesme tehdidini yerine getireceğini söyledi.

Facebook'ta yaptığı bir paylaşımda, “Pazartesi günü (bugün) Ukrayna'ya acil elektrik tedarikinin kesilmesini talep edeceğim” diye yazdı.

“Ukrayna Cumhurbaşkanı Volodimir Zelenskiy, Rusya dışında başka bir yerden petrol almamızı isterse, bu bize çok pahalıya mal olsa bile, buna cevap verme hakkımız var” dedi.


Putin, Rusya'nın "nükleer üçlüsünün" geliştirilmesini "mutlak öncelik" olarak görüyor

Putin, Kremlin'de Ulusal Güvenlik Konseyi toplantısına başkanlık ediyor (AP)
Putin, Kremlin'de Ulusal Güvenlik Konseyi toplantısına başkanlık ediyor (AP)
TT

Putin, Rusya'nın "nükleer üçlüsünün" geliştirilmesini "mutlak öncelik" olarak görüyor

Putin, Kremlin'de Ulusal Güvenlik Konseyi toplantısına başkanlık ediyor (AP)
Putin, Kremlin'de Ulusal Güvenlik Konseyi toplantısına başkanlık ediyor (AP)

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin dün yaptığı açıklamada, ABD ile imzalanan Yeni START anlaşmasının süresinin dolmasının ardından Rusya'nın nükleer güçlerini geliştirmenin artık "mutlak öncelik" olduğunu söyledi.

Kremlin'in himayesinde düzenlenen askeri ve ulusal geçit törenleriyle kutlanan Vatan Savunucuları Günü'nde yayınlanan bir video mesajında Putin, “Rusya'nın güvenliğini garanti altına alan ve dünyada etkili bir stratejik caydırıcılık ve güç dengesi sağlayan nükleer üçlüsünü geliştirmek, mutlak öncelik olmaya devam ediyor” ifadelerini kullandı.

Putin, “ordunun ve donanmanın kapasitesini güçlendirmeye” devam edileceğini ve Ukrayna'da dört yıl süren savaştan elde edilen askeri deneyimlerden yararlanacağını taahhüt etti. Silahlı kuvvetlerin tüm kollarının, “savaş hazırlığı, hareket kabiliyeti ve en zorlu koşullarda bile operasyonel görevleri yerine getirme yeteneği” dahil olmak üzere iyileştirileceğini belirtti.

Dünyanın en büyük iki nükleer gücü arasındaki son anlaşma olan Yeni START anlaşması bu ayın başında sona erdi. Şarku’l Avsat’ın aldığı bilgiye göre Washington, Rusya Devlet Başkanı'nın her iki tarafın nükleer silah cephaneliği sınırını bir yıl uzatma teklifine yanıt vermedi. Ancak Rusya, Washington da uymaya devam ettiği sürece Yeni START anlaşması kapsamındaki nükleer silah kısıtlamalarına uyacağını açıkladı.


ABD güçleri bir ay içinde Suriye’den tamamen çekilecek

TT

ABD güçleri bir ay içinde Suriye’den tamamen çekilecek

ABD güçleri bir ay içinde Suriye’den tamamen çekilecek

ABD’nin DEAŞ’la Mücadele Uluslararası Koalisyonu’na (DMUK) liderlik eden güçlerinin, DEAŞ’a karşı yürütülen operasyon kapsamında Suriye’den tamamen çekilmeyi planladığı bildirildi. Konuya ilişkin bilgi veren bir Suriye hükümet yetkilisi, bir Kürt kaynağı ve bir diplomatik kaynak, çekilmenin bir ay içinde tamamlanacağını belirtti. Bu açıklama, ülkenin kuzeydoğusundaki bir üssün boşaltılmaya başlanmasıyla eş zamanlı olarak geldi.

Adı açıklanmayan Suriye hükümet yetkilisi, “Bir ay içinde Suriye’den çekilecekler ve sahadaki hiçbir üslerinde askeri varlık bırakmayacaklar” dedi.

Kürt kaynak da aynı zaman çizelgesini doğrularken, diplomatik kaynak ise çekilmenin 20 gün içinde tamamlanabileceğini belirtti ve Washington’ın Suriye’de hiçbir askeri üs bırakmayacağını vurguladı.

ABD, 2014 yılında DEAŞ’ın Suriye ve Irak’ta geniş topraklar ele geçirmesinin ardından bu örgüte karşı kurulan DMUK çerçevesinde her iki ülkede de asker bulundurmuştu. Örgüt, 2019’a kadar kademeli olarak bu bölgelerden çıkarılmıştı.

Kürt kaynak, ABD’nin bugün Suriye’nin kuzeydoğusundaki ana üsten çekilmeye başladığını ve önceki iki üssü de iki hafta içinde boşalttığını belirtti.

