Lübnan ABD için jeopolitik önemini yitirdi mi?

Başkanlık seçimleri öncesi zaman tükenirken Biden, Gazze'de ateşkes anlaşmasına varılmasını sağlamakta başarısız oldu

Axel Rangel Garcia
Axel Rangel Garcia
TT

Lübnan ABD için jeopolitik önemini yitirdi mi?

Axel Rangel Garcia
Axel Rangel Garcia

Christopher Phillips

İsrail'in Lübnan’a yönelik mevcut işgali ile 2006 yılında Hizbullah'a karşı yürüttüğü savaş arasında birçok benzerlik olsa da son savaş, özellikle Lübnan’daki kayıplar açısından on sekiz yıl önceki savaşı çoktan geride bıraktı. Lübnan Sağlık Bakanlığı tarafından 4 Ekim'de yapılan açıklamaya göre İsrail tarafından düzenlenen saldırılarda 2 binden fazla kişi öldü, 2006 yılında öldürülen sivil sayısı bin 191 olarak açıklanmıştı. Mevcut savaşta ölen sayısı artacak gibi görünüyor.

Ancak Lübnan'da ölenlerin sayısındaki artış, mevcut savaş ile 2006 arasındaki tek önemli fark değil. İsrail tarafındaki kayıplar nispeten daha düşük. İsrail saldırısının doğası ve Hizbullah'ın gücünü budama stratejisi şimdiye kadar kayıp sayısının nispeten düşük olmasına katkıda bulundu. İsrail’in kuzeyinde 7 Ekim 2023 tarihinden bu yana 33 İsrailli öldürülürken bu sayı 2006 yılında bir aydan biraz fazla bir sürede 165 olarak kayıtlara geçmişti.

Filistin lideri Yaser Arafat’ın Beyrut'ta Filistinli savaşçılarla birlikte , 26 Haziran 1982 (Getty)Filistin lideri Yaser Arafat’ın Beyrut'ta Filistinli savaşçılarla birlikte , 26 Haziran 1982 (Getty)

2006 yılında yaşananlarla en büyük tezat hiç tartışmasız savaş alanından uzakta, uluslararası toplumda gerçekleşti. 2006 yılının temmuz ve ağustos aylarında uluslararası diplomatlar arasında yoğun bir faaliyet yaşandı. Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'nde (BMGK) ve başka uluslararası mecralarda sık sık yapılan toplantılarda önde gelen küresel aktörler, savaşı sona erdirecek bir ateşkese nasıl ulaşılabileceğini tartıştılar. Buna karşın 2024 yılında uluslararası toplum sessiz kaldı ve sessiz kalmaya devam ediyor. Ortadoğu ülkelerinin liderleri İsrail saldırılarını kınamakla yetinirken Batılı ülkeler, özellikle İsrail'in Lübnan'daki Birleşmiş Milletler Barış Gücü (UNIFIL) mevzilerini hedef almasının ardından itidal çağrısında bulundu. ABD’nin en belirgin tutumu ise sağır edici sessizliği oldu.

ABD'nin neredeyse 70 yıldır Lübnan'daki en etkili dış aktör olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz. ABD, Lübnan’daki Batı yanlısı hükümetin çöküşünü önlemek için 1958 yılında asker gönderdi. Dönemin ABD Başkanı Ronald Reagan'ın Özel Temsilcisi Philip Charles Habib, 1982 yılında İsrail’in Lübnan’ı işgalinin ardından baş müzakereci olarak görev yaptı. Bunun sonucunda Filistin Kurtuluş Örgütü (FKÖ) geri çekildi ve ABD'nin öncü rol oynadığı çok uluslu bir güç ülkeye konuşlandırıldı.