İsminin açıklanmasını istemeyen kaynak, “Haseke’deki DMUK güçlerinin merkezi üssünden askeri ve lojistik araçların Irak yönüne çekilmesi süreci devam ediyor. ABD’nin Suriye’den çekilmesi bir ay içinde tamamlanacak” dedi.

dcfvgthy
Suriye’nin Kamışlı kentinde ABD ordusu devriyesi (Arşiv – Reuters)

ABD ordusu, bu ayın ortasında Suriye’deki stratejik bir üsten tamamen çekildiğini ve üssü Suriye güçlerine devrettiğini açıkladı. Bu gelişme, iki ülke arasındaki ilişkilerin güçlenmesine işaret eden en son adım olarak değerlendiriliyor ve daha geniş çaplı bir Amerikan çekilmesine zemin hazırlayabilir. Şarku’l Avsat’ın Wall Street Journal’dan aktardığına göre ABD güçleri, Suriye’deki kalan tüm üslerden önümüzdeki iki ay içinde çekilmiş olacak.

Haseke yolunda

Fransız muhabirlerinin aktardığına göre, Kürt güçlerinin son kalesi olan Haseke ile Irak Kürt Bölgesel Yönetimi’ni bağlayan uluslararası yolda bugün onlarca ağır kamyon görüldü. Kamyonlar, zırhlı araçlar ve önceden inşa edilmiş barınaklarla doluydu ve ABD askerî araçları ve helikopterler eşlik ediyordu.

Kürt kaynak, Amerikan hareketleri, “Haseke’deki DMUK güçlerinin merkezi üssünden askeri ve lojistik araçların Irak yönüne çekilme süreci devam ediyor” cümlesiyle aktardı.

fgthy
ABD, Suriye’deki Kasrak Üssü’nden çekilmeye başladı. (AFP)

Kaynağa göre önümüzdeki günlerde, kuzey ve doğu Suriye’deki iki kalan üsten askeri ve lojistik malzeme, radar sistemleri ve füzelerden oluşan ardışık konvoylar taşınacak. DMUK güçleri, askerlerin çoğunu hava yoluyla çekerken, kara birlikleri konvoylara eşlik edecek.

Hava müdahalesi

Son iki hafta içinde ABD, Tanf Üssü’den ve kuzeydoğudaki eş-Şeddadi yakınlarındaki bir diğer üsten ardışık olarak çekildi. Bu ikinci üs, Kürt güçlerinin DEAŞ mensuplarını tuttuğu bir cezaevine ev sahipliği yapıyordu; geçen ay bölgeye Suriye hükümet güçleri ilerlemişti.

DMUK, bu üsleri DEAŞ’a karşı savaşmak ve son yıllarda örgüte yönelik ağır hava saldırıları düzenlemek için kullanmıştı.

ABD, zaman zaman Suriye’de örgüte ait hedefleri vurduğunu açıklarken, Suriye makamları da aralıklı olarak örgüte bağlı hücrelere karşı güvenlik operasyonları yürütüyor.

Diplomatik kaynak, hem Şam hem Washington’la yakın ilişkisi bulunan ülkesinin bilgisine dayanarak, ABD’nin bölgedeki üslerinden havadan Suriye’ye müdahale edebileceğini, yani DEAŞ’a karşı potansiyel operasyonlar gerçekleştirebileceğini belirtti. Bu açıklama, örgütün iki yıl aradan sonra cumartesi günü yayımladığı ses kaydında hükümet güçleriyle çatışmaya çağrılmasıyla bağlantılı görülüyor.

DEAŞ halen uyuyan hücreler aracılığıyla hareket ediyor ve ara sıra saldırılar düzenliyor; son olarak hükümet güçlerine karşı bir saldırı gerçekleştirdi.

Ocak ayında ise Suriye ordusu, uzun yıllar örgüte karşı sert mücadele veren ve on binlerce militan ile ailelerini kamplar ve gözaltı merkezlerinde tutan Kürt güçlerinin kontrolündeki bölgelere ilerledi.

erg
Bir Amerikan kamyonu, Suriye’nin kuzeydoğusundaki Haseke vilayetinin Kamışlı kenti dışındaki bir otoyolda konvoy halinde ilerliyor. (AFP)

Bu ay içinde Washington, örgüte bağlı olduğu şüphesi bulunan 5 bin 700’den fazla tutukluyu kara yoluyla Irak’a naklettiğini açıkladı.

Aynı dönemde, el-Hol Kampı’nda bulunan ve örgüt üyelerinin ailelerini barındıran kamp, neredeyse tamamen boşaltıldı. Çoğu sakin bilinmeyen bir yere gitmişken, geride kalanlar Suriye’nin kuzeyindeki Halep kontrolündeki başka bir kampa nakledildi.

ABD, Ortadoğu’daki askeri varlığını güçlendirdi ve artan İran gerilimi nedeniyle bölgede iki uçak gemisi ve eşlik eden savaş gemilerini konuşlandırdı. Tahran ise olası herhangi bir saldırıya, bölgede Amerikan askeri hedeflerini vurarak yanıt vereceğini açıkladı.