ABD, 2006 yılında İsrail'in Hizbullah'a saldırma hakkını desteklediyse de uluslararası toplumun çatışmayı sona erdirme çabalarına öncülük etti. Ardından Başkan George W. Bush yönetimi başlangıçta BMGK’nın çatışmaların derhal durdurulmasına yönelik çabalarını engellemiş olsa da savaştan iki hafta sonra ateşkes için baskı yapmaya başladı. Bu çabalar önceleri Avrupalı ve Arap diplomatların gözünde İsrail lehine olacak şekilde kayırıcı olarak seyretti ama sonunda Washington, BM'nin 1701 sayılı kararı almasıyla sonuçlanan daha dengeli bir çözümü benimsemeye ikna edildi. ABD her ne kadar İsrail'e yakınlığını gizlemese de kendisini hala uluslararası toplumun lideri ve çatışmanın çözümünden sorumlu aktör olarak görüyordu.

Bugün ise Başkan Joe Biden yönetimini bu tür hesaplar yönlendiriyor gibi görünmüyor. Bir yıldır Gazze'de ateşkes anlaşması için müzakereleri başlatmakta başarısız olan Başkan Biden’ın ekibi, Lübnan'da başka bir girişimde bulunma konusunda hevesli olması mantıklı görünmüyor. ABD’nin iç meseleleri de bu yönde bir rol oynuyor. Cumhuriyetçi Parti’nin başkan adayı Donald Trump'ın Demokrat Partili rakibi Kamala Harris'e kıyasla daha İsrail yanlısı olduğu düşünüldüğünde, Biden, İsrail yanlısı Demokrat oyların bir kısmını Cumhuriyetçilere kaptırma korkusuyla Binyamin Netanyahu'ya baskı yapmakta isteksiz davranabilir.

Eski ABD Başkanı Ronald Reagan’ın Özel Temsilcisi Philip Charles Habib, Washington'da gazetecilere açıklama yaparken (Getty)Eski ABD Başkanı Ronald Reagan’ın Özel Temsilcisi Philip Charles Habib, Washington'da gazetecilere açıklama yaparken (Getty)

Her ne kadar ABD’li herhangi bir yetkilinin bunu açıkça itiraf ettiğini görmesek de ABD'nin jeopolitik öncelikleri, Başkan Biden’ı kısıtlayan iç faktörlerle birlikte 1982 ya da 2006 yıllarından bu yana dramatik bir şekilde değişti. Beyaz Saray’ın sivillerin öldürülmesini kınadığına şüphe yok. Fakat gerçek şu ki, Lübnan artık Washington için eskisi kadar stratejik öneme sahip değil. 2006 yılı eski Başkan Bush yönetiminin Ortadoğu ülkelerini Batı yanlısı demokrasilere dönüştürmeyi amaçlayan 'teröre karşı savaşı’ zirvesindeydi. ABD, bir önceki yıl, yani 2005 yılında Fransa ile birlikte, Başbakan Refik Hariri'nin öldürülmesinin ardından Suriye'yi Lübnan'dan çıkmaya zorlayarak daha Batı yanlısı bir hükümetin kurulmasını sağlayacağını umduğu seçimlerin önünü açtı. Dönemin Dışişleri Bakanı Condoleezza Rice, 2006 yılındaki şiddet olaylarını ‘yeni bir Ortadoğu'nun doğum sancıları’ olarak tanımlarken, Lübnan'ın ABD'nin bölgeye yönelik planları açısından ne kadar önemli olduğunun sinyallerini vermişti. Ancak Hizbullah’ın ayakta kalması, Bush'un gündemini rayından çıkaran bir rol oynadı.

Benzer şekilde Washington, 1982 yılında FKÖ'nün Lübnan'dan çıkarılmasından memnun olsa da Soğuk Savaş dinamikleri ABD'yi bu çıkışın şeklini dikkatli bir şekilde yönetmeye sevk etti. Lübnan'ın Sovyetler Birliği kampına geçmesi Washington'ın en son isteyeceği şeydi. Benzer kaygılar 1958 yılında dönemin ABD Başkanı Dwight D. Eisenhower'ın müdahale etmesinde de rol oynamıştı.

Buna karşın Lübnan bugün böyle bir jeopolitik öneme sahip değil. Hizbullah'a para ve silah akıtmaya devam eden İran dışında Lübnan, önceleri üzerinde nüfuz sahibi olmak için yarışan birçok dış aktör için değerini yitirmiş durumda. Suriye, iç savaşın patlak vermesinden bu yana nüfuzunu yeniden kazanamayacak kadar zayıf. Hiçbir yeni güç, Lübnan’da nüfuzunu arttırmaya çalışmadı. Türkiye uzun zamandır Lübnan'ın içinde bulunduğu kötü durumdan bahsetmekle birlikte ciddi bir nüfuz oluşturmuş değil. Benzer şekilde Rusya ve Çin de buraya çok az yatırım yaptı.

“Dönemin Dışişleri Bakanı Condoleezza Rice, 2006 yılındaki şiddet olaylarını ‘yeni bir Ortadoğu'nun doğum sancıları’ olarak tanımlarken, Lübnan'ın ABD'nin bölgeye yönelik planları açısından ne kadar önemli olduğunun sinyallerini vermişti.

Lübnan'ı yıllardır etkisi altına alan mali kriz, bölgesel bankacılık merkezi olma özelliğini zayıflattığından yabancılar için cazibesini yitirdi. Lübnan, bölgenin bankacılık merkezi olduğu yıllarda, Suriye'deki iç savaş yüzünden yaz aylarında kara yoluyla Körfez ülkelerinden Beyrut'a akın eden turistlerin önünü kapattı. Şarku’l Avsat’ın Majalla'dan aktardığı analize göre tüm bu faktörleri bir arada değerlendirdiğimizde, Lübnan'ın artık Soğuk Savaş ve Terörle Savaş dönemlerindeki gibi büyük bir ödül olmadığını, ABD'nin bugün savaşı durdurmaya yönelik ilgisizliğinin de bunu kanıtladığını görüyoruz.

Elbette bu durum değişebilir. Yeni faktörler Biden'ı ya da halefini savaşı durdurma konusunda yeniden harekete geçirebilir. Gazze'de olduğu gibi, artan can kayıpları yeni diplomatik girişimleri tetikleyebilir. ABD'de özellikle başkanlık seçimlerinden sonra değişen iç durum, Biden'ı görevdeki son aylarında hem Lübnan hem de Gazze Şeridi’ndeki savaşla daha fazla ilgilenmeye itebilir. Ancak jeopolitik hesapların değişmesi pek olası görünmüyor. ABD'nin genel olarak çatışmaları azaltma ve Ortadoğu'yu istikrara kavuşturma arzusunun ötesinde, Lübnan bir zamanlar sahip olduğu önemi kaybetti. Dolayısıyla Washington'ın Lübnanlıları krizle kendi başlarına mücadele etmelerini istemesi kimse için sürpriz olmasa gerek.

Bu analiz Şarku’l Avsat tarafından Londra merkezli Al Majalla dergisinden çevrilmiştir.



Trump bugün Barış Konseyi’nin ilk toplantısına başkanlık edecek

ABD Başkanı Donald Trump (AFP)
ABD Başkanı Donald Trump (AFP)
TT

Trump bugün Barış Konseyi’nin ilk toplantısına başkanlık edecek

ABD Başkanı Donald Trump (AFP)
ABD Başkanı Donald Trump (AFP)

ABD Başkanı Donald Trump bugün (Perşembe) kendi çağrısıyla oluşturulan Barış Konseyi’nin ilk toplantısına başkanlık edecek. Toplantıya 45’ten fazla ülkeden temsilcinin katılması beklenirken, Gazze’nin geleceğine ilişkin çözümsüz başlıkların gündeme damga vurması bekleniyor.

Hamas mensuplarının silahsızlandırılması, yeniden imar fonunun büyüklüğü ve savaş nedeniyle ağır yıkıma uğrayan Gazze halkına insani yardım akışının sağlanması gibi konuların, Konsey’in önümüzdeki haftalar ve aylardaki etkinliğinin sınanacağı temel dosyalar olması bekleniyor.

Trump’ın Washington’da kısa süre önce adını verdiği “Donald J. Trump Barış Enstitüsü” binasında katılımcılara hitap etmesi ve katılımcı ülkelerin yeniden imar fonu için 5 milyar dolar topladığını açıklaması planlanıyor. Söz konusu tutarın, ilerleyen dönemde milyarlarca dolarlık ek kaynağa ihtiyaç duyulması beklenen fon için ilk katkı niteliğinde olacağı belirtiliyor.

Trump’ın çağrısıyla kurulan Barış Konseyi geniş tartışmalara yol açtı. Konsey’de İsrail yer alırken Filistinli temsilcilerin bulunmaması dikkat çekiyor. Trump’ın Konsey’in ilerleyen aşamada Gazze’nin ötesindeki küresel meydan okumaları da ele alabileceğini önermesi, bunun Birleşmiş Milletler’in küresel diplomasi ve ihtilaf çözümündeki merkezi rolünü zayıflatabileceği yönündeki kaygıları artırdı.

Üst düzey ABD’li yetkililer, Trump’ın ayrıca bazı ülkelerin Gazze’de barışın korunmasına yardımcı olmak amacıyla kurulacak uluslararası bir istikrar gücüne binlerce asker göndermeyi planladığını açıklayacağını bildirdi.

Hamas mensuplarının silahsızlandırılması ve böylece barış gücü birliklerinin göreve başlayabilmesi konusu ise temel anlaşmazlık başlıklarından biri olmaya devam ediyor. Hamas, İsrail’in olası misilleme adımlarına ilişkin endişeler nedeniyle silah bırakmaya yanaşmıyor. Silahsızlandırma, Trump’ın iki yıl süren Gazze savaşının ardından Ekim ayında başlayan kırılgan ateşkese zemin hazırlayan planının maddeleri arasında yer alıyor.

Üst düzey bir yönetim yetkilisi, “Silahsızlanmaya ilişkin zorlukların tamamen farkındayız, ancak arabuluculardan gelen mesajlar bizi cesaretlendiriyor” dedi.

Güvenlik Konseyi üyelerinin çoğu yok

ABD’li yetkililer, etkinliğe 47 ülkeden heyetlerin ve Avrupa Birliği’nin katılımının beklendiğini belirtti. Listede İsrail’in yanı sıra Arnavutluk’tan Vietnam’a kadar geniş bir ülke yelpazesi yer alıyor.

Ancak Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin daimi üyeleri olan Fransa, Birleşik Krallık, Rusya ve Çin listede bulunmuyor.

Etkinlikte Trump’ın yanı sıra ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, ABD’nin özel temsilcileri Steve Witkoff ve Jared Kushner ile eski Birleşik Krallık Başbakanı Tony Blair’in konuşma yapması bekleniyor. Konsey’de önemli bir rol üstlenmesi öngörülen Blair’in yanı sıra, ABD’nin Birleşmiş Milletler Daimi Temsilcisi Mike Waltz ve Gazze Yüksek Temsilcisi Nickolay Mladenov’un da etkinlikte yer alacağı ifade ediliyor.

İsmini açıklamak istemeyen bir Konsey üyesi, Gazze planının ciddi engellerle karşı karşıya olduğunu belirtti. Yetkili, diğer alanlarda ilerleme sağlanabilmesi için Gazze’de güvenliğin tesis edilmesinin temel şart olduğunu, ancak polis güçlerinin henüz yeterince hazır ve eğitimli olmadığını kaydetti.

Açıklamaya göre henüz karara bağlanmamış temel soru, Hamas’la görüşmeleri kimin yürüteceği. Konsey temsilcilerinin, örgüt üzerinde nüfuz sahibi aktörler — özellikle Katar ve Türkiye — aracılığıyla süreci ilerletebileceği değerlendiriliyor. Ancak İsrail’in bu iki ülkeye mesafeli yaklaşımı sürecin önündeki başlıca engellerden biri olarak görülüyor.

İnsani yardımın ulaştırılması da çözüm bekleyen başlıklar arasında yer alıyor. Yetkili, mevcut durumu “katastrofik” olarak nitelendirirken, yardım akışının süratle genişletilmesi çağrısında bulundu. Buna karşın, dağıtımın sahada hangi yapı tarafından koordine edileceğinin netleşmediğini belirtti.


İsrail, ABD'nin yakında İran'a saldıracağı beklentisiyle hazırlık yapıyor

İsrail'in Demir Kubbe Savunma Sistemi Tel Aviv semalarında roketleri imha ederken (Arşiv - Reuters)
İsrail'in Demir Kubbe Savunma Sistemi Tel Aviv semalarında roketleri imha ederken (Arşiv - Reuters)
TT

İsrail, ABD'nin yakında İran'a saldıracağı beklentisiyle hazırlık yapıyor

İsrail'in Demir Kubbe Savunma Sistemi Tel Aviv semalarında roketleri imha ederken (Arşiv - Reuters)
İsrail'in Demir Kubbe Savunma Sistemi Tel Aviv semalarında roketleri imha ederken (Arşiv - Reuters)

İsrail gazetesi Yedioth Ahronoth, İsrailli yetkililerin, Tahran'ın Cenevre'de yapılan son müzakerelerde ABD'nin taleplerini karşılamaması üzerine, ABD Başkanı Donald Trump'ın ‘yakında’ İran'a karşı büyük çaplı bir askeri saldırı başlatabileceğini öngördüklerini aktardı. Gazeteye göre Trump yönetiminin yetkilileri, İranlıların zaman kazanmaya ve ABD'yi yanıltmaya çalıştığını düşünüyor.

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu başkanlığında kısa bir süre önce gerçekleşen istişarelerde, İran'ın İsrail ordusu olası bir ABD saldırısına katılmasa bile İsrail'e füze saldırısı düzenleyebileceği yönünde bir değerlendirme yapıldı. Buna göre acil durum hizmetleri ve sivil savunmadan sorumlu askeri kurum olan İç Cephe Komutanlığı'ndan savaşa hazırlık yapması istendi. Çeşitli güvenlik kurumları da en yüksek savunma hazırlık seviyesine geçtiklerini açıklarken, güvenlik kurumları da yüksek alarm durumuna geçti.

Ne zaman olacağı bilinmiyor

ABD, Trump'ın ‘güzel filo’ olarak nitelendirdiği, İran ile kısa süreli bir çatışma yerine uzun süreli bir savaş yürütebilecek güçleri bölgeye çoktan konuşlandırdı. Ancak İsrailli yetkililer, ABD'nin saldırısının kesin zamanlamasının bilinmediğini ve nihai olarak Trump'ın kararına bağlı olduğunu belirtiyor. Karar verildikten sonra bile planlar değişebilir. İsrail'de karar anının yaklaştığı ve zamanın daraldığı yönünde bir izlenim hakim. Yetkililer birkaç gün önce iki haftalık bir süreden, ondan önce de yaklaşık bir aydan bahsetmişlerdi, ancak şimdi birkaç gün içinde harekete geçilebileceğine dair işaretler var.

Öte yandan saldırıyı geciktirebilecek birkaç faktör de söz konusu. Gazze Barış Kurulu, perşembe günü Washington'da toplanacak ve İtalya'daki Kış Olimpiyatları 22 Şubat'ta sona erecek. Trump'ın bu faktörlere ne kadar ağırlık vereceği belirsiz.

Her ne kadar kesin bir tarih belirlenmemiş olsa da ABD'nin İran ile uzun süreli bir çatışmaya hazırlandığına dair işaretler giderek artıyor. Geçtiğimiz yıl haziran ayında yaşanan 12 günlük savaştan bu yana yüksek seviyede olan gerginlik, İran rejiminin son zamanlarda protestoculara yönelik sert müdahalelerinin ardından daha da tırmandı. ABD'li yetkililer, büyük çaplı bir operasyonun hızlı bir saldırı olmayacağını, aksine haftalarca sürebilecek bir kampanya olacağını tahmin ediyorlar. Bu da Ortadoğu'daki askeri yığınağı açıklıyor.

Herhangi bir saldırının olası hedeflerinden biri İran'da rejim değişikliği olacak. Ancak ABD yetkilileri, bu hedefin tek bir saldırıyla değil, haftalarca sürecek bir dizi saldırıyla gerçekleştirilebileceğini kabul ediyor.

Bu da İran’ın Dini Lideri Ali Hamaney'in yanı sıra, bazıları toplu katliamlardan sorumlu tutulan İran Devrim Muhafızları Ordusu’nun (DMO) kurumlarını da hedef alabilir. Washington ayrıca İranlıların sokaklara dökülmesini istiyor, ancak bunun için rejim muhaliflerini ABD'nin onları desteklemeye hazır olduğuna ikna etmek gerekiyor.

CNN'in haberine göre iki İsrailli yetkili, önümüzdeki günlerde ABD ve İsrail'in İran'a ortak bir saldırı düzenleyeceğine dair ‘artan işaretler’ üzerine İsrail'in askeri alarm ve hazırlık seviyesini yükselttiğini söyledi.

Haberin kaynaklarından biri olan bir askeri yetkiliye göre İsrail operasyonel ve savunma planlamasını hızlandırdı. Bir kaynak, Trump tarafından onaylanması halinde beklenen saldırının önceki 12 gün süren savaşın ötesine geçeceğini ve ABD ile İsrail arasında koordineli saldırılar içereceğini ekledi.

Diğer taraftan bugün yapılması planlanan İsrail Savaş Kabinesi toplantısı pazar gününe ertelendi. Bu ertelemenin nedeni, ABD ve İsrail'in herhangi bir karar vermeden önce İran'ın yanlış bir hesap yapıp önleyici bir saldırı düzenlemesini önlemek olabilir.

Hizbullah ve Husiler hesapların merkezinde

Son iki gün içinde, Ortadoğu'ya doğru takviye savaş uçakları, yakıt ikmal uçakları, keşif ve istihbarat uçakları ile komuta ve kontrol uçaklarının yola çıktığı görüldü. Bu hareketlilik, bölgede uzun zamandır görülmemiş büyüklükte bir ABD askeri gücü oluşturuyor. Bu devasa bir savaş makinesi ve bölgede sadece ‘pozisyon almak’ için konuşlandırılmış olması pek olası değil. Amaç sadece müzakerelerde baskı uygulamaksa, bu olağanüstü bir baskı olur, çünkü ABD İran'a çok daha az güçle saldırabilir.

Bu büyük ölçekli tehdit ve caydırıcı etkisinin, İran'ı son dakikada ABD'nin taleplerini kabul etmeye zorlayabileceği ihtimali göz ardı edilemez. Trump daha önce tehditlerinin boş olmadığını göstermişti ve müzakereler sırasında Washington’ın Tahran'a ilettiği mesaj açıktı: “Sabrımı sınama!”

Ancak, en azından kamuoyu önünde İran bu tür sonuçlara varmış gibi görünmüyor. Hatta Hamaney, Amerikan uçak gemilerini vurmakla tehdit etti. İsrail'de bu durum, iktidar sahibine pahalıya mal olabilecek aşırı bir kibir olarak görülüyor.

Çoğu gösterge, İsrail'in bu tür bir saldırıya katılacağını ve kenara çekilmesinin istenmeyeceğini işaret ediyor. ABD’li yetkililerin İsrail'in yeteneklerine, özellikle de İsrail ordusunun uzmanlığına ihtiyaç duyduğu söyleniyor. İsrail'in başlıca hedefi, İran'ın balistik füze sistemini yok etmek ya da ona ciddi şekilde hasar vermek olacak. Aynı zamanda, İsrail ordusundan iki cephede daha mücadele etmesi istenebilir. Bunlar Lübnan'daki Hizbullah ve Yemen'deki Husiler.

Husilerin hemen savaşa katılıp İsrail'e füze ve insansız hava araçları (İHA) ile saldıracağı tahmin ediliyor. Ayrıca, daha önce 12 gün süren savaşta olduğu gibi Hizbullah'ın bu kez tarafsız kalmayıp savaşa katılma ihtimali de var. Bu durumda İsrail, bunu hesaplaşmak için bir fırsat olarak görebilir.


İsrail muhalefet partileri kafa karışıklığı ve bölünmüşlük içinde… Netanyahu’yu devirme fırsatı kaçabilir

İsrail muhalefet lideri Yair Lapid ile Netanyahu’nun 2022’de gerçekleşen görüşmesinden (DPA)
İsrail muhalefet lideri Yair Lapid ile Netanyahu’nun 2022’de gerçekleşen görüşmesinden (DPA)
TT

İsrail muhalefet partileri kafa karışıklığı ve bölünmüşlük içinde… Netanyahu’yu devirme fırsatı kaçabilir

İsrail muhalefet lideri Yair Lapid ile Netanyahu’nun 2022’de gerçekleşen görüşmesinden (DPA)
İsrail muhalefet lideri Yair Lapid ile Netanyahu’nun 2022’de gerçekleşen görüşmesinden (DPA)

İsrail’de yaklaşan seçimler öncesinde kamuoyunda muhalefet partilerinin Binyamin Netanyahu hükümetini devirmeye yönelik mücadelede yeterince profesyonel davranmadığı ve seçim kazanma fırsatını heba edebileceği yönündeki görüşler güç kazanırken, sol eğilimli Demokratlar Partisi lideri Yair Golan, üç partinin birleşmesini önerdi. Golan, kendi liderliğini yaptığı Demokratlar Partisi’nin yanı sıra, Yair Lapid liderliğindeki Yesh Atid Partisi ve Gadi Eisenkot’un başında bulunduğu Yashar Partisi’nin tek çatı altında toplanmasını teklif etti. Golan, söz konusu ittifakın başına Eisenkot’un getirilmesi konusunda uzlaşmaya varılmasını önererek, “Çünkü anketler onun hem benden hem de Lapid’den daha fazla beğeni topladığını gösteriyor” ifadesini kullandı.

sdvfgt
İsrail muhalefet lideri Yair Lapid (Reuters)

Golan dün yaptığı basın açıklamasında, önerdiği üçlü ittifakın mevcut anketlere göre şimdiden 31-33 sandalye kazanabileceğini ve böylece en büyük parti konumuna yükselebileceğini söyledi. Golan, söz konusu bloğun kurulması ve Netanyahu’yu kendi seçmeni nezdinde de zorlayacak mücadeleci bir seçim kampanyası yürütmesi halinde, desteğini daha da artırabileceğini ve bir sonraki hükümeti kurabilecek güce ulaşabileceğini ifade etti.

Ancak Lapid teklifi kabul etmedi. Lapid, bu girişimin kendisini solcu bir parti lideri gibi göstermeyi amaçladığını savunurken, kendisini sağ liberal olarak tanımladığını belirtti. Golan’a saatler içinde yanıt veren Lapid, birlik önerisinin Golan’ın kendi popülaritesini artırma amacı taşıdığını öne sürdü. Lapid ayrıca Golan’ı ve ‘şu dönemde birlik adı altında safları dağıtmaya çalışan tüm muhalefet liderlerini’ sert sözlerle eleştirdi.

Lapid, “Kamuoyu blokların birleşmesini istemiyor; bizi olduğumuz gibi görmek istiyor. Her parti kendi ilkeleri temelinde mücadele etmeli. Seçimden sonra bloklar arasında bir birleşme yolu bulunabilir” dedi. Muhalefet liderlerini son dönemde ‘zırhlı aracın içinde ateş açmakla’ suçlayan Lapid, bunun ‘Netanyahu’nun iktidarını sonsuza dek sürdürmesine yol açabilecek bir intihar eylemi’ olduğunu söyledi.

Lapid, seçim hazırlıklarında kendisiyle çalışan uzmanların hükümetin düşmesinin ‘teorik olarak artık kesinleştiği’ görüşünde olduğunu belirterek, muhalefet partilerinin bu gerçeği pekiştirmeye odaklanması gerektiğini kaydetti. Lapid’e göre Netanyahu, yenilginin eşiğinde olduğunu biliyor ve iki hedefe yöneliyor: Araplar ile liberal kesim arasındaki katılım oranını düşürmek ve seçimlere hile karıştırmak. Bu çerçevede önceliğin, Yahudiler arasında yüzde 70, Araplar arasında ise yüzde 48 seviyesinde olan oy verme oranını artırmak ve özellikle kırsal bölgelerde seçim hilesini önlemek amacıyla sıkı denetim mekanizmaları oluşturmak olduğunu ifade etti.

juıo9
Tel Aviv’de düzenlenen Netanyahu karşıtı gösteriden (Arşiv – AFP)

Lapid iki gün önce yaptığı açıklamada, ‘liberal kamp içindeki tüm partilerin, Netanyahu’nun yer alacağı herhangi bir koalisyona katılmama taahhüdünde bulunmasını’ şart koştu. Lapid’in bu sözlerle, birlikte önceki hükümeti kurduğu müttefiki Naftali Bennett’e gönderme yaptığı değerlendirildi. Bennett, Netanyahu ile bir hükümet kurmayacağına dair açık bir taahhütte bulunmayı reddediyordu. Bennett’e yakın kaynaklar ise bu tutumun Likud’dan oy çekme amacı taşıdığını savundu. Nitekim Likudlu Bakan Idit Silman, Bennett’in açıklamalarını sert sözlerle eleştirerek sağ seçmene seslendi ve “Bennett sizi, geçmişte sağ seçmeni kandırdığı gibi kandırıyor; sol ve Araplarla hükümet kuruyor” ifadesini kullandı. Silman daha önce Lapid hükümetinde yer almış, ancak 2022 yılında koalisyondan çekilerek hükümetin düşmesine yol açmıştı.

Lapid’in bir yandan, sağ kanadın ise diğer yandan baskısı altında kalan Bennett, Netanyahu liderliğinde kurulacak bir hükümete katılmayacağını açıkladı. Ancak Likud ile Netanyahu’suz bir senaryoda iş birliğine açık olup olmadığı konusunda net bir ifade kullanmadı.

Öte yandan, Avigdor Lieberman liderliğindeki Yisrael Beiteinu Partisi de muhalefet cephesindeki yön arayışını yansıtan açıklamalarda bulundu. Lieberman, muhalefet partilerinin seçmenlere, Netanyahu ile ya da Arap partileriyle hükümet kurmayacaklarına dair açık ve samimi bir taahhüt vermeleri gerektiğini söyledi.

dfgthy
Netanyahu ve Bennett (İsrail medyası)

İsrail’de yayımlanan son Maariv gazetesi anketine göre, seçimlerin bugün yapılması halinde Arap partileri hesaba katılmaksızın muhalefet partileri 60 sandalye kazanıyor. Aynı ankette, Binyamin Netanyahu liderliğindeki koalisyonun sandalye sayısının 68’den 50’ye gerilediği belirtiliyor. Bu tablo karşısında Netanyahu’nun, özellikle Arap seçmenler arasında katılım oranını düşürmeye yönelik bir plan üzerinde çalıştığı öne sürülüyor. İddiaya göre bu plan, korku siyaseti yürütmeyi ve Arap listeleri ile adayları seçim sürecinden diskalifiye etmeyi içeriyor. Muhalefet ise Netanyahu’yu ve müttefiklerini ‘geniş çaplı bir seçim sahtekârlığı kampanyasına hazırlanmakla’ suçluyor.